MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,280
Forum posts:» Forum posts: 5,871

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Çankırı Hakkında Bilgiler

ÇANKIRI
Orta Anadolu’nun kuzeyinde Kızılırmak ve Batı Karadeniz havzaları içinde yer alan bir ilimiz. Çankırı toprakları 40°30’ ve 41° kuzey enlemleri ile 32°30’ ve 34° doğu boylamları arasında kalır. Çorum, Ankara, Bolu, Kırıkkale, Zonguldak ve Kastamonu illeri arasında kalır. Trafik kod numarası 18’dir.
İsminin Menşei
Çankırı’nın târihi Hititlere dayanır. Şehri “Çangra” isimli bir Hitit beyi kurduğu için bu isimle anılmıştır. Bölgeye gelen Oğuz Türkleri bu ismi kendi dil ve lehçelerine uydurarak “Kengiri” dediler. Cumhûriyetin îlânından sonra ilin ismi Çankırı olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Çankırı’nın bilinen târihi Hititlere dayanır ve bir Hitit beyi tarafından kurulmuştur. Hitit İmparatorluğunun merkezi olan Hattuşaş’a yakın oluşu sebebiyle önemli bir şehirdi. M.Ö. 1200 senelerinde iç savaşlar sebebiyle Hitit İmparatorluğu parçalanıp zayıflayınca, Çankırı, Frikyalıların eline geçti. Daha sonra şehri Lidyalılar ele geçirdiler. M.Ö. 6. asırda Persler bu bölgeyi Lidyalılar’dan aldılar. İki asır sonra Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek bu bölgeyi de eline geçirdi. İskender’in ölümü üzerine Çankırı Galatların eline geçti ve “Gangaris” (keçisi bol ülke) ismi ile başkent oldu. Roma İmparatorluğu Anadolu’nun bir kısmı ile berâber Çankırı’ya hâkim oldu. Roma’nın ikiye bölünmesi üzerine bu kısım Doğu Roma (Bizans)elinde kaldı.
1071 Malazgirt Savaşından sonra Çankırı Türkler tarafından fethedildi. Selçukluların önemli beyliklerinden olan Danişmendoğulları bölgeye hâkim oldular. Danişmend Devletinin kurucusu olan Melik Ahmed Danişmend Gâzi, Alparslan’ın komutanıydı. Çankırı’nın fethini Emir Karatekin’e vermişti. Bu komutan 1082’de Çankırı’yı fethetti ve 1106 senesine kadar Çankırı vâliliğini yaptı. 1134’te Bizanslılar bir ara Çankırı’yı işgâl ettilerse de, kısa bir müddet sonra Selçuklu Sultanı Birinci Mes’ûd, Çankırı’yı 1137’de yeniden fethetti. Selçuklu devletinde mühim bir şehir olan Çankırı, Moğol ve İlhanlıların istilâsına uğradı. Daha sonra Candaroğulları bölgeye hâkim oldular.
Birinci Murad, Çankırı’yı Osmanlı Devletinin topraklarına katmıştır. 1402 Ankara Savaşında Candaroğulları şehri tekrar ele geçirdiyse de, 1439’da Çelebi Sultan Mehmed, Çankırı’yı yeniden Osmanlı Devletine kattı. Merkezi Kütahya olan Anadolu beylerbeyliğinin 14 sancağından biri de Çankırı idi. Tanzimattan sonra Kastamonu, vilâyetinin 4 sancağından biri olmuştur. İstiklâl Harbinde İnebolu-Kastamonu yolu ile gelen cephâneyi Ankara’ya ulaştırmada Çankırı erkek ve kadınlarının, cephânenin Ilgaz Dağını aşmada Kale ve Kıyısın köylerinin hizmetleri çok büyük olmuştur. Çankırı, Cumhuriyet devrinde il olmuş ve 1925’te Kengiri (Kangri)ismi “Çankırı” olarak değiştirilmiştir. 1050 ve 1944’te büyük deprem geçirmiştir.
Fizikî Yapı
Çankırı arâzisi dağlık bir arâzidir. Ovaları arâzinin ancak % 8’ini teşkil eder. % 64’ü dağlar ve yaylalardan ibârettir. Geri kalan % 28’i platolardır. Bu arâzinin % 2 gibi çok az kısmı ekime müsâit değildir. Arâzinin beşte biri ormanlıktır. Çankırı, dağların ve bozkırların kapladığı şirin bir ildir.
Dağları: Ilgaz Dağları Çankırı’nın kuzeyini kaplar. En yüksek tepesi 2560 metredir. Ilgaz Dağları üzerinde bulunan diğer yüksek tepeler, Çatalılgaz Tepesi (2546 m), Küçük Hacet (2311 m), Kulpi (1980 m), Altunsivrisi (1934 m), Kocadağ (1763 m) ve Bulancak (1935 m)tır.
Batısında Köroğlu ve Işık Dağları uzanır. Işık Dağının en yüksek tepesi (2015 m)dir. Ayrıca Aydos, Eldivan ve Erikli tepeleri vardır. Yaylaları azdır. Başlıcaları Karapınar, Mülayim, Dede, Sanı, Eldivan ve Aydos’tur.
Ovaları: Akarsuların etrâfında bulunur. Kızılırmak havzasındaki ova, alüvyonlu topraklarla örtülü olduğu için çok verimlidir. Her türlü ürün yetişmeye müsâittir. Devrez, Tatlıçay ve Melan çayları etrâfındaki ovalarla, Orta, Eskipazar ve Çerkeş ovaları vardır.
Akarsuları: Kızılırmak’ın en büyük kollarından olan Devrez Çayı ilin en büyük akarsuyudur. 186 kilometrelik bu çay Ilgaz ve Işık dağlarından çıkan iki kolun birleşmesiyle meydana gelir. Kızılırmak güneyden geçer ve Çankırı ilindeki uzunluğu 30 kilometredir. Diğer akarsuları, Soğanlı Çay (Melan Çayı), Çerkeş Çayı, Acı Çay ve Tatlı Çaydır.
Gölleri: Önemli bir göl yoktur. Yazın sularının çoğu kuruyan ve hayvan ve tarla sulamak için kullanılan küçük gölcükler vardır. Bunların önemli olanları Kamış, Kayı, Bulancak, Çardak, Osman, Çivi ve Sülük gölleridir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Orta Anadolu (kara) ikliminin husûsiyetleri tamâmen görülür. Kışları sert (soğuk), yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışlar kışın kar şeklinde olur, senelik yağış miktarı 397-410 milimetredir. Sıcaklık ise +41,8°C ile -25°C arasında seyreder.
İlin düz olan güney kısmı tamâmen çıplaktır. Kuzeyindeki dağlar kısmen ormanlıktır. Vâdiler kavak ve söğüt ağaçları ile örtülüdür. Akarsu civârları meyve ağaçları ve bağlarla örtülüdür. Arâzinin % 18’i ormanlık, % 35’i çayır ve mer’a, % 35’i ekili arâzidir. Ormanlarda; çam, köknar, meşe ve ardıç ağaçları vardır. Kurt, tilki, tavşan ve sincap gibi yabânî av hayvanları bulunur.
Ekonomi
Çankırı ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi yeni gelişmektedir. Gelirinin % 50’ye yakını tarım sektöründen temin edilir. Çalışan nüfusun % 70’i tarım, hayvancılık ve ormancılıkla uğraşır. Leblebisi, el dokuma bez ve peştemalıyla, balı meşhurdur. Buğday, çeltik ve tuz ekonominin temelidir.
Tarım: Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, fasulye, mercimek, burçak, fiğ, patates ve şeker pancarıdır. “Fiğ” ekiminde Çankırı önde gelir. Akarsu kenarlarında bol miktarda sebze, meyve yetişir ve bağcılık önde gelir. Kavun ve karpuz da çok yetişir. Sulanan arâzi azdır. Devres vâdisinde inci tânesi gibi pirinç yetişir.
Hayvancılık: Çankırı ilinin % 35’i çayır ve mer’a ile kaplıdır. Koyun üretimi her sene artarken, tiftik keçi sayısı azalmaktadır. Arıcılık da gelişmekte olup, kovan sayısı 40.000’e yakındır.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 18’i ormanlarla kaplıdır. Erozyonu önlemek için ağaçlandırmaya önem verilmektedir. 80 hektarlık fidanlık kurulmuştur. Her sene 80.000 metreküp sanâyi odunu ve 90.000 ster yakacak odunu elde edilmektedir.
Mâdenleri: Çankırı mâden bakımından zengin ise de çıkarılan mâdenler en çok alçıtaşı, tekel tarafından çıkarılan kayatuzu, betonit ve linyittir. Kayatuzu bir mağara içinden çıkarılır. Bu mağaraya ise 160 metrelik bir tünelle girilir.
Sanâyi: Çankırı’da sanâyi gelişme hâlindedir. Henüz fabrika sayısı azdır. Çankırı Süt Fabrikası, Çankırı Yem Fabrikası, Eskipazar Kereste Fabrikası, Kaya Tuzları, Bayramlar Alçı Fabrikası, Çivi Tel Fabrikası, Un ve Tuğla fabrikaları ve DDY Yeni Makas Fabrikası önemli olanlardır.
Ulaşım: Ankara-Zonguldak demiryolu Çankırı, Eskipazar, Çerkeş ve Kurşunlu’dan geçer. Ankara-İnebolu karayolu Çankırı’dan geçer. Birkaç köy dışında bütün köylerin yolları mevcuttur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 279.129 olup, 113.855’i ilçe merkezlerinde, 165.274’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8.351 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. Çalışma sebebiyle erkeklerin başka yerlere gidişi yüzünden “kadınların erkeklerden fazla olduğu il” olarak isim yapmıştır.
Örf ve âdetleri: Çankırı’da asırlar boyunca Hititler, Frigya, Lidya, Galatlar, İskender (Makedonyalılar), Persler, Roma ve Bizanslılar, Türkler (Selçuk ve Osmanlılar)hâkim olmuşlardır. Türklerin dışındaki milletler, târihî eserlerin dışında kaybolup gitmişlerdir. Türklerin bölgeye yerleşmesiyle Hıristiyan azınlık zamanla bu bölgeden göç etmişlerdir. Bölge 11. asır başından bu yana Türk İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Mahallî kıyâfetler ancak düğün ve millî oyunlarda giyilir. Mahallî meşhûr yemekleri tarhana, erişte, bulgur, gözleme, cızlama ve tatar böreği, Çankırı kadayıfı, hindi dolması, çekme helvası, şabanözü bazlaması ve çöreği, ovacık kavurması, sütlü kurabiye, peynir helvası ve kabak tatlısıdır. El dokuma çok gelişmiştir. Tiftik yününden güzel motifli renkli çoraplar örülür. Dokumalar kök boyalar ile boyandığından güzeldir. Keçe ve kilim dokunur. Şalvar, yağlık ve bohça işlemeleri yapılır. Halk edebiyâtı zengindir. Yûnus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî’nin tesiri büyüktür. Âşık Ali, Cevriye Bânu, Bezlî ve Efkârî başlıca halk şâirleridir. Uzun hava ve türküleri meşhurdur. Türkülerinde sohbet ve oyun işlenir. Çankırı zeybeği, halay, kaşık oyunu, sepetçioğlu zeybeği ve şakırdım başlıca oyunlarıdır.
Eğitim: Son senelerde eğitim faaliyeti çok hızlanmış ve okur-yazar nisbeti % 87’ye yükselmiştir. İlde 28 anaokulu, 504 ilkokul, 37 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 11 lise, 7 meslekî ve teknik lise vardır.
İlçeleri
Çankırı, biri merkez olmak üzere 14 ilçeden meydana gelmiştir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 67.620 olup, 45.496’sı ilçe merkezinde, 22.124’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 49 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli düzlüklerden meydana gelir. Kuzey ve batısında Köroğlu Dağları yer alır. Dağların bir kısmı çam ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Tatlıçay sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa olup, ayrıca az miktarda fasulye, nohut, baklagiller ve soğan yetiştirilir. Yem fabrikası, süt fabrikası ve un fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, eğimli bir alanda, dar bir vâdide yer alır. Şehri Tatlıçay ikiye böler. Ankara’yı Batı Karadeniz’e bağlayan kara ve demiryolu ilçeden geçer. Bir kale şehri olarak kurulan ilçe, kalenin bulunduğu tepenin eteklerinde güneye doğru genişlemiştir. İlçe merkezi 1941-1942 senesinde Piyâde Okulunun Çankırı’ya gelişiyle gelişmiştir.
Atkaracalar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.235 olup, 6263’ü ilçe merkezinde, 4972’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. Kurşunlu ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli arâzisi azdır. Çankırı-Zonguldak demiryolu ilçe yakınından geçer.
Bayramören:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7310 olup, 2042’si ilçe merkezinde, 5268’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Kurşunlu bucağına bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Gürgenli Dağı eteklerinde kurulmuştur.
Çerkeş: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.145 olup, 8579’u ilçe merkezinde 13.566’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 51 köyü vardır. Yüzölçümü 990 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir. İlçe toprakları İç Anadolu platosunun kuzey kesiminde yer alır. Batı ve güneyini Çit, Karataş, Işık, Aydos, Eldivan, Bozkır Dağları, kuzeyini ise Ilgaz Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Melan Çayı sular. Melan Çayının kolu olan Çerkeş Suyu vâdisinde Çerkeş Ovası yer alır. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Tiftik keçisi ve koyun en çok beslenen hayvanlardır. Arıcılık ve tavukçuluk yaygındır. Tuğla ve kereste imalathâneleri küçük sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında traverten kökenli mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi Çekreş Suyu kıyısında yer alır. Belediyesi 1878’de kurulmuştur. Târihi Bağdat yolu üzerinde bulunan eski bir yerleşim merkezidir. Dörtyol kavşağı “ciharköşe” veya “çeriçeken” (asker toplayan)kelimelerinden dolayı Çerkeş denildiği söylenir.
Eldivan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9707 olup, 4403’ü ilçe merkezinde. 5304’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 346 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli olup, Kızılırmak havzası içinde yer alır. Güney ve güneybatısında Eldivan Dağı olup, doğu kesimi düzdür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mercimek, şekerpancarı, elma, erik, kiraz ve üzüm olup, ayrıca az miktarda nohut, sarmısak, soğan ve fasulye yetiştirilir. Verim düşüktür. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. Koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında çıkarılan bentonit ihraç edilir.
İlçe merkezi Eldivan Dağı eteklerinde Dümeli Ovasında yer alır. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 20 km mesâfededir. 1959’da ilçe olan Eldivan’ın belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Eskipazar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.686 olup, 8272’si ilçe merkezinde 14.414’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 50 köyü vardır. Yüzöçümü 690 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe toprakları derin vâdilerle bölünmüş dağlardan meydana gelir. Dağlar zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır. Eskipazar Çayı kıyısı boyunca uzanan taşkınları ile meydana gelen Eskipazar Ovası küçüktür.
Ekonomisi tarıma ve ormancılığa dayalıdır. Eskipazar kıyısında sebze ve meyve yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates, soğan, sarımsak, elma, armut ve cevizdir. Verim genelde düşüktür. Kereste Fabrikası ilçenin en büyük sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında çıkarılan balas taşı, işlenmek üzere Karabük Demirçelik Fabrikasına gönderilir.
İlçe merkezi Eskipazar Çayı kıyısında kurulmuştur. Ankara-Zonguldak demiryolu ile Bolu-Karabük karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezine 161 km mesafededir. Çerkeş’e bağlı bucak iken, 1949’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu. Eskiden kasabada pazar kurulduğu için ismi buradan kaynaklanmaktadır.
Ilgaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.281 olup, 8136’sı ilçe merkezinde 15.145’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55, Belören bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarının tamamını Ilgaz Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar. Bu çayın vâdisinde 40 kilometrekarelik alanı kaplayan bir ova vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Devrez Çayı kıyısında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa, elma ve eriktir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok Tiftik keçisi beslenir. Ayrıca sığır ve koyun da beslenir ve arıcılık yapılır. Ormanlardan elde edilen kereste küçük atölyelerde işlenir. İlçe topraklarında bentonit ve magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Ilgaz Dağı eteklerinde Devrez Çayı kıyısında kurulmuştur. Kastamonu-Çankırı-Ankara karayolu ilçenin doğu kıyısından geçer. İl merkezine 49 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 798 metredir. İlçe belediyesi 1888’de kurulmuştur.
Kızılırmak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.878 olup, 2492’si ilçe merkezinde, 12.386’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Kızılırmak Nehri kıyısında kurulmuştur.
Korgun: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 7233 olup, 3558’i ilçe merkezinde, 3675’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çankırı-Zonguldak demiryolu ilçe sınırları içinden geçer.
Kurşunlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.145 olup, 10.605’i ilçe merkezinde 14.540’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe toprakları fazla yüksek olmayan dağlık bir alanda yer alır. Kuzeyinde Ilgaz Dağlarının batı uzantıları vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarıma elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda elma, erik, ceviz, soğan ve sarımsak yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynaklarındandır. Koyun ve Ankara keçisi en çok beslenen hayvanlardır.
İlçe merkezi, Kurşunlu Çayının geçtiği geniş bir vâdide yer alır. Çankırı-Karabük demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 83 km mesâfededir. Eski ismi Karacaviran’dır. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Orta: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.457 olup, 5887’si ilçe merkezinde, 20.570’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. Yüzölçümü 513 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Devrez Çayı toplar.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan, elma, erik yetiştirilir. Akkaraman koyunu ve Ankara keçisi en çok beslenen hayvanlardır. İlçe topraklarında diyatomit ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Devrez Çayının suladığı bir ovada kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 65 km mesâfededir. Şabanözü ilçesine bağlı bir bucakken 1959’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Ovacık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7099 olup, 1451’i ilçe merkezinde, 5648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 42 köyü vardır. Yüzölçümü 376 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ilgaz-Bolu Dağlarının kolları toprakları engebelendirir. İlçe topraklarını Soğanlı (Melan) çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. İlçe merkezi, ulaşımı güç ve sapa bir kısımda yer alır. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 184 km mesafededir. İlçe belediyesi 1959’da kurulmuştur.
Şabanözü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.779 olup, 3002’si ilçe merkezinde 8777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 590 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklarını Terme çayının başlangıç kolları toplar. Yüksek kesimlerinde çam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates , arpa ve şekerpancarıdır. Hayvancılık ikinci derece gelir kaynağıdır. En çok Ankara keçisi ve sığır beslenir. İlçede çanakcılık ve tuğla üretimi yapılır. Endâze olarak bilinen Şabanözü yazmaları meşhurdur. İlçe topraklarında magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi Terme Çayı vâdisinde yer alır. İl merkezine 41 km mesâfededir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Çankırı’yı Çubuklu üzerinden bağlayan karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Yapraklı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.554 olup, 3669’u ilçe merkezinde, 18.885’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, İkizören bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 785 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Uluçay ve küçük dereler toplar. Dağlık kesimlerde karaçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, patates, arpa ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma, erik, soğan ve sarımsak yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçede orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 30 km mesâfededir. Eskiden Togat, Toht veya Tuht adlarıyla bilinirdi. İlçe belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çankırı ilinde turizm sektörü henüz gelişmemiştir. Turizm bakımından çok zengin târihî eserlere sâhip olmasına rağmen konaklama ve alt yapı tesisleri azdır.
Çankırı Kalesi: Şehrin kuzeyinde Karatekin Tepesi üzerindedir. Romalılar, Bizanslılar Danişmendliler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde kullanılan kale, sağlamlığı ile ün yapmıştır. Günümüzde yıkık vaziyettedir. Kale içinde Romalılar döneminden kalma tüneller ve Danişmend kumandanlarından Emir Karatekin’in türbesi vardır.
Eskipazar Hisarı: Selçuklular devrinde yapılmıştır. Günümüzde harâbe hâlindedir.
Ulu Câmi: Kânûnî Sultan Süleymân tarafından mîmâr Sâdık Kalfa’ya yaptırılmıştır. 1522’de yapımına başlanan câmi, 1558’de bitirilmiştir. Zelzeleden zarar gören câmi, 1936’da tâmir edilmiş ve ilk yapı özelliğini kaybetmiştir.
İmâret Câmi: 1397’de Candaroğlu Kasım Bey tarafından yaptırılmıştır. 1916’da tâmir görmüştür.
Ali Bey Câmii: Ali Bey Mahallesindedir. 1609 târihli kitâbesi vardır. Mihrab ve minberi alçıdan olup, süslemesizdir.
Mirahor Câmii: 1797’de Tüfekçibaşı İsmâil Ağa tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde harab bir hâldedir.
Taşmescid (Şifâhâne): Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubâd tarafından 1335’te sağlık tesisi olarak yapılmıştır. Bir bölümü kalmıştır.
Çerkeş, Eskipazar ve Ilgaz ilçelerinde çeşitli kaya mezarlar vardır.
Mesire yerleri:
Ilgaz Dağları: Şiirlere ve türkülere konu olan Ilgaz Dağları, ormanlarla kaplı, yaylalarının havası ve suyu çok güzel olan bir dinlenme yeridir. Ilgaz Dağı millî park îlân edilmiştir. Çamlık, Fidanlık ve Korgun; ağaçlık, soğuk ve bol suları, temiz havası ile meşhur mesire yerleridir. Başdut köyünde kayalara oyulmuş mağaralar vardır.
Kaplıcaları:Çankırı, şifâlı sular bakımından oldukça zengin bir bölgedir. Fakat, bu suların bir çoğundan tesis yetersizliği sebebiyle faydalanılamamaktadır.
Acısu: Kurşunlu’nun 5 km kuzeybatısında Hacımuslu köyü yakınlarındadır. Mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ve pankreas hastalıklarına faydalıdır. Vücudun asit-baz dengesini düzenler.
Şerâfettin İçmesi: Eskipazar’ın Beytarla köyündedir. Karaciğer, safrakesesi, pankreas, mîde, barsak hastalıklarında faydalıdır.
Akkaya Hamamı: Eskipazar’ın İmamlar köyü yakınlarındadır. Kronik iltihaplarla, romatizma ve akciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
Şıhlar Nezle Suyu: İl merkezine 20 km uzaklıkta Bozaklı köyündedir.
Kazancı Mâden Suyu: Ilgaz ilçesinin Kazancı köyündedir. Mâden suyu, karaciğer, safrakesesi, mîde ve barsak rahatsızlıklarının tedâvisinde kullanılır.
Bozan Hamamı: Ilgaz ilçesinin, Aşağı Bozan ve Yukarı Bozan köyleri arasındadır. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Ilısılık Mâden Suyu: Ilgaz ilçesinin Ilısılık köyündedir. Mîde, karaciğer, barsak ve safrakesesi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Çavundur Kaynakları: Kurşunlu ilçesinin Çavundur köyündedir. Banyoları deri hastalıklarına iyi gelir.
Bayramören İçmesi: Bayramören ilçesindedir. Mîde, karaciğer, safrakesesi ve barsak hastalıklarında faydalıdır.
Kükürt Köyü Kaynağı: Kurşunlu ilçesine bağlı Kükürt köyündedir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır.
Hışıldayı İçmesi: Kurşunlu ilçesine 30 km uzaklıkta Melan Deresi yakınındadır. Sindirim sistemi ve karaciğer hastalıklarının tedâvisinde faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Çanakkale Hakkında Bilgiler

