MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,280
Forum posts:» Forum posts: 5,871

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Balıkesir Hakkında Bilgiler

BALIKESİR
Marmara ve Ege denizi sahilinde bulunan, turizm bakımından gelişmiş, Türkiye'nin önemli illerinden biri. Kaplıcaları, yeraltı ve yer üstü suları bakımından zengin, üçte biri ormanlık, Türkiye'nin zeytin ambarı olan Balıkesir ili; Marmara Denizi, Bursa, Kütahya, Manisa, İzmir, Ege Denizi ve Çanakkale arasında yer almaktadır. 39°04' ile 40°40' kuzey enlemleri ve 26°02' ile 23°02' doğu boylamları arasındadır. Trafik kod numarası 10'dur.
Erdek ve Bandırma, Kapıdağ Yarımadasının meydana getirdiği körfez ve limanlarıdır. Batıda ise Edremit Körfezi vardır. Avşa, Marmara, Güvercin ve Ekinlik, Paşalimanı, Maden adaları Balıkesir'e dahildir. Yüzölçümü 14.292 kilometrekaredir.
İsminin Menşei
Selçuk Türkleri şehre "Balak" derlerdi. Balıkesir'i fetheden Selçuklular şehir ortasındaki hisara izafeten "Balak Hisar" (Hisar Şehri)ismini verdiler. Bu isim zamanla halk arasında (Balıkhisar) "Balıkesir" haline geldi. Kuvvetli olan rivayet budur. Zayıf bir rivayete göre de "Balı çok bol" (Balı Kesir) kelimesinden gelmektedir.
Balıkesir'in "Bılık" ile ilgisi olmadığı gibi, (Batıkisra)"Paela-kastro" veya "Balcea" mevkı ismi ile de hiçbir ilgisi yoktur. Gerçek anlamda Balıkesir, Selçuklu devrinde kurulmuştur.
Tarihi
Balıkesir ilinin bulunduğu topraklar eski çağlarda "Misya" ismi ile anılırdı. Anadolu'da ilk siyasi birliğini (devleti)kuran Hititler (Etiler)bu bölgeyi de sınırları içine almışlardı. Hititlerden sonra Frikyalılar, Mısırlılar, Lidyalılar, Persler bu bölgeyi ele geçirdiler. Pers Kisrası (kodaman)Dara ile Makedonya Kralı İskender arasında yapılan Granik Çayı Savaşında Persler yenilmiş, bu bölge Makedonyalıların eline geçmiştir. İskender ölünce imparatorluk, komutanlar arasında taksim edilmiş ve Lizimak "Misya"ya hakim olmuştur. Lizimak ile Selefkus arasındaki savaşta Lizimak ölünce, onun maliye işlerini yürüten Filiter, bağımsız Bergama Krallığını kurdu. M.Ö. 130 senesinde bu bölge Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğuna katıldı. Roma İmparatorluğu M.S. 395 senesinde ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. İslam orduları 672-677'de iki defa İstanbul'u fethetmek için geldiler. Her ikisinde de bu bölgede konakladılar. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultanı Süleyman Şah komutasındaki birlikler Balıkesir'i feth ettiler. Süleyman Şahın oğlu Birinci Sultan Kılıç Arslan'ın kayınpederi İzmir emiri Çaka Beyin nüfuz sahasına verildi. Haçlı seferleri esnasında zaman zaman Türklerle Bizanslılar arasında bazı şehirler gibi burası da el değiştirdi.
Danişmend Hanedanından Karasioğulları Balıkesir'i fethederek beyliğin başkenti yaptı. Karasioğulları Balıkesir, Çanakkale ve Bergama bölgesinde uç beyliği olarak ilk önce Selçuklulara, sonra da 1308-1335'e kadar İlhanlılara tabi oldu. Kuvvetli bir donanması olan Karasi Beyliği, Orhan Gazinin emrine girdi. 1345'te Osmanlı Devletine katıldı. Osmanlı Devletine ilk katılan Anadolu Beyliği, Karasi Beyliğidir.Karasi Beyi Süleyman1361'e kadar Çanakkale valiliği yaptı. Osmanlılar zamanında Balıkesir, Anadolu Beylerbeyliğinin 14 sancağından biri; Tanzimattan sonra ise Bursa (Hüdavendigar)eyaletinin üç sancağından biri oldu. Birkaç isyan dışında Osmanlı devrinde Balıkesir, Birinci Dünya Harbine kadar en sakin bölgelerdendi.
1919 senesinin Mayıs ayında Yunan istila kuvvetleri Edremit'e, 29 Mayıs 1919'da ise Ayvalık'a girdiler. Milli mücadelenin ilk toplu cephesi Ayvalık'ta açıldı. Milli mücadele bir çığ gibi büyüyerek gelişti. 26 Ağustos 1922 Başkomutanlık Zaferinden sonra 3 Eylül 1922'de Burhaniye, 4 Eylül Bigadiç, 5 Eylül Susurluk, 6 Eylül Balıkesir, Balya, Gönen ve İvrindi, 9 Eylül Edremit, 14 Eylül Manyas ve 17 Eylül'de Ayvalık ve Bandırma düşman istilasından kurtuldu.
Fiziki Yapı
Balıkesir topraklarının %35,6'sı dağlar, % 53,1'i platolar, %10,9'u ovalar ve % 0,4'ü yaylalarla kaplıdır.
Dağlar:Dağlar fazla yüksek değildir. En yüksek yeri Kazdağı (1774 m)dır. Madra Dağları (1338 m), Alaçam Dağları (1625 m), Kapıdağ (782 m), Karadağ (764 m), Kepez Dağı (1336 m) ve Gelçel Dağı (881 m) başlıca dağlarıdır.
Ovaları:Balıkesir ilinin toprakları çoğu yerde küçük tepelerle birbirinden ayrılan ova halindeki düzlüklerdir. İlin yüzde onunu Türkiye'nin en verimli ovalarından Manyas, Gönen, Edremit, Burhaniye, Ayvalık, Sındırgı, Bigadiç, Bergama, Susurluk, İvrindi ve 140 kilometrekarelik Balıkesir ovaları kaplar. Ovalar dere ve çayların getirdiği alüvyonlarla gayet verimli duruma gelmiştir.
Akarsuları:Balıkesir, akarsular bakımından zengindir. Fakat bunlar küçük olup, büyük nehirler yoktur. Başlıca akarsularından Susurluk (Simav)Çayı;Kütahya'nın Şaphane Dağından çıkarak, Bursa'da Nilüfer Çayı ile birleşip Ballıkaya'da Marmara Denizine dökülür. Gönen Çayı; Kaz Dağından çıkarak Kazak, Bakırçay ve Akkayası çaylarını alır ve Erdek Körfezine dökülür. Ayrıca Atnos Deresi, Kızıklı Dere, Kara Dere, Koca Çay, Havran Çayı, Zeytin Çayı ve Kirmasti Çayı diğer bilinen çaylardır.
Göller:Manyas Gölü Türkiye'nin altıncı büyük gölüdür. 178-192 kilometrekaredir. Derinliği azdır. Deniz seviyesinden 20 m yüksekliktedir. Kocaçay ile beslenir. Karadere ile Susurluk Çayını besler. Bol miktarda sazan, yılan ve turna balığı bulunur.Manyas Gölünün en önemli tarafı, göl kenarında milli park halinde bulunan "Kuş Cenneti" isimli kısmıdır. Bu bölgede 8600 çeşit kuş vardır. Dünyanın en uzak köşelerinden gelen üç milyon kuş, bu bölgede barınmakta, kuluçkaya yatıp yavrularını büyütmektedir. Bu milli park 52 dekar genişlikdedir. 1959'dan beri milli park statüsünde olan bu yeri, turist ve ziyaretçiler ancak gözetleme kulesinden seyredip fotoğraf çekebilmektedirler.Kuşlar bu bölge halkından kaçmamakta, onlar da kuşları korumaktadır. Bu bölgedeki kuşlar üç gruptan ibarettir. Birinci grup kuşlar, mart başlarında güney ülkelerden kuluçka için gelirler.Mayısta yavrular yumurtadan çıkıp,temmuz başında uçacak hale gelirler. Başlıcaları; leylek, karabatak, balıkçıl, kaşıkçı, dalgıç, yağmurkuşu, mavi karga, saz bülbülü, çulluk ve çeşitli su tavuklarıdır. Diğer bir grup kuşlar soğuk havalarda burada konaklayıp, sıcak ülkelere inerler. Üçüncü grup ise sadece göç esnasında buraya uğrayıp konaklayan kuşlardır. Bu bölgeye avcıların girmesi yasaktır.
