MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,280
Forum posts:» Forum posts: 5,871

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Zonguldak Hakkında Bilgiler

ZONGULDAK
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 6489 km2
Nüfûsu           : 867.726
İlçeleri           : Merkez, Alaplı, Çaycuma, Devrek, Eflani, Ereğli, Gökçebey, Karabük, Safranbolu, Yenice.
Batı Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. Güneyden Bolu,Çankırı, doğudan Bartın ve Kastamonu illeri, batıdan ise Karadeniz ile çevrilidir. Türkiye’nin kara elmas (kömür) yatağıdır. Trafik numarası 67’dir.
İsminin Menşei
Zonguldak, toprağının altındaki kömürün henüz varlığının bilinmediği sıralarda bir köydü. Sazlık ve bataklık bir arâzide bulunduğu için (Sazlık) mânâsına gelen “Zongalık” adıyla anılırdı. Yirminci asır başında küçük bir kasabayken Cumhûriyet devrinde hızla gelişmiştir. Bu mütevâzi köy bilâhare modern kasaba ve büyük bir şehir hâline gelmiş ve (Zongalık) kelimesi de halk lisanında “Zonguldak” olarak yerleşmiştir.
Târihi
Zonguldak ve çevresinin târihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine dâhil etti. Bu devirde bu bölgeye verilen isim “Palla”dır. Hitit İmparatorluğu iç savaşlar ve iktidar kavgaları ile zayıfladı ve nihâyet yıkıldı.
Hititlerden sonra Anadolu’ya ve dolayısıyla bu bölgeye Firigya Krallığı hâkim oldu. Frigya Krallığının yıkılışı ile Anadolu’ya ve bu bölgeye Lidya Krallığı hâkim oldu. M.Ö. 6. asırda Pers İmparatorluğu Lidya ordusunu yenerek topraklarını kendisine kattı. Bu sıralarda Dorlu Rumları Ereğli’de (Herakleis) ve Amasra’da (Amastris) ticârî koloniler kurdular. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek Anadolu ve İran’ı Makedonya Krallığına kattı.
Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine bu bölge Pers asıllı, fakat Rumlaşmış, Pontus Krallığı tarafından alındı. Karadeniz’in kuzeyi (Kırım) ve güneyi(Kuzey Anadolu sâhilleri) Pontus Krallığının elinde olup, batısında Bitinya Krallığı ve güneyinde Galata Krallığı bulunuyordu.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu Anadolu’da bulunan Pontus, Bitinya, Galata, Bergama, Kapadokya ve diğer krallıklara son vererek bütün Anadolu’yu Roma İmparatorluğu sınırları içine kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar devrinde Bizans topraklarına İslâm orduları ve İranlı Sâsânîler pekçok akınlar yapmışsa da bu bölge akınlardan uzak kalabilen nâdir bölgelerden biridir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi bu ölgeyi de Anadolu Fâtihi ve Anadolu Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Oğuzlarından Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah fethetmiştir. Bunun üzerine Hıristiyan dünyâsı, Bizans’ın dâveti ve papalığın teşviki ile Haçlı Seferlerini başlatmışlardır. Yirmi beş sene Haçlı Seferleri sebebiyle Anadolu içlerine çekilen Selçuklulardan Batı, bilhassa sâhil şehirlerinden çoğunu Bizans yeniden işgal etmiştir. Zonguldak bölgesi de Bizans’ın geri aldığı yerlerden biriydi. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra Cenevizliler Karadeniz ticâretine hâkim oldular. Amasra, Ereğli ve Filyos’ta Ceneviz siteleri kurdular.
On üçüncü asırda bu bölge (Amasra hâriç) tamâmen Türkler tarafından yeniden fethedilmiştir. 1291’de Candaroğulları Beyliği başşehrini Eflani’de kurmuştur. Daha sonra başşehir Kastamonu’ya taşındı. (Eflani Zonguldak’a bağlı bir kaza merkezidir). Candaroğulları sonraki isimleri (İsfendiyaroğulları) 1326’da Safranbolu’yu fethettiler.
Candaroğulları 1309 senesine kadar Selçuklu Devletine (Konya’ya) bağlı oldular. 1309’dan sonra İlhanlılara tâbi oldular. 1392’de Yıldırım Bâyezîd Han, Zonguldak ve Kastamonu bölgesini ele geçirdi. Bu sırada Osmanlı Devletiyle Cenevizliler arasında dostluk devam ettiğinden Ereğli ve Amasra Cenevizlilerin elinde kaldı.
Yıldırım Bâyezîd Han 1402 Ankara Savaşında Tîmûr Hana yenilince, Osmanlı Devleti “Fetret Devri” denilen bir devre içinde sıkıntılı günler geçirdi. Osmanlı Devleti taht kavgaları ile parçalanma durumuna geldi. Osmanlı Devletini yeniden şahsında birleştiren Çelebi Sultan Mehmed Han bu bölgeye hâkim oldu. Fetret Devrinden sonra Osmanlı Devleti yeniden eski gücüne ulaştı ve seferler ve genişleme başladı.
Fâtih Sultan Mehmed Han 1459’da Amasra’yı Cenevizlilerden alarak fethetti. Bu sefer Fatih’in Güney Karadeniz’i (Anadolu’nun kuzey sâhillerini) Osmanlı Devletine katan üç seferinden ilki idi. Zonguldak’ın toprakları içinde Osmanlı devrinde hiçbir sancak (vilâyet) yoktu, hepsi Anadolu Beylerbeyliğine bağlı 14 sancaktan biri olan Bolu’ya bağlı idiler.
Tanzimattan sonra bu kazâlar Kastamonu vilâyeti (eyâletine) bağlandılar.
Osmanlı devrinde her türlü istilâ ve savaştan uzak kalan bu topraklar üstünde insanlar sükûnet içinde yaşamıştır. Târihî hiçbir mühim vak’aya sahne olmamıştır. On dokuzuncu asır başlarında gemilerde buhar gücü kullanıldığı için kömür büyük önem kazandı. Ticâret gemileri gibi savaş gemileride  buharla çalışıyor ve buhar da kömürle temin ediliyordu. Henüz Osmanlı topraklarında kömür bulunamamıştı. Sultan İkinci Mahmûd Han, Osmanlı toprakları içinde mâden kömürü bulacaklara mükâfat vereceğini bir fermanla îlân etti. Orduda da askerlere mâden kömürü tanıtılarak terhislerinde memleketlerinde bu mâdeni aramaları ders olarak anlatıldı.
1829 senesinde Ereğli ilçesinin Kestanelik Köyünde oturan Uzun Mehmed bir gün deniz kenarına inmişti. Bir fırtına sebebiyle “limancık” isimli kuytu bir köşeye sığındı. Isınmak için ateş yaktı. Az sonra ateş etrafındaki siyah taşların yanarak kor hâline geldiğini görünce “Buldum, kömürü buldum” diye bağırdı. Çünkü askerlikte deniz eri iken öğretilenlere çok benziyordu. Bu yerden bir küfe dolusu kömürü sırtına yükleyip “Alaplı” yolundan İstanbul’a geldi. İstanbul’daki ilgililere başvurdu. Yapılan incelemelerde bunun kömür olduğu anlaşılarak Pâdişâhın fermanı ile Uzun Mehmed’e 30 altın mükâfat ve ölünceye kadar 6 altın maaş bağlandı. “Kara elmas” denilen kömür yatağını bulan ve ülkeye önemli bir yeraltı zenginliğinin kazandırılmasında yer alan Uzun Mehmed’in hâtırası için Zonguldak’ta bir anıt dikilidir.
Kömür mâdeni sebebiyle Zonguldak gittikçe gelişti. Cumhûriyet devrinde ise en çok gelişen birkaç şehirden biridir. Ereğli Demir ve Çelik Tesisleri ile Zonguldak daha büyük hızla kalkınmıştır. Cumhûriyet devrinde il olan Zonguldak demiryolu ile Ankara’ya bağlanmış ve liman tesisleri yapılmıştır.
Fizikî Yapı
Zonguldak il topraklarının % 49’u dağlardan % 35’i platolardan ve % 16’ya yakını ovalardan ibârettir. Karadeniz’de uzunca bir kıyısı olup, dağlar denize paraleldir. Dağlar genel olarak 2000 metrenin altındadır.
Dağlar: Zonguldak ilinde dağların tipik bir özelliği vardır. Dağlar denize paralel üç sıra hâlindedir. Denizden içeriye gittikçe bu sıra dağlar Zonguldak Dağları olup, yükseklikleri 1000 metreden alçaktır. Başlıca tepeleri ise Göldağı (771 m), Boğma Tepe (663 m) dir.
İkinci sıradaki dağlar birinci sıraya nazaran daha yüksektir. Fakat batı kısmında yükseklik bin metrenin altındadır. Doğudaki kısım daha yüksektir. Kızılcaören Tepesi (1379 m), Göktepe (1416 m), Sarıçiçek Tepesi (1726 m), başlıca yüksek tepeleridir.
Üçüncü sıra daha yüksek olup, Bolu Dağlarının kısmen uzantısıdırlar. Başlıca dağları ise Keltepe (1999 m), il’in en yüksek dağıdır. Kızıltaç Tepesi (1486 m), Kaklıcak Tepesi (1462 m), Karatepe (1517 m) vePanayır Tepe (1544 m) dir. Dağların etekleri ve araları plato ve yaylalarla kaplıdır. Başlıcaları Karabük ve Safranbolu platoları ve Avdan ve Çetiören yaylalarıdır.
Ovalar: Zonguldak ilinde akarsuların meydana getirdiği pekçok vâdi vardır. Bazıları genişliyerek ovalar meydana gelir.
Akarsular: Zonguldak ili akarsu bakımından oldukça zengindir. Başlıca akarsuları: Filyos Çayı, Köroğlu Tepesinden gelen Gerede Çayı ve Bolu’dan gelen Bolu suyu ile beslenir. Zonguldak içinden geçerken Soğanlı ismini alır. Karabük’te Araç Çayı ile birleşir. Hisarönü doğusunda Karadeniz’e dökülür.
Diğer akarsular Araplı Irmağı, Üzülmez Deresi ve Gülünçırmak gibi küçük akarsulardır.
Göller: Zonguldak ilinde önemli tabiî ve sun’î göl yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Zonguldak ilinde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava akımlarına karşı açık olduğundan Doğu Karadeniz bölgesine nazaran kışlar daha soğuk geçer. Ortalama senelik yağış miktarı 1250 mm’dir. Her mevsim yağışlıdır. Kıyıdan içlere gidildikçe yağış azalır. Karadeniz’in en serin bölgesidir. Sıcaklık -8°C ile +40,5°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Zonguldak ili bitki örtüsü bakımından çok zengin sayılır. İl topraklarının % 65’i orman ve fundalıklar, % 32’si ekili-dikili alanlar, % 3’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır. Yüksek yerlerdeki ormanlar iğne yapraklı, daha alçaklardaki ormanlar ise yayvan yapraklı ağaçlardır. Kuzeydeki ormanlarda kayın, güneydeki ormanlarda ise köknar, karaçam, kayın ve meşe çoğunluktadır. Ormanaltı bitkileri ise kızılcık, alıç, ahlat, üvez, çayır otları, sarmaşık, çalısüpürgesi, ormangülü, kuş üvezi, eğreltiotları, fındık, ısırgan, karayemiş, çoban püskülü ve böğürtlen olarak çok zengin bir ormanaltı bitki örtüsüne sâhiptir.
Ekonomi
Zonguldak ilinin ekonomisi mâdenciliğe ve sanâyiye dayanır. Ormancılık, hayvancılık ve tarla tarımı ikinci önemli bir kaynaktır. İl sınırları içinde zengin kömür (kara elmas) yatakları bulunur. Bunlara dayalı demir-çelik fabrikaları ve bunlara bağlı yan sanâyii ekonominin belkemiğidir. Zonguldak bir nevi işçi şehridir.
Tarım: Zonguldak il ekonomisi büyük ölçüde mâdenciliğe ve sanâyiye dayanmasına rağmen, faal nüfûsun yarısı tarım sektöründe (tarım, ormancılık, avcılık ve hayvancılıkta) çalışır.
Ormanlar geniş bir bölgeyi kaplamasına rağmen ekili alan azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla ve fasulyedir. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, en çok karalahana, hıyar, sakızkabağı, pırasa, ıspanak, armut, fındık, erik, dut, ceviz, kestâne, kızılcık ve kiraz yetiştirilir.
Ekime müsâit alanlar az ve engebeli olduğu için tarım araçlarının kullanılmasına izin vermez fakat tarımda sulama gübreleme ve modern araçlar kullanılır.
Hayvancılık: Zonguldak ilinde çayır ve mer’a çok az olmasına rağmen hayvancılık (besi hayvancılığı) oldukça gelişmiştir. “Jersey” ırkı inekleri ile sığır cinsi ıslah edilmiştir. Sığır sayısı daha fazladır. Ayrıca koyun, kılkeçisi ve tiftik keçisi beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir.
Zonguldak ilinde balıkçılık da önemli yer tutar. Zonguldak ve Bartın kıyılarının açıkları hamsi sürülerinin yuvalandığı yerlerdir. Ereğli ve Amasra’da balıkçı barınakları vardır. Bu ilde hamsinin yanında kalkan, istavrit, palamut, mezgit, lüfer ve torik de avlanır.
Ormancılık: Zonguldak ili orman varlığı bakımından çok zengin sayılır. 540.000 hektara yakın orman ve 30.000 hektara yakın fundalık alanı vardır. Orman içinde 254 ve orman kenarında 269 köy vardır. İl genelinde bol miktarda sanâyi odunu ve yakacak odunu elde edilir.
Mâdenler: Zonguldak ili mâden kömürü bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Mâden kömürü Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun Ereğli Kömür İşletmesi tarafından çıkarılır. Faal nüfûsun % 15’i ve 50.000’e yakın kişi mâden çıkarma işlerinde çalışır. Mâden kömürü çıkarılan üretim havzasında 14 milyar ton kömür rezervi vardır. Zonguldak ilinde zengin mâden kömürü yanında demir, manganez, barit, kalker, dolamit, kuvarsit, alüminyum ve kil de bulunmaktadır.
Kömür yatakları Ereğli’nin doğusunda Köseağzı yakınından başlar, Kozlu, Zonguldak, Kilimli arasında büyük damarlar hâlinde bulunur. Çatalağzı bölgesinde yer yer kaybolur. Kömür havzasının boyu 180 km, eni 50 km’dir. 1829’da bulunan kömür 20 sene sonra işletilmeye başlanmıştır. Bu bölgedeki kömürün enerjisi bol, kalitesi üstün ve dünyânın en iyi cins taşkömürleri arasında yer alır. Senelik istihsal 10 milyon tona yakındır. Devrek’te bakır ve Çaycuma’da volfram çıkarılır.
Zonguldak’ta bir kısmı yer üstünde çalışırken, çok sayıda kişi de yerin çok derinliklerinde mâden kömürünü yer üstüne çıkarmak için çalışır.
Enerji: Zonguldak ilinde kömür artıkları ile çalışan Çatalağzı Termik Santrali vardır. Üretilen elektrik enerjisi Marmara bölgesine ve Batı ve İç Anadolu’ya verilir. Termik Santral, Etibank tarafından işletilir.
Sanâyi: Zonguldak ili sanâyi bakımından İstanbul, Kocaeli ve İzmir’den sonra gelir. Zengin mâden kömürü, enerji santrali, liman şehri oluşu, gür orman varlığı, başta demir-çelik tesisleri olmak üzere pekçok sanâyi tesisinin kurulmasına ve ilin ileri bir sanâyi bölgesi hâline gelmesinin başta gelen sebebi olmuştur. Zonguldak limanı 1893’te yapılmıştır. Karabük Demir-Çelik Fabrikasının yapımına 1937’de başlandı. 1948’de Karadeniz Ereğlisi limanı yapıldı. 1949’da Filyos Ateş Tuğla Fabrikası açıldı. Eskiden beri Ereğli ve Bartın’da bulunan büyük tekne tersâneleri geliştirildi. Çok sayıda, mobilya fabrikaları, kireç, kâğıt ve bisküvi fabrikaları; 1970’ten sonra artan özel sektöre âit fabrikalar önemli sanâyi kuruluşlarıdır.
Çaycuma’da Türkiye’nin üçüncü büyük kâğıt fabrikası, yem fabrikası, deri ve kösele atölyeleri, CDK Demir Sanâyi Koll, Şti., Devrektaş, Çaytaş, Dokap Orman Ürünleri işleten fabrikalar bulunmaktadır.
İlin en önemli sanâyi kuruluşları Karabük Demir-Çelik İşletmeleri (KDÇİ) ile Ereğli Demir Çelik İşletmeleri (Erdemir)’dir. Türkiye’de ağır sanâyiinin kalbi Ereğli ve Karabük’te atar. Ereğli’deki tesisler Ortadoğu’nun en büyük tesisleridir. Karabük’teki fabrika genel olarak inşaat demiri, pik boru benzeri yuvarlak maddeler, Ereğli saç levhalar, teneke gibi yassı maddeler îmâl eder.
Ulaşım: Karayolu: Milletlerarası E-5 karayolunun İstanbul-İzmit-Bolu-Ankara bölümü Gerede yakınından ayrılan Devrek-Çaycuma ile Zonguldak’a ulaşır. Karasu’dan îtibâren Karadeniz’e (kıyıya) paralel olarak uzanan yol Adapazarı’ndan ayrılan bir yol ile birleşerek E-5 karayoluna bağlanır. Gerede yakınından ayrılan diğer bir yol Karabük-Safranbolu-Bartın-Kurucaş’a ulaşır. Bu hat üzerindeki yerleşim merkezleri de Gerede vâsıtasıyla E-5 karayoluna bağlanır.
İl sınırları içinde devlet yolları uzunluğu 1003, il yolları 490 km olup, bu yollar oldukça iyi kalitededir. 3000 km yol vardır (1994).
Demiryolu: Ankara-Kayseri hattından ayrılan Çankırı ilinin güneydoğu ve güneybatı doğrultusundan geçerek Eskipazar’ın kuzeyinde Zonguldak il topraklarına giren hat; Karabük-Çaycuma-Bartın ilçelerinden sonra kıyıya paralel giderek Zonguldak’a ulaşır. Ankara-Zonguldak arasında hergün Kara Elmas Ekspresi karşılıklı olarak çalışır. Ayrıca Zonguldak-Karabük, Zonguldak-Çaycuma ve Zonguldak-Gökçebey arasında karşılıklı olarak günde 3 posta treni sefer yapar.
Denizyolu: 1953’te işletmeye açılan Zonguldak limanı 460 m uzunlukta ve 25 m genişlikte kuzey mendireği ile 412 m uzunlukta ve 12 m genişlikte güney mendireği vardır. Aynı anda 7 gemi doldurma ve boşaltma yapabilmektedir. Rıhtımlarda havzada üretilen kömür yüklenir ve ocaklarda kullanılacak direkler boşaltılır. Yolcu gemileri ve feribotlar 300 m uzunluktaki rıhtıma yanaşırlar.
Ereğli’de iki ayrı liman vardır. Ayrıca Deniz Kuvvetlerinin 8640 m’lik kapalı ambarı ile Ereğli Kömür İşletmesinin açık kömür depoları da bulunur. Bartın limanında da 1500 m’lik bir kapalı ambar ile yükleme boşaltma kapasitesi 800 ton olan bir liman bulunmaktadır (1994).
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 867.726 olup, bunun 370.106’sı şehirlerde ve 497.620’si köylerde yaşar. Yüzölçümü 6489 km2 olup nüfus yoğunluğu 134’tür.
Örf ve âdetler: Zonguldak bölgesinde Hititler’den bu yana birçok millet ve kültürler gelip geçmiştir. On üçüncü asırda Türkler bu bölgeyi ikinci defâ fethedince buraya Türkmen boyları yerleştirilmiştir. Bu bölge kısa zamanda nüfus ve kültür bakımından Türkleşti ve Türk-İslâm kültürü bu bölgede hâkim oldu. Diğer kültürler, örf ve âdetler unutulmuştur.
Mahallî kıyâfet: Devrek ve Safranbolu’da an’anevî giyimler devam etmektedir. Kadınlar; başlarına fes geçirir ve üzerine “çatkı” veya “atça” denilen örtüler örterler. Gövdeye önü boydan boya açık kol ağızları ve yakası oyalı “ustufa” giyilir. Özel günlerde telli yelekler, ipekliden sırmalı yelekler “kutnu”lar giyilir. İş esnâsında pazenden şalvar üzerine bol büzgülü etek, bunun üzerine aynı kumaştan çarşaf giyilir. Ayakkabılar kısa topukludur. Yemeni veya takunya giyilir. Erkeklerde; “seymen” kıyâfeti hâkimdir. Keçe külah veya fes, bürümcek, gömlek, zıpka ve poturdan ibârettir. Zıpka bol ağlı olup, paçaları dar, dizden yukarısı geniştir. El dokuması bezden veya ketenden yapılır. Sık düğmeli mintan ve üstüne körüklü yelek, ayaklara kabaralı ayakkabı giyilir.
Halk oyunları: Safranbolu, Devrek ve Eflani folklor bakımından zengindir. Kıyılarda Karadeniz, iç kısımlarda Bolu, Kastamonu ve Çankırı ilinin özellikleri görülür. Halk türküleri ve müziği zengindir. Halk oyunlarında davul oyunları, seymen, köçek ve efe oyunları yaygındır. Köroğlu, Sepetçioğlu-Çardak, Açkapı, Beylere, Aman gibi zeybek oyunları, Amani, Kaşık oyunu, Çıtırdağ ve Gençosman gibi çengi oyunları en çok oynanan oyunlardır.
El sanatları: Amasra’nın şimşir torna işleri Türkiye çapında meşhurdur. Bu ilde yetişen ketenden yapılan keten el dokumalar meşhurdur. Ereğli’nin çileği de çok tanınmıştır.
Mahallî yemekleri: Kuyu kebabı, bandırma ve beyaz baklavası meşhurdur.
Eğitim: Zonguldak ilinde okur-yazar nispeti % 95’e yakın olup, eğitim seviyesi oldukça yüksektir. Okulsuz köyü yoktur. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 1992 senesinde kurulmuştur. Buna bağlı olarak Bartın Orman Fakültesi, Çaycuma İktisâdî ve İdârî Bilimler Fakültesi, Devrek Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Alaplı, Safranbolu, Zonguldak ve Zonguldak Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulları bulunmaktadır.
İlçeleri
Zonguldak biri merkez olmak üzere 13 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 249.610 olup, 116.725’i ilçe merkezinde, 132.885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7, Beycuma bucağına bağlı 16, Kilimli bucağına bağlı 7 ve Kozlu bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 637 km2 olup, nüfus yoğunluğu 392’dir.
İlçe topraklarını Bolu Dağlarının kuzey uzantıları engebelendirir. Kıyı şeridinde dar bir düzlük vardır. İlçe ekonomisi sanâyi ve mâdenciliğe dayanır. Türkiye’nin zengin taşkömürü yatakları ilçe topraklarında bulunur.
İlçe merkezi Üzülmez Deresinin denize döküldüğü kesimde kurulmuştur. Kozlu ve Kilimli bucakları ile birleşme durumundadır. Limanı mevcut olup, buradan taşkömürü ihrâç edilir. İlçe Ankara’ya 268 km, İstanbul’a ise 377 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Alaplı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.267 olup, 12.105’i ilçe merkezinde, 29.162’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. İlçe topraklarını Alaplı Deresi sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, arpa ve patatestir. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Elma, armut ve fındık en çok yetişen ürünlerdir. Kıyı kesimlerde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Akçakoca-Ereğli sâhil yolu üzerinde kurulmuştur. Ereğli’ye bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Çaycuma: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 105.586 olup, 13.308’i ilçe merkezinde, 92.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30, Hisarönü bucağına bağlı 8, Perşembe bucağına bağlı 28 ve Saltukova bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 490 km2 olup, nüfus yoğunluğu 215’tir.
İlçe toprakları genelde düzdür. Batısında yüksek olmayan Batı Karadeniz Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Filyos Çayıdır. Bu çayın vâdisinin genişlediği yerlerde Çaycuma ve Filyos ovaları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü mısırdır. Akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok manda beslenir. Deniz kıyısında olan Hisarönü bucağında başlıca gelir kaynağı balıkçılıktır. Avlanan balıkların büyük kısmı İstanbul’a gönderilir. Sümerbank Filyos Ateş Tuğlası Fabrikası ve Seka Kâğıt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çaycuma Ovasının batı kıyısında kurulmuştur. Deniz kıyısından 25 km içeridedir. Eski ismi Coycami idi. Devrek’e bağlı bucakken, 1944’te ilçe oldu. Zonguldak-Bartın karayolu ve Ankara-Zonguldak demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Devrek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 74.138 olup, 16.442’si ilçe merkezinde, 57.696’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 46, Eğerci bucağına bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları Batı Karadeniz ile Bolu Dağları arasında hafif engebeli alanda yer alır. Devrek Çayı ilçe topraklarını sular. Filyos Çayının küçük bir bölümü ilçe sınırları içine girer. Devrek Çayı Vâdisinde Devrek Ovası yer alır. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır ve patates olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun ve keçi beslenir. Köylü nüfûsunun büyük kısmı Ereğli-Zonguldak kömür havzasında dönüşümlü olarak çalışır. Ormancılık ve orman ürünlerinin işlenmesi yaygındır. İlçede sunta, kereste ve yapı malzemesi fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, Devrek Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Zonguldak karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1887’de kurulmuştur.
Eflani: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.266 olup, 2894’ü ilçe merkezinde, 14.372’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 619 km2 olup nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlık olup, küçük akarsularla parçalanmıştır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Topraklarının ancak üçte biri ekilebilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, ayrıca az miktarda soğandır. Meyvecilik yaygın olarak yapılır. En çok ceviz, elma ve armut yetiştirilir. Ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Toprakları otlak bakımından zengindir. En çok sığır, koyun ve tiftik keçisi beslenir. Arıcılık yaygındır.
İlçe, dağlık bir alanda, ulaşımı zor bir bölgede kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Bartın-Safranbolu-Karabük karayoluna bağlayan 26 kilometrelik yol, zaman zaman ulaşıma kapalı kalır. İl merkezine en uzak ilçedir ve 187 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Ereğli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 152.710 olup, 63.987’si ilçe merkezinde, 88.723’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 76, Ormanlı bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük kısmı fazla yüksek olmayan dağlarla kaplıdır. Dağlar küçük akarsu vâdileriyle parçalanmıştır.
Ekonomisi ağır sanâyiye dayalıdır. Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşudur. Mâdencilik ve tarım ilçenin diğer gelir kaynaklarıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, arpa ve patatestir. Sebze ve meyvecilik yaygındır. Elma, armut ve fındık en çok üretilen meyvelerdir. İç kesimlerde hayvancılık, kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. Türkiye’nin en zengin kömür yatakları bu ilçededir.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İlçe merkezi, Zonguldak ve Karabük’ten sonra ilin üçüncü büyük yerleşim merkezidir. Ereğli Demir-Çelik İşletmelerinin kurulması ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. İl merkezine 56 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Gökçebey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.428 olup, 5081’i ilçe merkezinde, 25.347’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dağlarla kaplıdır. Filyos Irmağı Vâdisinde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır ve patates olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştirilir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Filyos Çayı vâdisinde kurulmuştur. Devrek ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da ilçe merkezi oldu.
Karabük: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 123.361 olup, 105.373’ü ilçe merkezinde, 17.988’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 38 köyü vardır. İlçe topraklarının güneyinde Demiroluk Dağları yer alır. Bu dağlardaki Keltepe (1999 m) ilin en yüksek noktasıdır. Dağlar sarıçam, karaçam, köknar, kayın, ıhlamur, meşe ve gürgen ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Filyos Çayı toplar.
Ekonomisi sanâyiye dayalıdır. Karabük Demir-Çelik İşletmeleri, Türkiye’nin üç büyük demir-çelik tesislerinden ilkidir. Ayrıca ilçede orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır. Kırsal kesimde yaşayan halkın bir bölümü tarımla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, elma ve armuttur. Dağ köylerinde ormancılık önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Filyos Çayı vâdisinde kurulmuştur. Demir-Çelik İşletmelerinin kurulmasından sonra hızla gelişen ilçe, önemli bir sanâyi ve ticâret merkezi oldu. 1953’te ilçe merkezi yapılan Karabük il merkezine 115 km mesâfededir. Yüz binden fazla nüfûsu ile Karadeniz bölgesinin dördüncü büyük yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Safranbolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.815 olup, 24.351’i ilçe merkezinde, 18.464’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43, Ovacuma bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1013 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlık olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güneyde tabiî sınırı çizen Filyos Çayı bölgede Soğanlı Çayı olarak isimlendirilir. Diğer bir akarsuyu da Araç Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, elma ve üzümdür. Eskiden çok miktarda yetiştirilen safran üretimi günümüzde önemini kaybetmiştir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır beslenir. Orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Halkın büyük kesimi 10 km mesâfedeki Karabük’e çalışmak için gider.
İlçe merkezi Karabük-Bartın ve Karabük-Kastamonu yollarının kesiştiği yerde Bartın Çayına katılan küçük akarsuların meydana getirdiği bir vâdide kurulmuştur. İl merkezine 125 km mesâfededir. Bir sanâyi şehri olan Karabük’e olan göç hareketi 1970’li yıllarda Safranbolu’yu da etkiledi. Karabük’e olan yakınlığı dolayısı ile hızla Karabük’e doğru gelişti. Eski evleri meşhûr olup, Çarşı ismi verilen eski mahalleler “sit alanı” îlân edilerek muhâfaza altına alınmıştır.
Yenice: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.545 olup, 9.840’ı ilçe merkezinde, 20.705’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18 köyü vardır. Toprakları genelde dağlıktır. Filyos Çayı vâdisinde küçük düzlükler vardır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Filyos Çayı toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Akarsu vâdilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, elma ve armuttur. Dağ köylerinde ormancılıkla uğraşılır. İlçe merkezinde Orman ÜrünleriSanâyi kurumuna bağlı Kereste Fabrikası vardır.
İlçe merkezi Filyos Çayı kenarında, Zonguldak-Karabük demiryolu üzerinde kurulmuştur. Karabük’e bağlı bucakken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Zonguldak ili çok sayıda tabiî güzelliklere, av bölgelerine, târihî eserlere, içme ve kaplıcalara sâhiptir. Târihî eserlerin çoğunluğu Osmanlı devrine âittir. Başlıca târihî eserler şunlardır:
Köprülü Câmii: Safranbolu ilçesindedir. Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1622’de yaptırılmıştır. İlçenin en büyük câmisidir.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Safranbolu ilçesinde Câmi-i kebir mahallesindedir. On altıncı asırda yapıldığı tahmin edilen eser, çok bakımsızdır.
Hidâyetullah Câmii: Safranbolu ilçesi İzzet Mehmed Paşa Mahallesindedir. Hidâyet Ağa tarafından 1718-1719 senesinde yapılmıştır. Birkaç defâ tâmir gören câminin minâresi bezemelerle süslüdür.
İzzet Mehmed Paşa Câmii: Safranbolu’da İzzet Mehmed PaşaMahallesindedir. Sultan Üçüncü Selim Hanın sadrâzamı İzzet Mehmed Paşa tarafından 1779’da yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Kubbelerinin hepsi kurşunla kaplıdır.
Lütfiye Câmii: Safranbolu’da Akçasu Mahallesindedir. Hacı Hüseyin Hüsnü tarafından 1879’da yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Kaçak Câmii de denir. Ahşap minâresi ilgi çekicidir.
Gâzi Süleymân Medresesi: Safranbolu Câmi-i kebir Mahallesindedir. Candaroğlu Gâzi Süleymân Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdülmecîd Han 1846’da medreseyi tâmir ettirmiştir. İlk yapıdan günümüze sâdece duvarların bir bölümü kalmıştır. Diğer kısımlar tâmirlerle değişmiştir.
Taş Köprü: Safranbolu ilçesinde Eflâni Çayı üzerindedir. Kitâbesi olmayan köprü, Candaroğulları zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Uzunluğu 3.4 km olup, iki kemerli bir köprüdür.
Tokatlı Köprüsü: Safranbolu ilçesinin kuzeyinde, Gümüş Deresi üzerinde inşâ edilmiştir. 1179’da su kemeri olarak yaptırılmış olup, 1797’de köprüye çevrilmiştir. 40 m uzunluğundadır.
Safranbolu Evleri: Anadolu Türk sivil mîmârîsinin en güzel örneğidir. On dokuzuncu asırdan beri orijinalliğini muhâfaza eden bu evlerin bulunduğu bölge “sit alanı” îlân edilmiştir. Koruma altına alınan bu evlerin tavanları, oymalı duvarları, pencereleri ve kapı tokmakları ile ilgi çekmektedir. Kaymakam Konağı, Saraçoğlu Konağı, Safranbolu Arasta Çarşısı, Havuzlu Asmalar Konağı restore edilmiştir.
Safranbolu, koruma ve restore çalışmalarının çok ehemmiyet arz ettiği ve turistik değeri gittikçe artan bir ilçedir. Türkiye’nin târihî ve an’anevî husûsiyetlerini burada bulmak mümkündür.
Folklor araştırmacı ve uzmanları dikkati bu şehre çevirince, târihî değeri olan bu evler, korunma altına alındı. Safranbolu neredeyse bütünüyle muhâfaza altına alınmış bir şehir hâline gelmiştir.
Roma Devri Kilisesi: Roma devrinde bir mağarada yapılan bu kilise, dünyânın kilisesi kabul edilmektedir. Ereğli’dedir. Romalılar Hıristiyanlığı serbest bırakınca Ereğli metropolis olmuştur.
Mesîre Yerleri: Zonguldak tabiî güzellikler bakımından oldukça zengindir. Zengin ormanları, kıyı boyunca uzanan tabiî kumsalları ilde birçok mesîre yeri meydana gelmesine yol açmıştır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır: Yedigöller: Devrek ilçesindedir. Bölgede yedi küçük göl vardır. Gür ormanlarla kaplıdır. Yedigöller bölgesi millî park îlân edilmiştir. Gölde bol balık ve civârında av hayvanları vardır. Yayla: Zonguldak-Devrek karayolu üzerinde olup, il merkezine 18 km mesâfededir. Orman içi dinlenme yeridir. Çamlık: Karabük’e 1 km mesâfede orman içi dinlenme yeridir. Manzarası güzel, bitki örtüsü zengin ve suyu boldur.
Filyos Kıyıları: Filyos Çayının denize döküldüğü bu yerin tabiî güzelliği emsalsizdir. Ereğli Kıyısı: Çeliği ve çileği meşhur olan Ereğli’nin deniz sâhilleri çok güzeldir.
İçme ve Kaplıcalar: Zonguldak ilinde çok sayıda mâden suyu ve kaplıca vardır. Fakat bunlardan yeterli derecede istifâde edilmez. Başlıca kaplıcaları şunlardır: Aşağıçayır Kaplıcası: Ereğli-Kozlu yolu üzerindedir. İl merkezine 20 km mesâfededir. Konaklama tesisleri yetersiz olan kaplıcanın suyu içme olarak; mîde, karaciğer, safra yolları hastalıklarına faydalıdır. Banyo olarak vücûdu dinlendirici özelliği vardır. Bostanbükü İçmesi: Safranbolu ilçesine bağlı Bostanbükü köyündedir. İlçe merkezine 4 km mesâfededir. Tesisleri mevcut olmayan içmenin suyu barsak, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına tavsiye edilir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Yozgat Hakkında Bilgiler

YOZGAT
İlin Kimliği
Yüzölçümü      : 14.123 km2
Nüfûsu            : 579.150
İlçeleri           : Merkez, Akdağmâdeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı, Yerköy.
İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 34°02’ ve 36°09’ doğu boylamları ile 38°54’ kuzey enlemleri arasında kalır. Doğudan Sivas, kuzeyden Tokat ve Çorum, batıdan Kırıkkale, güneybatıdan Kırşehir, güneyden Nevşehir ve Kayseri illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin beş tahıl ambarından biridir. Trafik numarası 66’dır.
İsminin Menşei
Türkmenler “ot” a “yoz” derler. Çapanoğlu Aşireti Horasan’dan bu bölgeye geldiklerinde yemyeşil uzanıp giden bir otlakla karşılaşınca sürülerini bu otlağa bırakıp çadırlarını kurmuşlardır. Zamanla çadırların yerini taş ve kerpiç binâlar almış ve küçük bir kasaba meydana gelmiştir. Türkmenler bu kasabaya “Yoz Kant” (Otlak Kenti) ismini vermişlerdir. Zamanla bu kelime “Yozgat” olarak halk dilinde yerleşmiştir.
Yozgat ili ile ilgili efsâne şöyledir: Çapanoğlu Aşireti henüz Yozgat bölgesine varmış, sürüler otlağa bırakılmıştı. Çadırların yanında aşiretin en yaşlısı CabbarAğa koyunlarını otlatırken bir yandan da, elinde tesbih kalben zikrederken, nur yüzlü ak sakallı bir derviş Cabbar Ağadan su istedi. “Suyum yok ama buz gibi bir bakraç süt var. Az önce gelinim GülsümHâtun getirdi. Kabul edersen çok sevinirim.” dedi. Nur yüzlü zât oturdu ve üç nefeste bütün sütü içti. CabbarAğa hepsini içtiği için çok memnun oldu.
Nur yüzlü zâtCabbarAğanın sırtını okşadı ve; “Gönlün gani, mülkün de fâni olsun. Yozuna yoz katılsın, köyün oban Yozkent olsun.” dedi ve kayboldu. Bakraç içindeki süt yine ilk hâlini almış olup, ağzına kadar dolu haldeydi. Bu hâdiseyi, aşiret beylerine anlattı ve hepsi bu zâtın Hızır aleyhisselâm olduğuna inandılar ve bulundukları yerde kalarak “Yozkent” kurmaya karar verdiler.
Târihi
Yozgat ili Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Alişar Höyüğünde 5000 sene önceye âit eserler bulunmuştur. Yozgat il toprakları Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve Anadolu’da târih devrinin başlangıcı kabul edilen Hititlerin sınırları içinde ve en kalabalık yerleşme merkezlerinden biriydi. M.Ö. 1500-2000 yılları arasında kurulan Hitit Krallığının merkezi Hattuşaş, Yozgat il sınırları içindedir.
Sâmi Asurlular Kızılırmak’ı geçerek buraya kadar gelmişlerse de, bu bölgeye hâkim olamamışlardır. Frikya ve Lidya krallıkları bu bölgeye devamlı hâkim olamadılar.
M.Ö. 6. asırda Presler Anadolu’nun mühim kısmını ve bu bölgeyi istilâ ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek Anadolu ve İran’ı krallığına kattı. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk komutanları arasında taksim edilerek Anadolu, Asya İmparatorluğu (Selevkoslar Devleti)nin payına düştü. Az sonra bu bölge Kapadokya Krallığına geçerek Kayseri’den idâre edilmiştir.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bütün Anadolu gibi bu bölgeyi de kendi toprakları içine kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
İslâm orduları ve Sâsânîler zaman zaman Bizans’ın elindeki bu bölgeye akınlar yapmışlarsa da bu bölgeyi devamlı olarak ellerinde tutamadılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da ilk Türk devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Gâzi Süleymân Şah başkumandanlığındaki Selçuklu Oğuz orduları, bütün Anadolu gibi Yozgat bölgesini de fethederek 1077’de kurulan Selçuklu Türk Devletine kattı. Bir ara Danişmendoğullarının nüfûzuna giren bu bölge, devamlı Konya’ya yâni, Anadolu Selçuklu Türk Devletine bağlı kaldı. 1308’de Selçukoğulları Hânedanı düşünce, Anadolu gibi bu bölge de İlhanlı Devletine bağlandı.
İlhanlıların sonuncu Anadolu Genel Vâlisi Uygur Türklerinden Eratna Bey 1335’te Sivas’ta istiklâlini îlân edince bu bölge Eretna Beyliğine geçti. Bu topraklar 1380’de Selçukoğullarından Melik Rükneddîn’e intikal etti. 1398’de Kâdı Burhâneddîn öldürülünce Sultan Yıldırım Bâyezîd Han bu bölgeyi 1398’de Osmanlı Devletine kattı.
Tîmûr Han 1402-1403 senelerinde Yozgat’ı ele geçirdi. Tîmûr Han Anadolu’yu terk edince Çelebi Sultan Mehmed Han bu bölgeyi Osmanlı Devleti sınırlarına yeniden kattı. Bu târihten îtibâren Osmanlı Devleti yıkılıncaya kadar Yozgat bir İç Anadolu şehri olarak Osmanlı idâresinde yaşadı.