ÇANAKKALE
Çanakkale Boğazının iki kıyısında (Avrupa ve Asya üzerinde) yer alan, üstün tabiat güzellikleri yanında Türk târihinde destanlar yazıldığı bir ilimiz. 25°35’ ve 27°45’ doğu boylamları ile 39°30’ ve 40°45’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Edirne, Tekirdağ, Balıkesir, Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Trafik numarası 17’dir.
İsminin Menşei
Çanakkale’nin ilk ismi “Troas”tır. Sonradan “Hellespont” ismiyle anıldı. Osmanlı Devletinin Çanakkale’yi fethinden önce “Dardanellos” adını almıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Çanakkale’nin Anadolu topraklarında bir kale yaptırdı. Bu sebeple şehre “Kale-i Sultânî” ismi verildi. Son asırlara kadar bu isimle anılan şehir, kalenin çanağa benzemesi veya çanak-çömlek sanâyiinin ileri olması ile “Çanakkale” ismiyle anılmıştır.
Târihi
Çanakkale, Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun stratejik bir bölgesidir. Bu sebeple geçmişte pekçok istilâlalara uğramıştır. Çanakkale il merkezine 30 km mesâfede bulunan Truva harâbeleri en eski yerleşim merkezlerindendir. Truva iki bin sene Anadolu’nun bir kültür merkezi olmuştur. Truva harâbeleri 9 yerleşme katına sâhiptir. M.Ö. 3200 ile M.S. 400 seneleri arasına âittir.M.Ö. 1200 târihinde Akalılar (Akhaialılar) Truva Kalesini ele geçiremeyince gemilerine bindiler, kale dibinde ise tahtadan yapılmış büyük bir at bıraktılar. Bu atı kale içine alan Truvalılar, zafer şenlikleri yaparken, at içinde gizlenen Akalar, kale kapılarını açarak gemideki diğer askerlerle birlikte saldırıp şehri ele geçirdiler.
Bu bölgeyi Akalardan sonra Ispartalılar, M.Ö. 6. asırda Persler ve M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender işgâl etti. İskender, M.Ö. 334’te Çanakkale Boğazından geçti. İskender ölünce Makedonyalı generaller, bu bölgeye sâhib olmak için devamlı mücâdele ettiler. Netîcede Roma İmparatorluğu bölgeye hâkim oldu. Roma M.S. 395’te ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma’nın payına düştü. Bir ara Hun Türkleri geçici olarak bu bölgeye sâhib oldular. İslâm orduları 668, 672 ve 717 senelerinde kudretli donanmalarıyla Çanakkale Boğazından geçerek İstanbul’u kuşattılar ve Çanakkale bölgesini üs olarak kullandılar.
Bizans, Lâtin, İtalyan cumhuriyetleri ortaklaşa bu bölgeye hâkim oldular. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklular Çanakkale’ye kadar geldiler. Fakat Çanakkale Boğazını tam olarak ele geçiremediler. 1097’de Haçlı seferlerinde İznik’i Haçlı ordusu işgâl edince, Selçuklular Marmara ve Ege Denizi kıyılarından içlere doğru taktik îcâbı çekildiler.
1113’te Emir Muhammed komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale’ye kadar geldilerse de, 1147-1149 İkinci Haçlı Seferi sebebiyle geri çekildiler. Anadolu Selçuklu Devletinden ayrılarak bağımsız olan Karesi Beyliği, Çanakkale’yi kesin olarak ele geçirdi. 1345’te Orhan Gâzi zamânında Karesi Beyliği Osmanlı Devletine katıldı.Türkler Avrupa’ya Çanakkale’den geçerek çıktılar. Şehzâde Süleymân Paşa tarafından 1349’da Gelibolu fethedildi. Birinci Murad zamânında 1362’den sonra Boğaz’ın bütün kıyılarını Osmanlılar fethettiler. Tanzimata kadar Gelibolu Cezayir-i Bahri Sefid (Akdeniz Adaları)veya Kaptan Paşa eyâletinin merkeziydi. Çanakkale, Kocaeli, Rodos, Oniki Ada, Asya adaları (Midilli, Sakız ve diğerleri), İyonya adaları (Korfus, Kefalonya ve diğerleri)Siklad adaları ve Egriboz Adası bu eyâlete bağlı idi. Çanakkale’nin Truva ile ilgisi yoktur. Çanakkale şehrini Fâtih Sultan Mehmed Han kurmuş ve geliştirmiştir.
Fâtih’ten sonra da coğrafî durumu îtibâriyle gelişmesine devâm etmiştir.
Tanzimattan sonra Biga bağımsız sancağının merkezi olmuştur. Cumhuriyet devrinde kendi ismini taşıyan ilin merkezi olmuştur. Birinci Dünyâ Savaşında İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Çanakkale Boğazını geçip, İstanbul’u ele geçirmek, Rusya’ya boğazlar yolunu açmak için saldırdılar.Savaş 3 Kasım 1914’te İngilizlerin Seddülbahir’i denizden dövmesiyle başladı. 19 ve 23 Şubat 1915 saldırılarından netîce alamayınca, 18 Mart 1915’te büyük bir saldırı yaptılar. Bu saldırıda düşman, 3’ü büyük zırhlı olmak üzere 9 savaş gemisi kaybetti. 11 savaş gemisi de ağır yaralandı. Denizden netîce alamayan düşman kuvvetleri, 25 Nisan 1915’te Seddülbahir ve Arıburnu’na kuvvet çıkardılar.
Seddülbahir, Arıburnu, Morto Koyu, Alçıtepe, Kanlısırt, Conk Bayırı, Kabatepe, Kocaçimen ve Anafartalarda çok kanlı mevzi ve göğüs göğüse savaşlar oldu.Türk askeri kahramanlık destanları yazdı. “Çanakkale geçilmez!” fikrini kabullenen düşman kuvvetleri, hezîmetlerini sineye çekerek 9 Ocak 1916’da çekilip gittiler. Düşmanın çoğu müstemleke askeri olan 252.000 kaybına karşılık 253 bin kaybımız oldu. Bu savaşta Osmanlı Devleti en seçkin ve genç evlatlarını kaybetmiştir. (Bkz. Çanakkale Savaşları)
Fizikî Yapı
Çanakkale topraklarının yarısı ormanlarla kaplı, geri kalan yarısı da ekime elverişlidir. Ekime elverişli olmayan kısım % 3’tür. Arâzinin % 15’i ovalardan, % 45’i dağ ve yaylalardan ve geri kalan % 40’ı platolardan ibârettir. İl toprakları oldukça dalgalıdır. Orta kısımlar daha çok tepelik bir görünüş içindedir. Arâzi volkaniktir.
Dağları: Marmara bölgesinin Uludağ’dan sonra en yüksek dağı Kazdağı (Karataş Tepesi, 1774 m), Çanakkale ili içindedir. Diğer dağlar Kazdağı etrâfında yer alırlar.
Kırlangıç Tepe (1339 m), Gürgen Dağı (1450 m), Arpatarla Tepe (1307 m), Tekekaya Tepe (1383 m), Katran Dağı (1330 m), Susuz Dağı (1010 m), Eğrimermer Tepe (1398 m), Ardıçbaşı Dağı (1355 m), Kalafat Tepe (1417 m), Kalburcu Tepe (1307 m)ve Sazak Tepe (1184 m)dir. İlin Rumeli yakasındaki en yüksek dağ Koru Dağ olup 726 m’dir. İlin Işıklar Dağının uzantıları Boğaz ve Saros Körfezine dik yamaçlar şeklinde iner. 400 metreden azdır. Bunlar Yassı Tepe (374 m), Kömür Tepe (404 m), Bakacak Tepesi (253 m), Üveylik Tepe (363 m), Gâziler Tepesi (260 m), Karaburun Tepe (423 m) ve Kocaçimen Tepe (305 m)dir. Gökçeada’nın en yüksek yeri Tepeköy (678 m), Bozcaada’nın ise Göztepe (192 m)dir. Yaylaları azdır. Biga Yarımadasında ve Ayvacık yakınlarında bulunur.
Ovaları: Ovalar az olup, arâzinin % 15’idir. Başlıca ovalar, Kavak Ovası (Saroz Körfezi yakınında), Yalova Ovası (Kumköy), Kilye ve Pirsen ovaları (Gelibolu), Biga ve Karabiga ovaları, Agonya Ovası (Yenice), Bayramiç ve Kumkale ovaları ise eski Menderes’in aktığı alanlardır.
Akarsuları: Akarsuların hepsi Kazdağı’ndan ve çevresinden çıkan küçük akarsulardır. Yazın suları çok azalır. İlkbahar ve sonbaharda su seviyeleri yükselir. Tuzla Çayı: Çal dağından çıkar. Bâzı derelerle birleşerek Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 50 kilometredir. Eski Menderes Çayı: Kazdağı’ndan çıkar, Ezine yakınında Akçin Çayı ve sonra da Dümrek Çayı ile birleşir. Karanlık limanda Ege Denizine dökülür. Uzunluğu 110 kilometredir. Sarıçay (Kocaçay): Kirazlı Dağ ve Aladağ’dan çıkan derelerin birleşmesi ile meydana gelir. Çanakkale’de denize dökülür. Uzunluğu 40 kilometredir. Kocabaş Çayı: Aladağ, Akdağ ve Sapçı Dağından çıkan dereler ve diğer küçük dereciklerin Biga yakınında birleşmesi ile meydana gelip, Marmara Denizine dökülür. Uzunluğu 80 kilometredir. Kavak Çayı: Gelibolu Yarımadasından geçerek Saroz Körfezine dökülür. Uzunluğu 50 kilometredir. Gönen Çayının kaynakları Çanakkale ilindedir. Kepez ve Burgaz dereleri de bu ilçenin akarsularıdır.
Gölleri: Çanakkale ilinde büyük göller yoktur. Yazın kuruyan Tuzla Gölü (Gelibolu Yarımadasında) ile Emir Gölü (Biga Yarımadasında) en önemlileridir. Atikhisar Barajı 37 m yükseklikte, 60 milyon m3 su toplanır. Uzunhızırlı Sun’î Gölünde 500 bin m3 su toplanır.
Çanakkale Boğazı: Avrupa ve Asya’yı ayıran Marmara Denizini Ege Denizine bağlar. Marmara ve Karadeniz’den gelen az tuzlu hafif sular üstten Ege Denizine; Akdeniz’den gelen çok tuzlu ağır sular alttan Marmara Denizine ulaşır. En derin yeri 100 metredir. Derinliği 60 m olan bir çukurdan sular akar. Avrupa kıyısı 78 km, Asya kıyısı 94 kilometredir. Orta çizgi 65 kilometredir. En dar yeri 1375 m, en geniş yeri 2570 metredir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Genel olarak ılıman sayılır. Akdeniz iklimiyle Karadeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi husûsiyeti gösterir. Edremit Körfezinde Akdeniz iklimi hüküm sürerken, orta kısımda ve Gelibolu Yarımadasında havalar soğuk geçer Balkanlar üzerinden gelen soğuk rüzgârlar tesirli olur. Kar yağışı azdır. Yağış kış ve ilkbaharda fazladır. Yıllık yağış miktarı 600-1200 mm arasındadır. Don olayları fazladır. Senede bir aya yakın donlu geçer. Sıcaklık -10° ile +38° arasında seyreder.
Çanakkale’nin ancak % 3’ü ekime elverişli değildir. % 53’ü ormanlarla ve % 10’u çayır ve mer’alarla örtülüdür. Ormanlar iç bölgelerde daha kesiftir. % 34 arâzide çeşitli tarım ürünleri ekilir. Orman bakımından en zengin illerimizden biridir.
Ekonomi
Çanakkale ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanâyi yeni yeni gelişmektedir. Turizm, balıkçılık ve ormancılığın ekonomideki yeri giderek artmaktadır. İmâlat sanâyi gelişmektedir. Balık, üzüm ve seramik meşhurdur.
Tarım: Çanakkale’de ekilen arâzi 200.000 hektara yakındır. Ayçiçeği üretiminde Türkiye’nin ikinci ilidir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, susam, tütün, baklagiller (fasulye, nohut, bezelye ve börülce)dir. Bağcılık çok ileridir. Çavuş, hafızali, kozak, karadikenli, elhamra, karasakız ve mevrupalya üzümleri meşhurdur. Zeytin istihsalinde Balıkesir, İzmir ve Aydın’dan sonra dördüncü sırada yer alır. 35.000 hektarlık zeytinlik sahası vardır. Kavun, karpuz, şeftali, ceviz, erik, badem, vişne, elma, armut, kiraz gibi meyveler ve domates ve biber başta olmak üzere, patlıcan, pırasa, lahana, ıspanak ve havuç gibi sebzeler de bol miktarda yetişir. Seracılık için bölge çok elverişlidir. Sıcak termal suları çoktur. Tarımda, sulama, gübreleme, ilaçlama ve modern tarım araçlarının kullanılması ileri seviyededir.
Hayvancılık: Çanakkale il sınırları içinde hayvancılığın önemli bir yeri vardır. Koyun, keçi ve sığır beslenir. 50.000’e yaklaşan arı kovanlarından elde edilen bal çok güzel kokulu ve lezzetlidir. Çoğu çam balıdır. Türkiye’nin mühim bir balıkçılık merkezidir. Balık bakımından çok zengindir. Tekir, mercan, barbunya, sardalya, lüfer, palamut, kılıç ve kolyoz gibi balıklar en çok avlananlarıdır. Lapseki, Biga ve Gökçeada halkının çoğunluğu geçimini balıkçılıkla temin eder.
Ormancılık: Çanakkale il topraklarının % 53’ünün ormanlarla kaplı olması sebebiyle ormancılığın ekonomide mühim yeri vardır. 217 köyü orman içinde, 204 köy orman kenarındadır. Her sene ortalama olarak 850.000 ster yakacak odun yanında, 170.000 m3 tomruk, 20.000 m3 mâden direği, 14.000 m3 sanayi odunu, 950.000 m3 kağıtlık odun ve 5000 m3 telgraf direği Çanakkale ormanlarından elde edilir. Ormanlarda kızılçam, karaçam, köknar, fetkek çamı, kayın, kestâne, meşe ve gürgen gibi ağaçlar bulunur.
Mâdencilik: Çanakkale il sınırları içinde zengin mâden yatakları tesbit edilmesine rağmen, ancak bâzıları işletilmektedir. Zengin kurşun, demir, bakır, altın, çinko, antimuan, molipten, pirit ve arsenik yatakları henüz işletilmemektedir.
Seramiklerin direncini artıran Wollastonit’in Türkiye’de çıkarılan miktarının % 75’i ve seramik, kaplama, boya ve ilaç sanâyiinde kullanılan “talk” Çanakkale’de çıkarılır. Zengin linyit yataklarından bir kısmı işletilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar tarıma dayalı sanâyi bulunuyordu. 1973’ten bu yana başta seramik olmak üzere taş ve toprağa dayalı sanâyi oldukça gelişmiştir. Çanakkale 1973’te “kalkınmada öncelikli iller” arasına alınınca büyük gelişme olmuştur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 432.263 olup, 168.529’u şehirlerde, 263.734’ü köylerde yaşamaktadır.
Örf ve âdetleri: Çanakkale bölgesinde eski çağlardan bu yana birçok milletler ve medeniyetler gelip geçmiş, fakat 11. asırda Türklerin yerleşmesi ile Türk-İslâm kültürü hâkim olmuş, eski kültürler unutulmuştur. Diğer illerde olduğu gibi, Çanakkale’de de Türk İslâm kültürünün değer ölçüleri örf ve âdetlerde ve sosyal hayâtın her cephesinde görülür. Türkülerinde kahramanlık hâkimdir. “Çanakkale içinde aynalı çarşı-Ana ben gidiyorum düşmana karşı” gibi. Türk devri ve eski çağlarla ilgili çeşitli efsâneler vardır. Oyunları zeybek tipidir. Batı Anadolu’nun tesiri vardır.Müziğinde ise Trakya’nın tesiri hâkimdir. Müzik âletleri davul, zurna, def, dilli kaval ve zilli maşadır. Mahallî kıyâfet düğünlerde giyilir. Bindallı, balkaymak, üçetek, libade, çendil, şalvar, bürümcük, oyalı yazma ve başaltın kadın kıyâfetleridir. Erkek kıyâfetleri ise potur, kuşak, tozluk, beyaz yün çorap ve çarıktır. Başlıca oyunları ağır halay havası, bıçak havası, dört güllü, hora, Gelibolu zeybeği, harmandalı, karşılama ve sepetçioğlu zeybeğidir.
Meşhur yemekleri ise, sahan mantısı, kaçamak, saray tatlısı, basma helva, simit lokumu ve köy azığıdır. Halıcılık, çanak-çömlek, testi, toprak işi el san’atları köylerde çok ileridir. Sarı killi toprağın fırınlanması ile yapılan çanak-çömlek (seramik) meşhurdur.
Eğitim: Eğitim bakımından Türkiye’nin 75 ili içinde üçüncü sıradadır. Okur-yazar nisbeti % 85’e yakındır. Okulsuz köy yoktur. Bütün ilde 15 lise ve 30 meslek ve teknik lise vardır. Eğitim Enstitüsü, Eğitim Fakültesi olmuştur. Elektronik, halıcılık, işletme-muhâsebe, harita ve kadastro ve inşaat, seramik bölümlerini ihtivâ eden Meslek Yüksek Okulu da fakülte hâline gelmiştir.
İlçeleri
Çanakkale, biri merkez olmak üzere 12 ilçeden ibârettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.435 olup, 53.995’i ilçe merkezinde 27.440’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, İntepe bucağına bağlı 11 ve Kirazlı bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 949 km2 olup, nüfus yoğunluğu 86’dır. İlçe toprakları ovalardan yüksekliği az tepeler ve yaylalardan meydana gelir. Kıyı ovasının hemen ardından başlayan tepelerin yüksekliği doğu ve güneydoğuya gidildikçe artar. İlçe topraklarını Çanakkale, Koca Çay ve Sarı Çay sular. Tepeler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pamuk, üzüm, zeytin, baklagiller olup, akarsu boylarında sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık, balıkçılık ve ipekböcekçiliği yapılır. İldeki sanayi sektörünün çoğu merkez ilçededir. Konserve fabrikası, Petrokimya fabrikası, yağ ve sabun fabrikaları, deri işleme atölyeleri ve orman ürünlerini işleyen işletmeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Çanakkale Boğazının en dar kısmının doğu kıyısında kurulmuştur. Şehir Fatih Sultan Mehmed Hanın yaptırdığı Çimenlik Kalesi etrafında gelişmiştir. Kocaçay şehri ikiye böler. Bir liman şehri olan ilçeden İstanbul-İzmir karayolu geçer. Çanakkale-Eceabat arasında devâmlı feribot seferleri ile Asya-Avrupa bağlantısı sağlanır. Çanakkale limanından ithalat ve ihracat da yapılır.
Ayvacık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.534 olup, 5595’i ilçe merkezinde, 24.939’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39, Gülpınar bucağına bağlı 19, Küçükkuyu bucağına bağlı 16 köyü vardır. Yüzölçümü 874 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları, güney ve batısındaki dar kıyı ovaları ve hemen bunun ardından yükselen plato ve tepelerden meydana gelir. Bölgenin en yüksek dağı olan Kazdağ, ilçenin batısında yer alır. İlçe topraklarını Tuzlaçayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, tahıl, baklagiller ve meyvedir. İlin en zengin zeytinlikleri bu ilçededir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Balıkçılık ve turizm özellikle kıyı kesimlerin geçim kaynaklarındandır. İlçede zeytini işleyen küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi, Baba Burnunun yakınında tepelik bir alanda kurulmuştur. Eski ismi Ayvalı Oba idi. Çanakkale-İzmir karayolu ilçeden geçer. İlçe merkezinin çevresinde bölgenin en zengin zeytinlikleri yer alır. İl merkezine 73 km mesâfededir. Ticârî ilişkilerini il merkezinden çok, 59 km mesâfedeki Balıkesir’in Edremit ilçesi ile kurar. Târihî Assos şehri, ilçenin yakınındadır. Belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Bayramiç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 31.949 olup, 10.156’sı ilçe merkezinde, 21.793’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Evciler bucağına bağlı 15, Yiğitler bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 1275 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güney ve doğusunda Kaz Dağı yükselir. Eski Menderes Çayı vâdisinde Bayramiç Ovası yer alır. Dağlar gür ormanlar ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, baklagiller, elma ve üzümdür. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli ise de çayır ve mer’aların ekim alanı yapılması yüzünden büyük ölçüde gerilemiştir. Meşe palamutlarından çıkarılan tanen önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Eski Menderes Çayı kıyısında kurulmuştur. Çevresi ormanlık olup, çay kısıyında Meşe korulukları vardır. İl merkezine 75 km mesâfededir. İlin tabiî güzelliği bakımından en güzel ilçesidir. Belediyesi 1982’de kurulmuştur.
Biga: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 75.513 olup, 20.753’ü ilçe merkezinde, 54.760’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Bakacak bucağına bağlı 16, Balıkçıçeşme bucağına bağlı 17, Gümüşçay bucağına bağlı 13, Karabiga bucağına bağlı 8, Sinekçi bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 1331 km2 olup nüfus yoğunluğu 57’dir. İlçe toprakları, Marmara denizi kıyısında yer alan ovadan ve bunun hemen ardından yüksekliği az olan tepelik arâziden meydana gelir. Biga ovası Kocabaş çayının taşıdığı alüvyonlu topraklarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, ayçiçeği ve susamdır. Sebzecilik yaygın olup, en çok domates üretilir. Hayvancılık tarımdan sonra önemli gelir kaynağıdır. En çok sığır ve koyun beslenir. Kıyılarda, özellikle Karabiga’da balıkçılık yapılır. Süt, konserve ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdı. Peynir üretiminde Çanakkale’nin en ileri ilçesidir. İlçe merkezi, kıyıdan 24 km içeride, Ballıkaya Tepesinin eteğinde kurulmuştur. Çan ve Lapseki üzerinden iki ayrı yolla il merkezine bağlanır. İl merkezine Çan üzerinden 101 km, Lapseki üzerinden 98 km mesafededir. Karabiga iskelesi İstanbul ile ulaşımda önemlidir.
Bozcaada: 1990 sayımına göre nüfusu 1903’tür Köyü yoktur. Yüzölçümü 36 km2 olup, nüfus yoğunluğu 53’tür. Ege Denizinin kuzeydoğusunda, Çanakkale Boğazına 19 km, Çanakkale kıyılarına 6 km uzaklıkta bir adadır. Toprakları genelde düz olup, hafif engebelidir. En yüksek noktası 191 m ile Göztepe’dir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Bağcılık çok gelişmiş olup, çavuş üzümü çok meşhurdur. Ada çevresinde avlanan balıklar, İstanbul’a gönderilir. Üzüm işleyen fabirakaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi liman çevresinde kurulmuştur. Anadolu kıyısındaki odun iskelesinden düzenli motor ve feribot seferleri vardır. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Çan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 51.713 olup, 23.855’i ilçe merkezinde, 27.858’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 45, Etili bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1722 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları engebelidir. Dağ ve tepeler fazla yüksek değildir. Dağlar arasında fazla büyük olmayan Çan Ovası yer alır. Ovayı Güllü Çayı sular. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, baklagil, şekerpancarı, ayçiçeği tütün, sebze ve meyvedir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır beslenir. Türkiye’nin en büyük fabrikalarından olan seramik fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında bulunan linyit, kaolin ve alçı taşı yatakları işletilir. Halı ve kilim dokumacılığı köylerde yaygındır. Orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır.
İlçe merkezi Çan Deresi ile Kocakonak Tepesinin güney yamaçları arasında kurulmuştur. Çanakkale-Balıkesir karayolu ilçeden geçer. Seramik fabrikası ilçenin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur. İlçede her sene seramik bayramı düzenlenir.
Eceabat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9671 olup, 4055’i ilçe merkezinde, 5616’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 490 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları, yüksekliği az tepeler ve bunlar arasında yer alan küçük düzlüklerden meydana gelmiştir. Üç tarafı denizle çevrilidir. Anafartalar limanının doğusunda Tuz Gölü yer alır.
Ekonomisi balıkçılığa dayalıdır. Eceabat’ta büyük balıkçı teknelerinin sığındığı dalgakıranlar vardır. Avlanan balıkların büyük kısmı İstanbul’a gönderilir, bir kısmı da konserve fabrikasında işlenir. Hayvancılık ve tarım gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, bakla, zeytin olup, ayrıca az miktarda elma, şekerpancarı, pamuk ve üzüm yetiştirilir.
İlçe merkezi, Çanakkale Boğazının batı kıyısında, ve il merkezinin tam karşısındaki koyda kurulmuştur. Trakya’yı Anadolu’ya bağlayan karayolu ulaşımı Eceabat-Çanakkale arasında çalışan feribotlarla sağlanır. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Ezine: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.234 olup, 11.167’si ilçe merkezinde, 23.067’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 39, Geyikli bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 474 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir. Biga Yarımadasında yer alan ilçe toprakları, deniz kıyısında yer alan ova ve bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Kuzeyinde Kayacı Dağı, güneyinde Kavak Dağı yer alır. İlçe topraklarını Eski Menderes Çayı ve kolları sular. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, bakla, fasulye, ayçiçeği, susam, pamuktur. Sebze ve meyvecilik gelişmiştir. En çok zeytin ve domates üretilir. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Düz kesimde sığır, dağlık ve yaylalık alanlarda koyun ve keçi beslenir. Ege kıyılarında ise balıkçılık yapılır. Çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikası, zeytinyağı imalathâneleri, plastik işleme tesisleri başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Akçin Deresi kenarında, kurulmuştur. Çanakkale-İzmir karayolu ilçenin doğu kıyısından geçer. İl merkezine 46 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Gelibolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.020 olup, 18.670’i ilçe merkezinde 21.350’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14, Bolayır bucağına bağlı 4, Kadıköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 806 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50’dir. İlçe toprakları Gelibolu yarımadasında yer alır. Genelde düz olan ilçe topraklarının en yüksek noktası 404 m ile Kömürtepe’dir. Cumalı ve Kavak dereleri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve balıkcılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, şekerpancarı, buğday, ayçiçeği, üzüm ve zeytindir. Marmara ve Ege kıyılarında yaşıyan halk balıkçılıkla uğraşır. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun sığır ve keçi beslenir. Konserve fabrikası, Selektör fabrikası, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı imalathâneleri, tarım araç ve gereç atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Marmara Denizinden Çanakkale Boğazına girişte boğazın batı kıyısında kurulmuştur. Büyük bir limanı vardır. Buradan ihrâcat ve ithâlât yapılır. Keşan-Eceabat karayolu ilçenin batı kıyısından geçer. Gelibolu-Lapseki arasında düzenli arabalı vapur seferleri yapılır. İl merkezine 47 km mesafededir. Evliyâ Çelebi’ye göre Gelibolu ismi “Veli bol” veya “Geliri bol” isminden gelmektedir. Avrupa kıtasında ilk Osmanlı fethi Gelibolu olup, 1354’te Gâzi Süleyman Paşa tarafından fethedilmiştir. İstanbul’un fethine kadar deniz üssü ve tersâne olarak kullanılmıştır. Çanakkale Savaşlarında önemli muhârebelere sahne olmuştur.
Gökçeada (İmroz): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7948 olup, 6074’ü ilçe merkezinde 1874’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 279 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’nın toprakları düz olup, en yüksek noktası 672 m ile İlyas Tepedir. En önemli akarsuyu Büyükdere olup, bu çayın üzerinde sulama ve içme suyu ihtiyacını karşılamak için kurulan bir baraj vardır.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Adanın büyük kısmı zeytinlikler ve bağlarla kaplıdır. Akarsu boylarında ada ihtiyâcını karşılamak için tahıl ekilir. Hayvancılık gelişmiş olup, adada bir Devlet üretme çiftliği vardır. En çok koyun beslenir. Ege Denizinde avlanan balıklar İstanbul’a gönderilir. Kıyılarındaki otel, motel ve tatil köyleri yazın turistik açıdan önemlidir.
İlçe merkezi, adanın doğu kesiminde 50 m yükseklikte bir tepenin üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezine 6 km mesafedeki Kuzu limanından Çanakkale’ye düzenli feribot seferleri yapılır. İlçe belediyesi 1902’de kurulmuştur.
Lapseki: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.545 olup, 5789’u ilçe merkezinde, 18.756’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23, Meyçayır bucağına bağlı 9 ve Umurbey bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 955 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. Biga Yarımadasının kuzey kesiminde yer alan ilçe toprakları, fazla yüksek olmayan dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu Umurbey Deresidir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, elma, yulaf, zeytin ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda arpa ve ayçiçeği yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Tabiî kumsalları ile Çardak bucağı yazın ilgi görür. İlçe topraklarında barit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Çanakkale Boğazının doğu kıyısında tabiî bir liman kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesâfede, gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Gelibolu Lapseki arasında düzenli feribot seferleri yapılır.
Yenice: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 42.798 olup, 6517’si ilçe merkezinde, 36.281’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7, Kalkım bucağına bağlı 17 ve Pazarköy bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1367 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. Biga Yarımadasının doğusunda yer alan ilçe toprakları, fazla yüksek olmayan engebeli alanlardan meydana gelir. Dağlık kesimler kestane, kayın, meşe, kızılçam ve karaçam ormanları ile kaplıdır. Gönen Çayı, Kocabaş Çayı başlıca akarsularıdır. İlçe topraklarında bakır, kurşun, çinko, kaolin, kil ve linyit yatakları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, arpa, tütün olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma ve baklagiller yetişir. İlçe tütünü Agonya tütünü adıyla meşhurdur. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır.
İlçe merkezi, Çanakkale-Balıkesir karayolunun kıyısındadır. Bir Türkmen aşireti tarafından İnceköy adıyla kurulmuştur. Zamanla gelişerek Yenice ismini almıştır. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çanakkale tabiî güzelliklerle, târihî zenginliklerin kucaklaştığı bir ildir. Her köşesi târih doludur. Arkeolojik eserlerin yanında, yemyeşil tepeler, masmavi bir deniz ve tertemiz sahilleri ile turizme çok müsaittir.
Târihî eserler: Çanakkale târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Beş bin senelik bir târihin harâbelerini ve zamânımıza ulaşan eserlerini görmek mümkündür
Çimenlik Kalesi: Çanakkale Boğazının Anadolu kıyısında Kocaçay ağzındadır. 1452’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Bizans’a denizden gelecek yardımı önlemek için yapılmıştır. Kânûnî devrinde 1552’de tâmir görmüştür. Diğer ismi, Kale-i Sultan’dır. Dış surlar ve iç kale olmak üzere iki kısımdır.
Nara Kalesi: Çanakkale’ye 6 km uzaklıktadır. 1807’de başlanmış olan yapımı İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Bozcaada Kalesi: Venedikliler zamânında yapılmış, Fâtih Sultan Mehmed devrinde tâmir ettirilmiştir. Dış surlar ve iç kaleden meydana gelen kale, son yıllarda da tâmir görmüştür.
Bigalı Kalesi: Eceabat’a 5 km uzaklıktadır. Yapımına 1807’de başlanmış olup, İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Kilitbahir Kalesi: Deniz kilidi mânâsındadır. 1462’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Eceabat’tadır. Hiçbir yerde uygulanmamış bir plânı vardır. Dış kale iç kale ve sarı kaleden meydana gelmiştir.
Seddülbahir Kalesi: Boğazı takviye için, 1659’da Frenk Ahmed Paşa tarafından Rumeli yakasında yaptırılmıştır. Günümüzde yıkık durumdadır.
Gelibolu Kalesi: Eski devirlerden kalan kale, Bizans İmparatoru Birinci Jüstinianus tarafından tâmir ettirilmiştir. Günümüzde sâdece bir burcu kalmıştır.
Babakale: Ayvacık ilçesinin Babakale köyündedir. On yedinci asırda Kaymak Mustafa Paşa yaptırmıştır.
Atikhisar: Halk arasında Gavur Hisar denilen bu kale, Çanakkale-Balıkesir karayolu üzerinde yüksek ve sarp bir tepe üzerindedir. Osmanlı tekniğinin izlerini taşır. Gözetleme kuleleri, su sarnıçları ve surlar vardır.
Fâtih Câmii: Kalenin doğusunda çarşının güney ucundadır. 1452’de Fâtih Sultan Mehmed yaptırmıştır. 1862/1863’te Sultan Abdülazîz Han döneminde yenilenmiştir.
Abdurrahmân Câmii: Osmanlı câmilerinin ilk örneklerindendir. Orhan Gâzi döneminde yapılmıştır. Sultan İkinci Mahmud Han devrinde tâmir edilmiştir. Ezine ilçesindedir.
Sefer Şah Câmii: Ezine ilçesinde 14. asırda Yıldırım Bâyezîd Han zamânında yapılmıştır. Câminin yanında Sefer Şahın türbesi vardır.
Aslıhan Bey Câmii ve Külliyesi: Ezine’ye 12 km uzaklıkta Kemâli köyünde olup, câmi, hamam ve türbeden meydana gelmiştir. Sultan Birinci Murad döneminde yapılmıştır. Türbe, câminin kuzeyinde olup, günümüze ulaşan en eski türbedir. Câminin batısında yer alan hamam ise, en eski Osmanlı hamamlarındandır.
Hüdâvendigâr Külliyesi: Ezine’ye 40 km uzaklıkta Tuzla köyündedir. Câmi, medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Câmi, 1366’da yapılmıştır. Medrese câminin batısındadır. Dershâne ve on odadan meydana gelmiştir. Zamânımıza sâdece bir odası ulaşabilmiştir.
Ulu Câmi (Hüdâvendigâr Câmii): Sultan Birinci Murad döneminde ulu câmiler plânında yapılmış bir câmidir. Gelibolu’da olup, bölgenin en büyük yapısıdır. 1667’de onarılmış, 1889’da yeniden yaptırılmıştır.
Azebler Namazgâhı: Gelibolu’da 1407’de yaptırılmıştır. Bu tür eserlerin en güzelidir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi devrinde yapılmıştır. Câminin mihrabı ve batı duvarı ilk günkü hâlini korumaktadır. Birkaç sefer tâmir görmüştür.
Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi döneminde yapılmıştır. Süslü mihrâbı ve minâresi ilk şeklini korumuştur. Lapseki ilçesindedir.
Hüdâvendigâr Câmii: Sultan Birinci Murâd döneminde yapılmıştır. Lapseki ilçesinin Umurbey köyündedir.
Yâkup Bey Külliyesi: Lapseki ilçesinin Çardak bucağındadır. Câmi, medrese, okul ve handan meydana gelen külliyeyi 1472’de Gâzi Yâkup Bey yaptırmıştır. Medrese günümüzde tamâmiyle yıkılmıştır.
Ahmed Bîcân Türbesi: İkinci Murad Han zamânında yapılmıştır. Tek kubbeli güzel bir yapıdır. Türbede yatan zât devrinin büyük âlimlerinden idi. Gelibolu’dadır.
Sarıca Paşa Türbesi: Sultan İkinci Murad Han devri devlet adamlarından Sarıca Paşaya âittir. Gelibolu ilçesindedir.
Yazıoğlu Türbesi: Aynı ismi taşıyan câmiye bitişik üstü açık bir türbedir. Tâmir edilirken ilk özelliğini kaybetmiş olup Gelibolu’dadır.
Gâzi Süleymân Paşa Türbesi: Rumeli fâtihi ve Orhan Gâzinin oğlu Süleymân Paşanın türbesidir. Gelibolu’nun Bolayır köyündedir. 1549’da tâmir edilmiştir.
Anıtlar: Birinci Dünyâ Harbinde târihin en kanlı savaşlarından birinin cereyân ettiği Çanakkale topraklarında 250.000 Türk şehidi yatmaktadır. Bu şehitlerin aziz ruhlarını anmak ve hâtıralarına hürmet için “Çanakkale Şehitler Anıtı” yapılmıştır. 21 Ağustos 1958’de tamamlanmıştır. Hisarlık Burnu ucundadır. Bütün boğazdan görülen anıtlar, 41,70 metre yükseklikte, 4 m aralıkla 4 büyük sütun üzerine kuruludur. Gövde 30x30 metredir.
İçinde “Harp Müzesi” vardır. Şehitleri şu mısralar ne güzel anlatmaktadır:
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna Yârab, ne güneşler batıyor!”
 
“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”
 
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,
Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..
Diğer anıt ve şehitlikler ise; Bahriye Şehitliği ve Anıtı, İntepe Şehitliği, Anadolu Hadiye ve Rumeli Mecidiye Şehitliği, Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mesvuf Şehitliği, Gelibolu Şehitliği, Biga Şehitliği ve Anıtı, Yahya Çavuş, Mehmed Çavuş, Sorok ve Yamut âbideleri, Conkbayırı Mehmetçik Park Anıtı, Tek Çam Anıtıdır.
Müzeler:
Atatürk Müzesi: Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemâl’in (Atatürk) tümen karargâhı olarak kullandığı Çamyayla köyündeki ev müze olarak kullanılmaktadır.
Arkeoloji Müzesi: Kazılarda çıkan târihî eserlerin muhâfaza edildiği bir müzedir.
Harp eserleri müzesi: Seddülbahir bölgesinde şehitler anıtı içindedir. 1171’de açılan müzede Çanakkale Savaşları sırasında bölgede kalan silahlar sergilenmektedir.
Eski Harâbeler: Truva Harâbeleri Çanakkale’ye 32 km uzaklıktaki eski bir şehir harâbesidir. İlk çağ halk şâirlerinden Homeros’un İlyada destanı bu şehirden bahseder. Burası dünyânın en meşhur müzelerinden biridir. Arkeolojik kazılarla tamâmen ortaya çıkarılan bu şehir harâbeleri görülmeye değer bir târih hazînesidir. Truva M.Ö. 3200 ile M.S. 400 yılları arasında 9 defâ yıkılmış ve yeniden kurulmuştur. 1873’te Sehliemanın tarafından ilk defâ bulunmuştur. Bu harâbeler Çanakkale Boğazına hâkim olan Hisarlık Tepe üzerindedir.
Truva Harâbeleri yanında Arkeoloji Müzesi vardır. Truva’da kazılar kat kat yâni üst üstedir. 2 ile 16 m derinlikte 9 şehir vardır. Truva kazılarında çıkan târihî eserlerin mühim kısmı Avrupa müzelerine kaçırılmış, ancak 1923’ten sonra çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Truva Arkeoloji Müzesinde muhâfaza altına alınmıştır.
Blegen’in tespit ettiği kronolojik sıraya göre 9 Truva şöyledir:M.Ö. 3200-2600, 2600-2300, 2200-2050, 2050-1900, 1900-1800, 1800-1300, 1300-1100, 700-350, 350-M.S. 400.
İskender amiral gemisinden mızrağını Truva istikâmetine atarak Asya seferinin başladığını anlatmak istemiştir. Anadolu’nun en önemli antik şehirlerinden biridir. Assos: Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyünde M.Ö. 7. asırda kurulmuş bir yerleşim merkezidir. Denize hâkim tepe üzerindeki akropol, 3 km uzunluğunda bir surla çevrilidir. Agora tiyatro ve Athena tapınağı vardır. Alexsandrea: Çanakkale’ye 50 km uzaklıkta Dalyan köyünde Alexandrea-Troas harâbeleri surlarla çevrilidir. Bu kenti İskender’in generallerinden Antigonos kurmuştur. Lampsakoz: Lapseki ilçesinde Lampsakoz (Pitiyara)şehir harâbeleri ve Roma devrine âit lahit ve kitâbeler bulunmaktardır. Sestos: M.Ö. 650 senesinde Aiciler tarafından koloni olarak kurulmuştur. M.Ö. 300 senesine âit seramikler bulunmuştur. Şehrin iç kalesi hâlen durmaktadır. Sarnıclar kullanılmaktadır. Eceabat’a 4 km mesafededir. Dardanos: Çanakkale’nin 10 km yakınında İzmir karayolu üzerindedir. Eski bir şehir harâbesidir. Diğer harâbeler Chyrse, Perkote, Arisbe, Parion, Priapos, Kebrene, Skepsis ve tapınağı bulunan Neandrea şehir kalıntılarıdır.
Mesire yerleri: Zengin doğal güzellikler, ilde çok sayıda mesire yerinin meydana gelmesine yol açmıştır. Bunlardan meşhur olanları şunlardır:
Yaykın: Çanakkale-Çan karayolu üzerindedir. Karaçam ormanları içinde, bin kişiye yakın kişinin dinlenebileceği bir piknik yeridir.
Balaban: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde bir dinlenme yeridir. Çam, meşe, kestane ağaçlarıyla kaplıdır. İçme suyu çok güzeldir.
Millî Park: Gelibolu Yarımadasında 33.000 hektarlık bir arâzidir. Savaş alanları, anıtlar, şehitlik, güzel koylu, temiz kumsalları ve ormanlık tepeleriyle yeşil vâdiler bulunur. Gezi ve piknik yeridir.
Karantina: Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde il merkezine 15 km uzaklıkta, deniz kenarında bulunan bir dinlenme yeridir.
Kepez: İl merkezine 5 km uzaklıktadır. Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. Denize 1 km olup, meyve bahçeleriyle çevrelenen ve Çanakkale boğazının güzelliği seyredilebilen bir dinlenme yeridir.
Kaplıcaları: Çanakkale kaplıca ve ılıcaları bakımından da çok zengin bir ilimizdir. Bu şifâlı suların bâzılarında banyo kürleri, bâzıları ise içilerek çeşitli hastalıklara iyi gelir.
Çan Kaplıcası: Çan-Balıkesir karayolu üzerindedir. Banyo tedâvîsi romatizma, mafsal romatizması, nefrit ve kadın hastalıklarına iyi gelir. İçme tedâvisi ise karaciğer, barsak, safra kesesi ve idrar yolu hastalıklarına faydalıdır.
Küçük Çetmi Kaplıcası: Ayvacık ilçesinin Küçükçetmi köyündedir. Sıcaklığı 14°C olup, karbonhidratlıdır.
Kestanbol Ilıcası: Ezine’nin Kestanbol köyündedir. Banyo tedâvîsi romatizma, nefrit, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, gut, siyatik, barsak parazitleri ve kırıklar için çok faydalıdır. Eski devirlerden beri kullanılmaktadır.
Külçüler Kaplıcası: Bayramiç ilçesine 18 km uzaklıkta orman içindedir. Dört bin senedir kullanılan kaplıca, kadın hastalıklarına iyi gelir.
Kirazlı-Balaban Mâden Suları: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde Kirazlı bucağındadır. Böbrek taşlarını düşürmede çok faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bursa Hakkında Bilgiler

