MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,280 » Forum posts: 5,871 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Mardin Hakkında Bilgiler
MARDİN
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 8890 km2
Nüfûsu : 557.727
İlçeleri : Merkez, Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur, Yeşilli.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Dicle bölümünde yer alan bir ilimiz. Diyarbakır, Siirt, Batman, Şırnak, Urfa, Irak ve Suriye arasında yer alır. Trafik numarası 47’dir.
İsminin Menşei
Mardin isminin menşei üzerinde çeşitli rivâyetler vardır. Mardin’in bulunduğu bölgeye yerleştirilen “Marde” kavminden geldiği, bu bölgeye hükmeden bir kralın Mardin isminde oğlunun hastalanıp havası ve suyu iyi olan Batı Kalesine gönderildiği, burada iyileşmesi üzerine Kale’nin bulunduğu yerde Mardin isimli şehrin kurulduğu, Süryânice mukaddes “Mara” kelimesinden geldiği, Sâsânî komutanlarından Mardius bu şehri îmâr ettiği için şehrin eski ismi yerine bu komutanın isminin verildiği gibi çeşitli rivâyetler vardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince, Bizanslıların “Mardie” Arapların “Maridin” ismi yerine kendi lisanlarına uygun olarak “Mardin” demişlerdir.
Târihi
Mardin’in bilinen târihi 3000 sene öncelere dayanır. Mardin bölgesi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. Hititler zamânında bu bölge, Hurri Mitanni Krallığının elindeydi. Uzun müddet Bâbil ve Asur hâkimiyeti altında kalan Mardin’i Medler ele geçirdi. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı işgâl ederek imparatorluğuna ilhak etti. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk parçalandı. Bu bölge Anadolu gibi Selevkos Devletinin payına düştü. Pers ve sonra Sâsânî hânedanları, bu bölgeyi ele geçirdiler.
M.S. 1. asırdan îtibâren Roma İmparatorluğu, Toros ve Fırat ötesi Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu için İran’la mücâdele etti. Her iki ülke arasında bu bölge el değiştirdi ve Roma tam bir hâkimiyet kuramadı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
640 târihinde hazret-i Ömer’in halîfeliği zamânında, İyaz ibni Ganm kumandasındaki İslâm ordusu, Mardin’i fethederek, İslâm devletine kattı. Sonraki asırlarda Hamdânîlerle Mervânîler, Bağdat’taki Abbâsî Halîfeliğine tâbi olmak şartıyla bu bölgeyi ellerinde tuttular. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Mardin toprakları Selçuklu Türklerinin eline geçti. 1098’de Türkmen boylarından Artuklular, bölgede Selçuklulara bağlı iki devlet kurdular. Hısn Keyfâ (Hasankeyf)da kurulan Artukoğulları Beyliği “Sökmenîler” diye tanınır. Bu beylik, 1098’den 1231’e kadar 133 yıl devâm etmiştir. Artukluların Hısn Keyfâ dalı, Eyyûbîler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Eyyûbîler, 1232-1524 arasında 292 sene devletlerini muhâfaza etmişlerdir. Mardin’de kurulan ve “İlgâzîler” diye tanınan beylik, 1104’ten 1407’ye kadar 303 yıl devâm etmiştir.
Cezire-i ibni Ömer, Cizre’de 1160-1596 arasında 436 sene devâm eden küçük bir beylik kurmuştur. Zengilerin, yâni Musul Türk Atabeylerinin bir kolu, üç beyle Cizre’de 1170-1227 arasında 47 yıl hâkimiyet kurmuştur. Mardin bölgesine Büyük Selçuklulardan sonra Eyyûbîler, Türkiye Selçukluları, İlhanlılar, Mısır-Suriye-Türk-Memlûk İmparatorluğu, Timurlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular hâkim olmuştur. 1507’de İran’daki Safevîler, Mardin’i ele geçirdiler. Yavuz Sultan Selim Han, 1517 Çaldıran Zaferi ile Safevîleri Anadolu’dan attı. Bıyıklı Mehmed Paşa, Mardin’i fethederek, Osmanlı Devletine bağladı.
Yavuz ve Kânûnî’nin, Salâhaddin Eyyûbî’ye büyük saygıları olduğundan “Hısn Keyfâ”daki Eyyûbî Melikliğinin bir müddet devâmına müsâade etti. Osmanlı devrinde Mardin “Diyâr-ı Bekr” Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 24 sancağından (vilâyetinden) biriydi. Tanzimattan sonra “Diyâr-ı Bekr” eyâletinin üç sancağından biri oldu. 5 kazâsı vardı. İstiklâl Harbinde Mardin halkı mücâdelesini silâhsız, fakat birlik içinde düşmanı korkutarak yapmıştı. İcap etseydi Mardin de düşmana karşı kahramanca savaşırdı. Mardin’de düşmana karşı mücâdele şu şekilde verildi:
Mardin önce İngilizler tarafından işgal edilmek istendi. Irak Siyâsî Komiseri Nüel, Mardin’e gelerek, şehrin ileri gelenlerinden Mardin’in teslimini istedi. Mardinliler işgâle karşı silâhlı mücâdele yapacaklarını söylediler. 1919 senesinde Londra’da imzâlanan îtilâfnâme îcâbı Fransızlar, Mardin’in teslimi için Fransız kumandanlarından Norman’ı gönderdiler. Fransız kumandanı Norman, iki Fransız subayı ve kaleye çekilmek üzere bir Fransız bayrağı ile istasyona indi. Mardinliler sırtlara ve tepelere bolca çadır kurarak bu çadırlarda asker olduğu şâyiasını yaydılar. Ellerindeki silâh ve atlarla çeteler kurdular. İstasyonda silâhlı, eli kazma, kürek, satırlarla dolu halk Norman’ı karşıladı. Norman, Mardin’in teslim olmasını istedi. Mardin’in Avrupa şehri gibi onarılıp mahallî hükümet kurulacağını söyledi. Mardin ileri gelenleri; “1071’den bu yana Türk ve 640’tan bu yana Müslüman olan Mardin Müslüman ve Türk kalacaktır, asırlardır Türk toprağı olan Mardin Suriye’ye de bağlanamaz, zor kullanırsanız savaşa hazırız.” dediler. Mardin şehir halkı, Norman’ın yanındaki subayın elindeki Fransız bayrağını alıp parçaladılar. Mardin ileri gelenleri, Norman ve iki Fransız subayına bir ziyafet verip bu yemekte kendilerine; “Mardinliler tek bir vücut gibi birlik içindedir. Tek bir Mardinli kalmayıncaya kadar ölmeye yemin ettik” dendi. Norman korktu ve trenle Mardin’den ayrıldı ve Diyrabakır’a da gitmekten korktu. Mardinlilerin bu kahramanca hareketi, hem Mardin’i hem de Diyarbakır’ı Fransız işgalinden kurtardı. Cumhûriyet devrinde Mardin, 1923’te il merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Mardin il topraklarının % 52’si dağlarla % 32’si platolarla ve % 25’i ovalarla kaplıdır. Mardin’de geniş ovalar bulunur. Kuzeyi dağlık ve güneyi düzlüktür.
Dağları: İlin kuzeyinde; Mazı Dağları yer alır. Bunlara Mardin Dağları da denir. Ortalama yükseklik 1000-1500 m’dir. Başlıca dağları; Karınca Tepe (1134 m), Alem Dağı (1041 m), Gümüşyuva Tepe (1160 m), Dibek Dağı (1231 m), Pirinç Tepe (1130 m), Ziyaret Tepe (1160 m) dir.
Mardin Dağlarının kalkerli kısımlarından meydana gelmiş olan platolar Diyarbakır, Mardin ve Nusaybin Ovasına doğru alçalırlar.
Ovaları: Mardin-Batman sınırını çizen Dicle Vâdisi yer yer genişleyerek çok verimli ovalar meydana getirir. Mardin ovaları güneyde yer alır ve Suriye ovaları ile birleşir. Başlıca ovaları; Mardin, Nusaybin, Cizre, Kızıltepe ve Silopi ovalarıdır.
Akarsuları: Dicle, ilin başlıca büyük akarsuyudur. Elazığ’ın Gölcük Gölünden çıkan Dicle, Diyarbakır’dan geçip Batman-Mardin sınırını teşkil ederek, Cizre yakınında Suriye, sonra Irak’a geçer. Savur Suyu: Savur kasabasının Suzi köyü yakınından çıkar ve bâzı kollar alır. Çağçağ Suyu: Midyat ile Nusaybin arasından çıkar. Nusaybin Ovasını sular ve Suriye’ye geçer. Buğur Suyu üzerinde baraj vardır. Habur Suyu, Zeni Hınıs ve Zerkân Dereleri diğer akarsularıdır.
Gölleri: Mardin ilinde tabiî göl yoktur. Buğur Suyu üzerinde kurulan baraj gölü 260 hektarlık yer kaplar ve sulama maksadıyla kurulmuştur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Mardin ilinin iklimi Kara iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliğini gösterir. Yazlar sıcak ve kışlar soğuk geçer. Kar yağışlı gün sayısı 10 günü ve sıfırın altında gün sayısı 60 günü geçmez. Senenin 100 güne yakını 30°C’nin üstündedir. Senelik yağış ortalaması 713 mm’dir.
Bitki örtüsü: İl topraklarında genel olarak “Bozkır” görünümü hâkimdir. Dağ yamaçları ve vâdilerde meşe ormanlarına rastlanır. Orman ve fundalık saha il topraklarının % 15’ini geçmez. Ekili ve dikili sahalar % 40, çayır ve mer’alar % 38’dir. Nusaybin ve Savur’da geniş kavaklık alanlar mevcuttur.
Ekonomi
Mardin ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Fakat tarım yeteri kadar gelişmemiştir. Faal nüfûsun % 80’ine yakını tarım sektöründe çalışır. Sanâyi geri kalmıştır.
Tarım: Modern tarım araçları ve usûllerinin kullanılmasına yeni başlanmıştır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pirinç, nohut ve pamuktur. Dicle Nehri kıyısında sebzecilik yapılır. Turfanda sebzecilik de gelişmiştir. En çok domates, patlıcan, hıyar, kavun-karpuz ekilir. Meyve üretiminde üzüm başta gelir. Ceviz, nar, antepfıstığı da yetişir. Mardin’e üzüm diyarı diyenler vardır. 150 bin tonu geçen üzüm istihsali ile Türkiye’de dördüncü sıradadır. Karpuz da onuncu sırada yer alır.
Hayvancılık: Hayvancılığın il ekonomisinde önemli yeri vardır. Tarım üretiminin üçte biri hayvancılıktan sağlanır. Yerli göçerler, hayvanlarıyle yaylayla ova arasında göç ederler. Devamlı yerleşim merkezi olmayan göçebe aşiretler vardır.
Ormancılık: Mardin orman bakımından fakir sayılır. 200 bin hektarlık orman ve fundalık alanı vardır. Ormanların hepsi bozuk baltalık orman sınıfına dahildir.
Mâdenleri: Mardin ili mâden bakımından da fakir sayılır. İlde sâdece linyit ve fosfat işletilir. Güneydoğu Anadolu Fosfatları İşletmesinin merkezi Mazıdağı’dır. Senede 250 bin ton cevher üretilir. Linyit üretimi çok azdır.
Sanâyi: Mardin sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi kuruluşları 15 civarında olup, bunlar devlet desteği ile 1968’den sonra kurulan sanâyi tesisleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Güneydoğu Anadolu Fosfatları Mazıdağ İşletmesi, Mardin Yem Fabrikası, Çimento Fabrikası, Nusaybin Pamuk İpliği ve Dokuma Sanâyii, Et Kombinası, Kızıltepe İplik Fabrikası, Çırçır ve Prese Fabrikası ile un fabrikalarıdır.
Ulaşım: Karayolları: Mardin karayolları ağının kavşak noktalarından biridir. E-24 karayolu ile Urfa ve Gaziantep üzerinden Adana’ya; 69 numaralı yol ile Diyarbakır ve Elazığ üzerinden İç Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya; E-24 karayolu ile doğuya uzanarak Nusaybin, Cizre ve Silopi’den sonra Irak topraklarına geçer. Devlet yollarının uzunluğu 952 km, il yolları 370 km’dir. Demiryolu: Bağdat-Berlin demiryolu Mardin ilinden geçer. Ana yoldan ayrılan 30 km’lik bir hatla Mardin bu hatta bağlanır. Havaalanı yoktur. Diyarbakır Hava alanından faydalanılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 557.727 olup 249.032’si ilçe merkezlerinde 308.695’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8890 km2 olup, nüfus yoğunluğu 63’tür.
Örf ve âdetler: Mardin bölgesi Hurrilerden îtibâren çeşitli kültürlerin tesiri altında kalmışlardır. M.Ö. 11. asırda başlayan “Ârâmi” göçleri Güneydoğu Anadolu gibi Mardin’de de kültürel değişmelere sebep olmuştur. Romalıların hâkim olduğu devirde Hıristiyanlık yayılmaya başlayınca “Ârâmi”ler Hıristiyan olmuşlar ve putperest Ârâmilerden ayırmak için, kendilerine “Süryânî” demişlerdir. M.S. 4. asırda Mardin Süryânîliğin önemli bir merkezi olmuştur. Süryânîler Mardin’de meşhur “Deyruzzaferan Kilisesi”ni kurmuşlardır. Yedinci asırda Mardin İslâm ordularınca fethedilmiştir. Müslüman Araplar 1040 senesinde Mardin’e tamâmen hâkim olmuşlardır. On ikinci asır başından îtibâren Oğuz Türklerinin Kayı aşiretinden (Ertuğrul Gâzi de aynı aşirete mensuptur) olan Artukoğulları bu bölgeye hâkim oldular. Göçebe Türkmenler de Artukoğullarına bağlı olarak bölgeye yerleşince, Türkler çoğunluk sağladılar. 1517’de Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü hakim oldu.
Mahallî oyunlar: Mardin oyun ve türküler bakımından zengindir. Halay, en çok oynanan oyun çeşididir. Ağır ve hareketli olmak üzere ikiye ayrılan halaylar davul ve zurna ile oynanır. Gercüş Delilosunda Şamanizm izleri vardır. En çok oynanan halaylar; Delilo, Meryene, Bisero, Malaya, Botani, Kesitaya, Çenbeli, Haftano, Çanşu, Hürse ve Hırpani’dir.
Mahallî kıyâfetler: Erkekler entari biçiminde elbise, başlarına maşlah ve puşu giyerler. Kadınların kıyâfeti, dağlık bölgede denge denilen bir çeşit fesin üzerine birkaç eşarp sarılır, bunun üzerine namazlık ve saten bağlanır. Vücûdu iç gömlek sarar. Bu gömleğin üzerine çok düğmeli yelek giyilir. Ayrıca bol paçalı ve ayak bileklerine kadar büzgülü tek düğmeli şalvar kullanılır. Boyun kısmında diz kapaklarının altına kadar uzanan yırtmaçlı zıbın giyilir. Ova köylerinde kadınlar başlarına renkli puşu sararlar. Diğer beden ve ayak kıyâfetleri dağ köyleri gibidir.
El sanatları: Türkiye’de gümüş işçiliğinin merkezi Mardin’dir. Bu işçiliğe “Telkâfi” denir. Çanak-çömlek îmâlâtı da meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Lahmacun, içli köfte, çiğ köfte, sini köftesi, kaburga dolması, rumiber nuriye tatlısı, kibemumbar, saç ekmeğidir. Fırına verilen tereyağlı karpuz, sigara öksürüğüne iyi geldiğinden Mardin’de sık sık yapılır.
Eğitim: Mardin ilinde okuma-yazma oranı çok düşük olup, % 50’ye yakındır. Nüfusun bir kısmının göçebe hayâtı yaşaması, köylerin dağınık, küçük olması, ulaşım zorlukları okur-yazar nisbetinin düşük olmasına sebep olmuştur. İlde 49 ana okulu, 836 ilkokul, 37 ortaokul, 3 mesleki ve teknik ortaokul, 14 lise, 8 mesleki ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Mardin’in biri merkez olmak üzere dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.863 olup, 53.005’i ilçe merkezinde, 30.858’i köylerde yaşamaktadır. Mardin-Midyat eşiğinin güneyinde yer alan ilçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Sanâyisi gelişmemiş olan ilçede küçük çaplı atölyeler vardır.
İlçe merkezi Masus Dağları eteklerinde, Mardin Kalesinin aşağısında batıdan doğuya doğru uzanır. Şehrin eski evleri taş yapı, düz damlı ve tek katlıdır. Sokaklar dar ve yokuştur. Üç bin senelik târihe sâhiptir. Taş yapılı küçük pencereli beyaz badanalı Mardin evleri kaleden bakıldığında birbiri üzerine binmiş gibi görünür. Denizden yüksekliği 1325 metredir. Gaziantep-Nusaybin demiryoluna, Şenyurt yakınlarından ayrılan bir hatla bağlanır. Belediyesi 1889’da kurulmuştur.
Dargeçit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.436 olup, 10.079’u ilçe merkezinde, 21.357’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları düzdür. Dicle Nehri Şırnak’la olan sınırından geçer.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Akçadağ eteklerinde kurulmuştur. Midyat’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Derik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.983 olup, 13.201’i ilçe merkezinde, 32.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Kocatepe bucağına bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 1367 km2 olup nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Akarsu bulunmadığı için bu düzlüklerde tarım üretimi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut, üzüm, zeytin ve bâdem yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine dayalı olduğundan hayvanî ürünlerin üretimi düşüktür. İlçe topraklarında fosfat yatakları da vardır. İlçe merkezi üç tarafı dağlarla çevrili bir alanda yer alır. İl merkezine 70 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Kızıltepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 130.639 olup, 60.134’ü ilçe merkezinde, 70.505’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Şenyurt bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 93’tür. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kızıltepe Ovasının batısında lavlardan meydana gelen engebeli arâzi yer alır. Verimli ova toprakları yeterince sulanamadığı için tarım ürünlerinin rekoltesi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda pamuk, incir, zeytin ve nohut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Hayvancılık genelde canlı hayvan ticâretine dayalıdır. Un, iplik, kireç ve yem fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Sınır ticâreti yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi Gaziantep-Cizre-Irak karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 22 km mesâfededir. Eski ismi Koçhisar’dır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur. İlin en kalabalık ilçesidir.
Mazıdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.276 olup, 9526’sı ilçe merkezinde, 20.750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50 köyü vardır. Yüzölçümü 869 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları Mardin-Midyat eşiğinde olup, genelde dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası Mazıdağıdır (1252). Topraklarından kaynaklanan suları Göksu ve Bağlıca dereleri toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan birinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında bulunan fosfat yatakları Etibank tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi dağlık bir kesimde kurulmuştur. İl merkezine 43 km mesâfededir. Eski ismi Şamrah’tır. 1937’de ilçe olan Mazıdağı’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Midyat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.929 olup 29.569’u ilçe merkezinde, 43.360’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Başlıca akarsuyu Çağçağ Çayıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, mercimek ve nohut olup, ayrıca az miktarda susam ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçede beslenen Ankara keçisinin kahverengi ve siyah renkli yünlerinden battâniye dokunur. Telkâri olarak bilinen gümüş işlemeciliği yaygın olarak yapılan el sanatıdır.
İlçe merkezi düz bir alanda yer alır. Çok eski bir târihe sâhiptir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Halkının bir kısmı Süryânidir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Nusaybin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.448 olup 49.671’i ilçe merkezinde, 35.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Akarsu bucağına bağlı 25, Girmeli bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1177 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. En yüksek noktası 1231 m olan Dibek Dağıdır. İlçe topraklarını Çağçağ Çayı ve kolları sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, buğday, mercimek, arpa, pamuk olup ayrıca az miktarda incir, susam, nohut ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir. Bu yüzden hayvanî ürün üretimi düşüktür. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Çırçır, iplik, pamuklu dokuma ve halı fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Çağçağ Çayının iki yakasında kurulmuş olup, Suriye sınırına çok yakındır. Eski ismi Nisibis’tir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. İstanbul-Bağdat demiryolu ve Urfa-Silopi karayolu ilçeden geçer. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Ömerli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.936 olup 7152’si ilçe merkezinde, 11.784’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 433 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür. İlçe toprakları düzdür ve Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Topraklarını Savur Çayının başlangıç kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, arpa, buğday ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Ençok koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi, Mardin-Midyat karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 18 km mesâfededir. Nüfus bakımından ilin en küçük ilçesidir. Savur’a bağlı iken 1953’te ilçe olmuş ve aynı sene belediyesi kurulmuştur. Eski ismi Maserti’dir.
Savur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.832 olup 6244’ü ilçe merkezinde, 29.588’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Sürgüçü bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1049 m2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları oldukça engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası 1160 m ile Ziyârettepe’dir. Başlıca akarsuları Savur ve Bağlıca çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, mercimek ve arpa olup, ayrıca az miktarda nohut, incir ve ceviz yetiştirilir. Savur Çayı kıyısında yapılan kavakçılık önemli gelir kaynağıdır. Hayvancılık gelişmiş olup, ençok sığır besiciliği yapılır.
İlçe merkezi Savur Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 44 km mesâfededir. Eskiden Suara daha sonraları ise Savor adları verilmiştir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Makedonya Kralı İskender ile İran Kralı Daryüs, Savur’un Erbil köyü yakınlarında savaşmışlardır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Yeşilli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.385 olup, 10.451’i ilçe merkezinde, 11.934’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düz olup bir bölümü Mardin-Midyat eşiğinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık gelişmiştir. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Mardin, târihî eserler bakımından oldukça zengin bir ilimizdir. Zamânımıza ulaşan eserlerden bâzıları şunlardır:
Emînüddîn Külliyesi: Artuklu Sultanı Necmeddîn İlgâzi’nin kardeşi Emînüddîn tarafından yaptırılan külliye; câmi, medrese, hamam, çeşme, dârüşşifâ, bimâristandan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı depo olarak kullanılmaktadır.
Necmeddîn Câmii: Artuklu sultanı Necmeddîn İlgâzi tarafından yaptırılmıştır. Sarı câmi, Mâristan Câmi ve Medrese diye anılan bu câmi hâlen kullanılmaktadır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir.
Ulu Câmi: On ikinci asırda Artukoğulları tarafından yapılmıştır. Taş kubbe ve minâresi sanat şâheseridir. Üç giriş kapısı vardır. Câminin mihrabındaki ve ahşap minberindeki süslemeler çok güzeldir.
Abdüllatif (Latifiye) Câmii: Artuklular zamânında 1371’de devlet görevlilerinden Abdüllatif isimli bir zât tarafından yaptırılmıştır. Zamânımızdaki minâresini 1845’te Musul vâlisi Gürcü Mehmed Paşa yaptırmıştır. Minber ve mahfil Selçuklu ahşap işçiliğinin orijinal örneklerindendir.
Hâtuniye Medresesi: Gül Mahallesinde Artuklu Sultanlarından Necmeddîn Alpi’nin eşi Sitti Radviyye tarafından yaptırılmıştır. Tâmir ve ilâvelerle, ilk orijinalitesini kaybeden eser, medrese mîmârisinin önemli örneklerindendir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Mârufiye Medresesi: Şar Mahallesinin kuzeyindedir. Beytil Artuki veya Hacı Mâruf Medresesi adlarıyla bilinmektedir. Kitâbesi yoktur. Mîmâri tarzından on üçüncü asır başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Medrese, câmi ve türbenin kapalı bir bütünlük meydana getirdiği, iki katlı açık medreselerin öncüsü sayılmaktadır.
Şehidiye Medresesi: Semanin Medresesi adıyla bilinen yapı 1239-1260 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapılan tâmir ve ekler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Yer yer görülen bezemelerden medresenin ilk yapıldığında çok zengin süslemeli olduğu anlaşılmaktadır.
Zinciriye Medresesi: Medrese Mahallesindedir. 1385’te yaptırılan bu eser geniş bir alanı kaplamaktadır. Doğu ve batı kesimlerindeki kubbeler dilimlidir. Günümüzde müze hâline getirilmiş olup, müzede İslâm öncesi ve sonrası eserler sergilenmektedir.
Kâsımiye Medresesi: Akkoyunlu Sultanı Kâsım tarafından 1487’de yaptırılmıştır. Mîmârî ve bezeme açısından Artuklu devri özelliklerini göstermektedir. Duvardaki silinmeyen kırmızı izlerin şehîd edilen Sultanın kan izleri olduğu kabul edilir.
Şah Sultan Hâtun Medresesi: Akkoyunlu İbrâhim Beyin hanımı Şah Sultan yaptırmıştır. On altıncı asırda yapılan eserin büyük kısmı yıkılmıştır.
Harzem Tâceddîn Mes’ud Medresesi: Kızıltepe ilçesinin 8 km kuzeydoğusunda Zerkan Suyu kıyısındadır. Artukoğullarından Melik-ül Mansur Nâsıreddîn Artuk Aslan’ın âzâdlı kölesi Taceddîn Mes’ud bin Abdullah yaptırmıştır. Yapılan ekler ve tâmiratlar yüzünden büyük değişikliğe uğramıştır. Günümüzde birkaç âile ev olarak kullanmaktadır.
Kızıltepe (Dunyasır) Köprüsü: Kızıltepe-Derik karayolunda Zerkan Suyu üstündedir. Kitâbesi olmayan köprü Artukoğulları devrinde yapılmıştır. Kireçtaşından yapılan köprü yer yer yıkıktır. Ortada büyük, yanlarında ikişer küçük beş gözü vardır.
Mardin Kalesi: Onuncu asırda Hamdânîlerden Abdullah bin Hamdan zamânında yapılmıştır. Yüksekliği doğuda 1200 m, batıda 1800 m olan bir tepe üzerindedir. Kalede câmi ve ev kalıntıları vardır. Kalede Akkoyunlulardan kalma saray ve câmi harâbe hâlindedir. Kale 800 m uzunluğundadır. Şehri kuşatan surların 6 kapısı vardı.
Rabat Kalesi: Derik ilçesinin 15 km batısında Artukoğullarının en büyük eseridir. 15 burçludur. Yer altında saray kalıntıları ve mahzenler, su sarnıçları sağlam bir şekilde durmaktadır.
Savur Kalesi: Savur ilçesinde olup Romalılardan kalmadır.
Aznavur Kalesi: Nusaybin yolunda onuncu asırda Hamdânîler tarafından yaptırılmıştır.
Dârâ Kalesi: Mardin’e 30 km uzaklıkta olup İranlılar tarafından yapılmıştır.
Dermenitan Kalesi; Mazıdağı’nın Gümüşova köyündedir. Sarnıç, ev, erzak ambarı kalıntıları vardır.
Kız Kalesi: Saç ayağı şeklinde üç kale olup, “Bel-el Saferan” Manastırını üç taraftan korumak için yapılan müstahkem mevkidir.
Eski eserler: Deyruzzaferan Manastırı: Hıristiyan dünyâsının en eski kiliselerinden biridir. Dördüncü asırda yapılmış olup Süryânîlerin dînî merkeziydi. Mardin’e 8 km mesâfededir. Bu binâda kilise, mahzenler ve mezarlar vardır. Bugün burada düşkünler evi ve öksüzler yurdu da bulunur. Etrâfı ağaçlıklı olup mesîre yeridir. Manastır içinde 52 Süryânî patriğinin mezarı vardır. Deyr el-Umar Manastırı: Midyat’ta Hasköy sınırları içindedir. Meryemana Kilisesi çok eski bir kilisedir. Bizanslılar yaptırmıştır. Fittar Harabeleri: Derik ilçesindedir. Bir vâdi içinde 1000 x 500 metrelik bir şehir kalıntısıdır. Yekpâre taşlarla büyük binâlar yapılmıştır.
Nusaybin’de Roma devrinden kalma kilise ve taştan yapılmış Tâk-ı Zafer vardır. Makedonya Kralı İskender, Daryüs’ü yenince bu zafer takından geçmiştir. Dârâ Harâbeleri: Dârâ Kalesi yanında Dârâ tarafından kurulan Dârâ şehrinin kalıntılarıdır. Mardin-Nusaybin yolu üzerindedir. Târihin ünlü şehri Anastiasprpolis’in günümüze kadar ulaşan harâbeleri: Suriye sınırı yakınında Cizre’ye 20 km mesâfede olup, bu harâbelerde çivi yazılı taş ve kayalar vardır. Mardin şehri kalıntıları: Nusaybin’in kuzeyinde olup, ilk çağlara âit, bir şehirdir. Mar Yakup: Mermerden kabir olup Nusaybin’dedir.
Mesîre yerleri:
Çok sayıda târihî eserlere sâhip olan Mardin’de mesîre yerleri oldukça azdır. Halk genellikle akarsu kıyılarından mesîre yeri olarak faydalanmaktadır. Mayıs ayının ilk haftası mesire yerlerine çıkılır. Buna Yorganlar Haftası “Sebitil Batere” denir.
Kaplıca ve içmeler:
Mardin’de şifâlı su kaynağı yok denecek kadar azdır. İldeki tek kaplıca Germiab Kaplıcasıdır. Bu kaplıca Dargeçit ilçesinin Ilısu köyü yakınlarında Dicle Nehri kıyısındadır. İçme ile, karaciğer, barsak ve safra yolları hastalıklarına; banyo ile romatizma nefrit, polinefrit, nevralji, cilt ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
MARDİN
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 8890 km2
Nüfûsu : 557.727
İlçeleri : Merkez, Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur, Yeşilli.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Dicle bölümünde yer alan bir ilimiz. Diyarbakır, Siirt, Batman, Şırnak, Urfa, Irak ve Suriye arasında yer alır. Trafik numarası 47’dir.
İsminin Menşei
Mardin isminin menşei üzerinde çeşitli rivâyetler vardır. Mardin’in bulunduğu bölgeye yerleştirilen “Marde” kavminden geldiği, bu bölgeye hükmeden bir kralın Mardin isminde oğlunun hastalanıp havası ve suyu iyi olan Batı Kalesine gönderildiği, burada iyileşmesi üzerine Kale’nin bulunduğu yerde Mardin isimli şehrin kurulduğu, Süryânice mukaddes “Mara” kelimesinden geldiği, Sâsânî komutanlarından Mardius bu şehri îmâr ettiği için şehrin eski ismi yerine bu komutanın isminin verildiği gibi çeşitli rivâyetler vardır. Selçuklu Türkleri bu şehri fethedince, Bizanslıların “Mardie” Arapların “Maridin” ismi yerine kendi lisanlarına uygun olarak “Mardin” demişlerdir.
Târihi
Mardin’in bilinen târihi 3000 sene öncelere dayanır. Mardin bölgesi, Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. Hititler zamânında bu bölge, Hurri Mitanni Krallığının elindeydi. Uzun müddet Bâbil ve Asur hâkimiyeti altında kalan Mardin’i Medler ele geçirdi. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı işgâl ederek imparatorluğuna ilhak etti. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk parçalandı. Bu bölge Anadolu gibi Selevkos Devletinin payına düştü. Pers ve sonra Sâsânî hânedanları, bu bölgeyi ele geçirdiler.
M.S. 1. asırdan îtibâren Roma İmparatorluğu, Toros ve Fırat ötesi Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu için İran’la mücâdele etti. Her iki ülke arasında bu bölge el değiştirdi ve Roma tam bir hâkimiyet kuramadı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce Anadolu gibi bu bölge de, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
640 târihinde hazret-i Ömer’in halîfeliği zamânında, İyaz ibni Ganm kumandasındaki İslâm ordusu, Mardin’i fethederek, İslâm devletine kattı. Sonraki asırlarda Hamdânîlerle Mervânîler, Bağdat’taki Abbâsî Halîfeliğine tâbi olmak şartıyla bu bölgeyi ellerinde tuttular. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Mardin toprakları Selçuklu Türklerinin eline geçti. 1098’de Türkmen boylarından Artuklular, bölgede Selçuklulara bağlı iki devlet kurdular. Hısn Keyfâ (Hasankeyf)da kurulan Artukoğulları Beyliği “Sökmenîler” diye tanınır. Bu beylik, 1098’den 1231’e kadar 133 yıl devâm etmiştir. Artukluların Hısn Keyfâ dalı, Eyyûbîler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Eyyûbîler, 1232-1524 arasında 292 sene devletlerini muhâfaza etmişlerdir. Mardin’de kurulan ve “İlgâzîler” diye tanınan beylik, 1104’ten 1407’ye kadar 303 yıl devâm etmiştir.
Cezire-i ibni Ömer, Cizre’de 1160-1596 arasında 436 sene devâm eden küçük bir beylik kurmuştur. Zengilerin, yâni Musul Türk Atabeylerinin bir kolu, üç beyle Cizre’de 1170-1227 arasında 47 yıl hâkimiyet kurmuştur. Mardin bölgesine Büyük Selçuklulardan sonra Eyyûbîler, Türkiye Selçukluları, İlhanlılar, Mısır-Suriye-Türk-Memlûk İmparatorluğu, Timurlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular hâkim olmuştur. 1507’de İran’daki Safevîler, Mardin’i ele geçirdiler. Yavuz Sultan Selim Han, 1517 Çaldıran Zaferi ile Safevîleri Anadolu’dan attı. Bıyıklı Mehmed Paşa, Mardin’i fethederek, Osmanlı Devletine bağladı.
Yavuz ve Kânûnî’nin, Salâhaddin Eyyûbî’ye büyük saygıları olduğundan “Hısn Keyfâ”daki Eyyûbî Melikliğinin bir müddet devâmına müsâade etti. Osmanlı devrinde Mardin “Diyâr-ı Bekr” Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 24 sancağından (vilâyetinden) biriydi. Tanzimattan sonra “Diyâr-ı Bekr” eyâletinin üç sancağından biri oldu. 5 kazâsı vardı. İstiklâl Harbinde Mardin halkı mücâdelesini silâhsız, fakat birlik içinde düşmanı korkutarak yapmıştı. İcap etseydi Mardin de düşmana karşı kahramanca savaşırdı. Mardin’de düşmana karşı mücâdele şu şekilde verildi:
Mardin önce İngilizler tarafından işgal edilmek istendi. Irak Siyâsî Komiseri Nüel, Mardin’e gelerek, şehrin ileri gelenlerinden Mardin’in teslimini istedi. Mardinliler işgâle karşı silâhlı mücâdele yapacaklarını söylediler. 1919 senesinde Londra’da imzâlanan îtilâfnâme îcâbı Fransızlar, Mardin’in teslimi için Fransız kumandanlarından Norman’ı gönderdiler. Fransız kumandanı Norman, iki Fransız subayı ve kaleye çekilmek üzere bir Fransız bayrağı ile istasyona indi. Mardinliler sırtlara ve tepelere bolca çadır kurarak bu çadırlarda asker olduğu şâyiasını yaydılar. Ellerindeki silâh ve atlarla çeteler kurdular. İstasyonda silâhlı, eli kazma, kürek, satırlarla dolu halk Norman’ı karşıladı. Norman, Mardin’in teslim olmasını istedi. Mardin’in Avrupa şehri gibi onarılıp mahallî hükümet kurulacağını söyledi. Mardin ileri gelenleri; “1071’den bu yana Türk ve 640’tan bu yana Müslüman olan Mardin Müslüman ve Türk kalacaktır, asırlardır Türk toprağı olan Mardin Suriye’ye de bağlanamaz, zor kullanırsanız savaşa hazırız.” dediler. Mardin şehir halkı, Norman’ın yanındaki subayın elindeki Fransız bayrağını alıp parçaladılar. Mardin ileri gelenleri, Norman ve iki Fransız subayına bir ziyafet verip bu yemekte kendilerine; “Mardinliler tek bir vücut gibi birlik içindedir. Tek bir Mardinli kalmayıncaya kadar ölmeye yemin ettik” dendi. Norman korktu ve trenle Mardin’den ayrıldı ve Diyrabakır’a da gitmekten korktu. Mardinlilerin bu kahramanca hareketi, hem Mardin’i hem de Diyarbakır’ı Fransız işgalinden kurtardı. Cumhûriyet devrinde Mardin, 1923’te il merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Mardin il topraklarının % 52’si dağlarla % 32’si platolarla ve % 25’i ovalarla kaplıdır. Mardin’de geniş ovalar bulunur. Kuzeyi dağlık ve güneyi düzlüktür.
Dağları: İlin kuzeyinde; Mazı Dağları yer alır. Bunlara Mardin Dağları da denir. Ortalama yükseklik 1000-1500 m’dir. Başlıca dağları; Karınca Tepe (1134 m), Alem Dağı (1041 m), Gümüşyuva Tepe (1160 m), Dibek Dağı (1231 m), Pirinç Tepe (1130 m), Ziyaret Tepe (1160 m) dir.
Mardin Dağlarının kalkerli kısımlarından meydana gelmiş olan platolar Diyarbakır, Mardin ve Nusaybin Ovasına doğru alçalırlar.
Ovaları: Mardin-Batman sınırını çizen Dicle Vâdisi yer yer genişleyerek çok verimli ovalar meydana getirir. Mardin ovaları güneyde yer alır ve Suriye ovaları ile birleşir. Başlıca ovaları; Mardin, Nusaybin, Cizre, Kızıltepe ve Silopi ovalarıdır.
Akarsuları: Dicle, ilin başlıca büyük akarsuyudur. Elazığ’ın Gölcük Gölünden çıkan Dicle, Diyarbakır’dan geçip Batman-Mardin sınırını teşkil ederek, Cizre yakınında Suriye, sonra Irak’a geçer. Savur Suyu: Savur kasabasının Suzi köyü yakınından çıkar ve bâzı kollar alır. Çağçağ Suyu: Midyat ile Nusaybin arasından çıkar. Nusaybin Ovasını sular ve Suriye’ye geçer. Buğur Suyu üzerinde baraj vardır. Habur Suyu, Zeni Hınıs ve Zerkân Dereleri diğer akarsularıdır.
Gölleri: Mardin ilinde tabiî göl yoktur. Buğur Suyu üzerinde kurulan baraj gölü 260 hektarlık yer kaplar ve sulama maksadıyla kurulmuştur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Mardin ilinin iklimi Kara iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliğini gösterir. Yazlar sıcak ve kışlar soğuk geçer. Kar yağışlı gün sayısı 10 günü ve sıfırın altında gün sayısı 60 günü geçmez. Senenin 100 güne yakını 30°C’nin üstündedir. Senelik yağış ortalaması 713 mm’dir.
Bitki örtüsü: İl topraklarında genel olarak “Bozkır” görünümü hâkimdir. Dağ yamaçları ve vâdilerde meşe ormanlarına rastlanır. Orman ve fundalık saha il topraklarının % 15’ini geçmez. Ekili ve dikili sahalar % 40, çayır ve mer’alar % 38’dir. Nusaybin ve Savur’da geniş kavaklık alanlar mevcuttur.
Ekonomi
Mardin ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Fakat tarım yeteri kadar gelişmemiştir. Faal nüfûsun % 80’ine yakını tarım sektöründe çalışır. Sanâyi geri kalmıştır.
Tarım: Modern tarım araçları ve usûllerinin kullanılmasına yeni başlanmıştır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pirinç, nohut ve pamuktur. Dicle Nehri kıyısında sebzecilik yapılır. Turfanda sebzecilik de gelişmiştir. En çok domates, patlıcan, hıyar, kavun-karpuz ekilir. Meyve üretiminde üzüm başta gelir. Ceviz, nar, antepfıstığı da yetişir. Mardin’e üzüm diyarı diyenler vardır. 150 bin tonu geçen üzüm istihsali ile Türkiye’de dördüncü sıradadır. Karpuz da onuncu sırada yer alır.
Hayvancılık: Hayvancılığın il ekonomisinde önemli yeri vardır. Tarım üretiminin üçte biri hayvancılıktan sağlanır. Yerli göçerler, hayvanlarıyle yaylayla ova arasında göç ederler. Devamlı yerleşim merkezi olmayan göçebe aşiretler vardır.
Ormancılık: Mardin orman bakımından fakir sayılır. 200 bin hektarlık orman ve fundalık alanı vardır. Ormanların hepsi bozuk baltalık orman sınıfına dahildir.
Mâdenleri: Mardin ili mâden bakımından da fakir sayılır. İlde sâdece linyit ve fosfat işletilir. Güneydoğu Anadolu Fosfatları İşletmesinin merkezi Mazıdağı’dır. Senede 250 bin ton cevher üretilir. Linyit üretimi çok azdır.
Sanâyi: Mardin sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi kuruluşları 15 civarında olup, bunlar devlet desteği ile 1968’den sonra kurulan sanâyi tesisleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Güneydoğu Anadolu Fosfatları Mazıdağ İşletmesi, Mardin Yem Fabrikası, Çimento Fabrikası, Nusaybin Pamuk İpliği ve Dokuma Sanâyii, Et Kombinası, Kızıltepe İplik Fabrikası, Çırçır ve Prese Fabrikası ile un fabrikalarıdır.
Ulaşım: Karayolları: Mardin karayolları ağının kavşak noktalarından biridir. E-24 karayolu ile Urfa ve Gaziantep üzerinden Adana’ya; 69 numaralı yol ile Diyarbakır ve Elazığ üzerinden İç Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya; E-24 karayolu ile doğuya uzanarak Nusaybin, Cizre ve Silopi’den sonra Irak topraklarına geçer. Devlet yollarının uzunluğu 952 km, il yolları 370 km’dir. Demiryolu: Bağdat-Berlin demiryolu Mardin ilinden geçer. Ana yoldan ayrılan 30 km’lik bir hatla Mardin bu hatta bağlanır. Havaalanı yoktur. Diyarbakır Hava alanından faydalanılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 557.727 olup 249.032’si ilçe merkezlerinde 308.695’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8890 km2 olup, nüfus yoğunluğu 63’tür.
Örf ve âdetler: Mardin bölgesi Hurrilerden îtibâren çeşitli kültürlerin tesiri altında kalmışlardır. M.Ö. 11. asırda başlayan “Ârâmi” göçleri Güneydoğu Anadolu gibi Mardin’de de kültürel değişmelere sebep olmuştur. Romalıların hâkim olduğu devirde Hıristiyanlık yayılmaya başlayınca “Ârâmi”ler Hıristiyan olmuşlar ve putperest Ârâmilerden ayırmak için, kendilerine “Süryânî” demişlerdir. M.S. 4. asırda Mardin Süryânîliğin önemli bir merkezi olmuştur. Süryânîler Mardin’de meşhur “Deyruzzaferan Kilisesi”ni kurmuşlardır. Yedinci asırda Mardin İslâm ordularınca fethedilmiştir. Müslüman Araplar 1040 senesinde Mardin’e tamâmen hâkim olmuşlardır. On ikinci asır başından îtibâren Oğuz Türklerinin Kayı aşiretinden (Ertuğrul Gâzi de aynı aşirete mensuptur) olan Artukoğulları bu bölgeye hâkim oldular. Göçebe Türkmenler de Artukoğullarına bağlı olarak bölgeye yerleşince, Türkler çoğunluk sağladılar. 1517’de Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü hakim oldu.
Mahallî oyunlar: Mardin oyun ve türküler bakımından zengindir. Halay, en çok oynanan oyun çeşididir. Ağır ve hareketli olmak üzere ikiye ayrılan halaylar davul ve zurna ile oynanır. Gercüş Delilosunda Şamanizm izleri vardır. En çok oynanan halaylar; Delilo, Meryene, Bisero, Malaya, Botani, Kesitaya, Çenbeli, Haftano, Çanşu, Hürse ve Hırpani’dir.
Mahallî kıyâfetler: Erkekler entari biçiminde elbise, başlarına maşlah ve puşu giyerler. Kadınların kıyâfeti, dağlık bölgede denge denilen bir çeşit fesin üzerine birkaç eşarp sarılır, bunun üzerine namazlık ve saten bağlanır. Vücûdu iç gömlek sarar. Bu gömleğin üzerine çok düğmeli yelek giyilir. Ayrıca bol paçalı ve ayak bileklerine kadar büzgülü tek düğmeli şalvar kullanılır. Boyun kısmında diz kapaklarının altına kadar uzanan yırtmaçlı zıbın giyilir. Ova köylerinde kadınlar başlarına renkli puşu sararlar. Diğer beden ve ayak kıyâfetleri dağ köyleri gibidir.
El sanatları: Türkiye’de gümüş işçiliğinin merkezi Mardin’dir. Bu işçiliğe “Telkâfi” denir. Çanak-çömlek îmâlâtı da meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Lahmacun, içli köfte, çiğ köfte, sini köftesi, kaburga dolması, rumiber nuriye tatlısı, kibemumbar, saç ekmeğidir. Fırına verilen tereyağlı karpuz, sigara öksürüğüne iyi geldiğinden Mardin’de sık sık yapılır.
Eğitim: Mardin ilinde okuma-yazma oranı çok düşük olup, % 50’ye yakındır. Nüfusun bir kısmının göçebe hayâtı yaşaması, köylerin dağınık, küçük olması, ulaşım zorlukları okur-yazar nisbetinin düşük olmasına sebep olmuştur. İlde 49 ana okulu, 836 ilkokul, 37 ortaokul, 3 mesleki ve teknik ortaokul, 14 lise, 8 mesleki ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Mardin’in biri merkez olmak üzere dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.863 olup, 53.005’i ilçe merkezinde, 30.858’i köylerde yaşamaktadır. Mardin-Midyat eşiğinin güneyinde yer alan ilçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Sanâyisi gelişmemiş olan ilçede küçük çaplı atölyeler vardır.
İlçe merkezi Masus Dağları eteklerinde, Mardin Kalesinin aşağısında batıdan doğuya doğru uzanır. Şehrin eski evleri taş yapı, düz damlı ve tek katlıdır. Sokaklar dar ve yokuştur. Üç bin senelik târihe sâhiptir. Taş yapılı küçük pencereli beyaz badanalı Mardin evleri kaleden bakıldığında birbiri üzerine binmiş gibi görünür. Denizden yüksekliği 1325 metredir. Gaziantep-Nusaybin demiryoluna, Şenyurt yakınlarından ayrılan bir hatla bağlanır. Belediyesi 1889’da kurulmuştur.
Dargeçit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.436 olup, 10.079’u ilçe merkezinde, 21.357’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları düzdür. Dicle Nehri Şırnak’la olan sınırından geçer.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Akçadağ eteklerinde kurulmuştur. Midyat’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Derik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.983 olup, 13.201’i ilçe merkezinde, 32.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Kocatepe bucağına bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 1367 km2 olup nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Akarsu bulunmadığı için bu düzlüklerde tarım üretimi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut, üzüm, zeytin ve bâdem yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine dayalı olduğundan hayvanî ürünlerin üretimi düşüktür. İlçe topraklarında fosfat yatakları da vardır. İlçe merkezi üç tarafı dağlarla çevrili bir alanda yer alır. İl merkezine 70 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Kızıltepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 130.639 olup, 60.134’ü ilçe merkezinde, 70.505’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 86, Şenyurt bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 93’tür. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kızıltepe Ovasının batısında lavlardan meydana gelen engebeli arâzi yer alır. Verimli ova toprakları yeterince sulanamadığı için tarım ürünlerinin rekoltesi düşüktür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda pamuk, incir, zeytin ve nohut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Hayvancılık genelde canlı hayvan ticâretine dayalıdır. Un, iplik, kireç ve yem fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Sınır ticâreti yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi Gaziantep-Cizre-Irak karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 22 km mesâfededir. Eski ismi Koçhisar’dır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur. İlin en kalabalık ilçesidir.
Mazıdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.276 olup, 9526’sı ilçe merkezinde, 20.750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50 köyü vardır. Yüzölçümü 869 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları Mardin-Midyat eşiğinde olup, genelde dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası Mazıdağıdır (1252). Topraklarından kaynaklanan suları Göksu ve Bağlıca dereleri toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan birinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında bulunan fosfat yatakları Etibank tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi dağlık bir kesimde kurulmuştur. İl merkezine 43 km mesâfededir. Eski ismi Şamrah’tır. 1937’de ilçe olan Mazıdağı’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Midyat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.929 olup 29.569’u ilçe merkezinde, 43.360’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup, Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Başlıca akarsuyu Çağçağ Çayıdır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, mercimek ve nohut olup, ayrıca az miktarda susam ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçede beslenen Ankara keçisinin kahverengi ve siyah renkli yünlerinden battâniye dokunur. Telkâri olarak bilinen gümüş işlemeciliği yaygın olarak yapılan el sanatıdır.
İlçe merkezi düz bir alanda yer alır. Çok eski bir târihe sâhiptir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Halkının bir kısmı Süryânidir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Nusaybin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 85.448 olup 49.671’i ilçe merkezinde, 35.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Akarsu bucağına bağlı 25, Girmeli bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1177 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür. İlçe toprakları genelde düzdür. En yüksek noktası 1231 m olan Dibek Dağıdır. İlçe topraklarını Çağçağ Çayı ve kolları sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, buğday, mercimek, arpa, pamuk olup ayrıca az miktarda incir, susam, nohut ve zeytin yetiştirilir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir. Bu yüzden hayvanî ürün üretimi düşüktür. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. Çırçır, iplik, pamuklu dokuma ve halı fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Çağçağ Çayının iki yakasında kurulmuş olup, Suriye sınırına çok yakındır. Eski ismi Nisibis’tir. İl merkezine 58 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhiptir. İstanbul-Bağdat demiryolu ve Urfa-Silopi karayolu ilçeden geçer. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Ömerli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.936 olup 7152’si ilçe merkezinde, 11.784’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 433 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür. İlçe toprakları düzdür ve Mardin-Midyat eşiğinde yer alır. Topraklarını Savur Çayının başlangıç kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, arpa, buğday ve mercimek olup, ayrıca az miktarda nohut ve incir yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. Ençok koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi, Mardin-Midyat karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 18 km mesâfededir. Nüfus bakımından ilin en küçük ilçesidir. Savur’a bağlı iken 1953’te ilçe olmuş ve aynı sene belediyesi kurulmuştur. Eski ismi Maserti’dir.
Savur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.832 olup 6244’ü ilçe merkezinde, 29.588’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Sürgüçü bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1049 m2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları oldukça engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası 1160 m ile Ziyârettepe’dir. Başlıca akarsuları Savur ve Bağlıca çaylarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, mercimek ve arpa olup, ayrıca az miktarda nohut, incir ve ceviz yetiştirilir. Savur Çayı kıyısında yapılan kavakçılık önemli gelir kaynağıdır. Hayvancılık gelişmiş olup, ençok sığır besiciliği yapılır.
İlçe merkezi Savur Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 44 km mesâfededir. Eskiden Suara daha sonraları ise Savor adları verilmiştir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Makedonya Kralı İskender ile İran Kralı Daryüs, Savur’un Erbil köyü yakınlarında savaşmışlardır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Yeşilli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.385 olup, 10.451’i ilçe merkezinde, 11.934’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düz olup bir bölümü Mardin-Midyat eşiğinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek ve nohuttur. Hayvancılık gelişmiştir. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Mardin, târihî eserler bakımından oldukça zengin bir ilimizdir. Zamânımıza ulaşan eserlerden bâzıları şunlardır:
Emînüddîn Külliyesi: Artuklu Sultanı Necmeddîn İlgâzi’nin kardeşi Emînüddîn tarafından yaptırılan külliye; câmi, medrese, hamam, çeşme, dârüşşifâ, bimâristandan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı depo olarak kullanılmaktadır.
Necmeddîn Câmii: Artuklu sultanı Necmeddîn İlgâzi tarafından yaptırılmıştır. Sarı câmi, Mâristan Câmi ve Medrese diye anılan bu câmi hâlen kullanılmaktadır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir.
Ulu Câmi: On ikinci asırda Artukoğulları tarafından yapılmıştır. Taş kubbe ve minâresi sanat şâheseridir. Üç giriş kapısı vardır. Câminin mihrabındaki ve ahşap minberindeki süslemeler çok güzeldir.
Abdüllatif (Latifiye) Câmii: Artuklular zamânında 1371’de devlet görevlilerinden Abdüllatif isimli bir zât tarafından yaptırılmıştır. Zamânımızdaki minâresini 1845’te Musul vâlisi Gürcü Mehmed Paşa yaptırmıştır. Minber ve mahfil Selçuklu ahşap işçiliğinin orijinal örneklerindendir.
Hâtuniye Medresesi: Gül Mahallesinde Artuklu Sultanlarından Necmeddîn Alpi’nin eşi Sitti Radviyye tarafından yaptırılmıştır. Tâmir ve ilâvelerle, ilk orijinalitesini kaybeden eser, medrese mîmârisinin önemli örneklerindendir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Mârufiye Medresesi: Şar Mahallesinin kuzeyindedir. Beytil Artuki veya Hacı Mâruf Medresesi adlarıyla bilinmektedir. Kitâbesi yoktur. Mîmâri tarzından on üçüncü asır başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Medrese, câmi ve türbenin kapalı bir bütünlük meydana getirdiği, iki katlı açık medreselerin öncüsü sayılmaktadır.
Şehidiye Medresesi: Semanin Medresesi adıyla bilinen yapı 1239-1260 yılları arasında yaptırılmıştır. Yapılan tâmir ve ekler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Yer yer görülen bezemelerden medresenin ilk yapıldığında çok zengin süslemeli olduğu anlaşılmaktadır.
Zinciriye Medresesi: Medrese Mahallesindedir. 1385’te yaptırılan bu eser geniş bir alanı kaplamaktadır. Doğu ve batı kesimlerindeki kubbeler dilimlidir. Günümüzde müze hâline getirilmiş olup, müzede İslâm öncesi ve sonrası eserler sergilenmektedir.
Kâsımiye Medresesi: Akkoyunlu Sultanı Kâsım tarafından 1487’de yaptırılmıştır. Mîmârî ve bezeme açısından Artuklu devri özelliklerini göstermektedir. Duvardaki silinmeyen kırmızı izlerin şehîd edilen Sultanın kan izleri olduğu kabul edilir.
Şah Sultan Hâtun Medresesi: Akkoyunlu İbrâhim Beyin hanımı Şah Sultan yaptırmıştır. On altıncı asırda yapılan eserin büyük kısmı yıkılmıştır.
Harzem Tâceddîn Mes’ud Medresesi: Kızıltepe ilçesinin 8 km kuzeydoğusunda Zerkan Suyu kıyısındadır. Artukoğullarından Melik-ül Mansur Nâsıreddîn Artuk Aslan’ın âzâdlı kölesi Taceddîn Mes’ud bin Abdullah yaptırmıştır. Yapılan ekler ve tâmiratlar yüzünden büyük değişikliğe uğramıştır. Günümüzde birkaç âile ev olarak kullanmaktadır.
Kızıltepe (Dunyasır) Köprüsü: Kızıltepe-Derik karayolunda Zerkan Suyu üstündedir. Kitâbesi olmayan köprü Artukoğulları devrinde yapılmıştır. Kireçtaşından yapılan köprü yer yer yıkıktır. Ortada büyük, yanlarında ikişer küçük beş gözü vardır.
Mardin Kalesi: Onuncu asırda Hamdânîlerden Abdullah bin Hamdan zamânında yapılmıştır. Yüksekliği doğuda 1200 m, batıda 1800 m olan bir tepe üzerindedir. Kalede câmi ve ev kalıntıları vardır. Kalede Akkoyunlulardan kalma saray ve câmi harâbe hâlindedir. Kale 800 m uzunluğundadır. Şehri kuşatan surların 6 kapısı vardı.
Rabat Kalesi: Derik ilçesinin 15 km batısında Artukoğullarının en büyük eseridir. 15 burçludur. Yer altında saray kalıntıları ve mahzenler, su sarnıçları sağlam bir şekilde durmaktadır.
Savur Kalesi: Savur ilçesinde olup Romalılardan kalmadır.
Aznavur Kalesi: Nusaybin yolunda onuncu asırda Hamdânîler tarafından yaptırılmıştır.
Dârâ Kalesi: Mardin’e 30 km uzaklıkta olup İranlılar tarafından yapılmıştır.
Dermenitan Kalesi; Mazıdağı’nın Gümüşova köyündedir. Sarnıç, ev, erzak ambarı kalıntıları vardır.
Kız Kalesi: Saç ayağı şeklinde üç kale olup, “Bel-el Saferan” Manastırını üç taraftan korumak için yapılan müstahkem mevkidir.
Eski eserler: Deyruzzaferan Manastırı: Hıristiyan dünyâsının en eski kiliselerinden biridir. Dördüncü asırda yapılmış olup Süryânîlerin dînî merkeziydi. Mardin’e 8 km mesâfededir. Bu binâda kilise, mahzenler ve mezarlar vardır. Bugün burada düşkünler evi ve öksüzler yurdu da bulunur. Etrâfı ağaçlıklı olup mesîre yeridir. Manastır içinde 52 Süryânî patriğinin mezarı vardır. Deyr el-Umar Manastırı: Midyat’ta Hasköy sınırları içindedir. Meryemana Kilisesi çok eski bir kilisedir. Bizanslılar yaptırmıştır. Fittar Harabeleri: Derik ilçesindedir. Bir vâdi içinde 1000 x 500 metrelik bir şehir kalıntısıdır. Yekpâre taşlarla büyük binâlar yapılmıştır.
Nusaybin’de Roma devrinden kalma kilise ve taştan yapılmış Tâk-ı Zafer vardır. Makedonya Kralı İskender, Daryüs’ü yenince bu zafer takından geçmiştir. Dârâ Harâbeleri: Dârâ Kalesi yanında Dârâ tarafından kurulan Dârâ şehrinin kalıntılarıdır. Mardin-Nusaybin yolu üzerindedir. Târihin ünlü şehri Anastiasprpolis’in günümüze kadar ulaşan harâbeleri: Suriye sınırı yakınında Cizre’ye 20 km mesâfede olup, bu harâbelerde çivi yazılı taş ve kayalar vardır. Mardin şehri kalıntıları: Nusaybin’in kuzeyinde olup, ilk çağlara âit, bir şehirdir. Mar Yakup: Mermerden kabir olup Nusaybin’dedir.
Mesîre yerleri:
Çok sayıda târihî eserlere sâhip olan Mardin’de mesîre yerleri oldukça azdır. Halk genellikle akarsu kıyılarından mesîre yeri olarak faydalanmaktadır. Mayıs ayının ilk haftası mesire yerlerine çıkılır. Buna Yorganlar Haftası “Sebitil Batere” denir.
Kaplıca ve içmeler:
Mardin’de şifâlı su kaynağı yok denecek kadar azdır. İldeki tek kaplıca Germiab Kaplıcasıdır. Bu kaplıca Dargeçit ilçesinin Ilısu köyü yakınlarında Dicle Nehri kıyısındadır. İçme ile, karaciğer, barsak ve safra yolları hastalıklarına; banyo ile romatizma nefrit, polinefrit, nevralji, cilt ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Kırşehir Hakkında Bilgiler
KIRŞEHİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6570 km2
Nüfûsu : 256.862
İlçeleri : Merkez, Akçakent, (:::)ınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman, Mucur.
İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünde yer alan bir ilimiz. Doğu ve güneydoğu’da Nevşehir; güneyde Niğde; güney, güneybatı ve batısında Ankara ile çevrilidir. 38° 49’ ve 39° 48’ kuzey enlemleri ile 33° 25’ ve 34° 43’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 40’tır.
İsminin Menşei
Türkler uçsuz bucaksız bir kırın ortasında olan bu kasabayı fethederek Bizanslılardan aldıklarında bu kente “Kır şehri” demişlerdir. Bir ara “Gülşehri” ismi ile de anılan kentin ismi “Kırşehir” olmuştur. Eski ismi “Makissos”, daha sonra “Justiniapolis” olarak anılmıştır.
Târihi
Kırşehir ilinin bulunduğu topraklar, târihte Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerin toprakları içinde bulunuyordu. Hititlerin iç savaş ve iktidar kavgaları ile dağılıp yıkılmasından sonra bu topraklara Asurlular hâkim olmuştur. Persler M.Ö. 6. asırda bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenmiş, Anadolu ve İran’ı istilâ ederek Makedonya Devletine katmıştır. İskender’in ölümü ile bu bölge (Asya) Selevkos Devletinin nüfuzunda kalmışsa da fiilen bu bölge Kapadokya Krallığının olmuştur. Kapadokya Krallığı, Roma İmparatorluğunun hâkimiyetini tanımış ve bilahare Roma İmparatorluğu, Kapadokya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi kendine bağlamıştır. M.S. 395 senesinde Romaİmparatorluğu Batı ve Doğu olarak ikiye bölününce bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.
İslâm orduları yedinci asır ortalarından başlayarak Kırşehir bölgesine birçok defalar akınlar yaparak bu bölgeyi fethetmişlerse de devamlı olarak ellerinde tutamamışlardır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi Kırşehir de, Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir.
Bir ara Selçuklulara bağlı Danişmendoğulları bu bölgede hâkim olmuşlar ve 1120’de Selçuklulara bağlı bir vilâyet daha sonra Konya Selçuklularının bir vilâyeti olmuştur. On ikinci asrın ikinci yarısında şehir gelişmiş ve Anadolu’nun bağrında en büyük ilim ve kültür merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
On dördüncü asır başlarında Kırşehir’de İlhanlı hükümdarları namına sikke kesilmiştir.
Kırşehir, Anadolu’da “Ahîlik” denen tasavvufî esnaf teşkilâtının en mühim merkezlerinden biri olması ile 14. asırda oldukça gelişmiştir. Meşhur Ahî Evren Kırşehir’e yerleşmiş, Mevlevî Tarikatı gelişmiş ve büyük mutasavvıf ve Türk şâiri Âşık Paşa burada yaşamıştır. Bu asırda müstesnâ bir kültür ve ilim merkezi olan Kırşehir’in şehir nüfûsu 180 bini bulmuştur.
On dördüncü asrın ikinci yarısında Kırşehir bir ara Eretnaoğullarına (Sivas’a) bağlanmış, sonradan Karamanoğullarının eline geçmiştir. Osmanlılar Kırşehir’i Birinci Bayezid devrinde 1381’de almışsa da 1402’de Timur Kırşehir’i alarak yeniden Karamanoğullarına geri vermiştir. Sultan İkinci Murad Han zamanında Osmanlılar yeniden Kırşehir’e hâkim oldular. Celâli isyanları Kırşehir’in gerilemesinde mühim rol oynamıştır.
Osmanlı devrinde Kırşehir, Konya (Karaman) Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 7 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştur. Kırşehir’in 4 kazası vardı. Cumhûriyetten sonra Kırşehir kendi adını taşıyan ilin merkezi, 1954’te Nevşehir, Kırşehir’den ayrılarak il olmuştur. Kırşehir ilçe olmuştur. 1957’de Kırşehir tekrar il hâline getirilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırşehir ilinin % 17’si dağlarla, % 65’i yayla ve platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Kırşehir’e yaylalar şehri denmiştir. Topraklarının üçte ikisi 500-1200 m yükseklikteki plato ve yaylalardan ibârettir.
Dağları: Yayla ve plato görünümünde olan topraklarının üzerinde 1500 m’yi aşan dağların mühim kısmı, Kızılırmak ile bunun kolu olan Delice Irmak arasında olup başlıca dağları şunlardır:
En yüksek dağları Baran Dağı (1808 m), Kargasekmez Dağı (1712 m), Kervansaray Dağı (1679 m), Çiçek Dağı (1691 m), Aliöllez Dağı (1528 m), Naldöken Dağı (1504 m) dır.
Yayla ve platolar Yozgat’a doğru yükselir. Yayla ve platoların orman ve bitki örtüsü azdır. Fakat hayvancılığa müsaittir. Platolar kalkerli olup yağmur sularının yer altında toplanıp alçak yerlerden kaynak olarak çıkmasını temin eder böylece yaz aylarında aşırı kuraklığı önler.
Ovaları: Bu bölgede bazı yerlerde geniş çöküntü alanları ve aşınma ovaları meydana gelmiştir. Bunların en önemlisi 1110 m yükseklikteki Seyfe Ovasıdır. Akarsuların açtığı vâdiler dar ve derindir. Önemli vâdiler Kızılırmak, Kılıçözü ve Delice Irmak Vâdileridir. Kırşehir Kılıçözü Vâdisi Çoğun’a kadar dik olarak uzanır. Çoğun’dan sonra genişler. Vâdinin doğu ve batısında taşınma yoluyla meydana gelen Çoğun Ovası 2500 hektar ve 2400 hektarlık Güzler Ovası bulunur.
Akarsuları: Kırşehir ilinin akarsuları Kızılırmak ve bunun kolları olan Delice Irmak ile Kılıçözü Deresidir. Kızılırmak: Kızıldağ’dan çıkan Kızılırmak Sivas, Kayseri ve Nevşehir’i geçip Mucur’un güneyinden Kırşehir’e girer. Bu ırmak üzerinde kurulan Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları Kırşehir sınırları içinde kalır. Delice Irmak: Kızılırmağın önemli bir koludur. Yozgat Dağlarından çıkar. Yerköy yakınında Kırşehir-Yozgat sınırını meydana getirir ve kuzey batıya doğru akar. Yazın suları azalır, ilkbaharda kabarır. Kılıçözü Deresi: Kaman yakınlarında Baran Dağı kuzey yamaçlarından çıkar. Kırşehir-Ankara sınırını çizer. Ocakbaşı Bucağında Kırşehir’i terk eder. Üzerinde Çoğun Barajı kuruludur.
Öz adı verilen vâdilerden gelen Büyüköz, Hamanözü, Kılıçöz ve Acısu, Kızılırmak’a dökülür.
Gölleri: Seyfe Gölü: Kırşehir’de tek tabiî göldür. Göl bir çöküntü alanıdır. Denizden 1110 m yükseklikte ve 15 km2 yüzölçümündedir. Derinliği 3-5 m arasında değişir. Suyu çok tuzludur. Yazın kıyılarında tuz tabakaları meydana gelir. Hirfanlı Baraj Gölü: Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Enerji istihsali, sulama ve su taşkınlarını önleme maksadıyla yapılmıştır. Genişliği 15 km, uzunluğu 75 km’dir. Kapladığı alan 320 km2 dir. Su hacmi 6 milyar m3 tür. Senede 400 milyon kw/s enerji üretilir.
Kesikköprü Barajı: Hirfanlı Barajından 25 km uzaklıkta ve Kızılırmak üzerindedir. Genişliği 1,5 km ve uzunluğu 15 km olup 38 km2 lik bir alanı kaplar. Çoğun Barajı: Kılıçözü Deresi üzerinde ve Çoğun Bucağı yakınındadır. Sulama maksadıyla kurulmuştur. Hirfanlı Barajında tutulan sazan ve yayın balıkları Anadolu tatlı su balıklarının en lezzetlisidir. Bozkırda bir balıkçılık merkezi olup, Kırşehir’e “kır ortasında balık diyarı” denir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bu bölgede sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, baharlar yağmurlu, kış ise sert ve soğuk geçer. Senelik yağış miktarı 379 mm’dir. Sıcaklık +39,4°C ile -28°C arasında seyreder. İl topraklarının % 60’ı ekili ve dikili, % 30’u çayır ve mer’alarla kaplıdır. Ormanlık ve fundalık saha il topraklarının % 3’ünü biraz geçer. Ormanlar Çiçekdağ bölgesinde olup meşe ağaçlarından ibarettir. Akarsu vâdileri kavak ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Bozkır ve çorak arazi çoğunluktadır.
Ekonomi
Kırşehir ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi bakımından en az gelişmiş iller arasındadır. Faal nüfusun % 80’i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşır. Sanayi sektöründe çalışanlar % 7’dir. Göçler sebebiyle nüfus artışı azalmıştır.
Tarım: Tarım ilin mühim ekonomik kaynağı olup, başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mahlut, fasulye, mercimek, patates, şekerpancarı ve ketendir. Sebzecilik gelişmemiştir. Fakat meyvecilik önemli yer tutar. Elma, armut, erik, ceviz ve üzüm az miktarda da kayısı, kiraz, vişne ve şeftali yetişir. Zerdalisi ve “Balbaşı” denilen pekmezi meşhurdur.
Hayvancılık: Kışların sert ve uzun geçmesi ve bitki örtüsünün cılız olması sebebiyle hayvancılık ancak ikinci derecede bir geçim kaynağıdır. Koyun, tiftik keçisi, kılkeçisi ve sığır beslenir.
Ormancılık: Kırşehir ili orman bakımından yoksuldur. 13 bin hektar bozuk baltalık orman alanı ile 10 bin hektara yakın fundalık vardır. Akarsu vâdilerinde modern kavakçılık yapılmaktadır.
Mâdenleri: Yeraltı kaynakları zengin sayılmaz. Başlıca mâdenleri mermer, tuz, maden kömürü ve flüosittir. Oniks mermerleri meşhurdur.
Sanâyi: Kırşehir sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları, un fabrikaları, üç tuz imalâthanesi, matkap ucu üreten Oralsan Makina Takım Sanâyii ve Ticâret A.Ş., mermer fabrikaları, Meytaş Kireç, Türktur Turizm ve İnşaat A.Ş., Petlas Lâstik Fabrikaları, Yem ve Bulgur Fabrikası A.Ş., 10 ve daha fazla işçi çalıştıran 20’den fazla iş yeridir. Küçük sanayi dalında 234 metal işyeri, 125 orman ürünleri ve 108 dokuma iş yeri vardır. Dokuma iş yerleri evlerdedir. Kırşehir halı ve seccadeleri çok meşhurdur.
Ulaşım: Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Kırşehir’e ulaşım yalnız karayolu ile sağlanır. Ankara-Kayseri yolu Kırşehir’den geçer. Bu yoldan ayrılan bir yol Nevşehir-Niğde’ye başka bir yol ise Yozgat’a bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 256.862 olup, 126.406’sı ilçe merkezlerinde, 130.456’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6570 km2 olup nüfus yoğunluğu 38’dir. Devamlı göçler sebebiyle nüfus artışı fazla değildir. Konut meselesi en az olan yegane ildir. Nüfusun % 10’u yurt dışındadır.
Örf ve âdetleri: Kırşehir Selçuklu Türkleri tarafından büyük şehir hâline getirildi. 1071’den sonra tamamen Türkleşen Kırşehir’de eski kültürler unutulmuş Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Osmanlı devrinde Kırşehir Ahîlik merkezi olmuş ve ahîlerin pîri sayılan Ahî Evren 13. asırda Kırşehir’e yerleşmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli aynı asırda Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Suluca Karahöyük (Hacıbektaş)e yerleşmiştir. On dördüncü asırda meşhur Türk Şairi Âşık Paşa Garipname adlı eserini Kırşehir’de yazmıştır. On üçüncü ve on dördüncü asırda Kırşehir bütün Anadolu’yu etkileyici kültür ve ilim merkezi olmuştur. Daha sonraki asırlardaCelâlî İsyanları ile Kırşehir önemini kaybetmeye başlamıştır. Halk edebiyatı zengindir. Pekçok halk şâiri yetişmiştir. Zengin halk oyunları ve müziği vardır. Oyunlarda kaşık ve zil havaları ve halaylar yaygındır. Çok sayıda türküleri ile meşhurdur. Üç ayak, demirağa, koca oyun ve ağırlama meşhurdur. Mahallî yemeklerden pilavı çok tanınır.
Kırşehir’de yaygın el sanatları, bakırcılık, dokumacılık ve taş işlemeciliğidir. Türkler, halı ve kilim dokumacılığını Asya’dan getirmişler ve Anadolu’ya yaymışlardır. Kırşehir dokumacılığın çok geliştiği bir il olmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadınlar; başta üzeri gümüş tepelikli fes, içlik, cepken üç etek, kuşak, şalvar ve yemeni veya lapçin giyerler. Erkekler; göynek, delme yelek, şalvar, kuşak ve yemeni giyerler.
Eğitim: Bütün köylerinde ilkokul vardır. Okur yazar oranı % 70’ten fazladır. Bütün ilde 14 Anaokulu, 338 ilkokul, 51 ortaokul 6 meslekî ve teknik ortaokul, 5 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Kırşehir’in biri merkez olmak üzere yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.688 olup, 73.538’i ilçe merkezinde, 30.150’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Kervansaray Dağı, kuzeyinde Naldöken Dağı, batısında Armutlu Dağı, orta kısmında Kılıközü (Kırşehir) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. Kılıçözü Çayı Vâdisinde sulu tarım yapılır ve en çok sebze-meyve yetiştirilir. Vâdi boyunca söğütler ve kavaklıklar vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü (Kırşehir) Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 980 metredir. Kılıçözü (Kırşehir) Çayı şehri ikiye böler. Ankara-Kayseri karayolu ilçeden geçer. Çok eski bir târihe sâhip olan ilçe, eskiden beri ticâret yollarına kavşak noktalığı yapmaktadır. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur.
