MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,280
Forum posts:» Forum posts: 5,871

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Şam veya Dimaşk (Arapça: دمشق Dimaşk ya da الشام Eş-şam)

Şam veya Dimaşk (Arapça: دمشق Dimaşk ya da الشام Eş-şam), Suriye'nin başkentidir. Ayrıca, Şam Valiliğinin ve Rif Şam Valiliği'nin de idari başkentidir.

Dünya tarihindeki ilk cinayet olan Kabil ile Habil olayının Şam'ın kuzeyindeki Kasiyun Dağı'nda gerçekleştiğine inanılır.[kaynak belirtilmeli] En bilinen tarihi mekanlardan biri Emevi Camii'dir. Ayrıca, bazı Müslümanlar arasında ahir zamanda Mehdi'nin ve İsa'nın bu camiye ineceği inancı vardır.[kaynak belirtilmeli] 1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi ele geçirmesiyle oluşturulan Şam Vilayetinin merkezi haline gelen Şam kenti, hac yolu üzerindeki toplanma noktası olması nedeniyle de ticari yönden önemini korumuştur.

I. Dünya Savaşı'nın son günlerinde İngiliz işgaline giren kent Sykes-Picot Anlaşması uyarınca 1920'de Fransa'ya bırakılmış olup, Fransız sömürgeliği yıllarında çok sayıda tahribata ve yağmalamaya uğramıştır.[kaynak belirtilmeli] 1946 yılındaki ayaklanmayla Fransız sömürgesi olmaktan kurtulmuş ve Suriye'nin başkenti olmuştur. Bugün hâlâ devam etmekte olan Suriye İç Savaşı'nda büyük hasar alan şehir, tarihi dokusunu kaybetme ihtimali ile yüz yüzedir.
Etimoloji

Arapça'da tam olarak Dimeşk eş-Şām (دمشق الشام) denir. Genelde Dimeşk kısaltmasıyla hitap edilir fakat Şamlılar başta olmak üzere Araplar eş-Şam tercih ederler. Eş-Şam Arapçanın Kuzey kelimesinden gelir. Büyük Suriye'ye Bilād eş-Şam (بلاد الشام) demişlerdir. Avrupa dillerine (Damas, Damascus, Damasco gibi) Yunanca Damaskos (Δαμασκός)'dan geçmiştir. Eski Aremice (Eski Ahit İbrani harfiyle)'de Darmeśeq (דרמשק) = İyi sulanmış yer'den gelmektedir. MÖ 14. yüzyıla ait Amarna yazılarında Akkad dilinde Dimašqa olarak geçmektedir. Çok sayıdaki ilçelerinin adları hâlâ Aramicedir.
İklim
Şam iklimi
Aylar Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yıl
En yüksek sıcaklık (°C) 24,0 29,0 34,4 38,4 41,0 44,8 46,0 44,6 42,0 37,8 31,0 25,1 46,0
Ortalama en yüksek sıcaklık (°C) 12,6 14,5 19,0 24,7 30,1 34,6 37,0 36,8 33,9 28,1 20,1 14,3 25,5
Ortalama sıcaklık (°C) 6,1 7,7 11,4 16,2 20,8 25,0 27,3 27,0 24,0 19,0 12,1 7,5 17,0
Ortalama en düşük sıcaklık (°C) 0,7 1,9 4,3 7,9 11,4 15,0 17,9 17,7 14,4 10,3 4,8 1,7 9,0
En düşük sıcaklık (°C) −12,2 −12 −8 −7,5 0,6 4,5 9,0 8,6 2,1 −3 −8 −10,2 −12,2
Ortalama yağış (mm) 25 26 20 7 4 1 0 0 0 6 21 21 131
Kaynak: Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi[2]


Mimari yapı

Emeviler, devrinde dünyanın kültür ve medeniyet merkezi olması sebebi ile mimari yapısı bir hayli gelişkindi, kent mimarisinde Arap, Yunan ve Roma etkileri görülürdü. Dünyadaki ilk modern park örnekleri burada görülmüştür ve buradan İspanya'ya ve oradan Avrupa'nın tamamına taşınmıştır. Fakat uğradığı Moğol saldırılarından dolayı çoğu eserini kaybetmiştir.

Osmanlılar, şehri ele geçirdikten sonra buraya pek çok tarihi bina kazandırmışlardır. Ve şehrin en güzel yapıtlarından biri olan tren garını Osmanlılar yapmıştır.

Modern Şam, 2000'li yıllarda aşırı gelişme gösteren Şam şu anda, Yeni Şam ve Eski Şam olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Eski Şam, şehir merkezinde tarihi yapıların olduğu klasik kesimdir. Yeni Şam ise merkezin etrafını saran yer yer merkeze biraz uzak modern yapıda binalar ve şehir düzenlemesine sahip yerlerdir.
Surları ve kapıları

Stratejik bir konuma sahip olan Şam, dünyanın dört bir yanından gelen tüccarları cezbederdi. Şehir Suriye cenneti olarak biliniyordu.[3] Tahkimatlar şehrin önemi ile uyumluydu. Şehrin ana kısmı 11 m (36 ft) büyük bir duvarla çevriliydi. Müstahkem şehir yaklaşık 1.500 m (4.900 ft) uzunluğunda ve 800 m (2.600 ft) genişliğindeydi.[3]

Surların altı kapısı vardır:

    Doğu Kapısı (Bab Şarki)
    Thomas Kapısı (Bab Touma)
    Jabiya Kapısı (Bab al-Jabiya)
    Cennet Kapısı (Bab al-Faradis)
    Keisan Kapısı (Bab Kisan)
    Küçük Kapı (Bab al-Saghir)

Barada Nehri Şam'ın kuzey duvarı boyunca aksa da, savunma açısından çok sığdır.[4]
Türbeler
Şam'da ve Suriye genelinde İslam ve diğer dinlerde önemli olan kişilerin türbesi yer almaktadır. Örneğin Bilal Habeşi, Yahya Peygamber, Selahattin Eyyubi ve ilk Türk askeri hava şehitlerin mezarlıkları, Hüseyin bin Ali'nin türbesi ve Muhammed bin Abdullah'ın eşlerinden ve ehlinden gelen İslamiyet'te önem sahibi bazı kişilerin türbesi yine buradadır.

Dımaşk, zamanla adını Arapça kaynaklarda Suriye’nin tamamını ifade etmek için kullanılan ve günümüzde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başkenti olan Şam’a bıraktı. Geniş ve düz bir coğrafyanın ortasında yer alan şehir, bu ülkenin güneybatısında, Beyrut’un doğusunda ve Hıms’ın güneyinde yer alır. Dünya tarihi boyunca bu şehirde, aralıksız bir şekilde insanların yaşadığı kabul edilmektedir. Şehrin adının etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler söz konusudur. İslâmiyet’ten hemen önce şehir kısa bir süre Sâsânîler’in hâkimiyeti altında kalsa da burası uzun yıllar Bizanslılar’ın idaresinde bulunmuştur. Halife Hz. Ebû Bekir döneminin (11-13/632-634) sonlarına doğru elde edilen Ecnâdeyn zaferi ile Dımaşk ve Suriye’nin fethine zemin hazırlandı. Hz. Ömer döneminin (13-23/634-644) birinci yılında da Dımaşk fethedildi.

Müslümanlar tarafından fethedilen Dımaşk, İslâm dünyasının önde gelen siyasî, kültürel ve ekonomik şehirleri arasında yer aldı. Ancak şehrin bu konumu, her zaman aynı şekilde olmamış ve önemini yitirdiği dönemler de olmuştur. Nitekim Hz. Ali ve Suriye valisi Muâviye arasındaki iktidar çekişmesi ile başlayan ve Emevî Devleti’nin kurulmasıyla devam eden süreçte şehrin siyasî ehemmiyeti sürekli artmıştır. Emevîler’in başkent olarak Dımaşk’ı tercih etmesi İslâm dünyasında dinî ve iktisadî olarak da şehrin merkez olmasını sağlamıştır. Bu dönemde inşa edilen ve günümüze kadar ayakta kalabilen Emeviyye Câmii, İslâm mimarisinin ilk muhteşem eserleri arasındadır. Bununla birlikte Emevîler’den sonra şehir, söz konusu özelliklerinden bir süre uzakta kalmıştır. Abbâsîler döneminde Bağdat’ın başkent yapılması ve Dımaşk’ın gözden düşmesi ile başlayan süreç, Tolunoğulları, İhşidîler ve Fâtımîler döneminde de devam etmiştir. Mısır merkezli bu devlet döneminde Dımaşk’ın ihmal edildiği görülmektedir. Bu dönemlerde Bağdat ve Kahire İslâm dünyasının önde gelen ilmî ve iktisadî merkezleri arasında yer almıştır.

Fâtımîler’den sonra Tutuş tarafından kurulan Suriye Selçukluları döneminde (471-511/1079-1117) şehrin istikrarın sağlanması için imar faaliyetlerine girişilmiş ve ticaretin gelişmesi için önlemler alınmıştır. Alınan tedbirlerin netice verdiği ve Dımaşk’ın Fâtımî hâkimiyetinden sonra Sünnî düşüncenin önemli merkezleri arasında yer aldığı görülmektedir. Haçlı seferlerinin başlaması ve Kudüs’ün işgaliyle birlikte çok sayıda âlim Dımaşk’a göç etmek zorunda kaldı. Bu aileler arasında yer alan Hanbelî mezhebine mensup Kudâme ailesi, yaklaşık dört asır boyunca meşhur âlimler çıkarmayı başarmıştır.

Nûreddin Mahmud Zengî’nin şehre hâkim olması (549/1154) önemli bir dönüm noktasıdır. Emevîler’den sonra şehir yeniden parlak günlerine dönmüştür. Yoğun bir imar faaliyetine başlayan Nureddin, siyasî kültürel ve dinî bir merkez olarak şehri canlandırmıştır. Başta dönemin en önemli tıp eğitim merkezi olan Nureddin Zengî hastanesi olmak üzere çok sayıda medrese, tekke ve hamam yaptırılmıştır. Bu çalışmalar şehrin nüfusunun artmasına neden olmuş ve yeni yerleşim birimleri inşa edilmiştir.

Nureddin Zengî döneminde Haçlılarla İslâm dünyası arasında askerî ve stratejik mücadelenin merkezi olan şehir, 570/1174 yılında Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin idaresine geçti. Eyyûbîler döneminde de istikrarını sürdüren şehir siyasî, askerî, ilmî ve iktisadî özelliklerini korudu. Bu durum, meşhur âlimlerin Dımaşk’tan çıkmasına ve Dımaşk tarihiyle ilgilenmelerine yol açtı. Bunlar arasında Târihu Dımaşk adlı eseriyle tanınan tarihçi İbnü’l-Kalânisî (ö. 555/1160) ile Târîhu medîneti Dımaşk adlı eseriyle bilinen tarihçi Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir (ö. 571/1176) ilk akla gelenlerdendir. Büyük bir kısmı devlet adamları veya hanımları tarafından yürütülen imar faaliyetleri ile çok sayıda medrese, hangah, câmii ve türbe yaptırılmıştır. Bunlar arasında büyüklüğü ve itibarı bakımından Âdiliyyetü’l-Kübrâ medresesi en önemlisidir. Yapımına Nureddin Zengî tarafından başlanan ancak el-Melikü’l-Muazzam İsa döneminde 619/1222 yılında bitirilebilen bu medresede Şâfiî fıkhı okutulmaktadır. Memlükler döneminde de şehrin en meşhur medresesi olarak göze çarpan Âdiliyye’de özellikle Dımaşk Şâfiî kâdılkudâtlarının müderrislik yapması dikkat çekmektedir.

Eyyûbîler’den sonra şehir, 658/1260 yılında Moğollar’ın egemenliğine geçti. Şehrin önemli tahribat gördüğü kısa sureli bu hâkimiyetten sonra şehirde istikrarın yeninde sağlandığı Memlük dönemi başladı. Ancak Memlükler döneminde Dımaşk, başkent Kahire’nin gölgesinde kaldı. Her ne kadar Memlükler de şehrin imarı için çaba sarf etseler de bu dönemdeki imar faaliyetleri, Kahire’nin gerisinde kalmıştır. Ayrıca zaman zaman şehrin Moğol ve İlhanlılar’ın işgaline uğraması ve Dımaşk nâiblerinin isyanına sahne olması şehrin zarar görmesine neden oldu. Özellikle 803/1401 yılında Timur tarafından işgali sırasında büyük bir yıkıma uğrayan şehir, çok sayıda âlimin onun yanında götürülmesi ile ilmî ve kültürel canlılığını yitirmesine sebep oldu. Bundan sonra Dımaşk, Memlükler’in yıkılışına kadar eski konumundan çok uzak kaldı.

Memlükler döneminde Dımaşk’ta yetişen ve buradaki önemli medreselerde müderrislik yapan çok sayıda âlim bulunmaktadır. Bunlar arasında muhaddis ve tarihçi Birzâlî (ö. 739/1339), tarihçi ve devlet adamı İbn Fazlullah el-Ömerî (ö. 749/1349), Takıyyüddin İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve öğrencisi Hanbelî fakihi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), muhaddis ve tarihçi Zehebî (ö. 748/1348), tarihçi Kütübî (ö. 764/1363), el-Bidâye ve’n-nihâye adlı tarih eseriyle tanınan İbn Kesîr (ö. 774/1373), Hanbelî fakihi İbn Receb (ö. 795/1393), kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1429), Şâfiî fakihi ve tarihçi Takıyyüddin İbn Kâdî Şühbe (ö. 851/1448), Şehâbeddin İbn Arabşah (ö. 854/1450) ve Dımaşk’taki medreseleri konu edinen ed-Dâris fî târîhi’l-medâris adlı eseriyle meşhur olan Nuaymî (ö. 927/1521) özellikle belirtilmelidir.

922/1516 yılında Halep civarında Mercidâbık’ta yapılan savaşta Memlükler’in mağlup olmasıyla Dımaşk’ta Osmanlı hâkimiyeti başladı. Şâm-ı şerif unvanıyla anılan şehir, Osmanlılar döneminde yeni imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Bunlar arasında XVI. yüzyılın ortalarında yaptırılan Süleymaniye Külliyesi özellikle zikredilmelidir. Bununla birlikte şehirde Memlükler’e ait olan yapıların sayısının, Osmanlılar döneminde yapılanlara göre oldukça fazla olduğu da belirtilmelidir.

Osmanlı yönetiminde açık bir gelişime sahne olan şehirde yönetim tarzı olarak da bazı değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Memlükler döneminde dört mezhepten birer kâdîlkudât ataması yapılırken, Osmanlılar bu uygulamaya son verdi ve sadece Hanefî mezhebinden atama yapıldı. Böylece şehirde Hanefî mezhebinin önemini artırdı ve meşhur Hanefî âlimlerin yetişmesine zemin hazırladı. Bunlar arasında Reddü’l-muhtâr adlı Hanefî fıkhına dair meşhur eserin müellifi İbn Abidin (ö. 1252/1836) dikkat çekmektedir.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra şehirde Osmanlı egemenliği sona erdi. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Fransız manda yönetimi altında kalan şehirde, Fransızlara karşı yerel bağımsızlık mücadelesi yapıldığı görülmektedir. Ancak Fransa’nın bölgeden çekilmesinden sonra da siyasî istikrarsızlık bir süre daha devam etti. Ancak şehir, Arap milliyetçiliğinin artması neticesinde Mısır ve Suriye’nin birleşmesiyle 1958 yılında kurulan ve 1961’de sona eren Birleşik Arap Cumhuriyeti dönemi dışında Suriye Arap Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmıştır. 2011’de Suriye’yi yöneten Baas Rejimine karşı başlayan barışçıl gösterilere rejimin sert müdahalelerinin ülkeyi savaş ortamına sürüklemesi neticesinde Dımaşk da bu durumdan etkilenmiş, şehir siyasi, sosyal, kültürel ve ilmi hayat açısından gerçek bir krizi tecrübe etmiştir.


Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği kent Şam

Müslümanların inanışına göre Hz. İsa'nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği Beyaz Minare "Ak minare" Şam'daki Emevi Camii'nde yer alıyor

Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış

ALİ FİLİZKAN / SURİYE İZLENİMLERİ

En geniş sınırlı komşumuz Suriye ile karşılıklı vizenin kaldırılması ile birlikte Suriye- Türkiye arası gidip gelmeler arttı. Güneydoğu Anadolu turu yapan şirketler, şimdi Antep- Mardin hattı turlarına 'Antep- Halep Şam' hattı veya 'Adana- Antakya- Halep- Şam' turlarını ekledi...

TOBB Manisa İl Genç Girişimci İş Adamları'nın Şam Uluslararası 57. Fuarı'na düzenlediği gezimiz Gaziantep'ten başladı.

Tarihte çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan ve zengin tarihi eserleri bünyesinde barındıran Suriye, son yıllarda Türk turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği ülkelerden biri haline geldi. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından 1517'de Osmanlı topraklarına katılan Suriye, 300 yılı aşkın süreyle Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.

İlk durağımız Suriye'nin en eski ve kalabalık kentlerinden olan 4,5 milyon nüfusa sahip başkent Şam. Arapça Dimeşk, İngilizce'de Damascus olarak bilinen Şam, Ortadoğu'nun hakim bir bölgesinde bulunması nedeniyle stratejik bir öneme sahip.

Kilis'in Öncükonak kapısında yarım saatlik bir gümrük kontrolü ardından rehberimiz Adil Bey'in verdiği bilgiler ışığında 530 kilometrelik Suriye yolculuğuna başlıyoruz. Ören yerlerine uğrayarak 12 saatte vardığımız Şam'da sıcaklık nedeniyle yaşamın, gündüzden çok gece olduğunu görüyoruz. Suriye'nin en modern ve kalabalık şehri. Her şeyi bir arada bulabileceğiniz ülkenin bütün renklerini barındıran bir başka dünya. Modern dünyadan onlarca yıl uzakta olmasına rağmen, günümüzün şartlarını yakalamaya çalışan insanları, rejimin son yıllardaki özgürlüklerinden adım adım faydalanarak açılan yeni kafeler, restoranlar, halkın nefes aldığı yeni yerler, modern dünya ile geçmiş yaşam. Hepsi ama hepsi Şam'da birbirine bir kaç adım uzaklıkta, adeta birbirinin içine girerek yer alıyor. Zengin ile yoksulu sadece bir sokağın ayırdığı Şam'ın belki de en ilginç tarafı bu...

KİLİSEDEN CAMİİYE

Şam'da medeniyetlerin birbirine girdiği ve görülmesi gereken ilk adres Emevi Camii'ndeyiz. Camii, Hıristiyanların ilk Romalılar döneminde genişletilen Kilise sütunlarının yükseldiği Emevilerin Şam'ı işgali ile camiye çevrilmiş. Şam'ın en büyük, en eski ve görkemli camisi olarak bilinen ve kilise olarak kullanılırken 705 yılında Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye dönüştürülen Emeviye Camiisi, sonraki dönemlerde yapılan tadilatlarla genişletilerek bugün tamamen camii olarak kullanılmaya başlanmış. Caminin ilginç yönlerinden birisi de 4 farklı mezhebi temsilen 4 ayrı mihrap yapılmış olmasıdır.

Ünlü İslam alimi İmam-ı Gazali, meşhur eseri İhya-u Ulumid-din'i bu camide kaleme almış. Camide Yahya Peygamber'in kabriyle İmam Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen başının defnedildiği bir bölüm yer alıyor. Camii, özellikle İranlı Şiiler tarafından Hz. Hüseyin'in kesilen başının burada gömülü olması nedeniyle yoğun bir şekilde ziyaret ediliyor.

İranlılar, ellerindeki bez parçalarını kesik başın bulunduğu mekana sürüyor ve bölüme paralar atarak dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor.

Emevi Camii'ne kadınlar, girişte 5 Suriye Lirası karşılığında alınan kapüşonlu uzun bir giysiyle girebiliyor.

MİMAR SİNAN ELİ DEĞMİŞ

Müslümanların inanışına göre kıyamete yakın Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceği beyaz minare "Ak minare" bu camiide yer alıyor. Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış. İsa'nın ineceği minareyi, Mimar Sinan'ın zarif bir eseri olarak Emevi Camii'nde gıpta ile seyredebilirsiniz. Mimar Sinan, Şam'da Süleymaniye Camii ve Külliyesi'ni de inşaa etmiş.

Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Külliyeye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklendi. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimari düzene sahip olan ve Mimar Sinan'ın "Kalfalık eserlerimden biridir" dediği külliye, özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekanlarından biri olarak dikkat çekiyor.

MASRAFLARI TÜRKİYE'YE AİT

Külliye içinde 1926 yılında İtalya'nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin'in mezarı da yer alıyor. Son dönem Osmanlı padişahlarının torunlarından bazılarının mezarlarının da içerisinde bulunduğu bu küçük mezarlığın bakım ve tadilat masrafları ise Türkiye tarafından karşılanıyor. Külliye içindeki Süleymaniye Camii, Türkiye Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore ediliyor. Suriye Cumhuriyeti'nin kurulması ile bakımsızlık nedeniyle kubbesi çökme ile karşı karşıya kalan camii için Şam'ı ziyaret eden birçok Türk devlet adamı söz vermesine rağmen camiinin resterasyonu yapılmamış. En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep (:::) Erdoğan'ın peş peşe yaptığı ziyaretler sonrasında gerekli ödenek buraya çıkarılmış ve daha önce bahçesinde Hafız Esad döneminde uçak müzesi olarak kullanıldığı külliye şimdi Osmanlı müzesi yapılmak üzere camii ve külliye restore ediliyor. Manisalı iş adamlarına özel olarak açılarak ziyaret ettiğimiz külliye ve camii Şam'ın en güzel semtinde ihtişamı ile dikkati çekiyor.

TAKSİ İLE PAZARLIK ŞART

Şam'da bir yerden bir yere giderken taksi kullanmak en uygun vasıta. Çünkü Şam'da taksi en ucuz ulaşım aracı. Taksiye 50 Suriye Lirası verdiğiniz zaman sizi şehir içinde bir yerden bir yere rahatlıkla götürür. En uzak mesafe ise 100 Suriye Lirası. Bu da 2 dolara denk geliyor. Ancak bundan haberiniz yoksa fiyat artabilir bu nedenle önce pazarlık yapmanız şart. Şam'ın en kötü yanı trafiği. Özellikle Hamidiye Çarşısı civarında trafik kitleniyor. O nedenle de buraya giden ya da dönen taksiciler bir kaç kilometre için, inanılmaz paralar istiyor.

SÜRPRİZ YAŞ GÜNÜ PASTASI ..

Gezimizin ilk durağı olan Halep'teki yemek molasında, Antep'ten ayırt edemeyeceğiz bir menü ve kebaptan sonra dondurmalı Halep tatlılarımız geliyor. Tam bu sırada doğumgünü marşı eşliğinde masaya pasta geliyor. Rehberimiz, Manisalı İş adamı Mustafa Özgür'ün yaş günü olduğunu söylüyor. Pasaportlardan doğum günlerine bakan Adil Bey'in Mustafa Özgür'e sürpriz yaş pastası hazırlaması mumları söndüren Mustafa Özgür'ü bir hayli mutlu etmiş. Gece Dedeman Oteli'nin Türk restoranında İstanbul'dan gelen piyanist Nevzat'ın söylediği birbirinden güzel parçalarla kutlamayı da tamamlıyoruz.

DIMAŞK ATABEGLİĞİ (Tugteginliler)

Sûriye Selçuklularının ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yâni Şam’da kurulan hânedânlık. Atabeg Emir Zahîreddîn Tugtegin’in kurduğu bu hânedânlığa kurucusunun adından dolayı Tugteginliler de denir.

Sultan Alparslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Sûriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Sûriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tugtegin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Tutuş orada Tugtegin’i oğlu Dukak’a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş öldürüldü. Tugtegin esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş’un oğlu Dukak da Dımaşk’ta hükümdarlığını ilân etti.

Tugtegin Dımaşk’a (Şam’a) gelince, halkın ve idârecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Haleb Melîki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Melîki Dukak arasında, bâzı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücâdele başladı. İki kardeş arasındaki mücâdeleden istifâde eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren Haçlı kuvvetleri de Sûriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mîde rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tugtegin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefât etti. Tugtegin idâreyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı.

Tugtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhâliflerini itâate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücâdeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezîmete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tugtegin’e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan  ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok mâlî ve ticârî konuları ihtivâ etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devâm etti. Daha sonra Haçlılar Sûriye’de büyük başarılar kazandılar.

1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tugtegin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tugtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını  gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganîmetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderildi.

Atabeg Tugtegin bundan sonra, Selçuklu sultânının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzî ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tugtegin ve İlgâzî 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Dànis’te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen Fâtımîlerin idâresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene Musul Atabegi Aksungur Porsûkî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tugtegin’den yardım istedi.  Tugtegin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muhârebede her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücâdeleler yapan Atabeg Tugtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde Şam’da vefât etti.

Tugtegin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden îtibâren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazîfelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamânında Dımaşk’ı tehdid eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tugtegin zamânında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk’ta bulunan Bâtınîlerin  şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr’u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhâl harekete geçerek vezîri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idâresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini ağır bir yenilgiye  uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk’ı kuşatmaktan alıkoydu.

Böri zamânında, Dımaşk Atabegliğini tehdid eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddîn Zengi idi. Zengi, bütün Sûriye’yi kendi idâresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hîle ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24’ünde Dımaşk’a bağlı Hama’yı zabtetti. Daha sonra Hıms şehrini muhâsara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Haleb’e döndü. Dımaşk’ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri aldığı yaralar yüzünden 7 Haziran 1132 târihinde vefât etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyete büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin sûikastı ile şehid oldu.

Ölümünden sonra yerine geçen İsmâil, önce Baalbek’e hâkim olan kardeşi Muhammed’i itâati altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Bânyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği’nin, Haçlılar ve Abbâsî halîfesi ile olan mücâdelelerinden faydalanan İsmâil, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hâkimiyeti altına giren bu şehri 7 Ağustos 1133 târihinde geri aldı. Ardından Şeyzer’i kuşattı ise de verilen büyük haraç karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları Haçlıları harekete geçirdi. Kudüs Kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zaptetti. Buna karşılık İsmâil, Haçlı idâresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen İsmâil halka kötü davrandığı ve ağır vergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul Hâkimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdâr olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 târihinde, İsmâil öldürüldü.

İsmâil’in yerine kardeşi Şihâbeddîn Mahmud geçti. Zengi, İsmâil’in mektubu üzerine Dımaşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halîfenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine anlaşma yapıldı. Zengi’nin Dımeşk’ten ayrılmasından sonra, antlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms Vâlisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddîn Mahmud’a teslim etti. Atabeg Zengî, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Ancak buranın kolay kolay ele geçirilemeyeceğini anlayarak, Mahmud ile antlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı. 1139 senesinde Mahmud, Bânyâs havâlisini yağmalayan Haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımaşk’e dönen Mahmud, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü. Mahmud’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Muîneddîn Üner’in desteği ile Mahmud’un kardeşi Cemâleddîn Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şâh, Zengî’nin yanına kaçtı ve onu ülkesi üzerine tahrik etti. Zengî bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi ve iki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının 10’unda Baalbek’i ele geçirdi. Dımaşk üzerine yürüdü ise de zaptetmeye muvaffak olamadı. Cemâleddîn Muhammed ise 29 Mart 1140 târihinde yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü.

Muhammed’in yerine oğlu Mucireddîn Abak başa geçti. Ancak atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen Vezir Üner’in elinde idi. Vezir Üner, Emir Zengî’nin ölümünden faydalanarak Musul Atabegliğinin idâresinde olan Baalbek’i ele geçirdi. Daha sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Muhmud’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti. Yine Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud ile berâber Haçlılara karşı taarruza geçerek El-Arima Kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 târihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine birçok isyânlar patlak verdi ise de duruma hâkim oldu. Bundan sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud, Dımaşk’ı ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde şehri iki defâ kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihâyet Nûreddîn Mahmud 26 Nisan 1154 târihinde şehri ele geçirerek Dımaşk Atabegliğine son verdi. Atabeglik’in son hükümdârı olan Abak ise 1169 senesinde Bağdat’ta öldü.

Kültür ve medeniyet: Selçuklu devlet teşkilâtına benzer bir teşkilâtla yönetilen Dımaşk Atabegliği emirleri, başkent Dımaşk’ta mescitler, medreseler, hastâneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve îmâlât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımaşk’ın ilk hastânesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamânında yaptırıldı. Safvet-ül-Mülk Hâtunun yaptırdığı mescit, Mescid-i Hâtun-ı Zümrüd olarak bilinmektedir.

Tugteginliler devrinde Dımaşk, Sûriye’nin kültür merkeziydi. Çevre ülkelerden birçok ilim adamı buraya geldi. Dımaşk’taki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadırıyye, Eminiyye, El-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, bu devirde yapılan ilim yuvaları arasındaydı.

Şeyh Burhâneddîn Ebü’l-Hasan, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-Kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler Tugteginliler zamânındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımaşk’ta yetişen iki büyük târihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zâmanında yetişmiştir.

Tugteginliler, Sûriye’deki deri sanâyiini büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt îmâli endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticâretinde mühim gelişmeler oldu.