BURSA

Osmanlı Devletinin bir ara başkentliğini yapan, evliyâlar diyârı, târihî âbideler şehri, tabiî güzellikleri ve binlerce senedir bilinen şifâlı kaplıcaları ile dünyâca isim yapan bir ilimiz.
Marmara bölgesinin güneyinde yer alan Bursa, bilecik, Balıkesir, Kütahya, Kocaeli, İstanbul illeri ve Marmara Denizi ile çevrili, Marmara bölgesini, Ege ve İç Anadolu’ya bağlayan bir kavşak noktasıdır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye’nin üç büyük şehrinin meydana getirdiği üçgenin merkezinde sayılır. 28°10’ ve 30°00’ kuzey enlemleri ile 40°40’ ve 39°35’ doğu boylamları arasında yer alır. Trafik numarası 16’dır.
İsminin Menşei
Bursa’nın, Bitinya kralı İkinci Prusias tarafından kurulduğu ve şehre "Prusias" (Prosa)dendiği, zamanla bu isim "Brousse" ve "Brus" olduğu söylenmektedir. Türkler şehri fethedince, "Bursa" demişlerdir.
Târihi
Bu şehre târih, damgasını o kadar derin ve kuvvetle basmıştır ki, o her yerde önümüze çıkar. İstanbul’dan sonra en çok târihî şahsiyetler ve eserleri bağrında taşıyan Bursa’nın Türk târihinde çok müstesnâ bir yeri vardır.
Mîlâttan iki bin yıl önce Trakya’dan gelen "Bitiniler" Bursa ve civârına yerleşmiş ve Bitinya Krallığını kurmuşlardır. Bitinya kralı Prosyas, M.Ö. 1500 senelerinde Bursa’yı kurmuş, şehre Prosa denmiştir. Kartaca komutanı Anibal, bu krallığa sığınmış ve verdiği plâna göre bu şehir kurulmuştur. Bitinya’nın merkezi İzmit idi. Lidya kralı Krezüs, Bitinya topraklarını ele geçirmiş, Persler Lidya’yı yenerek 200 sene vâlilik (satraplık)olarak idâre etmiştir. Persleri Makedonya Kralı İskender yenerek bu bölgeye hâkim olmuştur. İskender’in ölümü üzerine imparatorluk kumandanlar arasında taksim edilince, bu bölge "Antiyon"un hissesine düşmüştür. Bilâhare bu bölge, Roma İmparatorluğu’na dâhil edilmiş ve Roma’nın M.S. 395’te Doğu ve Batı olarak bölünmesinde Bursa ve civârı Doğu Roma’nın (Bizans’ın) hissesine kalmıştır. Bizans devrindeyken İran Sâsânî hükümdârı Hüsrev Perviz, Bizans imparatoru Herakliyüs’ü yenerek Bursa’yı ele geçirmiş, Trakya’dan gelen Türkler Bizanslılara yardım ederek geri almıştır.
Abbâsi halîfesi Hârun Reşîd zamânında İslâm ordusu Söğütçük kasabasına kadar gelmiş anlaşma yapıp geri dönmüşlerdir. Hamdanoğlu Sülâlesinden Seyfüddevle 924’te Bursa’yı kuşatmış ise de alamamıştır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Bursa civârı Türkler’in eline geçmiştir. 1097’de Türkler Bursa’yı fethetti fakat bu kısa sürdü. Selçuklu Sultanı Melikşâh, Kutalmışoğlu Süleyman Şâhı Bursa fethine gönderdi. İznik alındı. Kılıçarslan, ilk Haçlı seferini İznik önünde geri çevirdi.  Oğuz Türklerinin Kayıhan boyundan Karakeçeli aşîretinin lideri Ertuğrul Gâzi, Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubat zamânında (1210-1236) Söğüt ve Domaniç civârında yerleşti. Oğlu Osman Bey, Osmanlı Devletini kurdu. Osmanlı Devletinin ilk fethettiği yer Kulacahisar’dır. (İnegöl’e 5 km uzaklıkta bir köy.) Bilâhare Karacahisar’ın fethinden sonra sırayla İnegöl, Kestel, Uluabat, Yalova, Karamürsel fethedildi. Osman Gâzi, oğlu Orhan Gâziye Bursa’nın güneşte parlayan Sent Eli Manastırının kubbesini (Tophâne) göstererek beni buraya gömün diyerek vasiyet etti. Orhan Gâzi Mudanya, Gemlik ve Atronos (Orhâniye)u fethettikten sonra, Bursa güneyinde Pınarbaşı’nda karargâhını kurdu. Bursa’yı kuşattı. Bursa tekfuru, Köse Mihâl vâsıtasıyla teslim olmak istediğini bildirdi. 30 bin flori altın verdi ve Osmanlı askerleri nezâretinde İstanbul’a gitti.
Bursa 6 Nisan 1326 Cumartesi günü Türkler tarafından fethedildi. Orhan Gâzi, Bursa’yı Osmanlı Devletinin başkenti yaptı. Birinci Murad (Hüdâvendigar) 1365’te Osmanlı başkentini Edirne’ye nakletti. Fakat tahta çıkmalar, cenâze törenleri ve gömülmeler Bursa’da olmuştur. İstanbul’un fethine kadar Bursa sembolik başkent olarak devâm etti. 1841’den sonra Anadolu Beylerbeyi Bursa’da oturmuştur.
Yıldırım Bâyezîd ile Timur Han arasında 28 Temmuz 1402’de yapılan Ankara Savaşından sonra Bursa ve Osmanlı Devleti sıkıntılı günler geçirdi. Kısa zamanda burada Osmanlı hâkimiyeti sağlandı. Birinci Dünyâ Harbine kadar her hususta gelişen Bursa, bu savaşı müteâkip İngilizlerin yardımı ile Yunan ordusu tarafından işgâl edildi. 26 Ağustos 1922’de büyük taarruzla kesin olarak hezîmete uğrayan Yunan ordusu kaçmaya başladı ve 11 Eylül 1922’de Bursa düşman işgâlinden kurtuldu. Yunanlılar kaçarken Bursa’yı yakıp yıkmaya çalıştılar.  Bursa 1801’de büyük bir yangın, 1854’te deprem, 1429’da vebâ salgınlarında çok zarar görmüştü. Sultan Birinci Ahmed Celâlî isyanlarını bastırma işini Bursa’dan tâkip etmiştir. Dördüncü Murad ve 1860’ta Sultan Abdülazîz ile Sultan Abdülmecîd Bursa’yı ziyâret etmişlerdi.
Fizikî Yapı
Bursa toprakları % 35’i dağlık ve yayla, % 48’i platolarla, % 17’si ovalarla kaplıdır. Bursa Ovası derelerin sürüklediği  alüvyonlardan meydana gelmiştir. Arâzisi volkanik bir yapıya sâhiptir. Kaplıcaları yer kabuğunun iki bin metre derinliğinden yer yüzüne çıkan sıcak su kaynaklarıdır.
Dağlar: Bursa ilindeki dağlar genel olarak doğu-batı yönünde uzanan sıra dağlar olarak görünür. Yer yer yükselirler. Samanlı Dağları, Duman, Hasanbaba, Karlık tepeleri, Kıltepe (1600 m), Katırlı Dağları (Üçkaya Tepesi 1283 m), Avdan Dağı, Mudanya Dağları, Karatepe (835 m), Karadağ, Sarnıç Tepe (820 m), Talas Tepe (700 m), Uludağ Karatepe (2543 m), Ahı Dağı, Asarcık Dağları, Sincan Dağı, Gökçedağ, Eğrigöz Dağı, Kurban Dağı (1000 m), Dazdağ (922 m) ve Dümenkırı Dağı (1013 m)dır.
Yaylalar: Yaylaların çoğu Uludağ’dadır. Başlıcaları Kadı Yaylası, Sarı Alan, Karapınarlar (1900 m), Kirazlı Yayla (750 m), Yılankaya (Kayadibi), Dolubaba, Paşa Çayır, Araba Oturağı, Ağaçlı Kuyu, Yumaklı ve Karayayla’dır.
Ovalar: Bursa’nın ovaları çok verimlidir. Samanlı Katırlı Dağ dizileri arasında Orhan Gâzi Ovası 17.000 hektar ve İznik Ovası 9000 hektardır. Uludağ-Katırlı dağ dizileri arasında İnegöl Ovası 14.832 hektardır. Yenişehir Ovası 15.478 hektar ve Bursa Ovası 39.218 hektardır. Çayırköy Ovası 8.000 hektar, Karacabey Ovası 18.000 hektar ve Mustafakemâlpaşa Ovası 18.000 hektardır. Alüvyonlu topraklar olup, çok bereketlidir.
Akarsuları: Bursa ili içinde büyük nehir yoktur. Fakat Uludağ ve eteklerinden çıkan çaylar vardır. Nilüfer Çayı, uzunluğu 87 kilometredir. Uludağ’da 850 m yükseklikte bulunan iki mağaradan çıkar, süratle iner, akışı hızlıdır. Her kilometrede 20 m aşağı iner, Dereçavuş köyünde Deliçay birleşir. Ulubat Gölü ayağında denize dökülür. Deliçay, Nilüferin ikinci koludur. Balıklı, Kaplıkaya ve Gölbaşı sularını toplar. İlkbaharda çok hızlı akar. Bunun için Deliçay denmiştir. Bursa’nın içinden geçer. Karıncadere, Namazgâh, Alaşar, Gökdere ve Cilimbaz derelerini alır. Dereçavuş köyünde Nilüfer’le birleşir. Gökdere, Setbaşı köprüsünden geçer, vâdiden akar ve su deposu üstünde 12 m şelâle yapan deredir. Emirsultan ile Yeşil arasından akan Karınca, Namazgâhdere ve Gökdere ile birleşir. M. Kemâlpaşa Çayı 155 kilometredir. Menbaına yakın ismi Çavdar Suyu, Orhaneli civârında Atranos Çayı (Karasu), M. Kemâlpaşa’dan geçerken Kemâlpaşa adını alır. Bu çay iki koldan ibârettir. Birinci kol Kütahya Yoncalıktan çıkar.Tavşanlı-Orhaneli’ni geçip, M. Kemâlpaşa’ya 15 km mesâfede ikinci kol ile birleşir. Birleşmeden önce Sarpdere ve Dursunbey Suyu, Atranus’a katılır. İkinci kol ise Simav’ın Dağardı bucağı yakınından çıkar. Aleva ismini alır. Orhaneli’nden geçer. Simav’dan sonra birinci kol ile birleşir, Ulubat Gölüne dökülür.
Küçükaradere Suyu: M. Kemalpaşa’dan çıkar. Susurluk Çayına dökülür. Susurluk (Karadere) Çayı; Manyas Gölünden gelir. Susurluk’tan geçer. Karacabey’in Karadağı’ndan kollar alır.
Göksu: Uludağ’dan gelen Çayırakçe, Karadereleri, Kocaköy, Bedre suları birleşir. Yenişehir arasında Göksu ismini alır ve Sakarya Nehrine karışır. Doğancı Barajından verilen su ile Bursa’nın 30 sene su sıkıntısı giderilmiş olacaktır.
Göller: Ulubat (Abolyont) Gölü: M. Kemâlpaşa ile Karacabey arasında, 156 km2 alana sâhiptir. Derinliği azdır. 1,5 ile 4 m arasında değişir. Dibi çamurludur, kıyıları bataklık ve sazlıktır. Suyu tatlıdır. Sazan, yayın balıkları ile tatlısu istakozları boldur. Üzerinde birçok ada vardır. Yazın suları çekilir, ekime müsâittir.
İznik Gölü: İznik-Orhangâzi arasındadır. Alanı 208 kilometrekaredir. En derin yeri 80 metredir. Mâvi rengi ile denizi andırır, suyu tatlıdır. Sazan ve tatlı su balıkları boldur. Güneyi kumsaldır. Etrâfı zeytinlik, çam ve çınar ağaçlarıyla süslüdür.
Gölbaşı: Bursa Ovasının Dimboz köyü yakınında küçük göldür.Katırlı Dağlarından inen suları düzenleyen bir baraj gölüdür. Yenişehir Gölü (Bataklık): Eskiden bataklıktı, kanallar açılarak kurutuldu. Uludağ Karagöller: Zirvenin 8 km doğusunda kar sularının erimesi ile meydana gelen göldür. Gölün yukarısı karlı sırt, aşağısı Sanavber ormanı ile çok güzel mesire yeridir. Göllerin isimleri: Buzlu Göl, Aynalı Göl ve Kara Göl.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Bursa’da genellikle Akdeniz iklimi hüküm sürüyorsa da Karadeniz iklimine geçiş sahası manzarası gösterir. Sıcaklık +42,6°C ile -25,7°C arasında seyreder. Yağış ise, 456,2 mm ile 1217,4 mm arasındadır. Yılın ortalama 113 günü yağışlı geçer. Uludağ yazın da karla kaplıdır. Bursa topraklarının ancak % 8’i ekime elverişli değildir. % 43’ü ormanlarla % 44’ü tarlalar ve % 5’i çayır ve mer’alarla kaplıdır. Uludağ’ın bin metre yukarısı ormanlarla örtülüdür. Zeytinlik saha oldukça geniştir.
Ekonomi
Bursa, Türkiye’nin ekonomik bakımdan en gelişmiş beşinci ilidir. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’dan sonra gelir. Bursa’nın ekonomisi tarım ve tarıma dayalı sanâyii, ticâret ve turizme dayanır. Mâden bakımından da zengindir.
Tarım: Toprağı çok bereketli olup, iklimi (sıcaklık, nem ve yağış) tarıma çok müsâittir. Tarım ürünleri çok çeşitli ve boldur. Faal nüfûsun % 60’ı tarımla uğraşır. Brüt gelirin % 20’si tarımdan sağlanır. Bâzı meyve ve sebze ürünlerinde Bursa birinci sırada yer alır. Arâzinin % 44’ü tarladır. Tarım ürünlerinin başlıcaları; buğday, arpa, mısır, yulaf ve pirinç gibi tahıllardır. Bütün bunların senelik istihsali 500.000 tona yaklaşır. 20.000 tona yakın fasulye, bakla, bezelye ve çiğ baklagiller, tütün, pamuk, ayçiçeği, susam ve anason yetişir.
Türkiye’nin en çok ve kaliteli sebzesi Bursa’da üretilir. Bunlardan domates birinci sırayı alırken, soğan ikinci sıradadır. Patates, hıyar, pırasa, lahana, tâze fasulye, patlıcan, biber, enginar ve ıspanak üretimi 250.000 tona yaklaşır. Bursa meyvecilikte çok ileridir. Sulu şeftalisi, kestane, üzüm, elma, armut, çilek, vişne, kiraz, kayısı, erik, muşmula, kızılcık, ceviz, kavun, karpuz ve her çeşit meyve yetişir. Türkiye’de, çileğin % 80’i, şeftalinin% 40’ı Bursa’da yetişir. 25.000 hektara yaklaşan bağlarda yetişen razzaki ve müşküle üzümü de dış ülkelere ihrâç edilir. Gemlik, Mudanya ve Orhangazi ilçelerinin zeytinleri sofralık, lezzetli zeytinlerdir.
Bursa’da modern tarım âletleri, sûn’î gübreleme, sulama ve ilaçlama en ileri seviyededir. İpek böcekçiliği, Osmanlı devrinde çok yaygındı. Sûn’î ipek çıkınca koza üretimi azalmıştır. Senede 600 tona yakın koza üretilmektedir. Dünyânın en verimli kestâne alanları Bursa yamaçlarındadır. Bursa ile Sarıalan’a kadar uzanan kestâne kuşağı ilmen dünyânın kestâne kuşağıdır.
Hayvancılık: Bursa’da hayvancılık oldukça ileridir. Mer’a ve çayırlar hayvancılığa müsâittir. Başta koyun olmak üzere kıl keçisi ve sığır beslenir. 32.000 arı kovanı ve lezzetli balı vardır. Karacabey-M. Kemâlpaşa arasında bulunan Karacabey Harası Türkiye’nin en büyük harasıdır. Arâzisi 100.000 dekarın üzerindedir. Osmanlı devrinde sarayın et, süt, krema, yağ ve buna benzer ihtiyâcı için "Çiftli-Kat-ı Hümâyûn" olarak kullanılmıştır. Bu arâziyi Köse Mihâl, kızının çeyizi olarak Orhan Gâzi’ye hediye etmiştir. 1924’ten sonra hayvancılığın ıslahı için burada damızlık at, koyun, sığır ve tavuk yetiştirilmeye başlanmıştır. Bunların bir kısmı köylüye satılır. M. Kemâlpaşa’nın Ayazköy ve İncilpınar mer’aları ıslah edilmiştir.
Ormancılık: Toprakların % 44’ü ormanlıktır. 472.000 hektara yakındır. Ormanlarda çok çeşitli ağaçlar bulunmaktadır. Orman içinde ve 10 km civârında bulunan köy sayısı 683’tür. Senede 160 bin m3 kerestelik odunu, 650.000 ster yakacak odunu ve 150 ton reçine elde edilir.
Mâdenler: Bursa mâden bakımından da zengindir. Silâh ve uzay sanâyiinde kullanılan Volfram (tungsten) Uludağ’da çıkmaktadır. 100.000 ton krom istihsal edilmektedir. Ayrıca linyit, bor tuzları, manyezit, çinko, amyant, mermer bulunmaktadır. Silah sanâyiinde kullanılan Bor tuzları M. Kemâlpaşa ve Kestel’de çıkmaktadır.
Sanâyi: Bursa Türkiye’nin başta gelen sanâyi merkezlerinden biridir. Türkiye’nin 500 büyük firmasının 32 adedi Bursa’dadır. Büyüklü küçüklü 7.000 iş yeri vardır. Türkiye’nin üç otomobil fabrikasından 2’si olan Renault ve Tofaş Bursa’dadır. Otomotiv yan sanâyi ile ilgili iş yerleri ve Mensucat sanâyi ile ilgili iplik (naylon, poliester, yün, makara ipliği, dokuma, havlu, boya ve empirme) fabrikalarının sayısı oldukça fazladır. Makina ve mâdenî eşyâ sanâyii, döküm, mâdenî eşyâ ve makina îmâlâtı olarak 16 çeşit makina îmâl edilir. Karoser ve aksesuar sanâyiinde 32 çeşit oto aksesuarı îmâl edilir.
Süt mâmülleri sanâyiinde süt, peynir, tereyağ, kaymak, yoğurt ve lor istihsal edilir. Konserve ve meyve suyu îmâlatı oldukça ileridir. Deri yağ ve sabun îmâlâtında 20’ye yakın fabrika vardır. Deri ve plastik sanâyiinde oldukça ileridir. Sümerbank Merinos Yünlü Sanâyii Müessesesi eski ve köklü bir sanâyi kuruluşudur.
Yedi bin sanâyi işletmesini buraya sığdırmak mümkün değildir. Un fabrikaları, pekmez, mobilya, yonga ve levha, kimyâ sanâyii fabrikaları, akü, çelik ve plastik boru fabrikaları vardır. Yedi bin işletmenin 100 tânesi büyük işletmelerdir. Tekstil sektörü söz konusu edildiği zaman hiç şüphesiz ilk akla gelen şehrimiz Bursa olmaktadır. Târihteki ipek şehri Bursa, günümüzde sanâyi şehrine dönüşmüştür.
Ulaşım: Bursa, kara, hava ve deniz ulaştırması bakımından zengin bir ildir. İstanbul, İzmir ve Ankara’ya mükemmel karayolu ile bağlıdır. Bursa, Osmanlı devrinde en işlek ve karayollarının kavşak noktasında bulunuyordu. Bugünkü yolların esası Osmanlı devrinde açılan yollardır. Gemlik ve Mudanya’da iskele vardır. Yalova iskelesine inenler çok düzgün bir yolla bir saat içinde Bursa’ya ulaşırlar. Bursa’da havaalanı vardır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.603.137 olup, 1.157.805’i şehirlerde, 445.332’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.043 km2 olup, nüfus kesâfeti 145’tir.
Örf ve Âdetler: Bursa 14. asrın başından bu yana Türkiye’nin başta gelen bir kültür ve eğitim merkezi olmuştur. Türkler, birinci asır başından beri Bursa bölgesine yerleşmişlerdir. Haçlı seferleri sebebiyle bir ara Türklerin elinden çıkmışsa da, kısa zaman sonra tekrar alınmıştır. Bursa’da Türk İslâm kültürü hâkim olmuştur. Târih boyunca Bursa bölgesinde yaşayan Hititler, Bitinyalılar, Traklar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılardan bâzı antik eser ve harâbeler kalmışsa da, bu milletlerin örf ve âdetleri unutulup gitmiştir.
Örf ve âdetlerde, folklorda ve her çeşit sosyal düşüncede Türk İslâm kültürü hâkim olmuştur. Bursa bölgesinde kadın ve erkeklerin giyim ve kuşamları çok güzeldi. Bugün yalnız düğün ve gösterilerde giyilmektedir. Orhan Gâzi zamânında her gün ikindi vakti "nevbet" denilen davul çalınırdı. Zamanla bu davula kös, tabıl, zurna, nakkare ve nefes çalgıları katılmıştır. Mehter olarak bilinen bu takım, Osmanlıların savaş ve barışta millî sembolü hâline gelmiştir.
Bursa’da dînî bayramlar coşkunlukla kutlanırdı. Türbe ve kabirler, âile mezarlıkları ziyâret edilirdi. Bayram ve Ramazân-ı şerîf mânileri çoktur. Bursa türkülerinin çoğu "sekme" denilen dört buçuk tempolu oyun havalarıyla söylenir. Setbaşı, efe ve yemeni, keklik, turna, Bursa’nın ufak tefek taşları meşhurlarıdır. Oyun havaları ve halk müziğinde gurbet ve hasret duyguları ağır basar. Başlıca oyun havaları, yüksek oyun, kırık oyun, Cezâyir ve Köroğlu’dur. 8-10 kişi ile yapılan kılıç-kalkan oyunu yiğitliğin sembolüdür. Orhan Gâzi zamânında askerlerin eğitimiydi. Türk gölge oyununun meşhur kahramanları olan Karagöz (demirci ustası) ile Hacıvat (Baş Mîmâr Hacı İvaz Ağa)Bursa’da yaşamıştır. Orhan Gâzinin emri ile Şeyh Küşteri, Hacıvat ve Karagöz’ü eski bir Türk oyunu olan gölge tiyatrosu ile devâm ettirmiştir. Bursa’nın meşhur yemekleri:İskender kebabı, enginar dolması, kestâne şekeri ve gülvarak’tır. İspanya Barcelona Gıdâ Fuarında, Bursa kestâne şekeri dünyâ birincisi seçilmiştir. Bursa çinicilik, seramikçilik, ipek ve kadife dokumacılığı, bıçakçılık, saraççılık, oya işleri gibi el sanatlarında çok gelişmiştir.
Bursa divan ve halk edebiyatında çok sayıda ve meşhur şâirlerin yetiştiği bir ildir. Vesilet-ün Necât (Mevlid) eseri ile en meşhuru Süleymân Çelebi’dir. Sevgili Peygamber efendimizin doğumunu, mîracını, hayâtını, üstünlüklerini ve fazîletlerini anlatan bu eser asırlardır, câmi, mescid, ev ve her yerde okunan bir Türkçe eserdir. Ahmed Paşa (1496), Mehmed Gazâlî (1466-1535), Lâmi-i Çelebi (1472-1532), Cenânî (1595), Eşref Paşa, Halil Edib Bey ve Semih Efendi başlıca şâirlerdir.
Atıcılık için ilk ok meydanı Bursa’da yapıldı. Atıcılık, kış sporları, güreş ve diğer spor ileridir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 80’dir. Okulsuz köy kalmamıştır. Bursa’da 135 ilkokul, 80 ortaokul, 25 lise, 50 meslek ve teknik lise, Uludağ Üniversitesi ve buna bağlı tıp fakültesi ve diğer fakülteler ile okul ve öğretmen bakımından en iyi illerden biridir. Bursa kütüphâneleri eski ve el yazma eserlerle doludur.
Yetişen meşhurlar: Bursa’da yetişen devlete, ilme ve dîne hizmet edenlerin sayısı çok fazladır: 1) Lala Şahin Paşa: Filibe, Edirne ve Bulgaristan fethinde çok büyük hizmeti olmuştur. Türbesi M. Kemâlpaşa’dadır. 2) Karacabey (Dayı): Fâtih devrinin büyük komutanlarındandır. 3) İnegöllü İshak Paşa:İstanbul fethinde Kara Kuvvetleri Komutanı idi. 4) Duğlu Baba: Bursa fethinde askerlere ayran dağıtan bir velîdir. Türbesi Kirazlı Yayladadır. 5) Geyikli Baba: Bursa fethine geyik üzerinde katılmış bir velîdir. Horasan’dan gelmiştir. 6) Mûsâ Baba: Bursa fethine katılmıştır. Câmi ve türbesi tâmir edilmiştir. Işıklar semtindedir. Horasan’dan gelmiştir. 7) Abdal Murad: Bursa fethinde hizmeti geçen bir velîdir.Kabri Uludağ yolu üzerindedir. 8) Alaca Hırsa: Alaca Hırsa Câmii bu zât için yapılmıştır. Gerçek ismi belli değildir. Bursa fethi için Buhârâ’dan gelen bir velîdir. 9) Ali bin Yûsuf Bali: Molla Fenârî hazretlerinin  torunudur. Aritmetik hakkında ve Arapça gramer hakkında eser yazmıştır. 10) Beliğ İsmâil Efendi: 1729’da vefât etmiştir. Güldeste-i Riyâz-ı İrfan isimli Bursa’da yetişen meşhurları anlatan eseri meşhurdur. 11) Bursalı Mehmed Tâhir: 1926’da İstanbul’da vefât etmiştir. Osmanlı Müellifleri eseri meşhurdur. Basılmış 10, basılmamış 7 eseri vardır. 12) Cenânî: 1559’da vefât etmiştir, fen bilgisine âit çeşitli kitapları vardır. 13) Eşrefoğlu Rûmî: Büyük âlim ve velîlerden. Hacı Bayrâm Velî hazretlerinin dâmâdıdır. 1479’da vefât etmiştir. Türbesi İznik’tedir. Başlıca eserleri Müzekkin-Nüfus, Tarîkatnâme ve Divan’dır. 14) Ferâizcizâde Mehmed Said: Gülşen-i Maarif’in yazarıdır. Bunun birinci cildi genel târih, ikinci cildi ise Birinci Abdülhamîd’e kadar olan hâdiseleri nakleder. 15) Gâzi AhmedMuhtar Paşa: 1839’da doğmuş, Bursa’da Katırcıoğlu âilesindendir. Paşa olmuş, sadrâzamlık yapmıştır. Dârüşşafaka Lisesini açmıştır. Islâh-ut-Takvim Riyâd-ül-Muhtâr, 1294 Anadolu Rus Muhârebesi ve Takvim-i Mâlî eserlerini yazmıştır (Bkz. Ahmed Muhtar Paşa). 16) Hacı İvaz Paşa: Vezir olmuştur. Tîmûr ve Karamanlıların kuşatmasında Bursa’nın Hisar kapılarını kapatarak Bursa’yı alınmaktan kurtarmıştır. Yeşil Câmi ve Türbesinin mîmârıdır. 1429’da vefât etmiştir. Türbesi Pınarbaşı’ndadır.17) İsmâil Hakkı Bursevî: Tasavvufî eserleri ve Rûh-ul-Beyân adlı meşhur bir tefsiri vardır. El yazma eserleri Orhan Câmii Kütüphânesinde saklıdır. 18)Kara Çelebizâde Abdülazîz: Bursa müftülüğü ve şeyhülislâmlık yapmıştır. Bursa’ya su getirmiş ve 300 çeşme yaptırmıştır. Ravzat-ül-Ebrâr, Mirât-ı Safâ, Süleymânnâme isimli eserleri vardır. 1642’de vefât etmiştir. 19) Lâmii Çelebi Mahmud bin Osman: Yeşil Külliyesi nakkaşı. Nakkaş Ali’nin torunudur. Çekirge’de câmisi bulunur. Türbesi de dedesi yanında Hisar’dadır. 1531’de vefât etmiştir. Çok sayıda eserleri vardır. 20) Mehmed bin Abdullah: Molla Fenârî hazretlerinin torunudur. 1531’de vefât etmiştir. Düstûr-ül-Hesab ve Kaside-i Bürde eserleri meşhurdur. 21) İnegöllü Mustafa: 1716’da vefât etmiştir. Lügat hakkında Câmi-ül-Fürs kitabı vardır. Osmanlı târihinin ilk devirleri için üç ana kaynaktan biridir. Diğerleri Âşıkpaşazâde Târihi, Bitlisî’nin Heşt Behişt Târihi’dir.Kabri, Çekirge semtinde Süleymân Çelebi kabristanındadır. 22) Ömer Şifâî:Meşhur bir doktordur. Tıp târihinde yer almıştır. Reis-ül-etıbba (başhekim) olmuştur. 23) Şehzâde Korkut (İkinci Bâyezîd Hanın oğlu) 1513’te vefât etmiştir. Ahlâk ve fetvâ kitapları yazmıştır. 24) Şeyh Muhyiddîn Halvetî, şâirdir. Dîvân’ı vardır. Üçkazlar şeyhidir. Hüsrevnâme, İbretnâme kitapları vardır. 1682’de vefât etmiştir. 25) Üftâde Mehmed Muhyiddîn (Celvetî): Büyük bir mutasavvıftır. Dîvânçe’si ve Vâkıât isimli eserleri vardır. Evi, türbesi, mescid ve câmisi mevcuttur. Çocuklarından da çok âlim kişiler yetişmiştir. 26) Vani Mehmed Efendi: Kestel’de yerleşmiş, medrese ve hamam yaptırmış ve çok çeşitli kitaplar yazmıştır. 27) Yahyâ bin Han Mustafa, Türkçe Envâru’l Kulûb manzum eseri, Hulefâ-i Râşidin ile Ehl-i Beyt hakkında eseri vardır. 1516’da vefât etmiştir. 28) Ulubatlı Hasan: İstanbul fethinde surlara Türk bayrağını ilk diken ve şehitlerden biridir.
Bursa ile ilgili rivâyetler: Bir rivâyete göre hazret-i Süleymân’ın cin vezirlerinden biri, "Can" kavminin güzel bir dağın eteğinde şehir kurduğunu, "Cin" kavminin bin sene savaş etmekle şehri aldığını ve bir tufan ile bu şehrin göl altında kaldığını söyler. Hazret-i Süleymân’ın emri ile su perileri göller altındaki şehri çıkarırlar. Vezirlerden birisi "Cennet burası" der, ağır işiten diğer bir veziri bu sözü "Cennet Bursa" anlar. Dağ perileri Uludağ’dan mermerler getirip saray yaparlar; hazret-i Süleymân hükümdarlığı esnâsında senede bir gün Bursa’ya zevcesi hazret-i Belkıs ile gidermiş.
Karagöz efsânesi: Demirci ustası olan Karagöz Batı Trakya’dan Kırklareli’ne, İstanbul, Konya ve sonra Bursa’ya gelir. Hoş sohbet olan Karagöz, Orhan Câmii mîmârı Hacı İvaz (Hacıvat)Ağa ile şakalaşırken, işçiler gülmekten iş yapamazlar.Karagöz îdâm edilince halk üzülür. Karagöz’ün hâtırasını devâm ettirmek için Karagöz-Hacıvat oyunu, Şeyh Küşteri vâsıtasıyla sahneye konur.
İlçeleri
Bursa on yedi ilçeden meydana gelmiştir. Bunlardan üçü Bursa il merkezini meydana getirir.
Nilüfer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.799 olup, 36.897’si ilçe merkezinde, 28.902’si köylerde yaşamaktadır. Bursa il merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. 1989 yılında ilçe merkezi oldu.
Osmangazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 510.902 olup, 473.302’si ilçe merkezinde, 37.600’ü köylerde yaşamaktadır. Bursa il merkezini meydana getiren ilçelerdendir. 1989 yılında ilçe merkezi oldu. Uludağ’ın eteklerinden ovaya doğru yayılmıştır.
Yıldırım: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 325.159 olup, 324.377’si ilçe merkezinde, 782’si köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden olup, 1989’da ilçe merkezi oldu.
Büyükorhan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.591 olup, 4219’u ilçe merkezinde, 15.372’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 41 köyü vardır. Orhaneli’ne bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Dağlık bölgeler kayın, kızılçam, karaçam, ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, mısırdır. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarındandır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
Gemlik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 78.193 olup, 50.237’si ilçe merkezinde, 27.956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 611 km2 olup, nüfus yoğunluğu 128’dir. İlçe toprakları, Gemlik Körfezinin iki yanından içeriye doğru olan kısımda yer alır. Kuzey ve güneyinde tepelik alanlar bu tepelerin ortasında küçük bir ova vardır.
Ekonomisi sanâyi, tarım ve balıkçılığa dayanır. Yem Fabrikası, Konserve Fabrikası, Borusan Fabrikası, Azot Fabrikası ve Sümerbank Sun’î ipek ve Viskoz Mamülleri Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Verimli Gemlik Ovasında sebze, meyve ve zeytin yetiştirilir. Türkiye’nin en kaliteli sofralık zeytinleri ilçede yetişir.Kıyıları uygun olduğundan yaz turizmi gelişmiştir. Kıyılarda çok sayıda tatil siteleri, yazlık ev ve konaklama tesisleri vardır.
İlçe merkezi, Gemlik Körfezinin doğusunda ovalık bir alanda kurulmuştur. 15.000 tonluk gemilerin yanaşabileceği bir limanı vardır. Bursa-Yalova karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 27 km mesâfededir. Gemlik’in târihi çok eskilere dayanır. Haçlı seferleri boyunca bir üs olarak kullanılan Gemlik, Orhan Gâzi zamânında (1334) fethedildi. Osmanlılar körfezde çok sayıda tersane kurdular. Gemi yapımı sebebiyle buraya Gemilik deniliyordu. Zamanla bu isim, Gemlik olmuştur. Eski adı Kiyus idi. İlçe belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Gürsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.681 olup, 12.730’u ilçe merkezinde, 5951’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe topraklarının büyük kısmı düzdür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şeftali, şekerpancarıdır. Küçük tekstil atölyeleri vardır. Bursa-Ankara karayolu ilçeden geçer.
Harmancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.149 olup, 3210’u ilçe merkezinde, 8939’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Orhaneli’ye bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Dağlık kesimler kayın, kızılçam, karaçam ve ardıç ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, arpa, mısırdır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. İlçe merkezi Uludağ eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
İnegöl: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 126.214 olup, 71.120’si ilçe merkezinde, 55.094’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 74, Tahtaköprü bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 1006 km2 olup, nüfus yoğunluğu 125’tir. İlçe topraklarının batı ve güneybatısını Uludağ, güneyini Domaniç dağı engebelendirir. Doğu ve kuzeyinde İnegöl ovası yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kocadere ve kolları toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, arpa, soğan, mısır, üzüm, fasulye, elma ve şeftalidir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Sığır ve koyun beslenen ilçede önemli miktarda süt ve süt ürünleri üretilir. İlçe, Bursa’nın orman ürünleri sanâyisi merkezidir. Şehrin güneydoğusunda oldukça geniş bir alana yayılmış olan küçük sanâyi sitesinin büyük bir bölümünü ağaç işleri ve mobilya atölyeleri teşkil eder. Mobilyaları Türkiye çapında meşhurdur.
İlçe merkezi, Uludağ’ın doğu eteğinde ve İnegöl Ovasının batı bölümünde kurulmuştur. İl merkezini meydana getiren ilçeler dışında, Bursa’nın en kalabalık ilçesidir. Bursa-Eskişehir-Ankara karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 45 km mesâfededir. İlçenin köftesi meşhurdur. Eski ismi Angelekome olan ilçe, 1298’de Turgut Alp tarafından fethedildi. On dokuzuncu asrın sonlarına kadar Bursa sancağına bağlı bir bucak olarak kaldı. 1865’te ilçe olan İnegöl, Bilecik sancağına bağlandı. Kurtuluş savaşı sırasında Yunan işgâline mâruz kalan İnegöl 6 Eylül 1922’de işgâlden kurtuldu. 1926’da Bursa’ya bağlı ilçe durumuna getirildi. Belediyesi 1878’de kurulmuştur.
İznik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.942 olup, 17.232’si ilçe merkezinde, 24.710’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır. İlçe topraklarını güneyden Avdan Dağı, kuzeyden Samanlı Dağı engebelendirir. Orta kesiminde İznik Gölü ile İznik Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, domates, buğday, mısır, arpa olup az miktarda patates ve şeftali yetiştirilir. İznik Gölünde avlanan kerevit yurt dışına ihraç edilir. Gölde ayrıca sazan ve yayın balığı avlanır. İlçede yapılan çiniler meşhur olup, turistik önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, İznik Gölünün doğu kıyısında kurulmuştur. Göl kıyısı otel, motel, tatil sitesi ve yazlık evlerle doludur. İl merkezine 77 km mesâfededir. Çok eski bir târihe sâhip olan İznik, 1075’te Anadolu fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şah tarafından fethedildi ve bir süre sonra Anadolu Selçuklularının başşehri oldu. Osmanlılar devrine kadar Bizans ile Selçuklular arasında sık sık el değiştiren İznik, Lâtinlerin İstanbul’u işgâli üzerine 1205-1261 arasında Bizans’ın başşehirliğini yaptı. Orhan Gâzi 1331’de İznik’i fethederek beyliğin merkezini buraya taşıdı. 1335’te beylik merkezi Bursa’ya nakledildi.
Eski ismi Nikaea olan İznik, 1915’te ilçe oldu ve 1930’a kadar İzmit’e bağlıydı. Bu târihten sonra Bursa’ya bağlandı. İznik, 17. asrın ortalarına kadar Türk ve dünyâ çiniciliğinin rakipsiz merkezi idi. Zamanla Kütahya, İznik’i geçti ve İstanbul’da da çinicilik başlayınca, İznik’te çinicilik söndü. İznik belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Karacabey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.898 olup, 31.665’i ilçe merkezinde 41.233’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 66 köyü vardır. Yüzölçümü 1285 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57’dir. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Mudanya Dağları yer alır. Topraklarını Susurluk Çayı ve kolları sular. Ulubat Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri soğan, şekerpancarı, arpa, mısır ve patates olup, ayrıca az miktarda baklagiller ve pamuk yetişir. Türkiye’nin soğan ambarıdır. İlçede kurulan Karacabey Harası, Türkiye’nin ilk harasıdır. Bu hara, hayvan ıslahında önemli rol oynar ve damızlık hayvan yetiştirilen bir merkezdir. Konserve Fabrikası başlıca büyük sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Karacabey Ovasında kurulmuştur. İl merkezine 67 km mesâfededir. Karacabey, Orhan Gâzi tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. O devirde ismi Mihaliç idi. Daha sonra Karacabey olarak değiştirildi ise de uzun süre Mihaliç ismi kullanıldı. 1910’da resmen ismi Karacabey oldu. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Keles: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.675 olup, 2910’u ilçe merkezinde, 18.765’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 640 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İlçe toprakları, dağlarla kuşatılmış bir platodan meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Uludağ, doğusunda Domaniç dağı yer alır. Dağlar karaçam, göknar, kayın ve meşe ormanlarıyla kaplıdır. İlçe topraklarını Kocaçay sular.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Tarım alanları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, arpa, üzüm ve elmadır. İlçede bulunan sebze-meyve tohum, fidan ve fide üretme çiftliği, Türkiye ihtiyâcının önemli bölümünü karşılar. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe, denizden 1060 m yükseklikte orman içinde kurulmuş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 56 km mesâfededir. Bursa’ya bağlı bir köy iken, bucak merkezi olarak Orhaneli ilçesine bağlandı. 1953’te ilçe merkezi hâline getirildi. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Kestel: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.710 olup, 15.239’u ilçe merkezinde, 16.471’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31 köyü vardır. Gürsu bucağına bağlı belediyelik köy iken, 3 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları Uludağ eteklerinde yer alır. Dağlık kesimler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Meyve ve sebze yetiştiriciliği yaygındır. Bursa il merkezine çok yakın olup, birleşmek üzeredir. Bursa-Ankara karayolu ilçe merkezinin kıyısından geçer.
Mudanya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 38.656 olup, 17.196’sı ilçe merkezinde 21.460’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Zeytinbağı bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 346 km2 olup, nüfus yoğunluğu 112’dir. İlçe topraklarının kıyı kesimi düz olup, hemen ardından Mudanya Dağları yükselir. Bu dağlar, Gemlik ile Bandırma Körfezleri arasında kıyıya paralel olarak uzanır. İlçe topraklarını Nilüfer Çayı sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyie dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, zeytin, soğan, üzüm ve şeftalidir. Bölgede üretilen Tirilye türü sofralık zeytini Türkiye çapında meşhurdur. Marmara Denizi ve Gemlik Körfezinde balıkçılık yapılır. İlçede kablo fabrikası, akaryakıt depoları ve küçük sanâyi kuruluşları vardır.
İlçe merkezi, Marmara kıyısında dar bir kıyı şeridi üzerinde kurulmuş bir liman şehridir. Limana küçük tonajlı gemiler yanaşabilmektedir. İstanbul-Mudanya arasında düzenli vapur seferleri yapılır. İlçe, ikliminden dolayı Marmara’nın Antalya’sı durumundadır. İl merkezine 23 km mesâfededir. Eski ismi, Mirliya’dır. Makedonya Krallığı burayı ele geçirince, eski şehri yıkıp, Apanya ismi ile yeni bir şehir kurdu. Daha sonra ismi Montanya olmuş, bu isim zamanla değişikliğe uğrayarak Mudanya şekline dönmüştür. İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
İstiklal Savaşının kazanılmasından sonra,Mudanya’da Fransa’nın arabuluculuğu ile 4 Ekim 1922’de Mudanya Mütârekesi Türkiye, Fransa, İngiltere ve İtalya arasında imzâlandı. Bu mütârekenin imzâlandığı ahşap binâ günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
M. Kemâlpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.410 olup, 37.938’i ilçe merkezinde, 62.472’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55, Caltılbük bucağına bağlı 16, Deveci Konağı bucağına bağlı 19, Söğütalan bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 1731 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir. İlçe topraklarının kuzeyi ovalık olup, doğusunda Orhaneli Dağları, güney ve batısında Çataldağ yer alır. Ulubat Gölünün güney kısmı ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını sulayan Kirmasti Çayı Ulubat Gölüne dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, mısır, üzüm, fasülye, arpa ve soğandır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok Merinos koyunu beslenir. Sığır besiciliği gelişmektedir. Ulubat Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. İlçe topraklarında bor ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kirmasti Çayının kenarında, hafif eğimli bir tepede kurulmuştur. İl merkezine 84 km mesâfededir. İstanbul-İzmir karayolu ilçenin 4 km batısından geçer.
İlçenin târihi çok eskidir. Orta Asya’dan Mezopotamya yolu ile Anadolu’ya gelen Etiler bu kenti M.Ö. 301-331 yılları arasında Kirmasti veya Kirmastorya ismi ile Lala Şahin Mahallesi sırtlarında kurmuştur. 12. asırda Anadolu Selçuklularının eline geçen Kirmasti, Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine 14. asrın başlarına kadar Karesi Beyliğinin hâkimiyeti altında kaldı. 1336’da Orhan Gâzi, Kirmasti’yi Osmanlı topraklarına katmıştır. 1920’de Yunan işgâline mâruz kalan ilçe, 14 Eylül 1922’de kurtarıldı ve aynı sene içinde ismi değiştirilerek Mustafakemâlpaşa oldu.
Orhaneli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.015 olup, 6434’ü ilçe merkezinde, 23.581’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 54 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kayın, kızılçam, karaçam ve ardıç ormanları ile kaplı dağlardan kaynaklanan suları Emet Çayı ile Adırnaz Çayı toplar.  Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates, üzüm, şekerpancarı, arpa, mısır olup, ayrıca az miktarda soğan, fasulye, zeytin ve şeftali yetiştirilir. İlçede orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır. Hayvancılık önelli geçim kaynaklarındandır. Sığır ve merinos koyunu beslenir. İlçe topraklarında asbest, dolomit, krom ve linyit yatakları vardır.   İlçe merkezi Uludağ eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 49 km mesâfededir. Gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1885’te kurulmuştur.  Orhaneli, Bizans devrinde Hadrianoi isimli bir yerleşim merkeziydi. Buranın tekfuru Köse Mihal’in Müslüman olması üzerine Osmanlı Devletine bağlandı. Orhaneli, 1869’a kadar Bursa’nın Karmanak ilçesine bağlı Beyce bucağı iken, 1882’de Atranos adıyla ilçe merkezi hâline getirildi. Daha sonra ismi Orhaneli olarak değiştirildi.
Orhangazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.426 olup, 31.889’u ilçe merkezinde, 24.537’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 476 km2 olup, nüfus yoğunluğu 118’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Mudanya Dağları, doğusunda ise İznik Gölü yer alır. Gölün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını sulayan derelerin bir kısmı İznik Gölüne, bir kısmı ise Gemlik Körfezine dökülür.
Ekonomisi tarım ve sanâyie dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, patates, şekerpancarı ve buğday olup, ayrıca az miktarda üzüm, şeftali, mısır, arpa ve fasulye yetiştirilir. Hayvancılık, ipekböcekciliği ve tatlısu balıkçılığı gelişmiştir. Dokuma, kibrit ve çelik döküm fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Bursa-Yalova karayolunun batısında eğimli bir alanda kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir.
Orhan Gâzi, İznik’ten dönerken, burada kurulan pazar yerini beğenerek buraya bir câmi yaptırdı. Zamanla bu câminin etrâfında bir yerleşim merkezi kuruldu. İlk ismi Pazarcık iken, halkın isteği üzerine Sultan Mehmed Reşad tarafından ismi Orhangâzi olarak değiştirilmiştir.
Yenişehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.717 olup, 21.210’u ilçe merkezinde, 31.507’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 61 köyü vardır. Yüzölçümü 772 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68’dir. İlçe toprakları etrâfı dağlarla çevrili düzlük alandan meydana gelmiştir. Kuzeyinde Sarımeşe Dağları ve Avdan Dağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları toplayan Göksu Çayı, Yenişehir Ovasını sular. Dağlar kayın, köknar ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, şeftali ve mısır olup, ayrıca zeytin, üzüm ve baklagiller de yetiştirilir. Hayvancılık, ipekböcekciliği ve arıcılık gelişmiştir. En çok merinos koyunu beslenir.
İlçe merkezi, Yenişehir Ovasının orta kısmında, Göksu Çayının kenarında kurulmuştur. İznik-İnegöl ve Bilecik-Bursa karayolları ilçeden geçer. İl merkezine 53 km mesâfededir. Yenişehir, Neapolis ismi ile kurulmuş bir Bizans yerleşim merkezidir. 1301’de Osmanlılar tarafından fethedildi. 1921-22 arasında Yunan işgâli altında kaldı. Yenişehir önce Bursa, sonra Bilecik, son olarak da 1925’te yeniden Bursa’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1905’te kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Bursa ili baştan başa bir târih hazînesidir. Ülkemizin İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından en zengin ilidir. Osmanlılar, Selçuk sanat ve mîmârîsine kendi görüş ve mahâretlerini katarak Bursa tipi mîmârî meydana getirmişlerdir. Buna Bursa Mektebi denir. Çinicilik, ağaç oymacılık ve duvarlardaki nakışcılıkta çok ileri bir sanat zirvesine çıkmışlardır.
Orhan Gâzi zamânında yapılan câmi ve mescitler
Orhan Câmii: Ters (T) biçiminin ilk modelidir. Çift kubbeli, iki yan eyvanlı, dışta iki oda ve bir revaklıdır. Kitâbesi Çelebi Mehmed zamânında Bâyezîd Paşa tarafından tâmir edilmiştir.
Alâeddîn Câmii: Orhan Gâzinin kardeşi, Alâeddîn Bey yaptırmıştır. Tek kubbeli tonozlu bir revakı ve önünde klasik çeşmesi bulunan bir câmidir.
Ahi Hasan Mescidi: Hisar-Ortapazar semtindedir. Maalesef bugün ev olarak kullanılmaktadır. Ahî Hasan, Edebâli’nin kardeşinin oğludur. Bursa’nın fethinde kale burcuna bayrağı ilk diken ve Bursa’ya ilk giren bu akıncıdır. Çobanbey, Gâzi Aktimur, Lala Şâhin ve Nilüfer Hâtun Mescidleri bugün yoktur.
Murâd Hüdâvendigâr Devri Câmileri
Hüdâvendigâr Câmii: Çekirge’dedir. Alt katı câmi ve üst katı medresedir. Medresede 12 oda vardır.
Şehâdet Câmii: Hisar içinde büyük bir câmidir. 1854 zelzelesi ile zarar gören câmiyi, Vâli Mahmûd CelâleddînPaşa tâmir ettirmiştir.
Kavaklı Mahallesindeki câmi ile Murâdiye’de Koca Nâib Câmiini Kâdızâde-i Rûmî yaptırmıştır. Bu zât Bursa’da 40 sene kâdılıkta bulunmuştur. Molla Fenârî hazretlerinden ders almıştır. İran’a gitmiş ve İranlılar "Molla Zâde-i Ekber"derler. Uluğ Beye muallimlik yapmıştır. Uluğ Beyin kurduğu rasathânede emeği vardır. Yıldırım Bâyezîd’in düğününde kâfile başkanıydı. Her iki câmi tek kubbelidir.
Kavaklı Mahallesindeki câminin önündeki yaşlı çınarı Orhan Gâzi devri erenlerinden "Baba Sultan" dikmiştir.
Hayreddîn Paşa Câmii: Çancılar’da olup sâdece minâresi kalmıştır. İzzeddîn Câmii: Pınarbaşı’ndadır. Emin İzzeddîn tarafından yaptırılmıştır. Minâresi yenidir. Eski karakteri kaybolmuştur. Kara Ali Câmii: Yerkapı’dadır. İznik fethinin kahramanı Kara Timurtaş Paşanın babası yaptırmıştır. Moloz taştan yapılmıştır. Kubbesi çökmüştür.
Yıldırım Devri Câmileri
Yıldırım Câmii: Yıldırım semtinde büyük bir câmidir. Orhan Gâzi devrinde başlayan kanatlı câmi tipindedir. Sanat değeri çok yüksektir. Ali Paşa Câmii: Ali Paşa semtindedir. Çandarlı Kara Halil’in oğlu Yıldırım Bâyezîd’in vezîri Ali Paşa yaptırmıştır. 1854 depreminde zarar görmüştür. Çandarlı Kara Halil, Bursa’nın ilk kâdısı, ilk kazasker ve ilk Osmanlı vezîridir. Demirtaş Câmii: Demirtaş semtindedir. Minâresi câmiden ayrıdır. Altı şadırvan, üstü minâre olarak şöhretli bir eserdir. Kara Timurtaş Paşanın oğulları yaptırmıştır. Ertuğrul Câmii: Üstü çatı ve kiremit, tek kubbe esâsına göre yapılmış bir eserdir. Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Ertuğrul adına yapılmış olup, kabri yanındadır. Gâzi Timurtaş Mescidi: Çakırhamam karşısındaydı. Bugün yoktur. Molla Fenârî Câmii:Çok ziyâret edilen Molla Fenârî (1331-1429) Osmanlı Devletinin ilk şeyhülislâmıdır. 100’den fazla eseri vardır. Hüdâvendigâr ve Yıldırım Bâyezîd devrinde yaşamıştır. Emir Sultan hazretleri ile yakın dostluğu vardı. Mübârek kabirleri câminin avlusundadır. Câmi Aydede semtindedir. Mehmed Şah Fenârî, Molla Fenârî hazretlerinin oğludur. 18 yaşında Edirne’de müderrislik yaptı. 1429’da vefât etti. Kabri babasının yanındadır. Somuncubaba Câmii ve Fırını: Molla Fenârî’nin alt kısmında tek kubbeli klasik bir mescittir. Bir çift fırını ve çilehânesi yanındadır. Somuncubaba, Ulu Câminin açılışında ilk namazı kıldıran ve ilk hutbeyi okuyan zâttır. Kerâmetinin anlaşılması üzerine Bursa’dan Aksaray’a gitmiştir. 
Ulucâmi: Bursa’nın her tarafından görülen büyük bir câmidir. Yıldırım Bâyezîd yaptırmıştır. İki minâreli, 20 kubbeli, ortasında büyük bir şadırvan bulunur. Minberi ceviz ağacından oyma ve geçmeli şaheser bir yapıdır. Duvarları İslâm harflerinin en güzel örnekleri ile baştan başa yazılıdır. Duvarlarında 87’si sâbit ve 105’i levha olarak 192 yazı vardır. Kıymetli levhalarla süslüdür. Her gün birçok yerli ve yabancı turist ziyâret etmektedir. Yeşil Bursa’nın zümrüt göğsünü bir elmas gibi süslemektedir. 1396 Niğbolu Savaşını kazanan Yıldırım Bâyezîd, ganîmetlerle 20 câmi yapacağını vâd eder. Emir Sultan hazretleri 20 câmi yerine 20 kubbeli bir câmi yapmasını söyler. Sınırlarını rüyâ âleminde Emir Sultan hazretleri tesbit eder.
Moğol, Karaman istilâları, zelzele, şiddetli lodos ve yangınlarla zararlar görmüşse de tâmir edilmiştir.
Çelebi Sultan Mehmed Devri Câmileri
Yeşil Câmi: Şâheser Câmi ismiyle de anılır. Plânını, çinilerini, nakışları ve sanat değerini târif ve tasvir etmek çok zordur. Osmanlı Devletinin ikinci kurucusu Çelebi Mehmed Sultan 1421’de yaptırdı. Nefis İznik çinileriyle süslüdür. Çinilerde hâkim renk yeşildir. Mîmârı Hacı İvaz Ağadır. Selçuk Hâtun Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızları Selçuk Hâtun ve Hafsa Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Bedreddîn Câmii: Dış kapı üzerinde kalan duvarındaki, tuğlalarla yapılmış motiflerin benzeri yoktur. Sanat değeri çok yüksektir.
İkinci Murad Devri Câmileri
Murâdiye Câmii: Murâdiye semtinin büyük câmisidir. Beş tâne küçük revak kubbeli, iki büyük, yanlarında birer tâne de küçük kubbeli, kanatlı câmi tiplerindendir. Dıştaki cephe duvarı tuğla ve çini ile süslü, içi kısmen çini ile kaplı sâde bir câmidir. Abdal Câmii: Mutasavvıf Abdal Mehmed adına Başçı Hacı İbrâhim yaptırmıştır. Câmi karşısındaki türbesini Sultan Murad yaptırmıştı. Hayâtı menkıbeleşmiş bir akıncıdır. Zeyniler Câmii: Tek kubbeli son cemâat revakı bulunan bir câmidir. Bu câmi etrâfında büyük zâtların kabirleri vardır. Abdüllatîf-i Kudsî, Hızır Bey,Molla Hüsrev ve Molla Hayâlî’nin kabirleri buradadır. Abdüllatîf-i Kudsî (İbn-i Gânim el-Makdisî ) Horasan’dan gelmiştir. Yedi eseri vardır. 1452’de vefât etmiştir. Molla Hayâlî (Mevlânâ Şemseddîn Ahmed), Hızır Beyden ders almıştır. Filibe, İznik müderrisliği yapmıştır. Kelâm, mantık ve fıkıh âlimidir. 33 yaşında 1480’de vefât etmiştir. Molla Hüsrev, Fâtih’in kazaskerliğini ve İstanbul’un ilk kâdılığını yapmıştır. Âlim ve büyük bir velîdir. Çok sayıda eseri vardır. "Dürer ve Gurer, Mir’ât- ül-usûl" İslâm Hukûku (fıkıh) için kaynak eserlerdir. Kabri, Zeynîler Câmii yanında kendi medresesinin avlusundadır. 1481’de vefât etmiştir.
Fâtih Sultan Mehmed Han Devri Câmileri
Fatih devrinde büyük câmi yapılmamıştır. Yıldırım Bâyezîd’in yaptırdığı Ebû İshak Câmii yenilenmiştir. Zeynîler Câmii civârındaki mübârek zâtların kabirlerine hürmeten çeşme yaptırıp su getirmiştir. Fâtih devrinde Tuzpazarı (1479), Akbıyık, Veli Şemseddîn, Nalbantoğlu, Karaşeyh, Namazgâh, Omurbey (Umurbey), Şible, Yiğit Köhne, Kiremitçi, Koca Taşkır, Mahsem, Hacılar, Hacı Seyfeddin, Hoca (:::), Arap Mehmed, Kamberler (1456), Ahmed Dâî (1471) ve Acem Reis câmileri yapılmıştır. Akbıyık’ın İstanbul fethinde büyük hizmeti olmuştur. İstanbul Sultanahmed yakınındaki Akbıyık Mahallesi bu zâta hürmeten verilmiştir. Ulucâmi yakınında kendi ismini taşıyan mahallede evinin bahçesindeki türbesi ahşaptır. Umur Bey büyük bir kumandan olup, 1460’ta vefât etti. Açık türbesi Umur Bey Câmii avlusundadır.
İkinci Bâyezîd Devri Câmileri
Molla Arab Koca Hanı Mescidi: Molla Arab (Vaiz Muhammed bin Ömer bin Hamzâ bin İvaz) aslen Türktür. Molla Arab ismi Mısır’da hadis âlimi Süyûtî’den ve Şa’bî’den ders aldığı içindir. Nihâye isimli fıkıh eseri meşhurdur. Ehl-i sünnet âlimidir. Yavuz Sultan Selim ile Çaldıran Savaşına katılmış, askere vâz ederek cesâret vermişdir. Çok sayıda eseri vardır. Üsküp ve Bursa’da câmi yaptırmıştır. Pir Emir Buhara’dan gelmiştir. 1532’de vefât etmiştir. Adına yapılan câmi yanındaki türbede yatmaktadır. Menkıbeleri çoktur.
Emir Sultan Câmii: İstanbul’daki Fâtih Câmiinin küçük bir benzeridir. Câmi ve türbeyi ilk yaptıran Emir Sultan hazretlerinin eşi ve Yıldırım Bâyezîd’in kızı Hundî Hâtundur. Aynı türbede Hundî Hâtun ile oğul ve kızlarının da kabirleri vardır. Üçüncü Selim 1804’te câmiyi restore ettirmiştir. Câmi ile türbe arasında şadırvanlı geniş bir avlu vardır. Câmide ahşap kısımlar hâkimdir. Yüksek tek kubbe ile üç kat pencerelidir.
Emir Sultan (Şemseddîn Mehmed Ali el-Hüseyin el-Buhârî)Buhâra’da doğmuş olup, Evlâd-ı Resûl (seyyid)dür. Peygamber efendimizin mânevî emirleri ile Bursa’ya gelmiştir. Yıldırım Bâyezîd’in kızı Hundî Hâtun ile evlenmiş büyük hizmetler görmüştür. 1430’da vefât etmişdir. Câmi ve türbesi Bursa’da en çok ziyâret edilen yerdir.
Üftâde Câmii: 1581’de Üftâde Mehmed Muhyiddin yaptırmış ve depremden yıkılınca torunu İbrâhim yenilemiştir. 1869’da Rızâ Paşa ahşap kısımları tâmir etmiştir. Yanındaki türbede 9 kabir vardır. Kabirlerde Üftâde hazretleri, oğul ve torunları Mustafa, Mehmed ve Hayreddîn vardır. İsmâil Hakkı Tekkesi:1722’de yapılmış, sonra câmi hâline gelmiştir. 
Diğer câmiler: Şükrâniye, Vefikiyye Paşa, Sâdi Fakih, Selimzâde, Kara Çelebi, Konevî, Mantıcı, Enbiye Mes’ûd Makramavî, Mecidiye, Güngörmez, Hayriye, Hüsâmeddîn, Çırpan, Rusçuk, Ahmed Paşa ve Fenârî câmileridir. Cumhuriyet Devrinde çoğu yeni yerleşim merkezlerinde olmak üzere birçok câmi yapılmıştır.
Türbeler: Yeşil Bursa’nın diğer bir önemli husûsiyeti de türbelerinin çok oluşu ve bu türbeler içinde çok kıymetli zâtların bulunuşudur. Her köşesi buram buram târih kokan Bursa aynı zamanda bir türbeler şehridir. Bursa ve civârındaki mezarlıkların büyük kısmı yok olmuşsa da, Bursa halkının millî ve mânevî değerlerinin yüksek oluşu sebebiyle türbelerin önemli kısmı zamânımıza ulaşabilmiştir. Bu türbeler ve diğer târihî eserler, câmiler mâzi ile bugün arasında mânevî bir köprü vazîfesini îfâ etmişlerdir. Bütün bu târihî eserler güzel vatanımızın en geçerli târihî tapusudur.
Pâdişâh türbeleri: Osmanlı Devletinin ilk altı pâdişâhı ve yakınlarının kabirleri Bursa’da bulunur.
Osman Gâzi Türbesi: Hisar içinde Tophâne denilen yerdedir. Osman Gâzi, Bursa’nın fethinden önce Molla Arap’taki gözetleme kulesinden Bursa’yı gözetlerken, Tophâne’de bulunan Sent EliManastırının çatısına vuran güneş ışınları ile parlayan yeri göstererek "Beni şu gümüşlü kümbete gömün" vasiyetini yapmıştır. Vefât edince ilk önce Söğüt’te, sonra da vasiyet ettiği yere gömüldü. Türbe, yangın ve zelzele ile yıkılınca 1868’de Sultan Abdülazîz Han tarafından bugünkü türbe yaptırılmıştır. Bu türbede 17 kabir vardır. Oğlu Alâeddîn Bey (1331), Sultan Murad’ın oğlu Savcı Bey (1385), Savcı Beyin kardeşi İbrâhim ile Orhan Gâzinin zevcesi buradadır.
Türbe yanında 9 mermer kabir ile İstiklâl Savaşı şehitleri olan 14 kişinin kabirleri bulunmaktadır.Türbe yanında İstiklâl Savaşı Anıtı bulunmaktadır.
Orhan Gâzi Türbesi: Orhan Gâzi Türbesinde 21 kabir bulunmaktadır. Orhan Gâzinin ahşap, muhteşem kabri ortadadır. Yanında Cem Sultanın oğlu Abdullah (1481), İkinci Bâyezîd’in oğlu Korkut (1513), Orhan Gâzinin zevcesi Nilüfer Hâtun, oğlu Kasım Çelebi, Yıldırım Hanın oğlu Mûsâ Çelebi ve kızı Fatma’nın kabirleri buradadır.
Murâd Hüdâvendigâr Türbesi: Yıldırım Bâyezîd’in isteği üzerine bu türbeyi Molla Fenârî hazretleri yaptırmıştır. Türbede 8 kabir vardır. Birinci Kosova Savaşında şehit düşen Sultan Murad (Hüdâvendigâr)ın kabri ahşap sanduka ve pirinç parmakla çevrili ve üstü yeşil örtülüdür. Kosova Savaşında şehit olan Şehzâde Yâkup, Yıldırım’ın oğlu Emir Süleymân (1410), Süleymân oğlu Mehmed (Kefe vâlisi iken vefât etmiştir) buradadır.
Yıldırım Türbesi: Yıldırım semtindedir. 1402’de Akşehir’de vefât eden ve Şeyh Hayrânî Türbesine gömülen Yıldırım Bâyezîd bilâhare buraya nakledilmiştir.Karamanoğulları türbeyi yakıp yıkmış, sonradan Çelebi Mehmed türbeyi yeniden inşâ etmiştir. Ahşap sanduka üzerinde sırma işlemeli kadife örtülüdür. Pirinç parmaklarla çevrilidir.Türbede 5 kabir vardır. Yıldırım’ın oğlu Kasım Çelebi ve Îsâ Çelebi’nin kabirleri buradadır.
Yeşil Türbe (Çelebi Sultan Mehmed Türbesi): Bu türbe Bursa’nın en muhteşem şâheseridir. Bursa’nın bir nevi sembolüdür. Dış görünüşü ile sekiz yüzlü olup, her yüzü çini kaplıdır. Her yüzünde mermer pencere ve panoludur. Bunların üstünde sivriye yakın bir kubbesi vardır. Dıştan tek katlı gibi görünürse de iki katlıdır. Kitâbede "Osmanoğlu, Orhanoğlu, Muradoğlu, Bâyezîdoğlu Sultan Mehmed türbesi" yazılıdır (1421). Ceviz ağacından oyulmuş geometrik parçalarla takılmış ahşap kapı üzerinde târihî ve dînî yazılar vardır. İçerisi çinilerle süslüdür. Kapıdan içeri girilince iki basamakla çıkılan türbenin zemini ortasında alçak bir kademe yüksekliğinde düz türkuvaz renginde çinilerden 8 köşeli bir set vardır. Bunun ortasında kabartma ve renkli çinilerle donatılmış çiniden bir tahta üzerinde Çelebi Mehmed’in altın yaldızlarla yazılmış kitâbeli çini sandukası, üstün bir sanat şâheseridir. Yeşil türbe Osmanlı, Selçuk ve Orta Asya mîmârîsi karışımıdır. Osmanlı tekniğiyle zevki hâkimdir. Mîmârı Hacı İvaz Paşa, Oymacı Tebrizli Ahmed oğlu Hacı Ali, Nakkaş İlyas Oğlu Nakkaş Ali, Çinici Mehmed Mecnun’dur.1682, 1769, 1864, 1907 ve 1945’te tâmir görmüştür. Türbe içinde kızı Selçuk Hâtun (1485), kardeşi Hafsa Hâtun (Bedreddîn Câmiini yaptırmıştır), kardeşi Ayşe Hatun, kardeşi Sitti Hâtun, kardeşi Mahmud (1429), kardeşi Yûsuf (1429), kardeşi Mustafa (1422), ebesi Daya Hâtun (Taya Kadın Câmiini yaptırmıştır); türbe dışında selvi altında Tacüttevârih sâhibi Hoca Sa’deddîn’in babası Hasan Can ile Aziz Ahmed Paşa kabirleri vardır.
Sultan Murad (İkinci)Türbesi: Murâdiye Câmii yanındadır. Kesme kefekî ve tuğla ile işlenmiş güzel bir eserdir.Kapı üstündeki nakışlı, yaldızlı, ahşap tavan o devrin en güzel eseridir.Kubbenin tepesi yağmur tanelerinin düşmesi için açık bırakılmıştır. Türbe 4 sütun üzerinde küçük bir kubbeden ibârettir. Sanduka mermerden yapılmış olup, ortası topraktır. 
Süleymân Çelebi Türbesi: Dağınık Selviler mevkıindedir. Mevlid-i şerîfi yazan Süleymân Çelebi Bursalıdır. Vezir Ahmed Paşanın oğludur. Annesinin babası Şeyh Mahmud’un Osmanlı Devletinin kuruluşunda çok büyük hizmeti geçmiştir. Yıldırım Bâyezîd’in divan imamlığını, Ulucâmi imamlığı yapmıştır. Emir Sultan hazretlerinin öğrencisi, sonra da medresesinde müderrislik yapmıştır. 1409’da Mevlid-i şerîfi yazmıştır. Osmanlı Devletinin sonuna kadar Mevlid Kandilinde vakıf parasıyla Ulucâmi’de Mevlid-i şerîf okunması Bursa’nın örf ve âdeti olmuştur. Hadice Sultan Türbesi: İkinci Bâyezîd’in kızı Hamza Bey oğlu Mehmed Bey oğlu Kara Mustafa Paşanın zevcesidir. Türbeyi oğlu Bursa Subaşısı Mehmed Bey yaptırmıştır. Hamzabey Türbesi: İstanbul’un fethinde donanmayı Haliç’e indiren deniz kuvvetleri komutanıdır. Türbe içinde 12 kabir vardır. Hamzabey’de câmi bitişiğindeki türbeler Hamzabey’in zevce ve kızlarına âittir. Kara Mustafa Türbesi: Fâtih’in veziri Bâyezîd’in dâmâdıdır. Veliyüddîn Oğlu Ahmed Paşa Türbesi: Murâdiye’de medrese avlusunda gömülüdür. Fâtih’in veziri ve divan edebiyatının kurucusu olan şâir bir kişidir. Murâdiye Türbesi: Alâeddîn Türbesi, Sultan Murad Türbesine bitişiktir. İçinde Murad’ın Amasya mutasarrıfıyken ölen oğlu Ahmed, Orhan diğer oğlu Amasya vâlisiyken ölen Alâeddîn (1442), küçük Ahmed, Şehzâde Hâtun yatar. Mustafayı Atik Türbesi: Sultan Câmi ile Murâd Türbesi arasındadır. İkinci Murâd kardeşi Ahmed (1429), Çelebi Mehmed’in oğlu Ahmed, İkinci Bâyezîd’in oğlu Abdullah (1483), Saruhan vâlisiyken ölen oğlu Alemşah (1512), bunun kızı Hundî Hâtun olmak üzere 6 kabirdir.
Mustafa Cedid Türbesi: İkinci Murâd türbesinin başında, Kânûnî Sultan Süleymân’ın oğlu Mustafa adınadır. İçindeki duvarları kaplıyan çiniler lâle, sümbül çiçekli ve çiniciliğin en gelişmiş devrinin çinileri ile kaplı pek zarif bir eserdir. Kânûnî’nin oğlu Ahmed (1513) Mustafa’nın annesi Mahı Devran, diğer oğlu Orhan(1562) kabirleri vardır.
Gülşah Hâtun Türbesi: Fâtih’in zevcesi ve Mustafa’nın annesi ile bir Şehzâdenin kabri vardır. Mükrime Hâtun Türbesi: Şahinşah oğlu Mehmed ve annesi Mükrime Hâtun kabirleri vardır. 1517’de yapılmıştır. Sultan Mahmud Türbesi: İkinci Bâyezîd’in Manisa’da ölen oğlu Mahmud (1306), diğer oğlu Orhan, Emir, Mûsâ ve Mahmud’un annesi Bülbül Hâtun kabirleri vardır. Ebe Hâtun Türbesi: Fâtih’in ebesine âittir. Etrafı açıktır. Gülruh Hâtun Türbesi: İkinci Bâyezîd’in zevcesi ve Alemşah’ın annesine âittir. Gülruh kızı Kamer, (1520) Alemşah kızı Fatma (1522) ve oğlu Osman’ın (1512) kabirleri bulunur. Şirin Hâtun Türbesi: Bâyezîd’in zevcesi ve Abdullah’ın annesine âittir. Abdullah kızı Ayşah ve zevcesi Ferahşah’ın kabirleri vardır. Hâtuniye Türbesi: İkinci Murad annesi için yaptırmıştır. Bu türbenin yanındaki etrâfı açık iki türbe de sultanlara mahsustur. Azab Bey Türbesi: İkinci Murad’ın komutanlarından Azab Bey’e âittir. Karşıduran Süleyman Türbesi: İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’a tâyin edilen ilk subaşıdır. İstanbul’un iskân ve asayişinde mühim vazîfeleri olmuştur. Cem Sultan Türbesi: 1479’da Fâtih Sultan Mehmed büyük oğlu Mustafa için yaptırmıştır. Sultan Cem’in nâşı 1499’da buraya getirilerek ağabeyi Mustafa’nın yanına gömüldü. Bu, türbelerin en sanatkarâne yapılmış olanıdır. Zarif oymalı, geometrik geçmeli, ahşap kapısı, altın kakmalı renkli çinilerle süslüdür. Gülçiçek Hâtun Türbesi: Gece Mahallesinde olup,Birinci Sultan Murad’ın zevcesi ve Yıldırım Bâyezîd’in annesi Gülçiçek Hâtun’a âittir. Bu türbenin karşısında, fakat bir ev içinde kalan yer altındaHorasan Kubbeli türbe Gülçiçek Hâtun oğlu Yahşi Beyin kabridir.
Üftâde Türbesi: Üftâde Câmii yanındadır. Yeşil Türbe: Pınarbaşı kapıda olup ahşap bir binâdır. Mevlevihâne Türbesi: Kârgir bir türbedir. Sanat değeri çok yüksektir. Seyyid Ali Türbesi: Şekerhoca Câmii yanındadır. Âlim bir zâttır (1493). Pars Bey Türbesi: "Pak Sultan"ın ismi ile anılır. Abdullah oğlu Bedreddîn Beydir. Şehre Küstü Câmii yanında kârgir duvarlı ahşap bir türbedir. Gâzi Timurtaş Paşa Türbesi: Çakır Hamam karşısındadır. Kara Timurtaş Paşa ve Çakırhan Osmanlı Devletine çok büyük hizmetler yapmıştır. Yol genişletilirken kabir etrâfında kazma vuran işçiler bayılmışlar, greyderler çalışmamıştır. Yolun ortasında olan bu kabir 1949’da  yapılmıştır. Abdal Mehmed Türbesi: Bu isimle anılan câminin karşısındadır. Hüsâmeddin Türbesi: Cumhuriyet Köşkü yanındaki tekkede ahşap bir türbedir. Çok sayıda eserleri bulunan bir âlimdir. 1625’te vefât etmiştir. Çoban Bey Türbesi: Molla Arap Câmi altında harap, fakat kubbesi sağlam duran bir türbedir. Osman Gâzinin oğlu Çoban Beye âittir. Abdürrezzak Türbesi: Karamazak Mahallesindedir. Ahşap bir türbedir. Ayrıca Yunûs Emre’nin makam kabri vardır. Abdüllâtif Kudsi Türbesi: Zeyniler Câmii yakınındadır. Çok zarif, Fâtih devrinin tuğla kefekî işçiliğinin en güzel ve tek örneğidir. Selimzâde Türbesi:  Müderris, bilgin, kimyâ ilmi ile uğraşmış kişidir. 1611’de vefât etti. Kendisi ile birlikte 6 kabir vardır.
Medreseler
Lala Şâhin Medresesi: Hisar semtinde, Tophâne civârında Kavaklı Caddesi başındadır. Edirne fâtihi Lala Şâhin Paşa, Orhan Gâzi İznik’i kuşattığında, Yalova’dan (Yalak-abad) gelen Bizans ordusunu yenerek elde ettiği ganîmetlerle Bursa’da bu medreseyi, Kirmastide (M. Kemâlpaşa) câmi, köprü ve medrese yaptırmıştır. Hüdâvendigâr Medresesi: Çekirge’de Hüdâvendigâr Câmiinin üst katıdır.
Diğer medreseler: Çelebi Sultan Mehmed’in Yeşil Medresesi, Yıldırım, İkinci Murad, Amcazâde Hüseyin Çelebi’nin 1674’te yaptırdığı İnebey Medresesi, klasik Osmanlı medreseleridir. Ortada bir avlu bunun üç tarafı koridor, kıble tarafı yüksek kubbeli dershânedir. Odalar koridora dizilmiştir. Hepsinin üstü kurşun örtülüdür. Lala Şâhin Paşa Medresesinin üstü oluklu kiremitle örtülüdür.
Cumhûriyet Köşkü: Hünkar Köşkü adı ile anılan Abdülmecîd zamânında 19. asrın ampir modası stilinde ahşap olarak yapılmıştır. Avlusundaki çinili çeşmenin suyu tek kaynaktan ibâret olan Gümüşsuyu’dur.
Kervansaraylar
Orta Köy: İnegöl’ün doğusunda bulunan kalın yassı kum ve toprakla örtülü bir kervansaraydır.
Issız Han: Bursa Karacabey yolunun Ulubat’ın 5 km doğusunda, göl kenarında her şeyi ile mükemmel bir kervansaraydır.
Hanlar
Kaza Hanı: 1491’de İkinci Bâyezîd tarafından İstanbul’daki eserlerine vakıf olarak yapılmıştır.
Pirinç Hanı: 1508’de Yavuz Sultan Selim Han yaptırmıştır.
İpek Hanı: Faytoncular Hanı da denir. Zarif Osmanlı kemerleri ile muhteşem bir handır. Yeşil Külliyesine gelir olarak Çelebi Sultan Mehmed yaptırmıştır.
Kapan Hanı: Ulucâmi yanındadır. Hüdâvendigar Sultan Murad yaptırmıştır.
Emir Hanı: 300 sene ticâret ve Borsa merkezi olmuştur. Orhan Gâzi tarafından yaptırılmıştır.
Geyve Hanı: Tuz Hanı, Çukur (Kütahya) Hanı 15. asrın eserleridir. Bezir ve Fidan Hanı Osmanlı eseridir.
Kapalı Çarşı ve Bedesten Çarşısı: Bu eski hanlar kapalı çarşı içindedir. Eklenen kısımlarla eski hanlara ilâve yapılarak kapalı çarşı meydana gelmiştir. 1957’deki yangından sonra yeniden tâmir görmüştür.
Yaşlı Ağaçlar (Çınarlar): Orhan Gâzi Câmii avlusundaki içi kovuk çınar câmi inşâatında dikilmiştir. Hapishâne civârındaki ulûfeli çınar Yıldırım Bâyezîd zamânında dikilmiştir. Baba Sultan köyündeki çınar, Baba Sultan zamânında dikilmiştir. Kavaklı çınar ise Orhan Gâzinin gazâsını tebrike gelen Baba Sultan dikmiştir. Uludağ eteklerindeki İnkaya Çınarı 570 yaşındadır. Çok uzun dalları ve kökleri ile heybetlidir. Turistlerce ziyâret edilir.
Bursa Kalesi: Bitinya devletinden kalmadır. Roma, Bizans ve Osmanlı devrinde tâmir görmüştür. Hisar Kapı, Yer Kapı, Zindan Kapı, Pınarbaşı Kapı, Kaplıcalar Kapı girişleri vardır.Kale üzerinde ev, hattâ apartmanlar yapılmıştır.
Yollar ve köprüler: Bursa’yı komşu illere bağlayan yolların temeli Osmanlı devrinde açılan yollardır. Bizans devrinden kalma yol yoktur. Köprüler de Osmanlı devrine âittir. Yalnız betonarme köprüler Cumhûriyet devrinde yapılmıştır.
Mutlu Evler Altındaki Köprü,İkinci Murad kardeşi Selçuk Hâtun’un yaptırdığı eserdir.Kurşunlu köyü Bursa’nın İstanbul iskelesiydi. Geçit Mezarlığı yanındaki Nilüfer Köprüsünü Orhan Gâzi’nin zevcesi Nilüfer Hâtun yaptırmıştır. Mudanya yolu 1881-1883’te yapıldı. Bursa Karacabey yolu İkinci Murad zamânında yapıldı. Bursa-Gemlik yolu 1864-1904, Bursa Uludağ şosesi 1904; Bursa-Orhaneli yolu 1882’de yapılmıştır. Fevzi Çakmak Caddesi 1906, Fomara-Santral-Garaj, Çekirge-Kaplıca-Zindankapı, Işıklar yolu 1883’te açıldı. Belediye ve hükümet civârı yolları 1878’de, Çakırhamam-Setbaşı ise 1948’de genişletildi. Merinos-Altıparmak-Zafermeydanı, Tahıl Caddesi 1904’te açıldı. Bursa içerisindeki Demiroluk, Maksem, Setbaşı, Irgandı, Maydulak, Tatarlı,Demirtaş, Abdal, Geçit, Nilüfer ve Mihraplı Köprüler Osmanlı devrine âit köprülerdir.
Târihî okullar: Işıklar Askerî Lisesi 1845’te Askerî İdâdî olarak vazifeye başlamış, bugünkü binâ 1893’te bitmiştir. Bütün öğrenciler Ulucâmi’de Okul Müdürü, Kaymakam Ali Bey, Dâhiliye Müdürü Binbaşı Esat Efendi ile birlikte namaz kılıp, duâyı müteâkip 1894 Zilkâde ayının 15. Cumâ günü tedrisat başlamıştır. Bursa Erkek Lisesi, Sultan Abdülhamîd Han zamânında 1888’de yaptırılmıştır. Yıllarca tâmir görmemiş ve hâtıralara geçmiştir.
Müzeler
Arkeoloji Müzesi: Bursa, Balıkesir ve Bilecik illeri eski eserlerinin toplandığı bölge müzesidir. Taş eser salonu, sikke ve pirehistorik eser salonu, seramik cam ve mâdenî eserler salonu, sanat galerisi salonlarında zengin târihî eserler sergilenmektedir.
Türk İslâm Eserleri Müzesi: Yeşil Medrese binâsında Türk İslâm sanatının eserleri ile süslüdür.
Atatürk ve Kültür Müzesi: Bursa’ya geldiğinde Atatürk’ün kaldığı ahşap köşktür. 
İmâretler: Fakir fukarânın doyurulduğu pekçok imâretten; Yeşil, İkinci Murad, Emir Sultan, Demirtaş Paşa ve Ebû İshak imâretleri günümüze ulaşanlardandır. Orhan Gâzi yaptırdığı câmilerin iç kandillerini kendi eliyle yakar, imârette eliyle fakirlere yemek verirdi. Bursa’da çok sayıda târihî hamam vardır. Bütün tabiî güzellikleri sînesinde toplayan yeşil Bursa’da yeşillik hâkimdir. Çinilerde 1500 çeşit yeşil sayılabilmiştir. Ama Bursa’da yeşil rengin çeşitlerini tesbit etmek mümkün olmamıştır. Bunun için Türkiye’nin en yeşil beldesi olarak sayılmıştır. Yeşillerin en güzeli buradadır. Bu tabiî güzelliği câmi, türbe ve her çeşit âbidelerle süslemiştir. Bursa’nın mânevî ve târihî bir havası da vardır. Bunsuz Bursa cansız bir cesete benzer. Bursa’da madde ile mânâ sanki birbiriyle kaynaşmıştır.
BURSA’DA ZAMAN’dan:
Bursa’da bir eski câmi avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su;
 