Akçakent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.821 olup, 1448’i ilçe merkezinde 14.373’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası olan Çiçekdağı (1691 m) orta kesimde yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve elmadır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve ormancılık yapılır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Çiçekdağı eteklerinde yer alır. Çiçekdağı ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
(:::)ınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.357 olup, 3791’i ilçe merkezinde, 13.566’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, arpa, nohut, soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok Ankara keçisi, sığır ve koyun beslenir. İlçe merkezi Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu üzerindedir. Fazla gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1959’da kurulmuştur. Kaman’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Boztepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.639 olup, 4004’ü ilçe merkezinde, 6635’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Batısında Kervansaray Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. İlçe merkezi Kervansaray Dağı eteklerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı belediyelik köy olan Boztepe, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Çiçekdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.053 olup, 6468’i ilçe merkezinde, 17.585’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Kösefakulu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları yüksekçe bir platodan meydana gelir. Batısında ilçeye ismini veren Çiçekdağı yer alır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Delice Irmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve elmadır. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe topraklarında flüorit, mâden kömürü, bakır ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi, Çiçekdağı’nın eteklerinde, Delice Irmağının kollarından birinin kıyısında kurulmuştur. Kırşehir-Yozgat karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 67 km mesâfededir. Eski adı Boyalık’tır. Abdülmecîd Han zamanında Mecidiye ismi ile Yozgat’a bağlı bir bucak idi. Sultan Abdülazîz Han zamânında ilçe oldu. 1930’da Çiçekdağı ismi verildi. 1954’te Yozgat’a bağlanan ilçe, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlanmıştır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kaman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.569 olup, 26.038’i ilçe merkezinde, 35.531’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41, Savcılı bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları engebeli platodan meydana gelir. Doğu ve güneydoğusunda Baron Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Kızılırmak ve Kılıçözü Deresidir. Hirfanlı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe topraklarında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, patates, arpa, nohut, soğan, fasulye, üzüm olup az miktarda kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Ankara keçisi, koyun ve sığır beslenir. Hirfanlı baraj gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Evlerde halı dokumacılığı çok yaygın olup, ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında demir ve flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü Vâdisinde kurulmuştur. Kırşehir-Bala karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Hirfanlı Barajının kurulması ile gelişmiştir. 1954’te Ankara’ya bağlanan Kaman, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlandı. 1944 yılında ilçe olan Kaman’ın belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Mucur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.735 olup, 11.119’u ilçe merkezinde, 12.616’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 1068 km2 olup nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları Mucur platosunda yer alır. Orta kesimini Kervansaray Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Seyfe (Malya) Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Gölün doğu ve kuzeydoğusunda Seyfe Ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, üzüm, elma, baklagiller ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Koyun ve Ankara keçisi beslenir. Seyfe Gölü yakınlarında Malya Devlet Çiftliği vardır.
İlçe merkezi Acısu Vâdisinin yamaçlarında kurulmuştur. Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezine 24 km mesâfededir. 1954’te Nevşehir’e bağlanan ilçe 1957’de tekrar Kırşehir’in bir ilçesi hâline geldi. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırşehir ilinde bulunan târihî eserlerin hemen hepsini Türklerin yaptığı eserler meydana getirir.
Alâeddin Câmii: Kaletepe’de İkinci Alâeddin Keykubât tarafından 1242’de yapılmıştır. 1893’te AhmedArif Bey baştan başa tâmir ettirmiştir. Bir ara müze deposu oldu ise de bugün câmi olarak kullanılıyor.
Ahî Evren Câmii ve Türbesi: On dördüncü asırdan kalmadır. Kırşehir’in en önemli târihî eseridir. Câminin içinde bir türbe vardır. Bu türbede Ahî esnaf teşkilâtının pîri sayılan Ahî Evren medfundur.
Caca Bey Medresesi: 1273’te Kırşehir Vâlisi Caca Bey (Cacaoğlu Emir Nûreddîn) tarafından yaptırılmıştır. Bugün câmi olarak kullanılmaktadır. Medresenin, câmi, imâret ve tekke kısmı yıkılmıştır. Câminin minâresi ayaktadır. Caca Beyin türbesi medresenin yanındadır. Türbenin üzerindeki cam kubbe Astronomi Fakültesine âitti. Burada yıldızlar gözlenirdi. Halk medreseye “Cıncıklı Câmi” ismini vermiştir. Caca Bey Medresesi dünyânın ilk gözlemevi (rasathâne) olarak inşâ edilmiş yapısıdır.
Melik GâziTürbesi: 1250’de Melik Gâzinin eşi Muhterem Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Konik külahlı sekizgen kenarlı bir yapıdır. Mermer taç kapının süsleri çok zengindir. Anadolu Selçuklularına âit güzel bir kümbettir. İçinde Mengücükoğlu Beyi Muzafferüddîn Behşamşah’ın ve eşinin kabri vardır.
Âşık Paşa Türbesi: Âşık Paşa için 1333’te tamâmı mermerden yapılmıştır. 1935’te tâmir gören türbeyi Âşık Paşanın yeğeni Eretna Veziri AliŞah Ruhi yaptırmıştır.
Kesik Köprü: İl merkezinin 23 km güneyindeki Kesikköprü köyündedir. Selçuklular zamanında yapılan köprü, Kızılırmak üzerinde olup, hâlen Niğde, Adana ve Konya illerine ulaşımı sağlamaktadır.
Kesikköprü Kervansarayı: Kesikköprü köyündedir.Selçuklu mîmârî özelliklerini bütün ihtişamı ile yansıtmaktadır.
Hitit Kalıntıları: Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Hashöyük mevkiindedir. Hititlere âit eski bir şehrin kalıntısı ve bâzı eserler ortaya çıkarılmıştır.
Mucur Yeraltı Şehri: Mucur ilçesinin Solaklı Mahallesindedir. Bizans dönemine âit olan yeraltı şehri daha çok sığınak şeklindedir. Toplam 42 odası olan şehrin gerekli tâmirâtı yapılarak turizm hizmetine açılmıştır.
Mesire yerleri:
Akarsu ve göl kıyıları mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Hirfanlı Barajı ve Gölü: Kaman ilçesinin 19 km güneybatısında Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Büyük Oba köyünün hemen yakınında bir plaj bulunmaktadır. Günü birlik gidilen bir mesire yeridir.
Seyfe Gölü: Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olup mesire yeridir. Yüzölçümü ortalama olarak 22 km2dir. Denizden yüksekliği 1080 metredir. Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olan göl, Türkiye’nin kuş toplulukları bakımından en zengin göllerinden biridir. Çevresinde yabanî av hayvanları vardır. Göl çevresinde turistik tesisler mevcuttur.
Kaplıcalar ve içmeler:
Kaplıcalar bakımından zengin yörelerden biridir. Başlıca kaplıcaları şunlardır:
Karakurt Kaplıcası: Kırşehire 18 km uzaklıkta Karalar köyündedir. İlk olarak tesisler Selçuklu komutanlarından Kılıç Arslan tarafından 1135 senesinde yaptırılmıştır. Konaklama tesisleri vardır. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Terme Kaplıcası: Kırşehir’in güneyinde Kuşdili mevkiindedir. Konaklama tesisleri vardır. İçme kürleri karaciğer, yüksek tansiyon, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına; banyo kürleri kalp hastalıkları, romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları, çocuk felci ve yarım felce faydalıdır.
Bulamaçlı Kaplıcası: Çiçekdağı ilçesine 10 km uzaklıkta Bulamaçlı köyü yakınlarındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Mahmutlu Kaplıcası: Çiçekdağı’na 20 km uzaklıktadır. Konaklama tesisleri yetersizdir. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
KIRŞEHİR
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6570 km2
Nüfûsu : 256.862
İlçeleri : Merkez, Akçakent, (:::)ınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman, Mucur.
İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak bölümünde yer alan bir ilimiz. Doğu ve güneydoğu’da Nevşehir; güneyde Niğde; güney, güneybatı ve batısında Ankara ile çevrilidir. 38° 49’ ve 39° 48’ kuzey enlemleri ile 33° 25’ ve 34° 43’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 40’tır.
İsminin Menşei
Türkler uçsuz bucaksız bir kırın ortasında olan bu kasabayı fethederek Bizanslılardan aldıklarında bu kente “Kır şehri” demişlerdir. Bir ara “Gülşehri” ismi ile de anılan kentin ismi “Kırşehir” olmuştur. Eski ismi “Makissos”, daha sonra “Justiniapolis” olarak anılmıştır.
Târihi
Kırşehir ilinin bulunduğu topraklar, târihte Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititlerin toprakları içinde bulunuyordu. Hititlerin iç savaş ve iktidar kavgaları ile dağılıp yıkılmasından sonra bu topraklara Asurlular hâkim olmuştur. Persler M.Ö. 6. asırda bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenmiş, Anadolu ve İran’ı istilâ ederek Makedonya Devletine katmıştır. İskender’in ölümü ile bu bölge (Asya) Selevkos Devletinin nüfuzunda kalmışsa da fiilen bu bölge Kapadokya Krallığının olmuştur. Kapadokya Krallığı, Roma İmparatorluğunun hâkimiyetini tanımış ve bilahare Roma İmparatorluğu, Kapadokya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi kendine bağlamıştır. M.S. 395 senesinde Romaİmparatorluğu Batı ve Doğu olarak ikiye bölününce bütün Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.
İslâm orduları yedinci asır ortalarından başlayarak Kırşehir bölgesine birçok defalar akınlar yaparak bu bölgeyi fethetmişlerse de devamlı olarak ellerinde tutamamışlardır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi Kırşehir de, Anadolu Fâtihi ve Anadolu’da Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir.
Bir ara Selçuklulara bağlı Danişmendoğulları bu bölgede hâkim olmuşlar ve 1120’de Selçuklulara bağlı bir vilâyet daha sonra Konya Selçuklularının bir vilâyeti olmuştur. On ikinci asrın ikinci yarısında şehir gelişmiş ve Anadolu’nun bağrında en büyük ilim ve kültür merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
On dördüncü asır başlarında Kırşehir’de İlhanlı hükümdarları namına sikke kesilmiştir.
Kırşehir, Anadolu’da “Ahîlik” denen tasavvufî esnaf teşkilâtının en mühim merkezlerinden biri olması ile 14. asırda oldukça gelişmiştir. Meşhur Ahî Evren Kırşehir’e yerleşmiş, Mevlevî Tarikatı gelişmiş ve büyük mutasavvıf ve Türk şâiri Âşık Paşa burada yaşamıştır. Bu asırda müstesnâ bir kültür ve ilim merkezi olan Kırşehir’in şehir nüfûsu 180 bini bulmuştur.
On dördüncü asrın ikinci yarısında Kırşehir bir ara Eretnaoğullarına (Sivas’a) bağlanmış, sonradan Karamanoğullarının eline geçmiştir. Osmanlılar Kırşehir’i Birinci Bayezid devrinde 1381’de almışsa da 1402’de Timur Kırşehir’i alarak yeniden Karamanoğullarına geri vermiştir. Sultan İkinci Murad Han zamanında Osmanlılar yeniden Kırşehir’e hâkim oldular. Celâli isyanları Kırşehir’in gerilemesinde mühim rol oynamıştır.
Osmanlı devrinde Kırşehir, Konya (Karaman) Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 7 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştur. Kırşehir’in 4 kazası vardı. Cumhûriyetten sonra Kırşehir kendi adını taşıyan ilin merkezi, 1954’te Nevşehir, Kırşehir’den ayrılarak il olmuştur. Kırşehir ilçe olmuştur. 1957’de Kırşehir tekrar il hâline getirilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırşehir ilinin % 17’si dağlarla, % 65’i yayla ve platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Kırşehir’e yaylalar şehri denmiştir. Topraklarının üçte ikisi 500-1200 m yükseklikteki plato ve yaylalardan ibârettir.
Dağları: Yayla ve plato görünümünde olan topraklarının üzerinde 1500 m’yi aşan dağların mühim kısmı, Kızılırmak ile bunun kolu olan Delice Irmak arasında olup başlıca dağları şunlardır:
En yüksek dağları Baran Dağı (1808 m), Kargasekmez Dağı (1712 m), Kervansaray Dağı (1679 m), Çiçek Dağı (1691 m), Aliöllez Dağı (1528 m), Naldöken Dağı (1504 m) dır.
Yayla ve platolar Yozgat’a doğru yükselir. Yayla ve platoların orman ve bitki örtüsü azdır. Fakat hayvancılığa müsaittir. Platolar kalkerli olup yağmur sularının yer altında toplanıp alçak yerlerden kaynak olarak çıkmasını temin eder böylece yaz aylarında aşırı kuraklığı önler.
Ovaları: Bu bölgede bazı yerlerde geniş çöküntü alanları ve aşınma ovaları meydana gelmiştir. Bunların en önemlisi 1110 m yükseklikteki Seyfe Ovasıdır. Akarsuların açtığı vâdiler dar ve derindir. Önemli vâdiler Kızılırmak, Kılıçözü ve Delice Irmak Vâdileridir. Kırşehir Kılıçözü Vâdisi Çoğun’a kadar dik olarak uzanır. Çoğun’dan sonra genişler. Vâdinin doğu ve batısında taşınma yoluyla meydana gelen Çoğun Ovası 2500 hektar ve 2400 hektarlık Güzler Ovası bulunur.
Akarsuları: Kırşehir ilinin akarsuları Kızılırmak ve bunun kolları olan Delice Irmak ile Kılıçözü Deresidir. Kızılırmak: Kızıldağ’dan çıkan Kızılırmak Sivas, Kayseri ve Nevşehir’i geçip Mucur’un güneyinden Kırşehir’e girer. Bu ırmak üzerinde kurulan Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları Kırşehir sınırları içinde kalır. Delice Irmak: Kızılırmağın önemli bir koludur. Yozgat Dağlarından çıkar. Yerköy yakınında Kırşehir-Yozgat sınırını meydana getirir ve kuzey batıya doğru akar. Yazın suları azalır, ilkbaharda kabarır. Kılıçözü Deresi: Kaman yakınlarında Baran Dağı kuzey yamaçlarından çıkar. Kırşehir-Ankara sınırını çizer. Ocakbaşı Bucağında Kırşehir’i terk eder. Üzerinde Çoğun Barajı kuruludur.
Öz adı verilen vâdilerden gelen Büyüköz, Hamanözü, Kılıçöz ve Acısu, Kızılırmak’a dökülür.
Gölleri: Seyfe Gölü: Kırşehir’de tek tabiî göldür. Göl bir çöküntü alanıdır. Denizden 1110 m yükseklikte ve 15 km2 yüzölçümündedir. Derinliği 3-5 m arasında değişir. Suyu çok tuzludur. Yazın kıyılarında tuz tabakaları meydana gelir. Hirfanlı Baraj Gölü: Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Enerji istihsali, sulama ve su taşkınlarını önleme maksadıyla yapılmıştır. Genişliği 15 km, uzunluğu 75 km’dir. Kapladığı alan 320 km2 dir. Su hacmi 6 milyar m3 tür. Senede 400 milyon kw/s enerji üretilir.
Kesikköprü Barajı: Hirfanlı Barajından 25 km uzaklıkta ve Kızılırmak üzerindedir. Genişliği 1,5 km ve uzunluğu 15 km olup 38 km2 lik bir alanı kaplar. Çoğun Barajı: Kılıçözü Deresi üzerinde ve Çoğun Bucağı yakınındadır. Sulama maksadıyla kurulmuştur. Hirfanlı Barajında tutulan sazan ve yayın balıkları Anadolu tatlı su balıklarının en lezzetlisidir. Bozkırda bir balıkçılık merkezi olup, Kırşehir’e “kır ortasında balık diyarı” denir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bu bölgede sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, baharlar yağmurlu, kış ise sert ve soğuk geçer. Senelik yağış miktarı 379 mm’dir. Sıcaklık +39,4°C ile -28°C arasında seyreder. İl topraklarının % 60’ı ekili ve dikili, % 30’u çayır ve mer’alarla kaplıdır. Ormanlık ve fundalık saha il topraklarının % 3’ünü biraz geçer. Ormanlar Çiçekdağ bölgesinde olup meşe ağaçlarından ibarettir. Akarsu vâdileri kavak ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Bozkır ve çorak arazi çoğunluktadır.
Ekonomi
Kırşehir ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi bakımından en az gelişmiş iller arasındadır. Faal nüfusun % 80’i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşır. Sanayi sektöründe çalışanlar % 7’dir. Göçler sebebiyle nüfus artışı azalmıştır.
Tarım: Tarım ilin mühim ekonomik kaynağı olup, başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mahlut, fasulye, mercimek, patates, şekerpancarı ve ketendir. Sebzecilik gelişmemiştir. Fakat meyvecilik önemli yer tutar. Elma, armut, erik, ceviz ve üzüm az miktarda da kayısı, kiraz, vişne ve şeftali yetişir. Zerdalisi ve “Balbaşı” denilen pekmezi meşhurdur.
Hayvancılık: Kışların sert ve uzun geçmesi ve bitki örtüsünün cılız olması sebebiyle hayvancılık ancak ikinci derecede bir geçim kaynağıdır. Koyun, tiftik keçisi, kılkeçisi ve sığır beslenir.
Ormancılık: Kırşehir ili orman bakımından yoksuldur. 13 bin hektar bozuk baltalık orman alanı ile 10 bin hektara yakın fundalık vardır. Akarsu vâdilerinde modern kavakçılık yapılmaktadır.
Mâdenleri: Yeraltı kaynakları zengin sayılmaz. Başlıca mâdenleri mermer, tuz, maden kömürü ve flüosittir. Oniks mermerleri meşhurdur.
Sanâyi: Kırşehir sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları, un fabrikaları, üç tuz imalâthanesi, matkap ucu üreten Oralsan Makina Takım Sanâyii ve Ticâret A.Ş., mermer fabrikaları, Meytaş Kireç, Türktur Turizm ve İnşaat A.Ş., Petlas Lâstik Fabrikaları, Yem ve Bulgur Fabrikası A.Ş., 10 ve daha fazla işçi çalıştıran 20’den fazla iş yeridir. Küçük sanayi dalında 234 metal işyeri, 125 orman ürünleri ve 108 dokuma iş yeri vardır. Dokuma iş yerleri evlerdedir. Kırşehir halı ve seccadeleri çok meşhurdur.
Ulaşım: Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Kırşehir’e ulaşım yalnız karayolu ile sağlanır. Ankara-Kayseri yolu Kırşehir’den geçer. Bu yoldan ayrılan bir yol Nevşehir-Niğde’ye başka bir yol ise Yozgat’a bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 256.862 olup, 126.406’sı ilçe merkezlerinde, 130.456’sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6570 km2 olup nüfus yoğunluğu 38’dir. Devamlı göçler sebebiyle nüfus artışı fazla değildir. Konut meselesi en az olan yegane ildir. Nüfusun % 10’u yurt dışındadır.
Örf ve âdetleri: Kırşehir Selçuklu Türkleri tarafından büyük şehir hâline getirildi. 1071’den sonra tamamen Türkleşen Kırşehir’de eski kültürler unutulmuş Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Osmanlı devrinde Kırşehir Ahîlik merkezi olmuş ve ahîlerin pîri sayılan Ahî Evren 13. asırda Kırşehir’e yerleşmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli aynı asırda Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Suluca Karahöyük (Hacıbektaş)e yerleşmiştir. On dördüncü asırda meşhur Türk Şairi Âşık Paşa Garipname adlı eserini Kırşehir’de yazmıştır. On üçüncü ve on dördüncü asırda Kırşehir bütün Anadolu’yu etkileyici kültür ve ilim merkezi olmuştur. Daha sonraki asırlardaCelâlî İsyanları ile Kırşehir önemini kaybetmeye başlamıştır. Halk edebiyatı zengindir. Pekçok halk şâiri yetişmiştir. Zengin halk oyunları ve müziği vardır. Oyunlarda kaşık ve zil havaları ve halaylar yaygındır. Çok sayıda türküleri ile meşhurdur. Üç ayak, demirağa, koca oyun ve ağırlama meşhurdur. Mahallî yemeklerden pilavı çok tanınır.
Kırşehir’de yaygın el sanatları, bakırcılık, dokumacılık ve taş işlemeciliğidir. Türkler, halı ve kilim dokumacılığını Asya’dan getirmişler ve Anadolu’ya yaymışlardır. Kırşehir dokumacılığın çok geliştiği bir il olmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadınlar; başta üzeri gümüş tepelikli fes, içlik, cepken üç etek, kuşak, şalvar ve yemeni veya lapçin giyerler. Erkekler; göynek, delme yelek, şalvar, kuşak ve yemeni giyerler.
Eğitim: Bütün köylerinde ilkokul vardır. Okur yazar oranı % 70’ten fazladır. Bütün ilde 14 Anaokulu, 338 ilkokul, 51 ortaokul 6 meslekî ve teknik ortaokul, 5 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Kırşehir’in biri merkez olmak üzere yedi ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.688 olup, 73.538’i ilçe merkezinde, 30.150’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Kervansaray Dağı, kuzeyinde Naldöken Dağı, batısında Armutlu Dağı, orta kısmında Kılıközü (Kırşehir) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. Kılıçözü Çayı Vâdisinde sulu tarım yapılır ve en çok sebze-meyve yetiştirilir. Vâdi boyunca söğütler ve kavaklıklar vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü (Kırşehir) Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 980 metredir. Kılıçözü (Kırşehir) Çayı şehri ikiye böler. Ankara-Kayseri karayolu ilçeden geçer. Çok eski bir târihe sâhip olan ilçe, eskiden beri ticâret yollarına kavşak noktalığı yapmaktadır. İlçe belediyesi 1870’te kurulmuştur.
Akçakent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.821 olup, 1448’i ilçe merkezinde 14.373’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. En yüksek noktası olan Çiçekdağı (1691 m) orta kesimde yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve elmadır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve ormancılık yapılır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Çiçekdağı eteklerinde yer alır. Çiçekdağı ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
(:::)ınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.357 olup, 3791’i ilçe merkezinde, 13.566’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, arpa, nohut, soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok Ankara keçisi, sığır ve koyun beslenir. İlçe merkezi Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu üzerindedir. Fazla gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1959’da kurulmuştur. Kaman’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Boztepe: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.639 olup, 4004’ü ilçe merkezinde, 6635’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Batısında Kervansaray Dağı yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir. İlçe merkezi Kervansaray Dağı eteklerinde yer alır. Merkez ilçeye bağlı belediyelik köy olan Boztepe, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Çiçekdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.053 olup, 6468’i ilçe merkezinde, 17.585’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Kösefakulu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları yüksekçe bir platodan meydana gelir. Batısında ilçeye ismini veren Çiçekdağı yer alır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Delice Irmak ve kollarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve elmadır. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. En çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe topraklarında flüorit, mâden kömürü, bakır ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi, Çiçekdağı’nın eteklerinde, Delice Irmağının kollarından birinin kıyısında kurulmuştur. Kırşehir-Yozgat karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 67 km mesâfededir. Eski adı Boyalık’tır. Abdülmecîd Han zamanında Mecidiye ismi ile Yozgat’a bağlı bir bucak idi. Sultan Abdülazîz Han zamânında ilçe oldu. 1930’da Çiçekdağı ismi verildi. 1954’te Yozgat’a bağlanan ilçe, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlanmıştır. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kaman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.569 olup, 26.038’i ilçe merkezinde, 35.531’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41, Savcılı bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları engebeli platodan meydana gelir. Doğu ve güneydoğusunda Baron Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Kızılırmak ve Kılıçözü Deresidir. Hirfanlı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe topraklarında yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, patates, arpa, nohut, soğan, fasulye, üzüm olup az miktarda kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Ankara keçisi, koyun ve sığır beslenir. Hirfanlı baraj gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Evlerde halı dokumacılığı çok yaygın olup, ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında demir ve flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kılıçözü Vâdisinde kurulmuştur. Kırşehir-Bala karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Hirfanlı Barajının kurulması ile gelişmiştir. 1954’te Ankara’ya bağlanan Kaman, 1957’de tekrar Kırşehir’e bağlandı. 1944 yılında ilçe olan Kaman’ın belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Mucur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.735 olup, 11.119’u ilçe merkezinde, 12.616’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 1068 km2 olup nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları Mucur platosunda yer alır. Orta kesimini Kervansaray Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Seyfe (Malya) Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Gölün doğu ve kuzeydoğusunda Seyfe Ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, üzüm, elma, baklagiller ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve kayısı yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok Koyun ve Ankara keçisi beslenir. Seyfe Gölü yakınlarında Malya Devlet Çiftliği vardır.
İlçe merkezi Acısu Vâdisinin yamaçlarında kurulmuştur. Ankara-Kırşehir-Kayseri karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezine 24 km mesâfededir. 1954’te Nevşehir’e bağlanan ilçe 1957’de tekrar Kırşehir’in bir ilçesi hâline geldi. İlçe belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırşehir ilinde bulunan târihî eserlerin hemen hepsini Türklerin yaptığı eserler meydana getirir.
Alâeddin Câmii: Kaletepe’de İkinci Alâeddin Keykubât tarafından 1242’de yapılmıştır. 1893’te AhmedArif Bey baştan başa tâmir ettirmiştir. Bir ara müze deposu oldu ise de bugün câmi olarak kullanılıyor.
Ahî Evren Câmii ve Türbesi: On dördüncü asırdan kalmadır. Kırşehir’in en önemli târihî eseridir. Câminin içinde bir türbe vardır. Bu türbede Ahî esnaf teşkilâtının pîri sayılan Ahî Evren medfundur.
Caca Bey Medresesi: 1273’te Kırşehir Vâlisi Caca Bey (Cacaoğlu Emir Nûreddîn) tarafından yaptırılmıştır. Bugün câmi olarak kullanılmaktadır. Medresenin, câmi, imâret ve tekke kısmı yıkılmıştır. Câminin minâresi ayaktadır. Caca Beyin türbesi medresenin yanındadır. Türbenin üzerindeki cam kubbe Astronomi Fakültesine âitti. Burada yıldızlar gözlenirdi. Halk medreseye “Cıncıklı Câmi” ismini vermiştir. Caca Bey Medresesi dünyânın ilk gözlemevi (rasathâne) olarak inşâ edilmiş yapısıdır.
Melik GâziTürbesi: 1250’de Melik Gâzinin eşi Muhterem Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Konik külahlı sekizgen kenarlı bir yapıdır. Mermer taç kapının süsleri çok zengindir. Anadolu Selçuklularına âit güzel bir kümbettir. İçinde Mengücükoğlu Beyi Muzafferüddîn Behşamşah’ın ve eşinin kabri vardır.
Âşık Paşa Türbesi: Âşık Paşa için 1333’te tamâmı mermerden yapılmıştır. 1935’te tâmir gören türbeyi Âşık Paşanın yeğeni Eretna Veziri AliŞah Ruhi yaptırmıştır.
Kesik Köprü: İl merkezinin 23 km güneyindeki Kesikköprü köyündedir. Selçuklular zamanında yapılan köprü, Kızılırmak üzerinde olup, hâlen Niğde, Adana ve Konya illerine ulaşımı sağlamaktadır.
Kesikköprü Kervansarayı: Kesikköprü köyündedir.Selçuklu mîmârî özelliklerini bütün ihtişamı ile yansıtmaktadır.
Hitit Kalıntıları: Kırşehir’e 40 km uzaklıkta Hashöyük mevkiindedir. Hititlere âit eski bir şehrin kalıntısı ve bâzı eserler ortaya çıkarılmıştır.
Mucur Yeraltı Şehri: Mucur ilçesinin Solaklı Mahallesindedir. Bizans dönemine âit olan yeraltı şehri daha çok sığınak şeklindedir. Toplam 42 odası olan şehrin gerekli tâmirâtı yapılarak turizm hizmetine açılmıştır.
Mesire yerleri:
Akarsu ve göl kıyıları mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Hirfanlı Barajı ve Gölü: Kaman ilçesinin 19 km güneybatısında Kızılırmak üzerinde kurulmuştur. Büyük Oba köyünün hemen yakınında bir plaj bulunmaktadır. Günü birlik gidilen bir mesire yeridir.
Seyfe Gölü: Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olup mesire yeridir. Yüzölçümü ortalama olarak 22 km2dir. Denizden yüksekliği 1080 metredir. Mucur ilçesine 20 km uzaklıkta olan göl, Türkiye’nin kuş toplulukları bakımından en zengin göllerinden biridir. Çevresinde yabanî av hayvanları vardır. Göl çevresinde turistik tesisler mevcuttur.
Kaplıcalar ve içmeler:
Kaplıcalar bakımından zengin yörelerden biridir. Başlıca kaplıcaları şunlardır:
Karakurt Kaplıcası: Kırşehire 18 km uzaklıkta Karalar köyündedir. İlk olarak tesisler Selçuklu komutanlarından Kılıç Arslan tarafından 1135 senesinde yaptırılmıştır. Konaklama tesisleri vardır. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına iyi gelmektedir.
Terme Kaplıcası: Kırşehir’in güneyinde Kuşdili mevkiindedir. Konaklama tesisleri vardır. İçme kürleri karaciğer, yüksek tansiyon, safrakesesi, mîde ve barsak hastalıklarına; banyo kürleri kalp hastalıkları, romatizma, nevralji, nefrit, kadın hastalıkları, çocuk felci ve yarım felce faydalıdır.
Bulamaçlı Kaplıcası: Çiçekdağı ilçesine 10 km uzaklıkta Bulamaçlı köyü yakınlarındadır. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıca suyu içme ile mîde, barsak, karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına; banyo ile romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Mahmutlu Kaplıcası: Çiçekdağı’na 20 km uzaklıktadır. Konaklama tesisleri yetersizdir. Banyo kürleri romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına; içme kürleri mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Kırklareli Hakkında Bilgiler
KIRKLARELİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6550 km2
Nüfûsu : 309.512
İlçeleri : Merkez, Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar, Vize.
Trakya’da bulunan bir ilimiz. Batı sınırımızdaki Kırklareli, Marmara bölgesinin Istranca ve Ergene bölümleri üzerinde bulunmaktadır. Trakya’nın en büyük ili olup, İstanbul, Karadeniz, Tekirdağ, Edirne ve Bulgaristan ile çevrilidir. 41° 14’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile 28°53’ ve 26°13’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 39’dur.
İsminin Menşei
Türk akıncıları “Rumeli” ismi verilen Marmara Denizinin batı bölgesine çıkarak yeni şehirler fethettiler. Kırklareli’yi fetheden Türk akıncıları burada 40 şehid verdiler. Şehid arkadaşlarının aziz hatırası için “Kırklareli” dediler. Nitekim bu ildeki “Kırklar Şehitliği” ve “Kırklar Câmii” bu şehitlerin hatırası içindir.
Kırklareli isminin “Kırk Kilise” (Saranta Eklesies) ile ilgisi yoktur. Gerçi Kırklareli’nin eski ismi “Kırk Kilise”dir. Fakat Kırklareli ismi 40 şehid hatırasına binâen verilmiştir. Kırk akıncının âbideleştiği bir topraktır. Kırklarbaba Dergâhındaki kitâbede şu beyit bulunmuştur:
“Kırk kimse şehid oldu bu yerde,
Bu nâm ile anılsın bu belde.”
Hüdavendigâr ismi ile anılan Sultan Birinci Murad Han zamanında Demirtaş Paşa emrindeki akıncılar bu bölgeyi fethederken 40 şehit vermişlerdir. Bu şehitler arasında Saltık Bey, Balaban Bey, Kılıç Alparslan Bey, Satılmış Bey, Demirhan Bey, Yahşi Bey, Durmuş Bey, Kayahan Bey, Sungur Bey veKaracakaya Bey bulunmaktadır.
Sultan Birinci Murad Han, Demirtaş Paşaya: “Bre Demirtaş yiğidim, Saranta Eklesies derler bir il vardır. Gözümün üstünde çapak gibi durur. Tez saadetlu haberini beklerim.” diyerek, sefere (akına) uğurlamıştı. Kırk şehitlerin yattığı bu il Demirtaş Paşa emrindeki Türk akıncılarının akınıyle fethedilmiştir.
Târihi
Kırklareli’nin çok eski zamanlara dayanan bir târihi vardır. Kırklareli-Aslıbey arasında üç sun’î tepe olduğu gibi Aşağıpınara-Eriklice Köyleri arasında höyükler ve mezarlar bulunmuştur. Hititler, Boğaz ve Marmara Denizinin doğu sâhillerine kadar uzanıp Trakya denilen bu bölgeye geçmemişlerdir. Bu bölge târih sahnesine Traklarla girmiştir. Traklar, Trakya’ya adını veren fakat bugün yok olan bir kavimdir. Traklar M.Ö. 1200-513 arasında bu bölgede yaşamışlardır. Traklar Önasya ve Tuna dolaylarından gelen Türk kavimleridir. Traklar gibiÇanakkale civârında yaşayan Truvalılar da Türk asıllıdır. ABD Harvard Üniversitesi profesörü Calvert Watkins, Truvalıların konuştukları Luvian dilinin Hitit dili ile aynı kökten olduğu, Hititler gibi Truvalıların da Türk kavimleri olduğunu Truva Kralı Priam ile oğlu Paris isimlerinin de aynı kökten geldiğini târihî vesikalarla isbat etmiştir. Fransız ilim adamlarından Montaigne de Denemeler isimli eserindeTruvalıların Türk kavmi olduğunu söyler. M.Ö. 1200’lerde Firikler bu bölgelerden Anadolu’ya geçtiler.
M.Ö. 700 yıllarında Türkistan Stepleri ve Hazar Denizi civarında göçebe olarak yaşayan İskitler Romanya ve Bulgaristan üzerinden Trakya’ya indiler, Traklarla kaynaştılar.Uzun müddet birlikte yaşadılar. İskitler o tarihte atı en iyi şekilde kullanan milletti. Pers hükümdarı Dariyus (Dara) 170.000 kişilik bir ordu ile 600 parçalık bir donanma hazırladı. İskitleri yenip, Anadolu’yu, Kafkas ve Karadeniz mâdenlerini, kalay ve ambar (hububât) yolunu, Trakya ve Balkanları ele geçirip İtalya’ya uzanmak istiyordu. Kendisine İyonyalılar da yardım ettiler. Dariyus Vize’ye kadar geldi. Vize’de konaklayıp Kaynaren üzerinden Bulgaristan’a girdi, fakat Tuna boyları ile Karadeniz kıyılarını alamadı. İskitler sık ormanlar içinde gerilla savaşı yapıp gözükmüyorlardı. Dariyus’un bu büyük seferi neticesiz kaldı. Merkezi Vize’de olan “Trakya Straplığı” kurdu ise de 25-30 sene devam etti. Atina Devleti M.Ö. 440’ta Persleri yenince burası Atina Devletinin eline geçti.
Makedonya Krallığı M.Ö. 336’da Yoğuntaş (Polos) civârında Atina Devletini yenerek bu bölgeyi ele geçirdi. Makedonya Kralı Filip’in oğlu İskender, Pers Devletini yıktı. Hindistan’a kadar uzanarak, Anadolu gibi bu bölge de Makedonya Krallığının hâkimiyetine geçti.
Makedonya Kralı İskender’in ölümü Roma Devletinin yayılmasına sebeb oldu. Roma İmparatorluğu M.Ö. 168’de Trakya’ya girdi. Vize ve Pınarhisar’a kadar sokuldular. Trakların güçlü savunması karşısında Vize’de Roma İmparatorluğuna bağlı “Doğu Trakya Krallığı”nın kurulmasına M.Ö. 72’de râzı oldular. Bu krallık fazla yaşamadı. M.S. 46 senesinde Romaİmparatoru Klaudus, Doğu TrakyaKrallığına son verdi. Vize, Lüleburgaz, Babaeski ve Karıştıran bölgeleri Roma’ya ilhak edildi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te parçalanınca bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Osmanlı Devleti Kırklareli’yi, Sultan Birinci Murad Hüdavendigâr zamanında 1362’de fethetti. Bizanslılar geri alınca Sultan Birinci Murad Han 1363’te Edirne ve Kırklareli’yi tekrar fethetti. 1402 Ankara Savaşı ile Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Burası Fetret Devrinde Süleyman Çelebi’nin ve 1411’de kardeşi Musa Çelebi’nin eline geçti. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed bütün Rumeli’yi alıp, bölünen Osmanlı Devletini yeniden birleştirdi. Çelebi Sultan Mehmet Han ile Sultan İkinci Murad Han zamanında, Mustafa Çelebi burasını ele geçirmiş fakat tutunamamıştır.
1878 senesine kadar çok sakin bir yer olan Kırklareli, İstanbul ve Edirne gibi iki büyük şehir arasında kaldığı için fazla gelişememiştir. Kırklareli merkezi Sofya’da bulunan geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi olmuştur. Vize de sancaktı. Tanzimâttan sonra Kırklareli, Edirne vilâyetinin (eyâletinin) altı sancağından birine merkez oldu. Yedi kazası vardı. 1876-1878’de birkaç ay Rus işgalinde kaldı. Ayastefanos Muâhedesine göre Kırklareli Osmanlı Devletine bağlı fakat iç idâresinde muhtar Bulgaristan Prensliğine veriliyordu. Berlin Muâhedesinde Ayastefanos Muâhedesi iptâl edildi. Kırklareli yine Osmanlı Devletine bırakıldı.
Balkan Harbinde 28 Eylül 1912’den 8 Temmuz 1913’e kadar 9 ay 10 gün Bulgar işgalinde kalmıştır. Balkan Harbinin mühim muhârebeleri bu bölgede, Pınarhisar ve Lüleburgaz civârında olmuştur. Türk ordusu Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Yunanlılar, Kırklareli ve çevresini işgal ettiler. Şehir iki sene Yunan işgal ve istilası altında kaldıktan sonra 10 Kasım 1922’de Türkler tarafından geri alınmıştır. Bulgar ve Yunanlılar Kırklareli ve çevresini baştan aşağı yakıp, yıkmış ve yağma etmiştir. Halkın büyük kısmı göç etmiştir. 1924 Lozan Muahedesi (Antlaşması) ile Kırklareli’nde bulunan Yunan ve Bulgar azınlık iâde edilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırklareli topraklarının % 48’i dağlar, % 44’ü plato ve % 8’i ovalarla kaplıdır.
Dağları: Kırklareli genel olarak dağlık ve dağlar da ormanlarla kaplıdır. Dağlar yüksek değildir. En yüksek yeri Büyük Mahya (1031 m)dır. İlin büyük bir kısmını kuzeybatı-güneydoğu istikâmetinde uzanan Istranca (Yıldız) Dağları kaplar. Bu dizi İstanbul’a doğru alçalarak uzanır. Başlıca tepeler şunlardır: Fatmakaya Tepesi (901 m), Sivri Tepe (851 m), Kaletepe (846 m), Dalyan Tepe (725 m), Kamelya Tepe (776 m), ve Dikilitaş Tepe (503 m)dir. Diğerleri 300 m’den küçüktür. Kırklareli’nde platolar önemli yer tutar. Platolar kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılır. Kuzey platoları Istranca Dağları ile Karadeniz arasında yer alır. Bol yağmur aldıkları için bitki örtüsü zengindir. Limanköy Platosu meşe ormanlarıyla kaplıdır. Dereköy Platosu da kuzey platolarına dâhildir. Güney platolarıIstranca Dağları ile Ergene Havzası arasında yer alır. Bu platolarda hayvancılık ve kuru tarım yapılmaktadır.
Ovaları: İlin en önemli ovası ve vâdisi Ergene’dir. Ergene Vâdisi Tekirdağ’ındaki dağlardan başlar ve dar bir koridordan geçerek güneybatıya uzanır. Ergene Havzasında genişler ve Ergene Ovasını meydana getirir. 50-100 m yükseklikte olan Ergene Ovası çok verimlidir.
Akarsuları: Ergene Çayı; Meriç Nehrinin bir kolu olan Ergene Çayı Kırklareli’nin en büyük akarsuyudur. Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, bir çok kolları il sınırları içinde 80 km’lik bir yol alarak Pehlivanköy yakınında Edirne il sınırlarına girer. Sık sık taşan akarsuyun yazın suyu az, kışın ve sonbaharda çoktur. Ergene Çayına Paşaköy, Lüleburgaz, Sulucak ve Şeytan Deresi katılır. Rezve Deresi: Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, hızlı akışlıdır. Türk-Bulgar sınırını meydana getirir.
Gölleri: Kırklareli’nde önemli bir göl yoktur. İğneada çöküntü alanında toplanan bâzı küçük göller vardır. Başlıcaları Erikli Göl, Mert Gölü (Karagöl) ve Sakpınar Gölüdür.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Istranca Dağlarının kuzeyindeki Karadeniz kıyılarında Karadeniz iklimi, Istranca Dağlarının güneyinde Ergene bölgesinde kara iklimi hüküm sürer.
Kıyıda yazlar serin kışlar ılık geçerken, Ergene Havzasında yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Isı farkı seneden seneye değişir. Bâzı seneler kışlar Orta Anadolu’dan daha sıcak geçer. Bunun sebebi Orta Avrupa’nın kara iklimi ile Karadeniz, Akdeniz ve Marmara iklimlerinin karışmasıdır. Senelik yağış ortalaması 578 mm’dir. Bazı kışlar Doğu Anadolu’dan da soğuk geçer.
Bitki örtüsü: Kırklareli topraklarının % 57’si orman ve fundalıklarla, % 35’i ekili ve dikili alanlarla, % 7’si çayır ve mer’alarla ve % 1’den biraz fazlası tarıma elverişsiz alanlarla kaplıdır. Kırklareli bitki örtüsü ve orman bakımından zengin sayılır. Istranca Dağları ormanlarla kaplıdır. Karadeniz bölgesinde ormanlar koru hâlindedir. Ormanlarda meşe, dişbudak, karaağaç, gürgen, kızılağaç, söğüt, kavak ve yaprak döken ağaçlar vardır.
Ekonomi
Kırklareli’nin ekonomisi tarıma dayanır. Orman varlığı zengin, dağları ormanlarla kaplı olup, geniş Ergene Ovası ise çok bereketlidir. Sanâyi ise hızla gelişmektedir.
Tarım: Faal nüfusun % 70’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık ve avcılıkla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, mısır, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği ve kozadır.
Sebze ve meyvecilik ileridir. Lahana, pırasa, taze fasulye, soğan, sarmısak, biber ve domates yetiştirilen başlıca sebze ürünleridir. Yetişen meyveler erik, elma, armut, şeftali ve kirazdır. Tarımda sulama, gübreleme, ilâçlama ve modern tarım araçlarını kullanma yaygındır. Kirazı ve çavdarı meşhurdur. Ayçiçeği bol yetişir.
Hayvancılık: Bu ilde hayvancılık ikinci derecede bir geçim vâsıtasıdır. Sâdece Vize ve Pınarhisar’a bağlı 10 civârında orman ve dağ köyünün birinci derecede geçimi hayvancılıktır. Sığır, koyun, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Kırklareli orman varlığı bakımından oldukça zengindir. 300 bin hektara yakın orman ve 85 bin hektara yakın fundalık alanı vardır. Ormanların çoğunluğu merkez ilçe, Vize ve Demirköy sınırları içindedir. Karadeniz’e paralel olarak uzanan Istranca Dağlarının üzeri ormanlarla kaplıdır. Her sene 500 bin ster yakacak odunu ile 350 bin m3 sanâyi odunu istihsal edilir.
Mâdenleri: Kırklareli yeraltı kaynakları (mâdenler) bakımından da oldukça zengindir. Zengin tabiî gaz, yakın gelecekte bu bölgenin bir sanâyi merkezi hâline gelmesine sebep olacaktır. Hâlen Pınarhisar Çimento Fabrikasının enerji ihtiyacı tabiî gazla karşılanmaktadır. Türkiye’nin tabiî gazla çalışan ilk enerji santralı bu bölgede kurulmaktadır. Bu bölgede çıkan kalker ve dolamit, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları tarafından değerlendirilmektedir. Merkez ilçede mermer ve kuvars mâdeni ile Vize ilçesinde düşük kalorili linyit yatakları vardır.
Lüleburgaz’ın Hamidabad ve Babaeski’nin Kumrular köyünde üç bin metre derinlikte tabiî gaz bulunmuştur. Osmancık-1 kuyusundan petrol çıkarılmıştır. Kırklareli-Babaeski-Lüleburgaz ve Pınarhisar dörtgeni içinde 10 bin hektarlık sahada petrol ve tabiî gaz sondajları yapılmaktadır.
Enerji: Türkiye’de ilk defa tabiî gazdan yılda 3 milyar 600 milyon kilowat-saat elektrik enerjisi üretecek olanLüleburgaz Tatarköy’deki Trakya Tabiî Gaz Santralının temeli atılmış olup, en kısa zamanda devreye girecektir. Bu bölge tabiî gaz bakımından oldukça zengindir. Halen 30 kuyu faaliyet hâlindedir. Tabiî gaz tesislerinin bulunduğu Hamidabad bölgesinde görünürde 13, muhtemel olarak 80 milyar m3 tabiî gaz bulunduğu tespit edilmiştir. Mevcut olan rezerv santralın 20 senelik ihtiyacını karşılayacak durumdadır. 1 m3 gazdan 5 kilowatsaat elektrik enerjisi üretilmektedir.
Trakya ve Kırklareli Cam Sanâyiine günde 100 bin m3 tabiî gaz verilerek bu fabrikanın enerjisi tabiî gazla temin edilmektedir.
Tabiî gaz kömürden daha temiz bir enerji vâsıtasıdır. Kurulan santral senede 750 milyon m3 tabiî gaz harcayacaktır. Bu santral senede Keban Barajının yarısı kadar elektrik üretecektir. Trakya ve Marmara bölgesinin elektrik ihtiyâcını karşılayacaktır.
Sanâyi: Faal nüfûsun % 5’i sanâyi ile uğraşır, fakat sanâyi geliri tarım gelirinin yarısını geçer. Başlıca sanâyi kuruluşları: 1926’da üretime geçen Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. 1958’de kurulan Pınarhisar Çimento Fabrikası, Babaeski ve Lüleburgaz’da yağ ve un fabrikaları, Pınarhisar Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.nin kuruluşları, Babaeski Nafis Yürekli Kanalet Fabrikası, Lüleburgaz Aktaş Toprak Sanâyii, Lüleburgaz Trakya Döküm Sanâyii, otomatik sigorta üreten Tetsan A.Ş., Çivi Fabrikası, ölçü âletleri yapan Ölçüsan A.Ş., kereste ve mobilya fabrikaları ile teneke kutu îmâl eden üç fabrika.
Ulaşım: Kırklareli’ne ulaşım kara, demir ve deniz yolu ile yapılır. Milletlerarası E-5 karayolunun 50 km’lik bir kısmı Kırklareli il sınırları içinden geçer. Bu yola paralel olarak uzanan Kırklareli-Pınarhisar-Vize-Saray yolu ile Lüleburgaz-Pınarhisar-Demirköy-İğneada yolu kesişir. Böylece Karadeniz kıyısı ile irtibat sağlanır. İlde kaliteli 500 kilometreye yakın yol vardır. Avrupa’dan gelen demiryolu Edirne’yi geçtikten sonra Pehlivanköy’de Kırklareli il sınırlarına girer. Alpullu-Türkgeldi. Büyükkarıştıran’dan sonra Tekirdağ ve İstanbul’a ulaşır. Bu hattan ayrılan bir kol Babaeski ve Kırklareli’ye bağlanır. Hergün İstanbul-Kırklareli arasında tren seferleri vardır. İlin Karadeniz’de 50 km’lik kıyısı olmasına rağmen, önemli limanı yoktur. İğneada’da liman ve Kıyıköy’de iskele vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 309.512 olup, 149.532’si şehirlerde, 159.980’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir.
Örf ve âdetleri: Bu ilde târih boyunca Traklar, İskitler, Avar, Peçenek ve Bulgar Türkleri, Makedonyalılar, EskiYunanlılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlı Türkleri 1345’ten bu yana bölgeye hâkim olmuşlardır. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve eski kültürler ve milletlerin izleri kaybolmuştur. Sâdece bazı târihî eski eserler günümüze kadar ulaşmıştır. 1876-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Balkanlardan göç eden Türklerin konak yeri Kırklareli olmuş ve bu göçler Kırklareli’nin hayat tarzı ve geleneklerine önemli ölçüde tesir etmiştir.
Kıyâfet: Mahallî kadın kıyâfeti renkli şalvar, siyah çarşaf, ferace, çatkı ve bindallıdır.
Şenlikler: Bu ilde; Hıdırellez, Kahava ve Nazari şenlikleri yapılır. Halk oyunları ve halk müziği zengindir. Halk müziğinde Rumeli özellikleri hâkimdir. Anadolu müziğinden biraz ayrılır. Halk edebiyâtı çok zengindir. Meşhur halk şâirleri: Vizeli Alâeddîn Kaygısız, Aşık Ahmed, Şuhudâ, Hacı Rasih, Servet Baba, Şaban Sırrı ve Hayranî’dir.
Eğitim: İlin okuryazar nisbeti yüzde 85’i aşmıştır. Okulsuz köyü yoktur. İlde 106 anaokulu, 238 ilkokul, 64 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 13 lise, 12 meslekî ve teknik lise, Trakya Üniversitesine bağlı Kırklareli Meslek Yüksek Okulu vardır. Bu okulun inşaat, işletme ve muhâsebe bölümleri eğitim öğretim vermektedir.
İlçeleri
Kırklareli’nin biri merkez olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.175 olup, 43.017’si ilçe merkezinde, 34.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Dereköy bucağına bağlı 8, İnece bucağına bağlı 8, Üsküp bucağına bağlı 4, Yoğuntaş bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 1.604 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzey ve kuzeybatısında Istranca Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Teke ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, soğan, çavdardır. Yüksek kesimlerde başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır. Yem, nebâti yağ, un, süt, ürünleri, tuğla, tarım âlet ve makina fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında Kuvars yatakları vardır.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının güney eteklerinde Yayla ve Kırklar tepeleri arasında bir vâdide kurulmuştur. Eski İstanbul-Edirne karayolu ilçeden geçer. Bugünkü İstanbul-Edirne karayoluna 36 km’lik bir yolla bağlanır. Mandıra istasyonundan ayrılan bir hat, ilçeyi İstanbul-Edirne demiryoluna bağlar. Deniz seviyesinden 210-240 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Babaeski: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.879 olup, 22.823’ü ilçe merkezinde, 32.056’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karacaoğlan bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 84’tür. İlçe topraklarının tamamı Ergene Ovasında yer alır. Kuzeyinde Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Bunların yüksekliği 150 metreyi geçmez. Başlıca akarsuları Ergene, Kavak ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, mısır, yulaf, ayçiçeği, erik, üzüm ve çeşitli sebzelerdir. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. En çok sığır ve koyun beslenir. Alpullu Şeker Fabrikası, en büyük sanâyi kuruluşu olup, ayrıca ilçede un ve yağ fabrikaları da vardır. Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. “Alpullu” ismini, burada şeker fabrikası kurulduktan sonra almıştır. Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar uzanan “Alpullu” ismi aslında, şeker fabrikası kurulduktan sonra Pancarköy adı verilen köyün ismiydi.
İlçe merkezi, Sazak Deresinin güney kıyısında kurulmuştur. Edirne, İstanbul kara ve demir yolları ilçeden geçer. İl merkezine 36 km mesâfededir. Gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Demirköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.946 olup, 5203’ü ilçe merkezinde, 7743’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11, İğneada bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 945 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güney ve batısında Istranca Dağları yer alır. Deringeçit, Rezve ve Bulanık dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi ormancılık, balıkçılık ve tarıma dayalıdır. Kıyıları balıkçılığa çok müsaittir. İğneada’da modern bir balıkçı barınağı vardır. Tarım alanları az olduğundan, başlıca tarım ürünleri patates, buğday, fasulye ve elmadır. Ormanlardan elde edilen kereste başlıca gelir kaynağıdır. Parke fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Bulanık Deresi kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. Batısında Yıldız Ormanları yer alır. İl merkezine 74 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Kofçaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5004 olup 1306’sı ilçe merkezinde, 3698’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 551 km2 olup nüfus yoğunluğu 12’dir. İlçe toprakları hafif dalgalı platodan meydana gelmiştir. Teke ve Babaeski Çayları başlıca akarsularıdır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, olup ayrıca az miktarda erik, elma, baklagiller ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok yaylacılık metoduyla koyun beslenir.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının yüksek kesimlerinde kurulmuştur. Eski ismi Kesirlik’tir. İl merkezine 27 km mesâfededir. 1958’de ilçe olan Kesirlik’in belediyesi aynı sene kurulmuştur. Kırklareli’nin nüfus bakımından en küçük ilçesidir.
Lüleburgaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.060 olup, 52.384’ü ilçe merkezinde, 40.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Büyükkarıştıran bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 984 km2 olup nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe topraklarının hemen hemen tamâmı düzdür. Başlıca akarsular, Ergene Irmağı, Kaynarlı ve Lüleburgaz dereleridir. Lüleburgaz Deresi üzerinde Sulama gâyeli bir gölet vardır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa, yulaf, üzüm, elma, erik ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Peynir, nebati yağ, un, döküm, tuğla, boya ve cam fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Ergene havzasının ortalarında ve hafif dalgalı bir alanda kurulmuştur. Edirne-İstanbul karayolu ilçenin içinden Sirkeci-Edirne demiryolu ise 8 km güneyinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Askerî birliklerin olması, ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Nüfus bakımından ilin en büyük ilçesidir. Belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Pehlivanköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7096 olup, 3045’i ilçe merkezinde, 4051’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 114 km2 olup, nüfus yoğunluğu 62’dir. İlçe toprakları Ergene havzasında yer alır. Teke ve Süloğlu dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda üzüm, kavun, karpuz, arpa, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup en çok sığır yetiştirilir. Trakya Cam Sanayii A.Ş. ile nebati yağ ve toprak eşyâ yapan atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağının kuzeyinde kurulmuştur. Edirne-İstanbul demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi Pavliköy’dür. 1957’de ilçe olan Pehlivanköy’ün belediyesi 1949’da kurulmuştur.
Pınarhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.763 olup, 11.236’sı ilçe merkezinde, 13.527’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları alçak bir platodan meydana gelir. Kuzeyinde Mahya Dağı yer alır. Soluk, Koyrak ve Kaynarlı dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, yulaf, arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok kıvırcık koyun beslenir. Yem, nebâti yağ, kireç ve çimento fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Vize-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Pınarhisar’ın belediyesi 1909’da kurulmuştur.
Vize: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.589 olup, 10.518’i ilçe merkezinde, 24.071’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Kıyıköy bucağına bağlı 3, Sergen bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 1119 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Istranca Dağları, ilçe topraklarını ikiye ayırır. Pabuç, Kazan ve Sulcak dereleri başlıca akarsularıdır. Istranca Dağlarının kuzey kesimleri meşe ve kayın ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa olup, ayrıca sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve inek beslenir. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. Orman ürünlerinden yakacak olarak faydalanılır. Peynir, marmelat, salça ve ameliyat ipliği üreten tesisler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Eski İstanbul-Edirne karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 54 km mesâfededir. Bir tâtil köyü olan Kıyı Köy ilçeye 34 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırklareli tâbiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengindir. Târihî eserlerin hemen hepsi Osmanlı devrine âittir. Daha önceki dönemlere âit eserler az ve yıkıntı hâlindedir.
Hızır Bey Külliyesi: 1383’te Kösemihaloğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam ve arastadan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir edilmiştir. Minâresi küfeki taşından kare kâideli çokgen gövdelidir.
Kâdı Câmii: Emin Ali Çelebi Ahmed Paşa tarafından 1577’de yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Bâyezîd Câmii: 1593’te Güllâbi Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Kapan Câmii: 1640’da Karaca İbrâhim Bey tarafından yaptırılmıştır. Belediye Sarayının yanında olup 1958’de tâmir görmüştür.
Eski Câmi: Babaeski ilçesinde Fâtih Sultan Mehmed Hanın emri ile 1467’de yapılmıştır. Fâtih Mescidi olarak da bilinir. Pencere çevreleri ve yarım dâire biçimli mihrap, kalem işleri ile bezemelidir.
Cedid Ali PaşaCâmii: Babaeski ilçesinde Mîmar Sinan tarafından 1561-1565 arasında yapılmıştır. Câmi, medrese, hamam, kervansaray ve kütüphâneden meydana gelen külliyeden sâdece câmi zamânımıza kadar ulaşmıştır. Bitki motifleri ile süslü mermer minber ile vâiz kürsüleri ince görünüşlüdür.
Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi: Lüleburgaz ilçesinde 1570’te Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, kervansaray ve hamamdan meydana gelmektedir. Câmi tek kubbelidir. Medrese ise câmiyle birlikte plânlanmış ilginç bir eserdir. Câminin iç tarafındaki avlu revaklarının arkasında medrese odaları yer alır. Hamam çeşitli devirlerde, geçirdiği tâmiratlar yönünden orijinalliğini kaybetmiştir. Kervansaray’dan günümüze sâdece kapı ve temel kalıntıları kalmıştır.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Vize ilçesindedir. Altıncı asırda yapılan kiliseyi, Gâzi Süleymân Paşa on dördüncü asırda câmiye çevirmiştir. 1877’de Ruslar tarafından tekrar kilise hâline getirilip içindekileri Rusya’ya götürmüşlerdir. Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdilerse de Balkan Harbinde Bulgarlar yeniden kiliseye çevirdiler. Daha sonra Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdiler. İçindeki mozaikler Ayasofya mozaiklerine benzediği için Küçük Ayasofya Camii de denir.
Alpullu (Sinanlı) Köprüsü: Alpullu-Hayrabolu yolunda, Ergene Irmağı üzerinde Mîmar Sinan tarafından 1569’da yapılmıştır. 124 m uzunluğunda olup beş gözlüdür. Kemertaşının genişliği korkuluklarının yüksekliği en önemli özelliğidir.
Sokullu Mehmed PaşaKöprüsü: İstanbul-Edirne yolu üzerinde 1569’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Sivri kemerli ve dört gözlüdür.
Babaeski Köprüsü: Babaeski Deresi üzerinde İstanbul-Edirne yolunda 1633’te yapılmıştır. 72 m uzunluğunda olup altı gözlüdür. Dere taştığı zaman tahrip olmaması için kemer aralarında büyük delikler vardır.
Mağara Manastırı: Vize yakınında bir vâdinin yamacında kayalara yontularak yapılmıştır. Dokuzuncu asra âittir. Demirköy Kalesi kalıntıları; Bizans dönemine âittir. İstanbul’u korumak maksadıyla yapılmış olup, halen harap durumdadır. Vize, Pınarhisar, Lüleburgaz, Polos, Dereköy ve Hediye kaleleri de mevcut olup Bizans devrine âittir. Vize’de surlar, Pınarhisar’da kale, su yolları ve kilise Osmanlı devri öncesine âittir.
Höyükler: Traklar tarafından yapılan yığma tepelerdir. İçlerinde mezarlar bulunur. Dokuzhöyük köyünde 9 höyük Kırklareli-Asilbeyli yolu doğusunda ve Aşağıpınar Eriklice köyleri arasında höyükler vardır.
Tabiî Güzellikler: Kırklareli tabiî güzellikler bakımından zengindir. Dereköy, Kofçaz, Demirköy ve Vize bölgelerindeki ormanlar bu zenginliğin en önemli kaynağıdır.
Velika Deresi: Karaman Bayırına 4 km uzaklıkta orman içi ve dere kenarı dinlenme yeridir. Derede bol miktarda alabalık avlanır.
Dolapdere: Dereköy’ün 7 km kuzeyinde Türkiye-Bulgaristan karayolu üzerinde bir mesire yeridir. Buradan geçen akarsulardan alabalık avlanır.
Dereköy: Kocakaynak ve Çiftekaynak isimli iki güzel su başında ağaçlı bir piknik yeridir.
Kıyıköy: Karadeniz’e hâkim, görünümü çok güzel bir köydür. Köyün deniz kıyısında kumsalı çok temizdir. Köyün kuzeyinden akan Pabuc Deresi ile güneyinden akan Kazan Deresinde sazan ve kefal balıkları avlanır.
İğneada: Demirköye 25, Kırklareli’ne 97 km uzaklıkta Karadeniz kıyısında şirin bir yerdir. 10 km uzunluğundaki kumsalı çok temizdir. Otel, motel ve lokantası mevcuttur.
Kaplıca ve İçmeler: Kaplıca ve şifalı su kaynağı bakımından fakirdir. Kaplıcalarda konaklama tesisleri yetersizdir.
Lüleburgaz Kükürtlü Kaynak: İstanbul-Babaeski yolu üzerindedir. Konaklama tesisi yoktur. Mide, barsak, karaciğer, safra ve idrar yolları hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
KIRKLARELİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 6550 km2
Nüfûsu : 309.512
İlçeleri : Merkez, Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar, Vize.
Trakya’da bulunan bir ilimiz. Batı sınırımızdaki Kırklareli, Marmara bölgesinin Istranca ve Ergene bölümleri üzerinde bulunmaktadır. Trakya’nın en büyük ili olup, İstanbul, Karadeniz, Tekirdağ, Edirne ve Bulgaristan ile çevrilidir. 41° 14’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile 28°53’ ve 26°13’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 39’dur.
İsminin Menşei
Türk akıncıları “Rumeli” ismi verilen Marmara Denizinin batı bölgesine çıkarak yeni şehirler fethettiler. Kırklareli’yi fetheden Türk akıncıları burada 40 şehid verdiler. Şehid arkadaşlarının aziz hatırası için “Kırklareli” dediler. Nitekim bu ildeki “Kırklar Şehitliği” ve “Kırklar Câmii” bu şehitlerin hatırası içindir.
Kırklareli isminin “Kırk Kilise” (Saranta Eklesies) ile ilgisi yoktur. Gerçi Kırklareli’nin eski ismi “Kırk Kilise”dir. Fakat Kırklareli ismi 40 şehid hatırasına binâen verilmiştir. Kırk akıncının âbideleştiği bir topraktır. Kırklarbaba Dergâhındaki kitâbede şu beyit bulunmuştur:
“Kırk kimse şehid oldu bu yerde,
Bu nâm ile anılsın bu belde.”
Hüdavendigâr ismi ile anılan Sultan Birinci Murad Han zamanında Demirtaş Paşa emrindeki akıncılar bu bölgeyi fethederken 40 şehit vermişlerdir. Bu şehitler arasında Saltık Bey, Balaban Bey, Kılıç Alparslan Bey, Satılmış Bey, Demirhan Bey, Yahşi Bey, Durmuş Bey, Kayahan Bey, Sungur Bey veKaracakaya Bey bulunmaktadır.
Sultan Birinci Murad Han, Demirtaş Paşaya: “Bre Demirtaş yiğidim, Saranta Eklesies derler bir il vardır. Gözümün üstünde çapak gibi durur. Tez saadetlu haberini beklerim.” diyerek, sefere (akına) uğurlamıştı. Kırk şehitlerin yattığı bu il Demirtaş Paşa emrindeki Türk akıncılarının akınıyle fethedilmiştir.
Târihi
Kırklareli’nin çok eski zamanlara dayanan bir târihi vardır. Kırklareli-Aslıbey arasında üç sun’î tepe olduğu gibi Aşağıpınara-Eriklice Köyleri arasında höyükler ve mezarlar bulunmuştur. Hititler, Boğaz ve Marmara Denizinin doğu sâhillerine kadar uzanıp Trakya denilen bu bölgeye geçmemişlerdir. Bu bölge târih sahnesine Traklarla girmiştir. Traklar, Trakya’ya adını veren fakat bugün yok olan bir kavimdir. Traklar M.Ö. 1200-513 arasında bu bölgede yaşamışlardır. Traklar Önasya ve Tuna dolaylarından gelen Türk kavimleridir. Traklar gibiÇanakkale civârında yaşayan Truvalılar da Türk asıllıdır. ABD Harvard Üniversitesi profesörü Calvert Watkins, Truvalıların konuştukları Luvian dilinin Hitit dili ile aynı kökten olduğu, Hititler gibi Truvalıların da Türk kavimleri olduğunu Truva Kralı Priam ile oğlu Paris isimlerinin de aynı kökten geldiğini târihî vesikalarla isbat etmiştir. Fransız ilim adamlarından Montaigne de Denemeler isimli eserindeTruvalıların Türk kavmi olduğunu söyler. M.Ö. 1200’lerde Firikler bu bölgelerden Anadolu’ya geçtiler.
M.Ö. 700 yıllarında Türkistan Stepleri ve Hazar Denizi civarında göçebe olarak yaşayan İskitler Romanya ve Bulgaristan üzerinden Trakya’ya indiler, Traklarla kaynaştılar.Uzun müddet birlikte yaşadılar. İskitler o tarihte atı en iyi şekilde kullanan milletti. Pers hükümdarı Dariyus (Dara) 170.000 kişilik bir ordu ile 600 parçalık bir donanma hazırladı. İskitleri yenip, Anadolu’yu, Kafkas ve Karadeniz mâdenlerini, kalay ve ambar (hububât) yolunu, Trakya ve Balkanları ele geçirip İtalya’ya uzanmak istiyordu. Kendisine İyonyalılar da yardım ettiler. Dariyus Vize’ye kadar geldi. Vize’de konaklayıp Kaynaren üzerinden Bulgaristan’a girdi, fakat Tuna boyları ile Karadeniz kıyılarını alamadı. İskitler sık ormanlar içinde gerilla savaşı yapıp gözükmüyorlardı. Dariyus’un bu büyük seferi neticesiz kaldı. Merkezi Vize’de olan “Trakya Straplığı” kurdu ise de 25-30 sene devam etti. Atina Devleti M.Ö. 440’ta Persleri yenince burası Atina Devletinin eline geçti.
Makedonya Krallığı M.Ö. 336’da Yoğuntaş (Polos) civârında Atina Devletini yenerek bu bölgeyi ele geçirdi. Makedonya Kralı Filip’in oğlu İskender, Pers Devletini yıktı. Hindistan’a kadar uzanarak, Anadolu gibi bu bölge de Makedonya Krallığının hâkimiyetine geçti.
Makedonya Kralı İskender’in ölümü Roma Devletinin yayılmasına sebeb oldu. Roma İmparatorluğu M.Ö. 168’de Trakya’ya girdi. Vize ve Pınarhisar’a kadar sokuldular. Trakların güçlü savunması karşısında Vize’de Roma İmparatorluğuna bağlı “Doğu Trakya Krallığı”nın kurulmasına M.Ö. 72’de râzı oldular. Bu krallık fazla yaşamadı. M.S. 46 senesinde Romaİmparatoru Klaudus, Doğu TrakyaKrallığına son verdi. Vize, Lüleburgaz, Babaeski ve Karıştıran bölgeleri Roma’ya ilhak edildi. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te parçalanınca bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Osmanlı Devleti Kırklareli’yi, Sultan Birinci Murad Hüdavendigâr zamanında 1362’de fethetti. Bizanslılar geri alınca Sultan Birinci Murad Han 1363’te Edirne ve Kırklareli’yi tekrar fethetti. 1402 Ankara Savaşı ile Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Burası Fetret Devrinde Süleyman Çelebi’nin ve 1411’de kardeşi Musa Çelebi’nin eline geçti. 1413’te Çelebi Sultan Mehmed bütün Rumeli’yi alıp, bölünen Osmanlı Devletini yeniden birleştirdi. Çelebi Sultan Mehmet Han ile Sultan İkinci Murad Han zamanında, Mustafa Çelebi burasını ele geçirmiş fakat tutunamamıştır.
1878 senesine kadar çok sakin bir yer olan Kırklareli, İstanbul ve Edirne gibi iki büyük şehir arasında kaldığı için fazla gelişememiştir. Kırklareli merkezi Sofya’da bulunan geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi olmuştur. Vize de sancaktı. Tanzimâttan sonra Kırklareli, Edirne vilâyetinin (eyâletinin) altı sancağından birine merkez oldu. Yedi kazası vardı. 1876-1878’de birkaç ay Rus işgalinde kaldı. Ayastefanos Muâhedesine göre Kırklareli Osmanlı Devletine bağlı fakat iç idâresinde muhtar Bulgaristan Prensliğine veriliyordu. Berlin Muâhedesinde Ayastefanos Muâhedesi iptâl edildi. Kırklareli yine Osmanlı Devletine bırakıldı.
Balkan Harbinde 28 Eylül 1912’den 8 Temmuz 1913’e kadar 9 ay 10 gün Bulgar işgalinde kalmıştır. Balkan Harbinin mühim muhârebeleri bu bölgede, Pınarhisar ve Lüleburgaz civârında olmuştur. Türk ordusu Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Yunanlılar, Kırklareli ve çevresini işgal ettiler. Şehir iki sene Yunan işgal ve istilası altında kaldıktan sonra 10 Kasım 1922’de Türkler tarafından geri alınmıştır. Bulgar ve Yunanlılar Kırklareli ve çevresini baştan aşağı yakıp, yıkmış ve yağma etmiştir. Halkın büyük kısmı göç etmiştir. 1924 Lozan Muahedesi (Antlaşması) ile Kırklareli’nde bulunan Yunan ve Bulgar azınlık iâde edilmiştir.
Fizikî Yapı
Kırklareli topraklarının % 48’i dağlar, % 44’ü plato ve % 8’i ovalarla kaplıdır.
Dağları: Kırklareli genel olarak dağlık ve dağlar da ormanlarla kaplıdır. Dağlar yüksek değildir. En yüksek yeri Büyük Mahya (1031 m)dır. İlin büyük bir kısmını kuzeybatı-güneydoğu istikâmetinde uzanan Istranca (Yıldız) Dağları kaplar. Bu dizi İstanbul’a doğru alçalarak uzanır. Başlıca tepeler şunlardır: Fatmakaya Tepesi (901 m), Sivri Tepe (851 m), Kaletepe (846 m), Dalyan Tepe (725 m), Kamelya Tepe (776 m), ve Dikilitaş Tepe (503 m)dir. Diğerleri 300 m’den küçüktür. Kırklareli’nde platolar önemli yer tutar. Platolar kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılır. Kuzey platoları Istranca Dağları ile Karadeniz arasında yer alır. Bol yağmur aldıkları için bitki örtüsü zengindir. Limanköy Platosu meşe ormanlarıyla kaplıdır. Dereköy Platosu da kuzey platolarına dâhildir. Güney platolarıIstranca Dağları ile Ergene Havzası arasında yer alır. Bu platolarda hayvancılık ve kuru tarım yapılmaktadır.
Ovaları: İlin en önemli ovası ve vâdisi Ergene’dir. Ergene Vâdisi Tekirdağ’ındaki dağlardan başlar ve dar bir koridordan geçerek güneybatıya uzanır. Ergene Havzasında genişler ve Ergene Ovasını meydana getirir. 50-100 m yükseklikte olan Ergene Ovası çok verimlidir.
Akarsuları: Ergene Çayı; Meriç Nehrinin bir kolu olan Ergene Çayı Kırklareli’nin en büyük akarsuyudur. Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, bir çok kolları il sınırları içinde 80 km’lik bir yol alarak Pehlivanköy yakınında Edirne il sınırlarına girer. Sık sık taşan akarsuyun yazın suyu az, kışın ve sonbaharda çoktur. Ergene Çayına Paşaköy, Lüleburgaz, Sulucak ve Şeytan Deresi katılır. Rezve Deresi: Istranca (Yıldız) Dağlarından çıkar, hızlı akışlıdır. Türk-Bulgar sınırını meydana getirir.
Gölleri: Kırklareli’nde önemli bir göl yoktur. İğneada çöküntü alanında toplanan bâzı küçük göller vardır. Başlıcaları Erikli Göl, Mert Gölü (Karagöl) ve Sakpınar Gölüdür.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Istranca Dağlarının kuzeyindeki Karadeniz kıyılarında Karadeniz iklimi, Istranca Dağlarının güneyinde Ergene bölgesinde kara iklimi hüküm sürer.