Türkmen beylerinden Çapanoğlu Ahmed Paşa Yozgat’ı yeni baştan îmâr etti. Bu zat 1762-1813 arasında 51 yıl vâlilik yaptı. Bir ara Çorum, Kayseri, Ankara, Amasya, Çankırı, Niğde, Tarsus bu âilenin idâresine verildi. Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında idârî değişiklikler olunca, Üçüncü Çapanoğlu Süleymân Beyin büyük oğlu Celâleddîn Paşa vezir (mareşal) olarak devlet hizmetinde çalıştı. Diyarbakır, Halep, Maraş, Erzurum, Adana ve Kayseri vâliliği yaptı ve 1846’da vefât etti. Çapan (Çapar) veya Cebbaroğullarından Ahmed Paşa ve oğulları Hacı Mustafa ile Süleymân Bey; Ömer Ağa ve Müderris Abdülcebbar ve Abdülfettah Efendiler bu âileden olup, devlete büyük hizmetleri oldu.
Osmanlı devrinde “Bozok” denilen ve aşağı yukarı bugünkü Yozgat topraklarını içine alan Sancak (vilâyet), Sivas Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 8 sancağından biriydi. Tanzimattan sonra ise Ankara vilâyetinin (eyâletinin) beş sancağından biri oldu. Üç kazâsı vardı.
Cumhûriyet devrinde sancaklara (mutasarrıflıklara) vilâyet (il) denilince Yozgat vilâyet oldu.
Fizikî Yapı
Yozgat ilinin % 38’i dağlardan, % 51’i platolardan ve % 11’i ovalardan ibârettir. Genel olarak “Bozkır” görünümündedir.
Dağları: Yozgat ilinde dağların daha çoğu doğu, batı ve orta kısmındadır. Başlıca dağları Akdağlar, Karababa Dağları ile Çamlıbel Dağları ve bunların uzantılarıdır. Akdağ (Hamza Sultan Tepesi 2281 m), Sivritepe (2076 m), Sırıklıdağ (2090 m), Karababa Dağı (2235 m), Deveci Dağı (1907 m), Geyiklidağ (1933 m), Kokenez Dağı (1524 m), Yazır Dağı (1683 m), Dağnı Dağı (1755 m) ve Keklicek Dağı (1350 m)dir.
Yozgat il topraklarının yarısı plato ve yaylalarla kaplıdır. Bunlardan Bozok Yaylası Orta Anadolu’nun başlıca platosudur. Ortalama yüksekliği 1200-1400 metredir.
Ovaları: Yozgat ili vâdileri büyük ovalar hâlinde geniş değildir. Delice Irmak Vâdisi ile Çekerek Suyu Vâdisi bâzı yerlerde genişliyerek verimli ovalar meydana getirmişlerdir. Delice Irmak Vâdisi boyunca Sorgun, Boğazlıyan, Şefaatli ve Yerköy Ovaları meydana gelir. Çekerek Suyu Vâdisi boyunca da Kümbet, Koyunculu ve Kadışehri düzlükleri meydana gelir.
Akarsuları: Başlıca akarsuları Delice Irmak ve Çekerek Suyudur.
Delice Irmak: Akdağların batı eteklerinden çıkar, Kanat Suyu adıyla batıya akar, Sorgun Deresini alarak Şefaatliye ulaşır. Yerköy yakınında il sınırını meydana getirir. İl sınırını aşarak biraz ileride Kızılırmak’la birleşir.
Çekerek Suyu: Yeşilırmak’ın önemli bir koludur. Sivas’ın Çamlıbel Dağlarından çıkar. Yozgat il sınırlarına girer. Akdağmâdeni çevresindeki derelerin sularını toplayıp Çekerek ilçesi yakınında il sınırlarını terk ederek Amasya il sınırına girer ve Yeşilırmak ile birleşir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Yozgat ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yaz ile kış, gece ile gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Isı -23°C ile + 37,1°C arasında seyreder. Senenin 40 günü kar yağışlı geçer ve 20 günü -10°C’nin altındadır. Senelik yağış ortalaması 540 mm’dir.
Bitki örtüsü: Yozgat il topraklarının % 56’sı ekili-dikili alanlardan, % 28’i ormanlardan, % 15’i çayır ve mer’alardan ibârettir. Akdağlar, Bozok Yaylasının tepeleri ile Merkez ilçede 270 hektarlık bir bölge orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Yozgat ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Yozgat ilinde en fazla tahıl ekimi yapılır. Buğday, arpa ve çavdar en çok yetişen ürünlerdir. Türkiye’nin beş tahıl ambarından biridir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fasulye, mercimek, şekerpancarı, patates, soğan ve ayçiçeğidir. Sebze ve meyve üretimi il ihtiyacını karşılar. Elma, armut, ayva, üzüm, kayısı ve zerdali en çok yetişen meyvelerdir.
Hayvancılık: Yozgat ilinde geniş mer’alar bulunur. İlde besi hayvancılığı yapılmaz, mer’a hayvancılığı yaygındır. En çok koyun, sığır, kıl keçisi ve tiftik keçisi beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir. Hindileri meşhurdur.
Ormancılık: Yozgat ili, İç Anadolu bölgesinde orman varlığı zengin sayılabilecek bir ildir. Yaklaşık 240.000 hektar orman ve 160.000 hektar fundalığa sâhiptir. Orman içinde 86 ve orman kenarında 73 köy vardır. Yüksek yerlerde iğne yapraklı, daha az yükseklerde meşe ağaçları çoğunluktadır. Bu ormanlardan bol miktarda sanâyi odunu ile yakacak odunu elde edilir.
Mâdenleri: Yozgat ili mâdenler bakımından zengin sayılmaz. Akdağmâdeni ilçesinde kurşun ve çinko, Sorgun ilçesinde kömür yatakları işletilmektedir.
Sanâyi: Yozgat ilinde sanâyi 1970’ten sonra gelişmeye başlamıştır. 10 kişiden fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri 40, 10 kişiden az işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 600 civârındadır. Başlıca fabrika ve sanâyi kuruluşları: Çimento Fabrikası, Orta Anadolu Köyişbir Deri Sanâyii A.Ş., yem fabrikaları, un fabrikaları, Deri Sanâyi ve Ticâret A.Ş., Ayça Yağ Fabrikası, Topel Ticâret ve Sanâyi A.Ş., Gentaş Tuğla Fabrikası, Tuğsan Tuğla Fabrikası, prefabrike konut îmâl eden Teknik İnşaat ve Ticâret A.Ş., Akdağ İnşaat ve İnşaat Malzemeleri Sanâyii ve Ticâret A.Ş. başlıcalarıdır (1994).
Ulaşım: Yozgat, İzmir-Afyon-Ankara-Yozgat-Erzurum-İran’a uzanan E-23 karayolu ile bütün bölgelere ulaşır. İl sınırları içinde devlet yolları 444 km, il yolları 510 kilometredir. Köylerinin % 85’inin yolları vardır. Ankara’dan Doğu Anadolu’ya uzanan demiryolu Yozgat ilinin güney batısından geçer. Yozgat merkez ilçe, demiryolu hattı üzerinde değildir. İlin Yerköy, Şefaatli ve Boğazlıyan ilçeleri demiryolu hattı üzerindedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 579.150 olup, bunun 208.183’ü şehirlerde ve 370.967’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 14.123 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.
Örf ve âdetleri: Yozgat ve çevresi 5000 senelik bir târihe sâhiptir. Fakat 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgeye yerleşen Orta Asya menşeli Türkmenlerle bu bölge tamâmen Türkleşmiş ve Türk-İslâm kültürü bu bölgede hâkim olmuştur. Diğer kültürler tamâmen unutulmuştur. Yozgat ilinde gelenek ve görenekler iç Anadolu’nun diğer şehirleri gibidir. Folkloru Çankırı, Ankara, Niğde, Amasya, Tokat ve Kayseri ile aynı özelliğe sâhiptir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlarda üç etek, büzmeli şalvar, çizgili mintan, delme yelek, pullu fes, tepelik üzerine renkli yazma; yaşlılarda kadife ve aba başlık, bele gümüş kemer, ayağa yün çorap, lapçin, kundura veya çarık giyilir.
Erkeklerde yakasız mintan, geniş kollu hırka, salta veya yelek giyilir.
Mahallî halk oyunları ve mûsikî: Mûsikî ve halk oyunları İç Anadolu’nun etkisindedir. Melodi yapısı hareketli fakat hüzünlüdür. Karşılama oyunları yaygındır. Oyunlar davul ve zurna eşliğinde oynanır. Başlıcaları: Halaylar, karşılamalar, çifte telli, tek ayak, kamalı, pobbili, yerli gelin, cema ve bozok semahıdır. Yozgat ili türküler bakımından da oldukça zengindir.
Mahallî yemekler: Madımak, çiğdem pilavı, testi kebabı, arabaşı, teltek ve haside tatlısıdır.
Yozgat ilinin güreş bakımından önemli bir yeri vardır. Güreş bu ilde târih boyunca îtibârlı bir spor olmuştur. Olimpiyat ve Dünyâ ve Avrupa şampiyonluğunu kazanan Celal Atik ve Nasuh Akar Yozgatlıdır.
Yozgat’ın her yanında halı dokunur. Halıların renkleri parlak, desenleri geometriktir. Yozgat, Boğazlıyan, Sorgun ve Çiçekdağ Türkmen halısı meşhurdur.
Eğitim: Okur-yazar nispeti % 80’e varmıştır. Okulsuz köy yoktur. İlde 44 anaokulu, 719 ilkokul, 68 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 21 meslekî ve teknik lise vardır (1994). Erciyes Üniversitesine bağlı Yozgat Meslek Yüksek Okulu, ilin tek yüksek öğretim kurumudur.
İlçeleri
Yozgat ili, biri merkez olmak üzere 14 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.424 olup, 50.335’i ilçe merkezinde, 43.089’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 50, Musabeyli bucağına bağlı 31, Osmanpaşa bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2039 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları hafif dalgalı olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Çorum Suyu, Delice, Sorgunözü, Yozgat ve Killi Çayları, ilçe topraklarını sulayan başlıca akarsulardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, fasulye, patates, soğan, keten, kenevir, haşhaş ve şekerpancarıdır. Vâdi tabanlarında daha çok meyve ve sebze yetiştirilir. Yamaçlarda ise bağcılık yapılır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi, Yozgat Çayı Vâdisinin yamaçlarında kurulmuştur. Ankara-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. Ankara’ya 217 km mesâfededir.
Akdağmâdeni: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.776 olup, 12.220’si ilçe merkezinde, 50.556’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 71 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akdağ doğu ve güneyinde yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Çekerek Suyunun kolları olan Göndelen, Akdağmâdeni ve Saray dereleri toplar. Batısında Orta Anadolu’nun önemli platolarından olan Bozok Platosu yer alır. Kara iklimi hâkim olması yüzünden bitki örtüsü zengin değildir.
Ekonomisi tarım, hayvancılık ve mâdenciliğe dayanır. Meyvecilik yaygındır. Başlıca yetiştirilen meyveler elma, armut, kayısı, vişne, ceviz ve üzümdür. Ayrıca arpa ve çavdar üretilir. En çok koyun, tiftik ve kıl keçisi beslenir. İlçe topraklarındaki çinko ve kurşun yatakları işletilir. İlçede sanâyi kuruluşu olarak bir deri farikası vardır.
İlçe merkezi Akdağ’ın kuzey eteklerinde, çam ormanları içinde kurulmuştur. Yozgat-Sivas karayolunun orta kesimlerinde yer alır. İl merkezine 113 km mesâfededir. 1815’ten sonra bölgedeki gümüş ve kurşun yatakları işletilmeye başlanınca, ilçe merkezinde yerleşmeler başladı ve hızla nüfûsu arttı. 1839’da nâhiye 1860’da kazâ oldu.
Aydıncık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.098 olup, 5734’ü ilçe merkezinde, 16.364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları Çekerek Suyu Vâdisinden ve etrâfındaki orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, soğan, şekerpancarı, buğday, arpa ve ayçiçeğidir. Akarsu boylarında sebzecilik yapılır. İlçe merkezi Çekerek Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Çekerek-Alaca karayolu ilçenin kuzeyinden geçer. Çekerek ilçesine bağlı bir bucakken 16 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Boğazlıyan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.576 olup, 16.895’i ilçe merkezinde, 38.681’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Yenipazar bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları İç Anadolu Platosu üzerinde olup, doğusunun küçük bir bölümünde Akdağlar yer alır. İlçe topraklarını Delice Irmağının kolu olan Karasu sular. Düz arâzi az olup, Boğazlıyan Ovası, Karasu Vâdisinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, fasulye ve mercimektir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve sığır yetiştirilir. Yün ve yapağı üretimi önemli gelir kaynağıdır. Deri fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Keklicek Dağı ile Yatırdağı arasında kalan vâdide kurulmuştur. Yozgat-Kayseri karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 120 km mesâfededir. Ticârî yönden Kayseriye bağlıdır. İlçe belediyesi 1879’da kurulmuştur.
Çandır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.317 olup, 8432’si ilçe merkezinde, 2885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 4 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplıdır. Doğusunda Akdağlar, kuzeyinde Gevencik Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Pınar Deresidir. Akdağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagillerdir. Meyvecilik ve hayvancılık gelişmiştir. El tezgahlarında halı dokunur. İlçe merkezi Pınar Deresi kenarında kurulmuştur. Çayıralan ilçesine bağlı bucakken 16 Haziran 1987’de 3992 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çayıralan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.381 olup, 7644’ü ilçe merkezinde, 16.737’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplıdır. Doğusunda Akdağlar, kuzeydoğusunda Karababa Dağı, kuzeyinde Sırıklıdağı, batısında ise Gevencik Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kanak Çayı toplar Ayrıca Kızılırmak ve Delice Irmağını besleyen irili ufaklı birçok akarsu vardır. Akarsu kıyılarında dar düzlükler vardır. Akdağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagillerdir. Meyvecilik son senelerde gelişmiş olup, en çok elma yetiştirilir. Hayvancılık eski metodlarla yapılır. En çok koyun ve sığır beslenir. Orman varlığına rağmen, ormancılık gelişmemiştir. Ev tezgahlarında halı dokunur.
İlçe merkezi Akdağların batı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 119 km mesâfededir. 1948’de ilçe olmuştur. İlçe ortasından Pınar Deresi geçer. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Çekerek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.420 olup, 10.398’i ilçe merkezinde, 28.022’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yeşilırmak Havzasında kalan ilçe topraklarının büyük bölümü Bozok Platosunda yer alır. İlçe topraklarını Çekerek Irmağı sular. Çekerek Vâdisinin genişlediği yerlerde Kümbet ve Koyunculu ovaları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates soğan, şekerpancarı, buğday, arpa, ayçiçeğidir. Sebzecilik gelişmiştir. Tarımda makina kullanımı yaygındır. Hayvancılık fazla yaygın değildir.
İlçe merkezi Çekerek Irmağının batısında kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Zile ilçesine bağlı Hacıköy isimli bir köyken, 1928’de Yozgat’a bağlanarak bucak hâline getirildi. 1944’te ilçe merkezi oldu ve aynı yıl belediyesi kuruldu. İl merkezine 88 km mesâfededir.
Kadışehri: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.400 olup, 4195’i ilçe merkezinde, 20.205’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Deveci Dağları, güneyinde Bozok Platosu yer alır. Başlıca akarsuyu Çekerek Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, arpa, şekerpancarı ve ayçiçeğidir. İlçe merkezi Deveci Dağları eteklerinde kurulmuştur. Çekerek ilçesine bağlı bucakken 16 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Saraykent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9842 olup, 6059’u ilçe merkezinde, 3783’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları Bozok Platosunda yer alır. Topraklarını Çekerek Suyunun kolları sular.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Meyvecilik gelişmiştir. Başlıca yetiştirilen meyveler elma, armut, kayısı, vişne, ceviz ve üzümdür. En çok koyun, tiftik ve kıl keçisi beslenir. İlçe merkezi, Bozok Platosunda kurulmuştur. Yozgat-Sivas karayolu ilçenin güneyinden geçer. Eski ismi Karamağra’dır. Akdağmâdeni ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Sarıkaya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.857 olup, 11.586’sı ilçe merkezinde, 33.271’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Hasbek bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 976 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46’dır. İlçe toprakları, akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, Bozok Platosunun güneyinde yer alır. İlçe topraklarını Delice Irmağının kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, şekerpancarı, arpa, mercimek, patates, çavdar ve üzüm olup, ayrıca az miktarda soğan, fasulye, elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Güllerözü Deresinin kuzey kıyısında geniş bir düzlükte kurulmuştur. Eskiden merkez Aşağısarıkaya idi. Daha sonra Hamam adlı şimdiki yerine taşındı ve daha sonra Sarıkaya ismiyle anılmaya başlandı. 1957’de İlçe merkezi oldu. Yozgat-Kayseri karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 77 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1957’de kurulmuştur.
Sorgun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 96.046 olup, 31.179’u ilçe merkezinde, 64.867’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 89 ve Eymir bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 1769 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları Bozok Platosunun orta yükseklikteki dağlık düzlüklerinden meydana gelir. Sorgunözü ve Çekerek Çayına karışan bâzı dereler ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek, nohut, üzüm, şekerpancarı, patates, çavdar ve fasulyedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır, koyun ve Ankara keçisi beslenir. Tuğla, kiremit ve un fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Sorgunözü Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Osmanlılar zamânında Köhne-i Kebir adıyla anılıyordu. Yozgat-Sivas karayolu ilçe merkezinden geçer. Tarım ürünlerinin pazarlandığı bir ticâret merkezi olan ilçe, il merkezine 34 km mesâfededir. 1926’da ilçe olmuş ve aynı yıl belediyesi kurulmuştur.
Şefaatli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.246 olup, 13.171’i ilçe merkezinde, 23.075’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44 köyü vardır. Yüzölçümü 833 km2 olup, nüfus yoğunluğu 43’tür. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Bu düzlükler akarsu vâdileriyle parçalanmış olup, topraklardan kaynaklanan sular Delice Irmağına karışır. İlçe toprakları orman yönünden çok fakir olup, step görünümündedir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, mercimek ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma, patates, soğan, çavdar ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, Ankara keçisi ve sığır beslenir. İlçe topraklarında flüorit yatakları vardır.
İlçe merkezi Konak Çayı ile Boğazlıyan Çayının birleştiği yerde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezi olan ilçeden Kayseri-Ankara demiryolu geçer. İl merkezine 42 km mesâfededir. Şefaatli 1934’te ilçe olmuş ve aynı yıl belediyesi kurulmuştur.
Yenifakılı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.305 olup, 4087’si ilçe merkezinde, 7218’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Karasu Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, şekerpancarı, fasulye ve mercimektir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Karasu Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Kayseri demiryolu ilçeden geçer. Boğazlıyan’a bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1951’de kurulmuştur.
Yerköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.462 olup, 26.248’i ilçe merkezinde, 22.214’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32, Salmanlı bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1245 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeybatısında Zincirli Dağı yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Delice Irmağı toplar. Bu akarsu vâdisinin genişlediği bölümde Yerköy Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, soğan ve elmadır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Sarayköy’de bulunan çimento fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. Diğer sanâyi kuruluşları ise kraft torba, tuğla ve briket fabrikalarıdır.
İlçe merkezi DeliceIrmağı Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Yozgat ve Ankara-Kayseri karayolu üzerindedir. İl merkezine 39 km mesâfededir. Türkiye’nin hiçbir yerinde görülmeyen bir şekilde Kırşehir’in Çiçekdağ kasabası ile birleşmiş durumdadır. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Yozgat tabiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengindir. Târihte önemli ticârî yollar üzerinde olan Yozgat’ın birçok târihî eseri zamânımıza ulaşmamıştır. Başlıca eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından 1779’da yaptırılmıştır. İlin en eski câmisi olup Çapanoğlu Câmii olarak da bilinir.
Capanoğlu Süleyman Bey Câmii: Çapanoğlu Süleyman Bey tarafından 1794’te yaptırılmıştır. Kesme taş işçiliği, iç ve dış süslemelerinin sanat değeri büyüktür. Ulu Câminin ön kısmında olduğundan bu iki câmi iç ve dış câmi olarak anılır.
Cevahir Ali Efendi Câmii: Ali Efendi tarafından 1788’de yaptırılmıştır. Günümüzde oldukça yıkık vaziyettedir.
Başçavuşoğlu Câmii: 1880 târihinde yapılmıştır. Ahşap bezemelerinin sanat değeri büyüktür. Tavanı Barok motiflerle kaplıdır.
Çapanoğlu Câmii: Ahmed Paşa tarafından 1749’da yaptırılmıştır. Yerköy ilçesindedir. Taş işçiliği ve iç süslemeleri çok güzeldir.
Saat Kulesi: 1870’te Belediye Reisi Tevfikizâde Ahmed Efendi yaptırmıştır.
Eski eserler:
Ankova Harâbeleri: Sorgun ilçesinin Alişar köyünde eski bir Hitit şehri olan Ankova’nın kalıntıları vardır. Hitit târihine ışık tutacak pekçok eser bulunmuştur. Çoğu Ankara Etnoğrafya Müzesindedir. Bu höyükte 5000 senelik eserlere rastlanmıştır. Bunların bakır ve tunç devirlerine âit olduğu ifâde edilmektedir. Çengeltepe Höyüğü: Merkez ilçenin Çengelköyü köyünde târih öncesi ilk tunç devrine âit eserler bulunmuştur. Dört bin sene önce yapılan binâların duvarları hâlen ayaktadır. Kerkenez: Eski bir Hitit şehridir. Hattuşaş: Hitit başşehridir. Yedi kilometrelik bir surla çevrilidir. Şehre 7 kapıdan girilir. Yeraltı geçitleriyle Hitit mîmârîsinin eşsiz örneğidir. Bu harâbelerin yanında dînî inançları sembolize eden yazılı kayalar bulunmaktadır. Türüdüler Köyü Mağaraları: Şefaatlı ilçesindedir. Târihin çok eski çağlarından kalma mağaralardır.
Kaleler: Boğazkale; târihî bir kaledir. Çeşka Kalesi: İl merkezine 5 km mesâfededir. Keçi Kalesi: Yerköy iline 25 km uzaktadır.
Mesîre yerleri: İlin çeşitli yerlerine yayılmış birçok mesîre yeri vardır. Bunların bâzıları şunlardır:
Çamlık: İl merkezine 5 km mesâfededir. 264 hektara yakın olan Çamlık 1956’da millî park hâline getirilmiştir. Temiz havası, bol suyu ve şahâne bitki örtüsü ile bir dinlenme yeridir.
Çayıralan Ormanları: Çayıralan ilçesindedir. Karaçam, ladin, meşe, kayın ve kavak ağaçlarından meydana gelmiş gür bir ormandır. Av yapmaya ve kamp kurmaya müsâittir.
Karanlık Dere: Yerköy ile Şefaatli arasında yer alır. Çekerek Suyu ortasından akar. Yeşillik, av hayvanları ve balığı bol bir mesîre yeridir.
Akdağ Ormanları: Akdağmâdeni çevresi ormanlarla kaplıdır. Soğuk su kaynakları ve yaylaları ile güzel bir piknik yeridir. Av hayvanları boldur.
İçmeler ve kaplıcalar: Yozgat kaplıcalar ve şifâlı sular bakımından zengin bir ilimizdir. Önemli kaplıcaları şunlardır:
Sarıkaya Kaplıcaları: İl merkezine 79 km mesâfede, Sarıkaya ilçesindedir. Konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suları, romatizma, nevralji, nefrit, cilt ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Karadikmen Kaplıcası: Akdağmâdeni ilçesine bağlı Karadikmen köyündedir. Tesisleri mevcut olmayan kaplıcanın suları içme olarak günde 4-5 bardak içmek sûretiyle karaciğer, safra yolları, barsak hastalıkları ile idrar yolları hastalıklarına, banyo olarak romatizma ve kadın hastalıklarına iyi gelir.
Yeşilova Ilıcası: Sorgun ilçesine 2 km mesâfededir. Tesisleri mevcut olan kaplıca suları banyo olarak romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına, içme olarak mîde, barsak, karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarına faydalıdır. İl merkezine 38 km mesâfededir.
Yerköy Kaplıcası: Yerköy ilçesine 3 km mesâfededir. Tesisleri yetersiz olan kaplıca suyu romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır. İl merkezine 36 km mesâfededir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Van Hakkında Bilgiler

VAN
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 19.069 km2
Nüfûsu           : 637.433
İlçeleri           : Merkez, Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Murâdiye, Özalp, Saray.
Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murad-Van bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 42° 30’ doğu boylamlarıyla 37° 43’ ve 39° 26’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Ağrı, batıdan Van Gölü ve Bitlis, güneyden Hakkari ve Şırnak, güneybatıdan Siirt illeriyle, doğudan ise İran sınırıyla çevrilidir. “Doğunun incisi” ismiyle anılan Van ilinde Türkiye’nin en büyük gölü bulunmaktadır. Trafik numarası 65’tir.
İsminin Menşei
Van Gölü kenarında bir sayfiye şehri olan (Tuşba) Turuşba’yı Urartulu kumandan Van, îmar etmiştir. Zamanla Turuşba ismi yerine Van ismi kullanılmaya başlanmıştır. Van şehrini ilk kuran Asur kraliçesi Semiramis’tir ve annesinin ismini vermiştir.
Târihi
Van bölgesinin zengin târihi 4000 sene önce Orta Asya’dan göç ederek bu bölgeye yerleşen Hurrilerle başlar. Hurrilerin bir kolu da Mitannilerdir. Hurriler Hititlerle, aynı çağda yaşadılar. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler Van bölgesini Hurrilerin elinden alamadılar. Esâsen Hititler de Orta Asya menşeylidir. Asur ve Babiller hâkimiyetlerini Van Gölü güneyine kadar götürmüşlerse de, bu bölgeyi ele geçiremediler.
Orta Asya’dan gelen Urartular bu bölgeyi Hurrilerin elinden alarak Urartu Krallığını M.Ö. 9. asırda kurdular. M.Ö. 859 ile M.Ö. 612’ye kadar 247 yıl devam eden Urartu Kralığında 12 kral gelip geçti. M.Ö. 713 ile M.Ö. 612 arasında Asur İmparatorluğunun hâkimiyetini kabul ederek krallığı devam ettirdiler. Urartu Krallığının başşehri Van (Tuşba) Asur Dilinde ise (Turuşba) idi. Fakat M.Ö. 830’dan önce Urartu’nun başşehri Van Gölü kuzeynideki “Arzaşkun” idi. M.Ö. 585 senesinde Medler Urartu Krallığına son verdiler. Medlerden sonra onların yerine geçen Persler bu bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 331 senesine kadar, Bu bölge Medler ve Perslerin kontrolünde kaldı. M.Ö. 4. asırda (331 senesinde) MakedonyaKralı İskender Pers İmparatorluğunu yenerek sona erdirdi. İskender’in ölümünden sonra Selevkoslar (Asya) İmparatorluğuna dâhil olan bu bölge, sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Roma İmparatorluğu ile Partlar arasında bu bölge için sık sık savaşlar oldu. Bu bölgedeki Ermeni Derebeyleri bâzan Roma’ya bâzan da Partlara tâbi oldu. Fakat târihin hiçbir devrinde bağımsız bir Ermeni Krallığı kurulamadı. M.Ö. 225’te Partların eline geçen Van, M.S. 226’da Sâsânîlere devredildi.
Roma İmparatorluğunun M.S. 395’de ikiye bölünmesi üzerine bu bölge Doğu Roma (Bizans)ın payına düştü. Bizans’la Sâsânîler bu bölge için zaman zaman savaştı ve bölge devamlı el değiştirdi. Bu bölgedeki Ermeni Derebeyleri bâzan Sâsânî bâzan da Bizans’a tâbi oldular.
M.S. 7. asırda hazret-iÖmer, İran’ı fethederek Pers İmparatorluğuna son verdi. M.S. 675’te hazret-i Ömer zamânında Van fethedildi. Bu fetihten sonra İslâm orduları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu tamâmen, Anadolu’nun bâzı şehirlerini de kısmen fethederek bu toprakları İslâm devleti topraklarına kattılar. Van civârındaki bâzı Ermeni derebeyleri İslâmiyetle şereflendiler. Müslüman olmayanlarsa o târihte İslâm Devletinin başşehri olanBağdat’a ve halifeye bağlı kaldılar. Van civârında gerek Müslüman olan Ermeniler, gerekse bu bölgeye gelerek yerleşen Müslümanlarla Müslüman beylikler kuruldu. 975’te Mervanoğulları bölgeye hâkim oldu. İslâm devletlerinde iç savaş, iktidar kavgaları başlayıp devlet zayıflayınca Bizans fırsattan istifâde ederek bu bölgeyi yeniden işgâl etti. Bizanslılar bu bölgedeki Müslümanlara ve kendi mezheplerine girmeyen Hıristiyan Ermenilere çok zulüm yapıyorlardı. Van bölgesindeki Müslüman ve Ermeniler, Selçuklu Hâkanı Tuğrul Beyle onun yerine geçen yeğeni Sultan Alparslan’dan yardım (imdat) istediler.
Selçuklu hükümdarı Alparsan 1065 senesinde Van bölgesini fethetti. Bizans İmparatoru Romanus Diogenes büyük bir ordu ile bu bölgeye geldi. 26 Ağustos 1071’de Van Gölünün kuzeyinde Malazgirt’te Bizans ordusu yenildi ve Bizans İmparatoru esir düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge Türklerin eline geçti ve Anadolu’nun kapısı açılarak, bütün Anadolu, Türklerin anayurdu oldu.
Selçuklu Devletiyle Türkleşen Van ve civarı Osmanlı hâkimiyetine kadar çoğunluğu Türk olan çeşitli devlet ve beyliklerin eline geçti. Selçuklu ve bunlara bağlı beyliklerden sonra, Musul Atabegleri (Zengiler) Eyyûbiler 1098’de Artukluların, Ermen Şahların, İlhanlılar (Türkleşmiş İran Moğolları) Celayirliler, 1284’de Karakoyunlular, 1467’de Akkoyunlular, Akkoyunluların yerine geçen İranlı Türk Safevilerin hâkimiyeti altında (1507) yaşadı.
Osmanlı Devletiyle Safevî Türk Devleti arasında bu bölge ihtilaf konusu oldu. Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi fethettiyse de Çaldıran seferinden sonra Safevîler tekrar bu bölgeyi ele geçirdiler. Kânûnî Sultan Süleyman Hanın “Irakeyn (iki Irak) Seferi diye anılan İran Seferinde bütün Doğu Anadolu ve Irak ile berâber fethedildi ve 1534’te Van ve Doğu Anadolu çevresi kesin bir şekilde Osmanlı Devletinin toprağı oldu.
23 Haziran 1534’te Vezir-i âzam Dâmâd Makbul İbrâhim Paşa, Van’ı fethetti ve Suriye Beylerbeyi Hüsrev Paşayı Van Beylerbeyi yaptı. Van Beylerbeyliği Erzurum ve Diyâr-ı Bekr eyâletleri yanında İran’a karşı yapılan seferlerde büyük önem kazandı ve mühim bir sınır eyâleti oldu. Van’da Osmanlılarla Safevîler arasında birçok çarpışmalar (savaşlar) meydana geldi. Bir ara 1535’te Safevîler Van’ı ele geçirince Kânûnî Sultan Süleyman Han on birinci Seferi Hümâyunu sırasında Tebriz dönüşünde Van’ı 1548’de tekrar fethedince İskender Paşa, Van Beylerbeyi oldu.
Tanzimattan sonra da, eyâlet merkezi olan Van’da birçok değerli ve tanınmış devlet adamı beylerbeyliği (vâlilik) yapmıştır. Birinci Cihan Harbinde 20 Mayıs 1915’te Ruslar Van’ı işgâl ettiler. Rusların yardımıyla Van şehrine hâkim olan Ermeniler Ruslar çekildikten sonra burada yaşayan Müslüman ve Türklere çok zulüm yaptılar. Türkleri şehir dışına  sürdüler. 2 yıl 10 ay 13 gün süren bir işgâlden sonra Türk ordusu 2 Nisan 1918’de Van’ı işgâlden kurtardı. Ruslarla işbirliği yaparak silâhlı baskın yapan Ermeniler bu bölgeden çıkarıldılar. Ruslar ve Ermeniler işgâl esnâsındaVan’ı yakıp yıkmış ve harâbe hâline getirmişlerdir.
Cumhûriyet devrinde Van aynı ismi taşıyan ilin merkezi olmuştur. 1950’den sonra hızla gelişmeye başlamıştır.
Fizikî Yapı
Türkiye’nin en yüksek bölgeleri üzerinde bulunan Van ili volkanik dağlarla kaplıdır. İl topraklarının yaklaşık olarak % 53’ü dağlardan % 33’ü platolardan ve % 14’ü ovalardan ibârettir.
Dağları: Van ili toprakları yüksek bir yayla görünümünde olup, ortalama yükseklik 2200 m’dir. Dağların tepeleri düz, yamaç ve etekleri parçalanmış durumdadır. Başlıca yüksek dağları: Aladağ (3356) Tendürek Dağı (3660) Yumru Dağı (3354), Mengene Dağı (3412 m), Yiğittepe (3628 m), Başet Tepe (3684 m), Hasabeşir Tepe (3503 m), Cat Dağı (3146 m), İsabey Dağı (2837 m), Kuş Dağı (3529 m), Yedi Tepe (3162 m), İspiriz Dağları (3668 m), Kazan Dağı (2890 m), Çadır Dağı (3537 m), Calban Dağı (3250 m),Vaviran Dağları 3550 m), Erek Dağı (3200 m)’dir.
Plato ve Yaylaları: Dağların arasında yer alan yayla ve platolar hayvancılığa çok müsâittir. Başlıca yaylalar Hoşap Suyu ile Memedik Çayı arasında kalan yaylalar, Erçek Gölü kuzeyindeki yaylalar, Manda Dağı eteklerindeki yaylalarla Norduz Yaylasıdır.
Ovaları: Van ili çok verimli ve oldukça geniş ovalara sâhiptir. Başlıcaları: Çaldıran Ovası(Abuğa Düzü), Yüzölçümü 315 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 2000 m’dir. Kışın kar altında kalan bu ova ilkbaharda bataklık hâlini alır. Murâdiye Ovası: Bendimahi Suyunun, Van Gölüne döküldüğü yerde meydana gelmiştir. Yüzölçümü 115 km2dir. Karasu Vâdisinin genişlemesiyle meydana gelen ovalar ise Tarhani Düzü 5 km2, Noşar Düzü 80 km2 ve Akbulak Düzüdür. Hoşap Vâdisinin genişlemesiyle meydana gelen ovalar Hoşap Ovası 180 km2 ve Havasor Ovası 190 km2’dir. Memedik Vâdisinde bulunan ovalarsa Saray Düzü, Karahalk Düzü, Erçek Düzü, Van şehrinin kurulduğu Van Ovası ve Erciş’in kurulduğu Erciş Ovasıdır.
Akarsuları: Van il topraklarında çok sayıda küçük akarsu vardır. Bunların çoğu Van Gölüne dökülür. Memedik ÇayıErçek Gölüne dökülür. Başlıcaları Zilan Suyu, Bendimahi Çayı, Hoşap Suyu, Karasu, Arpak Çayı ve Memedik Çayıdır.
Gölleri: Van ilinde irili ufaklı çok göl vardır. Bunların en önemlisi Van Gölü ve Erçek Gölüdür. Van Gölü: Türkiye’nin en büyük gölüdür. Yüzölçümü 3713 km2dir. Üçgen şeklindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1647 m’dir. Kıyıları çok girintili çıkıntılı olup, manzarası fevkalâde güzeldir. 250 m’den derin yerleri vardır. Gölde Akdamar, Adır, Çarpanak ve Kuş Adaları vardır. Göl tuzlu ve sodalı olduğu için sâdece inci kefalı vardır. Van Gölüne mahsus olan bu balık yörenin en büyük besin kaynaklarındandır. Yılın büyük bölümü gölün derinliklerinde yaşar. İlkbahar aylarında yumurtlamak için göle dökülen dere ağızlarına akın ederler. Dere ağızlarında yakalanan balıklar İl merkezi ve ilçelerde satılır. Halk balığın bir kısmını kış aylarında tüketmek için kurutur. Van Gölünün kirlenmesi ve bilinçsiz avlanma balığın neslinin azalmasına sebep olmuştur.
Erçek Gölü: Van Gölünün doğusundadır. Yüzölçümü 100 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1803, derin yeri 15 m’dir. Erçek Gölünün tuz ve soda oranı Van Gölüne oranla daha fazladır. Burada balık yaşamaz. Ancak son zamanlarda Van Gölündeki İnci kefalinin bu gölde de çoğaltılması için çalışmalar sürmektedir. Göl çok az sayıda tatlı su kaynağıyla beslenir. Diğer göller: Van Gölü ile İran sınırı arasında 11 küçük göl vardır. Bu göllerin deniz seviyesinden yüksekliği 2000 m’den fazladır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Van ilinde kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve uzun geçer. Çok yüksek bölgelerinde, kışın daha az sert geçmesini Van Gölü temin eder. Kışın 150 güne yakını 0°C altında geçer. Yazın ise 20 gün +30°C’nin üstündedir. Toprak 80 gün karla örtülü kalır. Senelik yağış miktarı ilçelere göre 370 mm ile 570 mm arasında değişir. Yazlar az yağışlı ve çok sıcak geçer. Sıcaklık -26,9°C ile +36°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: Van Gölü civarı ve vâdiler zengin bitki örtüsüyle kaplıysa da, dağlar genel olarak ağaçsızdır. İl toprakları bir bozkır manzarası arz eder. İl topraklarının % 70’i çayır ve mer’alarla, % 23’ü ekili ve dikili alanlarla ve % 2’si orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Van ekonomisi tarıma, küçükbaş hayvancılığa ve hayvan ürünlerini işleyen sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 77’si tarım sektöründe çalışır.
Tarım: Van il topraklarının engebeli olması, kışın uzun ve sert geçmesi sebebiyle bitki üretimi sınırlıdır. Van Gölü çevresinin iklimi daha az soğuk geçtiği için tahıl ve sebze ekimi burada yapılır. Ekime müsâit alanların ancak % 20’sinde sulama yapılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fasulye, şekerpancarı ve patatestir. Van Gölü civârında domates, tâze fasulye, karpuzve kavun yetişir. Van Gölü civârında meyvecilik de yapılır. En çok ceviz yetişir. Elma, armut, kayısı da yetiştirilir.
Sovyet bilgini Shutavsky’ye göre kavunun ana vatanı Van’dır. Van ve Diyarbakır’da yetişen cep kavunu, külahlı kavun, seyhan kavunu 16. asırda Anadolu’dan İtalya’ya gönderilmiş ve Papa Cantaluppı’nin çiftliğinde yetiştirilmiş bu sebeple “Cantalupp” ismini alan yuvarlak, basık dilimli, kabuğu hafif pürtüklü, turuncu renkte ve ananasa benzeyen kokusu olan bu kavun türü dünyâya Van’dan yayılmıştır.
Hayvancılık: Van ili en çok hayvan besleyen illerden biridir. Koyun sayısı Konya’dan sonra ikinci sırada yer alır. Mer’a hayvancılığı yapılır. Geniş mer’a ve çayırlara sâhiptir. Türkiye’deki koyun varlığının % 5,5’i Van’dadır. En çok koyun beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Balıkçılık: Van ilinde büyük göller olmasına rağmen bu göllerin sodalı oluşu sebebiyle balık türleri ve miktarı azdır. Akarsularda sazan, karabalık, kayabalığı ve Van Gölünde inci kefali bulunur.
Ormancılık: Van ili orman bakımından oldukça fakir sayılır. İl topraklarının ancak % 2’si orman ve fundalıklarla kaplıdır. Sanâyi ve yakacak odunu üretilmez.
Mâdencilik: Van ilinde çıkarılan mâdenler demir, soda, tuz, perlit, jips, kömür ve kükürttür. Rus işgâli sırasında Ruslar Muradiye ilçesi yakınlarında Korzot köyünde günde 1 ton petrol çıkarmışlardır.
Van’ın Özalp ve Erçek bölgelerinde hâlen petrol arama çalışmaları devam etmektedir.
Sanâyi: Sanâyi yeni yeni gelişmeye başlamıştır. Mevcut fabrikalar tarım ve hayvan ürünlerini işleyen tesislerdir. 10 veya daha fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 40’a ve 2-9 arasında işçi çalıştıran işyeri sayısı 400’e yakındır. Başlıca fabrikaları: Van Çimento Fabrikası, yem fabrikası, et kombinası, Van Peynir Tereyağ Fabrikası, çivi fabrikası, plastik boru fabrikası, Özalp Mandıra İşletmesi, tuğla fabrikası, yün ipliği fabrikası, un fabrikaları ve tuz, linyit işletmeleridir.