Tabak Gölü: Edremit Körfezinden Ege Denizine dökülen Havran,Zeytinli ve Kızılkeçeli çayları büyük bir bataklık meydana getirirler. Bu bataklığın ortasındaki su birikintisine "Tabak Gölü" denir.  Çay Gören Barajı Gölü:Susurluk Çayı üzerinde kurulan bir baraj gölüdür.Yüzölçümü 780 hektardır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
Balıkesir'de Marmara, Akdeniz ve kara ikliminin, te'siri görüldüğünden, ilin bir bölgesindeki bitkiler, diğer bölgesinde görülmez. Yüzölçümünün yüzde 30'u (650 bin hektar)ormanlıktır. Ormanlar daha çok Dursunbey,Sındırgı, Edremit, Burhaniye ve Balya bölgesinde zengindir. İlin % 32'si mer'a ve çayırlıktır. Arazinin % 23'ü ekime müsaittir. % 15'i ise zeytinlik, sebze ve meyve bahçesidir. Ege kıyılarında 300 m yüksekliğe kadar makilere rastlanır. Edremit bölgesi ise 500 metreye kadar zeytinliklerle kaplıdır. Daha yukarılarda kara ve kızılağaç ormanları vardır.
Balıkesir'de üç iklim bir arada görülür. Ege kıyılarında Akdeniz, kuzeyde Marmara ve iç bölgelerde kara iklimi hüküm sürer. Kıyılarda yaz ve kış arasındaki ısı farkı azdır. İç kısımlarda ise bu fark büyüktür. Dağlık doğu bölgede kışlar sert ve yazlar serin geçer. Senelik yağış miktarı 540-740 mm arasındadır.
Ekonomi
Balıkesir'in ekonomisi; tarım, turizm, sanayi, ormancılık ve makinacılığa dayanır.
Tarım:Balıkesir, üç iklim kuşağının tesiri altında kaldığı ve verimli topraklara, zengin akarsu kaynaklarına sahip olduğu için, tarım ürünleri çok çeşitlidir.Nüfusun % 80'i tarımla uğraşır. Kıyılarda daha çok zeytin, narenciye, incir, pamuk, elma, armut, ayva ve üzüm yetişir. İç kısımlarda tahıl, baklagiller, pancar, tütün, ayçiçeği, susam, pirinç, her çeşit meyve ve sebze yetiştirilir. En çok yetiştirilen tarım ürünleri; buğday, arpa, mısır ve yulaftır. Türkiye'nin en geniş zeytinlikleri burada olup, memleketimizde elde edilen zeytinin üçte biri bu ilde yetiştirilir.
Hayvancılık:Balya ve Manyas bölgeleri hayvancılığa müsaittir. Koyun, keçi ve sığır beslenir. Modern tavukçuluk oldukça ileridir. Arıcılık gittikçe gelişmektedir. Balıkçılık oldukça ileridir. Marmara Adasında her çeşit balığın konservesi yapılmaktadır. Konserve balık sanayii gelişmiştir. Marmara Adasında Türkiye'nin en büyük balık buzhanesi vardır. Bölgenin sardalya balığı meşhurdur.
Ormancılık:Balıkesir, orman ve orman ürünleri bakımından zengin bir ilimizdir. Ormanlar daha çok doğuda dağlık bölgede ve kıyılarda toplanırlar. Dursunbey, Balya, Sındırgı ve Burhaniye'de orman ürünleri ön sırada yer alır.Mobilya ve kereste fabrikaları vardır. Balıkesir Kağıt Fabrikasında gazete kağıdı istihsal edilir.
Madenler:Balıkesir maden bakımından da çok zengin bir ildir. Yalnız Türkiye'nin değil, dünyadaki bor madeni rezervlerinin % 52'si Balıkesir'dedir. Bor madeninin kendisi, sodyum borat, kalsiyum borat ve diğer çeşitleri makina, uçak ve uzay sanayiinde kullanılan kıymetli bir madendir. Dünya bor hammadde istihsalinin %40'a yakını burada yapılmaktadır. Türkiye'nin en zengin mermer yatakları da Balıkesir'de bulunur.Marmara Adası mermerleri iki bin senedir işlenmektedir. Beyaz ve gri renkli olan bu mermerler dünyaca meşhurdur. Çoğu ihraç edilmektedir. Balıkesir'de 250 mermer ocağı vardır. Granit taşı, zımpara taşı oldukça fazladır. Demir madeni bakımından çok zengin olup; Eymir, Gönen, Şamlı, Balya ve Havran'dan çıkarılmaktadır. Ayrıca linyit, taşkömürü, civa, demir, bakır, alüminyum, manganez, krom, kurşun, antimon, manyezit, dolamit, gümüş, kaolin ve altın yatakları bulunmaktadır. Altınoluk, altın bakımından zengindir.
Sanayi:Balıkesir sanayi bakımından gelişmiş ve önde gelen illerimizdendir. 100'e yakın büyük sanayi ve beş bin küçük sanayi işletmesi ile tarıma dayalı sanayi, imalat, kimya ve her çeşit  sanayi ile ilgili tesisler mevcuttur. Başlıca sanayi tesisleri; zeytinyağı ve sabun, meyva, sebze ve balık konserve, pamuklu dokuma ve iplik, şeker, çimento, gübre, sülfirik asit, boraks ve asit, kağıt, un, yem, süt, deri ve çorap, jeneratör, kereste ve mobilya fabrikaları ile pekçok sayıda atelye mevcuttur. Yeni fabrika kurulmağa da devam edilmektedir.
Ulaşım:Karayolu, demiryolu, denizyolu ve hava yolları bakımından kavşak noktalarından biridir. Balıkesir'e ulaşmak veya buradan diğer illere gitmek çok kolaydır. Marmara, Ege, İç Anadolu arasında bir geçittir. Karayolları muntazamdır. Balıkesir-İzmir arası yeni yapılan yolla kısalmıştır. Bandırma, Kuşadası, Ayvalık ve Akçay limanları ile her yere bağlıdır. Bandırma, önemli bir yükleme ve indirme limanıdır. Bandırma ve Eskişehir'den gelen demiryolu, Manisa ve İzmir'e ulaşır. Balıkesir ve Bandırma havaalanları daha çok askeri maksatlarla kullanılır. Motorlu araç sayısı bakımından oldukça zengindir. Balıkesir ili sınırları içinde 1150 km karayolu olup, bunun 615 kilometresi devlet yolu, 535 kilometresi il yoludur. 742 kilometresi asfalt, 321 kilometresi stabilize, kalanı ham yoldur.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Balıkesir'in 1990 sayımına göre toplam nüfusu 973.314 olup, bunun 468.758'i ilçe merkezlerinde, 504.556'sı köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 14.292 km2 olup, nüfus yoğunluğu 68'dir.