Orhan zamanından kalma bir duvar;
Onunla bir yaşta ihtiyâr çınar
 
Eliyor dört yana sâkin bir günü.
Bir rüyâdan arta kalmanın hüznü,
 
İçinde gülüyor bana derinden,
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden,
 
Ovanın yeşili, göğün mâvisi
Ve mimârilerin en ilâhîsi.
 
Bir zafer müjdesi burda her isim;
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
 
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyânın.
A.H.Tanpınar
Türk-İslâm sanatı câmilerde yansımıştı. "Sâdece kalıptan ibâret bir şehir değil, nurdan bir sütun hâlinde yükselmiş fetihten bugüne" Osmanlı Devletinin câmilerinin en zengin örnekleri Bursa’dadır. Bursa’nın şer’î mahkeme sicilleri çok zengindir.Türk içtimâî târihi için gerçek bir hazînedir. Kütüphâne zenginliği İstanbul, Ankara ve Edirne’den sonra gelir. Orhan ve Kara Şeyh câmilerinde yedi bin yazma eser vardır.
Teleferikten Bursa’yı seyretmeye doyum olmaz. Evliyâ Çelebi Bursa’dan bahsederken "Rûhâniyetli bir şehir" demektedir. İslâm dünyâsının mukaddes sayılan şehirlerinden birisi de Bursa’dır.
İznik İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
İznik Kalesi: İlçeyi çeviren kale, Roma döneminde yapılmıştır. İki sıradan meydana gelen sur duvarları kesme taş ve tuğladandır. Dört giriş kapısı vardır.Surların bâzı bölümleri bakımsızlıktan yıkılmıştır.
Hacı Özbek Câmii: Çarşı içinde, târihî bilinen en eski Osmanlı câmisidir. 1333’te yapılmıştır. Üç kemerli olduğu bilinen son cemâat yeri, 1959’da yıkılmıştır.
Yeşil Câmi: İznik’in en önemli ve büyük câmisidir. 1378-1398 arasında Çandarlı Hayreddin Paşa yaptırmıştır. Osmanlı mîmârîsinin en eski çinili yapısıdır. Adını yeşil çinilerle kaplı minâresinden alır. Mermer mihrâbı, Osmanlı mîmârîsinden kalan en eski örnektir.
Nilüfer Hâtun İmâreti: Yeşil Câmi karşısında olup, 1388’de Sultan Murad Hüdâvendigâr tarafından annesi Nilüfer Hâtun için yapılmıştır. Osmanlı câmi mîmârîsinde, başlangıçta çok kullanılan yan mekanlı plân biçiminin, câmi dışında bir uygulamasını göstermesi bakımından önemlidir. 1960’dan beri müze olarak kullanılmaktadır.
Orhan Gâzi İmâret Câmii: Yenişehir kapısı dışındadır. 1334’de yapılmış olup, yan mekanlı câmilerin öncüsüdür. Yıkık durumdadır.
Mahmud Çelebi Câmii: 1442’de sadrâzam Çandarlı İbrâhim Paşanın oğlu Mahmud Çelebi yaptırmıştır. İznik’teki kubbeli câmilerin son örneğidir.
Çandarlı Hayreddîn ve Ali Paşa Türbesi: Şehrin doğusundadır. 1387-1406 târihli yapıda, mezar taşları çok önemlidir.
Çandarlı Halil Paşa türbesi: Nilüfer Hâtun İmâreti yakınındadır. İkinci Bâyezîd döneminde oğlu Atik İbrâhim tarafından yaptırılmıştır.
İnegöl İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
İshak Paşa Câmii ve Külliyesi: Yan mekanlı câmilerden olup, Sadrâzam İshak Paşa tarafından yapılmıştır. 1877’de tâmirât görmüştür. Külliyeden zamânımıza, câmi, medrese, İshak Paşanın türbesi ve İkinci Murad Hanın eşi Tâcünnisâ Sultanın türbesi gelmiştir. İmâret, han ve ahırlar yıkılmıştır.
Yıldırım Câmii (Cumâ Câmii): Osmanlı mîmârîsinin ilk yapılarındandır. 1894’te tâmir görmüştür.
Geyikli Baba Türbesi: İnegöl’e 13 km uzaklıkta Sultan köyündedir. Osmanlı mîmârîsinin ilk türbelerindendir. Orhan Gâzi, Germiyanoğlu Geyik Baba ve Balım Sultan için yaptırmıştır. Türbenin yanında bir câmi ve hamam vardır.
Yenişehir İlçesinde Bulunan Târihî Eserler
Koca Sinan Paşa Külliyesi: 1573-1582 arasında yapılan külliyeden, câmi, medrese, aşhâne ve aşhâne hücrelerinin dış duvar kalıntıları kalmıştır. Câmi tek kubbelidir. Mihraptaki kalem işleri 15. asrın en güzel örnekleridir. Yemen Fâtihi Sinan Paşa yaptırmıştır.
Ulu Câmi: On dördüncü asırda Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. Kurtuluş savaşında yıkılan câmi tekrar îmâr edilmiştir.
Orhan Câmii: Yarhisar köyündedir. Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır.
Mesîre yerleri: Türkiye’nin en yeşil bölgesi olan ve bu sebeple Yeşil Bursa olarak anılan Bursa’nın her köşesi ayrı bir tabiî güzelliktedir. Şifâlı kaplıcaları, kış sporları için Uludağ’daki tesisler, İznik ve Ulubat gölleri, soğuk, lezzetli serin suları, serin yaylaları, güzel sâhilleri göz kamaştırıcı ormanları ve modern konaklama tesisleri ile turizme çok müsâittir.
Uludağ Millî Parkı: Uludağ’da iki bin metreden 2453 m yüksekliğe kadar olan 11.358 hektarlık bir alan 1961’de millî park yapılmıştır. Bu arâzinin % 80’i ormanlıktır. Kayak alanı, otel ve moteller bu alanın içindedir. 34 kilometrelik düzgün bir şose ile her mevsim bölgeye gitmek mümkündür. Millî Park içinde Karaca, geyik, kurt, çakal, tilki, tavşan, dağ keçisi gibi yabânî hayvanlar vardır.
Oylat: İnegöl ilçesine 27 km uzaklıkta orman içi bir dinlenme yeridir. Adını yakınındaki Oylat Kaplıcalarından alır.
Palamutluk: Bursa-Orhaneli karayolu üzerindedir. Meşe ormanları ile kaplı bir alandır.  Kocayayla:Keles ilçesine 5 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir.
Kazancıbayırı: Bursa-İnegöl karayolu üzerinde Bursa’ya 28 km uzaklıkta bir dinlenme yeridir. Çok güzel suyu vardır.
Kaplıcaları: Türkiye’nin kaplıca ve içme suları bakımından en zengin ili Bursa’dır. Uludağ termal ve mineral şifalı kaynaklar için bir su deposu gibidir. Bursa’nın şifâlı suları Uludağ’ın kuzey eteklerinde Çekirge’den Ulubat’a uzanan bir yeraltı çatlağından şifâlı sular çıkar. Kaplıca ve içmelerden bâzıları şunlardır:
Oylat Kaplıcaları: İnegöl’e 27 km uzaklıkta ormanlarla kaplı bir alanda yer alır. Bikarbonatlı acı olan suları banyo ve içme şeklinde mîde ve ağrılı hastalıklara iyi gelmektedir.
Vakıfbahçe Kaplıcası: İl merkezinin Yukarı Çekirge semtindedir. Banyoları eklem romatizmalarına iyi gelmektedir. İçmeler karaciğer ve safra yolları hastalıklarında etkilidir.
Bâdemlibahçe Kaplıcası: Bursa-Mudanya karayolu üzerindedir. Banyo ve içme şeklinde romatizma, gut, böbrek ve safra yollarının ağrılı hastalıkları ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Armutlu Kaplıcası: Armutlu bucağının 4 km kuzeyindedir. Banyo, içme ve çamur uygulaması ile romatizma, gut, deri, idrar yolları ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.
Ağaçhisar Kaplıcası: Orhaneli’nin Ağaçhisar köyündedir. Banyoları ağrılı hastalıklara iyi gelmektedir. Çamur uygulamaları ise uyuz ve deri hastalıkları için yararlanılmaktadır.
Çitli Mâdensuyu: İnegöl’ün Çitli köyündedir. İçme kürü sindirim sistemi, karaciğer ve pankreas rahatsızlıklarının tedâvisinde kullanılır. İçinde demir bulunduğundan kansızlıklarda da kullanılır.
Dümbüldek Hamamı: Mustafa Kemâlpaşa’ya 10 km uzaklıktadır. Banyo ve içme kürleri, romatizma, kadın hastalıklarına, çocuk felcine ve yarı felçlilere iyi gelir. Sularının evsafı, Almanya’nın meşhur kaplıcası Bad Navhiem’den üstündür.
Bunlardan başka çok sayıda kaplıca vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Burdur Hakkında Bilgiler