Hayvancılık ve tarımdan sonra en faal sektör ticârettir. İran, Irak, Kuveyt ve BDT’ye et ve canlı hayan ihraç edilir. İran’la sınır ticâreti son dönemlerde önemli gelişmeler göstermiştir.
Ulaşım: Kara, hava ve demiryolu ulaşımından istifâde eder. Doğu Anadolu Bölgesindeki karayolu ağının kavşak noktasıdır. Türkiye-İran yolu üzerindedir. İran transit ticâretinin önemli bir merkezidir. Karayolu: Van Gölü güneyindeki bir yolla Bitlis-Muş-Bingöl, Elazığ yolu ile İç Anadolu ve Akdenize bağlanır. Van Gölünün doğu kıyısını tâkip eden bir yolla Erzurum-Kars yoluna bağlanır. Böylece Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve BDT’ye ulaşır. Gürpınar-Başkale üzerinden Hakkari ve İran’a ulaşır.
Demiryolu: Malatya-Elazığ-Muş-Bitlis demiryolu Tatvan’dan sonra feribotla Van İskelesine buradan da İran’a ulaşır. İl içinde 10 istasyon vardır. Van İskelesi-İran sınırı arası 114 km’dir.
Havayolları: Van’a 8 km mesâfedeki havaalanının pisti 2600 m’dir. Büyük uçaklar inebilir. Van-İstanbul arasında Ankara üzerinden her gün sefer yapılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 637.433 olup, 258.967’si ilçe merkezlerinde 378.466’sı köylerde yaşamaktadır. Senelik nüfus artışı binde 40.49’dur. Yüzölçümü 19.069 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür.
Örf ve âdetleri: Van ve çevresi çok eski bir yerleşim merkezidir. En az 4000 senelik bir târihe sâhiptir. Bölgeden birçok medeniyet ve milletler gelip geçmiş ve bunların sâdece mîmârî eserleri ve eski şehir kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Diğer kültürler unutulmuş olup; 11. asrın ortalarından îtibâren Türk egemenliğine geçmiş olan bu bölgede Türk sanat ve kültürü bölgeye yerleşen Orta Asya’dan gelen Türkler sâyesinde bütün kültürlerin üstüne çıkmış; Van ve civârıOrta Asya menşeyli Türkler sâyesinde başta nüfus olmak üzere her bakımdan Türkleşmiş ve 11. asırdan bu yana Van’da Türk-İslâm kültürü hâkim olmuştur. Van ve civârında Oğuz Türklerinin gelenek ve görenekleri hayâtın her safhasında görülür.
Mahallî halk oyunları: Van ve çevresi folklor bakımından en zengin illerden biridir. Doğu Anadolu’nun orta ve güney kısmına âit halk oyunlarıve halk mûsikisi bu bölgede etkilidir. Bar oyunları oynanır. Oyunlar hareketli ve kıvraktır. Âşıklık geleneği ve bağlama kültürü devam etmektedir.
Halk türküleri sayılamayacak kadar çoktur. Bar oyunları yanında zeybek, horon ve kaşık oyunu da oynanır. Başlıca oyunlar: Çayda Kumlar Kaynaşır, Dezvır, Hırhır, Kersi, Sunalar Halayı, Pencerede Şişesin, Baso, Yar Güzeli Papuri, Koçeri, Çokeri, Goşınık, Hıleyli, Kız Oyunu, Van Koçerisi, Lezgi Oyunu, Hoş Bilezik, Tuyenler, Şirvan, Havasor, Govend ve Temir Ağadır.
Mahallî kıyâfet: Kadın kıyâfeti çok teferruatlıdır. Başlarına “kofik” denilen püsküllü yazma, “leçek” denilen oyalı yazma, “Ağvan” denilen fes giyerler. Kofi üzerine “heft” denilen ve yedi renk mânâsına gelen çok renkli örtüler bağlarlar.
Gövdede kadife, canfes veya yün kumaştan yapılmış fistan giyilir. Bunun altına ayak bileklerinde düğmeli “tuman” denilen şalvar bulunur. Bele gümüş kemer takılır. Fistan üzerine boncuklarla işlenmiş renkli yelek giyilir. Ayaklara desenli yün çorap “galoş potin” denilen ayakkabı giyilir. Evden dışarı çıktıklarında üzerlerine çeşitli renkte çarşaflar örterler.
Erkek kıyâfeti oldukça sâdedir. Başa takke giyilir. Takkenin etrâfına “Ahmediye” denilen sarık sarılır. Vücûda ise şalvar, çepken, uzun kollu, düğmeli ve yakasız gömlek, kışın “sako” denilen palto giyilir. Ayaklara yün çorap, çarık veya yemeni giyilir.
Van ilinin simgesi olan “Van kedisi” nesli tükenmek üzeredir. Özel bir ilgiye ihtiyaç vardır. Uzun beyaz tüylü, uslu, temiz, sevimli ve gâyet uzun ömürlü, bir gözü mavi bir gözü sarı ve son derece avcı olan bu kedi türü hızla azalmaktadır. Van kedisinin en büyük özelliği insanlarla berâber yaşamasıdır. İnsan sevgisi ve şefkati olmadan yaşıyamazlar.
Mahallî yemekler: Cılbır, ayranaşı, keledoş, çınğırdak, kabak bastı, kaz lokması, kellebaş, helise, yumurta tatlısı, kavut, murtuğa, sengeser ve Van’a mahsus tandırıdır. Van’ın kokulu balı, kavunu ve otlu peyniri ve ince kabuklu “Aslik elması” meşhurdur.
El san’atları olarak köylerde el tezgahlarında kilim dokunur. Çok meşhur olan Van kuyumculuğu gerilemiştir. Van’ın gümüş işlemeciliği eskiden çok meşhur idi. Yeniden geliştirilmesi için vâlilik tarafından atölyeler kurulmaktadır.
Eğitim: Okur-Yazar nispeti son senelerde hızla artmış ve % 80’e ulaşmıştır. İl dâhilinde 27 okul öncesi eğitim kurumu, 734 ilkokul, 48 ortaokul, 2 meslekiî ve teknik ortaokul, 25 lise vardır. Van, Üniversite bulunan iller arasındadır. 20 Temmuz 1982’de “100. Yıl Üniversitesi” kurulmuş olup, bu üniversiteye Fen-Edebiyat, Veteriner, Eğitim, Tıp, İlâhiyat, Ziraat Fakültesi, Sosyal Bilimler ve Fen İlimleri Enstitüleri bağlıdır. Yeni tesislerle üniversite gelişmektedir. Van Gölü çevresindeki il ve ilçelere meslek yüksek okulları açılmıştır.
İlçeleri
Van ili, Merkez (Van) Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Muradiye, Özalp ve Saray ilçelerinden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 207.870 olup, 153.111’i ilçe merkezinde, 54.759’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Erçek bucağına bağlı 20, Timar bucağına bağlı 47 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık ve engebelidir. İlçenin başlıca düzlükleri, Erçek düzlüğü ile buna açılan küçük ovalar ve Van Ovasıdır. Van Ovası aynı zamanda ilin en büyük ovasıdır. İlçede yerleşim merkezleri bu ova ve çevresinde toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalarda ve göle dökülen akarsu ağızları çevresinde tarım yapılır. Buralarda tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Van Gölünün 7 km kadar doğusunda kale ve kalenin güney eteklerinde kurulmuştur.
Bahçesaray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.246 olup, 3116’sı ilçe merkezinde, 14.130’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlçenin en önemli düzlüğü Bahçesaray Deresinin meydana getirdiği vâdidir. İlçe nüfûsu daha çok buralarda toplanmıştır. İlçede yer alan dağlar ulaşımı büyük ölçüde etkiler. Bölgeye ilk karın yağmasından yaz başına kadar çevresiyle bağlantısı kesilir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Bahçesaray Deresi Vâdisinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve cevizdir. Önemli ölçüde bal üretimi yapılmaktadır.
İlçe merkezi Bahçesaray Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Müküs’tür. Gevaş’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Başkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.597 olup, 16.418’i ilçe merkezinde 39.179’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 40, Albayrak bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 2599 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.
İlçe toprakları ilin en yüksek bölümü olan güneydoğu kesiminde İran sınırında yer alır. İlçe sınırları içinde kalan İspiriz Dağı (3668 m), ilin en yüksek dağıdır. Yiğit Dağı, İran sınırında, Gökdağ ve Mordağ güneyinde, Mengene Dağı ise kuzeybatısında yer alır. İlçe merkezinin kuzeyini Başkale Dağı, güneyiniyse Merkez Dağı çevreler. Bu dağların eteklerinde ve aralarında geniş platolar vardır. İlçenin düzlükleri Çığlı Suyu Vâdisinde toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok koyun beslenir. İç ve dış pazarlara canlı hayvan satılır. Tarıma elverişli bölgelerde arpa buğday ve patates yetiştirilir.
İlçe merkezi İspiriz Dağı eteğinde Çığlı Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Van-Yüksekova yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 112 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Çaldıran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.879 olup, 4780’i ilçe merkezinde, 37.099’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 65 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Bendimahi Çayı Vâdisinde yer alan Çaldıran Ovası ilçenin en büyük düzlüğüdür. Denizden yüksekliği 2000 m civârındadır. Ova, ilçe merkezine doğru hafif bir eğimle alçalır. Ovayı Bendimahi Çayı sular. Kışın kalın bir kar tabakasıyla örtülü olan ova, karların erimesiyle yer yer bataklık görünümü alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çaldıran Ovasının büyük bölümü otlak ve mer’a olarak kullanılır. Ovanın sulanabilen kısımlarında arpa ve buğday yetiştirilir. İlçe merkezi, ovanın kuzey batı kesiminde, Bendimahi Çayının bir kolu kenarında kurulmuştur. Özalp ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Çatak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.755 olup, 4270’i ilçe merkezinde, 17.485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı, 19, Narlı bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1826 km2 olup, nüfus yoğunluğu 12’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağların yükseklikleri genelde 3000 metrenin üzerindedir. Bu dağlar arasında kuzey-güney istikâmetinde akan Çatak Deresi, birçok kollarla beslenir. İlçenin tek düzlüğü Çatak Deresi boyunca doğuya doğru genişleyen küçük bir bölgedir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. Hayvancılıkla uğraşanlar yazın gür çayırlarla kaplı yaylalara çıkarlar. Yaylalarda kurulan mandıralarda Van’ın ünlü otlu peyniri sâdece bu ilçede îmâl edilir. Hayvancılığa bağlı olarak deri ve yapağı üretimiyle dokumacılık gelişmiştir. Tarım sâdece Çatak Deresi Vâdisinde yapılır. Başlıca tarım ürünleri tahıldır. Meyvecilik gelişmiş olup, armut ve ceviz üretimi önemlidir.
İlçe merkezi Çatak ve Norduz derelerinin birleştiği dar bir vâdide kurulmuştur. Köy görünümünde küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 82 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1937’de kurulmuştur.
Edremit: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.989 olup, 3853’ü ilçe merkezinde, 10.136’sı köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Gölün kıyısında ise düzlükler olup, doğu kesimlerde Erek Dağı yer alır. Yerleşim merkezleri gölün kıyısındaki düzlükte toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalık kesimde tarım yapılır. Burada tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Van Gölü kıyısında Bitlis-Van karayolu üzerinde kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucak merkeziyken 1990’da ilçe oldu. Eski ismi Gümüşdere’dir. Tabiî güzelliği çok meşhurdur.
Erciş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 99.754 olup, 40.481’i ilçe merkezinde, 59.273’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35, Deliçay bucağına bağlı 14 ve Kocapınar bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 2115 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir.
İlçe topraklarının kuzeyi ve doğusunda yüksekliği 3000 metreyi aşan dağlar yer alır. Güneyindeyse gölle aynı yüksekliğe sâhip geniş bir ova vardır. Dağlardan doğan akarsuların göle döküldüğü kesimde yer alan alüvyonlu ova üç taraftan dağlarla çevrili olduğundan tarıma elverişli bir iklime sâhiptir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Meyvecilik gelişmiş olup, elma, armut, kayısı ve üzüm yetiştirilir. Sebzecilik gelişmiştir. Dağ köylerinde hayvancılık yapılır. En çok koyun beslenir. Sığır besiciliği ve deri üretimi ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında perlit, ponza taşı ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Van Gölünden 5 km içeride Sulu Ova denilen düzlükte kurulmuştur. İl merkezinden sonra en büyük yerleşim merkezidir. Ağrı-Van karayolu üzerinde yer alan Erciş, il merkezine 96 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1750 metredir. Van’ın en yeşil ve büyük ilçesidir.
Gevaş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.119 olup, 9994’ü ilçe merkezinde, 22.125’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bir kesimi dağlıktır. Kuzey bölgesinde Bitlis Dağlarının bir bölümü yer alır. Bu dağlar kışın ulaşıma imkân vermez. İlçenin en önemli akarsuyu Van Gölüne dökülen Hoşap Suyudur. Van Gölü kıyısında düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. İlçede aşiret düzeni hâkim olduğundan yazın bunlar sürülerini yaylalara çıkarırlar. Canlı hayvan ticâ reti yaygın olduğu için hayvânî ürünler azdır. Süt, peynir, yapağı ve deri en önemli hayvânî ürünlerdir. Bölgenin otlu peyniri meşhurdur. Göl kıyısındaki düzlüklerde tarım yapılır. En fazla elde edilen tarım ürünü şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda buğday, arpa, patates, ceviz, elma elde edilir. İlçede arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Çadır Dağının kuzey eteklerinde, göl kıyısının 3 km güneyinde kurulmuştur. Muş-Bitlis-Van karayolu ilçenin 2 km yakınından geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. Bitlis’in Ahlat ilçesinden sonra bölgenin en önemli Selçuklu mezarlığı bu ilçededir.
Gürpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.947 olup, 3994’ü ilçe merkezinde, 38.953’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Güzelsu bucağına bağlı 27, Kırkgeçit bucağına bağlı 17, Yalınca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 4063 km2 olup, Nüfus yoğunluğu 11’dir. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.
İlçe topraklarının doğusunda Koçlular, güneyinde Hakkari batısında, Kavuşşahap Dağlarının uzantısında yüksek yaylalar yer alır. Hoşap Suyu boyunda Hoşap ve Havasar Ovaları vardır. Yarısı ilçe topraklarında kalan Keşiş Gölü, Erek Dağından kaynaklanan küçük bir akarsu vâdisinin sulama için kapatılmasıyla meydana gelmiş sunî bir göldür.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Mer’a hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Süt, peynir, tereyağı, et, yapağı ve deri önemli hayvânî ürünlerdir. İlçenin kuzeyindeki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yem bitkileri, patates, soğan, fasulye, ceviz ve elmadır.
İlçe merkezi Hoşap Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1740 metredir. Van-Hakkari karayolu ilçenin 3 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 21 km mesâfededir. İlçe merkezi 1936’da bugün Kırkgeçit bucağının olduğu yerde kurulmuştu. 1954’te bugünkü yerine nakledilmiştir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Murâdiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.040 olup, 11.167’si ilçe merkezinde, 28.873’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 36 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzey ve doğu bölgelere gidildikçe yükseklik artar. Dağlardan kaynaklanan suları Bendimahi Çayı toplar. Bu çayın göle döküldüğü bölgede Muradiye Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Muradiye Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday ve arpadır. Dağlık bölgelerdeki yaylalarda çok sayıda koyun ve kıl keçisi beslenir. Yaylalarda yazın kurulan mandıralarda tereyağ ve bölgeye âit otlu peynir üretilir.
İlçe merkezi Bendimahi Çayının doğusunda bir vâdinin yamacında kurulmuştur. Doğubeyazıt-Van karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1735 metredir. Eski ismi Bargiri’dir. İlçe belediyesi 1935’te kurulmuştur.
Özalp: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 46.453 olup, 4920’si ilçede merkezinde, 41.533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Doruntay bucağına bağlı 24 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağları Karasu’nun kolları olan Memedik Suyu ve Yeniçay Deresinin açtığı vâdilerle parçalanmıştır. Bu vâdilerde küçüklü büyüklü düzlükler meydana gelmiştir. Dağ eteklerinde hayvancılık bakımından önemli çayırlarla kaplı sulak yaylalar vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle çok sayıda koyun yetiştirilir. Küçük düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir.
İlçe merkezi Memedik Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Mahmudi’dir. Van’ı İran’a bağlayan kara ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük olan ilçenin belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Saray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.784 olup, 2863’ü ilçe merkezinde, 14.921’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Memedik Vâdisinde bulunan Saray Ovası ilçenin tek düzlüğüdür. Saray Ovası 45 km2lik alanı kaplar. Denizden 2100 m yüksekliktedir.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık sistemiyle çok sayıda koyun beslenir. Saray Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünü tahıldır. Ayrıca az miktarda patates yetiştirilir.
İlçe merkezi Saray Ovasının en doğusunda yamaçlara doğru kurulmuştur. Van-İran karayolu ilçe yakınından geçmektedir. Özalp’a bağlı bucakken 1990’da ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Van ili târihî ve tabiî güzellikleri çok zengin bir ildir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Ulucâmi: 1389-1400 seneleri arasında Karakoyunlu Kara Yûsuf zamanında yapıldığı mimari tarz ve bezemelerinden anlaşılmaktadır. Yıkık vaziyettedir. 1970-1973 arasında yapılan kazılarla câminin toprak altındaki bölümleri ortaya çıkarılmıştır.
Hüsrev Paşa Câmii: Kânûnî Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden Koca Hüsrev Paşa tarafından 1567’de yaptırılmıştır. Mîmar Sinân’ın eseri olup, beş kubbelidir. İki renkli kesme taşlarla değişik görünüşlü ve göz alıcıdır. Yapı günümüzde yıkıktır.
İzdipar Câmii: Van beylerbeyi İzzeddin Şir Beyin yaptırdığı tahmin edilmektedir. Tâmir edilen kesme taştan yapıyı, medrese odalarının sıralandığı avlu çevreler.
Van Kalesi: M.Ö. 9. asırda Birinci Sarduri tarafından yaptırılmıştır. Defâlarca tâmir edilmiştir. Van Gölüne 2 km uzaklıkta Van şehri yakınında yalçın kayaların üzerinde kurulmuştur. Çekici ve muhteşem bir görünüşü vardır. Uzunluğu 1800 m, genişliği 120 m, yüksekliği gölden 80 metredir. Kale içinde cami, depolar, kuyular, dükkanlar ve kışla bulunmaktadır. Kaleden aşağıya bin basamaklı bir merdivenden inilir.
Norgûh Kalesi: Gürpınar ilçesinin 10 km kuzeydoğusunda Erek Dağlarının alçak uzantılarından biri üstündedir. Sitadel veAşağı kent olarak iki bölüme ayrılır.
Hoşap Kalesi: Gürpınar ilçesindeki kitâbesinden 1643’te Sarı Süleyman Mahmudi Bey tarafından yaptırılmış Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır. Başkale yolu üzerindedir. Kalenin altından ve kayalar arasından Hoşap Suyu akar. Kalenin içinde 360 hücre, iki câmi, üç hamam, zindan ve kuyular vardır. Üç surla çevrilidir.
Toprak Kale: Van şehrinin kuzeyinde olup, aynı yerde Urartu şehir kalıntıları vardır. M.Ö. 734’ten Urartuların yıkılışına kadar başşehirlik yapmıştır. Kalede mâbet ve taş merdivenle inilen sarnıç vardır.
Çavuştepe Harâbeleri: Hoşap yolu üzerindeki bu tepede Urartulardan kalma bir şehir kalıntısı vardır. 1963’te bulunan bir kitâbede şehrin Kral İkinci Sarduri tarafından kurulduğu yazılıdır. Bu kalıntılar arasında kaleler, saraylar ve çeşitli kalıntılar vardır.
Şamran Kanalı: Urartular zamânında yapılmış olup, Gürpınar ilçesinden Van Gölüne kadar uzanır ve 56 km uzunluktadır.
Akdamar Adasındaki târihî Manastır: M.S. 915-921 yılları arasında Gagik tarafından yaptırılmıştır. İçinde freskler ve dışında kabartmalar vardır. Kilisede Bizans sanatından çok doğu etkisi görülür.
Anzaf (Ansaf) Kalesi: Târihî bir açık hava müzesidir. Urartulardan kalmadır. Van şehrini korumak için yapılmış bir kaledir. Van-Özalp karayolu üzerindedir.
Hoşap Köprüsü: Hoşap Suyu üzerinde 1671’de yapılmıştır. Üç gözlü olup, ortadaki büyük yandakiler küçüktür. Yapıda iki renk taş kullanılmıştır.
Türbeler: Van ilinde bulunan türbelerin başlıcaları şunlardır: Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerinin türbesi. Müküs’ün Arvas (Doğanyayla) köyündedir. İslâm âlimlerinin büyüklerindendir. Binlerce mâsumun şehit edildiği Zeve şehitleri Sultan-ı Yekpa Türbesi, Başeti Mehendan Türbesi, Van Kalesi yanında Şeyh Abdurrahmân Baba Türbesi, Güzelsu’da Seyyid Abdurrahman-ı Kutp, Görentaş köyünde Şeyh Muhammed Tayyar Türbesi.
Mesire Yerleri: Van ili tabiî güzellikler bakımından oldukça zengindir. Bölgede bulunan çok sayıdaki göl, ilin tabiî, güzelliğini arttırmaktadır. Mesire yerleri bakımından Van ili Doğu Anadolu bölgesinin en zengin illerindendir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Van Gölü: Türkiye’nin en büyük gölü olup, çevresinin tabiî güzelliği çok fevkalâdedir. Gür yeşilliklerle mavi sular âdetâ kucaklaşır.
Bendimahi Çağlayanı: Van Gölüne dökülen Bendimahi Suyu üzerindedir. Çağlayanın çevresi eşsiz bir güzelliğe sâhiptir. İl merkezine 100 km mesâfededir. Murâdiye-Çaldıran yolu üzerindedir.
Akdamar Adası: Gevaş ilçesine iki km uzaklıkta, Van Gölünde bulunan bir adadır. Ada, bâdem ağaçları ve fundalıklarla kaplıdır. Adada eski bir târihî kilise vardır. Yaz aylarında düzenli gemi seferleri yapılır.
Çatak: Tabiî güzelliği bakımından dünyânın en güzel yerlerinden biridir. Çatak Deresi kenarı meşe, ceviz, meyve ağaçları ve ormanlarla süslü bol av hayvanı bulunur.Çatak girişindeki Ganisipi Şelâlesi haziran sonuna kadar akar.
Amik: Van-Erciş karayolunun 20. kilometresinde ayrılan yollarla ulaşımı sağlanan Amik Gölü kıyısında bir dinlenme yeridir Süphan Dağına bakan meyve bahçeleri ve tabiî plajlarıyla meşhurdur.
Kaplıca ve İçmeler: Van yeraltı su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Hemen hemen ilin her bölgesinde şifâlı su kaynağı vardır. Fakat bunların bir çoğunda tesis yoktur ve ulaşım imkânı olmadığından sâdece bölge halkı tarafından kullanılır. İldeki başlıca mâdensuları ve kaplıcalar şunlardır: Erciş Hasanabdal Zilan Kaplıcası, Başkale Hagi Mâdensuyu, Başkale Kanlıbudak Mâdensuyu, Başkale Kiloğlan Kaplıcası, BaşkaleZereni Kaplıcası, Erciş Akbaş Köyü Mâdensuyu, Gürpınar Yoldüştü Köyü Mâdensuyu, Murâdiye Aşağı Şerefhâne Mâdensuyu, Muradiye Deftriş Kaplıcası, Murâdiye Dergezin Kaplıcası Özalp Bolbölük Mâdensuyu.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Uşak Hakkında Bilgiler

UŞAK
Yüzölçümü  : 5341 km2
Nüfûsu      : 290.283
İlçeleri      : Merkez, Banaz, Eşme, Karahallı, Sivaslı, Ulubey.
Ege bölgesinin iç batı Anadolu bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 38° 12’ ve 38° 56’ kuzey enlemleriyle 28° 48’ ve 29° 57’ doğu boylamları arasında kalır. Kuzeyden Kütahya, doğudan Afyonkarahisar, güneyden Denizli, batıdan Manisa illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 64’tür. Halısı dünyâca meşhur olup, “Türkiye’nin Halı Tezgahı” olarak tanınır. Halısı yanında derisi, şekeri ve pamuklu dokumalarıyla meşhur, önemli bir sanâyi ve tarım merkezidir. İstiklâl Harbinde önemli bir târihî yeri vardır.
İsminin Menşei
Uşak ismi, “oğul (uşak)”dan gelir. Özbeöz bir Türk şehri olan Uşak’ı Selçuklu Türkleri kurmuştur. Bu şehre nüfus gerekli olduğundan “oğul (uşağı) bol olsun” diye duâ edildi. Diğer bir rivâyetse Uşak’a halıcılık sanatını Oğuz Türkleri getirdi. Halı tezgâhlarının çoğu ise evde ve küçük işyerlerinde kurulurdu. Uşak halkı bu tezgahlarda çalışacak kalabalık âileye önem verirdi. Bunun için eşikte ve beşikte yeni yeni oğul (uşak) isteyenler çoktu. Şehrin kalabalıklaşması ve halı tezgahlarının devamlı vardiye usûlü ev halkınca çalıştırılması için çok oğul (uşak) isteğiyle yapılan duâlar ve doğumlardan sonra yapılan şükürlerle bu şehrin ismi “oğul” mânâsına gelen “Uşak” olarak halk arasında yerleşti ve asırlar boyu bu isimle anıldı.
Târihi
Uşak ve çevresi çok eski çağlarda iskân edilmiştir. M.Ö. 2500’de Hititlerden evvel Luvi istilâsına uğradığı sanılmaktadır. Bu bölge Hititlerin batı komşusu Arzava ve Akiyyava krallıklarının sınırları içinde bulunuyordu.
Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve Anadolu’da târih devresini açan Hitit İmparatorluğuna dâhil oldu. Hitit Devleti iktidar kavgaları ve iç savaşlarda yıkılınca bu bölgeye Frikya krallığı hakim oldu. Daha sonra Lidya krallığının bir parçası oldu. Lidyalılar zamânında, Ege’yi Ortadoğu’ya bağlayan dünyânın ana ticâret yollarından “Kral Yolu” bu bölgeden geçti.
M.Ö. 6. asırda Pers İmparatorluğu Lidya Krallığını yenince, Anadolu’nun büyük kısmı ve bu bölge Perslerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers İmparatorluğunu yenerek İran’ı ve Anadolu’yu Makedonya İmparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine İmparatorluk komutanları arasında paylaşıldı ve bu bölge “Selevkoslar” Agya İmparatorluğunun payına düştü. Daha sonra bu bölgeyi Bergama Krallığı ele geçirdi. M.Ö. 2. asır sonlarında Romaİmparatorluğu bu bölgeyi Bergama Krallığı ile birlikte topraklarına kattı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, bütün Anadolu gibi Uşak çevresi de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Bizans devrinde bu bölge zaman zaman, Sâsânî ve İslâm ordularının akınlarına maruz kaldıysa da Bizanslılar 1071 Malazgirt Zaferine kadar bu bölge üzerinde hâkimiyetlerini devam ettirdiler. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Selçuklu Hâkanı Alparslan’ın yeğeni Anadolu fâtihi ve Anadolu Selçuklu Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şahın emrindeki Selçuklu Türk Oğuz orduları Uşak ve çevresini fethederek Türk Devletinin sınırları içine kattı.
Birinci Haçlı Seferi, genç Türk Devletini sarstı ve bu darbeden faydalanan Bizans İmparatorları Komnenoslar sâhil Anadolu gibi Uşak ve çevresini de geri aldılar. On ikinci asırda Türkler bu bölgeye devamlı akınlar yaparak Uşak ve çevresini Bizans’tan geri alarak yeniden fethettiler. Uşak; Bizans sınırı(uç) sayılıyordu. Üçüncü Haçlı Seferinin birinci dalgası, Almanya imparatoru Friedrich Barbarossa emrinde buradan geçerek Akdeniz kıyılarına indi.
Sivas ve Kayseri’de saltanatlarından mahrum edilen Danişmendoğulları, Selçuklu Devleti tarafından bu bölgeye yerleştirildiler. Danişmendoğulları her sene Bizans’a karşı savaş açarak sınırları genişletmek ve Süleyman Şah zamânında olduğu gibi Ege Denizine diğer beylikler de Marmara ve Karadeniz’e yeniden ulaşmak için çalışıyorlardı.
On üçüncü asrın ikinci yarısında Anadolu, Moğolların ve onların yerini alan İranlı Moğolların (İlhanlıların) istilâsına uğradı. On üçüncü asır sonlarında İlhanlılar Türkleştiler ve Müslüman oldular. 1308’deSelçuk Hânedanı sona erince, Anadolu Türk Beylikleri, ilhanlıları “Büyük Hâkan” olarak tanıdılar. İlhanlılar yıkılmadan önce Anadolu Beylikleri bağımsız oldu. Danişmendoğullarının bir kolu olan Karasioğulları Marmara ve Çanakkale Boğazlarına ulaşmak için Gediz Vâdisini terk edince, 13. asır sonlarında Germiyanoğulları bu bölgede uçbeyi oldular. Germiyanoğulları eski büyüklüğünü kaybedince, Anadolu’da Türk Beyliğinin kurulması için Osmanlı Devletine Birinci Sultan Murâd Hüdâvendigâr Han zamânında 1380’de tâbi oldular. 1391’de Yıldırım Sultan Bâyezîd Han, Germiyan Beyliğine son vererek, Uşak çevresi Osmanlı Devletine katıldı.
Tîmûr Han ile yapılan 1402 Ankara Savaşından sonra, beylikler tekrar bağımsız oldular. Germiyan Beyliği de Karamanoğullarına bağlı olarak beyliği devam etti. İkinci Yâkup Beyin vasiyeti üzerine 1429’da Germiyan Beyliği ve Uşak, Osmanlı Devletine katıldı.
Osmanlı Devlet Teşkilâtında Uşak, merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağından (vilâyetinden) biri olarak merkez sancağının bir kazâsı idi.
Tanzimattan sonra merkezi Bursa olan Hüdâvendigâr Eyâletinin (vilâyetinin) 5 sancağından biri olan Kütahya Sancağının kazâ merkeziydi. Birinci Dünyâ Savaşından sonra Yunan işgâline uğrayan Uşak, Yunanlılar tarafından yakılıp yıkıldı. İstiklâl Harbinin büyük çarpışmaları bu topraklarda yapıldı. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muhârebesinden sonra Yunan ordusu yine bu topraklarda büyük bozguna uğradı. Banaz ilçesi yakınlarıdaki Göyem köyü tepelerine sığınan Yunan orduları başkumandanı General Trikopis ile General Diyenis ve diğer komutanlar Çakmaklı Tepede Türk birliklerine teslim oldular. 1 Eylül 1922’de Uşak düşman işgâlinden kurtuldu.
Uşak, Cumhûriyet devrinde Kütahya’ya daha sonra Manisa’ya bağlı bir kaza merkeziyken, 15 Temmuz 1953’te il olmuştur.
Fizikî Yapı
Uşak il topraklarının % 57’si platolarla, % 37’si dağlarla ve % 6’ya yakın kısmı ovalarla kaplıdır. Dağlar daha çok doğu ve kuzeydoğuda, ovalar ise güneybatıda yer alır.
Dağlar: İlin en yüksek dağı Uşak-Kütahya sınırında bulunan Murad Dağı (2309 m)dır. Diğer önemli dağları Bulkaz Dağı (1990 m), Elmadağ (1805 m), Ahır Dağı (1915 m), Kocatepe (1898 m), Elinoğlu Tepesi (1967 m), Kemer Dağı (1197 m), Elmas Dağı ve Burgaz Dağlarıdır.
Platolar: Yayla ve platolar geniş bir alanı kaplar. En geniş yayla ve platolar, Murad Dağının eteklerinde yer alır. Dağlar arasında kalan düzlüklerde tarım yapılır. Platoların çoğu ise otlak olarak kullanılır.
Ovalar: İlin başlıca ovaları Banaz ve Uşak Ovasıdır. Banaz Ovası: Banaz Çayı Vâdisinin genişleyerek meydana getirdiği bir ovadır. Banaz Çayı Vâdisi, kuzey-güney istikâmetinde uzanır. Çok yerde dar ve dik yamaçlıdır. Genişlediği yerde Banaz Ovası meydana gelir. 6500 hektarlık bu alanda daha çok şekerpancarı yetişir.
Uşak Ovası: Banaz Çayının genişlemesiyle meydana gelir. Uşak şehrinin kenarından başlar ve 5500 hektardır. Bu ovada tahıl, baklagiller ve sanâyi bitkileri yetiştirilir.
Akarsular: Uşak ilinin en önemli iki akarsuyu, Banaz Çayı ile Gediz Irmağıdır. Banaz Çayı: Uzunluğu 165 km’dir. Murad Dağından çıkar ve kuzey-güney istikâmetinde akar. İl topraklarını aşıp, Büyük Menderes Nehrine katılır. Gediz Irmağı: Murad ve Eğrigöz Dağlarından çıkarak ilin kuzeybatısından geçerek, Manisa il topraklarına girer. Ayrıca, Karabol Çayı ve Yaver Deresi gibi küçük akarsular da vardır.
Göller: Uşak ilinde göl yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Uşak ilinin iklimi Ege ve İç Anadolu bölgeleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Daha çok kara iklimi hüküm sürer. Yazları sıcak, kışları uzun ve sert geçer. Senelik yağış miktarı 430 mm ile 700 mm arasındadır. Sıcaklık -24°C ile +39,8°C arasında seyreder. 0°C altında geçen gün sayısı 70’dir. Yağışların çoğu kışın yağar. Yazın yağış oldukça azdır.
Bitki Örtüsü: İl topraklarının % 38’i orman ve fundalıklarla, % 35’i ekili-dikili alanlarla ve % 24’ü çayır ve mer’alarla kaplıdır.
Ekonomi
Uşak ilinin ekonomisi tarıma ve tarıma dayalı sanâyi ile, deri, iplik, battaniye ve seramik îmâlâtına dayanır.
Tarım: Uşak ilinde bitki tarımı yalnız Banaz ve Uşak Ovasında yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, nohut, fasulye, burçak, fiğ, tütün ve haşhaştır. Tarım alanına göre meyve ve sebze üretimi önemlidir. Üç bin hektarlık alanda sebze ve 5000 hektarlık alanda bağcılık yapılır. Ormanlardaki ahlat ağaçlarının aşılanmasıyla armut, yabâni fıstıkların aşılanmasıyla antepfıstığı elde edilir.
Hayvancılık: Tarımdan sonra en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır. İlde mer’a hayvancılığı yapılır. Koyun, sığır ve kıl keçisi beslenir.
Ormancılık: İlin yüzölçümüne göre ormanları zengin sayılır. İl topraklarının % 38’i orman ve fundalıktır. Murad Dağları ormanlarla kaplıdır. Diğer dağlarda da, orman vardır. Ormanlarda meşe, palamut meşesi, karaçam, kızıl çam, dişbudak, karaağaç, ahlat, çınar ve ardıç ağaçları bulunur. Ormanaltı bitki örtüsü; böğürtlen, eğrelti, karaçalı, kekik türü bitkilerdir.
Korularda ise çam türleri, meşe ve kavak ağaçları çoğunluktadır. 27 köy orman içinde ve 103 köy orman kenarındadır. Ormanlardan senede 30.000 m3 sanâyi odunu ile 150.000 ster yakacak odunu ve 100 ton reçine elde edilir.
Mâdenleri: Mâden bakımından fakir sayılır. Başlıca mâdeni linyittir.
Sanâyi: Uşak ilinde sanâyi son senelerde hızla gelişmektedir. Faal nüfûsun % 14’e yakını imâlat sanâyiinde çalışmaktadır. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 180, 2 ilâ 9 kişi arasında işçi çalıştıran iş yeri sayısı 1500’e yaklaşmaktadır.
Başlıca fabrikalar: Uşak Şeker Fabrikası (1926), Uşak Yem Fabrikası, Uşak Mermer Sanâyi ve Madencilik A.Ş., Besiciler Gıdâ Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Uşak Elektro Porselen A.Ş., Hitit Seramik Fabrikası, Radyatör îmâl eden Nip-El A.Ş., Emâye Gıdâ Tarım Ürünleri A.Ş., Makina Sanâyi Ticâret A.Ş., alüminyum sülfat üreten Kimyâ Sanâyii Ticâret A.Ş., Dülgeroğlu Pelüş Battaniye Fabrikası başta olmak üzere çok sayıda battaniye fabrikası, un fabrikaları, çimento fabrikası ve 5 tuğla ve kiremit fabrikası, Yeni Tabakhâne’de ve Çanlı Tabakhâne sitelerinde birçok deri fabrikaları.
Ulaşım: Karayolu: İzmir-Uşak-Afyon, Ankara E-23 devlet karayolu en önemli karayolu hattıdır. Bu yol Uşak ilini ikiye böler. Ayrıca Kütahya-Uşak-Denizli karayolu da önemli bir yoldur.
Bütün ilçelere asfalt veya stabilize yollar vardır. Köy yolları yeterlidir. İl dâhilinde 172 km devlet yolu ve 230 km il yolları vardır.
Demiryolu: Uşak, İzmir-Afyonkarahisar demiryolu üzerinde yer alır. Eşme-Ulubey-Uşak-Banaz istasyonlarıyla il, Türkiye’nin muhtelif bölgelerine demiryolu ile bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 290.283 olup, 146.809’u ilçe merkezinde, 143.474’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 5341 km2 ve nüfus yoğunluğu 54 civârındadır.
Örf ve âdetleri: Târih boyunca çeşitli medeniyetler ve milletler bu bölgeden gelip geçmiştir. 1071’den beri her bakımdan Türk olan bu bölgede Türk-İslâm kültürü örf ve âdetleri tam olarak yerleşmiştir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlar altınlarla süslü başlıklar, uzun etekli gömlekler, “girikli” denilen yırtmaçlı entariler, ayaklara yün çorap ve “lâçin” denilen ayakkabı giyerler. Erkeklerin giyimleriyse başlık, desenli poşular, işlemeli mintan, çepken, kara şalvar veya pantolondur. Ayaklara çizgili yün çorap ve kundura giyilir.
Mahallî halk oyunları: Uşak halk oyunları ve halk mûsikisi bakımından çok zengindir. Melodiler hareketlidir. Müzik ve halk oyunları İzmir bölgesine dâhildir. Başlıca oyunları: İslâmoğlu Zeybeği, Sallama Oyunu, Uşak Sürmelisi, Köroğlu, Gediz, Konyalı, Tek Zeybek, Çift Zeybek, Genç Ali Zeybeği ve Soğukkuyu Zeybeğidir.
Mahallî yemekler: Gediz güveci, pelvaze, erkeç, çepleme, çömlek eti, alacatane ve döndürmedir.
El sanatları: Uşak, halı sanâtının Anadolu’da ilk merkezdi. Halıcılık Anadolu’ya Oğuz Türkleri ile Orta Asya’dan gelmiştir. Uşak halısı, dünyâca meşhurdu. Halı “kalı”dan gelir. Gelin çeyizlerinin içinde en kalıcı eşyâ olduğu için bu isim takılmıştır. Her evde halı dokunurdu. Uşak için halıcılık, ocakta bulgur tenceresi ve tandırda yufka ekmeği gibi tabiî bir işti. Halının çözgüsüne, atkısına eli varmayan Uşaklı yok gibiydi. Uşak halılarının ilk örneklerindeki geometrik süsler (Orta Asya modelleri) ile Kızılderililerin dokumalarındaki geometrik süsler aynıdır. Günümüzde halı dokumacılığı eski önemini kaybetmiş olup, makina halıcılığı gelişmektedir.
Eğitim: Okuma çağındaki çocukların % 95’i okula gitmesine rağmen, okur-yazar nispeti % 75 tir. Okulsuz köy yoktur. İl dâhilinde 15 okul öncesi eğitim, 340 ilkokul, 42 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 7 lise, 11 meslekî ve teknik lise vardır. İlde ayrıca Ege Üniversitesine bağlı Uşak Meslek Yüksekokulu da öğretim vermektedir.
İlçeleri
Uşak ili merkez (Uşak), Banaz, Eşme, Karahallı, Sivaslı veUlubey ilçelerinden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 145.146 olup, 105.270’i ilçe merkezinde, 39.876’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 59, Güre bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1333 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur.
İlçe toprakları genelde engebeli olup, kuzeybatı kesimi Gediz, güneyi ise Büyük Menderes havzalarına girer. Toprakları yer yer orman ve makilerle kaplı sırtlar ve sırtlar arasında düzlüklerle kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, haşhaş, şekerpancarı, tütün, fasulye ve nohuttur. Bâzı bölgelerinde hayvancılık önemli geçim kaynaklarındandır. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Uşak Şeker Fabrikasıdır.