Kültür, folklor, örf ve adetler:Balıkesir ili zengin bir kültür ve folklora sahiptir. Selçuklu ve Osmanlı tesiri büyüktür. Oyunlarında kadın ve erkekler ayrı yerde eğlenirler. Belli başlı oyunları; Güvende (ikili ve toplu),Bengi, Zeybek, Alay Havası ve Barana'dır. Müziğinde Trakya ve Bursa'nın etkisi büyüktür. Bazı yerlerde şenlik ve festivaller düzenlenir. Bengi, bir savaş oyunudur ve aslı Orta Asya'ya dayanır. Deve oyunu, Sini çevirme ve bu esnada mani söyleme köylerde rastlanan eski bir gelenektir. Mahalli kıyafetler ancak düğün ve folklor gösterilerinde giyilir.Sındırgı köylerinde "Yağcıbedir halıları" meşhurdur. Ata binmek, güreş, yüzerek ördek avlama, direk üzerinde yürüme ve cirit yaygındır. Yemeklerinden kalamar balık dolması ve kuna (lüfer balığı) yemekleri meşhurdur. Halk edebiyatı, mani, atasözü, tekerleme, bilmece, masal ve şiirler bakımından çok zengindir.
Eğitim:Eğitim bakımından 67 il arasında on ikinci sıradadır. Okur yazar nisbeti %75'in üzerindedir. 1042 ilkokul, 102 ortaokul, 57 muhtelif lise ve dört fakülte vardır. Karasi Üniversitesi kurulması için dernek kurulmuş ve faaliyete geçmiştir.
Yetişen meşhurlar: Kurtdereli Mehmed Pehlivan, Çoban Mehmed, Bandırmalı Kara Ali, Mehmed Ali Yağcı, Sındırgılı Şerif, Tarzan Mehmed, Hasan Acar ve Sabri Acar Türkiye'nin meşhur güreşçileri arasında yer alan Balıkesirlilerdir. Osmanlı kumandanlarından Hacı İlbey ve Evrenos Bey, 16. asır şairlerinden Zati ve Türkçeyi iyi kullanan meşhur hikaye yazarlarından Ömer Seyfeddin Balıkesirlidir.
İlçeleri
Balıkesir'in biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 245.651 olup, 170.589'u ilçe merkezinde, 75.062'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 48, Ertuğrul bucağına bağlı 17, Kurukpınar bucağına bağlı 22, Şamlı bucağına bağlı 19, Yeniköy bucağına bağlı 9 köyü vardır.Yüzölçümü 1446 km2 olup, nüfus yoğunluğu 170'tir.
İlçe toprakları alçak tepeler ve ova ile kaplıdır. -Edremit Körfezi ile Susurluk Çayı arasında kalan Balıkesir Ovası verimli tarım alanıdır. Ova yaklaşık olarak 140 kilometrekarelik bir alanı kaplar.
Ekonomisi tarım ve sanayie dayanır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, tütün, susam, pamuk, pancar, haşhaş ve nohuttur. Sebze ve meyvecilik gelişmiştir. Seka Kağıt Fabrikası, zeytinyağı ve sabun fabrikaları, çırçır fabrikaları, pamuklu dokuma fabrikası, çimento fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Balıkesir Ovasının batısında, ovayı sınırlayan tepelerin yükselmeye başladığı bölgede kurulmuştur. İzmir-Eskişehir-Ankara demiryolu ile İzmir-Bursa-İstanbul demiryolu ilçe merkezinden geçer.
Ayvalık: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 46.827 olup, 25.687'si ilçe merkezinde, 21.140'ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8, Altınova bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 266 km2 olup, nüfus yoğunluğu 176'dır.
İlçe toprakları alçak tepelik alanlardan meydana gelir. Güneydoğusunda Madra Dağı yer alır. Kıyı kesimlerinde ovalar vardır. Kıyıları genelde düzdür. İlçe topraklarını Madra Çayı sular.
Ekonomisi tarım ve tarıma bağlı sanayie dayalıdır. Başlıca tarım ürünü zeytin ve pamuktur. Ayrıca çamfıstığı, mandalina yetiştirilir ve bağcılık yapılır. Balcılık gelişmiştir. Zeytinyağı, sabun ve çırçır fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi deniz kıyısında Yaylacık ve Kaplan dağlarının kıyıya doğru alçalan eteklerinde kurulmuştur. Yük ve yolcu gemilerinin yanaştığı iskele ve yat limanı vardır. Sarımsak Yarımadası ile Alibey Takımadaları arasında 21 ada ve adacık ile çok sayıda koy ve dalyan bulunur. Bu bölgeye eski çağlarda "Bin Rüzgarlar Ülkesi" denirdi. Şeytan Sofrası denilen kayalık, bölgedeki Ayvalık şehrinin kuşbakışı manzarası ve bilhassa güneşin batışı çok güzeldir. Ayvalık'tan, asırlarca Türkün malı olan, bugün Yunan işgalindeki Midilli Adası gözle görülür. Sarısamlı, Çamlık, Armutçuk, Bağyüzü, Şahinkaya ve Altınova en güzel sahilleridir. İlçede deniz, kum, orman ve tabii güzellikler bir aradadır. Ege denizinde 34 kilometrelik sahili vardır. İl merkezine 127 km mesafededir.
Balya: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.781 olup, 2248'i ilçe merkezinde, 19.533'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 30, Danişmend bucağına bağlı 7, Ilıca bucağına bağlı 7 köyü vardır.
İlçe toprakları Kocaafşar Çayı ve kollarının açtığı vadiler ile bunların iki yanında yükselen dik yamaçlardan meydana gelir. Vadilerde yer alan düzlüklerden en önemlisi Balya Ovasıdır. Güneybatısında Kar Dağı yer alır. Dağlık bölgeler ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Toprakları verimsiz olduğundan sınırlı üretim yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır ve nohuttur. Meyvecilik bağcılık, hayvancılık ve ormancılık da ekonomide önemli yer tutar.
İlçe merkezi, Balıkesir-Çanakkale karayolu üzerinde kurulmuştur. Küçük bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1900'de kurulmuştur. İl merkezine 40 km mesafededir. İlçe topraklarında bulunan Simli kurşun madeni 1940'a kadar ilçenin temel ekonomik kaynağı idi. Osmanlı Devleti zamanında ilk grev bu madende olmuştur. 1940'da rezervlerinin azalması yüzünden üretim durdurulmuştur. 7 Temmuz 1920'de Yunan işgaline uğrayan ilçe, 15 Eylül 1922'de işgalden kurtuldu.
Bandırma: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 102.300 olup, 77.444'ü ilçe merkezinde, 24.856'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 16, Aksakal bucağına bağlı 6, Edincik (Aydıncık)bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 599 km2 olup, nüfus yoğunluğu 170'dir.
İlçe toprakları genelde ovalıktır. Ovada yer yer 500 metreyi geçmeyen tepeler vardır. Manyas Gölünün büyük bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım, ticaret ve sanayie dayanır. Başlıca tarım ürünleri pancar, mısır, yulaf ve bakladır. Sebze ve meyvecilik gelişmiştir.Hayvancılık açısından ilçede en yaygın olarak tavukculuk yapılır. Marmara Denizi kıyılarında ve Manyas Gölünde yapılan balıkçılık ekonomide önemli yer tutar. İlçe günümüzde önemli ticaret merkezlerindendir. Etibank Boraks ve Asitborik Fabrikası, Sülfirik Asit Fabrikaları, Gübre Fabrikası, un fabrikaları, yağ fabrikaları, Salça Fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Bandırma Limanı aynı zamanda ihracat merkezidir. İlçede turizm de önemli gelir kaynaklarındandır. Marmara kıyılarındaki plajlar çok sayıda turist  çeker. İlçe, Turizm Bakanlığınca birinci sınıf turizm merkezi ilan edilmiştir. Manyas Gölü ve çevresindeki kuş cenneti milli parkı yerli yabancı turistlerin ilgisini çeker.