Kıyıda yazlar serin kışlar ılık geçerken, Ergene Havzasında yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Isı farkı seneden seneye değişir. Bâzı seneler kışlar Orta Anadolu’dan daha sıcak geçer. Bunun sebebi Orta Avrupa’nın kara iklimi ile Karadeniz, Akdeniz ve Marmara iklimlerinin karışmasıdır. Senelik yağış ortalaması 578 mm’dir. Bazı kışlar Doğu Anadolu’dan da soğuk geçer.
Bitki örtüsü: Kırklareli topraklarının % 57’si orman ve fundalıklarla, % 35’i ekili ve dikili alanlarla, % 7’si çayır ve mer’alarla ve % 1’den biraz fazlası tarıma elverişsiz alanlarla kaplıdır. Kırklareli bitki örtüsü ve orman bakımından zengin sayılır. Istranca Dağları ormanlarla kaplıdır. Karadeniz bölgesinde ormanlar koru hâlindedir. Ormanlarda meşe, dişbudak, karaağaç, gürgen, kızılağaç, söğüt, kavak ve yaprak döken ağaçlar vardır.
Ekonomi
Kırklareli’nin ekonomisi tarıma dayanır. Orman varlığı zengin, dağları ormanlarla kaplı olup, geniş Ergene Ovası ise çok bereketlidir. Sanâyi ise hızla gelişmektedir.
Tarım: Faal nüfusun % 70’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, ormancılık ve avcılıkla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, mısır, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği ve kozadır.
Sebze ve meyvecilik ileridir. Lahana, pırasa, taze fasulye, soğan, sarmısak, biber ve domates yetiştirilen başlıca sebze ürünleridir. Yetişen meyveler erik, elma, armut, şeftali ve kirazdır. Tarımda sulama, gübreleme, ilâçlama ve modern tarım araçlarını kullanma yaygındır. Kirazı ve çavdarı meşhurdur. Ayçiçeği bol yetişir.
Hayvancılık: Bu ilde hayvancılık ikinci derecede bir geçim vâsıtasıdır. Sâdece Vize ve Pınarhisar’a bağlı 10 civârında orman ve dağ köyünün birinci derecede geçimi hayvancılıktır. Sığır, koyun, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Kırklareli orman varlığı bakımından oldukça zengindir. 300 bin hektara yakın orman ve 85 bin hektara yakın fundalık alanı vardır. Ormanların çoğunluğu merkez ilçe, Vize ve Demirköy sınırları içindedir. Karadeniz’e paralel olarak uzanan Istranca Dağlarının üzeri ormanlarla kaplıdır. Her sene 500 bin ster yakacak odunu ile 350 bin m3 sanâyi odunu istihsal edilir.
Mâdenleri: Kırklareli yeraltı kaynakları (mâdenler) bakımından da oldukça zengindir. Zengin tabiî gaz, yakın gelecekte bu bölgenin bir sanâyi merkezi hâline gelmesine sebep olacaktır. Hâlen Pınarhisar Çimento Fabrikasının enerji ihtiyacı tabiî gazla karşılanmaktadır. Türkiye’nin tabiî gazla çalışan ilk enerji santralı bu bölgede kurulmaktadır. Bu bölgede çıkan kalker ve dolamit, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları tarafından değerlendirilmektedir. Merkez ilçede mermer ve kuvars mâdeni ile Vize ilçesinde düşük kalorili linyit yatakları vardır.
Lüleburgaz’ın Hamidabad ve Babaeski’nin Kumrular köyünde üç bin metre derinlikte tabiî gaz bulunmuştur. Osmancık-1 kuyusundan petrol çıkarılmıştır. Kırklareli-Babaeski-Lüleburgaz ve Pınarhisar dörtgeni içinde 10 bin hektarlık sahada petrol ve tabiî gaz sondajları yapılmaktadır.
Enerji: Türkiye’de ilk defa tabiî gazdan yılda 3 milyar 600 milyon kilowat-saat elektrik enerjisi üretecek olanLüleburgaz Tatarköy’deki Trakya Tabiî Gaz Santralının temeli atılmış olup, en kısa zamanda devreye girecektir. Bu bölge tabiî gaz bakımından oldukça zengindir. Halen 30 kuyu faaliyet hâlindedir. Tabiî gaz tesislerinin bulunduğu Hamidabad bölgesinde görünürde 13, muhtemel olarak 80 milyar m3 tabiî gaz bulunduğu tespit edilmiştir. Mevcut olan rezerv santralın 20 senelik ihtiyacını karşılayacak durumdadır. 1 m3 gazdan 5 kilowatsaat elektrik enerjisi üretilmektedir.
Trakya ve Kırklareli Cam Sanâyiine günde 100 bin m3 tabiî gaz verilerek bu fabrikanın enerjisi tabiî gazla temin edilmektedir.
Tabiî gaz kömürden daha temiz bir enerji vâsıtasıdır. Kurulan santral senede 750 milyon m3 tabiî gaz harcayacaktır. Bu santral senede Keban Barajının yarısı kadar elektrik üretecektir. Trakya ve Marmara bölgesinin elektrik ihtiyâcını karşılayacaktır.
Sanâyi: Faal nüfûsun % 5’i sanâyi ile uğraşır, fakat sanâyi geliri tarım gelirinin yarısını geçer. Başlıca sanâyi kuruluşları: 1926’da üretime geçen Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. 1958’de kurulan Pınarhisar Çimento Fabrikası, Babaeski ve Lüleburgaz’da yağ ve un fabrikaları, Pınarhisar Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.nin kuruluşları, Babaeski Nafis Yürekli Kanalet Fabrikası, Lüleburgaz Aktaş Toprak Sanâyii, Lüleburgaz Trakya Döküm Sanâyii, otomatik sigorta üreten Tetsan A.Ş., Çivi Fabrikası, ölçü âletleri yapan Ölçüsan A.Ş., kereste ve mobilya fabrikaları ile teneke kutu îmâl eden üç fabrika.
Ulaşım: Kırklareli’ne ulaşım kara, demir ve deniz yolu ile yapılır. Milletlerarası E-5 karayolunun 50 km’lik bir kısmı Kırklareli il sınırları içinden geçer. Bu yola paralel olarak uzanan Kırklareli-Pınarhisar-Vize-Saray yolu ile Lüleburgaz-Pınarhisar-Demirköy-İğneada yolu kesişir. Böylece Karadeniz kıyısı ile irtibat sağlanır. İlde kaliteli 500 kilometreye yakın yol vardır. Avrupa’dan gelen demiryolu Edirne’yi geçtikten sonra Pehlivanköy’de Kırklareli il sınırlarına girer. Alpullu-Türkgeldi. Büyükkarıştıran’dan sonra Tekirdağ ve İstanbul’a ulaşır. Bu hattan ayrılan bir kol Babaeski ve Kırklareli’ye bağlanır. Hergün İstanbul-Kırklareli arasında tren seferleri vardır. İlin Karadeniz’de 50 km’lik kıyısı olmasına rağmen, önemli limanı yoktur. İğneada’da liman ve Kıyıköy’de iskele vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 309.512 olup, 149.532’si şehirlerde, 159.980’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir.
Örf ve âdetleri: Bu ilde târih boyunca Traklar, İskitler, Avar, Peçenek ve Bulgar Türkleri, Makedonyalılar, EskiYunanlılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlı Türkleri 1345’ten bu yana bölgeye hâkim olmuşlardır. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve eski kültürler ve milletlerin izleri kaybolmuştur. Sâdece bazı târihî eski eserler günümüze kadar ulaşmıştır. 1876-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Balkanlardan göç eden Türklerin konak yeri Kırklareli olmuş ve bu göçler Kırklareli’nin hayat tarzı ve geleneklerine önemli ölçüde tesir etmiştir.
Kıyâfet: Mahallî kadın kıyâfeti renkli şalvar, siyah çarşaf, ferace, çatkı ve bindallıdır.
Şenlikler: Bu ilde; Hıdırellez, Kahava ve Nazari şenlikleri yapılır. Halk oyunları ve halk müziği zengindir. Halk müziğinde Rumeli özellikleri hâkimdir. Anadolu müziğinden biraz ayrılır. Halk edebiyâtı çok zengindir. Meşhur halk şâirleri: Vizeli Alâeddîn Kaygısız, Aşık Ahmed, Şuhudâ, Hacı Rasih, Servet Baba, Şaban Sırrı ve Hayranî’dir.
Eğitim: İlin okuryazar nisbeti yüzde 85’i aşmıştır. Okulsuz köyü yoktur. İlde 106 anaokulu, 238 ilkokul, 64 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 13 lise, 12 meslekî ve teknik lise, Trakya Üniversitesine bağlı Kırklareli Meslek Yüksek Okulu vardır. Bu okulun inşaat, işletme ve muhâsebe bölümleri eğitim öğretim vermektedir.
İlçeleri
Kırklareli’nin biri merkez olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.175 olup, 43.017’si ilçe merkezinde, 34.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Dereköy bucağına bağlı 8, İnece bucağına bağlı 8, Üsküp bucağına bağlı 4, Yoğuntaş bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü 1.604 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzey ve kuzeybatısında Istranca Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Teke ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, soğan, çavdardır. Yüksek kesimlerde başlıca gelir kaynağı hayvancılıktır. Yem, nebâti yağ, un, süt, ürünleri, tuğla, tarım âlet ve makina fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında Kuvars yatakları vardır.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının güney eteklerinde Yayla ve Kırklar tepeleri arasında bir vâdide kurulmuştur. Eski İstanbul-Edirne karayolu ilçeden geçer. Bugünkü İstanbul-Edirne karayoluna 36 km’lik bir yolla bağlanır. Mandıra istasyonundan ayrılan bir hat, ilçeyi İstanbul-Edirne demiryoluna bağlar. Deniz seviyesinden 210-240 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Babaeski: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.879 olup, 22.823’ü ilçe merkezinde, 32.056’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karacaoğlan bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 84’tür. İlçe topraklarının tamamı Ergene Ovasında yer alır. Kuzeyinde Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Bunların yüksekliği 150 metreyi geçmez. Başlıca akarsuları Ergene, Kavak ve Babaeski dereleridir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, mısır, yulaf, ayçiçeği, erik, üzüm ve çeşitli sebzelerdir. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. En çok sığır ve koyun beslenir. Alpullu Şeker Fabrikası, en büyük sanâyi kuruluşu olup, ayrıca ilçede un ve yağ fabrikaları da vardır. Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye’nin ilk şeker fabrikasıdır. “Alpullu” ismini, burada şeker fabrikası kurulduktan sonra almıştır. Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar uzanan “Alpullu” ismi aslında, şeker fabrikası kurulduktan sonra Pancarköy adı verilen köyün ismiydi.
İlçe merkezi, Sazak Deresinin güney kıyısında kurulmuştur. Edirne, İstanbul kara ve demir yolları ilçeden geçer. İl merkezine 36 km mesâfededir. Gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Demirköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.946 olup, 5203’ü ilçe merkezinde, 7743’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11, İğneada bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 945 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güney ve batısında Istranca Dağları yer alır. Deringeçit, Rezve ve Bulanık dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi ormancılık, balıkçılık ve tarıma dayalıdır. Kıyıları balıkçılığa çok müsaittir. İğneada’da modern bir balıkçı barınağı vardır. Tarım alanları az olduğundan, başlıca tarım ürünleri patates, buğday, fasulye ve elmadır. Ormanlardan elde edilen kereste başlıca gelir kaynağıdır. Parke fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Bulanık Deresi kıyısında bir yamaçta kurulmuştur. Batısında Yıldız Ormanları yer alır. İl merkezine 74 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Kofçaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5004 olup 1306’sı ilçe merkezinde, 3698’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 551 km2 olup nüfus yoğunluğu 12’dir. İlçe toprakları hafif dalgalı platodan meydana gelmiştir. Teke ve Babaeski Çayları başlıca akarsularıdır. Dağlık kesim ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, olup ayrıca az miktarda erik, elma, baklagiller ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok yaylacılık metoduyla koyun beslenir.
İlçe merkezi, Istranca Dağlarının yüksek kesimlerinde kurulmuştur. Eski ismi Kesirlik’tir. İl merkezine 27 km mesâfededir. 1958’de ilçe olan Kesirlik’in belediyesi aynı sene kurulmuştur. Kırklareli’nin nüfus bakımından en küçük ilçesidir.
Lüleburgaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.060 olup, 52.384’ü ilçe merkezinde, 40.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Büyükkarıştıran bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 984 km2 olup nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe topraklarının hemen hemen tamâmı düzdür. Başlıca akarsular, Ergene Irmağı, Kaynarlı ve Lüleburgaz dereleridir. Lüleburgaz Deresi üzerinde Sulama gâyeli bir gölet vardır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa, yulaf, üzüm, elma, erik ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Peynir, nebati yağ, un, döküm, tuğla, boya ve cam fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Ergene havzasının ortalarında ve hafif dalgalı bir alanda kurulmuştur. Edirne-İstanbul karayolu ilçenin içinden Sirkeci-Edirne demiryolu ise 8 km güneyinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Askerî birliklerin olması, ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Nüfus bakımından ilin en büyük ilçesidir. Belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Pehlivanköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7096 olup, 3045’i ilçe merkezinde, 4051’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 114 km2 olup, nüfus yoğunluğu 62’dir. İlçe toprakları Ergene havzasında yer alır. Teke ve Süloğlu dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda üzüm, kavun, karpuz, arpa, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup en çok sığır yetiştirilir. Trakya Cam Sanayii A.Ş. ile nebati yağ ve toprak eşyâ yapan atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağının kuzeyinde kurulmuştur. Edirne-İstanbul demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi Pavliköy’dür. 1957’de ilçe olan Pehlivanköy’ün belediyesi 1949’da kurulmuştur.
Pınarhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.763 olup, 11.236’sı ilçe merkezinde, 13.527’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 581 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları alçak bir platodan meydana gelir. Kuzeyinde Mahya Dağı yer alır. Soluk, Koyrak ve Kaynarlı dereleri başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, yulaf, arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, elma, baklagiller ve erik yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Ençok kıvırcık koyun beslenir. Yem, nebâti yağ, kireç ve çimento fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Vize-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 29 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Pınarhisar’ın belediyesi 1909’da kurulmuştur.
Vize: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.589 olup, 10.518’i ilçe merkezinde, 24.071’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Kıyıköy bucağına bağlı 3, Sergen bucağına bağlı 3 köyü vardır. Yüzölçümü 1119 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Istranca Dağları, ilçe topraklarını ikiye ayırır. Pabuç, Kazan ve Sulcak dereleri başlıca akarsularıdır. Istranca Dağlarının kuzey kesimleri meşe ve kayın ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa olup, ayrıca sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve inek beslenir. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. Orman ürünlerinden yakacak olarak faydalanılır. Peynir, marmelat, salça ve ameliyat ipliği üreten tesisler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Eski İstanbul-Edirne karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 54 km mesâfededir. Bir tâtil köyü olan Kıyı Köy ilçeye 34 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırklareli tâbiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengindir. Târihî eserlerin hemen hepsi Osmanlı devrine âittir. Daha önceki dönemlere âit eserler az ve yıkıntı hâlindedir.
Hızır Bey Külliyesi: 1383’te Kösemihaloğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam ve arastadan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir edilmiştir. Minâresi küfeki taşından kare kâideli çokgen gövdelidir.
Kâdı Câmii: Emin Ali Çelebi Ahmed Paşa tarafından 1577’de yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Bâyezîd Câmii: 1593’te Güllâbi Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Paşa Câmii de denilmektedir. 1958’de tâmir görmüştür.
Kapan Câmii: 1640’da Karaca İbrâhim Bey tarafından yaptırılmıştır. Belediye Sarayının yanında olup 1958’de tâmir görmüştür.
Eski Câmi: Babaeski ilçesinde Fâtih Sultan Mehmed Hanın emri ile 1467’de yapılmıştır. Fâtih Mescidi olarak da bilinir. Pencere çevreleri ve yarım dâire biçimli mihrap, kalem işleri ile bezemelidir.
Cedid Ali PaşaCâmii: Babaeski ilçesinde Mîmar Sinan tarafından 1561-1565 arasında yapılmıştır. Câmi, medrese, hamam, kervansaray ve kütüphâneden meydana gelen külliyeden sâdece câmi zamânımıza kadar ulaşmıştır. Bitki motifleri ile süslü mermer minber ile vâiz kürsüleri ince görünüşlüdür.
Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi: Lüleburgaz ilçesinde 1570’te Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, kervansaray ve hamamdan meydana gelmektedir. Câmi tek kubbelidir. Medrese ise câmiyle birlikte plânlanmış ilginç bir eserdir. Câminin iç tarafındaki avlu revaklarının arkasında medrese odaları yer alır. Hamam çeşitli devirlerde, geçirdiği tâmiratlar yönünden orijinalliğini kaybetmiştir. Kervansaray’dan günümüze sâdece kapı ve temel kalıntıları kalmıştır.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Vize ilçesindedir. Altıncı asırda yapılan kiliseyi, Gâzi Süleymân Paşa on dördüncü asırda câmiye çevirmiştir. 1877’de Ruslar tarafından tekrar kilise hâline getirilip içindekileri Rusya’ya götürmüşlerdir. Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdilerse de Balkan Harbinde Bulgarlar yeniden kiliseye çevirdiler. Daha sonra Osmanlılar tekrar câmi hâline getirdiler. İçindeki mozaikler Ayasofya mozaiklerine benzediği için Küçük Ayasofya Camii de denir.
Alpullu (Sinanlı) Köprüsü: Alpullu-Hayrabolu yolunda, Ergene Irmağı üzerinde Mîmar Sinan tarafından 1569’da yapılmıştır. 124 m uzunluğunda olup beş gözlüdür. Kemertaşının genişliği korkuluklarının yüksekliği en önemli özelliğidir.
Sokullu Mehmed PaşaKöprüsü: İstanbul-Edirne yolu üzerinde 1569’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Sivri kemerli ve dört gözlüdür.
Babaeski Köprüsü: Babaeski Deresi üzerinde İstanbul-Edirne yolunda 1633’te yapılmıştır. 72 m uzunluğunda olup altı gözlüdür. Dere taştığı zaman tahrip olmaması için kemer aralarında büyük delikler vardır.
Mağara Manastırı: Vize yakınında bir vâdinin yamacında kayalara yontularak yapılmıştır. Dokuzuncu asra âittir. Demirköy Kalesi kalıntıları; Bizans dönemine âittir. İstanbul’u korumak maksadıyla yapılmış olup, halen harap durumdadır. Vize, Pınarhisar, Lüleburgaz, Polos, Dereköy ve Hediye kaleleri de mevcut olup Bizans devrine âittir. Vize’de surlar, Pınarhisar’da kale, su yolları ve kilise Osmanlı devri öncesine âittir.
Höyükler: Traklar tarafından yapılan yığma tepelerdir. İçlerinde mezarlar bulunur. Dokuzhöyük köyünde 9 höyük Kırklareli-Asilbeyli yolu doğusunda ve Aşağıpınar Eriklice köyleri arasında höyükler vardır.
Tabiî Güzellikler: Kırklareli tabiî güzellikler bakımından zengindir. Dereköy, Kofçaz, Demirköy ve Vize bölgelerindeki ormanlar bu zenginliğin en önemli kaynağıdır.
Velika Deresi: Karaman Bayırına 4 km uzaklıkta orman içi ve dere kenarı dinlenme yeridir. Derede bol miktarda alabalık avlanır.
Dolapdere: Dereköy’ün 7 km kuzeyinde Türkiye-Bulgaristan karayolu üzerinde bir mesire yeridir. Buradan geçen akarsulardan alabalık avlanır.
Dereköy: Kocakaynak ve Çiftekaynak isimli iki güzel su başında ağaçlı bir piknik yeridir.
Kıyıköy: Karadeniz’e hâkim, görünümü çok güzel bir köydür. Köyün deniz kıyısında kumsalı çok temizdir. Köyün kuzeyinden akan Pabuc Deresi ile güneyinden akan Kazan Deresinde sazan ve kefal balıkları avlanır.
İğneada: Demirköye 25, Kırklareli’ne 97 km uzaklıkta Karadeniz kıyısında şirin bir yerdir. 10 km uzunluğundaki kumsalı çok temizdir. Otel, motel ve lokantası mevcuttur.
Kaplıca ve İçmeler: Kaplıca ve şifalı su kaynağı bakımından fakirdir. Kaplıcalarda konaklama tesisleri yetersizdir.
Lüleburgaz Kükürtlü Kaynak: İstanbul-Babaeski yolu üzerindedir. Konaklama tesisi yoktur. Mide, barsak, karaciğer, safra ve idrar yolları hastalıklarına faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
İstanbul Hakkında Bilgiler
İSTANBUL
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5712 km2
Nüfûsu :7.309.190
İlçeleri : Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kâğıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Sultanbeyli, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile,Yalova.
Türkiye’nin birinci büyük şehri. Tabiî güzelliği ile dünyânın incisi olan İstanbul, Marmara bölgesinde, doğusunda Kocaeli, güneyinde Marmara Denizi ve Bursa, batısında Tekirdağ ve Kırklareli, kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir. 28°01’ ve 29°55’ doğu boylamları ile 41°33’ ve 40°28’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İstanbul, Asya ve Avrupa kıtasında toprakları olan ve iki kıtanın kucaklaştığı yegâne şehirdir. Karadeniz’le Marmara Denizini birleştiren İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayırdığı gibi, şehri de ikiye böler. Trafik numarası 34’tür.
İsminin Menşei
İstanbul ismi, aslında “İslâmbol” “yâni “Müslümanı bol” kelimesinden gelir. Türk ilim adamları, Osmanlı Devletinin son günlerine kadar mektup zarflarının üzerinde ve eserlerinde “İslâmbol” kelimesini kullanmışlardır. Sultan Üçüncü Ahmed zamânında basılan paralarda ve Sultan Üçüncü Selim devrine kadar sikkelerin bir kısmında ve paraların hepsinde “İslâmbol” diye yazılıdır. İstanbul’un “İslâmbol”dan başka çeşitli isimleri vardır. “Sultanşehir”, “Beldet-üt-Tayyibe” “Dergâh-ı Selâtin”, “Derseâdet”, “Âsitâne”, “Dâr-ül-İslâm”, “Dâr-ül-Hilâfe”, “Dâr-üs-Seâde”, “Âsitâne-i Devlet”, “Pây-ı Taht-ı Saltanat”, “Aziz İstanbul” gibi isimlerle anılmış olup, bunlardan bir veya bir kaçı birlikte de kullanılmıştır. Osmanlılardan önce“Byzantion”, Deutra-Roma”, “Roma Nea”, “Konstantinopolis”, “Bulin”, “Astanbulin”, ve “İstimbuli” isimleri ile anılmıştır. Osmanlı fethi öncesinde, Müslümanlar arasındaki adı ise, “Kostantiniyye”dir. Evliyâ Çelebi, İstanbul’un Peygamber efendimizin dünyâyı teşriflerinden 1600 sene önce, Dâvûd aleyhisselâmın oğlu hazret-i Süleymân tarafından kurulduğunu rivâyet eder.
Batılı kaynaklarda ise; önceleri bir balıkçı köyü olan İstanbul’un M.Ö. 658’de Mageryalı “Byzans” tarafından genişletilerek şehir hâline getirildiği ve bundan dolayı “Byzantion” ismi ile anıldığı ve Roma İmparatoru Constantinius’un şehri büyütürek “Constantinopolis” adıyla Roma İmparatorluğu’na başkent yaptığı yazılıdır. Aynı kaynaklar, İstanbul isminin de, “Eisten-Polis” kelimesinden geldiğini rivâyet etmektedirler.
Târihi
İstanbul’un târihi çok eski çağlara dayanır. Nitekim Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde yapılan kazılarda M.Ö. 3000 senelerine âit âletler ve iskeletler bulunmuştur. İstanbul’un ilk sâkinleri, Traklardır. Bilâhare Rumlardan bir kafile Megare şehrinden “Byzans” idâresinde bu bölgeye gelirken Sarayburnu-Ahırkapı arasında “Bizantion” (Bizans) şehrini M.Ö. 657-658’de kurmuşlardır. Balıkçılık ve çiftçilikle geçinen bu şehir sâkinleri, kısa zamanda zenginleşmişler ve şehir Boğaz’dan geçen gemilerin uğradığı bir ticâret merkezi olmuştur. İlk surlar “Bizas” (Vizas) tarafından M.Ö. 7. asırda yapılmıştır.
Roma İmparatoru Constantinus bu şehri genişletip 7 tepe üzerine inşâ ederek M.S. 324’te başkent yapmış ve şehre kendi ismini vermiştir. Haliç’ten Cerrahpaşa semtine kadar surlar yaptırmıştır. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. İstanbul’a “Deutera Rome” (İkinci Roma) da denmiştir. İstanbul’u 447 senesinde Türk Hun imparatoru Attila kuşattı. Yapılan anlaşma netîcesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. Avar Türkleri 616’da İstanbul önlerine geldiler. 626’da İstanbul’u kuşattılar. Aynı târihte Sâsânîler de, Kadıköy-Üsküdar’da kuşatmaya katıldılar. Bizans ağır şartlarla sulh anlaşması imzâlı(Zeker) bu kuşatmadan kurtuldu.
Hazret-i Peygamberin İstanbul’un fethedileceğine dâir müjdesi ve şehri fethedecek emir ve askerleri medh etmesi, asırlar boyunca bütün İslâm ordularının gönlünü tutuşturarak, onların îmân seli hâlinde dalga dalga bu şehre akmalarına sebeb oldu. Nitekim üçüncü halîfe hazret-i Osman’ın hilâfeti zamânında, Sûriye vâlisi olan hazret-i Muâviye, Bizans’a karşı ilk deniz seferini başlattı. Bizans donanmasını Finike’de 655 senesinde yendi. 668-669 senesinde İslâm orduları İstanbul’u kuşattılar. Bu kuşatmaya Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sancaktârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî (radıyallahü anh) ile pekçok Sahâbe-i kirâm (radıyallahü anhüm) ve hazret-i Muâviye’nin oğlu Yezid katıldılar. O esnâda 80 yaşında bulunan Eyyûb Sultan hazretleri (Ebû Eyyûb-i Ensârî radıyallahü anh) şehid oldu (Bkz: Ebû Eyyûb-i Ensârî). Yine hazret-i Muâviye devrinde İstanbul ikinci defâ kuşatıldı (673-680) ise de “Gregeois” adı verilen Rum ateşinin verdirdiği zâyiatlar sebebiyle kuşatma kaldırıldı.
Emevî’ler devrinde Halîfe Süleymân zamânında 713-717 arasında İslâm orduları Mesleme emrinde, İstanbul’u kuşatmışlar ve şehir düşme hâline gelmişken, netîce alınamamıştır. 781 senesinde Hârun-Reşid şehri muhâsara etmişse de, senelik vergiye bağlayıp geri çekilmiştir. 813 senesinde Bulgar Türkleri lideri Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne Meydan Muhârebesinde imhâ etti, fakat surları aşamadı. 1090’da Peçenek Türkleri Küçükçekmece’ye kadar geldiler, şehri kuşattılar. Şehir düşmek üzereydi. Bizanslılar Kuman Türkleri ile anlaştılar. Kuman Türkleri, Peçenek Türklerini yenerek İstanbul’u kurtardılar. 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra Selçuklu Türkleri, Üsküdar önlerine geldiler. İznik’i başkent yaptılar. Bu sırada Haçlı Seferleri başladı. Böylece İstanbul’un fethi ve Türklerin Avrupa kıtasına çıkması, 3.5 asır engellenmiş oldu. Anadolu’da Türkiye Selçukluları Devletini kuran Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1080 senesinde bir bahar günü Üsküdar tepelerinden birinin üzerinde İstanbul’u seyrettikten sonra şehâdet parmağı ile İstanbul’u göstererek, şu veciz ve mânâlı konuşmayı yaptı:
“Bu güzel belde neden bizim olmasın? Neden gazâ meydanlarında zaferden zafere koşturduğumuz bayraklarımız bu muhteşem şehrin surları üzerinde dalgalanmasın? Neden ümmeti olmakla şereflendiğimiz, yolunda olmayı hayâtımızın gâyesi bildiğimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilen, hak ve son Peygamber, şan ve şerefi çok yüce olan sevgili Peygamber efendimizin sevgisine lâyık serdar ben, bu sevgiye layık askerler siz olmayasınız?”
Haçlı seferlerinin dördüncüsü, 16 Nisan 1204’te, Bizans’ı Türklerden kurtarmak gâyesiyle tertip edildi. Haçlı ordusu şiddetli bir savaştan sonra İstanbul’a girdi. Bu orduda bulunan fakir Avrupalı askerlerin İstanbul’un zenginliği karşısında gözleri kamaştı. Üç gün üç gece şehri yağma edip 10 binlerce Bizanslıyı öldürdüler. Şehrin eserlerini yakıp yıktılar. Kıymetli eşyâları yağma ettiler. Kadınların ırzına tecâvüz ettiler. Bu barbarlığa, askerlerle birlikte Katolik râhip ve papazları da katıldılar. 1204-1261 arasında Haçlı Ordusu İstanbul’u harâbe hâline getirmiştir. 1261’de Paleologoslar emrindeki Bizanslılar, Lâtinleri kovdular. Bizans İmparatorluğunun başkentini İznik’ten yeniden İstanbul’a taşıdılar. Haçlı seferleri bitince Bizans ile Osmanlılar karşı karşıya kaldılar.
Osmanlı Devletinin ikinci sultanı Orhan Gâzi Üsküdar’a geldi. Bizans İmparatoru ile görüştü. Bizans İmparatorunun İstanbul’a dâvetini kabul etmedi. 1390 ilkbaharında Yıldırım Bâyezîd İstanbul’u kuşattı ise de, vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım Bâyezîd Anadolu Hisarını yaptırarak, 1397’de İstanbul’u tekrar ablukaya aldı. İstanbul’u feth için kararlıydı. Tîmûr ile 1402’de yaptığı Ankara Savaşı, bu fethi, yarım asır geriye attı. Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Mûsâ Çelebi, 1411’de İstanbul’u muhâsara etti, fakat alamadı. Yıldırım’ın torunu Sultan İkinci Murâd, 1422 senesinde (15 Haziran 24 Ağustos arasında) İstanbul’u kuşattı. İstanbul’un düşmesi an meselesiydi. Bizans, Roma kilisesi ve İran’ın işbirliğiyle Anadolu’da büyük bir isyân çıkarıldı. Bunun üzerine İkinci Murâd Osmanlı ordusunu kuşatmadan alıp, Anadolu’ya gönderdi. Son defâ kuşatıp, şehri fetheden Fâtih Sultan Mehmed Hanın ilk icraatı Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı)nı inşâ ederek, İstanbul Boğazını kontrolu altına almak oldu. Boğaz’dan Türklerin izni olmadan geçmek imkânsız hâle getirildi. Anadolu Hisarını tâmir ettirdi. Matematik, balistik ilminde bir dehâ olan Sultan İkinci Mehmed Han, plânlarını kendisinin çizdiği büyük toplar döktürdü. Bizans ve Venedik donanması Haliç’te olup, Türk donanmasına nazaran çok güçlüydü. Fâtih, Osmanlı donanmasını geceleyin karadan yürüterek Haliç’e indirdi.
Nihâyet bu güzel şehir, 29 Mayıs 1453 Salı sabahı, Osmanlı ordusunun yaptığı son bir hücumla fethedildi. Böylece, hazret-i Peygamberin asırlardır, İslâm ordularını arkası gelmez dalgalar hâlinde İstanbul’a sevkeden müjdesi gerçekleşmiş, Roma İmparatorluğu da târihe gömülmüş oluyordu.
İstanbul fethini gören bir Hıristiyan târihçi, Fâtih Sultan Mehmed Han için: “Sonunda o kahraman Türk, 74 imparator tarafından savunulan muhteşem İstanbul’u aldı. Fâtih, şan ve şeref bakımından, İskender’i ve Roma’yı geçmiş oldu.” demekten kendini alamadı. Trabzonlu Georgis ise: “İkinci Mehmed şüphesiz Kiros’tan, İskender’den ve Sezar’dan büyüktür...” Bizans târihçisi Prens Dukas ise; “Böyle bir hârikayı kim gördü ve kim işitti. İkinci Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi.” demektedirler.
İstanbul’un fethi, Türk târihinin en mühim hâdisesi ve Türklerin târihte kazandığı zaferlerin en muhteşemidir. Bütün İslâm dünyâsını da büyük bir sevince boğan bu fetih dolayısıyla günlerce süren şenlikler yapılmış, câmilerde şehidlerin rûhlarına hatimler okunmuştur. Târih boyunca 26 defâ kuşatılmış olan İstanbul’un fethinin Fâtih Sultan Mehmed Hana nasip olması, şüphesiz bir “Kader-i İlâhî” idi. (Bkz. İstanbul’un Fethi)
1453’ten sonra yaklaşık beş asır, hemen her sokağı yeni baştan îmâr edilen İstanbul, târihinin en parlak günlerini yaşadı. Ufuklarını dantel gibi ören minâreler ve kubbelerle, dünyânın hiçbir şehrine nasip olmayan bir güzelliğe büründü. Türk milletinin elinde, gönüllerdeki İslâm îmânı ve aşkı her karış toprağına nakşedilerek Türk-İslâm medeniyet ve kültürünün merkezi oldu. Yirminci asır başlarında, İttihat ve Terakkî ileri gelenlerinin mâcerâcı politikası netîcesinde, Osmanlı Devleti emri vâki ile Birinci Dünyâ Savaşına katıldı. Îtilaf devletleri 5 savaş gemisi ile İstanbul’a gelerek, İstanbul 13 Kasım 1918’den 2 Ekim 1923’e kadar işgâl kuvvetleri elinde acı günler yaşadı. İstiklâl Harbinden sonra İstanbul’u işgâl için gelen gemiler, şerefli Türk Bayrağını selâmlayarak gittiler.
İstanbul ilk olarak yedi tepe üzerinde kurulmuştur. İstanbul ambleminde de yer alan bu tepe şunlardır: 1) Topkapı Sarayı: Ayasofya ve Sultanahmed Câmiinin bulunduğu tepe. 2) Çemberlitaş ve Nuruosmaniye câmilerinin bulunduğu tepe. 3) Bâyezîd Câmii, Süleymâniye Câmii ve Üniversitenin merkez binâsının bulunduğu tepe. 4) Fâtih Câmiinin bulunduğu tepe. 5) Çarşamba’da Sultan Selim Câmiinin bulunduğu tepe. 6) Edirnekapı’da Mihrimah Câmiinin bulunduğu tepe. 7) Altınmermer (Samatya) Tepesidir.
İstanbul için pekçok şâir asırlar boyunca nefis şiirler yazmış, bu muhteşem beldenin güzelliklerini, üstünlüklerini dile getirmeye çalışmıştır. Bunlar arasında Divan şâirlerinden Nedim’in:
Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl-ü bahâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Câmilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek, andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri, bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
beyitleri meşhur olmuştur. Son devir şâirlerinden Yahyâ Kemâl Beyatlı da.
Hüznün, ferahlığın, bizim olsun yazın kışın,
Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.
mısrâlarıyla bütün Türk milletinin ortak duâsını dile getirmiştir.
Fizikî Yapı
İstanbul oldukça engebeli bir arâzi yapısına sâhiptir. Yüksek dağlar yoksa da, arâzinin % 74’ü plato ve yaylalardan, % 16’sı dağlardan, % 10’a yakını da ovalardan ibârettir.
Dağları: İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Yalova-Gemlik arasında Samanlı Dağları üzerindeki Beşpınar Tepesi (926 m)dir. Asya kıt’asında kalan topraklar daha yüksektir.
Bu bölgedeki başlıca dağları şunlardır: Aydos Dağı (537 m), Kayışdağı (438 m), Alemdağı (442 m), Çatal Dağı, Dümen Tepe (257 m), Büyük Çamlıca (261 m), Küçük Çamlıca (229 m), Gürgencik Tepe (357 m), Yuşa Tepesi (201 m)dir. Trakya bölümünde ise İstranca (Yıldız) Dağları, Karadeniz’e paralel olarak İstanbul’a doğru uzanır. Terkos Gölüne yaklaştıkça yükseklik azalır. İstanbul ilinin dörtte üçüne yakını plato ve yaylalardan ibârettir. Birçok akarsularla parçalanmıştır.
Ovaları: İstanbul’da büyük ovalar yoktur. Ova denilebilecek yerler, Akarsu vâdilerinin göl veya denize yaklaştıkça genişlemesinden meydana gelmiş düzlüklerden ibârettir. Alüvyonlu topraklarla zenginleşen bu yerlerde tarım yapılır. Bunlar Karasu Vâdisi, Sarısu Vâdisi, Çakıl Deresi Vâdisi, Riva Deresi Vâdisi, Göksu Vâdisi, Hiciv Deresi Vâdisi ve Yatak Vâdileridir.
Akarsuları: İstanbul il sınırları içinde büyük nehir ve ırmaklar yoktur, fakat çok sayıda dereler vardır.
Trakya bölgesinde bulunan dereler: Istranca Deresi: Istranca Dağlarının batı yamaçlarından çıkar. Durusu’yu alarak Terkos Gölüne dökülür. Terkos’u besleyen en büyük su kaynağıdır. Karasu: Büyük Çekmece Gölüne dökülen suyu bol ve uzunluğu 70 km olan bir deredir. İnceğiz de, debisi çok olan bir deredir. Sarısu: 25 km uzunluğundadır. Büyük Çekmece Gölüne dökülür. Çakıl Deresi: Büyükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Sazlıdere: 40 km uzunluğundadır. Küçükçekmece Gölüne dökülür. Nakkaş Deresi: Küçükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Alibeyköy Deresi: 50 km uzunluğundadır. Haliç’e dökülür. Bu dere üzerinde Kağıthâne bölgesinde Alibeyköy Barajı vardır. Kağıthâne Deresi: Haliç’e dökülen küçük bir deredir. Yazın kurur.
Anadolu bölgesinde bulunan dereler: Göksu: Hereke yakınlarından çıkar. Göksu bucağını geçerek Ağva yakınında denize dökülür. İstanbul il sınırları içinde kalan kısmı 25 km’dir. Riva Deresi: Samandra’dan çıkarak Ömerli Barajına dökülen bu derenin uzunluğu 100 km’dir. İstanbul’un en büyük akarsuyudur. Hiciv Deresi: Suyu çok boldur. Uzunluğu 50 km’dir. Şile yakınında denize dökülür. Sellimandra Deresi: Yalova batısında denize dökülür. Eyrek Deresi: Yalova Ovasını sular ve Marmara Denizine dökülür.
Gölleri: Terkos Gölü: İstanbul’un içme suyunun büyük kısmını karşılayan bu göl, il merkezine 50 km uzaklıkta ve Karaburun yakınlarındadır. Istranca Deresi buraya dökülür. Yüzölçümü 25 km2dir. Girinti ve çıkıntısı çoktur. Büyükçekmece Gölü: Yüzölçümü 10 km2dir. Derinliği az olup, bâzı yerleri 1 m’den aşağıdır. Denizle bağlantısı kesilerek İstanbul’un içme suyu ihtiyâcını karşılamak için baraj gölü hâline getirildi. Küçükçekmece Gölü: Yüzölçümü 14 km2dir. İstanbul’un 15 km batısındadır. Nakkaş Deresi, Sazlı Dere ve Eşkinoz Deresi ile beslenir. Suyu hafif tuzludur. En derin yeri 20 m’dir. Göl bir dereyle denize birleşmiştir. Etrâfı temizlendiğinde turizm bakımından İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olmaya namzettir. Ömerli Baraj Gölü: Riva Deresi üzerinde kurulmuş, 54 m yükseklikte ve 23 km2 yüzölçümünde bir barajdır. İstanbul’un içme suyunun bir kısmını temin eder. Alibeyköy Baraj Gölü: Alibeyköy Deresi üzerinde içme suyu için yapılmıştır. Yüksekliği 29.5 m, yüzölçümü ise 1.66 km2dir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Akdeniz, Karadeniz, Balkan ve Anadolu kara ikliminin tesiri altında bulunur. Kışın Akdeniz’den gelen ılık lodosları, Balkanlar üzerinden gelen soğuk veya Karadeniz’den gelen yağışlı havalar tâkip eder. Yıllık ortalama sıcaklığı 13.5°C dir. Yıllık yağış miktarı ise 720-788 mm’dir. Yağışların % 40’ı kış, % 20’si ilkabahar aylarında olur. Yazın yağış, sonbaharın yarısı kadardır. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve ılık geçer. Sıcaklık bir yıl boyunca -14°C ile +41,5°C arasında seyreder. Kar yağışlı gün sayısı normalde 10 günü geçmez.
Bitki örtüsü: İstanbul çevresinin bitki örtüsü Akdeniz bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki “maki”dir. İklimi sebebiyle her çeşit bitki yetişir. Yayla ve tepeler çıplak değildir. Orman bakımından zengin sayılır. 280 bin hektar (ilin % 60’ı) orman ve fundalıktır. Ormanlar içinde en meşhuru İstanbul’un 20 km kuzeyindeki Belgrat Ormanıdır.
Ekonomi
İstanbul, Türk ekonomisinin en mühim merkezidir. Bir nevi belkemiği, beyni ve kalbidir. Sanâyinin üçte biri, ithâlâtın üçte biri, ihrâcâtın beşte biri İstanbul’dan yapılmaktadır. Türkiye’nin en büyük sanâyi, ticâret, ulaşım, reklam ve iktisâdî kuruluşları İstanbul’dadır. İstanbul’da gayri sâfi hâsılanın % 40’ı sanâyi, % 30’u ticâret ve geri kalanı diğer sektörlerden sağlanır. Tarımın payı sâdece % 1 dir. Türkiye Bütçesinin ana kaynağı İstanbul’dur. Toplam vergilerin yaklaşık % 37’si İstanbul’dan toplanmaktadır. İstanbul’u Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli tâkip etmektedir. İstanbul’da her âilede ortalama 2 kişi çalışmaktadır.
Tarım: İstanbul ilinde nüfûsa nazaran ekilen arâzi az olmasına rağmen verimi yüksektir. İl dâhilinde her bakımından modern bir tarım yapılmaktadır. Modern tarım araçları oldukça fazladır.
Buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla, ayçiçeği ve soğan en çok ekilen bitkilerdir. Sebze ve meyve ihtiyâcını kendi imkânlarıyla karşılayamaz, dışardan sebze gelir. En çok domates, lahana, patlıcan, tâze soğan, tâze fasulye, kabak, bezelye ve karnıbahar yetişir. İstanbul il dâhilinde elma, armut, üzüm, şeftali, ayva ile az miktarda erik, kiraz, vişne, muşmula, incir, nar yetişir. İstanbul ilinde çiçek yetiştirme oldukça gelişmiştir. Esâsen Türkiye’de en çok çiçek tüketen il de İstanbul’dur. Yalova ile Kanlıkavak-Emirgan arasında modern ve büyük çiçek seraları vardır.
Hayvancılık: Türkiye’de en çok et, süt ve süt ürünleri tüketen ilimiz İstanbul’dur. İstanbul’un hayvan varlığı, İstanbul halkının ihtiyâcını karşılamaktan çok uzaktır. Fakat yine de hayvan potansiyeli küçümsenemez.
Balıkçılık: İstanbul balıkçılık bakımından Türkiye’nin ve Marmara bölgesinin merkezidir.
Marmara’da 200’den fazla balık cinsi vardır. Fakat deniz kirliliği bâzı yerlerde balık cinsini çok azaltmıştır. İstanbul Boğazı çok önemli bir balık avlama sahasıdır. Karadeniz’den Ege Denizine ve Ege Denizinden Karadeniz’e göç eden “göçmen balıklar ile her mevsimde bulunan yerli balıklar çok lezzetlidirler. Başlıcaları lüfer, palamut, kılıç, orkinos, istavrit, izmarit, hamsi, mercan, kırlangıç, barbunya, tekir ve mezgittir.”
Ormancılık: İstanbul’un orman varlığı zengindir. Ormanlık, fundalık ve ağaçlık bölgelerin miktarı arâzinin % 60’ını kaplar. Orman içi ve kenarlarında 160 bin m3 tomruk, mâden ve telgraf direği ile bir milyon stere yakın yakacak odun elde edilir. İstanbul’un yakacak ihtiyâcının çok büyük kısmı kendi imkânı ile karşılanmaktadır.
Mâdenler: İstanbul mâden bakımından zengin sayılmaz. Cam, seramik, tuğla ve çimento sanâyiinde ham madde olarak kullanılan kil, kaolin, kuvarsit ve kalker üretilir. Ayrıca mermer, linyit, perlit ve manganez de çıkarılır. Bunlardan linyit daha çok Şile ve Yalova bölgesinden, kuvars kumu Çatalca ve Şile’den, manganez Çatalca ve Silivri’den, kil ve kaolin de Şile, Ağaçlı ve Arnavutköy’den elde edilir.
Sanâyii: İstanbul, aynı zamanda bir sanâyi şehridir. Türkiye’nin en büyük 100 sanâyi kuruluşunun 42’si ve en büyük 500 kuruluşun 250’si İstanbul’dadır. 1952’de kurulan İstanbul Sanâyi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük sanâyi odasıdır. 40 meslek grubundan yedi bine yakın üyesi vardır. Türkiye’nin en eski kuruluşlarından olan ve 1882’de kurulan İstanbul Ticâret Odası(İTO)’nın üye sayısı 100.000’e yakındır. Atmış binden fazla iş yeri bulunur. Sanâyinin her dalında sanâyi kuruluşları vardır. Îmâlat sanâyiinde metal eşyâ, makina ve techizât çoğunluktadır. İstanbul’un sanâyi ve ticâret hacmi çok büyüktür.
Ulaşım:
İstanbul ulaşım bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Yurt içi, yurt dışı ulaşımın merkezi durumundadır. Türkiye’ye gelen turistlerin üçte biri İstanbul’dan giriş yapmaktadır. İhrâcâtın beşte biri ve ithâlâtın üçte biri İstanbul’dan sağlanır. Kara ve demiryolu ağının merkezi olduğu gibi, Türkiye’nin en büyük deniz limanı ve hava alanı İstanbul’dadır. İstanbul şehir içi ulaşım bakımından da çok faaldir.
Karayolu: Avrupa’yı Anadolu ve Ortadoğu’ya bağlayan milletlerarası E-5 karayolu Boğaziçi ve Fatih Köprüsünden geçer. İstanbul il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 650 km, il yollarının uzunluğu 326 km’dir. 73 köy bu yollar üzerindedir. Geri kalan köyler ise tâli yollarla ana yollara bağlıdırlar. Türkiye’de kayıtlı motorlu araçların dörtte biri İstanbul’dadır. Hergün Topkapı ve Harem otogarlarından yaklaşık 3000 otobüs ile 150.000’e yakın kişi gidip gelmektedir. Dünyânın en büyük otogarı olan İstanbul Otogarı 29 Ekim 1993 târihinde faaliyete geçecektir. Bayrampaşa’nın Esenler Ferhatpaşa mevkiinde 281.000 m2 açık, 198.000 m2 kapalı alanda kurulan İstanbul Otogarında her gün ortalama 4000 şehirlerarası otobüs ve buna bağlı olarak şehirlerarası ulaşım için 150.000 kişi giriş çıkış yapacaktır. Metro bağlantısı da olan otogarda aynı zamanda alışveriş merkezleri de vardır. Şehir için trafiğini rahatlatmak için İstanbul’un çeşitli semtleri arasında hızlı tramvay sefere konmuştur. Sirkeci-Cevizlibağ ve Aksaray-Esenler arasında hızlı tramvay her gün binlerce kişiyi taşımaktadır. Atatürk Havalimanı ile Aksaray arasındaki bağlantıyı sağlayacak kısmının yapımı devam etmektedir. Ayrıca Taksim-4 Levent arasında çalışacak olan metronun tünel çalışmaları devam etmektedir. Bundan başka Kabataş-Gümüşsuyu arasında çalışan bir teleferik bulunmaktadır. Kavşak, meydan ve caddelerdeki üst geçitler, İstanbul’un târihî güzelliğini gölgelemektedir. Alt geçitler masraflı fakat her bakımdan faydalıdır. Estetiğe de daha uygundur. İstanbul trafiğini rahatlatmak için kat otoparklarının sayısı arttırılmaktadır. Avrupa’nın en büyük kapalı otoparkı Tepebaşına yapılmıştır.
Demiryolu: İstanbul, demiryolu ağının mühim bir kavşak noktasıdır. Anadolu yakasında Haydarpaşa ve Trakya yakasında Sirkeci istasyon ve garları bulunmaktadır. Haydarpaşa-Sirkeci arasında feribot bağlantısı varsa da günlük kapasite 50-60 vagon olmaktadır. Denizaltından geçirilecek tüp geçit ile Avrupa veAsya kıtası birleştirilerek demiryolunun kesintisiz devâmı programlanmaktadır. Haydarpaşa’dan Anadolu’ya Sirkeci’den Trakya’ya hergün târifeli seferler yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa’nın çeşitli şehirlerine tren seferleri muhtelif günlerde Sirkeci garından yapılmaktadır. 577 km, uzunluğundaki Haydarpaşa-Ankara hattı Türkiye’nin en yoğun demiryolu hattıdır.
Elektrikli banliyö trenleri, şehiriçi ulaşımında çok önemli bir yer işgâl etmekte ve Anadolu yakasında Adapazarı’na kadar uzanmaktadır. 140 km’lik Haydarpaşa-Adapazarı ve 30 km’lik Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarında senede 100 milyona yakın yolcu taşınmaktadır.
Türkiye’nin en büyük tren istasyonu, Söğütlüçeşme’de “Ananadolu Yakası Demiryolu-Karayolu Yolcu Transfer Kompleksi” dir. Bu istasyonda saatte 9.000 kişinin inip çıkabileceği yürüyen merdiven veya 2 asansör vardır.
Denizyolu: Her tarafı denizlerle çevrili olan, Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayan İstanbul Boğazının etrâfında yer alan İstanbul, binlerce senedir dünyânın sayılı liman şehri olmuştur. Türkiye’nin ithâlâtının büyük kısmı, ihrâcâtının ise İzmir’den sonra ikinci limanı İstanbul’dur. Deniz yoluyla gelen ve giden yolcuların çoğu iseİstanbul limanından girer ve çıkar. İstanbul Boğazı çok işlek bir geçit ve su yoludur. Şehir içi ulaşımında denizyollarının çok büyük hizmeti vardır. 4.5 milyon ton/sene kapasiteli Haydarpaşa limanının ancak üçte bir kapasitesi kullanılmaktadır. Salıpazarı limanı ise 600 bin ton/sene kapasitelidir. Denizcilik Bankasının 66 yolcu gemisi ve 25 araba vapuru ile senede 150 milyon kişi taşınmaktadır. İstinye’de yat limanı bulunmaktadır. Kumkapı-Bakırköy arasında hergün 30-60 gemi demirlemektedir. Karaköy-Yalova ve Ataköy-Bostancı arasında belediyeye âit deniz otobüsleri karşılıklı sefer yapmaktadır.
Havayolu: Türkiye’nin en büyük ve en yoğun havaalanı Atatürk (Yeşilköy) Havaalanıdır. Atatürk Havaalanı yurtiçi hava ulaşımında başlangıç ve bitim noktası olduğu gibi, milletlerarası hava ulaşımında da mühim bir transit merkezidir. Yeşilköy Havalimanı 7,5 milyon yolcu kapasitelidir. Yolcu kapasitesini arttırma çalışmaları yapılmaktadır. Türk Havacılığının tohumu 1911’de Yeşilköy’de atılmıştır. Avrupa ile Uzakdoğuyu birbirine bağlayan hava yolu üzerinde çok önemli bir yere sâhip olan İstanbul Havalimanı, ulaşım bakımından Boğaziçi Köprüsünden sonra ikinci sırayı almaktadır.
İstanbul Boğazı: Târihî ve turistik bakımdan dünyânın en güzel köşesi olan Boğaziçi, deniz yolu ulaşımı bakımından da dünyânın sayılı ve en işlek bir boğazıdır. Jeoloji uzmanlarına göre eskiden bir akarsu vâdisi olan Boğaziçi, jeolojik bir hâdise ile sular altında kalarak, Marmara ile Karadeniz’i birleştiren bir su yolu olmuştur. Üsküdar önlerinde bulunan Kızkulesi’nden Anadolu Fenerine kadar orta çizgi (talvek hattı) boyunca uzunluğu 34 km’dir. Sarayburnundan Rumeli Fenerine kadar uzunluğu 56 km’dir. En dar yer Rumeli Hisarı-Anadolu Hisarı arası olup 698 m’dir. En geniş yeri ağız kısımları olup 3600 m’dir.
Boğazın tabanında, bâzı yerlerde genişleyip bâzı yerlerde daralan bir çukur vardır. Her yerde kıyıya paralel olmayan bu oluk, 50 m ve bâzı yerlerde 100 m derinliktedir. Dar olan yerler en derindir. Arnavutköy-Vaniköy arasında derinlik 106 m’dir. Bebek ve Kandilli arası 120 m’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre İstanbul’un toplam nüfûsu 7.309.190 olup; 6.753.929’u ilçe merkezlerinde, 555.261’i köylerde yaşamaktadır. Her geçen yıl şehir süratle kalabalıklaşmaktadır. Bu miktarın mühim bir kısmını diğer şehirlerden göç edenler teşkil etmektedir. Yüzölçümü 5712 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2’ye 1280 kişidir.
İstanbul, dünyâdaki 77 ülkeden daha kalabalıktır. 1990 nüfus sayımına göre Türkiye nüfûsunun yaklaşık % 8’i İstanbul ilinde bulunmaktadır. Türkiye’de köyden şehire göç edenlerin % 40’ı İstanbul’a göç etmektedir. Dünyâ Bankası raporlarına göre 2000 yılında İstanbul nüfûsu 12 milyona yaklaşacaktır. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ise, İstanbul iki bin yılında dünyânın en kalabalık on yedinci şehri olacaktır.
Örf ve âdetler: Fetihten sonra kısa zamanda her cephesiyle Türkleşen ve Osmanlı Devletine 470 sene başşehirlik ve İslâm Dünyâsına 406 sene Hilâfet Merkezliği yapan İstanbul’da, Türk-İslâm kültürü hâkimdir. İstanbul 1453’ten bu yana Türkiye’nin ve İslâm Dünyâsının en büyük kültür merkezi olmuştur. Türk-İslâm eserleri bakımından dünyânın en zengin şehridir. İstanbul, asırlardır Osmanlı Devletinin örf ve âdet, kıyâfet, yemek ve diğer hususlarda örnek ve öncü şehri olmuştur.
Kıyâfet: Osmanlı devrinde saray mensupları, esnaf, her çeşit meslek sâhiplerinin ve azınlıkların kendisine mahsus husûsî kıyâfetleri vardı. Bu kıyâfetler şimdi müze ve albümlerde kalmıştır. Osmanlı devrinde olduğu gibi, bugün de İstanbul Türkiye’nin moda merkezidir. Bu şehrin giyim ve kuşamı bütün Türkiye’ye tesir eder.
Yemekleri: İstanbul mutfağı ve Osmanlı saray mutfağı asırlar boyu ün yapmıştır. İstanbul yemekleri yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünyâya yayılmıştır.
Folklor: İstanbul folkloru, halk oyunları, “ortaoyunu”, “karagöz” ve “meddahlar” bakımından da çok zengindir. Halk şâirleri, klâsik edebiyât, divan edebiyâtı, halk müziği, halk hikâyeleri, mâniler, destanlar ve türk sanat müziği ve diğer mevzularda İstanbul, başlı başına bir deryâdır. Verilen eserler ciltlere sığmayacak kadar çoktur.
En çok câmi, türbe, müze, saray, kule, kütüphâne, okul, üniversite, medrese, çeşme, gazete, dernek, meslekî kuruluş, fabrika, spor kulübü ve diğer kulüpler, hekim, stadyum, hastâne, park, meydan velhasıl hemen hemen herşeyin en çoğu İstanbul’dadır. İstanbul, Türk sporunun da beşiğidir.
Eğitim: İstanbul, binlerce senedir dünyânın en büyük kültür merkezlerinin başında yer almıştır. Bizanslılar zamânında Hıristiyan dünyâsının kültür merkezi olan İstanbul, 1453’ten sonra da İslâm dünyâsının kültür merkezi olmuştur. İstanbul, Türklerin elinde güzelleşmiş, tâmir edilmiş, şâheserlerle süslenerek zirveye çıkarılmıştır. Güzel sanatların bütün dallarında en güzel eserler İstanbul’da bulunmaktadır. İstanbul, Cumhûriyet devrinde kültür merkezi vasfını devâm ettirmiştir. İstanbul sayılamayacak kadar kültür eserleri ve müesseselerine sâhiptir. Yeryüzünde İstanbul gibi târihî ve sanat eserleri bol ikinci bir şehir henüz yoktur. İstanbul’un her köşesi bir târihtir. Okur-yazar, okul ve öğrenci, öğretmen sayısı en çok ilimiz de İstanbul’dur. 216 anaokulu, 967 ilkokul, 75 özel ilkokul, 360 ortaokul, 72 özel ortaokul, 25 meslekî ve teknik ortaokul, 123 lise, 73 özel lise, 109 meslekî ve teknik lise, 6 özel meslekî ve teknik lise vardır (1992). Okur yazar nisbeti yüzde 90’dır. Okulsuz, yolsuz, elektriksiz ve susuz köyü yoktur. Türkiye’deki üniversitelerden 6’sı İstanbul’dadır. Bunlar; İstanbul, İstanbul Teknik, Boğaziçi, Marmara, Yıldız ve Mîmâr Sinan Üniversiteleridir. Bunlara bağlı çok sayıda akademi, enstitü ve yüksek okullar ile İstanbul okullar şehridir. Ayrıca özel Koç Üniversitesi 1993-1994 öğretim yılında açılarak talebe yetiştirmeye başladı. Çok sayıda askerî okullar da İstanbul’dadır. Kuleli Askerî Lisesi, Deniz Harp Okulu ve Lisesi, Hava Harp Okulu, Tuzla Piyâde Okulu, Levâzım veMâliye Okulu ve diğer bâzı askerî okullardır. Ayrıca Gülhane Askerî Tıp Akademisi de Haydarpaşa’da eğitim vermektedir.
Yetişen meşhurlar: Türkiye’de asırlardır ilim adamı, asker, politikacı, şâir vb. olarak isim bırakmış meşhurların büyük çoğunluğu İstanbul’dan yetişmiştir.
İlçeleri
İstanbul; Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Sultanbeyli, Şile, Yalova olmak üzere 32 ilçeden ibârettir. Silivri, Çatalca, Şile, Yalova ve Adalar ilçeleri hâriç diğer ilçeler iç içe olup, il merkezini meydana getirirler.
Adalar: 1990 sayımına göre nüfûsu 19.413’tür. Köyü yoktur. Yüzölçümü 10 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1935’tir. Yaz aylarında nüfûsu büyük ölçüde artar. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Kınalıada, Burgazada, Kaşıkadası, Heybeliada, Büyükada, Tavşanadası ve Sedefadası ile daha açıkta yer alan Sivriada ve Yassıada olmak üzere 9 adadan meydana gelir. Sâdece Heybeliada, Büyükada, Kınalıada, Burgazada ve Sedefadası’nda oturulmaktadır. Yassıada askerî amaçla kullanılmaktadır.
Zengin tabiî güzellikleri sebebiyle Adalar, İstanbulluların sayfiye ve dinlenme yeri olmuştur. Büyükada eski İstanbul’dan kalmış son köşedir. Eski köşkleri ve çam ormanları ile 19. asrın en karakteristik özelliğini taşımaktadır.
Adalar, târih boyunca Halk Adaları, Papaz Adaları, Prens Adaları ve Kızıl Adalar olarak anılmıştır. Heybeliada’da 700 yataklı senatoryum bulunmaktadır. Adaların ulaşımı düzenli vapur seferleriyle sağlanmaktadır. Kınalıada’da yetiştirilen üzüm, “kınalı üzüm” adıyla meşhur olmuştur.
Avcılar: 1990 sayımına göre nüfûsu 128.555’tir. Küçükçekmece ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ambarlı Termik Santralı ve İstanbul Üniversitesi Kampüsü bu ilçededir. E-5 karayolu ilçeden geçer.
Bağcılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 303.175’tir. Bakırköy ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe yoğun konut alanları ile kaplıdır.
Bahçelievler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 296.211’dir. Bakırköy, Güngören, Bağcılar ve Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Bakırköy’e bağlıyken 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe genelde konut alanlarıyla kaplıdır.
Bakırköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 282.890’dır. İlçeye bağlı köy yoktur. Batıda Küçükçekmece, kuzeyde Bayrampaşa, Bahçelievler, Güngören, doğuda Zeytinburnu ilçeleri ve güneyde Marmara Denizi ile çevrilidir. İstanbul’un milletlerarası havaalanı olan Atatürk Havalimanı bu ilçededir. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastânesi, Hava Harp Okulu, Florya Atatürk Ormanı, süper marketler, modern çarşı ve mağazalar bu ilçe sınırlarının içindedir.
Bayrampaşa: 1990 sayımına göre nüfûsu 212.570’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. 1990 senesinde ilçe merkezi oldu. Gaziosmanpaşa, Bakırköy, Fâtih, Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Sanâyi gelişmiş olup, çok sayıda fabrika vardır.
Beşiktaş: 1990 sayımına göre nüfûsu 192.210’dur. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Boğaziçi’nin Rumeli yakasının başlangıç noktasını teşkil eden sâhil şeridinin en müstesnâ köşelerinden olup, târihî eserler bakımından çok zengindir. Boğaziçi, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer arasında yer alır. Dolmabahçe, Yıldız ve Çırağan sarayları; Deniz, Âşıyân, Tanzimât ve Resim-Heykel müzeleri bu ilçededir. Kabataş’tan Bebek’e kadar 8375 metrelik kıyısı vardır. Dolmabahçe, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek ve Yıldız başlıca semtleridir. Beşiktaş iskelesinden çeşitli semtlere düzenli seferler yapılmaktadır.
Beykoz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 163.786 olup, 142.075’i ilçe merkezinde, 21.711’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Mahmûdşevketpaşa bucağına bağlı 10 köyü vardır. Doğuda Şile, güneyde Ümrâniye ve Üsküdar ilçeleri, batıda İstanbul Boğazı, kuzeyde Karadeniz’le çevrilidir. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır. Sümerbank Deri ve Kundura, Paşabahçe Cam ve Şişe, Paşabahçe İspirto ve Anadolu Hisarı, halat fabrikaları vardır. Anadolu Hisarı bu ilçededir. Ortaçeşme, Yalıköy, Gümüşsuyu, Kavacık, Rüzgarlıbahçe, Anadolu Hisarı, Göksu,Kanlıca, Paşabahçe, Soğuksu başlıca semtleridir.
Beyoğlu: 1990 sayımına göre nüfûsu 229.000’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. Kuzeyde Şişli ilçesi batı ve güneyde Haliç, kuzeybatıda Kâğıthâne, doğuda İstanbul Boğazı ve Beşiktaş ile çevrilidir. Yarım asır önceİstanbul’un alış-veriş ve eğlence merkezi olan Beyoğlu, eski şöhretini ve hareketini kaybetmiştir. Beyoğlu, büyükelçilik, konsolosluk ve dış ticâret merkezidir.
Bizans devrinde bağ ve bahçelik olan bu bölgede, Cenevizliler, Galata Kulesi ve Galata surlarını yapmışlardı. Osmanlı Devleti zamânında surlar yıkılmıştır. Kule ise zamânımıza kadar gelmiştir. Fâtih ve Eminönü ilçeleri ile arasındaki ulaşımı Unkapanı ve Galata köprüleri sağlamaktadır. Galata, Tophâne, Fındıklı, Kabataş, Cihangir, Kasımpaşa, Karaköy ve Taksim başlıca semtleridir.
Her türlü eğlence merkezinin yer aldığı Beyoğlu, İkinci Dünyâ Harbinden sonra batakhânelerin merkezi hâline gelmiştir.
1962 senesinde kaldırılan tramvay 1991’de Taksim-Tünel arasındaki İstiklal Caddesinde tekrar çalıştırılmaya başlandı.
Eminönü: 1990 sayımına göre nüfûsu 83.444’tür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul’un ticâret, turizm merkezidir. Fâtih, İstanbul Boğazı, Haliç ve Marmara Denizi arasında surlar içinde kalan İstanbul Yarımadasının doğu bölümünü teşkil eder. İstanbul’u meydana getiren Yeditepe, Çemberlitaş ve Nûruosmâniye Câmiinin bulunduğu tepe, Bâyezîd Câmii, Bâyezîd Kulesi ve Süleymâniye Câmiinin bulunduğu tepe bu ilçe dâhilindedir.
Eminönü, İstanbul’un en eski yerleşim merkezidir. Osmanlılar zamânında çarşıdaki esnafı denetleyenlere “Emin” denirdi. Yeni Câmi önüne “Gümrük Emini Önü” denildiği için zamanla bu isim Eminönü olarak kullanıldı. Târihî eser bakımından çok zengin olan Eminönü ilçesinin Süleymâniye, Bâyezîd, Şehzâdebaşı, Sultanahmed, Nûruosmâniye, Mahmudpaşa, Alemdâr, Cağaloğlu, Gedikpaşa, Aksaray, Bâbıâli, Kadırga, Lâleli, Mercan, Sirkeci, Sultanhamam, Tahtakale, Kapalıçarşı başlıca semtleridir.
Eminönü toptan ticâret merkezidir. İstanbul’un ve Türkiye’nin toptan eşyâ yönünden kalbi durumundadır. Hertürlü sanâyi mâmüllerinin % 45’i Eminönü’nden sevk edilir. Târihî Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı ilçe merkezinde olup, turizm açısından önemleri büyüktür.
Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan demiryolu bağının başlangıç noktası olan Sirkeci Garı bu ilçededir. Eminönü’nde meskenler plânsız bir şekilde iş yerine dönüşmüş ve târihî eserler taş yığını binâlar arasında sıkışıp kalmıştır. Topkapı Sarayının yanındaki Gülhâne Parkı ilçeye bir güzellik katarken, aynı zamanda bir mesîre yeri olarak kullanılmaktadır.
Eyüp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 211.986 olup, 200.045’i ilçe merkezinde, 11.941’i köylerde yaşamaktadır. Kemerburgaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. Doğuda Sarıyer ve Kâğıthâne ilçeleri, Haliç, Güneydoğuda Fâtih, güneybatıda Bayrampaşa, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
İlçede kabri bulunan Peygamber efendimizin mihmandârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerine hürmeten bu semte “Eyyûb Sultan” denilmiştir. Eyüp, türbelerinin çokluğu ile meşhurdur. Sâdece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en çok ziyâret edilen bir merkezidir. Son zamanlara kadar İstanbul’un en güzel semti Eyüp idi. Haliç’in kirlenmesi ile bu temiz, bakımlı, yeşil ve güzel semt, eski güzelliğini kaybetmiştir.
Kemerburgaz bucağı orman varlığı bakımından zengindir. Alibeyköy, Silahtar, Güzeltepe, Esentepe başlıca semtleridir.
Fâtih: 1990 sayımına göre nüfûsu 462.464’dür. Yüzölçümü 13 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35.374’dür. Eminönü, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Eyüp, Haliç ve Marmara Denizi ile çevrilidir. Haliç’teki kıyıları Unkapanı, Ayvansaray; Marmara Denizindeki kıyıları ise, Yenikapı ile Yedikule arasındadır. Yeşil alan ve bitki örtüsü bakımından çok fakir sayılır. İlçe ismini, Fâtih Sultan Mehmed Hanın türbesi ve câmiinden alır.
Fâtih, 1928’de Eminönü’nden ayrılarak ilçe merkezi hâline gelmiştir. Sağlık ve eğitim veren kuruluşların sayısı çok fazladır. İstanbul Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri, Vakıf Gureba, SSK Samatya Hastânesi, Haseki Hastanesi bu ilçededir. 1873’te öğretime başlayan Dârüşşafaka Lisesi, Fâtih’tedir. İstanbul’un en büyük ve en meşhur pazarı olan Çarşamba Pazarı, Fâtih’te kurulur. Ayvansaray, Çarşamba, Balat, Cerrahpaşa, Cibali, Çapa, Draman, Edirnekapı, Fener, Fındıkzâde, Haseki, Karagümrük, Samatya, Saraçhâne, Yedikule, Yenikapı, Yavuzselim başlıca semtleridir.
Gâziosmanpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 393.667 olup, 354.186’sı ilçe merkezinde 39.481’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Güneyde Eyüp, güneybatıda Bayrampaşa, doğuda Kağıthâne ve Şişli, batıda Bakırköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul ilinin en yeni yerleşim alanlarından biridir. 1950’ye kadar genelde gezinti ve av alanı olan Gaziosmanpaşa’nın merkezi olan Taşlıtarla’ya yerleştirilen Bulgaristan göçmenleri ile gittikçe büyümüş 1963’te ilçe merkezi olmuştur.
İlçe merkezine bağlı köylerde tarım ve hayvancılık yapılır. Cebeci köyünden siyah yapıtaşı ocakları, Arnavutköy ve Boğazköy’de kaolen yatakları vardır. Karadeniz, Fevzi Çakmak, Şemsipaşa, Yenimahalle, Gazi Mahallesi, Hürriyet, Yıldıztabya, Karlıtepe bâzı semtleridir.
Güngören: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 446.000’dir. 1966’da belediyesi kurulan Güngören, 1983’te şûbe olarak Bakırköy’e bağlandı. Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla 27 mahalleyi içine alan ilçe oldu. Çeşitli sanâyi kuruluşları bulunan ilçede yoğun konut alanları vardır.
Kadıköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 648.282’dir. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Yüzölçümü 33 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19.645’tir. Kuzeyde Üsküdar, doğu ve güneydoğuda Kartal ilçeleri, güney, güneybatı ve batıda da Marmara Deniziyle çevrilidir.
Kadıköy’ün târihi M.Ö. 3000 senelerine dayanır. Eski ismi Kalkoden’dir. Kadıköy ismi, Osmanlılar zamânında verilmiştir. Târihî eserleri, yalı ve köşkleri çoktur. Osmanlı Devleti zamânında Belde-i Şâhâne Semt-i Kadıköy ismiyle anılan yalı, köşk ve göz alabildiğine bahçelerin yer aldığı Kadıköy, beton yığını hâline gelmiştir. Yeşil saha her geçen gün azalmıştır.
İlçede ticâret oldukça ileridir. İldeki önemli ticârî kuruluşların Kadıköy’de birer şûbesi vardır. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolların başlangıç noktası olan Haydarpaşa Garı bu ilçededir. Haydarpaşa, Kadıköy ve Bostancı iskeleleri, diğer ilçelerle olan deniz ulaşımını sağlar. Erenköy, Kızıltoprak, Acıbadem, Koşuyolu, Bostancı, Caddebostan, İçerenköy, Kozyatağı, Suadiye, Çamlıca, Fenerbahçe, Göztepe, Moda, Söğütlüçeşme ve Merdivenköy başlıca semtleridir.
Kâğıthâne: 1990 sayımına göre nüfûsu 269.042’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Şişli’ye bağlı iken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline getirilmiştir. Sanâyi gelişmiş olup, çeşitli fabrikalar vardır. Osmanlılar devrinde güzel bir mesîre yeri idi. Sâdâbât bahçeleri buradaydı. İlçede düzensiz yerleşme ve fabrikalar Haliç’in kirlenmesine sebeb olmuştur. Yoğun gecekondu bölgesidir.
İlçenin batısında Gâziosmanpaşa, doğusunda Beyoğlu ve Şişli, güneyinde Eyüp, kuzeyinde Sarıyer ilçeleri vardır.
Kartal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 279.468 olup, 257.211’i ilçe merkezinde, 22.257’si köylerde yaşamaktadır. Doğusunda Pendik, güney ve güneybatısında Marmara Denizi, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Ümrâniye ve Sultanbeyli, kuzeyinde Şile yer alır.