BURDUR
Akdeniz bölgesinin göller kısmında yer alan bir ilimiz. Batı Anadolu ile Akdeniz bölgesini birbirine bağlayan Burdur, 36°53’ ve 37°50’ kuzey enlemleri ile 29°24’ ve 30°53’ doğu boylamları arasında yer alır. Isparta, Afyonkarahisar, Antalya, Muğla ve Denizli illeri ile çevrilidir. İrili-ufaklı 14 mâvi göl arasında yeşil bir beldedir. Trafik kod numarası 15’tir.
İsminin Menşei
Bizans devrinde bölgeye Polydorion denilirdi. Burdur isminin nereden geldiği hakkında çeşitli rivâyetler vardır. Burdur Gölü civârının güzelliği karşısında şaşıran Türkmen boylarından Kınalı oymağı mensupları, "Cennet buradadır" demişler, bu söz zamanla kısalarak Burdur olarak halk arasına yerleşmiştir. Burdur şehrinin kurucuları olan Türkmenlerin Kınalı oymağı, ilk önce bugün Hamambendi denilen yerde "Tirkemiş" kasabasını kurmuşlardır. En kuvvetli rivâvet ise, Burdur’a yaklaşan, fakat yaşlılık sebebiyle göremeyen aşîret beyi; "Burada güzel kokular duyuyorum. Her hâlde burası çok bereketli yer olsa gerek." diyerek aşîret mensuplarına; "Burada dur ve şehri şuraya kur!" emrini verir. "Burada dur" zamanla "Burdur" olur.
Târihi
Burdur ve çevresi dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Eski devirlere âit eşyâlar ve harâbeler bulunmuştur. Anadolu’nun ilk sâhipleri ve Anadolu’da ilk devlet kuran, Anadolu birliğini temin eden Hititler, M.Ö. 2000 senesinden M.Ö. 700 senelerine kadar Burdur bölgesine hâkim olmuşlardır. Hititlerin kendi iç bünyelerinde iktidar ve iç savaşları Hitit Devletini zayıflatmış ve Frigyalılara yenilince, bu bölge de Frigyalıların kontrolüne geçmiştir.Lidyalılar, Frigyalıları yenince bu sefer Lidyalılar bölgeye hâkim olmuşlardır. Perslerin de Lidyalıları yenmesiyle kısa bir müddet Perslerin işgâli altında kalan bölge, Makedonya Kralı İskender’in istilâsı ile Anadolu, İran ve Hindistan, Makedonya’ya katılmıştır. İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu kumandanlar arasında bölünmüş ve Burdur, Selevkos Devleti içinde kalmıştır. M.Ö. 183 senesinde Romalılar bu bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu parçalanınca, Burdur ve çevresi Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Burdur, Selçuklu Devletinin toprağı olmuştur. Haçlı seferleri sebebiyle Bizanslılar kısa bir müddet yeniden bu bölgeyi istilâ etmişlerdir. Daha sonra bölgeye hâkim olan Hamidoğulları, 1308’e kadar Selçuklulara ve 1335’e kadar İlhanlılara tâbi olmuşlar. 1391’de Yıldırım Bâyezîd, Hamidoğlu Beyliğine son verince, Burdur ve çevresi Osmanlı Devletinin olmuştur. Timur’un 1402 senesinde burayı almasından başka hiçbir devlet tarafından bugüne kadar ele geçirilmemiş; Osmanlı devrinde Isparta (Hamidili) sancağına bağlı bir kazâ iken; Tanzîmâttan sonra Konya vilâyetine bağlı bir bağımsız sancak olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra İtalyanlar Burdur’u işgâl ettiklerini îlân etmelerine rağmen, fiîlen işgâl edemediler. Mayıs 1921’de bölgeden askerlerini çektiler. Cumhûriyet devrinde vilâyet olmuştur.
Fizikî Yapı
Burdur’un % 60’ı dağlık, % 19’u ovalık, geri kalanı plato ve yayladır. Göl hâline gelmiş çöküntüler, kanyonlar ve mağaraların sayısı oldukça fazladır. Göller ve ovalar, dağlar arasında kalmış bir çöküntü bölgesidir.
Dağlar: Burdur ova ve göllerinin etrâfı dağlarla çevrilidir. Dağlar Batı Toroslar silsilesine dâhildir. En yüksek dağı Kızılcadağ (2591 m) dır. Başlıca dağları; Eşeler Dağı (Akkaya Tepesi 2268 m), Koçaş Dağı (2095 m), Rahat Dağı (2298m), Kestel Dağı (2231 m), Katrancık dağları, Akdağ (2271 m), Söğüt Dağı (Asar Tepe 1919 m). Kestel, Katrancık, Rahat,Koçaş ve Eşeler dağları, üzerindeki düzlükler (yaylalar) su kaynakları bakımından zengindir. Ayrıca geniş mer’aları ile hayvancılığa çok müsâittir.
Ovalar: İl topraklarının % 19’unu kaplayan ovalar, Burdur, Ağlasun, Bucak, Tefenni ve Yeşilova havzalarıyla Gölhisar çukurluğunda toplanmış olup, 700 ilâ 1400 metre yüksekliktedir. Eski kapalı havzaların dolması netîcesinde meydana gelen ovalar, kalın alüvyonlu topraklarla kaplıdır. Tefenni Havzasında Kağılcık-Karamanlı, Hasanpaşa ve Başpınar ovaları yer alır.Yeşilova Havzasında Akçay ve Erli ovaları; Ağlasun Havzasında Başköy, Ağlasun ve Öteyüz ovaları; Burdur Havzasında Yazıköy, Yarıköy, Hacılarköy, Eğneş, Kozluca, Elmacık, Çine, Kurköy ve Çeltikçi ovaları; Bucak Havzasında Kestel,Keçili, Bucak, Ürkütlü, Kızılkaya ve Karapınar ovaları; Gölhisar çukurluğunda Yamalı, Gölhisar, Çavdır ve Haravza ovaları yer alır. Ovaların hepsi su bakımından zengin ve bereketlidir.
Akarsular: Burdur’da büyük nehir ve ırmaklar yoksa da, akarsuları çok zengindir. Ovaları sular ve gölleri besler. Başlıca akarsuları şunlardır: Alakır Çayı: Eşeler Dağından çıkar. 80 kilometrelik bir yatağa sahip olup Burdur Gölüne dökülür. Burdur Çayı: İnsuyu, Gökpınar ve Yenipınar kaynaklarından çıkar. 25 kilometrelik bir yatağa sâhip olup, Kocayır yöresinden Burdur Gölüne dökülür. Arvallı Çayı: Tekkegözünden çıkar. 20 kilometrelik bir yatağı olup, Çeltikçi Çayı ile birleştikten sonra Onaç Çayı ismini alır ve Kestel Gölüne dökülür. Kravgaz Çayı: Kıravgaz Dağından çıkar. 45 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra, Burdur Gölüne dökülür. Askeriye Çayı: Leften Yaylasından çıkar. 15 kilometrelik bir yatağı izleyip Burdur Gölüne dökülür. Dalaman Çayı: Gölhisar yöresinin en büyük akarsuyudur. Ege Denizine dökülür. İl sınırları içinde 30 kilometrelik bir yatağı vardır. Başköy Çayı: Başköy yöresinden çıkar. 25 kilometrelik bir yatağı izledikten sonra Aksu Çayına dökülür.
Aksu Irmağı Isparta’dan Burdur’a girerek kısa bir yol alıp, 5 km uzunluğundaki bir kanyondan geçer. Bu kanyonun genişliği 5-7 m, derinliği 60-100 metredir. Kanyonun seyrine doyum olmaz.
Göller: Burdur’a "göller memleketi" denmesinin sebebi, sınırları içinde en çok gölü olan ilimizdir. İrili-ufaklı 14 göl vardır. En büyüğü Burdur Gölü olup, çok tuzlu ve arsenikli olduğundan balık yaşamaz. Yüzölçümü 200 km2 olup, Türkiye’nin 7. büyük gölüdür. Genişliği 8.5 km ve uzunluğu 34 km olup, derinliği 110 metredir. Denizden yüksekliği 854 metredir. Manzarası fevkalâde güzeldir. Salda Gölü; 45 km2 yüzölçümünde olup, 1139 m yüksekliktedir. Suyu tatlı ve balığı boldur. Türkiye’nin Abant dâhil en güzel gölü kabul edilir. Kestel Gölü; 25 km2 yüzölçümünde ve 779 m yüksekliktedir. Suyu yazın çok azalır. Akgöl (çorak); yüzölçümü 12 km2 olup, yüksekliği 989 metredir. Pınarbaşı, Karaeyli, Mamak, Bereketli, Yaraşlı, Geçenli, Yazır, Çavdır ve Ambahar göllerinin yüzölçümü 10 km2den azdır. Çavdır Gölünde balık vardır. Göller akarsularla beslenir. Göllerin bir kısmı yazın kurur.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Burdur’da kara iklimi hüküm sürer. Yüksek dağlar, bölgeyi Akdeniz ikliminden ayırır. Yazlar sıcak, kışları çok soğuk geçer. Sıcaklık -16,7°C ile +39,6°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 443 milimetredir. Güneyde bu miktar fazlalaşır. Yağış kışın fazladır. Ovalar, ekili arâzi, sebze, bol meyve ağaçları ve gül bahçeleri ile süslüdür.
Burdur ilinin % 20’si hiçbir ekime elverişli değildir. Geri kalan % 80 arâzinin, % 35’e yakını ormanlık, % 35’e yakını ekili ve dikili arâzi ve % 10’u çayır ve mer’adır. Ormanlar ova ve gölleri çevreleyen dağların üzerindedir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, katran, meşe, ardıç, köknar, sedir ve akçam ağaçları bulunur.
Ormanlarda, sayıları gün geçtikçe azalan karaca, vaşak, karakulak, yaban kedisi, saz kedisi yaşamaktadır. Tavşan, porsuk, kurt, tilki, çakal ve domuz gibi yabânî hayvanlar da bulunmaktadır.
Ekonomi
Burdur’un ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılıkla geçinir.
Tarım: Burdur ilinde en çok tahıl üretilir. Ayrıca Burdur merkez ilçesinde ve Ağlasun’da gül yetişir. Türkiye’nin gülyağı üretimin % 85’i Isparta ve % 15’i Burdur’dan elde edilir. Meyvecilik, üzüm bağları, bostan ve sebzecilik oldukça ileridir. Diğer tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır, şekerpancarı, nohut, anason, soğan, patates ve haşhaştır. Türkiye’de en çok anason Burdur’da yetişir, üzümleri meşhurdur.Modern tarım araçları kullanılmakta, sulama, sun’î gübreleme ve ilâçlama yapılmaktadır. İlde bulunan Şeker Fabrikası, şekerpancarı üretimini artırmaktadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların çokluğu sebebiyle hayvancılığa çok müsâittir. İlde beslenilen başlıca hayvanlar kıl keçisi, koyun ve sığırdır. At, eşek, deve,   katır gibi yük hayvanlarının sayısı gittikçe azalmaktadır. Tavukçuluk, arıcılık ve balıkçılık ekonomik açıdan önemli olabilecek oranda gelişmemiştir.
Ormancılık: Burdur’un % 35’e yakını ormanlıktır. Bu ormanlar Türkiye’nin inşaat ve îmâlat sanâyiinin mühim ihtiyâcını karşılar. Orman içinde ve sınırında yaklaşık 100 köy geçimini orman ürünlerinden temin eder. Ormanlar ayrıca Burdur’a güzellik veren ve onu süsleyen bir hazînedir.
Mâdenler: Burdur mâden bakımından zengin ise de mâden işletmeleri azdır. Tefenni ve Yeşilova’da krom, diğer bölgelerde linyit, manganez yatakları vardır.
Sanâyi: Burdur’da sanâyi hızla gelişmektedir. Başlıca sanâyi kuruluşları Burdur Şeker Fabrikası (1958), Et-Balık Kurumu kombinası, Süt Endüstri Kurumunun Süt Fabrikası, Burdur Traktör ve Önyükleyici Fabrikası (Burtrak) senede 20.000 traktör îmâl edecek kapasitededir. Gülyağı sanâyii Isparta’dan sonra gelir. Çiçek ve nebâtât esansları fabrikasında 500 ton gül işlenir. Mobilya sanâyii oldukça gelişmiştir.
El sanatları: El sanatlarından halıcılık, dokumacılık, tabakçılık, dericilik, keçecilik ve bakırcılık çok gelişmiştir. Halı ve dokuma tezgah sayısı 10.000 civârındadır. Evlerin % 70’inde el tezgahı vardır. Alaca denilen el dokumaları meşhurdur. Halıları Isparta halısı kadar değerlidir. Türkiye’nin en meşhur, heybe, torba, sofra altı örtüsü ve çobanların koyun ve keçi yavrularını tuzlamak için kullandığı torbalar Burdur’da yapılır.Heybe ve torbalardaki süsler ve motifler 5000 sene öncesine dayanır. Heybe ve torbalardaki süslemelerin Amerika’daki Kızılderili kabîlelerin süslemeleri ile tamâmen aynı ve eski Türk kavimleri ile pekçok benzerliklerin olması bâzı ilim adamlarının dikkatini çekmiş ve Kızılderililerin Orta Asya’dan Bering Boğazı ile Amerika kıtasına geldikleri tezini ileri sürmüşlerdir.
Ulaşım: Burdur, komşu illeri Denizli, Antalya, Isparta ve Afyon’a vasıflı bir karayolu ile bağlıdır. Karayolu ulaşımı ile Türkiye’nin her bölgesi ile irtibatlıdır. 1936 yılında Baladız istasyonundan ayrılan bir hatla Karakuyu-Eğridir demiryoluna bağlanmıştır. Böylece Ege bölgesine (İzmir’e) olduğu gibi Ankara ve İstanbul’a da demiryolu bağlantısı sağlanmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu, 254.899 olup bunun 129.112’si şehirlerde ve 125.787’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6887 km2 olup, nüfus kesâfeti 37’dir.
Örf ve âdetler: Burdur, dünyânın en eski yerleşim merkezlerinden olup, 5000 senelik bir târihi vardır. Beş bin senelik bir geçmişin ve eski medeniyetlerin izleri kalmışsa da, örf ve âdetlerinde ve sosyal hayatlarında Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Halkı çalışkan, örf ve âdetlerine bağlı, iyimser ve kendilerine yapılan hizmetleri takdir eden husûsiyetlere sâhiptir. Selçuklular bölgeye 11. asırda gelmişler ve 13. asır başına kadar Haçlı seferleri sebebiyle işgâl ve istilâ altında kalmışlarsa da, millî ve dînî değerlerine son derece sâdık kalmışlardır. On üçüncü asırdan bugüne hiç bir yabancı işgâli görmemiştir. Burdur’a mahsus mahallî kıyâfetlere ancak düğünlerde rastlanır. Meşhur yemekleri testi (çömlek) kebabı, kabak helvası ve ceviz ezmesidir. Burdur folklor bakımından da çok zengindir. Oyunların çoğunluğu zeybek türünden oyunlardır. Ağır zeybek, teke zortlaması, teke zeybeği, moğaz havası ve serenler zeybeği meşhurlarıdır. Burdur’un efsâneler, atasözleri, mâni ve masalları bakımından halk edebiyatı çok zengindir. Halk şâirlerinden Şemsi Baba, Kemal Baba ve Âşık Vecaî başlıcalarıdır. Kemal Baba, Burdur’da yetişen evliyâları şiirleri ile meth eder. Spor, bilhassa minder ve yağlı güreş yaygındır.
Eğitim: Burdur’da okur-yazar nisbeti % 80’dir. Bütün köylerinde ilkokul, bütün ilçelerde ortaokul ve lise vardır. Burdur’da 9 lise ve 19 meslek ve teknik lise, 2 fakülte (eğitim ve meslek yüksek okulu) mevcuttur.
İlçeleri
Burdur’un biri merkez olmak üzere 11 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.267 olup, 56.432’si ilçe merkezinde, 26.835’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Burdur Gölü ilçe sınırları içinde yer alır. Katrana Dağının kuzeybatı kısmı ilçe topraklarının bir bölümünü engebelendirir. Dağlar çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıcı tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, mısır, baklagiller, şekerpancarı, haşhaştır. Sebze ve meyvecilik ve gül yetiştiriciliği gelişmiştir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok küçük baş hayvan beslenir. Burtrak Traktör Fabrikası, Şeker Fabrikası, Gülyağı Fabrikası, SEK Süt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. El tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yaygındır.
İl merkezi, Burdur Gölünün kıyısındaki tepenin eteklerinde Kurna Deresi civârında kurulmuştur. Afyonkarahisar-Antalya karayolu ilçeden geçer. Afyonkarahisar-Eğridir demiryolundan ayrılan bir hat ilçe merkezine kadar gelir. Şehir merkezinin etrafı bağ ve gül bahçeleriyle kaplıdır. Burdur Gölü çevresinde birçok turistik tesis bulunur. Denizden yüksekliği 975 metredir. İlçe belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Ağlasun: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.505 olup, 5252’si ilçe merkezinde, 6253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36’dır. İlçe topraklarının kuzey, güney ve doğusu dağlık, batısı ise alçak olup yer yer ovalıktır. Dağlar çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri gül, haşhaş, meyve ve sebzedir. Aksu Vâdisinde kavak, ceviz, kiraz, elma ve gül bahçeleri vardır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Köylerde el tezgahlarında halı ve kilim dokunur ve orman ürünleri işlenir.
İlçe merkezi Ağlasun Dağının güney eteklerinde Ağlasun Ovasının kuzey kenarında Aksu Çayının kollarının birinin vâdisinde kurulmuştur. Antalya-Isparta karayolu ilçeden geçer.
Altınyayla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.251 olup 4118’i ilçe merkezinde, 8133’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. Gölhisar bucağına bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile daha çok küçük baş hayvan beslenir. Tarıma müsâit alanlarda buğday, arpa, soğan, patates, haşhaş ve şekerpancarı yetiştirilir. İlçede orman ürünleri işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Gölhisar-Fethiye karayolu üzerinde yer alır.
Bucak: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 54.427 olup, 27.407’si ilçe merkezinde, 27.020’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Kızılkaya bucağına bağlı 9 ve Kocaeliler bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1436 km2 olup, nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları Kestel Çukurluğu ve bunun çevresinde yer alan dağlardan meydana gelir. Batı ve kuzeyinde Kestel ve Katrancık dağları yer alır. Dağlar çam ve ardıç ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Arvallı Çayı, Kestel Deresi ve Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Kestel çukurluğunda yer alan ovalar önemli tarım alanlarıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, fiğ ve şekerpancarıdır. Gül ve gülyağı üretimi ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Meyvecilik gelişmiştir. Bâzı yerlerde az miktarda pamuk, zeytin ve Antep fıstığı yetiştirilir. Küçük baş hayvan besiciliği yaygındır. En çok kıl keçisi beslenir. Ormancılığın ekonomik değeri büyüktür. Köylerde halı ve kilim dokunur. Mobilya tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi dağlarla çevrili bir vâdide kurulmuştur. İlçe, Burdur’u Isparta ve Antalya’ya bağlayan karayolunun kıyısındadır. Merkez ilçeden sonra en kalabalık ilçesidir. 1926’da ilçe oldu. Bu târihten önce Oğuzhan isimli köy idi. Denizden yüksekliği 750 metredir. Belediyesi 1908’de kurulmuştur.
Çavdır: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.205 olup 3886’sı ilçe merkezinde, 12.319’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. Gölhisar ilçesine bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıkdır. Dağlardan kaynaklanan suları Çavdır Çayı toplar. Çavdır Çayı Vâdisinde geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan ve patatestir. Yaylacılık yöntemi ile en çok küçük baş hayvan beslenir. İlçe de orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. İlçe merkezi Gölhisar-Tefenni karayolu üzerinde yer alır. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çeltikçi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.266 olup, 2911’i ilçe merkezinde, 7355’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güney doğusu ile Katrancı Dağı arasında geniş düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve soğandır. Sebzecilik, meyvecilik ve gülcülük gelişmiştir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yüksek kesimlerde küçük baş hayvan beslenir. İlçe merkezi Burdur-Antalya karayolu üzerinde yer alır. İlçe belediyesi 1968’de kurulmuştur. İl merkezine 36 km mesâfededir.
Gölhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.763 olup, 10.434’ü ilçe merkezinde, 4329’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarda çevrili geniş bir çukurluktan meydana gelir. Çukurluğun güney doğusunda Gölhisar Gölü yer alır. İlçe topraklarını Horzum ve Kelekçi çayları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, patates, mısır, anason ve haşhaştır. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Düzlüklerde sığır besiciliği, dağlık ve engebeli bölgelerde küçük baş hayvan besiciliği yapılır. İlçede orman ürünlerini işleyen çok sayıda atölye vardır.
İlçe merkezi, Gölhisar Gölünün batısında kurulmuştur. İl merkezine 100 km mesâfededir. Gölhisar 1953’te Horzum ve Armutlu köyleri birleştirilerek ilçe hâline getirildi. Belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Karamanlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8832 olup, 5293’ü ilçe merkezinde, 3530’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 5 köyü vardır. Tefenni ilçesine bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Sulama amaçlı kurulan Karamanlı Barajı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, patates, elma ve üzümdür. Dağlık bölgelerde küçük baş hayvan besiciliği yapılır. Köylerde el tezgahlarında, halı ve kilim dokuyuculuğu yaygındır. İlçe merkezi Burdur-Tefenni karayolu üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 61 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Kemer: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5059 olup, 2312’si ilçe merkezinde, 2747’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dağlarla çevrili ovadan meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, şekerpancarı ve haşhaştır. Sebzecilik, meyvecilik ve gül yetiştiriciliği gelişmiştir. Yüksek kesimlerde küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Tefenni Ovasının güney batısında yer alır. İlçe belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Tefenni: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.667 olup, 5458’i ilçe merkezinde, 8.209’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili çukur bir düzlük olup, güneydoğusunda Batı Toroslar, batı ve kuzeybatısında Eşler Dağı yer alır. İlçe topraklarını Eren Çayı sular. Eşler Dağı etekleri kızılçam, ardıç, sedir ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, soğan, elma, patates, anason ve üzüm olup, ayrıca az miktârda armut, mısır, fasülye ve haşhaş yetiştirilir.Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında düşük kaliteli linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Eşler Dağı eteklerinde, Tefenni Ovasının güneybatısında yer alır. İl merkezine 71 km mesafededir. Gölhisar-Burdur karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Yeşilova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.657 olup, 5609’u ilçe merkezinde, 19.048’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42 köyü vardır. Yüzölçümü 1351 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Orta bölümlerdeki çöküntü alanlarında düzlükler vardır. Dağlardaki yaylalar hayvancılık açısından önemlidir. Salda Gölü ve Yaraşlı Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, nohut, patates, soğan ve üzüm olup ayrıca az miktarda anason, haşhaş, fasulye, mısır ve armut yetiştirilir. Köylerde halı ve kilim dokumacılığı yapılır. İlçede orman ürünlerini işleyen bazı atölyeler vardır.
İlçe merkezi, Sayda Gölünün 4 km güneydoğusunda, Burdur-Denizli karayolu üzerindedir. İl merkezine 52 km mesâfededir. Eski adı Satırlar iken 1936’da Yeşilova olarak değiştirilmiştir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Burdur târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Târihî eserlerin çoğu Osmanlı ve Selçuklu devrine âittir.
Ulu Câmi: Hamidoğlu Dündar Bey tarafından dördüncü asırda yaptırılmıştır. Yüksek bir tepe üzerindedir. Birkaç kere tâmir görmüştür.
Şeyh Sinan Câmii: 1776’da Çelik Mehmed Paşa tarafından medresesi ile berâber yaptırılmıştır. İnce görünümlü minâresi 1914 zelzelesinde yıkılmıştır.
Divan Baba Câmii: Değirmenler Mahallesindedir. Minârenin kitâbesinde 1775’te Tilurzâde Hacı Süleymân tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. 1971 zelzelesinden sonra tâmir edilmiştir.
Çeşmedamı Câmii: Çeşmedamı Mahallesindedir. 1914 zelzelesinde yıkılmayan birkaç yapıdan biridir. 1842 târihli bir vakıfnâmede câmiden muallimhâne olarak söz edilmektedir.
Kayışoğlu Câmii: Kuyu Mahallesindedir. Taş temel üstünde yükselen ahşap bir minâresi vardır. Yapım târihi kesin olarak bilinmemekle berâber 1872’de tâmir görmüştür.
Susuz Hanı: Mîmârî özelliklerinden Selçuklu devrine âit olduğu anlaşılan eser, Bucak ilçesinin Susuz köyündedir.
Saat Kulesi: 1830’da Konya Vâlisi Tevfik Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Tabak Hamamı: 1523’te Şeyhülislâm Bedâi Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Burdur içindeki Çelikpaşalar Konağı ve Taşoda dış yapısı ve iç süslemeleri ile Osmanlı Türk sivil mîmârîsinin uzakta kalan ender yapılarındandır. İl merkezinde çok sayıda bulunan çeşmelerin büyük kısmı yıkık veya kullanılmayacak hâldedir. Üzerlerindeki süslemeler ve hat sanatı Türk taş işçiliğinin ince örnekleridir.
Burdur eski devirlere âit eserler bakımından da zengindir. Başlıcaları şunlardır: Hacılar: Burdur’a 25 km uzaklıkta olup, 7500-8000 sene önceye ait binâ kalıntıları, seramik eşya ve heykellerin bulunduğu yerdir. Höyükler:Hacılar dışında 34 adet höyük eski çağlara âit sayısız eserlerle doludur. Bu höyükler (7000-10.000) sene öncesine âittir. Burdur ve çevresi 50 büyük ve 20 kadar antik şehir kalıntısıyla Anadolu’nun en zengin köşelerinden biridir. Ağlasun: Makedonya Tralı İskender’in savaştığı Sağalasus Roma devrinden kalma 12.000 kişilik tiyatro, kale ve lahitler, Antonius mâbedi ve sütun başlıkları Burdur’a 31 km uzaklıktadır. M.S. 2. asra âittir. Gremna:Pisidya’nın korunma bölgesiydi. Çamlık köyündedir. Kale vesâir kalıntılar vardır. Gölhisar: Cibaya (Horzum) harâbeleridir. 20.000 kişilik 3 kademeli tiyatrosu, stadyumu, agorası, anıtları, tapınakları ve lahitler hâlen ayaktadır. İbecık-Lüba: Gölhisar yakınındadır. Tiyatro, stadyum, tapınak ve kalelerin kalıntıları vardır. Belenni, Bereket,Karacaören, Akçaören, Akviran Yuva, Kestel, Melli, Kızılkaya, Karaot ve Pırnas köylerinde eski çağlara âit kentlerin kalıntıları bulunur. Burdur’da antik çağlardan kalma eserlerin sergilendiği büyük bir müze vardır. Buradaki eserler çok kıymetlidir. Burdur’da kütüphâne Hamidoğullarından beri mevcuttur.
Mesîre Yerleri: Burdur’da tabiî güzelliği insanı rahatlandıran pekçok yer mevcuttur. İl sınırları içinde yer alan on dört göl ayrı güzelliklere sâhiptir. Fakat Salda Gölü, çevresini kaplayan ormanlarla birlikte fevkalâde bir görünüm arz eder. Gölhisar Dirmil ormanları, manzarası güzel, temiz suları ve havası ile ideâl bir mesîre yeridir. Aziziye, Çamlık ve Melli ormanları havası, suyu ve manzarası ile şâhâne bir yerdir. Erenardıç bol ağaçlı sulak yerdir. Çok soğuk ve lezzetli suyu vardır. Kocapınar, Beşköy ve Yazıpınar birbirinden güzel mesîre yerleridir.
İnsuyu Mağarası: Burdur-Antalya yolu üzerinde Burdur’a 12 km uzaklıktadır. Ülkemizin turizme açılan ilk mağaralarındandır. Dünyânın ikinci büyük mağarasıdır. Dünyâca meşhûrdur. İçinde 9 tâne gölcük vardır. En geniş yeri 80 metre, uzunluğu 597 metredir. Mağarada binlerce sarkıt ve dikit yer alır. Mağara içinde kolaylıkla dolaşılır. Mağaradaki şifâlı suyu şeker hastalarına iyi gelir ve şeker miktarını düşürür. Şeker hastalığının yanısıra mîde, sinir ve cilt hastalıklarına da iyi gelir. Mağara içinde çavlanlar da mevcuttur.
Yarıköy kükürtlü suyu, kaşıntı ve cilt hastalıklarına iyi gelir.Kokar pınar, mîde hastalıklarına iyi gelir. Barutlu su, Tefenni yakınındadır. Eski ismi sıtma suyu olup, böbrek kum ve taşlarını düşürür. Çerçin suyu, Çerçin köyündedir. Aktığı yerde kırmızı çökelek bırakır. Mîde ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bolu Hakkında Bilgiler