İlçe merkezi, Bandırma Körfezi kıyısında az eğimli bir alanda kurulmuştur. Haydar Çavuş Camii, Edincik'te Ulu Camii, Kümbet Camii, Emir Sultan Camii, Hamidiye Camii, Beyhan Camii ve Üçpınar Camii tarihi ve sanat değeri büyük olan eserlerdir. Manyas yolu üzerinde bulunan "Daskılaiyonum Harabeleri", İyon ve Dara kültürüne ait izleri taşır. Edincik bucağında ise, Osmanlı Türklerinin ilk defa Trakya'ya (Rumeli'ye)geçtikleri yerde, altında karargah kurulan tarihi çınar ağacı hala durmaktadır. Üç ayrı medeniyetin yaşadığı Kapıdağ Yarımadasındaki (Balkız)Kızıkos Harabelerine giden asfalt yolun altı, tarihi eserlerle doludur. Dünyanın ilk darphanesinin bulunduğu "Batıkşehir", tarihi eserler bakımından zengindir. Bandırma'ya 15 km uzaklıktaki Tophisar köyündeki tarihi Tophisar Kalesi ve yanındaki cami, harabe halindedir. Bandırma'nın eski ismi "emniyetli liman" manasına gelen Panomaras'tır. İl merkezine 96 km mesafededir. Bursa-Çanakkale karayolu ilçenin kıyısından geçer. İl merkezi ile demiryolu bağlantısı vardır. İlçe belediyesi 1881'de kurulmuştur.
Bigadiç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 50.728 olup, 12.976'sı ilçe merkezinde, 37.752'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 38, Çağış bucağına bağlı 11 ve Yağcılar (Adalı) bucağına bağlı 23 köyü vardır. Yüzölçümü 1007 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50'dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batı bölümü 750 metreye kadar yükselen platolardan meydana gelir. Doğu ve güneydoğusunda Alaçam Dağları yer alır. Bu dağların en yüksek noktası Tilki Tepedir (1600 m).İlçe toprakları Simav Çayı ve kollarının açtığı derin vadilerle parçalanmıştır. Bigadiç Ovasını Simav Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, haşhaş ve baklagildir.Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir. Ormancılık ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında çıkarılan kolemanit madeni Etibank tarafından işlenmektedir. Elde edilen ürünün hepsi ihraç edilir. Yağcıbedir köyünde dokunan halılar yurt dışına gönderilir.
İlçe merkezi, Bigadiç ovasının doğusunda dağların eteğinde kurulmuştur. İl merkezine 38 km uzaklıktadır. Eski İzmir-Balıkesir yolu ilçe merkezinden geçer. İlçe belediyesi 1923'te kurulmuştur.
Burhaniye: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 33.706 olup, 21.805'i ilçe merkezinde 11.901'i köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 27 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Doğu ve güneydoğusunda Madra Dağları yer alır. Bu dağların arasında geniş akarsu vadileri vardır.Kıyı ile dağlar arasında Burhaniye ovası yer alır. Bu ova Edremit ve Havran ovalarının devamı durumundadır. İlçe topraklarını Havran Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, tahıldır. Meyvecilik gelişmiştir. Mandalina, incir ve üzüm başlıca yetiştirilen meyvalardır. Ormancılık ve modern yöntemlerle yapılan arıcılık ekonomide önemli yer tutar. Zeytinyağı, sabun ve un fabrikaları, iplik fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçenin önemli gelir kaynaklarından biri de turizmdir. Ören dinlenme sitesi sebebiyle yaz aylarında iç ve dış turizmin mühim bir merkezi olarak kalabalıklaşır.
İlçe merkezi kıyıdan 4 km içeride Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde kurulmuştur. Kıyıda İskele ve Ören dinlenme sitesi vardır. Burhaniye, Selçuklu Sultanı Kılıçarslan'ın uç beyi olan Taylı Baba'nın bu bölgedeki göçebe Türkleri toplayarak kurduğu Taylıeli köyünün 1484'te Kemer'e nakledilmesiyle kuruldu. İstiklal Harbinde Burhaniyeliler 172. Piyade Alayı emrine girerek Yunan istilasına karşı ilk mücadele eden ilçe oldu. 29 Haziran 1920'de uğradığı Yunan işgalinden 15 Eylül 1922'de kurtuldu. İl merkezine 93 km mesafededir. İlçe belediyesi 1868'de kurulmuştur.
Dursunbey: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 52.230 olup, 13.025'i ilçe merkezinde, 39.205'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 49, Gökçedağ bucağına bağlı 27, Kavnak bucağına bağlı 14 ve Kireç bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 1906 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27'dir.
İlçe toprakları dağlıktır. Güneyinde Alaçam Dağları yer alır. Dağlar karaçam ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Kirmasti Çayı toplar. Dağlar arasında küçük düzlükler vardır. Ekonomisi hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Kavak yetiştiriciliği gelişmiştir. Elması meşhurdur. Koyun besiciliği yanında ipekböcekçiliği yapılır. Kereste fabrikası ilçenin başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi dar bir vadide kurulmuştur. Balıkesir-Kütahya demiryolu ilçenin 5 km kadar güneyinden geçer. İl merkezi ile bağlantısını sağlayan stabilize yol, 79 kilometredir. İlçe belediyesi 1920'de kurulmuştur.
Edremit: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 63.430 olup, 35.486'sı ilçe merkezinde, 27.944'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 18, Altınoluk bucağına bağlı 5 köyü vardır. Yüzölçümü l708 km2 olup, nüfus yoğunluğu 90'dır.
İlçe topraklarının kıyı kesimi ova, iç kısımları dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Kaz Dağı yer alır. Bu dağın en yüksek noktası Karataş Tepesidir (1774 m). Dağlardan kaynaklanan akarsular doğrudan Edremit Körfezine dökülür. Dağlar ormanlarla kaplıdır. Ormanlarda meşe, çam, gürgen, ıhlamur ve kestane ağaçları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü zeytindir. Ayrıca pancar, buğday, mısır, elma, pamuk yetiştirilir. İlçedeki zeytin ağaçlarının yarısından fazlası Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. Arıcılık çok gelişmiştir. Altınoluk bucağında bulunan çinko-kurşun yatakları zaman zaman işletilmektedir. Edremit'in yağı ve balı meşhurdur. Edremit için; "Bir sokağından bal, bir sokağından yağ akar" sözü söylenmiştir.
İlçe merkezi, Kaz Dağının denize doğru yelpaze gibi açılan bereketli yamaçlar üzerine kurulmuş şirin bir ilçedir. Eski çağlarda ismi İde veya Ayda'dır. Edremit, Truva Savaşlarından önce kurulmuş ve Lidya Kralı Krezüs bu şehri imar etmiştir. Şehrin ismini "Andronya" (Adramis)olarak koymuştur. 1336'da Orhan Gazi zamanında Karesi Beyliğinin Osmanlı Devletine katılmasıyle Osmanlı topraklarına dahil oldu.
Edremit'e 10 km uzaklıktaki Akçay, kumun en ince ve deniz suyunun en az tuzsuz olduğu bir bölgedir. Sahilden 100-150 m mesafeye kadar deniz sığ olup, derinliği insan boyunu geçmez. Senenin en sıcak günlerinde dahi yayla serinliği vardır. Akçay'ın en önemli tarafı, deniz içinden fışkıran bir çok arteyzen, buz gibi soğuk ve son derece tatlı suların bulunmasıdır. Bu kaynakların etrafı taşlarla çevrilidir.Derindeki artezyenlerden içilebilir. Soğuk suyun fışkırdığı böyle yerler, dünyada çok azdır. Adramittum, Astria ve Antudros harabeleri bu ilçe sınırları içindedir. İl merkezine 86 km mesafededir.
Erdek: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 26. 547 olup, 13.246'sı ilçe merkezinde, 13.901'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 400 km2 olup, nüfus yoğunluğu 66'dır.
İlçe toprakları alçak ve engebeli Kapıdağ Yarımadasında yer alır. En yüksek noktası Kese Tepe olup, 782 metredir. Eskiden bir ada olan Kapıdağ, dar ve alçak bir kıstakla karayla birleşerek yarımada halini almıştır. Yarımadanın Erdek ve Bandırma Körfezi kıyılarında geniş tabii kumsallar vardır.