Kartal’ın târihi eskilere dayanır. 1400 senesinde Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1908’de İstanbul’a bağlı ilçe oldu. Haydarpaşa-Ankara demiryolu ile İstanbul-Ankara asfaltı, ilçenin içinden geçer. Yeşil sahası, ormanlık alanı oldukça zengindir.
Kartal, Türkiye’nin ekonomisinde büyük yeri olan önemli bir sanâyi merkezidir. İlçede, sanâyinin çeşitli dallarında bir çok fabrika vardır. İlçeye bağlı köylerde az da olsa tarım yapılır. Yulaf, buğday, mısır, elma, armut ve üzüm başlıca tarım ürünleridir.
Kartal ilçesinin sâhil şeridi dışında kalan bölümü gecekondu bölgesidir.
Küçükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 350.864 olup, 340.876’sı ilçe merkezinde, 9988’i köylerde yaşamaktadır. Bakırköy ilçesine bağlıyken, 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. Doğusunda Bakırköy, batısında Avcılar, kuzeybatısında Çatalca, kuzeyinde Gaziosmanpaşa, güneyinde Marmara Denizi yer alır. İstanbul-Edirne karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayanır. İkitelli civârında birçok sanâyi kuruluşu vardır. İkitelli, Sefâköy başlıca semtleridir.
Maltepe: 1990 sayımına göre nüfûsu 249.766’dır. Kartal’a bağlı bir semtken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun konut bölgesidir.
Pendik: 1990 sayımına göre nüfûsu 201.527’dir. Kartal ilçesine bağlıyken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. 1989’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi. Doğusunda Tuzla, güneybatısında Marmara Denizi, batısında Kartal, kuzeybatısında Beykoz, kuzeyinde Şile yer alır. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayalıdır.
Sarıyer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 171.872 olup, 160.075’i ilçe merkezinde, 11.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda İstanbul Boğazı, güneyinde Beşiktaş, Kağıthâne ve Şişli, batısında Eyüp yer alır.
İstanbul Boğazı kıyısında kurulmuştur. Orman yönünden zengin bir ilçedir. Ekonomisi turizm ve balıkçılığa dayalıdır. İstinye’de bir tersâne vardı, 1991’de kaldırıldı. Ayrıca ilçe sınırları içinde bir çok küçük sanâyi kuruluşları mevcuttur.
Kıyı boyu hâriç ilçenin büyük bölümü gecekondudur. Kavak, Yenimahalle, Büyükdere, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Reşitpaşa, Hisar, Pınar, Doğanevler başlıca semtleridir. Sarıyer belediyesi, 1984’te yapılan düzenleme ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline gelmiştir.
Sultanbeyli: 1990 sayımına göre nüfûsu 82.298’dir.Kartal’a bağlı belediyelik bir köyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun gecekondu bölgesidir. Küçük sanâyi gelişmiştir. Ömerli Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Arâzisinin büyük kısmı ormanlıktır.
Şişli: 1990 sayımına göre nüfûsu 250.478’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Kuzeyde Sarıyer, doğuda Sarıyer ve Beşiktaş, güneydoğuda Beşiktaş, güneyde Beyoğlu, batıda Kağıthâne ilçeleriyle çevrilidir. Hızlı ve plânsız şehirleşme yüzünden yeşil sahası olmayan bir ilçedir. Harbiye, Pangaltı, Kurtuluş, Feriköy, Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka, Osmanbey, Mecidiyeköy, Okmeydanı ve Çağlayan başlıca semtleridir. Bakırköy’den sonra en çok iş yeri Şişli ilçesindedir. Türkiye’nin en önemli banka ve sigorta şirketleri ile ticârî kuruluşların merkezleri buradadır.
Tuzla: 1990 sayımına göre nüfûsu 94.124’tür. Pendik ilçesine bağlı bir semt iken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. İlçede bir tersâne vardır.
Ümrâniye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 301.257 olup, 242.091’i ilçe merkezinde, 59.166’sı köylerde yaşamaktadır. Üsküdar ilçesine bağlı iken 4 Temmuz 1987 târihli yasa ile ilçe hâline geldi. Kuzeyinde Şile, doğusunda Kartal, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Beykoz, güneyinde Kadıköy ilçeleri yardır.
1966’da sanâyi bölgesi îlân edilince, bölgede büyük bir nüfus patlaması olmuştur. Buna paralel olarak da hızlı bir konut yapımı olmuştur. Toplu konut inşaası yanında, gecekondu bölgeleri de çoğunluktadır. Metal-iş Küçük Sanâyi Sitesi, Mobilya Üreticileri Sitesi bu ilçededir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçedir.
Üsküdar: 1990 sayımına göre nüfûsu 395.623’dür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul boğazı, Beykoz, Ümrâniye, Kadıköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul’un Anadolu yakasındaki en eski ilçesidir. Târihi eski devirlere dayalıdır. Eski ismi Hrisopolis veya Damalis’tir. Üsküdar ismi eski ve dar sokakları sebebiyle “Eskidar”dan gelir. İstanbul’un fethinden dört asır önce Türk beldesi olmuştur. Osmanlı Devleti zamânında doğuya yapılacak seferlerin ilk hareket noktası olmuştur.
İlçede bitki örtüsü zengindir. Boğaz sırtları ağaçlarla kaplıdır. Son senelerde hızla gelişmiştir. Ticâret ve sanâyi oldukça ileridir. Ayazma, Doğanalar, Zeynepkâmil, Bağlarbaşı, Altunizâde, Çengelköy, Kısıklı, Kuzguncuk, Haydarpaşa, Göksu başlıca semtleridir. Sâhili Küçüksu-Haydarpaşa arasındadır.
Zeytinburnu: 1990 sayımına göre nüfûsu 165.679’dur. Fâtih, Bakırköy, Bayrampaşa ilçeleri ile Marmara Denizi arasında yer alır. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul Merkezini meydana getiren, ilçelerdendir. 1957’de ilçe oldu.
İstanbul’da ilk ve büyük gecekondu topluluğu burada meydana gelmiştir. İlçede sanâyi gelişmiştir. Yeşil saha çok azalmıştır. Kazlıçeşme, Sümer, Nuripaşa, Yenidoğan, Gökalp, Yeşiltepe, Veliefendi, Çırpıcı, Telsiz, Merkezefendi ve Maltepe bâzı semtleridir. İstanbul’da at koşularının yapıldığı Veliefendi Hipodromu bu ilçededir.
Büyükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 142.910 olup, 22.394’ü ilçe merkezinde, 120.516’sı köylerde yaşamaktadır. Çatalca ilçesine bağlı iken, 1987’de ilçe merkezi olmuştur. Merkezbucağa bağlı 14 köyü vardır. Kuzey ve batısında Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Küçükçekmece ilçesi yer alır.
İlçenin sâhil kesiminde kalan köyleri, İstanbul’un sayfiye yeridir. İlçenin en büyük sanâyi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Büyükçekmece Gölünün denizle irtibatı kesilerek, yerine içme suyu tesisleri kurulmuştur. Buradan İstanbul’un büyük kısmının su ihtiyâcı karşılanmaktadır. Köylerinde tarım yapılır. Ayçiçeği, soğan ve buğday başlıca tarım ürünüdür.
Çatalca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 64.241 olup, 11.550’si ilçe merkezinde, 52.691’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Hadımköy bucağına bağlı 12, Karacaköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Güneydoğusunda Büyükçekmece, doğusunda Küçükçekmece, kuzeydoğusunda Gaziosmanpaşa, Kuzeyinde Karadeniz, batısında Silivri, kuzeybatısında Kırklareli ve Tekirdağ yer almaktadır.
İlçenin kuzeyinde Istranca Dağları, güneyinde verimli Çatalca Ovası bulunur. Çatalca çok eski bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Matrai’dir. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, domates, elma ve armut en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. İstanbul’un et, süt ve yumurta deposudur. Ormanlık arâzisi tarla açma yüzünden azalmıştır. İğneada’dan Yalıköy’e kadar uzanan bölge Millî Park îlân edilmiştir. Kuarsit, döküm ve kuvars kumu üretimi Türkiye çapında önemli yer tutar. Edirne-İstanbul karayoluna 20 km mesâfededir.
Silivri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.599 olup, 26.049’u ilçe merkezinde, 51.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Sinekli bucağına bağlı 9 köyü vardır. İl merkezine 66 km uzaklıktadır. İstanbul’un sayfiye yerlerindendir. Yüzölçümü 778 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir. Kuzeyinde ve doğusunda Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Tekirdağ ilçesi yer alır.
İlçe topraklarının kuzey doğusunda Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Topraklarının büyük kısmı akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Edirne-İstanbul kara ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi tarım, hayvancılığa ve turizme dayanır. Yaz aylarında ilçenin nüfûsu 400.000’e ulaşır. Buğday, soğan, yulaf, şekerpancarı, üzüm, bakla, ayçiçeği, mısır, elma ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçenin yoğurdu meşhurdur. Marmara Denizindeki kirlilik sebebiyle balıkçılık eski önemini kaybetmiştir. Sanâyinin fazla gelişmediği ilçede, un, bitkisel yağ, yem, süt ürünleri, teneke kutu, tuğla ve ambalaj malzemeleri fabrikaları vardır.
Şile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.372 olup, 7872’si ilçe merkezinde, 17.500’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Ağva bucağına bağlı 13, Teke bucağına bağlı 7, Yeşilvâdi bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 736 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İl merkezine 72 km uzaklıktadır.
Balıkçı köyü olarak kurulan Şile’nin târihi çok eskilere dayanır. Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Doğusunda ve güneyinde Kocaeli, güneybatısında Pendik ilçesi, batısında Beykoz ilçesi, kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır. Topraklarının % 70’e yakın kısmı ormanlık ve fundalıktır. İstanbul içme suyunu karşılayan Darlık Barajının bütünü, Ömerli Barajının doğu kısmı ilçe topraklarındadır.
Ekonomisi ormancılık, turizm, balıkçılık, meyvecilik ve şile bezi dokumacılığına dayınır. Tarım arâzisi azdır. Elma, mısır, buğday ve armut başlıca tarım ürünleridir. Kıyılarındaki koylar, kilometrelerce uzanan ince tâneli kumsalları, deniz sporlarına çok müsâittir. Şile’nin nüfûsu yazın 70.000’i aşar. İlçeye bağlı köylerde yüzlerce şile bezi dokuma tezgahları vardır.
Yalova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 113.417 olup, 65.823’ü ilçe merkezinde, 47.594’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Çınarcık bucağına bağlı 7, kılıç bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 492 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İstanbul’un en uzak ilçesidir. İstanbul ile kara bağlantısı yoktur. Güneyinde ve batısında Bursa, doğusunda Kocaeli, kuzeyinde Marmara Denizi yer almaktadır.
İlçe merkezi, İzmit Körfezinin kıyısında, Armutlu Yarımadasının kuzeydoğusunda kurulmuştur. Ekonomisi tarım, turizm ve balıkçılığa dayanır. Elma ve şeftâlisi meşhurdur. Seracılık gelişmiştir. Seralarda turfanda sebze ve çiçek yetiştirilir. İstanbul’un sayfiye yerlerinden biridir. Yaz aylarında nüfûsu dört misli artar. Kaplıcaları meşhurdur. İlçenin, il merkezi ile olan bağlantısı hergün Kabataş ve Sirkeci’den yapılan düzenli vapur seferleri ile sağlanmaktadır. Karayolu ile il merkezine uzaklığı 155 kilometredir. Kartal-Yalova arasında arabavapuru seferleri de düzenlenmektedir.
Yalova’nın târihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. Eski ismi “Pitiya (Helenapolis)”dır. Yalova’yı, Osman Beyin komutanlarından Yalvaçoğlu fethetmiştir. Bu yüzden Yalakâbâd ismini aldı. Bu isim zamanla değişerek Yalova olmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerler
İstanbul’un hemen her köşesi târihî ve turistik özelliklere sâhiptir. Hepsini saymak, âdetâ mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bâzıları şunlardır:
Surlar: İstanbul’un meşhur surları târihte dört defâ yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Câmi kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tâmir ettirilmiştir.
Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bâyezîd tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibârettir.
Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşı(Zeker) inşaatta çalıştılar. Hisarın plânı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mîmârî bakımında şâheserdir.
Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kâriye Câmii yakınında olup, harâbe hâlindedir. Bizans dönemine âittir.
Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sâhildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)
Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyâda yapılan sarayların en meşhûrudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecîd Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bâyezîd ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir. (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)
Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.
Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Câmiinin karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bâyezîd, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultâna mesken olan bu saray, bir sanat âbidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)
Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülazîz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyâları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)
İbrâhim Paşa Sarayı: Kânûnî Sultan Süleymân’ın eniştesi İbrâhim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tâmir edilip, Türk-İslâm Eserleri Müzesi olmuştur.
Eyüp Sultan Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshâb-ı kirâmdan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerîfinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, câmi, türbe, medrese, imâret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyâretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve câmi, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hattâ İslâm dünyâsının dînî ziyâret merkezlerinden biridir.
Fâtih Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medreseler, dârüşşifâ, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fâtih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Kütüphânesinde Osmanlı devrine âit el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymâniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.
Mahmud Paşa Câmii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrâzam Mahmûd Paşa tarafından yaptırılmıştır. Câmi, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imâretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören külliyenin günümüze sâdece câmi, türbe, han, medresenin dersânesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tâmir edilmiştir.
Sultan Selim Câmii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Câmi inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kânûnî Sultan Süleymân tamamlatmıştır. Külliye; câmi, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imâret ve Ayşe Hâtun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Câminin kıble istikâmetinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.
Haseki Câmii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, dârüşşifâ ve çeşmeden meydana gelmiştir. Dârüşşifâ, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de câmiyi genişletmiştir.
Dâvûtpaşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fâtih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bâyezîd devri vezirlerinden Dâvud Paşa yaptırmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe, imâret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zâviyeli câmiler plânındadır. 1984 zelzelesinde imâret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.
Kara Ahmed Paşa Câmii ve külliyesi: Topkapı’da, Kânûnî Sultan Süleymân’ın sadrâzamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde câminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi câminin biraz uzağındadır.
İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrâzam İbrâhim Paşa tarafından 1551’de Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde câmi, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, câmi, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.
Hekimoğlu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın sadrâzamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphâne, zâviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tâmir görmüştür.
Cerrahpaşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrâzam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mîmârı Dâvûd Ağa’dır. Câmi, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sâdece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tâmir görmüştür.
Amcazâde Hüseyin Paşa Câmii ve külliyesi: Fâtih’te Saraçhâne başında Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye câmi, medrese, kütüphâne, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.
Zal Mahmûd Paşa Câmii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmûd Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Plânı değişik ve ilgi çekicidir.
Koca Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi câmiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizâde Ahmed Paşa bâzı ilâveler yaptırmıştır. Külliye, câmi, tekke, şadırvan, medrese ve imâretten meydana gelmiştir.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdâr iskele meydanındadır. İskele Câmii de denir. Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithâne, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan câmi, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Eski Vâlide Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murâd Hanın annesi Nurbânû Vâlide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, dârüşşifâ, kervansaray, tabhâne, imâret ve dârulkurradan meydana gelmiştir. Câminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.
Şemsi Paşa Câmii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kânûnî Sultan Süleymân’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, câmi, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphâne olarak kullanılmaktadır.
Çinili Câmii ve külliyesi: Üsküdar’da Toptaşı semtindedir. Kösem Mahpeyker Sultan tarafından 1640’ta Mîmar Kasım Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, çeşme, şadırvan, sebil, çifte hamam ve mezarlıktan meydana gelmiştir. Câmi duvarları beyaz üstüne çeşitli renkte çiçek motifi çinilerle süslüdür.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Üsküdar iskelesi meydanının güneyindedir. 1708-1710 arasında Sultan Üçüncü Ahmed Hanın annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, muvakkithâne, imâret, çeşme, türbe ve dükkanlardan meydana gelmektedir. 1964’te tâmir görmüştür.
Beylerbeyi Câmii ve külliyesi: Beylerbeyi iskelesinin ilerisinde, deniz kıyısındadır. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından yaptırılmıştır. Mîmârı Mehmed Tâhir Ağadır. Külliyesinde; câmi, sıbyan mektebi, imâret, hamam, muvakkithâne ve çeşme bulunmaktadır. Muvakkithâne ve çeşme Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından eklenmiştir. 1984’de geçirdiği yangın yüzünden câminin kubbesi çöktü. Eskisine uygun olarak yeniden tâmir edildi. Diğer ismi Hamîd-i Evvel Câmiidir.
Süleymâniye Câmii ve külliyesi: Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 1549-1556 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, dört medrese, türbeler, türbedâr dâiresi, dârülhadis, dârüttıp, dârüşşifâ, bîmârhâne, dârülkurra, sıbyan mektebi, imâret, konukevi, han, hamam, kütüphâne ve birçok dükkandan meydana gelmektedir. Câmi dış görünüşü ve iç süslemeleri ile Türk mîmarlık sanatının şâheseri ve dünyânın başta gelen bir sanat âbidesidir. Kütüphânesinde bulunan 53.332 el yazma, 25.673 basma eser Cumhûriyet devri öncesine âittir. (Bkz. Süleymâniye Câmii)
Şehzâde Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 22 yaşında ölen oğlu Şehzâde Mehmed hâtırası için 1543-1548 arasında Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, tabhâne, fırın ve türbeden meydana gelmiştir. Medrese, kız öğrenci yurdu, tabhâne ise Vefâ Lisesinin laboratuvarı olarak kullanılmaktadır.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Eminönü meydanındadır. Sultan Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultanın emri ile 1597’de temelleri atılan câminin yapımıÜçüncü Mehmed Hanın ölümü üzerine elli sene durdu. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın annesi Hadîce Turhan Sultan tamamlattı ve 1633’te ibâdete açıldı. Külliye; câmi, hünkârkasrı, dârülkurra, sıbyan mektebi, arasta, sebil, çeşme ve kütüphâneden meydana gelmiştir. Hünkârkasrı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Sultan Ahmed Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed meydanında, Sultan Birinci Ahmed Han tarafından 1609-1616 arasında Mîmar Sedefkâr Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hünkârkasrı, sıbyan mektepleri, medrese, arasta, dârüşşifâ, tabhâne, imâret ve türbelerden meydana gelmektedir. Câminin içi 21.043 çini ile süslüdür. Batılılar bu câmiye, Mâvi Câmi demektedirler. Altı minâresi vardır. (Bkz. Sultan Ahmed Câmii)
Bâyezîd Câmii ve külliyesi: Bâyezîd Meydanında Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1501-1506 arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, mektep, türbeler, tabhâne, kervansaray, medrese ve hamamdan ibârettir. Günümüzde medrese, Belediye Kitaplığı, imâret, Bâyezîd Devlet Kitaplığı olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 240.500 basma ve 10.698 el yazması eser vardır.
Nûruosmâniye Câmii ve külliyesi: Kapalıçarşı’nın kuzeyindedir. Külliyenin inşâsına Birinci Mahmûd Han başlamış, 1755’te Üçüncü Osman devrinde tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, kütüphâne, sebil, çeşme ve dükkanlardan meydana gelmiştir. Asıl adı Nûr-ı Osmanî’dir. Kütüphânesinde 10.000 el yazması ve 6000 basma eser vardır.
Lâleli Câmii ve külliyesi: Lâleli semtinde, Ordu Caddesi üzerindedir. Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1759-1763 arasında Mîmar Mehmed Tâhir Ağaya yaptırılmıştır. Barok üslûbunda yapılmış olan külliye; câmi, sebil, türbe, mumhâne, sipâhiler hanı, çarşı, çeşme ve muvakkıthâneden meydana gelmiştir. Medrese günümüze ulaşmamıştır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’dadır. Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa külliyesinin inşaatını 1681’de başlatmıştır. 1690’da oğlu Dâmâd Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, sebil ve türbeden meydana gelmektedir. Taş işçiliği, oymacılık ve dökümcülük sanatı bakımından şâheserdir. Külliye 1960’da tâmir edilmiştir.
Sokullu Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed Meydanının alt yanındadır. Sadrâzam Mehmed Paşa adına hanımı İsmihan Sultan tarafından 1572’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, tekke ve şadırvandan meydana gelmektedir. Orta kapısı, mihrâbı ve minber kapısı üstlerinde birer Hacer-ül-Esved taşı parçaları vardır.
Atik Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çemberlitaş’ta Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamlarından Ali Paşa 1497’de yaptırmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, türbe, çeşme ve elçi hanından meydana gelmektedir. Elçi hanı ve imâret yıkılmış, medrese ilk yapıldığı şeklini kaybetmiştir.
Köprülü Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Divanyolu’nda Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, türbe, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkanlardan meydana gelmekte olup, geniş bir yer kaplamaktadır.
Kılıç Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Tophâne Meydanında donanma komutanı Kılıç Ali Paşa tarafından 1580’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, medrese, hamam, türbe ve sebilden meydana gelen külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanılmaktadır.
Çorlulu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’da Dîvânyolu Caddesi üzerindedir. 1708’de Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, kütüphâne ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliyenin mîmârisi ve kalem işlerinde Barok üslûbunun etkisi görülür.
Dâmâd İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı’nda Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından 1720’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sebil, kütüphâne ve mezarlıktan meydana gelmektedir. Külliyenin kalem işi süslemeleri Lâle Devri özelliklerini göstermektedir.
Ayasofya Câmii ve külliyesi: Bizanslılar devrinde M.S. 326 veya 360 senesinde yapılan ve 4 defâ yenilenen Ayasofya kilisesi İstanbul’un fethi üzerine câmiye çevrilmiştir. Mihrap, minber, 4 minâre, imâret, medrese, sıbyan mektebi, muvakkıthâne, şadırvan, mahfil, türbeler, kütüphâne, sebiller, top kandilleri, saltanat kapısı ilâve edilerek, külliye meydana getirilmiştir. 1935’te müze hâline getirilen câmi, hâlen müze olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 5275 eski eser vardır.
Hırka-ı Şerîf Câmii: Fâtih Atikali semtindedir. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1850’de yaptırılmıştır. Plânı, Peygamber efendimizin, Veysel Kârânî hazretlerine hediye ettiği mübârek Hırka-i şerîflerinin ziyâretine ve muhâfazasına uygun olarak yapılmıştır. Mihrap ve minber al somaki mermerdendir.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Câmii: Üsküdar’da Hüdâî sokağındadır. 1855’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır. Yanında büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin ve yakınlarının türbe ve kabirleri vardır.
Selîmiye Câmii: Selîmiye kışlası karşısındadır. Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1803’te yaptırılmıştır. Câminin içi mermer, ağaç oyma ve nakış işçiliği bakımından zengindir. Yanında okul, muvakkıthâne ve hamam vardır.
Rüstem Paşa Câmii: Eminönü’nde Hasırcılar Çarşısında sadrâzam Rüstem Paşa tarafından 1560’ta Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altında 16 dükkan bulunan câmi, Osmanlı çini mîmârisinin en zengin örneklerindendir.
Hamîdiye (Yıldız) Câmii: Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı yakınında Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından 1886’da yaptırılmıştır. Plânını ve süslemelerinden bir bölümünü sultan bizzat kendisi yapmıştır. İkinci Abdülhamîd Han, Cumâ namazlarını ve bayram namazlarını burada kılar ve muâyede denilen bayramlaşma burada yapılırdı.
Dolmabahçe Câmii: Dolmabahçe Sarayının yan tarafında Bezm-i Âlem Vâlide Sultan tarafından yapımı başlatılmış, 1852’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından tamamlanmıştır. Câmi ampir ve barok mîmârîsinin karışımıdır. Aşırı süslemesi ile ilgi çekmektedir.
Ortaköy (Büyük Mecîdiye) Câmii: Ortaköy İskelesi yakınındadır. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1853’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır.
Teşvikiye Câmii: Şişli Teşvikiye’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1854’te yaptırılmıştır. Son devir Osmanlı mîmârî özelliklerini taşıyan câminin tavanı renkli nakışlarla süslüdür.
Nusretiye Câmii: Tophâne’de Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826’da îmâr ettirilmiştir. Bu câminin yerinde Sultan Üçüncü Selim’in yaptırdığı Tophâne-i âmire Arabacılar Kışlası Câmii vardı. Bu câmi yanınca yerine Nusretiye Câmii inşa edilmiştir. Câmi, Barok üslûba göre yapılmıştır. Câminin iç duvarlarındaki Amme sûresini meşhur hattat Râkım Efendi yazmıştır. 1955-1958 arasında tâmir görmüştür.
Vâlide Câmii: Aksaray’da Sultan Abdülazîz Hanın annesi Pertevniyal Vâlide Sultan tarafından 1869-1871 arasında yaptırılmıştır. Câmide gotik, klâsik ve Hint mîmârî üsluplarının tesiri görülür.
Emirgan Câmii: Boğaziçi’nde Emirgan semtindedir. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından 1782’de yaptırılmıştır. Câminin yanında Hünkar Dâiresi bulunmaktadır. Köşesindeki muvakkıthâne, Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır.
Arap Câmii: İstanbul’un fethi için 714’te gelen hazret-i Mesleme tarafından Beyoğlu semtinde Haliç kenarında yaptırılmıştır. Emevî ordusu Şam’a geri dönünce, Dominiken râhipleri burasını kilise hâline getirdiler ise de, Dördüncü Murâd Han zamânında tekrar câmiye çevrilmiştir. Sultan Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultan, bu câmiye şadırvan ve ilâveler yaptırmıştır.
Bâlî Paşa Câmii: Fâtih’te Bâlî Paşa Caddesi üzerindedir. 1504’te İkinci Bâyezîd Hanın kızı Hüma Hatun tarafından eşi Sadrâzam Bâlî Paşa adına yaptırılmıştır. 1894 zelzelesinde çöken kubbesi 1939’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek şerefeli minâresi sağdadır. Kesme taştandır.
Ağa Câmii: Beyoğlu İstiklâl Caddesi üzerinde olup, 1597’de Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli olan câminin saçakları işlemelidir. İç duvarlar mavi, pencere içleri yeşil Kütahya çinileriyle kaplıdır. Mihrabı taştan, minberi ise oymalı tahtadır.
Cihangir Câmii: Fındıklı sırtlarında Boğaz’a nazır bir tepe üzerindedir. Kânûnî Sultan Süleyman tarafından oğlu Şehzâde Cihangir adına 1559’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altı yangın geçiren câmi, 1889’da İkinci Abdülhamîd Han tarafından yeniden yaptırılmıştır. İki minâresi olan câmi barok uslûbundadır.
Fındıklı Câmii: Fındıklı’da deniz kıyısında İstanbul kâdısı Molla Mehmed Çelebi tarafından 1589’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Sanat değeri çok yüksektir.
İskender Paşa Câmii: Fâtih’te Sofular Mahallesindedir. Sultan İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1505’te yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Terkim Mescidi de denir.
Ayazma Câmii: Üsküdar’da Kızkulesi karşısında tepe üzerinde Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1760’ta yaptırılmıştır. Hünkar mahfilinin duvarları İtalyan çinileri ile kaplıdır. Bahçesinde birçok kabir vardır.
Mümin gönüllerinin feyz alıp huzur bulduğu İstanbul câmileri yerli ve yabancı ressamlar ile fotoğrafçılara da en nefis manzaraları sunmaktadır. Şâirlerin gönüllerini coşturan bu muhteşem âbide eserler için Türk edebiyâtında yüzlerce şiir yazılmıştır. Bunlardan Yahyâ Kemâl Beyatlı’nın aşağıdaki şiiri, İstanbul câmilerini en iyi anlatanlardan biridir.
SÜLEYMÂNİYE’de BAYRAM SABAHI
Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
Gecenin bitmeğe yüztuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garib âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık,
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târîh oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allahına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları...
Bir neferdir bu zafer mâbedinin mîmârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rü’yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan tekbîri;
Ne kadar sâf idi sîması bu mü’min neferin!
Kimdi? Bânîsi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli.
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz,
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı, bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklardan mı?
Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, tâ Bâyezîd’den, Van’dan,
Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtıralar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlakâ her biri bir başka zaferden geliyor.
Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan...
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an;
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıradağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!
Adalardan mı? Tunus’dan mı, Cezâyir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,
Çok şükür Allah’a, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
YAHYÂ KEMÂL BEYATLI
Eyüp Sultan Türbesi: Eyüp Sultan Câmii karşısında olup, 1458’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Resûlullah efendimizin mihmândârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin mübârek kabr-i şerîfleri vardır. Türbeye Sultan Birinci Ahmed, Sultan Üçüncü Ahmed, Sultan Üçüncü Selim ve Sultan İkinci Mahmûd ekler yaptırmış ve değerli eşyâlar koymuşlardır. Türbe, küfekî taşından yapılmış olup, sekiz köşeli ve tek kubbelidir.
Abdülfettâh-ı Bağdâdî Akrî Türbesi: Üsküdar’da Bağlarbaşı ile Karacaahmed arasındaki ana cadde üzerinde Kartal Baba Câmii karşısındadır. İslâm evliyâ ve âlimlerinin en büyüklerinden hazret-i Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinden olup, İstanbul halkını irşâd ile görevlendirdiği halîfesidir. Türbesinin üzeri açıktır.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Türbesi: Üsküdar’da aynı isimle anılan câminin bahçesindedir. Büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâî hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Türbenin kabirleri yanında akrabâlarının ve halîfelerinin kabirleri vardır. (Bkz. Azîz Mahmûd Hüdâî)
Murâd-ı Münzâvî Türbesi: Eyüb Nişancasında Münzâvî Câmii karşısındadır. İstanbul’da medfûn bulunan en büyük üç evliyâdan biri olan Murâd-ı Münzâvî hazretlerinin kabr-i şerîfi buradadır. Yıkılmak üzere olan türbe 1992 yılında Hak-Yol Vakfı tarafından restore edilmiştir.
Mehmed Emin Tokâdî Türbesi: Unkapanı’na inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde, Soğukkuyu Pîrî Paşa Medresesi kabristanında, üstü açık türbedir. Evliyânın meşhurlarından olan Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri medfûndur.
Fâtih Sultan Mehmed Türbesi: Fâtih Câmiinin avlusunda, kıble yönündedir. Fâtih Sultan Mehmed Han medfundur. Sekizgen plânlı ve tek kubbelidir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yavuz Sultan Selim Türbesi: Yavuz Selim Câmiinin kıble istikâmetinde ve mihrabın önündedir. Türbede Yavuz Sultan Selim medfundur. Sandukasının üzerinde, Mısır Seferi dönüşünde şeyhülislâm İbn-i Kemâl’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı vardır. Bu türbenin yanında Osmanlı sülâlesine âit altı türbe vardır.
Kânûnî SultanSüleyman Türbesi: Süleymâniye Câmiinin bahçesindedir. Mîmar Sinan tarafından 1566’da yapılmıştır. Sekiz köşeli ve kubbelidir. İçinde üçü pâdişahlara âit olmak üzere yedi sanduka vardır.
Emir Buhârî Türbesi: Fâtih ilçesi, Emir Buhârî sokağındadır. Kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerinden Emir Ahmed Buhârî medfundur. Dârüsseâde Ağası Cevher Ağa yaptırmıştır.
Sultan İkinci Mahmûd Türbesi: Dîvânyolu’ndadır. Sultan Abdülmecîd 1840’ta babası İkinci Mahmûd Han için yaptırmıştır. Sekiz köşeli, tek kubbeli bir yapıdır. İçinde on bir sanduka vardır. İkinci Mahmûd Han, Abdülazîz Han, İkinci Abdülhamîd Han ve yakınları medfundur.
Sümbül Efendi Türbesi: Koca Mustafa Paşa Câmiinin önündeki mezarlıktadır. On dokuzuncu asrın başlarında yaptırılmış olup, şehrin önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Sümbül Efendi ve serasker Rızâ Paşa medfundur.
Merkez Efendi Türbesi: Topkapı semtinde Merkez Efendi Mezarlığının arkasındadır. Önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Merkez Efendinin sedef kakmalı parmaklıkla çevrili sandukası bulunmaktadır.
Zenbilli Ali Efendi Türbesi: Zeyrek Yokuşu başında yaptırdığı mescid ve mektebin yanındadır. Çok büyük bir zât olan Zenbilli Ali Efendi 23 sene şeyhülislâmlık makâmında bulunmuştur.
Barbaros Hayreddîn Paşa Türbesi: Beşiktaş meydanındadır. Mîmar Sinan yaptırmıştır. Sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Barbaros Hayreddîn Paşanın sandukası bulunur. Denizlerin evliyâsı ve büyük Türk denizcisi, Preveze Savaşının muzaffer amirâli Barbaros, devrin bütün denizlerinde Osmanlı donanmasını hâkim kılan bir kahramandır.
Sokullu Mehmed Paşa Türbesi: Eyüp, Câmikebir caddesinde olup, 1579’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbede bulunan üç sıra hâlinde 17 sandukada, Sokullu Mehmed Paşa, eşi İsmihan sultandan doğma İbrâhim Paşa, Sadrâzam Lala Mehmed Paşa ve Sokullu Mehmed Paşanın yakınları yatmaktadır.
Ebüssü’ûd Efendi Türbesi: Sokullu Mehmed Paşa türbesinin karşısındadır. Büyük âlim ve şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi ve yakınlarının kabirleri vardır.
Hazret-i Yûşâ Türbesi: İstanbul Boğazının Anadolu Kavağı ile Beykoz arasında Yûşa Tepesindedir. Yûşâ aleyhisselâmın mübârek kabirlerinin Halep, Nablus, Gaziantep ve Bağdat’ta olduğu rivâyetleri de vardır. Buradaki kabrin ona âit olduğu kesin değildir. Hazret-i Yûşâ, hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kızkardeşinin oğludur ve ölümünden sonra, ona halef olmuş bir peygamberdir. İstanbul’daki makâmı çok ziyâret edilen bir yerdir.
Telli Baba Türbesi: Rumeli Kavağı yolu üzerindedir. Çok ziyâret edilen bir türbedir.
İbn-i Kemâl PaşaTürbesi: Edirnekapı Mezarlığında üstü açık bir türbedir. Kânûnî devri şeyhülislâmlarından büyük âlim İbn-i Kemâl Paşa medfundur. Müftîyü’s-Sekaleyn ismi ile meşhur olup, insan ve cinlere fetvâ verirdi.
Gâzi Osman Paşa Türbesi: Fâtih Câmii bahçesindedir. Sultan Mehmed Reşad Han tarafından yaptırıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Plevne’yi kahramanca savunan Gâzi Osman Paşa medfundur. Dört köşeli ve tek kubbelidir.
Rüstem Paşa Medresesi: Cağaloğlu’nda Rüstem Paşa tarafından 1550’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Dış duvarları sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershâne-mescid vardır. Medrese mîmârîsinde orjinal bir denemedir.
Koca Sinân Paşa Medresesi: Dîvanyolu’ndadır. 1594’te yapılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının güzel örneklerindendir. Dilim kemerli medrese, günümüzde İktisat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.
Gazanfer Ağa Medresesi: Sarachâne’de Bozdoğan kemeri yanındadır. 1599’da yaptırılmış olup, bağımsız medreselerin orjinal örneklerindendir. 14 taş odası vardır. Günümüzde belediye müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hasan Paşa Medresesi: Bâyezîd’de Mîmâr Çelebi Mustafa tarafından 1745’te yapılmıştır. Barok üslupla yapılan ilk örneklerdendir. En önemli özelliği iki katlı olmasıdır. Alt katta dükkânlar vardır. Günümüzde Türkiyât Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.
Galata Mevlevihânesi: Galata Tünel Meydanındadır. İstanbul’da bulunan Mevlevi tekkelerinin en büyüğüdür.Kulekapısı Mevlevihânesi olarak da bilinir. 1491’de İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzele ve yangınlarda zarar gören tekke birçok defa tâmir edilmiştir. Günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede birçok divan şâirinin eserlerinden örnekler yer alır.
Bereketzâde Çeşmesi: Galata semtinde Bereketzâde Câmii yanında olup, 1467’de Fâtih’in müezzini Bereketzâde yaptırmıştır. İstanbul’daki en eski Osmanlı çeşmelerinden biridir. Sâlihâ Sultan tarafından tâmir edilmiştir.
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan Çeşmesi: Beşiktaş-Maçka arasında Spor Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1839’da annesi hayrına yaptırılmıştır. Üzerindeki kabartma süsler ve çeşitli motiflerin sanat değeri büyüktür.
Üçüncü Ahmed (Sultan Ahmed) Çeşmesi: Ayasofya Câmii yanındadır. Üçüncü Sultan Ahmed Han adına, İbrâhim Paşa 1728’de Başmîmar Mehmed Ağaya yaptırmıştır. Sanat değeri çok büyüktür.
Alman Çeşmesi: Sultanahmed Meydanında Birinci Ahmed Hanın türbesinin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci gelişinin bir hâtırası olarak 1900’de Şecer-i Vakvak adlı çınarın yerine yapılmıştır. Sekiz dilimli ve kemerli kubbesi vardır.
Tophâne Çeşmesi: Tophâne semtinde Kılıç Ali Paşa Câmiinin yanındaki meydandadır. Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultana bir hediye olarak 1732’de yaptırılmıştır. Çok süslü olan çeşme Türk rokoko üslûbundadır.
Kapalıçarşı: Nûruosmaniye, Bâyezîd, Mahmûdpaşa ve Mercan câmilerinin çevrelediği 30.700 m2lik bir yer kaplayan üstü kubbe ve kemerlerle örtülü büyük bir çarşıdır. İlk defâ 1461’de Fâtih devrinde, sonra Kânûnî devrinde ahşap olarak yapıldı. 1651, 1710 ve 1825 yangınları ile 1894 zelzelesinden sonra Sultan İkinci Abdülhamîd Han bugünkü kâgir biçimiyle 1890-1894’te yaptırdı. 8’i büyük 18 kapısı, 65 sokak, 400 dükkan, 20 han, 1 okul, 1 câmi, 1 mescid, 1 kitaplık, 7 çeşme, 1 dolaplı kuyu, 1 acı akarsu, şadırvan ve 1 sebil bulunmaktadır.
Mısır Çarşısı: Eminönü Yeni Câmi arkasındadır. Burada Ceneviz ve Venediklilerin çarşısı vardı. Turhan Vâlide Sultan burasını medrese hâline getirdi. Sonra çarşıya çevrildi. 1869 ve 1940’ta iki yangın geçirdi. 86 dükkan vardır.
Simkeşhâne: Bâyezîd’de cadde üzerindedir. Üç katlı, tek avlulu han plânında yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk darphâne olup, ilk sikke burada bastırılmıştır. Günümüzde büyük tâmir gören yapı, halk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Balkapanı Hanı: Yeni Câmi ile Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapı şekli yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek eserdir. Yapım târihi ve mîmârı belli değildir. İlk günkü orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Çuhacı Hanı: Nûruosmâniye Câmii yakınındadır. On sekizinci asırda Dâmâd İbrâhim Paşa yaptırmıştır. Orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Bâyezîd Kulesi: Bâyezîd’de Üniversite bahçesindedir. 85 m yükseklikte 180 basamaklıdır. İlk olarak 1749’da ahşap olarak yapıldı. Birkaç kere yandı ve yeniçeri ayaklanmasında yıkıldı. 1828’de Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle serasker Hüseyin Paşa kâgir olarak yaptırdı.
Ahırkapı Fener Kulesi: Cankurtaran semtindedir. Sultan Üçüncü Osman zamânında kaptan-ı deryâ Süleymân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 36.27 metredir.
Galata Kulesi: Karaköy-Tünel arasında silindir biçiminde 68 m yüksekliktedir. Yedinci asırda Zenon tarafından yapılan ahşap kulenin devâmıdır. Cenevizliler, kendilerine geçen bu kuleyi büyütmüşlerdir. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmûd zamânında yangın geçirmiştir. 1875’te son olarak tâmir edilmiştir. 1717-1962 arasında yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde restore edilip döner lokanta olarak kullanılmaktadır.
Kız Kulesi: Üsküdar sâhilinde denizin içinde çok eski devirlerde yapılmıştır. Top ve cephâne bulunurdu. Buraya fener konulmasını Sultan Üçüncü Ahmed Hanın sadrâzamı Nevşehirli İbrâhim Paşa emretmiştir.
Çemberlitaş: Çemberlitaş meydanında 57 m yükseklikte bir sütundur. Frikyalılar devrine âit olup, Afyon civârındaki bir tapınaktan getirilmiştir.
Burma Sütun: Yılanlı sütun olarak da bilinir. Sultanahmed Meydanındadır. Yılan başları İstanbul Arkeoloji Müzesi ve British Museum’dadır.
Dikilitaş: Sultanahmed Meydanındadır. Mısır’da Helvapolis şehrine Firavun Üçüncü Tutmasis’in M.Ö. 1547’de diktiği taş buraya getirilerek dikilmiştir. Üzerinde Hiyeroglif yazılar vardır.
Kıztaşı: Fâtih’te Kıztaşı semtindedir. 10 m yükseklikte tek parça granittir.
Bozdoğan Su Kemeri: Fâtih Câmii ile Şehzâdebaşı Câmii arasında uzanan Bizanslılardan kalma bir su kemeridir. İlk defa 378’de yapılan kemerin bugünkü hâli 760’ta yaptırılmıştır. Mîmar Sinan tarafından restore edilen kemer, 1697’de de tâmir gördü. Bugün yeniden restore edilen kemerlerin Fatih ile Şehzâdebaşı Câmii arası 592.4 metredir.
Dârülaceze: Şişli Okmeydanı’ndadır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından fakirlerin, korunmaya muhtaç çocukların, yaşlıların bir çatı altında toplanması için yaptırılmıştır. 31 Ocak 1896’da törenle açıldı. İki hastâne, 1 erkek ve kadın hamamı, mutfak, iş yeri, çocuk yuvası, yetimhâne, câmi ve kiliseden ibârettir.
Kuleli Askerî Lisesi: Vaniköy ile Kandilli arasında deniz kenarında çift kulesi ve haşmetli duruşu ile Boğaziçi’ni süsleyen bir eserdir. Yavuz Sultan Selim Han zamânında (Kule Bahçesi) ismiyle anılırdı. Kânûnî Sultan Süleymân buraya kasr yaptırmıştır. Sultan İkinci Mahmûd zamânında süvârî kışlası oldu. Kırım harbinden dönen İngilizler bu kışlayı kasten yaktılar. Sultan Abdülazîz Han yanan kışlayı yeniden yaptırmış ve Kuleli Kışla denilmiştir. 1878’de Kuleli Askerî İdâdîsi ismini aldı. Balkan Harbinde hastâne oldu. 1924’te Kuleli Askerî Lisesi ismini aldı.
Selîmiye Kışlası: Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1805’te yaptırılmıştır. Taş üzerine ahşap olarak yapılan binâda, önce Nizâm-ı Cedîd, daha sonra da Sekbân-ı cedîd askerleri iskân edildi. Yeniçeri isyânı sırasında yanan kışlayı, İkinci Mahmûd Han yeniden yaptırdı ve Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye askerlerini buraya yerleştirdi. Sultan İkinci Abdülhamîd devrinde tâmir gören kışla, cumhûriyet döneminde önce askerî ortaokul, daha sonra da Birinci Ordu karargâhı oldu.
Mîmâr Sinân Köprüsü: Büyükçekmece ilçesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında inşâsına başlanan köprü, İkinci Selim Han zamânında tamamlanmıştır. Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyükçekmece Gölü ile denizi birleştiren boğaz üzerinde yapılmış olup, günümüzde restore edilerek trafiğe açılmıştır.
Mecidiye (Galata) Köprüsü: Eminönü ile Karaköy arasını birleştirir. İlk köprü, 1845’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından tersânede (500 m) îmâl edildi. 1863’te ahşap olarak Sultan Abdülazîz yeniden yaptırdı. 1870’te ise demir köprüye çevrildi. Bugünkü köprü, 14 Nisan 1912’de yaptırıldı. 462 m uzunlukta ve 25 m eninde dubalar üzerinde yüzer köprüdür. Yanına yenisi yapılmakta olup, eskisi deniz müzesi olarak kullanılacaktır.
Âtıf Efendi Kütüphânesi: Şehzâdebaşı’ndadır. Şâir, hattat ve mâliyeci Âtıf Efendi kurmuştur. 13.999 eserin 2588’i yazma ve 11.414’ü basma olup, eski eserlerdir.
Râgıp Paşa Kütüphânesi: Lâleli’de Ordu Caddesindedir. 1763’te Râgıp Paşa kurmuştur. 1274 yazma ve 2269 basma olarak 3543 eski ve 2114 yeni eser vardır. Ayrıca çocuk kitaplığı bölümü vardır.
Hüsrev Paşa Kütüphânesi: Eyüp Bostan İskelesi sokağındadır. 1839’da Sadrâzam Hüsrev Paşa yaptırmıştır. 15.000 cilt kitap bulunur.
Murâd Molla Kütüphânesi: Fâtih Çarşamba, Murat Molla Sokağındadır. 1775’te Murâd Molla kurmuştur. 7000 eserin iki bini Osmanlı devrine âittir.
Mesîre yerleri:
İstanbul tabiî güzellikler açısından çok zengindir. Uygun iklim şartları, zengin su varlıkları, ili tabiî güzellikler yönünden dünyânın sayılı yerlerinden biri durumuna getirmiştir.
Çamlıca Tepeleri: İstanbul’un en eski mesîre yerlerindendir. Temiz havası ve İstanbul’un her yanını gören manzarası ile meşhurdur.
Belgrad Ormanı: İstanbul’un en büyük ağaçlık arâzisidir. Meşe, ıhlamur, çınar, kayın, kestane ve gürgen ağaçları ile kaplıdır. İçinde yedi bent, üç fidanlık ve av hayvanı üretme alanları bulunan ormanda, karaca, tavşan, yaban domuzu, tilki, çulluk, yaban ördeği gibi hayvanlar vardır. Ormanın 700 dönümlük alanı halka açık piknik yeri olarak düzenlenmiştir.
Yıldız Parkı: Beşiktaş sırtlarındadır. Yıldız Sarayının bahçesi olup, bugün park hâline getirilmiştir. Servi, bâdem ağacı, akasya ve akçaağaçlarla kaplıdır. Göller, havuzlar, su kanalları, Boğaz ve Marmara manzaraları ile çok güzel bir mesîre yeridir.
Emirgan Parkı: Emirgan semtinin üst kısmında Baltalimanı’ndan İstinye Koyuna kadar uzanan yeşil alanı içine alır. Çam, servi, köknar, İzmir söğüdü, salkım söğüt, kestâne, meşe dişbudak, ıhlamur, armut, erik, kiraz, ayva, şeftali ve ceviz ağaçları ile kaplıdır. Her sene, mayıs ayında parkta lâle bayramı kutlanır.
Abraham Paşa Korusu: Beykoz ile Paşabahçe sırtlarında yer alan boğaz manzaralı bir mesîre yeridir. Koruda az rastlanan ilginç ağaçlar ile iki büyük mağara vardır.
Gülhâne Parkı: Topkapı Sarayı ile Sarayburnu arasında yer alır. Topkapı Sarayının dış bahçesi olarak târihî önem taşır. Şehremini Operatör Cemil Paşa zamânında park hâline getirilmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar:
Türkiye’nin en meşhur kaplıcalarından olan Yalova Kaplıcaları ile Tuzla İçmeleri İstanbul sınırları içindedir.
Yalova Kaplıcaları: Çok eski târihlerden beri kullanılmış meşhur bir su kaynağıdır. Yalova’ya 11 km uzaklıkta ormanlık bir boğaz içindedir. Kaplıca suları, genel olarak romatizma hastalığı olmak üzere, hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında, kronik iltihaplı ve ağrılı karın hastalıklarında, damar sertliği veya tıkanıklıklarında, diabet, gut ve şişmanlık gibi metabolizma hastalıklarında, mîde, karaciğer, böbrek rahatsızlıklarında faydalıdır.
Tuzla İçmeleri: Pendik ilçesinin, Tuzla semtindedir. Çok eski târihlerden beri kullanılmıştır. Deniz kıyısındadır. Küçük içme suyu idrar artırıcı özelliğe sâhiptir. Büyük içme suyu ise mîde, barsak, karaciğer, pankreas gibi organların salgıları üzerinde etkilidir. Bu yüzden gastrit, barsak parazitlerinde ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
İSTANBUL
İlin Kimliği
Yüzölçümü : 5712 km2
Nüfûsu :7.309.190
İlçeleri : Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kâğıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Sultanbeyli, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile,Yalova.
Türkiye’nin birinci büyük şehri. Tabiî güzelliği ile dünyânın incisi olan İstanbul, Marmara bölgesinde, doğusunda Kocaeli, güneyinde Marmara Denizi ve Bursa, batısında Tekirdağ ve Kırklareli, kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir. 28°01’ ve 29°55’ doğu boylamları ile 41°33’ ve 40°28’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İstanbul, Asya ve Avrupa kıtasında toprakları olan ve iki kıtanın kucaklaştığı yegâne şehirdir. Karadeniz’le Marmara Denizini birleştiren İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayırdığı gibi, şehri de ikiye böler. Trafik numarası 34’tür.
İsminin Menşei
İstanbul ismi, aslında “İslâmbol” “yâni “Müslümanı bol” kelimesinden gelir. Türk ilim adamları, Osmanlı Devletinin son günlerine kadar mektup zarflarının üzerinde ve eserlerinde “İslâmbol” kelimesini kullanmışlardır. Sultan Üçüncü Ahmed zamânında basılan paralarda ve Sultan Üçüncü Selim devrine kadar sikkelerin bir kısmında ve paraların hepsinde “İslâmbol” diye yazılıdır. İstanbul’un “İslâmbol”dan başka çeşitli isimleri vardır. “Sultanşehir”, “Beldet-üt-Tayyibe” “Dergâh-ı Selâtin”, “Derseâdet”, “Âsitâne”, “Dâr-ül-İslâm”, “Dâr-ül-Hilâfe”, “Dâr-üs-Seâde”, “Âsitâne-i Devlet”, “Pây-ı Taht-ı Saltanat”, “Aziz İstanbul” gibi isimlerle anılmış olup, bunlardan bir veya bir kaçı birlikte de kullanılmıştır. Osmanlılardan önce“Byzantion”, Deutra-Roma”, “Roma Nea”, “Konstantinopolis”, “Bulin”, “Astanbulin”, ve “İstimbuli” isimleri ile anılmıştır. Osmanlı fethi öncesinde, Müslümanlar arasındaki adı ise, “Kostantiniyye”dir. Evliyâ Çelebi, İstanbul’un Peygamber efendimizin dünyâyı teşriflerinden 1600 sene önce, Dâvûd aleyhisselâmın oğlu hazret-i Süleymân tarafından kurulduğunu rivâyet eder.
Batılı kaynaklarda ise; önceleri bir balıkçı köyü olan İstanbul’un M.Ö. 658’de Mageryalı “Byzans” tarafından genişletilerek şehir hâline getirildiği ve bundan dolayı “Byzantion” ismi ile anıldığı ve Roma İmparatoru Constantinius’un şehri büyütürek “Constantinopolis” adıyla Roma İmparatorluğu’na başkent yaptığı yazılıdır. Aynı kaynaklar, İstanbul isminin de, “Eisten-Polis” kelimesinden geldiğini rivâyet etmektedirler.
Târihi
İstanbul’un târihi çok eski çağlara dayanır. Nitekim Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde yapılan kazılarda M.Ö. 3000 senelerine âit âletler ve iskeletler bulunmuştur. İstanbul’un ilk sâkinleri, Traklardır. Bilâhare Rumlardan bir kafile Megare şehrinden “Byzans” idâresinde bu bölgeye gelirken Sarayburnu-Ahırkapı arasında “Bizantion” (Bizans) şehrini M.Ö. 657-658’de kurmuşlardır. Balıkçılık ve çiftçilikle geçinen bu şehir sâkinleri, kısa zamanda zenginleşmişler ve şehir Boğaz’dan geçen gemilerin uğradığı bir ticâret merkezi olmuştur. İlk surlar “Bizas” (Vizas) tarafından M.Ö. 7. asırda yapılmıştır.
Roma İmparatoru Constantinus bu şehri genişletip 7 tepe üzerine inşâ ederek M.S. 324’te başkent yapmış ve şehre kendi ismini vermiştir. Haliç’ten Cerrahpaşa semtine kadar surlar yaptırmıştır. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. İstanbul’a “Deutera Rome” (İkinci Roma) da denmiştir. İstanbul’u 447 senesinde Türk Hun imparatoru Attila kuşattı. Yapılan anlaşma netîcesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. Avar Türkleri 616’da İstanbul önlerine geldiler. 626’da İstanbul’u kuşattılar. Aynı târihte Sâsânîler de, Kadıköy-Üsküdar’da kuşatmaya katıldılar. Bizans ağır şartlarla sulh anlaşması imzâlı(Zeker) bu kuşatmadan kurtuldu.
Hazret-i Peygamberin İstanbul’un fethedileceğine dâir müjdesi ve şehri fethedecek emir ve askerleri medh etmesi, asırlar boyunca bütün İslâm ordularının gönlünü tutuşturarak, onların îmân seli hâlinde dalga dalga bu şehre akmalarına sebeb oldu. Nitekim üçüncü halîfe hazret-i Osman’ın hilâfeti zamânında, Sûriye vâlisi olan hazret-i Muâviye, Bizans’a karşı ilk deniz seferini başlattı. Bizans donanmasını Finike’de 655 senesinde yendi. 668-669 senesinde İslâm orduları İstanbul’u kuşattılar. Bu kuşatmaya Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sancaktârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî (radıyallahü anh) ile pekçok Sahâbe-i kirâm (radıyallahü anhüm) ve hazret-i Muâviye’nin oğlu Yezid katıldılar. O esnâda 80 yaşında bulunan Eyyûb Sultan hazretleri (Ebû Eyyûb-i Ensârî radıyallahü anh) şehid oldu (Bkz: Ebû Eyyûb-i Ensârî). Yine hazret-i Muâviye devrinde İstanbul ikinci defâ kuşatıldı (673-680) ise de “Gregeois” adı verilen Rum ateşinin verdirdiği zâyiatlar sebebiyle kuşatma kaldırıldı.
Emevî’ler devrinde Halîfe Süleymân zamânında 713-717 arasında İslâm orduları Mesleme emrinde, İstanbul’u kuşatmışlar ve şehir düşme hâline gelmişken, netîce alınamamıştır. 781 senesinde Hârun-Reşid şehri muhâsara etmişse de, senelik vergiye bağlayıp geri çekilmiştir. 813 senesinde Bulgar Türkleri lideri Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne Meydan Muhârebesinde imhâ etti, fakat surları aşamadı. 1090’da Peçenek Türkleri Küçükçekmece’ye kadar geldiler, şehri kuşattılar. Şehir düşmek üzereydi. Bizanslılar Kuman Türkleri ile anlaştılar. Kuman Türkleri, Peçenek Türklerini yenerek İstanbul’u kurtardılar. 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra Selçuklu Türkleri, Üsküdar önlerine geldiler. İznik’i başkent yaptılar. Bu sırada Haçlı Seferleri başladı. Böylece İstanbul’un fethi ve Türklerin Avrupa kıtasına çıkması, 3.5 asır engellenmiş oldu. Anadolu’da Türkiye Selçukluları Devletini kuran Anadolu Fâtihi Süleymân Şah, 1080 senesinde bir bahar günü Üsküdar tepelerinden birinin üzerinde İstanbul’u seyrettikten sonra şehâdet parmağı ile İstanbul’u göstererek, şu veciz ve mânâlı konuşmayı yaptı:
“Bu güzel belde neden bizim olmasın? Neden gazâ meydanlarında zaferden zafere koşturduğumuz bayraklarımız bu muhteşem şehrin surları üzerinde dalgalanmasın? Neden ümmeti olmakla şereflendiğimiz, yolunda olmayı hayâtımızın gâyesi bildiğimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilen, hak ve son Peygamber, şan ve şerefi çok yüce olan sevgili Peygamber efendimizin sevgisine lâyık serdar ben, bu sevgiye layık askerler siz olmayasınız?”
Haçlı seferlerinin dördüncüsü, 16 Nisan 1204’te, Bizans’ı Türklerden kurtarmak gâyesiyle tertip edildi. Haçlı ordusu şiddetli bir savaştan sonra İstanbul’a girdi. Bu orduda bulunan fakir Avrupalı askerlerin İstanbul’un zenginliği karşısında gözleri kamaştı. Üç gün üç gece şehri yağma edip 10 binlerce Bizanslıyı öldürdüler. Şehrin eserlerini yakıp yıktılar. Kıymetli eşyâları yağma ettiler. Kadınların ırzına tecâvüz ettiler. Bu barbarlığa, askerlerle birlikte Katolik râhip ve papazları da katıldılar. 1204-1261 arasında Haçlı Ordusu İstanbul’u harâbe hâline getirmiştir. 1261’de Paleologoslar emrindeki Bizanslılar, Lâtinleri kovdular. Bizans İmparatorluğunun başkentini İznik’ten yeniden İstanbul’a taşıdılar. Haçlı seferleri bitince Bizans ile Osmanlılar karşı karşıya kaldılar.
Osmanlı Devletinin ikinci sultanı Orhan Gâzi Üsküdar’a geldi. Bizans İmparatoru ile görüştü. Bizans İmparatorunun İstanbul’a dâvetini kabul etmedi. 1390 ilkbaharında Yıldırım Bâyezîd İstanbul’u kuşattı ise de, vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım Bâyezîd Anadolu Hisarını yaptırarak, 1397’de İstanbul’u tekrar ablukaya aldı. İstanbul’u feth için kararlıydı. Tîmûr ile 1402’de yaptığı Ankara Savaşı, bu fethi, yarım asır geriye attı. Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Mûsâ Çelebi, 1411’de İstanbul’u muhâsara etti, fakat alamadı. Yıldırım’ın torunu Sultan İkinci Murâd, 1422 senesinde (15 Haziran 24 Ağustos arasında) İstanbul’u kuşattı. İstanbul’un düşmesi an meselesiydi. Bizans, Roma kilisesi ve İran’ın işbirliğiyle Anadolu’da büyük bir isyân çıkarıldı. Bunun üzerine İkinci Murâd Osmanlı ordusunu kuşatmadan alıp, Anadolu’ya gönderdi. Son defâ kuşatıp, şehri fetheden Fâtih Sultan Mehmed Hanın ilk icraatı Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı)nı inşâ ederek, İstanbul Boğazını kontrolu altına almak oldu. Boğaz’dan Türklerin izni olmadan geçmek imkânsız hâle getirildi. Anadolu Hisarını tâmir ettirdi. Matematik, balistik ilminde bir dehâ olan Sultan İkinci Mehmed Han, plânlarını kendisinin çizdiği büyük toplar döktürdü. Bizans ve Venedik donanması Haliç’te olup, Türk donanmasına nazaran çok güçlüydü. Fâtih, Osmanlı donanmasını geceleyin karadan yürüterek Haliç’e indirdi.
Nihâyet bu güzel şehir, 29 Mayıs 1453 Salı sabahı, Osmanlı ordusunun yaptığı son bir hücumla fethedildi. Böylece, hazret-i Peygamberin asırlardır, İslâm ordularını arkası gelmez dalgalar hâlinde İstanbul’a sevkeden müjdesi gerçekleşmiş, Roma İmparatorluğu da târihe gömülmüş oluyordu.
İstanbul fethini gören bir Hıristiyan târihçi, Fâtih Sultan Mehmed Han için: “Sonunda o kahraman Türk, 74 imparator tarafından savunulan muhteşem İstanbul’u aldı. Fâtih, şan ve şeref bakımından, İskender’i ve Roma’yı geçmiş oldu.” demekten kendini alamadı. Trabzonlu Georgis ise: “İkinci Mehmed şüphesiz Kiros’tan, İskender’den ve Sezar’dan büyüktür...” Bizans târihçisi Prens Dukas ise; “Böyle bir hârikayı kim gördü ve kim işitti. İkinci Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi.” demektedirler.
İstanbul’un fethi, Türk târihinin en mühim hâdisesi ve Türklerin târihte kazandığı zaferlerin en muhteşemidir. Bütün İslâm dünyâsını da büyük bir sevince boğan bu fetih dolayısıyla günlerce süren şenlikler yapılmış, câmilerde şehidlerin rûhlarına hatimler okunmuştur. Târih boyunca 26 defâ kuşatılmış olan İstanbul’un fethinin Fâtih Sultan Mehmed Hana nasip olması, şüphesiz bir “Kader-i İlâhî” idi. (Bkz. İstanbul’un Fethi)
1453’ten sonra yaklaşık beş asır, hemen her sokağı yeni baştan îmâr edilen İstanbul, târihinin en parlak günlerini yaşadı. Ufuklarını dantel gibi ören minâreler ve kubbelerle, dünyânın hiçbir şehrine nasip olmayan bir güzelliğe büründü. Türk milletinin elinde, gönüllerdeki İslâm îmânı ve aşkı her karış toprağına nakşedilerek Türk-İslâm medeniyet ve kültürünün merkezi oldu. Yirminci asır başlarında, İttihat ve Terakkî ileri gelenlerinin mâcerâcı politikası netîcesinde, Osmanlı Devleti emri vâki ile Birinci Dünyâ Savaşına katıldı. Îtilaf devletleri 5 savaş gemisi ile İstanbul’a gelerek, İstanbul 13 Kasım 1918’den 2 Ekim 1923’e kadar işgâl kuvvetleri elinde acı günler yaşadı. İstiklâl Harbinden sonra İstanbul’u işgâl için gelen gemiler, şerefli Türk Bayrağını selâmlayarak gittiler.
İstanbul ilk olarak yedi tepe üzerinde kurulmuştur. İstanbul ambleminde de yer alan bu tepe şunlardır: 1) Topkapı Sarayı: Ayasofya ve Sultanahmed Câmiinin bulunduğu tepe. 2) Çemberlitaş ve Nuruosmaniye câmilerinin bulunduğu tepe. 3) Bâyezîd Câmii, Süleymâniye Câmii ve Üniversitenin merkez binâsının bulunduğu tepe. 4) Fâtih Câmiinin bulunduğu tepe. 5) Çarşamba’da Sultan Selim Câmiinin bulunduğu tepe. 6) Edirnekapı’da Mihrimah Câmiinin bulunduğu tepe. 7) Altınmermer (Samatya) Tepesidir.
İstanbul için pekçok şâir asırlar boyunca nefis şiirler yazmış, bu muhteşem beldenin güzelliklerini, üstünlüklerini dile getirmeye çalışmıştır. Bunlar arasında Divan şâirlerinden Nedim’in:
Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl-ü bahâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Câmilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek, andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri, bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
beyitleri meşhur olmuştur. Son devir şâirlerinden Yahyâ Kemâl Beyatlı da.
Hüznün, ferahlığın, bizim olsun yazın kışın,
Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.
mısrâlarıyla bütün Türk milletinin ortak duâsını dile getirmiştir.
Fizikî Yapı
İstanbul oldukça engebeli bir arâzi yapısına sâhiptir. Yüksek dağlar yoksa da, arâzinin % 74’ü plato ve yaylalardan, % 16’sı dağlardan, % 10’a yakını da ovalardan ibârettir.
Dağları: İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Yalova-Gemlik arasında Samanlı Dağları üzerindeki Beşpınar Tepesi (926 m)dir. Asya kıt’asında kalan topraklar daha yüksektir.
Bu bölgedeki başlıca dağları şunlardır: Aydos Dağı (537 m), Kayışdağı (438 m), Alemdağı (442 m), Çatal Dağı, Dümen Tepe (257 m), Büyük Çamlıca (261 m), Küçük Çamlıca (229 m), Gürgencik Tepe (357 m), Yuşa Tepesi (201 m)dir. Trakya bölümünde ise İstranca (Yıldız) Dağları, Karadeniz’e paralel olarak İstanbul’a doğru uzanır. Terkos Gölüne yaklaştıkça yükseklik azalır. İstanbul ilinin dörtte üçüne yakını plato ve yaylalardan ibârettir. Birçok akarsularla parçalanmıştır.
Ovaları: İstanbul’da büyük ovalar yoktur. Ova denilebilecek yerler, Akarsu vâdilerinin göl veya denize yaklaştıkça genişlemesinden meydana gelmiş düzlüklerden ibârettir. Alüvyonlu topraklarla zenginleşen bu yerlerde tarım yapılır. Bunlar Karasu Vâdisi, Sarısu Vâdisi, Çakıl Deresi Vâdisi, Riva Deresi Vâdisi, Göksu Vâdisi, Hiciv Deresi Vâdisi ve Yatak Vâdileridir.
Akarsuları: İstanbul il sınırları içinde büyük nehir ve ırmaklar yoktur, fakat çok sayıda dereler vardır.
Trakya bölgesinde bulunan dereler: Istranca Deresi: Istranca Dağlarının batı yamaçlarından çıkar. Durusu’yu alarak Terkos Gölüne dökülür. Terkos’u besleyen en büyük su kaynağıdır. Karasu: Büyük Çekmece Gölüne dökülen suyu bol ve uzunluğu 70 km olan bir deredir. İnceğiz de, debisi çok olan bir deredir. Sarısu: 25 km uzunluğundadır. Büyük Çekmece Gölüne dökülür. Çakıl Deresi: Büyükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Sazlıdere: 40 km uzunluğundadır. Küçükçekmece Gölüne dökülür. Nakkaş Deresi: Küçükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Alibeyköy Deresi: 50 km uzunluğundadır. Haliç’e dökülür. Bu dere üzerinde Kağıthâne bölgesinde Alibeyköy Barajı vardır. Kağıthâne Deresi: Haliç’e dökülen küçük bir deredir. Yazın kurur.
Anadolu bölgesinde bulunan dereler: Göksu: Hereke yakınlarından çıkar. Göksu bucağını geçerek Ağva yakınında denize dökülür. İstanbul il sınırları içinde kalan kısmı 25 km’dir. Riva Deresi: Samandra’dan çıkarak Ömerli Barajına dökülen bu derenin uzunluğu 100 km’dir. İstanbul’un en büyük akarsuyudur. Hiciv Deresi: Suyu çok boldur. Uzunluğu 50 km’dir. Şile yakınında denize dökülür. Sellimandra Deresi: Yalova batısında denize dökülür. Eyrek Deresi: Yalova Ovasını sular ve Marmara Denizine dökülür.
Gölleri: Terkos Gölü: İstanbul’un içme suyunun büyük kısmını karşılayan bu göl, il merkezine 50 km uzaklıkta ve Karaburun yakınlarındadır. Istranca Deresi buraya dökülür. Yüzölçümü 25 km2dir. Girinti ve çıkıntısı çoktur. Büyükçekmece Gölü: Yüzölçümü 10 km2dir. Derinliği az olup, bâzı yerleri 1 m’den aşağıdır. Denizle bağlantısı kesilerek İstanbul’un içme suyu ihtiyâcını karşılamak için baraj gölü hâline getirildi. Küçükçekmece Gölü: Yüzölçümü 14 km2dir. İstanbul’un 15 km batısındadır. Nakkaş Deresi, Sazlı Dere ve Eşkinoz Deresi ile beslenir. Suyu hafif tuzludur. En derin yeri 20 m’dir. Göl bir dereyle denize birleşmiştir. Etrâfı temizlendiğinde turizm bakımından İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olmaya namzettir. Ömerli Baraj Gölü: Riva Deresi üzerinde kurulmuş, 54 m yükseklikte ve 23 km2 yüzölçümünde bir barajdır. İstanbul’un içme suyunun bir kısmını temin eder. Alibeyköy Baraj Gölü: Alibeyköy Deresi üzerinde içme suyu için yapılmıştır. Yüksekliği 29.5 m, yüzölçümü ise 1.66 km2dir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Akdeniz, Karadeniz, Balkan ve Anadolu kara ikliminin tesiri altında bulunur. Kışın Akdeniz’den gelen ılık lodosları, Balkanlar üzerinden gelen soğuk veya Karadeniz’den gelen yağışlı havalar tâkip eder. Yıllık ortalama sıcaklığı 13.5°C dir. Yıllık yağış miktarı ise 720-788 mm’dir. Yağışların % 40’ı kış, % 20’si ilkabahar aylarında olur. Yazın yağış, sonbaharın yarısı kadardır. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve ılık geçer. Sıcaklık bir yıl boyunca -14°C ile +41,5°C arasında seyreder. Kar yağışlı gün sayısı normalde 10 günü geçmez.
Bitki örtüsü: İstanbul çevresinin bitki örtüsü Akdeniz bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki “maki”dir. İklimi sebebiyle her çeşit bitki yetişir. Yayla ve tepeler çıplak değildir. Orman bakımından zengin sayılır. 280 bin hektar (ilin % 60’ı) orman ve fundalıktır. Ormanlar içinde en meşhuru İstanbul’un 20 km kuzeyindeki Belgrat Ormanıdır.
Ekonomi
İstanbul, Türk ekonomisinin en mühim merkezidir. Bir nevi belkemiği, beyni ve kalbidir. Sanâyinin üçte biri, ithâlâtın üçte biri, ihrâcâtın beşte biri İstanbul’dan yapılmaktadır. Türkiye’nin en büyük sanâyi, ticâret, ulaşım, reklam ve iktisâdî kuruluşları İstanbul’dadır. İstanbul’da gayri sâfi hâsılanın % 40’ı sanâyi, % 30’u ticâret ve geri kalanı diğer sektörlerden sağlanır. Tarımın payı sâdece % 1 dir. Türkiye Bütçesinin ana kaynağı İstanbul’dur. Toplam vergilerin yaklaşık % 37’si İstanbul’dan toplanmaktadır. İstanbul’u Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli tâkip etmektedir. İstanbul’da her âilede ortalama 2 kişi çalışmaktadır.
Tarım: İstanbul ilinde nüfûsa nazaran ekilen arâzi az olmasına rağmen verimi yüksektir. İl dâhilinde her bakımından modern bir tarım yapılmaktadır. Modern tarım araçları oldukça fazladır.
Buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla, ayçiçeği ve soğan en çok ekilen bitkilerdir. Sebze ve meyve ihtiyâcını kendi imkânlarıyla karşılayamaz, dışardan sebze gelir. En çok domates, lahana, patlıcan, tâze soğan, tâze fasulye, kabak, bezelye ve karnıbahar yetişir. İstanbul il dâhilinde elma, armut, üzüm, şeftali, ayva ile az miktarda erik, kiraz, vişne, muşmula, incir, nar yetişir. İstanbul ilinde çiçek yetiştirme oldukça gelişmiştir. Esâsen Türkiye’de en çok çiçek tüketen il de İstanbul’dur. Yalova ile Kanlıkavak-Emirgan arasında modern ve büyük çiçek seraları vardır.
Hayvancılık: Türkiye’de en çok et, süt ve süt ürünleri tüketen ilimiz İstanbul’dur. İstanbul’un hayvan varlığı, İstanbul halkının ihtiyâcını karşılamaktan çok uzaktır. Fakat yine de hayvan potansiyeli küçümsenemez.
Balıkçılık: İstanbul balıkçılık bakımından Türkiye’nin ve Marmara bölgesinin merkezidir.
Marmara’da 200’den fazla balık cinsi vardır. Fakat deniz kirliliği bâzı yerlerde balık cinsini çok azaltmıştır. İstanbul Boğazı çok önemli bir balık avlama sahasıdır. Karadeniz’den Ege Denizine ve Ege Denizinden Karadeniz’e göç eden “göçmen balıklar ile her mevsimde bulunan yerli balıklar çok lezzetlidirler. Başlıcaları lüfer, palamut, kılıç, orkinos, istavrit, izmarit, hamsi, mercan, kırlangıç, barbunya, tekir ve mezgittir.”
Ormancılık: İstanbul’un orman varlığı zengindir. Ormanlık, fundalık ve ağaçlık bölgelerin miktarı arâzinin % 60’ını kaplar. Orman içi ve kenarlarında 160 bin m3 tomruk, mâden ve telgraf direği ile bir milyon stere yakın yakacak odun elde edilir. İstanbul’un yakacak ihtiyâcının çok büyük kısmı kendi imkânı ile karşılanmaktadır.