Dımaşk Atabegleri
Tahta Geçiş Târihi

Zahireddîn Tugtegin
1104

Böri Tugtegin
1128

Şems,ül,Mülûk İsmâil
1132

Cemâleddîn Muhammed
1139

Mücirüddîn Abak
1140
Giresun Hakkında Bilgiler

GİRESUN
Fındığı ile tanınan şirin bir Karadeniz ilimiz. Kiraz ve fındığın bütün dünyâya buradan yayıldığı kabul edilen şirin Giresun ili, Doğu Karadeniz bölgesinde Karadeniz, Trabzon, Gümüşhâne, Erzincan, Sivas ve Ordu arasında yer alır. 40°07’ ve 41°08’ kuzey enlemleriyle, 37°50’ ve 39°12’ doğu boylamları arasında kalır. Trafik numarası 28’dir.
İsminin Menşei
Giresun’un adının menşei hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisini ünlü seyyah Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde etmektedir. Giresun Kalesi Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken, Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince, kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun denmiştir.
İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır. Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir. M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele geçirdiler.
Târihi
Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur. Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti.
Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu.
Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.
Fizikî Yapı
Giresun, Doğu Karadeniz dağlarının uzantısı olan Giresun Dağları üzerinde yer alır. Yüzölçümünün % 94’ü dağlar ve % 1’i yaylalardan ibârettir. Ovaları yok denecek kadar azdır.
Dağları: Doğu Karadeniz Dağları, Giresun ilinde, “Giresun Dağları” ismini alır. Kıyıdan 50-70 km sonra bu dağlar birden dikleşir ve sâhile paralel olarak uzanır. Dağların yamaçları çay bahçeleri ve iki bin metreye kadar çam ormanları ile kaplıdır. Karataş Tepesi 2754 m, Kırkızlar Tepesi 3038 m, Balaban Dağı 3450 m, Karagöl Dağı 3038 m ve Erimez Dağı 2690 m’dir. Giresun Dağlarının batısı doğuya nazaran daha alçaktır. 3000-2000 m arasında yer alan yaylalar yüzölçümünün yüzde birini az geçer. Başlıcaları Kümbet, Bektaş, Tamzara, Kulakkaya, Tamdere, Sağrak ve Karagöl yaylalarıdır.
Ovaları: Giresun ilinde ovalar yok denecek kadar azdır. Ovalar yüzölçümün binde ikisi kadardır. Bu ovalar, nehirlerin denize döküldüğü yerler olup, bol yağışlı ve çok bereketlidir. Mısır, buğday, fındık, arpa ve fiğ yetiştirilir. Kelkit ve Harşit çaylarının etrâfında uzanan vâdiler zirâat için çok elverişlidir. Kelkit Vâdisi doğu batı istikâmetinde uzanır. Harşit Vâdisi ise Karadeniz kıyısını Gümüşhâne’ye ve Doğu Anadolu’ya bağlayan tabiî bir geçittir.
Akarsuları: Giresun ilinin başlıca önemli akarsuları şunlardır: Kelkit Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Bir çöküntü olan Kelkit Vâdisini, doğu-batı istikâmetinde tâkib eder. Giresun içinde 70 km yol kateder ve Şebinkarahisar civârında Sivas’a girer ve Sivas’tan sonra Tokat’ta Yeşilırmak ile birleşir. Harşit(Doğankent) Çayı: Gümüşhâne’den çıkar. Günyüzü yakınında Giresun’a girer. Tirebolu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.
Giresun’un kuzey kısmında bol yağış olduğundan, bol su taşıyan dereleri çoktur. Özlüce Dere, Gelevara Deresi, Yağlıdere, Aksu ve Pazarsu Çayları, Giresun Dağlarının kuzeyinden çıkarak, Karadeniz’e dökülür.
Gölleri: Giresun ilinde büyük göl yoktur. Dağların yüksek yerlerinde buzul göller vardır. Karagöl Dağının tepesindeki Karagöl bir krater gölüdür.
Giresun Adası (Artetias Adası): Karadeniz’de topraklarımıza dâhil olan tek adadır. Yarımada biçiminde denize doğru uzayan Merkez ilçe topraklarının devamı şeklindedir. Adada kaynak su ve eski kale kalıntıları vardır. Târihte Giresun’u ele geçirmek isteyen devletler önce bu adaya asker çıkarırlardı.
İklim ve Bitki Örtüsü
Giresun ilinde iki ayrı iklim görülür. Kıyılar ılık ve yağışlıdır. Kelkit Havzası, yâni Giresun Dağlarının güneyinde yazlar sıcak, kışlar soğuk geçer. Kıyı bölgesinde yağış 1300-1760 mm arasında iken, güneyde 564 milimetredir. Giresun kıyı bölgesi Rize’den sonra Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesidir. +9,8°C ile +37,3°C arasında ısı seyreder.
Giresun ili bol yağış aldığı için, bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Her taraf yemyeşildir. İlin % 38’i ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar ise % 27’dir. Toprağın ancak % 7’si zirâate elverişli değildir. Geri kalan kısmı zirâate elverişlidir. Giresun ilinde 1000 m yüksekliğe kadar her taraf fındık, kestâne, akasya, gürgen, meşe, ıhlamur, dışbudak, karaağaç, akçaağaç ve çeşitli meyve ağaçları ile örtülüdür. 1000-2000 m arasında çam ormanları (sarıçam ve ladin ağaçları) ile kaplıdır. 2000 m’nin üstünde Alp bitkileri görülür.
Ekonomi
Giresun ilinin ekonomisi tarıma (fındığa), balıkçılık ve tarıma dayalı sanâyiye dayanır. Faal nüfûsun yüzde 80’i tarımla uğraşır.
Tarım: Giresun’da ekim yapılan alanların yarısı fındık bahçeleri ile kaplıdır. Giresun fındığı dünyânın en kaliteli fındığıdır. Dünyâda fındık ihrâcâtında Türkiye ilk sırada olup, Türkiye’de yetişen fındığın da yüzde 25’ine yakınını Giresun temin eder. Fındık, Giresun tarımının bel kemiğidir. 90 milyona yakın fındık ağacından, 70.000 ton civârında fındık istihsal edilir. Giresun’da fındıktan sonra en çok mısır, buğday, arpa, fiğ, patates ve baklagiller yetişir. Sebzecilik gelişmiştir. Karalahana, domates ve fasülye yetiştirilir. Meyve olarak elma, armut ve kiraz yetişir.
Hayvancılık: Giresun ilinde hayvancılık gittikçe gelişmektedir. Bol yağış sebebiyle, yaylalar, mer’a ve çayırlar yazın bile yeşillik içindedir. Koyun, sığır, kılkeçisi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Kıyı bölgesinde balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır. Balıkçılık henüz modern bir şekle girememiştir. Fakat devamlı gelişme hâlindedir. Hamsi, istavrit, palamut, torik, sargan, kefal, kötek, barbunya, mezgit, kalkan ve izmarit sâhillerde ve açıklarda avlanır.
Ormancılık: Karadeniz kıyılarındaki diğer iller gibi Giresun da orman varlığı bakımından zengindir. Giresun Dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçları tamâmen ormanlarla kaplıdır. İlin yüzde 38’i ormanlıktır. Orman sâhası 250.000 hektara yakındır. Ayrıca 20.000 hektara yakın fundalık sâha vardır. Ormanların yarısı normal koruluktur. Geri kalanı bozuk korular ve baltalıktır. Senede 200.000 m3e yakın sanâyi odunu, 300 bin ster’e yakın yakacak odun elde edilir. Bu oldukça önemli bir orman ürünüdür.
Mâdenleri: Giresun’da kurşun, kaolen, çinko, linyit, manganez, antimon, demir, şap, barit, mâden kömürü ve uranyum vardır.
Ulaşım: Giresun’da hava ulaşımı yoktur. Fakat kara ve deniz ulaşım trafiği çok faaldir. Sinop’tan Hopa’ya kadar kıyıya paralel olarak uzanan devlet yolu, Giresun ve 7 ilçesi içinden geçer. Giresun’un Karadeniz’de 122 km kıyısı vardır. Giresun bir liman şehridir. 1954’te 728 m uzunlukta rıhtım yapılmıştı. Limana günde iki gemi ve 10 motor yanaşabilir. Görele ve Tirebolu’da gemilerin yanaşmasına müsâit iskeleler vardır. Karadeniz’e sefer yapan bütün gemiler Giresun’a uğrarlar. Giresun, Trabzon ve Samsun-Ankara yolu ile İstanbul’a, Trabzon-Gümüşhâne-Erzurum transit yolu ile de Doğu Anadolu’ya bağlanır.
Sanâyi: Giresun, son 15 sene içinde hızlı bir sanâyileşme içine girmiştir. Aksu’da SEKA Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşleme Tesisleri ve Yonga Levha Fabrikası büyük sanâyi kuruluşlarıdır. Ayrıca Tirebolu Çay Fabrikası, fındık kırma atölyeleri, metal eşyâ, kolonya, dokuma tezgâları, doğrama bıçkı ve kereste fırınlama atölyeleri, Giresun peynir ve tereyağ fabrikası, üç un fabrikası, Bulancak Balık Unu ve Yağı Fabrikası ve bini aşan küçük işletme bulunmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 499.087 olup, 219.114’ü şehirlerde, 279.973’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6.934 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir.
Örf ve âdetleri: Giresun’a 11. asır başından îtibâren Türkmen aşîretleri yerleşmişse de, Fâtih Sultan Mehmed Han ile Yavuz Sultan Selim Han, Türkistan ve Anadolu’dan pekçok Tür aşîretini Giresun’a yerleştirdiler. Giresun, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Türklerden önceki Hitit, Miletos, Pers, Pontus ve Roma kültürleri unutulmuştur. Giresun’da toplu yardımlaşma (imece) çok yaygındır.
Kıyâfet: Giresun’un güneyindeki kırlık bölgelerde kadınlar bel ve başlarını peştemalla örterler. Erkekler abadan yapılmış paçaları dar, yukarısı bol pantolon “zıpka” giyerler. Başlarında siyah başlık, ayaklarında mesk veya çapula denilen altı kabaralı ayakkabı bulunurdu. Bellerindeki kayışa kama; boyunlara “hamaylı” denilen gümüş bağ takılır. Bunlar eskiden yaygın olan kıyâfetlerdi. Kadınlar bellerinde gümüş kemer, başlarında tepelik ve boyunlarında beşibirlik bulundururlar.
Yemekler: Giresun’da en çok hamsi ve diğer balıklar, karalahana, mısır ve fasulye turşusu yenir. Mahallî yemekleri hamsi ızgarası, hamsi böreği, hamsi kızartması, hamsili mısır ekmeği, ısırgan püresi, poaça, karalahana çorbası, kiraz kavurması, karalahana sarması, sakarca kızartması, Evelek, Mendek çorbası, Madımak yemeği, Merulcan yemeği ve mısır dolmasıdır. Baklavası meşhurdur.
Folklor: Giresun, türkü, mâni, efsâne ve atasözü bakımından zengindir. Türkü ve oyunları Karadeniz’in diğer illerinden farklı değildir. En çok oynanan oyun “horon”dur. Oyunlarda kemençe, davul ve zurna kullanılır. “Giresun karşılaması” ile “metelik” oyunları meşhurdur.
Eğitim: Köyler, ormanlık ve dağlık arâzide ve dağınık olduğundan okul yapılması gecikmiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’tir. 18 anaokulu, 788 ilkokul, 74 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise, 18 Meslekî ve teknik lise vardır. Üniversite yoktur. Karadeniz Üniversitesi’ne bağlı Fâtih Eğitim Fakültesi ile Meslek Yüksek Okulu vardır.
İlçeleri
Giresun’un biri merkez olmak üzere on beş ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 102.294 olup, 67.604’ü ilçe merkezinde, 34.690’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 317 km2 olup, nüfus yoğunluğu 323’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Kıyıda yer alan düzlüklerin hemen ardından dağlar yükselir.
Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü fındıktır. Kıyı köylerinde balıkçılık dağ köylerinde ise hayvancılık yapılır. İlçede tarıma bağlı sanâyi gelişmiştir. Aksu Seka Kâğıt Fabrikası, Fiskobirlik Entegre Fındık İşletmesi, Sunta Fabrikası ve TSEK Süt Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, ters çevrilmiş kaşık görünümüyle Karadeniz’e uzanmış bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Doğu Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası, koyda bir zümrüt gibi parlar. İlçe kıyıdan yarımadanın yüksek noktasına doğru teraslar hâlinde tırmanır. Ordu-Trabzon kıyı yolu ilçe merkezinden geçer. Belediyesi 1875’te kurulmuştur.
Alucra: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.675 olup, 11.517’si ilçe merkezinde, 10.158’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun dağları yer alır. Dağlar kısım kısım zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır ve akarsu vâdileri ile yarılmıştır. Akarsu vâdilerinde düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda küçükbaş hayvan beslenir. Ekime elverişli arâzi az olduğundan üretim sınırlıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve fasülyedir. Kelkit Vâdisinde elma ve ceviz gibi meyveler yetiştirilir.
İlçe merkezi, bir akarsu vâdisinde denizden 1500 m yükseklikte kurulmuştur. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Yaylacılığın çok yapıldığı bir ilçe olduğundan nüfûsu yarı göçebedir. Orman varlığı zengindir. 1933’te ilçe olan Alucra’nın belediyesi 1892’de kurulmuştur. İl merkezine 131 km mesâfededir.
Bulancak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.878 olup, 24.172’si ilçe merkezinde, 32.706’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 29, Kovanlık bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağların kıyıya bakan yamaçlarında gürgen, kızılağaç, kavak, kestane, daha yüksek kesimlerde sarıçam, köknar ve ardıç ormanları ile kaplıdır. Güneyinde Karagöl Dağları yer alır. En önemli akarsuyu Pazarsuyu’dur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır, arpa, patates ve fasulyedir. Halkın esas gelir kaynağı fındıkçılıktır. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Bir kıyı ilçesi olmasına rağmen, balıkçılık iç tüketime yöneliktir. Kereste, tuz, balıkyağı, deterjan, pik demir ve fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında Bulancak Deresi ağzında kurulmuştur. Ordu- Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. il merkezine 14 km mesâfededir. Eski ismi Akköy’dür. 1834’te ilçe olan Bulancak’ın belediyesi 1920’de kurulmuştur. İlçede deniz ulaşımı için bir iskele vardır.
Çamoluk: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.641 olup, 1794’ü ilçe merkezinde, 8847’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31 köyü vardır. İlçe toprakları Kelkit Vâdisinde yer alır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, elma, ceviz ve fasulyedir. Yüksek kesimlerde yaylacılık metodu ile küçükbaş hayvan beslenir. İlçe merkezi Kelkit Çayı kıyısında kurulmuştur. Denize kenarı olmayan ilçelerdendir. Alucra ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çanakçı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.327 olup, 6264’ü ilçe merkezinde, 11.063’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Giresun Dağları bütün topraklarını engebelendirir. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünü mısır ve fındıktır. Yüksek kesimlerde yaylacılık yöntemiyle koyun ve keçi beslenir. İlçe merkezi Çanakcı Deresi vâdisinde Giresun Dağları eteklerinde kurulmuştur. Görele ilçesine bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Dereli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.422 olup, 6058’i ilçe merkezinde, 28.364’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Yavuzkemâl bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 820 km2 olup, nüfus yoğunluğu 42’dir. İlçe toprakları dağlık bir alanda yer alır. Giresun Dağları ilçenin büyük bir kısmını engebelendirir. Yüksek kesimlerde her mevsim çayırlarla kaplı yaylalar vardır. Aksu Çayı ilçenin başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır olup, ayrıca az miktarda arpa, patates ve elma yetiştirilir. Yüksek kesimlerde mera hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun, sığır ve keçi beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Hayvansal ürünlerde üretim düşüktür.
İlçe merkezi Aksu Çayı vâdisinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 28 km mesâfededir. Denize kıyısı olmayan ilçelerdendir. Denizden yüksekliği 250 metredir. 1958’de ilçe olan Dereli’nin belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Doğankent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7736 olup, 3872’si ilçe merkezinde, 3864’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Zigana Dağları, güneyinde Giresun Dağları yer alır. Doğankent (Harşit) Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armuttur. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. İlçe merkezi Doğankent (Harşit) Çayı kıyısında kurulmuştur. Trabzon-İran transit karayolu ilçeden geçer. Tirebolu ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Denize kıyısı yoktur.
Espiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.426 olup, 10.219’u ilçe merkezinde, 17.207’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. İlçe toprakları dar bir kıyı şeridi ile bunun hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Topraklarının büyük bölümünü Giresun Dağları kaplar. Dağların denize bakan yamaçları fındık bahçeleri ile doludur. Bunların üst kısmında ise gürgen, kızılçam, akçaağaç, meşe, kestane, sarıçam, kayın, ladin ve köknar ağaçları yer alır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. Özlüce ve Yağlıdere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir.Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. En çok hamsi avlanır. İlçe topraklarında bakır yatakları vardır. Zengin bir orman örtüsüne hâkim olmasına rağmen, ormancılık fazla gelişmemiştir.
İlçe merkezi, deniz kıyısında, Özlüce Deresi ağzında kurulmuştur. Giresun- Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 27 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon’la yapılır. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Eynesil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.692 olup, 6713’ü ilçe merkezinde, 9979’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 51 km2 olup, nüfus yoğunluğu 327’dir. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve çaydır. Mısır, patates, elma ve armut üretimi iç tüketime yöneliktir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık dağlık bölgelerde ise küçükbaş hayvan besiciliği yapılır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 69 km mesâfededir. Ticârî ilişkileri daha çok Trabzon ile yapılır. 1960’ta ilçe merkezi olan Eynesil’in belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Görele: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.949 olup, 20.745’i ilçe merkezinde, 23.204’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 48 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlık arâziden meydana gelir. Dağlar gür ormanlarla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Çanakçı Deresidir. Dağlardan kaynaklanan suları küçük dereler toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve çaydır. Az miktarda elma, armut ve patates yetiştirilir. Dağlık bölgelerde koyun ve keçi besiciliği, kıyılarda ise balıkçılık ve tekne yapımcılığı başlıca ekonomik uğraştır. Doğrama, hızar, mobilya, fındık kırma ve karoser atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. Eski bir yerleşim merkezidir. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 57 km mesâfededir. Balıkçı teknelerinin yanaşmasına uygun iskelesi 120 m uzunluktadır. İlçe belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Güce: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.614 olup, 2890’ı ilçe merkezinde, 12.724’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık ve arıcılık yapılır. Tirebolu merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Keşap: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.504 olup, 8208’i ilçe merkezinde, 18.296’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Karabulduk bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 222 km2 olup, nüfus yoğunluğu 116’dır. İlçe toprakları diğer kıyı ilçelerinde olduğu gibi, dar kıyı şeridi ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar kızılağaç, kayın ve ladin ağaçları ile kaplıdır. Keşap Deresi dağlardan kaynaklanan suları toplar.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda patates, elma, armut yetiştirilir. Kıyı kesiminde balıkçılık, dağlık bölgelerde ise hayvancılık yapılır. Un, fındık kırma fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil yolu ilçeden geçer. İl merkezine 13 km mesâfededir. 1945’te ilçe olan Keşap’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur. Yakınlığı sebebiyle il merkezi ile birleşmek üzeredir.
Piraziz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.643 olup, 7685’i ilçe merkezinde, 9958’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı şeridi ve hemen bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelmiştir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve fasulyedir. Ormancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Balıkcılık iç tüketime yöneliktir. Fındık kırma atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. Ordu-Giresun sâhil yolu ilçeden geçer. Bulancak ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 18 km mesâfededir.
Şebinkarahisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.897 olup, 23.330’u ilçe merkezinde, 16.567’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 1378 km2 olup, nüfus yoğunluğu 29’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Giresun Dağları güneyinde Kelkit Vâdisi yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kelkit Çayı toplar. Avutmuş Deresinin Kelkit Çayına katıldığı yerde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, tütün, şekerpancarı, kızılcık, arpa ve çavdardır. Cevizi meşhurdur. Çok miktarda sığır ve koyun beslenir. Arıcılık ve koyunculuk gelişmiştir. İlçe topraklarında şap, simli kurşun, linyit, uranyum ve flüorit yatakları vardır. Önemli bir sanâyi kuruluşunun olmadığı ilçede, dokumacılık yapılır.
İlçe merkezi, Avutmuş Deresi vâdisinin batısında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1500 metredir. Giresun-Suşehri-Sivas karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 92 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezi olan Şebinkarahisar 1923’te il, 2197 sayılı kânunla 1933’te ilçe oldu. Belediyesi 1933’te kurulmuştur.
Tirebolu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.458 olup, 13.144’ü ilçe merkezinde, 20.314’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyıdaki dar düzlüklerin hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlardan kaynaklanan suları Doğankent (Harşit) Çayı ve Gelevera (Özlücü) Deresi toplar. Dağlar kestane, kızılağaç, ladin ve kayın ormanları ile kaplıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates, elma, armut, fasülye ve çaydır. Yaylalarda hayvancılık ve arıcılık yapılır. Kıyı kesimlerinde balıkçılık önemli gelir kaynağıdır. Fındık kırma, çay ve kereste fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında simli kurşun, barit, bentonit ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi deniz kıyısında küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Giresun-Trabzon sâhil karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Yağlıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 26.931 olup, 4899’u ilçe merkezinde, 22.032’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suları Yağlıdere toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Ayrıca az miktarda çay, patates, elma ve armut yetiştirilir. Yüksek kesimlerdeki yaylalarda hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Yağlıdere Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesâfededir. Espiye’ye bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Giresun, târihî eserler, fındık bahçeleri, orman içi mesîre yerleri, gür ormanları, tabiî mağaraları, yeşil ve güzel kıyıları, ılık iklimi ile turizme çok müsâit olan illerimizdendir.
Giresun Kalesi: Şehrin ortasında bir tepe üzerindedir. M.Ö. ikinci asırda yaptırıldığı zannedilmektedir. Kalenin kuzeyinde çok büyük mağara sığınaklar vardır. Surların bir bölümü yıkık vaziyettedir.
Şebinkarahisar Kalesi: Yapım târihi ile ilgili kesin bilgiler yoktur. Mengücükoğulları devrinde onarılmış olan kale, yıkık bir vaziyettedir.
Tirebolu Kalesi: İlçe merkezinde küçük bir yarımada üzerindedir. Cenevizlilerden kalan kale, oldukça sağlamdır. Küçük ve ince görünüşlüdür.
Bedrama (Bodrum) Kalesi: Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı kıyısındadır. Oldukça yıkık durumda olmasına rağmen, kale özelliğini korumaktadır.
Andoz Kalesi: Espiye ilçesinde, Yağlıdere çayı kıyısındadır. Romalılar döneminde yapıldığı tahmin edilen kale, sur ve burçlarının bir bölümü sağlamdır.
Hacı Hüseyin Câmii: 1594’te Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları yıkılan yapıyı 1861’de Dizdarzâde Murâd Beyin kızı tâmir ettirmiştir. Daha sonra şadırvan ilâve edilmiştir. Tahtadan yapılmış olup, mîmârî değeri yüksektir.
Fahreddîn Behramşah Câmii: On ikinci asır sonlarında Mengücükoğulları zamânında yapılmıştır. Şebinkarahisar ilçesindedir. Gördüğü tâmirler yüzünden mîmârî değerini kaybetmiştir.
Fâtih Câmii: Fâtih Sultan Mehmed’in, Trabzon seferi sırasında yaptırılmıştır. Ahşap câmi, iki kez yanmıştır. Yeniden yapılmıştır.
Şeyh Hacı Abdullah Efendi (Sarı Halife) Zâviyesi: Yağlıdere ilçesine bağlı Tekke köyündedir. Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde yapılmıştır. Günümüzde bakımsız bir haldedir. Şeyh Hacı Abdullah Efendinin türbesi zâviyenin bahçesindedir.
Seyyid Vakkas Türbesi: İl merkezindedir. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde uçbeyi olan bu zât, 1461’de vefât etmiştir. Kabri üzerine türbe 19. asırda yapılmıştır.
Mesîre yerleri: Giresun’un her köşesi ayrı bir güzelliğe sâhiptir. Tabiî güzellikleri ve mesîre yerleri çoktur.
Çamlık Kalesi: İl merkezinde yer alan açık bir dinlenme yeridir. Çam ağaçları ile çevrilidir. Salon Çayırı: Giresun-Dereli karayolu üzerinde Kümbet Yaylası mevkiindedir. Ladin ağaçları ile kaplı orman içi dinlenme yeridir. Kulakkaya: Balaban Dağı eteklerinde orman içi dinlenme yeridir. Suyu boldur. Gedikkaya: Çok güzel manzarası olan bu kayalık tepe il merkezinin yakınındadır. Uzaktan kartal ağzı gibi görülür. Aksu Deresi: Güzel manzaralı bir mesîre yeridir. Depsut Suyu: Çamları, soğuksuyu, eti ve kaymağı ile meşhur bir piknik yeridir.
Aymaç Çayırı: Kümbet Yaylası içerisinde etrafı çamlıklarla çevrili geniş bir piknik yeridir. Her sene temmuz ayı ortalarında şenlikler düzenlenerek Yayla Ağası seçilir.
İçmeler ve Kaplıcalar: Giresun şifâlı su kaynakları bakımından fazla zengin değildir. Bilinen şifâlı sularından bâzıları şunlardır: İnişdibi Mâden Suyu: Merkez ilçededir.Karaciğer ve safra kesesi yolları, kansızlık, böbrek taşları, kum sancısı ve mîde rahatsızlığına iyi gelir. Çaldağı Mâden Suyu: Merkez ilçededir. Batlama Deresi Osmaniye köyü sınırları içerisindedir. Şebinkarahisar Mâden Suyu: Şebinkarahisar’ın Tamara köyündedir. Mîde, böbrek, barsak, safra yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Gaziantep Hakkında Bilgiler

GAZİANTEP

İstiklâl Harbinde düşmana karşı kahramanca mücâdelesi sebebiyle “Gâzi” ünvânı verilmiş Güneydoğu Anadolu’da yer alan bir ilimiz. 36°28’ ve 38°01’ doğu boylamları ile 36°38’ ve 37°32’ kuzey enlemleri arasında kalan il toprakları; doğuda Urfa, kuzeydoğuda Adıyaman, kuzeyde Kahramanmaraş, batıda Adana ve Hatay illeri, güneyde ise Suriye sınırı ile çevrilidir. Trafik numarası 27’dir. Kilim, sabun, bulama, baklava ve fıstığıyla meşhurdur.
İsminin Menşei
Hititlilerce kurulan bu şehrin ismi “Hantap” idi. Hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilince şehrin çevresindeki pınar ve sulara izâfeten “pınar şehri” (parlak pınar) mânâsına gelen “Ayntâb” ismi verildi. Türkler bu şehri fethedince, kendi telaffuzlarına uygun olarak “Antep” dediler. Birinci Dünyâ Harbini müteâkip Antep’i işgâl eden düşman kuvvetlerine karşı kahramanca mücâdele veren bu şehri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kânunla “Gâzi” ünvânını vererek “Gaziantep” yaptı. Batı kaynakları, Anadolu’nun her şehrinin ismini kendi kültürlerine göre değerlendirmişlerdir. Antep’in “Anthapt” (Kraliçe Ani’ye adanmış topraklar)dan geldiğini iddiâ ederler. Bu iddiânın gerçekle ilgisi yoktur.
Târihi
Gaziantep’in  bilinen târihi, M.Ö. 4000 bin senesine dayanır. Toprakları Eski Bâbil Devletine âitti. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hititler, bu toprakları ele geçirdiler. Hititlerin son devirlerindeki Hitit Kargamış Krallığı bu bölgede kuruldu. Hurriler ve Mısır firavunları zaman zaman bu bölgeyi ele geçirdiler. Daha sonra Asurlar ve onun yerine geçen Yeni Bâbil ve bunu ortadan kaldıran Medlerin istilâsına uğradı. M.Ö. 4. asır sonlarında Anadolu ve İran’ı istilâ eden İskender, bu toprakları Makedonya Krallığına kattı. İskender’in ölümü üzerine buralar Selevkosların payına düştü.
M.Ö. birinci asırda Romalıların eline geçti. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılarla Sâsânîler arasında bu bölge için zaman zaman savaşlar oldu.Türklerin “Antep”, Arapların “Ayntab” dedikleri şehir, ortaçağda küçük bir kasabaydı. Buraya 10 km uzaklıkta bulunan Türklerin “Dülük” ve Arapların “Delûk” dedikleri şehir “Delichenus” (Doliche), o bölgenin mühim bir yerleşim merkeziydi. Bu bölge hazret-i Ömer zamânında Iyâz ibni Ganem rahmetullahi aleyh başkomutanlığındaki İslâm ordusu tarafından fethedildi. Bir ara Bizanslılar bu bölgeyi ele geçirmişlerse de Abbâsî Devleti zamânında Hârûn Reşîd tarafından tekrar geri alındı.
Onuncu asırda bu bölgede Araplarla Bizaslılar arasında şiddetli çarpışmalar cereyân etti. Fakat bu bölge yine Müslümanların elinde kaldı. Selçuklu Türkleri bu bölgeye 1071 Malazgirt Zaferinden az önce Afşin Bey kumandasındaki orduları ile hâkim oldular. Fakat bir müddet sonra ellerinden çıktı. 1084’te Anadolu’da Türk Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Sultan Süleymân Şah yeniden bu bölgeyi fethetti. Bölge Sûriye Selçuklularından Alparslan’ın küçük oğlu Tutuş’un emrinde kaldı. 1098’de Birinci Haçlı Seferinde bu bölgeyi işgâl eden Haçlılar, Delûk ve civârını Urfa Kontluğuna, sonra da Maraş Senyörlüğüne bağladılar. Türk ordusu, 1150 senesinde Delûk önlerinde, Kudüs Kralı Baudoin’in kumandasındaki Haçlı ordusunu yok etti. Kral Baudoin, Delûk Kalesine sığındı. Türk Atabeyi Nûreddîn Zengî, kralın Kudüs’e gitmesine müsâade etti. Delûk ve civârını Nûreddîn Zengî fethetti. On ikinci asır sonlarında bu bölge Eyyûbî Devletine geçti. Bu devirde, Ayntâb (Antep) câmi ve saraylarla süslendi. 1270’te Moğolların eline geçmişse de, 1273’te Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultânı Baybars geri aldı. 1400’de Timur Hanın eline geçen bölgeye bilâhare Karakoyunlu Hükümdârı Kara Yûsuf hâkim oldu. Karakoyunlulardan Dulkadirlilere, 1515’te Osmanlılara, bilâhare Memlûklere geçen bu bölge, 1516’da kesin olarak Osmanlı Devletinin topraklarına katıldı. 1839’da bir ara Kavalalı İbrâhim Paşanın elinde kalmıştır. Bunun dışında 1516-1919 arasında hiçbir işgâle mâruz kalmamıştır.
Osmanlı devrinde mühim bir kültür ve sanâyi merkezi oldu. Dericilik, yaycılık, boyacılık, yağcılık, dokumacılık ve sabunculuk çok gelişti. On dokuzuncu asrın sonunda, şehirde 70 boyahâne ve 3815 pamuklu tezgâh ve bunlarda çalışan 4000 kadar işçi bulunuyordu. Halı, kilim, alaca ve döşeme kumaşları meşhurdur. 1084’ten bu yana Antep’te Türk nüfûsu devamlı çoğunlukta oldu. Arap ve diğer etnik gruplar azınlıkta kaldılar. Birinci Dünyâ Harbi sonrası 15 Ocak 1919’da İngilizlerin işgâline uğradı. 9 ay 21 gün sonra İngilizler yerlerini 5 Kasım 1919’da Fransızlara devrettiler. Fransızlar dışardan getirdikleri silâhlı Ermeni çeteleriyle, o bölgede çok zulüm yaptılar. Antep halkı, Fransız ve Ermenilere karşı Nisan 1920’den 7 Şubat 1921’e kadar 10 ay 6 gün kahramanca mücâdele etti. Fransızlar Antep’ten geri çekildiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1921 târihli ve 93 sayılı kânunla şehrin adını “Gâziayntâb” olarak değiştirdi. 1928’de ise bu isim “Gaziantep” şeklini aldı. “Ayn” kaynak pınar veya göz, “tâb” şehir mânâsındadır.
Osmanlılar devrinde Ayntâb, Dulkadir (Maraş) beylerbeyliğinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez olmuştu. Kilis ise Halep beylerbeyliğine bağlı 10 sancaktan birini teşkil etmiştir. Tanzimâttan sonra Halep eyâletinin 14 kazâlı merkez sancağına bağlı kazâlar arasında Ayntâb ve Kilis de vardır. Nizip ise aynı vilâyet içinde bulunan Urfa sancağının 5 kazâsından birisiydi. 1913’te Antep müstakil sancak oldu. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet” (il) denince, Antep de vilâyet merkezi oldu.
Fizikî Yapı
Topraklarının % 28’i ovalarla, % 52’si dağlar, % 18’i plato ve geri kalan % 2’si yaylalarla kaplıdır. Dağlar 1496 metreden yüksek değildir.
Dağları: Güneydoğu Torosların uzantıları, Sof Dağları, Dülükbaba Dağları, Sam Dağları, Güreniz Dağları, Ganibaba ve Sarıkaya Dağları ve Nur (Amanos) Dağları başlıcalarıdır. Bu dağ silsilesi içinde en yüksek yer Sof Dağları (Karakaş Tepesi 1496 m)dır. Karadağ (1008 m), Sarıkaya (1100 m), Dülükbaba (1250 m). Sof Dağlarının üzerinde küçük ovalar vardır. Geniş Gaziantep Platosu (Yaylası) Nizip Çayı, Sacır Suyu ve bunların kolları ile açılan vâdilerle parçalanmıştır.
Ovaları: İslâhiye Ovası: İlin en geniş ovasıdır. 850 km2 olup, İslâhiye, Fevzipaşa ve Sakçagöz’ü içine alır. Oğuzeli Ovası: 60 km2lik bir ovadır. Araban Ovası: 130 km2dir. Elbeyil Ovası: 200 km2dir. Denizden yüksekliği 600 metredir. Suriye sınırı boyunca Sacır Suyu ile Kilis arasında uzanır. Kilis Ovası: 100 km2 genişliğindedir. Bazalt bir eşik ile Elbeyli Ovasından ayrılır. Doğanpınar-Barak Ovası: Suriye sınırı boyunca uzanır. 280 kilometrekaredir. Çöllerden sonra Toros Dağlarının yükseldiği yerde, çölleri hilâl gibi sardığı için “Verimli Hilâl” diye adlandırılan ovada kurulan Gaziantep asırlarca Doğuya açılan pencere olmuştur.
Akarsuları: İlin akarsularının çoğu yazın kurur. Toprak yapısı suları sızdırır. Yeraltı suları bâzı yerlerde pınarlar olarak ortaya çıkar. Fırat Nehri, Gaziantep-Şanlıurfa sınırını çizer. Karasu 64 km uzunluğunda olup, Araban Ovasından geçer. Karasu ve kolları, Afrin Çayı ve Sabun Suyu Hatay Amir Gölü havzasına dökülür. Merzimen Çayı, Nizip Çayı, Fırat Irmağına karışır. Sacır Suyu, Akçakoyunlu yakınlarında sınırlarımızdan çıkıp, Suriye’de Fırat’a karışır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlin iklimi Akdeniz ve Doğu Anadolu iklimleri arasında bir geçiş özelliğini gösterir. Akdeniz iklimi ağır basar. Yazları sıcak ve kuraktır. Kışlar çok soğuk olmaz. Ortalama iki ay kar yağar. Toprak ortalama 15 gün kar altında kalır. Yağışlar çok istikrarsızdır. Bâzı seneye nazaran diğer sene iki misli yağmur yağar. Yağış ortalaması 550 milimetredir. Sıcaklık -17°C ile 48,8°C arasında seyreder.
İlin % 99’u tarıma elverişlidir. % 63’ü ekili dikili sahadır. % 22 orman ve fundalıktır. % 14’ü çayır ve mer’alardan ibârettir. Orman sahası azdır. Fundalık geniş bir yer kaplar. Dağlar orman, ova ve yaylalar otlak görünümündedir.
Ekonomi
Gaziantep, Güneydoğu Anadolu’nun en gelişmiş ilidir. Gelirinin % 40’ı tarımdan, % 25’i sanâyiden sağlanır. Faâl nüfûsun % 60’ı tarımda çalışır Önemli bir ticâret merkezidir.
Tarım: Gaziantep il toprakları her türlü tarım ürünlerinin yetişmesine müsâittir. Yaylalarda kuru tarım, ovalarda sulu tarım yapılır. Antep fıstığının ve üzümün en çok yetiştiği bir ildir. İl merkezi ve Kilis’te zeytin; il merkezi, Oğuzeli, Nizip, Kilis ve İslâhiye’de üzüm bağları; Araban, Nizip ve Yavuzeli’nde fıstık bahçeleri zengindir. Pirinç, pamuk, susam, tütün yetişir. Meyve ve sebzecilik yaygındır. Antep fıstığı bütün dünyâya buradan yayılmıştır. Şamlı tüccarlarla dünyâya dağıldığı için, Şam fıstığı denmiştir. Fıstık, ağaçlarda yetişir. Menengiç ağaçlarının aşılanması ile elde edilen fıstık ağaçlarının boyu 5-10 metredir. Tüysüz ve seyrek yapraklı bu ağaçta fıstıklar salkım hâlindedir. Üretim bir sene az bir sene çok olur. Yıllık üretim 5-25 bin ton arasında seyreder. Türkiye’nin fıstık istihsâlinin % 50-75’ini karşılar. 80 bin hektarlık bağlarda 20 çeşit üzüm yetişir. Beş milyon zeytin ağacından bol miktarda zeytin istihsal edilir. En çok domates olmak üzere, patlıcan, salatalık, kabak, sivri biber, turp ve diğerleri olarak yaklaşık 250 bin ton sebze yetişir. Ayrıca buğday, arpa, nohut, mercimek, pamuk, susam ve soğan üretilir. Zengin erik, nar, incir, ceviz ve zerdali bahçeleri de vardır.
Hayvancılık: İlin dağlık ve yaylalık bölgelerinde hayvancılık yapılır. Sığır azalırken küçükbaş hayvan çoğalmaktadır.
Ormancılık: Gaziantep orman bakımından oldukça fakir sayılır. Orman sâhası % 17 gözükmekteyse de, gerçek mânâda orman azdır. İlin sanâyi ve yakacak odun ihtiyâcını karşılamaktan uzaktır. Erozyonu önlemek için ağaçlandırma faâliyetine hız verilmiştir.
Mâdenleri: Gâziantep ili mâden bakımından da çok fakir sayılır. Çok az miktarda krom, manganez ve fosfor tuzu çıkarılır.
Sanâyi: Gaziantep sanâyi bakımından gelişmiş bir ildir. İrili ufaklı 500 sanâyi işletmesi vardır. Dokuma, iplik, un, sabun, deterjan, deri, plastik, çimento, salça, bisküvi ve yağ fabrikaları ön sırada yer alır. Sanâyi merkezi hâline gelen Gaziantep’te 45-200 Watt elektrik motorları, su santrifüjleri, matkap tezgâhları, soğuk hava depoları, akümülatör, kampana, piston, gömlek, cendere, vantilatör, aspiratör, su tesisat araçları, torna tezgâh, levha makinaları, leblebi kavurma makinaları, dondurma makinaları, bisküvi fırınları, iplik kurutma santrifüjleri, çikolata makinaları, şekerleme yapım ve ambalaj makinaları, dokuma ve desen makinaları, elektrik kaynağı makinaları, otomobil hava frenleri, tuz, bulgur ve un değirmenleri, üzüm presleri, otomatik kahve kavurma makinaları, briket makinaları, taş kırma konkasörü, elbise temizleme makinası, sanâyi gaz ocakları, çeşitli oto parçaları ve oto karoserleri yapılmaktadır. Gaziantep’te para kasacılığı da ilerlemektedir. Şifreli, alarmlı, tabancalı para kasalarından sonra, oksijenkaynağının kesemeyeceği kasa îmâline başlanmıştır.
Ulaşım: Gaziantep, kara, hava ve demiryolu ulaşımı bakımından zengin sayılır. Kuzeydoğu-Güney Suriye istikâmetindeki karayolu ile Akdeniz kıyılarını Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan ve Gaziantep’ten geçen E-24 karayolu trafik bakımından çok yoğundur. Diyarbakır’dan Van ve Hakkâri’ye giden 6 nolu devlet yolu üzerindedir. Pozantı-Tarsus-Adana ve Gaziantep arasında yapılan Güney Oto Yolları sistemi; takrîben Gaziantep’e kadar 1995’te tamamlanacaktır. Gaziantep-Şanlıurfa arası kalan oto yol için de 1993 yılı içersinde etüd projesi yapılmış ve 2000’e kadar bitirilmesi planlanmıştır. Yol, üç gidiş üç geliş, toplam 6 şeritten ibârettir. 1995’te yolun bitiminde Adana-Gaziantep arası ulaşım 1,5 saate düşecektir.
Gaziantep’e 20 km uzaklıktaki hava alanından Ankara ve İstanbul’a devamlı ve düzenli uçak seferleriyle Türkiye’nin her yanına ulaşma imkânı vardır. Gaziantep il sınırları içinde 325 km gibi uzun bir demiryolu ağı bulunur. Adana’dan gelen demiryolu Gaziantep il sınırına girince Fevzipaşa istasyonunda iki kola ayrılır. Bir kol güneye iner. Üzerindeki Meydanekbez’den Suriye topraklarına girer. İkinci kol Maraş’ın Narlı istasyonundan il merkezine, Nizip ve Kargamış istasyonlarından sonra Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile birleşir. Suriye sınırının bir kısmından seyreden bu hattın bir kolu Halep’e, diğeri Bağdat’a ulaşır. Böylece demiryolu Gaziantep ilini üç hatla kat eder.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.140.594 olup, 821.127’si ilçelerde, 319.467’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 7642 km2 olup, nüfus yoğunluğu 149’dur.
Örf ve Âdetleri: Gaziantep 7. asırda hazret-i Ömer zamânında İslâm orduları tarafından fethedilerek, Bizanslılardan alındı. On birinci asrın sonlarına kadar Müslümanlarla Bizanslılar arasında, 12. asrın ortalarına kadar Selçuklu Türkleriyle Bizanslılar ve Haçlılar arasında zaman zaman el değiştirdi. On ikinci asrın ortalarından 1516’ya kadar Türkler ve kısa bir müddet Araplar bölgeye hâkim oldu. Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bölge, Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuş olup, diğer kültürler 7. asırda kaybolmuş ve Bizansla Haçlı ordularının ve 19. asırda Amerikalı Protestan misyonerlerinin açtığı Amerikan Koleji ile yeniden tesis edilmek istenen Hıristiyan kültürü, filiz vermeden kurumuştur. Gaziantep’in bütün sosyal yaşayışında Türk-İslâm kültürü hâkimiyetini devâm ettirmektedir.
Kıyâfet: Mahallî kıyâfet her yerde olduğu gibi burada da unutuldu. Köylerde hâlen üste mâvi çuhadan yapılan fermana (önü açık, yakasız, kol ağzı dar çeket) ile alt kısma şalvar ve üçetek entari giyilir. Çarşafla başa “meşafe” denilen kareli örtü sararlar. Yemekleri: Gaziantep’in baklavası meşhurdur. Yemeklerde nâne, sarmısak, kırmızı biber ve baharat çok kullanılır. Üzümden yapılan ve “şire” (üzüm peksimeti) denilen çerezleri meşhurdur. Antep sucuğu, Besni sucuk ve pestili, Samsa ve Bastık başlıcalarıdır. Nüfus ve imkânlarına göre Türkiye’nin en çok eğlence yeri Gaziantep’tedir. Eğlenceye düşkündürler. Çiğ köfte, içli köfte ve lahmacun yaygındır. Kilis kebabı, Alenazik, simit kebabı, kabaklama, sarmısak ve erik tavası, yeni dünyâ ve elma kebabı meşhurdur. Folklor: Halk müziği ve oyunları bakımından Gaziantep en zengin ilimizdir. Halk oyunları çeşitli olup, en yaygını “halaylar”dır. Barak ağzı denilen okuyuş biçimleri, türkü ve ağıtları, uzun havaları meşhurdur. Halk edebiyâtı çok zengin olup, pekçok meşhur halk şâiri ve ozan yetişmiştir. El sanatları: Gaziantep’te el işlemeciliği, kilim dokumacılığı ve bakırcılık çok yaygın ve üstün bir seviyededir. Bakır vazo, mangal ve diğer turistik bakır eşyâlar çok kıymetlidir. Küçük el tezgâhlarında bez, halı, keçe, aba, kilim dokunur.
Eğitim: Gaziantep 7. asırdan bu yana bölgenin kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar devrinde pekçok medrese, ipekçilik ve ticâret okulları bulunuyordu. Hâlen okuma-yazma oranı yüzde 60’ı yeni aşmıştır. İlde 81 anaokulu, 787 ilkokul, 68 ortaokul, 9 meslekî ve teknik ortaokul, 20 lise, 18 meslekî ve teknik lise vardır. Gaziantep Üniversitesine bağlı Eğitim Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Tıp Fakültesi ve Yabancı Diller Okulu gibi yüksek öğretim kurumları mevcuttur.
Yetişen meşhurlar: Târih boyunca bir kültür merkezi olan Gaziantep’te pekçok ilim ve edebiyât adamı yetişmiştir. Bunlardan bâzıları: Türk târihçisi Aynî, Şâir İbn-i Bâlî, Muhammed Münib, Mütercim Âsım Efendi, Şâir Münip Efendi, Maârif Nâzırı Tâhir Münif Paşa (7 dil bilirdi), Karacaoğlan, Gündeşlioğlu, Deli Boran, Âşık Hacı gibi ozanlardır. Kuvay-ı Milliye kumandanlarından Şâhin Bey (üsteğmen Said Efendi), Fransızlara karşı yaptığı savaşta şehid oldu. Halk arasında destanlaştı. Merkez Elif köyü aşîret reisi Karayılan Molla Mehmed, Fransızlara karşı ilk mücâdeleyi başlatarak şehid oldu. Şıh Câmiinde gömülüdür.
İlçeleri
Gaziantep’in on ilçesi vardır. Şehitkâmil ve Şâhinbey ilçeleri il merkezini meydana getirir.
Şâhinbey: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 422.671 olup, 384.510’u ilçe merkezinde, 38.161’i köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.
Şehitkâmil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 267.177 olup, 218.924’ü ilçe merkezinde 48.253’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren diğer ilçedir.
Araban: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.773 olup, 14.275’i ilçe merkezinde, 22.498’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 496 km2 olup, nüfus yoğunluğu 74’tür. İlçe toprakları 1000- 1500 m yükseklikte bir platonun üzerinde yer alır. Batısını Kartal (Sof) Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Fırat Irmağı ve Karasu Çayı sular. Orta kesimde yer alan Araban Ovası, oldukça verimlidir.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve pamuktur. Zeytincilik yapılan ilçede bağlar ve fıstık ağaçları boldur. İlçe merkezi, Karasu Çayının iki yakasında kurulmuştur. İl merkezine 64 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Araban’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
İslâhiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.235 olup, 34.607’si ilçe merkezinde, 37.628’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlarla çevrili düzlüklerden meydana gelir. Batısında Amanos (Nur) Dağları, doğusunda ise Kartal (Sof) Dağı yer alır. Dağların orta kesiminde yer alan İslâhiye Ovası verimlidir. İlçe topraklarını sulayan akarsuların en önemlisi Karaçay (Karasu)dır. Bu akarsuyun üzerinde sulama gâyeli Tahtaköprü Barajı kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, soğan, şekerpancarı, pamuk, üzüm, zeytin, sarmısak, baklagillerdir. Akarsu kenarlarında yaygın olarak sebze yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık ve ormancılık başlıca geçim kaynağıdır. Orman ürünlerini işleyen, metal eşyâ ve makina üreten atölyeler başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında boksit ve dolamit yatakları vardır.
İlçe merkezi Gavur Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Haydarpaşa-Bağdat demiryolu ile Kahramanmaraş-Antalya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 88 km mesâfededir. Eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1894’te kurulmuştur.
Kargamış: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.380 olup, 3430’u ilçe merkezinde, 11.950’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Fırat Nehri topraklarını sular.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri antepfıstığı, zeytin, mercimek, buğday, pamuk, şekerpancarı ve sebze yetiştirilir. İlçe merkezi Fırat Nehri kıyısında kurulmuştur. Gaziantep-Akçakale-Nusaybin demiryolu ilçeden geçer. Kargamış ve Belkıs harâbeleri, târihî su yolları bu ilçededir. Eski ismi Barak’tır. Nizip ilçesine bağlı bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Kilis: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 121.752 olup, 82.882’si ilçe merkezinde, 38.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Musabeyli bucağına bağlı 57 köyü vardır. Yüzölçümü 1243 km2 olup, nüfus yoğunluğu 98’dir. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Balık Suyu, Afrin Çayı ve Sabun Suyu başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi tarım ve sınır ticâretine dayanır. Başlıca tarım ürünleri sebze ve meyvedir. En çok üzüm, zeytin, incir ve nar yetiştirilir. Ayrıca önemli miktarda buğday, arpa,mercimek, soğan ve sarmısak yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok Kilis keçisi ve koyun beslenir. Öncüpınar sınır kapısından Suriye ile sınır ticâreti yapılır. İlçe topraklarında fosfat ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi Acar Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 670 metredir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Asur yazılı tabletlerinde, Kilis’ten “Kitizi” diye bahsedilir. Hazret-i Ömer zamânında fethedilen Kilis, Yavuz Sultan Selim Han zamânında Osmanlı topraklarına katıldı. İl merkezine 44 km mesâfededir. Gaziantep-Suriye karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1883’te kurulmuştur.
Nizip: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 106.381 olup, 58.604’ü ilçe merkezinde, 47.777’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 81 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Kuzeyinde Gaziantep Platosu, güney kesiminde ise Barak Ovası yer alır. İlçe topraklarını Nizip Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; arpa, zeytin, buğday, üzüm, mercimek, antep fıstığı ve soğan olup, ayrıca az miktarda nohut ve pamuk yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine yönelik koyun ve keçi beslenir. Zeytinyağı ve sabun fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Nizip Çayı vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. Târihi çok eski bir yerleşim merkezidir. Târihî eserler bakımından zengindir. İlçe belediyesi 1911’de kurulmuştur.
Nurdağı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.609 olup, 7048’i ilçe merkezinde, 24.561’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, şekerpancarı buğday, üzüm, soğan ve baklagillerdir. İslâhiye ilçesi Fevzipaşa bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Kahramanmaraş sınırındadır.
Oğuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.661 olup, 9983’ü ilçe merkezinde, 32.678’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Elbeyli bucağına bağlı 20, Doğanpınar bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 92’dir. İlçe toprakları Tilbaşar Ovasında yer alır. Topraklarını Sacır Suyu ve Balık Suyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarmısak olup, ayrıca az miktarda incir, nar, pamuk, mısır, zeytin ve antepfıstığı yetiştirilir. Canlı hayvan ticâretine dayalı olarak Kilis keçisi ve koyun beslenir. Yaygın bir şekilde sınır ticâreti yapılır.
İlçe merkezi, Tilbaşar Ovasında Sacır Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 700 metredir. İlçenin etrâfı bağ ve bahçelerle kaplıdır. İl merkezine 16 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Yavuzeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.955 olup, 6864’ü ilçe merkezinde 17.091’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 463 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuyu ovayı sulayan Bozatlı Deresi olarak da bilinen Merzimen Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, mercimek, antepfıstığı ve pamuktur. Hayvancılık ikinci derecede gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Yavuzeli Ovasında kurulmuştur. Gaziantep-Adıyaman karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 37 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Gaziantep târihî ve turistik yerler bakımından olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasındaki yolların kavşak noktası olduğu için dış ve iç turizmi hareketlidir. Gaziantep ilinde 100’e yakın kale, höyük, harâbe, eski devirlere âit şehir kalıntıları, yüzlerce türbe, çeşitli devirlere âit çok sayıda câmi vardır.
Gaziantep Kalesi: Çok eski bir kaledir. Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd, 6. asırda Bizans İmparatoru Justinianus ve 16. asırda Osmanlılar tâmir ettirmiştir. Kale dâire şeklinde olup, duvarlarının uzunluğu, 1200 metredir. 26 burcu, câmi ve diğer yapıların kalıntıları ile kalenin etrâfında derin çukurlar vardır. Kale şehre hâkim bir yerdedir. Kale hakkında pekçok efsâneler vardır.
Revanda Kalesi: Gaziantep-Kilis arasındadır.Yapım târihi bilinmemektedir. Muhteşem bir yapı olup, duvar ve burçları sağlamdır. Kale içinde su sarnıçları ve yapı kalıntıları vardır.
Tilbaşar Kalesi: Oğuzeli ilçesine 10 km uzaklıktadır. Eski adı Türbessel’dir. Sultan Mes’ûd’un oğlu Kılıç Arslan 1149’da bu kaleyi feth etmiştir. Eski devirlerde büyük bir ticâret ve sanâyi şehriydi.
Ömeriye Câmii: Hazret-i Ömer zamânında yapılmış târihî bir câmidir. 1210, 1785 ve 1850’de tâmir görmüştür. Karataş ve al mermerden yapılan mihrabı, sanat şâheseridir. Düğmeci Mahallesindedir.
Şeyh Fethullah Câmii: Yazıcık semtindedir. On altıncı asır ortalarında Şeyh Fethullah bin Abdülkerîm tarafından yaptırılmıştır. Mihrâbı, minberi ve kırmızı mozaikleri meşhurdur.
Alâüddevle Câmii: Uzun Çarşı Mahallesindedir. Dulkadiroğullarından Alâüddevle Bozkurt Bey zamânında yapıldığı tahmin edilmektedir. Gördüğü tâmirâtlar yüzünden sâdece minâresi ilk günkü gibi zamânımıza kadar gelmiştir. Dulkadiroğullarından günümüze kadar ulaşan tek eser olarak bilinmektedir.
Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Câmii: Gâziler Caddesindedir. On sekizinci asır başlarında Kethüdâ Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çok köşeli minâre iki şerefelidir.
Ulu Câmi: Kilis ilçesindedir. Memlûkler döneminde Hacı Halil bin Abdullah tarafından 1334’te yaptırılmıştır. Kuzey tarafında dokuz kapı vardır. 1709 ve 1905’te tâmir edilmiştir.
Canbolat Bey Câmii: Kilis’te olup, Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde Beylerbeyi Canbolat Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli Osmanlı câmilerinin ince örneklerindendir. Tekye Câmii de denir. Kudüs’teki Kubbet-üs-Sahrâ’ya benzer. Mihrâbı taş işçilik bakımındançok güzeldir.
Şeyhler Câmii: Kilis’in Şeyhler Mahallesindedir. 1665’te Abaza Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minâresi sekiz köşeli olup, kalın ve kısa gövdelidir.
Leylek Câmii: Nizip ilçesinde olup, çok eski ve târihî hâtırası büyük mânevî değeri olan bir câmidir. İlkbaharda leylekler gelince, bu câminin şerefesine yuva yapmalarından dolayı bu isim verilmiştir. Büyük İslâm kumandanlarından Hâlid bin Velîd radıyallahü anh, Irak’ta Bizans ordusunu yenince, Nizip’e gelip, Leylek Câmiinde misâfir kalmıştır. Çok sevdiği Hasan Mader’i (rahmetullahi aleyh) bu câmiye imâm tâyin etmişti. Bu zâtın türbesi câminin bahçesindedir. O zamâna âit câmi, zamanla yıkılınca, yeniden tâmir edildi.
Ramazaniye Medresesi: Ahmed Çelebi Câmii yanındadır. 1713’te Seyyid Ahmed bin Şeyh Ramazan tarafından yaptırılmıştır. Aslı tek katlı olan medresenin üstüne günümüzde bir kat daha ilâve edilmiştir.
Mevlevîhâne: Kilis’te hükûmet konağı karşısındadır. Kitâbesinden 1525’te Abdülhamîd Murtaza Efendi tarafından Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî adına yapılmıştır. Halk arasında Aktekke adıyla bilinmektedir. Bâzı bölümleri günümüze ulaşmamıştır.
Debbağhâne Köprüsü: İl merkezinde Alleben Deresi üzerinde yapılmıştır. Yıkık vaziyettedir. Kitâbesinden 1259’da Melik Nâsır tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Taş Köprü: Nizip Çayı üzerindedir. 1468’de yapılmıştır. 1942’de Hacı Reşîd Efendi tâmir ettirmiştir. 1953’te sel felâketinde tahrib olunca, halk tarafından tâmir ettirilmiştir. Uzunuluğu 23 m, yüksekliği 4.80 m olup, beyaz taştan yapılan üç ayağı vardır.
Eski çağlara âit eserler:
Gaziantep ve çevresinin çok eskiden beri yerleşim merkezi olduğu bilinmektedir. Eski devirlerin en önemli merkezleri olan Tılmen Höyük ve Gedikli bu bölgededir.
Kilise: Nizip’te Romalılardan kalmadır.Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem dünyâyı teşrif ettiklerinde (doğum günü) haçları yıkılan (uçan) 7 kiliseden biridir. Burası uzun zaman câmi olarak kullanılmıştır.
Yeşemek Heykel Atelyesi: İslâhiye’nin 20 km yakınındadır. Karatepe’nin kuzey sırtında kurulmuş açık hava atelyesidir. Dünyâda bir benzeri yoktur. Etilerden kalmadır. Heykeller burada yapılır, sipâriş edilen yerde ise ince işçiliği tamamlanırdı. Hâlen yüzlerce heykel bulunmaktadır.
Kaya Mezarları: Dülükbaba, Ayizlitepe, Dülük ve Halilbaş köyleri civârında bulunan bu mezarlar, 5-15 basamak ile inilen yeraltı mağaraları içindedir. Mağaralarda 3 ile 9 tâne kayadan oyma sâbit lâhitler bulunmaktadır. Romalılardan kalmadır.
Kargamış: Kargamış ilçesi yakınındaki “Kargamış” eski devirlerin en büyük şehirlerinden biriydi. Şehri M.Ö. 10. asırda Hititler kurmuşlardır. Kazılarda Hititlerle ilgili çok eser ortaya çıkarılmıştır. Kargamış harâbelerinden çıkan 10 heykel İngiltere’ye kaçırılmıştır. Bunlar “British Müzesi’ndeki en kıymetli eserlerdir. Gaziantep müzesinde sert taştan “ortostad” (dik düzgün duran taş) parçası, M.Ö. 800 yıllarına âittir. Törene iştirak eden bir insan tasviridir. Geç Hitit devrine âittir.
Belkıs (Zugma): M.Ö. 3. asırdaki bir şehrin kalıntılarıdır. Kale, saray, sarnıç, hamam ve çeşitli harâbeler vardır. Nizip-Birecik karayolu üzerindedir. 30 merdivenle inilen yeraltı mahzeni ilgi çekicidir. Belkıs köyü Nizip’e 10 km uzaklıktadır. Buradan çıkarılıp İtalya, Fransa ve İngiltere’ye kaçırılan eserler, bu ülke müzelerindedir. Kalesi yüksek bir yerdedir.
Kiriş (Korus) “Horoz” Harâbeleri: Kilis’e 20 km mesâfededir. Yapılan kazılarda Romalılar ve İskender devrine âit kale, tiyatro, tapınak harâbeleri ile câmi, çok sayıda sütun başlığı ve Roma sikkeleri bulunmuştur. Câmi yanında hazret-i Dâvûd aleyhisselâmın komutanlarından Orya Nebi’ye âit türbe vardır. Kale içindedir.
Düllük: Gaziantep’e 10 km uzaklıkta târihî ve eski bir şehirdir. Pekçok harâbeler mevcuttur. “Düllûk” ve “Delük” de denir.
Zincirli (Şamal): M.Ö. 1200 yıllarında Hititlerden kalma bir şehirdir. Asurlular tarafından ele geçirilmiştir. Şehir harâbelerinden çıkarılan eserler Ankara ve Berlin müzesindedir. Burası küçük bir Hitit Krallığıydı. Asurlular işgâl ettiler.
Sakçagöz (Keferdiz) Caba Höyük: Saçagöz köyü yakınındadır. Aksu ve Karasu Vâdisinde dört Hitit krallığı vardı. Berlin Müzesinde 971 numaralı “kralın arslan avı” taş üzerindeki kabartma bu höyükten kaçırılmıştır.
Cıncıklı: İslâhiye yakınlarındadır. İslâhiye geçidini korumak için Bizanslılar yapmıştır. Renkli mozayik ve geometrik şekilli resimlerle süslüdür.
Gedikli (Kara) Höyük: Kazılarda eski devirlerden kalma eserlerle Roma’ya âit seramik ve sikkeler bulunmuştur.
Şehitlik Anıtı: Antep savunmasında şehid düşenlerin hâtırasına dikilen anıttır.
Şâhinbey Anıtı: Gaziantep-Kilis yolu üzerindedir. Fransızlara karşı savaşda 28 Mart 1920’de şehîd düşen Şâhin Bey için yapılmıştır.
Arkeoloji Müzesi: Selçuklu devrine âit medresede kurulan bu müzede önemli Hitit eserleri vardır. Müze daha önce Nuri Paşa Câmiindeydi.
Mesîre yerleri:
Orman bakımından zengin olmayan Gaziantep’te mesîre yerleri olarak bağlık ve bahçelik yörelerden ve pınarbaşlarından faydalanılmaktadır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Kavaklık: Gaziantep’in içinden geçen Alleben Deresi çevresinde 400 dönümlük yeşil ve ağaçlık bir bölgedir.
Dutluk: İl mekkezine 5 km uzaklıkta, dut ve kayısı ağaçları, soğuk pınarları ve bahçeleri ile güzel bir mesîre yeridir.
Sofdağı: İl merkezine 15 km uzaklıkta havası, suyu ve manzarası çok güzel bir piknik yeridir.
Başpınar: Gaziantep’e 10 km mesâfede soğuk suları ve yeşilliğiyle meşhur bir mesîre yeridir.
(:::)ınar: Kilis yolu üzerindedir. Yerden sıcak su fışkırır. Burada yapılan çiğ köfte meşhurdur.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Edirne Hakkında Bilgiler