Ekonomisi tarım, balıkçılık ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, zeytin ve üzümdür. Ayrıca az miktarda arpa, mısır, susam, bakla, tütün, elma yetiştirilir. Balıkçılık gelişmiş olup, avlanan balıklar İstanbul'a gönderilir. Erdek iç turizmin en işlek merkezlerindendir. İstanbul'a yakınlığı turizmin gelişmesini hızlandırmıştır. İlçe kıyıları turistik tesisler, yazlık siteler ve dinlenme tesisleri ile doludur.
İlçe merkezi Kapıdağ Yarımadasının güneybatısında, Erdek Körfezi kıyısında kurulmuştur. Yazın önemli bir turizm merkezi haline gelir ve nüfusu birkaç kat artar. Tabii güzelliği ile Akdeniz'i aratmayan bir sahil şehridir. İl merkezine 115 km, Bandırma ilçesine ise 19 km mesafededir. Zelzele ve yangınlar yüzünden bir çok kere harap vaziyete geldikten sonra tekrar kurulan ilçenin çevresinde pek çok sayıda tarihi yerleşim olduğu bilinmektedir. Fakat bunların pek azı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Balkız (Belkız) harabeleri, Konormos Limanı, Kocapınar Antik Çeşme, Demirkapı Kale Örenleri, Surlar ve Hırsız Kale eski eserlerden bazılarıdır.
Gömeç: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 11.020 olup, 3567'si ilçe merkezinde, 7453'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 8 köyü vardır. Burhaniye ilçesine bağlı bir bucakken, 1987'de ilçe merkezi haline getirildi.
İlçe toprakları genelde düz olup, Burhaniye Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk ve tahıldır. Meyvecilik gelişmiş olup, incir ve üzüm başlıca yetiştirilen meyvalardır. İlçede küçük çapta zeytinyağı ve sabun fabrikaları vardır. Turizm gelişmiş olup, sahil kesiminde tatil siteleri ve turistik tesisler vardır.
İlçe merkezi Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde deniz kıyısına yakın bir yerde kurulmuştur. İl merkezine 113 km mesafededir.
Gönen: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 67.599 olup, 26.849'u ilçe merkezinde, 40.750'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 48, Buğdaylı (Kavak)bucağına bağlı 6, Sarıköy bucağına bağlı 19, Tütüncü (Ayvacık)bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1152 km2 olup, nüfus yoğunluğu 59'dur.
İlçe toprakları ovalıktır. Bu ovanın etrafı alçak tepelerle çevrilidir. İlçe sınırları dışında doğup, topraklarını sulayan Gönen Çayı en önemli akarsuyudur. Gönen Ovası; Sarıköy Vadisi boyunca batıya uzanan Sarıköy Ovası, Kuzeydeki Tahir Ova bölümlerinden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, fasulye, bakla, pancar, tütün ve susamdır. Meyvecilik gelişmiş olup, karpuz ve şeftalisi meşhurdur. Ayrıca üzüm ve elma da yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. Tavukçuluk ve arıcılık oldukça yaygındır. Ekonomide önemli yer tutan etkinliklerden biridir. İlçe merkezindeki kaplıcalar, geniş konaklama ve tedavi tesisleri ile Türkiye çapında meşhurdur. Marmara kıyısındaki Denizkent, yaz turizmi bakımından önemli bir sayfiye yeridir. Deniz kıyısında yazlık evler ve siteler vardır. İlçe topraklarında civa yatakları mevcuttur. Un, yem, süt ve süt ürünleri, salça başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi Gönen Ovasının ortasında ve Gönen Çayının doğu kıyısında kurulmuştur. 1953 ve 1964'te büyük zelzele felaketi yaşamıştır. İl merkezine 104 km mesafededir. İlçe belediyesi 1884'te kurulmuştur.
Havran: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 25.711 olup, 8878'i ilçe merkezinde, 16.833'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 559 km2 olup, nüfus yoğunluğu 46'dır.
İlçe toprakları kıyıdan içeri doğru daralarak uzanan ova ile bu ovayı kuzey ve güneyden sınırlayan dağlardan meydana gelir. Kuzeyinde Kaz Dağı, güneyinde Madra Dağı yer alır. Ovayı sulayan Havran Çayı ilçenin başlıca akarsuyudur. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü zeytindir. Bunun dışında az miktarda mandalina, pamuk, incir, pancar, tahıl, üzüm ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Arıcılık gelişmiştir. Bazı köylerde işletilen demir ocakları vardır.
İlçe merkezi, ovanın en alçak kesiminde, Havran çayının batı kıyısında kurulmuştur. Balıkesir'i Burhaniye üzerinden İzmir'e bağlıyan yol üzerindedir. İl merkezine 78 km mesafededir. 1943 ve 1953'teki zelzeleler ilçede büyük zarara sebeb olmuştur. İlçe belediyesi 1930'da kurulmuştur.
İvrindi: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 37.181 olup, 5019'u ilçe merkezinde, 32.162'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 24, Gökçeyazı (Ergama) bucağına bağlı 6, Kayapa bucağına bağlı 8 ve Korucu bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 751 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50'dir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Batısında Kaz Dağı, güneybatısında Madra Çağı yer alır. Dağlardan kaynaklanan suları, Madra Çayı toplar. Kocaçay adıyla bilinen diğer bir akarsuyun Madra Dağının alçak kesimlerinde vadisi genişliyerek verimli İvrindi ovasını meydana getirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır ve baklagillerdir. Ayrıca az miktarda üzüm, elma, ayçiçeği ve susam yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Köylerde el dokumacılığı yapılır. İlçe topraklarında bakır, taşkömürü, linyit, antimon ve kaolin yatakları vardır.
İlçe merkezi, Madra Deresi Vadisinde yer alır. İlçe merkezine 37 km mesafededir. İlçe belediyesi 1944'te kurulmuş ve aynı sene ilçe olmuştur.
Kepsut: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 30.138 olup, 466'sı ilçe merkezinde 24.672'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 42, Durak (Hamidiye)bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 894 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34'dür.
İlçe topraklarının büyük bölümü ovalıktır. Doğusunda Alaçam Dağları yer alır. Balıkesir Ovasının devamı olan Kepsut Ovasını Simav Çayı sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, buğday, arpa, mısır, baklagiller, ayçiçeği, pamuktur. Meyvecilik gelişmiştir. Vişne ve şeftalisi meşhurdur. İlçe topraklarında bulunan kurşun, demir, manganez ve linyit çıkarılmaktadır.
İlçe merkezi Kepsut Çayının Simav Çayına katıldığı bölgede kurulmuştur. Kepsut Çayı ilçenin ortasından geçer. İl merkezine yakınlığı sebebiyle fazla gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1888'de kurulmuştur. İl merkezine 25 km mesafededir.
Manyas: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 29.310 olup, 5648'i ilçe merkezinde, 23.662'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Darıca bucağına bağlı 7 ve Şevketiye (Hacı Pagün) bucağına bağlı 9 köyü vardır. Yüzölçümü 586 km2 olup, nüfus yoğunluğu 50'dir.
İlçe toprakları kuzeyden güneye doğru hafif yükselen dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Tektonik çöküntü sonunda meydana gelen bir çukurun sularla dolmasıyla meydana gelen Manyas Gölünün güneyinde Manyas Ovası yer alır. İlçe topraklarını sulayan Kocaçay Manyas Gölüne dökülür.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pancar, buğday, ayçiçeği, mısır, baklagil ve arpadır. Ayrıca az miktarda elma, üzüm ve susam yetiştirilir. Hayvancılık ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Tavukçuluk modern usullerle yapılır. Manyas gölünde avlanan kerevit ve sazanlar ihraç edilir.