İlçe merkezi Ankara-İzmir karayolu üzerindedir. İstiklâl Harbi sırasında Yunan işgal kuvvetleri Uşak’ın dörtte üçünü yakıp yıkmıştır. Cumhûriyetin îlânından sonra yeniden kurularak, günümüzdeki Modern hâline getirildi. İzmir, Afyon demiryolu 1886’da işletmeye açılmıştır. Uşak, 1953’e kadar Kütahya’ya bağlı bir ilçe merkeziyken, bu târihten îtibâren il merkezi oldu. Uşak Belediyesi 1867’de kurulmuştur.
Banaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.619 olup, 14.287’si ilçe merkezinde, 30.332’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. Yüzölçümü 1063 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Bir bölümü ise Banaz Çayının vâdisiyle parçalanmış plato özelliğindedir. İlin en yüksek dağı olan Murad Dağı (2309 m) ilçenin kuzeyinde, Sandıklı Dağları ise güneyinde yer alır. Çam ormanlarıyla kaplı Murad Dağının eteklerinde geniş yaylalar vardır. Murad Dağından doğan Banaz Çayı ilçenin ve Uşak’ın en önemli akarsuyudur. BanazÇayı Vâdisinin genişlediği yerde, çok verimli Banaz Ovası bulunur.
Topraklarının büyük kısmı dağlık olmasına rağmen, ekonomisi tarıma dayalıdır ve ilin tarım üretimi yönünden en zengin ilçesidir. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, yulaf baklagiller, şekerpancarı, haşhaş ve elmadır. İlçede hayancılık da gelişmiştir. Sığır ve kıl keçisi beslenir. Kilimcilik ilçenin en önemli el sanatıdır. İlçede mısır unu ve nişastası, glikoz ve yem üreten bir fabrika ile iki adet tuğla ve kiremit fabrikası vardır. Evrendede bölgesinde cıva çıkarılmaktadır. Çıkarılan cıva ihraç edilir. Ovacık köyü çevresinde zengin mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi İzmir-Afyon kara ve demiryolu üzerinde kurulmuştur. 1953’te Uşak’ın il yapılması üzerine Banaz ilçe merkezi oldu. Aynı senede belediyesi kuruldu. İl merkezine 32 km mesâfededir.
Eşme: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.902 olup, 10.547’si ilçe merkezinde, 29.355’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 61 köyü vardır. Yüzölçümü 1338 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur.
İlçe toprakları ortalama yüksekliği 1000-1200 m olan platolardan meydana gelmiştir. İlçenin kuzey kesiminden akan Gediz Nehrinin açtığı vâdi tarıma elverişli topraklarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, elma, armut, nohut ve susamdır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok sığır ve kıl keçisi beslenir. El tezgahlarında dokunan ve tabiî boyalarla boyanan kilimleri meşhurdur. Kilimcilik eski önemini kaybetmiştir. Fakılı köyünde uranyum yatakları vardır.
İlçe merkezi, Manisa-Uşak demiryolu kıyısında kurulmuştur. Manisa’ya bağlı bir ilçeyken 1953’te il olan Uşak’a bağlandı. İl merkezine 62 km uzaklıktadır.
Karahallı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.609 olup, 5839’u ilçe merkezinde, 12.770’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 323 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57’dir.
İlçe toprakları İç Batı Anadolu Eşiği adıyla bilinen plato bölgesinin güneyinde yer alır. Bulkaz Dağının uzantıları ilçe topraklarının doğu sınırlarını çizer. Bu dağın eteklerindeki yaylalar hayvan besiciliği yönünden önem taşır. İlçenin en önemli akarsuyu Banaz Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık çok yaygındır. Bol miktarda kuru üzüm elde edilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve nohuttur. Hayvancılık da ilçe ekonomisinde önemli rol oynar. En çok koyun beslenir. İlçede elektrikli makinalarda dokunan pamuklu dokumalar meşhurdur.
İlçe merkezi küçük bir kasaba görünümündedir. İl merkezine 60 km mesâfededir. Karahallı belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Sivaslı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.804 olup, 5726’sı ilçe merkezinde, 17.078’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 486 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir.
İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Doğusunda Bulkaz Dağının uzantıları yer alır. Topraklardan doğan suları Banaz Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, şekerpancarı, baklagiller ve susamdır. Ayrıca üzüm armut, elma ve diğer meyve ve sebzeler de bol miktarda yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Daha çok küçükbaş hayvanlar beslenir. Kilimcilik ilçe halkının önemli geçim kaynaklarındandır.
İlçe merkezi Karagün Deresi Vâdisinin yukarı bölümünde kurulmuştur. Uşak-Denizli yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 32 km mesâfededir. İlçe fazla gelişmemiştir. Sivaslı belediyesi 1948’de kurulmuştur.
Ulubey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.203 olup 5140’ı ilçe merkezinde, 14.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 798 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür.
İlçe toprakları genelde düzdür. Önemli bir yüksekliği olmayan topraklardan doğan sular. Banaz Çayı ile Aksaz Çayına katılır. Menderes Irmağı üzerine kurulmuş olan Adıgüzel Baraj Gölünün kuzey bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, yulaf ve üzümdür. Ayrıca az miktarda armut, elma, fasulye ve susam yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Genelde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe topraklarında zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Kazancı Deresinin Banaz Çayına karıştığı yerde kurulmuştur. Uşak-Eşme karayolu ilçe merkezinden, İzmir-Afyon demiryolu ise kuzeyinden geçer. İl merkezine 30 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezi olan Ulubey belediyesi 1898’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Uşak ili tabiî güzellikleri, târihî eserleri, zengin ulaşım imkânları ve yeterli şifâlı su kaynakları ile meşhur bir ilimizdir. Turizm bakımından her imkâna sahiptir. Başlıca tarihî eserleri şunlardır:
Ulu Câmi: Çarşı içinde sağlam yapısı, ilginç özellikleriyle dikkati çeken câminin yapım târihi kesin belli değildir. Taçkapının üzerindeki kitâbe Germiyanoğlu Süleymânşahın oğlu Yâkup Beyin 1419’da yaptırdığı bir çeşmenindir. Câminin de bu târihlerde yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirler yüzünden bâzı bölümleri orijinalliğini kaybetmiştir.
Burmalı Câmii: Yapım târihi kesin belli değildir. Mîmârî tarzından 16. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Girişin sağındaki minâre silindirik gövdelidir. Gövdede tuğlalar çeşitli biçimlerde dizilerek desenler meydana getirmiştir.
Çakaloz Câmii: Kurtuluş mahallesindedir. Kitâbesi olmadığından yapım târihi bilinmemektedir. Minâresi ve taç kapısının üzerindeki Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tuğrasından 19. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Batı tesiriyle değişen Osmanlı mîmârîsinin bütün özellikleri câmide görülür.
Şeyh Hacı Kemer Türbesi: Cumâ Mahallesindedir. Türbede Germiyan Beyi Süleyman Şahın dâmâdı Şeyh Hacı Kemal Efendiyle hanımı medfundur. Kemal Efendi, Nakşibendi tarîkatı şeyhi ve uç beyiydi.
Çatalköprü: Uşak’a 45 km uzaklıktaYenişehir köyü yakınlarında Gediz Irmağı üzerinde kurulan köprü, Selçuklular zamânında yapılmıştır. Uzunluğu 145 m olup, üç kemerlidir.
Çanlı Köprü: Dokuzsele Çayı üzerindedir. Kitâbesinden 1256’da Emir Sipahsalar Şucâeddîn Kızıl’ın yaptırdığı anlaşılmaktadır. Genişliği 3, uzunluğu 8 metredir.
Beylerhan Köprüsü: Gediz Irmağı üzerinde Beylerhan köyü yakınındadır. Kitâbesi olmadığından yapım târihi kesin olarak belli değildir. Osmanlıların ilk devirlerinde yapılmıştır. Köprübaşı, Sarıkız ve Güre Köprüsü adlarıyla da bilinir. 1894’te tâmir gören köprü 50 m uzunluğunda 3,5 m genişliğindedir. Üç büyük, üç küçük olmak üzere altı gözden meydana gelir.
Halıpazarı Köprüsü: Uşak’ın içinde Dokuzsele Deresi üzerindedir. Osmanlılar zamanında yapılmıştır. Uzunluğu 2, genişliği 5, yüksekliği 3,5 metredir.
Zafer Anıtı: İl merkezine 15 km mesâfedeki Göğem köyündedir. Kurtuluş Savaşında Yunan orduları Başkomutanı General Trikopis’in teslim alındığı tepe üzerine dikilmiştir. Trikopis ve karargâhını Süvâri Bölük Komutanı Sivaslı YüzbaşıAhmed Bey, 2 Eylül 1922 gecesi saat 22.30’da teslim almış ve Kafkas Fırkası Komutanı Albay Dadaylı Hâlit Beye teslim etmiştir.
Eski Eserler:
Selçikler Şehri Kalıntıları: Sivaslı ilçesinin Selçikler köyünde yapılan kazılarda eski târihi “Sebaeste” şehrine âit kalıntılar bulunmuştur. Bulunan eserler Hitit ve Roma devrine âittir. Trainopolis (Flaviopolis): Banaz’ın Ahlat köyündedir. Romalılardan kalma bir şehir kalıntısıdır. Bizans İmparatoru Traianugs şehri yeniden yaptırmıştı. Leşker (Leşler) Kayası: Uşak Bozkuş köyündedir. Frikyalılardan kalma kaya mezarlarıdır. Ulubey: Çarpıcı köyü yakınlarındaRomalılardan kalma anfiller ve toprak içinde âile mezarları bulunmuştur. Sülümenli: Romalılardan kalma iki heykel, saray, kale ve tiyatro kalıntılarıdır. Katakekomene Sitesi: Bugünkü Eşme buraya kurulmuştur.
Mesire Yerleri: Uşak, Mesire yerleri ve tabiî güzellikler bakımından çok zengin bir ilimizdir. bâzı mesire yerleri şunlardır:
Çevreköy Akse Çamlığı: İl merkezine 3 km mesafede orman içi dinlenme yeridir. Bölge kızılçam, söğüt, kavak ağaçlarıyla kaplıdır. İçinden bir akarsu geçer. Manzarası çok güzeldir.
Evrendi: Sivaslı ilçesine 1 km mesâfede Bulkaz Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu ve çam ağaçları boldur.
Evrendede: Banaz ilçesine 4 km mesâfede orman içi dinlenme yeridir. Karaçam ve kızılçam ağaçları ile kaplıdır. İlin en güzel mesire yerlerindendir.
Çokrağan: Murad Dağı güneyinde orman içi dinlenme yeridir. Gediz Nehrinin kaynağı olan Çokrağan Suyu bu çamlıktan doğar.
Göğem Köyü Çamlığı: İl merkezine 15 km mesâfede Göğem köyündedir. Çamlığın içinde dinlenme evleri vardır. Bu evlerin bakımı ve geliri köy halkına âittir.
İçme ve Kaplıcaları: Uşak şifâlı sular bakımından zengindir. Bu kaynaklardan Hamamboğazı şifâlı suyu ile Aksaz Hamamı en önemlileridir.
Hamamboğazı Ilıca ve İçmesi: Banaz ilçesine 7 km mesâfededir. Dört kaynak hâlinde çıkar. Bunlar Ekşi Suyu, Sarıkız Ilıcası, Gazos Suyu ve Karakazan Suyudur. Ekşi Suyu ile Gazos Suyu 18°C sıcaklıkta olup, sâdece içilmektedir. Diğer iki kaynak ise 37°C sıcaklıkta olup, birer havuzlu hamamları vardır. Konaklama tesisleri yetersiz olan ılıcanın suyu içmeyle, karaciğer, safra yolları ve idrar yolu hastalıklarına banyo olarak ise, romatizma, nefrit, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Aksaz Kaplıcası: Ulubey ilçesine 25 km mesâfede Aksaz Çayı kenarındadır. Büyük bir granit kayasının dibinde 5 ayrı noktadan kaynamaktadır. Suyu 39°C sıcaklıktadır. Konaklama tesisleri olmayıp, çadırlarda kalınır. Kaplıca suyu içmeyle karaciğer ve safra yolu hastalıklarına, banyo olarak ise, romatizma nevralji, nefrit, kırık ve çıkıklarla kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Tunceli Hakkında Bilgiler

TUNCELİ
Yüzölçümü  : 7774 km2
Nüfûsu         : 133.143
İlçeleri         : Merkez, Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek, Pülümür.
Doğu Anadolu bölgesinin batısında, Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 38° 19’ ve 40° 26’ doğu boylamları ile 39° 36’ ve 38° 46’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden ve batıdan Erzincan, güneyden Elazığ, doğudan Bingöl illeriyle çevrilidir. Geçit vermeyen dağlar diyarı olarak tanınır. Trafik numarası 62’dir.
İsminin Menşei
Yüksek dağlar üstünde bir kartal yuvası gibi yükselen bu şirin ilimize Cumhûriyetten sonra “Tunç yürekli insanların beldesi!” mânâsına gelen “Tunceli” ismi verilmiştir. 30 Mayıs 1926 senesinde Hozat ilçesi merkez olarak “Dersim” vilâyeti kuruldu. 1938’de merkez ilçe “Kalan” kasabasına taşınarak sonradan ismi “Tunceli” olarak değiştirildi. Bu isim merkez ilçe gibi ilin de ismi olmuştur.
Târihi
Doğu Anadolu’nun batısında çok sarp ve dağlık bir bölgede bulunan Tunceli’nin târihi çok eski çağlara dayanır. Tunceli’nin ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Türk kavimleridir. Tunceli’nin târihi Orta Asya asıllı Türk kavimleriyle başlar. Daha sonra da Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit Türkleri bu bölgeyi kendi sınırları içine dâhil ettiler. Hititler iktidar ve iç savaşlarla zayıflayınca sırasıyla Hurriler, Babiller ve Asurlar bu toprakları hâkimiyetleri altına aldılar. M.Ö. 6 ve 4. asırda Medler ve onların yerine geçen Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölgeyi de imparatorluğuna kattı. İskender’in ölümü üzerine bu bölge zaman zaman İran asıllı Ermeni derebeylerinin işgâline uğradı. Bilâhare Roma İmparatorluğu Anadolu’nun büyük kısmını ve bu bölgeyi Roma İmparatorluğuna bağladı. Tunceli, Partlar ile Romalılar arasında zaman zaman el değiştirdi.
M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar, doğudan gelecek akınlara karşı çok sarp dağlık ve tabiî bir kale durumu arz eden Tunceli bölgesine büyük önem verdi. Bizans İmparatorlarından Leon Çimişkes, bu bölgede doğdu ve gençliğini burada geçirdi. Bizans İmparatoru olunca doğduğu köyü îmar edip büyük bir şehir hâline getirerek, “Çimişkesopolis” ismini verdi. Bugün bu şehir “Çemişgezek” ismiyle anılır. Sâsânîler birkaç defâ bölgeyi ele geçirdilerse de Bizans bu bölgeyi Sâsânîlerden geri aldı. İslâm orduları, 7. asır ortalarında bölgeyi fethettiler ve Çemişgezek’i îmar ettiler. İslâm devletlerindeki iç karışıklıkları fırsat bilen Bizanslılar bölgeyi yeniden ele geçirdiler. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın komutanlarından Saltık bin Ali Kasım tarafından fethedilerek merkezî Erzurum’da bulunan Saltıkoğulları Türk Beyliğine katıldı.
1201’de Saltıkoğulları Türk Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti tarafından kaldırılınca Tunceli, 1252 yılına kadar merkezi Erzincan’da bulunan Türkmen Mengücükoğulları Türk Beyliğine ve bir ara Artukoğulları Türk Beyliğine dâhil oldu. Mengücükoğulları Türk Beyliğine son verilince bu bölge Türkiye Selçuklu Devletine ve başşehir Konya’ya bağlandı.
Moğol istilâsında tahrip ve yıkımdan, arâzinin sarplığı sebebiyle kurtulunca bâzı Türk boyları bu emniyetli bölgeye göç ettiler. Esâsen Dersim halkının aslı Horasan’dan gelen Türk boylarıydı. Buradaki Türk boyları Çemişgezek Beylerinin sesini duyurmaya başladılar. Celâleddîn Harezmşah bu bölgede bir şaki tarafından öldürüldü.
On üçüncü asır sonlarında İlhanlılar, sonra da Celâyirliler, Tîmûrlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular bu bölgeye hâkim oldular.
İran Safevî Şahı İsmâil, bölgeyi ele geçirmek için bu havâlide yoğun bir Şiî propagandası başlattı ve bu bölgeyi Hacı Rüstem Bey, Şah İsmâil’in temsilcisi, Nur Ali’ye teslim etti. İsmâil’in Anadolu’yu ele geçirme plânını daha Trabzon Vâliliği esnâsında müşâhade eden Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmâil’e karşı sefere çıktı ve Çaldıran Zaferini kazanarak bu bölgeyi 1514’te Osmanlı Devletine dâhil etti. Hacı Rüstem Bey îdâm edildi ve oğlu Pir Hüseyin Beyin cesâret ve dînine bağlılığını takdir ederek kendisine Çemişgezek Beyliği verildi. Pir Hüseyin Bey derhal Nur Ali ile mücâdele ederek Nur Ali’yi ve kuvvetlerini yendi. Pir HüseyinBeyin ölümünden sonra Çemişgezek 4 sancak ve 14 zeamete ayrılarak oğulları arasında Kânûnî Sultan Süleymân Han tarafından taksim edildi. Bu dört sancak Çemişgezek, Pertek, Sağman ve Mazgirt’tir.
Çemişgezek ile Pertek, Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlı iki sancaktı. Tanzimatta Çemişgezek ve Pertek sancakları birleştirilerek Dersim Sancağı ismini aldı ve Elazığ’a bağlandı. Merkez Hozat’a nakledildi. Birinci Dünyâ Harbine kadar bu şekilde idâre edildi. Birinci DünyâHarbinde Ruslar, Pülümür’e kadar ilerlemişlerse de Türklerin kahramanca direnişi karşısında çok zâyiat verdiler. Bu çarpışmalarda Rus ölüleriyle dolan dereye “Leş Deresi” denir. Rus birlikleri Tunceli halkının kahramanca mücâdele ve direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.
Cumhûriyet devrinde bu bölge önce “Dersim” sonra da “Tunceli” ismiyle il oldu. Tunceli ili 30 Aralık 1946’da kurulmuştur.
Fizîki Yapı
Tunceli il topraklarının % 70’i dağlarla, % 25’i platolarla kaplı olup, çok dağlık bir arâzidir. Ovaları ise, il topraklarının % 5’ini teşkil eder. Anadolu’nun en yüksek ve dağlık bölgesinde yer alan bu ilin üç bin metreyi aşan dağları çoktur. Ovalar dağların arasındadır.
Dağları: Doğu Toros Dağlarının uzantıları olan Munzur Dağları ili kuzeybatıdan, Mercan Dağları kuzeyden, Bağırpaşa Dağı da kuzeydoğudan bir duvar gibi çevirir. Munzur Dağları 100 km uzunluğunda olup, çok az geçit verir. Munzur Dağlarının en yüksek noktaları Eğripınar Dağı (3111 m), Fekrik Dağı (3362 m), Koçgölbaşı Dağı (3339 m), Katırdağı (3129 m), Ziyarettepe (3071 m), Bağırpaşa Dağı (3293 m)dır.
Bu dağlar arasında Birman Gediği, Kadir Gediği, Sefilbaba Boğazı, Karagöl Gediği ve Bakire Gediği vardır.
Pülümür’ün doğusundaki Bakır Dağından (3106 m), Erzurum Ovası ve Palandöken Dağı seyredilir. Bu dağ Tunceli’nin en sarp ve çetin yeridir. Uçurumlar 1000 m’yi bulur.
Platoları: Munzur ve Bağırpaşa dağlarının sırtlarındaki düzlükler ilin başlıca platolarını meydana getirirler. Merkez ve Kalan yaylaları. Ovacık, Pülümür ve Pertek yaylaları, ilin başlıca platolarıdır.
Ovaları: Dağlar arasında Munzur, Pülümür, Peri, Ovacık ovaları ile Ormanyolu Çayı Vâdisi bulunur. Ovacık Ovası, Munzur Dağlarının güneyinde meydana gelmiş bir çöküntü ovasıdır. Yüzölçümü 85 km2dir.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuyu Murâd Irmağı ile bu ırmağa katılan sulardır. Murâd Irmağı: Ağrı ilinin Aladağlar’ından doğar, Tunceli’nin güneyinden geçerek Tunceli ile Elazığ sınırını çizer. Munzur Suyu: Murâd Irmağının koludur. Munzur Dağlarından iki kol hâlinde çıkar. İl merkezinden geçer, güneyde Murâd Irmağına karışır. Peri Suyu: Şeytan Dağlarının batı eteklerinden çıkarak Akpazar yakınlarında Keban Baraj Gölüne dökülür. Pülümür Çayı: Avcı Dağlarının eteklerinden çıkar, Pülümür ilçe merkezinden geçerek Munzur Suyuna karışır. Kalan, Laç Deresi, Hozat Deresi, Avuşkent Deresi, Geyiksuyu Deresi, Ormanyolu Çayı hepsi de Keban Barajına dökülür.
Gölleri: Tunceli ilinde tabiî göl yoktur. Türkiye’nin hâlen en büyük baraj gölü olan Keban Baraj Gölü (675 km2) Tunceli ile Elazığ arasında sınır teşkil eder. Bu baraj gölü Tunceli’nin Elazığ istikâmetinde ulaşımını kolaylaştırdığı gibi sert iklimi nispeten yumuşatmıştır. 3000 metre yükseklikte buzul, vâdilerin su ile dolmasından meydana gelen Kara Göl, Çerimli Gölü, Kuzu Gölü, Katırın ve Bağır gölleri vardır.
İklim veBitki Örtüsü
Doğu Anadolu’nun YukarıFırat bölümünde yer alan Tunceli ilinde sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar serin ve kısa, kışlar uzun ve çok soğuk geçer. Aylarca soğuk sıfır derecenin altındadır. Keban Baraj Gölü civârında iklim nispeten yumuşaktır. İl toprakları aylarca karlarla örtülüdür. 2700 m’den yüksek yerler devamlı karlıdır. Senelik yağış miktarı 800 ile 1100 mm arasındadır.
Dağların çoğu çıplaktır. Orman ve fundalıklar il topraklarının % 30’unu; çayır ve mer’alar % 40’ını teşkil eder. Ekili ve dikili saha ise % 15’tir. Dağlarda daha çok meşe ormanları vardır. Vâdi yamaçlarında, çınar, dışbudak, ardıç, gürgen ve kavak ağaçları bulunur. Mer’alarda ot boldur. Çalı tipi makiler yaygındır.
Ekonomi
Tunceli ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım ve hayvancılıkla uğraşır.
Tarım: Tunceli ilinde en çok yetişen tarım ürünü buğday olmasına rağmen miktarı azdır. Ayrıca, arpa, şekerpancarı, fasulye, soğan ve az miktarda pamuk ve iyi cins kokulu tütün yetiştirilir. Güney kısmında vâdilerde sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca meyveleri ceviz, dut ve bâdemdir. Tarıma müsâit arâzi Keban Barajı altında kalmıştır.
Hayvancılık: Tunceli’de hayvancılık halkın temel geçim kaynağını teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmemiştir. Mer’a hayvancılığı yapılır. Sığır, koyun ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Tunceli ilinde 210 bin hektar orman ve 50 bin hektar fundalık saha bulunmaktadır. Orman içinde 219 köy ve kenarında 69 köy yer alır. Bu ormanlardan yılda yaklaşık 420 bin ster (315 m3) yakacak odun elde edilir.
Mâdencilik: Tunceli ili mâden bakımından zengin olmasına rağmen iklim şartları ve ulaşım güçlüğü sebebiyle sâdece tuz elde edilir. Tuz istihsaliyse, tuzlu sulu kuyulardan çekilen su güneşte buharlaştırılarak temin edilir. Tekel Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Ağa, Göreli ve Hıvır tuzlalarından 600 ton civârında tuz elde edilir. İl toprakları bakır, kurşun, manganez, mâden kömürü, pirit mâdenleri bakımından zengindir. Pülümür-Karagöl’de iki krom mâden ocağı ve Ovacık-Yarımkaya mâden kömürü özel sektör tarafından işletilir.
Sanâyi: Tunceli ili sanâyi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. İlin çok dağlık ve yerleşim yerlerinin çok dağınık ve toprağın 5-6 ay karla örtülü olması pek az kısmının ekime elverişli olması ekonomi ve sanâyinin gelişmesini menfi olarak etkilemektedir. Başlıca fabrikalar Yem Fabrikası, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu Süt Fabrikası, Sümerbank Halı İpliği Fabrikası ve özel sektöre âit İşbir-Çarsancak Gıdâ Sanâyi A.Ş’dir.
1-9 arasında işçi çalıştıran 150 sanâyi iş yeri ve 500 ticârî kuruluş vardır.
Ulaşım: Tunceli ulaşım imkânı az olan bir ildir. Erzurum-Erzincan yolundan ayrılan bir yol Tunceli’ye ulaşır. Tunceli-Erzurum-Erzincan yolu ile kuzeyde Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars hattıyla; güneyde ise Kayseri-Malatya-Elazığ-Muş-Van hattıyla birleşir. İlde devlet yollarının uzunluğu 150 km, il yollarının uzunluğu 510 km’dir. En önemli yolu Elazığ-Tunceli-Erzincan yoludur. Barajda feribot seferleri yapılır. İlçelere yol vardır. Demir ve havayolu yoktur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.143 olup, bunun 50.799’u ilçe merkezinde ve 82.344’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7774 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. 3000’den fazla yerleşim merkezi vardır.
Örf ve âdetleri: Tunceli topraklarında târih boyunca birçok millet ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölgede Türk-İslâm kültürü yerleşmiş olup, diğer kültürler unutulmuştur.
Mahallî kıyâfetleri: Kadın kıyâfeti: Kadınlar başlarına renkli ipliklerle sarılmış ve gümüş paralarla süslü başlıklar geçirirler. Üzerlerine üç etek, uzun entari, çepken ve şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir. Erkekler başlarına el örgüsü başlık ve poşu giyerler, sarık sararlar. Üzerlerinde şal-şepik bulunur. Yakasız çeket, bol pantolon ve soğuktan korunmak için palto yerine kolsuz keçe (kepenek) kullanılır. Ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahalli oyunları: Halk oyun ve mûsikisinde Erzurum, Erzincan, Bingöl ve Elazığ gibi komşu illerin tesiri büyük olmuştur. Halk oyunları “Halay” ve “Bar” çevresine girer. Gelin Ağlatma, Tamzara, Düğüne Toplama, Maraçor, Üç Ayak, İki Ayak, Cirit, Kemal Çavuz, Yol Havası, Güzeller, Bir Ayak, At Oyunu ve Lorke başlıca oyunlarıdır. Tunceli, halk türküleri bakımından da zengindir.
Sakız, kilim ve çorap meşhurdur. Hozat ve Çemişgezek’in kilimleri aranılan güzelliktedir. Hozat’ın yün çorapları renk renk yünden örülür. Evde süs eşyâsı olarak saklanan bir dekordur. Ovacıkta sakız tarlaları vardır. “Kenger” denilen bitkinin kökünden kokulu ve nefis bir sakız çıkarılır.
Mahallî yemekleri: Saç kavurması, Cirikurt, Şirakurt, Babiko, Bablo, Keşkek, Cumhur, Patila, Piyaz, Tava Biçiği, Gömmer Erişte’dir. Çaysız sofraya oturulmaz ve çöken ayranı meşhurdur.
Eğitim: Sanâyi, ulaşım ve bâzı bakımlardan geri olan Tunceli okur-yazar bakımından çok ileri durumdadır. Okur-yazar nispeti % 95’e doğru yaklaşmaktadır. İlde 53 okul öncesi eğitim, 456 ilkokul, 23 ortaokul, 5 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 5 meslekî ve teknik lise olup, ayrıca, Elazığ Fırat Üniversitesine bağlı Tunceli Meslek Yüksekokulu da eğitim vermektedir. Nüfûsuna göre yurtdışına en çok işçi gönderen Tunceli’dir. 30 bin kişi yurtdışında işçidir.
İlçeleri
Tunceli ili, Merkez (Kalan), Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür ilçelerinden ibârettir.
Merkez (Kalan): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 37.655 olup, 24.513’ü ilçe merkezinde, 13.142’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Çiçekli bucağına bağlı 11, Kocakoç bucağına bağlı 11 ve Sütlüce bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 841 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. Türkiye’nin en küçük merkezlerindendir.
İlin orta kesimlerinde yer alan ilçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Nazımiye bulunur. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Düz kesimlerde tarım, yaylalarda ise hayvancılık yapılır.
İlçe merkezi Munzur Suyunun her iki yakasında dik ve kayalıklı yamaçlarda kurulmuştur.
Çemişgezek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.559 olup, 3397’si ilçe merkezinde, 9162’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Akçapınar bucağına bağlı 9, Gedikler bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 877 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür.
İlçe toprakları, Fırat havzası içinde kalır ve genellikle dağlıktır. Kuzeyinde Munzur Dağları yer alır. İlçe topraklarının büyük kesimi dağlarla kaplıdır. Topraklar Keban Baraj Gölüne doğru alçalır. İlçenin önemli akarsuyu Karaoğlan Dağının batı yamaçlarından doğan Ormanyolu Çayıdır. Çayın vâdisi yer yer genişleyerek, ilçenin düzlüklerini meydana getirir. Bu düzlükler Pulur Ovası olarak adlandırılır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık ilkel yöntemlerle yapıldığından geliri düşüktür. Koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Bitki örtüsü uygun olmasına rağmen arıcılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi, Ormanyolu Çayının Keban Gölüne döküldüğü yerde kurulmuştur. Genelde köy görünümündedir. 1881’de Keban ilçesinden ayrılarak ilçe olmuştur. Târihi çok eskidir. Keban Barajı yapılırken Salıyol köyü höyüğünde M.Ö. 4000 senesine âit eserler bulunmuştur. Türbesi, Harput’ta bulunan İman Efendi adıyla meşhur Osman Bedreddîn Erzurûmî, Çemişgezek’te 15 yıl halka İslâmiyeti öğretmiştir.
Hozat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.643 olup, 4606’sı ilçe merkezinde, 7037’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25, Çağlarca bucağına bağlı 7, Geyiksuyu bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 804 km2 olup, nüfus yoğunluğu 15’tir.
İlçe toprakları yüksek bir plato niteliğindedir. Kuzeyinde Karacaoğlan Dağı, güneydoğusunda Topaltepe, batıda ise Mucur Dağlarının uzantıları yer alır. Toprakları yüksek kesimde yer aldığından iklimi çok serttir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Tarım yapılabilen düzlüklerde az miktarda buğday, arpa, patates ve nohut yetiştirilir.
İlçe merkezi Hozat Deresi Vâdisinde kurulmuştur. 1848’de ilçenin bugünkü yerinde bir kışla yapıldı. Bu kışlanın çevresinde bir yerleşme merkezi kuruldu ve burası Dersim Sancağının merkezi oldu. Cumhûriyetin îlânından sonra Dersim il merkezi olduysa da 1925’te ilçe olarak Elazığ’a bağlandı. 1936’da Tunceli il olunca, buraya bağlı ilçe hâline getirildi. İl merkezine uzaklığı 54 km’dir.
Mazgirt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.041 olup, 3751’i ilçe merkezinde, 17.290’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Akpazar bucağına bağlı 22, Darıkent bucağına bağlı 31 köyü vardır. Yüzölçümü 709 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur.
İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan doğan suları Peri ve Munzur suları toplar. İlçenin doğu ve batı sınırlarını meydana getiren bu iki su, Keban Baraj Gölüne dökülür. Keban Gölü ilçenin güneyinde yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Akarsu vâdilerindeki dar düzlüklerde tarım yapılır. Buğday, şekerpancarı, üzüm, arpa, elma ve armut yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir. İlçede krom yatakları vardır. Küçükbaş hayvancılığı da ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi Kırklar Dağı eteklerinde kurulmuş olup, gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 32 km mesâfededir. Mazgirt Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Nazımiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7392 olup 2401’i ilçe merkezinde, 4991’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12, Büyükyurt bucağına bağlı 12, Dallıbahçe bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 553 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. İlin en küçük ilçesidir. Dağlardan doğan suları Peri Suyu ile Pülümür Çayı toplar. Peri Suyu güneydoğu, Pülümür Çayı ise batı sınırlarını çizer.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Tarım yapılacak düzlüklerin bulunmaması ve iklim şartlarının elverişsizliği yüzünden tarım çok az yapılır. Az miktarda elma, armut, baklagiller, üzüm ve buğday yetiştirilir.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolunun 13 km doğusunda kurulmuştur. Denizden 1550 m yüksekliktedir. İl merkezine 35 km mesâfededir. Nazımiye Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ovacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.316 olup, 3647’si ilçe merkezinde, 11.669’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 44, Karaoğlan bucağına bağlı 6, Yeşilyazı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1538 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.
İlçe topraklarını Munzur Dağları ve bu dağların eteklerinde yer alan Ovacık düzlüğü kaplar. Munzur Dağlarından doğan Munzur Suyu, Ovacık topraklarını baştan başa suladıktan sonra Murâd Suyuna karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Genelde tahıl yetiştirilen ilçede, sulanan topraklarda sebzecilik yapılır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Topraklarında zengin kömür yatakları olmasına rağmen, mâdencilik gelişmiştir. İlçede ince halı dokumacılığı yaygındır. Türkiye’nin en büyük millî parkı olan Munzur Vâdisi Millî Parkının büyük kısmı ilçe topraklarında yer alır. Millî Park sahası içinde senelik üretimi 200.000 adet olan bir alabalık üretme tesisleri kurulmuştur.
İlçe merkezi Munzur Vâdisinin kuzey kenarında ve Munzur Dağları eteklerinde kurulmuştur. 1938’den sonra Mareşal Çakmak ismi verildiyse de tekrar ismi Ovacık olarak değiştirildi. İl merkezine 61 km mesâfededir. Ovacık Belediyesi 1937’de kurulmuştur.
Pertek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.833 olup, 5428’i ilçe merkezinde, 13.405’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Akdemir bucağına bağlı 8, Dere bucağına bağlı 10 ve Pınarlar bucağına bağlı 17 köyü, ayrıca 80 mezrâsı vardır. Yüzölçümü 947 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. Bu akarsuların sularını Munzur Suyu ve Murâd Irmağı toplar. İlçenin güneyinde Keban Baraj Gölünün bir bölümü yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve armuttur. Az miktarda üzüm, elma, patates ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Sümerbank tarafından kurulan Pertek Halı İpliği Fabrikasıdır. İl merkezine 51 km mesâfede olup, daha yakındaki Elazığ’a ise 31 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Pülümür: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8704 olup, 3056’sı ilçe merkezinde 5648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Balpayam bucağına bağlı 8, Dağyolu bucağına bağlı 12, Kırmızıköprü bucağına bağlı 25, Üçadam bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık olup, akarsu vâdileriyle bölünmüştür. Dağlardan doğan küçük dereleri Karasu ve Pülümür Çayı toplar.Karasu Irmağı ilçenin kuzey sınırını meydana getirir. İlçenin en yüksek dağı doğuda yer alan Bağırpaşa Dağıdır (3293 m).
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. Ayrıca az miktarda patates üzüm, baklagiller, elma, armut, ceviz, arpa ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yaylalarda kıl keçisi ve koyun besiciliği yapılır. İlçede tuz yatakları vardır.
İlçe merkezi Tunceli-Erzincan karayolu üzerinde kurulmuştur. İlçe gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Ekonomik ilişkiler yönünden Tunceli’den daha çok Erzincan’a bağlıdır. Erzincan’a bağlı ilçeyken 1938’de Tunceli’ye bağlandı. İlçe belediyesi 1910’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Tunceli tabiî ve târihî güzelliklerin kucaklaştığı şirin bir ilimizdir. Kış sporları, her mevsim avlanmaya müsait hayvanları, vâdilerinde soğuk ve berrak suları ve çağlayanları ile Doğu Anadolu’nun İsviçre’sidir. Bu sayısız imkânlara rağmen turizm alt yapı tesisleri yoktur. Organizasyon noksanlığı ve ulaşım zorluğu yüzünden turizm hiç gelişmemiştir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Eski Câmi: Çemişgezek ilçesinde Selçuklular zamânında yapılmıştır. Taş işçiliği çok güzeldir.
Yalmaniye Câmii: Çemişgezek ilçesinde, Tîmûr Han zamanında Tâceddin Yalman tarafından yaptırılmıştır. Yapım târihi kesin belli değildir. Sonradan yapılan tamirler ve ekler belirgin bir şekildedir. Sâdece câminin ana giriş kapısı ilk yapısını koruyabilmiştir. Selçuklu ile Osmanlı mîmârisi arasında geçiş dönemi eseridir. Penceresi üzerinde bulunan, halk tarafından kıymetli-taş adı verilen oymataş paha biçilmeyen târihi bir eserdir.
Elti Hâtun Câmii: Mazgirt ilçesinde 1252’de Elti Hâtun adına yapılmıştır. Genelde sâde bir câmidir. Elektrik tesisatı çekilirken kitâbesi tahrip edilmiştir. Câmi çevresinde bulunan taşlardan câminin külliyesi olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Elti Hâtun adına yapılmış bir de kümbet vardır.
Baysungur Câmii: Pertek ilçesinde kalenin eteğinde yer alır. 1572’de Pertek Beyi Baysungur tarafından yaptırılmıştır. Taç kapı ve mihrabın taş işçiliği çok güzeldir. Yukarı Câmi olarak da bilinir.
Çelebi Ali Câmii: Pertek ilçesinde 1570 senesinde yaptırılmıştır. Kesme ve moloz taştandır. Câminin batı duvarında eyvanlı çeşme, onun yanında da minâre vardır. Tek kubbeli bir câmidir.
Sağman Câmii: Pertek ilçesinin Sağman köyündedir. 1555’te Selçuklulardan Keyhüsrev Beyin oğlu Sâlih Bey tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbelidir.
Eski eserler: Bağın Kalesi: Mazgirt ilçesi Faraç köyündedir. Asurlulardan kalmadır. Çivi yazılı sütun vardır. Pertek Kalesi: Pertek’te kayalık bir tepe üzerindedir. Selçuklular yapmış, Osmanlılar tâmir etmiştir. Hâlid bin Velid hazretleri tarafından fethedilen kale, Hicrî 19 yılında tâmir edilmiş, kapısının üstündeki Karakuş heykeli kaldırılarak yerine Arabî bir kitâbe konulmuştur. Kale, Selçuklulardan sonra Osmanlılar tarafından tâmir ettirilmiştir. Güney cephesinde yontma taşlar arasına kırmızı sert tuğlalar konmuş, aralarına mâvi çiniler yerleştirilmiştir. Kale içinde sarnıç ve binâ harâbeleri vardır. Kale güneyinde Murâd Nehri kenarında yüksek kayalar üzerinde Pertek Beylerine âit binâlar vardır. Çocikli adı verilen çinili adalar Mengüç Beylerine âittir. Sağman Kalesi: Pertek’in 15 km uzağındadır. 1555’te sancak beyi Sâlih Bey yaptırmıştır. Mazgirt Kalesi: Selçuklulardan kalmadır. Kaleye bir mağaradan girilir. Mağara önünde 40 merdiven vardır. Surların bir kısmı yıkılmıştır. İçinde bir yel değirmeni bulunur ve bu değirmen tahrip olmuştur.
Târihî köprüler içinde Çemişgezek, Pertek veMazgirt ilçelerinde Selçuklu ve Osmanlılardan kalma köprü kalıntıları vardır.
Pertek-Til (Korluca) Köyü Hanı: Sultan Murâd Han tarafından Bağdat Seferi sırasında yapılmıştır. Mazgirt-Ürik köyüne vakfedilmiştir. İbrâhim Paşa Sarayı: Pertektedir. Derviş hücreleri: Çemişgezek’tedir. Sarp kayalara oyulmuştur.
Mesire yerleri: Tunceli’de Munzur Vâdisi dışında Mercan Vâdisi boyları ve Tunceli-Erzincan karayolu çevresi tamâmiyle mesire yeridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Munzur Vâdisi Millî Parkı: Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vâdisi “Millî Park” olarak îlân edilmiştir. Bu vâdinin tabiî güzelliği eşsiz güzelliktedir. Munzur Suyundan ise bol ve çeşitli alabalık çıkarılır. Çevresi av hayvanları ve bu gibi su kaynakları ile doludur. Ayı, kurt, vaşak, tilki, su samuru, sansar, porsuk, sincap, tavşan, dağ keçisi, geyik ve iki bin çeşit kuş vardır. Nehirlerinde 14 çeşit alabalık kaynaşır. Dağ tepelerinde bir yazdan öteki yaza kar ve buz ulaşan bir beldedir. Köpüklü sularında, sarp yamaçlarında vahşi bir güzellik gizlidir. Kekliği meşhur olup, türkülere geçmiştir. Dört mevsim ayrı güzelliği vardır. Vâdiler ilkbahar ve yazın yemyeşildir. Kışın kar kalınlığı genellikle 150 cm civârındadır.