BOLU
Orman, göl, kaplıca, dağ ve denizlerin kucaklaştığı, fevkalade tabii güzellikleri ile meşhur, Batı Karadeniz bölgesinde yer alan bir ilimiz. Sakarya, Bilecik, Eskişehir, Ankara ve Çankırı illeri ile çevrili olup 45°15' ve 41°05' kuzey enlemleri ile 39°29' ve 32°37' doğu boylamları arasında yer alır. Trafik kod numarası 14'tür.
İsminin Menşei
İki bin sene önce “Bitinyalılar”ın kurduğu bu kente “Claudio” ismi verilmiştir. “Claudio Kenti” (Claudio Poli) zamanla “Poli” olarak anılmış ve 11. asrın başında bu bölgeye sahib olan Türkler bu kente “Bolu” ismini vermişlerdir.
Tarihi
Bolu'nun ilk sakinleri Hititlerdir. M.Ö. 1211 senelerinde bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Frigyalıların eline geçti. Frigyalıları yenen Lidyalılar Bolu'ya sahib oldular. Persler M.Ö. 6. asırda (546 senesinde) Lidyalıları yenince kısa bir müddet bölgeye hakim oldular. 200 sene Misya ve Patlagonya isimleri altında genel valilerle idare ettiler. M.Ö. 336'da Makedonya Kralı Büyük İskender, Persleri yenerek Anadolu'nun birçok yeri gibi Bolu'yu da ele geçirdi. Büyük İskender'in ölümü üzerine Makedonya Krallığı yıkılınca, Anadolu'nun bazı yerlerini Yunanlı olmayan fakat Yunan kültürü altında kalan milletler ele geçirdiler. Bugün bazı Afrika ülkelerinin resmi dili İngilizce ve Fransızcadır. Fakat bu ülkenin İngiliz ve Fransız milletiyle ilgisi yoktur. İşte o zamanda Yunanca konuşan, fakat Yunanlılıkla ilgisi olmayan bazı milletler, Anadolu'nun bazı bölgelerine hakim oldular. Bolu'da da Bitinya Krallığı kuruldu. M. Ö. birinci asırda Pers asıllı fakat Yunanca konuşan Pontus Devleti saldırınca, Bitinya'nın son kralı Üçüncü Nikomedes Romalıları yardıma çağırdı. Pontus Krallığı yenildi. Bitinya Kralı Üçüncü Nikomedes ölünce vasiyeti icabı Bolu bölgesi Roma İmparatorluğuna katıldı. Roma 395 senesinde ikiye parçalanınca Bolu, Doğu Roma'nın yani Bizans'ın payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler, Anadolu'nun batısına doğru ilerlemeye devam ettiler. Alparslan'ın oğlu Melikşah, Süleyman Şahı Kızılırmak ile İstanbul arasındaki bölgeyi almaya memur etti ve bölgeye yerleştirilmek üzere Türkistan'dan gelen 100.000 Türkmen verdi. Bolu, bölgeye yapılan akınlar sırasında Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedildi. 1074'te Bolu'ya yerleşen Türkmenler, Bizanslıların çok önceleri Balkanlardan getirdikleri Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman Türkleri ile kolayca kaynaştılar. Bolu ve köyleri tamamen Türkleşerek Türk isimleri aldılar. Dadurga, Salur, Karken, Yenice, Çatak, Berk, Karaceli, Bayındır, Yuva ve daha pekçok yerin ismi hep Türk boylarının isimleridir.
Balkanlardan gelen Türkler Hıristiyanlaşmış, fakat Türkçe lisanını, örf ve adetlerini unutmamışlardı. Bunlar kısa zamanda Müslüman oldular. Selçuklu Devletinin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karatekin ve Saltuk beyler, Süleyman Şahın emrinde İstanbul sınırına dayandılar.
Haçlı seferlerinde kısa bir müddet Bolu'ya Trobzon Rum İmparatorluğu hakim oldu ise de, bölgedeki halk Türk olduğundan bu işgal kısa sürdü.
1197'de Bolu ikinci defa fethedildi. Selçuklu Devleti yıkılınca (1308) bir ara Bolu Moğolların eline geçti. Osmanlı Devleti kurulunca, Osman Gazi zamanında Bolu, Göynük, Mudurnu ve Taraklı Konuralp tarafından fethedildi. Orhan Gazi  zamanında ise Akçakoca, Kandıra, Düzce ve Üsküb fethedildi. Timur Hanın Ankara Savaşı zamanında Bolu, Candaroğulları (İsfendiyaroğulları)nın hakimiyetine geçmişse de, İkinci Murad Han zamanında yeniden Osmanlı Devletinin idaresine geçti. 1324-1694 arasında sancak olarak idare edildi. Bu tarihten sonra Voyvodalık haline getirildi. Kanuni şehzadelik devrinde Bolu'da valilik yaptı. 1811-1864 arasında tekrar bağımsız sancak haline geldi. Kütahya'daki Anadolu Beylerbeyliğine bağlı 14 sancak (vilayet) merkezinden biri oldu. Tanzimattan sonra, sancak olarak Kastamonu'ya bağlandı. Birinci Dünya Harbinden sonra düşman istilası görmediyse de maddi zarar gördü. Nüfus ve ticareti azaldı. Cumhuriyet devrinde vilayet oldu. Son senelerde yeniden her sahada gelişmeye başlamıştır.
Fiziki Yapı
Bolu ilinin toprakları jeolojik bakımdan yerleşmemiş genç topraklar üzerindedir. Saroz Körfezinden Aras Vadisine kadar devam eden ve Bolu'nun da üzerindebulunduğu çöküntü alanı, Türkiye'nin en önemli deprem kuşağı üzerindedir. Bu bölgede sık sık depremler olur. Topraklarının % 60'ı dağlarla, % 30'u plato ve yaylalarla ve % 10'u ovalarla kaplıdır. Ormanlık bölge % 55'e yakındır.
Dağlar: Kuzey Anadolu dağlarının batıya doğru uzanan kolları, birbirine az çok paralel sıralar halinde devam ederler. En yüksek dağı Köroğlu Dağı (2499 m)dır. Diğer dağlar 2400 metreden alçaktır. Başlıca dağları: Bolu Dağı (1577 m), Sünnice Dağları (1829 m), Abant Silsilesi (1748 m), Kızıltepe (1486 m), Çele Tepesi (1980 m), Naldöken Tepesi (1911 m). Ayrıca Orhan ve Kaplan dağları, Elmacık Dağ, Gül Dağı, Ardıç Dağı, Kapıorman ve Kocaman dağlarıdır. Bolu ile Köroğlu Dağları, dağ sırası teşkil ederler. Başlıca yayla ve platolar ise Melen, Bolu, Gerede, Kıbrısçık, Seben, Mudurnu ve Göynük yaylalarıdır. Bolu'da dağlar çam ormanları ile örtülüdür.
Ovalar: Dalgalı olan Bolu arazisinde ovalar ve yaylalar bütün Anadolu'da olduğu gibi dağ silsilelerinin arasında bulunur. Düzce Ovası; 30 km uzunluğunda, 15 km genişliğinde ve 110 m yüksekliktedir. Bol yağmur alan ve Melen Suyu ile beslenen bu ova çok bereketlidir. 725 m yükseklikte bulunan Bolu Ovasının iklimi serttir. Yağış azdır. Yayla durumundadır. Gerede Ovası, 1300 m yüksekliktedir. Bolu Ovasına nazaran daha çok yağmur alır. Düzce, Bolu ve Gerede ovaları kademe kademe yükselir. Bu ovaların dışında, Mudurnu Ovası, Yeniçağa Ovası ve Himmetoğlu Ovası vardır. Bolu Dağı, Düzce Ovası ile Bolu Ovasını birbirinden ayırır.
Akarsular: Bolu'da çok sayıda dere ve çay olmasına rağmen, büyük bir ırmak yoktur. Küçük dere ve çaylar ise üç havza içinde toplanırlar. Bunlar Sakarya, Filyos ve Efteni havzalarıdır. Başlıca akarsular şunlardır: Bolu Suyu, Abant Gölünden çıkar. Bolu Ovasını sular ve Mudurnu Suyu ile birleşir. Mudurnu Çayı, Abant Dağlarından çıkar. Diğer akarsular ise Büyük Melen, Küçük Melen, Aksu, Asar Suyu, Uğur Suyu, Aladağ Göynük Suyu, Büyük Su, Gerede, Ulusu Çayı ve Çatak Suyudur.
Göller: Bolu ili ormanları gibi gölleri ile de meşhurdur. İrili ufaklı birçok gölleri vardır. Başlıcaları:
Abant Gölü: Turizm merkezi olan Abant Gölü, Bolu'nun en meşhur gölüdür. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile süslüdür. Kışın tamamen donar. Yazın bir kısmı nilüfer çiçekleriyle kaplıdır. Gölde Alabalık ve mercan balığı boldur. O kadar berraktır ki, en derin yerinde dipteki taşlar bile görünür. Abant Dağları üzerinde 1325 m yüksekliktedir. Abant çevresinde Kirazlıpınar, Boğazpınarı, İkizpınarı, Bederbeyler kaynak suları vardır. Göl etrafınde nefis kokulu dağ çileği, alıç, kuşburnu, böğürtlen meyveleri ile buraya mahsus senelerce kurumayan “çoban yastığı” bitkisi ayrı bir güzellik katar. Abant Gölünün bu güzelliği yanında önemli bir yanı da etrafındaki bitkilerin meydana getirdiği ve insanı adeta heyecanlandıran temiz ve esans gibi kokan havasıdır. Çağa (Yeni Çağa) Gölü: Çağa Ovasının ortasındadır. 989 m yükseklikte ve etrafı ağaçlıktır. Göl kuşları ve karabatak vardır. (Melen) Efteni Gölü: Düzce Ovasında, 25 km2 alana ve 8 m derinliğe sahip bir göldür. Kara ve sarı balık bulunur. Gölcük Gölü: Orman işletmesinin yaptırdığı sun'i bir göldür. Manzarası çok güzeldir. Çubuk Gölü: Göynük yakınındadır. Gölde balık, göl civarında ise av hayvanları boldur. 15-20 hektar civarındadır. Derinliği 13 metredir. Sünnet Gölü: Göynük civarında derin bir çukurun dolması ile meydana gelmiştir. Fevkalade bir manzarası vardır. En derin yeri 22 m olan göl, 18 hektarlık bir alanı kaplar. Denizden yüksekliği 820 metredir. Karagöl: Kıbrısçık-Beypazarı yolu üzerinde olup, etrafı ormanlık, bataklık ve sazlıktır. Çok sayıda yabani ördek bulunur. Gölde balık yoktur. Karamurat Gölü: Mudurnu yakınlarındadır. Dağlarla çevrilidir. Etrafı sazlık ve içi balıkla doludur. Hasanlar Baraj Gölü: Düzce Ovasını sulamak için Küçük Melen Çayı üzerinde kurulan bir baraj gölüdür. 42.5 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Bolu gölleri içinde en büyüğüdür. Gölköy Baraj Gölü: Bolu yakınında olup, Mudurnu Çayı ve Büyüksu üzerinde kurulan bir baraj gölüdür. Yedi Göller: Bolu'nun eşsiz orman güzelliği yanında dağlar arasında serpilen gölleri de ayrı bir güzelliktedir. Abant Gölünden sonra en güzel olan göl Yediler Gölüdür. Göynük yakınında 500-600 hektarlıkbir arazide bulunan bu göller 1965'te “Milli Park” haline getirilmiştir. 800-900 m yükseklikte dördü büyük ve üçü küçük yedi gölden ibarettir. En büyüğü olan Büyük Göl 22 dekar yüzölçümünde ve 15 m derinliktedir. Suları birbirlerine şelalelerle akan, etrafı bir ağaç denizi olan ve yüzlerce yeşil rengin kaynaştığı bir yerdir. Sandallarla gezinti yapılıp etrafında kamp kurulur. Göller arasında 50-60 m yükseklik farkı vardır. Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, İncegöl, Sazlıgöl ve Küçükgöl isimlerindeki bu göller heyelan gölleridir. Göllerin etrafı kayın, meşe, karaçam, köknar, karaağaç ve ıhlamur ormanları ile çevrilidir. Bu göllere “Yedi İnci” de denir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bolu'nun iklimi deniz iklimi ile iç Anadolu'nun kara (bozkır) iklimi arasında bir geçiş alanıdır. Her iki iklimin tesiri de vardır. Karadeniz kenarındaki yerlerde yazlar serin ve kışlar ılık geçer. Yaz ve kış arasında fark azdır. İç kısımlarda ise yaz ve kış arasındaki sıcaklık farkı çok fazladır. Hatta gece ile gündüz arasında büyük ısı farkı vardır. Bu kısımda kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Sıcaklık, yaz ve kış aylarında + 39,4 °C ile -31,5°C arasında seyreder. Senelik yağış miktarı 535-1084 mm arasındadır. Yağışın üçte biri kış devresine aittir.
Bolu'nun yarıdan fazlası ormanlıktır. Ormanların arazi içindeki oranı % 55'e yaklaşmaktadır. Ormanlar  kestane, kayın, kavak, defne, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, gürgen, meşe ve 1200 metreden sonra çam ağaçları ile çok zengin ağaç türlerine sahiptir. Topraklarının % 20'si ekili arazidir. Çayır ve mer'alar % 16'dır. İl topraklarının  sadece % 10'u tarıma elverişli değildir. Bolu'da meyve ağaçları da çok fazladır.
Ekonomi
Bolu'nun ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Fakat son senelerde sanayi ve turizm sektörü de oldukça gelişmiştir. Toplam brüt gelirin % 40'ı tarımdan elde edilir. Faal nüfusun % 80'i tarımla iştigal eder. Gelirin % 10'u ormancılıktan elde edilir.
Tarım: Bolu bir tarım bölgesidir ve en mühim özelliği her çeşit ürünün yetişebilmesidir. Tahıl, tarım ürünlerinin başında gelir. Başlıca yetişen ürünler buğday, arpa, çavdar, fasülye, tütün, şekerpancarı, patates, pirinç ve fındıktır. Sebze ve meyve bakımından zengindir. Amasya tipi “starkink” elması, armut, kestane, üzüm (etli beyaz, kadın parmak, narince, çavuş) ve diğer meyveler bolca yetişir. Türkiye fındık üretiminde Bolu üçüncü sıradadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer'aların çokluğu sebebiyle hayvancılık gelişmiştir. Koyun, sığır ve keçi beslenmektedir. Arıcılık da gelişmiştir. Balı ve arı sütü meşhurdur. Göllerde genelde sazan, alakbalık, karabalık, yayın ve turna balığı üretilir.
Ormancılık: Bolu ilinin yarısından biraz fazlası ormanla kaplıdır. Türkiye'nin orman varlığının % 3'ü Bolu'dadır. Bolu ormanları ağaç bakımından çeşitli olduğu gibi, verim ve kalite bakımından da çok üstündür. Senede 850 bin metreküp inşaat odunu, 10.000 m3 yonga odunu ve 400 bin ster yakacak odunu istihsal edilir. Bolu'da ve Düzce'de kereste ve mobilya fabrikaları vardır.
Madenler: Bolu ilinin yeraltı serveti de oldukça zengindir. Linyit, mermer, alçıtaşı, demir, manganez, antimon, amyant ve kurşun yatakları vardır. Bunlardan yalnız linyit ve mermer çıkarılmaktadır. Mengen, Seben, Düzce ve Göynük'ten senede 120.000 tona yakın linyit istihsal edilir. Bolu-Mengen yolu üzerindeki linyitin kalitesi yüksektir. Seben'in Hıdırlar köyü ile Göynük ve Mudurnu'da mermer ocakları vardır. Mudurnu civarında civaya ve Mercimek Dağı ile Karadere arasında altına rastlanmıştır. Fakat rezervleri henüz tespit edilememiştir.
Sanayi: Bolu'da sanayi son 15 sene içinde oldukça gelişmiştir. Bu hızla tırmanırsa yakın bir gelecekte bolu bir sanayi merkezi olmaya namzettir.  Sanayi iş yerlerinin mühim kısmı orman ürünleri ile ilgilidir. Başlıcaları; Karacasu Devlet Orman Kereste Fabrikası, Düzce Sümerbank Sun'i Tahta Fabrikası, (Gentaş) Mengen Ahşap Yapı Malzemeleri ve çeşitli mobilya fabrikaları tarım araçları ile ilgili fabrikalar, Düzce Ambalaj Fabrikası, Çimento Fabrikası, Arçelik  Termosifon Fabrikası, Ardem Ocak ve Fırın fabrikası, Gerede Çelik Konstrüksiyon Fabrikası, Kilit ve Yedek Parça Fabrikası, Çelik Pano ve Radyatör Fabrikası, dokuma, makina ve gıda işletmeleri dokuma atelyeleri ve orman ürünleri ile ilgili küçük işletmeler. Av tüfeği, deri işleme, karoseri atölyeleridir.
Ulaşım: Bolu'da havaalanı ve demiryolu yoktur. Karadeniz'de 33 kilometrelik bir kıyı şeridi olmasına rağmen büyük gemilerin yanaşmalarına müsait limanı yoktur. Fakat İstanbul'u Ankara'ya bağlayan E-5 karayolu Düzce-Bolu-Gerede üzerinden geçer ve E-5 karayolunun 120 kilometresi bu il sınırlarındadır. E-5 karayolu ile her tarafa bağlanır. Yolsuz köy hemen hemen yoktur. Hergün en az beş bin vasıta Bolu'dan transit geçmektedir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 536.869 olup, bunun 203.122'si şehirlerde ve 333.747'si köylerde yaşamaktadır.Yüzölçümü 11.051 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49' dur.
Örf ve Adetler
Bolu 11. asır başından beri Türklerin elindedir. Bölgeye Türk kültürü hakimdir. Halk oyunları ve türküleri ile çok zengindir. Tesbit edilen oyunları kadar, henüz tesbit edilemeyen pekçok oyunları vardır. Bilinen oyunlarının meşhurları Köroğlu, Zeybek, Çiftetelli, Al yemeni ve Meşali'dir. Karaköy Kaşık Havası (Karaköy Sekmesi); ayrılık, hasret, sevgi ve mutluluk hislerini ifade eder. Bolu Halk Edebiyatı bakımından çok zengindir. Köroğlu (Yusufoğlu Ali Ruşen, 1850), Aşık Himmet (1609-1684), Dertli Hilmi (1772-1845), Rumuzi, Geredeli, Figani başta gelen halk şairleridir. Bolu'nun kendi mahalli kadın ve erkek kıyafetleri vardır. Bunlar ancak düğün ve bazı özel günlerde giyilir.
Bolu yemekleri bilhassa aşçıları ile ün yapmıştır. Osmanlı devrinde, sarayın aşçıları Bolulu idi. Mengenli aşçılar dünyaca meşhurdur. Meşhur yemekleri Bolu orman kebabı, Mengen tatar böreği, Mengen talaş kebabı, Gerede küp kebabı, Akçakoca böreği, Mudurnu saray helvasıdır.
Bolu'da eylülün son haftasında Akşemseddin'i anma günü, mayıs ayında Mengen aşçı bayramı, temmuz ayında Gerede'de Köroğlu-Esentepe festivali, Abant bayramı, kiraz bayramı ve fındık bayramı düzenlenir. Bolu'da güreş, atıcılık, atletizm, kış sporları ve futbol büyük ilgi görmektedir. Bolu Kız Öğretmen Okulu 1974'te Okullararası Dünya Voleybol Şampiyonu olmuştur. Kartalkaya Kayak Tesisleri Uluğdağ'dan sonra ülkemizin en önemli kayak merkezidir.
 Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 70'in biraz üstündedir. Erkeklerde bu nisbet % 85'tir. Bolu ilinde toplam olarak 14 orta, 10 lise, 19 meslek lisesi bulunmaktadır. Bolu'da 3 ve Düzce'de 1 fakülte  mevcuttur.
İlçeleri
Bolu'nun biri merkez olmak üzere on dört ilçesi vardır:
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 113.596 olup, 60.789'u ilçe merkezinde 52.807'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 123 köyü  vardır. İlçe toprakları plato görünümündedir. Platonun etrafı dağlarla çevrilidir. Dağlardan kaynaklanan suları Büyüksu toplar. Dağlar ormanlarla  kaplıdır.
Ekonomisi tarım sanayi ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa çavdar, patates ve baklagillerdir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Çimento Fabrikası, agaç ürünleri metal eşya, gıda fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe merkezi dağlarla çevrili Bolu suyu vadisinde kurulmuştur. Ankara-İstanbul karayolu ilçe merkezinden geçer. Yeni şehir bu yol kıyısında gelişmektedir. Denizden 725 m yükseklikte olup, ormanlar sebebiyle çok nemli bir havaya sahiptir. Köylerinde Mısır sapından yapılan çanta ve süs eşyaları meşhurdur.
Evliya Çelebi, Bolu'yu şöyle anlatır: “Bu Bolu nam yer, gerçekten mamur büyük bir şehirdir ki, topraklı bir dağ arasında kurulmuştur. 34 mahallesi ve 34 camisi vardır. (Osmanlı devrinde her mahalle 1 cami etrafında kurulan yerleşim merkezi idi.) Üç bin kadar tahta örtülü güzel evleri vardır. Bazı zenginlerin evleri ve hanları kiremit örtülüdür. Camilerin en güzeli çarşı içindeki Mustafa Paşa Camiidir ki, gayet kalabalık cemaati olur. Ferhad Paşa Camii de gayet mamur olup, hepsi Süleyman Hanın, koca Mimar Sinan'ın işidir. 400 kadar mamur süslü dükkanı vardır. 70 kadar mektebi vardır. 200'den fazla hafızı vardır. Bilginleri pekçoktur. Buranın kadısına yıllık 5 bin kuruş, beyine yıllık 10 bin kuruş maaş verilir... Bu Bolu'nun Oğuz adamları (Oğuz aşireti) vardır. Kadınları hep ferace giyip gezerler, gayet kapalıdırlar. Beyaz kirazı ve bozası övülmeye değer... Şehrin güney tarafı dışında bağlara yarım saat yakın bir yerde küçük eski tarzda bir ılıca vardır. Allahü tealanın yarattığı dünyaca meşhur bir sıcak sudur. Son derece sıcak olup, uyuz hastalığına faydalıdır. İçenin midesini düzeltir, vücudunu pamuk gibi yapar... Soğuğu meşhurdur. Soğuk anıldığı zaman; "Erzurum soğuğu: Beni arayan Bolu'da bulur, demiş!" diye bir darbımesel söylerler. Halk diri, iri yapılı Türk taifesidir. Dik başlı, yaman ve yiğit adamlardır."
Akçakoca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 32.839 olup, 13.582'si ilçe merkezinde 19.257'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 42 köyü vardır. Yüzölçümü 462 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71'dir. İlçe topraklarının büyük bölümü dağlarla kaplıdır. En önemli akarsuyu Büyük Melen Suyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır ve fındıktır. İlde elde edilen fındığın % 70'i bu ilçede yetişir. Fındık dallarından yapılan sepetler, deniz kabukları ve çakıl taşlarından yapılan hatıra eşyaları meşhurdur. Son yıllarda turizm gelişmiştir.
İlçe merkezi Karadeniz kıyısında tepeler arasında bir düzlükte kurulmuştur. Bolu ilinin Karadeniz kıyısındaki tek ilçesidir. Orhan Gazinin kumandanlarından Akça Koca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Eski ismi, Akçaşehir olup, 1934'te değiştirilmiştir. İl merkezine 78, Düzce'ye 35 km mesafededir.
Cumaova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26.499 olup, 10.244'ü ilçe merkezinde, 16.255'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31 köyü vardır. İlçe taprakları genelde düzdür. Dağlık kesimler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, patates, soğan, mısır ve elmadır. Hayvancılık ülke ekonomisinde önemli yer tutar. Büyükbaş hayvan besiciliği yaygındır.
İlçe merkezi Düzce Ovasının batısında Ankara-İstanbul karayolu üzerinde kurulmuştur. Düzce'ye bağlı Gümüşova bucağı ile bu bucağa bağlı Cumayeri köyünün birleşmesi ile 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1962'de kurulmuştur.
Çilimli: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 15.969 olup, 3717'si ilçe merkezinde 12.252'si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Bazı kesimlerde alçak dağlar vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, patates, soğan, elma, armut, buğday ve mısırdır. İlçe merkezi Düzce ovasının kuzeyinde tepelerin eteğinde kurulmuştur. Düzce'ye bağlı bucak iken 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu. Belediyesi 1956'da kurulmuştur.
Dörtdivan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.499 olup, 2787'si ilçe merkezinde 10.712'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar gürgen, kayın ve karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Gerede Çayı toplar. Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Akarsu vadilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatesdir. Hayvancılık ülke ekonomisinde önemli yer tutar. İlçede orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Gerede ilçesine bağlı buçak iken 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1962'de kurulmuştur.
Düzce: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 156.326 olup, 61.878'i ilçe merkezinde 94.448'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 93 Kaynaşlı bucağına bağlı 15, Konuralp bucağına bağlı 26 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağların ortasında Düzce Ovası yer alır. Ovayı Büyük ve Küçük Melen çayları ile Aksu ve Uğur suları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı patates, soğan, buğday, mısır, fındık, elma ve armuttur. Sebze ve meyve yetiştiriciliği ve kavakçılık gelişmiştir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok büyük baş hayvan besiciliği yapılır. Tavukçuluk çok yaygındır.  Ormancılık gelişmiştir. İlçedeki orman ürünlerini işleme tesisleri önemli sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Düzce ovasının orta kısmında İstanbul-Ankara karayolu ile Zonguldak-Ereğli Akçakoca yollarının kesiştiği yerdedir. 1970'de ilçe oldu. Nüfus yönünden il merkezinden büyüktür. İlçe belediyesi 1885'te kurulmuştur.
Gerede: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 41.274 olup, 18.780'i ilçe merkezinde 22.494'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 91 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlarda yaylalar vardır. İlçenin başlıca akarsuyu Gerede Çayıdır. Bu çayın vadisinde Gerede Ovası yer alır. Dağlar gürgen, kayın ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi, tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca elma ve armut yetiştirilir. Ormancılık ve hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçe merkezinde Orman ürünleri işleyen atölyeler vardır. En çok koyun ve keçi beslenir. Çelik Konstrüksiyon Fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi İstanbul-Ankara karayolunda kurulmuştur. İl merkezine 52 km mesafededir. Dağlık bir bölgede olması yüzünden gelişmemiştir. İlçe belediyesi 1971'de kurulmuştur.
Gölyaka: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.775 olup, 3931'i ilçe merkezinde 15.844'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19 köyü vardır. İlçe topraklarının bir kısmı Düzce ovasının batısında yer alır. Diğer kısımları genelde dağlıktır. Ellen Gölü ilçe toprakları içinde kalır. Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Ovada; tahıl, şekerpancarı ve patates yetiştirilen başlıca ürünlerdir. İlçede orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır. Düzce ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987'de 3392 saylılı kanunla ilçe oldu. Belediyesi 1967'de kurulmuştur.
Göynük: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.076 olup, 3812'si ilçe merkezinde 16.264'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 64 köyü vardır. Yüzölçümü 1.437 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14'dür. İlçe toprakları engebeli bir bölgede yer alır. Dağların alçak kısımlarında yaylalar yer alır. Başlıca akarsuları Göynük Çayı ile Çatak Çayıdır. İlçenin güneyinde 5 km uzunluğunda, 17 km genişliğinde Himmetoğlu Ovası yer alır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve elma olup, ayrıca az miktarda şeker pancarı, soğan, armut ve fındık yetiştirilir. Ormancılık ve hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok kıl keçisi ve koyun beslenir. İlçe topraklarında şist ve traverten yatakları vardır.
İlçe merkezi Göynük Çayı vadisinde tepelerin eteklerinde kurulmuştur. Ana yollardan iç kesimde kaldığı için gelişmemiş küçük yerleşmedir. Yönetim açısından Bolu'ya bağlı ise de, ekonomik açıdan Adapazarı ile ilişkidedir. İl merkezine 96 km, Adapazarı'na ise 94 km mesafededir. İlçe belediyesi 1869'da kurulmuştur. Eski ismi Torbalı olan Göynük, 1865'te ilçe olmuştur.
Kıbrıscık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 6716 olup, 1632'si ilçe merkezinde 5084'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 641 km2 olup, nüfus yoğunluğu 10'dur. İlçe toprakları dağlık bir alanda yer alır. Köroğlu Dağlarının en yüksek noktası olan Köroğlu Doruğu (2499 m), ilçe toprakları içindedir. Başlıca akarsuyu Uludere'dir.
Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli olanlar son derece azdır. Başlıca tarım ürünleri şeker pancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda elma, armut, patates ve soğan yetiştirilir. Koyun ve Ankara keçisi en fazla beslenen hayvanlardır. Köylerde kadınlar tarafından örülen yün çoraplar önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi gelişmemiş ve Bolu ilinin en az nüfusa sahip ilçesidir. İl merkezine 65 km mesafededir. İlçe belediyesi 1958'de kurulmuştur.
Mengen: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 18.982 olup, 4298'i ilçe merkezinde 14.684'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Gökçesu bucağına bağlı 16 ve Pazarköy bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 883 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21'dir. İlçe toprakları dağlık bir alanda yer alır. Dağlar kayın, köknar, kızılçam ve sarıçam ormanları ile kaplıdır. İlçe topraklarını Bolu Suyu ile Mengen Çayı sular. Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Ekime elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda mısır, soğan, elma, armut ve fındık yetiştirilir. İlçe merkezinde orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır. Arıcılık gelişmiştir. Topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Ankara-Zonguldak karayolu üzerindedir. İl merkezine 53 km mesafededir. İlçe aşçıları Osmanlı saray mutfağına uzanan bir geleneği temsil ederler ve ülke ve dünya çapında meşhurdurlar. Belediyesi 1948'de kurulmuştur.
Mudurnu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 27.153 olup, 5237'si ilçe merkezinde 21.916'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 74 köyü vardır. Yüzölçümü 1349 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20'dir. İlçe topraklarını Köroğlu Dağları engebelendirir. Ormanlarla kaplı olan dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Ormanlar meşe, kayın, gürgen, karaçam, köknar ve sarıçam ağaçları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Mudurnu Çayı toplar. Abant Gölü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, patates, arpa ve elmadır. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun kıl keçisi ve sağır beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık yapılır. Abant gölünün çevresi turistik tesislerle doludur. Gölde sun'i tohumlama ile alabalık üretilir.
İlçe merkezi Mudurnu Çayı vadisinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 52 km mesafededir. İlçede orman ürünlerini işleyen bazı küçük atölyeler vardır. Belediyesi 1919'da kurulmuştur.
Seben: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.020 olup, 4165'i ilçe merkezinde 6855'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 665 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17'dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar köknar, sarıçam ve karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağların yüksek kesimlerinde geniş yaylalar vardır. İlçe topraklarını Aladağ Suyu sular.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Aladağ Suyu vadisinde meyvacılık gelişmiştir. Diğer tarım ürünleri ise elma, buğday, arpa, patates ve şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda armut ve fındık yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Orman köylerinde yaşayanlar orman işleriyle uğraşır.
İlçe merkezi Aladağ Suyu vadisinde kurulmuştur. Bolu'yu Nallıhan ve Beypazarı üzerinden Ankara'ya bağlıyan karayolu ilçeden geçer. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 50 km mesafededir. Belediyesi 1946'da kurulmuştur.
Yeniçağa: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.874 olup, 5331'i ilçe merkezinde 5543'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli alanlardan meydana gelmiştir. Yeniçağa Gölü ilçe topraklarında yer alır. Dağlık kısımlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatesdir. İlçede orman ürünlerini işleyen küçük atölyeler vardır.
İlçe merkezi Yeniçağa Gölü kıyısında, Ankara-İstanbul karayolu üzerindedir. Belediyesi 1962'de kurulmuştur.
Yığılca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 22.271 olup, 2939'u ilçe merkezinde 19.332'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 641 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35'dir. İlçe toprakları dağlık olup, Bolu Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Melen Çayı toplar. Yedigöller ve Hasanlar Baraj Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Dağlar meşe, kayın, sarıçam ve köknar ormanlarıyla kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, mısır, patates ve fındık olup, ayrıca az miktarda arpa, elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun beslenir.
İlçe merkezi gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 56 km mesafededir. 1954'te ilçe olan Yığılca'nın belediyesi 1954'te kurulmuştur. Eskiden, Çayırlı, Ahmetçiler ve Yağlıca adlarıyla anılmıştır.
Tarihi Eserleri ve Turistik Yerleri
Bolu tarihi eserler bakımından çok zengindir.
Kadı Camii: Vilayet meydanındadır. Demirtaş Paşanın oğlu Mehmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarlık şaheseridir. Minaresi, ahşap geçmeli kapı kanatları meşhurdur. Taş minber, klasik dönem Osmanlı süslemeciliğinin yakın ve güzel bir örneğidir.
Yıldırım Bayezid Külliyesi: Cami, medrese, hamam ve otuz dükkandan meydana gelen külliye, Yıldırım Bayezid Han zamanında yapılmıştır. Günümüzde medrese yıkılmıştır. Hamam ilk şekliyle zamanımıza  kadar gelmiştir. Birkaç kez tamir gören cami, ulu camiler üslubu ile yapılmıştır. Çini süsleri gerçek bir sanat eseridir. Çift minareli ve tek kubbelidir.
Karaköy Cuma Camii: İl merkezine 7 km uzaklıkta bir bahçe içinde 1562'de Musa Paşanın hanımı yaptırmıştır. Çini süslemeleri çok değerli olup, kapısı, minberi ve mihrabının ince işçiliği de ilgi çekicidir.
Saraçhane Camii: Belediye meydanında olup, kitabesinde 1750'de Silahdar Mustafa Ağa tarafından onarıldığı yazmaktadır. Caminin iki duvarında kemerli iki çeşme bulunmaktadır.
Yıldırım Bayezid Külliyesi: Mudurnu ilçesinde, cami, mederese ve hamamdan meydana gelen bir külliyedir. 1382'de yapılmıştır. Caminin iç süslemeleri çok değerlidir. Tek minarelidir. Medrese günümüze kadar ulaşamamıştır. Hamam taş duvarlı ve kurşun kaplama kubbelidir.
Gazi Süleyman Paşa Camii: Göynük ilçesindedir. Şehzade Süleyman Paşa adına yapılan camilerin ilkidir. 1331-1335 seneleri arasıda yapılmış olup, İkinci Abdülhamid Han devrinde yenilenmiştir.
Ceneviz Kalesi: Akçakoca ilçesinin 3 km batısında köye hakim bir burunda yapılmıştır. Kalenin kara yönünde yüksek bir kulesi vardır. Kalenin kimin tarafından yapıldığı belli değildir.
Mudurnu Kalesi: Bir savunma kalesi olup, oldukça sağlamdır.
Akşemseddin Türbesi: Göynük ilçesi Gazi Süleyman Paşa Camii avlusundadır. 1464'te yapılmıştır. Sandukası oyma ve kabartma hadislerle süslüdür. İlk dönem ahşap işçiliğinin kıymetli örneğidir. Türbe ise klasik Osmanlı türbe mimarisine geçişin ilk örneklerindendir.
Akçakoca Bey Türbesi: Akçakoca'nın baba köyünde, Karadeniz'e egemen bir tepe üzerindedir. Bölgeye ait mimari tekniğine uygun olarak, çivisiz yontularak birbirine geçen ağaç kütüklerinden yapılmıştır.
Taş Han: İl merkezinde Yıldırım Camii karşısındadır. Aşağı ve Yukarı Taş Han bölümlerinden meydana gelmiştir. 1804'de Serbevvab Hacı Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Orta Hamam: 1388'de Yıldırım Bayezid Han tarafından Mimar Ömer ibni İbrahim'e yaptırılmıştır. Çifte hamam şeklinde olup, sonradan tamirat görmüştür.
Türkiye'nin en işlek karayolu olan E-5 üzerinde bulunan ve her bölgeden kolayca ulaşılan Bolu, turizme çok elverişlidir. Turizm için otel ve motelleri yeterli sayılır. Bolu ilinin her köşesi piknik, kamp ve dinlenme için müsaittir. Ormanları, denizi, gölleri ve dağları gezilmeye ve görülmeye değer fevkalade güzel yerlerdir. Mesire yerlerinden bazıları şunlardır:
Gölcük: Bolu'ya 14 km uzaklıkta Kıbrıscık yolu üzerindedir. Göl ve orman bütünleşmesi çok güzeldir. Gölde sportif balıkçılık yapılır.
Sünnet Gölü: Mudurnu-Akyazı karayolu üzerinde, Göynük'e 30 km uzaklıktadır. Etrafı ormanlarla çevrili, göl kıyısı piknik yeridir.
Karadere: Bolu ile Ereğli arasındaki sıradağların ortasında ormanlarla kaplı bir piknik yeridir. Derelerinde mercan ve alabalık avlanır.
Cumayeri: Akçakoca'ya 3 km uzaklıkta, Değirmenağzı kıyısında güzel bir mesire yeridir.
Esentepe: Gerede'nin kuzeyinde 1300 metre yükseklikte asırlık çamların süslediği bir yerdir.
Yedi Göller Milli Parkı: Bolu il merkezinin kuzeyinde yer alır. Engebeli bölgede bulunan parkta göller ve orman denizini andıran zengin bir bitki ortüsü vardır. Dinlenme tesisleri bulunur.
Kaplıcaları: Bolu, kaplıcaları bakımından da şöhrete ulaşmış bir ilimizdir. Önemli kaplıcaları şunlardır:
Seben (Bolu) Kaplıcaları: Aladağların eteklerinde 44°C sıcaklıkta suyu olan kaplıcalar. Osmanlı devrinden beri kullanılmış bir sağlık ve şifa merkezidir. Modern bir termal oteli vardır. Bolu'ya 5 km uzaklıktadır. Siyatik, romatizma ve kalp hastalıklarına iyi gelir.
Derdin Hamamı: Düzce'ye 15 km uzaklıkta olan kaplıca ve şifalı suları ile bir çok hastalığa iyi gelmektedir. Safra kesesi rahatsızlığı ve böbrek taşlarına şifalıdır.
Efteni Kaplıcası: Düzce Efteni gölü kıyısındadır. Deri hastalıklarına iyi gelir.
Babao Kaplıcaları: Mudurnu ilçesine 5 km uzaklıktadır. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden pekçok kişi bu kaplıcalara gelmektedir. Vücuda zindelik verir.
Bağlum Kaplıcaları: Seben ilçesine 15 km uzaklıkta Kesenözü köyü yanındadır. Çok eski devirlerden beri kullanılmaktadır. Dağ ve kış sporlarına müsaittir. Sinir hastalıklarına faydalıdır.
Sarot Kaplıcaları: Mudurnu'ya 30 km uzaklıkta Sarot köyü yakınlarındadır. Romatizmaya iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bitlis Hakkında Bilgiler