İlçe merkezi, gölün güneyinde yer alan tepeler ve etekleri üzerine kurulmuştur. 1953 ve 1964 zelzeleleri ilçede büyük hasarlar yapmıştır. İlçe ilk olarak, 1877 (93 Harbi)Türk-Rus savaşında Türkiye'ye göç eden Kırımlı 25 aile tarafından kurulmuştur. 16 sene sonra Kafkasya'dan 25 aile aynı yere bilahare Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan'dan gelen göçmenler bu köye yerleşmiştir. Bu köy ile Kayaca birleşerek Manyas ismini aldı ve 1936'da ilçe olmuştur. Manyas Gölü dünyanın sayılı güzel yerlerinden olup, "Kuş Cenneti" ismi verilen göl kıyısındaki Milli Parkta 8600 çeşit kuş yaşamaktadır. İl merkezine 80 km mesafededir.
Marmara: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 9792 olup, 2355'i ilçe merkezinde 7437'si köylerde yaşamaktadır. Merkeze bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 117 km2 olup, nüfus yoğunluğu 83'tür.
İlçe toprakları bir ada olup, adanın orta kesimleri dağlık, kuzey ve güneyi tepeliktir. En yüksek noktası 699 m ile Büyükçayır tepesidir. Güneydoğusunda tepeler arasında önemli tarım alanı olan Topağaç Ovası yer alır.
Ekonomisi tarım ve madenciliğe dayanır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, üzüm, sebze ve meyvelerdir. Adanın kuzey kesiminde mermer ocakları vardır. Bu ocaklardan çıkarılan mermerler Marmara grisi ve beyazı olarak bilinir. Marmara beyazı Türkiye'de üretilen mermerlerin en kıymetlisidir. Ayrıca adadaki dolamit yatakları da işletilmektedir.
İlçe merkezi, adanın güneybatı kesiminde yer alır. Erdek ilçesine bağlı bir bucak iken, 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu. Adada turizm günümüzde ekonomide önemli yer tutar. Adada birçok otel, pansiyon, dinlenme tesisi ve yazlık ev vardır. Adaya İstanbul'dan düzenli gemi ve deniz otobüsü seferleri vardır.
Savaştepe: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.337 olup, 10.053'ü ilçe merkezinde, 14.286'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31, Sarıbeyler bucağına bağlı 10 köyü vardır. Yüzölçümü 425 km2 olup, nüfus yoğunluğu 57'dir.
İlçe toprakları akarsu vadileriyle parçalanmış engebeli araziden meydana gelir. Plato görünümündeki bu arazinin yüksekliği 100 metreyi geçmez. İlçe topraklarını sulayan küçük dereler Simav Çayına karışır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve baklagiller olup, ayrıca az miktarda pancar, üzüm, tütün, pamuk, ayçiçeği ve susam yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında civa ve perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi, az eğimli bir tepe üzerinde kurulmuştur. Eski adı Giresun olan ilçe, Kurtuluş Savaşının önemli direnişlerinin geçtiği bir bölgede yer alması yüzünden 1934'te ismi Savaştepe olarak değiştirildi. İlçeden İzmir-Balıkesir demiryolu geçer. İl merkezine 46 km mesafededir. İlçe belediyesi 1953'te kurulmuştur.
Sındırgı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 52.004 olup, 9511'i ilçe merkezinde 42.493'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43, Düventepe bucağına bağlı 15 ve Gölcük bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 1433 km2 olup, nüfus yoğunluğu 36'dır.
İlçe toprakları dağlıktır. Kuzey, kuzeydoğu ve doğusunda Alaçam dağları, güneyinde Demirci-Simav Dağları, batısında Gölcük Dağı yer alır. İlçe merkezinin çevresinde yer alan ve fazla geniş olmayan düzlükler Sındırgı Ovası olarak bilinir. Dağlardan kaynaklanan suları, Simav Çayı toplar. Simav Çayı üzerinde yapılan Çaygören Barajının arkasında sun'i bir göl meydana gelmiştir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, susam, tütün, elma ve pancar olup, ayrıca az miktarda ayçiçeği ve pamuk yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Köylerde halı, kilim, seccade ve heybe dokumacılığı yaygındır. İlçe topraklarında, kil, kaolin ve perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi Simav Çayının batı kıyısında, eski Balıkesir-İzmir karayolu üzerinde kurulmuştur. Eski ismi Kuruköy'dür. İl merkezine 60 km uzaklıktadır. İlçe belediyesi 1884'te kurulmuştur.
Susurluk: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.022 olup, 18.906'sı ilçe merkezinde, 24.116'sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29, ,Göbel bucağına bağlı 7 ve Ömerköy bucağına bağlı 10 köyü vardır.
İlçe toprakları fazla yüksek olmayan engebeli araziden meydana gelir. Doğusunda Çataldağ yer alır. Dağlık bölgeler ormanlarla kaplıdır. İlçe topraklarını sulayan Susurluk Çayı Vadisinde yer alan düzlükler önemli tarım alanlarıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pancar, ayçiçeği, mısır, arpa, nohut ve bakla olup, ayrıca az miktarda üzüm, susam, elma, fasulye ve pamuk yetiştirilir. Hayvancılık ekonomide önemli yer tutar. Şeker fabrikası en önemli sanayi kuruluşudur. İlçe topraklarında antimon ve jips yatakları vardır.
İlçe merkezi Susurluk Çayı batı kıyısında hafif eğimli bir alanda kurulmuştur. 1858'de Kırım ve 1877 Türk-Rus savaşları sonunda Kafkasya, Kırım ve Balkanlardan gelen göçmenlerle büyümüş, 1829'da bucak ve 1926'da ilçe olmuştur. İl merkezine 39 km mesafededir. İstanbul-İzmir karayolu ilçe merkezinden geçer. Balıkesir-İzmir demiryolu ilçenin batısından geçer. İlçe belediyesi 1889'da kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Balıkesir tarihi eseri, kaplıcaları ve deniz kenarındaki dinlenme ve kamp tesisleri yönünden çok zengindir. Marmara ve Ege denizinde sahili bulunan Balıkesir, Türkiye'nin en gelişmiş ve seçkin bir turizm bölgesidir.
Yıldırım Camii ve Külliyesi: Balıkesir'in en eski Osmanlı eseridir. 1388'de Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Cami, medrese ve imaretten meydana gelen külliye büyük bir avlu içindedir. 1818 ve 1897 senelerinde tamir görmüştür. Medrese 12 odalıdır.
Zağanos Paşa Camii ve Külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Hanın vezirlerinden Zağanos Paşa 1461'de yaptırmıştır. Cami, türbe ve hamamdan meydana gelen külliyeden sadece hamam, ilk haliyle günümüze kadar gelmiştir. 1897 depreminde yıkılan cami ve türbe, 1908'de yeniden yaptırılmıştır. Caminin mihrabı son dönem Türk sanatının bütün özelliklerini taşımaktadır.
Yeşilli Camii (Hisariçi Camii): Kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen cami, 1786'da Külahçızade Hacı Mustafa Efendi tarafından tamir ettirilmiştir. Eski Kuyumcular Mahallesindedir.
İbrahim Bey Camii (Hacı Arif Ağa Camii): 1465'te Zağanos Paşanın oğlu Mehmed Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra yıkılan cami, İbrahim Bey tarafından yeniden yapılmış ve 1899'da Hacı Arif Ağa tamir ettirmiştir. Minaresi üç şerefelidir.
Namazgah: Karesi Beyliği döneminde, 1433 senesinde yapılmıştır. Yıkık durumdadır.
Hamidiye Camii: Ayvalık'ta Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Ayvalık'ta Osmanlılardan kalma tek eserdir.
Ulu Cami: Edincik'te 1382'de Abdullah Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Kurşunlu Cami: Edremit'te olup, tanınmış ulemadan Yusuf bin Habib için 15. asırda yaptırılmıştır. Caminin bir medresenin olduğu bilinmekle beraber, günümüze ulaşmamıştır.
Eşref Rumi Camii: Edremit'tedir. Osmanlı mimarisinin son devir özelliklerini yansıtan cami yabancı mimarlar tarafından yapılmıştır.