Karagöl Çağlayanı: Tunceli-Pülümür arasında mesire yeridir. Dereova Çağlayanı: Nazimiye’dedir. Manzarası çok güzel bir mesire yeridir. Mercan Vâdisi ve Çağlayan: Dereova bucağındadır. Ormanyolu Çayı: Çemişgezek’tedir. Keban Baraj Gölü: Kenarları çok güzel manzaralarla süslüdür. Harçik Vâdisi; Tahar Vâdisi; Kırk Gözeler: Munzur Nehrinin çıktığı yerdir.
İçmeler ve kaplıcalar: Tunceli’de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. Fakat bunların çoğunda tesis yoktur. Küçük bölümünde ise, bölge halkı tarafından yapılmış küçük tesisler vardır.
Mazgirt Kaplıcası: Mazgirt ilçesinin Bağın köyündedir. Tedâvi için basit bir havuz, konaklama için de küçük bir motel vardır. Kaplıca suyu içme olarak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelir. Metabolizma rahatsızlıklarında, banyo olarak damarları genişletir, romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Tunceli ilinde bâzı meşhur efsâneler de vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:
Munzur Efsanesi: Bu efsâne Munzur Irmağının kaynağına âittir. Söylendiğine göre, vaktiyle bu civarda yaşayan zengin bir köylü hacca gitmiş. Kendisinin sadık ve dürüst bir çobanı varmış. Hanımı evde helva pişirirken çoban yanına gelip Hacda bulunan ağasına helva götürmek için tabağa helva koymasını istemiş. “Ağam sıcak helvayı çok sever, sıcak sıcak bir kepçe helva koy da götüreyim.” demiş. Kadın bunun imkânsız olduğunu bildiği için; “Çobanın canı helva istedi galiba, bolca koyalım da yesin.” diyerek bir tabağa helva doldurup çobana vermiş. O anda hac mahallinde namaz kılmakta olan ağa, çobanı görmüş. Çoban; “Hanım sana helva gönderdi.” deyip bir anda kaybolmuş.
Ağanın hacdan döneceği haberi köye gelince herkes kendisini karşılamaya çıkmış. Çoban da eline tâze sağdığı bir tas süt alıp, bunların arasına katılmış. Ağa köye gelişinde biriken halk kendisinin elini öpmek ve ona hürmette bulunmak için yürüyünce, topluluğa hitâben hacdayken yediği helvayı kastederek; “Hürmete lâyık ve eli öpülecek olan kişi ben değilim. O, aranızda bulunan çobanım Munzur’dur.” deyince, halk çobanın eline sarılmak istemiş. “Ağam beni mahvettin” diye çoban kaçmış. Şimdiki Munzur Nehrinin çıktığı yere gelince ayağı bir taşa takılarak düşmüş ve elindeki süt dökülmüş. Sütün döküldüğü yerden beyaz köpüklü bir su fışkırmış. Bu Munzur’un ilk kaynağını teşkil etmiştir. Hâlen bu menbânın suyu köpüklü beyaz süt renginde akmaktadır.
Pülümür bölgesine âit efsâne: Efsâne çarıklı aşiretine âittir. Aşiretin reisi Şah Hüseyin Beydir. Eşyâlarını benekli bir öküze yükleyerek Doğu bölgesinden Batıya doğru âilece hareket ederler. Bir gece gördüğü rüyâda öküz nereye yatarsa orayı yurt tutmak ilhamını alması üzerine öküzün yattığı Pülümür’ün Ağa Şenliği bölgesini yurt edinir. Evin inşâsı sırasında Hızır aleyhisselâm, ak sakallı bir dede şeklinde gelerek evin bir tarafına kalın bir direk diker ve ortadan kaybolur. Bu direğe Kali Sipe (Beyaz İhtiyar) adı verilmiştir. Rivâyete göre 1266 târihinde binânın yanması üzerine halk kaçmış, bilâhare döndüklerinde direğin yanmadığını görmüşlerdir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Trabzon Hakkında Bilgiler

TRABZON
Yüzölçümü  : 4685 km2
Nüfûsu         : 795.849
İlçeleri        : Merkez, Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir, Yomra.
Karadeniz bölgesinin doğusunda yer alan bir ilimiz. İl toprakları 40° 33’ ve 41° 07’ kuzey enlemleriyle 37° 07’ ve 40° 30’ doğu boylamları arasında yer alır. Batıdan Giresun, güneyden Gümüşhâne ve Bayburt, doğudan Rize illeri, kuzeyden ise Karadeniz ile çevrilidir. Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethettiği, Yavuz Sultan Selim Hanın vâlilik yaptığı ve Kânûnî Sultan Süleymân Hanın doğduğu bu şehir dört bin senelik eski bir târihe sâhiptir. Trafik numarası (61)dir.
İsminin menşei
Hıristiyan batı târihçileri Hıristiyan emperyalizminin gereği olarakAnadolu’da târihi şehirlerin isimlerini Yunanca veya Lâtince bir kelimeye dayandırmaktadırlar. Hıristiyan Batı eserleri, İyonların Trabzon’u kuşatan surlarına bakarak, Yunanca “dört köşeli” mânâsına gelen “Tarpezus” dediklerini kaydederler. Fakat İyonların rastladığı surları kim yaptı? sorusuna cevap vermekten çoğu çekinir.
Trabzon üzerine pekçok araştırmalar vardır. Bunlar arasında en gerçekçi olan Alman Arkeoloji Bilgini Falmerayer’dir. 1827 senesinde Münih’te basılan Geschichte Kaiserturm Trapezont isimli eserinde bu araştırıcı, Trabzon târihini teferruatlı olarak inceler. Alman bilgini Falmerayer, târihî vesikalara dayanarak Trabzon’u Orta Asya’dan gelen Türk kavimlerinden Turanlara bağlı “Tibarenler”in kurduğunu ifâde eder. Tibarenler bu bölgenin ilk sâkinleri Elizonlarla kaynaşmış ve gelişen şehir “Tibaren-Elizon” ismini almıştır. Zamanla “Tirenbun” sonra da “Trabzon” olan bu ismin menşei “Tibaren-Elizon”ların yaşadığı şehir isminden gelmiştir.
Târihi
Trabzon çok eski bir yerleşim merkezidir. İlk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Turan Türklerinden Tibarenler ve Elizonlardır. Trabzon, Hitit İmparatorluğunun sınırları dışında kalmıştır. İyonlular Sinop’tan Trabzon’a gelerek Türk asıllı Turanlılara bağlı Tibarenlerin elinden Trabzon’u alarak Karadeniz’de işlek bir ticâret merkezi ve limanı kurdular. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. Makedonya Kralı İskender, İran’ı (Persleri) yenerek bütün Anadolu ve İran’ı krallığına kattıysa da Trabzon’u ele geçiremedi. Makedonya Kralı İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu komutanları arasında bölündü. Bu esnâda Trabzon’da Kuzey Karadeniz ve Kırım’ı içine alan Pontus Krallığı kuruldu.
Pontus Krallığı Yunanca konuşan ve Yunan kültürü içinde erimiş Pers asıllı kralların idâre ettiği bir krallıktı. M.Ö. 750 senelerinde kurulan bu krallığı iç savaşlar zayıflattı. Mitridates karışıklığı adıyla târihe geçen bu savaşlara Roma İmparatorluğu da Seledat, Luka ve Lumbos isimli üç komutan emrinde büyük bir ordu gönderdi. Bu komutanlar karışıklıkları bastırıp sonra da bu krallığı işgâl ederek Roma’ya kattılar. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce Trabzon’da Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. M.S. 2. asırda İmparator Hadrianus ve 6. asırda Justinianus Trabzon şehrini ve limanını îmâr ettiler ve su kemerlerini yaptırdılar. Bizans devrinde İslâm orduları Trabzon’u feth için geldilerse de Trabzon’u alamadılar. Bizans devrinde Sâsânî ve Türk akınlarında da Trabzon alınamadı.
Haçlı Seferlerinde Lâtinler Bizanslıları İstanbul’dan kovunca, İznik’e geçici olarak sığınan Bizanslılar, Trabzon’da da İkinci Bizans İmparatorluğunu kurdular. On üçüncü asırda genişleyip bütün Karadeniz’e yayıldılar. Sonraları gittikçe küçülerek sâdece Trabzon şehri ve civarında kaldılar.
İmparator Hanedanı olan Komnenuslar, 1057-1059 ve 1081-1185 arasında 106 yıl Bizans tahtında, 246 yıl da Trabzon’da saltanat sürdüler. Bu arada 1222-1235 yılları arasında Gidos, 1340-1342 yılları arasında da Paleologos hanedanları Trabzon’da iktidar oldular. Fakat 257 yıl boyunca Trabzon Bizans İmparatorluğu tam bağımsız olmayıp, Anadolu Selçuklularına, Moğollara, Akkoyunlulara, 1456’da Osmanlılara vergi ve asker vererek tâbi oldular.
Sultan İzzeddîn Keykavus, Trabzon İmparatoru Birinci Alexius’u yenip esir aldı. Sultan İzzeddîn Keykavus’un kardeşi Sultan Alâeddîn Keykubâd Maçka’yı fethetti. Trabzon Kalesini kuşattı. Türk askerleri burçlara tırmanmışken çıkan şiddetli bir fırtınayla bu kuşatma neticesiz kaldı. Trabzon İmparatoru her sene vergi vermeyi ve Selçuklu Sultanı istediği zaman teçhizatlı bin asker göndermeyi kabul etti.
Trabzon’un yalçın ve sarp dağ silsilesiyle İç Anadolu’dan ayrılması ve Trabzon Kalesinin savunmaya müsâit oluşu sebebiyle Selçuklular bu şehri alamadılar. Böylece Trabzon fethi 400 sene gecikmiş oldu.Selçuklu komutanlarından Emir Ahmed emrindeki Emir Yâkub ve Îsâ Bön, Çoruh havzası ve bütün Doğu Karadeniz bölgesini feth etmişlerdir. Târihçi Anna Comnena’ya göre Trabzon’u da fethetmişlerse de sonradan Theodoros Gabras Trabzon’u geri almıştır.
Bundan sonra İlhanlılara, Timurlulara, Akkoyunlulara vergi veren Trabzon, Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Osmanlı Devletiyle karşı karşıya geldi. Osmanlı Devletinin rakibi olan Akkoyunlular, kız alarak akrabâ oldukları Trabzon Rum İmparatorlarını koruyorlardı. 1352’de İmparator Üçüncü Alexius’un kızı Prenses Maria AnnaDespina, Akkoyunlu şehzâdesi Fahreddîn Kutlu Beyle, bu prensesin 3 kız kardeşi de 3 Türk şehzâdesiyle evlendi. İmparator Dördüncü Alexius ise bir kızını Karakoyunlu Türk Sultanı Cihan Şaha, diğerini Bizans İmparatoru Sekizinci İoannes Paleologos’a vermişti. İmparator Dördüncü İoannes de kızı Despina Yekatherina Thendora’yı Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Beyle evlendirdi.
Fâtih Sultan Mehmed Han zahmetli bir kara ve deniz seferinden sonra, 26 Ekim 1461’de Trabzon’u fethetti. Muhasara 40 gün sürdü. Amiral Kâzım Bey, Doğu Karadeniz’i korumak için Trabzon’da bırakıldı.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Bizans İmparatoru Komnenus’u İstanbul, Edirne ve sonra da Serez’e sürdü. Kendisine bir mâlikâne verdi. Fakat Komnenus, Fâtih’in rakibiUzun Hasan ile mektuplaşıp, Osmanlı Devleti aleyhine çalışınca İstanbul’da İmparator İkinci David ile 4 oğlu ve 1 yeğeni îdâm edildiler.
Trabzon’da bir müddet kalan Fâtih, Sinop fâtihi Hızır Beyi vâli olarak bıraktı. Trabzon’da daha sonra Hayreddîn Paşa, Zağnos Paşa, Ali Bey ve Mahmûd Paşa vâlilik yaptılar. Altıncı vâli Yavuz’dur.
Yavuz Selim’in 20 yıl sancakbeyliği zamânında Trabzon tamâmen bir Türk şehri oldu. Kültür ve sanat eserleriyle donatıldı. Yavuz’un oğlu Kânûnî Trabzon’da doğdu ve çocukluğunu burada geçirdi. Trabzon bir beylerbeylik yâni eyâlet merkezi oldu. Bu beylerbeyliğin tek merkez sancağı (vilâyeti) vardı.
Fâtih’in İstanbul’dan sonra ikinci yıktığı Bizans İmparatorluğu Trabzon’dur. Trabzon, Türklerin Anadolu topraklarında fethettikleri sonuncu şehirdir. Böylece Doğu Roma tamâmen silinmiştir. Bütün Anadolu Türk hâkimiyeti altına girmiştir.
Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar 1916’da Trabzon’u işgâl ettiler. Bu işgâl bir sene sürdü. İşgâl sırasında ve sonra Rum ve Ermeniler çok zulüm yaptılar. Köy ve kasabaları yaktılar. Trabzonlular direnişe geçtiler. Değirmendere yoluyla Ermeni ve Rumları yendiler. 25 Şubat 1918’de imzâlanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Trabzon yeniden Türk hâkimiyetine geçti.
Trabzonlular Millî Mücâdelede (İstiklâl Harbi) büyük hizmetler verdiler. Cumhûriyetin îlânından sonra Trabzon kendi adını taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Trabzon ili çok sarp, dağlık bir arâziye sâhiptir. İl topraklarının % 78’i dağlardan ve % 22’si platolardan meydana gelir. Ovalar kıyıdaki küçük düzlükler, vâdilerse küçük olan Değirmendere ve Karadere vâdilerinden ibârettir.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağlarının bir kısmı Trabzon ilinde bulunur. Dağlar ilin güneyinde ve kıyıya paralel olarak uzanır. Bu dağlar üç blok hâlindedir. Değirmendere Vâdisinin batısında yer alan dağlara Zigana Dağları, Değirmendere ile Solaklı Çayı arasında kalan dağlara Trabzon Dağları ve Solaklı Çayının doğusunda kalan dağlara da Soğanlı Dağları denir. Zigana Dağları kıyılara doğru uzanan derin vâdilerle parçalanmış olup, Doğu Karadeniz Dağlarının en önemli geçidi olan Zigana Geçidi buradadır. Trabzon ile Doğu Anadolu arasındaki karayolu bağlantısı bu geçitten sağlanır. Geçidin deniz seviyesinden yüksekliği 2036 m olup, Zigana Dağlarının en yüksek noktası 2356 m’dir. Trabzon Dağlarının başlıca tepeleri; Kırklar Tepesi (3450 m), Kemer Tepesi (2856 m) ve Karakaya Tepesi (3193 m)’dir. Soğanlı Dağlarının en yüksek yeri Çakırgöl Dağı (3063 m)dir. Dağların etekleri plato ve yaylalardan ibârettir. Bunların yükseklikleri 1750-2250 m arasındadır. Başlıcaları: Mescit Yaylası, Sultan Murâd Yaylası, Aşot ve Reşâdiye Yaylası, Fikonov Yaylası, Beypınarı Yaylası, Maçka Yaylası, Sakaltutan Yaylası ve Derinoba yaylalarıdır.
Ovaları: Trabzon’da ova yoktur. Sâdece kıyı şeridinde akarsuların meydana getirdiği küçük düzlükler vardır. Başlıca vâdileri Değirmendere, Yanbolu Deresi ve Karadere’dir. Vâdiler dik ve derindir.
Akarsuları: Trabzon il toprakları içinde çok sayıda akarsu vardır. Bunlar kısa ve hızlı akan sulardır. Değirmendere 35 km ve Karadere 56 km’dir. Diğerleri kısa olup, bâzıları şunlardır:
Kale Deresi, Sera Deresi, Foldere, Yanbolu Deresi, Koka Deresi, Sürmene Deresi, Solaklı Deresi, İkizdere, Kuzgun Deresi, Baltacı Deresi ve Zağnos Deresi.
Gölleri: Trabzon ilinde küçük göller yoktur. Birkaç küçük göl vardır. Uzun Göl: Çaykara’ya bağlı Uzunyol bucağındadır. Göl, Haldizen Deresi boyunca bâzı yamaçlardan kopan taşların vâdiyi kapatmasıyla meydana gelmiştir. Gölde bol alabalık yaşar. 1250 m yüksekliktedir. Derinliği 15 m uzunluğu 1 km, eni 500 m’dir. Çakır Göl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan bir buzul yatağı gölüdür. Gölde alabalık yaşar. Denizden yüksekliği 2533 m, boyu 250 m, eni 200 m, çevresi 1160 m, derinliği 20 m’dir. Sera Gölü: 20 Şubat 1950’de bir dağ yamacı kayarak Sera Deresi Vâdisinin bir kısmını kapamış, 3 km uzunlukta ve 200 m genişlikte bir göl meydana gelmiştir. Derinliği 40-50 metre civârındadır. Gölde sazan balığı üretilmektedir.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlde Karadeniz iklimi hüküm sürer. Yazları serin ve kışları ılık, her mevsim yağışlı geçer. Güneye dağlık bölgeye varıldıkça iklim sertleşir. Kıyıda yağmur olarak görülen yağış yüksek yerlerde kar şekline dönüşür. Senelik yağış miktarı 730 mm ile 1680 mm arasında değişir. Merkez ilçede senede ortalama 3 gün kar yağar ve 7 günü karla örtülü kalır. Senenin 140 günü yağışlı geçer. Şimdiye kadar en soğuk -7,4°C(9 Şubat 1929) ve en sıcak 38,2°C (20 Ağustos 1941) tespit edilmiştir.
Bol yağış alan Trabzon’da gür bir bitki örtüsü vardır. Ormanlara 2300 m yüksekliğe kadar rastlanır. İlin doğusunda geniş çay bahçeleri bulunur. İl topraklarının % 45’i orman, % 33’ü ekili-dikili alanlar ve geri kalanı çayır ve mer’alardan ibârettir.
Ekonomi
Trabzon ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla geçinir.
Tarım: Trabzon ilinin iklim şartları sanâyi bitkilerinin üretimine çok elverişlidir. Ekime elverişli alanları az olmakla berâber, ormanları, çay ve fındık bahçeleri, otlakları geniş yer kaplar. Başlıca tarım ürünleri çay, patates, mısır, fındık, tütün, buğday ve fasulye (kuru) dir. Sebzecilik ve meyvecilik de önemli yer tutar. 40 milyon civârında fındık ağacı vardır. Fındıktan sonra armut, kiraz, ve turunçgiller oldukça fazla yetişir. Trabzon ilinde ekilmeye müsâit bir karış boş toprağa rastlamak mümkün değildir.
Hayvancılık: Trabzon’un iklim şartları hayvancılığa çok müsâittir. Bol yağış sebebiyle otlaklar (mer’a ve çayırlar) her zaman gür otlarla kaplıdır. Sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanı beslenir. Arıcılık gelişmektedir.
Ormancılık: Trabzon ili orman varlığı bakımından oldukça zengin sayılır. 200.000 hektar ormanlık ve 10.000 hektar fundalık saha vardır. İl dâhilinde 2300 m yüksekliğe kadar ormanlar bulunur. Yükseklerde iğne yapraklı, alçaklarda geniş yapraklı ağaçlara rastlanır. Ormanlarda en çok çam, ladin, köknar, fundalık, kızılcık, taflan, muşmula, avcı üzümü, defne, geyikdikeni, çobanpüskülü ve 500 m yüksekliğe kadar kestâne, meşe ve kızılağaçlarla çok çeşitli ağaçlar bulunur. 38 köy orman içinde ve 87 köy orman kenarındadır. Ormanlardan tomruk, mâden direği, sanâyi odunu, kâğıtlık odun ve yakacak odun elde edilir.
Sanâyi: Trabzon ilinde sanâyi son senelerde hızla gelişmektedir. Yakın bir gelecekte bir sanâyi merkezi olmaya namzet bir ilimizdir. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran sanâyi iş yeri miktarı 1500’e yakındır. Başlıca büyük sanâyi kuruluşları ise: Çaykur’a bağlı çay fabrikaları, Boru ve Profil Sanâyii, Çimento Fabrikası, Karadeniz Su Ürünleri Sanâyii, Süt Endüstrisi Kurumu Fabrikası, Fındık İşleme Fabrikası, Balık Yağı veUnu Fabrikası, Et ve Balık Kurumu’nun fabrika ve soğukhava depoları, Yomra Galvanizli Saç Sanâyii, kalorifer kazanı îmâl eden Kazan Sanâyii, Civata Sanâyii, Giyim Sanâyii, Sun’î Sünger Fabrikası, İş Makinaları Fabrikası, Süt Fabrikası, un fabrikaları, lastik ayakkabı fabrikaları, alüminyum levha fabrikaları, mutfak eşyâları fabrikaları, Ameliyat İpliği Fabrikasıdır. 10 kişiden az işçi çalıştıran sanâyi iş yeri sayısı 2.000’e yakındır. Bunların çoğu metal eşyâ ve makine îmâlatıdır. Trabzon bir transit limanı olduğu için yedek parça îmâlâthâneleriyle çeşitli tâmirhâneler vardır.
Ulaşım: Trabzon Doğu Karadeniz Bölgesinde Samsun’dan sonra ikinci ulaşım merkezidir. Hava, kara ve deniz ulaşımından istifâde eder.
Karayolu: Trabzon ve ilçelerinin büyük kısmı Sinop’tanHopa’ya kadar uzanan kıyı yolu üzerindedir. İlin güney, batı ve doğusunda yol durumu yeterli değildir. Yolsuz köy sayısı % 10’dur. Trabzon-Gümüşhane-Erzurum yoluyla Doğu Anadolu ve İran’a bağlanır. İl sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 251 km ve il yollarının uzunluğu 225 km’dir.
Denizyolu: Trabzon Limanı, Samsun’dan sonra Karadeniz’in ikinci önemli limanıdır. Limanın uzunluğu 440 m’dir. Aynı anda üç gemi yanaşabilir. Günlük yükleme boşaltma kapasitesi bin tona yakındır. Trabzon limanı tesisleri genişletilmektedir. Trabzon-İran transit ticâretinde çok önemli bir yeri vardır.
Hava Ulaşımı: Trabzon’a 5 km mesâfede havaalanı vardır. Yaz-kış İstanbul ve Ankara arasında karşılıklı seferler yapılmaktadır. Yazın sefer sayısı fazladır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 795.849 olup, 303.612’si ilçe merkezlerinde, 492.237’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4685 km2 olup, nüfus yoğunluğu 168’dir.
Örf ve âdetleri: Trabzon’da eski çağlardan bu yana çeşitli milletler ve medeniyetler gelip geçmiştir. Fakat 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Türkleri Trabzon civârını, Osmanlılar ise Trabzon’u Türkleştirmiştir. Yavuz Sutan Selim Hanın 20 senelik Trabzon vâliliği esnâsındaysa Trabzon’un Türkleşmesi hızla gerçekleşmiştir. Bu ilde diğer kültürler unutulmuş olup, Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadın kıyâfetinde keşan ismi verilen başörtü takılır. Başörtünün altında fes ve tepelik bulunur. Giyilen fistan sâde veya desenli bezlerden dikilir ve topuklara kadar uzanır. Entari altına şalvar giyilir. Bele peştemal bağlanır. Peştemal beyaz, kırmızı, enlemesine çizgili veya kareli olur. Ayaklara yün çorap, çarık veya yemeni giyilir.
Erkek kıyâfetiyse; kara şayak veya puşudan yapılan “gugula” denilen kukuleta biçimli başlıktır. Başlığın uzun uçları baş çevresinde dolanır ve tepede düğümlenir. Üzerlerine zıpka, aba ve ayaklara sabuk denilen çizme giyilir. Bunların hepsi siyah renklidir. Aba yakasız ve kolları astarlıdır. Yeleğin sol omuzdan aşağısı sık düğmelidir ve önü kapalıdır. Zıpkının yanları sırmalı ve kaytan işlemelidir. Dizden yukarısı bol, ağzı körüklü paçaları dardır.
Mahallî oyunlar, Türkü ve halk müziği bakımından Trabzon folklorca çok zengindir. “Horon” denilen oyun havaları meşhurdur. Oyunlar kemençe eşliğinde elle tutuşarak oynanır. Oyunların en orijinal tarafı ayak vuruşları ve diz bükmeleri çok hareketli ve ahenklidir. Trabzon ili halk türküleri bakımından da çok zengindir. Halk oyunlarının başlıcaları ise Pıçak Horonu, Tik Horon, Yüksek Hava, Tamzara, Temürağa, Hasbal, Enişte Havası, Giresun Maçka Horonu, Artırma Horonu, Atlama Horonu ve Dolayı Horonudur.
Mahallî yemekleri: Hamsi buğulaması yanında mis gibi kokan tâze mısır ekmeği üzerine sürülen Trabzon yağı, gurbetteki her Trabzonlu’nun unutamadığı bir hâtırasıdır. Evliyâ Çelebi bile Seyahâtnâme isimli eserinde Trabzon için şu tekerlemeleri yazmıştır. 
Trabzondur yerimiz
Akçe tutmak elimiz
Hamsi balık olmazsa
Nice olurdu hâlimiz
 
Gız Fadime duydun mu
Gene hamsi çıkayi
Mübareğin hasreti
Yüreğimi yakayi 
Hamsiköy sütlacı, hamsi ızgarası, hamsi salamurası, hamsi haşlaması, hamsi çıtlatması, hamsili ekmek, içli tava, hamsi kuşu, lahana çorbası, peynirli ve kıymalı pide meşhurdur. Trabzon’da mücevherat, bakır işleri, dantel; Vakfıkebir’de heybe, şal, peştemal; Araklı’da sepet, şimşir kaşık; Sürmene’de bıçakçılık gibi el sanatı gelişmiştir.
Eğitim: İlde eğitim seviyesi düşüktür. Okur-yazar oranı % 60 civârındadır. İlde 18 Anaokulu, 864 ilkokul, 127 ortaokul, 15 meslekî ve teknik ortaokul, 37 lise, 47 meslekî ve teknik lise ve Karadeniz Teknik Üniversitesi vardır. Üniversiteye bağlı çeşitli fakülte ve meslek yüksekokulları mevcuttur.
İlçeleri
Trabzon ilinde; Merkez ilçe (Trabzon), Akçaabat, Araklı, Arsin, Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Çaykara, Dernekpazarı, Düzköy, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Of, Sürmene, Şalpazarı, Tonya, Vakfıkebir ve Yomra ilçeleri vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 216.605 olup, 143.941’i ilçe merkezinde, 72.664’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Çağlayan bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 168 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1289’dur. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, çay, mısır, tütün ve fasulyedir. Kıyı kesimlerde büyükbaş hayvan besiciliği yaygın olarak yapılır. Balık yağı ve unu fabrikası, un fabrikaları, çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları ve tütün işleme, fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi tabiî bir limanın kıyısında transit yolunun üzerinde ve Boztepe eteklerinde kurulmuştur. Giresun-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer.
Akçaabat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 99.826 olup, 25.285’i ilçe merkezinde, 74.541’i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı, 62, Derecik bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe torakları dar bir kıyı şeridiyle, güneydeki dağlık kesimden meydana gelir. Dağlık kesimin içlerine doğru genişleyen kıyı şeridinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık ve zeytindir. Balıkçılık ve büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Son zamanlarda çilekçilik de gelişmektedir. İlçede tütün işleme atölyesiyle hayvan yemi de üreten bir süt fabrikası vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Giresun-Trabzon sâhil yolunda kurulmuştur. İl merkezine 14 km mesâfededir. Merkez ilçeyle birleşmek üzeredir.
Araklı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.419 olup, 12.141’i ilçe merkezinde, 43.278’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Dağbaşı bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 372 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
İlçe toprakları dar bir kıyı şeridinin hemen arkasından başlayan dağlardan müteşekkildir. Trabzon Dağları ilçenin büyük bir bölümünü kaplar. Yağışların bol olması dağlık bölümlerde gür bir ormanlık alanın doğmasına sebep olmuştur. İlçenin orta kesimlerindeki dağların, yamaçlarında yüksekliği 1750-2200 m arasında değişen platolar yer alır. İlin en uzun akarsuyu olan Karadere ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri çay ve fındıkdır. Hayvancılık ekonomide önemli bir yer teşkil eder. Besi hayvancılığı gelişmiş olmasına rağmen, yaylacılık hâlâ önemini korumaktadır. En çok sığır beslenir. İlçede üretilen çayın işlendiği bir çay fabrikası vardır.
İlçe merkezi, Karadeniz’in kıyısında kurulmuştur. Trabzon-Rize karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezinin 41 km doğusundadır. 1953’te ilçe olmuştur.
Arsin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.432 olup, 6705’i ilçe merkezinde, 26.727’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 169 km2 olup, nüfus yoğunluğu 198’dir.
Bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi Arsin’de de dar kıyı şeridinin hemen arkasından kıyı dağları yükselir. Sık fakat kısa olan akarsular, dağları parçalarlar. İlçenin tarım ve yerleşim alanları sınırlıdır. Başlıca ürünleri, fındık ve mısırdır. Kıyılarda balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Karadeniz kıyısında Trabzon-Rize karayolu üzerindedir. İl merkezine 15 km uzaklıktadır. 1959’da ilçe merkezi olan Arsin’de belediye 1952’de kurulmuştur.
Beşikdüzü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.794 olup, 14.047’si ilçe merkezinde, 14.747’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. Vakfıkebir’e bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe bütün Karadeniz kıyısında olduğu gibi dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık kesimleri kaplayan ormanları; kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelir. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır, fındık ve çaydır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerde balıkçılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çarşıbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.287 olup, 6002’si ilçe merkezinde, 13.285’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 21 köyü vardır. Vakfıkebir ilçesine bağlı bucakken 16 Mayıs 1990’da 3647 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen arkasından yükselen kıyı dağlarından meydana gelir. Dağlar derin akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. İlçenin tarım alanları sınırlıdır. Dağlık bölümdeki ormanlar kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındıktır. Büyükbaş hayvancılığı ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde ve deniz kıyısında kurulmuştur.
Çaykara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.660 olup, 2250’si ilçe merkezinde, 19.410’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Uzungöl bucağına bağlı 9 köyü vardır.
İlçe toprakları denizden içeride ve dağlık kesimde yer alır. Toprakların büyük bölümünü Doğu Karadeniz Dağları kaplar. İlin en yüksek noktası olan Çakırgöl Dağı (3063 m), İlçe topraklarının güneybatısında yer alır. Dağların eteklerinde yüksek yaylalar vardır. Solaklı Çayı ve kolları ilçenin en önemli akarsuyudur. İlçe sınırları içinde iki göl bulunur. Bunlar Çakırgöl ve Uzungöl’dür.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok sığır beslenir. Müsâit alanların azlığı sebebiyle tarım çok az yapılır. En çok mısır yetiştirilir. Fasulye, patates, fındık, çay ve elma yetiştirilen diğer tarım ürünleridir. İlçe topraklarının geneli ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli bir yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Daha çok bir köy görünümünde olan ilçeden kıyı yolunu Bayburt’a bağlayan karayolu geçer. İl merkezine 77 km uzaklıktadır.
Dernekpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8181 olup, 2686’sı ilçe merkezinde, 5495’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 11 köyü vardır. Çaykara’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları kıyıdan iç kesimde ve dağlık bölgede yer alır. Dağların eteklerinde hayvancılıkta önemli yer tutan yüksek yaylalar vardır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok büyükbaş hayvan beslenir. Düz alanların azlığı yüzünden tarım çok az yapılır. Başlıca tarım ürünü mısırdır. Ayrıca fındık, patates, fasulye ve çay az miktarda yetiştirilir. İlçe topraklarının büyük kısmı ormanlarla kaplı olduğundan, ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır.
İlçe merkezi Solaklı Çayı kenarında kurulmuştur. Dağınık bir kuruluş düzenine sâhip ilçeden Of-Bayburt karayolu geçer.
Düzköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.974 olup, 4793’ü ilçe merkezinde 16.181’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdan içerde dağlık kesimde yer alır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Büyükbaş hayvan besiciliği gelişmiştir. Ormanlar kayın, gürgen, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarıyla kaplıdır. Tarıma müsâit alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, tütün ve az miktarda fındıktır. İlçe merkezi Kale Deresi kenarına yakın kurulmuştur. Akçaabat’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Hayrat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.506 olup, 4168’i ilçe merkezinde, 16.338’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyıdan içeride, Doğu Karadeniz Dağları eteklerinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü çay ve mısırdır. Of’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Köprübaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.416 olup, 4343’ü ilçe merkezinde, 10.073’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içeride olup, Doğu Karadeniz Dağlarıyla kaplıdır. Dağlar, kestane, kızılağaç, kayın, köknar, sarıçam ve ladin ağaçlarından meydana gelen ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Genelde büyükbaş hayvan beslenir. Az da olsa, tarım yapılan ilçede mısır, çay, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. İlçe merkezi Sürmene Çayı kıyısında kurulmuştur. Sürmene’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Maçka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.324 olup, 7673’ü ilçe merkezinde, 34.651’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 52, Esircioğlu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 1000 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir.
İlçe topraklarını Zigana Dağları kaplar. Bu dağların en yüksek noktası Deveboyu Tepesi (3.082 m) dir. Dağlar, Değirmendere Akarsuyu ile derin biçimde parçalanmıştır. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir. Denize kıyısı yoktur.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri mısır, patates, elma ve fındıktır. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Büyükbaş hayvancılığı gelişmiştir. Yaylacılığın yaygın olduğu ilçenin tereyağı ve diğer süt ürünleri meşhurdur. Zengin ormanlara sahip olduğundan Maçka’da orman ürünlerini işleyen atölyeler ve bir kereste fabrikası vardır.
İlçe merkezi Değirmendere kıyısında ve Trabzon-Gümüşhane-İran transit karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 28 km mesâfededir. Maçka belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Of: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.433 olup, 14.948’i ilçe merkezinde, 50.485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridinin ardından yükselen dağlık kesim Solaklı, Baltacı çayları tarafından derin şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Çay, mısır ve patates en çok yetiştirilen tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, sığır ve koyun besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 61 km mesâfededir. Of Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Sürmene: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.306 olup, 12.008’i ilçe merkezinde, 23.298’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18, Küçükdere bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kıyıdan sonra ormanlarla kaplı Karadeniz Dağları yükselir. Ormanlar kestâne, kızılağaç, kayın köknar, sarıçam, ladin ağaçlarından meydana gelir. Dağlar, akarsularla parçalanmıştır. Sürmene Deresi, İsirli ve Musalı dereleri önemli akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri çay, fındık, mısır ve patatestir. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. İlçede bir çay fabrikası vardır. Bıçak yapımı bölgeye âit el sanatlarıdır. Kıyı şeridinde tekne ve küçük gemi yapılan merkezleri vardır.
İlçe merkezi Sürmene Deresi kenarında ve Trabzon-Rize karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 47 km mesâfededir. Sürmene belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Şalpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.983 olup, 3665’i ilçe merkezinde, 15.318’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları kıyıdan içerde olup, dağlıktır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Dağlar genelde kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Süt ürünleri ve tereyağı meşhurdur. İlçe merkezi Zigana Dağları eteklerinde kurulmuştur. Vakfıkebir’e bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Tonya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.790 olup, 11.058’i ilçe merkezinde, 14.732’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 265 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir.
İlçe toprakları akarsularla parçalanmış dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Kızılağaç, kayın, gürgen ve ladin ağaçlarıyla kaplı dağların yüksek kısımlarında hayvancılık ve sayfiye yönünden önemli yaylalar vardır. Önemli akarsuları Foldere ve Kale deresidir. Denize kıyısı olmayan ilçelerden biridir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. İlçede tarıma elverişli düzlük yoktur. Süt üretimi gâyesiyle daha çok büyükbaş hayvan yetiştirilir. Süt ürünlerinden tereyağı ve kaşar peyniri meşhurdur.
İlçe merkezi Foldere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 57 km uzaklıktadır. İlçe gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. Tonya belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Vakfıkebir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.244 olup, 20.564’ü ilçe merkezinde, 17.680’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır.
İlçe toprakları kıyı kesimleri düz, iç kesimleri ise akarsularla parçalanmış dağlarla kaplıdır. En önemli akarsuyu Foldere’dir. Dağlık kesimleri kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Patates, çay, fındık, mısır ve elma önemli tarım ürünleridir. Çilekçilik gelişmektedir. Hayvancılık da ekonomide önemli rol oynar. Kıyı kesimlerde yaşayanların bir kısmı balıkçılıkla uğraşır. İlçede heybe ve kilim dokuma sanatları gelişmiştir. İlçe topraklarında çinko, kurşun yatakları vardır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Tereyağı meşhurdur.
İlçe deniz kıyısında Giresun-Trabzon yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Vakfıkebir belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Yavuz Sultan Selim Han, Trabzon vâlisiyken annesi Gülbahar Sultan kendisini ziyâret için deniz yoluyla gelirken fırtınaya tutulur. Sâlimen karaya ayak basarsam orasını vakıf yapacağım der ve tabiî bir liman olan Vakfıkebir’de karaya çıkar ve burasını vakıf yapar. İlçenin ismi de oradan gelir.
Yomra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 30.669 olup, 7335’i ilçe merkezinde, 23.334’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 207 km2 olup, nüfus yoğunluğu 148’dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kıyı kesiminin hemen arkasından Trabzon Dağları yükselir. Dağdan kaynaklanan sular, küçük derelerle Karadeniz’e dökülür. Bu derelerin önemlileri Kalata ile Yanbolu dereleridir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçlarından meydana gelmiş ormanlarla kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Mısır, fındık ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Kıyı kesimlerinde halk balıkçılıkla uğraşır ilçede, balık yağı ve balık unu, katgüt, galvanizli saç, tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Karadeniz kıyısında, Trabzon-Rize sâhil yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 12 km mesâfededir. İl merkeziyle birleşmek üzeredir. Yomra belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Karadeniz’in sembolü kabul edilen, ikinci İstanbul olarak vasıflandırılan Trabzon; târihî eserleri, tabiî güzellikleri, zengin folkloru ve elverişli iklimiyle şirin bir ilimizdir. Fâtih’in yıktığı üç imparatorluktan birine başşehirlik yapan il, târihî eserler yönünden oldukça zengindir. 1830 yangını sırasında eski eserlerin çoğu imhâ olmuştur. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Gülbahar Hâtun Külliyesi: Gülbahar Hâtun Mahallesinde Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Gülbahar Hâtun tarafından 1514’te yaptırılmıştır. Külliye, câmi medrese, aşhâne, imâret, türbe ve hamamdan meydana gelmişse de günümüze sâdece câmi ve türbe ulaşabilmiştir. Türbe; câminin doğusunda yer alır. Sekizgen plânlı ve kubbeli olan türbenin içi âyet ve sûrelerle süslenmiştir.
İskenderpaşa Câmii: Vâli İskender Paşa tarafından 1529’da yaptırılmıştır. Kaynaklarda yanında bir medrese olduğu bildirilmekteyse de, günümüze kalıntıları dahi ulaşamamıştır. Kare plânlı, kubbeli ana mekânın duvarları Türk motifleriyle süslenmiştir. Câmi, 1882 ve 1973’te gördüğü tâmirler yüzünden ilk orijinalliğini kaybetmiştir. Minâresi tek şerefelidir.
Semerciler Câmii: Semerciler Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. 1820’de tâmir sırasında kubbesi düz çatıyla örülmüştür. Tavan ve minberi ahşap oymacılığın ilginç örneklerindendir. Minâresi tek şerefelidir.
Çarşı Câmii: Çarşı Mahallesinde Trabzon Vâlisi Hazînedarzâde Osman Paşa tarafından 1839’da yaptırılmıştır. 1964’te yapılan tâmir sırasında kubbesi kurşunla kaplanmıştır. Mihrap ve minber mermer olup, çok güzel işlemelidir.
Fâtih Câmii: Ortahisar Mahallesinde olup, Ortahisar Câmii diye de bilinir. Kiliseden Câmiye çevrilmiştir. Mihrap ve minberdeki işlemeleri çok güzeldir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür.
Yeni Cumâ Câmii: Yeni Cumâ Mahallesindedir. On dördüncü asırda kilise olarak yapılan eser. Osmanlılar tarafından Trabzon fethedilince câmiye çevrilmiş ve yanına bir minâre ilâve edilmiştir.
Kudreddîn Câmii: Kommenler İmparatoru Üçüncü Alexios’un kızı Anna tarafından 1342’de kilise olarak yaptırılmıştır. 1665’te câmiye çevrilen eserin yanına tek şerefeli bir minâre ilâve edilmiştir.