Mâdenler: İstanbul mâden bakımından zengin sayılmaz. Cam, seramik, tuğla ve çimento sanâyiinde ham madde olarak kullanılan kil, kaolin, kuvarsit ve kalker üretilir. Ayrıca mermer, linyit, perlit ve manganez de çıkarılır. Bunlardan linyit daha çok Şile ve Yalova bölgesinden, kuvars kumu Çatalca ve Şile’den, manganez Çatalca ve Silivri’den, kil ve kaolin de Şile, Ağaçlı ve Arnavutköy’den elde edilir.
Sanâyii: İstanbul, aynı zamanda bir sanâyi şehridir. Türkiye’nin en büyük 100 sanâyi kuruluşunun 42’si ve en büyük 500 kuruluşun 250’si İstanbul’dadır. 1952’de kurulan İstanbul Sanâyi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük sanâyi odasıdır. 40 meslek grubundan yedi bine yakın üyesi vardır. Türkiye’nin en eski kuruluşlarından olan ve 1882’de kurulan İstanbul Ticâret Odası(İTO)’nın üye sayısı 100.000’e yakındır. Atmış binden fazla iş yeri bulunur. Sanâyinin her dalında sanâyi kuruluşları vardır. Îmâlat sanâyiinde metal eşyâ, makina ve techizât çoğunluktadır. İstanbul’un sanâyi ve ticâret hacmi çok büyüktür.
Ulaşım:
İstanbul ulaşım bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Yurt içi, yurt dışı ulaşımın merkezi durumundadır. Türkiye’ye gelen turistlerin üçte biri İstanbul’dan giriş yapmaktadır. İhrâcâtın beşte biri ve ithâlâtın üçte biri İstanbul’dan sağlanır. Kara ve demiryolu ağının merkezi olduğu gibi, Türkiye’nin en büyük deniz limanı ve hava alanı İstanbul’dadır. İstanbul şehir içi ulaşım bakımından da çok faaldir.
Karayolu: Avrupa’yı Anadolu ve Ortadoğu’ya bağlayan milletlerarası E-5 karayolu Boğaziçi ve Fatih Köprüsünden geçer. İstanbul il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 650 km, il yollarının uzunluğu 326 km’dir. 73 köy bu yollar üzerindedir. Geri kalan köyler ise tâli yollarla ana yollara bağlıdırlar. Türkiye’de kayıtlı motorlu araçların dörtte biri İstanbul’dadır. Hergün Topkapı ve Harem otogarlarından yaklaşık 3000 otobüs ile 150.000’e yakın kişi gidip gelmektedir. Dünyânın en büyük otogarı olan İstanbul Otogarı 29 Ekim 1993 târihinde faaliyete geçecektir. Bayrampaşa’nın Esenler Ferhatpaşa mevkiinde 281.000 m2 açık, 198.000 m2 kapalı alanda kurulan İstanbul Otogarında her gün ortalama 4000 şehirlerarası otobüs ve buna bağlı olarak şehirlerarası ulaşım için 150.000 kişi giriş çıkış yapacaktır. Metro bağlantısı da olan otogarda aynı zamanda alışveriş merkezleri de vardır. Şehir için trafiğini rahatlatmak için İstanbul’un çeşitli semtleri arasında hızlı tramvay sefere konmuştur. Sirkeci-Cevizlibağ ve Aksaray-Esenler arasında hızlı tramvay her gün binlerce kişiyi taşımaktadır. Atatürk Havalimanı ile Aksaray arasındaki bağlantıyı sağlayacak kısmının yapımı devam etmektedir. Ayrıca Taksim-4 Levent arasında çalışacak olan metronun tünel çalışmaları devam etmektedir. Bundan başka Kabataş-Gümüşsuyu arasında çalışan bir teleferik bulunmaktadır. Kavşak, meydan ve caddelerdeki üst geçitler, İstanbul’un târihî güzelliğini gölgelemektedir. Alt geçitler masraflı fakat her bakımdan faydalıdır. Estetiğe de daha uygundur. İstanbul trafiğini rahatlatmak için kat otoparklarının sayısı arttırılmaktadır. Avrupa’nın en büyük kapalı otoparkı Tepebaşına yapılmıştır.
Demiryolu: İstanbul, demiryolu ağının mühim bir kavşak noktasıdır. Anadolu yakasında Haydarpaşa ve Trakya yakasında Sirkeci istasyon ve garları bulunmaktadır. Haydarpaşa-Sirkeci arasında feribot bağlantısı varsa da günlük kapasite 50-60 vagon olmaktadır. Denizaltından geçirilecek tüp geçit ile Avrupa veAsya kıtası birleştirilerek demiryolunun kesintisiz devâmı programlanmaktadır. Haydarpaşa’dan Anadolu’ya Sirkeci’den Trakya’ya hergün târifeli seferler yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa’nın çeşitli şehirlerine tren seferleri muhtelif günlerde Sirkeci garından yapılmaktadır. 577 km, uzunluğundaki Haydarpaşa-Ankara hattı Türkiye’nin en yoğun demiryolu hattıdır.
Elektrikli banliyö trenleri, şehiriçi ulaşımında çok önemli bir yer işgâl etmekte ve Anadolu yakasında Adapazarı’na kadar uzanmaktadır. 140 km’lik Haydarpaşa-Adapazarı ve 30 km’lik Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarında senede 100 milyona yakın yolcu taşınmaktadır.
Türkiye’nin en büyük tren istasyonu, Söğütlüçeşme’de “Ananadolu Yakası Demiryolu-Karayolu Yolcu Transfer Kompleksi” dir. Bu istasyonda saatte 9.000 kişinin inip çıkabileceği yürüyen merdiven veya 2 asansör vardır.
Denizyolu: Her tarafı denizlerle çevrili olan, Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayan İstanbul Boğazının etrâfında yer alan İstanbul, binlerce senedir dünyânın sayılı liman şehri olmuştur. Türkiye’nin ithâlâtının büyük kısmı, ihrâcâtının ise İzmir’den sonra ikinci limanı İstanbul’dur. Deniz yoluyla gelen ve giden yolcuların çoğu iseİstanbul limanından girer ve çıkar. İstanbul Boğazı çok işlek bir geçit ve su yoludur. Şehir içi ulaşımında denizyollarının çok büyük hizmeti vardır. 4.5 milyon ton/sene kapasiteli Haydarpaşa limanının ancak üçte bir kapasitesi kullanılmaktadır. Salıpazarı limanı ise 600 bin ton/sene kapasitelidir. Denizcilik Bankasının 66 yolcu gemisi ve 25 araba vapuru ile senede 150 milyon kişi taşınmaktadır. İstinye’de yat limanı bulunmaktadır. Kumkapı-Bakırköy arasında hergün 30-60 gemi demirlemektedir. Karaköy-Yalova ve Ataköy-Bostancı arasında belediyeye âit deniz otobüsleri karşılıklı sefer yapmaktadır.
Havayolu: Türkiye’nin en büyük ve en yoğun havaalanı Atatürk (Yeşilköy) Havaalanıdır. Atatürk Havaalanı yurtiçi hava ulaşımında başlangıç ve bitim noktası olduğu gibi, milletlerarası hava ulaşımında da mühim bir transit merkezidir. Yeşilköy Havalimanı 7,5 milyon yolcu kapasitelidir. Yolcu kapasitesini arttırma çalışmaları yapılmaktadır. Türk Havacılığının tohumu 1911’de Yeşilköy’de atılmıştır. Avrupa ile Uzakdoğuyu birbirine bağlayan hava yolu üzerinde çok önemli bir yere sâhip olan İstanbul Havalimanı, ulaşım bakımından Boğaziçi Köprüsünden sonra ikinci sırayı almaktadır.
İstanbul Boğazı: Târihî ve turistik bakımdan dünyânın en güzel köşesi olan Boğaziçi, deniz yolu ulaşımı bakımından da dünyânın sayılı ve en işlek bir boğazıdır. Jeoloji uzmanlarına göre eskiden bir akarsu vâdisi olan Boğaziçi, jeolojik bir hâdise ile sular altında kalarak, Marmara ile Karadeniz’i birleştiren bir su yolu olmuştur. Üsküdar önlerinde bulunan Kızkulesi’nden Anadolu Fenerine kadar orta çizgi (talvek hattı) boyunca uzunluğu 34 km’dir. Sarayburnundan Rumeli Fenerine kadar uzunluğu 56 km’dir. En dar yer Rumeli Hisarı-Anadolu Hisarı arası olup 698 m’dir. En geniş yeri ağız kısımları olup 3600 m’dir.
Boğazın tabanında, bâzı yerlerde genişleyip bâzı yerlerde daralan bir çukur vardır. Her yerde kıyıya paralel olmayan bu oluk, 50 m ve bâzı yerlerde 100 m derinliktedir. Dar olan yerler en derindir. Arnavutköy-Vaniköy arasında derinlik 106 m’dir. Bebek ve Kandilli arası 120 m’dir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre İstanbul’un toplam nüfûsu 7.309.190 olup; 6.753.929’u ilçe merkezlerinde, 555.261’i köylerde yaşamaktadır. Her geçen yıl şehir süratle kalabalıklaşmaktadır. Bu miktarın mühim bir kısmını diğer şehirlerden göç edenler teşkil etmektedir. Yüzölçümü 5712 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2’ye 1280 kişidir.
İstanbul, dünyâdaki 77 ülkeden daha kalabalıktır. 1990 nüfus sayımına göre Türkiye nüfûsunun yaklaşık % 8’i İstanbul ilinde bulunmaktadır. Türkiye’de köyden şehire göç edenlerin % 40’ı İstanbul’a göç etmektedir. Dünyâ Bankası raporlarına göre 2000 yılında İstanbul nüfûsu 12 milyona yaklaşacaktır. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ise, İstanbul iki bin yılında dünyânın en kalabalık on yedinci şehri olacaktır.
Örf ve âdetler: Fetihten sonra kısa zamanda her cephesiyle Türkleşen ve Osmanlı Devletine 470 sene başşehirlik ve İslâm Dünyâsına 406 sene Hilâfet Merkezliği yapan İstanbul’da, Türk-İslâm kültürü hâkimdir. İstanbul 1453’ten bu yana Türkiye’nin ve İslâm Dünyâsının en büyük kültür merkezi olmuştur. Türk-İslâm eserleri bakımından dünyânın en zengin şehridir. İstanbul, asırlardır Osmanlı Devletinin örf ve âdet, kıyâfet, yemek ve diğer hususlarda örnek ve öncü şehri olmuştur.
Kıyâfet: Osmanlı devrinde saray mensupları, esnaf, her çeşit meslek sâhiplerinin ve azınlıkların kendisine mahsus husûsî kıyâfetleri vardı. Bu kıyâfetler şimdi müze ve albümlerde kalmıştır. Osmanlı devrinde olduğu gibi, bugün de İstanbul Türkiye’nin moda merkezidir. Bu şehrin giyim ve kuşamı bütün Türkiye’ye tesir eder.
Yemekleri: İstanbul mutfağı ve Osmanlı saray mutfağı asırlar boyu ün yapmıştır. İstanbul yemekleri yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünyâya yayılmıştır.
Folklor: İstanbul folkloru, halk oyunları, “ortaoyunu”, “karagöz” ve “meddahlar” bakımından da çok zengindir. Halk şâirleri, klâsik edebiyât, divan edebiyâtı, halk müziği, halk hikâyeleri, mâniler, destanlar ve türk sanat müziği ve diğer mevzularda İstanbul, başlı başına bir deryâdır. Verilen eserler ciltlere sığmayacak kadar çoktur.
En çok câmi, türbe, müze, saray, kule, kütüphâne, okul, üniversite, medrese, çeşme, gazete, dernek, meslekî kuruluş, fabrika, spor kulübü ve diğer kulüpler, hekim, stadyum, hastâne, park, meydan velhasıl hemen hemen herşeyin en çoğu İstanbul’dadır. İstanbul, Türk sporunun da beşiğidir.
Eğitim: İstanbul, binlerce senedir dünyânın en büyük kültür merkezlerinin başında yer almıştır. Bizanslılar zamânında Hıristiyan dünyâsının kültür merkezi olan İstanbul, 1453’ten sonra da İslâm dünyâsının kültür merkezi olmuştur. İstanbul, Türklerin elinde güzelleşmiş, tâmir edilmiş, şâheserlerle süslenerek zirveye çıkarılmıştır. Güzel sanatların bütün dallarında en güzel eserler İstanbul’da bulunmaktadır. İstanbul, Cumhûriyet devrinde kültür merkezi vasfını devâm ettirmiştir. İstanbul sayılamayacak kadar kültür eserleri ve müesseselerine sâhiptir. Yeryüzünde İstanbul gibi târihî ve sanat eserleri bol ikinci bir şehir henüz yoktur. İstanbul’un her köşesi bir târihtir. Okur-yazar, okul ve öğrenci, öğretmen sayısı en çok ilimiz de İstanbul’dur. 216 anaokulu, 967 ilkokul, 75 özel ilkokul, 360 ortaokul, 72 özel ortaokul, 25 meslekî ve teknik ortaokul, 123 lise, 73 özel lise, 109 meslekî ve teknik lise, 6 özel meslekî ve teknik lise vardır (1992). Okur yazar nisbeti yüzde 90’dır. Okulsuz, yolsuz, elektriksiz ve susuz köyü yoktur. Türkiye’deki üniversitelerden 6’sı İstanbul’dadır. Bunlar; İstanbul, İstanbul Teknik, Boğaziçi, Marmara, Yıldız ve Mîmâr Sinan Üniversiteleridir. Bunlara bağlı çok sayıda akademi, enstitü ve yüksek okullar ile İstanbul okullar şehridir. Ayrıca özel Koç Üniversitesi 1993-1994 öğretim yılında açılarak talebe yetiştirmeye başladı. Çok sayıda askerî okullar da İstanbul’dadır. Kuleli Askerî Lisesi, Deniz Harp Okulu ve Lisesi, Hava Harp Okulu, Tuzla Piyâde Okulu, Levâzım veMâliye Okulu ve diğer bâzı askerî okullardır. Ayrıca Gülhane Askerî Tıp Akademisi de Haydarpaşa’da eğitim vermektedir.
Yetişen meşhurlar: Türkiye’de asırlardır ilim adamı, asker, politikacı, şâir vb. olarak isim bırakmış meşhurların büyük çoğunluğu İstanbul’dan yetişmiştir.
İlçeleri
İstanbul; Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fâtih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthâne, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Şişli, Tuzla, Ümrâniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Sultanbeyli, Şile, Yalova olmak üzere 32 ilçeden ibârettir. Silivri, Çatalca, Şile, Yalova ve Adalar ilçeleri hâriç diğer ilçeler iç içe olup, il merkezini meydana getirirler.
Adalar: 1990 sayımına göre nüfûsu 19.413’tür. Köyü yoktur. Yüzölçümü 10 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1935’tir. Yaz aylarında nüfûsu büyük ölçüde artar. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Kınalıada, Burgazada, Kaşıkadası, Heybeliada, Büyükada, Tavşanadası ve Sedefadası ile daha açıkta yer alan Sivriada ve Yassıada olmak üzere 9 adadan meydana gelir. Sâdece Heybeliada, Büyükada, Kınalıada, Burgazada ve Sedefadası’nda oturulmaktadır. Yassıada askerî amaçla kullanılmaktadır.
Zengin tabiî güzellikleri sebebiyle Adalar, İstanbulluların sayfiye ve dinlenme yeri olmuştur. Büyükada eski İstanbul’dan kalmış son köşedir. Eski köşkleri ve çam ormanları ile 19. asrın en karakteristik özelliğini taşımaktadır.
Adalar, târih boyunca Halk Adaları, Papaz Adaları, Prens Adaları ve Kızıl Adalar olarak anılmıştır. Heybeliada’da 700 yataklı senatoryum bulunmaktadır. Adaların ulaşımı düzenli vapur seferleriyle sağlanmaktadır. Kınalıada’da yetiştirilen üzüm, “kınalı üzüm” adıyla meşhur olmuştur.
Avcılar: 1990 sayımına göre nüfûsu 128.555’tir. Küçükçekmece ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ambarlı Termik Santralı ve İstanbul Üniversitesi Kampüsü bu ilçededir. E-5 karayolu ilçeden geçer.
Bağcılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 303.175’tir. Bakırköy ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe yoğun konut alanları ile kaplıdır.
Bahçelievler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 296.211’dir. Bakırköy, Güngören, Bağcılar ve Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Bakırköy’e bağlıyken 1992’de çıkarılan kânunla ilçe oldu. İlçe genelde konut alanlarıyla kaplıdır.
Bakırköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 282.890’dır. İlçeye bağlı köy yoktur. Batıda Küçükçekmece, kuzeyde Bayrampaşa, Bahçelievler, Güngören, doğuda Zeytinburnu ilçeleri ve güneyde Marmara Denizi ile çevrilidir. İstanbul’un milletlerarası havaalanı olan Atatürk Havalimanı bu ilçededir. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastânesi, Hava Harp Okulu, Florya Atatürk Ormanı, süper marketler, modern çarşı ve mağazalar bu ilçe sınırlarının içindedir.
Bayrampaşa: 1990 sayımına göre nüfûsu 212.570’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. 1990 senesinde ilçe merkezi oldu. Gaziosmanpaşa, Bakırköy, Fâtih, Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Sanâyi gelişmiş olup, çok sayıda fabrika vardır.
Beşiktaş: 1990 sayımına göre nüfûsu 192.210’dur. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Boğaziçi’nin Rumeli yakasının başlangıç noktasını teşkil eden sâhil şeridinin en müstesnâ köşelerinden olup, târihî eserler bakımından çok zengindir. Boğaziçi, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer arasında yer alır. Dolmabahçe, Yıldız ve Çırağan sarayları; Deniz, Âşıyân, Tanzimât ve Resim-Heykel müzeleri bu ilçededir. Kabataş’tan Bebek’e kadar 8375 metrelik kıyısı vardır. Dolmabahçe, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek ve Yıldız başlıca semtleridir. Beşiktaş iskelesinden çeşitli semtlere düzenli seferler yapılmaktadır.
Beykoz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 163.786 olup, 142.075’i ilçe merkezinde, 21.711’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Mahmûdşevketpaşa bucağına bağlı 10 köyü vardır. Doğuda Şile, güneyde Ümrâniye ve Üsküdar ilçeleri, batıda İstanbul Boğazı, kuzeyde Karadeniz’le çevrilidir. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır. Sümerbank Deri ve Kundura, Paşabahçe Cam ve Şişe, Paşabahçe İspirto ve Anadolu Hisarı, halat fabrikaları vardır. Anadolu Hisarı bu ilçededir. Ortaçeşme, Yalıköy, Gümüşsuyu, Kavacık, Rüzgarlıbahçe, Anadolu Hisarı, Göksu,Kanlıca, Paşabahçe, Soğuksu başlıca semtleridir.
Beyoğlu: 1990 sayımına göre nüfûsu 229.000’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. Kuzeyde Şişli ilçesi batı ve güneyde Haliç, kuzeybatıda Kâğıthâne, doğuda İstanbul Boğazı ve Beşiktaş ile çevrilidir. Yarım asır önceİstanbul’un alış-veriş ve eğlence merkezi olan Beyoğlu, eski şöhretini ve hareketini kaybetmiştir. Beyoğlu, büyükelçilik, konsolosluk ve dış ticâret merkezidir.
Bizans devrinde bağ ve bahçelik olan bu bölgede, Cenevizliler, Galata Kulesi ve Galata surlarını yapmışlardı. Osmanlı Devleti zamânında surlar yıkılmıştır. Kule ise zamânımıza kadar gelmiştir. Fâtih ve Eminönü ilçeleri ile arasındaki ulaşımı Unkapanı ve Galata köprüleri sağlamaktadır. Galata, Tophâne, Fındıklı, Kabataş, Cihangir, Kasımpaşa, Karaköy ve Taksim başlıca semtleridir.
Her türlü eğlence merkezinin yer aldığı Beyoğlu, İkinci Dünyâ Harbinden sonra batakhânelerin merkezi hâline gelmiştir.
1962 senesinde kaldırılan tramvay 1991’de Taksim-Tünel arasındaki İstiklal Caddesinde tekrar çalıştırılmaya başlandı.
Eminönü: 1990 sayımına göre nüfûsu 83.444’tür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul’un ticâret, turizm merkezidir. Fâtih, İstanbul Boğazı, Haliç ve Marmara Denizi arasında surlar içinde kalan İstanbul Yarımadasının doğu bölümünü teşkil eder. İstanbul’u meydana getiren Yeditepe, Çemberlitaş ve Nûruosmâniye Câmiinin bulunduğu tepe, Bâyezîd Câmii, Bâyezîd Kulesi ve Süleymâniye Câmiinin bulunduğu tepe bu ilçe dâhilindedir.
Eminönü, İstanbul’un en eski yerleşim merkezidir. Osmanlılar zamânında çarşıdaki esnafı denetleyenlere “Emin” denirdi. Yeni Câmi önüne “Gümrük Emini Önü” denildiği için zamanla bu isim Eminönü olarak kullanıldı. Târihî eser bakımından çok zengin olan Eminönü ilçesinin Süleymâniye, Bâyezîd, Şehzâdebaşı, Sultanahmed, Nûruosmâniye, Mahmudpaşa, Alemdâr, Cağaloğlu, Gedikpaşa, Aksaray, Bâbıâli, Kadırga, Lâleli, Mercan, Sirkeci, Sultanhamam, Tahtakale, Kapalıçarşı başlıca semtleridir.
Eminönü toptan ticâret merkezidir. İstanbul’un ve Türkiye’nin toptan eşyâ yönünden kalbi durumundadır. Hertürlü sanâyi mâmüllerinin % 45’i Eminönü’nden sevk edilir. Târihî Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı ilçe merkezinde olup, turizm açısından önemleri büyüktür.
Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan demiryolu bağının başlangıç noktası olan Sirkeci Garı bu ilçededir. Eminönü’nde meskenler plânsız bir şekilde iş yerine dönüşmüş ve târihî eserler taş yığını binâlar arasında sıkışıp kalmıştır. Topkapı Sarayının yanındaki Gülhâne Parkı ilçeye bir güzellik katarken, aynı zamanda bir mesîre yeri olarak kullanılmaktadır.
Eyüp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 211.986 olup, 200.045’i ilçe merkezinde, 11.941’i köylerde yaşamaktadır. Kemerburgaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. Doğuda Sarıyer ve Kâğıthâne ilçeleri, Haliç, Güneydoğuda Fâtih, güneybatıda Bayrampaşa, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
İlçede kabri bulunan Peygamber efendimizin mihmandârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerine hürmeten bu semte “Eyyûb Sultan” denilmiştir. Eyüp, türbelerinin çokluğu ile meşhurdur. Sâdece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en çok ziyâret edilen bir merkezidir. Son zamanlara kadar İstanbul’un en güzel semti Eyüp idi. Haliç’in kirlenmesi ile bu temiz, bakımlı, yeşil ve güzel semt, eski güzelliğini kaybetmiştir.
Kemerburgaz bucağı orman varlığı bakımından zengindir. Alibeyköy, Silahtar, Güzeltepe, Esentepe başlıca semtleridir.
Fâtih: 1990 sayımına göre nüfûsu 462.464’dür. Yüzölçümü 13 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35.374’dür. Eminönü, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Eyüp, Haliç ve Marmara Denizi ile çevrilidir. Haliç’teki kıyıları Unkapanı, Ayvansaray; Marmara Denizindeki kıyıları ise, Yenikapı ile Yedikule arasındadır. Yeşil alan ve bitki örtüsü bakımından çok fakir sayılır. İlçe ismini, Fâtih Sultan Mehmed Hanın türbesi ve câmiinden alır.
Fâtih, 1928’de Eminönü’nden ayrılarak ilçe merkezi hâline gelmiştir. Sağlık ve eğitim veren kuruluşların sayısı çok fazladır. İstanbul Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri, Vakıf Gureba, SSK Samatya Hastânesi, Haseki Hastanesi bu ilçededir. 1873’te öğretime başlayan Dârüşşafaka Lisesi, Fâtih’tedir. İstanbul’un en büyük ve en meşhur pazarı olan Çarşamba Pazarı, Fâtih’te kurulur. Ayvansaray, Çarşamba, Balat, Cerrahpaşa, Cibali, Çapa, Draman, Edirnekapı, Fener, Fındıkzâde, Haseki, Karagümrük, Samatya, Saraçhâne, Yedikule, Yenikapı, Yavuzselim başlıca semtleridir.
Gâziosmanpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 393.667 olup, 354.186’sı ilçe merkezinde 39.481’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Güneyde Eyüp, güneybatıda Bayrampaşa, doğuda Kağıthâne ve Şişli, batıda Bakırköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul ilinin en yeni yerleşim alanlarından biridir. 1950’ye kadar genelde gezinti ve av alanı olan Gaziosmanpaşa’nın merkezi olan Taşlıtarla’ya yerleştirilen Bulgaristan göçmenleri ile gittikçe büyümüş 1963’te ilçe merkezi olmuştur.
İlçe merkezine bağlı köylerde tarım ve hayvancılık yapılır. Cebeci köyünden siyah yapıtaşı ocakları, Arnavutköy ve Boğazköy’de kaolen yatakları vardır. Karadeniz, Fevzi Çakmak, Şemsipaşa, Yenimahalle, Gazi Mahallesi, Hürriyet, Yıldıztabya, Karlıtepe bâzı semtleridir.
Güngören: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 446.000’dir. 1966’da belediyesi kurulan Güngören, 1983’te şûbe olarak Bakırköy’e bağlandı. Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla 27 mahalleyi içine alan ilçe oldu. Çeşitli sanâyi kuruluşları bulunan ilçede yoğun konut alanları vardır.
Kadıköy: 1990 sayımına göre nüfûsu 648.282’dir. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Yüzölçümü 33 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19.645’tir. Kuzeyde Üsküdar, doğu ve güneydoğuda Kartal ilçeleri, güney, güneybatı ve batıda da Marmara Deniziyle çevrilidir.
Kadıköy’ün târihi M.Ö. 3000 senelerine dayanır. Eski ismi Kalkoden’dir. Kadıköy ismi, Osmanlılar zamânında verilmiştir. Târihî eserleri, yalı ve köşkleri çoktur. Osmanlı Devleti zamânında Belde-i Şâhâne Semt-i Kadıköy ismiyle anılan yalı, köşk ve göz alabildiğine bahçelerin yer aldığı Kadıköy, beton yığını hâline gelmiştir. Yeşil saha her geçen gün azalmıştır.
İlçede ticâret oldukça ileridir. İldeki önemli ticârî kuruluşların Kadıköy’de birer şûbesi vardır. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolların başlangıç noktası olan Haydarpaşa Garı bu ilçededir. Haydarpaşa, Kadıköy ve Bostancı iskeleleri, diğer ilçelerle olan deniz ulaşımını sağlar. Erenköy, Kızıltoprak, Acıbadem, Koşuyolu, Bostancı, Caddebostan, İçerenköy, Kozyatağı, Suadiye, Çamlıca, Fenerbahçe, Göztepe, Moda, Söğütlüçeşme ve Merdivenköy başlıca semtleridir.
Kâğıthâne: 1990 sayımına göre nüfûsu 269.042’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Şişli’ye bağlı iken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline getirilmiştir. Sanâyi gelişmiş olup, çeşitli fabrikalar vardır. Osmanlılar devrinde güzel bir mesîre yeri idi. Sâdâbât bahçeleri buradaydı. İlçede düzensiz yerleşme ve fabrikalar Haliç’in kirlenmesine sebeb olmuştur. Yoğun gecekondu bölgesidir.
İlçenin batısında Gâziosmanpaşa, doğusunda Beyoğlu ve Şişli, güneyinde Eyüp, kuzeyinde Sarıyer ilçeleri vardır.
Kartal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 279.468 olup, 257.211’i ilçe merkezinde, 22.257’si köylerde yaşamaktadır. Doğusunda Pendik, güney ve güneybatısında Marmara Denizi, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Ümrâniye ve Sultanbeyli, kuzeyinde Şile yer alır.
Kartal’ın târihi eskilere dayanır. 1400 senesinde Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1908’de İstanbul’a bağlı ilçe oldu. Haydarpaşa-Ankara demiryolu ile İstanbul-Ankara asfaltı, ilçenin içinden geçer. Yeşil sahası, ormanlık alanı oldukça zengindir.
Kartal, Türkiye’nin ekonomisinde büyük yeri olan önemli bir sanâyi merkezidir. İlçede, sanâyinin çeşitli dallarında bir çok fabrika vardır. İlçeye bağlı köylerde az da olsa tarım yapılır. Yulaf, buğday, mısır, elma, armut ve üzüm başlıca tarım ürünleridir.
Kartal ilçesinin sâhil şeridi dışında kalan bölümü gecekondu bölgesidir.
Küçükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 350.864 olup, 340.876’sı ilçe merkezinde, 9988’i köylerde yaşamaktadır. Bakırköy ilçesine bağlıyken, 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. Doğusunda Bakırköy, batısında Avcılar, kuzeybatısında Çatalca, kuzeyinde Gaziosmanpaşa, güneyinde Marmara Denizi yer alır. İstanbul-Edirne karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayanır. İkitelli civârında birçok sanâyi kuruluşu vardır. İkitelli, Sefâköy başlıca semtleridir.
Maltepe: 1990 sayımına göre nüfûsu 249.766’dır. Kartal’a bağlı bir semtken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun konut bölgesidir.
Pendik: 1990 sayımına göre nüfûsu 201.527’dir. Kartal ilçesine bağlıyken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi hâline geldi. 1989’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi. Doğusunda Tuzla, güneybatısında Marmara Denizi, batısında Kartal, kuzeybatısında Beykoz, kuzeyinde Şile yer alır. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. Ekonomisi sanâyiye dayalıdır.
Sarıyer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 171.872 olup, 160.075’i ilçe merkezinde, 11.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda İstanbul Boğazı, güneyinde Beşiktaş, Kağıthâne ve Şişli, batısında Eyüp yer alır.
İstanbul Boğazı kıyısında kurulmuştur. Orman yönünden zengin bir ilçedir. Ekonomisi turizm ve balıkçılığa dayalıdır. İstinye’de bir tersâne vardı, 1991’de kaldırıldı. Ayrıca ilçe sınırları içinde bir çok küçük sanâyi kuruluşları mevcuttur.
Kıyı boyu hâriç ilçenin büyük bölümü gecekondudur. Kavak, Yenimahalle, Büyükdere, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Reşitpaşa, Hisar, Pınar, Doğanevler başlıca semtleridir. Sarıyer belediyesi, 1984’te yapılan düzenleme ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi hâline gelmiştir.
Sultanbeyli: 1990 sayımına göre nüfûsu 82.298’dir.Kartal’a bağlı belediyelik bir köyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Yoğun gecekondu bölgesidir. Küçük sanâyi gelişmiştir. Ömerli Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Arâzisinin büyük kısmı ormanlıktır.
Şişli: 1990 sayımına göre nüfûsu 250.478’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Kuzeyde Sarıyer, doğuda Sarıyer ve Beşiktaş, güneydoğuda Beşiktaş, güneyde Beyoğlu, batıda Kağıthâne ilçeleriyle çevrilidir. Hızlı ve plânsız şehirleşme yüzünden yeşil sahası olmayan bir ilçedir. Harbiye, Pangaltı, Kurtuluş, Feriköy, Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka, Osmanbey, Mecidiyeköy, Okmeydanı ve Çağlayan başlıca semtleridir. Bakırköy’den sonra en çok iş yeri Şişli ilçesindedir. Türkiye’nin en önemli banka ve sigorta şirketleri ile ticârî kuruluşların merkezleri buradadır.
Tuzla: 1990 sayımına göre nüfûsu 94.124’tür. Pendik ilçesine bağlı bir semt iken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kânunla ilçe oldu. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. İlçede bir tersâne vardır.
Ümrâniye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 301.257 olup, 242.091’i ilçe merkezinde, 59.166’sı köylerde yaşamaktadır. Üsküdar ilçesine bağlı iken 4 Temmuz 1987 târihli yasa ile ilçe hâline geldi. Kuzeyinde Şile, doğusunda Kartal, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Beykoz, güneyinde Kadıköy ilçeleri yardır.
1966’da sanâyi bölgesi îlân edilince, bölgede büyük bir nüfus patlaması olmuştur. Buna paralel olarak da hızlı bir konut yapımı olmuştur. Toplu konut inşaası yanında, gecekondu bölgeleri de çoğunluktadır. Metal-iş Küçük Sanâyi Sitesi, Mobilya Üreticileri Sitesi bu ilçededir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçedir.
Üsküdar: 1990 sayımına göre nüfûsu 395.623’dür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul boğazı, Beykoz, Ümrâniye, Kadıköy ilçeleri ile çevrilidir.
İstanbul’un Anadolu yakasındaki en eski ilçesidir. Târihi eski devirlere dayalıdır. Eski ismi Hrisopolis veya Damalis’tir. Üsküdar ismi eski ve dar sokakları sebebiyle “Eskidar”dan gelir. İstanbul’un fethinden dört asır önce Türk beldesi olmuştur. Osmanlı Devleti zamânında doğuya yapılacak seferlerin ilk hareket noktası olmuştur.
İlçede bitki örtüsü zengindir. Boğaz sırtları ağaçlarla kaplıdır. Son senelerde hızla gelişmiştir. Ticâret ve sanâyi oldukça ileridir. Ayazma, Doğanalar, Zeynepkâmil, Bağlarbaşı, Altunizâde, Çengelköy, Kısıklı, Kuzguncuk, Haydarpaşa, Göksu başlıca semtleridir. Sâhili Küçüksu-Haydarpaşa arasındadır.
Zeytinburnu: 1990 sayımına göre nüfûsu 165.679’dur. Fâtih, Bakırköy, Bayrampaşa ilçeleri ile Marmara Denizi arasında yer alır. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul Merkezini meydana getiren, ilçelerdendir. 1957’de ilçe oldu.
İstanbul’da ilk ve büyük gecekondu topluluğu burada meydana gelmiştir. İlçede sanâyi gelişmiştir. Yeşil saha çok azalmıştır. Kazlıçeşme, Sümer, Nuripaşa, Yenidoğan, Gökalp, Yeşiltepe, Veliefendi, Çırpıcı, Telsiz, Merkezefendi ve Maltepe bâzı semtleridir. İstanbul’da at koşularının yapıldığı Veliefendi Hipodromu bu ilçededir.
Büyükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 142.910 olup, 22.394’ü ilçe merkezinde, 120.516’sı köylerde yaşamaktadır. Çatalca ilçesine bağlı iken, 1987’de ilçe merkezi olmuştur. Merkezbucağa bağlı 14 köyü vardır. Kuzey ve batısında Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Küçükçekmece ilçesi yer alır.
İlçenin sâhil kesiminde kalan köyleri, İstanbul’un sayfiye yeridir. İlçenin en büyük sanâyi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Büyükçekmece Gölünün denizle irtibatı kesilerek, yerine içme suyu tesisleri kurulmuştur. Buradan İstanbul’un büyük kısmının su ihtiyâcı karşılanmaktadır. Köylerinde tarım yapılır. Ayçiçeği, soğan ve buğday başlıca tarım ürünüdür.
Çatalca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 64.241 olup, 11.550’si ilçe merkezinde, 52.691’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Hadımköy bucağına bağlı 12, Karacaköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Güneydoğusunda Büyükçekmece, doğusunda Küçükçekmece, kuzeydoğusunda Gaziosmanpaşa, Kuzeyinde Karadeniz, batısında Silivri, kuzeybatısında Kırklareli ve Tekirdağ yer almaktadır.
İlçenin kuzeyinde Istranca Dağları, güneyinde verimli Çatalca Ovası bulunur. Çatalca çok eski bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Matrai’dir. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, domates, elma ve armut en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. İstanbul’un et, süt ve yumurta deposudur. Ormanlık arâzisi tarla açma yüzünden azalmıştır. İğneada’dan Yalıköy’e kadar uzanan bölge Millî Park îlân edilmiştir. Kuarsit, döküm ve kuvars kumu üretimi Türkiye çapında önemli yer tutar. Edirne-İstanbul karayoluna 20 km mesâfededir.
Silivri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 77.599 olup, 26.049’u ilçe merkezinde, 51.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Sinekli bucağına bağlı 9 köyü vardır. İl merkezine 66 km uzaklıktadır. İstanbul’un sayfiye yerlerindendir. Yüzölçümü 778 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir. Kuzeyinde ve doğusunda Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Tekirdağ ilçesi yer alır.
İlçe topraklarının kuzey doğusunda Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Topraklarının büyük kısmı akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Edirne-İstanbul kara ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi tarım, hayvancılığa ve turizme dayanır. Yaz aylarında ilçenin nüfûsu 400.000’e ulaşır. Buğday, soğan, yulaf, şekerpancarı, üzüm, bakla, ayçiçeği, mısır, elma ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçenin yoğurdu meşhurdur. Marmara Denizindeki kirlilik sebebiyle balıkçılık eski önemini kaybetmiştir. Sanâyinin fazla gelişmediği ilçede, un, bitkisel yağ, yem, süt ürünleri, teneke kutu, tuğla ve ambalaj malzemeleri fabrikaları vardır.
Şile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.372 olup, 7872’si ilçe merkezinde, 17.500’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Ağva bucağına bağlı 13, Teke bucağına bağlı 7, Yeşilvâdi bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 736 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İl merkezine 72 km uzaklıktadır.
Balıkçı köyü olarak kurulan Şile’nin târihi çok eskilere dayanır. Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Doğusunda ve güneyinde Kocaeli, güneybatısında Pendik ilçesi, batısında Beykoz ilçesi, kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır. Topraklarının % 70’e yakın kısmı ormanlık ve fundalıktır. İstanbul içme suyunu karşılayan Darlık Barajının bütünü, Ömerli Barajının doğu kısmı ilçe topraklarındadır.
Ekonomisi ormancılık, turizm, balıkçılık, meyvecilik ve şile bezi dokumacılığına dayınır. Tarım arâzisi azdır. Elma, mısır, buğday ve armut başlıca tarım ürünleridir. Kıyılarındaki koylar, kilometrelerce uzanan ince tâneli kumsalları, deniz sporlarına çok müsâittir. Şile’nin nüfûsu yazın 70.000’i aşar. İlçeye bağlı köylerde yüzlerce şile bezi dokuma tezgahları vardır.
Yalova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 113.417 olup, 65.823’ü ilçe merkezinde, 47.594’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Çınarcık bucağına bağlı 7, kılıç bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 492 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İstanbul’un en uzak ilçesidir. İstanbul ile kara bağlantısı yoktur. Güneyinde ve batısında Bursa, doğusunda Kocaeli, kuzeyinde Marmara Denizi yer almaktadır.
İlçe merkezi, İzmit Körfezinin kıyısında, Armutlu Yarımadasının kuzeydoğusunda kurulmuştur. Ekonomisi tarım, turizm ve balıkçılığa dayanır. Elma ve şeftâlisi meşhurdur. Seracılık gelişmiştir. Seralarda turfanda sebze ve çiçek yetiştirilir. İstanbul’un sayfiye yerlerinden biridir. Yaz aylarında nüfûsu dört misli artar. Kaplıcaları meşhurdur. İlçenin, il merkezi ile olan bağlantısı hergün Kabataş ve Sirkeci’den yapılan düzenli vapur seferleri ile sağlanmaktadır. Karayolu ile il merkezine uzaklığı 155 kilometredir. Kartal-Yalova arasında arabavapuru seferleri de düzenlenmektedir.
Yalova’nın târihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. Eski ismi “Pitiya (Helenapolis)”dır. Yalova’yı, Osman Beyin komutanlarından Yalvaçoğlu fethetmiştir. Bu yüzden Yalakâbâd ismini aldı. Bu isim zamanla değişerek Yalova olmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerler
İstanbul’un hemen her köşesi târihî ve turistik özelliklere sâhiptir. Hepsini saymak, âdetâ mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bâzıları şunlardır:
Surlar: İstanbul’un meşhur surları târihte dört defâ yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Câmi kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tâmir ettirilmiştir.
Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bâyezîd tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibârettir.
Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fâtih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşı(Zeker) inşaatta çalıştılar. Hisarın plânı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mîmârî bakımında şâheserdir.
Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kâriye Câmii yakınında olup, harâbe hâlindedir. Bizans dönemine âittir.
Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sâhildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)
Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyâda yapılan sarayların en meşhûrudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecîd Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bâyezîd ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir. (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)
Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.
Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Câmiinin karşısındadır. Sultan Abdülazîz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bâyezîd, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultâna mesken olan bu saray, bir sanat âbidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)
Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülazîz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyâları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)
İbrâhim Paşa Sarayı: Kânûnî Sultan Süleymân’ın eniştesi İbrâhim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tâmir edilip, Türk-İslâm Eserleri Müzesi olmuştur.
Eyüp Sultan Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshâb-ı kirâmdan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerîfinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, câmi, türbe, medrese, imâret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyâretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve câmi, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hattâ İslâm dünyâsının dînî ziyâret merkezlerinden biridir.
Fâtih Câmii ve külliyesi: Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medreseler, dârüşşifâ, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fâtih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Kütüphânesinde Osmanlı devrine âit el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymâniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.
Mahmud Paşa Câmii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrâzam Mahmûd Paşa tarafından yaptırılmıştır. Câmi, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imâretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören külliyenin günümüze sâdece câmi, türbe, han, medresenin dersânesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tâmir edilmiştir.
Sultan Selim Câmii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Câmi inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kânûnî Sultan Süleymân tamamlatmıştır. Külliye; câmi, tabhâne, imâret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imâret ve Ayşe Hâtun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Câminin kıble istikâmetinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.
Haseki Câmii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, dârüşşifâ ve çeşmeden meydana gelmiştir. Dârüşşifâ, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de câmiyi genişletmiştir.
Dâvûtpaşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fâtih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bâyezîd devri vezirlerinden Dâvud Paşa yaptırmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe, imâret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zâviyeli câmiler plânındadır. 1984 zelzelesinde imâret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.
Kara Ahmed Paşa Câmii ve külliyesi: Topkapı’da, Kânûnî Sultan Süleymân’ın sadrâzamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde câminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi câminin biraz uzağındadır.
İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrâzam İbrâhim Paşa tarafından 1551’de Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde câmi, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, câmi, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.
Hekimoğlu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın sadrâzamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphâne, zâviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tâmir görmüştür.
Cerrahpaşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrâzam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mîmârı Dâvûd Ağa’dır. Câmi, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sâdece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tâmir görmüştür.
Amcazâde Hüseyin Paşa Câmii ve külliyesi: Fâtih’te Saraçhâne başında Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye câmi, medrese, kütüphâne, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.
Zal Mahmûd Paşa Câmii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmûd Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Plânı değişik ve ilgi çekicidir.
Koca Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi câmiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizâde Ahmed Paşa bâzı ilâveler yaptırmıştır. Külliye, câmi, tekke, şadırvan, medrese ve imâretten meydana gelmiştir.
Mihrimah Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdâr iskele meydanındadır. İskele Câmii de denir. Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithâne, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan câmi, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Eski Vâlide Sultan Câmii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murâd Hanın annesi Nurbânû Vâlide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, dârüşşifâ, kervansaray, tabhâne, imâret ve dârulkurradan meydana gelmiştir. Câminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.
Şemsi Paşa Câmii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kânûnî Sultan Süleymân’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, câmi, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphâne olarak kullanılmaktadır.
Çinili Câmii ve külliyesi: Üsküdar’da Toptaşı semtindedir. Kösem Mahpeyker Sultan tarafından 1640’ta Mîmar Kasım Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, çeşme, şadırvan, sebil, çifte hamam ve mezarlıktan meydana gelmiştir. Câmi duvarları beyaz üstüne çeşitli renkte çiçek motifi çinilerle süslüdür.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Üsküdar iskelesi meydanının güneyindedir. 1708-1710 arasında Sultan Üçüncü Ahmed Hanın annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Külliye; câmi, sıbyan mektebi, muvakkithâne, imâret, çeşme, türbe ve dükkanlardan meydana gelmektedir. 1964’te tâmir görmüştür.
Beylerbeyi Câmii ve külliyesi: Beylerbeyi iskelesinin ilerisinde, deniz kıyısındadır. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından yaptırılmıştır. Mîmârı Mehmed Tâhir Ağadır. Külliyesinde; câmi, sıbyan mektebi, imâret, hamam, muvakkithâne ve çeşme bulunmaktadır. Muvakkithâne ve çeşme Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından eklenmiştir. 1984’de geçirdiği yangın yüzünden câminin kubbesi çöktü. Eskisine uygun olarak yeniden tâmir edildi. Diğer ismi Hamîd-i Evvel Câmiidir.
Süleymâniye Câmii ve külliyesi: Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 1549-1556 arasında Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, dört medrese, türbeler, türbedâr dâiresi, dârülhadis, dârüttıp, dârüşşifâ, bîmârhâne, dârülkurra, sıbyan mektebi, imâret, konukevi, han, hamam, kütüphâne ve birçok dükkandan meydana gelmektedir. Câmi dış görünüşü ve iç süslemeleri ile Türk mîmarlık sanatının şâheseri ve dünyânın başta gelen bir sanat âbidesidir. Kütüphânesinde bulunan 53.332 el yazma, 25.673 basma eser Cumhûriyet devri öncesine âittir. (Bkz. Süleymâniye Câmii)
Şehzâde Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı semtindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından 22 yaşında ölen oğlu Şehzâde Mehmed hâtırası için 1543-1548 arasında Mîmâr Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, tabhâne, fırın ve türbeden meydana gelmiştir. Medrese, kız öğrenci yurdu, tabhâne ise Vefâ Lisesinin laboratuvarı olarak kullanılmaktadır.
Yeni Vâlide Câmii ve külliyesi: Eminönü meydanındadır. Sultan Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultanın emri ile 1597’de temelleri atılan câminin yapımıÜçüncü Mehmed Hanın ölümü üzerine elli sene durdu. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın annesi Hadîce Turhan Sultan tamamlattı ve 1633’te ibâdete açıldı. Külliye; câmi, hünkârkasrı, dârülkurra, sıbyan mektebi, arasta, sebil, çeşme ve kütüphâneden meydana gelmiştir. Hünkârkasrı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Sultan Ahmed Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed meydanında, Sultan Birinci Ahmed Han tarafından 1609-1616 arasında Mîmar Sedefkâr Mehmed Ağaya yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hünkârkasrı, sıbyan mektepleri, medrese, arasta, dârüşşifâ, tabhâne, imâret ve türbelerden meydana gelmektedir. Câminin içi 21.043 çini ile süslüdür. Batılılar bu câmiye, Mâvi Câmi demektedirler. Altı minâresi vardır. (Bkz. Sultan Ahmed Câmii)
Bâyezîd Câmii ve külliyesi: Bâyezîd Meydanında Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1501-1506 arasında yaptırılmıştır. Külliye; câmi, mektep, türbeler, tabhâne, kervansaray, medrese ve hamamdan ibârettir. Günümüzde medrese, Belediye Kitaplığı, imâret, Bâyezîd Devlet Kitaplığı olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 240.500 basma ve 10.698 el yazması eser vardır.
Nûruosmâniye Câmii ve külliyesi: Kapalıçarşı’nın kuzeyindedir. Külliyenin inşâsına Birinci Mahmûd Han başlamış, 1755’te Üçüncü Osman devrinde tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, imâret, kütüphâne, sebil, çeşme ve dükkanlardan meydana gelmiştir. Asıl adı Nûr-ı Osmanî’dir. Kütüphânesinde 10.000 el yazması ve 6000 basma eser vardır.
Lâleli Câmii ve külliyesi: Lâleli semtinde, Ordu Caddesi üzerindedir. Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1759-1763 arasında Mîmar Mehmed Tâhir Ağaya yaptırılmıştır. Barok üslûbunda yapılmış olan külliye; câmi, sebil, türbe, mumhâne, sipâhiler hanı, çarşı, çeşme ve muvakkıthâneden meydana gelmiştir. Medrese günümüze ulaşmamıştır.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’dadır. Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa külliyesinin inşaatını 1681’de başlatmıştır. 1690’da oğlu Dâmâd Ali Paşa tarafından tamamlanmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, sebil ve türbeden meydana gelmektedir. Taş işçiliği, oymacılık ve dökümcülük sanatı bakımından şâheserdir. Külliye 1960’da tâmir edilmiştir.
Sokullu Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Sultan Ahmed Meydanının alt yanındadır. Sadrâzam Mehmed Paşa adına hanımı İsmihan Sultan tarafından 1572’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, tekke ve şadırvandan meydana gelmektedir. Orta kapısı, mihrâbı ve minber kapısı üstlerinde birer Hacer-ül-Esved taşı parçaları vardır.
Atik Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çemberlitaş’ta Sultan İkinci Bâyezîd’in sadrâzamlarından Ali Paşa 1497’de yaptırmıştır. Külliye; câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, türbe, çeşme ve elçi hanından meydana gelmektedir. Elçi hanı ve imâret yıkılmış, medrese ilk yapıldığı şeklini kaybetmiştir.
Köprülü Mehmed Paşa Câmii ve külliyesi: Divanyolu’nda Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1661’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, türbe, çeşme, sebil, kitaplık, han ve dükkanlardan meydana gelmekte olup, geniş bir yer kaplamaktadır.
Kılıç Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Tophâne Meydanında donanma komutanı Kılıç Ali Paşa tarafından 1580’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Câmi, medrese, hamam, türbe ve sebilden meydana gelen külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Medrese kısmı Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanılmaktadır.
Çorlulu Ali Paşa Câmii ve külliyesi: Çarşıkapı’da Dîvânyolu Caddesi üzerindedir. 1708’de Çorlulu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye; medrese, câmi, kütüphâne ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliyenin mîmârisi ve kalem işlerinde Barok üslûbunun etkisi görülür.
Dâmâd İbrâhim Paşa Câmii ve külliyesi: Şehzâdebaşı’nda Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından 1720’de yaptırılmıştır. Külliye; câmi, medrese, sebil, kütüphâne ve mezarlıktan meydana gelmektedir. Külliyenin kalem işi süslemeleri Lâle Devri özelliklerini göstermektedir.
Ayasofya Câmii ve külliyesi: Bizanslılar devrinde M.S. 326 veya 360 senesinde yapılan ve 4 defâ yenilenen Ayasofya kilisesi İstanbul’un fethi üzerine câmiye çevrilmiştir. Mihrap, minber, 4 minâre, imâret, medrese, sıbyan mektebi, muvakkıthâne, şadırvan, mahfil, türbeler, kütüphâne, sebiller, top kandilleri, saltanat kapısı ilâve edilerek, külliye meydana getirilmiştir. 1935’te müze hâline getirilen câmi, hâlen müze olarak kullanılmaktadır. Kütüphânesinde 5275 eski eser vardır.
Hırka-ı Şerîf Câmii: Fâtih Atikali semtindedir. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1850’de yaptırılmıştır. Plânı, Peygamber efendimizin, Veysel Kârânî hazretlerine hediye ettiği mübârek Hırka-i şerîflerinin ziyâretine ve muhâfazasına uygun olarak yapılmıştır. Mihrap ve minber al somaki mermerdendir.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Câmii: Üsküdar’da Hüdâî sokağındadır. 1855’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır. Yanında büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin ve yakınlarının türbe ve kabirleri vardır.
Selîmiye Câmii: Selîmiye kışlası karşısındadır. Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1803’te yaptırılmıştır. Câminin içi mermer, ağaç oyma ve nakış işçiliği bakımından zengindir. Yanında okul, muvakkıthâne ve hamam vardır.
Rüstem Paşa Câmii: Eminönü’nde Hasırcılar Çarşısında sadrâzam Rüstem Paşa tarafından 1560’ta Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altında 16 dükkan bulunan câmi, Osmanlı çini mîmârisinin en zengin örneklerindendir.
Hamîdiye (Yıldız) Câmii: Beşiktaş’ta Yıldız Sarayı yakınında Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından 1886’da yaptırılmıştır. Plânını ve süslemelerinden bir bölümünü sultan bizzat kendisi yapmıştır. İkinci Abdülhamîd Han, Cumâ namazlarını ve bayram namazlarını burada kılar ve muâyede denilen bayramlaşma burada yapılırdı.
Dolmabahçe Câmii: Dolmabahçe Sarayının yan tarafında Bezm-i Âlem Vâlide Sultan tarafından yapımı başlatılmış, 1852’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından tamamlanmıştır. Câmi ampir ve barok mîmârîsinin karışımıdır. Aşırı süslemesi ile ilgi çekmektedir.
Ortaköy (Büyük Mecîdiye) Câmii: Ortaköy İskelesi yakınındadır. Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1853’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır.
Teşvikiye Câmii: Şişli Teşvikiye’de Sultan Abdülmecîd Han tarafından 1854’te yaptırılmıştır. Son devir Osmanlı mîmârî özelliklerini taşıyan câminin tavanı renkli nakışlarla süslüdür.
Nusretiye Câmii: Tophâne’de Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826’da îmâr ettirilmiştir. Bu câminin yerinde Sultan Üçüncü Selim’in yaptırdığı Tophâne-i âmire Arabacılar Kışlası Câmii vardı. Bu câmi yanınca yerine Nusretiye Câmii inşa edilmiştir. Câmi, Barok üslûba göre yapılmıştır. Câminin iç duvarlarındaki Amme sûresini meşhur hattat Râkım Efendi yazmıştır. 1955-1958 arasında tâmir görmüştür.
Vâlide Câmii: Aksaray’da Sultan Abdülazîz Hanın annesi Pertevniyal Vâlide Sultan tarafından 1869-1871 arasında yaptırılmıştır. Câmide gotik, klâsik ve Hint mîmârî üsluplarının tesiri görülür.
Emirgan Câmii: Boğaziçi’nde Emirgan semtindedir. Sultan Birinci Abdülhamîd Han tarafından 1782’de yaptırılmıştır. Câminin yanında Hünkar Dâiresi bulunmaktadır. Köşesindeki muvakkıthâne, Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırılmıştır.
Arap Câmii: İstanbul’un fethi için 714’te gelen hazret-i Mesleme tarafından Beyoğlu semtinde Haliç kenarında yaptırılmıştır. Emevî ordusu Şam’a geri dönünce, Dominiken râhipleri burasını kilise hâline getirdiler ise de, Dördüncü Murâd Han zamânında tekrar câmiye çevrilmiştir. Sultan Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultan, bu câmiye şadırvan ve ilâveler yaptırmıştır.
Bâlî Paşa Câmii: Fâtih’te Bâlî Paşa Caddesi üzerindedir. 1504’te İkinci Bâyezîd Hanın kızı Hüma Hatun tarafından eşi Sadrâzam Bâlî Paşa adına yaptırılmıştır. 1894 zelzelesinde çöken kubbesi 1939’da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek şerefeli minâresi sağdadır. Kesme taştandır.
Ağa Câmii: Beyoğlu İstiklâl Caddesi üzerinde olup, 1597’de Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli olan câminin saçakları işlemelidir. İç duvarlar mavi, pencere içleri yeşil Kütahya çinileriyle kaplıdır. Mihrabı taştan, minberi ise oymalı tahtadır.
Cihangir Câmii: Fındıklı sırtlarında Boğaz’a nazır bir tepe üzerindedir. Kânûnî Sultan Süleyman tarafından oğlu Şehzâde Cihangir adına 1559’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Altı yangın geçiren câmi, 1889’da İkinci Abdülhamîd Han tarafından yeniden yaptırılmıştır. İki minâresi olan câmi barok uslûbundadır.
Fındıklı Câmii: Fındıklı’da deniz kıyısında İstanbul kâdısı Molla Mehmed Çelebi tarafından 1589’da Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Sanat değeri çok yüksektir.
İskender Paşa Câmii: Fâtih’te Sofular Mahallesindedir. Sultan İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1505’te yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Terkim Mescidi de denir.
Ayazma Câmii: Üsküdar’da Kızkulesi karşısında tepe üzerinde Sultan Üçüncü Mustafa Han tarafından 1760’ta yaptırılmıştır. Hünkar mahfilinin duvarları İtalyan çinileri ile kaplıdır. Bahçesinde birçok kabir vardır.
Mümin gönüllerinin feyz alıp huzur bulduğu İstanbul câmileri yerli ve yabancı ressamlar ile fotoğrafçılara da en nefis manzaraları sunmaktadır. Şâirlerin gönüllerini coşturan bu muhteşem âbide eserler için Türk edebiyâtında yüzlerce şiir yazılmıştır. Bunlardan Yahyâ Kemâl Beyatlı’nın aşağıdaki şiiri, İstanbul câmilerini en iyi anlatanlardan biridir.
SÜLEYMÂNİYE’de BAYRAM SABAHI
Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
Gecenin bitmeğe yüztuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garib âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık,
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târîh oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allahına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları...
Bir neferdir bu zafer mâbedinin mîmârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rü’yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan tekbîri;
Ne kadar sâf idi sîması bu mü’min neferin!
Kimdi? Bânîsi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli.
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz,
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı, bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar’dan mı? Kavaklardan mı?
Bursa’dan, Konya’dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, tâ Bâyezîd’den, Van’dan,
Aynı top sesleri bir bir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtıralar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlakâ her biri bir başka zaferden geliyor.
Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan...
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an;
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıradağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!
Adalardan mı? Tunus’dan mı, Cezâyir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,
Çok şükür Allah’a, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
YAHYÂ KEMÂL BEYATLI
Eyüp Sultan Türbesi: Eyüp Sultan Câmii karşısında olup, 1458’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Bu türbede Resûlullah efendimizin mihmândârı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin mübârek kabr-i şerîfleri vardır. Türbeye Sultan Birinci Ahmed, Sultan Üçüncü Ahmed, Sultan Üçüncü Selim ve Sultan İkinci Mahmûd ekler yaptırmış ve değerli eşyâlar koymuşlardır. Türbe, küfekî taşından yapılmış olup, sekiz köşeli ve tek kubbelidir.
Abdülfettâh-ı Bağdâdî Akrî Türbesi: Üsküdar’da Bağlarbaşı ile Karacaahmed arasındaki ana cadde üzerinde Kartal Baba Câmii karşısındadır. İslâm evliyâ ve âlimlerinin en büyüklerinden hazret-i Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinden olup, İstanbul halkını irşâd ile görevlendirdiği halîfesidir. Türbesinin üzeri açıktır.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Türbesi: Üsküdar’da aynı isimle anılan câminin bahçesindedir. Büyük âlim Azîz Mahmûd Hüdâî hazretlerinin kabr-i şerifi buradadır. Türbenin kabirleri yanında akrabâlarının ve halîfelerinin kabirleri vardır. (Bkz. Azîz Mahmûd Hüdâî)
Murâd-ı Münzâvî Türbesi: Eyüb Nişancasında Münzâvî Câmii karşısındadır. İstanbul’da medfûn bulunan en büyük üç evliyâdan biri olan Murâd-ı Münzâvî hazretlerinin kabr-i şerîfi buradadır. Yıkılmak üzere olan türbe 1992 yılında Hak-Yol Vakfı tarafından restore edilmiştir.
Mehmed Emin Tokâdî Türbesi: Unkapanı’na inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde, Soğukkuyu Pîrî Paşa Medresesi kabristanında, üstü açık türbedir. Evliyânın meşhurlarından olan Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri medfûndur.
Fâtih Sultan Mehmed Türbesi: Fâtih Câmiinin avlusunda, kıble yönündedir. Fâtih Sultan Mehmed Han medfundur. Sekizgen plânlı ve tek kubbelidir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yavuz Sultan Selim Türbesi: Yavuz Selim Câmiinin kıble istikâmetinde ve mihrabın önündedir. Türbede Yavuz Sultan Selim medfundur. Sandukasının üzerinde, Mısır Seferi dönüşünde şeyhülislâm İbn-i Kemâl’in atının ayağından sıçrayan çamurlu kaftanı vardır. Bu türbenin yanında Osmanlı sülâlesine âit altı türbe vardır.
Kânûnî SultanSüleyman Türbesi: Süleymâniye Câmiinin bahçesindedir. Mîmar Sinan tarafından 1566’da yapılmıştır. Sekiz köşeli ve kubbelidir. İçinde üçü pâdişahlara âit olmak üzere yedi sanduka vardır.
Emir Buhârî Türbesi: Fâtih ilçesi, Emir Buhârî sokağındadır. Kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerinden Emir Ahmed Buhârî medfundur. Dârüsseâde Ağası Cevher Ağa yaptırmıştır.
Sultan İkinci Mahmûd Türbesi: Dîvânyolu’ndadır. Sultan Abdülmecîd 1840’ta babası İkinci Mahmûd Han için yaptırmıştır. Sekiz köşeli, tek kubbeli bir yapıdır. İçinde on bir sanduka vardır. İkinci Mahmûd Han, Abdülazîz Han, İkinci Abdülhamîd Han ve yakınları medfundur.
Sümbül Efendi Türbesi: Koca Mustafa Paşa Câmiinin önündeki mezarlıktadır. On dokuzuncu asrın başlarında yaptırılmış olup, şehrin önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Sümbül Efendi ve serasker Rızâ Paşa medfundur.
Merkez Efendi Türbesi: Topkapı semtinde Merkez Efendi Mezarlığının arkasındadır. Önemli ziyâret yerlerindendir. Büyük âlim Merkez Efendinin sedef kakmalı parmaklıkla çevrili sandukası bulunmaktadır.
Zenbilli Ali Efendi Türbesi: Zeyrek Yokuşu başında yaptırdığı mescid ve mektebin yanındadır. Çok büyük bir zât olan Zenbilli Ali Efendi 23 sene şeyhülislâmlık makâmında bulunmuştur.
Barbaros Hayreddîn Paşa Türbesi: Beşiktaş meydanındadır. Mîmar Sinan yaptırmıştır. Sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Barbaros Hayreddîn Paşanın sandukası bulunur. Denizlerin evliyâsı ve büyük Türk denizcisi, Preveze Savaşının muzaffer amirâli Barbaros, devrin bütün denizlerinde Osmanlı donanmasını hâkim kılan bir kahramandır.
Sokullu Mehmed Paşa Türbesi: Eyüp, Câmikebir caddesinde olup, 1579’da Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Türbede bulunan üç sıra hâlinde 17 sandukada, Sokullu Mehmed Paşa, eşi İsmihan sultandan doğma İbrâhim Paşa, Sadrâzam Lala Mehmed Paşa ve Sokullu Mehmed Paşanın yakınları yatmaktadır.
Ebüssü’ûd Efendi Türbesi: Sokullu Mehmed Paşa türbesinin karşısındadır. Büyük âlim ve şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendi ve yakınlarının kabirleri vardır.
Hazret-i Yûşâ Türbesi: İstanbul Boğazının Anadolu Kavağı ile Beykoz arasında Yûşa Tepesindedir. Yûşâ aleyhisselâmın mübârek kabirlerinin Halep, Nablus, Gaziantep ve Bağdat’ta olduğu rivâyetleri de vardır. Buradaki kabrin ona âit olduğu kesin değildir. Hazret-i Yûşâ, hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kızkardeşinin oğludur ve ölümünden sonra, ona halef olmuş bir peygamberdir. İstanbul’daki makâmı çok ziyâret edilen bir yerdir.
Telli Baba Türbesi: Rumeli Kavağı yolu üzerindedir. Çok ziyâret edilen bir türbedir.
İbn-i Kemâl PaşaTürbesi: Edirnekapı Mezarlığında üstü açık bir türbedir. Kânûnî devri şeyhülislâmlarından büyük âlim İbn-i Kemâl Paşa medfundur. Müftîyü’s-Sekaleyn ismi ile meşhur olup, insan ve cinlere fetvâ verirdi.
Gâzi Osman Paşa Türbesi: Fâtih Câmii bahçesindedir. Sultan Mehmed Reşad Han tarafından yaptırıldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Plevne’yi kahramanca savunan Gâzi Osman Paşa medfundur. Dört köşeli ve tek kubbelidir.
Rüstem Paşa Medresesi: Cağaloğlu’nda Rüstem Paşa tarafından 1550’de Mîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Dış duvarları sekiz köşelidir. Avlu çevresinde 22 oda ve bir dershâne-mescid vardır. Medrese mîmârîsinde orjinal bir denemedir.
Koca Sinân Paşa Medresesi: Dîvanyolu’ndadır. 1594’te yapılmıştır. Bağımsız medrese yapılarının güzel örneklerindendir. Dilim kemerli medrese, günümüzde İktisat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.
Gazanfer Ağa Medresesi: Sarachâne’de Bozdoğan kemeri yanındadır. 1599’da yaptırılmış olup, bağımsız medreselerin orjinal örneklerindendir. 14 taş odası vardır. Günümüzde belediye müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hasan Paşa Medresesi: Bâyezîd’de Mîmâr Çelebi Mustafa tarafından 1745’te yapılmıştır. Barok üslupla yapılan ilk örneklerdendir. En önemli özelliği iki katlı olmasıdır. Alt katta dükkânlar vardır. Günümüzde Türkiyât Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.
Galata Mevlevihânesi: Galata Tünel Meydanındadır. İstanbul’da bulunan Mevlevi tekkelerinin en büyüğüdür.Kulekapısı Mevlevihânesi olarak da bilinir. 1491’de İkinci Bâyezîd Hanın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzele ve yangınlarda zarar gören tekke birçok defa tâmir edilmiştir. Günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müzede birçok divan şâirinin eserlerinden örnekler yer alır.
Bereketzâde Çeşmesi: Galata semtinde Bereketzâde Câmii yanında olup, 1467’de Fâtih’in müezzini Bereketzâde yaptırmıştır. İstanbul’daki en eski Osmanlı çeşmelerinden biridir. Sâlihâ Sultan tarafından tâmir edilmiştir.
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan Çeşmesi: Beşiktaş-Maçka arasında Spor Caddesi üzerindedir. Sultan Abdülmecid Han tarafından 1839’da annesi hayrına yaptırılmıştır. Üzerindeki kabartma süsler ve çeşitli motiflerin sanat değeri büyüktür.
Üçüncü Ahmed (Sultan Ahmed) Çeşmesi: Ayasofya Câmii yanındadır. Üçüncü Sultan Ahmed Han adına, İbrâhim Paşa 1728’de Başmîmar Mehmed Ağaya yaptırmıştır. Sanat değeri çok büyüktür.
Alman Çeşmesi: Sultanahmed Meydanında Birinci Ahmed Hanın türbesinin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci gelişinin bir hâtırası olarak 1900’de Şecer-i Vakvak adlı çınarın yerine yapılmıştır. Sekiz dilimli ve kemerli kubbesi vardır.
Tophâne Çeşmesi: Tophâne semtinde Kılıç Ali Paşa Câmiinin yanındaki meydandadır. Birinci Mahmûd Hanın annesi Sâlihâ Sultana bir hediye olarak 1732’de yaptırılmıştır. Çok süslü olan çeşme Türk rokoko üslûbundadır.
Kapalıçarşı: Nûruosmaniye, Bâyezîd, Mahmûdpaşa ve Mercan câmilerinin çevrelediği 30.700 m2lik bir yer kaplayan üstü kubbe ve kemerlerle örtülü büyük bir çarşıdır. İlk defâ 1461’de Fâtih devrinde, sonra Kânûnî devrinde ahşap olarak yapıldı. 1651, 1710 ve 1825 yangınları ile 1894 zelzelesinden sonra Sultan İkinci Abdülhamîd Han bugünkü kâgir biçimiyle 1890-1894’te yaptırdı. 8’i büyük 18 kapısı, 65 sokak, 400 dükkan, 20 han, 1 okul, 1 câmi, 1 mescid, 1 kitaplık, 7 çeşme, 1 dolaplı kuyu, 1 acı akarsu, şadırvan ve 1 sebil bulunmaktadır.
Mısır Çarşısı: Eminönü Yeni Câmi arkasındadır. Burada Ceneviz ve Venediklilerin çarşısı vardı. Turhan Vâlide Sultan burasını medrese hâline getirdi. Sonra çarşıya çevrildi. 1869 ve 1940’ta iki yangın geçirdi. 86 dükkan vardır.
Simkeşhâne: Bâyezîd’de cadde üzerindedir. Üç katlı, tek avlulu han plânında yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra yapılan ilk darphâne olup, ilk sikke burada bastırılmıştır. Günümüzde büyük tâmir gören yapı, halk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.
Balkapanı Hanı: Yeni Câmi ile Küçükpazar arasındadır. İstanbul hanlarında görülen yapı şekli yanında, Bizans yapı tekniği gösteren tek eserdir. Yapım târihi ve mîmârı belli değildir. İlk günkü orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Çuhacı Hanı: Nûruosmâniye Câmii yakınındadır. On sekizinci asırda Dâmâd İbrâhim Paşa yaptırmıştır. Orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
Bâyezîd Kulesi: Bâyezîd’de Üniversite bahçesindedir. 85 m yükseklikte 180 basamaklıdır. İlk olarak 1749’da ahşap olarak yapıldı. Birkaç kere yandı ve yeniçeri ayaklanmasında yıkıldı. 1828’de Sultan İkinci Mahmûd Hanın emriyle serasker Hüseyin Paşa kâgir olarak yaptırdı.
Ahırkapı Fener Kulesi: Cankurtaran semtindedir. Sultan Üçüncü Osman zamânında kaptan-ı deryâ Süleymân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yüksekliği 36.27 metredir.
Galata Kulesi: Karaköy-Tünel arasında silindir biçiminde 68 m yüksekliktedir. Yedinci asırda Zenon tarafından yapılan ahşap kulenin devâmıdır. Cenevizliler, kendilerine geçen bu kuleyi büyütmüşlerdir. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmûd zamânında yangın geçirmiştir. 1875’te son olarak tâmir edilmiştir. 1717-1962 arasında yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde restore edilip döner lokanta olarak kullanılmaktadır.
Kız Kulesi: Üsküdar sâhilinde denizin içinde çok eski devirlerde yapılmıştır. Top ve cephâne bulunurdu. Buraya fener konulmasını Sultan Üçüncü Ahmed Hanın sadrâzamı Nevşehirli İbrâhim Paşa emretmiştir.
Çemberlitaş: Çemberlitaş meydanında 57 m yükseklikte bir sütundur. Frikyalılar devrine âit olup, Afyon civârındaki bir tapınaktan getirilmiştir.
Burma Sütun: Yılanlı sütun olarak da bilinir. Sultanahmed Meydanındadır. Yılan başları İstanbul Arkeoloji Müzesi ve British Museum’dadır.
Dikilitaş: Sultanahmed Meydanındadır. Mısır’da Helvapolis şehrine Firavun Üçüncü Tutmasis’in M.Ö. 1547’de diktiği taş buraya getirilerek dikilmiştir. Üzerinde Hiyeroglif yazılar vardır.
Kıztaşı: Fâtih’te Kıztaşı semtindedir. 10 m yükseklikte tek parça granittir.
Bozdoğan Su Kemeri: Fâtih Câmii ile Şehzâdebaşı Câmii arasında uzanan Bizanslılardan kalma bir su kemeridir. İlk defa 378’de yapılan kemerin bugünkü hâli 760’ta yaptırılmıştır. Mîmar Sinan tarafından restore edilen kemer, 1697’de de tâmir gördü. Bugün yeniden restore edilen kemerlerin Fatih ile Şehzâdebaşı Câmii arası 592.4 metredir.
Dârülaceze: Şişli Okmeydanı’ndadır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından fakirlerin, korunmaya muhtaç çocukların, yaşlıların bir çatı altında toplanması için yaptırılmıştır. 31 Ocak 1896’da törenle açıldı. İki hastâne, 1 erkek ve kadın hamamı, mutfak, iş yeri, çocuk yuvası, yetimhâne, câmi ve kiliseden ibârettir.
Kuleli Askerî Lisesi: Vaniköy ile Kandilli arasında deniz kenarında çift kulesi ve haşmetli duruşu ile Boğaziçi’ni süsleyen bir eserdir. Yavuz Sultan Selim Han zamânında (Kule Bahçesi) ismiyle anılırdı. Kânûnî Sultan Süleymân buraya kasr yaptırmıştır. Sultan İkinci Mahmûd zamânında süvârî kışlası oldu. Kırım harbinden dönen İngilizler bu kışlayı kasten yaktılar. Sultan Abdülazîz Han yanan kışlayı yeniden yaptırmış ve Kuleli Kışla denilmiştir. 1878’de Kuleli Askerî İdâdîsi ismini aldı. Balkan Harbinde hastâne oldu. 1924’te Kuleli Askerî Lisesi ismini aldı.