Hüdavendigar Camii: Sultan Birinci Murad Han devrinde yaptırılmıştır. İlk dönem Osmanlı mimari özelliklerini taşır.
Hacı Ahmed Camii:Burhaniye'de olup, buranın tek camisidir. Kare planlı caminin duvarlarında granit kullanılmıştır.
Karesi Bey Türbesi: Karesioğullarından Karesi Bey ile beş oğlu bu türbede bulunmaktadır. Türbenin aslı Osmanlı Devleti zamanında Ampir üslubunda yapılmıştır.
Paşa Sultan Türbesi: Hacı İl Bey ilkokulunun yanındadır. 1471'de yapılmıştır. İçinde iki lahit olup, biri Paşa Sultan'a aittir.
Kız Dede Türbesi: Edincik'in Hisar Mahallesinde olup, 1413'te yaptırılmıştır. Veli Bey bin Hacı Yakub'un oğlu gömülüdür.
Ali Şuuri Medresesi: Sahnihisar Mahallesindedir. 1862'de Ali Şuuri tarafından yaptırılmıştır. 1897 depreminde yıkıldı ise de 1906'da Kadı Abdülhalim tarafından tekrar inşa ettirilmiştir. Günümüzde ilkokul olarak kullanılmaktadır.
Taşpınar Hamamı: 1401'de Subaşı Eyne Bey tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde mağaza olarak kullanılmaktadır.
Saat Kulesi: 1827'de Balıkesir Sancak beyi Giridizade Mehmed Paşa tarafından Galata Kulesinin benzeri olarak yaptırılmıştır. 1897 depreminde yıkılmış ise de Mutasarrıf Ömer Ali Bey yeniden yaptırmıştır.
Mesire yerleri: Balıkesir doğal güzellikleri açısından oldukça zengin bir ildir. Çevresindeki dinlenme yerlerinin turistik önemi büyüktür. Kuş Cenneti ulusal Parkı milletlerarası bir üne sahiptir. Çamlık: İzmir-Çanakkale karayolu üzerinde bir orman içi dinlenme yeridir. Değirmenboğazı:İl merkezine 10 km uzaklıta orman içi dinlenme yeridir. Kertil-Çamurlu:Sındırgı ilçesi yakınlarında orman içi dinlenme yeri olup, eski Balıkesir-İzmir karayolu üzerindedir. Çağış: Balıkesir-İzmir karayolu üzerinde orman içi dinlenme yeridir. Sütüven:İzmir-Çanakkale karayolu üzerinde bir orman içi dinlenme yeri olup, Edremit'e 20 km uzaklıktadır.
Kuş Cenneti Milli Parkı:Balıkesir-Bandırma karayolu üzerindedir. Manyas Gölü kıyısında kurulu olan Milli Park, 667 dekarlık bir alanı kaplamaktadır. Bandırma'ya 18 kilometredir. Her sene göç sırasında 239 türden 2-3 milyon kuş uğramaktadır. Park içinde bir kuş müzesi de vardır.
Gönen Mozaik Müzesi:Gönen kaplıcaları sitesindedir. Türkiye'nin en sağlam mozaikleri buradadır. M.S. 5. asra ait mozaikler vardır.
Kaplıcaları:Balıkesir ilinin hemen her tarafından insan sağlığı için faydalı sıcak sular kaynamaktadır.
Pamukçu-Bengi Kaplıcası:Balıkesir'e 20 km uzaklıktadır. Kaplıca suları içme kürleri ile mide ve şeker hastalığına iyi gelmekte, banyolardan ise romatizma ve damar sertliğinde faydalı sonuçlar alınmaktadır.
Balya Dağ Kaplıcası:Balya ilçesi Ilıca bucağındadır. Banyo kürleri, romatizma ve deri hastalıklarına faydalıdır.
Hisarköy (Asarköy)Kaplıcası: Bigadiç ilçesine bağlı Hisarköy'dedir. Kaplıcanın suları banyo ve içme şeklinde kullanılmaktadır. Kükürtlü ve çelikli suları romatizma, deri ve kadın hastalıklarında; acısu ve karbonlu su ise mide, barsak hastalıklarıyla hazımsızlıkta kullanılır.
Derman (Bostancı)Kaplıcası:Edremit'e 3 km uzaklıktadır. Banyo uygulamaları romatizma, eklem, sinir, damar hastalıkları, gut, böbrek hastalıkları ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Güre Kaplıcası: İzmir-Çanakkale karayolu üzerindedir. Banyoları romatizma, kadın ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.
Gönen Kaplıcası:Gönen ilçesindedir. Kaplıcanın bulunduğu 600 metrekarelik alanda çeşitli kaynaklar vardır. Kaplıcaların 200 m uzağında bir kayanın altından fışkıran ekşi su, siroz dahil bir çok hastalığa şifadır. Radyoaktivitesi yüksek olan bu ekşi su, hormonları kuvvetlendirdiği ve vücud dinamizmini arttırdığı, laboratuar tecrübesi ile sabittir. Bu su, böbrek ve idrar yolları rahatsızlığına, karaciğer hastalıklarına, barsak tembelliği ve her çeşit parazitlere karşı iyi gelmektedir. Gönen kaplıcalarının en meşhuru Gönen'e 13 km uzaklıkta hormonal kısırlıklara şifalı gelen dağ ılıcasıdır. 68oC'deki kaplıca suları içinde sodyum, kalsiyum, sülfat, bikarbonat, fosfor, radon ve karbondioksit bulunur. Gönen kaplıcaları; kadın hastalıkları, ameliyat sonrası ve kazadan sonra görülen eklem sertlikleri, romatizma ve kireçlenme, karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıkları, zihni yorgunluk, çocuklarda gelişme bozuklukları ve gastroentistenal rahatsızlıklara iyi gelir.
Emendere (Ilıcaköy) Kaplıcası:Sındırgı ilçesine 7,5 km uzaklıktadır. Radyoaktivitesi yüksek olup, banyoları ağrılı hastalıklara, romatizma, uyuz, çıban ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Hisaralan Kaplıcası:Sındırgı ilçesine 18 km uzaklıktadır. Banyoları romatizma, deri, mide, damar ve kadın hastalıklarına faydalıdır.
Kepekler Kaplıcası:Susurluk-Bandırma karayolu üzerindedir. Banyoları romatizma, siyatik ve sinir hastalıklarına faydalıdır. Kaplıca ayrıca milletlerarası literatürde moor denilen iyi ve yararlı bir çamura sahiptir. Çamur banyoları romatizma, sinir hastalıkları, çocuk felçleri ve kadın hastalıklarında faydalıdır.
Hisar Kaplıcası, Hozluca Kaplıcası, Karaağaç (Uyuz)Kaplıcası, Dutluca Köyü (Ekşisu) İçmesi, Pelitköyü (Zeytinpınarı) İçmesi, Suçıktı (Acıcasu), Sarısu Kaplıcası, Kösemdede Kaplıcası, Güre Kaplıcası, Zeytinliada Kaplıcası, Ekşidere Kaplıcası, Manyas Kum Kaplıcası Yıldız Kaplıcası, Gökçedere Kaplıcası, Ömer Köy Kaplıcası, Dağ Kaplıcası ve Acıcasu Madensuyu, il sınırları içinde kalan diğer kaplıcalardır.
Deniz kenarındaki dinlenme yerleri: Ayvalık, Sarmısaklı, Altınkum, Çamlık, Ali Bey Adası, Burhaniye, Ören, Edremit, Akçay, Göl Pınar, Altınoluk, Erdek, Çuğra, Zeytinliada, Bandırma, Livatya, Gönen, Karakum, Taraca, Marmara Adası, Avşa Adası, Paşa Limanı, Ekinlik Adası ve Çınarlı Köyü deniz kıyısı dinlenme merkezleridir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
İçel  “Mersin” Hakkında Bilgiler

İlin Kimliği
Yüzölçümü:  15.853 km2
Nüfûsu:   1.266.995
İlçeleri:   Mersin, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Camlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mut,Silifke, Tarsus.