BİTLİS
Güneydoğu Torosların tek geçit verdiği sarp bir yerde kurulan bir ilimiz. İl, doğudan Van Gölü, güneyden Siirt ve Batman, batıdan Muş, kuzeyden ise Ağrı ile çevrilidir. 41°33' ve 43°11' doğu boylamları ile 37°54' ve 38°58' kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik kod numarası 13'tür.
İsminin Menşei
Bitlis ilinin merkez ilçesi olan Bitlis, Avrupa'yı Asya'ya bağlayan tarihi yolun ve Güneydoğu Torosların geçit verdiği yerde, sarp kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Bu stratejik şehrin ortasında bulunan Bitlis Kalesini Makedonya Kralı İskender'in komutanlarından Lis veya Bedlis yaptırmıştır. Bilahare şehre sahip olan Türkler, bu kaleye izafeten Bidlis demişler, zamanla bu ilin ismi “Bitlis” olarak anılmıştır.
Efsaneye göre, Babil Seferinden dönen İskender hastalanır. Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde 7 gün su içinde kalarak iyileşir. Komutanı veya kölesi Bedlis'e buraya kale yapılmasını emreder. Bu kale öyle yapılsın ki, benim bile bu kaleye girmem mükmün olmasın, der. İran ve Hindistan seferinden dönüşte kaleyi görmek ister. Kale yapılır, dönüşte İskender'e Bedlis karşı koyar ve kaleyi vermez. İskender yedi gün çok sayıda asker kaybederek almaya çalışır alamayınca geri döner. “Kölem idi bana asi oldu" der. Muş'a geldiğinde Bedlis kale anahtarını teslim eder. İskender: “Niçin asi olup bu kadar askerin ölümüne sebeb oldun?” deyince, Bedlis; “Benden bir kale yapmamı istediniz. Öyle bir kale istediniz ki, siz bile feth edemeyecektiniz. Ben de kralımın bu emrine uydum." der.
Tarihi
Bitlis tarihinin en mühim hususiyeti on üç asırdır Müslüman devletlerin elinde bulunan bir il olmasıdır. Daha önceki asırlarda bu bölgeye Hurrililer, Mitanniler, Asurlular, Babilliler, Medler, Persler Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuşlardır. Hazret-i Ömer zamanında, 641 senesinde İyad bin Ganem Bitlis'i ve kalesini fethetmiştir. Birkaç defa, İslam Devleti Bizanslılar arasında el değiştirmiş ise de  Hamdani ve Mervani emirlikleri altında İslam hakimiyeti devam etmiştir. 1071'den önce Mervaniler, Selçuklu Devletine tabi olmuşlardır. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Melikşah, Bitlis'i Dilmaçoğlu Mehmed Bey emrine verdi. Dilmaçoğluları Beyliği (1084-1192) kuruldu. Beylik, kısa bir müddet sonra Ahlatşahların idaresine girdi. 1207 yılına kadar Ahlatşahların idaresinde kalan bölge, 13. asırda Eyyubiler, Harezmşahlar, Moğollar, İlhanlılar ve Celayirliler tarafından ele geçirildi ise de, Türk beyleri bölgeyi idareye devam ettiler.
Çağlarboyu Bitlis Ortadoğunun stratejik bir bölgesi olarak sık sık el değiştirmiştir. Hazret-i Ömer'in Bitlis fethinden sonra, devamlı olarak İslam ülkelerinin elinde bir serhat şehri olarak kalmıştır. Selçuklulara bağlı Artukoğulları ile Eyyubiler, Haçlı seferlerine karşı Bitlis'i korumuşlardır. Bitlis bir ara Timur Devletine tabi olmuştur. On dördüncü asır başında Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevilerin eline geçmiştir. 1514 senesinde Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Safevi Şah İsmail'i Çaldıran'da yenince, Bitlis Osmanlı toprağı olmuştur. Van Beylerbeyliğine bilahare Erzurum Beylerbeyliğine bağlanmıştır. Tanzimattan sonra eyalet olmuştur. Bir ara Muş'a bağlanmıştır. Birinci Dünya Harbinde Rusların istilasına uğramış ve çekilmelerinden sonra Ermeni çeteleri Bitlis'i tahrip etmiş ve katliamlar yapmıştır. Cumhuriyet devrinde 1929-1936 arasında idari sebeplerle (nüfus azlığı gibi) Muş'a bağlanmışsa da sonra yeniden il olmuştur.
Fiziki Yapı
Bitlis ili dağlık bir bölgedir. Yüzölçümünün % 70'i dağlarla, % 15'i platolarla % 5'i yaylalarla kaplıdır. Ancak % 10'u ovalıktır. Dağların çoğu 2000 metreden yüksektir. Türkiye'nin ikinci büyük dağı olan Süphan Dağı bu ilimizde bulunur.
Dağlar: Bitlis, Doğu Anadolu'nun en dağlık bölgesidir. İl toprakları içinde yer alan Süphan Dağı, 4058 metre ile Türkiye'nin Ağrı Dağından sonra ikinci yüksek dağıdır. Ağrı gibi volkanik bir dağdır. 3500 metreden yukarısı devamlı karla örtülüdür. Dorukta 400 metre çapında krater gölü vardır. Üzeri sünger taşları, volkanik küller, derin yarlar ve mağaralarla doludur. Van Gölünün batısında yer alan Nemrut Dağı 2828 metredir. Adıyaman'daki Nemrut Dağı ayrıdır. Tepesinde Türkiye'nin en büyük krater gölü vardır. Gölün çevresi 600 m yükseklikte dik yamaçlarla çevrilidir. 1.5 kilometrelik bir buzulu vardır. Diğer dağları Kırmızıtaş Tepe (2607 m) Sini Dağı (2730 m) Serkaç Tepe (2626 m) Ziyaret Tepe (3002 m) Karataş Tepe (2609 m) Ziyaret Dağı (2542 m) Kavuş-Şahap Dağı (3500 m)dır.
Ovalar: Bitlis'te ovalar azdır. Azami % 10'u geçmez. Çok bereketli olan Ahlat Ovası, Van Gölü kıyısındadır. Rahva Ovası ise Van Gölüne doğru uzanır. Diğer ovaları küçüktür.
Akarsular: İlin mühim akarsuları yoktur. Dağlardan çıkarken Van Gölüne dökülen veya Murat Irmağına dökülen birkaç dere ve çay vardır. Başlıcaları Bitlis Çayı, Botan Çayı, Karasu, Ağkiz, Oranz Dereleri, Garsay Suyu, Hizan Suyu, Güzel Dere ve Garzan Çayıdır.
Göller: Bitlis göl bakımından zengindir. Van Gölünün yarısı Bitlis iline aittir. Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür. Nazik (Kers) Gölü bir vadinin lav seddi ile tıkanması neticesi meydana gelmiştir. Sularını Van Gölüne boşaltır. Haçlı Gölü, Karasu Çayı kenarındadır. Tatvan'dadır. Arin Gölü, Adilcevaz'ın doğusundadır. Van Gölünden bir alüvyon seddi ile ayrılmıştır. Nemrud Gölü, 2400 m yükseklikte 4 km2lik bir volkanik göldür. Çok güzel manzarası vardır. Türkiye'nin en büyük volkanik gölüdür.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Kışlar erken gelir ve geç gider. Kar örtüsü nisan sonlarına kadar devam eder. Hava mayıs-ekim arası kuraktır.  Denizlerden uzak ve deniz seviyesinden çok yüksek olduğu için kara iklimi hüküm sürer. Van Gölü sebebiyle kışları Erzurum ve Kars'a nazaran daha az soğuk geçer. Bol kar yağar. Yazları kısa sürer (150 gün) ve sıcaktır. İlin ısısı -19°C ile 36.8°C arasında seyreder. Yağış miktarı 958 mm'dir.  Yağışın % 45'i kışın, % 31'i ilkbahar ve % 24'ü sonbahara aittir. Yağış, Akdeniz yağış rejimine çok benzer. Karların eriyişi yavaştır. Bunun için sel olmaz. Yağış miktarı yeterlidir. Fakat yazın içme suyu sıkıntısı çekilmektedir. Bitlis'in % 35'e yaklaşan kısmı ormanlarla kaplıdır. Türkiye'nin en yüksek ormanları bu ilimizdedir. Ormanların çoğu meşeliktir. Nemrut Dağının güney yamaçları ile krater göllerin iç yamaçları koruluk halinde ormanlarla kaplıdır. Ormanların bir kısmı da ardıçtan meydana gelmiştir. Nemrut Kraterinin iç yamaçlarındaki 2900 metredeki orman, Türkiye'nin en yüksek ormanıdır. Hizan, orman bakımından en zengin bölgedir. Dağlarda yabani meyve ağaçları ve kavak görülür. Bitlis'in %30'u çayır ve mer'a olup, % 20'ye yakın kısmı da ekime müsaittir.
Ekonomi
Bitlis'in ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfusun % 80'i tarım, hayvancılık ve ormancılıkla uğraşır.
Tarım: Ekime müsait arazinin çoğunda tahıl ekilir. En çok buğday ayrıca çavdar, darı, arpa, baklagillerden bilhassa fasulye yetişir. Tütün azdır. Fakat çok kalitelidir. “Virginia” tipinde olup özel renk ve kokuya sahiptir. Meyvecilik sebzecilikten ileridir. Cevizleri, armutları meşhurdur. Antep fıstığı, meyan kökü, elma, kiraz ve dut bol miktarda yetişir. Ahlat'ın armudu ile meyan kökü asırlardan beri ün yapmıştır. Vişne, badem, ayva ve kayısı da yetişir.
Hayvancılık: Hayvancılıkla daha çok göçebe aşiretler uğraşır. Beritan ve Alikan aşiretleri başlıcalarıdır. Koyun, keçi ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmekte olup, Bitlis balı lezzeti, nefaseti ve beyazlığı ile meşhurdur.
Ormancılık: Bitlis'in % 80'e yakın köyü orman içinde ve yakınındadır. Ormancılık en çok Hizan, Mutki ve Tatvan'da ileridir. Orman ürünleri sanayii henüz gelişmemiştir.
Madenler: Arazi yüksek olduğundan ve kış şartlarının uzun süre devam etmesi sebebiyle maden arama zordur. Bitlis'te henüz çalışan maden işletmesi yoktur. Türk Petrol Anonim Ortaklığına Bitlis ve Siirt'te 49.922 hektarlık alanda petrol araması için ruhsat verilmiştir.
Sanayi: Bitlis'te sanayi henüz gelişme halindedir. Küçük sanayi; oto tamirciliği, teneke ve demircilik ile dokuma üzerinedir. Büyük işletmeler Bitlis Sigara Fabrikası, Bitlis Un Fabrikası, Tatvan Et Kombinası, Tatvan Yem Fabrikası ve Tatvan Tersanesi ile Adilcevaz Süt Fabrikasıdır.
Ulaşım: Bitlis ulaşım bakımından bir kavşak noktasıdır. Avrupa ile Asya'yı birleştiren demiryolu Tatvan'ın Tug İskelesinde sona erer. Tren feribotlarla Van Gölünü geçerek Van'dan demiryolu ile İran'a ulaşır.
Orta ve Güneydoğu Anadolu'dan gelen karayolları burada kesişir. Diyarbakır ve Adıyaman'dan gelen karayolu ile Muş ve Bingöl'den gelen karayolu Bitlis'te kesişerek, Van Gölü güneyini takiben Van'a ulaşır. Bitlis Güneydoğu Toroslarının geçit verdiği tek bölgedir. Van Gölünde deniz taşımacılığı yapılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfusu 330.115 olup, 142.947'si ilçe merkezinde 187.168'i köylerde yaşamaktadır. 1950'den sonra köylerden şehirlere göç artmıştır.
Örf ve adetler: Bitlis zengin bir kültür mirasına sahiptir. Bitlis'in ilçesi olan Ahlat, 13. asırda dünyanın sayılı ilim ve kültür merkezi idi. Türk-İslam kültürü diğer kültürlere hakim olarak Bitlis'e yerleşmiştir. Meşhur yemekleri Bitlis köftesi, şekalok ve büryandır. Halk edebiyatı bakımından çok zengindir. Efsane, masal, mani, atasözü ve türküleri çoktur. Oyunları halay ve bar şeklindedir. Halaya "berit" denir. Başlıcaları Alkuşta, Harkuşta, Teminağa, Sözme, Tringo ve Gorzana'dır. Ata binmek, cirit oyunu ve kayakçılık yaygındır. Kadınlar uzun kollu ve geniş etekli fistan, erkekler ise keçi kılından dokunmuş bir nevi şalvar olan şal ile ayağa giyilen yün çorap ve başa kafiye ve egol denilen puşu giyerler. Harika denilen ayakkabıların üstü kıl veya yünle örtülü altı kenevir dokumadır. Göçebe halinde yaşayan aşiretler son senelerde muayyen bölgelere yerleşmeye başlamışlardır. Folkloru insan sevgisi ile doludur. Bitlis folklor bakımından bir hazinedir.
Eğitim: Birinci Dünya Harbinden önce Bitlis'te lise dengi okullar, Amerikan koleji, öğretmen ve askeri okullar vardı. Birinci Dünya Harbinde Bitlis çok zarar gördü. Nüfusu 75.000'den 5000'e indi. Cumhuriyet devrinde yeniden gelişmeye başladı. 1945'te okur-yazar nisbeti % 7 iken, bugün bu miktar % 50'ye doğru çıkmaktadır. Bitlis'te okul ve öğrenci sayısı her geçen sene hızla artmaktadır. 1937'de sadece 2 köyde ilkokul varken, bugün köylerdeki ilkokul sayısını 343'e çıkmıştır. Şehir merkezlerinde 16 ortaokul, 4 mesleki ve teknik ortaokul, 7 mesleki ve teknik lise, 7 lise vardır.
İlçeleri
Bitlis biri merkez olmak üzere yedi ilçeden ibarettir.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 68.132 olup, 38.130'u ilçe merkezinde 30.002'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18, Bölükyazı bucağına bağlı 22, Narlıdere bucağına bağlı 7, Sarıkonak bucağına bağlı 21 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yoluyla en çok koyun beslenir. Akarsu boylarında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, darı ve tütündür. Sigara, süt fabrikaları ve et kombinası başlıca sanayii kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Bitlis Çayı vadisinde Kömüş, Rabat, Tıkılan ve Arıh derelerinin kenarlarında kurulmuştur. Mahalleler köprülerle birbirine bağlanır. Eski devirlerde doğunun en büyük yerleşim merkezlerinden biri olan ilçe, Birinci Dünya Harbi sırasında çok tahrip olmuş ve göçlerle boşalmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra tekrar gelişmeye başlamış ise de Tatvan'ın yolların kesiştiği yerde olması yüzünden sönük kalmıştır. Elazığ-Bingöl-Muş karayolu ilçe merkezinden geçer. İlçe belediyesi 1800'de kurulmuştur.
Adilcevaz: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26.950 olup, 10.103'ü ilçe merkezinde, 16.847'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13, Göldüzü bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 812 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33'tür. İlçe toprakları Van Gölünün kuzey kıyısı ile Süphan Dağının yamaçları arasında kalır.
Tarihi çok eski devirlere dayanır. Bölge en eski Urartu yerleşim merkezlerindendir. Çeşitli devletlerin hakimiyeti altına giren Adilcevaz 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkler tarafından fethedildi. Cumhuriyetin ilk yıllarında bucak merkeziyken, 1953'te ilçe oldu.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Süphan Dağı ile Van Gölü arasındaki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, ceviz ve meyvedir. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun ve keçi beslenir ve arıcılık yapılır. Ceviz ağaçlarının kerestesi meşhurdur. Devlete ait süt ve peynir fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Van Gölü kıyısında kurulmuştur. Ahlat-Erciş karayolu ilçeden geçer. Karakoyunluların saldırılarından önce bu şehrin beyi “Adil” ve cevizi bol olduğundan “Adilcevaz” ismi verilmiştir. İlçe belediyesi 1875'te kurulmuştur. İl merkezine 80 km mesafededir.
Ahlat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 34.217 olup, 16.742'si ilçe merkezinde 17.475'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı  14, Ovakışla bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 1044 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33'tür. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Süphan Dağı, batısında Nemrut Dağı, güneybatısında Van Gölü yer alır. Ahlat Ovası bu dağlar ile Van Gölü ovasında yer alır.
Ahlat çok eski bir tarihe sahiptir. Buraya Araplar Hilat; Romalılar Hilyat demişlerdir. Ahlat ve Bitlis, hazret-i Ömer zamanında İyad bin Ganem tarafından fethedilmiştir. Fakat bir müddet sonra tekrar Bizanslılar ele geçirdiler ise de hazret-i Muaviye zamanında Habib bin Mesleme Ahlat'ı yeniden kontrol altına aldı. Muhammed bin Mervan Ahlat'ı El-Cezire valiliğine bağladı.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu hakimiyetine giren Ahlat'ta 1100 senesinden itibaren Sökmenliler (Ahlatşahlar) idaresi başladı. 1207'de Eyyubiler Ahlat'a hakim oldular. Moğol istilasında Ahlat çok büyük zarar gördü. İlhanlı Devleti yıkılınca, Ahlat Karakoyunlu Türkmenlerinin eline geçti. 1461'de Akkoyunlular, 1470'te ise Safeviler bölgeye hakim oldu. Çaldıran Savaşından sonra Ahlat, Osmanlı toprağının bir parçası oldu.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yoluyla en çok koyun ve keçi beslenir. Ovada tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve cevizdir. Hayvancılığa bağlı olarak süt ve süt ürünleri üretimi yaygındır. Deri üretimi ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi Van Gölünün kuzeybatı kıyısında kurulmuştur. Eski şehir merkezi kıyıdan 2 km içeride olup, yıkıntıları hala ayaktadır. İlçe Selçuklular zamanında dünyanın sayılı ilim ve kültür merkeziydi. Ahlat'ta bulunan tarihi eserler, birçok ülkenin tarihi eserlerinden fazladır. İlçede yer alan kümbetler, ortaçağ Türk türbe mimarisinin en güzel örnekleridir. Orta Anadolu'daki Selçuklu kümbetlerinden farkı, çatı kısmının panolara ayrılması ve saçak şeklinde dışarıya taşmış olmalarıdır. İlçe belediyesi 1896'da kurulmuştur. Adilcevaz-Tatvan karayolu İlçeden geçer.
Güroymak: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.030 olup, 16.613'ü ilçe merkezinde 20.417'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları genellikle dağlıktır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Hizan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.790 olup, 4798'i ilçe merkezinde 38.992'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 18, Akşar bucağına bağlı 4, Sağınlı bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 917 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48'dir. İlçe toprakları dağlıktır. Düzlük alanları çok azdır. Dağlardan kaynaklanan suları Botan Çayına katılan dereler toplar. Akarsu vadilerinde tarım yapılabilecek küçük düzlükler vardır. Dağlarda  geniş yaylalar yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yolu ile en çok kıl keçisi ve koyun beslenir. Modern yöntemler kullanılmadığından hayvansal ürünler düşüktür. Başlıca hayvansal ürünler peynir, yağ, bal, yapağı ve deridir. Tarıma müsait yerlerde çok az miktarda buğday, darı, patates, ceviz elma ve soğan yetiştirilir. El dokumacılığı yaygındır.
İlçe Kavuşşahap Dağlarının eteklerinde kurulmuş olup az gelişmiş küçük bir yerleşim merkezidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ilçeyken 1929'da bucak haline getirilen Hizan, 1936'da yeniden ilçe merkezi oldu. İl merkezine 50 km mesafededir. Belediyesi 1925'te kurulmuştur.
Mutki: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 38.004 olup, 2490'ı ilçe merkezinde 35.514'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Geyikpınar bucağına bağlı 8, Kavakbaşı bucağına bağlı 12, Meydan bucağına bağlı 12 köyü vardır.  Yüzölçümü 1068 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36'dır. İlçe toprakları dağlıktır.  Kuşçu ve Tandır dağları ilçe topraklarında yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Garzan Çayı ile Bitlis Çayı toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yöntemi ile küçük baş hayvan beslenir. İlçede sığırlar için bir tabii tohumlama istasyonu vardır. Akarsu vadilerindeki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, patates ve darıdır. Ayrıca az miktarda soğan, ceviz, buğday, fasulye ve armut yetiştirilir.
İlçe gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 21 km uzaklıktadır. Belediyesi 1941'de kurulmuştur.
Tatvan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 81.992 olup, 54.071'i ilçe merkezinde 27.921'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9, Küçüksu bucağına bağlı 10, Reşadiye bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1235 km2 olup, nüfus yoğunluğu 66'dır.  İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suların bir kısmı Van Gölüne dökülür, bir kısmı ise Botan Çayına karışır.
Ekonomisi ticaret, sanayi ve tarıma dayalıdır. Tarıma elverişli toprakları azdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı ve buğday olup az miktarda sebze yetiştirilir. Yem fabrikası, et kombinası ve Türkiye Gemi Sanayi AŞ'ye ait atölyeler başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında süngertaşı ve perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi Van Gölünün güneybatı kıyısında tabii bir limanın kenarında kurulmuştur. 1936'da ilçe olan Tatvan hızla gelişmektedir. Demiryolu, denizyolu (Van Gölü) ve karayolu bakımından bir kavşak noktasıdır. Tatvan-Van arasında feribotlarla ulaşım sağlanır. İl merkezine 25 km mesafededir. İlçe belediyesi 1936'da kurulmuştur.
Tarihi ve Turistik Yerleri
Bitlis, tarihi eserleri ile gerçek bir hazinedir. Her biri tarihi bir belge olan bu eserler, henüz tam anlamıyla incelenmemiş ve tanıtılmamıştır. Eserlerin çoğu, Selçuklu ve Osmanlı devrine aittir. Daha önceki devirlere ait olanların sayısı azdır.
Bitlis Kalesi: Büyük İskender tarafından yaptırıldığı söylenirse de, daha eski devirlere aittir. İskender bazı ilavelerle tamir ettirmiştir. Kale eski devirlerin müstahkem mevki hususiyetlerini taşır. Günümüzde önemli bölümü yıkık olan kaleden şehrin her tarafı görülür.
Kef Kalesi: Adilcevaz ilçesinin 6 km kuzeyinde bir tepe üzerinde kurulmuştur. Urartular devrinde yapılan kalenin üç tarafı sarp kayalıktır. Günümüzde harabe halindedir.
Ahlat Kalesi: Ahlat'ta iki kale vardır. Birisi eski devirlere ait olup, harabe halindedir. İkinci kale Yavuz Sultan Selim Han tarafından yaptırılmış, Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından Mimar Sinan'a tamir ettirilmiştir. Dış duvarlar 400X200 m ebadındadır. Dış sütunların yüksekliği Van Gölü tarafında 13 m, kara tarafında 6.10 metredir.
Ulu Cami: Anadolu Türk mimarisinin en eski ve kıymetli eserlerinden biridir. Artukoğulları zamanında 1150'de yaptırılmıştır. Taş işçiliği çok değerlidir. Türkiye'deki en eski camilerin ikincisidir.
Şerefiye Külliyesi: Cami, medrese, imaret ve türbeden meydana gelen külliye, 1528'de yapılmıştır. Osmanlı döneminde yapılmasına rağmen, Selçuklu taş işçiliğini 15. asırda yaşatan güzel bir eserdir.
Kureyşi Camii: Şehir merkezinin batı yakasındadır. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. 1801'de büyük bir tamir görerek bugünkü halini almıştır.
Hacı Begiye Camii: 1443'te yapılmış olup, tek minarelidir. Selçuklu ve Arap mimari özelliklerini taşır.
İskender Paşa Camii: Ahlat'ta, Kanuni devri vezirlerinden İskender Paşa tarafından 1564'te yaptırılmıştır. Taş işçiliği meşhur olup Selçuklu yapılarının özelliklerini taşır.
Kadı Mahmud Camii: Ahlat Kalesi içindedir. Kadı Mahmud tarafından 1584'te yapılmıştır.
İhlasiye Medresesi: Gökmeydan Mahallesindedir. 1589'da yapılan medrese, mimari süsleme açısından ilin tarihi eserleri arasında en zengin olanıdır. Selçuklu süsleme anlayışı hakimdir.
Hatibiye Medresesi: Zeydan Mahallesindedir. On altıncı asırda yapıldığı tahmin edilen medrese, günümüzde yıkık vaziyettedir.
Nuhiye Medresesi: Hersan Mahallesindedir. 1700'de yapıldığı zannedilmektedir. Günümüzde karakol olarak kullanılmaktadır.
Yusufiye Medresesi: Çırik Düzü denilen mevkidedir. On sekiz veya on dukuzuncu asırda yapıldığı zannedilmektedir. Doğu batı doğrultusuna uzanan dikdörtgen planlıdır.
Elaman Kervansarayı: Bitlis-Tatvan yolu üzerinde Rehva Düzünde 16. asırda Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Anadolu'nun en büyük kervansaraylarındandır.
Duhan: Bitlis-Diyarbakır yolu üzerinde dağlar arasındadır. 49.65x15.50 büyüklükte bir alanı kaplar. Günümüzde büyük bölümü yıkık olan hanın, kim tarafından ve ne zaman yapıldığı hakkında bir bilgi yoktur.
Usta Sagind Kümbeti: Ahlat'ın Meydanlık Mezarlığının güneyindedir. Ahlat'taki kümbetlerin içinde en büyüğü olduğundan Ulu Kümbet de denir. Yapılış tarihi belli değildir. Sagind "çırak" manasına gelir. Rivayete göre ustanın yaptığı kümbeti yıkılıp, çırağın yaptığı yıkılmayınca bu isim verilmiştir. İki kısımlıdır. Anadolu motif ve desenlerini taşır.
Hasan Padişah Kümbeti: Ahlat'ta olup, Uzun Hasan'ın zevcesinin kümbeti olarak bilinirse de, ona ait olduğuna dair kesin delil yoktur. Üst kısmı yıkıktır. Kare bir kaide üzerine onikigen bir şekilde oturtulmuştur.
Bitlis tarihi bakımdan olduğu gibi turizm açısından da oldukça zengindir. Avcılık, dağ ve kış sporları için çok müsaittir.
Nemrud Dağı: Eski bir yanardağ olan bu dağın çevresi tabii güzelliklerle doludur. Türkiye'nin en yüksek ormanları burada yer alır. Dağ ve kış sporları için elverişlidir.
İskender Buluk: Suyu çok lezzetli, ağaçlık bir mesire yeridir.
Bitlis Deresi: Ahlat'tadır. Söğüt, kavak ve meyve ağaçları ile güzel bir piknik yeridir.
Kocasu Vadisi: Ahlat yakınında ağaçlık ve soğuk tatlı suları ile bir mesire yeridir.
Kaplıcaları: Bitlis eski bir volkanik arazi üzerinde olduğundan çok sayıda şifalı kaplıcaları içme suları ve ılıcaları vardır.
Çukur (Güroymak) Kaplıcası: Güroymak ilçesinin 12 km kuzeybatısındadır. Banyo halinde sakinleştirici ve damar açıcı özelliğe sahiptir. İçme kürleri, karaciğer, safra yolları ve  sindirim sistemi üzerinde faydalı olmaktadır.
Ilıcak (Germap) Kaplıcası: Merkez ilçeye bağlı Bölükyazı bucağının Ilıcak köyündedir. Banyo kürleri, mikrop öldürücü, iltihap çözücü etkiye sahiptir.
Köprüaltı Kaplıcası: İl merkezinde Bitlis Deresi kenarındadır. Banyo uygulaması deri hastalıklarına faydalıdır.
Küçür Kaplıcası: İl merkezinde Taş Mahallededir. Romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Yam Acısuyu: Merkez ilçenin Yolyazı köyündedir. Romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Nemrut Dağı Kaplıcası: Nemrut Dağı kraterindedir. Tesisi bulunmayan kaplıcanın 60°C sıcaklıktaki suyu, romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bingöl Hakkında Bilgiler

BİNGÖL
Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde, yeşillikler ve yaylalar diyarı harikulade güzellikleri bulunan bir ilimiz. 41°20' ve 39°54' kuzey enlemleri ile 38°27' ve 40°27' doğu boylamları arasında yer alır. İlin doğusunda Muş, kuzeyinde Erzurum ve Erzincan, batısında Tunceli ile Elazığ, güneyinde Diyarbakır ile çevrilmiştir. Trafik numarası 12'dir.
İsminin Menşei
Bingöl, ismini Bingöl Dağından alır. Bu dağ üzerinde buzullardan meydana gelmiş pekçok gölcük vardır. Efsaneye göre bu bölgede savaşan ordulardan biri su arar. Köylülerden biri Bingöl Dağını tarif ederek, burada bir göl var, der. Komutan askerleriyle bu bölgeye gidince, fışkıran kaynaklardan meydana gelen binlerce gölcüğü görür; "Burası bir göl değil, bingöl!" diye haykırır. Bingöl vilayetinin eski ismi "Cevlik"tir. Cumhuriyetin ilanından sonra "Çabakçur" ismi ile ilçe olmuştur. Eski kitaplara göre Çapakçur "temiz su" manasına gelir. 1936'da il merkezi olan Çapakçur, 1945'te Bingöl ismini almıştır. Başı bulutla, dorukları karla ve üzeri irili ufaklı yüzlerce buzul gölcükleriyle kaplı Bingöl Dağı bu ilin ismi olmuştur.
Tarihi
Bingöl'ün tarihi çok eskilere dayanır. Bingöl yakınlarında Ahpik köyü ile Karlıova'nın Küpik köyünde bulunan mağaralar çok eski devirlere aittir.
Tarihte ilk defa Anadolu birliğini kuran Hititler, Bingöl'ün dağlık arazisine ulaşamamışlardır. Bu sarp topraklara ilk önce M.Ö. 3000 senelerinde Orta Asya'dan ilk Oğuz göçleri olmuş, bunlar gelip yerleşmiş, zamanla ve istilalarla benliklerinin mühim kısmını kaybetmişlerdir.
Hurriler (Suariler), Kimmerler, Asurlular, İskitler'den sonra M.Ö. 7. asırda Medler, M.Ö. 6. asırda Persler, M.Ö. 4. asırda İskender bölgeyi işgal etmiştir. Makedonya Krallığı bölününce bölge Pantlar, Selökidler ve Romalılar arasında el değiştirmiştir. Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması üzerine de, Doğu Roma (Bizans)payına düşmüş ve zaman zaman Bizans ile Sasaniler arasında el değiştirmiş ve Bizanslıların elinde kalmıştır.
M.S. 7. asırda İslam orduları hazret-i Halid ibni Velid kumandasında gelerek Azakpert ve Kiği kalelerini fethetmiş ve bölgeye İslamiyet yayılmış ve Müslümanlar yerleşmiştir. Daha sonraları Bizans bu bölgeyi yeniden işgal etmiştir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Alparslan'ın emirlerinden Mengüç Bey, Erzincan'ı alarak, beyliğini kurunca, Kığı ve Bingöl yaylalarını Mengüç Beyliğine kattı. Daha sonra Saltukoğulları, Danişmendliler ve 1402'de Timur Han bölgeye hakim oldu. Tumur Han 1403'te Anadolu'dan ayrılınca, Bingöl, Akkoyunluların eline geçti. 1473 Otlukbeli Savaşında Osmanlı Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ı yenince, bu bölge Osmanlı Devletinin eline geçti. Daha sonra da Şah İsmail Bingöl'ü işgal etti. Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han 1514'te Çaldıran Meydan Savaşında İran'ı yenince, bu tarihten itibaren Bingöl hep Türk olarak kaldı.
Osmanlı devrinde Diyar-ı Bekr Beylerbeyliğini (eyaletini)teşkil eden 24 sancaktan (vilayetten) ikisinin merkezi olan Genç ve Çapakçur'u içine almıştır. Bingöl düşman istilası görmeyen illerimizden biridir.
Fiziki Yapı
Bingöl şehir merkezi ovada kurulmuştur. Deniz seviyesine göre yüksekliği 1177 metredir. Bingöl ili çok dağlıktır. Dağların çoğu 2000 metreden yüksektir. İl topraklarının ancak yüzde 2,5'i ovadır. Dağlar % 83'ünü aşar. Yayla ve platolar yüzde 15'tir. Yüzölçümü 8319 kilometrekaredir.
Dağlar:Bingöl ilinin güneyinde Güneydoğu Toroslara ait Genç Dağları, orta kısmında Şerafettin Dağları, kuzeydoğuda ise Bingöl Dağı, güneyde Akçara Dağları yer alır.
Bingöl Dağı volkanik bir dağdır. Buzul çağa ait buzullardan müteşekkil yüzlerce buzul gölünü, Bingöl'de görmek mümkündür. Ağrı Dağı da volkanik bir dağdır. Fakat Ağrı Dağı, akan sularını kendi emer ve Ağrı'dan hiçbir akarsu çıkmaz. Bingöl Dağı ise yalnız Bingöl değil, bu bölgenin su deposudur. Aras Nehri ile Murat Suyunun bazı kolları Bingöl Dağının güney ve güneybatı yamaçlarından doğar. En yüksek yeri Kale Tepe (3194 m)dir.
Şerafettin Dağlarının en yüksek noktası (2544 m), Akçara Dağlarının Akçara Tepesi (2940 m), Şeytan Dağı (2919 m), Karagöl Dağı (2628 m), Cemal Dağı (3008 m), Karagöl (2906 m), Çavres (Çoriş) Dağı ise (2246) m) ve Karir Dağı (2373 m). Yaylaların çoğu Şerafettin ve Şeytan dağları üzerindedir.
Ovalar:Bingöl'de ova yok denecek kadar azdır. İl yüzölçümünün kırkta birine yakın kısmı ovadır. En büyük ovası 80 kilometrekarelik Bingöl Ovasıdır. Genç Ovası ise 6 kilometrekaredir. Göynük Çayı vadisinde de küçük bir ova bulunur. Ovlalar çok bereketlidir.
Akarsular:Bingöl su bakımından çok zengindir. Yağış, bilhassa kar yağışı çok boldur. Bingöl bölgenin su deposu durumundadır. Başlıca akarsuları:Murat Irmağı, Peri Suyu ve Göynük Suyudur.
Göller:
Gölbahri Gölü:Karlıova'nın Kargapazarı yakınında olup, yüzölçümü 7 kilometrekaredir.
Buzul göller:"Göze" ismi verilen binlerce buzul gölcükler vardır. Başlıcaları:Kuş, Karlı, Belli, İçme, Keskin, Zırlır ve Sar gölcükleridir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Bingöl'de sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar uzun sürer. Kar yağışı bol ve kar kalınlığı 3-4 metreyi bulur. İl merkezinde kışın ortalama ısı -9°, yazın + 39° olur. Yağış miktarı 900 milimetreyi geçer. Senenin üçte biri karla kaplıdır. Yazları sıcak ve kuraktır. Kışın kar, ilkbahar ve sonbaharda bol yağmur yağar.
Bol kar ve yağmur yağışı olan Bingöl'ün her yanı, ilkbaharda yemyeşil bir bitki örtüsü ile kaplıdır. Yüzölçümünün % 15'i ormanlarla, % 70'i ise çayır ve mer'alarla kaplıdır. Bilhassa akarsuların vadileri çok güzel ve yemyeşildir.
Ekonomi
Bingöl'ün ekonomisi hayvancılık, tarım ve ormancılığa dayanır. Bu sektörlerde çalışanlar faal nüfusun % 85'idir. Sanayi gelişmemiştir. İmalat ve inşaat sanayiinde çalışanlar % 3'tür.
Tarım: Bingöl; dağlık, vadileri dik ve sarp olduğundan, ovaları % 2,5 ve ekime müsait yerler ise % 3'tür.
Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, darı, çavdar, baklagiller, fasulye, şekerpancarı, sebze, kavun ve karpuzdur. Genç ilçesinde, üzüm, bol miktarda elma ve armut yetişir. Böngöl'de modern tarım henüz yerleşmemiştir. Tarım aletleri ve traktör sayısı çok azdır. Sun'i gübreleme henüz yapılmamaktadır. Bingöl'ün cevizi meşhur olup, lezzetli ve büyüktür. Ceviz ağacı ise sandık, dolap ve oyma işlerinde kullanılır. Ceviz kerestesi kokulu ve dayanıklıdır.
Hayvancılık: Bingöl ekonomisinde en mühim geçim kaynağı hayvancılıktır. Köylerin % 78'i hayvancılıkla geçinir. Sığır, keçi ve koyun beslenir. Koyunlar mor ve ak karamandır. Et-Balık Kurumunun kombinesi 1983'te açılmıştır. Arıcılık ve tavuk besiciliği de yapılmaktadır. Canlı hayvan, deri, kıl, yün, yağ, peynir satışı ile mühim gelir elde edilir. Balı ve kaymağı çok meşhurdur.
Ormancılık: Bingöl orman bakımından zengindir. Yüzölçümünün % 15'i ormanlıktır. Ağaçlar meşe olup, baltalık orman şeklindedir. Koruluk ormanları azdır. 150 civarında köy orman içinde ve yakınındadır.
Madenler: Bingöl'ün dağlık bir bölge oluşu ve senenin üçte biri karla örtülü ve yol şebekesi müsait olmadığından yer altı zenginlikleri henüz tam tespit edilememiştir. Bazı bölgelerde, demir, fosfat, kaolin ve kömür yatakları bulunmuştur. Bunlardan yalnız kömür çıkarılmaktadır.
Sanayi: Bingöl'de sanayi gelişmemiştir. "Kalkınmada öncelikli iller" arasında yer alan Bingöl'de, sanayinin gelişmesi için teşvik tedbirleri alınmaktadır. Başlıca sanayi tesisleri yem fabrikası, süt fabrikası, et-balık kurumu kombinası, un, tuğla fabrikasıdır. Köylerde el dokuma tezgahları vardır. Kiği ilçesinde elle dokunan şallar meşhurdur. Kiği kilimleri siyah ve lacivert renkli, çizgili ve geometrik desenlidir. 1988 yılında, günlük 40 ton kapasiteli çeltik fabrikası faaliyete geçmiştir.
Ulaşım: Haydarpaşa-Tatvan demiryolu Bingöl'ün Genç ilçesinden de geçer. Malatya-Van ve Muş-Elazığ-Bingöl karayolu ile ülkenin her tarafına bağlanır.Kışın kar, Bingöl'ün ilçe ve köyleri ile irtibatını zaman zaman keser.
Demiryolu bilhassa kış mevsiminde daha ziyade tercih edilir. Bingöl'ün motorlu araç sayısı diğer illere göre azdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfusu 249.881 olup, 86.664'ü ilçe merkezlerinde, 163.217'si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8319 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30'dur.
Örf ve Adetler:Bingöl eski çağlardan beri göçebe aşiretlerin yayla ve mer'ası olmuştur. Asırların kültür birikimi göçebelik sebebiyle çok az olarak intikal edebilmiştir. Buna rağmen zengin bir kültüre sahiptir.
Oyunlarda hayvan taklidi, tabiat ve sosyal mücadele ağır basar. Başlıcası "kartal oyunu"dur. Oyun türü "Halay"dır. Delile, çaçar, meyrome, esmer, çepik, iki ayak ve gelin oyunları meşhurdur. Bingöl'ün kendine mahsus kadın ve erkek kıyafetleri vardır. Kadınlarda yazma, şalvar ve fistan başlıca giyim eşyasıdır. Halk edebiyatı zengindir. Halı, kilim ve simle işlenen "çakma" denilen süslemeler, keçeden yapılan "kebe" ve ağaç işleme sanatı çok ileridir. Meşhur yemekleri keşkek, çökelek, bulgur pilavı ve ayrandır.
Efsaneleri zengindir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde; "Bir avcı vurduğu kuşu gölde yıkarken kuş canlanıp suya dalmış ve kaybolmuş. Göl (ab-ı hayat)sırrının anlaşılması üzerine bin parçaya bölünmüş ve hangisinin ab-ı hayat olduğu gizlenmiş." der. Bir efsaneye göre de Köroğlu, Çat Suyunun getirdiği köpüğü içer ve şair, yiğit olur. Bingöl'ün örf ve adetlerinde, kültüründe eski Türk boylarının tesiri derindir.
Eğitim: Okur-yazar nistebi % 50'yi biraz aşmıştır. Son senelerde okul ve öğrenci sayısı artmıştır. Şehir merkez ve köylerinde 540 ilkokul, 31 ortaokul, 4 meslek ortaokulu, 5 mesleki ve teknik lise, 6 genel lise vardır. 1 meslek yüksek okulu, 5 kütüphane mevcuttur.
Sağlık hizmetleri bakımından sosyalizasyon bölgesi içindedir. Kayak sporu ileri durumdadır.
İlçeleri
Bingöl'ün; Merkez, Adaklı, Genç, Karlıova, Kığı, Solhan, Yayladere ve Yedisu olmak üzere 8 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 95.048 olup, 41.680'i ilçe merkezinde, 53.368'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47, Ağaçeli (Ilıcalar)bucağına bağlı 13, Sancak bucağına bağlı 15, Yamaç bucağına bağlı 11 köyü vardır.Yüzölçümü 1840 km2 olup, nüfus yoğunluğu 52'dir.
İlçe toprakları dağlık ve ormanlıktır. Güneyinde Karaboğa Dağları, kuzeyinde Bingöl Ovası yer alır. İlçe topraklarını Bayram Çayı sular.Köyler ilçenin güneyinde yoğunlaşmış olup, birbirine çok yakındır. Diğer bölgelerde köyler seyrektir.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır.Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve kıl keçisi beslenir. İlçenin güneydoğusunda yer alan Bingöl Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, meyve ve sebzedir. Üretim bütünüyle ilçe tüketimine dönüktür.
İlçe merkezi Bingöl Deresi yatağının güneyindeki geniş düzlükte kurulmuştur. 1971 depreminden önce ilçe merkezi dere yatağı ve yamaçları idi. İlçenin kuzey kıyısından Elazığ-Muş karayolu geçer. Bingöl belediyesi 1920'de kurulmuştur.
Adaklı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.610 olup, 4538'i ilçe merkezinde 15.072'si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 33 köyü vardır. Kığı ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe merkezi haline getirildi.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeydoğusunda Şeytan Dağı, güneyinde Şerafeddin Dağlarının kuzey uzantıları yer alır. İlçe toprakları Peri Suyunun kolları tarafından derin biçimde yarılmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle koyun ve kıl keçisi beslenir. Yaylalarda kurulan mandıralarda tereyağı ve peynir yapılır. Akarsu vadilerinde tarım yapılır. Az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, baklagiller, elma ve ceviz yetiştirilir.
Genç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.238 olup, 11.464'ü ilçe merkezinde, 31.774'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 6, Servi bucağına bağlı 32, Söğütlü bucağına bağlı 11, Yayla bucağına bağlı 10 ve Yenice bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 1646 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26'dır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Akdağ, doğusunda Akçakara Dağı yer alır. Akçakara Dağının 2940 m olan doruğu ilçenin en yüksek noktasıdır. Dağlardan kaynaklanan suları kuzey sınırını meydana getiren Murat Nehri toplar.Murat Nehri vadisi ilçe merkezi yakınlarında genişliyerek, Genç ovasını meydana getirir. Dağların Murat Nehrine yakın bölümlerinde meşelikler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle koyun ve keçi beslenir. Yaylalarda kurulan mandralarda süt ürünleri yapılır.Tarıma elverişli alanlar azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ceviz dut ve soğandır. Ayrıca az miktarda şekerpancarı, patates, arpa, elma ve baklagil yetiştirilir. İlçe topraklarında fosfat ve zengin demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Murat Nehrinin güneyindeki düzlük bir alanda kurulmuştur. Bingöl-Diyarbakır karayolu ilçenin batı kıyısından, Elazığ-Tatvan demiryolu ise ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 22 km mesafededir. Genç, zaman zaman idari değişikliklere uğramış bir ilçedir. 1924-1927 seneleri arasında il merkezi oldu. Daha sonra ilçe yapılarak Elazığ'a, 1929'da Muş'a, 1936'da Bingöl'e bağlandı. Denizden yüksekliği 1100 metredir. İlçe belediyesi 1922'de kurulmuştur.
Karlıova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 32.915 olup, 8503'ü ilçe merkezinde, 24.412'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 80, Göynük bucağına balı 10 köy vardır. Yüzölçümü 1349 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24'tür.
İlçe toprakları genelde dağlıktır.Kuzeyinde Karagöl Dağları, güneyinde Şerafeddin Dağı, orta bölümünde Şeytan Dağı yer alır. Bu dağları Murat Nehrine karışan, Göynük Çayı, Peri Suyu ve Kale Deresi parçalar. Kargapazarı köyü yakınlarında bulunan Bahri Gölü ilin en büyük gölüdür. Dağlar orman bakımından fakir olup, bazı yerlerinde hayvancılık yönünden önemli olan düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılıkla uğraşan göçmen aşiretler çok sayıda koyun ve keçi beslerler. Yapılan hayvancılık canlı hayvan ticaretine yöneliktir. Ekilebilen arazi az olduğundan tarım gelişmemiştir. Az miktarda buğday, arpa, patates, ceviz ve elma yetiştirilir.
İlçe merkezi Şeytan Dağının doğu eteklerinde düz bir alanda kurulmuştur. Eskiden Kanıreş olan ilçe ismi, daha sonra Bingöl olarak değiştirildi. Bingöl ismi 1938'de il'e ve il merkezine verilince ilçenin ismi Karlıova oldu. İl merkezine 68 km mesafededir. İlçe belediyesi 1934'te kurulmuştur.
Kığı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.489 olup, 4532'si ilçe merkezinde, 6957'si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 26 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Şeytan Dağı yer alır. Dağlar Peri Suyu ve kolları tarafından derin bir şekilde parçalanmıştır. Peri Suyu Vadisindeki düzlükler, ilçenin başlıca tarım alanıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. En çok elde edilen tarım ürünü buğdaydır. Ayrıca az miktarda arpa, patates, soğan ve baklagiller yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda koyun ve keçi beslenir. Yaylalarda kurulan mandıralarda peynir ve tereyağı üretilir. Arıcılık gelişmiştir.
İlçe merkezi, üç yanı tepelerle çevrili Peri Suyu Vadisinde kurulmuştur. 1966 Varto zelzelesinden sonra, ilçe merkezi zelzeleye dayanıklı evlerin yapıldığı bölgeye taşınmıştır. İl merkezine 73 km mesafededir. İlçe belediyesi 1926'da kurulmuştur.
Solhan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 35.197 olup, 12.200'ü ilçe merkezinde, 22.987'si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 10, Yenibaşak bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1114 km2 olup, nüfus yoğunluğu 32'dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Şerafeddin Dağı, güneyinde Yaylım Dağı yer alır. Dağlardan doğan suları Murat Nehri toplar. Şerafeddin Dağının yüksek kesimlerinde hayvan besiciliği açısından önemli düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Göçmen kabileler besledikleri hayvanları yazın Şerafeddin Dağlarındaki yaylalara çıkarırlar. En çok koyun ve keçi beslenir. Az olan tarım alanlarında buğday, elma, ceviz, arpa, soğan yetiştirilir.
İlçe merkezi Murat ve Baraba Suyu arasında kurulmuştur. Bingöl-Muş karayolu kasabadan geçer. İl merkezine 56 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Eski ismi Boğlan'dır. İlçe belediyesi 1932'de kurulmuştur.
Yayladere: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 3649 olup, 1310'u ilçe merkezinde, 2339'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20 köyü vardır. Kiğı ilçesine bağlı bucak merkezi iken, 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe merkezi oldu.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve keçi beslenir. İlçe merkezi Çadırdağı tepesinin eteklerinde kurulmuştur.
Yedisu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 8735 olup, 2437'si ilçe merkezinde, 6298'i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 12 köyü vardır.Kığı ilçesine bağlı bucak merkeziyken, 1990'da ilçe merkezi oldu.
İlçe toprakları dağlıktır. İlçenin güneyinde Şeytan Dağları yer alır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. İlçe merkezi Peri Suyu Vadisinde kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Tarih boyunca yayla vazifesi gören Bingöl'de tarihi eser diğer illere oranla azdır.
Kığı Camii: 1401-1402 senelerinde Akkoyunlu Pir Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Kığı ilçesindeki bu cami, bölgede günümüze kadar gelebilen Türk-İslam eserlerinin en eskidir. 1734, 1767 ve 1797'de tamir görmüştür.
Kığı Kalesi: Kığı'ya 6 km uzaklıkta sarp ve yüksek bir kaya üzerinde, inşa edilmiştir. Buraya çıkmak oldukça zordur. Kaleyi İslam orduları kumandanı hazret-i Halid bin Velid fethetmiştir. Bizans dönemi yapısı olduğu tahmin edilmektedir.Kalenin büyük bir bölümü yıkılmıştır.
Seritarius Kalesi:Murad Irmağı vadisinde olup, Bingöl merkezine 20 km uzaklıktadır. Urartular tarafından yapılmıştır. Günümüzde taş yığınları durumundadır.
Kral Kızı Kalesi (Dara-Hini): Genç  ilçesinde olup, Pers Kralı Dara'nın kızı için yaptırılmıştır. Diyarbük Çayı ile Kansper Çayının birleştiği yerde bir tepe üzerindedir. Günümüzde yıkıntı halindedir.
Mesire Yerleri: Bingöl'ün mesire yerleri çok güzeldir. Gerekli turistik tesisler yapıldığı takdirde, Bingöl turizm bakımından eşsiz bir merkez olmaya namzeddir. Güneşin doğuşunun en güzel manzarası Himalayalardan sonra Bingöl'dür. Bu iki yerden başka üçüncü bir yer yoktur.
Kaletepe: Karlıova ilçesinde Bingöl Dağları üzerindedir.Kaletepe'de (3250 m) güneşin doğuşunu ve binlerce irili ufaklı gölcükleri seyretmek insana çok haz verir.
Kırevi: Bingöl'e 10 km uzaklıkta Elazığ karayolu üzerindedir. Ormanlık ve buz gibi kaynakları ile eşsiz bir mesire yeridir.
Kayakevi: Bingöl-Elazığ karayolu üzerindedir. Bingöl'e 20 km uzaklıktadır. Her türlü konfora haizdir. Kış sporları için gerekli olan bütün tesisler vardır.
Kaymakevi: Kayakevine 5 km uzaklıktadır. Kaymak ve balı meşhurdur. Güzel bir manzarası vardır.
Soğuk Çeşme: Bingöl-Karlıova yolu üzerinde olup,Bingöl'e 30 km uzaklıktadır. Ormanlık bir yerdir. Buz gibi su kaynakları, leziz etlerden yapılmış tavaları ile meşhurdur.
Kerek Deresi: Kığı ilçesinin yakınında çevresi ağaçlarla kaplı bir mesire yeridir.
Kaplıcaları: Birçok sıcak su kaynağı bulunan Bingöl'de Kös Kaplıcası dışında modern kaplıca tesisi yoktur.
Kös Kaplıcası: Fahran bucağına 18 km uzaklıktadır. Banyoları, ağrılı hastalıklarda, romatizmada, kol ve bacak damarlarındaki dolaşım bozukluklarında damar açıcı faydası vardır. İçmeler, karaciğer, safra kesesi, mide barsak hastalıklarına, özellikle de şeker hastalığına faydalıdır.
Dikpınar Ilıcası: Genç ilçesine 30 kilometredir. Cilt hastalığına iyi gelir.
Horhor (Sabırtaşı)Kaplıcası: Kığı ilçesindedir. Suyu kükürtlü ve çok sıcaktır. Cilt hastalığına iyi gelir.
Çerme Kaplıcası: Karlıova'nın Çerme köyündedir. Romatizmaya iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bilecik Hakkında Bilgiler