Selîmiye Kışlası: Sultan Üçüncü Selim Han tarafından 1805’te yaptırılmıştır. Taş üzerine ahşap olarak yapılan binâda, önce Nizâm-ı Cedîd, daha sonra da Sekbân-ı cedîd askerleri iskân edildi. Yeniçeri isyânı sırasında yanan kışlayı, İkinci Mahmûd Han yeniden yaptırdı ve Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye askerlerini buraya yerleştirdi. Sultan İkinci Abdülhamîd devrinde tâmir gören kışla, cumhûriyet döneminde önce askerî ortaokul, daha sonra da Birinci Ordu karargâhı oldu.
Mîmâr Sinân Köprüsü: Büyükçekmece ilçesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında inşâsına başlanan köprü, İkinci Selim Han zamânında tamamlanmıştır. Mîmar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyükçekmece Gölü ile denizi birleştiren boğaz üzerinde yapılmış olup, günümüzde restore edilerek trafiğe açılmıştır.
Mecidiye (Galata) Köprüsü: Eminönü ile Karaköy arasını birleştirir. İlk köprü, 1845’te Sultan Abdülmecîd Han tarafından tersânede (500 m) îmâl edildi. 1863’te ahşap olarak Sultan Abdülazîz yeniden yaptırdı. 1870’te ise demir köprüye çevrildi. Bugünkü köprü, 14 Nisan 1912’de yaptırıldı. 462 m uzunlukta ve 25 m eninde dubalar üzerinde yüzer köprüdür. Yanına yenisi yapılmakta olup, eskisi deniz müzesi olarak kullanılacaktır.
Âtıf Efendi Kütüphânesi: Şehzâdebaşı’ndadır. Şâir, hattat ve mâliyeci Âtıf Efendi kurmuştur. 13.999 eserin 2588’i yazma ve 11.414’ü basma olup, eski eserlerdir.
Râgıp Paşa Kütüphânesi: Lâleli’de Ordu Caddesindedir. 1763’te Râgıp Paşa kurmuştur. 1274 yazma ve 2269 basma olarak 3543 eski ve 2114 yeni eser vardır. Ayrıca çocuk kitaplığı bölümü vardır.
Hüsrev Paşa Kütüphânesi: Eyüp Bostan İskelesi sokağındadır. 1839’da Sadrâzam Hüsrev Paşa yaptırmıştır. 15.000 cilt kitap bulunur.
Murâd Molla Kütüphânesi: Fâtih Çarşamba, Murat Molla Sokağındadır. 1775’te Murâd Molla kurmuştur. 7000 eserin iki bini Osmanlı devrine âittir.
Mesîre yerleri:
İstanbul tabiî güzellikler açısından çok zengindir. Uygun iklim şartları, zengin su varlıkları, ili tabiî güzellikler yönünden dünyânın sayılı yerlerinden biri durumuna getirmiştir.
Çamlıca Tepeleri: İstanbul’un en eski mesîre yerlerindendir. Temiz havası ve İstanbul’un her yanını gören manzarası ile meşhurdur.
Belgrad Ormanı: İstanbul’un en büyük ağaçlık arâzisidir. Meşe, ıhlamur, çınar, kayın, kestane ve gürgen ağaçları ile kaplıdır. İçinde yedi bent, üç fidanlık ve av hayvanı üretme alanları bulunan ormanda, karaca, tavşan, yaban domuzu, tilki, çulluk, yaban ördeği gibi hayvanlar vardır. Ormanın 700 dönümlük alanı halka açık piknik yeri olarak düzenlenmiştir.
Yıldız Parkı: Beşiktaş sırtlarındadır. Yıldız Sarayının bahçesi olup, bugün park hâline getirilmiştir. Servi, bâdem ağacı, akasya ve akçaağaçlarla kaplıdır. Göller, havuzlar, su kanalları, Boğaz ve Marmara manzaraları ile çok güzel bir mesîre yeridir.
Emirgan Parkı: Emirgan semtinin üst kısmında Baltalimanı’ndan İstinye Koyuna kadar uzanan yeşil alanı içine alır. Çam, servi, köknar, İzmir söğüdü, salkım söğüt, kestâne, meşe dişbudak, ıhlamur, armut, erik, kiraz, ayva, şeftali ve ceviz ağaçları ile kaplıdır. Her sene, mayıs ayında parkta lâle bayramı kutlanır.
Abraham Paşa Korusu: Beykoz ile Paşabahçe sırtlarında yer alan boğaz manzaralı bir mesîre yeridir. Koruda az rastlanan ilginç ağaçlar ile iki büyük mağara vardır.
Gülhâne Parkı: Topkapı Sarayı ile Sarayburnu arasında yer alır. Topkapı Sarayının dış bahçesi olarak târihî önem taşır. Şehremini Operatör Cemil Paşa zamânında park hâline getirilmiştir.
İçmeler ve kaplıcalar:
Türkiye’nin en meşhur kaplıcalarından olan Yalova Kaplıcaları ile Tuzla İçmeleri İstanbul sınırları içindedir.
Yalova Kaplıcaları: Çok eski târihlerden beri kullanılmış meşhur bir su kaynağıdır. Yalova’ya 11 km uzaklıkta ormanlık bir boğaz içindedir. Kaplıca suları, genel olarak romatizma hastalığı olmak üzere, hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında, kronik iltihaplı ve ağrılı karın hastalıklarında, damar sertliği veya tıkanıklıklarında, diabet, gut ve şişmanlık gibi metabolizma hastalıklarında, mîde, karaciğer, böbrek rahatsızlıklarında faydalıdır.
Tuzla İçmeleri: Pendik ilçesinin, Tuzla semtindedir. Çok eski târihlerden beri kullanılmıştır. Deniz kıyısındadır. Küçük içme suyu idrar artırıcı özelliğe sâhiptir. Büyük içme suyu ise mîde, barsak, karaciğer, pankreas gibi organların salgıları üzerinde etkilidir. Bu yüzden gastrit, barsak parazitlerinde ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Iğdır Hakkında Bilgiler
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 3539 km2
Nüfûsu: 142.601
İlçeleri: Merkez, Aralık, Karakoyunlu,Tuzluca
Doğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz.Kars iline bağlıyken 27 Mayıs 1992’de il oldu. Kuzey ve doğusunda Ermenistan, güneydoğusunda Nahçıvan ve İran, güney ve batısında Ağrı, kuzeybatısında Kars yer alır. Trafik numarası 76’dır.
Târihi
Iğdır çok eski târihe sâhiptir. İlk bilinen sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Urartuların hâkimiyetine girdi. Bölge daha sonra Urartuların işgâline uğradı. Asurlular ve Babilliler bölgeye hâkim olmak istedi iseler de başarılı olamadılar. M.Ö. 7. asırda Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. M.S. 2. asırda bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, bu bölge de bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Sultan Alparslan Iğdır’ı fethederek Türk topraklarına kattı. Daha sonra bir süre Gürcülerin elinde kalan Iğdır, 13. asırda Moğol istilâsına uğradı. Moğollardan sonra bölgeye Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler hâkim oldu. Kânûnî Sultan Süleyman devrinde düzenlenen İran Seferi sırasında fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bölge 19. asra kadar birkaç defa İran saldırıları neticesinde el değiştirdi. 1878’de Rusların eline geçen Iğdır, 1918’e kadar 40 sene boyunca işgal altında kaldı. Ermeniler tarafından 1919’da işgal edilen Iğdır, 13 Kasım 1920’de kurtarıldı. Kars iline bağlı iken 27 Mayıs 1992’de yeni düzenlemeyle il oldu.
Fizikî Yapı
İl topraklarının güney ve batı kesimi yüksek dağlarla çevrili olup, kuzey ve doğu bölümleri ovalıktır. Ovalar ile dağlar arasında yükseklik farkı çoktur.Karasu-Aras Dağları il topraklarını engebelendirir. Başlıca dağları Perili Dağı ile Zor Dağıdır. Ağrı Dağının doruğu 5137 m olup, dağ Ağrı-Iğdır sınırı üzerindedir. Doruk Iğdır il sınırları içinde kalır. Ağrı Dağının Iğdır iline bakan yamaçlarının büyük kısmı beş bin metreden yüksektir.
İl topraklarının büyük kısmını Iğdır Ovası kaplar. Ova, Ağrı Dağının kuzeyinde olup, 750 km2 civârında genişliğe sâhiptir. Ovanın ortalama yüksekliği 850 m civârındadır. Verimli bir ova olan Iğdır Ovasının Nahcıvan sınırına doğru uzanan bölümüne Dil Ovası ismi verilir.
Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı toplar. Aras Irmağı, Iğdır Ovasını suladıktan sonra ülke topraklarından çıkana kadar tabiî sınır çizer.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin düz kesimleri, Doğu Anadolu bölgesinin diğer bölümlerinde görülen şiddetli kara ikliminden etkilenmez. Kuytu olması yüzünden Iğdır Ovasında ortalama sıcaklık 11,6°C’dir. Kuytuluğu yüzünden Iğdır Ovası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biridir. Yazlar uzun ve sıcak geçer.
Iğdır, orman bakımından çok fakirdir. Gerek dağlık ve gerekse ovalık bölgelerde tabiî bitki örtüsü bozkır görünümündedir.
Ekonomi
Iğdır ilinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Sanâyi ve turizm sektörü fazla gelişmemiştir.
Tarım: Aras Nehrinin suladığı Iğdır Ovası, önemli tarım alanıdır. İklimin uygun olması yüzünden ovada pamuktan şeftaliye kadar çeşitli bitki yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve pamuktur.
Hayvancılık: Geniş yaylalara sâhib olan Iğdır’da hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun yetiştirilir ve canlı hayvan ticâreti yapılır. Hayvanlardan elde edilen sütlerden tereyağı ve kaşarpeyniri üretilir.
Sanâyi: Sanâyi oldukça fakir olan Iğdır’da küçük işletme olarak 6 adet çırçır fabrikası ile bir adet pamuklu dokuma tekstil fabrikası vardır. Ayrıca Tuzluca ilçesinde tekel tarafından işletilen tuzlalar vardır.
Ulaşım: Yaygın bir karayolu ağına sâhiptir. Ağrı, Kars, Erzurum, Ermenistan, Nahcıvan ve İran karayolu bağlantılarının merkezidir. Demiryolu bağlantısı ve hava alanı yoktur. Iğdır ilinde bulunan iki sınır kapısından Ermenistan’a açılan Alican sınır kapısı günümüzde kapalıdır. Nahcıvan sınır kapısı ise 1992’de açılmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.601 olup, 51.867’si ilçe merkezinde, 90.734’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3539 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır.
Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri unutulmuştur. Bölgede Âzerî kıyâfetleri hâkimdir. Erkekler başlarına körpe kuzu derisinden yapılan kalpak giyerler. Alt kısımlarına Âzerî şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız köynek giyilir. Kadınlar ipekten “kalağı” denen bir tür başlık kullanırlar. Kalağı fes veya dar kasnak üstüne örtülür. Üstlerine boylama denen uzun entariler giyerler.
Eğitim: Iğdır ili eğitim bakımından bölge illerine nazaran oldukça ileridir.
İlçeleri
Iğdır’ın biri merkez olmaz üzere dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 79.306 olup, 35.858’i ilçe merkezinde, 43.448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir. Güneyinde Aras Güneyi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Iğdır Ovasında çok çeşitli ürün yetiştirilir. Ova, Kuzey Anadolu’nun Çukurovası sayılır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, pamuk, patates, elma, kayısı ve armuttur. Hayvancılık da önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir.
İlçe merkezi, Kars’ı Aralık ve Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak sınır kapısına bağlayan yolların kavşağında Iğdır Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. Eskiden kervan yolları üzerinde önemli konaklama merkeziydi. Denizden 872 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1924’te kurulmuştur. 1992 senesinde il olan Iğdır’ın merkezi oldu.
Aralık: 1990 sayımına göre toplan nüfûsu 17.983 olup, 4201’i ilçe merkezinde, 13.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları 1500-2000 m yükseklikteki platolardan meydana gelir. Güneyinde Ağrı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, çilek, üzüm, buğday, arpa, patates ve şekerpancarıdır. Hayvancılık gelişmiş olup küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yapılır. İlçede devlet üretme çiftliği vardır. İklimi her türlü tarıma müsaittir.
İlçe merkezi Aras Nehri kıyısında kurulmuştur. İl merkezine en uzak ilçe olup 219 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Aralık’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Karakoyunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.426 olup, 4110’u ilçe merkezinde, 12.316’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma ve armuttur. En çok koyun ve sığır beslenir. Merkez ilçeye bağlı bucakken 1992 senesinde ilçe oldu. Eski ismi Taşburun’dur.
Tuzluca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.886 olup, 7698’i ilçe merkezinde, 21.188’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Gaziler bucağına bağlı 30 köyü vardır.Yüzölçümü 1236 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Güney ve güneybatısında Perlit Dağı, batısında Aşağıdağ, Kuruzdağı ve kuzeyinde Iğdır Ovasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates ve kayısı olup, ayrıca az miktarda pamuk, pirinç ve erik yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla hayvancılık yapılır. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir.Tekele âit tuzla ve tuğla-kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Iğdır Ovasının batısında Ermenistan sınırı yakınında kurulmuştur. Kars’ı Digor üzerinden Doğubeyazıt’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Iğdır târihî eserler yönünden fazla zengin değildir. Günümüze ulaşan sâdece Selçuklu dönemine âit bir kervansaraydır. Selçuklu kervansarayı, il merkezine 25 km uzaklıkta Kervansaray köyü yakınlarındadır. Boyuna yapılan binânın beş kulesi vardır. On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 3539 km2
Nüfûsu: 142.601
İlçeleri: Merkez, Aralık, Karakoyunlu,Tuzluca
Doğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz.Kars iline bağlıyken 27 Mayıs 1992’de il oldu. Kuzey ve doğusunda Ermenistan, güneydoğusunda Nahçıvan ve İran, güney ve batısında Ağrı, kuzeybatısında Kars yer alır. Trafik numarası 76’dır.
Târihi
Iğdır çok eski târihe sâhiptir. İlk bilinen sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Urartuların hâkimiyetine girdi. Bölge daha sonra Urartuların işgâline uğradı. Asurlular ve Babilliler bölgeye hâkim olmak istedi iseler de başarılı olamadılar. M.Ö. 7. asırda Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. M.S. 2. asırda bölge Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, bu bölge de bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Sultan Alparslan Iğdır’ı fethederek Türk topraklarına kattı. Daha sonra bir süre Gürcülerin elinde kalan Iğdır, 13. asırda Moğol istilâsına uğradı. Moğollardan sonra bölgeye Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler hâkim oldu. Kânûnî Sultan Süleyman devrinde düzenlenen İran Seferi sırasında fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bölge 19. asra kadar birkaç defa İran saldırıları neticesinde el değiştirdi. 1878’de Rusların eline geçen Iğdır, 1918’e kadar 40 sene boyunca işgal altında kaldı. Ermeniler tarafından 1919’da işgal edilen Iğdır, 13 Kasım 1920’de kurtarıldı. Kars iline bağlı iken 27 Mayıs 1992’de yeni düzenlemeyle il oldu.
Fizikî Yapı
İl topraklarının güney ve batı kesimi yüksek dağlarla çevrili olup, kuzey ve doğu bölümleri ovalıktır. Ovalar ile dağlar arasında yükseklik farkı çoktur.Karasu-Aras Dağları il topraklarını engebelendirir. Başlıca dağları Perili Dağı ile Zor Dağıdır. Ağrı Dağının doruğu 5137 m olup, dağ Ağrı-Iğdır sınırı üzerindedir. Doruk Iğdır il sınırları içinde kalır. Ağrı Dağının Iğdır iline bakan yamaçlarının büyük kısmı beş bin metreden yüksektir.
İl topraklarının büyük kısmını Iğdır Ovası kaplar. Ova, Ağrı Dağının kuzeyinde olup, 750 km2 civârında genişliğe sâhiptir. Ovanın ortalama yüksekliği 850 m civârındadır. Verimli bir ova olan Iğdır Ovasının Nahcıvan sınırına doğru uzanan bölümüne Dil Ovası ismi verilir.
Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı toplar. Aras Irmağı, Iğdır Ovasını suladıktan sonra ülke topraklarından çıkana kadar tabiî sınır çizer.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin düz kesimleri, Doğu Anadolu bölgesinin diğer bölümlerinde görülen şiddetli kara ikliminden etkilenmez. Kuytu olması yüzünden Iğdır Ovasında ortalama sıcaklık 11,6°C’dir. Kuytuluğu yüzünden Iğdır Ovası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biridir. Yazlar uzun ve sıcak geçer.
Iğdır, orman bakımından çok fakirdir. Gerek dağlık ve gerekse ovalık bölgelerde tabiî bitki örtüsü bozkır görünümündedir.
Ekonomi
Iğdır ilinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Sanâyi ve turizm sektörü fazla gelişmemiştir.
Tarım: Aras Nehrinin suladığı Iğdır Ovası, önemli tarım alanıdır. İklimin uygun olması yüzünden ovada pamuktan şeftaliye kadar çeşitli bitki yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates ve pamuktur.
Hayvancılık: Geniş yaylalara sâhib olan Iğdır’da hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun yetiştirilir ve canlı hayvan ticâreti yapılır. Hayvanlardan elde edilen sütlerden tereyağı ve kaşarpeyniri üretilir.
Sanâyi: Sanâyi oldukça fakir olan Iğdır’da küçük işletme olarak 6 adet çırçır fabrikası ile bir adet pamuklu dokuma tekstil fabrikası vardır. Ayrıca Tuzluca ilçesinde tekel tarafından işletilen tuzlalar vardır.
Ulaşım: Yaygın bir karayolu ağına sâhiptir. Ağrı, Kars, Erzurum, Ermenistan, Nahcıvan ve İran karayolu bağlantılarının merkezidir. Demiryolu bağlantısı ve hava alanı yoktur. Iğdır ilinde bulunan iki sınır kapısından Ermenistan’a açılan Alican sınır kapısı günümüzde kapalıdır. Nahcıvan sınır kapısı ise 1992’de açılmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 142.601 olup, 51.867’si ilçe merkezinde, 90.734’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3539 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır.
Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri unutulmuştur. Bölgede Âzerî kıyâfetleri hâkimdir. Erkekler başlarına körpe kuzu derisinden yapılan kalpak giyerler. Alt kısımlarına Âzerî şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız köynek giyilir. Kadınlar ipekten “kalağı” denen bir tür başlık kullanırlar. Kalağı fes veya dar kasnak üstüne örtülür. Üstlerine boylama denen uzun entariler giyerler.
Eğitim: Iğdır ili eğitim bakımından bölge illerine nazaran oldukça ileridir.
İlçeleri
Iğdır’ın biri merkez olmaz üzere dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 79.306 olup, 35.858’i ilçe merkezinde, 43.448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir. Güneyinde Aras Güneyi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Iğdır Ovasında çok çeşitli ürün yetiştirilir. Ova, Kuzey Anadolu’nun Çukurovası sayılır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, pamuk, patates, elma, kayısı ve armuttur. Hayvancılık da önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticâretine yöneliktir.
İlçe merkezi, Kars’ı Aralık ve Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak sınır kapısına bağlayan yolların kavşağında Iğdır Ovasının orta kesiminde kurulmuştur. Eskiden kervan yolları üzerinde önemli konaklama merkeziydi. Denizden 872 m yüksekliktedir. İlçe belediyesi 1924’te kurulmuştur. 1992 senesinde il olan Iğdır’ın merkezi oldu.
Aralık: 1990 sayımına göre toplan nüfûsu 17.983 olup, 4201’i ilçe merkezinde, 13.782’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları 1500-2000 m yükseklikteki platolardan meydana gelir. Güneyinde Ağrı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Nehridir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, çilek, üzüm, buğday, arpa, patates ve şekerpancarıdır. Hayvancılık gelişmiş olup küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yapılır. İlçede devlet üretme çiftliği vardır. İklimi her türlü tarıma müsaittir.
İlçe merkezi Aras Nehri kıyısında kurulmuştur. İl merkezine en uzak ilçe olup 219 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Aralık’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Karakoyunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.426 olup, 4110’u ilçe merkezinde, 12.316’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli topraklardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, elma ve armuttur. En çok koyun ve sığır beslenir. Merkez ilçeye bağlı bucakken 1992 senesinde ilçe oldu. Eski ismi Taşburun’dur.
Tuzluca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.886 olup, 7698’i ilçe merkezinde, 21.188’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50, Gaziler bucağına bağlı 30 köyü vardır.Yüzölçümü 1236 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Güney ve güneybatısında Perlit Dağı, batısında Aşağıdağ, Kuruzdağı ve kuzeyinde Iğdır Ovasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Aras Irmağıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates ve kayısı olup, ayrıca az miktarda pamuk, pirinç ve erik yetiştirilir. Yaylacılık metoduyla hayvancılık yapılır. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir.Tekele âit tuzla ve tuğla-kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi Iğdır Ovasının batısında Ermenistan sınırı yakınında kurulmuştur. Kars’ı Digor üzerinden Doğubeyazıt’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 94 km mesâfededir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Iğdır târihî eserler yönünden fazla zengin değildir. Günümüze ulaşan sâdece Selçuklu dönemine âit bir kervansaraydır. Selçuklu kervansarayı, il merkezine 25 km uzaklıkta Kervansaray köyü yakınlarındadır. Boyuna yapılan binânın beş kulesi vardır. On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Hatay Hakkında Bilgiler
HATAY
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 5403 km2
Nüfûsu: 1.109.754
İlçeleri: Merkez, Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı
Türkiye’nin en güneyinde bir sınır ilimiz. 35°52’ ve 37°04’ kuzey enlemleri ile 35°40’ ve 36°35’ doğu boylamları arasında yer alır. İl toprakları, doğu ve güneyde Suriye sınırı, kuzeydoğuda Gâziantep, kuzey ve kuzeybatıda Adana, batıda ise İskenderun Körfezi ile çevrilidir. Trafik numarası 31’dir.
İsminin Menşei
Osmanlı devrinde “İskenderun Sancağı” adıyla anılan bölge, Cumhûriyet devrinde Türkiye’ye katıldıktan sonra “Hatay” ismini almıştır. Hititlilere “Hatti” denir ve bunlar da, Hatay bölgesine “Hattena” derlerdi. Araplar “Antakiye”, Selökitler ise Antiokheia demişlerdir.
Târihi
Hatay, Hititlerin bir toprağıydı Hitit imparatorluğunun yıkılışından az önce bu bölgede bağımsız bir Hitit devleti kuruldu. Başkenti Zencirli (Sam’al) olan bu devlet 150 sene devâm etti. M. Ö. 6. asırda Perslerin istilasına uğradı. Bilâhare Makedonya Kralı İskender, Anadolu’yu işgâl ve Pers (İran) Devletini yenerek bu bölgeyi de istilâ etti. İskender’in ölümünden sonra Makedonya İmparatorluğu, generalleri arasında taksim edildi. İskender’in generallerinden Birinci Selevkos Asya İmparatorluğunu, Birinci Selevkos’un oğlu Birinci Antiochus, Hatay bölgesinde Antakya şehrini kurdu.
Antakya M.Ö. 306-280 arasında 26 sene Asya İmparatorluğunun başşehri oldu. Şehir nüfûsu 500 bini geçerek Roma ve İskenderun’dan sonra dünyânın üçüncü büyük şehri oldu. Selevkos Devleti, başşehrini Selevkiya şehrine nakledince Antakya gerilemeye başladı. Roma imparatorluğu, Selevkos (Asya) Devletini ilhak edince, bölge Romalıların eline geçti. Roma imparatorluğu M.S. 395’te ikiye parçalanınca bu bölge, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. M.S. 395’ten îtibâren 243 sene Antakya, Bizans ve Sâsânîler arasında el değiştirdi. Hıristiyanların dînî merkezi hâline geldi. Sâsânî imparatoru Şehinşah Birinci Sâpûr, 260 senesinde şehri aldı. Bizanslıların 538 senesinde geri almalarını müteakip Birinci Hüsrev Nûşirevân tekrar şehri ele geçirdi. Halkın büyük kısmını, Bağdat yakınlarındaki başşehir Medâyin’in civârında kurulan Rûmiye şehrine yerleştirdi. Bizans imparatoru Justinianus, Antakya’yı Sâsânîlerden geri aldı ve yeniden inşâ ettirdi.
Hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında 638’de İslâm ordusu Antakya’yı fethetti. 688’de Bizanslılar bu şehri geri almak istediler, fakat muvaffak olamadılar. Antakya, Abbâsî Devletinin Bizans’a karşı bir sınır eyâletinin merkezi (Avâsım) oldu. Daha sonraları Halep’te kurulanHamdânî Emirliği, bu bölgeye sâhip oldu. 966 senesinde Bizans saldırısına karşı şehir kendini savundu. 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, Müslümanlar arasındaki iç savaşlardan istifâde ile şehri geri aldı(969). 115 sene Bizans’ın işgâli altında kaldıktan sonra Anadolu fâtihi ve Türkiye Selçukluları Devleti hükümdârı Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah, 1084’te Antakya’yı fethederek, Türk topraklarına kattı. 1086’da Süleymân Şahla Alparslan’ın oğlu Sultan Tutuş (Suriye Selçukluları hükümdârı) arasında çıkan kardeş kavgası (iç savaş) sırasında Kutalmışoğlu Süleymân Şahın vefât etmesiyle şehir, Tutuş’un hâkimiyetine geçti.
1071 Malazgird Zaferinin intikâmını almak, Türkleri Anadolu’dan atmak, Kudüs’ü ele geçirmek ve İslâmiyeti imhâ etmek maksadıyla Avrupa Hıristiyanları, Haçlı seferleri tertiplediler. Bu seferlerden ilki olan Birinci Haçlı Seferinde 600.000 kişilik bir Haçlı ordusu Anadolu’ya geldi. Bunlardan 500.000’i Türkiye Selçukluları Sultânı Birinci Kılıç Arslan tarafından gerilla savaşları ile imhâ edildi. Geriye kalan 100.000 kişilik Haçlı ordusu, 21 Ekim 1097’deAntakya önlerine geldi. Şehri Türk komutanı Yağıbasan Bey savunuyordu. Kuşatma 7,5 ay sürdü. Antakyalı birkaç Hıristiyan 5 Haziran 1098’de kale kapılarından birini açarak Haçlı ordusunun gizliceAntakya’ya girmesini sağladılar. Kaleye giren Haçlılar, Müslümanları ve hattâ Hıristiyanları kılıçtan geçirdiler. Selçuklu Sultânı, bu mühim şehri geri almak için Kerboğa Bey komutasında büyük bir Türk ordusunu gönderdi. Antakya düşmek üzereyken bir papaz, hazret-i Îsâ’nın bağrına saplanan mızrağı buldum yalanını söyleyerek Hıristiyanları coşturdu ve Antakya’yı Türklerin geri almasını engelledi. Burası merkez olmak üzere bir Haçlı Prensliği kuruldu. Kudüs’e yönelen 100.000’e yakın Haçlı sürüsü, Kudüs’ü işgâl edince câmilere sığınan Müslümanları katlettiler. Câmilerde Haçlı süvârilerinin atlarının karnına ulaşan kan gölü meydana geldi. Kudüs Haçlı Krallığına bağlı olan Antakya Haçlı Prensliği, 170 sene Antakya’ya hâkim oldu. 19 Mayıs 1268’de Türk-Memlûk Sultânı Baybars, Antakya’yı geri alarak 170 sene bu şehre kan kusturan Haçlı Prensliğini ortadan kaldırdı.
Şam, Halep, Lazkiye, Hama ve Humus ile rekâbet edemeyen Antakya, gerilemeye başladı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da Mercidâbık Zaferi ile Suriye ve Hatay’ı Osmanlı Devletine kattı. On yedinci asırda Antakya 5 sancaklı Trablusşam eyâletine (beylerbeyliğine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Yirminci asır başlarında ise 3 sancaklı Halep vilâyetinin (eyâletinin) merkez sancağına bağlı 14 kazâdan biriydi. Bu kazâlardan biri de İskenderun’du. Birinci Dünyâ Harbinin sonunda Ekim 1918 sonlarında Antakya’yı İngilizler işgâl ettiler ve bir sene sonra Fransızlara devrettiler. 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile Fransızların iç bağımsızlık tanıdıkları İskenderun sancağında çoğunluk Türklerdeydi. Buna rağmen Fransa iki kardeş ve komşu ülke olan Türkiye ile Suriye’nin arasına fitne tohumu ekmek için, Misâk-ı Millî sınırları içinde olan Hatay’ı (İskenderun sancağını) Lozan’da geri vermedi. Fransızlar, 1925 Martında İskenderun sancağının idâresini diğer Sûriye illerinden ayırdılar. Türkçe, Arapça ve Fransızcayı resmî dil kabul ettiler. 1937’de bağımsız Hatay Cumhûriyeti kuruldu. 23 Haziran 1939’da Türkiye-Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. 23 Temmuz 1939’da Hatay, Türkiye’nin bir vilâyeti oldu.
Fizikî Yapı
Hatay topraklarının % 46’sını dağlar, % 20’sini yaylalar ve % 34’ünü ovalar kaplar. Üçte ikisine yakını dağlık sayılır.
Dağları: Hatay’ın en önemli dağları Amanos Dağları’dır. Güneybatı-kuzeydoğu istikâmetinde İskenderun Körfezi kıyısına paralel olarak bir duvar gibi uzanır. Uzunluğu 180 km, genişliği 15-30 km olup, en önemli geçidi Elmadağ üzerindeki Belen Geçididir. Geçidin denizden yüksekliği 660 m’dir. Bu dağlar kıyıdaki dar ova ile içerideki Amik Ovasını ikiye böler. Amanos Dağlarının yeni ismi Nur Dağlarıdır. Eskiden Gavur Dağları da denirdi. Amanos Dağları üzerinde Musa Dağı, Daz Dağı (Mığır Tepe 2240 m), Kızıl Dağı (1735 m), İkiztepe (1700 m), Kanlık Tepe başlıca yüksek yerleridir. Asi Nehrinin dirseği içinde kalan Keldağ (Cebel-i Akra) 1730 m’dir. ZiyâretDağ 1235 m’dir. Amanos Dağlarının 800-1000 m yükseklikteki yamaçlarında bir çok yayla vardır. Soğukoluk, Belen, Zorkun ve Atik Yaylaları, yaz-kış kullanılır.
Ovaları: İl topraklarının orta kısmında geniş bir (çöküntü) çukur alan vardır. Bu alanın büyük kısmı Amik Ovasını teşkil eder. Denizden yüksekliği 80 m olan bu ova 900 km2 dir. 90 kilometrekarelik Amik Gölü ile etrâfındaki 200 kilometrekarelik bataklık 1980’de tarım alanı hâline getirilmiştir. Bu ova, Asi Vâdisi, Afrin Vâdisi ve Karasu Vâdisi ile genişler. Amanos Dağları ile İskenderun Körfezi arasında dar kıyı ovaları olan İskenderun, Dörtyol, Payas ve Arsuz ovalarında Akdeniz bitkileri yetişir.
Akarsuları: AsiIrmağı: 380 km uzunluktadır. Hatay’ın en önemli akarsuyudur. Lübnan Dağlarından çıkarak Suriye’ye girer. Türkiye-Suriye sınırında 30 km aktıktan sonra Amik Ovasının güneyinden batıya kıvrılarak dirsek yapan Samandağı yakınında denize dökülür. Türkiye’deki uzunluğu 94 km’dir. Amanos Dağları ile Keldağ arasında açtığı vâdide Büyük Akarçay, Küçük Akarçay, Hüseyinli Dereleri ve Hupnik Çayı bulunur. Afrin Çayı: Gâziantep’in Sof Dağları eteklerinden çıkar, Kilis yakınında Suriye’ye girer, Reyhanlı kuzeyinden yeniden topraklarımıza girer ve Amik Ovasını sular. Asi Irmağına karışır. Karasu: Kahramanmaraş’ın Akçadağ ve Kartal Dağı eteklerinden çıkar, Çatalyurt yakınında Hatay topraklarına girer, Amik Ovasını sulayıp Asi Nehrine karışır.
Gölleri: 90 kilometrekarelik Amik Gölünün kurutulmasından sonra tabiî büyük göl kalmamıştır. Kurutulma işine 1954’te başlanmış, 1973’te tamamlanmıştır. Tahta Köprü Baraj Gölü: Karasu üzerinde sulama maksadıyla kuruluş bir barajdır. 200 milyon m3 su kapasiteli bu baraj ile 20 bin hektarlık tarım sahası sulanmaktadır. Bağlama, Gülbaşı ve Yenişehir Gölcükleri vardır. Kahramanmaraş’ta kurulmakta olan Menzelet Barajından Hatay içme ve sulama için istifâde edecektir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hatay ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak; kışlar ılık ve yağışlı geçer. Senede ancak bir kaç gün kar yağar. Sıcaklık, -6,3°C ile +43°C arasında seyreder. Dağların yüksek noktalarında sıcaklık, ovalara nazaran daha düşüktür. Senelik yağış miktarı 877-1174 mm’dir.
Bitki örtüsü: Kıyı ovaları ile Amik Ovasında her çeşit bitki yetişir. Arâzinin % 44’ü ekili-dikili alanlar,% 38’i orman ve makilerle, % 14’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Tarıma elverişli olmayan kısmı % 4’dür. Dağların 800 m yüksekliğe kadar olan kısmı makilerle, 800-1200 m arası meşe, kayın, ardıç, kızılcık, kavak ve çınar ağaçları ile kaplıdır. 1200 m yukarısında karaçam, kızılçam ve sedir ağaçları bulunur.
Ekonomi
Hatay’ın ekonomisi tarım, sanâyi ve ticârete dayanır.
Tarım: Hatay ilinin toprakları verimli olup, sulanan ekim alanları çoktur. Modern tarım âletleri yaygındır. Bu bakımdan çok çeşitli ve bol ürün alınır. Tahıl, sebze ve meyve ambarıdır. Buğday, arpa, pirinç, mercimek, pamuk, yerfıstığı, sebze (domates, patlıcan, biber, fasulye ve soğan), bol miktarda kavun-karpuz yetişir. Turunçgiller (portakal, mandalina, limon, turunç ve altıntop) 3 milyon ağaçtan ürün alınır. Dörtyol portakalı meşhurdur. Meyve olarak erik, kayısı, yenidünyâ, bâdem, incir ve üzüm bol olarak yetişir. Bu bölgede yetişen buğdayda nişasta miktarı fazladır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların tarla hâline getirilmesi ile hayvancılık gerilemiştir. Son senelerde yeniden hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hatay’ın 152 km’lik bir sâhili olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştir. Yakalanan balıklar il içinde tüketilir, az bir kısmı da Suriye’ye satılır.
Ormancılık: Hatay’ın orman varlığı zengin sayılır. % 38’i (210 bin hektar) orman ve makilerle kaplıdır. 114 köy orman kenarında ve içindedir. Her sene 50 bin ster yakacak odun ve 20 bin m3 sanâyi odunu ile 250 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Hatay ilinde krom, bakır, kurşun, demir, manyezit, mermer, manganez ve dolomit yatakları vardır. Fakat yalnız dolomit çıkarılır. Dolomit, demirin eritilmesinde, şişe ve cam, azot sanâyiinde kullanılır. Payas’ta 150 bin ton kapasiteli dolomit işletmesi vardır. İskenderun körfezinde petrol aranmaktadır. Bâzı sondaj kuyularında petrola rastlanmışsa da işletmek için daha büyük yatakların aranmasına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Hatay’da sanâyi sektörü gittikçe gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri 200’e yakındır. 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri sayısı iki bindir. 1960 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. Çırçır, sabun, yağ, un, gübre, dokuma, deri, mobilya ve tarım âletleri fabrikaları bulunuyordu. 1960’tan sonra motorlu araç, yağ, mazot ve hava filtreleri ve fren balataları yapan fabrikalar ile ambalaj için teneke kutu îmâl eden fabrika ve karoser atölyeleri kuruldu. Son senelerde 10 iş yerinde elektrik aletleri, akü, otomobil yedek parça, treyler ve tanker îmâl eden fabrika ve atölyeler kurulmuştur.
Bunlara ilâveten tuğla, kiremit ve çimento fabrikaları vardır. Türkiye’nin en büyük demir ve çelik fabrikası olan İSDEMİR, İskenderun’da 15 milyon metrekarelik bir sahada kurulmuş olup, 20 bin kişi çalışmaktadır. Bu fabrikada ham demir, blok çelik, yuvarlak çelik, pik demir, kok, katran, amonyum sulfat, ham ferol, saf benzol, saf ksilol, fotvol, sovent ve sodyum fenolat gibi çeşitli maddeler îmâl edilmektedir.
Ulaşım: Hatay ulaşım bakımından işlektir. Bütün köylerine yol vardır. Antakya-Reyhanlı asfalt yolu Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. Kahramanmaraş-Antakya E-391 karayolu ile Güneydoğu Anadoluya bağlanır. Avrupa-Anadolu-Ortadoğu-GüneyAsya’yı birbirine bağlayan E-5 karayolu Hatay’dan geçer. E-5 karayoluna Antakya ve İskenderun bağlanır. E-5 karayolu ayrıca Suriye’nin Lâzkıye şehrine ulaşır. Hatay, E-5 karayolu ile Ortadoğu ve Güney Asya’yı Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan mühim bir yerdedir. Hava alanı sâdece askerî maksatlarla kullanılır. Adana-Kahramanmaraş demiryolundan Yeşilkent’ten ayrılan bir kol güneye uzanarak İskenderun’a ulaşır. Motorlu tren ve ekspres seferleri yapılır. Demiryolu bilhassa yük taşımacılığında kullanılır.
Denizyolu: İstanbul ve İzmir’den sonra Türkiye’nin ihraç ve ithal bakımından en büyük limanı İskenderun limanıdır. Bu limana gelen gemilerin % 80’i yabancı bandıralıdır. Doğu Akdeniz’in en önemli limanı olan İskenderun limanı Çukurova, İç Anadolu ve Ortadoğu ülkelerine mal sevkinde mühim rol oynar.
Boru Hattı: Ham petrol, TPAO’nun Batman-İskenderun arasındaki boru hattı ile Batman’dan Dörtyol tesislerine, oradan da tankerlerle ülkemizin muhtelif yerlerine sevk edilir. Antakya-İskenderun yolunun on altıncı kilometresinde târihi Belen Geçidi vardır. Güney Anadolu’nun kapısıdır. Osmanlı devrinde bu geçidi 250 muhâfız (asker) beklerdi. Yanında cami, kervansaray ve Bakras Kalesi yer alır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.109.754 olup, 531.707’si İlçe merkezlerinde, 578.047’si bucak ve köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5.403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 205’tir. Nüfus, Asi Nehri Vâdisi ile Kuseyr Yaylasında toplanmıştır.
Örf ve âdetler: Hatay bölgesi (Antakya) 638 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm ordusu tarafından fethedilmiş, 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra yeniden Bizans’ın işgâline uğramış, 115 sene süren işgâle Selçuklu Türkleri son vererek 1085’te Türkler tarafından fethedilmiştir. 1097’de Birinci Haçlı Seferinde Haçlıların istilâsına uğramış, 170 sene süren Haçlı istilasına 1268’de Memlûk Sultanlığı son vermiş ve 1516’da Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı toprağına katmıştır. Romalılar zamânında Hıristiyanların önemli bir dînî merkezi olan bu bölge ve münhasıran Antakya’da Hıristiyan kültürü ve eski çağların kültürü unutularak Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Hatay bölgesinde örf, âdet, folklor ve her çeşit sosyal yaşantıda Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfette erkekler geniş şalvar ve uzun gömlek giyerler. Bellerinde kuşak yer alır. Ayrıca sırmalı abalar giyilir. Başlarına “kefiye” takarlar. Kadınlar yünlü veya pamuklu kumaştan beli bol fistan, üzerine kısa yelek, bellerine kuşak veya yağlık takarlar. Ayaklarına ince yün çorap, yemeni, çarık veya kundura giyerler. Başlarına depelik denilen gâzi ve reşat altınları ile tezyin edilmiş başlıklar giyerler, fes giydiklerinde ayrıca yaşmak takarlar.
Yemekler: Tarhana, bulgur, lor, çökelek, çiğ köfte, tuzlu yoğurt, işperek, züngül, bakla ezmesi, humus semsekli, sinikebap, sumak, bulgurla yapılan “toğga çorbası”, koyun etinin but kısmından dövülerek yapılan köfte, “oruk” ile künafe de mahallî yemekleridir.
El sanatları: Dokumacılık ve ağaç işçiliği oldukça gelişmiştir. Kilim, aba perde, gömlek, şalvar ve entari dokunur. Hasır işi çanta, tepsi ve sepetler meşhurdur.
Folklor: Hatay bölgesi mâni, efsâne, bilmece ve atasözleri bakımından zengindir. Çok sayıda halk şâiri yetişmiştir. Âşık Hasan, Âşık Avcı Osman, Avcı Hacı, Kul Celâl, Kul Mehmed, Sefil Molla ve Telli Osman’ın şiirleri zamânımıza ulaşanlardır. Halkoyunları zengindir. Çoğu “halay” cinsindendir. “Adana üçayağı, eli elime değdi, halebi, zeybek, çiftetelli, garip ve karşıda kavun yerler” başlıcalarıdır. Bölge türkü bakımından zengindir.
Eğitim: Hatay eğitim bakımından gelişmiş bir ilimizdir. Bütün köylerinde okul vardır. Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Hatay ilinde 130 anaokul, 627 ilkokul, 127 ortaokul, 60 lise, meslekî ve teknik lise vardır. Üniversiteye bağlı 2 meslek yüksek okulu ile 2 eğitim fakültesi bulunmaktadır. Yeni Kurulan M.Kemal Üniversitesi 1993-1994 yılında eğitime başladı.
İlçeleri
Hatay’ın, biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 284.195 olup, 123.871’i ilçe merkezinde, 160.324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Harbiye bucağına bağlı 9, Hıdırbey bucağına bağlı 19, Serinyol bucağına bağlı 15, Şenköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 689 km2 olup, nüfus yoğunluğu 412’dir. İlçe topraklarının batı ve güneyi dağlarla çevrilidir. Batısında Nur Dağları, güneyinde Kel Dağı, orta kesimde ise Amik Ovası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, buğdaydır. Akarsu boylarında meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılır. Çırçır ve dokuma atölyeleri tuğla ve nebati yağ fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Habib Neccar Dağı eteklerinde kurulmuştur. Ortasından Asi Irmağı geçer. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İsmi Antakya’dır. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 20 sene Fransız manda yönetiminde kaldıktan sonra 1939’da Türkiye topraklarına katıldı.
Altınözü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.288 olup, 6518’i ilçe merkezinde, 51.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Babatonun bucağına bağlı 8, Yiğityolu bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 357 km2 olup, nüfus yoğunluğu 163’tür. İlçe toprakları 150 m ile 680 m arasında değişen yükseklikte platolarla kaplıdır. Güneyinde Keldağ, Suriye sınırında Asi Havzası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, arpa ve buğdaydır. Hatay’ın en çok zeytin yetiştirilen ilçesidir. Hayvancılık bâzı bölgelerde yapılır. İlçe merkezi Keldağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Suriye sınırına çok yakındır. 1945’te ilçe olan Altınözü’nün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Belen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.893 olup, 15.629’u ilçe merkezinde, 7264’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminde dar bir ova yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kıyı ovasında turunçgiller, zeytin ve tahıl yetiştirilir. İlçe merkezi aynı isimle anılan yaylada kurulmuştur. İskenderun-Hatay karayolu ilçeden geçer. İskenderun’a bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Dörtyol: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 111.368 olup, 47.144’ü ilçe merkezinde, 64.224’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Yakacık bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe topraklarının kıyı kesiminde ovalık, bu bölgenin gerisinde yükselen dağlık bölge yer alır. Ovalar denize paralel uzarlar. En önemlisi Dörtyol Ovasıdır. Doğusunda Amanos (Nur) Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular ovaları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve turunçgillerdir. Bahçe sebzeciliğinin yanında turfanda sebzeciliğide gelişmiştir. En çok domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz, yerfıstığı yetiştirilir. Nur Dağlarındaki yaylalarda hayvancılık yapılır. Kıyı kesimlerde küçük çapta balıkçılık yapılır. İsdemir Yakacık Dolomit İşletmesi ve TPAO Dörtyol YüklemeTesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, denizden içeride Dörtyol Ovasında kurulmuştur. Adana-İskenderun demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 91 km mesafededir. 1909’da kaza oldu. Dörtyol Adana’ya bağlandı. 1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması üzerine Adana’dan ayrılıp, Hatay’ın bir ilçesi oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Erzin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.160 olup, 22.477’si ilçe merkezinde, 6683’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Amanos Dağları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve narenciyedir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nur Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Adana-İskenderun kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Eski ismi Yeşilkent’tir. Dörtyol ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hassa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.131 olup, 7714’ü ilçe merkezinde, 39.417’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Aktepe bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 495 km2 olup, nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe toprakları genelde düz alanlarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Karasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk ve arpa olup, ayrıca az miktarda zeytin, portakal ve mandalina yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağı olup, en çok kılkeçisi, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Hupnik Çayının batısında Amanos Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Gaziantep-İskenderun-Antakya Karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
İskenderun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 259.475 olup, 154.807’si ilçe merkezinde 104.668’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Uluçınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Darkıyı düzlükleri ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Amanos Dağlarının yüksek kesimlerinde (800-1000 m) Soğukoluk Yaylası vardır. İlçe sınırları içinde kalan en öneli ova Arsuz Ovasıdır. Dağlardan kaynaklanan sular küçük dereler halinde denize dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, turunçgiller, üzüm, yulaf, zeytin ve sebze olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. İskenderun Demir Çelik Tesisleri, pamuklu dokuma fabrikaları, çimento fabrikası, nebati yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlardır.
İlçe merkezi, İskenderun Körfezi kıyısında kurulmuştur. Adana-Hatay karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesafededir. Adana-Malatya demiryoluna Toprakkale’den ayrılan bir hatla bağlanır. İhrâcât ve ithâlât bakımından üçüncü büyük limana sahiptir. İsmi, Arapça küçük İskenderiye (İskenderune) den gelir. Târih boyunca çeşitli uygarlıkların hâkimiyeti altına giren İskenderun, 1822’de zelzelede büyük hasar görmüş ve tarihi eserlerin büyük kısmı yıkılmıştır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur. Türkiye’nin en kalabalık ilçesidir.
Kırıkhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.075 olup, 68.601’i ilçe merkezinde, 34.474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 46, Yalangoz bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 150’dir. İlçe toprakları genelde ovalarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. Amik Gölünün kurutulması ile elde edilen Amik Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü pamuk, çiğit, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, portakal ve mandalina yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla koyun beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Amanos Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 39 km mesafededir. Osmanlı Devleti zamanında, İskenderun-Halep ve Antakya-Maraş yollarının kavşağında yer aldığından çok sayıda han vardı. Bu yüzden ilçeye Kırıkhan ismi verilmiştir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kumlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.541 olup, 6142’si ilçe merkezinde, 9399’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup Amik Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday ve burçaktır. Suriye sınırında yer aldığından sınır ticâreti yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Amik Ovasında Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde kurulmuştur. Reyhanlıya bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Reyhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.254 olup, 42.451’i ilçe merkezinde, 20.803’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü Amik Ovasında yer alır. Suriye sınırında dağlık alanlar vardır. Ovayı, Asi Nehri ile Afrin Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, pamuk, zeytin ve arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, sebze ve yerfıstığı yetiştirilir. Çırçır ve dokuma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Cilvegözü Sınır Kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti yaygın bir şekilde yapılır.
İlçe merkezi, Amik Ovasının batısında Suriye sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı karayolu ilçenin 5 km güneyinden geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Eski ismi Intah’tır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Samandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 89.202 olup, 29.857’si ilçe merkezinde, 59.345’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Karaçay bucağına bağlı 16 köy vardır. Yüzölçümü 382 km2 olup, nüfus yoğunluğu 234’tür. İlçe topraklarının kuzeyi dağlıktır. Dağlık alanlarda kızılçam ve karaçam ormanları vardır. Asi Nehrinin denize döküldüğü kesimde bir kıyı ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, buğday, yerfıstığı, yulaf ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Kıyı kesimlerinde küçük çapta balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 25 km mesâfededir. Eski ismi Süveydiye’dir. 1948’de ilçe olurken ismi Samandağ olarak değiştirildi. Târihî eser yönünden zengin bir ilçedir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Yayladağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.172 olup, 6.496’sı ilçe merkezinde, 19.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Kışlak bucağına bağlı 9, Yeditepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 366 km2 olup nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Asi Irmağı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, yulaf, tütün ve baklagillerdir. İlçede yetiştirilen pipo tütünü meşhurdur. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılır. İlçe topraklarında fosfat yatakları vardır.
İlçe merkezi ormanlık bir yaylada kurulmuştur. Hatay-Lazkiye (Suriye) karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi “Ordu Muradiye’dir. Türkiye’nin en güney noktası ilçe sınırları içindedir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Hatay ili târihî zenginliği yanında tabiî güzellikler yönünden turizme çok elverişlidir. İl topraklarıOsmanlı devri ve daha önceki devirlere âit târihî eserlerle doludur.
Antakya Kalesi: Kaleyi İskender’in generallerinden Selevkos yaptırmıştır. Devrin en büyük kalelerinden biri idi. Bizans İmparatoru Nikeforos zamânında tâmir edilmiştir. Surları İstanbul surlarından sonra Türkiye’nin en uzun surlarıdır. 30 km uzunluğunda olup, 360 burcu vardır. Bir kısmı yıkık vaziyettedir.
Koz (Kürşat) Kalesi: Altınözü ilçesinin Kozkale köyündedir. On üçüncü asırda haçlılar tarafından yapılmıştır. Düzgün kesme taştan yapılmış sağlam bir kaledir.
Payas Kalesi: Dörtyol ilçesindedir. Romalılar döneminde yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamânında tâmir ettirilmiştir. Sekiz kulesi olan kalenin etrâfı geniş, derin bir hendekle çevrilidir.
Bakras Kale: İskenderun’un Ötençay köyündedir. Kızıldağ eteğinde karakol kalesi olarak kurulmuştur. Kale içinde sağlam bir kilise bulunmaktadır.
Sarıseki (Merkez) Kalesi: İskenderun-Adana karayolu üzerindedir. Günümüzde yıkık bir vaziyettedir.
Şalen (Sıvlan) Kalesi: İskenderun’un Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos Dağlarında sarp bir tepe üzerine kurulmuştur. Karakol Kalesi olarak kullanılmıştır.
Kızlar Sarayı: Reyhanlı-Halep yolu üstündedir. Beşinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Dînî bir merkez olup, kilise, manastır ve bunlarla ilgili yapılardan meydana gelmiştir.
Antakya Ulu Câmi: Sultan Selim Câmii de denir. Yapım târihi belli değildir. On altıncı asırda yeniden yapıldığı veya tâmir gördüğü tahmin edilmektedir. Selçuklu mîmârîtarzını andırır. Minâresi 1985 senesinde yeniden yapılmıştır.
Habib Neccar Câmii: Kilise iken câmiye çevrilmiştir. Minâresi 17. asırda barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır. Altında halkın ziyâret ettiği üç mezar vardır.
Sokullu Mehmed PaşaKülliyesi: Dörtyol ilçesindedir. Külliye, câmi, bedesten, hamam ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği şâhânedir. Câminin giriş kapısı renkli mermerden yapılmıştır.
Kâsım Bey Câmii: Yayladağı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Hanın beylerinden Kâsım Bey tarafından senesinde yaptırılmıştır. Dört defâ tâmir gördüğünü belirten kitâbesi vardır.
Belen Kervansarayı: Kânûnî Sultan Süleymân devrinde yaptırılmıştır. Han, hamam ve câmiden müteşekkildir. Günümüzde kullanılmakta olan hamam ve câmi klâsik Osmanlı mîmârî tarzındadır.
Cin Kulesi: Dörtyol ilçesinde Sokullu Mehmed Paşa külliyesi ile kıyı arasında en yüksek tepe üzerine yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Gözetleme kulesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.
Saint Pierre (Petrus) Kilisesi: Antakya’ya iki km uzaklıkta, Habibi Neccar Dağı üzerindedir. Tabiî bir mağaradır. Havârilerden Petrus’un burada konakladığı rivâyet edilir. Gotik stilindeki bu kiliseyi Haçlılar yapmıştır. M.S. 29’da Petrus, vaazları ile Hıristiyanlığı yaymıştır. Mağara içinde günahkârlar hamamı ve gizli tüneller vardır. Antakya, 5 Ortodoks patrikliğinden (İstanbul Fener, Moskova, İskenderiye, Kudüs ve Antakya) birinin merkeziydi.
Roma Köprüsü: Üçüncü asra âit bir eserdir. Antakya içindedir. Köprüde Roma kartalı vardır. Roma İmparatoru Diocieetlanus yaptırmıştır.
Titus Tüneli: Samandağı’nda bulunan bu tünel Roma imparatoru Titüs zamânında su kanalı olarak yapılmıştır. Bu kanaldan kalan kısım 130 m uzunluğunda 7 m yüksekliğinde ve 6 m genişliğindedir.
Cebel Akra: Hititlerden kalma eski eserler vardır.
İssos: Makedonya Kralı İskender’in İran Pers Şehinşahı, Üçüncü Dârâ’yı yendiği mühim bir savaş yeridir.
Samandağ’ın Mağaracık köyündeki Merdivenli Mağarada yapılan kazıda 5 devreye âit (kültür tabakası) bulunmuştur. Târih öncesi eski devrin en büyük şehirleri kabul edilen Teli Açana ve Teli Tayinat, Hatay ilindedir. Buralarda yapılan kazılarda 17 devreye âit (17 kültür tabakası) üst üste “17 şehir kalıntısı” bulunmuştur. Açana, bir açık hava müzesidir. M.Ö. 3400-3000 yıl öncesine âit eserler bulunmuştur. Samandağı’nda kaya mezarları yer alır. Antakya’nın kuzeydoğusunda 183 höyük vardır. Açana bunlardan sâdece biridir. Açana, Sami-Yamhad Krallığına bağlı Mukiş ülkesinin merkeziydi. İlk taş çağından Romalılara kadar uzanan medeniyetlerin izleri görülür. Dünyânın ikinci büyük mozaik kolleksiyonu Hatay Arkeoloji Müzesindedir. Buradaki eserler, ikinci ve beşinci asırlar arasına âittir. Müzede Hitit, Asur ve Sümerlere âit eserler ve eski para kolleksiyonları da vardır.
Mesire yerleri: Hatay mesire yerleri bakımından zengin bir ildir. Tabiî yapısı birçok bölgenin mesire yeri olarak kullanılmasına imkân tanımıştır.
Harbiye: Çağlayanlar bölgesi olarak da bilinen bölge Antakya’ya 9 km uzaklıktadır. Defne ağaçları ile süslü, çok güzel manzaralı bir bölgedir.
Batıayaz (Teknepınar) Yaylası: Denizden 500 m yükseklikte olup, suyu ve havasıyla meşhur bir dinlenme yeridir. Havanın kuru olması yüzünden romatizmalıların büyük ilgi gösterdiği bu yaylada, av sporları da yapılabilmektedir.
Yayladağı: Yayladağı ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Soğukoluk: İskenderun-Antakya karayolu üzerinde İskenderun’a 20 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manzarası ve suyu çok güzeldir.
Kuzuavlu: Dörtyol ilçesine 15 km uzaklıkta bir orman içi dinlenme yeridir. Serin havası ile ilgi çeker.
Kisecik: Şifâlı içme sularıyla yöre insanının rağbet ettiği ormanlık ve yayla niteliklerine sâhip güzel bir mesire yeridir.
Ayışığı: Yayladağı yolu üzerinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, sağlıklı bir hayat için ideal hava şartlarına sâhip bir mesire yeridir.
Kaplıcalar ve içmeler:
Hatay ili şifâlı su kaynakları bakımından zengin değildir. Önemli olanları şunlardır:
Reyhanlı Kaplıcası: Reyhanlı-Kırıkhan yolu üzerinde Reyhanlı’ya 20 km uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınırı yakınlarındadır. Kaplıca suyu genellikle ağrılı hastalıklara ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.
Erzin Başlamış Kaplıcası: Erzin ilçesine bağlı Başlamış köyündedir. Hem içme, hem de banyo kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde, barsak ve pankreas hastalıklarında faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
HATAY
İlin Kimliği
Yüzölçümü: 5403 km2
Nüfûsu: 1.109.754
İlçeleri: Merkez, Altınözü, Belen, Dörtyol, Erzin, Hassa, İskenderun, Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı, Samandağı
Türkiye’nin en güneyinde bir sınır ilimiz. 35°52’ ve 37°04’ kuzey enlemleri ile 35°40’ ve 36°35’ doğu boylamları arasında yer alır. İl toprakları, doğu ve güneyde Suriye sınırı, kuzeydoğuda Gâziantep, kuzey ve kuzeybatıda Adana, batıda ise İskenderun Körfezi ile çevrilidir. Trafik numarası 31’dir.
İsminin Menşei
Osmanlı devrinde “İskenderun Sancağı” adıyla anılan bölge, Cumhûriyet devrinde Türkiye’ye katıldıktan sonra “Hatay” ismini almıştır. Hititlilere “Hatti” denir ve bunlar da, Hatay bölgesine “Hattena” derlerdi. Araplar “Antakiye”, Selökitler ise Antiokheia demişlerdir.
Târihi
Hatay, Hititlerin bir toprağıydı Hitit imparatorluğunun yıkılışından az önce bu bölgede bağımsız bir Hitit devleti kuruldu. Başkenti Zencirli (Sam’al) olan bu devlet 150 sene devâm etti. M. Ö. 6. asırda Perslerin istilasına uğradı. Bilâhare Makedonya Kralı İskender, Anadolu’yu işgâl ve Pers (İran) Devletini yenerek bu bölgeyi de istilâ etti. İskender’in ölümünden sonra Makedonya İmparatorluğu, generalleri arasında taksim edildi. İskender’in generallerinden Birinci Selevkos Asya İmparatorluğunu, Birinci Selevkos’un oğlu Birinci Antiochus, Hatay bölgesinde Antakya şehrini kurdu.
Antakya M.Ö. 306-280 arasında 26 sene Asya İmparatorluğunun başşehri oldu. Şehir nüfûsu 500 bini geçerek Roma ve İskenderun’dan sonra dünyânın üçüncü büyük şehri oldu. Selevkos Devleti, başşehrini Selevkiya şehrine nakledince Antakya gerilemeye başladı. Roma imparatorluğu, Selevkos (Asya) Devletini ilhak edince, bölge Romalıların eline geçti. Roma imparatorluğu M.S. 395’te ikiye parçalanınca bu bölge, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. M.S. 395’ten îtibâren 243 sene Antakya, Bizans ve Sâsânîler arasında el değiştirdi. Hıristiyanların dînî merkezi hâline geldi. Sâsânî imparatoru Şehinşah Birinci Sâpûr, 260 senesinde şehri aldı. Bizanslıların 538 senesinde geri almalarını müteakip Birinci Hüsrev Nûşirevân tekrar şehri ele geçirdi. Halkın büyük kısmını, Bağdat yakınlarındaki başşehir Medâyin’in civârında kurulan Rûmiye şehrine yerleştirdi. Bizans imparatoru Justinianus, Antakya’yı Sâsânîlerden geri aldı ve yeniden inşâ ettirdi.
Hazret-i Ömer’in halîfeliği sırasında 638’de İslâm ordusu Antakya’yı fethetti. 688’de Bizanslılar bu şehri geri almak istediler, fakat muvaffak olamadılar. Antakya, Abbâsî Devletinin Bizans’a karşı bir sınır eyâletinin merkezi (Avâsım) oldu. Daha sonraları Halep’te kurulanHamdânî Emirliği, bu bölgeye sâhip oldu. 966 senesinde Bizans saldırısına karşı şehir kendini savundu. 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, Müslümanlar arasındaki iç savaşlardan istifâde ile şehri geri aldı(969). 115 sene Bizans’ın işgâli altında kaldıktan sonra Anadolu fâtihi ve Türkiye Selçukluları Devleti hükümdârı Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah, 1084’te Antakya’yı fethederek, Türk topraklarına kattı. 1086’da Süleymân Şahla Alparslan’ın oğlu Sultan Tutuş (Suriye Selçukluları hükümdârı) arasında çıkan kardeş kavgası (iç savaş) sırasında Kutalmışoğlu Süleymân Şahın vefât etmesiyle şehir, Tutuş’un hâkimiyetine geçti.
1071 Malazgird Zaferinin intikâmını almak, Türkleri Anadolu’dan atmak, Kudüs’ü ele geçirmek ve İslâmiyeti imhâ etmek maksadıyla Avrupa Hıristiyanları, Haçlı seferleri tertiplediler. Bu seferlerden ilki olan Birinci Haçlı Seferinde 600.000 kişilik bir Haçlı ordusu Anadolu’ya geldi. Bunlardan 500.000’i Türkiye Selçukluları Sultânı Birinci Kılıç Arslan tarafından gerilla savaşları ile imhâ edildi. Geriye kalan 100.000 kişilik Haçlı ordusu, 21 Ekim 1097’deAntakya önlerine geldi. Şehri Türk komutanı Yağıbasan Bey savunuyordu. Kuşatma 7,5 ay sürdü. Antakyalı birkaç Hıristiyan 5 Haziran 1098’de kale kapılarından birini açarak Haçlı ordusunun gizliceAntakya’ya girmesini sağladılar. Kaleye giren Haçlılar, Müslümanları ve hattâ Hıristiyanları kılıçtan geçirdiler. Selçuklu Sultânı, bu mühim şehri geri almak için Kerboğa Bey komutasında büyük bir Türk ordusunu gönderdi. Antakya düşmek üzereyken bir papaz, hazret-i Îsâ’nın bağrına saplanan mızrağı buldum yalanını söyleyerek Hıristiyanları coşturdu ve Antakya’yı Türklerin geri almasını engelledi. Burası merkez olmak üzere bir Haçlı Prensliği kuruldu. Kudüs’e yönelen 100.000’e yakın Haçlı sürüsü, Kudüs’ü işgâl edince câmilere sığınan Müslümanları katlettiler. Câmilerde Haçlı süvârilerinin atlarının karnına ulaşan kan gölü meydana geldi. Kudüs Haçlı Krallığına bağlı olan Antakya Haçlı Prensliği, 170 sene Antakya’ya hâkim oldu. 19 Mayıs 1268’de Türk-Memlûk Sultânı Baybars, Antakya’yı geri alarak 170 sene bu şehre kan kusturan Haçlı Prensliğini ortadan kaldırdı.
Şam, Halep, Lazkiye, Hama ve Humus ile rekâbet edemeyen Antakya, gerilemeye başladı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da Mercidâbık Zaferi ile Suriye ve Hatay’ı Osmanlı Devletine kattı. On yedinci asırda Antakya 5 sancaklı Trablusşam eyâletine (beylerbeyliğine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Yirminci asır başlarında ise 3 sancaklı Halep vilâyetinin (eyâletinin) merkez sancağına bağlı 14 kazâdan biriydi. Bu kazâlardan biri de İskenderun’du. Birinci Dünyâ Harbinin sonunda Ekim 1918 sonlarında Antakya’yı İngilizler işgâl ettiler ve bir sene sonra Fransızlara devrettiler. 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile Fransızların iç bağımsızlık tanıdıkları İskenderun sancağında çoğunluk Türklerdeydi. Buna rağmen Fransa iki kardeş ve komşu ülke olan Türkiye ile Suriye’nin arasına fitne tohumu ekmek için, Misâk-ı Millî sınırları içinde olan Hatay’ı (İskenderun sancağını) Lozan’da geri vermedi. Fransızlar, 1925 Martında İskenderun sancağının idâresini diğer Sûriye illerinden ayırdılar. Türkçe, Arapça ve Fransızcayı resmî dil kabul ettiler. 1937’de bağımsız Hatay Cumhûriyeti kuruldu. 23 Haziran 1939’da Türkiye-Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. 23 Temmuz 1939’da Hatay, Türkiye’nin bir vilâyeti oldu.
Fizikî Yapı
Hatay topraklarının % 46’sını dağlar, % 20’sini yaylalar ve % 34’ünü ovalar kaplar. Üçte ikisine yakını dağlık sayılır.
Dağları: Hatay’ın en önemli dağları Amanos Dağları’dır. Güneybatı-kuzeydoğu istikâmetinde İskenderun Körfezi kıyısına paralel olarak bir duvar gibi uzanır. Uzunluğu 180 km, genişliği 15-30 km olup, en önemli geçidi Elmadağ üzerindeki Belen Geçididir. Geçidin denizden yüksekliği 660 m’dir. Bu dağlar kıyıdaki dar ova ile içerideki Amik Ovasını ikiye böler. Amanos Dağlarının yeni ismi Nur Dağlarıdır. Eskiden Gavur Dağları da denirdi. Amanos Dağları üzerinde Musa Dağı, Daz Dağı (Mığır Tepe 2240 m), Kızıl Dağı (1735 m), İkiztepe (1700 m), Kanlık Tepe başlıca yüksek yerleridir. Asi Nehrinin dirseği içinde kalan Keldağ (Cebel-i Akra) 1730 m’dir. ZiyâretDağ 1235 m’dir. Amanos Dağlarının 800-1000 m yükseklikteki yamaçlarında bir çok yayla vardır. Soğukoluk, Belen, Zorkun ve Atik Yaylaları, yaz-kış kullanılır.
Ovaları: İl topraklarının orta kısmında geniş bir (çöküntü) çukur alan vardır. Bu alanın büyük kısmı Amik Ovasını teşkil eder. Denizden yüksekliği 80 m olan bu ova 900 km2 dir. 90 kilometrekarelik Amik Gölü ile etrâfındaki 200 kilometrekarelik bataklık 1980’de tarım alanı hâline getirilmiştir. Bu ova, Asi Vâdisi, Afrin Vâdisi ve Karasu Vâdisi ile genişler. Amanos Dağları ile İskenderun Körfezi arasında dar kıyı ovaları olan İskenderun, Dörtyol, Payas ve Arsuz ovalarında Akdeniz bitkileri yetişir.
Akarsuları: AsiIrmağı: 380 km uzunluktadır. Hatay’ın en önemli akarsuyudur. Lübnan Dağlarından çıkarak Suriye’ye girer. Türkiye-Suriye sınırında 30 km aktıktan sonra Amik Ovasının güneyinden batıya kıvrılarak dirsek yapan Samandağı yakınında denize dökülür. Türkiye’deki uzunluğu 94 km’dir. Amanos Dağları ile Keldağ arasında açtığı vâdide Büyük Akarçay, Küçük Akarçay, Hüseyinli Dereleri ve Hupnik Çayı bulunur. Afrin Çayı: Gâziantep’in Sof Dağları eteklerinden çıkar, Kilis yakınında Suriye’ye girer, Reyhanlı kuzeyinden yeniden topraklarımıza girer ve Amik Ovasını sular. Asi Irmağına karışır. Karasu: Kahramanmaraş’ın Akçadağ ve Kartal Dağı eteklerinden çıkar, Çatalyurt yakınında Hatay topraklarına girer, Amik Ovasını sulayıp Asi Nehrine karışır.
Gölleri: 90 kilometrekarelik Amik Gölünün kurutulmasından sonra tabiî büyük göl kalmamıştır. Kurutulma işine 1954’te başlanmış, 1973’te tamamlanmıştır. Tahta Köprü Baraj Gölü: Karasu üzerinde sulama maksadıyla kuruluş bir barajdır. 200 milyon m3 su kapasiteli bu baraj ile 20 bin hektarlık tarım sahası sulanmaktadır. Bağlama, Gülbaşı ve Yenişehir Gölcükleri vardır. Kahramanmaraş’ta kurulmakta olan Menzelet Barajından Hatay içme ve sulama için istifâde edecektir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hatay ilinde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak; kışlar ılık ve yağışlı geçer. Senede ancak bir kaç gün kar yağar. Sıcaklık, -6,3°C ile +43°C arasında seyreder. Dağların yüksek noktalarında sıcaklık, ovalara nazaran daha düşüktür. Senelik yağış miktarı 877-1174 mm’dir.
Bitki örtüsü: Kıyı ovaları ile Amik Ovasında her çeşit bitki yetişir. Arâzinin % 44’ü ekili-dikili alanlar,% 38’i orman ve makilerle, % 14’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Tarıma elverişli olmayan kısmı % 4’dür. Dağların 800 m yüksekliğe kadar olan kısmı makilerle, 800-1200 m arası meşe, kayın, ardıç, kızılcık, kavak ve çınar ağaçları ile kaplıdır. 1200 m yukarısında karaçam, kızılçam ve sedir ağaçları bulunur.
Ekonomi
Hatay’ın ekonomisi tarım, sanâyi ve ticârete dayanır.
Tarım: Hatay ilinin toprakları verimli olup, sulanan ekim alanları çoktur. Modern tarım âletleri yaygındır. Bu bakımdan çok çeşitli ve bol ürün alınır. Tahıl, sebze ve meyve ambarıdır. Buğday, arpa, pirinç, mercimek, pamuk, yerfıstığı, sebze (domates, patlıcan, biber, fasulye ve soğan), bol miktarda kavun-karpuz yetişir. Turunçgiller (portakal, mandalina, limon, turunç ve altıntop) 3 milyon ağaçtan ürün alınır. Dörtyol portakalı meşhurdur. Meyve olarak erik, kayısı, yenidünyâ, bâdem, incir ve üzüm bol olarak yetişir. Bu bölgede yetişen buğdayda nişasta miktarı fazladır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların tarla hâline getirilmesi ile hayvancılık gerilemiştir. Son senelerde yeniden hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hatay’ın 152 km’lik bir sâhili olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştir. Yakalanan balıklar il içinde tüketilir, az bir kısmı da Suriye’ye satılır.
Ormancılık: Hatay’ın orman varlığı zengin sayılır. % 38’i (210 bin hektar) orman ve makilerle kaplıdır. 114 köy orman kenarında ve içindedir. Her sene 50 bin ster yakacak odun ve 20 bin m3 sanâyi odunu ile 250 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Hatay ilinde krom, bakır, kurşun, demir, manyezit, mermer, manganez ve dolomit yatakları vardır. Fakat yalnız dolomit çıkarılır. Dolomit, demirin eritilmesinde, şişe ve cam, azot sanâyiinde kullanılır. Payas’ta 150 bin ton kapasiteli dolomit işletmesi vardır. İskenderun körfezinde petrol aranmaktadır. Bâzı sondaj kuyularında petrola rastlanmışsa da işletmek için daha büyük yatakların aranmasına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Hatay’da sanâyi sektörü gittikçe gelişmektedir. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri 200’e yakındır. 10 kişiden az işçi çalıştıran iş yeri sayısı iki bindir. 1960 senesine kadar sanâyi tarıma dayalı idi. Çırçır, sabun, yağ, un, gübre, dokuma, deri, mobilya ve tarım âletleri fabrikaları bulunuyordu. 1960’tan sonra motorlu araç, yağ, mazot ve hava filtreleri ve fren balataları yapan fabrikalar ile ambalaj için teneke kutu îmâl eden fabrika ve karoser atölyeleri kuruldu. Son senelerde 10 iş yerinde elektrik aletleri, akü, otomobil yedek parça, treyler ve tanker îmâl eden fabrika ve atölyeler kurulmuştur.
Bunlara ilâveten tuğla, kiremit ve çimento fabrikaları vardır. Türkiye’nin en büyük demir ve çelik fabrikası olan İSDEMİR, İskenderun’da 15 milyon metrekarelik bir sahada kurulmuş olup, 20 bin kişi çalışmaktadır. Bu fabrikada ham demir, blok çelik, yuvarlak çelik, pik demir, kok, katran, amonyum sulfat, ham ferol, saf benzol, saf ksilol, fotvol, sovent ve sodyum fenolat gibi çeşitli maddeler îmâl edilmektedir.