EDİRNE
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 6276 km2
Nüfûsu           : 404.599
İlçeleri           : Merkez, Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Süloğlu, Uzunköprü
Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alan; Türkiye’nin Avrupa yakasında ikinci büyük ve serhat şehri. Sınır kapısı, “Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası” olarak vasıflandırılan ve Osmanlı Devletinin ikinci başkenti ve “müze şehir” Edirne’nin doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ, güneydoğusunda Çanakkale, batısında Yunanistan, kuzeybatısında Bulgaristan, güneyinde ise Ege Denizi bulunmaktadır. İl toprakları 40°30’ ve 42° 00’ kuzey enlemleri ile, 26°00’ ve 27°00’ doğu boylamları arasında yer alır.Trafik kod numarası 22’dir.
İsminin Menşei
Edirne,Roma İmparatoru Hadrianus tarafından M.S. 120’de yeniden îmâr edildiği için, buna izâfeten, “Hadrianapolis” ismi verilmiştir. Doğu Roma (Bizans) zamânında “Adrinople’” olarak anılmış, Türkler Edirne’yi fethedince, ilk önce “Edrine” demişler, sonradan bu kelime halk arasında “Edirne” olmuştur.
Târihi
Türk-Osmanlı târihinde büyük bir yeri olan serhat şehri Edirne’ye, ilkçağda Trak kabilelerinden Betlegerriler ve ardından Odrysler yerleşmişlerdir. M.Ö. 4. asırda Makedonyalılara, sonra Roma İmparatorluğuna ve M.S. 395’te Roma’nın parçalanması ile Doğu Roma (Bizans)ya geçmiştir. M.S. 586’da Avar Türkleri kuşatmış, fakat alamamıştır. Bulgar Türkleri, 914’te Edirne’yi almışsa da, kısa bir müddet sonra Bizanslılar geri almışlardır. 1050 ve 1078’de Peçenek Türkleri kuşatmıştır.
Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçmesinden kısa bir müddet sonra, 1361 Temmuzunda Hacı İl Bey ve Evranos Bey emrindeki Türk ordusu tarafındanBizanslılardan alınarak fethedilmiştir. Edirne tekfuru kuşatma esnâsında Enez’e kaçmıştır. Tekfursuz kalan şehir halkı, dînî liderlerine “Ne yapalım?” diye sorar. Papazlar güzel kızları su almak için sur dışına gönderirler.Türk askerleri bu kızlara bakmaz bile. Ayrıca üzüm bağlarından yenilen üzüm kütüklerine paralarının bir mendil içinde bağlanmış olması üzerine, bu ordunun yenilmeyeceğini anlayan papazların tavsiyesi üzerine şehir halkı, Osmanlı komutanı Lala Şahin Paşaya teslim olurlar. Edirne 1361-1453 arasında Osmanlı Devletinin başşehri olmuş ve 91 sene başşehirlik yapmıştır. Birinci Murad Han,Avrupa fütûhâtını buradan başlatmıştır.
Fetret devrinde (1402-1413) Emir Süleymân ve kardeşi Mûsâ Çelebi’nin başşehri olmuştur. 1413’te pâdişah olan Çelebi Sultan Mehmed, uzun müddet Edirne’de kalmıştır. İkinci Murad Han zamânında,Edirne’nin ve çevresinin Türk-Osmanlı mîmârîsi ile yeniden inşâ edilmeye başlandığı görülür.Trakya ulaşımı bir ağ gibi örülmeye başlanmış, târihî Uzunköprü köprüsü yapılmış, Ergene nehri üzerinde iç kısımlara doğru ulaşım sağlanmıştır. İstanbul fethinde kullanılan toplar “Tophâne Bayırı’nda” dökülmüştür.Türk akıncılarının üssü hâline gelenEdirne Kalesi,İstanbul’un fethine zemin hazırlayan müstahkem mevki hâline gelmiştir.Üs olan Edirne Osmanlı Türk hükümdârlarının İstanbul’dan sonra en hoşlandıkları bir şehir olmuştur. Hattâ bâzıları Edirne’yi İstanbul’a tercih etmişlerdi.
Dördüncü Mehmed (1648-1687) ile kardeşleri İkinci Süleymân (1687-1691) ve İkinci Ahmed’in oğlu İkinci Mustafa (1695-1703) uzun süre Edirne’de oturmuşlardır. Bu devirde İstanbul bir kaymakam (Başbakan vekîli) tarafından yönetiliyor, devletEdirne’den idâre ediliyordu. Bu durum bâzılarının menfaatlerine dokunduğu için huzursuzluğa sebeb oldu. “Edirne Vak’ası” denilen hâdise ile İkinci Mustafa tahttan indirildi.Yerine kardeşi Üçüncü Ahmed pâdişâh oldu. Dördüncü Mehmed ile kardeşi İkinci Süleymân ve İkinci AhmedEdirne’de vefât ettiler.
Edirne, Osmanlı devrinde merkezi Sofya’da bulunan Rumeli Beylerbeyliğine (Eyâletine) bağlı bir vilâyetti. Edirne kâdısı, Osmanlı Devletinin İstanbul kâdısından sonra en yüksek rütbeli kâdısı sayılırdı. Edirne bir ilim merkezi, medreseler (üniversiteler) şehriydi. Tanzimâttan sonra Edirne vilâyeti (eyâleti) kuruldu. Doğu ve Batı Trakya Edirne’ye bağlandı. Balkan Harbinden sonra Batı Trakya (2 vilâyet)Bulgaristan’a bırakıldı.
1700 senesinde, Edirne 350 bin nüfûsu ile dünyânın en büyük birkaç şehrinden biriydi. Bunlar; İstanbul, Pâris, Londra ve Edirne idi. On sekizinci asırdan îtibâren gerilemeye başladı. 1745 senesinde çıkan büyük bir yangınla 60 mahalle kül oldu. 1751 yangını da 1745’teki yangın şiddetindeydi.
Edirne 4 defâ istilâya uğramış ve çok zarar görmüştür. 1829’da Ruslar Edirne’ye girmiş bir kaç ay kalmıştır. İkinci Sultan Mahmud, Edirne’de 10 gün kalarak halkın moralini takviye etmiş, istilânın tahribâtının yeniden îmârı için emir vermiştir. 20Ocak 1878’de Edirne’ye giren Ruslar 13 ay kalmışlar ve şehri tahrib etmişlerdir. Balkan Harbinde Şükrü Paşanın kahramanca savunmasına rağmen, açlık sebebiyle, Bulgarlara 26 Mart 1913’te teslim oldu. 4 ay sonra Türk ordusu 22 Temmuz 1913’de Edirne’yi geri aldı. Birinci Dünyâ Harbinden sonra 1920 Temmuzundan 25 Kasım 1922’ye kadar Yunan ordusunun işgâlinde kalan Edirne, çok geriledi ve dünyâda Edirne derecesinde gerileyen başka bir şehir görülmedi. Lozan Antlaşması ile EdirneTürkiye sınırları içine alındı. Cumhûriyetten sonra Edirne kendi adını taşıyan ilim merkezi oldu. İkinci Dünyâ Harbinde Edirne boşaldı ve çok sıkıntılı günler yaşadı.
Fizikî Yapı
Trakya’nın batısını teşkil eden Edirne toprakları, geniş düzlükler ve basık tepelerden meydana gelir. Arâzinin % 78’i platolar, % 5’i dağ ve yaylalar ve % 17’si ovalardan ibârettir.Akarsu ve göl bakımından da zengin sayılır. % 25’i orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Dağları: Bellibaşlı dört dağ silsilesi vardır. Istıranca Dağları, Uzunköprü Dağları, Koru Dağları, ve Çandır Dağları. En yüksek yer Korudağ (Yerli Su Tepesi) 720 metredir. Diğer dağların yüksekliği azdır. Bakacak Kuletepesi (590 m), Çandır Tepe (385 m), Süleymâniye Tepesi (378 m), Hasır Tepesi (385 m) ve Hızır İlyas Tepesi (378 m)dir. Dağlar orman ve fundalıklarla kaplıdır.
Ovaları: Edirne ilinin mühim kısmı 0-250 m yüksekliktedir. Topraklarının % 78’i plato ise de bunlar ova görünümündedir. Ovalar ise % 17’dir. Ergene, Tunca, Kazanova ve İpsala ovaları başlıca geniş ovalarıdır. Düzlükler doğudan batıya doğru gittikçe alçalır. Meriç Ovasına kavuşur. Meriç ile Ergene arasında kalan arâzi hafif dalgalı ve yarımada şeklindedir. Keşan ve Enez arası 250-500 m arasındadır. Ergene Ovası; Ergene Vâdisi ile Uzunköprü ve Meriç ilçelerinin mühim kısmını ihtiva eder. Ergene Irmağı sık sık taşarak mil bıraktığı için arâzi çok verimlidir.Tunca Irmağı vâdisinde bulunan ovalara, Tunca Ovası denir.
Meriç Vâdisinde Kapıkule-Edirne arasında kalan ovaya Kazanova denir. İpsala Ovası en büyük ovadır. Sulu ve kuru tarım yapılır. İpsala ve Enez topraklarını ihtivâ eder. Edirne’de yaylalar çok azdır.Yerli Su Tepesi (Keşan)-Çandır (Enez)-Hisarlı (Lalapaşa), Yazın (Lalapaşa) ve Ömeroba çok güzel manzaralı ve su kaynakları zengin yaylalardır.
Akarsuları: Edirne, akarsu bakımından zengin, fakat su rejimleri düzensiz ve kontrolsüzdür. İlkbahar ve sonbaharda taşmalar olur. Başlıca akarsuları şunlardır:
Meriç: Edirne’ye Bulgaristan’dan girer. Türk-Yunan sınırını çizer. Edirne yakınında Arda ve Tunca nehirlerini alır. Dimetoka yakınında, Yunanistan’dan gelen Kopkino Çayını alır. Balabancık yakınında Ergene Çayı ile birleşir. Enez yakınlarında Ege Denizine dökülür. Taşmaları önlemek için Uzunköprü-Altınyazı Barajı yapılmıştır. Arda ile birlikte debisi 193 m3tür. Nehir balık bakımından zengindir. Arâzinin sulanmasında kullanılır. Derinliği 60-520 cm arasındadır. Edirne il sınırları içindeki uzunluğu 185 km’dir. Arda Nehri: Pazarkule sınır kapısından giren Arda, 1 km sonra Meriç ile birleşir. Tunca Nehri: Bulgaristan’dan Uzunbayır civârında Türk topraklarına girer. 32 km yol alarak, Bülbül Adasında Meriç’le birleşir. Ergene Nehri: Kırklareli’nin Istıranca Dağlarından çıkar. Pehlivanköy ilçesinde, Edirne sınırlarına girer. İpsala-Sarıcaali köyünde Meriç’le birleşir. Bütün uzunluğu 230 km ise de Edirne’deki kısmı 72 km’dir. Süleoğlu Deresi: Süleoğlu köyü civârından çıkar. Hıdırca yakınında Ergene Nehrine karışır. 79 km’dir. Ayrıca, Başamaklar Deresi (27 km) Pravadi Deresi (42 km) Keşan Deresi (32 km) ve Büyükdoğan Deresi (33 km) vardır.
Göller: Edirne tabiî ve baraj gölleri ile göletler bakımından en zengin illerden biridir. Gala Gölü: Enez ilçesinde 8 km2lik bir göldür. Etrâfı bataklıktır. Meriç taşınca gölle birleşir.Tuzludur.Sulamada kullanılmaz. Balığı boldur. Derinliği 70 santimdir. Dalyan Gölü: Enez ilçesi güneyindedir. Çok tuzlu ve sodyumludur. Derinliği 1-1,5 metredir. Çevresi kumluktur. Sulamada kullanılmaz.Yüzölçümü 3,5 km2dir. Taşaltı Gölü: Dalyan Gölünün doğusundadır. Sığ bir göldür. Derinliği 80 cm’dir. Yüzölçümü 70 hektardır. Suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklıktır. Bir kısmında ise çeltik ekimi yapılır. Pamuklu Gölü: Gala ile Sığırcık Gölü arasındadır. Yüzölçümü 2,5 km2dir. Derinliği 70 cm’dir. Etrâfı bataklık ve sazlıktır. Sığırcık Gölü: Yüzölçümü 2 km2, derinliği az, suyu tuzludur. Kıyılarının bir kısmı bataklık ve sazlıktır. Altınyazı Barajı: Uzunköprü-Altınyazı köyündedir. 2300 hektarlık arâzi sulanır ve 1490 hektar aâazi su taşkınlarından korunur. Kadıköy Barajı: Büyükdoğanca Deresi üzerindedir. 42 milyon m3 su toplanır. 4 bin hektar arâzi sulanır. Başamak Deresi: Üzerinde 9 m yükseklikte ve 900 m uzunlukta bir set ile toplanan sular taşkınları önler. Bu su 12 km’lik bir kanalla Altınyazı Barajına aktarılır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Edirne ilinde çeşitli iklim tipleri görülür.Toprakları fazla engebeli olmadığı ve denize kıyısı olduğu halde Balkanların şiddetli kara iklimi hüküm sürer. Ayrıca Akdeniz’in ılık ve yağışlı iklimi ile bâzan Karadeniz iklimi görülür. Balkan yarımadası, Orta Avrupa, Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara denizinin tesiri altındadır. Ergene havzasında kara iklimi hüküm sürer. Kışlar sert ve kar yağışlı, yazlar sıcak geçer.Senelik ortalama yağış miktarı 597 milimetredir.
Topraklarının % 57’sinde tarım yapılır. % 14’ü çayır ve mer’alıktır. Orman ve fundalıklar %25’tir. Ekime müsâit olmayan arâzi % 4’tür. Trakya’nın en verimli topraklarıdır. Ergene Havzası, bozkır görünümündedir. Ormanlarında meşe, kızılçam ve karaçam ağaçları çoğunluktadır. Koru Dağları ile Saros Körfezi arasında kalan kısım makiliktir. Edirne nemli ve rüzgârlıdır. Rüzgârlar buharlaşmayı önler. Bu ise bitki örtüsünün çeşitli olmasını temin eder.
Ekonomi
Edirne’nin ekonomisinde ağırlık tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 73’ü tarım, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılasının % 42’si tarımdan elde edilir. Sanâyi hızla gelişmektedir. Avrupa’yı Ortadoğu’ya, Anadolu ve İstanbul’a bağlayan transit yol buradan geçer.
Tarım: Edirne’de çeşitli tarım ürünleri yetişir. Ovaları çok bereketlidir.Tarla tarımı çok gelişmiştir. Tahılda buğday, sanâyi ürünlerinde şekerpancarı ve ayçiçeği ön sırayı alır. Meyvecilikte, kavun, karpuz yetiştiriciliği ve bağcılık ileridir. Son 10 senede tarım ürünleri bir kat artmıştır. Buğday, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı, fasulye, susam, kolza, domates, patlıcan, pırasa ve lahana ilde yetiştirilen başlıca tarım ürünleridir.Meyve olarak kavun, üzüm, karpuz, elma, armut, erik, kızılcık ve bâdem önemli yer tutar. Sulama, gübreleme ve modern tarım araçları kullanma husûsunda önde gelen iller arasındadır.
Hayvancılık: Çayır ve mer’aların gittikçe azalmasına rağmen hayvan potansiyeli yüksektir. Koyun, kıl keçisi, sığır ve manda beslenir. Koyunların çoğu kıvırcıktır. Eti yağsız, sütü bol ve yapağısı kalitelidir.Kışın Balkanlardan gelen yaban ördek sürüleri boldur. Beyaz peyniri meşhurdur.
Ormancılık: Yüzölçümünün % 25’i orman ve fundalıklarla kaplı ise de Edirne orman bakımından zengin sayılmaz. 160 bin hektara yakın orman sahasının 20 bin hektarı koruluktur. Her sene bu ormanlardan 25 bin m3 sanâyi odunu ile 20 bin m3 yakacak odun elde edilir.
Mâdenleri: Edirne’de çıkarılan başlıca mâden linyittir.Keşan, Demirhanlı, Küçük Doğanca, Enez ve Meriç linyit ocaklarından senede yaklaşık 50 bin ton linyit çıkarılır. Türkiye ihtiyâcının yarısını karşılayacak tabiî gaz rezervleri Trakya’da bulunmaktadır. Edirne’de tabiî gaz ve petrol aramalarına devâm edilmektedir.
Sanâyi: Yakın zamâna kadar Edirne’nin sanâyii tarıma dayalı, yağ, un, beyaz peynir ve kaşar peyniri fabrika ve mandıralarından ibâretti. Son 10 senede sanâyi hızla büyümüştür. Mühim kısmı imâlat, gıdâ, tarım, sıhhi tesisat malzemeleri, dokuma ve deri sanâyiine âittir.
Ulaşım: Edirne Türkiye’nin Avrupa’daki sınır kapısıdır.Anadolu’yu, İstanbul’u, Ortadoğu’yu Avrupa’ya bağlayan kara ve demiryolları Edirne’den geçer. Avrupa’dan Türkiye’ye giren 4 sınır kapısından 3’ü Yunanistan ve biri Bulgaristan sınırındadır. Kapıkule sınır kapısından başlayan E-5 Karayolu, Edirne-Havsa-Babaeski-Çorlu-Silivri-İstanbul güzergâhını tâkip eder. İpsala sınır kapısından başlayan yol, İpsala-Keşan-Malkara-Tekirdağ-Silivri güzergâhını tâkip eder ve E-5 Karayolu ile birleşip İstanbul istikâmetine devâm eder. Edirne ile ilçeleri birbirine asfalt yollarla bağlanmıştır. Köy yolları düzgündür. Motorlu araç sayısı hızla artmıştır. Demiryolu bakımından da Edirne işlek bir yerdedir. Hergün İstanbul-Sofya-Venedik-Paris, İstanbul-Sofya-Belgrad-Zagreb-Viyana, İstanbul-Sofya-Bükreş-Moskova seferleri karşılıklı olarak Kapıkule’den yapılır.Ayrıca İstanbul-Selanik-Atinatren seferleri Uzunköprü ve Eskiköy üzerinden yapılır. 230 km’lik düzgün bir yolla İstanbul’a bağlıdır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 404.599 olup, bunun 210.421’i ilçelerde, 194.178’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6276 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2 başına 64 kişidir.
Örf ve âdetleri: Edirne târih boyunca Avrupa ve Asya arasında göç, akın, istilâ ve sefer yolu üzerinde olduğu için, çeşitli kültürler bu bölgede hâkim olmuştur. 1361’de Osmanlı Türklerinin fethiyle, Türk-İslâm kültürü hızla yerleşmiş ve diğer kültürler unutulmuş, sâdece bâzı harâbe ve târihî kalıntıları kalmıştır. Edirne’de Türk-İslâm gelenekleri hâkimdir. Kıyâfet: Mahallî kıyâfet gittikçe kaybolmakta, sâdece düğün, bayram ve folklor gösterilerinde kullanılmaktadır.Yine de köylerde şalvar ve yelve gibi elbiselerin giyilmesi yaygındır. Yemekleri: Mahallî yemekleri tarhana, bâdem ezmesi, ciğer sarması, mazmaza ve akıtma (mayalı, ince), mantı ve katmer, bakla tavası, çerkes tavuğu, nemse böreği, gözleme’dir. Türküleri: Göçlere, bozgunlara, yağma ve istilalara mâruz kalan mahallî halkın türküleri acı, yanık ve hasretleri aksettirir.Oyunları: Trakya bölgesinin oyunlarıdır. Erkekler kendi aralarında davul ve zurna ile, kızlar kendi aralarında darbuka ile oynarlar. Başlıcaları kasap oyunu, Debreli Hasan, mendil, alaybeyi ve karşılamadır. Oyunlar sona doğru çok hareketlenir. El sanatları: Ahşap işçiliği, oyma, kakma, boya bezekli çalışmalar çok ilerlemiş ve bu tür eserlere “Edirne-kâri” denmiştir.Trabzan ayakları, tavan işlemeleri, sini-sofra altları, dolaplar, çekmeceler sanatkârâne şekilde yapılır.Süpürge darısından yapılan süpürgecilik yaygındır. Edirne’nin peyniri, süpürgesi, kokulu ve renkli sabunu, bâdem ezmesi ve devâimisk ismindeki macun şeklinde helvası meşhurdur.
Kırkpınar güreşleri: 14. yüzyılın ikinci yarısından îtibâren Edirne’nin Kırkpınar mevkiinde güreş şenlikleri düzenlenir. Süleymân Paşanın Rumeli’yi fetihleri sırasında (1346-1358) Anadolu’dan Rumeli’ye geçenTürk askerleri bu bölgede mola verirken 40 er birbiriyle güreşe başladılar. Bu 40 er birbirini yenemedi ve güreşteyken öldüler. Seneler sonra arkadaşları seferden (akınlardan) dönünce arkadaşlarının kabrini ziyâret ettiklerinde soğuk, gür bir pınarın aktığını görürler. “Kırklar pınarı” zamanla “Kırkpınar” olur.Rumeli’yi fethedenkırk şehîdi yâd etmek için tertiplenen “Kırkpınar Güreşleri” zamanla an’ane hâline gelir. (Bkz. Kırkpınar Güreşleri)
Yiğitlerin harman olduğu er meydanı Kırkpınar’daki güreşlerde baş pehlivan olarak Aliço, Koca Yusuf, Hergeleci İbrâhim,Adalı Halil ve Kurtdereli Mehmed yetişmişlerdir.Avrupa ve Amerika’da bütün râkiplerini yenen Adalı Halil’in kabri Kasımpaşa Câmii yanındadır.Her sene güreşçiler, güreşe başlamadan kabrini ziyâret ederler.Adalı Halil, Kırkpınar’da tam 18 sene başpehlivan olmuştur. 
Allah,Allah, İllallah;
Hayırlar gele inşallah.
Pirimiz,Hamza Pehlivan,
Aslımız, neslimiz, pehlivan.
İki yiğit çıkmış meydana,
Birbirlerinden merdane.
Biri here, biri kara,
İkisinin de zarı pâre.
Alta düştüm diye yerinme,
Üste çıktım diye sevinme.
Alta gelirsen apış,
Üste çıkarsan yapış.
Vur sarmayı kündeden at,
Gönder Muhammed’e salevât.
Seyirttim gittim pınara,
Allah ikinizin de işini onara... 
Eğitim:Edirne 1362’den bu yana ilim ve kültür merkezi olmuştur. Okur-yazar nisbeti %85’tir. Okulsuz köy yoktur. Bâzı köylerde ortaokul vardır.İlde 88 ana okulu, 318 ilkokul, 91 ortaokul, 12 lise ve 17 meslekî ve teknik okul bulunur. Tıp Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Keşan Meslek Yüksek Okulu, Mühendislik ve Mîmârlık Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Trakya Üniversitesine bağlı kuruluşlardır.
Yetişen meşhurlar: Edirne, târihî, kültürel bir merkez olarak pekçok büyük meşhurun yetiştiği bir beldemizdir. On altıncı yüzyıl seyhülislâmlarından, büyük âlim Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi, 1775’te şeyhülislâm olan Topkapılızâde Mehmed Emîn Efendi, Sezâi Hasan Dede, 15. asrın ilk yarısının büyük şâiri İvaz Paşazâde Atâyî, meşhur tezkire yazarı Şehî, Şakayik mütercimi Mecdî, İbret-Nümây-i Devlet yazarı Hicrî, 17. asrın büyük şâiri Cevrî; 18. asır târihçilerinden Örfî Edirne’de doğan, yetişen ve şöhretleri asrını aşan ilim ve sanat adamlarından sâdece birkaçıdır.
İlçeleri
Edirne’nin biri merkez olmak üzere 8 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 124.361 olup 102.345’i ilçe merkezinde 22.016’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 22, Karakasım bucağına bağlı 6, Sırpsındığı bucağına bağlı 7 köyü vardır.İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Tunca ve Meriç ırmakları topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, şekerpancarı, susamdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.Süpürge otu üretimi ve süpürgecilik başlıca gelir kaynağıdır. Dokuma, un, çeltik, yağ, süt ürünleri, tuğla ve kiremit, yem, salça, karton-mukavva fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Tunca, Meriç ve Arda nehirlerinin birleştiği verimli toprakların yamaçlarında kurulmuştur.Türkiye-Bulgaristan arasındaki sınır kapısı olan Kapıkule ilçenin batısındadır. Trakya’nın en büyük şehri olup Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısıdır.Osmanlı Devletine başkentlik yapan Edirne,İstanbul’dan sonra târihî eser bakımından yakın zamanın en zengin şehriydi. Geçirdiği iki büyük yangın, bir deprem ve dört istilâ ile târihî eserler oldukça imhâ olmuştur. Yalnız Fâtih devrinde Edirne’de 28 câmi ve 7 medrese (Üniversite) açılmıştır.Günümüzde târihî eser bakımından İstanbul ve Bursa’dan sonra, kütüphâne (kitap) bakımından ise İstanbul,Ankara ve Bursa’dan sonra gelir.Merkez ilçe (Edirne), 1850 senesine kadar Osmanlı Devletinin İstanbul ve Kâhire’den sonra üçüncü büyük şehriydi. 1850’de dördüncü, 1875’te onuncu, 1900’de onuncu, 1915’te sekizinci şehri oldu. Günümüzde ise Türkiye’nin 36. şehridir. Dünyânın hiçbir şehri bu derece hızla gerilememiştir.
Enez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 12.700 olup, 3509’u ilçe merkezinde, 9191’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 19 köyü vardır.Yüzölçümü 458 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle çevrili geniş tabanlı vâdilerden meydana gelir. Doğusunda Işıklar ve Koru dağları yer alır. İlçe topraklarını Meriç Irmağı sular. İpsala Ovasının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Akarsu vâdilerinde küçük ovalar vardır. Meriç bağlantılı Gala Gölü 8 km2 yüzölçüme sâhiptir. Ayrıca irili ufaklı küçük göller vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, arpa ve susam olup, ayrıca az miktarda pirinç, fasulye, nohut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir. Kaşarpeyniri olan kaşkaval ve Edirne türü beyaz peynir üretilir. Meriç ağzında balıkçılık yapılır.
İlçe merkezi Meriç Irmağının güneyi ile Dalyan arasında kurulmuştur.Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Ege kıyılarında yazlık evler ve tâtil siteleri vardır. Has Yunus Bey tarafından 1456’da Osmanlı topraklarına katılan ilçe önemli bir liman kentiydi. Meriç’in ağzının çamurla tıkanıp ulaşıma kapanması yüzünden bu önemi kaybetmiştir. Enez 1953’te ilçe merkezi oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Havsa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.900 olup, 9237’si ilçe merkezinde, 18.663’ü köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Hasköy bucağına bağlı 4 köyü vardır.Yüzölçümü 545 km2 olup, nüfus yoğunluğu 51’dir. İlçe toprakları Ergene Irmağının kenarlarındaki geniş düzlüklerden ve bunların etrafındaki hafif engebeli arâziden meydana gelir. Ergene Irmağı ve kolları ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, pirinç, arpa, kozla, kavun ve karpuzdur. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. Yağ, un, dokuma ve süt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Edirne-İstanbul karayolunun güneyinde kurulmuştur. İl merkezine 27 km mesâfededir. İlçe, Fâtih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Mahmud Paşaya verildiğinden, ilk zamanlar Havass-ı Mahmud Paşa adıyla anıldı. Daha sonraları bu isim Havsa olarak değişime uğradı. 1954’te ilçe merkezi olan Havsa’nın belediyesi 1941’de kurulmuştur.
İpsala: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 36.122 olup, 9212’si ilçe merkezinde 26.910’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, İbrik Tepe bucağına bağlı 6 köyü vardır.Yüzölçümü 753 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları alçak tepelerle engebelenmiş dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında İpsala Ovası yer alır. Ovayı Meriç Irmağı sular. Başmaklar Deresi üzerinde sulama amacıyla kurulan Altınyazı Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, pirinç ve şekerpancarı, fasulye, üzüm, arpa, kavun ve karpuz olup, ayrıca az miktarda elma, armut ve susam yetiştirilir. Hayvancılık yaygındır. En çok kıvırcık koyunu, sığır ve manda beslenir. Mandıralarda beyaz peynir, kaşkaval tipi kaşar peyniri ve ova kaşarı üretilmektedir.Yağ, çeltik ve un fabrikaları vardır.
İlçe merkezi, İpsala ovasının kuzeydoğusunda bir tepenin eteklerinde kurulmuştur.İl merkezine 108 km mesâfededir.Osmanlı Devleti zamânında İstanbul’u Selânik’e bağlayan yol üzerinde önemli bir konaklama yeriydi. Daha sonra bu önemini kaybetti.Osmanlı Devletine asırlarca at yetiştiren bir merkez olup, 1928’de ilçe olmuştur. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Keşan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 71.133 olup, 40.656’sı ilçe merkezinde 30.477’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1087 km2 olup, nüfus yoğunluğu 65’tir. Merkez bucağına bağlı 20, Mecidiye bucağına bağlı 5 ve Yerlisu bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Güneydoğusunda Koru Dağı yer alır.İlçe topraklarını Keşan Deresi ile Büyükdoğanca Deresi sular.Saroz Körfezi kıyısındaki Tuzla Gölü ve sulama amaçlı Kadıköy Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, arpa, kavun, karpuz olup, ayrıca az miktarda pirinç, mısır, üzüm, elma, armut, susam ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Mandıralarda kaşkaval türü kaşar peyniri üretilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.Çeltik, yağ, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gelibolu-İstanbul ve İstanbul-İpsala karayollarının kesiştiği noktada yer alır.İşlek yolların kavşak noktasında yer alması ve askerî birliklerin olması ilçenin gelişmesine sebeb olmuştur. İl merkezine 102 km mesafededir. İlçe belediyesi 1866’da kurulmuştur
Lalapaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.297 olup, 1248’i ilçe merkezinde, 10.049’u köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 554 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe topraklarını İstranca Dağları engebelendirir. Alçak olan dağlar, akarsular tarafından parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Tunca Irmağı, Sinanpaşa Deresi ve Süloğlu Deresi toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği ve arpa olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, armut ve şekerpancarı yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiş olup, kıl keçisi ve koyun beslenir. Gelişmemiş ve küçük olan kasaba, ilin en az nüfuslu ilçesidir.İl merkezine 26 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1945’te kurulmuştur. 1361’de Lala Şâhin Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra Lalapaşa ismiyle anılmaya başlandı.
Meriç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.896 olup 5021’i ilçe merkezinde ve 20.875’i köylerde yaşamaktadır.Yüzölçümü 448 km2 olup, nüfus yoğunluğu 58’dir. Merkez bucağına bağlı 18, Küplü bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden ve ovalardan meydana gelir. Ergene Irmağı ve Meriç Nehri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pirinç, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, armut, susam yetiştirilir.Hayvancılık gelişmiştir.Çeltik atölyeleri ile peynir îmâlâthâneleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. El sanatlarından sepetçilik yaygın olarak yapılır.Gelişmemiş bir yerleşim merkezi olan Meriç, il merkezine 89 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Süloğlu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.634 olup, 4452’si ilçe merkezinde 7182’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ayçiçeği, üzüm, şekerpancarıdır. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir.
Uzunköprü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.556 olup, 34.741’i ilçe merkezinde, 48.815’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 17, Çöpköy bucağına bağlı 14, Hamidiye bucağına bağlı 18, Kırcasalih bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1226 km2 olup nüfus yoğunluğu 68’dir.İlçe toprakları Ergene Havzasında yer alır ve alçak dalgalı düzlüklerden meydana gelir.Topraklarından kaynaklanan suları Ergene ve Meriç ırmakları toplar. Basamaklar Deresi üzerinde kurulan sulama gâyeli Altınyazı Baraj Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, üzüm, pirinç ve arpadır. Hayvancılık gelişmiş olup en çok büyükbaş hayvan beslenir. Mandıralarda peynir üretilir. Un, yağ, yem fabrikaları ve çeltik atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Ergene Irmağı üzerinde Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılan köprünün kenarında kurulmuştur. 1392 m uzunluğunda ve 174 gözlü olan bu köprü aynı zamanda ilçeye ismini de vermiştir. Eskiden ilçenin, demiryolu ulaşımı yönünden önemli bir yeri vardı. Edirne-Kapıkule hattı açılınca bu önemini kaybetti. Edirne’nin en büyük ilçesidir. Keşan-Edirne karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 64 km mesâfededir. Eski ismi Cisr-i Ergene’dir.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Edirne, İstanbul ve Bursa’dan sonra târihî eser zenginliği bakımından üçüncü ilimizdir.Geçirdiği iki büyük yangın, zelzele ve dört istilâ ile eserlerin çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini korumaktadır. Önemli târihî eserleri şunlardır:
Selîmiye Câmii: Tek kubbe ile dört minâresi olan câmi, Mîmâr Sinân’ın en güzel eseridir. Gerçek bir sanat şâheseridir. Sultan İkinci Selim devrinde 1569’da başlayıp, 6 senede yapılmıştır. Mermer işlemeler ve İznik çinileri câmiye ayrı bir güzellik katar. Minâreleri üç şerefelidir. Edirne denilince akla Selîmiye Câmii gelir. (Bkz.Selîmiye Câmii)
Üç Şerefeli Câmi:Fâtih Sultan Mehmed’in babası İkinci Sultan Murad tarafından o zamanki Osmanlı Devleti pâyitahtı (başkenti)Edirne’de yapılan câmi 10 senede tamamlanmıştır (1438-1448). Bu câmiye İzmir’in fethinde elde edilen ganîmetten 7 bin kese para harcanmıştır.Mîmârı Kemâleddîn Efendidir. Bursa câmilerinden ayrı bir plânla ortaya çıkmıştır.Câmi iç avlu, 18 sütun ve 21 kubbeli revak ile İstanbul Bâyezîd Câmiine örnek teşkil eder. Dört minâreden biri burmalı, diğeri çubuklu ve baklava, dördüncüsü dama gibi satrançlı şekillerdedir. Baklavalı denilen minârenin üç şerefesine giden yollar ayrıdır.
Murâdiye Câmii: İkinci Sultan Murad, Varna’da Haçlı ordularını yenince Edirne’ye dönüşte bir şükür ifâdesi olarak bu câmiyi yaptırdı.
Hicrî 839 (M.1435) senesinin 10 Muharrem günü ibâdete açıldı.Orhan Beyin Bursa’da yaptırdığı câmi örnek alınmıştır. Kalemkar işçiliği ve çinileri ile gerçek bir şâheserdir. Çinili ilk minâresi 1572 depreminde yıkılmış ve 1754’te Birinci Mahmud çinisiz bugünkü tek şerefeli minâreyi yaptırmıştır.Câminin iki büyük kubbesinin arasında bulunan kemer kalem işlemeleriyle, duvarlar çiçek motifli çinilerle süslüdür.
Eski Câmi: Çelebi Sultan Mehmed devrinde, 1414 yılında yapılmıştır.Mîmârı,Konyalı Hacı Alâeddîn’dir.Yazılar sanat bakımından çok değerlidir.Hâcı Bayram Velî hazretlerinin vaaz verdiği kürsü hâlen durmaktadır. 1748 yangını ve 1752 depreminden zarar görmüş olup Birinci Mahmud tâmir ettirmiştir.Yanındaki bedesten câmiye vakıf olarak yapılmıştır.Osmanlı mîmârisinin bütün özelliklerini taşır.
Şah Melek Câmii: 1429 da Şah Melek Paşa tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minâreli bir câmidir. Çinileri fevkalâdedir.
İkinci Bâyezîd Câmii: Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1488’de Mîmar Hayreddîn’e yaptırılmıştır. Büyük bir câmidir. Dârüşşifâsı vardır. Burada akıl hastaları, su sesi, psikolojik telkin, meşgûliyet ve ilâçla tedâvi edilmiştir.Câminin külliyesi 7 bölümdür.
Beylerbeyi Câmii: Rumeli Beylerbeyi Yûsuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir câmidir. İçi kalem süslemeleriyle bezenmiştir.
Defterdar Câmii: 1576’da Defterdar Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1572 depreminde kubbesi yıkılmış ve 1872’de Hacı Rûşen kubbe yerine çatı yaptırmıştır. Sonradan yeniden kubbe yapılmıştır.
Yıldırım Câmii:Edirne’de bulunan en eski câmidir. Yıldırım Bâyezîd 1400 senesinde yaptırmıştır. Dördüncü Haçlı Seferinde yapılan bir katolik kilisesinin temelleri üzerine inşâ edilmiştir. Yanındaki Hasan Çelebi Sebili, en eski sebildir. Birinci Murad’ın oğlu Şehzâde Ahmed’in türbesi bu câmi yanındadır. 1878’de Ruslar câminin çinilerini ve mermerlerini sökmüşlerdir. Yanında imâret ve hamam vardır.
Şeyh Çelebi Câmii: Mîmar Sinân’ın eseridir. Minâresi yıldırımla yıkılmıştır. Akustiği ve kubbe süslemeleri çok değerlidir.
Gâzi Mihal Bey Câmii: Gâzi Mihal Bey 1422’de yaptırmıştır. Türbesi de buradadır. İmâret ve şadırvanı vardır.
Süleymâniye Câmii: Kânûnî Sultan Süleymân Hanın vezirlerinden Süleymân Paşa yaptırmıştır.Tunca Nehri kenarındadır.
Ayşe Kadın Câmii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Ayşe Hâtun yaptırmıştır. Tek kubbeli şirin bir câmidir.
Şûle Çelebi Câmii: 1560 senesinde Şûle Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Kirişhane semtindedir.
Sitti Sultan Câmii: 1482’de Fâtih’in eşi Sitti Sultan yaptırmıştır. Devrin mîmârî özelliklerini aksettirir. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın sarayı (konağı) bulunuyordu.
Mezitbey Câmii (Yeşil Câmi): Mezitbey isimli bir kahraman yaptırmıştır.Minâresi yeşil çinilerle süslüdür.
Lari Çelebi Câmii: 1514’te Lari Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Devrin bütün mîmârî özelliklerini taşır.
Kâdı Bedreddîn Câmii: 1530’da tek kubbeli olarak inşâ edilmiş ve depremlerde zarar görmüştür.
Saatli Medrese: Üç Şerefeli Câminin avlusundadır. On beşinci asırda İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.
Peykler Medresesi: On beşinci asırda Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. İki renkli kapısı çok ilgi çekicidir.
Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrâzam Rüstem Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır.Kâgir ve iki katlı 102 odalı ve geniş salonlu bir kervansaraydır.
Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda Ekmekçioğlu Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.Mîmarları Sedefkâr Mehmed Ağa ile Edirneli Hacı Şaban’dır. Tek katlıdır. Mermer işçiliği çok kıymetlidir.
Ali Paşa Çarşısı: 1560’ta Hersekli SemizAli Paşa tarafından Kânûnî Sultan Süleymân’ın Babaeski’de yaptırdığı câmiye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mîmar Sinân’ın eseridir. İstanbul’daki Kapalı Çarşıya benzer. 1992 yılında çıkan yangınla kullanılmaz haldedir.
Bedesten: Eski Câmi yanındadır. 1414’te Birinci Murad tarafından yaptırılmıştır.Konyalı Mîmar Hacı Alâeddîn’in eseridir.On sekizinci asra kadar önemli bir alış-veriş merkeziydi. Hâlen kapalı çarşı olarak kullanılır.
Taşhan: Sokullu Mehmed Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır.
Darülhadîs: 1435’te İkinci Murad tarafından medrese olarak yapılmıştır. Minâre ilâve edilerek câmi hâline getirilmiştir. Balkan Harbinde Bulgarlar topçu atışı ile minâresini yıktılar. Câminin yanındaki türbelerde İkinci Murad’ın iki oğlu ile Üçüncü Mustafa ile Üçüncü Ahmed’in çocuklarının kabirleri vardır.
Darüttedris: 1574’te Selîmiye Câmii bahçesine İkinci Selim yaptırmıştır.Mîmar Sinân’ın eseridir. 1935-1971 arasında Arkeoloji Müzesi, 1971’den sonra Türk-İslâm eserleri müzesi olmuştur.
Edirne Saray-ı Hümâyunu (Yeni Saray): Osmanlı devrinin Topkapı’dan sonraki en büyük sarayıdır. Tunca Irmağı kenarındadır. On yedinci asırda bu sarayda yaşayan nüfus 10 bin kişi idi.Zamanımıza ancak bir kısmı gelebilmiştir.
Eski Saray (Saray-ı Atik): Birinci Murad tarafından 1367’de yaptırılmıştır. Eski askerlik idâresinin bulunduğu arsada olduğu tahmin ediliyor.
Gâzi Mihal Köprüsü: Şehrin batısında Tunca Nehri üzerindedir. Bizans döneminde yapılan köprüyü, 1420’de Gâzi Mihal Bey yeniden yapılırcasına tâmir ettirmiştir. Köprü 766 m uzunlukta, 27 gözlü ve üç bölümlüdür. 1544’te Kânûnî Sultan Süleymân tarafından ikinci kez tâmir ettirilmiştir.
Saraçhâne Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde, 1451’de devlet adamlarından Şehâbeddîn Paşa tarafından yaptırılmıştır. 120 m uzunlukta, 5 m genişlikte, 11 ayaklı ve 12 kemerlidir.
Bâyezîd Köprüsü: Bâyezîd külliyesi yakınındadır. 1488’de İkinci Bâyezîd’in Mîmâr Hayreddîn’e yaptırdığı zannedilmektedir.Üç gözlü, 34 m boyunda, 4.40 m genişliktedir.
Saray Köprüsü: Saray içinde, Tunca Nehri üzerindedir. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen tek köprüdür. 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür.
Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerinde, İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır. 1392 m uzunlukta 5.5 m genişliktedir. 174 gözlüdür. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Uzunköprü ilçesi ismini bu köprüden almaktadır.
Tahtakale Hamamı: 1435’te Dârülhadîs Câmiine vakıf olarak Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.Tahtakale Mahallesinde olup,Edirne’nin en büyük hamamıdır.
Sokullu Hamamı: Çifte hamam olarak da bilinir. Üç Şerefeli Câminin karşısındadır. Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mîmar Sinân’a yaptırılmıştır. On altıncı asır Türk sanatının en önemli örneklerindendir.
Mesîre Yerleri: Edirne topraklarında Meriç, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer olması sebebiyle çok güzel mesîre yerleri ve ormanlık bölgeleri vardır.
Söğütlük: İlin güney kesiminde yüksek ağaçlarla kaplı bir alandır. Edirne-Karaağaç karayolu üzerinde ve Meriç Irmağı kıyısındadır.
Sarayiçi: Edirne’ye 12 km uzaklıkta sık ağaçlarla süslü, çayırlık ve Tunca Irmağının iki kolu arasında bir yerdir. Kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır.
Karaağaç: Sebze ve meyve bahçeleri ve sinekli içme suyuyla meşhur bir yerdir.
Bülbül Adası: Edirne-Karaağaç yolu üzerinde Tunca ile Meriç ırmakları arasında bulunan bir adadır. Sebze ve meyve bahçeleriyle zengindir. Çok sayıda bülbül vardır. Sabahları bülbül sesleri etrâfı şenlendirir. Sazan ve yayın balıkları da bulunur.
Kaplıcaları: Edirne, kaplıca ve içme suyu yönünden zengin değildir. Bilinenleri şunlardır:
Gülbaba Çamuru: Edirne’nin Gülbaba bataklığı romatizma ağrılarına iyi gelir.
Mercan Deresi İçmeleri: Keşan ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Elazığ Hakkında Bilgiler