Emir Mehmed Türbesi: Kitâbesinden anlaşıldığına göre, 1523’te Emir Mehmed adına yaptırılmıştır. Türbede Emir Mehmed ve Trabzon şeyhlerinden Osman Baba gömülüdür.
Bedesten: Yapım târihi belli olmayan eserin on ikinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde ahşap kat bölmeleri yıkılmış, sâdece alt kattaki dükkanlar vardır.
Vakıf Han: Çarşı Câmiinin arkasında olup, Taşhan adıyla da bilinir. 1531’de Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dükkanlar geniş bir avlu etrâfında sıralanmış olup, tonoz örtülüdür.
Alaca Han: Bakırcılariçi semtinde, olup kitâbesi yoktur. On sekizinci asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Birinci katta 11, ikinci katta 16 dükkân vardır. Günümüzde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Paşa Hamamı: Çarşı Mahallesinde, Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından 1531’de yaptırılmıştır. Çifte hamam plânındadır.
Hacı Ârif Hamamı: Pazarkapı Câmiinin arkasındadır. Yapısından 18. asırda yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça yıkık vaziyettedir.
İmâret Deresi Su Kemeri: Trabzon Kalesinin batı yamacındaki İmâret Deresi üzerindedir. On altıncı asırda Justinianus tarafından yaptırılmıştır. Günümüzdeki su kemeri 13. asırdan kalmıştır. Kesme taştan 30 m uzunluğunda, 7 m yüksekliğinde, beş gözlüdür.
Kuzgundere Su Kemeri: Kalenin doğusunda Kuzgundere üzerinde kurulmuştur. On üçüncü asırda yapılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılmış 8 m uzunlukta, 6 m yüksekliğinde olup, İnceköprü adıyla bilinir. Bugün üstüne ek yapılarak genişletilip yol olarak kullanılmaktadır.
Kavaklı Su kemeri: Yeni Cumâ Mahallesindedir. Kesme ve moloz taştan yapılmış olup, 20 m uzunluğunda 7 m yüksekliğindedir.
Abdullah Paşa Çeşmesi: Gülbahar Hâtun Mahallesindedir. Hazînedarzâde Abdullah Paşa tarafından 1849’da yaptırılmıştır. Dikdörtgen ampir biçimde yapılmış bir yapıdır.
Abdülhamîd Çeşmesi: İskender Paşa Mahallesinde 1891’de yaptırılmıştır. Üç musluklu ve her musluk ayrı yalaklıdır. Saçağın üstünde Abdülhamîd Hanın tuğrası vardır.
Zağanos Köprüsü: Ortahisar ile Gülbahar Hâtun semti arasındadır. Önceleri günümüzdeki köprünün yerinde, Zağanos Paşa tarafından 1467’de yaptırdığı, inip kalkabilen küçük bir köprü olduğu bilinmektedir. Şimdiki köprü kesme taştan 60 m uzunluğunda olup, tek gözlüdür.
İrene Kulesi: Yeni Cumâ Mahallesinde, Boztepe eteklerindedir. Yapım târihi kesin olarak belli değildir. Kesme taştan içiçe geçmiş iki kuleden meydana gelmiştir. 1916-1918 Rus işgâlinde cephânelik olarak kullanılmıştır. Bir patlama yüzünden çatısı havaya uçmuştur.
Ayasofya Müzesi:İl merkezinin 3 km batısında yer alır. 1263’te Bizans İmparatoru VIII. Palaiogologos tarafından kilise olarak yaptırılmıştır. Trabzon Osmanlılar tarafından fethedilince camiye çevrildi. 1864’te tamir edilen cami 1957’de müze haline getirildi.
Trabzon Kalesi: Eski bir kaledir. Yukarı, Orta ve Aşağı Hisar olarak üç kısma ayrılır. Vazelon Manastırı: Maçka’ya iki saat mesâfede Hamurya Köyü yakınındadır. M.S. 317’de yapılmış ve 565’te Justinianus tâmir ettirmiştir. Bugün yıkıntı hâlindedir. Manzarası çok güzeldir. Sümela (Meryem Ana) Manastırı: Maçka’ya 18 km mesâfede orman içinde 220 m yükseklikte kayalara oyularak yapılmış bir manastırdır. M.S. 474’te yapılmış olup, 72 odalı, 4 katlı, binlerce el yazma kitabı bulunan kütüphânesi, altın ve gümüş mahfazalar içinde saklanan, imparator ve Osmanlı sultanlarının berât ve fermanları bulunan müzesi, eski çağın ressamlarından Luka tarafından yapılan Meryem Ana tasviri, yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. 1924’te bir yangınla tahrip olmuştur. Yabancı turistlerse duvardaki freskleri çıkarıp yurt dışına kaçırmışlardır. Odalar resimlerle süslüdür. Altındere Vâdisindedir. Kuştul (Hızır-İlyas) Kızlar Manastırı: Maçka’nın 30 km doğusunda Şimşirlik Köyü yakınında bir kaya üzerindedir. Binâya 93 merdivenle çıkılır. Manzarası güzeldir.
Mesire Yerleri: Trabzon, tabiî güzellikler yönünden zengin bir ilimizdir. Kıyıları, ormanları ve her mevsim zümrüt gibi yemyeşil örtüsüyle yurdumuzun en güzel köşelerinden biridir. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Çamburnu: Trabzon-Rize devlet karayolu üzerinde Sürmene’ye 7 km mesâfede tabiî bir mesiredir. Çakırgöl: Çakırgöl Dağının kuzey yamacında yer alan göl kıyısı güzel bir mesiredir. Alabalık boldur. Bulak Köyü: İl merkezine 11 km mesâfede temiz havası ve kaynak suları ile meşhur bir mesiredir. Bölgede kır kahveleri vardır. Zigana Geçidi: Değirmensuyu civârında 2510 m yükseklikte, etrafı çam ormanlarıyla kaplı yaz ve kış manzarasına doyum olmayan bir yerdir.
Kaplıca ve İçmeler: Trabzon, şifâlı su kaynakları bakımından çok zengindir. Birçok mâden suyu kaynağı vardır.
Kisarna ve Yomra İçmesi: Trabzon’a 7 km mesâfede Bengisu köyündedir. Mide, karaciğer, böbrek, barsak ve safra yolları hastalıklarına tavsiye edilir. Yakınında şişeleme tesisleri vardır. Gazino ve çay bahçeleriyle aynı zamanda bir mesire yeridir.
Ziyâret Suyu (Araklı ilçesi), Hadi Mâdensuyu (Çaykara ilçesi), Ziyaret Gölü Suyu (Maçka ilçesi), Sürmene Mâdensuyu, TonyaMâdensuyu, Uçarsu Mâdensuyu (Akçaabat ilçesi), Karadağ Mâdensuyu (Vakfıkebir ilçesi) Simenler Madensuyu (Vakfıkebir ilçesi), Sarayla Madensuyu (Yomra ilçesi), Ayazma Mâdensuyu (Yomra ilçesi), Acısu (Şalpazarı) diğer şifâlı sular olup, çoğunda tesisler yetersizdir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Tokat Hakkında Bilgiler

TOKAT
Yüzölçümü  : 9958 km2
Nüfûsu      : 719.251
İlçeleri      : Merkez, Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Sulusaray, Turhal, Yeşilyurt, Zile.
Karadeniz bölgesinin orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 35° 27’ ve 37° 39’ doğu boylamları ile 39° 52’ ve 40° 55’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Samsun, doğudan Ordu, güneyden Sivas ve Yozgat, batıdan Amasya illeriyle çevrilidir. Trafik kod numarası 60’tır. Tokat’a Türkiye’nin meyve bahçesi ismi verilir.
İsminin Menşei
Tokat ismi Türkçede bildiğimiz “tokat” kelimesinden gelir. Tokat’ta bulunan kalenin ismi “Comano Pontica” idi. Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri, bu kaleyi alınca Bizans ordusuna çok ağır bir tokat vurmuş olduğu kabul edildi. Böylece Bizans’a vurulan tokat bu şehrin ismi olarak yerleşti. Şehre “Tokat” ismi verildi.
Tokat isminin gerçek menşeiyse Bizanslılara âit “Comano Pontica” kalesini kuşatan Selçuklu ordusunun kumandanı Melik Danişmend Gâzi, kale hakkında bilgi almak için bir Türk askerini kaleye gizlice gönderdi. Kaleye giren Türk askeri, bilgi toplarken Bizanslı askerler etrâfını kuşattı. 20 Bizans askeriyle boğuşan bu yiğit, herbirini birer tokatla yere serip kaçıp kurtuldu. Bu boğuşmayı kale burcundan seyreden kale komutanı; “Türk’ün tokadı bu ise silâhı nasıl olur?” diyerek korkmaya başladı ve kalenin burçlarına teslim bayrağı çekerek teslim oldu. Zafer, kahraman bir Türk askerinin tokadıyla kazanılmış olduğundan, bu askerin hâtırasına şehre “Tokat” ismi verildi. Kale, Bizans’ın Anadolu’daki en önemli kalelerinden biri ve başta geleniydi.
Târihi
Tokat, çok eski bir yerleşim merkezidir. Tokat il toprakları Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran ve târih devrini açan Hitit İmparatorluğuna bağlıydı.
Sâmi Asurlular bu bölgeye hâkim olamadılarsa da zaman zaman nüfûzlarını bu bölgeye kadar uzattılar. Hurrilerin istilâsına uğrayan bölge, M.Ö. 8. asırda Kimmerler ve İskitlerin de istilâsına uğradı. M.Ö. 7. asırda Medler bu bölgeye kadar yaklaştılar. Onların yerine geçen Persler, Lidyalıları yenince Anadolu’nun mühim kısmı gibi, bölge de Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek İran gibi Anadolu’yu Makedonya İmparatorluğu topraklarına kattı.Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu komutanlar arasında taksim edildi ve bu bölge Kapadokya Krallığı ile Pontus Krallığı arasında devamlı çekişme konusu oldu.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu, Anadolu’da hüküm süren, Helenistik devletler (Kapadokya), Pontus ve Bergama krallıklarını ortadan kaldırarak, Anadolu’yu Roma İmparatorluğuna ilhak etti.
M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. 395-1071 târihleri arasında bu bölgeye İslâm orduları ve Sâsânîler akınlar yaptılar. Fakat devamlı kalamadılar.
Büyük Türk Hakanı Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra bu şehir, Anadolu Fâtihi ve Anadolu Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın başkumandanlığındaki Selçuklu Türk Oğuz orduları tarafından fethedilmiştir.
Tokat’ı Artuk Beyin veya Danişmend Gâzinin fethettiği ihtilaflıdır. Fakat bu bölge Danişmend Gâziye verilmiş olup, Anadolu Selçuklu Türk Devletine bağlı Danişmendoğulları Beyliğinin ilk başşehri Niksar olmuştur. Tokat, Selçukluların eyâlet merkeziydi. On ikinci asırda Selçuklular Danişmendoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya, Selçuklu başşehrine bağlandı.
On üçüncü asrın ikinci yarısında bu bölge Moğolların ve Türkleşmiş İranlı Moğollar olan İlhanlıların hâkimiyeti altına girdi. 1308’de Selçuklu Hânedânı kalkınca İlhanlılar, 1335’e kadar bu bölgeleri doğrudan doğruya kendi idâreleri altına aldılar. Anadolu’nun sonuncu İlhanlı Genel Vâlisi Uygur Türklerinden Eretna Bey, başşehir Sivas olmak üzere kurduğu Orta Anadolu Devletine Tokat ve çevresini de kattı.
1308’de Selçukoğullarından Melik Rükneddîn Kılıçarslan’ın kısa saltanatından sonra bütün Eretna Devleti gibi bu bölgeler Sultan Kâdı Burhâneddîn’in hâkimiyeti altına girdi. Kâdı Burhâneddîn’in öldürülmesinden sonra iç isyanlar bölgeyi rahatsız etti. Tokat halkı toplanarak Tokat’ın Osmanlı Devletine katılma kararını aldılar. 1392’de Yıldırım Bâyezîd, bu mürâcaat üzerine Tokat’ı Osmanlı Devletine (birliğine) dâhil etti.
Tîmûr Hanın 1402 Ankara Savaşı ile Yıldırım Bâyezîd’i yenmesi üzerine Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Çelebi Sultan Mehmed bu bölgeye hâkim oldu. Akkoyunlular ve onların yerine geçen Safevîler bölgedeki halkı kışkırtarak isyanlara sebep oldular. Yavuz Sultan Selim Han bu fitneleri sona erdirdi. Osmanlı devrinde bir kültür merkezi olan Tokat ve çevresi Sivas Beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı 8 sancaktan (vilâyetten) birine merkez olmuştur. Tanzimattan sonra da Sivas eyâletinin 4 sancağından biri olup, 4 kazâsı vardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde Tokat için şöyle denir:
“Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskıyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplere dostturlar. Kin tutmaz, hile bilmez. Câmi, saray, köşk ve imâretleri o kadar metin ve güzel olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Hacı Bektaş-ı Velî’nin hayırlı ve bereketli duâlarıyla bu eski târihî şehir âlimler konağı, fâzıllar yurdu ve şâirler yatağıdır.”
Cumhûriyet devrinde bütün sancaklar gibi Tokat da kendi adını taşıyan ilin merkezi olmuştur.
Fizikî Yapı
Tokat il topraklarının % 45’i dağlardan, % 40’ı plato ve yaylalardan ve % 15’i ovalardan ibârettir.
Dağları: Tokat ilinde 3 dağ dizisi vardır. Bunlar Canik Dağları, Kelkit ve Tozanlı vâdilerini meydana getiren dağ dizisiyle Yeşilırmak Vâdisinin güneyinde uzanan dağ dizisidir. Başlıca dağlar Şehnakayası (2385 m), Geyikbaba Tepesi (2090 m), Killik Tepe (1546 m), Keltepe (1794 m), Somun Tepesi (1780 m), Gölağa Tepesi (1502 m), Erdembaba Tepesi (2181 m), Buğalı Dağı (Câmi Tepe 1945 m), Poyrazlık Tepesi (1535 m), Dönek Dağı (1820 m), İmamgâzi Tepesi (1779 m), Topçam Tepesi (1628 m), Akdağ (1900 m), Deveci Dağı (1892 m), Köroğlu Dağı (1930 m), Toraç Dağı (2112 m) ve Asmalı Dağ (2116 m)dır.
Tokat ilinde plato ve yaylalar oldukça geniş yer tutar. Kızılca Ören, Topçam, Çevreli, Seleman ve Dumanlı yaylası başlıca yaylalardır.
Ovaları: Tokat ilinde 3 büyük ova vardır. Bunlar Taşova, Kazova ve Artova’dır. Taşova’nın mühim kısmı Amasya ilinde kaldığından Tokat ilinde kalan kısmına Erbaa Ovası denir. Kazova, Tozanlı Çayı Vâdisinin genişlemesiyle ortaya çıkar ve Tokat Ovası, Turhal Ovası ve Omala Ovasının birleşmesinden meydana gelir. Artova, Çekerek Suyunun güneyinde yer alır. Kelkit Vâdisinde Reşâdiye ve Niksar ovaları vardır.
Akarsuları: Tokat ilindeki üç büyük akarsu Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı ve Çekerek Suyu, Yeşilırmak’ın en büyük kollarıdır.
Tozanlı Çayı: Sivas’ın Köse Dağından çıkar Reşâdiye yakınında Tokat iline girer. Tokat, Pazar ve Turhal’ın yakınlarından geçerek Amasya ilinde Yeşilırmak ile birleşir. Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajını besler. Kelkit Çayı: Reşâdiye’nin Umurca köyü yakınlarından il topraklarına girer. Niksar ve Erbaa ovalarını sular. Taşova yakınlarında Amasya il sınırını çizerek Samsun iline geçer. Çekerek Suyu: Çamlıbel (Tokat) Dağlarından çıkar. Artova’nın Alanyurt köyü yakınında Yozgat iline geçer. Bir müddet sonra bir dirsek yaparak kuzeye yönelir ve tekrar Tokat il topraklarına girer. Bir müddet sonra tekrar bir dirsek çizerek Zile’nin Gümüşkaş köyü yakınında yeniden Yozgat il topraklarına girer. Uzunluğu 256 km’dir.
Gölleri: Tokat ilinde üç tabiî göl ve bir baraj gölü vardır. Zınav Gölü (Çukurgöl), Reşâdiye ilçesine bağlı Yolüstü köyüne 3 km mesâfededir. Eni 150 m ve boyu 1000 metredir. En derin yeri 15 m’dir. Yüzölçümü 1,5 km2 olup suyu tatlıdır. İçinde çok lezzetli kızılkanat balığı bulunur. Civârının manzarası çok güzeldir. Kaz Gölü: Kazova’da Tatlıcak köyü yakınlarında küçük bir göldür. Göllüköy: Reşâdiye sınırları içinde küçük bir göldür. Almus Baraj Gölü: Almus ilçesi yakınındadır. Derinliği 95 m olup, 100 milyon m3 civârında su biriktirir. 31 km2lik bir alanı kaplar. 1966’da işletmeye açılmış olup, taşkın önleme, sulama ve elektrik üretiminde kullanılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Tokat ilinin iklimi, Karadeniz bölgesi iklimiyle İç Anadolu bölgesi iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Güneyde iklim daha serttir. Kıyıya yaklaştıkça bu sertlik azalır. Tokat ilinde senenin her mevsimi yağmur yağar. Senelik yağış miktarı bâzı yerlerde 385 mm iken bâzı yerlerde 485 mm’dir. Senenin 50 gününde sıcaklık 0°C’nin altında ve 40 gün +30 °C’nin üzerinde seyreder. Yazlar çukur vâdilerde oldukça sıcak geçer. Ortalama yüksekliği 1050 m olan Tokat ilinde kara ikliminin tesiri büyüktür.
Tokat il topraklarının % 50’ye yakını orman ve fundalıklarla kaplıdır. % 35’i ekili ve dikili alanlar ve % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlar daha çok Reşâdiye ve Niksar sınırları içindedir. Başlıca ağaç türü, meşe, kayın ve karaçamdır.
Ekonomi
Tokat ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma ve tarımla ilgili sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun % 80’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Tokat’ın verimli ovalarında her çeşit ürün yetiştirilir. Hayvancılık da oldukça ileridir.
Tarım: Birbirinden dağlarla ayrılmış ovalar çok verimlidir. Her çeşit tarım ürünü yetişirse de, Artova’da tahıl, Kazova’da bağcılık ve Taşova’da tütün ekimi daha ağır basar. Tokat’ta sebze ve meyvecilik, sanâyi bitkileri ve baklagiller mühim yer tutar. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, nohut, fiğ, şekerpancarı, yeşil mercimek, yonca, tütün, soğan, ayçiçeği ve patatestir. Başta domates olmak üzere her çeşit sebze ve meyve yetişir. Tokat için Türkiye’nin meyve bahçesi tâbiri kullanılır.
Tokat’ta yetişen tütün, kokulu ve en iyi cinstendir. Çavuş üzümüne benzeyen “narince” üzümü meşhurdur.
Hayvancılık: Tokat ili hayvancılık bakımından oldukça zengin bir ildir. Turhal Şeker Fabrikasında küspe ve melas gibi yemlerin üretilmesiyle besi hayvancılığı gelişmiştir. Sığır, manda, koyun, kıl keçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Dut ağacının yetişmesine elverişli olan Tokat’ta ipekböcekçiliğini geliştirme ve yaygınlaştırma çalışmaları yapılmaktadır.
Ormancılık: Tokat ili orman varlığı bakımından zengin bir ildir. 420 bin hektar orman ve 56 bin hektar fundalık alanı vardır. Ormanlarda değerli sedir ağacı, gürgen, ladin, köknar, dişbudak, kestâne, yabâni zeytin, meşe ve kayın bulunur. Vâdilerdeyse söğüt ve kavak ağaçları çoğunluktadır.
290 köy orman içinde ve 164 köy orman kenarındadır. Her sene 40-500 m3 sanâyi odunu ve 369.000 ster yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Tokat ili mâdenler bakımından da zengin sayılır. İl dâhilinde betonit, antimon, oniks, krom ve kömür çıkarılır. Antimon yalıtıcı ve yüksek sıcaklığa dayanıklı bir mâdendir. En çok Turhal ilçesinden çıkarılır. Betonitse yağ ve şeker gibi ürünlerin arıtılmasında, kanalizasyon sularının temizlenmesinde, petrol ve su sondajlarında kullanılan çamurların hazırlanmasında kullanılır. Türkiye’nin en zengin betonit yatakları Reşâdiye ilçesinde bulunur.
Sanâyi: Tokat ilinde faal nüfûsun ancak % 5’i îmâlat sanâyiinde çalışır. 10 ve daha fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı 100’e yakındır. Tütün, gıdâ, taş ve toprağa dayalı sanâyi ve kimyâ sanâyi dalı işyerlerinin mühim kısmını teşkil eder. Turhal Şeker Fabrikasında 3000 kişi çalışmakta ve günde 2550 ton pancar işlenmektedir. Tokat Sigara Fabrikasında yaklaşık 2400 işçi çalışmaktadır. Takım Tezgahları Aksesuarı Fabrikası, Dimes Meyve Suyu Fabrikası, un fabrikaları, kiremit tuğla fabrikaları, Samaş Bentonit Fabrikası, Yem Fabrikası, Kereste Fabrikası, Alüminyum, Bakır İşleme Atölyesi, Ziraat Âletleri Îmâlâthânesi ve Lastik AyakkabıFabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Organize sanâyi bölgesinin kurulmasıyla, çeşitli sanâyi kuruluşları bölgede yatırım yapmaya başladılar.
Ulaşım: Eski çağlardan beri kervan yollarının uğradığı Tokat bugün de karayolunun önemli merkezlerinden biridir. Samsun-Sivas karayolu Amasya’nın güneyinden il sınırlarına girer. Turhal’dan sonra Sivas vâsıtasıyla ülkenin her tarafıyla irtibat sağlar. İl sınırları içinde 382 km devlet yolu ve 315 km il yolu vardır. Köylerin dörtte üçünün yolu vardır.
Demiryolu il sınırları içinde 105 km’dir. Samsun-Sivas demiryolu hattı Tokat’ın batısından geçer ve Turhal-Zile ve Artova ilçelerine uğrar. Turhal İstasyonu en işlek olanıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 719.251 olup, 308.304’ü ilçe merkezinde, 410.947’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 9958 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73’tür.
Örf ve âdetleri: Tokat il topraklarında târih boyunca muhtelif milletler, kültürler ve medeniyetler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra hızla Türkleşen Tokat’ta diğer kültürler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü yerleşmiştir.
Tokat’tan çok sayıda ilim ve devlet adamı yetişmiştir. İbn-i Kemâl, Abdülmecîd Şirvânî, Sinânüddîn Yûsuf, Molla Lütfi, Molla Hüsrev, Hekim Mustafa, Seyyid Hasan Paşa ve Plevne Kahramanı Gâzi Osman Paşa bunların başlıcalarıdır.
Halk oyunları ve müziği: Tokat ili halk müziği ve halk oyunları bakımından en zengin illerimizden biridir. Halk oyunlarında halay hâkimdir. Karşılama ve semahlar da vardır. Halaylar, ağırlama ve yeldirme bölümlerinden meydana gelir. Başlıca oyunlar, Tokat Ağırlaması, Kazova Halayı, Ellik, Lâlelim, Hoş Bilezik, Grat, Üç Ayak, Tozanlı Halayı, Hanım Kızlar, Alaçam, Garkın Halayı, Omuz Halayı, Koççari, Sinsin, Kartal Halayı, Sarsı, Ters Bico ve Karadut’tur. Tokat ilinden çok sayıda halk şâiri yetişmiştir.
Mahallî kıyâfeti: Kadınlar başlarına fes giyerler. Bu fesin kenarları gümüş paralarla süslü, üzeri yemeniyle örtülüdür. Gövdeye giyilen iç gömleğe “İç göynek” denir. Onun üzerine cepken, en üste saya giyilir. Sayanın ön uçları bele bağlanır ve kuşağın arasına sokulur. Alt kısma iri desenli renkli pâzenden yapılmış bir şalvar, ayaklara yün çorap ve çarık giyilir.
Mahallî yemekleri: En meşhur olanları Tokat kebabı, madımak, bat, köme (cevizli sucuk), Zile pekmezi, ciğer çorbası, keşkek, katmer, bacaklı çorba, mantı, patlıcan peklizi ve un helvasıdır.
İlde el sanatlarından yazmacılık, halıcılık ve bakırcılık yapılmaktadır. On dördüncü asırdan beri il, yazmacılığın merkezi hâlindedir. Halıcılık daha çok köylerde yapılmaktadır. Ergani ve Küre’de çıkarılan bakırın, Tokat Kalhanelerinde eritilmesi 18. asrın ilk yarısından başlayarak ili, bakır sanâyiinin ticâret merkezi hâline getirmiştir. Süs bitkileri ve hamam tasları, il bakırcılığının en güzel örneklerindendir.
Eğitim: Okur-Yazar nispeti % 95’tir. Okulsuz köy yoktur. İlde 20 Anaokulu, 840 ilkokul, 39 ilköğretimokulu, 1 Körler okulu, 41 Ortaokul, 6 Ticâret Lisesi, 6 Kız Meslek Lisesi, 6 Endüstri Meslek Lisesi, 5 Sağlık Meslek Lisesi, 1 Anadolu Otelcilik Turizm Lisesi, 1 Anadolu Öğretmen Lisesi, 6 İmam-Hatip Lisesi, 3 Anadolu Lisesi, 15 Genel Lise vardır. 1992 târihinde kurulan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, Meslek Yüksekokulu, Niksar Meslek Yüksekokulu, Zile Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erbaa Fen Bilimleri Enstitüsü vardır (1994).
İlçeleri
Tokat ili; merkez ilçe (Tokat), Almus, Artova, Başçiftlik, Erbaa, Niksar, Pazar, Reşâdiye, Suluçay, Turhal, Yeşilyurt ve Zile ilçelerinden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 150.771 olup, 83.058’i ilçe merkezinde, 67.713’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 68, Çallıbel bucağına bağlı 21, Gökdere bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1968 km2 olup, nüfus yoğunluğu 77’dir
İlçe merkezi, Yeşilırmak’ın bir kolu olan Belmat Deresinin Yeşilırmak’la birleştiği yere yakın bir mevkide kurulmuştur. Akdağ ile Çamlıbel Dağı arasında kalan dar bir vâdide yayılan şehrin doğusu ve batısı sarptır. Tarıma elverişli düzlükler ilçe merkezinin kuzey ve güneyinde yer alır. Denizden yüksekliği 650 metredir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve, sebze yetiştiriciliği ve bağcılık yaygındır. İlçede tarım ürünlerinin işlenmesine dayalı gıdâ sanâyii gelişmiştir. İlin sanâyi kuruluşlarının çoğu merkez ilçededir. Afganistan göçmenlerinin gelmesinden sonra deri konfeksiyonculuğu hızla gelişerek ilçe ekonomisine önemli katkılarda bulunmaktadır.
Almus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.328 olup, 5901’i ilçe merkezinde, 30.427’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 32 köyü vardır. Yüzölçümü 704 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52’dir.
İlçe toprakları dağlık ve engebelidir. Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Tozanlı Çayı ilçenin kuzey sınırını çizer. Almus Çayı üzerinde kurulu olan Almus Baraj Gölü ilçe topraklarının içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayılıdır. Tarıma elverişli arâzinin az olması sebebiyle üretim azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. Akarsu boylarında sebzecilik yapılır ve az miktarda pancar ekilir. Baraj Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, Almus Deresinin Yeşilırmak’a döküldüğü yerde Almus Baraj Gölü kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 35 km uzaklıktadır. 1954’te ilçe olmuştur. İl merkezine yakınlığı sebebiyle sanâyii gelişmemiştir.
Artova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.688 olup, 4429’u ilçe merkezinde, 13.259’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı-güneybatı istikâmetinde uzanan Deveci Dağları Çekerek Çayı tarafından derin biçimde bölünmüştür. İlçenin güneyinden geçen Çekerek Çayının topladığı alüvyonlardan verimli Artova Ovası meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçe topraklarında mâden kömürü çıkarılır.
İlçe merkezi Sivas-Samsun demiryolu üzerinde kurulmuştur. 1923’e kadar ilçe merkezi Sulusaray diye bilinirdi. O seneki zelzelede ilçe büyük zarar gördü. Bunun üzerine ilçe merkezi önce Çamlıbel’e sonra 1944’te şimdiki yerine taşındı. İl merkezine 38 km uzaklıktadır.
Başçiftlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 6477 olup, 3722’si ilçe merkezinde, 2755’i köylerde yaşamaktadır. Niksar’a bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ormancılık ve halıcılık ekonomide önemli yer tutar. Ev tezgahlarında Hereke cinsi halı dokunur. Hemen hemen her evde bir halı tezgahı vardır. İl merkezine 85 km mesâfededir.
Erbaa: 1990 sıyımına göre toplam nüfûsu 99.596 olup, 33.554’ü ilçe merkezinde, 66.042’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29, Doğanyusuf bucağına bağlı 17, Karakaya bucağına bağlı 13 ve Kozlu bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1111 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90’dır.
İlçe toprakları genelde ovalıktır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin batısı ilçe sınırları içinde kalır. İlçenin güney ve kuzeyinde yer alan dağlar arasından Kelkit Çayı akar. Dağlardan akan sularla beslenen Kelkit, ilçenin batısında Yeşilırmak ile birleşir. Kelkit Çayının taşıdığı alüvyonlardan meydana gelen Erbaa Ovası çok verimlidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup, en çok domates üretilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, mısır, elma ve nohuttur. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. Kelkit Çayında tatlı su balıkçılığı yapılır. İlin en zengin ilçesidir. İlçede tuğla ve kiremit fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kıyısında kurulmuştur. 1942’deki zelzelede büyük hasar gören ilçe bugünkü yeri olan Ardıçlık’ta yeniden kurulmuş olup, Niksar-Taşova-Samsun karayolunun iki tarafında gelişmiştir. İl merkezine 82 km uzaklıktadır. Erbaa belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Niksar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 84.932 olup, 35.201’i ilçe merkezinde, 49.731’i köylerde yaşamaktadır. İlçe topraklarının kuzey ve kuzeydoğusunda Canik Dağları, güneyindeyse Köse Dağları yer alır. Çoruh-Kelkit Vâdisinin ilçe merkezi yakınında genişlemesiyle meydana gelen Niksar Ovası verimli tarım alanıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Zengin tarım toprakları, elverişli iklim özellikleri ve sulama imkânlarıyla ilçe, tarım ürünleri üretimi yönünden önde gelen ilçelerdendir. Şekerpancarı, buğday, zeytin, pirinç, mısır, patates, tütün başlıca tarım ürünleridir. Meyve ve sebzecilik de gelişmiştir. En fazla domates, fasulye, elma, üzüm yetiştirilir. İlçe ilin orman varlığı yönünden de en zengin ilçesidir. Ormancılık, ekonomide önemli yer tutar. Hayvancılık gelişmektedir.
İlçe merkezi Kelkit Çayının kollarından olan Çanakçı Deresi Vâdisinin yamaçlarında ve Erzincan-Amasya karayolunun 9 km kadar kuzeydoğusunda kurulmuştur. İlçe merkezinden Tokat-Ünye karayolu geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Niksar belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Niksar, târih ve kültürümüz bakımından önemli birikime sâhip bir ilçedir. Güçlü bir Bizans şehriyiken 1071 târihinden sonra Melik Ahmed tarafından fethedildi ve Danişmend beyliğinin başşehri Sivas’tan Niksar’a nakledildi. Niksar’ın başşehir olmasıyla şehir îmâr edildi ve günümüze kadar ulaşan kalıcı eserler bırakıldı. İlk medrese Niksar’da kuruldu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Trabzon Rum Krallığına son vermek için çıktığı seferde son hazırlıkları Niksar’da yaptı.
Pazar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.625 olup, 5669’u ilçe merkezinde, 15.956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Turhal’a bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kazova verimli topraklara sâhiptir. Ovanın çukur kesiminde suların birikmesiyle meydana gelmiş Kaz Gölü daha sonra kurutularak tarım alanı yapılmıştır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve elmadır. Hayvancılık gelişmiştir. İl merkezine 28 km uzaklıktadır.
Reşâdiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.166 olup, 12.321’i ilçe merkezinde, 48.845’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 94, Bereketli bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Canik Dağları, orta kesimde Küre Dağları güneyindeyse Asmalıdağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular Kelkit Çayı ve Yeşilırmak’ın başlangıç kolu olan Tozanlı Çayında toplanır. Canik-Kelkit Vâdisi ilçe topraklarını ikiye böler. İlçede Çukurgöl ve Göllüköy Gölü adıyla bilinen iki küçük göl vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma müsâit alanları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda elma, mısır, armut, şeftali ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık, tarımın yanında daha çok gelişmiştir. Çok miktarda koyun, sığır ve manda yetiştirilir. İlçe topraklarında bentonit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kelkit Vâdisinin kuzey kesiminde kurulmuştur. İlin en fakir ilçesidir. İl dışına en çok bu ilçeden göç olur. İl merkezine uzaklığı 100 km olup, Amasya-Erzincan karayolu ilçeden geçer. Reşâdiye belediyesi 1907’de kurulmuştur.
Sulusaray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.945 olup, 4377’si ilçe merkezinde, 13.568’i köylerde yaşamaktadır. Merkez’e bağlı 19 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyini Deveci Dağları engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çekerek Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Çekerek Çayı kenarında kurulmuştur. Artova’ya bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe olan Sulusaray belediyesi 1987’den beri faaliyetine devam etmektedir. İl merkezine 67 km uzaklıktadır.
Turhal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.014 olup, 68.384’ü ilçe merkezinde, 37.630’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 45, Dökmentepe bucağına bağlı 7 köyü vardır.
İlçe toprakları kuzeyde Buzluk ve Sakarat dağları, doğuda Yaylacık Dağı, güneyde Deveci Dağlarıyla çevrilidir. Dağların sularını Yeşilırmak’a kavuşan Kurucuk ve Keçeci dereleri toplar. Tabiî bitki örtüsü step olup, dağlık bölgelerde meşe ve kayın ormanları vardır. Toprakları genelde düzdür.
Ekonomisi tarım ve tarıma bağlı sanâyiye dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, üzüm, ayçiçeği, baklagiller ve elmadır. İlçedeki diğer bir ekonomik faaliyet de sığır besiciliğidir. İlçenin en önemli sanâyi kuruluşu Şeker Fabrikasıdır. Bunun yanında bu fabrikaya bağlı ispirto ve makina fabrikaları da vardır. İlçe topraklarında atimon, kireçtaşı ve traverten yatakları olup, Türkiye’nin en yüksek kaliteli antimon yatağı bu ilçededir.
İlçe merkezi Kazova’nın kuzeybatısında Yeşilırmak’ın kenarında kurulmuştur. Önceleri küçük bir yerleşim merkeziyken şeker fabrikasının kurulmasıyla hızla gelişmiştir. Zile ile Amasya’yı Tokat’a bağlayan yolların birleştiği noktada bulunur. Sivas-Samsun demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km uzaklıktadır. Turhal belediyesi 1892’de kurulmuştur.
Yeşilyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8736 olup, 5598’i ilçe merkezinde 3138’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 12 köyü vardır. Artova’ya bağlı belediyelik köyken, 19 Haziran 1987’de 3362 sayılı kânunla ilçe oldu. Yeşilyurt belediyesi 1972’de kurulmuştur. Afganistan’dan göç eden Türkmenlerin mesleği olan “Dericilik” ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Deri ürünlerinin ihrâcâtı yapılmaktadır. İl merkezine 55 km uzaklıktadır.
Zile: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 107.973 olup, 46.090’ı ilçe merkezinde, 61.883’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 45, Boztepe bucağına bağlı 36, Iğdır bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 1511 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71’dir.
İlçe topraklarının kuzey ve batısında Buzluk Dağı, güneyindeyse Deveci Dağları yer alır. Geri kalan kısmı genelde düzdür. Arazi yüksekliği hiçbir yerde 2000 metreyi geçmez. İlçe topraklarından kaynaklanan Çekerek ve Zile çayları Yeşilırmak’a karışır. Zile Çayı Vâdisinin genişlediği kısım Zile Ovası olarak anılır. Genelde bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Dağlık bölgelerde meşe, kayın ve sarıçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, mercimek, nohut, üzüm, ayçiçeği ve elmadır. Zile’nin pekmez ve leblebisi meşhurdur. Hayvancılık gelişmiştir. Koyun, keçi ve Ankara keçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Buzluk Dağı eteklerinde, Zile Ovasının batı ucunda kurulmuştur. Bahçeli evler düzeninde geliştiği için geniş bir alana yayılır. İl merkezine 67 km mesâfededir. İlçe merkezinde demiryolu istasyonu yoktur. Demiryolu ulaşımını 20 km mesâfedeki Boztepe istasyonundan sağlar, Zile belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Verimli ovalar ve önemli yollar üzerinde olan Tokat ili târihî ve turistik eserleri bakımından zengin bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Garipler Câmii: Tokat’ın en eski câmisi olan bu eser Danişmendoğulları zamânında Danişmend Ahmed Gâzi tarafından 1167’de yaptırılmıştır.
Alaca Mescid: İlk defâ 1301’de yaptırılan mescit yıkılınca 1505’te yeniden yaptırılmıştır. Tuğladan bezemeli minâresi Selçuklu mîmârî özelliğini taşır.
Hâtuniye Meydan Câmii: Meydan Mahallesinde, Sultan İkinci Bâyezîd Han, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır. Câmi tek kubbeli ve minârelidir. Kapısının işlemesi çok güzel olan câmi 1939 ve 1943 zelzelelerinde büyük zarar görmüştür. Daha sonraları tâmir edilmiştir.
Hamza Bey Câmii: Bicaroğlu Hamza Bey tarafından yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Moloz taştan yapılan câmi, Bicar âilesinin eviyle içiçedir. Câmi, kubbeli ana mekanla yanlarda tonozlu bölümlerden meydana gelir.
Ali Paşa Câmii: 1572’de yapılmış bir Osmanlı eseridir. Kare plânlı kesme taştan, yüksek kubbeli ve tek minârelidir. Mihrabı ve minberi taştandır. Avluda Ali Paşa, eşi ve oğlu Mustafa Beyin türbesi vardır.
Behzat Câmii: Behzat Caddesinde Hoca Behzat bin Fakih Şirvan tarafından 1535’te yaptırılmıştır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde bâzı ekler yapılan câmi 1939 zelzelesinde büyük zarar görmüş ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce tâmir edilmiştir.
Ulu Câmi: 1679’da yapılan câmi, dikdörtgen plânlı kesme taştan olup, çatısı kiremitle kaplıdır. Kemer sütunları ve iç süslemesi büyük bir sanat eseridir.
Sefer Beşe Mescidi: Ulu Câmi yanında olup, 1251’de yaptırılmıştır. Kitâbesi Tokat Müzesindedir. Mescit günümüzde yıkılmış olup, yanında bulunan türbenin kubbesi sekiz köşeli piramit şeklindedir. Kesme taştan yapılmıştır.
Silahtar Ömer Paşa Câmii: Erbaa ilçesindedir. Yapım târihi kesin olarak bilinmemektedir. Süsleme tarzından 17. asrın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kalem işi süslemeleri çok güzeldir. Eserin dışı yalın, içiyse çok güzel süslemelerle doludur.
Ulu Câmi: Niksar ilçesinde, Danişmendoğulları tarafından 1145’de yaptırılmıştır. Niksar’ın en eski câmiidir. Melik Gâzi Câmii de denir. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilmiştir.
Çöreği Büyük Câmii: Niksar ilçesinde İlhanlılar tarafından yapılmıştır. Giriş kapısı geometrik bitki motifleriyle süslüdür. Câmi, adını kapısının sağ ve solundaki çöreğe benzer iki büyük diskten aldığı zannedilmektedir.
Ulu Câmi: Zile ilçesindedir. Mehmed Zakuli bin Ebû Ali tarafından 1267’de yaptırılmıştır. 1909’da Kaymakam Necmeddîn Beyin yardımlarıyla tâmir ettirilmiştir.
Boyacı Hasan Ağa Câmii: Zile ilçesinin Sakiler Mahallesindedir. Ali bin Sultan Hoca tarafından 1497’de yaptırılmıştır. 1640’ta Boyacı Hasan Ağa tarafından tâmir ettirilmiştir.
Çukur Medrese: Yağıbasan Medresesi adıyla da bilinen eseri, Danişmendoğullarından Nizâmeddîn Yağıbasan tarafından 1164’te yaptırılmıştır. Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1248’de tâmir ettirilmiştir. Moloz taştan tek katlı medresenin kapı ve kemerleri tuğladandır.