Ulaşım: Hatay ulaşım bakımından işlektir. Bütün köylerine yol vardır. Antakya-Reyhanlı asfalt yolu Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. Kahramanmaraş-Antakya E-391 karayolu ile Güneydoğu Anadoluya bağlanır. Avrupa-Anadolu-Ortadoğu-GüneyAsya’yı birbirine bağlayan E-5 karayolu Hatay’dan geçer. E-5 karayoluna Antakya ve İskenderun bağlanır. E-5 karayolu ayrıca Suriye’nin Lâzkıye şehrine ulaşır. Hatay, E-5 karayolu ile Ortadoğu ve Güney Asya’yı Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan mühim bir yerdedir. Hava alanı sâdece askerî maksatlarla kullanılır. Adana-Kahramanmaraş demiryolundan Yeşilkent’ten ayrılan bir kol güneye uzanarak İskenderun’a ulaşır. Motorlu tren ve ekspres seferleri yapılır. Demiryolu bilhassa yük taşımacılığında kullanılır.
Denizyolu: İstanbul ve İzmir’den sonra Türkiye’nin ihraç ve ithal bakımından en büyük limanı İskenderun limanıdır. Bu limana gelen gemilerin % 80’i yabancı bandıralıdır. Doğu Akdeniz’in en önemli limanı olan İskenderun limanı Çukurova, İç Anadolu ve Ortadoğu ülkelerine mal sevkinde mühim rol oynar.
Boru Hattı: Ham petrol, TPAO’nun Batman-İskenderun arasındaki boru hattı ile Batman’dan Dörtyol tesislerine, oradan da tankerlerle ülkemizin muhtelif yerlerine sevk edilir. Antakya-İskenderun yolunun on altıncı kilometresinde târihi Belen Geçidi vardır. Güney Anadolu’nun kapısıdır. Osmanlı devrinde bu geçidi 250 muhâfız (asker) beklerdi. Yanında cami, kervansaray ve Bakras Kalesi yer alır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.109.754 olup, 531.707’si İlçe merkezlerinde, 578.047’si bucak ve köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5.403 km2 olup, nüfus yoğunluğu 205’tir. Nüfus, Asi Nehri Vâdisi ile Kuseyr Yaylasında toplanmıştır.
Örf ve âdetler: Hatay bölgesi (Antakya) 638 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm ordusu tarafından fethedilmiş, 331 sene süren İslâm hâkimiyetinden sonra yeniden Bizans’ın işgâline uğramış, 115 sene süren işgâle Selçuklu Türkleri son vererek 1085’te Türkler tarafından fethedilmiştir. 1097’de Birinci Haçlı Seferinde Haçlıların istilâsına uğramış, 170 sene süren Haçlı istilasına 1268’de Memlûk Sultanlığı son vermiş ve 1516’da Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı toprağına katmıştır. Romalılar zamânında Hıristiyanların önemli bir dînî merkezi olan bu bölge ve münhasıran Antakya’da Hıristiyan kültürü ve eski çağların kültürü unutularak Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Hatay bölgesinde örf, âdet, folklor ve her çeşit sosyal yaşantıda Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfette erkekler geniş şalvar ve uzun gömlek giyerler. Bellerinde kuşak yer alır. Ayrıca sırmalı abalar giyilir. Başlarına “kefiye” takarlar. Kadınlar yünlü veya pamuklu kumaştan beli bol fistan, üzerine kısa yelek, bellerine kuşak veya yağlık takarlar. Ayaklarına ince yün çorap, yemeni, çarık veya kundura giyerler. Başlarına depelik denilen gâzi ve reşat altınları ile tezyin edilmiş başlıklar giyerler, fes giydiklerinde ayrıca yaşmak takarlar.
Yemekler: Tarhana, bulgur, lor, çökelek, çiğ köfte, tuzlu yoğurt, işperek, züngül, bakla ezmesi, humus semsekli, sinikebap, sumak, bulgurla yapılan “toğga çorbası”, koyun etinin but kısmından dövülerek yapılan köfte, “oruk” ile künafe de mahallî yemekleridir.
El sanatları: Dokumacılık ve ağaç işçiliği oldukça gelişmiştir. Kilim, aba perde, gömlek, şalvar ve entari dokunur. Hasır işi çanta, tepsi ve sepetler meşhurdur.
Folklor: Hatay bölgesi mâni, efsâne, bilmece ve atasözleri bakımından zengindir. Çok sayıda halk şâiri yetişmiştir. Âşık Hasan, Âşık Avcı Osman, Avcı Hacı, Kul Celâl, Kul Mehmed, Sefil Molla ve Telli Osman’ın şiirleri zamânımıza ulaşanlardır. Halkoyunları zengindir. Çoğu “halay” cinsindendir. “Adana üçayağı, eli elime değdi, halebi, zeybek, çiftetelli, garip ve karşıda kavun yerler” başlıcalarıdır. Bölge türkü bakımından zengindir.
Eğitim: Hatay eğitim bakımından gelişmiş bir ilimizdir. Bütün köylerinde okul vardır. Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Hatay ilinde 130 anaokul, 627 ilkokul, 127 ortaokul, 60 lise, meslekî ve teknik lise vardır. Üniversiteye bağlı 2 meslek yüksek okulu ile 2 eğitim fakültesi bulunmaktadır. Yeni Kurulan M.Kemal Üniversitesi 1993-1994 yılında eğitime başladı.
İlçeleri
Hatay’ın, biri merkez olmak üzere on iki ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 284.195 olup, 123.871’i ilçe merkezinde, 160.324’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Harbiye bucağına bağlı 9, Hıdırbey bucağına bağlı 19, Serinyol bucağına bağlı 15, Şenköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 689 km2 olup, nüfus yoğunluğu 412’dir. İlçe topraklarının batı ve güneyi dağlarla çevrilidir. Batısında Nur Dağları, güneyinde Kel Dağı, orta kesimde ise Amik Ovası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, zeytin, buğdaydır. Akarsu boylarında meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılır. Çırçır ve dokuma atölyeleri tuğla ve nebati yağ fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Habib Neccar Dağı eteklerinde kurulmuştur. Ortasından Asi Irmağı geçer. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İsmi Antakya’dır. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, 20 sene Fransız manda yönetiminde kaldıktan sonra 1939’da Türkiye topraklarına katıldı.
Altınözü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.288 olup, 6518’i ilçe merkezinde, 51.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Babatonun bucağına bağlı 8, Yiğityolu bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 357 km2 olup, nüfus yoğunluğu 163’tür. İlçe toprakları 150 m ile 680 m arasında değişen yükseklikte platolarla kaplıdır. Güneyinde Keldağ, Suriye sınırında Asi Havzası yer alır. İlçe topraklarını Asi Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, arpa ve buğdaydır. Hatay’ın en çok zeytin yetiştirilen ilçesidir. Hayvancılık bâzı bölgelerde yapılır. İlçe merkezi Keldağ eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Suriye sınırına çok yakındır. 1945’te ilçe olan Altınözü’nün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Belen: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.893 olup, 15.629’u ilçe merkezinde, 7264’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminde dar bir ova yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kıyı ovasında turunçgiller, zeytin ve tahıl yetiştirilir. İlçe merkezi aynı isimle anılan yaylada kurulmuştur. İskenderun-Hatay karayolu ilçeden geçer. İskenderun’a bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Dörtyol: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 111.368 olup, 47.144’ü ilçe merkezinde, 64.224’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10, Yakacık bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe topraklarının kıyı kesiminde ovalık, bu bölgenin gerisinde yükselen dağlık bölge yer alır. Ovalar denize paralel uzarlar. En önemlisi Dörtyol Ovasıdır. Doğusunda Amanos (Nur) Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular ovaları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve turunçgillerdir. Bahçe sebzeciliğinin yanında turfanda sebzeciliğide gelişmiştir. En çok domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz, yerfıstığı yetiştirilir. Nur Dağlarındaki yaylalarda hayvancılık yapılır. Kıyı kesimlerde küçük çapta balıkçılık yapılır. İsdemir Yakacık Dolomit İşletmesi ve TPAO Dörtyol YüklemeTesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, denizden içeride Dörtyol Ovasında kurulmuştur. Adana-İskenderun demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 91 km mesafededir. 1909’da kaza oldu. Dörtyol Adana’ya bağlandı. 1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması üzerine Adana’dan ayrılıp, Hatay’ın bir ilçesi oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Erzin: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.160 olup, 22.477’si ilçe merkezinde, 6683’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Doğusunda Amanos Dağları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve narenciyedir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Nur Dağları eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Adana-İskenderun kara ve demiryolu ilçe topraklarından geçer. Eski ismi Yeşilkent’tir. Dörtyol ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hassa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.131 olup, 7714’ü ilçe merkezinde, 39.417’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Aktepe bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 495 km2 olup, nüfus yoğunluğu 95’tir. İlçe toprakları genelde düz alanlarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Karasu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, pamuk ve arpa olup, ayrıca az miktarda zeytin, portakal ve mandalina yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede geçim kaynağı olup, en çok kılkeçisi, koyun ve sığır beslenir.
İlçe merkezi Hupnik Çayının batısında Amanos Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Gaziantep-İskenderun-Antakya Karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
İskenderun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 259.475 olup, 154.807’si ilçe merkezinde 104.668’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Uluçınar bucağına bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları Darkıyı düzlükleri ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Amanos Dağlarının yüksek kesimlerinde (800-1000 m) Soğukoluk Yaylası vardır. İlçe sınırları içinde kalan en öneli ova Arsuz Ovasıdır. Dağlardan kaynaklanan sular küçük dereler halinde denize dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, turunçgiller, üzüm, yulaf, zeytin ve sebze olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagiller ve yerfıstığı yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Kıyılarda küçük çapta balıkçılık yapılır. İskenderun Demir Çelik Tesisleri, pamuklu dokuma fabrikaları, çimento fabrikası, nebati yağ fabrikaları, başlıca sanâyi kuruluşlardır.
İlçe merkezi, İskenderun Körfezi kıyısında kurulmuştur. Adana-Hatay karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 59 km mesafededir. Adana-Malatya demiryoluna Toprakkale’den ayrılan bir hatla bağlanır. İhrâcât ve ithâlât bakımından üçüncü büyük limana sahiptir. İsmi, Arapça küçük İskenderiye (İskenderune) den gelir. Târih boyunca çeşitli uygarlıkların hâkimiyeti altına giren İskenderun, 1822’de zelzelede büyük hasar görmüş ve tarihi eserlerin büyük kısmı yıkılmıştır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur. Türkiye’nin en kalabalık ilçesidir.
Kırıkhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 103.075 olup, 68.601’i ilçe merkezinde, 34.474’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 46, Yalangoz bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 688 km2 olup, nüfus yoğunluğu 150’dir. İlçe toprakları genelde ovalarla kaplıdır. Batısında Amanos Dağları yer alır. Amik Gölünün kurutulması ile elde edilen Amik Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü pamuk, çiğit, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, portakal ve mandalina yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla koyun beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Amanos Dağlarının doğu eteklerinde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 39 km mesafededir. Osmanlı Devleti zamanında, İskenderun-Halep ve Antakya-Maraş yollarının kavşağında yer aldığından çok sayıda han vardı. Bu yüzden ilçeye Kırıkhan ismi verilmiştir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kumlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.541 olup, 6142’si ilçe merkezinde, 9399’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup Amik Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, buğday ve burçaktır. Suriye sınırında yer aldığından sınır ticâreti yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Amik Ovasında Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde kurulmuştur. Reyhanlıya bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1968’de kurulmuştur.
Reyhanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 63.254 olup, 42.451’i ilçe merkezinde, 20.803’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü Amik Ovasında yer alır. Suriye sınırında dağlık alanlar vardır. Ovayı, Asi Nehri ile Afrin Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, pamuk, zeytin ve arpa olup ayrıca az miktarda üzüm, sebze ve yerfıstığı yetiştirilir. Çırçır ve dokuma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Cilvegözü Sınır Kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti yaygın bir şekilde yapılır.
İlçe merkezi, Amik Ovasının batısında Suriye sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. İskenderun-Cilvegözü sınır kapısı karayolu ilçenin 5 km güneyinden geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Eski ismi Intah’tır. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Samandağ: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 89.202 olup, 29.857’si ilçe merkezinde, 59.345’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Karaçay bucağına bağlı 16 köy vardır. Yüzölçümü 382 km2 olup, nüfus yoğunluğu 234’tür. İlçe topraklarının kuzeyi dağlıktır. Dağlık alanlarda kızılçam ve karaçam ormanları vardır. Asi Nehrinin denize döküldüğü kesimde bir kıyı ovası vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri portakal, mandalina, buğday, yerfıstığı, yulaf ve zeytin olup, ayrıca az miktarda arpa, sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Kıyı kesimlerinde küçük çapta balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 25 km mesâfededir. Eski ismi Süveydiye’dir. 1948’de ilçe olurken ismi Samandağ olarak değiştirildi. Târihî eser yönünden zengin bir ilçedir. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Yayladağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.172 olup, 6.496’sı ilçe merkezinde, 19.676’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Kışlak bucağına bağlı 9, Yeditepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 366 km2 olup nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Asi Irmağı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, yulaf, tütün ve baklagillerdir. İlçede yetiştirilen pipo tütünü meşhurdur. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılır. İlçe topraklarında fosfat yatakları vardır.
İlçe merkezi ormanlık bir yaylada kurulmuştur. Hatay-Lazkiye (Suriye) karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 48 km mesâfededir. Eski ismi “Ordu Muradiye’dir. Türkiye’nin en güney noktası ilçe sınırları içindedir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Hatay ili târihî zenginliği yanında tabiî güzellikler yönünden turizme çok elverişlidir. İl topraklarıOsmanlı devri ve daha önceki devirlere âit târihî eserlerle doludur.
Antakya Kalesi: Kaleyi İskender’in generallerinden Selevkos yaptırmıştır. Devrin en büyük kalelerinden biri idi. Bizans İmparatoru Nikeforos zamânında tâmir edilmiştir. Surları İstanbul surlarından sonra Türkiye’nin en uzun surlarıdır. 30 km uzunluğunda olup, 360 burcu vardır. Bir kısmı yıkık vaziyettedir.
Koz (Kürşat) Kalesi: Altınözü ilçesinin Kozkale köyündedir. On üçüncü asırda haçlılar tarafından yapılmıştır. Düzgün kesme taştan yapılmış sağlam bir kaledir.
Payas Kalesi: Dörtyol ilçesindedir. Romalılar döneminde yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamânında tâmir ettirilmiştir. Sekiz kulesi olan kalenin etrâfı geniş, derin bir hendekle çevrilidir.
Bakras Kale: İskenderun’un Ötençay köyündedir. Kızıldağ eteğinde karakol kalesi olarak kurulmuştur. Kale içinde sağlam bir kilise bulunmaktadır.
Sarıseki (Merkez) Kalesi: İskenderun-Adana karayolu üzerindedir. Günümüzde yıkık bir vaziyettedir.
Şalen (Sıvlan) Kalesi: İskenderun’un Değirmendere köyü yakınlarındadır. Amanos Dağlarında sarp bir tepe üzerine kurulmuştur. Karakol Kalesi olarak kullanılmıştır.
Kızlar Sarayı: Reyhanlı-Halep yolu üstündedir. Beşinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Dînî bir merkez olup, kilise, manastır ve bunlarla ilgili yapılardan meydana gelmiştir.
Antakya Ulu Câmi: Sultan Selim Câmii de denir. Yapım târihi belli değildir. On altıncı asırda yeniden yapıldığı veya tâmir gördüğü tahmin edilmektedir. Selçuklu mîmârîtarzını andırır. Minâresi 1985 senesinde yeniden yapılmıştır.
Habib Neccar Câmii: Kilise iken câmiye çevrilmiştir. Minâresi 17. asırda barok mîmârî tarzına göre yapılmıştır. Altında halkın ziyâret ettiği üç mezar vardır.
Sokullu Mehmed PaşaKülliyesi: Dörtyol ilçesindedir. Külliye, câmi, bedesten, hamam ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Sokullu Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği şâhânedir. Câminin giriş kapısı renkli mermerden yapılmıştır.
Kâsım Bey Câmii: Yayladağı ilçesindedir. Yavuz Sultan Selim Hanın beylerinden Kâsım Bey tarafından senesinde yaptırılmıştır. Dört defâ tâmir gördüğünü belirten kitâbesi vardır.
Belen Kervansarayı: Kânûnî Sultan Süleymân devrinde yaptırılmıştır. Han, hamam ve câmiden müteşekkildir. Günümüzde kullanılmakta olan hamam ve câmi klâsik Osmanlı mîmârî tarzındadır.
Cin Kulesi: Dörtyol ilçesinde Sokullu Mehmed Paşa külliyesi ile kıyı arasında en yüksek tepe üzerine yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Gözetleme kulesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.
Saint Pierre (Petrus) Kilisesi: Antakya’ya iki km uzaklıkta, Habibi Neccar Dağı üzerindedir. Tabiî bir mağaradır. Havârilerden Petrus’un burada konakladığı rivâyet edilir. Gotik stilindeki bu kiliseyi Haçlılar yapmıştır. M.S. 29’da Petrus, vaazları ile Hıristiyanlığı yaymıştır. Mağara içinde günahkârlar hamamı ve gizli tüneller vardır. Antakya, 5 Ortodoks patrikliğinden (İstanbul Fener, Moskova, İskenderiye, Kudüs ve Antakya) birinin merkeziydi.
Roma Köprüsü: Üçüncü asra âit bir eserdir. Antakya içindedir. Köprüde Roma kartalı vardır. Roma İmparatoru Diocieetlanus yaptırmıştır.
Titus Tüneli: Samandağı’nda bulunan bu tünel Roma imparatoru Titüs zamânında su kanalı olarak yapılmıştır. Bu kanaldan kalan kısım 130 m uzunluğunda 7 m yüksekliğinde ve 6 m genişliğindedir.
Cebel Akra: Hititlerden kalma eski eserler vardır.
İssos: Makedonya Kralı İskender’in İran Pers Şehinşahı, Üçüncü Dârâ’yı yendiği mühim bir savaş yeridir.
Samandağ’ın Mağaracık köyündeki Merdivenli Mağarada yapılan kazıda 5 devreye âit (kültür tabakası) bulunmuştur. Târih öncesi eski devrin en büyük şehirleri kabul edilen Teli Açana ve Teli Tayinat, Hatay ilindedir. Buralarda yapılan kazılarda 17 devreye âit (17 kültür tabakası) üst üste “17 şehir kalıntısı” bulunmuştur. Açana, bir açık hava müzesidir. M.Ö. 3400-3000 yıl öncesine âit eserler bulunmuştur. Samandağı’nda kaya mezarları yer alır. Antakya’nın kuzeydoğusunda 183 höyük vardır. Açana bunlardan sâdece biridir. Açana, Sami-Yamhad Krallığına bağlı Mukiş ülkesinin merkeziydi. İlk taş çağından Romalılara kadar uzanan medeniyetlerin izleri görülür. Dünyânın ikinci büyük mozaik kolleksiyonu Hatay Arkeoloji Müzesindedir. Buradaki eserler, ikinci ve beşinci asırlar arasına âittir. Müzede Hitit, Asur ve Sümerlere âit eserler ve eski para kolleksiyonları da vardır.
Mesire yerleri: Hatay mesire yerleri bakımından zengin bir ildir. Tabiî yapısı birçok bölgenin mesire yeri olarak kullanılmasına imkân tanımıştır.
Harbiye: Çağlayanlar bölgesi olarak da bilinen bölge Antakya’ya 9 km uzaklıktadır. Defne ağaçları ile süslü, çok güzel manzaralı bir bölgedir.
Batıayaz (Teknepınar) Yaylası: Denizden 500 m yükseklikte olup, suyu ve havasıyla meşhur bir dinlenme yeridir. Havanın kuru olması yüzünden romatizmalıların büyük ilgi gösterdiği bu yaylada, av sporları da yapılabilmektedir.
Yayladağı: Yayladağı ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Soğukoluk: İskenderun-Antakya karayolu üzerinde İskenderun’a 20 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manzarası ve suyu çok güzeldir.
Kuzuavlu: Dörtyol ilçesine 15 km uzaklıkta bir orman içi dinlenme yeridir. Serin havası ile ilgi çeker.
Kisecik: Şifâlı içme sularıyla yöre insanının rağbet ettiği ormanlık ve yayla niteliklerine sâhip güzel bir mesire yeridir.
Ayışığı: Yayladağı yolu üzerinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken, sağlıklı bir hayat için ideal hava şartlarına sâhip bir mesire yeridir.
Kaplıcalar ve içmeler:
Hatay ili şifâlı su kaynakları bakımından zengin değildir. Önemli olanları şunlardır:
Reyhanlı Kaplıcası: Reyhanlı-Kırıkhan yolu üzerinde Reyhanlı’ya 20 km uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınırı yakınlarındadır. Kaplıca suyu genellikle ağrılı hastalıklara ve romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.
Erzin Başlamış Kaplıcası: Erzin ilçesine bağlı Başlamış köyündedir. Hem içme, hem de banyo kürleri karaciğer, safrakesesi, mîde, barsak ve pankreas hastalıklarında faydalıdır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Hakkâri Hakkında Bilgiler
HAKKÂRİ
Yüzölçümü : 7217 km2
Nüfûsu : 172.479
İlçeleri : Merkez, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova
Anadolu’nun güneydoğusundaki bir ilimiz. Van, Mardin, Siirt, Irak ve İran sınırları ile komşu olan Hakkâri çok engebeli bir arâzi üzerindedir. Güneydoğunun sarp ucudur. 42°10’ ve 44°50’ doğu boylamları ile 36°57’ ve 37°48’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik numarası 30’dur.
İsminin Menşei
Osmanlı Devleti bu toprakları ele geçirdiğinde bu bölgede “Hakkâriye Beyleri” bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim Han, bu beylere Osmanlı Devleti adına bölgeyi idâre etme hakkı tanıdı. 127 sene içinde 77 bey burayı Osmanlı Sultanının temsilcisi olarak idâre ettiler. Hakkâriye Beylerine izâfeten bu bölgeye “Hakkâriye” dendi. Halkın dilinde bu kelime, zamanla “Hakkâri” şeklini aldı. Hakkâriye, Arapça “Hakarların şehri” demektir.
Târihi
Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.
Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi. Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.
Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.
Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.
Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).
Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.
Hakkâri’nin merkezi “Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.
Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.
Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.
Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:
“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)
Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.
Fizikî Yapı
Hakkâri çok engebeli bir bölgedir. Yüzölçmüünün % 87,5’u dağlardan % 10,5’u yaylalardan ibâret olup, ovaları sâdece % 2’dir.
Dağları: Hakkâri’deki dağlar Güneydoğu Torosların uzantısıdır. Dağların çoğu 3000 metreden yüksektir. 3500 metreden yüksek on doruk vardır. 4000 m’den yüksek dağlar da vardır. Bu dağların dorukları devamlı karla örtülüdür. Cilo Dağının Reşko (Gelyaşin) Doruğu 4135 metredir. Tepede 4 km uzunluğunda Gelyaşin buzulu ile onun batısında 4060 metrede Suppa Durek Tepesinde daha küçük buzul bulunur. Dağlar derince akarsu vâdileri veya çanaklarla birbirinden ayrılır. Bu vâdilerden dağların görünüşü çok heybetlidir. Dağların çoğu volkanik kökenlidir. Türkiye’nin volkanik kökenli olmayan en yüksek dağı Cilo Dağlarının Reşko Tepesinden ayrıca 3000 m yüksekliği aşan dağlar şunlardır: Sümbül Dağı (3467 m), Buzul Dağı (Uludoruk Tepe 4135 m), Gare Dağı (Karadağ Tepe 3460 m), Mordağ (3807 m), Beyazdağ (3008 m), İkiguka Dağı (Celimirya Tepe 3540 m), Türemiş Dağı (Geçit Tepe 3031 m), Leyzok Tepe (3264 m), Koctepe (3262 m), Çimen Dağı (3170 m), AltınDağları (Busindidağı Tepe 3253 m).
Yaylaları: Hakkâri dağlar bakımından olduğu gibi yaylalar bakımından da çok zengindir. Hakkâri dağlarının çevresinde hafif dalgalı yüksek düzlükler de vardır. Bu düzlükler birçok yerde çöküntü veya akarsu yatakları ile parçalanmış olup yayla hâline gelmiştir. Başlıca yaylalar şunlardır: Nordüz Yaylası en alçak yeri 2100 metredir. Toprak 7 ay karla örtülüdür. Mirgazer Yaylası 2700-3000 m arasındadır. Faraşin ve Mendin Yaylası 2000 m yüksekliktedir.
Diğerleri ise Avahark, Berçelen, Çelesur, Kani Kurgan, Kanimehan, Kanicemet, Meydan-ı Beybur, Meydan-ı Casus, Meydan-ı Davut, Meydan-ı Kuli, Meydan-ı Suran, Meydan-ı Zengil, Servisi, Semedar, Meydan-ı Melham, Ceytez, Mergezer, Meydan-ı Belek, Mordağı ve Vargeniman yaylalarıdır.
Hakkâri’de çok sayıda tepelikler vardır. Vatan, Molla Ahmed, Suvari Halil, Gençlik, Ayı İni, Tavşan, Üzümlü, Çağlayan, Ballı, Uzunsırt ve Taşyazı tepeleri başlıcalarıdır.
Ovaları: Hakkâri’de yüksek ve haşin dağların arasında çukur ovalar da vardır. Buların en önemlisi Yüksekova ilçesinin bir kenarında kurulduğu, Büyük Zap’ın sağ kollarından Nehil Çayı etrâfında uzunluğu 40 kilometreye yaklaşan, genişliği 15 kilometreyi bulan ve tabanı 2000 metreye yakın bir yükseklikte olan Gevaş Ovasıdır. Bu ova kapalı bir havza durumundadır. Nehil Suyu ve havzanın sularını Zap Vâdisine boşaltır. Gevaş Ovası, Zapsuyu Vâdisi ile birleşir. Bu ova çok verimlidir. İklim çok sert olduğundan her tarafında tarım yapılamaz. Otlak bakımından zengin olan ovada koyun, keçi ve sığır beslenir. Zap Suyu, Habur Çayı, Nehil Suyu yatakları boyunca uzanan dar düzlükler ve Avarobisin, Şemdinli ve Hacıbey vâdileri başlıca düzlüklerdir.
Akarsuları: Hakkâri, Dicle Havzası içinde kalır. Akarsuların başlıcaları: Zap Suyu(Büyük Zap): Van’ın Haravil Dağı eteklerinden çıkar. Başkale yakınında Hakkâr’ye girer. Güneybatı istikâmetinde akar. Üzümcü yakınında dirsek yaparak güneydoğuya döner ve Çukurca yakınında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde 100 km yol kat eder. Habur Çayı: Nordüz ve Faraşin Platosundan çıkar güneye doğru akar, Ardaç batısında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde uzunluğu 60 kilometredir. Botan Suyu: Şatak ve Pervari’den geçerek Siirt aşağılarında Dicle’ye katılır. Diğer akarsular Zap’a karışan Otluca Deresi ile Katil Suyu, Nehil Suyu, Oramar Suyu, Şemdinli Çayı ve Rubozik Suyudur. Akarsuların rejimi düzensizdir. Karların erime zamânı sular boldur. Akarsu tabanları çok derin olduğu için sulama işinde kullanılması güç olmaktadır. Otluca Deresinde kurulan hidroelektrik santral ile il merkezi aydınlatılmaktadır.
Gölleri: Hakkâri’de büyük göller yoktur. Cilo, Sat ve Karadağ gibi yüksek dağ doruklarında buzul ve krater göller vardır. Gelyaşin, Sat Reşko, Bay ve Supadurak, Seyyid Han ve Golan gölleri bunların en önemlisidir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hakkâri bölgesinde çok sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok sert ve soğuk geçer. Kış erken gelir ve uzun sürer. Kasım-mart arası devamlı kar yağar. 7 ay kar altında kalan yerler çoktur. Kar kalınlığı 217 cm olan bölgeler vardır. Yağmur ilkbahar ve sonbaharda yağar. Senelik yağış ortalaması 580-792 mm arasındadır. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yaz ile kış arasında büyük ısı farkı vardır. Bu fark 63°C’dir. Hakkâri, Doğu Anadolu gibi kışın Sibirya üzerinde teşekkül eden kara hava kitlesinin, yazın da “Tropikal” bölgelerde kara iklimi tesiri altındadır.
Bitki örtüsü: Hakkâri topraklarının % 59’u çayır ve mer’alardan, %25’i orman ve fundalıklardan, % 2’si ekili ve dikili alanlardan ibârettir. Tarıma elverişli olmayan arâzi ise % 14’tür. Dağların çoğu çıplaktır.
Ekonomi
En az gelişmiş illerimizden biridir. Faal nüfûsun % 90’ı tarımla (hayvancılık ve ormancılıkla) uğraşır. Halkın ihtiyaçlarının çeşit ve değişiklik bakımından düşüklüğü, esasen nüfûsun azlığı sebebiyle ticârî hayâtın gelişmemiş olmasındandır. Ovaları ve vâdileri arâzinin % 2’sidir. Ova ve vâdiler verimli ise de iklimin çok sert ve arâzinin engebeli oluşu, akarsuların derin vâdilerden akışı ve sulamaya elverişli olmaması sebebiyle geniş çapta tarla tarımı sâdece Yüksekova’nın Gevaş Ovasında yapılır.
Tarım: Hakkâri’de uğraşıldığı takdirde birçok tarım ürünü (tahıl-meyve-sebze) yetiştirmek mümkündür. Yetişen tarım ürünleri arasında buğday başta gelir. Diğer tarla bitkileri arpa, darı, mısır, çavdar, çeltik (pirinç), nohut, fasulye, mercimek, patates, soğan ve tütündür. Sebze olarak domates başta gelerek az miktarda biber, patlıcan, hıyar, kabak, tâze fasulye, tâze soğan, lahana, marul ve sarmısak yetişir. Bağcılık Hakkâri’de çok eski bir târihe sâhiptir. Fakat zamanla üzüm yetiştirilmesi azalmıştır.
Hayvancılık: Hakkâri ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanır. Yaylaları, çayır ve mer’aları ve suyu boldur. Bu geniş imkânlarına rağmen hayvan potansiyeli az sayılır. Koyun, keçi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Ormanlık saha 200 bin hektarın üzerindedir. Fundalık saha ise 30 bin hektardır. 52 köy orman içinde ve 29 köy orman bitişiğindedir. Bu ormanların % 90’nı baltalık, % 10’u bozuk koruluktur. Ormanlardan sanâyi için istifâde edilmeyip, yakacak olarak senede 40 bin ster odun elde edilmektedir.
Mâdenleri: Hakkâri mâden bakımından fakir sayılır. Çıkarılan tek mâden, kömürdür. Petrol, kurşun, linyit, krom, asbest ve kükürt için arama ruhsatı verilmişse de henüz bulunamamıştır.
Sanâyi: Sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Yüksekova Süt Fabrikası, Şemdinli Tekel Yaprak Tütün Bakımevidir. Et kombinası, halı dokuma atelyeleri, köylerde halı ve kilim atelyeleri ile hızar atelyesi ve un değirmenleri vardır. Beytüşşebab’ın yünlü ve simli kilimleri meşhurdur.
Ulaşım: Hakkâri’de ulaşım meselesi henüz halledilmiş değildir. Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Sâdece karayolu ile ulaşım sağlanır. Köyleri, ilçe ve ile bağlayan yollar kışın uzun müddet kapalıdır. Siirt-Şırnak-Uludere yolu yalnız yaz aylarında kullanılabilir. Van-Başkale-Hakkâri yolunun bir tarafı uçurum olup, pekçok yerde kayalar içine oyulmuş tünellerden geçer. Kara yolları, buraları kışın devamlı trafiğe açık tutmaya çalışmaktadır. Meşhur Suvâri Halil Geçidi çığ tehlikesi ve kar yağışı sebebiyle sık sık kapanarak ilçe ve köylerle irtibat kesilir. Yüksekova-Bacirge yolu İran’ın Urmiye şehrine varır. Birçok yerde ulaşım vâsıtası katırdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 172.479 olup, 71.099’u ilçelerde, 101.380’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7217 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
Örf ve âdetleri: Hakkâri 640 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilmiş ve 1054 senesinde Türkler yerleşmeye başlamıştır. 1534’te bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti, Türk-İslâm kültürünü yaymış ve daha önceki kültürler unutulmuştur. Hakkâri’de hayvancılık ekonominin temeli olduğundan halkın çoğu senenin yarısını yaylalarda geçirir. “Zoma” denilen yazlıkta (yayla) hayvanlarını kırkar, yünlerini eğirir, peynir ve yağını yapar ve yaylada çadırlarda yaşar. Böylece bir nevi aşiret hayâtı yaşanır.
Hakkâri’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. Erkekler en iyi cins yünden yapılmış desenli ve renkli “şeli şepik” giyerler. Üzerine şaldan kuşak bağlarlar. Kuzu yününden yapılmış “kerik” denilen cepken kullanırlar. Başa ise bir nevî sarık bağlanır. Ayağa yün çorap ve “sak” denilen püsküllü, renkli ve desenli tozluk giyilidir. Kışın keçi kılından yapılmış “reşik”, yazın ise tabanı lastik, kenarları örme yünden pabuç giyilir. Kadınlar, fistan denilen ayak bileklerine sarkan uzun entâri giyerler. Baş ise puşi ile örtülür.
Mahallî yemekleri: Gulul, mertuğa, kıris, kepaye ve kutuldevktir. El sanatları: Kilim, kuşak ve elbise yapımında el sanatları çok meşhurdur.
Folklor: Hakkâri ve çevresi mahalli oyunlar bakımından çok zengindir. Oyunlar az figürlüdür, çalgısız oynanır. Çalgının yerini birlikte söylenen ritmik sözler ve oyun havaları tutar. Oyunlar kalabalık ekipler hâlinde oynanır. Erkek ve kadınlar kendi aralarında oynarlar. Başlıca oyunlar Gülşeni Yargüzel, Gani Bergani, Hayşere, Şemu, Davato Güvey Paşa oluyor, Birani, Siri Kalep ve Basu’dur. Halk edebiyâtı ve halk şâirleri bakımından zengindir. Hakkâri’de kız isteme, düğün, ölüm, doğum ve diğer sosyal münâsebetlerde örf ve âdetler devâm etmektedir. Kayak sporu yaygındır.
Eğitim: Hakkâri’de okur-yazar nisbeti henüz yüzde 50’nin altındadır. Sert iklim, kış şartları, yol durumu ve ekonomik şartlar sebebiyle okur-yazar nisbeti diğer illere nazaran azdır. İlde 13 anaokulu, 248 ilkokul, 10 ortaokul, 3 meslekî ve teknik ortaokul, 6 lise, 4 meslek ve teknik lise vardır (1993).
Yetişen meşhurlar: Beytüşşebap ilçesinin Güneykaya (Bate) köyünde doğup orada vefât eden (1417-1494) Dîvân ve Mevlid müellifi Molla Hüseyin; Çukurca ilçesinin Han köyünde doğup Doğubeyazıt’ta vefât eden ve adını taşıyan câminin yanında türbesi bulunan Memu-Zin ve Nevbahar isimli eserlerin sâhibiAhmet Hânî (Hânî Baba); büyük velîlerden Şemdinlili Seyyid Abdullah ve Seyyid Tâhâ, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, şâir Şahpattan Abdullah Bey; Şeyh Rızâ ve Tâhir Beydir.
İlçeleri
Hakkari’nin biri merkez olmak üzere dört ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.906 olup, 30.407’si ilçe merkezinde 22.499’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Bağışlı bucağına bağlı 4, Geçitli bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2.265 km2 olup nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Karadağ, güneyinde Sünbül Dağ, Buzul Dağ yer alır. Zap Suyu Vâdisinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ençok küçükbaş hayvan beslenir. Ekime müsait alan az olduğundan üretim düşüktür. Akarsu vadilerinde iç tüketim için tarım yapılır. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Zap Suyu Vâdisinde Reşko, Cilo, Karadağ ve Sünbül Dağları arasında kalan bir düzlükte kurulmuştur. Eski ismi Çölemeriktir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Çukurca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.351 olup, 5205’i ilçe merkezinde 15.146’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Çaplı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1009 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları yüksek dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Altındağları, kuzeydoğusunda Gare Dağı, batısında Konaklı Dağı yer alır. Dağlar derin ve dik vâdilerle parçalanmıştır. Yüksek kesimlerde hayvancılığa müsâit düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Habur ve Zap suları toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim düşüktür. En çok mısır, üzüm, ceviz ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Ciği Suyunun suladığı bir ovanın kıyısında Türk-Irak sınırından 500 m içeride yer alır. Eski adı Çal’dır.
Şemdinli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.219 olup, 7001’i ilçe merkezinde, 23.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1.652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını Hakkari Dağları engebelendirir. Batısında İkiyaka (Sat) Dağı, doğusunda Çimen Dağı, güney kesiminde Karadağ yer alır. Dağlar akarsu vadileri tarafından derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Şemdinli deresi toplar. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Tereyağ, peynir başlıca süt ürünleridir. Arıcılık gelişmiştir. Balı bölge ve Türkiye çapında meşhurdur. Ekime müsâit alan az olduğundan; az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, elma, ceviz üzüm, nohut ve pirinç yetiştirilir. El tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, Şemdinli Çayı vâdisinde İran sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi dağlararası mânâsında Nav Çiya idi. Daha sonraları sırasıyla Navşar, Şemdinan ve Şemdinli isimleri kullanıldı. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 128 km mesâfededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Yüksekova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 69.003 olup 28.486’sı ilçe merkezinde 40.517’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, Esendere bucağına bağlı 1, Dağlıca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 2.291 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları yüksek engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Mordağ, doğusunda Karadağ, güneyinde İkiyaka Dağı, batısında Cilo Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Zap Suyu toplar. İlçe topraklarının orta kesiminde Türkiye’nin en büyük ve en yüksek düzlüklerinden biri olan ve ilçeye adını veren Yüksekova (Gevar Ovası) yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ticârete dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Süt, süt ürünleri ve yağ başlıca hayvansal ürünlerdir. Hayvanlardan elde edilen yünler eğrilerek kilim, çadır dokunur ve çorap örülür. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit alan az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, patates, soğan, elma, ceviz ve üzüm yetiştirilir. Süt fabrikası ve et kombinası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Nehil Çayı vâdisinde kurulmuştur. Hakkâri’nin nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük ilçesidir. Eskiden Gevar ve Dize adları kullanıldı. Esendere sınır kapısından İran’a geçen transit yolun önem kazanmasından sonra ilçe gelişti ve ticaret merkezi haline geldi. İl merkezine 76 km mesafededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Hakkâri, ulaşım ve haberleşmesi en güç olan bir ilimizdir. Modern konaklama ve dinlenme tesisleri ve turizm alt yapı tesisleri olmadığı için turizm sektörü gelişmemiştir. Anadolu’nun her köşesi gibi Hakkâri’de 5 bin yıl öncesine kadar uzanan târihî geçmişi, paha biçilmez arkeolojik ve tabiî güzellikleri ile turistler için aranan bütün imkânlara sâhiptir. Bâzılarında 4 km’yi aşan 20 buzul ve krater gölleri, kış ve dağ sporları ve avcılık bakımından zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Hakkâri dört mevsimi bir arada yaşayan nâdir bir bölgedir. Târih öncesi çağlardan kalma buzulların az ötesinde kır çiçeklerine rastlanır. Dünyânın hiçbir yerinde bulunmayan balık, çiçek ve bitkiler bu bölgede bulunmaktadır.
Eski eserler:
Melik Muhammed Esad Medresesi: Hakkâri beylerinden Melik Muhammed Esat tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. Medresenin yanında Melik Muğhammed Esat ve âile fertlerinin mezarları da vardır. 1910 senesine kadar medrese olarak hizmet gören eser, daha sonraları uzun bir müddet vîran halde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te eski mîmârisi üzerine yeniden restore edilen medrese, hâlen câmi olarak faaliyet hâlindedir.
Zeynel Bey Medresesi: Hakkâri beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murâd zamanında Tebriz Seferine katılan Zeynel Bey bu seferde şehid düşmüş, Pâdişahın emri üzerine yaptırdığı medreseye defnedilmiştir. GÜnümüzde harâbe hâlindedir.
Meydan Medresesi: Kitâbesinden 1700 senesinde yaptırıldığı anlaşılan eser, Biçer Mahallesindedir. İki katlı, orta avlulu medreseler planındadır. Cumhûriyet döneminde bir süre cezâevi olarak kullanılan medrese, 1984’te Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.
Kayme Sarayı: İki katlı olan sarayın kitâbesinde 1910 târihi vardır. Seyyid Abdullah Efendiye âittir. Sarayın kuzey ve batı duvarı günümüze ulaşabilmiştir.
Kelat Sarayı: Bölgedeki sivil mîmârî örneklerinin en önemlilerinden biridir. Günümüzde sâdece güney cephesi ayakta kalabilmiştir.
Taşköprü: Osmanlılar döneminde Şemdinli Deresi üzerinde kurulan köprü, 10.80 m yüksekliğnde 21.60 m uzunluğunda 2.90 m genişliğindedir. Köprünün iki tarafında zeminle irtibâtı sağlayan dolgu kısımlar yıkılmıştır. Günümüzde dallarla yapılmış eğreti bir kaplamayla geçişler sürdürülmektedir.
Gülüreş Baba Türbesi: Hakkâri’nin BiçerMahallesindedir. Türbe 1982’de Câmiler Derneği tarafından tâmir ettirilmiştir. Kitâbesi olmayan türbe kapısındaki tabelada Gülüreş Baba Doğum H. 465 (1074), ölüm H. 555 (1165) târihleri vardır.
Seyyid Abdullah Türbesi: Şemdinli’nin 17 km batısında bulunan Bağlar (Nehri) köyündedir.Türbe mezarlık içindedir.Türbede Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin amcası büyük âlim ve velî Seyyid Abdullah medfundur.
Seyyid Tâhâ-i Hakkârî Mezarlığı: Şemdinli’nin Bağlar (Nehri) köyündedir.Mezarlıkta 16 civârında, üzerinde bitkisel motifler, âyet ve sözler bulunan mezar taşı vardır.Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin mezar taşı ayakta olup, üzerinde;”Merkadi hafîdi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî-eş-Şeyh Seyyid Tâhâ bin Molla Ahmed (1269)” yazmaktadır.
Kaya resimleri: Cilo ve Sat dağları arasında kalan Bevarik Vâdisi ilk insanların yaşadığı yerlerden biridir. Bu vâdide yalçın kayalara çizilmiş en az 8 bin hattâ 10 bin yıllık resimler vardır. Bu resimler, dünyânın en değerli ve en eski târihî belgeleri sayılmaktadır. Şimdiye kadar 1179 kaya resmi bulunmuştur. Sıkı bir araştırma ile bu sayı artabilir. Bu resimler çok eskiden yaşamış insanlara âittir. Bu bölge gibi Geşitli bucağı çevresinde Feraşin ve Meydan-ı Zengil yaylalarında kaya resimleri olduğu ifâde edilmektedir. Resimler, hayvan resimleri ve geometrik desenlerden ibârettir. Resimlerden bâzılarının M.Ö. 5300-5500 senesinde çizildiği tesbit edilmiştir.
Dev evleri: Hakkâri’nin birçok yaylasında bilhassa Bezirgan Çayırı, Faraşin Yaylasında, Gürpınar-Hakkâri dağ yolunda rastlanan bu eserler üç veya dördü bir arada olan kayalara oyulmuş dev yapılardır. Bunların Asur saldırılarına karşı haber alma kaleleri veya yaylaya salınan sürülerin gözetlenmesi veya korunması için yapıldığı sanılmaktadır.
Eski kitap depoları: Hakkâri Dağlarında kaya sığınaklarda değeri çok kıymetli (paha biçilemeyen) kitap depoları vardır. Yerleri meçhuldür. Avrupalı antikacılar, Dağlıca (Oramar)da bulunan bir kaya sığınağındaki kitap deposundaki kitapları yurt dışına kaçırırken yakalanmışlardır.
Târihî Sid ve arkeolojik şehirleri: Hakkâri’de eski çağlara âit şehir kalıntıları oldukça fazladır. Yüksekova ilçesinin Büyük Çiftlik köyü yakınında “Musasir” şehri ile Şemdinli’nin Nehri köyünde Huri Devletinden kalma târihî kalıntılar (yazı, oyma taş, mezarlar) bulunur. Örençik köyünde dikili taş, Hurgain mevkiinde 15 m uzunlukta bir binâ kalıntıları vardır. Kapıları arkadan kapatılan merdivenli oyma mağaralar. Oğul (Tal) Deresinde kayalara oyularak yapılan ve çarşısı bulunan Nastûrî kilisesi ile Hakkâri Merkez, Konak, Zap, Çanaklı ve Geçimli’de Nastûrî kiliseleri vardır.
Kaleler: Hakkâri Kalesi harâbeleri ve sarnıçları park hâline getirilmiştir. Buradan Hakkâri kuş bakışı seyredilir. Uzungeçit ve Dağaltı köylerinde “kelâmeme” ve “keâtivuri” kaleleri vardır.
Tabiî güzellikler ve mesîre yerleri: Hakkâri, haşin tabiatlı ve heybetli görünüşlü yüksek dağları ve derin vâdileri ve dünyâda eşine az rastlanan tabiî güzelliklere sâhiptir. Cilo ve Sat dağlarına “Türkiye’nin Himalayaları” denir. Devamlı karlı tepeleri, 20’den fazla dağ buzulu ve 20’ye yakın buzul gölleri, 4 bin metreden aşağıya sarkan buzulları ile küçük Asya’nın bir nevî millî parkıdır. Dağları görmek ve dağ havasını teneffüs etmek isteyenler için en ideal yer Hakkâri Dağlarıdır. Hakkâri av hayvanı bakımından zengindir. Dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, keklik, kaz, ördek, turaç, toy, angut, turna, bıldırcın ve tavşan bulunur. Dağ keçisi ve dağ koyununun nesli tükenmek üzeredir.
Zap Vâdisi: Zap Suyu eşsiz tabiî güzellikler arasından geçer. Heybetli dağlar, yemyeşil vâdi ve yamaçları ile dünyâda ender rastlanan güzel bir yerdir.
Cilo ve Sat Dağları: Yüksek dağlar, karlı tepeler, vâdi ve yamaçlarda bol sular, buzul gölleri ve yaylaları ile çok güzel bir bölgedir. Dağ ve kış sporları ile av turizmine de müsâittir. Cilo-Sat Dağlarının Millî Park hâline getirilmesi için 1945’ten bu yana çalışmalar vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
HAKKÂRİ
Yüzölçümü : 7217 km2
Nüfûsu : 172.479
İlçeleri : Merkez, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova
Anadolu’nun güneydoğusundaki bir ilimiz. Van, Mardin, Siirt, Irak ve İran sınırları ile komşu olan Hakkâri çok engebeli bir arâzi üzerindedir. Güneydoğunun sarp ucudur. 42°10’ ve 44°50’ doğu boylamları ile 36°57’ ve 37°48’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik numarası 30’dur.
İsminin Menşei
Osmanlı Devleti bu toprakları ele geçirdiğinde bu bölgede “Hakkâriye Beyleri” bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim Han, bu beylere Osmanlı Devleti adına bölgeyi idâre etme hakkı tanıdı. 127 sene içinde 77 bey burayı Osmanlı Sultanının temsilcisi olarak idâre ettiler. Hakkâriye Beylerine izâfeten bu bölgeye “Hakkâriye” dendi. Halkın dilinde bu kelime, zamanla “Hakkâri” şeklini aldı. Hakkâriye, Arapça “Hakarların şehri” demektir.
Târihi
Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.
Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi. Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.
Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.
Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.
Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).
Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.
Hakkâri’nin merkezi “Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.
Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.
Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.
Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:
“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)
Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.
Fizikî Yapı
Hakkâri çok engebeli bir bölgedir. Yüzölçmüünün % 87,5’u dağlardan % 10,5’u yaylalardan ibâret olup, ovaları sâdece % 2’dir.
Dağları: Hakkâri’deki dağlar Güneydoğu Torosların uzantısıdır. Dağların çoğu 3000 metreden yüksektir. 3500 metreden yüksek on doruk vardır. 4000 m’den yüksek dağlar da vardır. Bu dağların dorukları devamlı karla örtülüdür. Cilo Dağının Reşko (Gelyaşin) Doruğu 4135 metredir. Tepede 4 km uzunluğunda Gelyaşin buzulu ile onun batısında 4060 metrede Suppa Durek Tepesinde daha küçük buzul bulunur. Dağlar derince akarsu vâdileri veya çanaklarla birbirinden ayrılır. Bu vâdilerden dağların görünüşü çok heybetlidir. Dağların çoğu volkanik kökenlidir. Türkiye’nin volkanik kökenli olmayan en yüksek dağı Cilo Dağlarının Reşko Tepesinden ayrıca 3000 m yüksekliği aşan dağlar şunlardır: Sümbül Dağı (3467 m), Buzul Dağı (Uludoruk Tepe 4135 m), Gare Dağı (Karadağ Tepe 3460 m), Mordağ (3807 m), Beyazdağ (3008 m), İkiguka Dağı (Celimirya Tepe 3540 m), Türemiş Dağı (Geçit Tepe 3031 m), Leyzok Tepe (3264 m), Koctepe (3262 m), Çimen Dağı (3170 m), AltınDağları (Busindidağı Tepe 3253 m).
Yaylaları: Hakkâri dağlar bakımından olduğu gibi yaylalar bakımından da çok zengindir. Hakkâri dağlarının çevresinde hafif dalgalı yüksek düzlükler de vardır. Bu düzlükler birçok yerde çöküntü veya akarsu yatakları ile parçalanmış olup yayla hâline gelmiştir. Başlıca yaylalar şunlardır: Nordüz Yaylası en alçak yeri 2100 metredir. Toprak 7 ay karla örtülüdür. Mirgazer Yaylası 2700-3000 m arasındadır. Faraşin ve Mendin Yaylası 2000 m yüksekliktedir.
Diğerleri ise Avahark, Berçelen, Çelesur, Kani Kurgan, Kanimehan, Kanicemet, Meydan-ı Beybur, Meydan-ı Casus, Meydan-ı Davut, Meydan-ı Kuli, Meydan-ı Suran, Meydan-ı Zengil, Servisi, Semedar, Meydan-ı Melham, Ceytez, Mergezer, Meydan-ı Belek, Mordağı ve Vargeniman yaylalarıdır.
Hakkâri’de çok sayıda tepelikler vardır. Vatan, Molla Ahmed, Suvari Halil, Gençlik, Ayı İni, Tavşan, Üzümlü, Çağlayan, Ballı, Uzunsırt ve Taşyazı tepeleri başlıcalarıdır.
Ovaları: Hakkâri’de yüksek ve haşin dağların arasında çukur ovalar da vardır. Buların en önemlisi Yüksekova ilçesinin bir kenarında kurulduğu, Büyük Zap’ın sağ kollarından Nehil Çayı etrâfında uzunluğu 40 kilometreye yaklaşan, genişliği 15 kilometreyi bulan ve tabanı 2000 metreye yakın bir yükseklikte olan Gevaş Ovasıdır. Bu ova kapalı bir havza durumundadır. Nehil Suyu ve havzanın sularını Zap Vâdisine boşaltır. Gevaş Ovası, Zapsuyu Vâdisi ile birleşir. Bu ova çok verimlidir. İklim çok sert olduğundan her tarafında tarım yapılamaz. Otlak bakımından zengin olan ovada koyun, keçi ve sığır beslenir. Zap Suyu, Habur Çayı, Nehil Suyu yatakları boyunca uzanan dar düzlükler ve Avarobisin, Şemdinli ve Hacıbey vâdileri başlıca düzlüklerdir.
Akarsuları: Hakkâri, Dicle Havzası içinde kalır. Akarsuların başlıcaları: Zap Suyu(Büyük Zap): Van’ın Haravil Dağı eteklerinden çıkar. Başkale yakınında Hakkâr’ye girer. Güneybatı istikâmetinde akar. Üzümcü yakınında dirsek yaparak güneydoğuya döner ve Çukurca yakınında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde 100 km yol kat eder. Habur Çayı: Nordüz ve Faraşin Platosundan çıkar güneye doğru akar, Ardaç batısında Irak’a girer. Hakkâri sınırları içinde uzunluğu 60 kilometredir. Botan Suyu: Şatak ve Pervari’den geçerek Siirt aşağılarında Dicle’ye katılır. Diğer akarsular Zap’a karışan Otluca Deresi ile Katil Suyu, Nehil Suyu, Oramar Suyu, Şemdinli Çayı ve Rubozik Suyudur. Akarsuların rejimi düzensizdir. Karların erime zamânı sular boldur. Akarsu tabanları çok derin olduğu için sulama işinde kullanılması güç olmaktadır. Otluca Deresinde kurulan hidroelektrik santral ile il merkezi aydınlatılmaktadır.
Gölleri: Hakkâri’de büyük göller yoktur. Cilo, Sat ve Karadağ gibi yüksek dağ doruklarında buzul ve krater göller vardır. Gelyaşin, Sat Reşko, Bay ve Supadurak, Seyyid Han ve Golan gölleri bunların en önemlisidir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Hakkâri bölgesinde çok sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok sert ve soğuk geçer. Kış erken gelir ve uzun sürer. Kasım-mart arası devamlı kar yağar. 7 ay kar altında kalan yerler çoktur. Kar kalınlığı 217 cm olan bölgeler vardır. Yağmur ilkbahar ve sonbaharda yağar. Senelik yağış ortalaması 580-792 mm arasındadır. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yaz ile kış arasında büyük ısı farkı vardır. Bu fark 63°C’dir. Hakkâri, Doğu Anadolu gibi kışın Sibirya üzerinde teşekkül eden kara hava kitlesinin, yazın da “Tropikal” bölgelerde kara iklimi tesiri altındadır.
Bitki örtüsü: Hakkâri topraklarının % 59’u çayır ve mer’alardan, %25’i orman ve fundalıklardan, % 2’si ekili ve dikili alanlardan ibârettir. Tarıma elverişli olmayan arâzi ise % 14’tür. Dağların çoğu çıplaktır.
Ekonomi
En az gelişmiş illerimizden biridir. Faal nüfûsun % 90’ı tarımla (hayvancılık ve ormancılıkla) uğraşır. Halkın ihtiyaçlarının çeşit ve değişiklik bakımından düşüklüğü, esasen nüfûsun azlığı sebebiyle ticârî hayâtın gelişmemiş olmasındandır. Ovaları ve vâdileri arâzinin % 2’sidir. Ova ve vâdiler verimli ise de iklimin çok sert ve arâzinin engebeli oluşu, akarsuların derin vâdilerden akışı ve sulamaya elverişli olmaması sebebiyle geniş çapta tarla tarımı sâdece Yüksekova’nın Gevaş Ovasında yapılır.
Tarım: Hakkâri’de uğraşıldığı takdirde birçok tarım ürünü (tahıl-meyve-sebze) yetiştirmek mümkündür. Yetişen tarım ürünleri arasında buğday başta gelir. Diğer tarla bitkileri arpa, darı, mısır, çavdar, çeltik (pirinç), nohut, fasulye, mercimek, patates, soğan ve tütündür. Sebze olarak domates başta gelerek az miktarda biber, patlıcan, hıyar, kabak, tâze fasulye, tâze soğan, lahana, marul ve sarmısak yetişir. Bağcılık Hakkâri’de çok eski bir târihe sâhiptir. Fakat zamanla üzüm yetiştirilmesi azalmıştır.
Hayvancılık: Hakkâri ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanır. Yaylaları, çayır ve mer’aları ve suyu boldur. Bu geniş imkânlarına rağmen hayvan potansiyeli az sayılır. Koyun, keçi, sığır beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Ormanlık saha 200 bin hektarın üzerindedir. Fundalık saha ise 30 bin hektardır. 52 köy orman içinde ve 29 köy orman bitişiğindedir. Bu ormanların % 90’nı baltalık, % 10’u bozuk koruluktur. Ormanlardan sanâyi için istifâde edilmeyip, yakacak olarak senede 40 bin ster odun elde edilmektedir.
Mâdenleri: Hakkâri mâden bakımından fakir sayılır. Çıkarılan tek mâden, kömürdür. Petrol, kurşun, linyit, krom, asbest ve kükürt için arama ruhsatı verilmişse de henüz bulunamamıştır.
Sanâyi: Sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanâyi kuruluşları Yüksekova Süt Fabrikası, Şemdinli Tekel Yaprak Tütün Bakımevidir. Et kombinası, halı dokuma atelyeleri, köylerde halı ve kilim atelyeleri ile hızar atelyesi ve un değirmenleri vardır. Beytüşşebab’ın yünlü ve simli kilimleri meşhurdur.
Ulaşım: Hakkâri’de ulaşım meselesi henüz halledilmiş değildir. Demiryolu ve havayolu ulaşımı yoktur. Sâdece karayolu ile ulaşım sağlanır. Köyleri, ilçe ve ile bağlayan yollar kışın uzun müddet kapalıdır. Siirt-Şırnak-Uludere yolu yalnız yaz aylarında kullanılabilir. Van-Başkale-Hakkâri yolunun bir tarafı uçurum olup, pekçok yerde kayalar içine oyulmuş tünellerden geçer. Kara yolları, buraları kışın devamlı trafiğe açık tutmaya çalışmaktadır. Meşhur Suvâri Halil Geçidi çığ tehlikesi ve kar yağışı sebebiyle sık sık kapanarak ilçe ve köylerle irtibat kesilir. Yüksekova-Bacirge yolu İran’ın Urmiye şehrine varır. Birçok yerde ulaşım vâsıtası katırdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 172.479 olup, 71.099’u ilçelerde, 101.380’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7217 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
Örf ve âdetleri: Hakkâri 640 senesinde hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilmiş ve 1054 senesinde Türkler yerleşmeye başlamıştır. 1534’te bölgeye hâkim olan Osmanlı Devleti, Türk-İslâm kültürünü yaymış ve daha önceki kültürler unutulmuştur. Hakkâri’de hayvancılık ekonominin temeli olduğundan halkın çoğu senenin yarısını yaylalarda geçirir. “Zoma” denilen yazlıkta (yayla) hayvanlarını kırkar, yünlerini eğirir, peynir ve yağını yapar ve yaylada çadırlarda yaşar. Böylece bir nevi aşiret hayâtı yaşanır.
Hakkâri’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. Erkekler en iyi cins yünden yapılmış desenli ve renkli “şeli şepik” giyerler. Üzerine şaldan kuşak bağlarlar. Kuzu yününden yapılmış “kerik” denilen cepken kullanırlar. Başa ise bir nevî sarık bağlanır. Ayağa yün çorap ve “sak” denilen püsküllü, renkli ve desenli tozluk giyilidir. Kışın keçi kılından yapılmış “reşik”, yazın ise tabanı lastik, kenarları örme yünden pabuç giyilir. Kadınlar, fistan denilen ayak bileklerine sarkan uzun entâri giyerler. Baş ise puşi ile örtülür.
Mahallî yemekleri: Gulul, mertuğa, kıris, kepaye ve kutuldevktir. El sanatları: Kilim, kuşak ve elbise yapımında el sanatları çok meşhurdur.
Folklor: Hakkâri ve çevresi mahalli oyunlar bakımından çok zengindir. Oyunlar az figürlüdür, çalgısız oynanır. Çalgının yerini birlikte söylenen ritmik sözler ve oyun havaları tutar. Oyunlar kalabalık ekipler hâlinde oynanır. Erkek ve kadınlar kendi aralarında oynarlar. Başlıca oyunlar Gülşeni Yargüzel, Gani Bergani, Hayşere, Şemu, Davato Güvey Paşa oluyor, Birani, Siri Kalep ve Basu’dur. Halk edebiyâtı ve halk şâirleri bakımından zengindir. Hakkâri’de kız isteme, düğün, ölüm, doğum ve diğer sosyal münâsebetlerde örf ve âdetler devâm etmektedir. Kayak sporu yaygındır.
Eğitim: Hakkâri’de okur-yazar nisbeti henüz yüzde 50’nin altındadır. Sert iklim, kış şartları, yol durumu ve ekonomik şartlar sebebiyle okur-yazar nisbeti diğer illere nazaran azdır. İlde 13 anaokulu, 248 ilkokul, 10 ortaokul, 3 meslekî ve teknik ortaokul, 6 lise, 4 meslek ve teknik lise vardır (1993).
Yetişen meşhurlar: Beytüşşebap ilçesinin Güneykaya (Bate) köyünde doğup orada vefât eden (1417-1494) Dîvân ve Mevlid müellifi Molla Hüseyin; Çukurca ilçesinin Han köyünde doğup Doğubeyazıt’ta vefât eden ve adını taşıyan câminin yanında türbesi bulunan Memu-Zin ve Nevbahar isimli eserlerin sâhibiAhmet Hânî (Hânî Baba); büyük velîlerden Şemdinlili Seyyid Abdullah ve Seyyid Tâhâ, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, şâir Şahpattan Abdullah Bey; Şeyh Rızâ ve Tâhir Beydir.
İlçeleri
Hakkari’nin biri merkez olmak üzere dört ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.906 olup, 30.407’si ilçe merkezinde 22.499’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Bağışlı bucağına bağlı 4, Geçitli bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2.265 km2 olup nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Karadağ, güneyinde Sünbül Dağ, Buzul Dağ yer alır. Zap Suyu Vâdisinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ençok küçükbaş hayvan beslenir. Ekime müsait alan az olduğundan üretim düşüktür. Akarsu vadilerinde iç tüketim için tarım yapılır. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılır.
İlçe merkezi Zap Suyu Vâdisinde Reşko, Cilo, Karadağ ve Sünbül Dağları arasında kalan bir düzlükte kurulmuştur. Eski ismi Çölemeriktir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Çukurca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.351 olup, 5205’i ilçe merkezinde 15.146’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 13, Çaplı bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1009 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları yüksek dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Altındağları, kuzeydoğusunda Gare Dağı, batısında Konaklı Dağı yer alır. Dağlar derin ve dik vâdilerle parçalanmıştır. Yüksek kesimlerde hayvancılığa müsâit düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Habur ve Zap suları toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim düşüktür. En çok mısır, üzüm, ceviz ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Ciği Suyunun suladığı bir ovanın kıyısında Türk-Irak sınırından 500 m içeride yer alır. Eski adı Çal’dır.
Şemdinli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.219 olup, 7001’i ilçe merkezinde, 23.218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1.652 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe topraklarını Hakkari Dağları engebelendirir. Batısında İkiyaka (Sat) Dağı, doğusunda Çimen Dağı, güney kesiminde Karadağ yer alır. Dağlar akarsu vadileri tarafından derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Şemdinli deresi toplar. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Tereyağ, peynir başlıca süt ürünleridir. Arıcılık gelişmiştir. Balı bölge ve Türkiye çapında meşhurdur. Ekime müsâit alan az olduğundan; az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, elma, ceviz üzüm, nohut ve pirinç yetiştirilir. El tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, Şemdinli Çayı vâdisinde İran sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi dağlararası mânâsında Nav Çiya idi. Daha sonraları sırasıyla Navşar, Şemdinan ve Şemdinli isimleri kullanıldı. Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 128 km mesâfededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Yüksekova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 69.003 olup 28.486’sı ilçe merkezinde 40.517’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, Esendere bucağına bağlı 1, Dağlıca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 2.291 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları yüksek engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Mordağ, doğusunda Karadağ, güneyinde İkiyaka Dağı, batısında Cilo Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Zap Suyu toplar. İlçe topraklarının orta kesiminde Türkiye’nin en büyük ve en yüksek düzlüklerinden biri olan ve ilçeye adını veren Yüksekova (Gevar Ovası) yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ticârete dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Süt, süt ürünleri ve yağ başlıca hayvansal ürünlerdir. Hayvanlardan elde edilen yünler eğrilerek kilim, çadır dokunur ve çorap örülür. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit alan az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, patates, soğan, elma, ceviz ve üzüm yetiştirilir. Süt fabrikası ve et kombinası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Nehil Çayı vâdisinde kurulmuştur. Hakkâri’nin nüfus ve yüzölçümü bakımından en büyük ilçesidir. Eskiden Gevar ve Dize adları kullanıldı. Esendere sınır kapısından İran’a geçen transit yolun önem kazanmasından sonra ilçe gelişti ve ticaret merkezi haline geldi. İl merkezine 76 km mesafededir. Belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Hakkâri, ulaşım ve haberleşmesi en güç olan bir ilimizdir. Modern konaklama ve dinlenme tesisleri ve turizm alt yapı tesisleri olmadığı için turizm sektörü gelişmemiştir. Anadolu’nun her köşesi gibi Hakkâri’de 5 bin yıl öncesine kadar uzanan târihî geçmişi, paha biçilmez arkeolojik ve tabiî güzellikleri ile turistler için aranan bütün imkânlara sâhiptir. Bâzılarında 4 km’yi aşan 20 buzul ve krater gölleri, kış ve dağ sporları ve avcılık bakımından zengin bir turizm potansiyeline sâhiptir. Hakkâri dört mevsimi bir arada yaşayan nâdir bir bölgedir. Târih öncesi çağlardan kalma buzulların az ötesinde kır çiçeklerine rastlanır. Dünyânın hiçbir yerinde bulunmayan balık, çiçek ve bitkiler bu bölgede bulunmaktadır.
Eski eserler:
Melik Muhammed Esad Medresesi: Hakkâri beylerinden Melik Muhammed Esat tarafından 13. asırda yaptırılmıştır. Medresenin yanında Melik Muğhammed Esat ve âile fertlerinin mezarları da vardır. 1910 senesine kadar medrese olarak hizmet gören eser, daha sonraları uzun bir müddet vîran halde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te eski mîmârisi üzerine yeniden restore edilen medrese, hâlen câmi olarak faaliyet hâlindedir.
Zeynel Bey Medresesi: Hakkâri beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murâd zamanında Tebriz Seferine katılan Zeynel Bey bu seferde şehid düşmüş, Pâdişahın emri üzerine yaptırdığı medreseye defnedilmiştir. GÜnümüzde harâbe hâlindedir.
Meydan Medresesi: Kitâbesinden 1700 senesinde yaptırıldığı anlaşılan eser, Biçer Mahallesindedir. İki katlı, orta avlulu medreseler planındadır. Cumhûriyet döneminde bir süre cezâevi olarak kullanılan medrese, 1984’te Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.
Kayme Sarayı: İki katlı olan sarayın kitâbesinde 1910 târihi vardır. Seyyid Abdullah Efendiye âittir. Sarayın kuzey ve batı duvarı günümüze ulaşabilmiştir.
Kelat Sarayı: Bölgedeki sivil mîmârî örneklerinin en önemlilerinden biridir. Günümüzde sâdece güney cephesi ayakta kalabilmiştir.
Taşköprü: Osmanlılar döneminde Şemdinli Deresi üzerinde kurulan köprü, 10.80 m yüksekliğnde 21.60 m uzunluğunda 2.90 m genişliğindedir. Köprünün iki tarafında zeminle irtibâtı sağlayan dolgu kısımlar yıkılmıştır. Günümüzde dallarla yapılmış eğreti bir kaplamayla geçişler sürdürülmektedir.
Gülüreş Baba Türbesi: Hakkâri’nin BiçerMahallesindedir. Türbe 1982’de Câmiler Derneği tarafından tâmir ettirilmiştir. Kitâbesi olmayan türbe kapısındaki tabelada Gülüreş Baba Doğum H. 465 (1074), ölüm H. 555 (1165) târihleri vardır.
Seyyid Abdullah Türbesi: Şemdinli’nin 17 km batısında bulunan Bağlar (Nehri) köyündedir.Türbe mezarlık içindedir.Türbede Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin amcası büyük âlim ve velî Seyyid Abdullah medfundur.
Seyyid Tâhâ-i Hakkârî Mezarlığı: Şemdinli’nin Bağlar (Nehri) köyündedir.Mezarlıkta 16 civârında, üzerinde bitkisel motifler, âyet ve sözler bulunan mezar taşı vardır.Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin mezar taşı ayakta olup, üzerinde;”Merkadi hafîdi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî-eş-Şeyh Seyyid Tâhâ bin Molla Ahmed (1269)” yazmaktadır.
Kaya resimleri: Cilo ve Sat dağları arasında kalan Bevarik Vâdisi ilk insanların yaşadığı yerlerden biridir. Bu vâdide yalçın kayalara çizilmiş en az 8 bin hattâ 10 bin yıllık resimler vardır. Bu resimler, dünyânın en değerli ve en eski târihî belgeleri sayılmaktadır. Şimdiye kadar 1179 kaya resmi bulunmuştur. Sıkı bir araştırma ile bu sayı artabilir. Bu resimler çok eskiden yaşamış insanlara âittir. Bu bölge gibi Geşitli bucağı çevresinde Feraşin ve Meydan-ı Zengil yaylalarında kaya resimleri olduğu ifâde edilmektedir. Resimler, hayvan resimleri ve geometrik desenlerden ibârettir. Resimlerden bâzılarının M.Ö. 5300-5500 senesinde çizildiği tesbit edilmiştir.
Dev evleri: Hakkâri’nin birçok yaylasında bilhassa Bezirgan Çayırı, Faraşin Yaylasında, Gürpınar-Hakkâri dağ yolunda rastlanan bu eserler üç veya dördü bir arada olan kayalara oyulmuş dev yapılardır. Bunların Asur saldırılarına karşı haber alma kaleleri veya yaylaya salınan sürülerin gözetlenmesi veya korunması için yapıldığı sanılmaktadır.
Eski kitap depoları: Hakkâri Dağlarında kaya sığınaklarda değeri çok kıymetli (paha biçilemeyen) kitap depoları vardır. Yerleri meçhuldür. Avrupalı antikacılar, Dağlıca (Oramar)da bulunan bir kaya sığınağındaki kitap deposundaki kitapları yurt dışına kaçırırken yakalanmışlardır.
Târihî Sid ve arkeolojik şehirleri: Hakkâri’de eski çağlara âit şehir kalıntıları oldukça fazladır. Yüksekova ilçesinin Büyük Çiftlik köyü yakınında “Musasir” şehri ile Şemdinli’nin Nehri köyünde Huri Devletinden kalma târihî kalıntılar (yazı, oyma taş, mezarlar) bulunur. Örençik köyünde dikili taş, Hurgain mevkiinde 15 m uzunlukta bir binâ kalıntıları vardır. Kapıları arkadan kapatılan merdivenli oyma mağaralar. Oğul (Tal) Deresinde kayalara oyularak yapılan ve çarşısı bulunan Nastûrî kilisesi ile Hakkâri Merkez, Konak, Zap, Çanaklı ve Geçimli’de Nastûrî kiliseleri vardır.
Kaleler: Hakkâri Kalesi harâbeleri ve sarnıçları park hâline getirilmiştir. Buradan Hakkâri kuş bakışı seyredilir. Uzungeçit ve Dağaltı köylerinde “kelâmeme” ve “keâtivuri” kaleleri vardır.
Tabiî güzellikler ve mesîre yerleri: Hakkâri, haşin tabiatlı ve heybetli görünüşlü yüksek dağları ve derin vâdileri ve dünyâda eşine az rastlanan tabiî güzelliklere sâhiptir. Cilo ve Sat dağlarına “Türkiye’nin Himalayaları” denir. Devamlı karlı tepeleri, 20’den fazla dağ buzulu ve 20’ye yakın buzul gölleri, 4 bin metreden aşağıya sarkan buzulları ile küçük Asya’nın bir nevî millî parkıdır. Dağları görmek ve dağ havasını teneffüs etmek isteyenler için en ideal yer Hakkâri Dağlarıdır. Hakkâri av hayvanı bakımından zengindir. Dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, keklik, kaz, ördek, turaç, toy, angut, turna, bıldırcın ve tavşan bulunur. Dağ keçisi ve dağ koyununun nesli tükenmek üzeredir.
Zap Vâdisi: Zap Suyu eşsiz tabiî güzellikler arasından geçer. Heybetli dağlar, yemyeşil vâdi ve yamaçları ile dünyâda ender rastlanan güzel bir yerdir.