ELAZIĞ
Yüzölçümü   : 9.142 km2
Nüfusu           : 498.225
İlçeleri           : Merkez, Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu Sivrice.
Doğu Anadolu’nun Yukarı Fırat Havzasında yer alan bir ilimiz. Doğuda Bingöl, batı ve güneybatıda Malatya, kuzeybatıda Erzincan, kuzeyde Tunceli, güneyde ise Diyarbakır illeriyle çevrilidir. 40° 21’ ve 38° 30’ doğu boylamları ile 38° 17’ ve 39° 11’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Türkiye’nin büyük baraj göllerinden olan Keban bu ildedir. Zirâatle mâdenciliğin yarıştığı ve mâden bakımından çok zengin olan Elazığ, târihî Harput şehrinin devâmıdır. Trafik numarası 23’tür.
İsminin Menşei
Bugün bir bucak olan Harput, Osmanlı devrinde eyâlet merkeziydi. 1834’te İkinci Mahmud Han zamânında Vâli Reşid Mehmed Paşa eyâlet merkezini bugünkü Elazığ (Mezraa)a nakletmiştir. Sultan Abdülazîz Han devrinde 1862’de yeni yerleşim merkezi çok gelişmiş ve îmâr edilmiştir. Vâli İsmâil Paşanın teklifiyle “Mezraa” ismi “Ma’mûrat-ül-Aziz” (Aziz’in îmâr ettiği şehir)e çevrilmiştir. 1879’da burası vilâyet olunca “Elaziz” denmiştir. Cumhûriyet devrinde 1937’de Bakanlar Kurulunun kararıyle ilk önce “Elazık” (Azık diyârı) ismini almış, bilâhare 10 Aralık 1937’de “Elazığ” olarak değiştirilmiştir.
Târihi
Elazığ, Eski Harput’un bir devâmıdır. Harput şehri ise, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerindendir. Harput’un bilinen en eski sâkinleri Hurrilerdir. Hurrilerden sonra bölgeye Hititler hâkim olmuştur. M.Ö. IX. yüzyıldan îtibâren ise Urartular bölgeye hâkim oldular. Hitit devletinin başkenti “Hattuşaş” (Boğazköy)taki yazılı kaynaklarda Harput mıntıkası, “Işuva” olarak geçer. Bilâhare bu bölge Mittaniler, âsurlular, Persler arasında el değiştirmiş, Makedonya Kralı İskender’in istilâsına uğramış, İskender’in ölümünden sonra Selevkoslar, Partlar, Kommagene Krallığı arasında el değiştirmiş, M.Ö. 3. asırda Roma’nın hâkimiyeti altına girmiştir. Roma’nın M.S. 395’te bölünmesi üzerine bu bölge Bizans (DoğuRoma)ın payına düşmüştür. Hazret-i Ömer zamânında 624-650 seneleri arasında Harput ve civârı, İslâm ordusu tarafından fethedilmiştir. Sonra Bizanslılar bölgeyi geri almışlarsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türk akınları başlamıştır. Türkmen beylerinden Çubuk Bey, 1085’te Bizans komutanı Philaretos Brakhamios’u yenerek Harput’u fethetmiştir. Kısa bir müddet sonra civar kaleleri de fetheden Çubuk Bey ölünce yerine oğlu Mehmed Bey geçti.
1115’te Artukoğlu Belek Bey, bölgeyi ele geçirerek, Harput merkez olmak üzere Artukoğulları’nın Harput kolunu kurdu. Kısa zamanda Harput’tan Halep’e kadar uzanan bir devlet hâlini aldı. 1234’te Anadolu Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubat, Elazığ’ı kendi topraklarına katarak Artukoğullarının Harput koluna son verdi.
Selçuklular devrinde Harput, bir Subaşı ile idâre ediliyordu. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in 1243 Kösedağ Savaşında Moğollara yenilmesi üzerine bölge İlhanlıların hâkimiyeti altına girdi. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine Anadolu’da beylikler dönemi başladı. 1399’da bağımsızlığını îlân eden Dulkadiroğlu Zeyneddîn Karaca, Harput’a hâkim oldu. Dulkadiroğulları zamânında Harput önemli yerleşim merkezlerinden biriydi.
1468’de Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan, Dulkadiroğullarından Melik Arslan’la mücâdele etmiş ve Melik Arslan’ın sulh istemesi üzerine 4000 altın göndererek Harput Kalesini teslim almıştır.
Akkoyunlulardan sonra Harput’un idâresi Şah İsmâil Safevî’ye geçmiştir (1507). Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Seferinden döndükten sonra (1514) Doğu Anadolu’nun fethi için Bıyıklı Mehmed Paşayı görevlendirmiştir. Bu bölgedeki beylerin Osmanlı idâresine alınması için Mehmed Paşaya meşhur târihçi İdris-i Bitlisî yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim Han 1515 yılında Karaman beylerbeyi Hüsrev Paşa kumandasında büyük bir orduyu yola çıkardı ve ordu Diyarbakır tarafına gitmeden evvel Harput ve Ergani’yi zaptetmekle meşgul oldu. Harput’un etrâfı Çerkez Hüseyin Bey tarafından alınmasına rağmen, kale henüz İranlıların elindeydi. Yeniçerilerle berâber Kemah Hâkimi Karaçinzâde Ahmed Bey kaleyi kuşattılar ve üç günlük muhâsaradan sonra kale zaptedildi.
Harput ve yöresi eski devirlerden Osmanlı devrine kadar, kültürel bakımdan târihte önemli bir bölge olmuştur.
Fizikî Yapı
Elazığ’ın % 15’i ovalık, % 57’si dağlık, % 27’si plato ve % 1’i yaylalardan ibârettir.
Dağları: Elazığ ili toprakları, doğu, güney ve batı yönlerinden oval bir şekilde Doğu Torosların batı uzantılarıyla çevrilidir. Kuzeybatıdan ise Munzur Dağlarının güney uzantıları il topraklarına girer. Doğu Toroslar, Malatya ve Elazığ il sınırları içinde başlamaktadır. Başlıca dağları; Hazar Baba Dağı (2290 m), Mastar Dağı (2171 m), Hasan Dağı (1864 m), Çilemek Dağı (1710 m), Karaoğlan Dağı (2329 m), Bahtiyar Dağı (1850 m), Bulutlu Dağı (2020 m), Hazar Dağı (Gülşen Tepe 2347 m), Akdağ (2620 m), Karaboğa Dağlarının Karaömer Tepesi (2477 m)dir.
Ovaları: Ovalar küçük fakat verimlidir. Başlıca ovaları: Elazığ (Harput) Ovası: 35 km2dir. Denizden yüksekliği 1000 metredir. Dağlarla çevrilidir. Kesrik Suyu ve Sürsürü Çayı ile sulanır. Uluova: İlin en büyük ovasıdır. Yüzölçümü 325 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1000 metredir. 11.600 hektarlık bölümü Keban Baraj Gölünden 5000 hektarlık bölümü DSİ tarafından yer altı suları vâsıtasıyla sulanmaktadır. Palu Ovası: Alüvyonlu topraklarla kaplı çok verimli bir ovadır. Çöküntü alanıdır. Bunlardan başka Behramaz Ovası, Mürüdü Ovası, Zihni Ovası, Murat Vâdisi, Fırat Vâdisi ve Karasu Vâdisi çok verimli ova ve düzlüklerdir.
Akarsuları: Elazığ akarsu bakımından çok zengindir. Büyük ve suları gür, nehir ve ırmaklar bu ilden geçer. Başlıca akarsuları:
Fırat: Keban ilçesinin kuzeyinde birleşen Murat Irmağı ve Karasu, Fırat ismini alır. Elazığ-Malatya sınırını teşkil eder. Derin bir vâdiden geçtiği için sulamada kullanılmaz. Güney Toros Dağlarını hızlı akıntı ve 300’den fazla çağlayanla aşar. Murat Suyu: Doğu Fırat denilen Murat Suyu, Ağrı Dağı eteklerinden çıkar. Muş Ovasından sonra, Peri Suyu ile ve Keban kuzeyinde Batı Fırat (Karasu) ile birleşir. Murat Suyu, Peri Suyu ve Karasu, Keban Baraj Gölüne dökülür. Bu barajın güney batısından Fırat ismi ile çıkar. Peri Çayı (suyu) debisi 100 m3tür. Murat Suyunun en büyük koludur. Bingöl’ün Şeytan Dağlarından çıkar. Tunceli’de Munzur Suyu ile birleşir sonra Keban Barajı Gölüne dökülür. Haringet Çayı: Hazar Gölünden çıkar. Dicle’nin başlangıcı sayılır. Elazığ’dan sonra Diyarbakır’a girince Dicle ismini alır.
Gölleri: Hazar Gölü: Tabiî bir göldür. Çöküntüyle meydana gelmiştir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1223 m, yüzölçümü 70 km2 olup, 16x4,5 km’lik bir alanı kaplar. Derinliği 250 m’dir. Gölün suyu, Uluovaya akıtılarak sulamada ve hidroelektrik enerji elde etmede kullanılır. Gölün etrâfı yemyeşil manzaralıdır. Göl içinde lezzetli balıklar yetişir. Keban Baraj Gölü: Türkiye’nin en büyük baraj (sun’î) gölüdür. Karasu ile Murat Suyunun birleştiği yerin ilerisindeki boğazda yapılmıştır. Barajın temelden yüksekliği 210 m’dir. Vâdi tabanından ise 167 m yüksekliktedir. 677 km2lik yüzölçümü ile Van ve Tuz gölünden sonra üçüncü büyük göldür. Sekiz ünitesi ile senede 7,5 milyar kilowatt-saat elektrik enerjisi üretilmektedir. Denizden yüksekliği 845 m, en derin yeri 160 m, vâdi boyunca uzunluğu 125 km, sağ kıyısı kaya dolgu ve sol kıyısı beton dolgudur. İçinde balık yetiştirilmektedir. Türkiye’nin elektrik enerji istihsâlinin dörtte biri Keban’dan elde edilir. Cip Baraj Gölü: Cip Çayı üzerinde ve Cip köyü yakınında toprak dolgu bir barajdır. Toplanan su kapasitesi 5 milyon m3tür. 800 hektarlık bir alanı sular. Kalecik Baraj Gölü, Elazığ’ın 100 km doğusunda Karakoçan ilçesi sınırları içinde bulunmaktadır. Kalecik Çayı üzerinde kurulu olup, toprak dolgu biçimindedir. Sulama amaçlıdır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Kara iklimi hüküm sürer. Karasal iklimin yanı sıra yer yer akdeniz iklimi özelliği taşımaktadır. Bu iklim değişikliği KebanBarajı kurulduktan sonra meydana gelmiştir. Elazığ iklimi, Akdeniz ve karasal iklim arasında bir geçiş özelliği de gösterir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve sert geçer. Isı -15°C ile +42°C arasında seyreder. Senelik yağış ortalaması 433 mm’dir. En fazla yağış ilkbahara âittir.
İl topraklarının % 25’i orman ve fundalık, % 25’i ekili ve dikili arâzi ve % 42’si çayır ve mer’adır. Ekime müsâit olmayan arâzi % 8’dir. Ormanları bakımsızdır. Vâdiler ve akarsu etrâfı bitki örtüsü bakımından zengindir.
Ekonomi
Ekonomisi sanâyi, tarım ve ticârete dayanır. Keban Barajının yapılmasından sonra tarıma elverişli toprakların bir kısmı toprak altında kaldığından, tarım alanlarının azalması paralelinde sanâyi canlanmıştır. Gayri sâfi gelirinin % 30’u sanâyi, % 10’u ticâret ve % 25’i tarım sektöründen elde edilir. Toprak altı ve üstü çok zengindir.
Tarım: Ovaları az fakat çok verimlidir. Bol suları bulunan büyük akarsuların suladığı bu ovalarda, buğday, arpa, pirinç, şekerpancarı, tütün, fasulye, nohut, mercimek, fiğ, burçak, soğan, sarmısak, pamuk, üzüm, elma, armut, kayısı, ceviz, bâdem ve dut yetişir. Yetiştirilen ürünler arasında lahana, kavun ve çilek önemli gelir kaynağı hâline gelmiştir.
Hayvancılık: Elazığ hayvancılığa çok elverişlidir. Geniş mer’a ve çayırları, Karacadağ gibi yaylaları buna müsâittir. İl dâhilinde koyun, kıl keçisi, sığır, at ve katır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Akarsu ve gölleri bol ve su bakımından zengin olmasına rağmen balıkçılık henüz gelişmemiştir. Keban baraj gölünde sazan ve aynalı sazan balığı yetiştirilmeye başlanmıştır.
Ormancılık: İlin orman sahası her ne kadar % 25 görünmekte ise de çoğu fundalık olup, mevcut ormanlar da bakımsızdır (106.000 hektar).
Mâdenleri: Elazığ mâdenciliğin zirâatle yarıştığı ve hattâ zirâati geçtiği bir yerdir. Toprakları mâdenle doludur. Bakır, krom, simli kurşun ve betonit başlıcalarıdır. Ergani Bakır İşletmesi’nde; blister bakır, sülfirik asit ve prit tüvenan cevher istihsal edilir. Diğer mâden işletmeleri Guleman Krom İşletmesi, Ferro Krom Te’sisleri ve Elazığ Betonit Fabrikasıdır. Alacakaya ve Arıcak ilçelerinde çıkarılan mermer dünyâca meşhurdur. Kendine has özelliği bulunan Elazığ mermerini işlemek üzere son senelerde birçok mermer işleme fabrikası kurulmuştur.
Sanâyi: Elazığ’ın mâden bakımından zengin ve Türkiye’nin en büyük hidroelektrik santralının bu ilde oluşu ile sanâyi gelişmiştir. İrili ufaklı 1200 sanâyi iş kolu vardır. Elazığ sanâyi alanında Doğu Anadolu bölgesinde önemli bir yere sâhiptir. Özellikle Organize Sanâyi Bölgesinin kurulması ile fabrika sayısı hızla artmıştır. 49 fabrikalık sanâyi bölgesinde 20 fabrika inşaatı tamamlanarak üretime geçmiştir. Diğerlerinin inşaatı devam etmektedir. Un, deri, şeker, çimento, pamukyağı, pamuk ipliği, kiremit, yün, süt, yem, azot, süper fosfat, kireç, plastik boru, tüpgaz îmâlâtı ve dolum, kâğıt, tekstil, meşrubat, matbaacılık, mermer, ayçiçek yağı, ayakkabı, mobilya, sabun, tıbbî malzeme fabrikaları başlıca büyük sanâyi kuruluşlardır.
Ulaşım: Elazığ doğuyu batıya bağlayan yolların kavşak noktasındadır. Karayolları Ankara-Kayseri-Malatya-Elazığ-Bingöl-Muş karayolu, Adana-Maraş-Malatya-Elazığ-Tunceli karayolu, Mardin-Diyarbakır-Arapkir-Keban-Elazığ karayolu ile İran-Erzurum-Tunceli-Elazığ milletlerarası yollar ile bağlıdır. İyi asfalt vasfında olan bu yollardan Elazığ içinde kalan kısımlarının uzunluğu 425 kilometredir. Ankara-Kayseri-Sivas-Malatya demiryolu Elazığ’da iki kola ayrılır. Bir kol Diyarbakır-Batman’a diğeri Palu-Genç-Muş-Tatvan’a ulaşır. İl sınırları içinde kalan demiryolu 272 km ve 15 duraklıdır. 1981 yılında temeli atılıp, 1986 yılında hizmete giren Fırat köprüsü, Türkiye’nin en uzun köprüsüdür. 2030 m olup, 30 adet betonarme ayak üzerine inşâ edilmiştir. İmkanları her geçen sene artırılan hava alanı ile Ankara-İstanbul-Kayseri ve Malatya’ya seferler yapılmaktadır. Ayrıca Keban Baraj Gölü üzerinde Ağın ilçesi ile Tunceli’nin ilçeleri arasında feribotla ulaşım sağlanmaktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 498.225 olup, 272.790’ı şehirlerde, 225.435’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 9153 km2 ve nüfus yoğunluğu 54’dür. Selçuklular ve Osmanlılar zamânında kültür, san’at ve iktisâdî bakımdan büyük bir merkez idi. Osmanlı devri eyâlet merkezi olan Harput, 19. asır başından îtibâren gerilemeye başlamıştır. Bunun başlıca sebebi kale şehirlerinin önemini kaybetmiş olması, dağ üzerinde olduğundan gelişmesinin zor oluşu, civar illere bağlayan yolların virajlı olmasıdır. 1950’den sonra Elazığ yeniden gelişme seyrine girmiştir. Yakın bir gelecekte bölgenin büyük gelişmiş bir şehri hâline gelecektir.
Örf ve âdetleri: Oğuz boylarının ve Orta Anadolu halkının yaşayış ve doğuşu, Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Elazığ folklor ve mahallî oyunlar bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesidir. Zarif mahallî elbiseler, çok hareketli halk oyunları, bilhassa, “çayda çıra” oyunu ile isim yapmıştır. Eskiden ayrı ayrı oynanan oyunlar bugün müştereken oynanmaya başlamıştır. Başlıca oyunları Halay, Tamzara, Delilo, Üçayak ve Bıçak oyunudur. Mahallî kıyâfetleri (Harput Şalvarı) denilen üst kısmına gömlek, üstüne yelek giyilir, bele renkli kuşak sarılır. Kadınlar (geyme) “blüz”, ince yün çorap ve pullu papuç giyerler. Altta şalvar üzerine giyilen üçetek, bele takılan gümüş kemer, başa geçirilen fes ve bunu örten oyalı yazma (Hotoz)dur. El sanatları çok ileri gitmiştir. Dokumacılık, (halı ve kilim), ahşap, taş, bakır ve gümüş işçiliği ve ipekçilik meşhurdur. Elazığ’ın zengin bir halk edebiyâtı vardır. Dîvan şâirleri çoktur. Hacı Reşid Efendi, Ömer Nâimi Efendi, Hacı Hayri Bey, Harputî Âşık Câferî başlıcalarıdır.
Elazığ mutfağı, lezzetli yemekleri ile Türk mutfağında önemli yer tutar. Tarhana, erişte, kurut, kelleçoş, lobik, içli köfte, Harput köftesi, ışkın yemeği, taş ekmeği, patile, ekşili köfte, ışgene, döğme çorbası ile zengin bir mutfağa sâhiptir. Ayrıca kış aylarının vazgeçilmez ikramı olan orçik (cevizli sucuk) Elazığ’la özdeşleşen bir isim hâline gelmiştir. Orçikli şeker de Elazığ’a has bir şekerleme türüdür.
Elazığ’ın çedene kahvesi meşhurdur. Şifâ kaynağı lezzetli bir kahve olan çedene, bölgede yetişen menengiç ağacının meyvesinin kavrulup, ezilmesinden elde edilir. Nefes darlığı, mîde ve akciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği tesbit edilmiştir.
1000 yataklı akıl ve ruh hastalıkları hastânesi, İstanbul Bakırköy akıl ve ruh hastânesinden sonra ikinci büyük hastânedir. Cüzzam hastânesi ise alanında büyüklük bakımından Türkiye’nin en büyük hastânesidir. Ayrıca 10 hastânesi vardır.
Eğitim: Osmanlı devrinde önemli bir kültür merkezi olan Elazığ zamanla gerilemiştir. Okur-yazar nisbeti % 70’e yakındır. 149 anaokulu, 705 ilkokul, 41 ortaokul, 6 meslekî ve teknik ortaokul, 15 lise ve 10 meslek lisesi, Fırat Üniversitesi’ne bağlı Fen ve Edebiyât, Veterinerlik, Mühendislik, Tıp Fakülteleri ile Su Ürünleri Yüksek Okulu, Teknik Eğitim Fakültesi mevcuttur (1988).
İlçeleri
Elazığ’ın biri merkez olmak üzere 11 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 272.812 olup, 204.603’ü ilçe merkezinde, 68.209’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 33, Harput bucağına bağlı 20, Hıdırbaba bucağına bağlı 13, İçme bucağına bağlı 15, Mollakendi bucağına bağlı 17, Poyraz bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 2.158 km2 olup, nüfus yoğunluğu 129’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Keban baraj gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, baklagiller, tütün, pamuk, ayçiçeği, şekerpancarı, üzüm, kavun, çilek, soğan ve sarmısaktır. Hayvancılık gelişmiştir. Yem fabrikası, TSEK süt fabrikası, Azot sanâyiî süper fosfat fabrikası, Et kombinası, Beton direk, meşrubat, tüpgaz îmâlât ve dolum, kâğıt, çimento, ayçiçek yağı, un fabrikası, Plastik Boru Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Harput Ovasında kurulmuştur ve Türkiye’nin en plânlı şehirlerinden biridir. Osmanlılar zamanında Sultan Abdülazîz Han devrinde büyük îmâr görmüştür. 1937’ye kadar ismi Elaziz idi. Belediyesi 1879’da kurulmuştur. Bugün bucak olan Harput, Elazığ’ın temelidir. On dokuzuncu asrın sonunda Harput’ta 10 büyük câmi, 10 medrese, 8 kütüphâne, 12 han, 90 hamam ve 843 dükkân bulunuyordu. Bugün harâbe hâlindeki Harput’tan 19. asrın seyyahı Hommaire de Hell, “Masallarda tasvir edilen doğu şehirlerinin gerçek nümûnesi” diye bahseder. Harput târihî ve tabiî müze şehridir.
Ağın: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 4625 olup, 2794’ü ilçe merkezinde, 1831’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 260 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. Engebeli arâziden meydana gelen ilçe topraklarının büyük kısmı Keban Baraj Gölü altında kalmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Tarım büyük çapta yapılır. Üzüm ve leblebisi meşhur olan bir ilçedir. Göl balıkçılığı gelişmiştir. Karayolu bağlantısı, Keban Baraj Gölü yüzünden kesildiğinden, ulaşım motorlarla sağlanır. Keban Barajı yapıldıktan sonra ilçe halkının büyük kısmı Elazığ ve çevre ilçelere göç etmiştir.
Alacakaya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.644 olup, 3639’u ilçe merkezinde, 8005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. Mâden’e bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. Mermer ve krom yatakları ilçenin en önemli gelir kaynaklarındandır.
Arıcak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.246 olup, 3258’i ilçe merkezinde, 13.988’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Palu’ya bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, soğan ve arpadır. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Baskil: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.026 olup, 4374’ü ilçe merkezinde, 18.652’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Aydınlar bucağına bağlı 10, Kuşsaray bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1312 km2 olup, nüfus yoğunluğu 17’dir. İlçe topraklarının büyük bölümü platolarla kaplı olup Doğu Torosların uzantıları bâzı bölümlerini engebelendirir. Fırat Irmağı en önemli akarsuyudur. Bu ırmağın kenarlarında küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fasulye, pamuk, şekerpancarı ve üzümdür. Sebze ve meyvecilik yaygındır. En çok kayısı yetiştirilir. Malatya kayısısı ile boy ölçüşebilecek kalitede olan kayısıyı, ilçede işlemek için kayısı entegre tesisleri yapılmaktadır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi, denizden 1500 m yükseklikte bulunan bir yayla üzerinde kurulmuştur. Malatya-Diyarbakır demiryolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1929’da kurulmuştur. İl merkezine yakınlığı sebebiyle gelişmemiş bir yerleşim merkezidir.
Karakoçan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.523 olup, 14.953’ü ilçe merkezinde, 28.570’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Başyurt bucağına bağlı 25, Çan bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1085 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır. İlçe toprakları dağlarla engebelenmiş bir arâziden meydana gelir. Doğusunda Karaboğa Dağları yer alır. İlçenin önemli Akarsuyu olan Peri Suyu, Bingöl ve Tunceli ile tabiî sınırı çizer. İlçe yakınlarında küçük bir dere üzerinde sulama amaçlı Kalecik Barajı vardır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve kılkeçisi beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygın olduğundan süt, peynir, yapağı, kıl ve deri gibi hayvansal ürünler az miktarda elde edilir. Tarıma elverişli arâzinin az olması yüzünden tarım fazla gelişmemiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı ve elma olup, ayrıca az miktarda soğan, arpa, üzüm ve baklagil yetiştirilir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezi olan Karakoçan, Elazığ-Bingöl karayolunun 4 km kuzeyinde yer alır. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1936’da kurulmuştur.
Keban: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.663 olup, 4900’ü ilçe merkezinde, 5763’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 543 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar derin vâdilerle yarılmıştır. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Fırat Irmağı boyunca küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve üzümdür. Ürün rekoltesi düşüktür. Baraj gölünde tatlı su balıkçılığı gelişmektedir. İlçe topraklarında simli kurşun, volframit ve flüorit yatakları vardır. İlçe merkezi, baraj gölünün kıyısında yer alır. Küçük bir yerleşim yeri olan ilçe, il merkezine 47 km mesaâfededir. Belediyesi 1870’de kurulmuştur.
Kovancılar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.856 olup, 10.270’i ilçe merkezinde 27.586’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34 köyü vardır. Palu’ya bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Sulanabilen arâzide sebzecilik yaygındır. İlçe merkezi, Elazığ-Bingöl karayolu üzerinde yer alır. Belediyesi 1967’de kurulmuştur. Elazığ’ın gelişmeye müsait bir ilçesidir.
Mâden: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.281 olup, 10.838’i ilçe merkezinde, 16.443’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20, Hazar bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Hazar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, üzüm ve şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda arpa, baklagil, soğan, elma ve kayısı yetiştirilir. İlçe topraklarında krom ve bakır yatakları vardır. Bu yataklar Etibank’a bağlı Guleman Krom İşletmesi ve Ergani Bakır İşletmesi tarafından işletilir. İlçe merkezi, Mihrap Dağı eteklerinde dar bir vâdide kurulmuştur. Elazığ-Diyarbakır kara ve demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 72 km mesafededir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Palu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.247 olup, 7900’ü ilçe merkezinde, 24.347’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili ovadan meydana gelmiştir. Ovayı Murat Irmağı sular. Kuzeyinde Gökdere Dağı, doğusunda Karaboğa Dağları, güneyinde Akdağ yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, üzüm, soğan ve arpa olup, ayrıca az miktarda elma, baklagil, kayısı, patates ve pamuk yetiştirilir. Sulanabilen topraklarda sebze yetiştiriciliği yaygındır. İlçe merkezi Murat Irmağı vâdisinde kurulmuştur. Elazığ-Tatvan demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 69 km mesâfededir. Belediyesi 1873’te kurulmuştur.
Sivrice: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.302 olup, 5261’i ilçe merkezinde, 12.041’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27, Güzel bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 634 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli araziden meydana gelir. Hazarbaba Dağı ilçe topraklarını güneybatı-kuzeybatı istikâmetinde engebelendirir. Kürk Suyu vâdisinde bazı düzlükler vardır. Hazar Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve soğan olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, kayısı, çilek, şekerpancarı ve pamuk yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Etibank Ferrokrom tesisleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Hazar Gölü kıyısında kurulmuştur. Diyarbakır-Malatya demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 29 km mesâfededir. Elazığ-Diyarbakır karayolu ilçenin kuzeydoğu kesiminden geçer. Göl kıyısında özel ve kamu kuruluşlarına ait dinlenme tesisleri vardır. Belediyesi 1938’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Elazığ, turizm potansiyeli yüksek olan bir ilimizdir. Târihî eserleri, tabiî güzellikleri ve zengin folkloruyla turisti çeken özelliklere sâhiptir.
Harput Kalesi: Coğrafî durum bakımından târih boyunca önemli bir kale olarak kendinden bahsettirmiştir. Yalçın kaya üzerine inşâ edilmiş olan kalenin iç kısmında birçok yapı kalıntıları mevcuttur. İç kale ve dış sur olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış surlar tamâmen yıkılmış, sâdece Harput’a girişte bâzı kalıntıları zamânımıza gelmiştir. “Süt Kalesi” diye adlandırılan iç kale, muhâsarası çok güç olan bir kaledir. Roma, Bizans ve Arapların Harput Kalesini ele geçirdikleri târihî belgelerde mevcuttur. Yalnız bu devrelere âit izler kalede görülmemektedir. Kale duvarlarının örme tekniğinden, Osmanlılar devrinde de onarım görmüş olduğu anlaşılır. Kaleye âit onarım kitâbelerinden bâzıları Harput Müzesinde bulunmaktadır. Doğu Torosların yalçın kayalıkları üzerine kurulmuştur. Araplar Hısn-ı Ziyâd (Ziyâd Kalesi), Bizanslılar (Ziata), Türkler ise Harput Kalesi demişlerdir.
Palu Kalesi: âsurilerden kalma çivi yazısıyla yazılmış dev bir kitâbesi vardır. Tamâmen yıkılmıştır.
Ahmed Bey Câmii: Harput’a dağ kapısından girişte ilk görülen câmidir. Yıkık olan câminin mihrâbı ve minâresinin kâide kısmı mevcuttur. Kesme taşlardan yapılmış olan mihrap sâdedir. Minâre kuzeyde câmiye bitişik, fakat câmiden tamâmen ayrı olarak inşâ edilmiştir. Osmanlı devrinin ilk sancak beylerinden Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı devri eseri olması bakımından önemlidir.
Ağa Câmii: Harput’a girişte solda yer almaktadır. Dikdörtgen plânlı câmi tamâmen yıkılmasına rağmen ince işçilik gösteren taş minâresi ayakta durmaktadır. Osmanlı devri yapısı olan bu câmi, müzedeki kitâbesine göre, 1559 yılında Pervâne Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Alacalı Mescit: Eski Harput’un Kayabaşı mevkiinde bulunmaktadır. Dikdörtgen plânlı yapının üzeri düz dam ile örtülüdür. Mihrap, kesme taştan sâde olarak yapılmış ve mihrap içi atalaktitlerle süslenmiştir. Kalın gövdeli minâre, iki renkli taşla örülmüştür. İlk inşâsı Artuklulara âit olan bu mescit, 19. yüzyılda onarım görmüştür. Ahşap tavanı bu onarım sırasında yapılmıştır. Minâresi, şerefeye kadar bir sıra beyaz bir sıra karataşlardan yapılmış, şerefeden yukarısı karalı-beyazlı taşlarla dama şeklinde örülmüştür.
Kurşunlu Câmii: Eskiden etrafında bulunan medreseler tamâmen yıkılmıştır. Bugün park olarak kullanılan bahçesindeki asırlık çınar, eski eser niteliğini taşımaktadır. Câminin harim kısmı kare plânlı olup, kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmaktadır. Kubbe kasnağında 4 pencere vardır. Mihrap kesme taştan örülmüş, sâde bir iniş hâlindedir. Harim kapısı yonca yaprağı şeklinde bir kemere sâhiptir. Bu tip kemer bölgede sevilen bir özelliktir. Son cemâat mahalli revaklı olup, orta kısmı beşik tonozlu, kenarlar ise kubbelidir. Kubbeler kurşunla kaplıdır. Minâre son cemâat mahalline bitişik olarak yapılmış olmasına rağmen tamâmen müstakildir. Kare kâide kısmından sekizgen ve sağır nişli gövde altına, oradan da oldukça uzun yuvarlak gövdeye geçilir. Kapı üzerinde iki kitabesi mevcuttur. Bir tânesi oldukça harapdır. İkinci kitâbe ise kapı kemeri üzerinde bulunmakta ve üzerinde 1153 H. târihi okunmaktadır. Câmi içinde abanoz ağacından yapılmış, san’at değeri büyük olan bir minber vardır. Bu minber aslında Ulu Câmiye âittir. Ulu Câmi onarılırken buraya getirilmiştir.
Sara Hâtun Câmii: Kare plânlı câminin orta kısmının üzeri, dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür. Kubbe, tonozları örten çatı ortasından çok az yükselmektedir. Mihrap sâde bir niş hâlindedir. Minberi ise Harput taş işçiliğini göstermesi bakımından önemlidir. Son cemaat mahalli ile harim kısmı arasında bulunan minarenin merdiven kısımları koyu renk taştan, diğer kısımları ise beyaz renk taştan örülmüştür. Minârenin 1898 yılında yaptırıldığı kitâbesinden anlaşılmaktadır. Câminin ilk kısımlarında san’at değeri olan yazılar vardır. Sara Hâtun Câmiinin Akkoyunlu Hükümdârı Bahadır Han (Uzun Hasan) ın annesi Sara Hâtun tarafından yaptırılmış olduğu söylenir. Fakat daha sonraki devirlerde yapılmış olan birçok onarım, onun ilk inşâ tipini tamâmen bozmuştur. Kıble duvarının sol tarafındaki kitâbede 1585 (H. 993) yılında Hacı Mustafa tarafından onarıldığından bahsedilir. 1843 yılında da Harput müftüsü Hacı Ahmed tarafından bugünkü durumuna getirilmiştir.
Ulu Câmi: Harput’un en önemli ve en eski yapısıdır. Dikdörtgen plânlı, duvarları moloz taştan; kubbe, kemerler ve minâre tuğladan yapılmıştır. İki kapısı mevcuttur. Sara Hâtun Câmiinin doğusunda, kaleye hakim bir yerdedir. Câmi, harim kısmı, son cemâat mahalli ve avlu olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Minâre bugünkü giriş kapısının hemen arkasında kare kaide üzerinde yükselir. Kalın eğri gövdesi değişik tuğla tezyinatlıdır. Artukoğulları yapısı olan bu câmi Anadolu’nun en eski câmileri arasındadır. Avludaki kitâbesine göre 1556-1557 senesinde Artukoğlu Fahreddîn Karaarslan tarafından inşâ ettirilmiştir. Tuğla işçiliğinin çok güzel bir örneğini veren minâresi eğri oluşu bakımından dikkat çekicidir.
Yusuf Ziyâ Paşa Câmii: Keban’ın önemli bir târihi eseridir. Yusuf Ziyâ Paşa yaptırmıştır. Osmanlıların son dönem mimârisi ve süslemelerinin çok güzel bir örneğidir. Hicrî 1210’da yapılmıştır. Bir san’at eseri olan kubbesi 4 sütun üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve mimberde oyma taş süslemeler kullanılmıştır. İki kapısı oyularak süslenmiş tahtalardan yapılmıştır. Keban’ın en büyük câmisidir. Minâresi kesme taştandır.
Murad Baba Türbesi: Ağa Câmii yanında bulunan bu türbe altıgen plânlı ve üzeri basık bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Osmanlı devri yapısı olan bu türbe oldukça harap durumdadır.
İmam Efendi Türbesi: Osman Bedreddîn Erzurumî adı ile de bilinen büyük velînin türbesi Harput Mezarlığındadır. Çok ziyâret edilen yerlerin başında gelir.
Arap Baba Türbesi ve Mescidi: Kurşunlu Câmiinin doğusunda, Elazığ ovasına bakan yamaç üzerinde bulunmaktadır. Selçuklu devri mimârisine göre iki katlı olarak inşâ edilmiş yapının sağ tarafında mescit kısmı bulunmaktadır. Burada bulunan ve Arap Baba diye anılan şahsa âit cesed bozulmadan zamânımıza kadar gelmiştir. Yalnız cesedin yapıya âit olmadığı sonradan konulduğu rivâyet edilmektedir. Söz konusu şahsın şehid olduğu bilinmektedir. Kitâbesine göre bu yapı Selçuklu sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev zamânında 1280 (H. 670) târihinde inşâ edilmiştir.
Mansûr Baba Türbesi: Sara Hâtun Câmiinin kuzey batısındadır. Sekizgen plânlı iç kısım orijinal şeklini muhâfaza etmektedir. Fakat üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İki katlı bir yapı olduğu izlerden belli olmaktadır. İçinde sanduka bulunmaktadır. Yapının Artukoğulları devrine âit olma ihtimâli kuvvetlidir.
Fâtih Ahmed Baba Türbesi ve Mescidi: Harput’tan 2 kilometre uzaklıktadır. Mesîre yeri ve ziyâretgâh olarak kullanılmaktadır. Kaya üzerinde inşa edilmiş türbenin yanında san’at değeri olan bir mescidi ve yanında çeşmesi vardır. Türbe altıgen plânlı olup, üst kısmı sonradan yapılmış yalnız cenâzelik kısmı mevcuttur. İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır.
Seyyid MuhammedKattâl Türbesi: Elazığ-Diyarbakır yolu üzerinde, Kartaldere köyündedir.Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Peygamber efendimizin dördüncü göbekten torunu ve büyük bir zât olduğu, türbedeki kitâbeden anlaşılmaktadır. Türbenin bitişiğinde ayrıca mescid vardır.
Hoca Hasan Hamamı: Ağa Câmiinden anayolu tâkip ederek gidildiğinde sağda yer almaktadır. Kurşunlu Câmiinin güneyinde bulunur. Zamânımıza kadar iyi gelmiş klasik Osmanlı tipi hamamlarından biridir. Soyunma, ılıklık ve yıkanma yerlerinden meydana gelmiştir. İki giriş kapısı bulunur. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Tamâmen yıkılmış olan ılıklıktan yıkanma yerine geçilir. Yıkanma yeri dört eyvanlı ortası büyük kubbeli ve köşelerde birer kubbeli halvetlerden meydana gelmiştir.
Cemşit (Cimşit) Hamamı: Sara Hâtun Câmii bitişiğinde bulunan bu hamam klasik Osmanlı hamamları tipindedir. Zamânımıza kadar bozulmadan gelmiştir. Su ihtiyâcını ünlü Dabakhâne şifâlı suyu ile karşılayan Cemşit Hamamının bâzı dert ve sıkıntılara karşı çok etkili olduğuna halk arasında inanılmaktadır. Soyunma yeri kare plânlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. İçte ortada havuz, kenarlarında setler bulunmaktadır. İki kapı ile ılıklık kapısı geçilir ve yıkanma kısmı Sara Hâtun Câmiine dayanır. Bu yapı, Yavuz Sultan Selîm’in Palu sipâhi beylerinden Cemşit Bey tarafından yaptırılmıştır (on dördüncü asrın ilk yarısı). Vakıflar Genel Müdürlüğü bu hamamı restore ederek halkın hizmetine açmıştır.
İbrâhim Şah Kervansarayı: Elazığ-Çemişkezek yolunda Fırat köprüsünden öncedir. On üçüncü asırda Artuklular’dan Nizâmeddîn İbrâhim inşâ ettirmiştir.
Dördüncü Murâd Hanı: Elazığ’ın Denizli köyündedir. Kışlık ve yazlık bölümlerden meydana gelen hanın giriş kapısının solunda bir mescid vardır. Bugün yıkık durumdadır.
Meryem Ana Kilisesi: Harput’ta bulunan en eski Süryâni kilisesidir. Kilise iyi bir durumda zamânımıza kadar gelmiştir. Dikdörtgen plânlı olup, bir duvarını bunun oturduğu kaya teşkil etmektedir. Diğer duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Dışarı taşkın apsis önü yarı kubbe ile, diğer kısımları molozlarla örtülüdür. Apsis kenarındaki hücrelerden kaleye giden gizli yolların mevcut olduğu söylenmektedir. Bugün bu kısımlar toprakla dolmuştur. İlk inşâsına âit kitâbe mevcut değildir. Mardin Süryâni metropolitindeki kayıtlardan alınan bilgilere göre 1179 ile 1845 senelerinde onarılmıştır.
Harput Müzesi: 1960’da Alacamescit Medresesi’nde açılmıştır. Çeşitli çağlara âit târihî eserler sergilenmektedir.
Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi: 1965 senesinde kurulmuştur. Bugün Fırat Üniversitesi Rektörlüğü Kampüsü içerisindedir.
Mesîre Yerleri
Hazar Gölü: Elazığ’ın 30 km güneyinde, 70 km2’lik bir alanı kaplayan bu göl Mastar ve Hazar Baba dağları arasındadır. Çevresi yemyeşil, manzarası güzel, kıyıları kumsaldır. Gölün bir tarafından Elazığ-Kurtalan, öbür tarafından Elazığ-Diyarbakır devlet karayolu geçtiği için ulaşım kolaydır. Göl her çeşit su sporuna elverişlidir. Bol balık avlanır. Ortasında bulunan iki küçük adadan birinde (Manastır adasında) bir nasrâni tapınağı vardır. Hazar gölü yaz aylarında çevrenin deniz ihtiyâcını karşılar.
Zafran: Merkez ilçede yeralan bir mesîre yeridir. Güzel bir içme suyu, yüzme havuzu, piknik yapanlar için masa-bank ve ocak vardır. Günde normal 1.500 kişi faydalanabilecek durumdadır.
Buzluk Mağarası: Harput’a 12 km uzaklıktadır. Türkiye’de bir benzeri bulunmayan mağarada yaz mevsiminin sıcak günlerinde buz oluşmakta ve buzlar kışın erimektedir. Mağara tavanından sarkan ve tabandan yukarıya doğru yükselen sarkıt ve dikitlerin seyrine doyum olmaz. 1991 senesinde tabiî güzelliği bozulmadan merdiven ve ışıklandırma sistemi yapılmıştır.
İçmeler ve Kaplıcalar: Elazığ içmeler ve kaplıcalar bakımından zengindir. Fakat yeterince faydalanılmamaktadır.
Mürüdü (Sarılık) Çeşmesi: İl merkezinin 7 km kuzeyinde yer almaktadır. Bir çeşmeden akan Mürüdü suyu hidrokarbonatlı ve kireçli bir su olup, sarılık hastalığına iyi gelmektedir. Bu yüzden sarılık çeşmesi de denilmektedir.
Hırhırık Mâdensuyu: Elazığ’a 5 km uzaklıkta Gümüşkavak köyündedir. Ağrı ve kaşıntılara iyi gelir.
Harput Dabakhane Şifâhânesi: Harput Kalesinin kuzeyinde dere içerisinde yer alır. İlk olarak kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen binâ 1988’de yeniden inşâ edildi. Suyun sıcaklığı -5°C’dir. Mîde, barsak, karaciğer, romatizma hastalıklarına ve rûhî deprasyonlara iyi gelir.
Yurtbaşı Mâdensuyu: Acı su olarak da bilinir. Elazığ’a 16 km uzaklıkta Yurtbaşı kasabası yakınlarındadır. Suyun sıcaklığı 19°C’dir. Böbrek taşlarının düşürülmesinde, mîde ve barsak, karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kolon Kaplıcası: Karakoçan ilçesine 27 km uzaklıktadır. Banyo kürlerinin sâkinleştirici ve damar genişletici etkisi vardır. İçme kürlerinin ise mîde, barsak sistemi ile karaciğer ve safrakesesi üzerinde olumlu te’siri vardır.
Buhan Hame Kaplıcası: Bozcanak köyündedir. Romatizma ve siyatiğe iyi gelmektedir.
Genefik (Yelpınarı) Mâden Suyu: Elazığ’a 30 km uzaklıkta Genefik köyü ile Zerteriç köyü arası Bezerker Çayı mevkiindedir. Banyo kürleri ağrılara ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Erzurum Hakkında Bilgiler