BİLECİK
Osmanlı Devletinin temellerinin atıldığı, Marmara, Ege, İç Anadolu ve Batı Karadeniz bölgelerinin kesiştiği bir kavşak noktasında bulunan bir ilimiz. 39°39' ve 40°31' kuzey enlemleriyle 29°43' ve 30°40' doğu boylamları arasında bulunan Bilecik; Sakarya, Bolu, Eskişehir, Kütahya ve Bursa arasında yer alır. Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet devrinin kuruluşunda çok önemli rol oynayan Bilecik'in, Türk tarihinde mümtaz bir yeri vardır. Trafik kod numarası 11'dir.
İsminin Menşei
Bilecik ilinin adını nereden aldığı kesin olarak tespit edilememiştir. Hititliler, Bilecik için "Şirin Köy" manasına gelen Belekoma demişlerdir. Zamanla bu isim Bilecik olarak söylenmiştir.
Tarihi
Bilecik'in tarihi çok eskilere, Hititlere dayanır. Bilahare Frigyalılar, Persler, Makedonya Kralı İskender, Selevkos, Bergama, Golat, Roma ve Bizanslıların eline geçti. İslam orduları zaman zaman burasını ele geçirdiler. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu fatihi ve Anadolu Türk devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şahın ordularınca Bilecik fethedildi. Birinci Haçlı Seferinde Bilecik yeniden Bizans tarafından alındı.
Anadolu Selçuklu Devletinin bir uç beyi olan Ertuğrul Gazi, Söğüt'te Oğuz Türklerinin Kayı aşireti olarak Kayı Beyliğini kurdu. Oğlu Osman Gazi, Bizans Tekfuru elinde olan Bilecik Kalesini fethedince, Osman Gazinin adı ve ünü etrafa yayıldı. Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Mes'ud, Osman Gaziye tuğ, sancak, gümüş eğer, kısrak, altın kabzalı kılıç ve pekçok hediyeler gönderdi. Kayı Beyliğine bağımsızlık tanıdı. Osman Gazi, Gıyaseddin Mes'ud vefat edinceye kadar Selçuklu Sultanını başbuğ olarak tanıdı. Vefatından sonra bağımsızlığını ilan etti. Osmanlı Devletinin ilk temeli burada atılmıştır. İznik ve Bursa'nın fethine kadar Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur. Daha sonra Bilecik Anadolu eyaletinin Sultanönü (Eskişehir) sancağına bağlı bir kaza olmuştur. Sultan İkinci Abdülhamid Han ise, Bilecik'i, Hüdavendigar (Bursa) vilayetine bağlı Ertuğrul sancağının merkezi yapmıştır.
Yunan istila birlikleri Bilecik'i üç defa işgal etti. İstiklal Harbinde en çok tahrip ettikleri yer olup, Yunanlılar iki bin ev, 500 dükkan, 20 han, bütün cami, okul ve fabrikaları yaktılar. Yanan binaların harabeleri yakın zamana kadar bulunuyordu. Bu yıkıntılardan bazıları hala durmaktadır. Bilecik, 6 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtarıldı ve 20 Nisan 1924'te il oldu.
Bilecik yeni ve eski Bilecik olarak iki kısım halindedir. Bilecik'in ve bilhassa Söğüt'ün Türk tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Söğüt, Osmanlı Devletinin ilk başkentidir. Osmanlı Devletinin, Türk Osmanlı kültürünün ve mimarının temelidir.
Fiziki Yapı
Bilecik çok engebelidir. Sakarya Nehri etrafındaki ovalar dışında geri kalanı yüksek olmayan dağ ve tepeler, derin ve dik vadiler, yayla ve platolardan ibarettir.
Dağlar: Bilecek'in üçte biri dağlıktır.Sakarya Nehrinin doğusundaki dağlar, Kuzey Anadolu dağlarının, batısındaki dağlar ise Uludağ'ın devamıdır.
Sipahi Dağı (1324 m), Göldağları (1250 m), Yirce Dağı (1790 m), Kela Dağı (1906 m), Ahı Dağı, Abbaslık Dağı, Yeşil Dağ ve Bozdağ 1000 metreden yüksek dağ ve tepelerdir.
Ovalar:Bilecik'te ova çok azdır. Sakarya Irmağının etrafındaki bazı düzlükler dışında büyük ovalar yoktur.
60 kilometrekarelik Bozüyük Ovası, Göksu, Göynük ve Karasu vadileri başlıca ova ve vadileridir. Sakarya Irmağı ve kolları çok derin yataklar açtıklarından buradaki vadiler sarp ve kayalıktır. Osmanlıların meşhur ve tarihi Domaniç Yaylası Bilecik sınırları içindedir.
Akarsular:Bilecik toprakları içinde en önemli akarsu, Sakarya Irmağıdır. Bu ırmak Deresakarı köyü civarında Bilecik'e girip, 75 km yol aldıktan sonra ili terk eder. Kışın suyu boldur (saniyede 100 m3), yazın ise bu miktar 8 metreküpe düşer.
Bozalan köyü civarında çıkan Karasu, Osmaneli yakınında, Adapazarı'ndan gelerek Bilecik'e giren Göynük Çayı Osmaneli yakınlarında Sakarya'ya karışır. Sorğun Çayı, Karasuya, Sarısu, Porsuk Çayına karışır. Göksu, Hamsu Deresi, Sakarya'ya dökülür.
Göller:
Çerkesli Gölü:Yüzölçümü 45 hektar ve biriken su miktarı bir milyon metreküptür. Osmaneli yakınındadır. Dodurga Barajı: Sarısu üzerinde kurulmuş olup yüzölçümü 250 hektar ve su hacmi 35 milyon metreküptür. Sulama ve taşkınları önleme ve tarım arazilerini sulama maksadıyla yapılmış bir baraj gölüdür.
İklim ve Bitki örtüsü
Marmara ile İç Anadolu iklimi karışık haldedir. İklim geçit tipi özelliği gösterir. Güney ve doğusunda İç Anadolu'nun yayla iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı, diğer bölgelerde ise kışlar ılık geçer. Isı -12,3°C ile +37°C arasında seyreder. Senelik yağış miktarı metrekareye 430 milimetredir. Yağmurlar daha çok ilkbahar ve sonbaharda yağar.
Bilecik ili topraklarının yarısına yakın bir kısmı ormanlıktır. Ağaçların çoğunluğu karaçam, kızılçam, sarıçam, köknar, kayın, meşe ve kestanedir. Ovaları az ise de akarsuları bol olduğundan her çeşit ürün yetişir.
Ekonomi
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Ormanların yarısı Bozüyük'te, geri kalan yarısı da Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt'tedir.
Eskiden ipek böcekçiliği çok yaygındı. Yunan işgalinde dutluklar yakılınca, ipekböcekçiliği geriledi. Buna rağmen 135 köyde ipekböceği besleme geleneğine devam edilir. Son senelerde ipekböcekçiliği hızla gelişmektedir.
Tarım:Nüfusun yüzde 70'i tarımla geçinir. Modern tarıma, sulama, gübreleme ve modern tarım aletlerine önem verilmektedir. İlin suyu boldur. Arazinin yüzde 40'ı ekime müsaittir. Başlıca tarım ürünleri buğday, baklagiller, arpa, mısır, nohut, fasulye, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, barbunya, semizotu, havuç, sivri biber, domates, patlıcan, kıvırcık, salata ve şerbetçi otudur. Beylerce üzümü, nar, erik, ayva, kiraz ve muşmulası meşhurdur.
Hayvancılık: Bilecik ilinde mer'a ve çayırlar arazinin % 7'sini teşkil eder. Hayvancılık son senelerde gelişmeye başlamıştır. Yem fabrikası yapılmıştır. Süt fabrikası henüz yoktur. Besi hayvancılığı daha çok gelişmiştir. Koyun, sığır ve keçi beslenmektedir. Arıcılık gelişme halindedir.
İpekböcekçiliği yeniden gelişmektedir. Bursa ve Balıkesir'den sonra ipek böceği kozası en çok bu ilde yetiştirilir. Geçmişte ise ipekböcekçiliği çok daha ileri durumda bulunuyordu.
Ormancılık:Bilecik ilinin yarısına yakını ormanlıktır. Bunların ancak yarısı baltalık, yarısı ise normal, koruluk ve bozuk koruluktur. Her sene 200 bin metreküpe yakın yakacak odun ve 150 bin metreküpün üstünde imalatta kullanılan kerestelik odun elde edilir.
Madenler:Seramik ve cam sanayiinde kullanılan kil, kaolin ve feldispat Bilecik'te çok zengindir. Bilecik'te "Bilecik taşı" ismi verilen mermer (kireç taşları) meşhurdur. Vezirhan ve Kösedere'de çıkarılan pembe ve beyaz somaki mermerler; Hırtılar ve Külümbe köylerinde çıkarılan kırmızı, pembe ve şeftali renkli somaki mermerler ile Söğüt'te çıkarılan siyah benekli beyaz mermerler aranan mermerlerdir.
Sanayi:Bilecik son 10 sene içinde sanayi bakımından çok gelişmiştir. Yakın bir gelecekte ise Bilecik Türkiye'nin mühim bir sanayi bölgesi olmaya namzettir. Hali hazırda mevcut olan sanayi tesisleri tarım, orman ve seramiğe dayanır.
Başlıca fabrikalar:Yem fabrikaları, şerbetçi otu hublon fabrikaları, seramik fabrikaları, yedek parça fabrikası, şofben ve radyatör üreten demirdöküm fabrikaları, teneke fabrikası, kağıt fabrikaları, su tesisatı malzemeleri üreten fabrikalar, vinleks halı ve yer döşeme fabrikası, büsküvi fabrikası, ipekli dokuma fabrikaları, defter fabrikası, ambalaj kağıdı ve sandığı fabrikaları ile 500'e yakın küçük işletme tesisleri vardır.
Dericilik ve bıçakçılık, mermer, tuğla, seramik ve tahta işlemecilik çok ileridir.
Ulaşım: Bilecik ulaşım bakımından kavşak bir noktadadır. Her bölgeden kolayca ulaşılacak durumdadır. İstanbul-Eskişehir karayolu Bilecik'ten; Haydarpaşa-Eskişehir demiryolu Bozüyük, Bilecik istasyonu ve Osmaneli'nden geçer.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfusu 174.169 olup, 89.209'u ilçe merkezlerinde, 84.960'ı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4321 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40'dır.
İl toprakları içinde kalan bütün coğrafi isimler Oğuz-Türkmen boylarından kalmadır. Atasözleri, manileri, masal, efsane, halk türküleri ve halk oyunları bakımından çok zengindir. Karaçeli, zeybek oyunu meşhurdur. Folklorda Osmanlı tesiri büyük olup, dürüstlük, kahramanlık ve mertlik hakimdir.
Mahalli kıyafeti kadınlarda şalvar, işlik, oyalı yün çorap ve üç etektir. Erkekler kollu cepken ve günlük, belde kuşak ve işlemeli dizlik giyerler. Mahalli yemeği Bilecik Lokması'dır. Bölgede ipek ve kadife işlemeciliği, kilim ve heybe dokumacılığı ileridir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 80'dir. Bütün köylerinde ilkokul vardır. İlde 16 anaokulu, 280 ilkokul, 20 ortaokul, 8 lise ile 9 meslek lisesi ve (makina, elektrik ve seramik bölümlerinde) 1 yüksek okulu vardır.
İlçeleri
Bilecik ilinin, Merkez, Bozüyük, Gölpazarı, İnhisar, Osmaneli, Pazaryeri, Söğüt ve Yenipazar olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.089 olup, 23.050'si ilçe merkezinde, 20.039'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 23, Küplü bucağına bağlı 9 ve İlyasbey bucağına bağlı 18 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlçenin en yüksek noktası 1150 m yüksekliğindeki Dokuz Öküz Tepesidir. Dağlardan kaynaklanan suları, Karasu Çayı toplar. Dağlar, genelde koruluk durumundaki ormanlarla kaplıdır. 1000 m yüksekliği aşan bölümlerde karaçam ve kayın ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok şerbetçi otu yetiştirilir. Meyve ve sebzecilik gelişmiş olup, yetiştirilen ürünler taze olarak İstanbul ve Ankara'ya gönderilmekte bir kısmı da konserve fabrikasında işlenmektedir. Ayrıca ipekböceği koza üretimi yapılmaktadır.
İlçe merkezi, ortalama yüksekliği 320 m olan Kırklar, Rasattepe ve Devdağı denilen tepelerin arasında kurulmuştur. Eski Bilecik, şimdiki yerleşim merkezinin güneydoğusunda Gugukluk ve Dabağhane dereleri boyunca çukur bir alanda, Edebali Camii ve türbesi çevresinde kurulmuştu. Kurtuluş Savaşında eski Bilecik tamamıyla yakılıp yıkılmıştır. Günümüzde sadece Edebali Camii ve türbesi sağlamdır. Eskişehir-İstanbul karayolu ilçe merkezinin ortasından geçer. İstasyon il merkezinden 5 km uzaktadır.
Bozüyük: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 47.494 olup, 32.275'i ilçe merkezinde, 15.219'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28, Dodurga bucağına bağlı 15 köyü vardır.Yüzölçümü 842 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56'dır.
İlçe toprakları genelde engebelidir. Orta kesiminde kuzeybatı-güneydoğu istikametinde Bozüyük Ovası yer alır. Sakarya'yı besleyen küçük çay ve dereler ilçe topraklarını sular. Bunlardan biri olan Sarısu Çayı üzerinde Dodurga Barajı vardır.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; tahıl, şekerpancarı, ayçiçeği, mısır, patates ve şerbetçi otudur. Orman bakımından zengin olmasına rağmen ormancılık fazla gelişmemiştir. Pancar üretimine dayalı büyük baş hayvancılığı yapılır. İlçede sanayi çok gelişmiştir. Başlıca sanayi kuruluşları şofben ve radyatör üreten demir döküm fabrikası, kağıt fabrikası, sıhhi tesisat malzemesi üreten fabrika, büsküvi fabrikası, halı ve yer döşeme fabrikası, teneke fabrikası, sümerbank seramik fabrikası ve kil tesisleridir. İlçe topraklarında bulunan kil, kaolin ve feldispat yatakları özel kuruluşlar tarafından işletilmektedir.
İlçe merkezi Boztepe ve Kızıltepe'nin güney eteklerinde kurulmuştur. Bilecik'in en gelişmiş ve nüfus bakımından en büyük yerleşim merkezidir. Bozüyük karayolu bakımından bir kavşak noktası durumundadır. Eskişehir-İstanbul, Eskişehir-Bursa ve Kütahya-İstanbul karayolu ve İstanbul-Eskişehir demiryolu ilçe merkezinden geçer. Söğüt'ün bir nahiyesi iken, 1926'da ilçe oldu. Belediyesi 1890'da kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesafededir.
Gölpazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 15.046 olup, 6134'ü ilçe merkezinde, 8912'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 47 köyü vardır.
İlçe toprakları çok yüksek olmayan engebeli bir arazidir. En yüksek noktası ilçe merkezinin güneyinde yer alan Ortadağ'dır (1225 m). Sakarya Nehri ile kolları olan Göynük Çayı, Akçay ve Değirmendere ilçe topraklarını sular. Gölova ismiyle bilinen Gölpazarı Ovası, alüvyonlarla kaplı bir bölgedir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, ayçiçeği, buğday, arpa ve üzümdür. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Koyun, keçi ve sığır beslenir.
İlçe merkezi, İstanbul-Eskişehir kara ve demir yollarından 28 km doğuda düz bir arazide kurulmuştur. Küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 40 km mesafededir. Belediyesi 1926'da kurulmuştur.
İnhisar:1990 sayımına göre toplam nüfusu 8042 olup, 1526'sı ilçe merkezinde, 6516'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları Sakarya Vadisinde yer alır. Sündüken Dağları, ilçenin güneyinde uzanır. Sakarya Nehri ilçe topraklarının ortasından geçer. Ekonomisi tarıma dayalıdır.Sakarya Nehrinin iki yakasında meydana gelen alüvyonlu düzlüklerde meyve ve sebzecilik yapılır. İklimi müsait olduğundan dört mevsim ürün alınır. Bağcılık ve ipekböcekçiliği gelişmiştir. İlçe merkezi Sündüken Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Sündüken Dağları karaçam ormanları ile kaplıdır. Söğüt'e bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990'da 3644 sayılı kanunla ilçe merkezi haline getirildi.
Osmaneli:1990 sayımına göre toplam nüfusu 17.925 olup, 8663'ü ilçe merkezinde, 9262'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 526 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34'dür.
İlçe toprakları, 1000 metreyi geçmeyen engebeli bir alan üstünde yer alır. Kuzeyinde Samanlı Dağları, batısında Avdan Dağı yer alır. İlçe toprakları akarsular ile derin şekilde yarılmıştır. İlçe topraklarından kaynaklanan sular, Sakarya Irmağına karışır.
Ekonomisi tarım ve sanayiye dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, üzüm ve arpadır. Ayrıca az miktarda ayçiçeği, ayva, elma ve baklagiller yetiştirilir. Mer'acılık yöntemiyle hayvancılık gelişmiştir. İpekböcekçiliği eski önemini devam ettirmektedir. Son yıllarda yapılan fabrikalarla sanayisi gelişmiştir.Kalorifer radyatörü döküm fabrikası,  halı ipliği ve halı dokuma tesisleri, yağ ve ipek dokuma fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Sakarya Vadisinin genişlediği bir bölgede, nehrin güneyinde kurulmuştur. İlçenin ortasından İstanbul-Eskişehir karayolu, kuzeydoğu kıyısından, İstanbul-Eskişehir demiryolu geçer. İl merkezine 30 km mesafededir. Belediyesi 1926'da kurulmuştur.
Pazaryeri:1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.119 olup, 6422'si ilçe merkezinde, 9697'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 333 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48'dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güney kesiminde Domaniç dağları yer alır. İlçenin önemli dağı 1100 m yükseklikteki Ahı Dağıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Kocadere ve Sorgun Çayı toplar. Dağlık bölgeler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şerbetçi otudur. Ayrıca az miktarda buğday, arpa, ayçiçeği, elma, ayva ve üzüm yetişir. Sığır besiciliği ve ormancılık ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi, eski Eskişehir-Bursa yolu üzerinde düz bir arazide kurulmuştur. İl merkezine 25 km uzaklıktadır. Gelişmemiş küçük bir yerleşme merkezidir.
Söğüt:1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.436 olup, 9472'si ilçe merkezinde, 10.964'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır.
İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli alanlardan meydana gelir. Doğusunda Sündüken Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular, Sakarya nehrine dökülür. Yüksek kesimlerinde köknar, karaçam, kızılçam ve sarı çamdan meydana gelen ormanlar vardır. Buralarda hayvancılık açısından önemli çayırlar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, şeker pancarı, ayva ve arpadır. Hayvancılık ve ipekböcekçiliği ekonomide önemli yer tutar. Çok sayıda sığır ve koyun beslenir. Seramik fabrikası, refrektör fabrikası, kozafilatör fabrikaları ve pekmez atölyesi başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında antimon, feldispat, kaolin, kil yatakları vardır.
İlçe merkezi Sündüken Dağlarının batı eteklerinde kurulmuştur. Osmanlı Devletinin ilk başkenti olan Söğüt, Türkiye Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Ertuğrul Gazinin Kayı aşiretine kışlak olarak verilmiştir. Osmanlı Devletinin başkenti Bursa olunca, Söğüt nahiye olarak Eskişehir'e (Sultanönü)bağlandı. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Bilecik, Ertuğrul sancağına bağlanınca, Söğüt de buna bağlı kaza oldu. İl merkezine 25 km mesafededir. İlçe belediyesi 1884'te kurulmuştur.
Yenipazar:1990 sayımına göre toplam nüfusu 6018 olup, 1667'si ilçe merkezinde 4351'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24 köyü vardır. Gölpazarına bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe haline getirildi.
İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli alanlardan meydana gelir. Değirmendere Vadisinin genişlediği yerde Yenipazar Ovası yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa ve üzümdür. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yüksek kesimlerinde kızıl ve kara çam ormanları vardır. İlçe merkezi Değirmendere Çayının kıyısında tepe üzerinde kurulmuştur. Köy görünümünde küçük bir yerleşim merkezidir.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Bilecik fevkalade tabii güzelliği, zengin tarihi hazineleri, şifalı içme ve kaplıcaları ile turizm bakımından eşsiz bir yer olmasına rağmen, turistik tesislerin yetersizliği sebebiyle bu imkanını değerlendiremeyen bir ildir.
Orhan Gazi Camii: Bir tepe üstünde, Osman Gazi Camiinin 300 m kuzeyindedir. Orhan Gazi yaptırmıştır. Yunan işgali sırasında yıkılmış ise de sonradan tamir ettirilmiştir. İlk günkü haliyle zamanımıza kadar gelmiştir.
Osman Gazi Camii: Orhan Gazi tarafından babası adına yaptırılan cami, küçük vadide sun'i bir tümsek üzerindedir. Yunanlılar tarafından tahrip edilen ve tamir görmeyen caminin günümüzde kuzey duvarıyla minaresi ve avlu duvarlarının pek azı ayakta kalmıştır.
İmaret:Orhan Gazi tarafından fakirlere yemek dağıtılmak üzere yaptırılmış bir tesistir. Osmanlı mimarisinin ilk eserlerinden biri olması bakımından tarihi önem ve değeri büyüktür.Yunanlılar tarafından tahrip edilen ve tamir görmeyen bu imaret, Orhan Gazi Camii karşısında, Eski Kabristan'ın içindedir.
Emirler Camii:Bilecik'in doğusunda, Emirler Mahallesindedir. Yunan işgali sırasında yakılmıştır. Yıkıntı halinde olan caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Minaresinin şerefe korkulukları ve külahı yıkılmış durumdadır.
Akkaldırım Camii:İstiklal Mahallesindedir. Günümüzde sadece minaresi kalmıştır.
Köprülü Mehmed Paşa Camii:Vezirhan'dadır. Bilecik-İstanbul karayolu üzerindedir. 1655'te Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Ertuğrul Gazi Mescidi: Söğüt ilçesindedir. Günümüze Ertuğrul Gazi dönemindeki biçimiyle ulaşmamışıtır.
Mihal Bey Camii:Gülpazarı'ndadır. Gazi Mihal Bey tarafından yaptırılmıştır. Yanında bir han ve hamam vardır.
Çelebi Mehmed Camii:Söğüt'tedir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Geçirdiği tamirler yüzünden ilk yapıldığı şekli değişmiştir.
Hamidiye Camii:Sultan İkinci Abdülhamid Han 1889'da yaptırmıştır. Söğüt ilçesindedir.
Kasım Paşa Camii ve Külliyesi:1525-1528 tarihleri arasında Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bozüyük'tedir. Sübyan mektebi, imaret ve mutfak, medrese, kervansaray ve hamamdan meydana gelen külliyenin medrese, kervansaray ve hamam kısmı yıkılmıştır.
Ertuğrul Gazi Türbesi:Söğüt'te, Söğüt-Bilecik yolu üzerindedir. Türbede, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazinin babası Ertuğrul Gazi yatmaktadır. Ormanlık bir arazidedir. Osmanlı yapısı olan türbede 700 seneden beri askeri ve milli tören yapılır.
Edebali Türbesi:Bilecik'tedir. Osman Gazinin kayınpederi, alim ve veli olan Edebali hazretlerinin yattığı türbe. On dördüncü asır Osmanlı mimarisinin tipik bir örneğidir. Ahşap bir ev manzarası arz eder. Türbe içinde kızı Mal Hatun'un da kabri vardır. Eskişehir'de de Edebali'nin olduğu bildirilen bir türbe vardır.
Said Bey Çeşmesi:Söğüt'tedir. Kaymakam Said Bey tarafından 19. asırda yaptırılmıştır. Son dönem Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerindendir.
Ayşe Hatun Çeşmesi: Orhan Gazi Camiinin yakınlarındadır. 1813'te Bilecik Ayanı Hikmet Ağanın annesi Ayşe Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Bilecik Kalesi:Hamsu Deresi kenarında sivri bir kaya üzerinde olup, harabe halindedir.
Mesire Yerleri:Ertuğrul Gazi Türbesi civarındaki orman, Yediler Korusu (Bozüyük'e 7 km uzaklıkta), Türbin Mesire yeri, Küslük Çayırı, Abbaslık köyü ve Bozcaarmut Köyü Ormanları, Karasu Vadisi, Kazanbattı Çağlayanı, Küsnük Çayırı ve Başpınar Mesire yerleri başta gelenleridir.
Kaplıcaları:Sıcak su kaynakları açısından zengin değildir.
Çaltı (Aşağı Hamam)Kaplıcası:Söğüt ilçesinin Çaltı köyündedir. Banyo ve içme kürleri çıban, kaşıntılı deri hastalıkları ve romatizmaya iyi gelmektedir.
Selçik İçmeleri:Osmaneli ilçesine 3 km uzaklıktadır. İçme kürleri, mide, barsak, karaciğer ve idrar yolları hastalıklarına iyi geldiği gibi, böbrek ve mesane taşlarının eritilmesinde, düşürülmesinde de etkilidir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Bartın Hakkında Bilgiler

BARTIN
Batı Karadeniz bölgesinde yer alan bir ilimiz. Kuzeyinde Karadeniz, batı ve güneyinde Zonguldak, doğusunda Kastamonu yer alır. Trafik kod numarası 74’tür.
İsminin Menşei
Romalılar devrinde Bartın Çayına Parthenius deniliyordu. Çayın kıyısında kurulan şehre ise Parthenia adı verildi. Bu isim zamanla Bartın’a dönüşmüştür.
Tarihi
Bartın’ın bulunduğu yerde ortaçağda Parthenia adlı küçük bir yerleşim merkezi vardı. Bu yerleşim merkezi uzun süre, çok yakınındaki Amasra şehrinin gölgesinde kaldı. Sekizinci asırda Müslüman Araplar bu bölgeye İslamiyeti yaymak için geldiler. On birinci asırda Türk akıncıları bölgeye ulaştı. 1204’te Trabzon Rum İmparatorluğuna bağlı olan Bartın ve çevresi 1214’te İznik Rum İmparatoru Theodoros tarafından ele geçirildi. 1261’de tekrar Bizans’ın eline geçen Bartın, 1392’de Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. 1402’den sonra bir ara İsfendiyaroğulları Beyliğinin eline geçen il toprakları 1461’de Fatih Sultan Mehmed Hanın Amasra’yı fethi ile kesin olarak Osmanlı idaresine girdi. Osmanlı idaresi teşkilatı içinde Anadolu Eyaletinin Bolu sancağına bağlı olarak yer aldı. On yedinci asrın sonlarında Bolu sancağı lağv edilince, bir müddet voyvodalıkla idare edildi. On dokuzuncu asırda Bolu Mutasarrıflığı kurulunca tekrar Bolu’ya bağlandı. 1920 senesinde Zonguldak Mutasarrıflığına bağlanan Bartın, 1924’te Zonguldak il olunca buraya bağlı ilçe merkezi haline getirildi. 28 Ağustos 1991’de kabul edilen 3760 sayılı kanunla Zonguldak’tan ayrılarak il oldu.
Fiziki Yapı
İl toprakları yüksekliği 2000 metre civarında olan dağlarla kaplıdır. Dağlar çok yüksek olmamasına rağmen Bartın Çayı ve kolları tarafından arazi derin şekilde parçalandığından çok engebeli bir görünüm almıştır. Bartın Çayının genişlediği alanlarda küçük çapta ova görünümünde düzlükler vardır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Pek sert olmayan iklimi genelde nemlidir. Bütün mevsimler yağışlı geçer. Yağışların çok olması, orman alanlarının geniş yer tutmasına sebep olmuştur. Yayvan ve iğne yapraklı ormanlardan meydana gelen tabii bitki örtüsünde ormanaltı bitkileri de gürdür.
İlin ekonomisi tarım, sanayi ve ticarete dayalıdır. Tahıllardan en çok buğday, mısır, meyvelerden ise çilek yetiştirilir. Büyük baş hayvan yetiştiriciliği ve yumurta üretimi de önemli gelir kaynakları arasında yer alır. Gemi yapımcılığı en önemli sanayi koludur. Buna bağlı olarak ip, halat ve makara yapımı gibi sanat kolları da gelişmiştir. Kontrplak, kereste, kiremit, çimento, kağıt sanayii gibi oldukça çeşitli sanayi kolları şehirde ticaretin gelişmesini sağlamıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfusu 205.834 olup, 41.511’i şehirlerde, 164.323’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 2140 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir.
Örf ve adetler: Eski adetler bozulmaya yüz tutmuştur. An’anevi erkek giyecekleri keçe, külah, puşu, bürümcük gömlek, potun, zıpka ve yelektir. Kadınlar ise fes üstüne çatkı bağlar, entari yelek, kapale ve şalvar giyerler.
İlçeleri
Bartın’ın biri merkez olmak üzere dört ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 133.942 olup, 30.142’si ilçe merkezinde 103.800’ü bucak ve köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 82, Arıt bucağına bağlı 16, Kozcağız bucağına bağlı 35 köyü vardır.
İlçe topraklarının doğu ve güneyi dağlarla kaplı olup, orta kesimi düzdür. Dağlar kayın, köknar, meşe ve çam ormanları ile kaplıdır. En önemli akarsuyu Bartın Çayıdır. Bartın Çayı Vadisinin genişlediği bölgede verimli Bartın Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday ve patates olup, akarsu vadilerinde meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılır. Tavukçuluk ve balıkçılık gelişmiştir. Orman ürünleri, çimento, yapı malzemesi fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kozlu Irmağının, Kocanoz Deresi ile birleştiği yerde kurulmuştur. Deniz kıyısından 10 km içeridedir. Bartın Çayının akışı düzgün olduğundan, küçük tonajlı gemiler ilçe merkezine kadar gelebilmektedir. İlçe belediyesi 1876’da kurulmuştur. 1991 senesi 3760 sayılı kanunla Zonguldak ilinden ayrılarak kurulan Bartın ilinin merkez ilçesi oldu.
Amasra: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.857 olup, 6510’u ilçe merkezinde, 13.347’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 28 köyü vardır. İlçe topraklarının iç kesimlerinde alçak dağlar, kıyı kesimlerinde ise düz kısımlar yer alır. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi turizm ve ormancılığa dayalıdır. Ormanla iç içe olan ilçe, tabii plajları ve tarihi eserleriyle ilgi çeken turistik bir merkezdir. Akarsu vadilerinde meyve ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuş küçük bir kıyı şehridir. Bartın’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da ilçe oldu. Bartın’ın 1991 senesinde il olması üzerine, Bartın’a bağlandı.
Kurucaşile: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.435 olup, 2034’ü ilçe merkezinde, 9401’i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 159 km2 olup, nüfus yoğunluğu 71’dir. İlçe toprakları dağlık olup, Küre Dağlarının batı uzantıları üzerinde yer alır. Dağlardan kaynaklanan sular küçük derelerle Karadeniz’e dökülür. Akarsu ağızlarında düzleşen deniz kıyısı genelde diktir.
Ekonomisi balıkçılık, ormancılık ve tarıma dayalıdır. İlçede küçük tekne yapan ve orman ürünlerini işleyen atölyeler vardır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, elma, armut, fındık ve patates olup, genelde verim düşüktür.
İlçe merkezi Dereağzı Koyunda kurulmuştur. Cide-Amasra kıyı yolu üzerindedir. Toprak yönünden en küçük ilçedir. İlçe belediyesi 1957’de kurulmuştur. 1991 senesinde Bartın’ın il olması üzerine, Zonguldak’a bağlıyken bu ile bağlı ilçe haline getirildi.
Ulus: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 40.600 olup, 2825’i ilçe merkezinde 37.775’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 51, Kumluca bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 715 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57’dir. İlçe toprakları genelde orta yükseklikteki dağlardan meydana gelir. Dağlar gürgen, meşe, kayın ve köknar ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Bartın Çayı ve kolu olan Ulus Çayı toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Halkın büyük bölümü orman işlerinde çalışır. Akarsu vadilerinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri mısır, buğday, arpa, elma, armut ve patatestir. Hayvancılık ikinci geçim kaynağı olarak yapılır. Orman Ürünleri Sanayi Kurumuna bağlı Kereste Fabrikası ilçenin tek sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi Ulus Çayı Vadisinde kurulu gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur. 1991 senesinde Bartın’ın il olması üzerine Zonguldak’a bağlıyken, Bartın’a bağlandı.
Tarihi Eserler ve Turistik yerleri
Bartın İli tarihi eser bakımından zengin bir ilimizdir. Tarihi eserlerin büyük bir kısmı Osmanlı devrine aittir. Başlıca tarihi eserleri şunlardır:
Halil Bey Camii: Merkez ilçededir. 1872’de Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Kubbesi yoktur.
Orta Cami: Bartın Çarşısının ortasındadır. Üç defa yanan cami son olarak Basra Valisi İbrahim Paşa tarafından 1901’de yeniden yaptırılmıştır.
Aşağı Cami: 1905 senesinde yaptırılan caminin çatısı ve tabanı ahşaptır.
Fatih Camii: Amasra Kalesi içindedir. Kiliseyken 1461’de Fatih Sultan Mehmed Han tarafından camiye çevrilmiştir.
Kilise Camii: Amasra’da olup, Kiliseyken Fatih Sultan Mehmed Han tarafından camiye çevrilmiştir.
Somaklıoğlu Hamamı: 1883’te Somaklıoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Suyu, Bartın Irmağından temin edilirdi. Günümüzde kullanılmamaktadır.
Kemerköprü: Bartın Çayı üzerinde 1787 senesinde İbrahim Bey tarafından kesme taştan yaptırılmıştır. Çok sağlam üç ayak ve iki sivri kemer üzerine oturtulmuştur. Uzunluğu 42 m, genişliği 8.5 metredir.
Asmaköprü: Bartın Çayı üzerinde 1889 senesinde Osman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Otuz metre uzunluğunda, 8 metre genişliğindedir. 1957 senesinde tamir ettirilmiştir.
Amasra Kalesi: Küçük bir yarımadanın üzerinde olup, Bizanslılar tarafından yaptırılmıştır. Yıkık durumda olan kale, kenarları 500-600 metre uzunlukta olan bir dikdörtgen şeklindedir. Dört kat halinde yükselir. On beş-yirmi metre yüksekliğinde 24 burç ve kulesi vardır. Kalede Kraliçe Amastris’in sarayı, su kemeri ve iki küçük kilise kalıntısı vardır.
Mesire yerleri: Bartın tabii güzellikler bakımından oldukça zengindir. Gür ormanlar, kıyı boyunca uzanan tabii kumsallar ilde birçok mesire yeri meydana gelmesine yol açmıştır. Başlıca mesire yerleri şunlardır: Kaynarca Keson: Bartın Çayı kıyısında yemyeşil güzel bir dinlenme yeridir. İnkum: Bartın’a 12 km mesafede bir tatil  yeridir. İnce kumuyla meşhur oldu.
Çaknaz: Amasra’nın 14 km doğusunda güzel bir tatil beldesidir. Deniz sporları yapmaya çok müsaittir. Çaknaz’da yer alan ahşap caminin minaresi çok ilgi çekicidir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)