Cilo ve Sat Dağları: Yüksek dağlar, karlı tepeler, vâdi ve yamaçlarda bol sular, buzul gölleri ve yaylaları ile çok güzel bir bölgedir. Dağ ve kış sporları ile av turizmine de müsâittir. Cilo-Sat Dağlarının Millî Park hâline getirilmesi için 1945’ten bu yana çalışmalar vardır.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Gümüşhâne Hakkında Bilgiler
GÜMÜŞHÂNE
Doğu Karadeniz bölgesinde bir ilimiz. Bir bölümü Doğu Anadolu’da yer alır. 38°49’ ve 40°45’ doğu boylamları ile 39°50’ ve 40°51’ kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhâne, doğuda Bayburt, kuzeyde Trabzon, kuzeybatı ve batıda Giresun, güneyde ise Erzincan illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde ve daha önceleri asırlarca gümüş yataklarından gümüş çıkarılmıştı. Trafik numarası 29’dur.
İsminin Menşei
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferine giderken, Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buradaki tabiî güzelliğe hayran kaldı. Bu bölgede “gümüş” mâdeni de bulunduğunu öğrenince buraya bir şehir kurulsun ve ismi “Gümüşhâne” olsun dedi. Sultan’ın emri üzerine burada bir câmi (Süleymâniye Câmii) ve etrâfında 50 ev inşâ edilerek Gümüşhâne’nin temeli atıldı. Gümüşhâne’nin kurucusu Kânûnî Sultan Süleymân Handır.
Târihi
Gümüşhâne bölgesinin ilk sâkinleri M.Ö. 2-3 bin yıllarında Orta Asya’dan gelen Oğuz kabîleleridir. Hititler, Asuriler bu bölgeye hâkim oldular. Sonraları Hun ve Peçenekler, bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de istilâ ettiler.Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu’yu ele geçirdi. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, Pers asıllı Ermenilerle yine Pers asıllı Yunanlaşmış (Yunanca konuşan) Pontus Krallığı arasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu, Pontus Krallığını yenince, Roma’ya bağlandı. M.S. 395 senesinde Roma ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Gümüşhâne civârı da Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölgenin en mühim meskûn mahalli “Paybert, Papert” denilen Bayburt şehriydi. Bu bölge Bizans ile Sâsânîler arasında ihtilâf konusu olmuş, Ermeniler, Bizanslılar, bâzan da İranlılarla işbirliği yapmışlardı. 1055’te Türk Hakanı Tuğrul Bey ve komutanlarından İbrâhim Bey bölgeyi fethetti. Tuğrul Bey, Türkmen oymaklarını buralara yerleştirdi. Selçuklular bu bölgeyi kendilerine bağlı Danişmendoğulları ve Saltukoğulları arasında paylaştırdı. Birinci Haçlı Seferinde Anadolu Selçuklu Devleti sarsıntı geçirmiş ve 600 bin kişilik Haçlı ordusu karşısında bâzı bölgelerden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada Gümüşhâne’nin bir kısmını da Haçlı ordusu ele geçirdi.
1204’te Trabzon’da kurulan Bizans İmparatorluğu (Komnenoslar) bir ara bölgeyi ele geçirmişse de, Dânişmendoğlu Melik İsmâil, geri aldı. Dânişmendoğulları ortadan kalkınca, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrul Şah ile oğlu Cihan Şah, 13. asır başında bölgeyi îmâr etiler.
On üçüncü asrın sonlarında Anadolu, İlhanlıların hâkimiyetine girince, Gümüşhâne ve çevresi de bu devletin eline geçti. Daha sonra bölgeye Celâyirliler, Eratnaoğulları, Kâdı Burhâneddîn ve Akkoyunlular hâkim oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yenerek, bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı (1473). Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te bütün bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine bağladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi sırasında Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buranın güzelliğine hayran kaldı ve bölgede gümüş mâdeni olduğunu öğrenince, buraya şehir kurulmasını ferman buyurdu. Böylece Gümüşhâne şehrinin temelleri atılmış oldu.
Gümüşhâne ve civârı, 1473-1828 arasında çok sâkin bir devir yaşadı. Bu zaman içinde sâdece 1553’te Şah İsmâil Safevî’nin oğlu Şah Tahmasb bu bölgeye bir akın tertib etmişse de Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi ile doğu bölgesini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı. 1828 Türk-Rus savaşında bu bölgeye kadar gelen Rusları, Osmanlı ordusu yenince, Ruslar geri çekildi. Birinci Dünyâ Harbinde 19 Temmuzdan 28 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 10 gün Gümüşhâne’yi işgâl eden Ruslar, çekilirken yerlerini Ermenilere bıraktılar ve onlar da çok katliam yaparak pekçok Türkü öldürdüler, birçok binâ ve târihî eserleri yakıp yıktılar.
Önceleri Trabzon’a bağlı sancak olan Gümüşhâne, Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar (mutasarrıflıklar) “vilâyet- il” yapılınca, Gümüşhâne de vilâyet merkezi olmuştur. Gümüşhâne’nin eski târihini aydınlatacak hiyeroglif yazılar Altıntepe’de bulunmuşsa da, henüz okunamamıştır. Dedekorkut Hikâyelerinde yer alan hâdiselerin çoğu Kelkit Vâdisinde geçmektedir.
Fizikî Yapı
Gümüşhâne arâzisi çok engebelidir. Akarsuları bol, dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün% 71’i dağlık, % 29’u yayladır.
Dağları: Gümüşhâne ilinde, Kalkanlı (Zigana), Gümüşhâne, Otlukbeli Dağları yer alır. Başlıca yüksek dağları; Kalkanlı Dağları (Yayla Tepe 2652 m), Gümüşhâne Dağları (Alitaşı Tepe 2572 m, Elmalı Tepe 2507 m), Otlukbeli Dağları (Hatâbî Tepe 2758 m)dır. Ayrıca, Erzincan ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Pöske Dağı, Bayburt ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Vauk Dağı ve Köse Dağıdır. Ziganaların Çakırgöl bölgesindeki geniş düzlükleri yayla görünümündedir. Çimendağ üzerindeki yaylalar, en önemlilerindendir. Nehirlerin meydana getirdiği vâdiler, Gümüşhâne’nin en bereketli topraklarıdır.
Kelkit Vâdisi: Kelkit Çayını besleyen derelerin meydana getirdiği bu vâdide kuru tarım yapılır. Vâdi dar ve iki yanı basamak basamak yükselen ekilebilir arâziye su getirmek zordur. Bu vâdide sulanan arâzi çok azdır.
Akarsuları: Kelkit Çayı: Çimen Dağlarından çıkar. Kelkit ilçesini geçip, Yeşilırmak’ın ana kolu ile birleşir. Az da olsa tarım alanlarının sulanmasında kullanılır. Harşit Suyu: Gümüşhâne Dağlarından çıkar. Kale-Gümüşhâne-Torul-Kürtün vâdilerini geçip Trabzon’a girer. Harşit Suyu derin vâdilerde aktığından ve su rejimleri düzgün olmadığından sulamada pek kullanılmaz.
Gölleri: Gümüşhâne’de büyük göller yoktur. Yalnız bâzı yüksek dağların üzerinde buzul göller vardır. Bunlar Balaban Dağları üzerinde Balıklı Göl, Aygır ve Yıldız Gölleri ile Soğanlı Dağları üzerinde Şarak Gölü ve Zigana Dağlarında Çakır Göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Gümüşhâne’nin iklimi, kara iklimi ile Doğu Karadeniz iklimi arasında bir geçiş husûsiyeti gösterir.Kuzeydeki dağlar soğuk ve nemli kuzey rüzgârlarını engeller. Doğu Karadeniz havzasında kalan bölgelerde iklim nemli ve ılıktır. Kelkit bölgesinde kışlar soğuk, yazlar kurak ve Harşit Vâdisine göre daha sıcak geçer. Yağışlar kışın ve ilkbaharda daha çoktur. Senelik yağış miktarı 435 milimetredir.
Gümüşhâne topraklarının % 40’ı çayır ve mer’alarla, % 26’sı ekili dikili yerler ve % 22’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. İlin kuzey kesimi bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir. Harşit Vâdisinde 1500 m yüksekliklere kadar yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. 1500 ile 2300 m arasında ise, genellikle ladin, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlar yer alır.
Ekonomi
İlin ancak dörtte biri ekilebilir arâzi olmasına rağmen, Gümüşhâne’nin ekonomisi tarıma dayanır. Gelişmişlik bakımından 76 il içinde 66’ncı sırada yer alır.
Tarım: Tarıma müsâit ova ve vâdileri azdır. Tarım daha çok Kelkit ve Şiran ilçelerinin geniş olmayan ovalarında en çok tahıl ekimi şeklinde yapılır. Ayrıca mercimek, fiğ, patates ve şekerpancarı ekilir. Meyvecilik gelişmektedir. İldeki meyve ağacının yarısı elmadır. Ayrıca armut, erik, dut, vişne ve kiraz ağaçları vardır. Sulanan arâzi azdır. Gümüşhâne’nin göbek, gelin kırmızı ve sandık cinsi elması ile hacıhamza, kabak, mahrani ve abbasi cins armutları meşhurdur.
Hayvancılık: Çayır ve mer’alar geniş bir yer kapladığından hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve at beslenir.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 22’si orman ve fundalıktır. Ormanların 185 bin hektarı fundalık, 43 bin hektarı normal ormanlıktır. Ormanların % 30’u normal koru, % 40’ı bozuk koru ve % 30’u bozuk baltalıktır. Orman içinde 81 ve kenarında 87 köyü vardır. Ormanlardan senede 25.000 m3 sanâyi odunu, 1000 m3 tomruk ve 80.000 ster yakacak odun elde edilir. Ormanlar daha çok merkez ilçe ve Torul ilçesinde Köse, Zigana ve Gümüşhâne Dağları üzerindedir.
Mâdenleri: İsmini “gümüş” mâdeninden alan Gümüşhâne mâden bakımından çok zengindir. Fakat bu zenginlik toprağın altında yatmaktadır. Gümüş, demir, bakır, manganez, kurşun, pirit, mâden kömürü, linyit, çinko ve uranyum (Kelkit ilçesinde) yataklarından sâdece çok az olarak mâden kömürü ile linyit çıkarılmaktadır. Gümüşhâne’de M.Ö. 4. asırdan beri bilhassa Osmanlı Devrinde Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Dördüncü Murâd Han zamânında çok miktarda çıkarılan gümüş yatakları, 1914’ten sonra tamâmen terk edilerek mâden ocakları su ile dolmuştur. Osmanlı Devrinde Gümüşhâne’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basılıyordu.
Gümüşhâne’de gümüş mâdeni dışında krom, bakır ve linyit, Kelkit’te krom, bakır ve linyit, bakır, linyit, Torul’da demir, bakır, mermer ve Şiran’da linyit kömürü bulunmaktadır. Gümüş mâdenlerin işletildiği 1750 senesinde Gümüşhâne şehir nüfûsu 60 bini bulmuştu. Gümüş çıkarılması Sultan Dördüncü Murâd Han zamânında zirveye ulaştı. Evliyâ Çelebi, 1647 senesinde Gümüşhâne’yi gezdiğinde; “Burada olan gümüş mâdeni hiç bir diyârda yoktur. Halkı yalnız gümüş işler. 70 kadar ocak olup, fakirliğin bilinmediği bu yerde doğan her çocuğun gümüşten mama tabağı vardır...” demiştir. 1829 Türk-Rus savaşından sonra bu ocaklar kapanmaya başlamıştır.
Sanâyi: Gümüşhâne ili sanâyi bakımından en az gelişen bir ildir. Sanâyi iş yerlerinin sayısı 300’den azdır. Bunlar az işçi çalıştıran küçük iş yerleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Kibrit Fabrikası, Çimento Fabrikası, Gümüşkale Kireç Sanâyii, Gümüşsu Konsantre Meyve Suyu, Kuşburnu Çayı Tesisleri; ayrıca un fabrikaları, mobilya atölyeleri ile bıçkı-hızar atölyeleridir.
Ulaşım: Hava ve demiryolu ulaşımı yoktur. Gümüşhâne ve Torul (Andasa) E-390 karayolu (Trabzon-Erzurum-İran) güzergâhı üzerindedir. Bu yoldan ayrılan tâli yollarla merkez ilçe, Kelkit ve Şiran ilçelerine bağlıdır. Bayburt, Çaykara üzerinden Karadeniz kıyısına, Torul, Kürtün üzerinden Tirebolu ve Gürele’de Karadeniz kıyısına bağlayan yollar vardır. Zigana ve Kop geçitleri arasındaki yol Gümüşhâne’den geçer. Gümüşhâne ve çevresi ilk çağlardan beri İran üzerinden geçerek Asya’nın ticârî mallarını Karadeniz’e ve dolayısıyla Avrupa ülkelerine deniz yoluyla bağlanan “ipek yolu”nun üzerinde bulunuyordu.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.375 olup, 58.996’sı şehirlerde, 110.379’u köylerde yaşamaktadır. Gümüşhâne’nin nüfûsu seneden seneye azalmaktadır.
Örf ve âdetleri: Gümüşhâne’de Türk-İslâm kültürü hâkimdir. 1055’ten bu yana bölge, Türk hâkimiyetindedir. Daha önceki devirlere âit kültürler unutuldu. Kıyâfet: Kırsal ve dağlık bölgelerde mahallî geleneksel kıyâfete hâlen rastlanır. Patiskadan geniş yakalı gömlek ile bunun üzerine kenarları oyalı kolsuz önlük giyilir. Pazenden yapılan önlüğe “iman tahtası” denir. Bele, boncuklarla süslenmiş dövme gümüş veya dokuma kemer takılır.
Dokunan desenli ihramlar giyilir. Erkeklerin giyimi ise, yelek, dar paçalı pantolon ve çarıktan ibârettir. Bele kayış yerine kaytan denilen uçları püsküllü kuşak sarılır. Yeleğin boğazı açık ve dardır. Omuzdan sağ alt cebe saat kösteği uzanır. Mahallî yemekleri: Pestil (duttan yapılır), göbek elması, ceviz içinin şekere batırılması ile köme denilen tatlı ve ziron meşhurdur. Yemekleri kesme ayranlı, lobya, kurutlu haşıl, çorbalar, toplahanası, herse, tavuklu keşkek, ekşili lahana, kavut, kara pancar, mantı, kesmik ekmeği, kalacoş, kuru pastırma, kartoldur.
Folklor: Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu’nun tesirinde kalan Gümüşhâne bölgesinde folklor zengindir. Türküleri uzundur. Bar ve Horon başlıca oyunlarıdır. Halk edebiyâtı: Gümüşhâne bölgesinde çok az sayıda halk şâiri (ozan) yetişmiştir.
Eğitim: Okuryazar nisbeti % 80’i aşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Karadeniz Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ve Adâlet Meslek Lisesi açılmıştır. Kış sporları yaygındır.
Yetişen meşhurlar: Ahmed Ziyâeddîn; akâid, fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf ile ilgili 60 eseri bulunan bir İslâm âlimidir. Ziyâüddin-i Gümüşhânevî (Ahmed Ziyâüddîn), İstanbul’da kabirleri bulunan evliyânın büyüklerindendir. 1820 (H.1235)de Gümüşhâne’nin Emirler Mahallesinde doğdu, 1893 (H.1311)te İstanbul’da vefât etti. Kabri Süleymâniye Câmii bahçesindedir. Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden Ahmed bin Süleymân Ervâdî’den icâzet aldı. İcâzet alırken Hâlid-i Bağdâdî (rahmetullahi aleyh)in talebelerinden veliyy-i kâmil Abdülfettah Bağdâdî Akrî de hazır bulundu. Bâbıâli’de Fâtıma Sultan Câmii yanında ders verirdi.
İlçeleri
Gümüşhâne’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.140 olup, 26.014’ü ilçe merkezinde, 21.126’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Kale bucağına bağlı 34, Yağmurdere bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Gümüşhâne Dağları, kuzeyinde Trabzon Dağları, orta kesiminde ise Harşit Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, patates ve baklagillerdir. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. En çok elma yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında kireç taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayına karışan Musalla Deresi kıyısında kurulmuştur. Çayın iki yanında bahçeli ve seyrek evleri ile kilometrelerce (7 km) uzayıp gider. Yeni Gümüşhâne, Birinci Dünyâ Harbinden sonra kurulmuştur. Eski Gümüşhâne, dağ eteğinde, yeni Gümüşhâne düz olup, bağ ve bahçeliktir. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer.
Kelkit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.482 olup, 11.541’i ilçe merkezinde, 35.941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 84 köyü vardır. İlçe toprakları birbirine paralel uzanan dağlardan meydana gelir. Orta kesimi akarsularla derin bir şekilde yarılmıştır. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Çimen, Sipikör ve Otlukbeli dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Akarsu boylarında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şeker pancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Sığır besiciliği ve arıcılık modern usüllerle yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak dericilik ve dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Kelkit Irmağına katılan Balkar Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 75 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ismi Çiftlik idi. Denizden yüksekliği 1515 metredir. İsmini yedinci asırda bölgeye hâkim olan Peçenek Türkleri komutanı Kelki Beyden alır. 1840 senesinde ilçe olmuştur.
Köse: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.893 olup, 6983’ü ilçe merkezinde, 7910’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, orta kesiminde Kelkit Vâdisi yer alır. İlçe topraklarını Kelkit Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Arıcılık gelişmiştir. İlçe merkezi Gümüşhâne Dağlarının eteklerinde Kelkit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Kelkit-Gümüşhâne karayolu ilçeden geçer. Kelkit ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kürtün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.892 olup, 2809’u ilçe merkezinde, 13.083’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağlarının uzantıları, orta kesiminde Harşit (Doğankent) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Ahır hayvancılığı yaygındır. En çok koyun beslenir. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, vişne ve armuttur. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Harşit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Eski ismi Uluköy’dür. Torul’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şiran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.881 olup, 7592’si ilçe merkezinde, 19.289’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 992 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Otlukbeli Dağları, orta kesimde ise Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elma olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Daha çok sığır besiciliği yapılan ilçenin yüksek kesimlerinde küçükbaş hayvan beslenir. Arıcılık modern usûllerle yapılır.
İlçe merkezi Şiran Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1400 metredir. İl merkezine 76 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Torul: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.087 olup, 4057’si ilçe merkezinde, 13.030’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle yarılmış dağlık alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Gümüşhâne Dağları, batısında Giresun Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Harşit (Doğankent) Çayı toplar. Kayın, köknar, ladin ve sarıçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık ve sayfiye açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayanır. Genel olarak ahır hayvancılığının yaygın olduğu ilçede herik soyu koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, elma, vişne, armut ve fasulyedir. İlçe topraklarında bakır-pirit ve bakır-çinko-kurşun yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayı kenarında kurulmuştur. Eski ismi Ardasa’dır. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. İsmini bölgede otağını kuran Tuğrul Beyden alır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Târihî Eserleri ve Turistik Yerleri
Gümüşhâne, târihî eserler ve tabiî zenginliklerle doludur. İl, eski devirlere âit şehir harâbeleri yönünden oldukça zengindir. Rus işgâli sırasında, Türk-İslâm eserleri kasten Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü eserler bu tahribâttan kalanlardır.
Canıca (Canca) Kalesi: Vank köyü yakınlarındadır. Kayalar üzerine yapılmıştır. Doğu-batı yönünde arka arkaya üç bölümlüdür. Kale içinde şapel ve gözcü kule kalıntıları vardır.
Edire Kalesi: Dörtkonak köyündedir. Kayalar üstünde yapılmış ilginç bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.
Torul (Ardasa) Kalesi: Torul ilçesindedir. Eski devirlerden kalmadır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından feth edilen kale surlarının bir bölümü sağlam vaziyettedir.
Süleymâniye Câmii: Eski Gümüşhâne Mahallesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân tarafından yaptırılmıştır. Gümüşhâne’nin ilk binâsıdır. Minâresi o zamandan kalmadır. Câmi 19. asırda yeni baştan yapılmıştır.
Hacı Çağıran Baba Türbesi: Gümüşhâne-Erzurum yolu üstünde, Tekkeköy’dedir. Kitâbesinde 1582’de yapıldığı yazılıdır.
Pir Ahmed Türbesi: Gümüşhâne-Erzincan yolu üstünde, Pir Ahmed köyündedir. Kitâbesinde 1550’de yapıldığı yazılıdır.
Zigana Kervansarayı: Zigana-Gümüşhâne-Trabzon arasında çam ormanlarıyla kaplı 2000 m yükseklikte dağ sırasıdır. Burada bulunan Zigana Kervansarayı ve Kalesi bir yerleşme merkezinden çok, askerî bir yerdi. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşanın yaptırdığı ifâde edilir.
Tohumoğlu Köprüsü: Gümüşhâne-Erzurum yolu üzerinde Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Yıkık vaziyettedir.
Eski eserler: Satala, Kelkit’e 17 km uzaklıkta, Sadak köyündedir. Satala’da bulunanların bir kısmı İstanbul, bir kısmı Erzurum Arkeolojik müzesindedir. Buradan alınan bronz büst, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Satala, Romalıların dînî ve askerî merkezi ve Hititlilerden îtibâren büyük bir şehirdi. Gümüşhâne’de Hutuna Manastırı, Torul’da Meryem Ana Manastırı ile Sinan Çakırkaya köyünde Çakırkaya kiliseleri vardır.
Mesîre yerleri: Gümüşhâne ilinde özellikle Harşit Vâdisinde ve il merkezi çevresinde zengin bitki örtüsü ve görülmeye değer tabiî güzelliklerle doludur. Ünlü Kadırga Şenlikleri her yıl geleneksel olarak Kadırga Yaylasında yapılmaktadır.
Torul Çavlanı: Torul ilçesinde Harşit Çayı üzerindedir. Etrâfı ormanlıktır. Manzarası çok fevkalâdedir. Yüksek kayalardan su gürül gürül dökülür.
Tomara Şelâlesi: Şiran ilçesinin Seydibaba köyündedir ve çok güzel manzarası vardır. Çimen Dağlarının kuzey eteklerinde 40 kaynaktan meydana gelir. Kelkit Çayı Vâdisinde 20 m yükseklikten yatağına dökülür. İçilen suyu yazın soğuk, kışın sıcaktır. Etrâfı fundalıktır. Değirmenler vardır.
Harşit Çayı Vâdisi: Baştan başa elma bahçeleriyle doludur.
Artabel Deresi: Torul’dadır. Derenin yukarı kısmında beş adet buzul göl vardır. Göllerden birinin ortasında bir ada bulunmaktadır.
Kelkit Çayı Vâdisi: Baştan başa tabiî güzelliklerle doludur. Av hayvanları çok boldur.
Yaylık Mağarası: Kelkit’in Yaylık köyünde 300 m derinlikte bir mağaradır. Mağaranın tavanından çavlan hâlinde mâden suları dökülür.
Karaca Mağarası: Torul’un Cebeli köyü yakınlarında bulunan, 10 bin yıllık mâzisi olduğu tahmin edilen ve çok güzel ve biçimli sarkıt ve dikitlerden oluşan bir mağaradır. Astım hastalarına iyi geldiği ifâde edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
GÜMÜŞHÂNE
Doğu Karadeniz bölgesinde bir ilimiz. Bir bölümü Doğu Anadolu’da yer alır. 38°49’ ve 40°45’ doğu boylamları ile 39°50’ ve 40°51’ kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhâne, doğuda Bayburt, kuzeyde Trabzon, kuzeybatı ve batıda Giresun, güneyde ise Erzincan illeri ile çevrilidir. Osmanlı devrinde ve daha önceleri asırlarca gümüş yataklarından gümüş çıkarılmıştı. Trafik numarası 29’dur.
İsminin Menşei
Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferine giderken, Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buradaki tabiî güzelliğe hayran kaldı. Bu bölgede “gümüş” mâdeni de bulunduğunu öğrenince buraya bir şehir kurulsun ve ismi “Gümüşhâne” olsun dedi. Sultan’ın emri üzerine burada bir câmi (Süleymâniye Câmii) ve etrâfında 50 ev inşâ edilerek Gümüşhâne’nin temeli atıldı. Gümüşhâne’nin kurucusu Kânûnî Sultan Süleymân Handır.
Târihi
Gümüşhâne bölgesinin ilk sâkinleri M.Ö. 2-3 bin yıllarında Orta Asya’dan gelen Oğuz kabîleleridir. Hititler, Asuriler bu bölgeye hâkim oldular. Sonraları Hun ve Peçenekler, bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler, bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de istilâ ettiler.Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek Anadolu’yu ele geçirdi. İskender’in ölümünden sonra bu bölge, Pers asıllı Ermenilerle yine Pers asıllı Yunanlaşmış (Yunanca konuşan) Pontus Krallığı arasında el değiştirdi. Roma İmparatorluğu, Pontus Krallığını yenince, Roma’ya bağlandı. M.S. 395 senesinde Roma ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Gümüşhâne civârı da Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Bu bölgenin en mühim meskûn mahalli “Paybert, Papert” denilen Bayburt şehriydi. Bu bölge Bizans ile Sâsânîler arasında ihtilâf konusu olmuş, Ermeniler, Bizanslılar, bâzan da İranlılarla işbirliği yapmışlardı. 1055’te Türk Hakanı Tuğrul Bey ve komutanlarından İbrâhim Bey bölgeyi fethetti. Tuğrul Bey, Türkmen oymaklarını buralara yerleştirdi. Selçuklular bu bölgeyi kendilerine bağlı Danişmendoğulları ve Saltukoğulları arasında paylaştırdı. Birinci Haçlı Seferinde Anadolu Selçuklu Devleti sarsıntı geçirmiş ve 600 bin kişilik Haçlı ordusu karşısında bâzı bölgelerden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada Gümüşhâne’nin bir kısmını da Haçlı ordusu ele geçirdi.
1204’te Trabzon’da kurulan Bizans İmparatorluğu (Komnenoslar) bir ara bölgeyi ele geçirmişse de, Dânişmendoğlu Melik İsmâil, geri aldı. Dânişmendoğulları ortadan kalkınca, Erzurum Selçuklu Meliki Tuğrul Şah ile oğlu Cihan Şah, 13. asır başında bölgeyi îmâr etiler.
On üçüncü asrın sonlarında Anadolu, İlhanlıların hâkimiyetine girince, Gümüşhâne ve çevresi de bu devletin eline geçti. Daha sonra bölgeye Celâyirliler, Eratnaoğulları, Kâdı Burhâneddîn ve Akkoyunlular hâkim oldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yenerek, bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı (1473). Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te bütün bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine bağladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi sırasında Harşit Çayı kenarında mola verdi. Buranın güzelliğine hayran kaldı ve bölgede gümüş mâdeni olduğunu öğrenince, buraya şehir kurulmasını ferman buyurdu. Böylece Gümüşhâne şehrinin temelleri atılmış oldu.
Gümüşhâne ve civârı, 1473-1828 arasında çok sâkin bir devir yaşadı. Bu zaman içinde sâdece 1553’te Şah İsmâil Safevî’nin oğlu Şah Tahmasb bu bölgeye bir akın tertib etmişse de Kânûnî Sultan Süleymân Han, İran Seferi ile doğu bölgesini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı. 1828 Türk-Rus savaşında bu bölgeye kadar gelen Rusları, Osmanlı ordusu yenince, Ruslar geri çekildi. Birinci Dünyâ Harbinde 19 Temmuzdan 28 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 10 gün Gümüşhâne’yi işgâl eden Ruslar, çekilirken yerlerini Ermenilere bıraktılar ve onlar da çok katliam yaparak pekçok Türkü öldürdüler, birçok binâ ve târihî eserleri yakıp yıktılar.
Önceleri Trabzon’a bağlı sancak olan Gümüşhâne, Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar (mutasarrıflıklar) “vilâyet- il” yapılınca, Gümüşhâne de vilâyet merkezi olmuştur. Gümüşhâne’nin eski târihini aydınlatacak hiyeroglif yazılar Altıntepe’de bulunmuşsa da, henüz okunamamıştır. Dedekorkut Hikâyelerinde yer alan hâdiselerin çoğu Kelkit Vâdisinde geçmektedir.
Fizikî Yapı
Gümüşhâne arâzisi çok engebelidir. Akarsuları bol, dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün% 71’i dağlık, % 29’u yayladır.
Dağları: Gümüşhâne ilinde, Kalkanlı (Zigana), Gümüşhâne, Otlukbeli Dağları yer alır. Başlıca yüksek dağları; Kalkanlı Dağları (Yayla Tepe 2652 m), Gümüşhâne Dağları (Alitaşı Tepe 2572 m, Elmalı Tepe 2507 m), Otlukbeli Dağları (Hatâbî Tepe 2758 m)dır. Ayrıca, Erzincan ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Pöske Dağı, Bayburt ile Gümüşhane arasında sınır teşkil eden Vauk Dağı ve Köse Dağıdır. Ziganaların Çakırgöl bölgesindeki geniş düzlükleri yayla görünümündedir. Çimendağ üzerindeki yaylalar, en önemlilerindendir. Nehirlerin meydana getirdiği vâdiler, Gümüşhâne’nin en bereketli topraklarıdır.
Kelkit Vâdisi: Kelkit Çayını besleyen derelerin meydana getirdiği bu vâdide kuru tarım yapılır. Vâdi dar ve iki yanı basamak basamak yükselen ekilebilir arâziye su getirmek zordur. Bu vâdide sulanan arâzi çok azdır.
Akarsuları: Kelkit Çayı: Çimen Dağlarından çıkar. Kelkit ilçesini geçip, Yeşilırmak’ın ana kolu ile birleşir. Az da olsa tarım alanlarının sulanmasında kullanılır. Harşit Suyu: Gümüşhâne Dağlarından çıkar. Kale-Gümüşhâne-Torul-Kürtün vâdilerini geçip Trabzon’a girer. Harşit Suyu derin vâdilerde aktığından ve su rejimleri düzgün olmadığından sulamada pek kullanılmaz.
Gölleri: Gümüşhâne’de büyük göller yoktur. Yalnız bâzı yüksek dağların üzerinde buzul göller vardır. Bunlar Balaban Dağları üzerinde Balıklı Göl, Aygır ve Yıldız Gölleri ile Soğanlı Dağları üzerinde Şarak Gölü ve Zigana Dağlarında Çakır Göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Gümüşhâne’nin iklimi, kara iklimi ile Doğu Karadeniz iklimi arasında bir geçiş husûsiyeti gösterir.Kuzeydeki dağlar soğuk ve nemli kuzey rüzgârlarını engeller. Doğu Karadeniz havzasında kalan bölgelerde iklim nemli ve ılıktır. Kelkit bölgesinde kışlar soğuk, yazlar kurak ve Harşit Vâdisine göre daha sıcak geçer. Yağışlar kışın ve ilkbaharda daha çoktur. Senelik yağış miktarı 435 milimetredir.
Gümüşhâne topraklarının % 40’ı çayır ve mer’alarla, % 26’sı ekili dikili yerler ve % 22’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. İlin kuzey kesimi bitki örtüsü yönünden oldukça zengindir. Harşit Vâdisinde 1500 m yüksekliklere kadar yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlarla kaplıdır. 1500 ile 2300 m arasında ise, genellikle ladin, sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlar yer alır.
Ekonomi
İlin ancak dörtte biri ekilebilir arâzi olmasına rağmen, Gümüşhâne’nin ekonomisi tarıma dayanır. Gelişmişlik bakımından 76 il içinde 66’ncı sırada yer alır.
Tarım: Tarıma müsâit ova ve vâdileri azdır. Tarım daha çok Kelkit ve Şiran ilçelerinin geniş olmayan ovalarında en çok tahıl ekimi şeklinde yapılır. Ayrıca mercimek, fiğ, patates ve şekerpancarı ekilir. Meyvecilik gelişmektedir. İldeki meyve ağacının yarısı elmadır. Ayrıca armut, erik, dut, vişne ve kiraz ağaçları vardır. Sulanan arâzi azdır. Gümüşhâne’nin göbek, gelin kırmızı ve sandık cinsi elması ile hacıhamza, kabak, mahrani ve abbasi cins armutları meşhurdur.
Hayvancılık: Çayır ve mer’alar geniş bir yer kapladığından hayvancılık gelişmektedir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve at beslenir.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 22’si orman ve fundalıktır. Ormanların 185 bin hektarı fundalık, 43 bin hektarı normal ormanlıktır. Ormanların % 30’u normal koru, % 40’ı bozuk koru ve % 30’u bozuk baltalıktır. Orman içinde 81 ve kenarında 87 köyü vardır. Ormanlardan senede 25.000 m3 sanâyi odunu, 1000 m3 tomruk ve 80.000 ster yakacak odun elde edilir. Ormanlar daha çok merkez ilçe ve Torul ilçesinde Köse, Zigana ve Gümüşhâne Dağları üzerindedir.
Mâdenleri: İsmini “gümüş” mâdeninden alan Gümüşhâne mâden bakımından çok zengindir. Fakat bu zenginlik toprağın altında yatmaktadır. Gümüş, demir, bakır, manganez, kurşun, pirit, mâden kömürü, linyit, çinko ve uranyum (Kelkit ilçesinde) yataklarından sâdece çok az olarak mâden kömürü ile linyit çıkarılmaktadır. Gümüşhâne’de M.Ö. 4. asırdan beri bilhassa Osmanlı Devrinde Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Dördüncü Murâd Han zamânında çok miktarda çıkarılan gümüş yatakları, 1914’ten sonra tamâmen terk edilerek mâden ocakları su ile dolmuştur. Osmanlı Devrinde Gümüşhâne’nin Canca Mahallesindeki darphanede 12 çeşit gümüş ve altın para basılıyordu.
Gümüşhâne’de gümüş mâdeni dışında krom, bakır ve linyit, Kelkit’te krom, bakır ve linyit, bakır, linyit, Torul’da demir, bakır, mermer ve Şiran’da linyit kömürü bulunmaktadır. Gümüş mâdenlerin işletildiği 1750 senesinde Gümüşhâne şehir nüfûsu 60 bini bulmuştu. Gümüş çıkarılması Sultan Dördüncü Murâd Han zamânında zirveye ulaştı. Evliyâ Çelebi, 1647 senesinde Gümüşhâne’yi gezdiğinde; “Burada olan gümüş mâdeni hiç bir diyârda yoktur. Halkı yalnız gümüş işler. 70 kadar ocak olup, fakirliğin bilinmediği bu yerde doğan her çocuğun gümüşten mama tabağı vardır...” demiştir. 1829 Türk-Rus savaşından sonra bu ocaklar kapanmaya başlamıştır.
Sanâyi: Gümüşhâne ili sanâyi bakımından en az gelişen bir ildir. Sanâyi iş yerlerinin sayısı 300’den azdır. Bunlar az işçi çalıştıran küçük iş yerleridir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Kibrit Fabrikası, Çimento Fabrikası, Gümüşkale Kireç Sanâyii, Gümüşsu Konsantre Meyve Suyu, Kuşburnu Çayı Tesisleri; ayrıca un fabrikaları, mobilya atölyeleri ile bıçkı-hızar atölyeleridir.
Ulaşım: Hava ve demiryolu ulaşımı yoktur. Gümüşhâne ve Torul (Andasa) E-390 karayolu (Trabzon-Erzurum-İran) güzergâhı üzerindedir. Bu yoldan ayrılan tâli yollarla merkez ilçe, Kelkit ve Şiran ilçelerine bağlıdır. Bayburt, Çaykara üzerinden Karadeniz kıyısına, Torul, Kürtün üzerinden Tirebolu ve Gürele’de Karadeniz kıyısına bağlayan yollar vardır. Zigana ve Kop geçitleri arasındaki yol Gümüşhâne’den geçer. Gümüşhâne ve çevresi ilk çağlardan beri İran üzerinden geçerek Asya’nın ticârî mallarını Karadeniz’e ve dolayısıyla Avrupa ülkelerine deniz yoluyla bağlanan “ipek yolu”nun üzerinde bulunuyordu.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.375 olup, 58.996’sı şehirlerde, 110.379’u köylerde yaşamaktadır. Gümüşhâne’nin nüfûsu seneden seneye azalmaktadır.
Örf ve âdetleri: Gümüşhâne’de Türk-İslâm kültürü hâkimdir. 1055’ten bu yana bölge, Türk hâkimiyetindedir. Daha önceki devirlere âit kültürler unutuldu. Kıyâfet: Kırsal ve dağlık bölgelerde mahallî geleneksel kıyâfete hâlen rastlanır. Patiskadan geniş yakalı gömlek ile bunun üzerine kenarları oyalı kolsuz önlük giyilir. Pazenden yapılan önlüğe “iman tahtası” denir. Bele, boncuklarla süslenmiş dövme gümüş veya dokuma kemer takılır.
Dokunan desenli ihramlar giyilir. Erkeklerin giyimi ise, yelek, dar paçalı pantolon ve çarıktan ibârettir. Bele kayış yerine kaytan denilen uçları püsküllü kuşak sarılır. Yeleğin boğazı açık ve dardır. Omuzdan sağ alt cebe saat kösteği uzanır. Mahallî yemekleri: Pestil (duttan yapılır), göbek elması, ceviz içinin şekere batırılması ile köme denilen tatlı ve ziron meşhurdur. Yemekleri kesme ayranlı, lobya, kurutlu haşıl, çorbalar, toplahanası, herse, tavuklu keşkek, ekşili lahana, kavut, kara pancar, mantı, kesmik ekmeği, kalacoş, kuru pastırma, kartoldur.
Folklor: Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu’nun tesirinde kalan Gümüşhâne bölgesinde folklor zengindir. Türküleri uzundur. Bar ve Horon başlıca oyunlarıdır. Halk edebiyâtı: Gümüşhâne bölgesinde çok az sayıda halk şâiri (ozan) yetişmiştir.
Eğitim: Okuryazar nisbeti % 80’i aşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Karadeniz Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu ve Adâlet Meslek Lisesi açılmıştır. Kış sporları yaygındır.
Yetişen meşhurlar: Ahmed Ziyâeddîn; akâid, fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf ile ilgili 60 eseri bulunan bir İslâm âlimidir. Ziyâüddin-i Gümüşhânevî (Ahmed Ziyâüddîn), İstanbul’da kabirleri bulunan evliyânın büyüklerindendir. 1820 (H.1235)de Gümüşhâne’nin Emirler Mahallesinde doğdu, 1893 (H.1311)te İstanbul’da vefât etti. Kabri Süleymâniye Câmii bahçesindedir. Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden Ahmed bin Süleymân Ervâdî’den icâzet aldı. İcâzet alırken Hâlid-i Bağdâdî (rahmetullahi aleyh)in talebelerinden veliyy-i kâmil Abdülfettah Bağdâdî Akrî de hazır bulundu. Bâbıâli’de Fâtıma Sultan Câmii yanında ders verirdi.
İlçeleri
Gümüşhâne’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.140 olup, 26.014’ü ilçe merkezinde, 21.126’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Kale bucağına bağlı 34, Yağmurdere bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Gümüşhâne Dağları, kuzeyinde Trabzon Dağları, orta kesiminde ise Harşit Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, patates ve baklagillerdir. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. En çok elma yetiştirilir. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında kireç taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayına karışan Musalla Deresi kıyısında kurulmuştur. Çayın iki yanında bahçeli ve seyrek evleri ile kilometrelerce (7 km) uzayıp gider. Yeni Gümüşhâne, Birinci Dünyâ Harbinden sonra kurulmuştur. Eski Gümüşhâne, dağ eteğinde, yeni Gümüşhâne düz olup, bağ ve bahçeliktir. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer.
Kelkit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.482 olup, 11.541’i ilçe merkezinde, 35.941’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 84 köyü vardır. İlçe toprakları birbirine paralel uzanan dağlardan meydana gelir. Orta kesimi akarsularla derin bir şekilde yarılmıştır. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Çimen, Sipikör ve Otlukbeli dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Akarsu boylarında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şeker pancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Sığır besiciliği ve arıcılık modern usüllerle yapılır. Hayvancılığa bağlı olarak dericilik ve dokumacılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Kelkit Irmağına katılan Balkar Deresi Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 75 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında ismi Çiftlik idi. Denizden yüksekliği 1515 metredir. İsmini yedinci asırda bölgeye hâkim olan Peçenek Türkleri komutanı Kelki Beyden alır. 1840 senesinde ilçe olmuştur.
Köse: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.893 olup, 6983’ü ilçe merkezinde, 7910’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, orta kesiminde Kelkit Vâdisi yer alır. İlçe topraklarını Kelkit Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Arıcılık gelişmiştir. İlçe merkezi Gümüşhâne Dağlarının eteklerinde Kelkit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Kelkit-Gümüşhâne karayolu ilçeden geçer. Kelkit ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kürtün: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.892 olup, 2809’u ilçe merkezinde, 13.083’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağlarının uzantıları, orta kesiminde Harşit (Doğankent) Çayı Vâdisi yer alır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Ahır hayvancılığı yaygındır. En çok koyun beslenir. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, vişne ve armuttur. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Harşit Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Eski ismi Uluköy’dür. Torul’a bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şiran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.881 olup, 7592’si ilçe merkezinde, 19.289’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 992 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeyinde Gümüşhâne Dağları, güneyinde Otlukbeli Dağları, orta kesimde ise Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa ve elma olup, ayrıca az miktarda armut, vişne ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Daha çok sığır besiciliği yapılan ilçenin yüksek kesimlerinde küçükbaş hayvan beslenir. Arıcılık modern usûllerle yapılır.
İlçe merkezi Şiran Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1400 metredir. İl merkezine 76 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Torul: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.087 olup, 4057’si ilçe merkezinde, 13.030’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları akarsu vâdileriyle yarılmış dağlık alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Zigana Dağları, güneyinde Gümüşhâne Dağları, batısında Giresun Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Harşit (Doğankent) Çayı toplar. Kayın, köknar, ladin ve sarıçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık ve sayfiye açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayanır. Genel olarak ahır hayvancılığının yaygın olduğu ilçede herik soyu koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Ekime müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, elma, vişne, armut ve fasulyedir. İlçe topraklarında bakır-pirit ve bakır-çinko-kurşun yatakları vardır.
İlçe merkezi, Harşit Çayı kenarında kurulmuştur. Eski ismi Ardasa’dır. Trabzon-İran transit yolu ilçeden geçer. İl merkezine 25 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. İsmini bölgede otağını kuran Tuğrul Beyden alır. İlçe belediyesi 1882’de kurulmuştur.
Târihî Eserleri ve Turistik Yerleri
Gümüşhâne, târihî eserler ve tabiî zenginliklerle doludur. İl, eski devirlere âit şehir harâbeleri yönünden oldukça zengindir. Rus işgâli sırasında, Türk-İslâm eserleri kasten Ruslar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü eserler bu tahribâttan kalanlardır.
Canıca (Canca) Kalesi: Vank köyü yakınlarındadır. Kayalar üzerine yapılmıştır. Doğu-batı yönünde arka arkaya üç bölümlüdür. Kale içinde şapel ve gözcü kule kalıntıları vardır.
Edire Kalesi: Dörtkonak köyündedir. Kayalar üstünde yapılmış ilginç bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.
Torul (Ardasa) Kalesi: Torul ilçesindedir. Eski devirlerden kalmadır. Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından feth edilen kale surlarının bir bölümü sağlam vaziyettedir.
Süleymâniye Câmii: Eski Gümüşhâne Mahallesindedir. Kânûnî Sultan Süleymân tarafından yaptırılmıştır. Gümüşhâne’nin ilk binâsıdır. Minâresi o zamandan kalmadır. Câmi 19. asırda yeni baştan yapılmıştır.
Hacı Çağıran Baba Türbesi: Gümüşhâne-Erzurum yolu üstünde, Tekkeköy’dedir. Kitâbesinde 1582’de yapıldığı yazılıdır.
Pir Ahmed Türbesi: Gümüşhâne-Erzincan yolu üstünde, Pir Ahmed köyündedir. Kitâbesinde 1550’de yapıldığı yazılıdır.
Zigana Kervansarayı: Zigana-Gümüşhâne-Trabzon arasında çam ormanlarıyla kaplı 2000 m yükseklikte dağ sırasıdır. Burada bulunan Zigana Kervansarayı ve Kalesi bir yerleşme merkezinden çok, askerî bir yerdi. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşanın yaptırdığı ifâde edilir.
Tohumoğlu Köprüsü: Gümüşhâne-Erzurum yolu üzerinde Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Yıkık vaziyettedir.
Eski eserler: Satala, Kelkit’e 17 km uzaklıkta, Sadak köyündedir. Satala’da bulunanların bir kısmı İstanbul, bir kısmı Erzurum Arkeolojik müzesindedir. Buradan alınan bronz büst, Londra British Museum’da bulunmaktadır. Satala, Romalıların dînî ve askerî merkezi ve Hititlilerden îtibâren büyük bir şehirdi. Gümüşhâne’de Hutuna Manastırı, Torul’da Meryem Ana Manastırı ile Sinan Çakırkaya köyünde Çakırkaya kiliseleri vardır.
Mesîre yerleri: Gümüşhâne ilinde özellikle Harşit Vâdisinde ve il merkezi çevresinde zengin bitki örtüsü ve görülmeye değer tabiî güzelliklerle doludur. Ünlü Kadırga Şenlikleri her yıl geleneksel olarak Kadırga Yaylasında yapılmaktadır.
Torul Çavlanı: Torul ilçesinde Harşit Çayı üzerindedir. Etrâfı ormanlıktır. Manzarası çok fevkalâdedir. Yüksek kayalardan su gürül gürül dökülür.
Tomara Şelâlesi: Şiran ilçesinin Seydibaba köyündedir ve çok güzel manzarası vardır. Çimen Dağlarının kuzey eteklerinde 40 kaynaktan meydana gelir. Kelkit Çayı Vâdisinde 20 m yükseklikten yatağına dökülür. İçilen suyu yazın soğuk, kışın sıcaktır. Etrâfı fundalıktır. Değirmenler vardır.
Harşit Çayı Vâdisi: Baştan başa elma bahçeleriyle doludur.
Artabel Deresi: Torul’dadır. Derenin yukarı kısmında beş adet buzul göl vardır. Göllerden birinin ortasında bir ada bulunmaktadır.
Kelkit Çayı Vâdisi: Baştan başa tabiî güzelliklerle doludur. Av hayvanları çok boldur.
Yaylık Mağarası: Kelkit’in Yaylık köyünde 300 m derinlikte bir mağaradır. Mağaranın tavanından çavlan hâlinde mâden suları dökülür.
Karaca Mağarası: Torul’un Cebeli köyü yakınlarında bulunan, 10 bin yıllık mâzisi olduğu tahmin edilen ve çok güzel ve biçimli sarkıt ve dikitlerden oluşan bir mağaradır. Astım hastalarına iyi geldiği ifâde edilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
[attachment=133318]
Pelet Nedir? Pelet Kullanım Alanları Nelerdir? Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet Nedir?
Biyokütle, dünyada dördüncü en büyük enerji kaynağını oluşturması yönüyle önemli bir enerji kaynağı konumundadır. Birçok gelişmiş ülke biyoenerjiyi geleceğin temel enerji kaynağı olarak görmektedir.
Biyokütle ısınma ve sanayi amaçlı yakma sistemlerinde kullanılabilir. Isınma amaçlı olarak yaygın olarak kullanılan kaynaklardan biri de peletlerdir.
Sözlük anlamı topak, yumak, silindir, misket olan pelet, yakıt olarak; her türlü odun, odun artığı, ormansal atık, tarımsal atık, endüstriyel atıkların kurutulup öğütülerek daha sonra yüksek basınçla preslenerek sıkıştırılması suretiyle yoğunluğu arttırılarak enerji elde maksadıyla kullanılan küçük parçalardır.
Pellet yakıtını odun pelleti (wood pellets) ve tarımsal atık pelleti (agripellets) olarak sınıflamak mümkündür. Yurt dışında bu ürünlerin üretimi, taşınması ve kullanılmasına yönelik standartlar oluşturulmuş olup ülkemizde henüz bu yönde bir standart mevcut değildir. Ayrıca bu ürünün kullanılması yurt dışında birçok ülke tarafından destek kapsamında değerlendirilmektedir.
Pelet Yakıtının Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet küçük silindirik bir forma sahip olan genellikle 6-8-10 mm çapında ve 10-40 mm arasında uzunluğu olan, sıkıştırılmış; talaş, odun yongaları, ağaç kabuğu, ağaç dalları, ekinlerin sapları, fındık, ağaç diplerindeki kozalak gibi doğal ürün ve atıklardan elde edilen bir yakıt çeşididir.
Hammadde ve üretim teknikleri açısından farklılık göstermekle beraber odun ve türevi maddelerin pelet haline dönüştürülmesinde bağlayıcı madde kullanımı söz konusu değildir. Diğer birtakım hammaddelerde ise belli oranlarda yardımcı bağlayıcılar (melas, nişasta, bitkisel parafin, tall yağı, lignin, su gibi) kullanılmaktadır.
Hammadde olarak ağaç (sert ve yumuşak ağaçlar), odun, yonga, talaş, kabuk, dal, yaprak ve benzeri orman artıkları, sap-saman (buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi), sap (ayçiçeği, mısır, pamuk, kolza gibi), kabuk-kılıf (kahve, soya, pirinç, yer fıstığı, fındık, ceviz …), meyve çekirdekleri, kağıt-mukavva vb. artığı ve çöpü, endüstriyel atıklar (prina gibi), inşaat atıkları kullanılabilmekte bu ürünlerin haricinde enerji ormancılığı ve enerji tarımı (switchgrass-dallı darı, miscanthus-fil çimeni gibi) kapsamında yetiştirilen bir çok üründe kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen imal edilebileceği gibi birkaç ürünün (talaş, sap, saman, prina, kömür tozu gibi) karıştırılması ile de elde edilebilir.
Pelet, biyokütle enerjisi yani yenilenebilir enerji kökenli bir yakıttır. Yerli doğal ürün ve atıklardan üretildiği için arz güvenliği yüksek olan bir kaynaktır.
Ekonomik bir yakıttır, doğalgaz ve petrol yakıtlarına gibi maliyeti direkt olarak dövizden etkilenmez.
Yakıldığında fosil yakıtlara göre daha az emisyon açığa çıkartır. Nemi alınarak yüksek basınçta sıkıştırıldığı için kül oranı %1 seviyelerindedir. Diğer bir ifadeyle; yaktığınız 1 ton peletten 10 kg civarında kül çıkmaktadır. Örneğin, kömürde kalitesine göre %20 – %50 aralığında kül-cüruf oluşmaktadır. Bununla birlikte, yanma sonucu oluşan kül doğal gübre olarak kullanılabilme imkânına sahiptir.
Yanma süresi ve sağladığı enerji olarak aynı miktarda ağaç odununa göre daha verimli bir yakıttır. Pelet yakma sistemleri tıpkı yoğuşmalı kombiler gibi üst düzey (%95) verimde çalışmaktadır, bu da en az yakıt ile en yüksek verimi almanızı sağlar.
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir.Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir.Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini artırılarak doğaya çevreye ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır.
Pelet Yakıtından Nasıl Enerji Elde Edilir
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir. Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir. Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini 3-4 kata kadar artırılabilmektedir.
Bundan sonra pelet, doğal gaz kadar kontrollu yakılabilir. Yakılabildiği yerler; fındık sobaları, fındık kabuğu kullanılan fırınların sistemleri, pelet sobaları, pelet kazanlarıdır. Pelet sobalarının ısıtma kapasitesi 8,000 ile 90,000 Btu arasındadır. Evlerinizde, iş yerlerinizde, fabrikalarda, otellerde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, özel ve müstakil yerleşim birimlerinde, villalarda kısacası; ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtlarını kullanabilirsiniz.
Ülkemizde ormansal ve tarımsal atıklar işlenmeden direk olarak kazanlarda kullanılmaktadır fakat bu kullanım yöntemi verimli, ekonomik ve çevresel açıdan uygun değildir. Son yıllarda ülkemizde daha çok mdf talaşı, tarımsal atıklar ve prina (zeytin atığı) peletlenerek satılmakta ve kullanılmaktadır. Bunun sebebi üretim aşamasındaki kurutma maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Ülkemizde mevcut olan yem makineleri bu üretim için kullanılmakta fakat üretim verimliliği ve ürün kalitesi düşük olmaktadır.
Pelet Nedir? Avantaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?
Pelet nedir? Pelet avantajları nelerdir? Pelet nerelerde kullanılmaktadır? Pelet yakıtın ham maddeleri nelerdir? Pelet yakıtı çeşitleri nelerdir? Pelet yakıtın özellikleri nelerdir? Pelet yakıtından nasıl enerji elde edilmektedir? Pelet yakıtın faydaları nelerdir? Pelet hakkında merak ettiğiniz veya öğrenmek istediğiniz tüm sorularınızı sizler için cevaplandırıyoruz.
Pelet Nedir?
Pelet, ağaç kabuğu, ekin sapları, odun yongaları, talaş, badem, ceviz kabukları ve hatta atık kağıt gibi maddelerin öğütülmesi sonucunda elde edilmektedir. Pelet genellikle 6 ile 8 milimetre çapındadır. Uzunluğu ise 10 ile 11 milimetre civarındadır. Ayrıca pelet silindirik bir yapıya sahiptir. Pelet en doğal yakıtlardan bir tanesidir. Pelet yakıtı, sürdürülebilir bir kaynaktır. Pelet sayesinde fosil kaynaklı ithalatı azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlanmaktadır.
Pelet yakıtın kullanılması sonucunda atık miktarı oldukça az olmaktadır. Ayrıca kullanılması sonucunda zararlı egzoz emisyonlarının kabul sınırda olması avantaj sağlamaktadır. Pelet yakıtının farklı maddelerden üretilmesi nedeniyle bu özellikler ortaya çıkmaktadır.
Pelet, her çeşit endüstriyel ya da tarımsal atıkların kurutulup daha sonra öğütülmesi ile oluşturulmaktadır. Ancak öğütülen atıklar son olarak yüksek basınç altında sıkıştırılmaktadır. Kısacası pelet kurutma, öğütme ve sıkıştırma sonucunda oluşturulmaktadır.
Pelet Yakıtın Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet yakıtının içerisinde talaş, ağaç dalları, ağaç kabuğu, ekinlerin sapları, fındık, ağaç dibindeki kozalaklar gibi atıklar yer almaktadır. Bunun yanı sıra peletteki diğer hammaddeler ise belirli oranlarda yardımcı bağlayıcılardır.
Pelet yakıtında hammadde olarak; yonga, kabuk, dal, talaş, odun, sert ve yumuşak ağaçlar, sap, saman, kabuk, meyve çekirdekleri, endüstriyel atıklar, kağıt, mukavva, inşaat atıkları gibi atıklar kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen elde edilebilir ama birkaç üründen de elde edilebilmektedir.
Pelet Çeşitleri Nelerdir?
Pelet çeşitleri kısaca şu şekildedir; odun pelet, alfaalfa pelet, atık pelet, talaş pelet, ayçiçeği sapı pelet, ot pelet, saman pelet, kömür karışımlı pelet, zeytin posası peletdir.
Pelet Kullanım Alanları Nelerdir?
Pelet, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılmaktadır. Pelet yakıtını, aslında yaşantımızın pek çok alanında kullanabiliriz. Bunun yanı sıra evlerde, fabrikalarda, iş yerlerinde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, müstakil yerleşim yerlerinde ve aslında ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtı kullanmanız mümkündür.
Pelet ısınma Biyoenerji kaynaklarının içerisinde bulunmaktadır. Pelet ısınma sanayi amaçlı olarak da yaygın şekilde tercih edilmektedir. Pelet kısacası yaşantımız birçok alanında kullanım için uygundur.
Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet yakıtın avantajları arasında sürdürülebilir bir kaynak olması ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra %100 oranında yerli öz kaynaklardan üretilmesi en önemli avantajlarından bir tanesidir.
Pelet yakıt sistemi sayesinde fosil yakıt ithalatının azaltılması sağlanır. Ayrıca ülke ekonomisine de büyük katkı sağlanmaktadır. Pelet yakıtın kullanılması, diğer yakıt sistemlerinin kullanılmasına oranla daha az tehlikelidir. Pelet yakıt aynı zamanda elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Ticari pelet üretimi sırasında ağaç kesilmemektedir. Pelet yakıt aynı zamanda orman atığını temizlemektedir. Bu yönü sayesinde kolay bir şekilde tutuşmaktadır.
Pelet yakıt sistemi, katı yakıtlı sistemler içerisinde en temiz yanma sistemine sahip olan sistemdir. Klasik olan katı yakıt sistemlerinde bacalardan yüksek oranda katran ruhu oluşmaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde ise bu neredeyse yoktur. Pelet yakıt sistemi oduna oranla neredeyse daha az yer kaplamaktadır.
Pelet yakıt sistemlerinde odun pelet sistemleri ozon dostu olarak bilinmektedir. Bu yakıt sistemlerinde kömür gibi zehirlenme tehlikesi bulunmamaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde kazan dairesinde tozlanma veya duman olma gibi bir durum yaşamazsınız. Elektrikler kesildiğinde ise kazan dairesine müdahale etmenize gerek yoktur.
Pelet ve Diğer Yakıtlar Arasındaki Farklar
Maksimum enerji yoğunluğu, az taşıma ve uygun depolama maliyeti peletlemenin sunmuş olduğu avantajlar arasında bulunmaktadır. Yakıt malzemesinin formu ve kompozisyonunun standardize edilmesi de peletlemenin en önemli avantajlarındadır. Bu avantajların sonucunda peletleme, evsel ve endüstriyel kullanım kazanlarında otomatik besleme sağlamaktadır.
Pelet ve diğer yakıtlar arasındaki en büyük farklardan bir tanesi de düşük kül oranıdır. Düşük kül oranından dolayı yakma sisteminin verimi maksimum seviyeye çıkar ve işletme maliyetleri azalır.
Isıl değeri, atık miktarı, nem, CO₂ Salınımı ve kütle yoğunluğu bakımından fark oluşturan pelet, diğer yakıtlara kıyasla her bakımdan avantajlıdır.
Peletin Özellikleri Nelerdir?
Pelet diğer fosil yakıtlara kıyasla çok ucuzdur. Pelet doğal gaz kadar kontrollü yakılma imkanı sunmaktadır. Pelet sobaları, pelet kazanları başta olmak üzere pelet, yaygın şekilde kullanım alanına sahiptir. 3,5 ton odun yerine 1 ton pelet tüm ısınma gereksinimlerini en iyi şekilde karşılamaktadır.
Peletin yoğunluğu ise 1000 kg/m3 ile 1100kg/m3 arası değişiklik göstermektedir. 1 ton pelet yakıldığı zaman 10 kg kül çıkar ve bacalarda kirlilik yaşanmaz. Taşınması fazlası ile kolay olan peletteki Nem %7 ile %12 arasındadır. Genel olarak 25 kg‘lık çuvallar içerisinde, rutubetsiz kapalı alanlarda depolanmalıdır.
Çevrenin ve doğanın korunması açısından önemli olan pelet en temiz yakıt larak ön plana çıkmaktadır. Kısacası pelet geleceğin yakıtıdır.
Kaynaklar
viagardenia
enerjibaba
Pelet Nedir? Pelet Kullanım Alanları Nelerdir? Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet Nedir?
Biyokütle, dünyada dördüncü en büyük enerji kaynağını oluşturması yönüyle önemli bir enerji kaynağı konumundadır. Birçok gelişmiş ülke biyoenerjiyi geleceğin temel enerji kaynağı olarak görmektedir.
Biyokütle ısınma ve sanayi amaçlı yakma sistemlerinde kullanılabilir. Isınma amaçlı olarak yaygın olarak kullanılan kaynaklardan biri de peletlerdir.
Sözlük anlamı topak, yumak, silindir, misket olan pelet, yakıt olarak; her türlü odun, odun artığı, ormansal atık, tarımsal atık, endüstriyel atıkların kurutulup öğütülerek daha sonra yüksek basınçla preslenerek sıkıştırılması suretiyle yoğunluğu arttırılarak enerji elde maksadıyla kullanılan küçük parçalardır.
Pellet yakıtını odun pelleti (wood pellets) ve tarımsal atık pelleti (agripellets) olarak sınıflamak mümkündür. Yurt dışında bu ürünlerin üretimi, taşınması ve kullanılmasına yönelik standartlar oluşturulmuş olup ülkemizde henüz bu yönde bir standart mevcut değildir. Ayrıca bu ürünün kullanılması yurt dışında birçok ülke tarafından destek kapsamında değerlendirilmektedir.
Pelet Yakıtının Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet küçük silindirik bir forma sahip olan genellikle 6-8-10 mm çapında ve 10-40 mm arasında uzunluğu olan, sıkıştırılmış; talaş, odun yongaları, ağaç kabuğu, ağaç dalları, ekinlerin sapları, fındık, ağaç diplerindeki kozalak gibi doğal ürün ve atıklardan elde edilen bir yakıt çeşididir.
Hammadde ve üretim teknikleri açısından farklılık göstermekle beraber odun ve türevi maddelerin pelet haline dönüştürülmesinde bağlayıcı madde kullanımı söz konusu değildir. Diğer birtakım hammaddelerde ise belli oranlarda yardımcı bağlayıcılar (melas, nişasta, bitkisel parafin, tall yağı, lignin, su gibi) kullanılmaktadır.
Hammadde olarak ağaç (sert ve yumuşak ağaçlar), odun, yonga, talaş, kabuk, dal, yaprak ve benzeri orman artıkları, sap-saman (buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi), sap (ayçiçeği, mısır, pamuk, kolza gibi), kabuk-kılıf (kahve, soya, pirinç, yer fıstığı, fındık, ceviz …), meyve çekirdekleri, kağıt-mukavva vb. artığı ve çöpü, endüstriyel atıklar (prina gibi), inşaat atıkları kullanılabilmekte bu ürünlerin haricinde enerji ormancılığı ve enerji tarımı (switchgrass-dallı darı, miscanthus-fil çimeni gibi) kapsamında yetiştirilen bir çok üründe kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen imal edilebileceği gibi birkaç ürünün (talaş, sap, saman, prina, kömür tozu gibi) karıştırılması ile de elde edilebilir.
Pelet, biyokütle enerjisi yani yenilenebilir enerji kökenli bir yakıttır. Yerli doğal ürün ve atıklardan üretildiği için arz güvenliği yüksek olan bir kaynaktır.
Ekonomik bir yakıttır, doğalgaz ve petrol yakıtlarına gibi maliyeti direkt olarak dövizden etkilenmez.
Yakıldığında fosil yakıtlara göre daha az emisyon açığa çıkartır. Nemi alınarak yüksek basınçta sıkıştırıldığı için kül oranı %1 seviyelerindedir. Diğer bir ifadeyle; yaktığınız 1 ton peletten 10 kg civarında kül çıkmaktadır. Örneğin, kömürde kalitesine göre %20 – %50 aralığında kül-cüruf oluşmaktadır. Bununla birlikte, yanma sonucu oluşan kül doğal gübre olarak kullanılabilme imkânına sahiptir.
Yanma süresi ve sağladığı enerji olarak aynı miktarda ağaç odununa göre daha verimli bir yakıttır. Pelet yakma sistemleri tıpkı yoğuşmalı kombiler gibi üst düzey (%95) verimde çalışmaktadır, bu da en az yakıt ile en yüksek verimi almanızı sağlar.
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir.Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir.Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini artırılarak doğaya çevreye ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır.
Pelet Yakıtından Nasıl Enerji Elde Edilir
Ağaç, atık malzemelerin toplanarak değirmenden geçirilmesi işlemi sonucunda küçük toz haline getirilir.Daha sonra bu toz halindeki ağaç atık malzemeleri fırında kurutularak nem oranı düşürülür.Kurutulan malzeme yüksek basınç altında preslenerek palet haline getirilir. Presten çıkan mamul soğutma işlemi uygulanır ve oradan da paketleme sonunda kullanıma hazır hale gelir. Bu işlemler uygulanması sonucunda aynı ağaç mamulün yanma ve enerji verimini 3-4 kata kadar artırılabilmektedir.
Bundan sonra pelet, doğal gaz kadar kontrollu yakılabilir. Yakılabildiği yerler; fındık sobaları, fındık kabuğu kullanılan fırınların sistemleri, pelet sobaları, pelet kazanlarıdır. Pelet sobalarının ısıtma kapasitesi 8,000 ile 90,000 Btu arasındadır. Evlerinizde, iş yerlerinizde, fabrikalarda, otellerde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, özel ve müstakil yerleşim birimlerinde, villalarda kısacası; ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtlarını kullanabilirsiniz.
Ülkemizde ormansal ve tarımsal atıklar işlenmeden direk olarak kazanlarda kullanılmaktadır fakat bu kullanım yöntemi verimli, ekonomik ve çevresel açıdan uygun değildir. Son yıllarda ülkemizde daha çok mdf talaşı, tarımsal atıklar ve prina (zeytin atığı) peletlenerek satılmakta ve kullanılmaktadır. Bunun sebebi üretim aşamasındaki kurutma maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Ülkemizde mevcut olan yem makineleri bu üretim için kullanılmakta fakat üretim verimliliği ve ürün kalitesi düşük olmaktadır.
Pelet Nedir? Avantaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?
Pelet nedir? Pelet avantajları nelerdir? Pelet nerelerde kullanılmaktadır? Pelet yakıtın ham maddeleri nelerdir? Pelet yakıtı çeşitleri nelerdir? Pelet yakıtın özellikleri nelerdir? Pelet yakıtından nasıl enerji elde edilmektedir? Pelet yakıtın faydaları nelerdir? Pelet hakkında merak ettiğiniz veya öğrenmek istediğiniz tüm sorularınızı sizler için cevaplandırıyoruz.
Pelet Nedir?
Pelet, ağaç kabuğu, ekin sapları, odun yongaları, talaş, badem, ceviz kabukları ve hatta atık kağıt gibi maddelerin öğütülmesi sonucunda elde edilmektedir. Pelet genellikle 6 ile 8 milimetre çapındadır. Uzunluğu ise 10 ile 11 milimetre civarındadır. Ayrıca pelet silindirik bir yapıya sahiptir. Pelet en doğal yakıtlardan bir tanesidir. Pelet yakıtı, sürdürülebilir bir kaynaktır. Pelet sayesinde fosil kaynaklı ithalatı azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlanmaktadır.
Pelet yakıtın kullanılması sonucunda atık miktarı oldukça az olmaktadır. Ayrıca kullanılması sonucunda zararlı egzoz emisyonlarının kabul sınırda olması avantaj sağlamaktadır. Pelet yakıtının farklı maddelerden üretilmesi nedeniyle bu özellikler ortaya çıkmaktadır.
Pelet, her çeşit endüstriyel ya da tarımsal atıkların kurutulup daha sonra öğütülmesi ile oluşturulmaktadır. Ancak öğütülen atıklar son olarak yüksek basınç altında sıkıştırılmaktadır. Kısacası pelet kurutma, öğütme ve sıkıştırma sonucunda oluşturulmaktadır.
Pelet Yakıtın Hammaddeleri Nelerdir?
Pelet yakıtının içerisinde talaş, ağaç dalları, ağaç kabuğu, ekinlerin sapları, fındık, ağaç dibindeki kozalaklar gibi atıklar yer almaktadır. Bunun yanı sıra peletteki diğer hammaddeler ise belirli oranlarda yardımcı bağlayıcılardır.
Pelet yakıtında hammadde olarak; yonga, kabuk, dal, talaş, odun, sert ve yumuşak ağaçlar, sap, saman, kabuk, meyve çekirdekleri, endüstriyel atıklar, kağıt, mukavva, inşaat atıkları gibi atıklar kullanılmaktadır. Pelet bir tek üründen elde edilebilir ama birkaç üründen de elde edilebilmektedir.
Pelet Çeşitleri Nelerdir?
Pelet çeşitleri kısaca şu şekildedir; odun pelet, alfaalfa pelet, atık pelet, talaş pelet, ayçiçeği sapı pelet, ot pelet, saman pelet, kömür karışımlı pelet, zeytin posası peletdir.
Pelet Kullanım Alanları Nelerdir?
Pelet, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılmaktadır. Pelet yakıtını, aslında yaşantımızın pek çok alanında kullanabiliriz. Bunun yanı sıra evlerde, fabrikalarda, iş yerlerinde, pansiyonlarda, sitelerde, apartmanlarda, müstakil yerleşim yerlerinde ve aslında ısı gerektiren tüm alanlarda pelet yakıtı kullanmanız mümkündür.
Pelet ısınma Biyoenerji kaynaklarının içerisinde bulunmaktadır. Pelet ısınma sanayi amaçlı olarak da yaygın şekilde tercih edilmektedir. Pelet kısacası yaşantımız birçok alanında kullanım için uygundur.
Pelet Yakıtın Avantajları Nelerdir?
Pelet yakıtın avantajları arasında sürdürülebilir bir kaynak olması ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra %100 oranında yerli öz kaynaklardan üretilmesi en önemli avantajlarından bir tanesidir.
Pelet yakıt sistemi sayesinde fosil yakıt ithalatının azaltılması sağlanır. Ayrıca ülke ekonomisine de büyük katkı sağlanmaktadır. Pelet yakıtın kullanılması, diğer yakıt sistemlerinin kullanılmasına oranla daha az tehlikelidir. Pelet yakıt aynı zamanda elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Ticari pelet üretimi sırasında ağaç kesilmemektedir. Pelet yakıt aynı zamanda orman atığını temizlemektedir. Bu yönü sayesinde kolay bir şekilde tutuşmaktadır.
Pelet yakıt sistemi, katı yakıtlı sistemler içerisinde en temiz yanma sistemine sahip olan sistemdir. Klasik olan katı yakıt sistemlerinde bacalardan yüksek oranda katran ruhu oluşmaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde ise bu neredeyse yoktur. Pelet yakıt sistemi oduna oranla neredeyse daha az yer kaplamaktadır.
Pelet yakıt sistemlerinde odun pelet sistemleri ozon dostu olarak bilinmektedir. Bu yakıt sistemlerinde kömür gibi zehirlenme tehlikesi bulunmamaktadır. Pelet yakıt sistemlerinde kazan dairesinde tozlanma veya duman olma gibi bir durum yaşamazsınız. Elektrikler kesildiğinde ise kazan dairesine müdahale etmenize gerek yoktur.
Pelet ve Diğer Yakıtlar Arasındaki Farklar
Maksimum enerji yoğunluğu, az taşıma ve uygun depolama maliyeti peletlemenin sunmuş olduğu avantajlar arasında bulunmaktadır. Yakıt malzemesinin formu ve kompozisyonunun standardize edilmesi de peletlemenin en önemli avantajlarındadır. Bu avantajların sonucunda peletleme, evsel ve endüstriyel kullanım kazanlarında otomatik besleme sağlamaktadır.
Pelet ve diğer yakıtlar arasındaki en büyük farklardan bir tanesi de düşük kül oranıdır. Düşük kül oranından dolayı yakma sisteminin verimi maksimum seviyeye çıkar ve işletme maliyetleri azalır.
Isıl değeri, atık miktarı, nem, CO₂ Salınımı ve kütle yoğunluğu bakımından fark oluşturan pelet, diğer yakıtlara kıyasla her bakımdan avantajlıdır.
Peletin Özellikleri Nelerdir?
Pelet diğer fosil yakıtlara kıyasla çok ucuzdur. Pelet doğal gaz kadar kontrollü yakılma imkanı sunmaktadır. Pelet sobaları, pelet kazanları başta olmak üzere pelet, yaygın şekilde kullanım alanına sahiptir. 3,5 ton odun yerine 1 ton pelet tüm ısınma gereksinimlerini en iyi şekilde karşılamaktadır.
Peletin yoğunluğu ise 1000 kg/m3 ile 1100kg/m3 arası değişiklik göstermektedir. 1 ton pelet yakıldığı zaman 10 kg kül çıkar ve bacalarda kirlilik yaşanmaz. Taşınması fazlası ile kolay olan peletteki Nem %7 ile %12 arasındadır. Genel olarak 25 kg‘lık çuvallar içerisinde, rutubetsiz kapalı alanlarda depolanmalıdır.
Çevrenin ve doğanın korunması açısından önemli olan pelet en temiz yakıt larak ön plana çıkmaktadır. Kısacası pelet geleceğin yakıtıdır.
Kaynaklar
viagardenia
enerjibaba
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,280
» Forum posts: 5,871
Read More / Comment 