ERZURUM
Doğu Anadolu’nun merkezi, “dadaşlar diyârı, kahramanlar ocağı ve şehri”; Erzincan, Gümüşhane, Muş, Bingöl, Ağrı ve Kars arasında yer alan bir ilimiz.
Erzurum “Azzi”, “Erzen” (Darı), “Arze” ve bilhassa Müslüman Arapların “Erzenu’r Rûm” (Erzen-i Rûm) ismiyle anılan aynı bölgedeki eski ve târihî bir şehirden gelir. Türkler Erzurum ismini vermişlerdir. Trafik numarası 25’tir.
Târihi
Anadolu’nun en eski devletlerinden olan Hititlerin sınır bölgesinde bulunan Erzurum, târihî göç ve istilâ yolları üzerinde bulunduğundan, pekçok savaşlara sahne oldu. Hurriler, Asurlar, Kimmerler, İstikler (Sakalar)bölgeye hâkim oldular. Medler bu bölgeyi ele geçiremedilerse de burayı M.Ö. 6. asırda Persler istila etti. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran’ı yenerek bu bölgeyi ele geçirdi. İskender’in ölümü ile Selökidler, sonra da Roma İmparatorluğunun eline geçen bu bölge, Romalılarla Partlar arasında kanlı savaşlara sebeb oldu. Roma’nın bölünmesiyle M.S. 195’te Erzurum, Bizans’ın (Doğu Roma) payına düştü. Bizanslılar ile Partların halefi Sâsâniler arasında el değiştirdi. M.S. 422’de Bizanslılar Erzurum’a yakın yerde “Theodosiopolis” şehrini kurdular.
Hazret-i Ömer zamânında 633 senesinde İslâm ordusu Erzurum ve Theodosiopolis’i fethetti. Müslümanlar Theodosiopolis’e “Kaalikalâ” ismini verdi. Bu şehrin nüfûsu kısa zamanda 200 bine ulaştı. O devirde Erzurum dünyânın en büyük şehirlerinin başında geliyordu.
İslâm devletleri; kendi aralarında iç mücâdelelere başlayıp, zayıflayınca, Bizanslılar, Erzurum’u ve diğer şehirleri geri aldı. Oğuz Türklerinden Selçuklular, 1071 Malazgirt Zaferinden 22 sene önce 1048’de Pasinler Meydan Muhârebesinde Bizanslıları yenerek Erzurum’u Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey ve ilerde Anadolu Fâtihi ünvânını alacak olan Süleymân Şahın babası Şehzâde Kutalmış Bey fethettiler. Fakat anlaşma îcâbı Erzurum Bizans’a geri iâde edildi. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultânı Alparslan’ın kumandanlarından Ebü’l-Kasım, Bizanslıları yenerek Erzurum’u fethetti. Erzurum ve civârında Saltık (Saltuk)oğulları “Saltuklular” Beyliği kuruldu. Saltuklular Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliğidir. 1202 senesine kadar Erzurum Saltuklu Beyliğinin başşehriydi. 1202’de Konya’daki Anadolu Selçuklularına bağlı bir vilâyet oldu. 1242’de Moğolların eline düştü, böylece bölgeye İlhanlılar sâhip oldular. 1335’te İlhanlılar dağılınca, Erzurum ve çevresi Eratna (Ertene)Türk beyliğine geçti. On dördüncü asır sonlarında Karakoyunlular ve sonra Timur Han, Erzurum’u ele geçirdi. On beşinci asır ortalarına kadar Timurlulara tâbi Karakoyunluların elinde kaldı. Karakoyunluların yerine geçen Akkoyunluların eline geçen Erzurum, 1502’de Akkoyunlulardan Safevî Hânedânının kurucusu Şah İsmâil Erzurum’u ele geçirdi. Safevîler zamânında Erzurum çok geriledi. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han Erzurum’u fethetti. Safevîler Erzurum’u geri alınca, Kânûnî Sultan Süleymân Han Erzurum’u kesin olarak Osmanlı toprağına kattı.
Trabzon-Tebriz ticâret yolunun üzerinde bulunan Erzurum, serhat şehri (kalesi) ve İran’a yapılan seferlerin askerî üssü olarak Osmanlı devrinde yeniden bir eyâlet merkezi olarak çok gelişti. Kültür, sanat, sanâyi ve askerî merkez hâline geldi. Erzurum eyâleti; Erzurum, Erzincan, Gümüşhâne illeri ile Muş’un Malazgirt ve Bingöl’ün Kığı ilçelerini içine alıyordu. Erzurum 1828-1829, 1878 ve 1916’da 3 defâ Rus istilâsına mâruz kaldı. Bu istilâlar geçici olmakla berâber Ruslar çok büyük tahribat yaptılar. 1877-1878’de Müşir Gâzi Ahmed MuhtarPaşa doğuda Rusları ard arda birkaç defâ bozguna uğratmasına rağmen savaş, devamlı takviye alan Rusların lehine döndü.
Müşir Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, Rus generali Tergukasof’u Halyaz Meydan Muhârebesinde yendi. Ayrıca Rus başkomutanı Ermeni asıllı Melikof’u Zivin Meydan Muhârebesinde perişan etti. Rus çarı, bu yenilginin üzerine Melikof’u azletti. Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, Rus ordusunu Kars ve Gümrü arasında Gedikler Meydan Muhârebesinde üçüncü defâ yendi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, Ahmed Muhtar Paşaya “Gâzi” ünvânını verdi. 34 bin Türk askeri Yahniler Meydan Muhârebesini 74 bin Rus askerine karşı kazandı. Ruslar aşırı derecede kuvvet yığınca, Gâzi Ahmed Muhtar Paşa ordusunu Erzurum’a çekti. Böylece Türk ordusunun dağılması önlendi. Türk askeri ve Erzurum halkının harp târihine destan olarak geçen savunması karşısında Ruslar geri çekildilerse de aldıkları takviyelerin sonunda 9 Kasım 1877’de işgal ettikleri Erzurum’u 13 Temmuz 1878 târihine kadar ellerinde tuttular. Birinci Dünyâ Harbi sırasında tekrar Rus işgâline uğradı (1916). 1917’de Erzurum’u terk ederken şehri Ermeni çetelerine teslim ettiler. Ermeni çetelerinin tahribat ve katliâmı Ruslardan daha korkunç oldu.
Doğu Fâtihi Kâzım Karabekir komutasındaki Türk kuvvetleri, Erzurum’u Ermeni çetelerinden geri aldığında Erzurum harâbe hâlinde idi. Ermeni çetelerince binlerce insan katledilmiş, Selçuklu ve Osmanlılara âit târihî eserlerin çoğu imhâ edilmişti. İşgalci kuvvetlerin baskısıyle göç eden halkın bir kısmı yeniden Erzurum’a döndüler. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinde, İstiklâl Harbinin ve Millî Mücâdelenin temelleri atıldı. Cumhûriyet devrinde il olan Erzurum yeniden gelişmeye başladı. Hâli hazırda Doğu Anadolu’nun en büyük ve gelişmiş şehridir.
Fizikî Yapı
Erzurum dağlık bir bölgedir. İl çepeçevre dağlarla çevrilidir. Yüzölçümünün % 64’ü dağlık, % 20’si plato ve % 12’si yaylalardan ibârettir. Ovalar sâdece % 4’tür.
Dağları: Erzurum dağlık bir bölgedir. Dağların çoğu 3000 metreyi aşar. İl topraklarında Rize Dağları, Karasu-Aras Dağları, Mescit Dağları, Kargapazarı Dağları gibi sıra dağlar yer alır. Başlıca yüksek dağları şunlardır: Bingöl Dağları (Dağkale Tepe 3193 m), Karagöl Dağları (Şakşak Tepe 3057 m), Palandöken Dağları (Karakaya Tepe 3167 m), Şahvelet Dağları (Kandil Tepe 2922 m), Mescit Dağları (Mescit Tepe 3239 m), Naldöken Tepe (3153 m), Veli Baba Tepesi (3186 m), Akbaba Dağı (3058 m), Bozan Dağı (2924 m), Dumlu Dağı (3169 m), Çakmak Dağı (3063 m), Kargapazarı Dağları (Baldırkanlı Tepe 3045 m), Palandöken Dağları ile Bingöl Dağları arasında kalan Tekman Yaylası, Doğu Anadolu’nun en yüksek yaylasıdır. Ortalama 2500 m olup, en alçak yeri 1800 metredir. Yaylanın 30 km2ye yakın bir ovalık kısmı vardır. Yüksek dağların zirveleri devamlı karlıdır.
Ovaları: Erzurum da ovlar 2000 metreye yakındır. Başlıca üç ovası vardır. Erzurum, Pasinler, Hınıs ovasıdır. Erzurum Ovası 520 km2lik bir sahayı kaplar. Uzunluğu 50 km, genişliği 13 km’dir. Denizden yüksekliği 1750-1900 m’dir. Pasinler Ovası; Pasinler ilçesinin bulunduğu ovadır. Uzunluğu 45 km, genişliği 12 km’dir. Yüzölçümü 420 km2dir. Hınıs Ovasının yüzölçümü 170 km2dir. Bu ovalara ilâveten Çoruh, Karasu, Aras, Oltu ve Tortum vâdileri vardır.
Akarsuları: Yüksek irtifâda olan Erzurum, senenin 150 günü karlarla kaplıdır. Yaz hâriç diğer üç mevsimde yağış miktarı fazladır. Kar ve yağmur suları birçok akarsuları meydana getirir. Karasu:Dumlu Dağından çıkar, Pasinler ve Erzurum ovalarını sulayıp, Erzincan’a girer. Erzincan’dan sonra Keban yakınında Murat Suyu ile birleşrek Fırat’ın yukarı kolunu teşkil eder. Çoruh Irmağı: Erzurum Mescit Dağlarından çıkarak İspir ve Çamlıkaya’dan sonra Artvin’e ulaşır. Aras Irmağı: Bingöl Dağlarından çıkarak Pasinler ve Horasan ilçelerini sular. Kars’a girer. Ruslarla hududumuzu teşkil eder. Oltu Çayı: Kargapazar Dağlarından çıkan bir kol Oltu’dan geçip, Allahüekber Dağından çıkan ikinci kol ile Şenkaya’da birleşir. Artvin’e girip Çoruh Irmağına katılır. Tortum Çayı: Mescit Dağlarından çıkar, Tortum Derelerini toplar ve Tortum Gölüne dökülür. Tortum Çağlayanı ile akarsu Artvin’de Oltu Çayı ile birleşir. Hınıs Çayı Bingöl Dağlarından çıkar. Tekman Yaylasının sularını toplayıp, Hınıs Ovasının ortasından geçerek Erzurum’u terk eder. Erzurum, Doğu Anadolu’nun su taksim noktasıdır.
Gölleri: Erzurum ilinin sâdece bir gölü vardır. Tortum Çayının güzergâhı, Kemerli Dağdan bir toprak kayması ile tıkanarak Tortum Gölü meydana gelmiştir. Tortum Çayının suları 50 metre yükseklikteki Tortum Şelâlesinden inerek yoluna devâm eder. Tortum Çağlayanı Türkiye’nin en yüksek çağlayanıdır. Tortum Gölünden hidroelektrik santralla elektrik istihsal edilmektedir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Erzurum ili Türkiye’nin en yüksek ve en soğuk illerinden biridir. Sert kara iklimi hüküm sürer. Kışlar çok soğuk ve karlı, yazlar çok sıcak ve kurak geçer. Senenin 150 günü karla örtülüdür. Yağış miktarı 460 mm’dir. Eriyen karlar akarsuları besler.
Erzurum ilkbaharda yemyeşil, kışın beyaz, yaz ve sonbaharda sapsarı (bozkır) görünümündedir. Orman ve fundalıklar yüzölçümün % 9’udur. 1900-2000 m yükseklikte sarıçam ve meşe ağaçlarından ibârettir. Çayır ve mer’aları arâzinin % 68’ini kaplarken, ekili ve dikili arâzi % 18’dir. Ormanlar kuzeydeki dağların güneye bakan yamaçlarındadır.
Ekonomi: Ekonomisi tarıma dayanır. Sanâyi yeni gelişmektedir. Faal nüfûsun % 80’i tarım, hayvancılık, ormancılıkla uğraşır. 1969’dan beri açılan “Doğu Fuarı” bölgenin ekonomik gelişmesini dünyâya duyurmakta, turizme hizmet etmektedir. 650 bin m2lik sahada kurulan fuara genellikle 300’den fazla kuruluş katılıp, 500 binden fazla kişi ziyâret etmektedir. 23 Temmuz-23 Ağustos târihleri arasında açılmaktadır.
Tarım: Erzurum tarımında hayvancılık tarla ürünlerinden önce gelir. İklim çok sert olduğu için yetişen ürünler sayılıdır. Buğday, arpa, çavdar, fiğ (hayvan yemi), mercimek, pancar, ayçiçeği, korunga yetişir. Yetişen sebze yeterli olmayıp, ihtiyacının mühim kısmı güney illerden gelir. Meyve olarak, elma, armut, erik, vişne, kiraz, ceviz, ayva, kayısı ve kızılcık yetişir. Erzurum ve Pasinler ovasında sulama tesisleri yapılmıştır. Sulu tarım ile verim artmıştır.
Hayvancılık: Hayvancılık Erzurum ekonomisinin bel kemiğidir. Nüfûsun büyük kısmı hayvancılıkla uğraşır. Çayır, mer’a ve yaylalar hayvancılığa müsâittir. Koyun, sığır ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık da çok gelişmiştir. Kovan sayısı 60 bine yakındır. Ilıca’da modern at harası vardır.
Ormancılık: Orman varlığı zengin değildir; 200 bin hektardır. Ormanları verimsizdir. 107 köy orman içinde ve kenarındadır. Her sene 42 bin m3 sanâyi odunu ile 22 bin ster yakacak odun elde edilir. Ağaçlandırma faâliyeti devâm etmektedir. 1984-88 târihleri arasında şehir içinde 650.000’e yakın ağaç dikilmiş olup, yeşil alanlar gitikçe çoğaltılmaktadır.
Mâdenleri: Mâden bakımından zengin değildir. Linyit, bakır, civa, mâden kömürü, kurşun, çinko, perlit, krom, mangenez ve alçıtaşı rezervleri mevcuttur. Şark linyitleri işletmesinde 60 bin ton linyit ile az miktarda krom ve alçıtaşı istihsal edilir. Kömürü bölgeye yetecek kapasiteye gelmiştir.
Sanâyi: Erzurum soğuk iklimi sebebiyle sanâyi bakımından az gelişmiş illerimizdendir. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır: Et Kombinası, Şeker Fabrikası, Pasinler Tuğla ve Kiremit Fabrikası, Erzurum Yün İşletmesi, Yem Fabrikası, Aşkale Çimento Fabrikası, Süt Fabrikası, Nebâtî Yağ Fabrikası, Deri ve Ayakkabı Fabrikası, Bütangaz Dolum Tesisleri, Sümerbank Yünlü Sanâyi ve Yapağı Yıkama Tesisleri, İspir Ayakkabı Fabrikası ve Tekele âit Tuzlalar. Son yıllarda alınan kararlarla doğuda yatırımlar teşvik edilmiştir. Erzurum-Ilıca yolu üzerinde 75 parsellik organize sanâyi bölgesinin alt yapı tesis ve hizmetleri bitirilmiştir. Erzurum’un Oltutaşı, kürkleri, halı ve bıçakları meşhurdur. 1983-88 târihleri arasında, döküm, un, lastik-kauçuk, ham deri işleme, yem, boya, et ve et mâmulleri üretimi, yünlü ve sentetik iplik, oto ve iş makinaları lastik kaplama ve rejinere kauçuk fabrikaları kurulmuştur.
Ulaşımı: Erzurum kara, hava ve demiryolu ile yurdun her tarafına bağlanmış bulunmaktadır. Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars yolu Horasan’dan Ağrı-Doğubeyazîd- Gürbulak sınır kapısına bağlanır. Aşkale’den ayrılan bir yol E-390 karayolu ile Trabzon’a ulaşır. Her türlü uçakların inebileceği modern bir hava pisti ve havaalanı tesisleri vardır. Her gün Ankara-İstanbul istikâmetine yolcu uçağı kalkar. Ayrıca, İzmir, Adana, Diyarbakır, Elazığ, Van, Malatya, Dalaman, Antalya, Sivas, Trabzon, Kayseri ve Gaziantep’e yurt içi seferler yapılmaktadır. Haydarpaşa-Erzurum-Kars, Kars-Mersin, Kars-İzmir arasında sefer yapan yolcu trenleri ile altı doğuya, altı batı istikâmetine giden yük trenleri ile demiryolu güzergâhında kesif bir trafik vardır. Horasan ile Karasu’ya banliyö trenleri çalışır. Otobüs terminali Türkiye’nin en geniş terminallerinden biridir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfusu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 848.201 olup, bunun 400.348’i şehirlerde, 447.853’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 25.086 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür.
Örf ve âdetleri: Erzurum Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Hititlerden Bizanslılara kadar pekçok millet ve devletler, doğu-batı yolu üzerinde bulunan Erzurum’u istilâ ettiler, göçler ve bölgede olan büyük savaşlarla eski medeniyetler kayboldu. Erzurum 1071 Malazgirt Zaferinden 22 sene önce Türklerce fethedildi. İbrâhim Yınal ve Kutalmış kumandanların emrindeki Türkmenler 1048 ‘de buralara yerleşti. Yine Anadolu’da ilk Türk Beyliği Erzurum’da kuruldu. Bin seneye yakın bir zamandan bu yana Erzurum’da Türk-İslâm kültürü yerleşti. Bilhassa Ramazanda Erzurum görmeye değer. Sahura kadar yatılmaz. Çoluk-çocuk zevkle sahuru bekler.
Erzurumlular asırlarca hayvancılıkla uğraşmış, yazın yaylalara çıkmış, sonbaharda şehre inmiş, şehir ve göçebe hayâtını birlikte yürütmüştür.
Kıyâfet: Erzurum’un mahallî kıyâfeti vardır. Kadınların geleneksel giyimi ihram (ehram)dır.İhram 185x215 cm ebadında seyrek dokunmuş bir kumaştır. Kızların, gelinlerin ve güngörmüş hanımların giydikleri ihramlar ayrı şekil ve renktedir. Ayrıca bindallı, üçetek, şalvar, pamuklu ceket ve yelek, gümüş kemer, gümüş takunya, çiçekli ve sırmalı fes, ayağa giyilen yemeni, nalın veya potin kadın kıyâfetleridir. Erkeklerde ise şalvar, yelek, kazak, kuşak ve çarık en çok kullanılan mahallî kıyâfet idi. Bugün çoğu terk edilmiştir.
Yemekleri: Mahallî başlıca yemekleri; kesme çorbası, hınkal, çaşır, aşotu, kadayıf dolması, çiriş, lor dolması ve lavaştır.
El sanatları: Orta Asya’dan gelen kervanlar Erzurum’a uğrayıp Trabzon’a geçerlerdi. Ticâret merkezi olan Erzurum’da el sanaları çok gelişmişti. Bakırcılık, kuyumculuk, oltu taşından tesbih, kolye ve çeşitli eşyâ yapımı, dokumacılık, kıldan çadır ve çuval, yünden ihram, şal ve çorap yapılır. Narman, İspir ve Hınıs köylerinde halı dokumacılığı yaygındır.
Halk Edebiyâtı: Erzurum efsâne, destan, atasözü, halk hikâyeleri, masal, mâni, tekerleme ve ninnileri ile zengin ve meşhurdur. Divan edebiyâtı şâirlerinden Nef’î (1572-1635), Erzurum’un Pasinler ilçesinde doğdu. Halk şâirlerinden birçoğu Erzurumludur. Bunlardan Kâtibi Lezgi Ahmed, Erzurumlu Emrâh, Erbâbî, Şehvârî, Sümmânî, Hinânî, Zelâlet ve Havâsî, âlim ve şâir Kâdı Mustafa Darîr en çok tanınanlarıdır.
Folklor: Erzurum folklor ve türküler bakımından çok zengindir. Mertlik, dürüstlük ve kahramanlık sembolü olan “dadaş”ların oynadığı “bar”ı meşhurdur. Çeşitli “bar”lar vardır. Temirağa, Turna, Uzundere, Hançer, Tavuk ve Güvercin barı başta gelir. Bar husûsi kıyâfet giyilerek oynanır. Erkek ve kadınlar ayrı ayrı oynarlar.
Atlı cirit: Orta Asya’dan bu yana Türklerin eski ve millî bir sporu olan ve at üzerinde oynanan cirit pekçok yerde unutulmasına rağmen, Erzurum bu geleneği devâm ettirmiştir.
Eğitim: Erzurum en çok köyü olan bir ilimizdir. Köylerinin % 90’ında okul vardır. Okuma-yazma nisbeti düşük olup, % 70’tir. İlde 38 anaokulu, 1225 ilkokul, 82 ortaokul, 8 meslekî ve teknik ortaokul, 22 lise, 17 meslekî ve teknik lise vardır. 1958’den bu yana faaliyette bulunan Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlı Zirâat, Fen, Edebiyât, Tıp, İşletme, Diş Hekimliği, İslâmî İlimler, Veterinerlik Fakülteleri, Yabancı Diller Okulu (Fakülte), 4 Yıllık Eğitim Fakülteleri, Meslek Yüksek Okulu (Fakülte) ve İlâhiyat Fakültesi bulunmaktadır.
İlçeleri
Erzurum’un biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 270.006 olup, 242.391’i ilçe merkezinde, 27.615’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34, Dumlu bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar arasında kalan Erzurum Ovası verimlidir. Güney doğusunda Palandöken Dağları, kuzey doğusunda Kargapazarı Dağları yer alır. İlçe topraklarını Karasu Çayının kolları sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı ve patatestir. Dağlık bölgelerde yer alan köylerde hayvancılık yapılır. Şeker Fabrikası, Et Kombinası, Doysan Nebati Yağ Fabrikası, Deri Konfeksiyon Fabrikası, Tuğla ve Kiremit Fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi; Palandöken Dağlarının eteklerinde hafif eğimli bir yerde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1950-2000 m arasında değişmektedir. Eski şehir surlarla çevrilidir. Doğunun en büyük ticâret merkezidir. Erzincan-Kars, demir ve karayolu, Erzincan Ağrı karayolu ilçeden geçer. Türkiye’nin kışı en soğuk geçen şehirlerindendir. Isı -40 °C ilâ -34 °C arasında seyreder.
Aşkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.533 olup, 15.494’ü ilçe merkezinde, 27.039’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36, Çiftlik bucağına bağlı 22, Kandilli bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1527 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Kop Dağları, güneyinde Palandöken Dağları, bu dağların orta kesiminde ise Karasu Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, çavdar, patates ve şekerpancarıdır. En çok sığır beslenir. Çimento fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe topraklarında kömür ve kireçtaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Karasu Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum-İstanbul ve Erzurum-Bayburt karayolları ilçede kesişir. İl merkezine 53 km mesafededir. İlçe belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çat: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.921 olup, 3878’i ilçe merkezinde 21.043’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37 köyü vardır. Yüzölçümü 1386 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Dumanlıdağ ve Palandöken Dağları, güneyinde ise Karagöl Dağları yer alır. Tuzla Çayı Dağları derin biçimde yararak ilçe topraklarının ortasından akar. Akarsu boylarında küçük düzlükler vardır. Dumanlı Dağı, sarı çam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yoluyla çok sayıda koyun beslenir. Yağ, peynir, yapağı kıl ve deri başlıca hayvansal ürünlerdir. İlçe merkezi Tuzla Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum-Bingöl karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesâfededir. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Hınıs: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.514 olup, 16.005’i ilçe merkezinde, 29.509’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 58, Halilçavuş bucağına bağlı 24 köyü vardır. İlçe toprakları yüksek bir platoda yer alır. Hınıs-Varto çöküntü alanının kuzeydoğu bölümü ilçe sınırları içinde kalır. En önemli akarsuyu Hınıs Çayıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayanır. Yaylacılık yöntemiyle koyun ve sığır beslenir. Canlı hayvan ticareti yapılır. Süt ve süt ürünleri, yapağı, kıl ve deri başlıca hayvanî ürünlerdir. Hınıs Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, patates ve arpa olup, ayrıca az miktarda çavdar, elma ve soğan yetiştirilir. Köylerde el tezgahlarında halı ve kilim dokunur.
İlçe merkezi, gelişmemiş küçük bir yerleşim yeridir. İl merkezine 145 km mesafededir. İl merkezine bağlantısı zayıftır. Denizden yüksekliği 1600 metredir. Kentteki ticâreti elinde tutan büyük toprak sahiplerinin büyük bölümü il merkezinde yaşar.
Horasan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.677 olup, 14.144’ü ilçe merkezinde 35.533’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 49, Aras bucağına bağlı 24 köyü vardır. Yüzölçümü 1669 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Erzurum-Kars platosu, güneyinde Karasu-Aras dağları yer alır. Aras Irmağı vadisinde küçük düzlükler vardır. Dağlardan kaynaklanan küçük akarsular Aras Irmağına karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda çavdar, fiğ, soğan ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık, âile tüketimine yönelik bir sektördür. Şekerpancarı üretimi başlamasından sonra hayvancılığı geliştirme ve yaygınlaştırma projesi uygulanmaya başlanmıştır. Aras bucağına bağlı Aliceyek köyündeki linyit yatakları işletilir.
İlçe merkezi, Erzurum-Kars demiryolu ve Kars-Artvin-Ağrı-İran karayolu üzerinde bir kavşak noktasıdır. İl merkezine 80 km mesafededir.  Gelişmemiş, küçük bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1952’de kurulmuştur. 30 Ekim 1983’te meydana gelen zelzele ilçede önemli hasara sebep olmuştur.
Ilıca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 40.392 olup, 12.638’i ilçe merkezinde, 27.754’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 39, Ovacık bucağına bağlı 34 köyü vardır. İlçe toprakları engebeli düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Palandöken Dağlarının uzantıları yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı ve patatestir. İlçe merkezi, Erzurum-Erzincan karayolu üzerinde yer alır. Demiryolu ise ilçe kıyısından geçer. Merkez ilçeye bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
İspir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.172 olup, 8032’si ilçe merkezinde, 26.140’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 47, Çamlıkaya bucağına bağlı 17,  Kırık bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe topraklarını Doğu Karadeniz Sıradağları engebelendirir. Bu dağların arasında Çoruh-Kelkit Vâdi Oyuğu yer alır. Çoruh Irmağı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. İklim şartları uygun olduğundan çeşitli tarım ürünleri yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fiğ ve patates olup, ayrıca az miktarda fasulye, çavdar ve soğan yetiştirilir. Merkez ilçenin sebze ve meyve ihtiyacının büyük bölümü Çoruh Irmağı kıyısında yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile hayvancılık yapılır ve en çok koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında bakır ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Şehir Suyu vâdisinde, Hasan Dağının güney eteklerinde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 140 km mesâfededir. Erzurum-Rize karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Karaçoban: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.704 olup, 7498’i ilçe merkezinde, 12.206’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Hınıs Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yoluyla çok sayıda küçükbaş hayvan beslenir. Akarsu vâdilerinde az da olsa tarım yapılır. Bâzı köylerinde düşük kalorili kömür çıkarılır. Verim düşüktür. İlçe merkezi Hınıs Çayı kıyısında  kurulmuştur. Hınıs’ın Karacaköprü bucağına bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Karayazı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 47.935 olup, 5560’ı ilçe merkezinde, 42.375’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Elmalıdere bucağına bağlı 21, Göksu bucağına bağlı 20, Söylemir bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 2.531 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe topraklarını Çakmak Dağı engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı ve Elmalıdere toplar, Yüksek kesimlerdeki düzlükler hayvancılık açısından önemlidir.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çok sayıda küçük baş hayvan beslenir Canlı hayvan ticâreti yaygındır. Yün, yapağı, deri ve süt ürünleri başlıca hayvansal ürünleridir. Tarıma müsâit olan arâzi az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, arpa ve patates yetiştirilir. İlçe merkezi, Ağrı sınırında yer alır. Eski ismi Bayraktar’dır. 1937’de ilçe merkezi oldu. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 131 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1944’te kurulmuştur.
Köprüköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.760 olup, 5890’ı ilçe merkezinde, 13.870’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Pasinler Ovasında yer alır. Aras Nehri ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır.Hayvancılık ekonomik açıdan önemlidir. İlçe merkezi, Pasinler Ovasında, Aras Çayı kıyısında kurulmuştur. Eski ismi Cobendede’dir. Erzurum-Kars demir yolu ilçe yakınından geçer. Pasinlere bağlı bucak merkezi iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Narman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.699 olup, 6989’u ilçe merkezinde 18.710’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Kışlaköy bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 863 km2 olup nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe topraklarını Kargapınarı ve Allahüekber Dağları engebelendirir. Orta kesimi plato görünümündedir. Dağlardan kaynaklanan suları Narman Çayı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda şekerpancarı, baklagiller ve elma yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli geçim kaynağıdır. İlçe topraklarında tuz yatakları vardır. İlçe merkezi, Kargapazarı Dağlarının kuzeydoğu eteklerinde yer alır. Denizden 1700 m yüksekliktedir. Erzurum’u Göle üzerinden Kars’a bağlayan karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 97 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1953’te kurulmuştur.
Oltu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 45.973 olup, 21.817’si ilçe merkezinde, 24.156’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 64 köyü vardır. Yüzölçümü 1380 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe topraklarını Çoruh-Kelkit Dağları engebelendirir. Dağlar akarsu vâdileriyle derin bir şekilde yarılmıştır. Oltu Çayı başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, şekerpancarı ve arpa olup, ayrıca az miktarda elma, dut, ceviz baklagiller yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda koyun beslenen ilçede sığır sun’î tohumlama istasyonu kurulmuştur. İlçe topraklarında manganez, tuz ve linyit yatakları vardır. Kolay işlenen oltu taşı kolye, tesbih, küpe, ağızlık gibi hediyelik eşya yapımında kullanılır. İhram dokumacılığı yaygındır.
İlçe merkezi Oltu Çayı kıyısında kurulmuştur. Erzurum-Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 126 km mesafededir. Eski ismi Oltisi’dir.
Olur: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 15.497 olup, 2713’ü ilçe merkezinde 12.784’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 40 köyü vardır. Yüzölçümü 830 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe topraklarını Yalnızçam Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Olur Çayı ve Tavusker Deresi toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile çok sayıda koyun beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak, ilçede yünlü dokumacılık gelişmiştir. Ekime elverişli arâzisi az olduğundan üretim düşüktür. Az miktarda buğday, arpa, patates, elma, dut, kayısı ve ceviz yetiştirilir.
İlçe merkezi Olur Çayı Vâdisine açılan küçük bir vâdide kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1300 metredir. İl merkezine 180 km mesafededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1958’de kurulmuştur.
Pasinler: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.991 olup, 19.144’ü ilçe merkezinde, 23.847’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili olup orta kesiminde Pasinler Ovası yer alır. Kuzeybatısını Kargapazarı Dağları, güneyini Şahvelet Dağları engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Aras Irmağı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, şekerpancarı, buğday ve arpadır. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli olup, sığır besiciliği yaygındır. İlçe topraklarında perlit ve linyit yatakları vardır. Tuğla ve kiremit fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Pasinler Ovasının batısında Kargapazarı Dağları ile Palandöken Dağları arasında kurulmuştur. Eski adı Hasankale’dir. Erzurum Ağrı karayolu ve Erzurum-Kars demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 37 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1665 metre olan ilçe önemli bir deprem kuşağı üzerinde yer alır. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Pazaryolu: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9779 olup, 3124’ü ilçe merkezinde, 6655’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. İlçe toprakları Çoruh-Kelkit Vâdi oyuğunda yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, fiğ ve patatestir. Çoruh Irmağı boyunca sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Çoruh Irmağı kenarında kurulmuştur. İspir’e bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.
Şenkaya: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.115 olup, 3033’ü ilçe merkezinde 30.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11, Akşar bucağına bağlı 24, Gâziler bucağına bağlı 13, Kömülü bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1466 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe toprakları yüksek ve engebeli alanlardan meydana gelir. Doğusunda Allahüekber Dağları, güneyinde Soğanlı Dağı ve Güllü Dağı yer alır.  Dağların yüksek kesimlerinde hayvancılık açısından önemli geniş yaylalar vardır. Dağlardan kaynaklanan suları Penek Çayı toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla en çok küçük baş hayvan beslenir. Canlı hayvan ticareti yaygındır. Ekime müsâit alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, patates ve elma olup, az miktarda dut ve ceviz yetiştirilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi Kars sınırına yakın bir yerde kurulmuştur. Eski ismi Örtülü’dür Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 192 km mesafededir. 1949’da ilçe olan Şenkaya’nın belediyesi aynı yıl kuruldu.
Tekman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.184 olup, 3150’si ilçe merkezinde, 31.034’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Gökoğlan bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 2197 km2 olup, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Batısını Şakşak Dağı, kuzeyini Palandöken ve Şahvelet dağları, güneyini Bingöl Dağları engebelendirir. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Peri Suyu toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla çok sayıda koyun beslenir. Ekime müsait alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve patatesdir. İlçe merkezi Palandöken Dağlarının güney eteklerinde Aras Irmağı Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1925 metredir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 49 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1946’da kurulmuştur.
Tortum: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.100 olup, 5349’u ilçe merkezinde 28.751’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36,  Şenyurt bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1090 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Deve Dağı, kuzeydoğusunda Akdağ, doğu ve güneyinde Kargapazarı Dağları, batısında Mescit Dağı yer alır. Dağlar, akarsu vâdileriyle derin biçimde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, elma, arpa ve çavdar olup, ayrıca az miktarda ceviz, dut, baklagiller ve soğan yetiştirilir. Yüksek kesimlerde yaylacılık yoluyla küçük baş hayvan besiciliği yapılır. Arıcılığın geliştiği ilçenin bazı köylerinde el tezgahlarında dokumacılık yapılır.
İlçe merkezi, Tortum Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Erzurum Artvin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1650 metredir. Ekonomik yönden geri kalmış bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Uzundere: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.249 olup, 3499’u ilçe merkezinde 8750’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 850 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Akdağ, doğusunda Mescid Dağları yer alır. Bir heyelan gölü olan Tortum Gölü ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını Tortum Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık ve sebzecilik gelişmiştir. Yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi Akdağların eteklerinde yer alır. İl merkezine 85 km mesafededir. Erzurum-Ağrı karayolu ilçe yakınlarından geçer. Tortum’a bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Erzurum zengin târihî eserleri, temiz havası, soğuk ve güzel suları, tabiî güzellikleri, dağ ve kış sporları, kaplıca ve ılıcaları ile turizme çok elverişlidir.
Erzurum Kalesi: Romalılar devrinde yapılmıştır. Osmanlı devleti zamânında ve o devre kadar bölgeye hâkim olan devletler tarafından bir çok defâ tâmir ettirilmiştir. Kaynaklarda üç kat surla çevrili olduğu bildirilen kalede 110 burç ve kule bulunuyordu. İç ve dış kuleler yıkılmıştır.
Hınıs Kalesi: Hınıs ilçesinin bahçe mahallesinde kayalar üzerine yapılmıştır. Yapım târihi kesin belli olmamakla birlikte İlhanlılar döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Kânûnî Sultan Süleymân devrinde tâmir edilmiş olan kalenin büyük kısmı yıkık vaziyettedir.
İspir Kalesi: İspir ilçesinin kuzeybatısında Çoruh nehri kıyısındadır. Yapım târihi belli değildir. Saltuklu, Selçuklu ve Osmanlılar devrinde tâmir edilmiştir. Kalenin dış surları yıkılmış olup, iç kale surları ve burçları sağlamdır.
Oltu Kalesi: Oltu Çayı kıyısında, sarp bir tepe üzerinde yapılmıştır. Yapım târihi kesin belli değildir. İç kale sağlam olup, güneyinde büyük ve görkemli bir burcu vardır. Diğer kısımları yıkılmıştır.
Hasankale (Pasinler Kalesi): Hasanbaba Dağı eteğinde, Pasinler ilçesinin doğusundaki kayalıklar üzerindedir. Bâzı kaynaklarda İlhanlılardan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Yıkık vaziyettedir. İç kalenin güney ve batı bölümleri sağlamdır.
Avnik (Soğuksu) Kalesi: Pasinler’in Güzelhisar (Avnik) köyünün kuzeyindedir. Selçuklu ve Saltuklu mîmârisinin hâkim olduğu kale üç surla çevrilidir.
Tortum Kalesi: Tortum ilçesinden 14 km uzaklıkta Kale köyündedir. Yapım târihi kesin belli değildir. Kuzey bölümündeki duvar ve burçlar sağlamdır.
Çifte Minareli Medrese: Erzurum’un bir nevi sembolüdür. Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykubat’ın kızı Hüdâvent Hâtun tarafından 1253 senesinde yaptırılmış olup, Anadolu’nun en büyük sanat şâheserlerinden biridir. Kümbeti de Erzurum’un en büyük kümbetidir. 26 metre yüksekliğindeki çift minâresi renk renk çinilerle süslüdür. 37 odası ve câmisi vardır. Dördüncü Murad Han tâmir ettirmiştir. Müze olarak kullanılmaktadır. Medresenin bâzı yazı ve parçaları sökülerek Leningrad Müzesine götürülmüştür. Anadolu’daki medreselerin en büyüğüdür. Çinilerle süslü minârede Allah, Muhammed ve ilk dört büyük halîfenin (Çihâr Yâr-ı Güzîn) isimleri vardır. Medresenin ikinci katı dört eyvan arasında, dört müstakil grup hâlinde tanzim edilmiştir. Birinci kata inmeden bir bölümden diğerine geçmek mümkün değildir. İkinci kat hücreleri de alt kattakiler gibi dikdörtgen plânlı olup, kırma taşlarla örülmüş, beşik bir tonozla örtülüdür. Alt kat hücre kapılarında görülen çok değişik şekiller ve tezyinat üst kattakilerde görülmez.
Yakutiye Medresesi: İlhanlı Sultanı Olcayto zamânında 1310’da yaptırılmıştır. Taş kapısının işlemeleri çok kıymetli bir sanat şaheseridir. Kubbeli medrese dört eyvanlı kapalı avlulu medrese tipindedir. Taçkapı cephenin tam ortasındadır. Cephenin iki köşesine kesme taştan iki silindirik istinat kulesi yerleştirilmiştir. Medrese, Hoca Cemâleddîn Yâkut tarafından, Sultan Gazan ve Horasanlı Bolugan Hâtun yardımıyle yaptırılmıştır.
Ahmediye Medresesi: Süslemesiz, sâde bir yapıdır. İlhanlılar zamânında 1314’te yapılmıştır. Erzincankapı mevkiinde ve Murad Paşa Câmii yakınındadır. Harâbe hâlindedir. Ahmed bin Ali bin Yûsuf yaptırmıştır.
Şeyhler Medresesi: Osmanlı devri medreselerinden kalan bir medresedir. 1760’da inşâ edilmiştir. Bir avlu etrâfına toplanmış tek katlı hücrelerden ibârettir.
Kadıoğlu Medresesi: İspir ilçesi Çarşı Câmii yakınlarındadır. 1726’da Erzurum Müftüsü Kâdızâde Mehmed Efendi tarafından yaptırılmıştır. Avlu çevresinde on ders odası vardır. Yapı dıştan toprakla örtülü olup, ders odaları avluya açılan pencerelerden ışık alır.
Ulu Câmi: Saltukoğullarından Ebü’l-Feth Muhammed tarafından 1179’da yaptırılmıştır. Gördüğü tâmirâtlar yüzünden ilk şeklini kaybetmiştir. Erzurum’un en eski ve en büyük câmisidir. Atabey veya Atabek Câmii de denir. Doğu ve kuzeyinde ayrı üslûp ve yapıda üç kapısı vardır.
Lala Paşa Câmii: Yâkutiye Medresesinin doğusundadır. 1562’de Kıbrıs Fâtihi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Beyaz taştan yapılan minâre, kırmızı taş bileziklerle süslüdür. Minâre boyu kısadır. İç süslemesi, renk, yapı ve ünlü çinileriyle, klasik Osmanlı mîmârîsinin önemli eserlerindendir.
Murad Paşa Câmii: 1573’te, Sadrâzam Kuyucu Murad Paşa tarafından Erzurum beylerbeyi iken yaptırılmıştır. Ahşap minber ve kapıları Osmanlı ağaç işlemeciliğinin güzel örneklerindendir.
Kurşunlu Külliyesi: Câmi ve medreseden meydana gelen külliye, 1701’de Şeyhülislâm Erzurumlu Feyzulah Efendi tarafından yaptırılmıştır. Minâresi 8 sıradan meydana gelmiş ve kırmızı taştan yapılmış halkalarla süslüdür. Câmi kapısının ağaç işçiliği çok kıymetlidir. Medrese on iki odalı olup, klâsik Osmanlı medreseleri plânındadır.
Kale Mescidi: İç kalededir. Saltuklular devride yaptırılmıştır. Kümbet biçimiyle değişik bir mîmârî tarzı vardır.
Esad Paşa Câmii: 1835’te Erzurum Vâlisi Esad Muhlis Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1852’de Sultan Abdülmecîd Han Nûruosmâniye Câmiine benzeterek onartmıştır. Erzurum câmileri içinde en yüksek kubbeli olanıdır.
Gürcü Kapısı (Ali Ağa ) Câmii: On yedinci asır başlarında yeniçeri başı Kürkçü Ali Ağa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kare plânlı ve tek kubbeli bir câmidir.
Cennetzâde Câmii: 1786’da Erzurumlu İsmâil Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Emir Saltuk (Melik Gâzi)Kümbeti: Çifte minâreli medresenin güneyinde bulunan üç kümbetten en büyüğüdür. On ikinci asır sonlarında yapılmış Anadolu’nun en eski kümbetlerindendir. İçinde Saltukoğullarından Emir Saltuk medfundur.
Karanlık Kümbet: 1308 senesinde yapılmıştır. Derviş Ağa Câmiinin karşısındadır. Emir Sadreddîn Tübey tarafından yaptırılmıştır.
Gümüşlü Kümbet: Kare kâideli ve sekizgen gövdelidir. Kıble istikâmetinde küçük bir mihrabı vardır. Gıyâseddîn Gâzi için yapılmıştır. On üçüncü asır eserlerindendir.
Cimcime Sultan Kümbeti: Ulu Câminin kuzeyindedir. On dördüncü asrın başlarında inşâ edilmiştir.
Râbia Hâtun Kümbeti:Kayseri’deki döner kümbete benzemektedir. On dördüncü asır başlarında yapılmıştır. Sâdece yarım bir duvarı kalmıştır.
Taşhan (Rüstem Paşa)Kervansarayı: 1514-1561 târihleri arasında Sadrâzam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Fevziye Mahallesindedir. Oltu taşı îmâlatçıları çarşı olarak kullanmaktadır.
Boyahâne Hamamı: Boyahâne Câmiinin yanındadır. 1567’de Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yıkılan yapı daha sonra onarılmıştır.
Şeyhler Hamamı: Şeyhler Mahallesinde olup, Şeyhler Câmiine vakıf olarak 13. yüzyılda Habib Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Erzurum çeşmeleri: Erzurum, çeşmeleri ile de ünlüdür. İl merkezinde elliden fazla çeşme olup, en meşhurları şunlardır:Cennet Çeşmesi, Şâfiler Çeşmesi (1556), Kale Çeşmesi (1681), İsmâil Ağa Çeşmesi (1734), (:::)ınar Çeşmesi (1745), Yazıcıoğlu Çeşmesi (1748), Dörtgüllü Çeşme (1775),
Erzurum Tophânesi: Dördüncü Murad Han yaptırmıştır. Erzurum’da dökülen Balyemez toplarını 4000 dev cüsseli camız çekerek Revan’a getirmiş ve İran’a karşı zafer kazanılmıştır. Erzurum’da dökülen toplar, dünyâ silâh târihine geçmiştir.
Saat Kulesi (Tepsi Minâre): Şehrin en yüksek noktası İçkale’dedir. On ikinci asırda Saltukoğulları tarafından gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Kâidesi kesmetaş, gövdesi tuğladandır. Üst kısmındaki tahta külah 19. asır ilâvesidir. Kale mescidinin minâre vazîfesini de görür. Kale mescidi harâbe hâldedir. Kûfî kitâbede “İnanç Beygu Alp Tuğrul Bey Ebi’l Muzaffer Kasım” okunmaktadır. Anadolu’nun bilinen en eski Selçuklu minâresidir.
Tabyalar: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Erzurum’u savunmak maksadıyla yapılmıştır. Aziziye Tabyasında büyük bir anıt vardır. Kahraman Erzurum kadınlarını temsil eden Nene Hâtun kabri buradadır. Nene Hâtun Türk târihine “93 Harbi” diye geçen 1878 Türk-Rus savaşında destanlaşan kahraman, yiğit bir Türk kadınıdır. Sivişli köyündendir. 1857-1955 yılları arasında yaşamıştır. 98 yaşında vefât etmiştir. Aziziye Tabyası Abdülazîz’in emriyle Topdağı’nda Erzurum Vâlisi Müşir Fosfor Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 27 Ekim 1877’de geri çekilen Gâzi Ahmed Muhtar Paşa emrindeki ordu ve Erzurum halkı Ruslara karşı başarılı bir savunma vererek Rusları geriye püskürtmüştü. Bu savunma, Avrupa’da kurmaylara ders olarak okutulmaktadır. Aziziye’den başka Mecidiye, Ağzıaçık ve Sivişli, Ahali, Dolangez, Büyük Hüyük, Küçük Hüyük, B. Kiremetli, K. Kiremitli bilhassa Uzun Ahmed tabyaları vardır.
ERZURUM TABYALARINDAN
Bir şimşek çakıyor, yine bir şimşek
Çakıyor Erzurum tabyalarından.
Dizilmiş nağmeler, nineler tek tek,
Bakıyor Erzurum tabyalarından.
 