Hâtuniye Medresesi: Hâtuniye Câmiinin yanında olup, oldukça yıkık vaziyettedir. Sultan İkinci Bâyezîd, annesi Gülbahar Hâtun adına 1485’te yaptırmıştır.
Pervâne Dârüşşifâsı: Gök Medrese adıyla da bilinir. Meydan Mahallesinde Selçuklu Veziri Nûreddîn Pervâne tarafından 1275’te yaptırılmıştır. Avluya bakan yüzü Selçuklu çinileriyle süslüdür. Sivil Selçuklu eserlerinin en eskilerinden biridir. Siyah ve Türk mavisinin hâkim olduğu süslemeler Selçuklu sanatının şâheseridir. 1926’da tâmir ettirilen Dârüşşifâ günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Yağıbasan Medresesi: Niksar ilçesindedir. Günümüzde oldukça yıkık vaziyettedir. Çukur Medreseyle aynı zamanda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Ebü’l-Kâsım Türbesi: Ebü’l-Kâsım bin Ali et-Tûsî tarafından 1234’te yaptırılmıştır. Mor, firuze, lâcivert çinilerle yapılmış kûfî yazılar geometrik geçmeler Selçuklu sanatının orijinal örneklerindendir.
Sümbül Baba Türbesi: Gaziosmanpaşa Caddesinde; türbe, tekke ve mescit olarak 1292’de yapılmıştır. Türbenin taş işçiliği büyük sanat eseridir. Hacı Sümbül tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârisi tarzındadır.
Kırk Kızlar Kümbeti: Niksar ilçesinde olup, 13. asır Selçuklu eserlerindendir. Yapım târihi ve kime âit olduğu belli değildir. Yapının kâidesi taştan, sekizgen gövdesi tuğladandır.
Melik Gâzi Türbesi: Niksar ilçesinin çıkışındadır. Danişmendoğulları devrinde yapılmıştır. Câmi plânındadır. İçten bütün eseri dolaşan yazı kuşağı devrin ustalığını yansıtır.
Tokat Köprüsü: Şehrin girişinde Yeşilırmak üzerindedir. Selçuklu eseri olup, 1250’de yapılmıştır. Boyu 150, eni 7 metre olup, 5 gözlüdür. Osmanlılar devrinde tâmir gören köprü son şeklini almıştır.
Talazan Köprüsü: Niksar ilçesine 15 km mesâfede, Niksar-Erbaa karayolu üzerindedir. 1200-1220 arasında yapıldığı tahmin edilen köprü günümüzde yıkık vaziyettedir.
Saat Kulesi: Sultan Abdülhamîd Hanın tahta çıkışının 25. yıldönümü için 1902’de yaptırılmıştır. Kulenin girişi güneyinden olup, kuzeyinde bir dükkan vardır. Yüksekliği 33 metredir. Kesme taştandır.
Turhal Kervansarayı: Turhal-Pazar karayolu üzerindedir. Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzellerindendir. Fakat hâlen bakımsız ve harap bir haldedir. Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubat devrinde 1237’de yapılmıştır.
Sulu Han: Osmanlılar devrinde yapılmıştır. Günümüzde restore edilip, öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır.
Tokat Kalesi: Ortaçağda sivri ve kayalık bir tepe üzerinde yapılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devrinde tâmir görmüştür. Kalenin 28 burcundan günümüzde bir tânesi kalmıştır. Diğer kısımları harâbe hâlindedir. Tepe üzerindeki kulesine 362 basamakla çıkılır. Sarnıç, ambar, cephânelik ve muhâfızlar için binâlar vardır.
Turhal Kalesi: Bugün yalnız birkaç burcu kalan bu kale çok eski çağlardan kalmadır. Son şeklini Osmanlı devrinde almıştır.
Niksar Kalesi: Ortaçağdan kalmıştır. Fakat bugünkü şeklini Selçuklu ve Osmanlı devrinde almıştır.
Zile Kalesi (Nama Hisarı): Eski bir eserdir. Sur şekli Osmanlılara âittir. Roma İmparatoru Sezar’ın târihe geçen “Geldim, gördüm, yendim” (Veni, Vidi, Vici). Lâtince yazıların kazılı olduğu sütunun da bulunduğu kale bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir. Osmanlı devrinde depo olarak kullanılmıştır. Kaleden Bodrum ve Sekerap Suyuna inen gizli tünellerin bulunduğu rivâyet edilir.
Nikopolis: Artova ilçesinin Sulusaray bucağında bir Roma çağı şehrinin kalıntıları toprak altındadır.
Neokaseria (Kaberie): Bugünkü Niksar şehrinin bulunduğu yerde eski bir Roma şehrinin kalıntıları vardır. Kale, sur ve yılanlı köprü kısmen ayaktadır.
Tokat Müzesi: Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine âit eserler sergilenir. Osmanlı devrine âit olanlar arasında mahkeme sicilleri, mühürler, sikkeler, tabletler, tekke eşyâsı ve giyim-kuşama âit eserler çoğunluktadır.
Mesire yerleri: Tokat tabiî güzellikleri bakımından yurdumuzun zengin bölgelerinden biridir. Ormanlar ilde geniş bir yer kaplar. Bu yüzden birçok orman içi dinlenme yeri vardır. Bâzı mesire yerleri şunlardır.
Câmiiçi: Niksar ilçe merkezine 17 km uzaklıkta, Niksar-Ünye karayolu üzerinde bir ormaniçi dinlenme yeridir.
Zinav Gölü: Çukurgöl olarak da bilinen bu mesire yeri Reşâdiye ilçesine 25 km uzaklıktadır. Göl ve ormanların iç içe olduğu bir mesire yeridir. Gölün suyu tatlıdır.
Göllüköy: Reşâdiye ilçesine bağlı Göllüköy yakınındadır. Gölün suyu tatlı olup, etrâfının manzarası güzel bir mesire yeridir.
Kaplıca ve içmeler: Tokat içmeler ve kaplıca bakımından zengin bir ilimizdir. Sulusaray Kaplıcası, Reşâdiye Çermiği, Başören mâdensuyu, Reşâdiye mâdensuyu ve Ayvaz suyu ilin önemli şifâlı su kaynaklarıdır.
Sulusaray Kaplıcası: Sulusaray ilçesine 3 km uzaklıkta Ilıca köyündedir. Tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu romatizma, nevralji ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.
Reşâdiye Kaplıcası: Reşâdiye ilçesinin 1.5 km batısındadır. Yeterli tesisleri olmayan kaplıca suyu romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Başören İçmesi: Merkez ilçeye bağlı Başören köyündedir. Sarılık suyu olarak da bilinir. Su, içme olarak mîde, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına, böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalıdır.
Ayvaz Suyu: Niksar ilçesine 2 km uzaklıkta çıkar. Sertliği 0 derece olan su, şişelenerek diğer illere gönderilir. Su, safra kesesi ve böbrek rahatsızlıklarıyla yüksek tansiyon ve barsak rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Tekirdağ Hakkında Bilgiler

TEKİRDAĞ
Yüzölçümü   : 6218 km2
Nüfûsu          : 468.842
İlçeleri          : Merkez, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy.
Marmara bölgesinin Ergene kısmında kalan bir ilimiz. İl toprakları 40° 36’ ve 41° 31’ kuzey enlemleriyle 26° 43’ ile 28° 08’ doğu boylamları arasında yer alır. Doğudan İstanbul, kuzeyden Kırklareli, batıdan Çanakkale illeri ve güneyden Marmara Deniziyle çevrilidir. Kuzeydoğuda Karadeniz’e çok küçük bir kıyısı vardır. Trafik numarası 59’dur.
İsminin Menşei
Tekirdağ isminin Tekfur Dağından geldiği rivâyet edilir. Türk akınlarına iki sene direnen Bizans kalesine “Tekfur Dağı” demişlerdir. Diğer bir rivâyete göre bu şehrin tekfuru avlanırken yaraladığı geyik yuvasına koşar ve yavrularını emzirirken ölür. Bu hâdiseyi gören tekfur inzivâya çekilir. İnzivâya çekildiği bu dağa Tekfur Dağı denir. Hangisinin doğru olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen husus Türkler bu şehri fethettiklerinde ilk önce “Tekir Dağı” sonradan “Tekirdağ” ismini vermiş olmalarıdır. Tekirdağ’ın eski ismi de “Rodosto”dur.
Târihi
Tekirdağ il toprakları çok eski çağlardan bu yana bir yerleşim merkezi olarak eski bir târihe sâhiptir. Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hititler, Marmara Denizinin ötesini geçmemiş olup bu bölge Hititlerin sınırları dışında kaldı.
Trakya’ya adını veren Orta Asya menşeli Trak Türkleri uzun müddet bu toprakları ellerinde bulundurdular. M.Ö. 1200 târihlerinde Frigler bu bölgeyi ve Trakya’yı ele geçirdiler. Anadolu’ya geçerek Frigya Devletini kurdular. Frigleri yıkan ve Anadolu’da hâkim olan Lidyalılar bilâhare M.Ö. 6. asırda Pers Kralı Dârâ’ya yenilince Anadolu’nun mühim bir kısmı ve Trakya, Perslerin eline geçti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca Trakya, Anadolu ve İran topraklarına katıldı. İyonlar devrinden beri bu bölgeye ve Yunanistan’a gelen göçmenler, sâhillerde küçük siteler, koloni şehirler kurdular. M.S. 46’da Romaİmparatorluğu bu bölgeyi kendi topraklarına kattı. 395’te Roma ikiye bölününce bölge Anadolu ve Trakya gibi Doğu Roma (Bizans) payına düştü.
Balkanlardan, kuzeyden, Orta ve Doğu Avrupa’dan zaman zaman bu topraklara akınlar yapıldı. Bu akınların çoğu muhtelif Türk kavimleri tarafından düzenlendi. Beşinci asırda Attila emrindeki Hunlar, Avar Türkleri ve Peçenek Türkleri bunların başlıcalarıdır. Gotlar, Moğollar, Slavlaşmamış Bulgar Türkleri ve Lâtinlerin bu bölgeye akınları oldu. Bölgeye İslâm akıncıları da akınlar yaptılar, fakat feth edilen yerleri uzun müddet ellerinde tutamadılar.
Rumeli Fâtihi ünvânıyla anılan Şehzâde Gâzi Süleymân Paşa(Orhan Gâzinin büyük oğlu) Gelibolu’yu fethettikten sonra 1356’da Şarköy ve Malkara’yı alarak Tekirdağ topraklarınıOsmanlı sınırına yaklaştırdı. Gâzi Süleymân Paşanın vefâtından sonra Bizanslılar bölgeyi geri aldılarsa da, Sultan Birinci Murâd Hüdâvendigâr tahta çıkar çıkmaz 1362’de, bu toprakları yeniden, aynı târihte Gâzi Evrenos Bey de Malkara’yı fethetti. Bizanslıların Çorlu’yu geri alma teşebbüsü başarısızlıkla netîcelendi.
1402 Ankara Savaşından sonra Sultan Yıldırım Bâyezîd Hanın Tîmûr Han karşısında yenilmesiyle Osmanlı Devleti sarsıntı geçirdi. Osmanlı Devleti yeniden birliği temin ve kaybedilen toprakları geri almak için geçen devrede bölge ve Trakya’ya sırasıyla Süleymân, Mûsâ ve Mustafa Çelebi hâkim oldular.
Sultan Birinci Mehmed (Çelebi) Hanla oğlu Sultan İkinci Murâd Han, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü ve otorite birliğini yeniden tesis ettiler. Fâtih Sultan Mehmed Hanın 1453’te İstanbul’u fethiyle Tekirdağ bir iç şehir hâline geldi. Bu bölgeyi Türkleştirmek için Anadolu’dan Yörük Türkleri getirilerek yerleştirildi.
Osmanlı devrinde Tekirdağ, şimdi Kırklareli sınırlarında bulunan Vize’ye bağlı bir sancaktı. Bu sancak merkezi Sofya’da bulunan oldukça geniş Rumeli Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 26 sancağından birini teşkil ediyordu. Tanzimattan sonra Tekirdağ, Edirne eyâletinin (vilâyetinin) altı sancağından birine merkez oldu. Dört kazâsı vardı. Cumhûriyet devrinde Sancaklar (mutasarrıflıklar) il (vilâyet) olunca, Tekirdağ da il oldu.
Balkan Harbinde Bulgarlar Tekirdağ’ın büyük bir bölümünü işgâl ettiler. Nesillerden nesillere anlatılacak tüyler ürpertici büyük cinâyetler işlediler. İhtiyar, çocuk, kadın demeden binlerce mâsum insanı şehit ettiler. Annelerin gözleri önünde küçük çocukları süngülere takmaktan, fırına atmaktan büyük zevk duydular. Eski Bahriye Nâzırı Ferik (Korgeneral) Hurşit Paşa, Tekirdağ’ı tamâmen Bulgarlardan kurtarmak için Marmara’dan bir kolorduyla çıkarma yaptı. Şarköy’ü aldı. Fakat Tekirdağ’ı kurtaramadan geri döndü.
Birinci Dünyâ Harbi sonunda Osmanlı Devleti toprakları muhtelif devletler tarafından işgâl edilince, Tekirdağ Yunanlıların istilâsına uğradı. 1922 sonlarına kadar burada kalan Yunanlılar en az Bulgarlar kadar mâsum halka zulmettiler. İstiklâl Harbi sonunda diğer yerlerden olduğu gibi buradan da çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Lozan Antlaşmasıyla buradaki Rumlar Yunanistan’daki Türklerle mübâdele edildi.
Fizikî Yapı
Tekirdağ il topraklarının % 9’u dağlardan, % 75’i platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. İl toprakları genel olarak az engebeli dalgalı düzlükler hâlindedir. Ekime müsâit toprakları çok bereketlidir.
Dağlar: Dağların yüksekliği 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Ganos Tepesi 924 m’dir. Tekir Dağları (Işıklar Dağı) güneyde olup, denize paralel uzanır. Karabağ’dan başlayıp Mürefte’ye doğru uzanan dağlar denize dik olarak iner. İlin kuzeyinde Yıldız (Istranca) Dağları alçalarak tepeler hâlinde yer alır. Bunların en yüksek yeri karatepe (484 m) dir. Platolar il topraklarının büyük kısmını teşkil eder. Alçak tepeler ve geniş düzlükler hâlinde olup, Malkara ve Hayrabolu platoları başlıcalarıdır. Tekirdağ, Kurudağ ve Istranca dışında diğer yükseklikler Ergene Vâdisine doğru alçalıp kaybolurlar. Ortalama yükseklik 150-200 m’dir.
Ovaları: Ovaların çoğu deniz kenarında ve akarsu ağızlarındadır. Başlıca ovaları; Kınık Ovası, Kumluca Ovası, Şerefli Ovası, Naipköy Ovası, Şarköy Ovası ve Değirmenaltı Ovasıdır. Akarsu vâdileri de genişleyerek ova hâlini almıştır. Bunlar Ergene, Hayrabolu, Çene ovalarıyla Kurtdere, Çongora, Çorlu, Gölcük ve Çengelköy vâdileridir.
Akarsuları: Tekirdağ ilinde büyük akarsular yoktur. Trakya’nın büyük akarsularının kolları vardır. Ergene Çayı başlıca akarsuyudur. Bu çay Kırklareli’nden gelir, Saray ilçesinden geçer. Muratlı ilçesi kuzeyinde dirsek yaparak il topraklarını terk eder. Çorlu Çayı, Karıştıran Çayı ve Hayrabolu Çayı, Ergene ile birleşir. Araplıdere ve Değirmendere ise Marmara’ya dökülür. Olukbaşı Deresiyle Işıklar Deresi vardır.
Göller: Tabii göl yoktur. Kadıköy Baraj Gölüyse küçük bir göldür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi: Marmara kıyılarında Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışlar kış ve ilkbaharda olur. İç kısımlardaysa, kara iklimi hâkimdir ve kışlar kıyılara nazaran soğuk geçer. Senelik yağış ortalaması 590 mm’dir. Bâzı yerlerde 725 mm’ye yükselir. Senede 30 gün 0°C altında ve 15 gün +30°C’nin üstünde olur. Senede ortalama 5 defâ kar yağar ve 10 güne yakın karla örtülü kalır. Sıcaklık -13,5°C ile +37,6°C arasında seyreder.
Bitki örtüsü: İlin büyük bir kısmı bozkır görünümündedir. Orman varlığı azdır. İl topraklarının % 17’si orman ve fundalıktır. Saray ilçesinin Bahçeköy bölgesinde çam ormanlarıyla Saray ve Çerkezköy ilçelerinin kuzeyinde Istranca Dağları uzantısında meşe ormanları bulunur. İl topraklarının % 5’i çayır ve mer’a, % 77’si ekili-dikili alanlardır.
Ekonomi
Tekirdağ ilinin ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Turizm sektörü de gelişmektedir.
Tarım: Verimli toprakları ve uygun iklim şartlarıyla çok çeşitli ve bol ürün alınır. Türkiye’nin ayçiçeği bahçesidir. Türkiye’de yetişen ayçiçeğinin % 25’i bu bölgede yetişir. Tahıl ve sanâyi ürünleri başta gelir. Bağcılık, kavun-karpuz ve sebzecilik oldukça gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri arasında buğday, arpa, yulaf, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, kolza ve soğan yetişir. Sebze üretimi çok ilerlemiştir. Elde edilen domatesle bol miktarda patlıcan, kabak, bezelye, bakla, semizotu, tâze soğan ve sarmısak İstanbul’a sevkedilir.
Meyvecilik de çok gelişmiş olup kavun, karpuz, üzüm ve çok miktarda erik, iğde, muşmula ve kiraz yetişir. Toprağı az, ürünü bol il olarak tanınır.
Hayvancılık: Tekirdağ ili hayvancılık bakımından da zengindir. Çayır ve mer’aları boldur. Platolar, bitki örtüsü ve iklimi hayvancılığa çok müsâittir. Sığır, koyun, kıl keçisi, hindi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tekirdağ ilinin kıyıları çeşitli ve değerli balıklarla doludur. Her mevsimde bol balık bulunur. Başlıca balık cinsleriyse barbunya, tekir, karagöz, mırmır, ispari, istavrit, kefal, levrek ve lüferdir.
Ormancılık: İlin orman varlığı azdır. Orman ve fundalık alanı 100 bin hektar olup, ilin kuzey doğusundadır. Senede 250 bin ster yakacak odunu ile 2000 m3 sanâyi odunu ve 10 ton ıhlamur çiçeği elde edilir.
Mâdenler: Tekirdağ ili mâden bakımından fakirdir. Sâdece linyit ve manganez yatakları olup, senede yaklaşık 40.000 ton linyit çıkarılır.
Sanâyi: 1970 senesine kadar tarıma dayalı sanâyiye sâhip olan Tekirdağ ili, 1970’ten sonra hızla sanâyileşmiştir. Çerkezköy, Çorlu ve Tekirdağ merkez ilçelerinde sanâyi kuruluşları daha fazladır. Türkiye’nin en büyük 100 kuruluşundan 3’ü ve en büyük 500 kuruluştan 15’i bu il sınırları içindedir. Metal eşyâ ve makina îmâlâtı gelişmiştir. İstanbul’a yakınlık, ulaşım, pazarlama imkânları sanâyinin gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Ayçiçeği ve kolza yağı üreten çok sayıda fabrika, un ve kiremit-tuğla fabrikaları, Tekel Fabrikası, Çimento Fabrikası, Mobilya Fabrikası, Yem Fabrikası, Profilo Elektrik Âletleri Sanâyii, Hidrolik Makina Sanâyii ve Ticâret A.Ş. (HRMA), Profilo Elektrik Motorları ve Kompresör Sanâyii A.Ş., Gümüşsuyu Halı Sanâyii A.Ş., Dinarsu Îmâlât ve Ticâret A.Ş., Narin Mensucat Fabrikaları A.Ş., Aksu İplik Dokuma ve Boya Fabrikaları A.Ş., Yünsa Yünlü Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Akip Tekstil Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Boya Apre Fabrikası, Trakya İplik Sanâyii A.Ş, Trakya Kâğıt Sanayii A.Ş., Modern Karton Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Tekirdağ Ağaç Sanâyii ve Ticâret A.Ş. ve diğer fabrikalar.
Ulaşım: Tekirdağ ili ulaşım bakımından çok iyi imkânlara sâhiptir. Karayolları ağı mükemmeldir. Yollar kaliteli ve geniştir. Merkez ilçe Tekirdağ’dan 5 ayrı istikâmete giden asfalt yollarla Trakya’nın her yanına bağlanır. 378 km devlet yolu ve 270 km il yolu vardır. İstanbul-Tekirdağ-İpsala-Avrupa yolu çok işlektir. Yolsuz köy yoktur.
Demiryolu: İstanbul-Edirne-Avrupa demiryolu il sınırları içinden geçer. Muratlı, Çorlu ve Çerkezköy ilçeleriyle beş köy bu demiryolu güzergâhı üzerindedir. İl sınırları içinde demiryolu uzunluğu 62 km’dir.
Denizyolu: İlin Marmara kıyısında 4 iskelesi vardır. 400 m uzunluktaki Tekirdağ İskelesi ihrâcât ve ithâlât iskelesidir. Marmara Ereğlisi İskelesi, akaryakıt yükleme ve boşaltma yeridir. Şarköy ve Mürefte iskelelerine yolcu vapurları uğrar.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 468.842 olup, 258.940’ı ilçe merkezlerinde, 209.902’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6218 km2 olup nüfus yoğunluğu 75’tir.
Örf ve âdetleri: Avrupa ile Asya arasında bir köprü, geçit olan Trakya ve bunun bir parçası olan Tekirdağ il toprakları târih boyunca pekçok medeniyet, kültür ve milletlerin geçiş ve yerleşme yeri olmuşsa da bu bölgenin Türkler tarafından fethinden sonra Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve bu kültür silinmez bir şekilde kökleşmiştir. Bu bölgenin Türkleşmesinde Yörüklerin çok mühim rolü ve hizmeti olmuştur. Tekirdağ Trakya’da Türkleşen ilk yerlerden biridir.
Mahallî oyunları: Tekirdağ ili mahallî halk oyunları ve halk türküleri bakımından zengin bir ildir. Oyunlar genel olarak karşılama, hora ve kahramanlık oyunlarıdır. Tekirdağ karşılaması, Sirto, Güzelkız, Hasancık, İstemem Babacığım İstemem, Kampana, Tekirdağ Oyunu, Gayda, Keklik, Galamata, Reyhan, Kara Çalı, Kasap, Kaçamak, Subaşı, Horon, Çoban ve Yeşilim başlıcalarıdır.
Mahallî kıyafetleri: Ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir. Kadınlar kare şeklinde rengarenk ve etrafı oyalı başörtü kullanır. İçliğin üzerine basma veya divitinden yapılmış fistan giyilir. Fistan yerine bürümcek de kullanılır.
Mahallî yemekleri: Tekirdağ köftesi, keşkek, çeneçarpan çorbası, çıllık, elbasan tava, gülbarak böreği, hakuk, kodrul, mangır, kalle, pireşe, yoğurtlu borana, peynirli helvası ve Tekirdağ baklavasıdır.
Yağlı ve karakucak güreşleri Tekirdağ’da çok yaygındır. 1935-1942 arasında 8 yıl Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanan Tekirdağlı Hüseyin Alkaya, yurt dışında da sırtı yere gelmemiş bir Türk güreşçisidir. Hayrabolulu Süleyman ve Malkaralı Fehmi Özkan da meşhur güreşçilerdir.
Eğitim: Okur-yazar nispeti en yüksek olan iller arasında olup, bu oran % 98’dir. İl dâhilinde 58 anaokulu, 350 ilkokul, 39 ortaokul, 7 meslekî ve teknik ortaokul, 10 lise, 14 meslekî ve teknik lise vardır. Edirne’de bulunan Trakya Üniversitesine bağlı Tekirdağ Ziraat Fakültesiyle Meslek Yüksek Okulu açılmıştır. Merkez ilçede 1955’te kurulmuş olan Nâmık Kemâl Kütüphânesinde 50.000 eser bulunur. Üç halk ve çocuk kütüphânesi vardır.
İlçeleri
Merkez ilçe, Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmara Ereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy Tekirdağ ilinin ilçeleridir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 117.455 olup, 80.442’si ilçe merkezinde, 37.013’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Banarlı bucağına bağlı 12, Barbaros bucağına bağlı 10, İnecik bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1033 km2 olup, nüfus yoğunluğu 114’tür.
İlçe merkezi deniz kıyısında Ördekli Derenin denize döküldüğü yerde kurulmuştur. Son yıllarda hızla gelişmiştir. İlçede un, yağ, tuğla fabrikalarının çok sayıda olmasına karşılık, genelde zengin bir tarım merkezidir. Kıyı kesiminde balıkçılık da yapılmaktadır. Tekirdağ limanı aracılığıyla karayolunun yanısıra deniz ulaşımında da faydalanılmaktadır.
Çerkezköy 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.317 olup, 23.102’si ilçe merkezinde, 18.215’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 296 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10’dur.
İlçe toprakları Ergene Havzasında olup, genelde düzdür. Ergene Irmağının kollarından olan Çorlu Deresi Istranca Dağlarından doğar. İlin toprak yönünden en küçük ilçesidir.
Ekonomisi 1980’li yıllara kadar tarıma dayalıydı. Temel tarım ürünü ayçiçeğidir. Son senelerde İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım kaynaklarının zenginliği sebebiyle İstanbul sanâyii için gelişme alanı oldu. Türkiye’nin en büyük sanâyi kuruluşları arasında yer alan bâzı firmaların burada fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Deresi üzerinde kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 61 km olup, İstanbul’a ise 100 km uzaklıktadır. İstanbul-Edirne demiryolu ilçenin yakınından geçmektedir. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında kurulmuştur. İlk adı Türbedere’dir. Daha sonra Çerkezköy olarak değiştirilmiştir. Çerkezköy belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Çorlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 104.303 olup, 74.681’i ilçe merkezinde, 29.622’si köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 946 km2 olup, nüfus yoğunluğu 110’dur.
İlçe toprakları, bölgenin en verimli arâzisi olan Ergene Havzasında yer alır. Genelde ova görünümündedir. Ergene Irmağıyla kolu olan Çorlu Deresi toprakları sular. Ulaşım rahatlığı ve stratejik önemi yüzünden Tekirdağ’ın en gelişmiş ilçesidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, şekerpancarı, ayçiçeğidir. Hayvancılık da tarım kadar gelişmiştir. Köylerin hepsinde besi hayvancılığı da yapılır. En çok kıvırcık koyun ve sığır beslenir. Elde edilen süt ve süt ürünleri büyük ölçüde İstanbul’a gönderilir. Tarıma dayalı sanâyi dışında, kimyâ ürünleri, orman ürünleri, metal eşyâ ve makina îmâlâtı fabrikaları vardır.
İlçe merkezi önemli ulaşım bağlantıları üzerinde kurulmuştur. Milletlerarası E-5 karayoluyla Haydarpaşa-Edirne demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 37 km, İstanbul’a ise 111 km uzaklıktadır. Çorlu Belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Hayrabolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.640 olup, 16.923’ü ilçe merkezinde, 28.717’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Dambaslar bucağına bağlı 11, Susuzmusellim bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1035 km2 olup, nüfus yoğunluğu 44’tür.
İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeybatı kesimi Ergene Havzası içinde kalır. Batı kesimindeyse Işıklar Dağının uzantıları yer alır. Topraklarının diğer bölümleriyse yer yer engebeli platodur. En önemli akarsuyu Hayrabolu Deresidir.
Ekonomi tarıma dayalıdır. Ayrıca tarıma dayalı sanâyi de gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri ayçiçeği, şekerpancarı ve buğdaydır. Diğer ilçelerde olduğu gibi hayvancılık gelişmiştir. Çok miktarda süt ve süt ürünleri üretilir. Un, nebâtî yağ ve tarım araçları üreten işyerleri de vardır.
İlçe merkezi, Hayrabolu Deresinin batısında kurulmuştur. İl merkezine 51 km mesâfede olup, İstanbul-Edirne yoluna 19 km’lik bir karayoluyla bağlanır. Hayrabolu belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Malkara: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 62.524 olup, 20.180’i ilçe merkezinde, 42.344’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Ballı bucağına bağlı 15, Şahin bucağına bağlı 22, Yörük bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1224 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir.
İlçe toprakları Ergene ve Meriç’i besleyen dereler tarafından parçalanmış dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası güneybatısında yer alan Kuru Dağı Tepesidir (676 m). Hayrabolu ve Büyükdoğanca (Çamlıca) dereleri başlıca akarsularıdır. Sulama, içme ve taşkınları önleme gâyesiyle Kadıköy ve Karaiğdemir barajları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm ve arpadır. Hayvancılık gelişmiştir. Un ve yağ fabrikaları ilçenin başlıca tarıma dayalı sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında bulunan linyit yatakları özel kuruluşlar tarafından işletilir.
İlçe merkezi Tekirdağ-Yunanistan karayolu üzerinde kurulmuştur. Tekirdağ ve Çorlu’dan sonra üçüncü büyük ilçe merkezidir. İl merkezine 58 km uzaklıktadır. Malkara belediyesi 1880’de kurulmuştur.
Marmara Ereğlisi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.455 olup, 5957’si ilçe merkezinde, 6498’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 5 köyü vardır. Çorlu’ya bağlı bucak merkeziyken 16 Haziran 1987 târih ve 3392 sayılı kânunla ilçe merkezi oldu. Yüzölçümü 183 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir.
İlçe toprakları genelde düz ve ovalarla kaplıdır. Deniz kıyılarında geniş kumsallar olup, çok sayıda tabiî plaj vardır. Bu yüzden ilçe merkezi ve çevresi İstanbulluların dinlenme yerlerinden biri durumundadır. Kıyı şeridi yazlık evler ve turistik tesislerle doludur.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve ayçiçeğidir.
İlçe merkezi deniz kenarında ve İstanbul-Edirne karayolu üzerindedir. İl merkezine 39 km mesâfededir. Limanı ilin akaryakıt yükleme ve boşaltma görevini yapmaktadır. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Muratlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.952 olup, 13.192’si ilçe merkezinde, 9760’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 407 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve genellikle düzdür. Topraklardan kaynaklanan sular Ergene Irmağı ve Çorlu Suyunu besler. Bir kısmıysa Marmara Denizine dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve üzümdür. İlçede un fabrikaları ve peynir yapımıyla uğraşan mandıralar vardır.
İlçe merkezi, Çorlu Suyunun Ergene Irmağına katıldığı bölgenin güneydoğusunda kurulmuştur. Sultan Birinci Murâd bir sefer dönüşü sırasında buraya otağ kurmuş ve bölgeyi çok beğendiğinden buraya “Murâd Eli olsun!” diye ferman buyurmuştur. Daha sonra Hacı Selim Bey adlı bir kişi bu bölgede çiftlik kurarak Muratlı’nın çekirdeğini meydana getirmiştir. Cumhûriyetten sonra göçmenlerin yerleştirilmesiyle küçük bir yerleşme alanı olan Muratlı gelişmiştir. İl merkezine 24 km uzaklıkta olup, Tekirdağ’ı, İstanbul-Kırklareli karayoluna bağlayan yolla İstanbul-Edirne demiryolu ilçe merkezinden geçer.
Saray: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.716 olup, 13.038’i ilçe merkezinde 20.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13, Anıttepe bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 610 km olup, nüfus yoğunluğu 55’tir.
İlçe topraklarının büyük bir bölümü Ergene Havzasında yer alır. Kuzeydoğu kesiminde Yıldız Dağları vardır. İlçe topraklarından doğan dereler Ergene Irmağına karışır. Karadeniz’de yaklaşık 8 km’lik bir kıyısı bulunur. Dağlık kesimleri ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, arpa ve yulaftır. Hayvancılık da gelişmiştir. İlçede un ve yağ fabrikaları vardır. İlçe topraklarında düşük kaliteli linyit yatakları özel sektör tarafından işletilmektedir. Çıkarılan kömür genelde İstanbul’a satılır.
İlçe merkezi, İstanbul-Kırklareli karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 81 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 17 km mesâfede olan Karadeniz kıyılarındaki tabiî bir güzelliğe sâhip olan Kastro 2,5 km’lik kumsalıyla ilin önemli turizm merkezlerindendir. Zamânımızda Çamköy olarak adlandırılan bölgenin bir özelliği de, Trakya’nın tek karaçam meşceresi (korusu) burada bulunmaktadır.
Şarköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 28.480 olup, 11.425’i ilçe merkezinde, 17.055’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15, Mürefte bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 481 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Işıklar Dağı, Uçakbaşı doruğunda 924 m’ye ulaşır. Bu dağ, Istranca Dağlarından sonra Tekirdağ’ın en yüksek dağıdır. Dağlık bölgeler meşe ve gürgen ağaçlarıyla kaplıdır. Kıyıyla Işıklar Dağı arasında tepecik alanlar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, yulaf ve arpadır. Balıkçılık ve turizm ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıyılarındaki tabiî plajların kenarlarında turistik tesisler vardır.
İlçe merkezi, Marmara kıyısında kurulmuştur. Marmara kıyısını tâkip eden Tekirdağ-Eceabat karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 83 km uzaklıktadır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Marmara ve Karadeniz’de kıyıları bulunan Tekirdağ, güzel ormanları, târihî eserleri ve tabiî kumsallarıyla güzel bir ilimizdir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Rüstem Paşa Külliyesi: Ertuğrul Mahallesinde Kânûnî Sultan Süleymân Hanın damadı Rüstem Paşa tarafından 1553’te Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, hamam, bedesten, medrese ve kitaplıktan meydana gelmiştir. Günümüze orijinal şekliyle câmi, kütüphâne ve bedesten ulaşmıştır. Câminin tek ve geniş kubbesi ve yazıları bir sanat şaheseridir. Medrese yıkıntı hâlindedir. Hamamın sâdece taş ve tuğla duvarlarından bir kısmı kalmıştır. Bedesten altı kubbeli dikdörtgen bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımından inşâ edilmiştir. Câmiye 1841’de Sultan Abdülmecîd devrinde son cemâat yeri ilâve edilerek ortaya beşgen saçaklı ve on musluktan şadırvan inşâ edilmiştir.
Eski Câmi: Ertuğrul Mahallesinde olup, kitâbesi yoktur. İlk yapı şekli yanmıştır. Daha sonra yapılan câmi 1830’da Zâhire Nâzırı Tekirdağlı Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı ahşap, üstü kiremit kaplıdır. 1912 zelzelesinde yıkılan minâre, Cumhûriyet devrinde yeniden yapılmıştır.
Orta Câmi: Kürkçü Sinân Ağa tarafından yaptırılmıştır. Eski câmi yıkılmış olup, günümüzdeki câmi 1854’te eskisinin yerine yapılmıştır. Câmi duvarları kalın taşlardan olup, çatısı kiremitle kaplıdır.
Hasan Efendi Câmii: Hasan Efendi Mahallesinde olup, 1627’de Hasan Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hasan Efendinin mezarı yanındadır. Minâresi tâmir görmüştür.
Sultan Süleyman Câmii: Çorlu ilçesinde çarşı içindedir. 1521’de yapılan câmi kesme taştan kare plânlı yapı yuvarlak kubbeyle örtülüdür. Tek şerefeli minâre silindirik gövdelidir.
Gâzi Ömer Bey Câmii: Malkara ilçesinde Fâtih’in meşhur komutanı ve Mora Yarımadası Fâtihi Gâzi Ömer Bey tarafından yaptırılmıştır. Eski Osmanlı câmilerindendir ve hâlen sağlamdır. Yanında 1490’da yapılmış Ömer Beyin türbesi vardır. 1830’da câmi tâmir görmüştür.
Ayas Paşa Câmii: Saray ilçesinde Sadrâzam Ayaz Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan küçük bir yapıdır. Ana mekan kubbeyle örtülüdür. İnce silindirik gövdeli minâre tek şerefelidir. 1569’da yapılmış olan câminin avlusunda Kırım hanlarından İkinci Devlet Giray Hanın (v. 1725), İkinci Fetih Giray Hanın (v. 1746), İslâm Giray Sultanın (v. 1772), Üçüncü Selim Giray Hanın (v. 1785), Dördüncü Devlet Giray Hanın (v. 1780) ve Şahbaz Giray Hanın (v. 1792) kabirleri vardır.
Tekirdağ Müzesi: Eski çağlarla Osmanlı devrine âit eserler sergilenir. Oldukça zengin sayılır.
Rakoczi Müzesi: Macar Kralıİkinci Ferenc Rakoczi’nin 1720-1735 arasında Tekirdağ’da kaldığı ev, müze hâline getirilmiştir. Burada kullandığı eşyâlar, silâhlar, yaptığı yağlıboya tabloları ve tahta oymalar sergilenmektedir. Avusturya İmparatoruyla savaşan Rakoczi, Fransa’ya sığınmış ve Sultan Üçüncü Ahmed Han, Rakoczi’yi Macar Kralı tanımış ve Osmanlı Devletine dâvet etmiştir. 1735’te ölmüştür. Sonradan kemikleri Macaristan’a nakledilmiştir.
Eski Eserler: Marmara Ereğlisi: M.Ö. 601’de Samoslar tarafından kurulmuş eski bir şehirdir. Karaevli Köyü: Târihî bir Trak şehridir. Eski adı Mokapora (Mocasura) idi. Germeyan Köyü: Roma Devrinde Aproi-Apros-Apri isimli bir şehirdi. İnecik: Eski Trak şehridir. Roma devrinde gelişmiştir. Barbaros (Banados): M.Ö. 6. asırda kurulmuş târihî bir şehirdir. Mesinli Kale Kalıntıları: Çorlu ilçesine bağlı Mesinli köyündedir. Beşiktepe: Merkez ilçeye bağlı Ahmedikli ve Hacıköy arasında beşiğe benzer tepede kale kalıntıları vardır. Güneşli: Saray ilçesi yakınında eski bir yerleşim merkezidir.
Mesire yerleri: Tekirdağ, uzun kumsalları, bağları ve ormanlarıyla tabiî güzellikler açısından zengin bir ilimizdir. Yaz ortasında deniz kıyıları yöre halkının ve İstanbulluların akınına uğrar. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Barbaros; Tekirdağ’ın 8 km yakınında kumsalı çok güzel bir sâhil şerididir. Kumbağ: Tekirdağ’ın 15 km yakınında deniz kıyısında bir tâtil köyüdür. Sığ Deniz: Kumsalı, tabiî plajı, bağları ve ormanıyla çok sayıda turistin geldiği bir yerdir. Çamlıköy: Saray ilçesinin Karadeniz kıyısındaki çok güzel manzaralı, tabiî plajlı ormanla denizin kucaklaştığı bir yerdir. Bahçeköy Deresinin Kastro’da Karadeniz’e döküldüğü yerde bir gölcük meydana gelmiştir. Bu gölcükte kayıkla gezilir ve gölcükte bol miktarda kefal balığı bulunur. Çorlu Çamlığı: Çorlu-Lüleburgaz arasında soğuk ve güzel suları ve gür çam ağaçlarıyla süslü bir mesire yeridir. Değirmenaltı: Tekirdağ’a 8 km mesâfede deniz kıyısında güzel bir mesire yeridir. Mürefte: Denizi, kumsalı, üzümü, balığı ve manzarasıyla meşhur bir kıyı kasabasıdır. Marmara Ereğlisi: Yaz turizmine çok müsâittir. Her zaman bol balığı vardır. Neresi kazılsa târihî eser çıkmaktadır. Şarköy: Denizi, meyveleri, güzel suları ve yeşilliğiyle şirin bir dinlenme yeridir. Kıyıda faytonlar bulunmaktadır. Eriklice, Gaziköy, Hoşköy, Karaevli, Topağaç ve Uçmakdere tabiî güzellikleriyle isim yapmış diğer tâtil ve dinlenme yerleridir.
Tekirdağ av turizmine müsâittir. Çil, çulluk, keklik, sarıasma, üveyik, yaban ördeği, yaban kaz ve tavşanı avlanır. Tekirdağ’ın Marmara’da 130 km, Karadeniz’de 3 km sâhili vardır.
Kaplıca ve İçmeleri: İlde önemli sayılacak kaplıca yoktur. Olanlarda da konaklama tesisleri mevcut değildir.
Avşar İçmesi: Tekirdağ’a 21 km uzaklıkta Barbaros bucağının Çanakçı köyü yakınındadır. Mîde rahatsızlıklarına faydalıdır.
Yarapsun Çamuru: Tekirdağ-Muratlı arasında Tekirdağ’a 7 km mesâfede bulunan 21-24°C sıcaklıktaki bir çamurdur. Bikarbonat bakımından zengin olan çamur, romatizma ağrılarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Şanlıurfa Hakkında Bilgiler

ŞANLIURFA
Yüzölçümü   : 18.584 km2
Nüfûsu           : 1.001.455
İlçeleri           : Merkez, Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç, Viranşehir.
Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölümünde yer alan ilimiz. İl toprakları 36° 40’ ve 38° 02’ kuzey enlemleriyle 37° 50’ ve 40° 12’ doğu boylamları arasında kalır. İl; doğudan Mardin, kuzeydoğudan Diyarbakır, kuzeyden Adıyaman, doğudan Gaziantep illeri, güneyden ise Suriye sınırıyla çevrilidir. Trafik numarası 63’tür. Peygamberler şehri, peygamberler diyârı olarak tanınan ve ilk çağların kültür merkezi olan Urfa, târihî bir şehirdir.
İsminin Menşei
Kuvvetli rivâyetlere göre, Nûh aleyhisselâm tufanından sonra bu şehri Semûd kavminin meşhur hükümdarı Ruhha kurmuş ve şehre bunun adına izafeden Rehha denmiştir.Türkler bu bölgeyi fethedince şehre “Uruha” demişlerdir. Zamanla bu kelime Urfa şekline dönüşmüştür. Eski Târih ve dînî kitaplarda ve bu arada İncil’de geçen Ur şehrinin Urfa olduğu söylenir. Ur, eski Altay Türk dilinde etrafı hendekle çevrili şehir, demektir. 1649 Kasımında Urfa’ya gelen Evliyâ Çelebi Seyâhatname isimli eserinde “Urfa” hazret-i Nûh tufanından sonra yapılan şehirlerden biridir. Semud kavminden Ruhâ isimli bir hükümdarın eseridir.” demektedir.
12.6.1984’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kânunla Urfa ismi Şanlı Urfa olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Peygamberler şehri diye anılan Urfa’nın 8000 yıl öncesine kadar uzanan zengin bir târihi vardır. Hatta hazret-i Âdem ile Havva’nın bir müddet Urfa’da kaldığı rivâyet edilir. Arap târihçilerine göre “Tufan”dan sonra hazret-i Nûh tarafından kurulan 18 şehirden biri de Urfa’dır. Böylece Urfa ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Kuruluşundan bu yanaUrfa, yüzlerce efsâne ve hikâyeye konu olmuştur.
Urfa bağrında kurulan dünyânın ilk üniversitesi olarak bilinen Harran Üniversitesi ile ilk çağların kültür merkezi olmuştur. Urfa her köşesinde ve her taşın altında (târihi eser) efsâne yatan Efsâneler şehridir. Urfa Sümerler ve eski Babillilerin nüfûzu altında kalmıştır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine almıştır. Hititlerden sonra Âsurlular, onlardan sonra da Babilliler tekrar Urfa bölgesini ele geçirdiler. Medler Babilleri yenice bu bölge ve Bâbil topraklarını Medler ele geçirdiler. Medlerin yerine geçen Persler bu bölgedeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca bu bölgeyi Makedonya İmparatorluğu topraklarına katmıştır. Makedonya Kralı İskender ölünce, imparatorluk komutanları arasında paylaşıldı. Bölge, Asya İmparatorluğu Salevkosların payına düştü.
Hurrilerin yaşadıkları Murri-Mitanni Devleti bu bölgede kuruldu. Krallığın başşehri “Vaşşugar” bugün Suriye sınırı üzerinde Habur Nehri doğusunda Resûleyn kasabasıdır. M.S. 1. asırda Romalılar bölgeye erişmişlerse de Urfa şehri Roma ile Patlar ve bunların yerine geçen Sasaniler arasında mücâdele konusu oldu. Pat ve Sasaniler bölgeyi daha çok ellerinde tuttular. M.S. 395’teRoma İmparatorluğu bölününce, Fırat ve Torosların ötesi olan Doğu Anadolu bölümü bütün Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü ve bu bölge Bizans ile İran arasında jeopolitik mücâdele konusu oldu. Bizans devrinde Urfa’ya Edessa dendi ve bu şehirde Arâmi kültürü ve Sâmiler hâkim oldu. Arâmi kralları Bizans ve İran’a harac vermek sûretiyle varlığını devam ettirdiler.
Asr-ı Saadette, hazret-i Ömer’in halifeliği zamânında Urfa, Müslümanlar tarafından fethedilerek İslâm devletine katıldı. Abbâsîler devrindeyse Urfa ve Harran, iki mühim yerleşim ve kültür merkeziydi.
1086’da Selçuklu Türkleri bölgeyi Emir Bozan Bey emrindeki Türk ordusuyla Bizans’tan alarak fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Urfa, Lâtinlerin eline geçti. Burada bir Haçlı Devleti kuruldu. 1098-1146 arasında 48 sene içinde Fransız asıllı 4 kont, Haçlı Devletini idâre etti. Zengilerin başkumandanlığındaki Türk orduları bu kontları yenerek esir aldılar ve nihâyet Nûreddîn Zengi Urfa’yı geri alarak kontluğa (Haçlı Devletine) son verdi. Urfa topraklarında Beyteginler isimli bir Türk hanedanı 1144’ten 1233’e kadar 89 yıl beylik kurdu ve bu devlet Zengilere, Artukoğullarına, Eyyûbilere ve Anadolu Selçuklu Devletine tâbi olarak varlığını devam ettirdi.
On üçüncü asır ikinci çeyreğinden sonra İlhanlılar, Türkleşmiş İran Moğolları ve Mısır-Suriye Türk Memlûk İmparatorluğu bölgeye hâkim oldular. Akkoyunlular ve Karakoyunlular Mısır-Suriye Türk Memlûk Devletine tâbi olarak bu bölgeyi ele geçirdiler.
Yavuz Sultan Selim Han 1516’da Urfa ve civârını Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Urfa, Osmanlı Devrinde 8 sancaklı “Rakka” beylerbeyliğinin (eyâletinin) çok defâ merkezi oldu. Osmanlı Devrinde “Ruhâ” veya “Urfa” ismiyle anıldı. Kânûnî Sultan Süleymân Han Irakeyn Seferine giderken iki gün Urfa’da kaldı. Osmanlılar zamânında Urfa önemli bir şehir olmak sıfatını muhâfaza etti ve mühim şahsiyetler yetiştirdi. Urfalı meşhurların sonuna Ruhâvî, Rehâvî veya Urfalı lakabı eklenmiştir. Şâir Nâbi Urfalıdır.
Tanzimattan sonra Urfa, Halep vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Sancağın 5 kazâsı bulunuyordu. Bilâhare Halep’ten ayrılarak müstakil sancak oldu.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra 7 Mart 1919’da İngilizler tarafından işgal edildi ve 1 Kasım 1919’da Urfa’yı Fransız işgal kuvvetlerine devrettiler. Fransızlar Urfa’da bulunan Ermeni azınlığını silahlandırarak, Ermenilere aşırı imtiyazlar tanıdılar. Türklere âit malları Ermenilere devretmeye başladılar. 29 Aralık 1919’da Urfa’ya tâyin olan hemşehrileri Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Saip (Ursavaş) Beyin liderliği altında Fransızları kovmak için teşkilât kurdular. Siverek’ten Said Bey idâresinde Badıllı Aşiretiyle güneyde Aneze Aşireti Reisleri düşmanı kovmak için gönüllülerini bu teşkilâta verdiler. 15 Ocak 1920’de başlaması düşünülen savaş ikmal zorlukları ile 8/9 Şubat 1920’ye tehir edildi. Millî Kuvvetler Fransız işgal birlik komutanına ültimatom vererek yirmi dört saat içinde Urfa’yı terk etmesini istediler. Fransızlar reddedince 9 Şubatta Millî Kuvvetler Urfa’nın yarısını ele geçirdiler. Urfa köylüleriyse Suruç ve Birecik’teki Fransız birliklerini kuşattılar. 12 Şubat’ta şiddetli çarpışmalar oldu. Urfa Müdâfaası 60 gün sürdü. Fransız askerleri atlarını kesip yemeye başladılar ve cephaneleri tükendi. Paris Gazetelerinde asker âilelerinin yazdığı:
“Haçlı Seferlerinde yüzbinlerce Hıristiyana mezar olan Türk Yurdu Anadolu’ya, evlatlarımızı bile bile ölüme göndermeye râzı değiliz. Hükümet istifâ etsin!” şeklinde mektuplar çıktı. Bir Fransız teğmenin:
“Marsilya’dan ayrılıyoruz. Bile bile Türkiye’ye kendi mezbahamıza sürükleniyoruz.” şeklinde başlayan hâtıra defteri Fransız kamuoyunda tesirler meydana getirdi.
Nihâyet Fransız işgal birlikleri müzakereyi kabul etiler. Urfalıların verdiği 60 deve, 20 katır ve Türk askerinin himâyesinde gece karanlığında Urfa’yı terk ederek, Suruç’a gittiler. 11 Nisan 1920 günü duâ, tekbir, gözyaşlarıyla Urfa Kalesine Türk Bayrağı kıyâmete kadar burada kalsın duâlarıyla çekildi. Urfalılar Fransız askerleriyle kahramanca savaşarak Urfayı düşman istilâsından kurtardılar. Cumhûriyet Devrinde bütün sancaklar gibi Urfa da kendi ismini taşıyan ilin merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Şanlıurfa ili topraklarının % 22’si dağlardan, % 62’si platolardan ve % 16’sı ovalardan ibârettir. Kuzeyden güneye doğru alçalan il toprakları genel olarak geniş düzlüklerden meydana gelir.
Dağları: Dağlar daha çok ilin kuzey kısmında bulunur. Dağların yükseklikleri azdır. Bu dağlar Güneydoğu Torosların orta kısmının güney eteklerini teşkil eder. İlin en yüksek dağı Şanlıurfa Diyarbakır sınırındaki Karacadağ’dır. Bu dağın Mirinmir Tepesi 1919 m’dir. Susuz Dağ (812 m), tektek Dağı (749 m), Germuş Dağları (800 m), Cudi Dağı (638 m) veArat Dağı (895 m) diğer dağlardır.
Platolar, yüksek ve yer yer akarsularla parçalanmış düzlüklerdir. Urfa Platosu Fırat ile Toros eteklerine kadar uzanır.
Ovaları: Ovalar ilin güneyinde yer alır. EskiMezopotamya bölgesinin kuzeyidir. Ovalar çok verimlidir. Viranşehir Ovası 1200 km2, Suruç Ovası 700 km2 ve Harran Ovası ortalama 750 metre yükseklikte ve yüzölçümü 2750 km2dir. Güney Anadolu Projesi bittiğinde sulu tarıma geçen Harran Ovası ile 12 Çukurova meydana gelecektir.
Akarsular: Şanlıurfa akarsuyu az olan bir ildir. Başlıcaları: Fırat Irmağı, Adıyaman ve Gaziantep ile olan 270 km’lik sınırı çizer. Boğaziçi köprüsünden sonra en uzun köprü olan Birecik Köprüsü (10 m genişlik 700 m uzunluk) bu ırmak üzerindedir. Habur Suyu: Karacadağ’ın eteklerinden iki kol olarak çıkar ve Fırat’ın önemli bir koludur. Ayrıca hepsi Fırat’a karışan Karakoyun Deresi, Belik Suyu, Zengeçur Çayı, Cavsak Suyu ve Culap Suyu yer alır.
Göller: Şanlıurfa ilinde büyük göller yoktur. 4 adet küçük göl vardır. Büyükgöl: Uzunluğu 400 m, genişliği 100 m, derinliği 3 m’dir. Bozova yakınındadır. Küçükgöl: Uzunluğu 250 m, genişliği 50 m, derinliği 1,5 m’dir. Bozova yakınındadır. Halilürrahman Gölü 150 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 2 m’dir. Merkez ilçededir. Gölde balık çok boldur, fakat kutsal sayıldığından yenmez. Aynızeliha Gölü: 50 m uzunluğunda 30 m genişliğindedir. Derinliği 3 m’dir. Gölde balık çoktur. Balıklar kutsal sayıldığından yenmez.
İklim ve Bitki Örtüsü
Şanlıurfa ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar uzun ve çok sıcak, kışlar çok soğuk geçer. Yaz ile kış, gece ile gündüz arasında ısı farkı fazladır. Nem oranı az olduğundan Türkiye’nin en sıcak ili olmasına rağmen, havalar boğucu değildir. Senelik yağış ortalaması 331 mm ile 473 mm arasında değişir. Senenin 25 günü sıcaklık 0°C’nin altındadır. En yüksek sıcaklık +46,5°C’dir. Senelik ısı farkı 40 derecedir. 2 Ağustos 1957’de Şanlıurfa’da sıcaklık +46,5°C’ye çıkarak, Türkiye’nin sıcaklık rekoru kırılmıştır.
Bitki örtüsü: Şanlıurfa topraklarının % 60’ı ekili ve dikili alanlardan ve % 38’i çayır ve mer’alardan ibârettir. Ormanlık ve fundalık sahası çok az olup, % 0,6’dır. İl toprakları bozkır görünümündedir. Fakat arâzi lâle, menekşe, papatya, kuzukulağı, semizotu, ebegümeci ve hardal gibi bitkilerle kaplıdır.
Ekonomi
Şanlıurfa ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Sanâyi yeterli ölçüde gelişmemiştir. Faal nüfusun % 70’i tarımla uğraşır. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bittiğinde bu ilimiz Türkiye’nin tarım ambarı olacak ve tarıma dayalı sanâyiyle diğer sanâyi kolları gelişerek, sanâyi merkezi hâline gelecektir.
Tarım: Şanlıurfa ilinin hâlen ekonomisinin % 60’ı bitki üretimi ve % 40’ı hayvancılığa dayanır. Yağışı az ve sulama imkânı sınırlı olan ilde verim düşüktür. Fakat Güneydoğu Anadolu Projesi gerçekleştiğinde bu bölgenin çehresi değişecektir. Harran, Ceylânpınar ve Mardin ovalarında sulu tarıma geçilerek verim artacaktır. Ceylanpınar hâlen dünyânın sayılı çiftliklerindendir. GAP tamamlandığında da Harran Ovası bir çiftlik hâline gelecektir.
Başlıca tarım ürünleri mercimek, burçak, pamuk ve kenevirdir. Bu il Türkiye’nin mercimek ambarıdır.
Sebzecilik sulama imkânı az olduğu için gelişmemiştir. Meyvecilik önemlidir. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ağaçları aşılanmaktadır. Antep fıstığı üretimi artmaktadır. 80 bin hektarlık bağlardan yaklaşık 100 bin ton üzüm elde edilir. Halfeti ve Birecik ilçelerinde zeytincilik yapılır. Gün geçtikçe zeytinin yerini daha kârlı olan fıstık ağaçları almaktadır.
Hayvancılık: Bitki tarımından sonra en önemli gelir kaynağı hayvancılıktır. 60 köyde hayvancılık birinci derecede gelir kaynağıdır. 375 köyde ise ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlde sığır, koyun, kılkeçisi ve hindi beslenir. Arıcılık gelişmektedir. Urfa’nın tereyağı çok meşhurdur. Siverek’te yağcılık bir sanâyi koludur. Türkiye’nin en iyi yarış atları bu ilde yetiştirilir.
Ormancılık: İlde orman yok denecek kadar azdır. Tektek Dağlarında yabânî fıstık ormanları, Karacadağ’da yer yer meşe, iğde, palamut korulukları bulunur.
Mâdenleri: Şanlıurfa mâdencilik bakımından zengin sayılmaz. Başlıca mâdenler asfaltit, fosfor tuzu, kurşun ve mermerdir. Bu yataklar zengin sayılmaz.
Sanâyi: Şanlıurfa’da sanâyi az gelişmiştir. Fakat GAP ile kurulacak hidroelektrik santralının devreye girmesiyle sanâyinin hızla gelişerek bu ilin bir sanâyi merkezi hâline geleceği tahmin edilmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları: Un fabrikaları, tuğla-kiremit fabrikaları, Urfa Pamuk İpliği Sanyii A.Ş., Çimento Fabrikası, Hilvan Yem Fabrikası, Siverek Tereyağ Fabrikası, Tarım Âletleri ve Makinası Fabrikası, Et ve Balık Kurumu Et Kombinası ve Yapağı Yıkama ve Yün İpliği Fabrikası.
Ulaşım: Şanlıurfa, karayolu ağının önemli kavşaklarından biridir. Gaziantep-Şanlıurfa-Nusaybin-Cizre-Habur yoluyla ülkenin güneydoğu ve güneybatısına bağlandığı gibi Gaziantep’ten ayrılan kollarla Batı ve İç Anadolu’ya da bağlanır. Adıyaman ve Diyarbakır yönlerinden gelerek Hilvan’ın kuzeydoğusunda birleşen yol Urfa’dan geçer ve güneye, sınır kapısına inerek Suriye’ye ulaşır. Bu yol transit taşımacılık açısından çok önemlidir.
İl dâhilinde devlet yolları 510 km ve il yolları 400 km’dir. Demiryolu hattıSuriye sınırına paralel geçer. Şanlıurfa’da demiryolu ilin güneyindedir. İl dâhilinde 11 istasyon vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfus 1.001.455 olup, bunun 551.124’ü ilçe merkezlerinde, 450.331’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 18.584 km2dir.
Örf ve âdetleri: Şanlıurfa çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih boyunca pekçok millet ve medeniyetler bu bölgeye hâkim olmuşlarsa da; 11. asırdan bu yana bu ilde Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
Mahallî kıyâfet: Kadınlarda başlara yaşmak ve peçe giyilir. Genç kızlar al fes üzerine poşu sararlar. “Köfü” denilen gelin başlıkları altınla süslenir. Uzun etekli entâri giyilir. Kadifeden ceket dize kadar uzanır ve sırmayla işlenir. Entârilere zıbın veya fistan denir. Ceket ve yeleğin üzerine üç etek geçirilir. Bunun üstüne peştemal (önlük) bağlanır. Fistan altına şalvar; ayağa da “kaliç” denilen ayakkabı giyilir.
Erkekler, önü kapalı göğsü açık entariyle üste ceket giyerler. Kışın keçe abalar, pamukludan yapılan şalvar, tercih edilir. Yerli deriden yapılan postal giyilir. Şehirlerde mest lastikle potin ve kundura kullanılır.
Mahallî halk oyunları: Şanlıurfa efsâneler, türküler, mâniler, halk oyunları bakımından çok zengindir. Halk musikisi Güneydoğu Anadolu bölgesinin özelliğini taşır. Başlıca halk oyunları: İki ayak, üç ayak, beş ayak, Urfalı, tekir ve derik halayları, dörtlük, kılıçkalkan, isfahan, ağır hava, lorke, keriboz, kol oyunu, mimiteşi, şeyhanlı ve velyişhâne’dir.
Mahallî yemekler: Çiğ köfte, bayram köftesi, peynirli helva ve Urfa baklavası. Bunlardan en meşhuru ise çiğ köftedir.
Çiğ köfteler ne acı
Ayran bunun ilâcı
Tez yoğur gelin bacı
İster canım çiğ köfte
 
Çiğ köfteyi yoğuran
Bulgurunu savuran
Bol ayran, tâze soğan
İlle canım çiğ köfte
Şanlıurfa’nın yağı, bakır tepsileri, gümüş işleri, halı ve kilim işleri meşhurdur.
Eğitim: Şanlıurfa ilinde okur-yazar oranı düşük olup, % 60 civârındadır. İl dâhilinde 50 ana sınıfı (okul öncesi eğitim), 1292 ilkokul, 13 ilköğretim okulu, 7 yatılı ilköğretim bölge okulu, 20 bağımsız ortaokul, 17 genel lise, 4 Anadolu Lisesi, 6 endüstri meslek lisesi, 1 teknik lise, 4 ticâret lisesi, 5 kız meslek lisesi, 4 imam-hatip lisesi, 2 çıraklık eğitim merkezi vardır. Ayrıca yeni kurulan Harran Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi, Mîmarlık ve Mühendislik Fakültesi vardır.
İlçeleri
Şanlıurfa ilinde, merkez Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viranşehir olmak üzere 11 ilçe vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 372.020 olup, 276.528’i ilçe merkezinde, 95.492’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 Akziynet bucağına bağlı 33, Çamlıdere bucağına bağlı 32, Karahaydar bucağına bağlı 20, Payamlı bucağına bağlı 29, Yardımcı bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 3791 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir.
İlçe toprakları büyük kısmı dağlar, platolar ve engebeli alanlarla kaplıdır. Ovalar ise güney ve doğu kesiminde yer alır. En geniş ovası olan Harran Ovasını, Viranşehir Ovasından TektekDağları ayırır. İlçeye bağlı köylerin büyük kısmı bu ovada ve çevresinde kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovalarda en fazla tahıl ve baklagil yetiştirilir. Sulanabilen kısımlarda bağcılık, meyve ve sebzecilikle zeytincilik gelişmiştir.
İlçe merkezi Nemrut Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde geniş bir alanda kurulmuştur. Bâzı devletlere başşehirlik yapan şehir merkezi Yavuz Sultan Selim Han tarafından Osmanlı Devletine katılmıştır. Urfa belediyesi 1889’da kurulmuş olup, ilin en eski belediyesidir.
Akçakale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 48.550 olup, 15.211’i ilçe merkezinde, 33.339’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Şehitnusretbey bucağına bağlı 29 köyü vardır.
İlçe topraklarının batısı dağlık olup kuzeyinde Harran Ovası, güneyinde Tektek Dağları yer alır. Düz ve geniş bir kayalık durumunda olan bu dağlarda yükseklik 600 m’yi pek geçmez. İlçenin orta kesiminde yer alan düzlük, Culap Suyu ile sulanır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçede özellikle hayvan ürünlerine dayalı el sanatları da gelişmiştir. Suriye sınırında olması sebebiyle ilçe, bölgedeki sınır ticâretinin merkezidir.
İlçe merkezi, Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde, il merkezine 52 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Birecik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 58.907 olup, 28.440’ı ilçe merkezinde, 30.467’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Böğürtlen bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 852 km2 olup, nüfus yoğunluğu 69’dur.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Arat ve Babahat dağları, güneydoğusunda Beko Dağı, kuzeybatısında Kazan Dağı vardır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Yüksekliğin 1000 m’nin altında olan dağ yamaç ve eteklerinde zeytin ve fıstık yetiştirilir ve hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak süt, yağ, peynir, yün ve yapağı üretilir. Birecik Ovasında ve diğer küçük düzlüklerde ise kenevir, pamuk, kendir gibi bitkiler yetiştirilir.
İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Türkiye’nin nehir üzerinde kurulan en uzun köprüsü bu ilçededir. Birecik, Fırat üzerindeki ulaşım sebebiyle çok eski bir yerleşim merkezidir. Nehir ulaşımı, aynı zamanda ilçede tekne ve sal yapımının gelişmesine sebep olmuştur. Günümüzde nehir taşımacılığı önemini kaybetmiştir. İl merkezine 84 km uzaklıktadır. İlçede yaşayan kelaynak kuşları yabancı turistlerin büyük ilgisini çeker. Kuşlar koruma altına alınmıştır.
Bozova: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.812 olup, 16.745’i ilçe merkezinde, 40.067’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 23, Kauhavşar bucağına bağlı 12, Yaylak bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 1550 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir.
İlçe toprakları genelde engebelidir. Kuzey ve doğusu dağlık olup, güneyinde Bitik ve Macunlu Derelerinin suladığı geniş düzlük ve ovalar yer alır. Köyler daha çok bu düzlük bölgelerde toplanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, kenevir ve meyvedir. Dağlık kesimlerin yamaçlarında fıstık yetiştirilir. Hayvancılık dağlık bölgelerde yapılır. En fazla koyun beslenir. İlçede süt, yağ, peynir ve yün gibi hayvanî ürünlerin üretimi çok gelişmiştir. Dokumacılık ilçenin başlıca el sanatıdır.
İlçe merkezi, Adıyaman-Urfa yolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 38 km mesâfededir. Osmanlı Devleti zamânında Yaylak diye bilinirdi. Belediyesi 1926’da kurulmuş ve 1930’da ilçe merkezi olmuştur.
Ceylanpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.555 olup, 33.238’i ilçe merkezinde, 16.317’si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 1 köyü vardır. Yüzölçümü 2020 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları verimli Viranşehir Ovasında yer alır ve en önemli bölümü, Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kaplar. Bu verimli toprakları, Karacadağ eteklerinden doğan Habur Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanan bölgelerde pirinçle yem bitkileri diğer bölgelerde tahıllar yetiştirilir. Devlet Üretme Çiftliğindeyse şekerpancarı, yerfıstığı, pamuk gibi bitkilerin denenmesi yapılmaktadır. Hayvancılık da ekonomide önemli yer tutar. Sığır ve koyun beslenir. Sınırda yer alması yüzünden sınır ticâreti gelişmiştir. İlçede peynir ve tereyağ fabrikası vardır.
İlçe merkezi Gaziantep-Nusaybin demiryolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 142 km mesâfededir. İlçenin gelişmesinde Devlet Üretme Çiftliğinin büyük rolü vardır. Viranşehir’e bağlı bir bucakken 1981’de ilçe merkezi oldu. Ceylanpınar belediyesi 1960’ta kurulmuştur.
Halfeti: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.058 olup, 4128’i ilçe merkezinde, 31.930’u köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 34 köyü vardır. Yüzölçümü 646 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.
İlçe topraklarının batısında Fırat Vâdisi, güneyindeyse Kızıldağ vardır. Yükseklik batıdan doğuya, kuzeyden güneye doğru artar. Nüfûsu daha çok Fırat Vâdisinde toplanmıştır.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; tahıl, meyve, sebze, üzüm, fıstık ve zeytindir. Koyun ve kıl keçisi beslenir.
İlçe merkezi Fırat Nehrinin kıyısında kurulmuştur. İlçenin Fırat kıyısında bir feribot iskelesi vardır. İl merkezine 112 km uzaklıktadır. Küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Harran: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.592 olup, 2267’si ilçe merkezinde, 27.325’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 58 köyü vardır. İlçe toprakları tamâmen ovalıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Ovada buğday, arpa ve mercimek yetiştirilir. İlçe merkezi Harran Ovasında yer alır.
Harran, târih boyunca kültür ve din merkezi olmuştur. Günümüze ulaşan târihi eserlerin çoğu İslâm eserleridir. Meşhur Harran Üniversitesinin sâdece gözetleme kulesi ayaktadır. Diğer eserler arasında CumâCâmii, Şeyh Hayat el-Harrânî Türbesi sayılabilir. Bunların büyük kısmı yıkılmıştır.
Harran ve çevresinin diğer bir özelliği de ananevî kubbeli köy evleridir. Akçakale’ye bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Altınbaşak’tır.
Hilvan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 35.566 olup, 14.152’si ilçe merkezinde, 21.414’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22, Gölcük bucağına bağlı 12, Ovacık bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1278 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir.
İlçe topraklarının batı ve kuzeybatısında Fırat Vâdisi yer alır ve Güneydoğudan batıya doğru alçalan bir plato görünümündedir. Köyler genelde Fırat’ın kolları olan akarsu boyları ile Fırat Vâdisinde toplanmıştır. Karacadağ eteklerinden kaynaklanan dereler Fırat’a karışır. Bu derelerin Fırat’a karıştıkları bölgede Hilvan Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, üzüm, mercimek, susam ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı nohut ve erik elde edilir. İlçede mer’a hayvancılığı yapılır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. İlçede bir yem fabrikası ile halı ve yün ipliği fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Diyarbakır-Urfa karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 54 km mesâfededir.
1820 yılında Hacı Mûsâ isimli bir şahsın aşiretiyle Haşin köyündekilerin göç ederek buraya yerleşmesiyle Karacurun adıyla kurulmuş ve diğer aşiretlerin de karışıp kaynaşmasıyla büyüyerek Hilvan ismini almıştır. Hilvan 1926’da ilçe merkezi hâline getirilerek Urfa’ya bağlanmıştır.
Siverek: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 133.832 olup, 63.049’u ilçe merkezinde, 70.783’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Bucak bucağına bağlı 8, Çaylarbaşı bucağına bağlı 6, Dağlarbaşı bucağına bağlı 6, Karacadağ bucağına bağlı 15, Karakeçi bucağına bağlı 8 ve Şekerli bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 4314 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir.
Yüzölçümü bakımından Urfa’nın en büyük ilçesi olup, topraklarının kuzeybatısında Fırat Vâdisi, kuzey ve kuzeydoğusunda Ziyaret ve Gavurdağları ile Karacadağ yer alır. İlçe topraklarını Fırat’ın kolları olan Zengeçur Cem ve Hamdur çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, mercimek, arpa, susam, çiğit ve pamuktur. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçede süt ürünleri işleyen bir fabrika vardır. Kilim dokumacılığı ve keçecilik yaygın el sanatlarıdır.
İlçe merkezi Urfa-Diyarbakır karayolu üzerinde Siverek Kalesinin bulunduğu tepenin eteklerinde kurulmuştur. İlçe, Sümer, Akkat, Eti, Kamuk, Asur, Murri-Mittani, Roma,Sâsânî, Arap, Selçuklu ve Osmanlılar zamânında beylik ve hükümetlere başşehirlik yapmıştır. İl merkezine 92 km mesâfededir.
Suruç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 80.202 olup, 39.905’i ilçe merkezinde, 40.297’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54, Murşitpınar bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 799 km2 olup, nüfus yoğunluğu 101’dir.
İlçe topraklarını kuzey ve doğudan Babahat, Geyvecik, Cudi ve Devreş dağları çevreler. Bu dağlar arasında Suruç Ovası yer alır. Yazın kuruyan cılız akarsular varsa da sulamada önemli değildir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, arpa, pamuk, kenevir, kendir, mercimek ve üzümdür. Ayrıca az miktarda antepfıstığı, nohut, susam yetiştirilir. Muşritpınar bucağında bulunan sınır kapısı vâsıtasıyla sınır ticâreti ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi, Suruç Ovasının ortasında kurulmuştur. Tarım ürünlerinin pazarlandığı canlı bir ticâret merkezidir. İl merkezine 43 km mesâfededir. Suruç belediyesi 1891’de kurulmuştur.
Viranşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.361 olup, 57.461’i ilçe merkezinde, 42.900’ü köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 39, Demirci bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1431 km2 olup, nüfus yoğunluğu 70’tir.
İlçe toprakları dağlar ve ovalardan meydana gelir. Kuzeyinde Karacadağ, batısında Tektek Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular. Habur Suyunun başlangıç kollarıdır. Bunların başlıcaları Büyükdere ve Arsanbaba Deresidir. Bitki örtüsü genelde steptir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve mercimektir. Ayrıca az miktarda pamuk, çiğit, susam, üzüm ve erik yetiştirilir. Hayvancılık genelde Karacadağ eteklerinde yapılır ve en çok koyun beslenir.
İlçe merkezi Urfa-Nusaybin karayolu üzerindedir. İlçe çok eski devirlerden beri konaklama ve ticâret merkezi, aynı zamanda İpek Yolu üzerinde yer alıyordu. İl merkezine 80 km uzaklıktadır. Viranşehir belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Peygamberler diyarı olarak adlandırılan Şanlıurfa târih hazinesiyle dolu bir ilimizdir. Târihî eserler bakımından zengin olan Şanlıurfa’da hazret-i İbrâhim, hazret-i Eyyûb ve hazret-i Şuayb’a (aleyhimüsselâm) âit izler vardır. Hazret-i Âdem ile hazret-i Havva’nın bir müddet bu şehirde yaşadığı rivâyet edilir.
Halilürrahman Câmii: (Mevlid-i Halil): Selahaddîn Eyyûbî’nin yeğeni, Melik Eşref tarafından 1211’de yaptırılmıştır. Câminin yanında medrese odaları, hazire ve türbeler vardır. Bu câmi, Şanlıurfa ve Güneydoğunun en büyük câmisidir. 500 m2 üzerinde 2 minâreli, bir büyük ve 35 küçük kubbe üzerine kurulmuştur. Selçuklu mîmârî tarzında yapılmıştır. Câminin yanında 17. asırda yapılmış bir havuz vardır. Bu havuz bir kanalla Ayn-i Zelihâ (Zelihâ Kaynağı) adı verilen 1500 m2 lik göle bağlanır. Nemrut isimli zâlim bir kral, İbrâhim aleyhisselâmı bir tepe üzerinde kurdurduğu mancınıkla muazzam bir odun yığını hazırlatıp ateşe attırır. Fakat Allahü teâlâ bu ateşi ânında berrak bir göl hâline getirir. Hazret-i İbrâhim ateşe atıldığı ve ateşin onu yakmadığı Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu göl ve havuzda bulunan balıklar kutsal sayılır ve halk tarafından yenmez.
Ulu Câmi: Câmii Kebir Mahallesindedir. Yapım târihi kesin belli değildir. Urfa’nın en eski câmisidir. Sekiz köşeli mîmârisi ayrı bir özellik taşır. Avludaki kuyunun suyuna Îsâ aleyhisselâmın mendili batırılarak hastalara su getirildiği rivâyet edilir. Eski aslî ismi “Kızıl Kilise” olan bu yerde daha önceleri ay ve güneş tapınakları vardı. Nemrut Sarayı diye eskiden anılırdı. Taşları kızıl renktedir. Câmi avlusunun doğu köşesinde Selâhaddîn Medresesi yer alır. Câmi avlusunun batısındaki mezarlıkta Haçlılara karşı şehit düşen yedi kumandanın kabirleriyle Mevlânâ Halîd-iBağdâdî hazretlerinin mübârek oğullarına âit tek kubbeli türbe bulunmaktadır. Minârenin genişliğiyle uzunluğu eşittir. Hâlen saat kulesidir. Câminin içinde, 48, dışında 15 sütun vardır.
Rizvâniye Câmii: Balıklı Gölün yanındadır. Rakka Vâlisi, Hamârizâde Ahmed Rizvare Paşa 1736’da yaptırmıştır. 30 hücreli ve 2 dershâneli medresesi vardır. Bağdat’tan kütüphânesine iki katır yükü yazma kitap getirilmiş olduğu söylenir.
Hasan Paşa Câmii (Tokdemir Câmii): Gölbaşı MahallesiyleAharbaşı Çarşısı arasındadır. Tek kubleli kısmını Tokdemir adlı bir Türk beyi, yanındaki ana kısmı ise 1499’da Uzun Hasan adına Şeyh Yâkup yaptırmıştır. Bu câmiye sonradan üç kubbeli Hasan Paşa Câmii eklenmiştir. Dikdörtgen avlunun doğusunda bulunduğu tahmin edilen medrese günümüze ulaşmamıştır. Yavuz Sultan Selim Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki tâmirlerle de orijinalliğini kaybetmiştir.
Ak Câmi (Nîmetullah Câmii): Nîmetullah Mahallesinde olup, yapım târihi kesin olarak belli değildir. Plânı Edirne’de bulunan üç şerefeli câmiye benzemektedir. Minâresi Urfa’daki minârelerin en uzunudur. Avluda mesire odaları ve türbeler vardır.
Hazret-i Eyyûb Mağarası: Eyyûb aleyhisselâmın çile çektiği mağaradır. İl merkezinin 2 km güneyinde yer alır. Dar ve karanlık bir mağara olup, 4 basamakla inilir.
Dergah (Nakşın) Mağarası: Urfa Kalesinin eteklerindedir. İbrâhim aleyhisselâmın doğduğu mağara olarak bilinir. En çok ziyâret edilen yerlerdendir. Mağaranın yanındaki kuyudan çıkan suya zemzem denilir. Suyun tadı zemzeme benzemektedir. Bu bölgede yedi mağara vardır. Bir mağarada da İbrâhim aleyhisselâmın annesinin yattığı söylenir.
Hazret-i Şuayb Mağarası: Târihî Şuayb şehrindedir. Bu şehir kalıntısı Şanlıurfa’ya 120 km uzaklıktadır. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesinde “Devr-i Mesih” denilen yere (kiliseye) seyâhatı esnâsında hazret-i Îsâ’nın geldiğini ifâde eder. Havariler burada İncil’i hazin sesle okudukları için buraya “ruhâvî” denir.
Hayat bin Kays Harrâni Türbesi: Harran ilçesindedir. Büyük veli, âlim Hayat bin Kays el-Harrânî hazretleri medfundur. Ziyâret mahallidir.
Urfa Kalesi: Şehir yakınında Dambak Tepesindedir. M.Ö. 2000 yılında yapıltığı tahmin edilmektedir. Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamıştır. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilen kale, iç ve dış olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış kale dört kapılıdır. İç kale 25 burçlu ve tek kapılıdır. Kale üstünde bulunan iki taş sütunun İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atılmasında Mancınık olarak kullanıldığı söylenir. Kalenin arkasındaki mahalleye Kırk Mağara ismi verilir. Her evin bir mağarası vardır. Şehrin etrâfını çevreleyen surların Harran Kapısı, Bey Kapısına âit Mahmudoğlu Kulesiyle bâzı duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.
Birecik Kalesi: Birecik ilçesindedir. Kale 1900’de Haçlı ordusu tarafından işgal edildiyse de, şehir merkezi Türklerin elinde kaldı. Kale 56 m yüksekliğindedir.
Harran Şehir Harâbeleri: Şanlıurfa’nın 44 km güneyindedir. Mezopotamya’daki çeşitli medeniyetlerin izlerini taşır. Hitit, Roma ve Türk devirlerine âit çok değerli târihi eserler ve belgeler bulunmaktadır. Dünyânın ilk üniversitesi kabul edilen Harran İslâm Üniversitesinin kalıntıları buradadır. 75 m yükseklikte olduğu sanılan “Rasat Kulesi”nin hâlâ ayakta kalan 40 m’lik bölümü ilgi çekmektedir. Harran İslâm Üniversitesi Urfa ile Akçakale arasındadır. Harran Ovası milletlerarası ölçülere göre dünyânın üçüncü ve Türkiye’nin birinci ve en verimli arâzisidir. Güney Anadolu Projesiyle bu ova sulu tarıma geçerek Türkiye’de tarım üretiminde büyük bir patlama olacaktır.
Târihçi Batlemyus’a göre, Harran’ı Sümerler M.Ö. 6000 senesinde kurmuşlardır. Harran yol mânâsına gelir. 1185’te Endülüslü Muhammed el Cübeyr Harran’ı gezdiğinde 2 üniversite, 2 hastâne, düzgün, geniş caddeler, güzel evlerden bahseder. Sâbit bin Kurra ile El Battânî Harran Üniversitesinden yetişmiştir. M.Ö. 3000 senesinden M.S. 1260’ta Moğolların şehri yıkmasına kadar medeniyetlerin beşiği olan Harran’ın sırları hâlâ çözülememiştir. İncelemeler devam etmektedir.
Târihte ilk astronomi çalışmalarının başladığı yer olduğu sanılan Harran’da, kazı çalışmalarını 1952’de İngiliz Arkeolog S.Rice başlatmıştır. Bu kazılarda Bâbil Kralı Nabonid’in mezartaşı bulunmuş olup, Şanlıurfa Müzesindedir. Külâh (arı kovanı) biçimli kerpiç yapı dünyâda sâdece bu bölgede bulunmaktadır. Harran elips biçiminde 5 m yükseklikte ve 4 km uzunluğunda bir duvarla çevrilidir. Kale duvarlarının Anadolu, Aslanlı, Bağdat, Musul, Rakka ve Halep kapıları vardır.
Selçukluların kurduğu, Moğolların yıktığı üniversiteyi Yavuz Sultan Selim Han yeniden inşâ ettirmiştir.
Sumatar: Şuayip şehrine giden yol üzerinde bulunan bu eski şehir harâbeleri Asurlulardan kalmadır. Hazret-i Şuayb’in mağarası da buradadır. Fırfırlı Kilisesi; çok eski bir kilisedir. Simetrik bir yapıdır.
Nemrud Tahtı: Urfa’nın güneybatısındaki dağ silsilesi içinde sarp ve yüksek bir tepenin zirvesindeki düz kayalığa bu ad verilmiştir. Düzlüğün gerisinde kayalara oyulmuş odunluklar bulunur.
Mesire Yerleri: Urfa’da tabiî bitki örtüsü zayıf olduğundan fazla mesire yeri yoktur. Başlıca mesire yerleri şunlardır:
Aynızeliha Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı kavak, söğüt, dut, nar ve incir ağaçlarıyla kaplıdır. Gölde yaşayan balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Burası Urfa’nın önemli mesire yerlerindendir.
Halilürrahman Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı söğüt ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Göldeki balıklar kutsal sayıldığından yenmez. Turizm açısından önemli olduğundan çevresinde çeşitli tesisler yapılmıştır.
Karaköprü: İl merkezine 5 km mesâfede, Karaköprü Köyünün yamaçlarında güzel bir mesire yeridir. Çevresi söğüt, kavak, nar ve dut ağaçlarıyla kaplıdır. Çok güzel soğuk su kaynağı da vardır.
Direkli: İl merkezinin kuzeybatısındaki Direkli Deresi çevresi ağaçlarla kaplı bir dinlenme yeridir. Bu bölgede ayrıca büyük bir yeraltı suyu vardır. Su çok tatlı olup, şifâlı olduğu söylenir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)