Yediden yetmişe tek vücut tek can,
Erzurum bir sevdâ, Erzurum vatan...
Taptaze bir yara gibi o kan,
Akıyor Erzurum tabyalarından.
 
Bu sevdâ bir sel ki teşnedir, kine,
Bir kere kabardı mı sığmaz bendine.
Bu sevdâ yıllardır, bizi kendine,
Çekiyor Erzurum tabyalarından.
 
Ahmed Muhtar Paşam, al bizi yürüt,
Küffârın kökünü yeniden kurut.
Dün bugün misâli hâlâ kan, barut,
Kokuyor Erzurum tabyalarından.
 
Dadaşıma artık ha ateş ha kar;
Burda savaşın adı kanlı bar.
Ovaya sis değil, mücâhit ruhlar
Çöküyor Erzurum tabyalarından.
 
Gökler alev alev, yer bayrak bayrak,
Ya şu ufuklar, şu dağlara bak!
Bu gece dünyâya başka bir şafak
Söküyor Erzurum tabyalarından.
 
Bekir Sıtkım şaşma, nice bu târih,
Gündüz bir târih, gece bir târih...
Destanı sen değil, koca bir târih
Okuyor Erzurum tabyalarından.
Şehitlik: Sultan Abdülmecîd Han devrinde yapılmış olup, 93 Harbi, Birinci Dünyâ Harbi, İstiklâl Harbi ve sonrası bâzı şehitleri sînesinde toplamıştır.
Mesîre Yerleri: Erzurum târihî zenginliği yanında tabiî güzellikleri ile de meşhurdur. Bâzı mesîre yerleri şunlardır:
Hasankale: İl merkezine 39 km uzaklıktadır. Şifâlı su kaynakları ve yeşillikleriyle ünlüdür.
Boğaz: Erzurum’a 7 km uzaklıkta Palandöken Dağlarının Siğreli Tepesi ile Eğerli Dağı arasında kalan bol sulu ağaçlıklı şirin bir mesîre yeridir.
Türbe: İl merkezine 3 km uzaklıkta, mübârek bir İslâm büyüğü olan Abdurrahmân Gâzinin türbesinin bulunduğu yerdir. Erzurum’un içinde şifâlı sularıyla meşhur bir ziyâret ve dinlenme yeridir. Manzarası ve havası çok güzeldir. Suları böbrek hastalarına iyi gelir.
Tortum Çağlayanı ve Gölü: Türkiye’nin en yüksek çağlayanıdır. Sular 50 metre yükseklikten aşağı düşer. Çağlayan ve gölün manzarası çok güzeldir.Suları berrak olup, bol balık bulunur. Basamaklı kalker bankların üzerinden düşüş yapan sular yüksekliğin fazlalığı ve düşüşün sertliği ile çok güzel bir manzara meydana getirir.
Palandöken Telesiyej Hattı ve Kayak Tesisleri: Erzurum’a 6 km uzaklıkta ve 2250-3176 m irtifada bulunan bu tesislerde senenin 7 ayı kayak yapılabilir. Saatte 300 kişilik taşıma kapasitesi olan telesiyej hattında üç ana istasyon vardır.
Kaplıcaları: Şifâlı su bakımından zengin olan Erzurum’da bu kaynaklardan yeteri kadar faydalanılamamaktadır.
Pasinler Kaplıcası: Pasinler ilçesi yakınındadır. Mâdensuyu niteliğindeki suyu şişelenmektedir. Kaplıcada terminal tesisler vardır.
Ilıca Kaplıcası: Ilıca ilçesindedir. Mîde,barsak, karaciğer, safrakesesi ve şeker hastalıklarına iyi gelmektedir. Kaplıcanın yanında konaklama tesisleri vardır.
Akdağ Kaplıcası: Merkez ilçeye 28 km uzaklıkta, Erzurum-Artvin karayolu üzerindedir. Suyu mîde, barsak, karaciğer, safrakesesi ve şeker hastalıklarında faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Erzincan Hakkında Bilgiler

ERZİNCAN
İlin Kimliği
Yüzölçümü       : 11.903 km2
Nüfûsu               : 299.251
İlçeleri               : Merkez, Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refahiye, Tercan, Üzümlü.
Her çeşit meyvenin yetiştiği, târih boyunca birçok büyük savaşların yapıldığı ve son bin senede on bir defâ haritadan silinen, “etrafı dağlık ortası bağlık” bir ilimiz. İl toprakları 40° 46’ ve 38°15’ doğu meridyenleri ile 39°01’ ve 40°04’ kuzey paralelleri arasında yer alır. Doğuda Erzurum, güneyde Tunceli, güneydoğuda Bingöl, güneybatıda Elazığ-Malatya, batıda Sivas, kuzeybatıda Giresun, kuzeyde Gümüşhâne ve Bayburt illeri ile çevrilmiştir. Trafik kod numarası 24’tür.
İsminin Menşei
Erzincan’ın çok eski devirlerde ismi Aziris idi. Daha sonra bu isim Eriza olarak kullanılmıştır. Türkler burasını fethedince Erzingan ismini koydular. Bu isim halk arasında ilk önce Erinzân, bilâhare Erzincan olarak anılmıştır.
Târihi
Erzincan’ın bilinen târihi Hititlere dayanır. Mühim bir stratejik bölgede ve Asya ile Avrupa’yı birleştiren yollar üzerinde oluşu yüzünden birçok istilâya mâruz kalmıştır. Sırasıyla bölgeye Urartular, Medler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar hâkim oldular. Roma İmparatorluğunun M.S. 395’te ikiye ayrılması ile Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştü. Erzincan havâlisi daha sonraları Sâsânîlerle Romalılar arasında el değiştirmiştir. Hazret-i Osman devrinde Habîb bin Mesleme H. 655 senesinde Erzincan’ı fethederek bölgenin tamâmen Müslümanların idâresine girmesini sağladı. Bir süre sonra Bizanslılar bölgeyi tekrar geri aldılar.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Erzincan’ın fethi görevini büyük komutanlarından Mengüc (Mengücek) Beye verdi ve Mengüc Bey, Erzincan’ı fethetti. Mengücoğulları uzun müddet bu bölgeye hâkim oldular. Selçuklu Sultânı Alâeddîn Keykubad Mengücoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya bağlı bir vilâyet hâline getirdi. Sultan Keykubad, 10 Ağustos 1230’da Sultan Harzemşâh ve müttefiklerini Erzincan yakınlarında Yassıçemen’de askerî hezîmete uğrattı.
On üçüncü asrın sonunda Anadolu, Moğol ve İlhanlıların istilâsına uğradı. İlhanlılar ve Selçuklular târih sahnesinden çekilince bu bölge Celâyirlilere daha sonra da Eratnaoğullarının hâkimiyeti altına girdi. Eratnaoğullarından Barak Bey ve Mutahharten Bey, Erzincan ve Kemah’ı 14. asrın ortasına kadar idâre ettiler. 1401’de Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd, bu bölgeyi ele geçirdi. Mutahharten Bey Timur’a sığındı. 1402 Ankara Savaşının bir sebebi de bu oldu. Timur Han Anadolu’yu terk edince Yıldırım’ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed, yeniden kaybolan bölgeleri geri aldı. Timur’a bağlı olan Akkoyunlular, Erzincan’a sâhip çıktılar.
Fâtih Sultan Mehmed Han Akkoyunlu Sultânı Uzun Hasan’ı Tercan yakınlarında Otlukbeli Zaferi ile yenerek Erzincan ve civârını ele geçirdi. Akkoyunluları yıkan İran Safevîleri, Erzincan bölgesi için Osmanlılarla mücâdele ettiler. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Zaferi ile bu bölgeyi Osmanlı Devleti topraklarına kattı.
Osmanlı idâresinde Erzincan, Erzurum beylerbeyliğinin 12 Sancak (vilâyetinden)birinin merkezi oldu.  Eğin (Kemâliye) Sivas Beylerbeyliğine, Kemah ise önce Diyar-ı Bekr sonra da Erzurum beylerbeyliğine bağlandı. Erzincan Tanzimâttan sonra da Erzurum Beylerbeyliğinin 4 sancağından biri oldu.
1877-1878 Türk-Rus savaşından sonra Ruslar, Erzurum ve Kars’ı işgâl edince, Dördüncü Ordu merkezini Erzincan’a nakletti. 24 Temmuz 1916 ile 26 Şubat 1918’e kadar 1 sene 7 ay 3 gün ErzincanRus işgâli altında kaldı. Bu işgâlden sonra Ermeni çeteleri Erzincan’a çok zarar vermişlerdir. 36 ve 28. tümenlerin savunduğu Kemah’a Ruslar giremedi. Cumhûriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilâyet-il” denilince, Erzincan da vilâyet oldu. 1939 senesinde çok şiddetli bir deprem ile Erzincan harâbe hâline geldi.
Fizikî Yapı
Erzincan yüksek dağlar ve platolarla kaplıdır. Arâzinin % 60’ı dağlık % 26’sı plato, % 5,4’ü yayla ve ancak % 8,6’sı ovalardan ibârettir. Ovası az fakat çok verimlidir. Yüksek dağlarla çevrili olan Erzincan, “Sansa Boğazı” ile Erzurum’a, “Kemah Boğazı” ile Sivas’a ve “Çardaklı Boğazı” ile Sivas-Ordu-Giresun’a açılır.
Dağları: İl toprakları içinde kalan önemli dağlar şunlardır: Köhnem Dağı (3045 m), Spikör Dağı (2666 m), Ziyaret Tepe (3147 m), Biçâre Tepesi (3288 m), Mihrak Tepesi (3113 m), Hasankaya Dağı (2.531 m), Ergan Dağı (3256 m), Akbaba Tepesi (3447 m), Dumanlı Dağı (2618 m), Hel Dağı (3195 m), Coşan Dağı (3076 m), Munzur, Cemal Dağları ile Damanlı Dağı üzerinde (Âbuhayat ve Uzunçayıra), Karadağ üzerinde (Takkuran ve Tahsullu) yaylaları havyancılığa çok elverişlidir. Bu yaylalar sulak, kalın ve yumuşak toprak tabakasıyla örtülüdür.
Ovaları: Erzincan’da ovalar az fakat verimlidir. Başlıca iki büyük ovası vardır. Erzincan Ovası: Ortasında Karasu akar. 500 km2lik bu ova çok bereketlidir. Sulu ve kuru tarım yapılır. Etrâfı yüksek dağlarla çevrilidir. Denizden yüksekliği 1200 metredir. Tahıl, mısır, şekerpancarı, nohut ve ayçiçeği yetişir. Tercan Ovası: Karasu etrâfında yer alan birkaç ovaya verilen bir isimdir. Ovanın denizden yüksekliği 1470 metredir. En büyük ova 180 km2lik Pekeriç Ovasıdır. Vâdiler: Erzincan’da birçok vâdi vardır. Karasu Vâdisi 60 km uzunlukta en büyük olanıdır. Tercan Ovası ile birleşir.
Akarsuları: Erzincan’ın en önemli akarsuyu Karasu’dur. Erzurum’un Dumlu Tepelerinden çıkarak Aşkale Boğazından sonra Tercan’a girer. Bu akarsu Fırat’ın batı koludur. Karasu’ya Erzincan içinde pekçok dere ve çay katılır. Bunlardan başlıcaları; Kesrik, Kalecik, Mercan Çayı, Çardaklı Çayı, Işıkpınar Çayı, Kömür Çayı, Tahnasor Çayı, Gedik Deresi, Kuruçay ve Miran Çayıdır. Girlevik Çağlayanı birçok kaynaktan meydana gelen Kalecik Çayının üzerindedir.
Gölleri: Erzincan’da büyük önemli göller yoktur. Dağ ve yaylalarda çok sayıda gölcükler vardır. Başlıcaları: Aygır Gölü, Yedigöller ve Kadıgölü’dür.
İklim ve Bitki Örtüsü
Doğu Anadolu iklimi ile İç Anadolu iklimi arasında bir geçiş sağlıyan sert kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Aralık-mayıs arasında bol kar yağar. Toprak uzun müddet kar altında kalır. Senelik yağış ortalaması 374 milimetredir. Ortalama sıcaklık kışın -3, 7 °C yazın 24.3 °C civârındadır. Yüzölçümünün ancak % 9’u tarıma elverişli değildir. % 60’ı çayır ve mer’alardan ibârettir. Orman ve fundalık arâzi % 11’dir. % 20’si ise ekili ve dikili arâzidir. Ormanlar daha ziyâde Karasu Vâdisinin Sansa Boğazına kadar olan kısmında kesiftir. Meşe ağaçları çoğunluktadır. Erzincan ve Tercan çevresinin genel bitki örtüsü steptir. Bu da yazın kurumaktadır. İlkbaharda Erzincan yemyeşildir.
Ekonomi
Erzincan’ın ekonomisi tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 70’i tarım sektöründe çalışır. Mâden ve sanâyi sektörü gelişme hâlindedir. Hayvancılık tarımdan sonra en büyük gelir kaynağıdır.
Tarım: Her çeşit meyve, sebze ve tahılın yetiştiği Erzincan gerçek bir tahıl anbarıdır. Yetiştirdiği sebzenin üçte birini dışarıya satar. Buğday, arpa, çavdar, fasulye, fiğ, patates, domates, lahana ve havuç ilde yetiştirilen belli başlı tarım ürünleridir. Meyvecilik çok ileridir. Bilhassa kayısı, zerdali, dut, elma, armut ve bâdem bol yetişir. Üzümleri lezzetli ve meşhurdur. Eğin’in bâdemi isim yapmıştır.
Hayvancılık: Hayvancılık oldukça ileridir. Geniş mer’a ve çayırları hayvancılığın gelişmesinde rol oynamıştır.  Koyun (çoğu karaman), sığır, kıl keçisi, manda, at ve arı kovanı ile hayvan potansiyeli oldukça zengindir.
Ormancılık: Erzincan’ın orman varlığı zengin değildir. Yüzölçümün % 9’u ormanlarla kaplıdır. Ormanlar çoğunlukla Kemah ve Refahiye sınırları içindedir. 300’e yakın köy orman içinde veya kenarındadır. Bu ormanlarda senelik ortalama 40 bin ster yakacak odun ve 2500 m3 inşaat kerestesi elde edilir.
Mâdencilik: Erzincan mâden bakımından zengin sayılmaz. Çoğu krom ve mangenez olmak üzere, demir, linyit, perlit, amyant ve tuz başlıca mâdenleridir.
Sanâyi: Erzincan sanâyi bakımından az gelişmiş bir ildir. Sanâyi 1950’den sonra gelişmeye başlamıştır. 1954’te İplik Fabrikası, 1960’lı senelerde, süt ve tuğla fabrikaları kurulmuştur. 1958’de Şeker Fabrikası ve 1970’li yıllarda ise Asbest Boru Fabrikası, Etüdaş Yem Fabrikası, Et Balık Kurumu, Salyangoz Fabrikası ve Un Fabrikası kurulmuştur. 1980’li yıllarda bir milyon çift kadın ayakkabısı kapasiteli Sümerbank Tercan Ayakkabı Fabrikası faâliyete geçmiştir.Halıcılık, kilimcilik, orman ürünleri, dokuma ve metal eşyâ sanâyi mevcuttur. Kemâliye’nin “Eğin Halısı” meşhurdur.
Ulaşım: E-23 Karayolu, İzmir-Ankara-Sivas-Erzincan-Erzurum üzerinden İran’a bağlanır. İl merkezi ve Refahiye ve Tercan ilçeleri bu güzergâhın üzerindedir. Haydarpaşa- Ankara-Erzincan-Erzurum-Kars demiryolu Erzincan’dan geçer. İliç ve Kemah demiryolu güzergâhı üzerindedir. Askerî hava alanı vardır. Sivil hava alanı, Eylül 1988’de işletmeye açılmıştır. Kemâliye’de Karasu üzerinde kelek ile yolcu ve eşyâ taşıma çok azalmıştır. Erzincan kara ve demir yolu bakımından önemli bir kavşak noktasındadır. Modern otobüs terminali 13 Mart 1992 depreminde ağır hasar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 299.251 olup, 144.144’ü ilçe merkezlerinde, 155.107’si köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11.903 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
Örf ve âdetleri: Selçuklu hükümdârı Alparslan’ın kumandanlarından Mengücek Bey Bizanslıları yenerek Erzincan, Kemah ve civar bölgeyi fethedince, Bayat, Kayı, Alkaevli ve Karnevli gibi Tükmen aşîretleri bu bölgeye yerleşmiş ve az miktarda bulunan Hıristiyan halk İstanbul ve civârına göç etmişlerdir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türkleşen bu bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Yakın zamâna kadar evler kerpiçten yapılmış, şiddetli soğuktan korunmak için tezek yakılmıştır. Mahallî kıyâfette kadınlar üst üste iki astarlı entari, üç etek, şalvar, keten gömlek, bele takılan şal ve kemer, başa peştemal ve yazma sarılması giyerler. Bâzı yerlerde ise ihram ve çarşaf giyilir. Erkekler ise bol paçalı pantolon, kenarları işli yakasız avcı yeleği, bele sarılan yün kuşak ile ayağa giyilen sivri uçlu yemeni kullanırlar.
Mahallî yemekleri: Dut pekmezi yanısıra eşgili (ekşili), kelecoş, lapa, kırdo ve gah yahnisi meşhûrdur. Evlerde reçel, pekmez ve pestil yapılır.
Mahallî sanatlar: Erzincan’a âit pekçok türkü ve zengin halk oyunları mevcuttur. Tamzara, Hoşbilezik, Tümerağa, Kasap ve Sıklama meşhur olanlarıdır. Halk edebiyâtı, bilmece, atasözü ve mânileri çok zengindir. Birçok halk şâiri yetişmiştir. El sanatları yaygındır. Eğin’de dokunan çizgili kumaşlar manusa, kilim ve cicimler meşhurdur. Asırlar boyunca bakır dövme, şimdi de bakır işlemeciliği önemli el sanatlarındandır. Bakırcılık Erzincan’da çok yaygın ve köklü bir geçmişe sâhiptir. Bakırcı atölyelerinde yapılan bakır eşyâlar, Türk motif, zevk, sanat ve inceliğini sergiler. Kuşaklar boyu süren bakırcılık çok ilerlemiştir. Tepsi, vazo, saksı, güğüm ve bardak gibi eşyâlar dış ülkelere ihraç edilir. Erzincan’ın bakırı, kara üzümü, Eğin halısı meşhurdur.
Eğitim: Erzincan Mengücükler devrinde kültür merkezi olmuştur. Osmanlı devrinde eğitim çok ileri seviyede olup, 1914’den önce 120 muhtelif okul ve 55 medrese ile 1906’da Harbiye (Harp Okulu) bulunuyordu. Savaş ve zelzeleler sebebiyle eğitim ve sanâyi geriledi. Son senelerde eğitim yeniden gelişmeye başlamıştır. Okur-yazar nisbeti % 80’e yükselmiştir. Okulsuz köy kalmamıştır. İl genelinde 518 ilkokul, 37 ortaokul, 14 lise, 7 Meslekî ve Teknik lisede öğretim yapılmaktadır. Erzincan’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağlı 2 yüksek okul (Eğitim Yüksek Okulu ve Meslek Yüksek Okulu), 1 fakülte (Hukuk Fakültesi) vardır.
İlçeleri
Erzincan’ın biri merkez olmak üzere on bir ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 149.837 olup, 91.772’si ilçe merkezinde, 58.065’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 57, Çağlayan bucağına bağlı 15, Çatalarmut bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları düz olup, 1218 m yükseklikteki Erzincan Ovasında yer alır. Doğusunu Esence Dağları engebelendirir. İlçe topraklarını Karasu’nun kolları sular.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarıdır. Meyve ve sebzecilik yaygındır. Şeker Fabrikası, Meyve Suları Îmâlâthânesi, tuğla fabrikaları, Yem Fabrikası, Asbest Boru Fabrikası, Yağ Fabrikası, Sümerbank Bez Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Erzincan Ovasının üzerinde modern bir plâna göre kurulmuştur. Erzincan, 27 Aralık 1939 gecesi uğradığı deprem felâketinden sonra yeniden modern bir şekilde yapılmıştır. 1939 depreminde 15 bin 623 kişi ölmüş ve 4125 kişi yaralanmıştır. Erzincan târih boyunca pekçok zelzele felâketine mâruz kalmıştır. Son bin sene içinde 11 defâ yerle bir olmuş haritadan silinmiştir. Şehir en az 7 defâ yer değiştirmiştir. Ortaçağdan günümüze kadar 10’u büyük olmak üzere 43 deprem olmuştur. Târih boyunca ise 15 büyük deprem geçirmiştir. Evliyâ Çelebi’nin bahsettiği 70 câmili mâmur şehirden hiçbir eser kalmamıştır. Nice târihî eserler yıkılmış, harâbeleri toprak altında kalmıştır. 1939 depreminden sonra kurulan modern Erzincan 13 Mart 1992 târihinde 6,8 şiddetinde bir depremle yeniden sarsılmıştır. Büyük can ve mal kaybına yol açan bu depremde 653 kişi hayâtını kaybederken çoğunluğu il merkezinde olmak üzere 4421 konut ve 972 işyeri tamâmen yıkılmış, 6027 konut ve 453 işyeri orta derecede hasar görmüş, 9924 konut ve 183 işyeri de az derecede hasar görmüştür.
Erzincan’da, sosyal hayâtı ve ekonomiyi büyük ölçüde sarsan bu depremde çok sayıda sosyal tesis, banka binâları, oteller, okullar, sanâyi tesisi yıkılarak kullanılamaz duruma gelmiştir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. Sivas-Erzurum kara ve demiryolu merkezden geçer.
Çayırlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.116 olup, 7076’sı ilçe merkezinde 14.040’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34, Başköy bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Otlukbeli Dağları ve Ardıgün Dağı, güneyinde Esence Dağı ve Karakaya Dağı yer alır. Dağlar akarsu vâdileri ile derin bir şekilde parçalanmıştır. Dağlardan kaynaklanan suları Karasu toplar.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle en çok koyun ve keçi beslenir. Tarım ancak Karasu ve kollarının suladığı vâdilerde yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, fasulye, şeker pancarı, elma ve armuttur. İlçe topraklarında linyit, manyezit ve asbest yatakları vardır. İlçe merkezi Karasu Vadisinde kurulmuştur. İl merkezine yakın olmasına rağmen, ulaşım güçlüğü ve virajlı yollar yüzünden 111 km mesafededir. 1954’te ilçe olan Çayırlı’nın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
İliç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.061 olup, 3148’i ilçe merkezinde, 7913’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26, Armutlu bucağına bağlı 7, Kumçay bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1372 km2 olup, müfus yoğunluğu 8’dir. İlçe topraklarının güneyinde ve doğusunda Munzur Dağları, kuzeyinde Karadağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Kuruçay  toplar. Ekime elverişli toprakları akarsu vâdilerinde yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile koyun ve keçi beslenir. Tarım ürünleri âile tüketimine yöneliktir. Az miktarda buğday, arpa, patates, soğan, üzüm, dut, erik yetiştirilir. İlçe topraklarında asbest ve demir yatakları vardır.
İlçe merkezi Karasu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1100 metredir. Sivas-Erzincan demiryolu ilçe yakınından geçer. İl merkezine 120 km mesâfededir. Eski ismi Kuruçay idi. Belediyesi 1939’da kurulmuştur.
Kemah: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.675 olup, 3593’ü ilçe merkezinde, 10.082’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Alpköy bucağına bağlı 20, Bozoğlak bucağına bağlı 8, Doğanbeyli bucağına bağlı 15, Oğuz bucağına bağlı 8 köyü vardır, Yüzölçümü 2.354 olup, nüfus yoğunluğu 6’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Könem Dağı, güneyinde Munzur ve Mercan Dağları yer alır. Dağlar, Karasu ve kollarının vâdileri ile derin bir şekilde parçalanmıştır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, elma, ceviz, dut ve üzüm yetiştirilir. Yaylacılık yöntemi ile en çok koyun ve keçi beslenir. İlçe topraklarında linyit ve kayatuzu yatakları vardır.
İlçe merkezi; Munzur Dağlarının eteklerinde Karasu Vâdisinin güney kesiminde kurulmuştur. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Sivas-Erzincan demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 52 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Kemah, Mengücoğullarının başşehirliğini yapmıştır. Kemah Kalesi ve Melik Sultan Türbesi ile meşhurdur. Hititler zamânında kurulan Kemah’a (kolay alınmaz) mânâsına gelen “Gemekha” ismi verilmiştir. İslâm orduları tarafından Ümeyr bin el-Hübâb 679 senesinde Bizanslıları yenerek Kemah’ı fethetmiştir. Yeniden Bizanslıların eline geçen Kemah’ı 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Alparslan’ın kumandanlarından ve Selçuklu şehzâdelerinden Mengücek Bey fethetti. 1401’de Yıldırım Bâyezîd Kemah’ı Erzincan ile birlikte Osmanlı toprağına kattı. Timur’un Anadolu’ya gelişinden sonra Safevîlerin eline geçti. Yavuz Sultan Selim Hanın Çaldıran Zaferi ile Şah İsmâil’i yendikten sonra 19 Mayıs 1515 Cumartesi günü Bıyıklı Mehmed Paşa Kemah’ı fethedince muhâfızlığına Karacınoğlu getirildi.
Kemâliye: 1990 sayımına göre nüfûsu 9025 olup, 2044’ü ilçe merkezinde, 6981’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Başpınar buağına bağlı 15, Dutluca bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1168 km2 olup, nüfus yoğunluğu 8’dir. İlçe topraklarını Munzur Dağları engebelendirir. Karasu, ilçe topraklarının kuzeybatı- güneydoğu istikametinden geçer. Keban Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ekime elverişli alanlar az olduğundan üretim düşüktür. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday, üzüm, elma, arpa, patates, soğan ve duttur. Yaylacılık yöntemi yoluyla koyun ve keçi yetiştirilir. Hayvancılığa bağlı olarak halıcılık gelişmiştir. Eğin halıları çok meşhurdur. İlçe topraklarında demir ve linyit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Karasu Vâdisinde denizden 1000 m yükseklikte kurulmuştur. Tabiî manzarası çok güzeldir.Kemâliye evleri geleneksel sivil mîmârimizin vazgeçilmez örnekleridir. Bu evler 2-3 kat olup, taş örgünün üstünde ahşap sistemdir. İl merkezine 156 km mesâfededir. Eski ismi Eğin’dir. İlçe belediyesi 1864’te kurulmuştur.
Otlukbeli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 5563 olup, 3050’si ilçe merkezinde 2513’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı, 12 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık yöntemi ile küçükbaş hayvan beslenir.
İlçe merkezi Otlukbeli Dağları eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Karakulak’tır. Çayırlı ilçesine bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Fatih Sultan Mehmed Han ile Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan bu ilçe yakınlarında savaşmıştır. Fatih’in târihe Otlukbeli Zaferi olarak geçen bu harp neticesinde Erzincan ve civârı Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmiştir.
Refâhiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.977 olup, 6996’sı ilçe merkezinde, 14.981’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 24, Akarsu bucağına bağlı 19, Çengerli bucağına bağlı 19, Çatalçam bucağına bağlı 35, Gümüşakar bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 1746 km2 olup, nüfus yoğunluğu 13’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Karadağ, orta kısmında Duman Dağı, batısında Kızıldağ yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Karasu ve Kelkit Irmağı toplar.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa ve patates olup, ayrıca az miktarda soğan, elma, dut, baklagiller ve zerdali yetiştirilir. Yaylacılık yöntemiyle, küçükbaş hayvan besiciliği yaygındır. En çok koyun ve keçi beslenir. Tavukçuluk gelişmiştir.
İlçe merkezi Dumanlıdağ’ın çam ormanları ile kaplı doğu sırtlarında 1600 m yükseklikteki Hirdiç Suyu Vâdisinde yer alır. Sivas-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 72 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur. Orman bakımından ilin en zengin ilçesidir.
Tercan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.408 olup, 9151’i ilçe merkezinde, 28.257’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 72 köyü vardır. Yüzölçümü 1592 km2 olup, nüfus yoğunluğu 23’tür. İlçe topraklarının üç tarafı dağlarla çevrili dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Kılıçkaya Dağı, doğusunda Palandöken Dağı, güneyinde Serçelik ve Keşan Dağı yer alır. Karasuya katılan önemli akarsuyu Tuzla Çayıdır. Bu çayın üzerinde kurulan Tercan Barajının ardında bir sun’î göl vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar ve arpa olup, ayrıca az miktarda patates, soğan ve elma yetiştirilir. Yaylacılık yöntemiyle koyun besiciliği yaygındır. Sümerbank ayakkabı fabrikası ve un fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında krom ve manganez yatakları vardır.
İlçe merkezi, Tuzla Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1425 metredir. Erzincan-Erzurum karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 99 km mesafededir. Eski ismi Mamahatun’dur. Çok eski bir tarihe sahiptir. Belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Üzümlü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.589 olup, 17.314’ü ilçe merkezinde 12.275’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12, Tanyeri bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 410 km2 olup, nüfus yoğunluğu 72’dir. İlçe topraklarının kuzeyinde Esence Dağları güneyinde Erzincan Ovası yer alır. Karasu ve kolları dağlardan kaynaklanan suları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık gelişmiştir. Bölgede yetişen siyah üzümden ismini alır. Meyvecilik yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi, Erzincan Ovasının kuzey Avgu kesiminde Keşiş Dağının eteklerinde kurulmuştur. Eski ismi Cimin’dir. Denizden yüksekliği 1400 metredir. Merkez ilçeye bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1924’te kurulmuştur.
Târihi Eserler ve Turistik Yerleri
Erzincan’da zelzeleler sebebiyle târihi eserlerin çoğu yok olmuşsa da, ılıca ve kaplıcaları, mesîre yerleri ile turizme müsâittir. Târihin dört meşhur seyyahı olan Evliyâ Çelebi, Marko Polo, Von Molthe ve İbn-i Battûtâ eserlerinde Erzincan’ı çok meth ederler. Evliyâ Çelebi “70 câmili çok mâmur bir şehir” derken, Von Molthe, Eğin için “Asya şehirlerinin en güzeli” demektedir. 1914 öncesi 120 muhtelif okul ve 55 medresesi bulunan Erzincan, son bin sene içinde on bir defâ haritadan silinirken birçok târihî eser de yok olup gitmiştir.
Erzincan Kalesi: Yapılış târihi bilinmemektedir. Günümüze sâdece giriş kapısı ulaşabilmiştir. Mengücükler devrinde esaslı bir tâmir görmüşür. Sultan Alâeddîn Keykubat tarafından, Moğol tehlikesine karşı tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde birçok defâ tâmir gören kale, 1939 depreminde büyük hasar görmüştür.
Kemah Kalesi:M.Ö. 3. asırda yapılmış, 12. asırda Mengücük Bey tarafından esaslı bir şekilde tâmir ettirilmiştir. Beş köşeli kaleden zamânımıza ancak birkaç duvarı ulaşabilmiştir. Kalede sarnıç ve mağara vardır. Kale, Tanasur Deresinin yamacında ve yalçın kayalar üzerindedir.
Kale Câmi:Kânûnî Sultan Süleyman Han tarafından, ikinci İran seferine giderken yaptırılmıştır. 1939 zelzelesinde tamâmen yıkılmıştır.
Kurşunlu Câmi:Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde, Mustafa Çavuş inşâ ettirmiştir. 1939 zelzelesinde yıkılmıştır.
Gülâbibey Câmii:Kemah ilçesindedir. Akkoyunluların Kemah emîri Gülâbibey tarafından 1465’te yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Mihrab mukarnas dolgu olup, barok süslemelerle kaplıdır.
Orta Câmi: Kemâliye ilçesinde Kâdı Gölünün kıyısında bulunan câmi, 17. veya 18. asırda yapılmıştır. Tek kubbeli olan câminin yapımında kirli sarı-turuncu renkte taşlar kullanılmıştır. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, câminin bütün tabanına hâkimdir.
Mamahâtun Kervansarayı: Tercan ilçesinde olup, 12. asırda yaptırılmıştır. Osmanlı şehir hanları plânındadır. Gördüğü tâmirler yüzünden ilk biçimini kaybetmiştir. Çevre duvarı konik çatılı 16 silindirik yarım kule ile desteklenmiştir. Ortada geniş ve dörtgen boşluk üzerine mescid inşâ edilmiştir. Türk-Selçuklu mîmârîsinin bir şâheseridir.
Mamahâtun Türbesi: Tercan ilçesindedir. 1192’de ölen Saltuklu Erzurum sâhibesi Mama Hâtun için yapıldığı tahmin edilmektedir. Anadolu’da örneğine pek rastlanmayan plânlı ve mîmârî özelliklere sâhiptir. İki ana bölümden meydana gelmiştir. Üst katta mescid vardır. Kapısı çok güzel süslerle kaplıdır.
Melik Gâzi Türbesi:  Kemah ilçesinin 500 m kuzeyinde, Karasu’nun öbür yakasındadır. Mengücükler dönemine âit olan türbe, sekizgen bir plâna göre yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir ettirilmiştir. Yanında küçük bir mescid vardır. Mengücük Gâzî de burada yatmaktadır.
Terzi Baba Türbesi: Erzincan Mezarlığındadır. Türbede 1796-1848 arasında yaşamış bir İslâm âlimi medfundur. Bir yangın sonucu harap olan türbe, 1972’de tekrar yaptırılmıştır.
Çadırcı Hamamı: 1959 Erzincan depreminde ayakta kalan eserlerden biridir. 1548’de Şeyh Ahmed bin Mahmud tarafından yaptırılmıştır. 1670’de tâmir görmüştür. Klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.
Gülâbibey Hamamı: Kemah’ta aynı isimli câminin batısındadır. Câmi ile birlikte yapılmıştır. Soyunma, soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümlerinden meydana gelen klâsik Osmanlı hamamları plânındadır.
Kötür Köprüsü: Tuzla Suyu ile Karasu’nun birleştiği yerdedir. Tamâmı yontma taştan yapılmış köprünün günümüze sâdece ayakları kalmıştır.
Mesîre Yerleri: Erzincan gerek iklim gerek bitki örtüsü bakımından Doğu Anadolu’nun en güzel merkezlerinden biridir. Mesîre yerlerinin bâzıları şunlardır:
Beytahtı: Erzincan’ın güneybatısında,  Karah yolunun altıncı kilometresinde Karasu Irmağının kıyısında bir dinlenme yeridir. Buz gibi soğuk su kaynakları vardır.
Girlevik Çağlayanı: Erzincan’a 29 km uzaklıktadır. Çağlayan, sayısız kaynaklar, gür akan Kalecik Çayı, havuzlar, hidroelektrik santralı ve şâhâne manzaraları ile güzel bir mesîre yeridir.
Kadıgölü ve Yeşil Egin: Kemâliye ilçesinde şâhâne manzaralı bir su kaynağıdır. Çeşitli efsânelere konu olan bu kaynak, ilçeye başka bir güzellik kazandırmaktadır.
Munzur Dağı: Karasu vâdisinde yükselen bu dağın çok güzel manzaraları, gür kaynakları vardır. Kışın ve yazın dağ sporlarına müsâittir.
Yedi Göller: Çayırlı ilçesinin Beşköy yakınında birbirine bitişikmiş gibi görünen yedi göl vardır. Etrafı sazlık ve yeşilliktir.
Kaplıcaları: Şifâlı su kaynağı bakımından çok zengin olmayan Erzincan’da bulunan kaplıca ve içmelerin bâzıları şunlardır:
Ekşisu: Erzincan’a 15 km uzaklıktadır. Eski Erzincan-Erzurum yolu üzerindedir. Etrâfı mesîre yeridir. Şişelenerek satılan bu su, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına faydalıdır.
Erzincan Ilıcası: Ekşisu yakınındadır. Ilıcanın suyu 31°C’dir. Kaplıca suyu yemeklerden önce az miktarda alındığı zaman mîde, barsak, karaciğer, safra kesesi ve hazımsızlığa iyi gelir.
Otlukbeli Mâdensuyu: Otlukbeli ilçesindedir. Mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Denizli Hakkında Bilgiler

DENİZLİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü:  11.874 km2
Nüfusu           : 750.882
İlçeleri           : Merkez, Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç,
Bozkurt, Buldan, Çal, Çameli, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar, Tavas.
Pamukkalesi, horozu ve sularının bolluğu ile meşhur bir ilimiz. İl toprakları 28°30’ ve 29°30’ doğu boylamları ile 37°12’ ve 38°12’ kuzey enlemleri arasında kalır. Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında bir geçit yeri durumundadır. İlin büyük kısmı Ege bölgesinde bulunur. Muğla, Aydın, Manisa, Uşak, Afyon ve Burdur illeri ile çevrilidir. Yüzölçümü 11.874 km2dir. Trafik kod numarası 20’dir.
İsminin Menşei
Denizli’nin suyu boldur. Yer yer pekçok güzel gölcükler görülür. Suları deniz suyuna benzediği için bu ile Denizli denmiştir. Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde “Kesir-i tülenha olmağula Denizli, denmiştir.” diyor. Yâni çok sulak olduğu için Denizli denmiştir. En doğru olan rivâyet budur. Diğer bir rivâyete göre Denizli’yi Türkmen boylarından Tonguzlu Beyi bir Türk şehri hâline getirmiştir. Tonguzlu zamanla Dengiz, bilâhare Denizli olmuştur. Eski ismi Laodikeia ve Tonguzlu’dur. Germiyanoğulları ise Tonguzluk demişlerdir.
Târihi
Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi Denizli de asırlar boyunca çeşitli istilâlara uğramıştır. M.Ö. 2500 senesinde Luviler’in istilâsına uğrayan Denizli, bilâhare Hitit İmparatorluğunun toprağı olmuştur. Hititlerin yıkılışından sonra Frikya, sonra da Lidyalılarca ele geçirilmiştir. M.Ö. 6. asırda Persler işgâl etmiş, M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Anadolu ve İran’ı istilâ edince, Makedonya İmparatorluğuna dâhil olmuştur. İskender’in ölümü ile imparatorluk parçalanmış, bu bölge Asya İmparatorluğu kısmında kalmıştır. Bilâhare Bergama Krallığı bu bölgeyi ele geçirmiş, bu krallık M.Ö. 130’da Roma’nın nüfûzuna geçince, bölge Roma İmparatorluğu içinde kalmıştır. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düşmüştür. Yedi ve onuncu asırlarda İslâm orduları bu bölgeye pekçok akınlar düzenlemişlerdir.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Türk Devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Süleymân Şahın başkumandanlığındaki Türk Oğuz orduları bu bölgeyi fethetmişlerdir. 1110 senesinde Birinci Haçlı Seferinde Kommenoslar Denizli’yi geri aldılar. 1158 ve 1189’da Türkler yeniden bölgeye hâkim oldular. Türklerle Bizanslılar arasında el değiştiren Denizli, 1206’da yeniden fethedilerek Konya’ya bağlandı. 1255’te Bizanslılar Denizli’yi geri aldılarsa da, birkaç sene kalabildiler. Denizli Beyleri, Lâdik Beyleri ve İnançoğulları Beyliği, Germiyanoğlu Beyliğine bağlandı. 1300-1381 arasında İnançoğullarından dört Türkmen Beyi Denizli’de saltanat sürdü. İnançoğullarından önce Sâhib-Ataoğulları, Denizli’yi Germiyanoğullarından almış, fakat kısa bir müddet sonra terk etmişlerdir.
1390’da Sultan Yıldırım Bâyezîd, Germiyan beyliği ile birlikte Denizli’yi Osmanlı topraklarına katmıştır. 1402 Ankara savaşından sonra Germiyanoğulları tekrar Denizli’ye hâkim olmuşlarsa da, 1423’te Germiyan Beyliği ve Denizli tekrar Osmanlı toprağı olmuştur. 1423’ten bu yana hiçbir istilâya mâruz kalmamıştır. Osmanlı devrinde merkezi Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 14 sancağı (vilâyeti)ndan biri olan Aydın’a bağlı kazâ merkeziyken, kısa bir müddet sonra sancak olmuştur. Tanzimâttan sonra da İzmir vilâyetinin 6 sancağından biri olmuştur. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Menderes Nehrinin sağ yanı Yunanlılara, sol tarafı İtalyanlara verildi. İtalyanlar bu bölgeyi işgâl etmediler. Yunanlılar 5 Temmuz 1920’de Buldan kasabasına kadar geldiler. 4 Eylül 1922’de kaçarken çok sayıda Buldanlı’yı şehid ettiler. Denizli, Cumhûriyet devrinde il olmuştur.
Fizikî Yapı
Denizli çok engebelidir. Ege bölgesinin en yüksek dağları bu bölgede yer alır. Arâzinin % 47’si dağlar, % 25’i plato ve yaylalar ve % 28’i ovalarla kaplıdır.
Dağlar: Denizli topraklarının yarıya yakın kısmı dağlarla kaplıdır. En yüksek dağları olan Honaz Dağı (2528 m) ve Akdağ (2300 m) zirveleri devamlı karla örtülüdür. Bu iki dağı Kazıkbel Geçidi birbirinden ayırır. Diğer dağları ise; Gölgeli Dağları (Eren Tepe 2420), Akkaya Tepe (2268 m), Kıraç Tepe (2446 m), Yalnızca Tepe (2030 m), Kartalkaya (1687 m).
Ovalar: Ovalar, Büyük Menderes Nehrine doğru basamak basamak inerler. Başlıca ovalar (Sarayköy)Büyük Menderes Ovası, Buldan Ovası, Tavas Ovası, Acıpayam Ovası, Çivril Ovası, Baklan Ovası, Kaklih Ovası, Hanbat Ovası ve Eskere Ovasıdır. 400 bin hektara yaklaşan bu ovalar çok bereketlidir. Başlıca vâdiler ise Büyük Menderes, Çürüksu, Akçay ve Kelekçi vâdisidir.
Başlıca yaylaları; Karayayla, Çameli Yaylası, Uzunpınar Yaylası, Yoran Yaylası, Sahman Yaylası, Süleymâniye Yaylası ve Kuyucak Yaylasıdır. Denizli’nin yüksek ovaları da yayla özelliğini taşırlar.
Akarsular: Denizli su potansiyeli bakımından zengindir. Başlıca akarsuları şunlardır:
Büyük Menderes:İlin en büyük akarsuyudur. Afyon’un Dinar ilçesinden çıkarak Akdağ’ın pınarlarını alıp Işıklı Gölüne girer. Gölün batısından regülatörle çıkar. Medele köyü yakınında Uşak’tan gelen Banaz Çayını alır. Sarayköy yakınında Çürüksu Çayını alıp Aydın iline girer. Çürüksu:Honaz Dağı ile Kaklık ve Kocabaş bölgelerindeki suları alıp Büyük Menderesle birleşir. Gireniz:Eşeler Dağından çıkar, Çameli Dağlarındaki suları toplar. Kelekçi Vâdisine iner ve sonra Muğla iline girer. Dalaman Çayının Denizli’de bulunan kısmına Gireniz Çayı denir. Akçay:Bozdağ ve Sandıras dağlarından çıkar. Yenidere Çayı ile birleşir. Eskere Ovasında muhtelif suları alır. Muğla’dan gelen Karayayla sularını toplar ve Aydın’ın Bozdoğan ilçesine girer.
Göller: Acıgöl (Çardak Gölü) Denizli ile Afyon arasındadır. Derinliği azdır. Sularının bir kısmı yazın kurur. Gölde kalsiyum ve mağnezyum vardır. Balık yaşamaz. Karagöl:Çambaşı köyü yakınında çamlar arasında birbirinden 50-60 m farklı yükseklikte 4 gölden ibârettir. Akarsularla beslenir. Çaltı (Beyler) Gölü: Tuzludur. Bâzı şartlarda sulamada kullanılır. Işıklı Gölü:Çivril’de su taşkınlarını önlemek için yapılmış bir baraj gölüdür. 206 milyon m3 su toplanır. Buldanlı Barajı: Sulama ve taşkınları önlemek için yapılmıştır, 54 milyon m3 su toplanır. Derbent köyündedir. Süleymâniye Gölü:Buldan’ın Süleymâniye Yaylasında bulunan tatlı sulu bir göldür. Turizm için önemlidir. Yazın kamp kurmaya müsâittir.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Ege bölgesinin en serin ilidir. Kışlar ılık ve yazlar serin geçer. Yıllık yağış ortalaması 547 milimetredir. Kar yağışı çok azdır. +41.2° ile -11.4° arasında sıcaklık seyreder.
Bitki örtüsü: Denizli’nin yarısı % 51 ormanlarla kaplıdır. Çayır ve mer’alar % 10, ekili ve dikili arâzi % 35’tir. Ekime müsâit olmayan kısmı sâdece % 4’tür.
İlin bitki örtüsünü çoğunlukla orman ağaçları ile Akdeniz iklimine has makiler meydana getirir. Ormanlarda karaçam, kızılçam, sedir, ardıç, meşe, kayın, çınar ve dişbudak gibi ağaçlar bulunur. Ormanların başladığı sınırların altında kalan dağ eteklerindeki geniş alanlar çalılık ve fundalıklarla kaplıdır.
Ekonomi
Denizli ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Son 15 yıldır sanâyi sektöründe mühim gelişme olmuştur. Faal nüfûsun % 70’i tarım, balıkçılık ve ormancılıkla uğraşır. Gayri sâfi hâsılanın (bürüt gelirin) % 40’ı tarım, % 15’i sanâyiden sağlanır.
Tarım: Denizli tarıma çok elverişlidir. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, mısır, nohut, tütün, haşhaş, üzüm ve pancardır. Sebze istihsali ise 250 bin tondur. Üzümden sonra, kavun, karpuz, elma, armut, vişne, kiraz, şeftali, bâdem ve nar bol miktarda yetişir.
Antepfıstığı üretimi gün geçtikçe artmaktadır. 70.000 zeytin ağacından ortalama 750 ton zeytin elde edilir. Mevcut su potansiyeli bütün ekili arâziyi sulamaya elverişlidir. Ekili arâzinin önemli kısmı sulanmaktadır.
Hayvancılık: Mer’a ve çayırları hayvancılığa müsâittir. Hayvan potansiyeli zengindir. Koyun, kıl keçisi, sığır, manda, at, eşek beslenir. Arı kovan sayısı 68.000’e yaklaşmıştır. Denizli horozu, tatlı ve uzun ötüşüyle meşhurdur. Yarım dakika devamlı öter. Tavukçuluk ileridir.
Ormancılık: Denizli’de orman varlığı önemli yer tutar. Arâzinin %51’i ormanlarla kaplıdır. Ormanların % 40’ı normal koru, % 25’i bozok koru ve % 35’i bozuk baltalıktır. Son yıllarda park ve yeşil alanlar ile berâber ağaçlandırma da hızla artmıştır.
133 köy orman içinde ve 113 köy orman kenarındadır. Her sene 150.000 m3 sanâyi odunu, 200.000 ster yakacak odunu, 40.000 kental çıra, 500 ton reçine ve 2 ton sığla yağı istihsal edilir. Ormanlarda daha çok karaçam, kızılçam, sedir, ardıç, meşe, kayın, çınar, dışbudak ağaçları bulunur.
Mâdenler: Mâdencilik, tarım, hayvancılık ve ormancılık kadar zengin değildir. Başlıca mâdenleri şunlardır:Krom, sodyum sülfat, linyit, kil ve alçıtaşıdır. Acıgölde erimiş hâlde bulunan sodyum sülfat 2 tesis ile yaklaşık 60.000 ton olarak elde edilir. Akarsu ve çayların bıraktığı gözenekli tortular “Taravertendir” yapılarda kullanılır ve ihraç edilir. Sarı veya beyaz renklidir.
Sanâyi: Sanâyi hızla gelişmektedir. Dokuma ve metal sanâyii ön sıradadır. Başlıca büyük sanâyi işletmeleri ise Sarayköy Pamuklu Sanâyii, Akseller Pamuklu Mensucat, Denizli Basma ve Boyama Sanâyii, Acıpayam Selüloz Fabrikası, Çal, Akkent Meyve Suyu Fabrikası, Gimek-Acıpayam Yem Fabrikası, Timgas Tavas Un Fabrikası, Uygar Motor, Kocabaş Motor Parçaları Dökümü,  Emek Elektronik Sanâyii ve Ticâret (500 bilgisayar, 3 bin elektronik santral ve 35 bin telefon üretecek kapasitededir), Emsan (emâye tencere, tabak, demlik, çelik tencere, teflon üretir), Has Akümülatör, Buzsan buzdolabı sanâyiidir.
Bu fabrikaların dışında ayrıca ayakkabı, Ergür kablo, somun, civata, tuğla, plâstik, sunta, mukavva, oksijen gazı, cam ürünleri, pamuk ipliği, yem, kuruyemiş, un, kireç, motor parçaları, dericilik, mobilya ve mermer levha üreten sanâyi şirket ve tesisleri vardır. Denizli’nin yakın bir gelecekte bir sanâyi merkezi hâline gelmesi beklenmektedir.
Ulaşım: Havaalanı yoktur. Komşu illere asfalt yollarla bağlıdır. İzmir-Selçuk-Aydın-Denizli yolu en işlek olanıdır. İzmir-Aydın-Denizli demiryolu ile İzmir’e ve Afyon’a, Dazkırı’da ayrılan güzergâh ile Burdur ve Isparta’ya bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 750.882 olup, 337.793’ü şehirlerde, 413.089’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 11 bin 874 km2 olup, nüfus yoğunluğu (kesâfeti) 64’tür.
Örf ve Âdetler: Denizli’de Türk İslâm kültürü yerleşmiş ve 11. asırdan bu yana Türk İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. On birinci asırdan sonra Türk olmayanlar İzmir’e doğru göç etmiş ve 1071’den sonra Denizli civârındaki dağ ve yaylalara yerleşen 200.000 çadırlık Türkmenler bölgeye hâkim olmuşlardır. Osmanlı Devleti Denizli’yi toprağına kattığında Denizli tamâmen Tükleşmiş bulunuyordu. On birinci asırdan önce bu bölgede yaşayan milletler ve bunların kültürleri eriyip gitmiştir. Sâdece târihî eser ve harâbeleri kalmıştır.
Mahallî kıyâfet: Denizli’nin kendine özel mahallî kıyâfeti vardır. “Süğüm”, “çeki”, “yemeni”, “cepken” ve “şalvar” ve diğer mahallî kıyâfetler ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir.
Yemekleri: Bu bölgeye mahsus meşhur yemekler ise; kuru patlıcan dolması, kuru börülce çorbası, patlıcan közlemesi, tahinli katmer, nohutlu et ve sirkeli et, tas kapamasıdır.
Eğitim: İl dâhilinde 618 ilkokul, 129 ortaokul, 54 lise (genel-meslekî) vardır. Denizli’de, İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesine bağlı bir meslek yüksek okulu, bir tıp fakültesi, bir de eğitim yüksek okulu bulunur. Ege Üniversitesine bağlı Eğitim, Mühendislik ve Mîmârlık Fakültesi de bulunmaktadır (1993).
Folklor bakımından çok zengindir. Zeybek oyunları yaygındır. Halk edebiyâtı bakımından zengin mâni, atasözü, bilmece, alkış ve kargışlara sâhiptir. Güreş sporu yaygındır. Bayram Şit, Hasan Güngör, Ramazan Uysal ve Mehmet Güçlü gibi dünyâ ve olimpiyat şampiyonları yetişmiştir. Deve ve horoz döğüşü yaygındır.
İlçeleri
Denizli’nin biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 271.346 olup, 204.118’i ilçe merkezinde, 67.228’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlarla çevirili bir düzlükten meydana gelir. Güneyinde Menteşe Dağları, kuzeyinde Uran Tepeleri yer alır. Çürüksu ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, pamuk, tahıl, üzüm, meyve ve sebzedir. Başlıca sanâyi kuruluşları, dokuma, metal eşya, cam, otomobil, elektrik-elektronik, deri-kösele, gıda ve orman ürünleri dallarındadır.
İlçe merkezi, üç tarafı dağlarla çevrili ve hafif eğimli bir arâzi üzerinde kurulmuştur. İzmir-Eğridir demiryolu ilçe merkezinden geçer. Belediyesi 1876’da kurulmuştur.
Acıpayam: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 69.446 olup, 8054’ü ilçe merkezinde 61.392’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 34, Kelekçi bucağına bağlı 15 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir çöküntü alanında yer alır. Kuzeyinde Honaz, doğusunda Eşler Dağı vardır. Topraklarını Dalaman Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, arpa, tütün, şekerpancarı, üzüm, elma ve baklagillerdir. El sanatları ve dokumacılık önemli geçim kaynaklarıdır. Selüloz ve yem fabrikaları başlıca sanâyi kurulaşlarıdır. İlçedeki Devlet üretme çiftliğinde tohumluk yanında, damızlık sığır, koyun tavuk ve yumurta üretimi de yapılır.
İlçe merkezi Acıpayam Ovasının orta kesiminde yer alır. Oğuz Türklerinin Avşar oymağına bağlı Türkmenler tarafından kurulmuştur. Denizden yüksekliği 950 metredir. İl merkezine 61 km mesâfededir.
Akköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 16.235 olup, 3614’ü ilçe merkezinde 12.621’i köylerde yaşamaktadır. Merkez ilçeye bağlı bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, pamuk, üzüm, meyve ve sebzedir.
Babadağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9513 olup, 6016’sı ilçe merkezinde, 3497’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. Sarayköy’e bağlı bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Akdağ eteklerinde kurulmuştur.
Baklan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.568 olup, 3931’i ilçe merkezinde, 10.637’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10 köyü vardır. Çal ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Batısında Büyük Çökelez Dağı yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. İlçe merkezi Büyük Çökelez Dağı eteklerinde yer alır.
Bekilli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.637 olup, 4632’si ilçe merkezinde 8005’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. Çal ilçesine bağlı bucak iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Bulkaz Dağı yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Bulkaz Dağı eteklerinde kurulmuştur.
Beyağaç: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7626 olup, 3006’sı ilçe merkezinde, 4620’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili ovadan meydana gelir. Ovayı Akçay sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, mısır ve nohuttur. Bağcılık ve meyvecilik yaygındır. Kale ilçesine bağlı belediyelik bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu.
Bozkurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.331 olup, 4309’u ilçe merkezinde, 6022’si köylerde yaşamaktadır. Çardak ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi, Denizli-Afyon karayolu ve İzmir-Eğridir demiryolunun kıyısında yer alır.
Buldan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 25.554 olup, 12.202’si ilçe merkezinde, 13.352’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 518 km2 olup, nüfus yoğunluğu 49’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batı ve güneyinde Aydın Dağları, kuzeyinde Bozdağlar yer alır. İlçe topraklarını Büyük Menderes Irmağı ve Derbent Çayı sular. Derbent Çayı üzerinde yapılmış olan Buldan Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Süleymâniye Yaylasında bir krater gölü vardır.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pamuk ve baklagillerdir. Bağcılık yaygındır. İlçe merkezi, Buldan deresi vadisinde yer alır. Denizli’yi kuzeyden İzmir’e bağlayan karayolu üzerindedir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Çal: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.260 olup, 4704’ü ilçe merkezinde 34.556’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla çevrili bir çöküntü alandan meydana gelir. Doğusunda Büyük Çökelez Dağı, kuzeyinde Bulkaz Dağı, güneydoğusunda Beşparmak Dağı yer alır. İlçe topraklarını Büyük Menderes Irmağı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk ve tütündür. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Razaki türü üzümü meşhurdur. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun beslenir. İlçe merkezi, Büyük Çökelez Dağının eteğinde, Büyük Menderes Vâdisine hâkim bir yerdedir. Denizden yüksekliği 850 metredir. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur. İlçede bir meyve suyu fabrikası vardır.
Çameli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 20.379 olup, 3043’ü ilçe merkezinde, 17.336’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 738 km2 olup, nüfus yoğunluğu 28’dir. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Elmadağ, güneyinde Boncuk Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları,Dalaman Çayı toplar. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Elverişli arâziler az olduğundan tarım az yapılır. Köylerde halıcılık ve arıcılık yapılır. İlçede orman ürünlerin işleyen şekerli ürünler îmâl eden çeşitli atölyeler vardır. İlçe merkezi Elmadağ eteklerinde yer alır. Eski ismi Karaman’dır. Belediyesi 1953’te kurulmuştur. Denizden 1125 m yüksekliktedir. İl merkezine uzaklığı 112 kilometredir.
Çardak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.818 olup, 3733’ü ilçe merkezinde 8085’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde Beşparmak Dağı, güneyinde ise Eşeler Dağı yer alır. Doğusunda bulunan Acıgölün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. İlçe topraklarını Aksu Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, tütündür. Bağcılık yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır beslenir. Acıgöl’ün sularından sodyum sülfat elde edilir.
İlçe merkezi, Beşparmak Dağlarının güney eteklerinde, Acıgöl’ün kenarında yer alır. İzmir-Eğridir demiryolu ve Afyon-Denizli karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 58 km mesafededir. 1958’de ilçe olan Çardak’ın belediyesi de aynı yıl kurulmuştur.
Çivril: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.441 olup, 11.445’i ilçe merkezinde, 49.996’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Gümüşsu bucağına bağlı 7, Işıklı bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 1499 km2 olup, nüfus yoğunluğu 41’dir. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili çöküntü alanından meydana gelir. Batı ve kuzeyinde Bulkaz Dağı, güney ve güneydoğusunda Beşparmak Dağı, kuzeybatısında ise Akdağ yer alır. İlçe topraklarını Işıklı, Dinar ve Küfü çayları sular. Akarsular üzerinde sulama ve taşkınları önlemek için yapılan Işıklı ve Küfü barajları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda haşhaş, pamuk ve susam yetiştirilir. Meyvecilik yaygın olup, üzüm, elma ve şeftali üretimi fazladır. Hayvancılık gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Işıklı Baraj Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. Krom yatakları özel sektör tarafıdan işlenir.
İlçe merkezi, Çivril Ovasının kuzey kenarında yer alır. Denizden 975 m yüksekliktedir. Modern bir ilçe olan Çivril, eski bir yerleşim merkezidir. Hitit İmparatorluğuna bağlı Arvaza Krallığına başşehirlik yapmıştır. Uşak-Denizli karayolu ilçeden geçer. İzmir-Aydın-Burdur demiryoluna bir hatla bağlanır. Belediyesi 1914’de kurulmuştur. İl merkezine 96 km mesâfededir.
Güney: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.799 olup, 7333’ü ilçe merkezinde, 8466’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 534 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Büyük Menderes Irmağı ilçe topraklarını sulayarak doğu-batı istikâmetinde akar. İlçe sınırları içinde Büyük Menderes Irmağı üzerinde sulama gâyeli bir baraj kurulmaktadır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda soğan, patates, elma, armut ve pamuk yetiştirilir. Bağcılık gelişmiş olup, üzüm üretimi oldukça fazladır. Dokuma halı ve üzüm işleyen atölyeler başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında zımpara taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, Büyük Menderes Irmağı kıyısındadır. Denizden 850 m yüksekliktedir. İl merkezine 72 km mesafededir. 1948’de ilçe olan Güney’in belediyesi 1880’de kurulmuştur.
Honaz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.254 olup, 6333’ü ilçe merkezinde, 17.921’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları, kuzeyi düzlük olup, güneyi dağlık araziden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. İlçe merkezi Honaz Dağı eteklerinde yer alır.
Kale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.089 olup, 6950’si ilçe merkezinde, 12.139’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlardan kaynaklanan suları Akçay toplar. Bu akarsu üzerinde Kemer Barajı kurulmuştur. Akçay kıyısında Eskere Ovası yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır ve nohuttur. Bağcılık ve meyvecilik yaygındır. En çok elma ve şeftali yetiştirilir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır. Dokumacılık gelişmiştir. İlçe merkezi Tavas Ovasının güney ucundaki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1000 metredir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 71 km mesâfededir. 1959’da ilçe olan Kale’nin belediyesi 1899’da kurulmuştur.
Sarayköy: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 32.890 olup, 15.481’i ilçe merkezinde 17.409’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bir kesimi Büyük Menderes Ovasında yer alır. Güneybatısını Akdağ engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Büyük Menderes Irmağı toplar.
Ekonomisi tarım ve dokumacılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, arpa, soğan, üzüm ve şeftali olup, ayrıca az miktarda patates, incir, mısır, elma yetiştirilir. Dokuma atölyeleri başlıca küçük sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çürüksu’nun Büyük Menderes’e karıştığı yerde bir tepe üzerinde kurulmuştur. İzmir-Aydın-Denizli demiryolu ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 20 km mesâfededir. Denizli’nin merkez ilçeden sonra nüfus bakımından en büyük yerleşim merkezi Sarayköy’dür. İlçe belediyesi 1883’te kurulmuştur.
Serinhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.560 olup, 17.112’si ilçe merkezinde, 6448’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır. Acıpayam’a bağlı bucak merkezi iken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu. Eski ismi Kızılhisar’dır. İlçe toprakları düzdür. Kuzeyini Honaz dağı engebelendirir. Acıpayam Ovasının bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. İlçe merkezi Honaz Dağı eteklerinde kurulmuştur. Denizli-Acıpayam karayolu ilçeden geçer.
Tavas: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.136 olup, 11.777’si ilçe merkezinde, 53.359’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Kızılca bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 1691 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeyinde Akdağ, güney ve doğusunda Gölgeli dağları, Orta kesiminde ise Tavas Ovası yer alır. Akçay ve Yenidere ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, nohut, şekerpancarı, üzüm, elma, mercimek, soğan ve tütün olup, ayrıca az miktarda haşhaş, mısır ve şeftali yetiştirilir. Hayvancılık ve dokumacılık gelişmiştir. İlçe topraklarında kireçtaşı ve mermer yatakları vardır.
İlçe merkezi, Tavas Ovasının doğu kesiminde yer alır. Karacasu ve Muğla’yı Denizli’ye bağlayan yollar ilçede kesişir. 1959’da ilçe olmuştur. İl merkezine 45 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1877’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Denizli târihî ve turistik yerler bakımından çok zengindir. Mesîre yerleri yanında sağlığa çok faydalı kaplıcaları ile turizm sektörü için çok müsâittir.
Denizli Kalesi: Osmanlı devrinde artık önemi kalmadığı için ihmâl edilmiş ve yıkılmıştır. 1702 zelzelesinde 12.000 kişi ölürken kale de büyük hasar görmüştür. Arap seyyahı İbn-i Battûtâ 1332’de Denizli’ye hayran kalmıştır. Yedi câmiden bahseder.
Sultan Murad Câmii: Honaz ilçesindedir. Kitâbesi yoktur. On beşinci asır mîmârî özelliğini taşır. Küçük, kare plânlı ve tek kubbelidir. Günümüzde harâbe hâlindedir.
Yazır Câmii: Acıpayam’ın Yazır köyündedir. 1801’de yapılmıştır. Ahşap tavan gül motifleri ile süslüdür. Mîmârî ve süsleme bakımından çok değerlidir.
Savranşah Câmii: Çivril ilçesinin Savranşah köyündedir. Kitâbesinde, 1802’de Ömer Ağa tarafından yaptırıldığı bildirilmektedir. İç süslemeleri arasında bir câmi motifi bulunur.
Yediler Türbesi: Denizli içindedir. İnanç Beylerine âit 7 kabir bulunur. On üçüncü asır eseridir.
Yatağan Baba Türbesi: Baklan ilçesindedir. Kitâbesi yoktur. On altıncı asır klasik Osmanlı Türbe mîmârîsi tarzında yapılmıştır.
Akhan: Denizli-Eğridir arasında Goncalı köyündedir. Sultan İzzeddîn İkinci Keykâvus yaptırmıştır. Taş işçiliği çok güzeldir. Beyaz mermer levhalardan yapıldığı için Akhan denilmiştir. Gökpınar (Emir Sultan)Çayı yanından geçer. Kervansarayda yatılacak yerler, eşyâ deposu, ahır, yem ve saman depoları, hamam, mescit, nalbant ve semerci, koşum atölyesi vardır.
Çardakhan Kervansarayı: Çardak ilçesindedir. 1230’da yaptırılmıştır. Sultan hanlarının yalın süslemesiz örneklerindendir. Günümüzde yıkık bir hâldedir.
Ahmetli Köprüsü: Sarayköy’le Buldan arasında Ahmetli köyü yakınındadır. Yapım târihi belli değildir. Roma veya Selçuklu eseri olduğu zannedilmektedir.
Eski Denizli Mezarlığı: Türklerin Denizli’yi fethinden bu yana kullanılan bu mezarlık bir târih hazînesidir. Bu mezarlıkta Denizli’yi fethederken şehid olan Selçuklu Komutanı Mehmed Gâzi ile Haçlılara karşı savaşta şehid olan Fatma Yıldız Hanımın mermer kabirleri vardır.
Eski târihî eser ve harâbeler: Hierapolis:Pamukkale yakınındadır. İyonların kaplıca şehridir. Depremde yıkılmış, M.Ö. 1900 senesinde Bergama Kralı Evmenes yeniden inşâ ettirmiştir. M.S. 1354’te depremde yeniden yıkılmış ve terk edilmiştir. Tapınak, tiyatro, saray ve ev harabeler hâlen ayaktadır.
Laodikela: Türklerin “Ladik” dedikleri bu şehir, Diopolis ve Rhoas şehirlerinin harâbeleri üzerine kurlmuştur. Şehir dâire şeklinde bir kale içindedir. Üç giriş kapısı vardır. M.Ö. 3. asırda kurulmuştur. Şehir harâbelerinde hamam ve tiyatro kısmen sağlamdır. Denizli’ye 6 km mesâfededir.
Selokid soyundan Andtiokos Kralı Antiokos-II bu şehri kurarak karısının ismini “Laodikela” vermiştir. Bu şehir harâbelerinde gizli geçitler, büyük banyolar, pazar yeri (Agora), şehir kuzey ve güney kapısı, şehir duvarları (sehler), su kaynağı, tiyatro, mezarlar ve heykel müzesi ile öldürücü zehirli gazların (pulutonium) bulunduğu yerler vardır.
Tripolis: Buldan’ın Yenice köyündedir. Harâbeler içinde şehir suları, kilise, su yolları, mezar ve tiyatro hâlen bulunmaktadır.
Beyce Sultan Höyüğü: Târih öncesi çağa âit yerleşim merkezidir. Çivril ilçesinin Menteşe köyü yakınındadır. Burada Arzava Krallığına âit eserler de bulunmuştur. Burada Bakırtaş (kalkolitik) devrinden son tunç çağlarına kadar 40 kattan meydana gelen kalıntılar bulunmuştur.
Pamukkale: Denizli’nin en çok turist çeken yeridir. Turistik tesisleri mevcuttur. Pamukkale Kaplıcasında “radon gazı” vardır. Bu su insanı dinlendirici özelliğe sâhiptir. Bu suda hem banyo edilebilir hem de içilebilir. 35°C sıcaklıkta ve lezzetlidir. Topraktan fışkıran ve küçük bir göl meydana getiren karbondioksitli ve kireçli sıcak su derin kanallarla ovaya akar ve sonra soğur.
Pamukkale, dünyâda eşi bulunmayan bir tabiat hâdisesidir. Binlerce seneden beri kireçli sıcak su kaynaktan uzaklaşınca soğuyup katılaşmış ve katlar, basamaklar hâlinde pamuktaşlarını (travertenleri)meydana getirmiştir. Denizli’ye 20 km uzaklıktadır. Az ilerisinde İyonların kaplıca şehri olan “Hierapolis”in harâbeleri vardır. Dünyâda bir benzeri bulunmayan Pamukkale aynı zamanda şifâlı bir kaplıcadır. Damar, kalp, romatizma ve sinir hastalığına iyi gelir.
Mesîre yerleri: Orman içinde ve göl kenarlarında çok güzel mesîre yerleri vardır.
İncilipınar: Denizli’ye iki km uzaklıktadır.
Gökpınar: Denizli’ye 10 km uzaklıkta olup, Acıpayam-Denizli arasındadır. Büyük çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Orman, göl ve akarsular bir aradadır. Honaz ve Karcı dağlarının birleştiği vâdidir.
Çamlık: Denizli yakınında 1000 kişinin dinleneceği orman içi mesîre yeridir.
Güney Çağlayan: Güney ilçesinin 10 km uzaklığında, 10 m yükseklikten akan bir çağlayandır. Çevresi ağaçlık ve güzel manzaralıdır.
Diğer mesîre yerleri ise, Kocapınar, Işıklı, Gümüşsu, Evkara çamlığı, Hisar değirmenleri, Alacain, Çambaşı, Kadılar, Iğdır çamlığı, Gürpınar ve Kestane Deresidir.
Kaplıcaları: Denizli ili şifâlı su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Fakat bunların çoğunda tesis yoktur. Bâzıları şunlardır:
Karahayıt Ilıcası: İl merkezine 25 km uzaklıktadır. İçme kürleri sindirim sistemi hastalıklarına, banyo kürleri ise astım, damar sertliği ve romatizma rahatsızlıklarına iyi gelir.
Tekkeköy Kaplıcası: Sarayköy ilçesine 20 km uzaklıkta Tekkeköy yakınlarındadır. Oteli olan bu kaplıcanın suyu romatizma, idrar yolları, deri ve kadın hastalıklarına iyi gelir. Kaplıca yakınında kükürtlü bir çamur da bulunmaktadır.
Ortakçı Ilıcası: Sarayköy ilçesi yakınlarındadır. Ilıcanın yanında bir hamam ve otel bulunmaktadır. İçme ve banyo kürleri sindirim sistemi ve romatizma hastalıklarına faydalıdır.
Yenice Kaplıcası: Buldan ilçesine bağlı Yenice köyü yakınlarındadır. İçme ve banyo kürleri romatizma, kalp, damar sertliği, basur ve deri hastalıklarına faydalıdır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Çorum Hakkında Bilgiler

ÇORUM

Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümü ile Anadolu’yu bağlayan geçit bölgede kurulmuş bir ilimiz. Güneybatıda Kırıkkale, kuzeyde Sinop, Kastamonu ve Samsun, güneyde Yozgat, doğuda Amasya, batıda Çankırı ile çevrilmiştir. 39°51’ ve 41°20’ kuzey enlemleri, 34°04’ ve 35°28’ doğu boylamları arasında yer alır. Orta Anadolu platosunun kuzey kısmındadır. Denizden yüksekliği 770 metredir. Trafik kod numarası 19’dur.
İsminin Menşei
Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu kapıları Türklere açılmış, buraları Türklere yurt olmuştu. Bu akınlar sırasında Bizanslıların Nikonya (Yonkoniye) dedikleri bu yerleşim alanında, Oğuzların, Alayuntlu obasına bağlı Çorumlu oymağı da yerleşerek, geleneklerine uygun olarak kendi oymaklarının adı olan Çorumlu adını vermişlerdir. Bu kelime daha sonraları Çorum hâline dönmüştür. Bir başka rivâyete göre de Nikonya’da yaşayan Bizanslılar buralara hâkim olan Danişmentlilere önce bağlılık gösterip, sonra kötü niyetlerinin anlaşılmasıyla Bizanslılara Cürümlü denilmiş. Bu kelime daha sonra Çorum hâline dönmüştür. Yine Selçuklu Sultanı Kılıçarslan, havasının iyi olması dolayısıyla hasta oğlu Yâkûb’u ve diğer hastalıklı ve çelimsizleri buralara göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum adı verilmiştir. Bunlardan başka Çevrim, Cevr-i Rum kelimelerinden geldiği de söylenmektedir.
Târihi
Boğazkale kazılarında elde edilen eserler ve çevredeki mağaralar Çorum ve çevresinin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Binlerce yıllık medeniyet üstüste gelmiş bir târih şehridir.
Boğazkale ve çevresinde yapılan kazılarda M.Ö. 4000-5000 yıllarına âit olduğu tesbit edilen kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. 1700 yıllarında kurulan Hitit Devleti ve bundan sonra kurulan devletler pekçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Başkenti Hattuşaş olan ilk Hitit Devleti, M.Ö. 1200 yıllarına kadar hüküm sürmüş, sonra Frigler Devleti kurulmuştur. Güneye çekilen Hititler, bir müddet daha yaşamış ve târih sahnesinden silinmiştir. Hititlerden daha ileri olduğu tesbit edilen Frigler de M.Ö. 676 târihine kadar Çorum’a birçok târih mîrâsı bırakmışlardır. Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Kimmerler, her yeri yakıp yıkarak Frigler devrine son vermiş ve bölgeyi yağmaladıktan sonra çekip gitmişler, daha sonra Çorum ve çevresine Asurlular hâkim olmuştur. Bu sırada doğuda büyüyen Medler M.Ö. 612 yılında Asurluları yenerek buraları ele geçirmişlerdir. M.Ö. 585 yıllarında parçalanan Medlerin yerine Persler hâkimiyet sürmüştür. M.Ö. 332’de Makedonya imparatoru İskender, Anadolu’yu almış, İskender’in ölümünden sonra M.Ö. 276 yıllarında Galatlar Çorum’a hâkim olmuştur. Pontus Rum tehdidi altında kalan Galatlar, Roma İmparatorluğu’na bağlanmış, böylece Bizanslılar hâkimiyet sürmeye başlamıştır. Bu târihten sonra 1071 yılına kadar Çorum, Bizanslıların prensliği olarak uzun yıllar kalmış, bu arada İslâm orduları zaman zaman buralara seferler düzenlemiştir. Emevîler zamânında İstanbul’u kuşatan İslâm ordusu, geri dönerken Eshâb-ı kirâmdan Kereb-i Gâzi, Süheyb-i Rûmî ve Ubeyd-i Gâzi’nin Çorum civârında şehîd oldukları ve mübârek kabirlerinin Hıdırlık mevkiinde olduğu rivâyet edilir.
Büyük Türk sultânı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Muhârebesiyle Anadolu kapıları Türklere açılmış, Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Dânişmend Ahmed Gâzi, Amasya’yı aldıktan sonra, o zamanki adıyla Nikonya olan Çorum’u almak üzere amcasının oğlu Çavlı Beyi gönderdi. Yapılan çetin muhârebeden sonra 1075’te Çorum fethedildi. Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağının başı İlyas Bey, buraya vâli tâyin edildi. Daha sonraları Anadolu Selçukluları, bu bölgede Dânişmendlileri yenerek hâkimiyet kurdular. 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol saldırısına uğrayan Selçuklular, Çorum ve çevresinden çekilmiş, böylece Çorum bir süre başsız kalmış, ferdî mücâdeleler olmuştur. 1308’de kurulan İlhanlılar bölgeye hâkim oldular. Daha sonra da Eratna Beyliğinde kalan Çorum, 1398’de Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Osmanlı topraklarına katılmış, bundan sonra bir daha Osmanlılardan çıkmamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar tarafından birçok eserlerle îmâr edilen Çorum’da sık sık meydana gelen zelzelelerden dolayı pekçok eser tahrib olmuştur.
Osmanlı devrinde Çorum, Sivas-Rum beylerbeyliğine bağlı 8 sancaktan biriydi. Tanzimâttan sonra Ankara eyâletinin 5 sancağından biri oldu. Cumhûriyet devrinde ise il hâline getirildi.
Fizikî Yapı
Çorum’un % 39’u dağ, %48’i plato, % 2’si yayla ve % 11’i ovadır.
Dağları: Çorum’un yarısına yakın kısmı dağlarla kaplıdır. Canik, Ilgaz, Küre dağ silsilelerinin uzantıları veya başlangıç noktalarını sınırları içerisine alır. Bu dağ silsileleri Çorum’da yüksek olmayan, orta yükseklikte kalker bir yapı gösterir. Sivri ve sarp tepelere pek rastlanmaz. En yüksek tepeler:Erenler Tepesi (2907 m), Türbetepe (1981 m), Dursun Tepe (1948 m)dir. Dağları genellikle çıplaktır. Orman örtüsü çok azdır. Başlıca dağları; Eşerli Dağ (Kaldırım Tepe 1776 m), Alagöz Dağı (1650 m), Kartal Dağları (1700 m), Teke Dağı (1700 m), Kavak Dağı (1600 m)ve Sakarözü (1675 m)dür. Bu dağlar arasında Kırkdilim Boğazı vardır.
Ovaları:Çorum’un %11’i ovalarla kaplıdır. Esasında birer yayla olan bu ovaların yükseklikleri 450-500 m arasında değişir. Bâzıları ise 1000 metreye kadar yükselir.
Çorum Ovası: Denizden 800 m yükseklikte, 375 km2lik bir alanı kaplar. Alüvyonlu topraklarla kaplı bir ovadır. Bozboğa Ovası: Merkez ilçe sınırları içinde kalan ova denizden 820 m yüksekliktedir. Alüvyonlu topraklarla kaplıdır. Hüseyin Ova: Alaca ilçesini ve çevresini içine alan ova, 264 km2dir. Denizden yüksekliği 725-875 metredir. Dedesli Ovası: Kızılırmak’ın her iki yakasında İskilip ilçe sınırlarında 250 km2lik bir alanı kaplar. Alüvyonlu topraklarla kaplı verimli bir ovadır. Seydim Ovası, Taybı Ovası, Mecitözü Ovası, Osmancık Ovası, Düvenci Ovası, Hamamözü Ovası, Kuyumcu Ovası, Sungurlu Ovası, Delice Ovası, başlıca ovalarıdır.
Akarsuları: İlin en önemli akarsuları Kızılırmak ve bu ırmağa dökülen Delice Irmağı. Yeşilırmağa dökülen Çekerek ırmağı, Budaközü, Ovacık Suyu, Devrez Çayı, Çat Suyu, Mecitözü Çayıdır. 
Göller: Çorum’da önemli göl yoktur. Eymir, Kırgöz ve Uyuz gölleri çok küçük olup yazın suları hiç yok gibidir. Osmancık ve Kargı’da yüksek dağlar üzerinde tektonik özellikte bulunan birkaç ufak göl varsa da önemli değildirler. İl sınırları içerisinde Çorum Barajı hâricinde baraj da yoktur. Ancak inşâatına devâm edilen Alaca Barajı ve Kızılırmak üzerine plânlanan Obruk Barajı projesi devâm etmektedir. DSİ tarafından yaptırılan sulama gâyeli Ahmedoğlan, Evciyeni, Kışla, Seydim I, Seydim II, Alacahöyük, Geven, Bozdoğan, Çopraşık, Örükkaya, Çatak, Soğucak, İbrâhimköy, 100. Yıl Göleti, Aksu, Geykoca, İnegâzilli göletleridir. Bunlar 11.594 dekar alanı sulamaktadır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Çorum, Karadeniz ikliminden İç Anadolu iklimine geçiş yeri üzerinde yer alır. Genel olarak yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. İlkbaharı kısa, sonbaharı uzun geçen Çorum ilinde en sıcak ayları temmuz-ağustos, en soğuk ayları ocak-şubattır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe iklim sertleşir. En fazla yağış mayıs ayında düşer. Yıllık ortalama nisbî nem oranı % 65’tir. Kar yağışları, genellikle kasım-nisan ayları arasında olur. Genellikle kara iklimi hüküm sürer. Sıcaklık +39,4 ile -25,6°C arasında seyreder. 30 senelik yağış ortalaması 395 milimetredir.
Tabiî bitki örtüsü açısından çok fakirdir. İç Anadolu ikliminin hüküm sürdüğü Çorum ilinde, iklime paralel olarak step bitki topluluklarına rastlanır. Yüzyıllardır kesilmesi sebebiyle çok küçük bir alan ormanlarla kaplıdır. Boş bulunan orman alanlarında hızlı bir şekilde ağaçlandırma çalışmaları sürdürülmektedir. Çorum ilinin % 9’u ormanlıktır. Tarım yapılmayan arâzi % 2 olmasına rağmen, yazları sıcak ve kurak geçmesi sebebiyle yeşillik bilhassa yaz ve sonbaharda görülmez.
Ekonomi
Ekonomi tarım ve hayvancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 85’i tarım sektöründe çalışır. Son 10 sene içinde sanâyi sektöründe gelişme eskiye nazaran hızlanmıştır.
Tarım: Orta Anadolu ile Karadeniz geçit bölgesinde yer alan ilde umûmiyetle kışları soğuk ve yazları sıcak ve kurak step ikliminin hâkim olması, bu iklim karakterine uygun olarak hubûbat zirâatı ön plânda gelir. Ekiliş alanları îtibâriyle buğday ve arpa önemli bir üretim potansiyeline sâhiptir. Kızılırmak’ın suladığı alanda pirinç tarımı yapılır. Bunlardan başka patates, mısır, fasulye, çavdar, kendir, yem bitkileri ve diğer sebzeler de ekilmektedir. Tarım âlet ve makinaları bakımından ihtiyâca cevap verecek şekilde olan Çorum’da modern tarıma geçiş hızla devâm etmektedir.
Nohut, mercimek, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, keten ve kenevir bol yetiştirilir. Meyve olarak kavun, karpuz, ceviz, armut, ayva, kayısı, kiraz, erik ve elma yetişir. Ahmet Bey, Çatalkara ve Tokat, Narince sofralık üzümleri meşhurdur.
Hayvancılık: Çorum’un ekonomik yapısında, hayvancılık önemli bir yer işgâl eder. Tarımla uğraşan her âilede hayvancılık da yapılır. Bunun hâricinde toplu işletmeler kurulmakta, özellikle tavukçuluk her geçen gün ilerlemektedir. 10.000 tavuk kapasiteli 5 işletme, 15.000 tavuk kapasiteli 2 işletme, 20.000 tavuk kapasiteli 2 işletme, 50.000 tavuk kapasiteli bir işletme açılmıştır. Koyun, kıl keçisi, tiftik keçisi, manda ve sığır beslenir. Çorum ilinde arıcılık günden güne gelişme göstermektedir. Çorum için hayvancılığın tarımdan ileri olduğu il olarak bahsedilir.
Ormancılık: Orman sahası 360.000 hektara yakındır. Ayrıca 15.000 hektar fidanlık vardır. Çorum’un 147 köyü orman içinde ve 180 köyü orman kenarındadır. Bu köylerin nüfûsu 200.000’e yakındır. Her yıl yaklaşık 70.000 m3 sanâyi odunu ve 130.000 ster yakacak odun istihsal edilir.
Asırlar önce Çorum orman bakımından çok zengindi. Ormanların tahribi ile ormanlar sâdece dağlar üzerinde kalmıştır.
Mâdenler: Yeraltı kaynakları çok zengin olan Çorum’da mâden işletmesi büyük sermâyeyi gerektirdiği için, özel teşebbüsce işletilen mâden çeşitleri çok azdır. Çorum ilinde mâden deyince akla kömür gelir. Osmancık, İskilip, Bayat hattı zengin linyit yatakları ile kaplıdır. Bu hat üzerinde Türkiye Kömür İşletmelerince işletilen Alpagut Dodurga linyitleri Çorum ve çevresinin kömür ihtiyâcını karşılamaktadır. Altı bin dekar işletme alanına sâhip Alpagut Dodurga Linyitleri İşletmesi 1964 yılında üretime geçmiştir. Henüz işletilmeyen MTA tarafından tesbit edilen mâdenler şunlardır:300.000 ton tuz rezervi, 200 ton pirit rezervi, 200 ton bakır rezervi ve daha başka mâdenler mevcuttur.
Sanâyi: Sanâyileşme açısından geri kalmış illerimizdendir. Îmâlât sanâyiinin il ekonomisindeki payı çok önemli değildir. 19 adet un fabrikası vardır. 1960 yılından sonra toprak sanâyii hayli gelişmiştir. Çorum’da 46 adet tuğla ve kiremit fabrikası mevcuttur. İldeki ilk devlet yatırımı 1957’de üretime geçen ve bugün 1200 ton kapasiteli olan çimento fabrikasıdır.
Çorum ilinde küçüklü büyüklü yaklaşık 102 adet fabrika mevcuttur. Bunların 100 tânesi özel sektöre, 2 tânesi kamu sektörüne âittir. Çorum ilinde alışılmış sanâyi kolları dışında deterjan, emâye, kâğıt, ağaç parke, fermuar, makarna, bulgur ve tereyağı fabrikası mevcuttur. El sanatlarından bakırcılık yaygındır.
Ulaşım: Çorum ili Ankara-Samsun karayolu üzerinde olması sebebiyle karayolu ulaşımı gelişmiştir. Demir ve deniz yolu yoktur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 609.863 olup, 253.804’ü şehirlerde, 356.059’u köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 12.820 km2 ve nüfus yoğunluğu 49’dur.
Örf ve âdetler: Çorum ilinin yakın bir zamâna kadar bölge olarak sönük bir yerde olması, cemiyet hayâtında örf ve âdetlerde eskiye bağlılığın devâm etmesine sebeb olmuştur. Yeni yeni değişmeye başlamış bâzı yerleşim alanları ise hâlen atalarından kalan gelenek ve göreneklere bağlılığı sürdürmektedirler. Çorum’da geleneksel Anadolu yaşayışı hâkim olup, erkek, âilenin mutlak reisi ve hâkimidir. Bugün Çorum’un birçok köylerinde eski âdetler devâm etmektedir. Evlerde tezgâhlarda dokunan pamuklu bezler iç çamaşırı olarak kullanılmakta, yün ve tiftikten kumaşlar dokunmaktadır. Köylerin dışında örf ve âdetler yok denecek kadar azalmıştır.Kına türküleri ve halayları meşhurdur. Köy düğünlerinde davul zurna çalınır.
Halk oyunları: İğdeli gelin, Dillala, Çekirge, Bediriş oyunları meşhurdur.
Mahallî yemekleri: Has baklava, oğmaç, pezi gömbe, kızartma katmer, mayalı, cızlak, mantı, tutmaç aşı, çatal aşı, lüle baklava, karaçuval helvası, hasıda, hedik, cilbir, borhana, keşkek, mücver, sasak beyni, İskilip dolması (torba pilav). İskilip turşusu çok meşhurdur. Turşu birçok illere tenekeler içerisinde sevk edilir. Leblebisi meşhurdur. Çorum denilince akla leblebi gelir.
Çorum’da sporun oldukça eski ve parlak bir geçmişi vardır. Özellikle karakucak güreşi Çorum yaylalarında belki de yüzyıllara dayanan bir geçmişe sâhiptir.
Millî Sporcular
Güreş: Âdil Candemir (Londra Olimpiyat Şampiyonu), Tevfik Kış (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Mahmut Atalay (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Hamit Kaplan (Dünyâ ve Olimpiyat Şampiyonu), Dursun Alıcı (Balkan ikincisi), İzzet Büyük (Dünyâ dördüncüsü), Kâzım Yıldırım, Hayri Polat, Şevket Ilgaç, İsmâil Çevik (Balkan üçüncüsü), Hüseyin Teke, Mehmet Uysal, Kemal Saydam, Muhammed Bodur.
Halter: Hasan Has (Millî, Türkiye rekortmeni, Balkan ikincisi).
Atletizm: Rıza Kepçeli, 1950 yılında Atatürk Kır Koşusu Ortaokullar Türkiye Şampiyonu. Kamber Duran, 1971-1972 yıllarında İlkokullar Uzun ve Yüksek Atlama Türkiye birincisi ve rekortmeni.
Çorum’da Anadolu örneğine uygun olarak güreş, cirit, at yarışları, avcılık ve sinsin adı verilen çoğunlukla davul ve zurna çalınarak oynanan, halkın iştirakiyle gerçekleştirilen sporlar yapılagelmiştir.
Eğitim: Okur-yazar nisbeti % 71’dir. Erkeklerde bu oran % 80, kadınlarda % 62’dir. İl dâhilinde 11 anaokulu, 964 ilkokul, 51 ortaokul, 11 lise, 17 meslekî ve teknik okul vardır.Yüksek okul olarak 19 Mayıs Üniversitesi’ne bağlı 1 adet Meslek Yüksek Okulu ve ayrıca 200 kişilik bir yetiştirme yurdu mevcuttur.
Yetişen meşhurlar:
Akşemseddîn; asıl adı Mehmed Şemseddîn olup, Şamlıdır. 1390 yılında doğmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun büyük bir din âlimi, aynı zamanda doktordur (Bkz. Akşemseddîn). Koca Mehmed Paşa; Sultan İkinci Murad Han zamânında 10 yıla yakın vezîriâzamlık yapmıştır. Osmancıklıdır. Doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. 1439 yılında ölmüştür.
Şeyh Muhyiddîn-i Yavsî, İskilip’te doğdu. İskilip, Amasya ve İstanbul’da tahsilini yaparak o zaman Amasya vâliliği yapan Şehzâde İkinci Bâyezîd’e hoca oldu. Babası Mustafa İmâdî ölünce, Zeynîye Tekkesi şeyhi oldu.
Ebussuud Efendi, Şeyh Muhyiddîn-i Yavsî’nin oğludur. Doğruluk ve iyi ahlâk sembolüdür. Bu sebepten doğruluk ve güzel ahlâkta temâyüz eden birine; “Sen Ebussuud Efendinin torunu musun?” denir. İskilipli olan bu büyük âlim, uzun yıllar Kânûnî’ye şeyhülislâmlık yapmıştır.
Elvan Çelebi, Baltacı Mehmed Paşa, Yedisekiz Hasan Paşa, Çorum’un yetiştirdiği diğer büyüklerdendir.
İlçeleri
Çorum’un biri merkez olmak üzere 14 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 186.377 olup, 116.810’u ilçe merkezinde, 69.567’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 136, Cemil bucağına bağlı 22 ve Seydim bucağına bağlı 34 köyü vardır. İlçe toprakları Çorum, Bozboğa, Ovasaray ve Seydim ovaları ile batı ve kuzeydoğuda yer alan Canik Dağlarından meydana gelmiştir. Ovalarını Çorum Suyu ve Kızılırmak sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, baklagiller, şekerpancarı ve meyvedir. Hayvancılık gelişmiştir. Köylerde el sanatları halkın ikinci bir meşgûliyet dalıdır. Çimento fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları, gıdâ fabrikaları, yem fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Çorum Suyunun doğusunda, Çorum Ovasının kenarında, ortalama yüksekliği 800 m olan bir alanda kurulmuştur. Ankara-Merzifon karayolu ilçe merkezinden geçer.
Alaca: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.814 olup, 20.646’sı ilçe merkezinde, 34.168’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 99 köyü vardır. Yüzölçümü 1371 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır. İlçe toprakları Bozok platosunda yer alır. Hüseyin Ova ilçenin tek düzlüğü olup, alüvyonlu topraklardan meydana gelmiştir. İlçe topraklarını Alaçay sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarıdır. Sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir. Üzüm, dut, kiraz, kayısı, erik, kavun, karpuz ve ceviz yetiştirilen başlıca meyvelerdir.
İlçe merkezi, Hüseyin Ovada Alaçay kıyısında kurulmuştur. Çorum-Yozgat karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 49 km mesâfededir. İlin tahıl ambarı olması yüzünden, ilçe, tahıl ürünlerinin alım-satım merkezi durumundadır. Hitit yerleşim merkezlerinden olan Alacahöyük kalıntıları, ilçe merkezine 15 km mesâfede Haramözü köyündedir. İlçe belediyesi 1920’de kurulmuştur. Eski adı Hüseyinabad’dır.
Bayat: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 35.010 olup, 8090’ı ilçe merkezinde, 26.920’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 784 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyi ve orta bölümünü Köroğlu Dağlarının uzantıları engebelendirir. Dağların yüksek kesimlerinde yaylalar vardır. Kızılırmak ve kolları ilçe topraklarını sular. Akarsu vâdilerinde küçük ovalar yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve pirinçtir. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık usûlü ile en çok küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılığa bağlı olarak yapağı ve tiftik işlenmesi gelişmiştir.
İlçe merkezi Bayat Suyu kenarında, tepelik bir alanda yer alır. İl merkezine 79 km mesâfededir. İskilip-Ankara karayoluna 13 kilometrelik bir yolla bağlıdır. İskilip’e bağlı bucakken, 1958’de ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kuruldu.
Boğazkale: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.425 olup, 2501’i ilçe merkezinde, 7924’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Sungurlu ilçesine bağlı bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları dalgalı düzlükler ve tepelik alanlardan meydana gelmiştir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, soğan, patates, üzüm ve mercimektir.Hayvancılık gelişmiştir.
Dodurga: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.550 olup, 3974’ü ilçe merkezinde, 9576’sı köylerde yaşamaktadır. Osmancık ilçesine bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, pirinçtir.Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir.
İskilip: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 51.877 olup, 19.624’ü ilçe merkezinde, 32.253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 59 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. En yüksek noktası Kös Dağıdır (2065 m). Kızılırmak ve kolları ilçe topraklarını sular. Güney ve güneydoğusunda Kızılırmak’ın taşıdığı alüvyonlu topraklardan meydana gelen küçük ovalar vardır. Dağların yüksek kesimlerinde yaylalar, alçak kesimlerinde ise çam ormanları yer alır.
Ekonomisi tarım ve küçük sanâyie dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, elma, üzüm, patates ve armut olup, ayrıca az miktarda pirinç yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun, Ankara keçisi ve sığır yetiştirilir. Küçük el san’atları, dericilik ve kunduracılık yaygındır.
İlçe merkezi, yüksek dağlık bir kesimde İskilip suyu vâdisinde yer alır. İl merkezine 55 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1872’de kurulmuştur. Çorum’un en eski ilçesidir.
Kargı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26.762 olup, 5858’i ilçe merkezinde, 20.904’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 49, Hacıhamza bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 1301 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar Kızılırmak ve Devrez çayı vadisiyle yarılmıştır. Kuzeyinde Ilgaz Dağları, güneyinde Köroğlu Dağları yer alır. Devrez Çayı ve Kızılırmak vâdilerinde küçük ovalar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; pirinç, buğday, arpa, patates, elma, armuttur. Akarsu vâdilerinde sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında kireçteşı, mermer ve traverten yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kızılırmak Vâdisinde yer alan ovanın kuzeyinde kurulmuştur. İl merkezine 116 km uzaklıktadır. Samsun-İstanbul karayolu ilçeden geçer. Belediyesi 1936’da kurulmuştur. Kastamonu’ya bağlı ilçeyken 1953’te Çorum’a bağlandı.
Laçin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.584 olup, 1570’i ilçe merkezinde, 11.017’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Merkez ilçeye bağlı bir bucakken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde düzdür. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve meyvedir.Hayvancılık ve el sanatları köylerdeki halkın ikinci bir meslek dalıdır.
Mecitözü: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 32.059 olup, 6287’si ilçe merkezinde, 25.772’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 55 köyü vardır. Yüzölçümü 959 km2 olup, nüfus yoğunluğu 33’tür. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden ve dağlardan meydana gelir. Güneyinde Karadağ yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları Çorum Çayı ve Efenik Çayı toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, patates, soğan, elma ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda armut ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe, gelişmemiş bir yerleşim merkezi olup, Çorum-Amasya karayolu kuzey kıyısında yer alır. İl merkezine 37 km mesâfededir. Belediyesi 1892’de kurulmuştur.
Oğuzlar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.846 olup, 5867’si ilçe merkezinde 5979’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. İskilip ilçesi merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânun ile ilçe oldu. Eski ismi Karaören’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates, üzüm ve armuttur. Hayvancık gelişmiştir.
Ortaköy: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 13.073 olup, 3353’ü ilçe merkezinde, 9720’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 242 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe topraklarının kuzey ve kuzeybatısı dağlık, doğusu ise ovalıktır. Çekerek Çayı ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve soğan olup, ayrıca az miktarda patates, üzüm, pirinç ve armut yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezinde çeltik fabrikaları vardır. İlçe merkezi, Çekerek Suyuna dökülen Karahicip Deresi kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 53 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük bir yerleşim merkezidir. Mecitözüne bağlı bucakken, 1959’da ilçe oldu ve aynı sene belediyesi kurulmuştur.
Osmancık: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 52.490 olup, 21.347’si ilçe merkezinde 31.143’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24, Kamil bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğusunda Çal ve Ada dağları, batısında Köroğlu Dağları yer alır. İlçe topraklarını Kızılırmak sular.
Ekonomisi tarım ve mâdenciliğe dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, pirinç, patates, soğan ve az miktarda üzüm, elma ve armuttur. Hayvancılık ve arıcılık gelişmiştir. İlçe topraklarındaki mermer ve linyit yatakları işletilir.
İlçe merkezi, Kızılırmak’ın güney kıyısında yer alır. Tosya-Merzifon karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 61 km uzaklıktadır. Baltacı Mehmed Paşa Osmancık’ta doğmuştur ve burada dört târihî çeşme yaptırmıştır.
Sungurlu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 81.665 olup, 30.521’i ilçe merkezinde, 51.144’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 103 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlükler ve tepelik alanlardan meydana gelmiştir. Kızılırmak’ın kollarından Delice Suyu ilçe topraklarını sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, soğan, patates, üzüm, mercimek, elma ve nohuttur. Sebze ve meyve yetiştiriciliği yaygındır. Hayvancılık gelişmiş olup, en çok sığır besiciliği yapılır. Un ve tuğla fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Dokumacılık yaygın yapılan el sanatıdır. İlçede bentonit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Samsun-Ankara karayolu üzerinde Budaközü Çayı kenarında kurulmuştur. İl merkezine 70 km mesâfededir. Eski ismi Budaközü’dür. Merkez ilçeden sonra en hızlı gelişen ve en büyük ilçedir.
Uğurludağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 27.331 olup, 7356’sı ilçe merkezinde, 19.975’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 33 köyü vardır. İskilip ilçesine bağlı bir bucakken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı ve patatestir. Hayvancılık yaygın olarak yapılır.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Çorum târihî eserler bakımından gerçek bir hazînedir. Başlıcaları şunlardır:
Çorum Kalesi: Kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde Dânişmendliler tarafından yapıldığı bildirilmektedir. Kale, şehrin güneyinde az yüksek platform üzerinde ovaya hâkim bir yerde kurulmuştur. Kare biçiminde olup, her kenarı 80 metredir. Kale içinde ahşap evler ve minâresi yıkılmış büyük bir mescit vardır.
İskilip Kalesi: Yüz metre yüksekliktedir. Üç tarafı kayalarla çevrilidir. Yalnız kuzeybatı kısmı girişe elverişlidir. Etrâfı surlarla çevrilidir. Dört yanında burçlar bulunmaktadır. Kalenin güneye bakan kısmında bir kapısı vardır. Kalede iki gizli yol bulunmaktadır. Birisi büyük Câmi yönünde, birisi de Tabakhâne Mahallesine çıkmaktadır. Kalenin kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Osmancık Kalesi: Eski Osmancık ilçesinin doğusunda çok dağlık olan Kandiber denilen kalenin içerisinde kurulmuştur. Surlarının uzunluğu 2500 m, yüksekliği 27.5 metredir. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kale içerisinde kayaları oymak sûretiyle yapılmış bir hamam harâbesi bulunmaktadır.
Ulu Câmi: Çorum’un en büyük câmisidir. Minberinin kapısı üstünde 706 senesi Safer ayının onuncu günü (1306 Ağustos) yazısı bulunmaktadır. Sultan Alâeddîn Keykubât’ın kölesi tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zelzelelerde yıkılıp yeniden yapılmıştır. En son olarak Çabarzâde Süleymân Bey ile oğlu Abdülfettah Bey zamânında bugünkü şekli inşâ edilmiştir. İnşaat, 1810 senesinde tamamlanmıştır.
Hıdırlık Câmii: Eshâb-ı kirâmdan Süheyb-i Rûmî’ye saygı nişânesi olmak üzere ilk defâ Hıdır oğlu Hayreddîn Bey tarafından yaptırılmıştır. Beşiktaş Muhâfızı Çorumlu Yedisekiz Hasan Paşanın Süheyb-i Rûmî’den bahsetmesi üzerine, Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın emri üzerine şimdiki câmi ve türbe yapılmıştır.
Şeyh Muhiddîn Yavsî Câmii: İskilip’te Ebussuud Efendinin babası Şeyh Yavsî tarafından tek kubbeli olarak yaptırılmış, daha sonra Ebussuud Efendi tarafından ekleme yapılarak câmi büyütülmüştür. Câminin yanında Şeyh Muhiddîn Yavsî’nin türbesi vardır.
Büyük (Ulu) Câmi: 1839’da Göçükoğlu Hasan Usta tarafından yapılmıştır. İskilip’tedir. Büyük ahşap kubbesi vardır.
Mihri Hatun Câmii: Dördüncü Murad Han, Kargı’ya bağlı Karakire köyünde hastalanarak vefât eden hanımı için yaptırmıştır. 1943 zelzelesinden zarar gören yapı, tâmir ettirilmiştir. Sâdece minâresi ilk yapılış şeklini korumaktadır.
Sinan Paşa Külliyesi: Kargı ilçesindedir. Külliye câmi, sıbyan mektebi, han ve hamamdan meydana gelmiştir. 1507’de Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Câmi avlusunu çevreleyen medrese zamânımıza ulaşmamıştır. Hamam 1956’da tâmir ettirilmiş olup, günümüzde kullanılmaktadır. Hanın bir kısmı yıkıktır.
Koca Mehmed Paşa Câmii: Sultan İkinci Murad’ın vezîri Koca Mehmed Paşa tarafından 1430 senesinde Osmancık ilçesinde yaptırılmıştır. Selçuklu mîmârî özelliği hâkimdir. Kapısı cevizden olup, üzerinde çok zarîf ve sanatkârane bir işçilikle işlenmiş oyma süslemeler vardır. Granit taştan yapılı mihrabın geometrik süsleri çok güzeldir. Câminin yanında imâret vardır.
Akşemseddîn Câmii: Fâtih Sultan MehmedHanın hocası Akşemseddîn tarafından yaptırılmıştır. Osmancık ilçesindedir. Günümüze ulaşan dershâne ve iki oda mescid olarak kullanılmaktadır.
Elvan Çelebi Zâviyesi: Mecitözü ilçesi Elvan köyündedir. Zâviye, câmi ve türbeden meydana gelen yapı, Osmanlı döneminin ilk zâviyelerindendir. 1352’de Âşıkpaşaoğlu Elvân Çelebi yaptırmıştır. Kündekari tekniğinin çok güzel bir örneği olan türbe kapısı, Çorum İl Müzesindedir.
Koyun Baba Türbesi: Sultan İkinci Bâyezîd döneminde Osmancık ilçesinde yaptırılmıştır. Türbe, tekke, imâret ve kervansaraydan meydana gelen külliyeden günümüze sâdece türbe kalmıştır. Ağaç işçiliğinin eşsiz bir örneği olan kapı, Çorum Müzesindedir.
Koyun Baba Köprüsü: Osmancık ilçesinde olup, Osmanlı köprü mîmârîsinin en güzel örnekleridir. İnşâsına 1486’da başlanmış, 1491’de tamamlanmıştır. Köprü, 250 m uzunlukta, 7.5 m yüksekliktedir. Dokuz kemerli, on beş gözlüdür.
Çorum Saat Kulesi: 1894 târihinde İkinci Abdülhamîd Hanın Beşiktaş muhâfızı, Yedisekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saat Kulesi 27.5 m yüksekliğindedir. Tabanı sekiz köşeli olup, 5.3 m çapındadır. Her köşesi 2.1 metredir. Kulenin gövde çapı 3.9 m olup, 24 köşegenlidir. Kuleye döner merdivenle çıkılır. 81 basamağı vardır. Saatın rakamları dâiresi çapı 1.5 m olup, yelkovan uzunluğu 85 cm, akrep uzunluğu 70 santimetredir. Geniş ve çok derin bir temel üzerine oturtulduğu söylenmektedir. 68 cm genişliğinde, 1.70 m yüksekliğindeki kapısının üzerinde 60x95 cm ebadındaki kitâbesinde: 
Şehinşâh-ı zamân Abdülhamîd Hân-ı keremkârın
Ferikân-ı kirâmından Hasan Pâşâ bî-hemtâ
Bütün evkâtını vakf ile ihyâ-i hayrâta
Muvaffak eylesin hem de aynı âmâline Mevlâ
 
Bu saat kulesi ezcümle hayrât-ı güzîninden
Yapıldı yümn-i evferle bu şehri eyledi ihyâ
Çıkıp bir vakt-i eşrefde yazıldı bâbına târih
Bu mevkat-ı celili yaptı bak heft heşt Hasan Paşa.
yazıları yer almaktadır.
Sungurlu Saat Kulesi: 1892 yılında Kaymakam Edip Bey tarafından yaptırılmıştır.
Güpür Hamamı: Ulucâmi karşısındadır. 1436’da yapılan hamamda sonradan bir takım değişiklikler yapılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Paşa Hamam: Çöplü semtinde bulunan hamam, Tâceddîn İbrâhim Paşa tarafından 1484’te yaptırılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Ali Paşa Hamamı: Çarşı içinde saat kulesi yanındadır. Çorum’un en büyük hamamıdır. Erzurum Beylerbeyi olan Ali Paşa tarafından 1573 yılında yapılmıştır. Hâlen kullanılmaktadır.
Boğazköy (Hattuşaş): Anadolu’da yaşayan Hitit Devletinin başkentidir. Çorum’a 82 km, Sungurlu ilçesine 30 km uzaklıktadır. Boğazköy (Hattuşaş)ün çevresi 6-8 km uzunluğunda büyük bir sur ile çevrilidir. 7 kapısı vardır. Bu kapıların üçü önemlidir. Kral Kapı, Aslanlı Kapı ve Yer Kapıdır. Yer Kapıya 70 m uzunluğunda bir yeraltı tünelinden girilmektedir. Bu surlar içerisinde birçok tapınaklar vardır. En önemlisi Büyük Tapınak etrâfında çeşitli erzak küpleri mevcuttur. Bu tapınak içinde sütunlu galeriler, râhiplere âit odalar, adak sunma yerleri ve kurban kesme yerleri mevcuttur. Bugün yabancı istilâlar ve bir takım tahribat sonucu duvarların büyük kısmı yıkılmış, 1.5 m yükseklikte duvarlar kalmıştır. Hattuşaş şehrinin 5 tapınağının en büyüğü ve en önemlisi Büyük Tapınaktır. Kazılarda 10.000’den fazla yazılı tablet bulunmuştur. Dünyânın en zengin Hitit Müzesi Çorum’dadır.
Alaca Höyük (Arinna): Alaca’ya 22 km, Çorum’a 45 km, Boğazköy’e 37 km uzaklıktadır. Höyüğün genişliği 277 m, uzunluğu 310 m olup, 20 m yüksekliktedir. Alacahöyük’te ilk kazı yapılmasını sağlayan Türk bilgini İstanbul Müzeler Müdürü Halil Ethem Bey olmuştur. Kazıya 1906-1907 yıllarında başlanılmıştır. Altın, gümüş ve tunçtan yapılmış çok sayıda eser bulunmuştur. Büyük kısmı Ankara Müzesindedir. Geri kalanı Alacahöyük’tedir. Hitit İmparatorluğuna âit on binlerce eserin çıkarıldığı târihî bir hazînedir.
Yazılı Kaya: Hattuşaş şehrinin 2 km doğusunda yer alır. Bu kaya iki büyük galeriden ibârettir. Taptıkları şeylerin resimleri ile süslüdür. Büyük galeride insanlar sayısı 69, küçük galeride ise 18’dir. Bir açık hava tapınağı olarak kurulan muzzam kabartmaların M.Ö. 1300 yıllarında Üçüncü Hattuşil zamânında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazarlı, Büyük Gülücek, Eski Yapar, Kalın Kaya, Kalehisar ve Gerdek Kayada eski çağlara âit çeşitli târihî eser ve kalıntılar vardır.
Eski Ekin Mağarası: Yapma mağaradır. Yanından dere geçen bu mağara yığılmış taş basamaklarından çıkınca yontulmuş bir kapıdan dar bir koridorla geniş bir odaya geçilir. Odanın içerisinde oturma yerleri ve dışardan ışık alması için bir de penceresi vardır. Gerdek Kaya Mağarası: Çorum’a 12 km uzaklıkta Elmalı köyüne yakın bir yerdedir. Mağara tek bir odadan ibârettir. Dış duvarları üzerinde çok enterasan motifler vardır. Büyük Laçin Mağarası: Laçin’e bir km uzaklıktadır. Bir odadan ibârettir. Mescitli Mağarası: Kaya içine oyulmuştur. Köye iki kilometredir. Kapılı Kaya Mağarası: Kırkdilim Boğazının bitiminde yüksek odalı bir mağaradır. Geniş bir penceresi vardır. Yeni Kışla Mağarası: Mağaranın içerisi 8-10 m yüksekliğindedir. Köye bir kilometre uzaklıktadır. Molla Hasan ve Kadıderesi Mağarası: Yanyana dizilmiş üç dallı bir mağaradır. Köye 1 km uzaklıktadır. Alköy Mağarası: Cemilbey bucağına bağlı Alköy’ün yakınında yerden 4 m yükseklikte çok düzgün oyulmuş bir mağaradır. Sazak Mağarası: Saçayak boğazına 500 m uzaklıkta bir kaya üzerindedir. Mağarada ocak yerleri ve sedirler vardır. Böğdüz Kılıçören Mağarası: İçerisine, çok derin bir koridorla girilir. Bu mağarada söylentilere göre büyük bir hazînenin Bizanslılar zamânında saklandığı söylenmektedir. Mağaranın ağzı kapalıdır, az bir yeri açıktır. Kılıçören köyünün güneyindeki dağlardan birisidir.
Mesire yerleri: Çorum ilindeki mesire yerleri genellikle ormanlık bölgelerde toplanmıştır. Bâzıları şunlardır:
Belediye Parkı: 40.000 metrekarelik bir sahada ağaçlı, çiçekli bir mesire yeridir. 1884’te Kaymakam Mahmud Bey yaptırmıştır. Baha Bey Çamlığı: İl merkezine 2 km uzaklıkta Çamlık bir mesire yeridir. Hacılar Hanı Çamlığı: Çorum-Samsun yolu üzerinde il merkezine 30 km uzaklıkta, çam ve meşe ağaçlarıyla kaplı bir dinlenme yeridir. Soğuksu kaynakları çoktur. Çatak: Çorum’a 20 km uzaklıkta orman içi bir mesire yeridir. Keklik ve üveyik av kuşları çoktur.
Kaplıcaları: Çorum ilinde şifâlı su kaynakları varsa da az olup, yeteri kadar faydalanılmamaktadır. Bâzıları şunlardır:
Laçin Hamamı: İl merkezine 40 km uzaklıkta Laçin ilçesi yakınındadır. İçme kürleri idrar söktürücüdür. Arak Mâdenî Suyu: Çorum-İskilip karayolu üzerinde Karacaören köyü yakınındadır. Mîde, karaciğer, safra yolları ve metabolizma hastalıklarının tedâvisinde faydalıdır. Figani (Beke) Hamamı: Çorum-Mecitözü yolu üzerindedir. İdrar söktürücü özelliği vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)