Güneyde deniz kenarında güzel bir ilimiz. Akdeniz bölgesinin Adana kısmında olup, Adana, Konya, Niğde, Antalya ve Akdeniz ile çevrilidir. 32° 56’ ve 35°11’ doğu boylamları ile 37°26’ ve 36°01’ kuzey enlemleri arasında yer alır.Türkiye’nin turfanda ürünler bahçesi ve Torosların eteklerinde bol güneşli, şirin bir bölgedir. Trafik numarası 33’tür.İlin merkezi olan Mersin, bu bölgede Adana gibi en fazla gelişen şehirlerden biridir.Portakal, muz ve limonu meşhurdur. Akdeniz’in incisi olan İçel, Torosların eteklerinde Akdeniz kıyı şeridinin üzerindedir.Torosların doruklarında kar eksilmezken kıyı sıcaktır.
İsminin Menşei
Bu il, “İçel” ve “Mersin” isimleri ile anılmıştır.Hâlen ilin ismi İçel ve merkez ilçesi Mersin’dir. Mersin ismi Oğuz Türkmen beylerinden “MersinBey”den gelmektedir.Mersin, coğrafî durum îtibâriyle içeride olduğundan 12. asırdan beri “İçerlek” ve “İç El” denmiştir.Göksu Nehrinin iki yanında yer alan kısma “İçerlek” (İçel) denmiştir.Mersin ve İçel isimleri Türkçe kelimelerdir.İçel’in eski ismi Kilikya’dır.
Târihi
Eski bir yerleşim merkezi olan Mersin ve civârı, arkeolojik kazılara göre çok eski çağlarda insanların yaşadığı bir bölgedir.Mersin yakınında “Yümüktepe” deki kazılardan çıkan eşyâlar bu bölgede binlerce sene önce yaşamış insanları gösterir.Yümüktepe civârında bulunan kalenin ise en az 6000 sene önceye âit olduğu tesbit edilmiştir. Anadolu’da en eski târihî eser olarak kabul edilmektedir.
Mersin ve civârı târih sahnesine Hititlerle çıkar. Bu bölge Hititlerin hâkimiyeti altında olup Bâbilliler,Asurlular ve Mısırlılar bu bölgeye kadar uzanmışlarsa da bu bölgenin tamâmına hâkim olamamışlardır.M.Ö. 6. asırda Anadolu ve dolayısıyla bu bölge Perslerin istilâsına uğramış,M.Ö. 4. asırda ise Makedonya Kralı İskender Persleri yenerek Anadolu ve İran’ı ele geçirmiş ve Hindistan’a (Asya içlerine) uzanmıştır.İskender’in ölümü ile birlikte Makedonya imparatorluğu komutanları arasında taksim edilmiş, bu kısım “Selevkos” (Asya) İmparatorluğunun payına düşmüştür. Zaman zaman Mısır’da bulunan Ptolemaioslar bu bölgeye saldırmışlardır. O târihlerde Mersin ve civârı çok ormanlıktı.Gemici milletler Fenikeliler, Mısırlı Ptolemaioslar,Asurlular,Makedonyalılar, Romalılar ve Selevkoslar, bu ormanların kerestelerinden istifâde ederek savaş ve ticâret gemisi inşâ etmişlerdir. Bu bölgede inşâ edilen gemilerle Akdeniz,Karadeniz, Hind Okyanusu ve diğer okyanuslara açılmışlardır.Selevkos İmparatorluğu yıkılınca M.Ö. birinci asırda Anadolu’nun çoğu, Roma İmparatorluğuna katıldı. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu bölününce bu bölge de Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bu târihlerde Tarsus, bölgenin en büyük şehri ve limanıydı. Aynı zamanda bu bölge bir korsan yatağı idi.
Yedinci asır ortalarından îtibâren İslâm orduları zaman zaman bu bölgeyi fethederek hâkimiyetleri altına aldılar. Fakat bu hâkimiyetleri devâm etmedi. İçel ve civârı ilk defâ hazret-i Ömer zamânında fethedilmiştir. 1071 MalazgirtZaferinden sonra Selçuklu Türkleri bütün Anadolu’yu olduğu gibi Mersin ve civârını da fethettiler.Haçlı Seferleri başlayınca, bunlar karşısında Türkler çekildi. Bu bölge Bizans ve Hıristiyan toplulukların eline geçti. Pekçok Haçlı ordularını imhâ eden Selçuklu Türkleri, 1204 senesinde bu bölgeyi yeniden fethettiler.O târihten îtibâren devamlı Türklerin elinde bulunmaktadır. Selçuklu Hânedanı sona erince Anadolu Birliği parçalandı.İçel’in büyük kısmı Karamanoğullarının, Mersin-Tarsus bölgesi de, Türk-Memlük Devletinin himâyesindeki Ramazanoğullarının hâkimiyeti altında kalmıştır. Sultan Yıldırım Bâyezîd Han devrinde Karaman Beyliği, Osmanlı Devletine katılmıştır. 1402 Ankara Savaşı felâketinden sonra yeniden elden çıkmıştır.
Fâtih Sultan Mehmed Han devrinin sonlarında İçel ve 1472’de Silifke; Yavuz Sultan Selim Han zamanında (1516) Mersin-Tarsus bölgesi Osmanlı toprağına katılmıştır.Türkler on ikinci asırdan beri Göksu’nun iki yanına “İçel” ve bunun batısına “Taşeli” demişlerdir.Osmanlıların İçel dedikleri bölge bugünkü İçel,Taşeli ise Antalya ve Konya’nın bir kısmıdır.Osmanlı devrinde 16. asırda merkezi Larnaka olan Kıbrıs Beylerbeyliğinin (eyâletinin) 8 sancağından ikisi (Tarsus ve Silifke) idi. Yirminci asır başlarında bu iki sancak Adana vilâyeti (eyâleti)nin 5 sancağından ikisini teşkil ettiler. Bunlar merkezi Silifke olan 4 ilçeyle İçel ve 2 ilçeli Mersin sancağı idi. Birinci Dünyâ Harbinden sonra Fransızlar,Mersin’i işgâl ettiler.Mersin 17 Aralık 1918’den 4 Ocak 1922’ye kadar 3 yıl 18 gün Fransız işgâlinde kaldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile anlaşan Fransızlar geri çekildiler ve yardımcıları Ermenileri Suriye’ye yerleştirdiler. Fransızlar işgalleri sırasında Ermenilerle birlik olup savunmasız sivil halktan ihtiyar, kadın, çocuk demeden binlercesini işkence yaparak öldürdüler.
Fizikî Yapı
İçel ilinin % 60’ı dağlar ve % 30’a yakını yaylalar, % 10’u ise bereketli ovalarla kaplıdır.
Dağları:İçel ilinde Batı ve Orta Toros dağları kıyıdaki ovaların gerisinde (kuzeyinde) bir duvar gibi yükselerek batı-doğu istikâmetinde uzanır. Anadolu’nun kara ikliminden gelen soğuk ve sert rüzgârlarını önler.İlin orta kısmını kaplayan Taşeli Yaylasının üzerinde de Toros Dağlarının Akdeniz’e uzanan kolları vardır. Akdeniz’e yaklaştıkça yükseklik azalır.Orta Torosların il sınırları içinde kalan kısmına “Bolkar Dağları” denir. İlinkuzey-batı sınırına paralel olarak uzanırlar. Başlıca dağları Medetsiz Tepe (3524 m),Yıldız Tepe (3134 m), Mor Dağ (2454 m), Büyük Eğri Dağı (2055 m), Avlama Dağı (1889 m), Karaçal Tepesi (2339 m), ÖrnekTepe (2150 m), Toldağ (1336 m),Sazlı Tepe (698 m) dir.Türkiye’nin en önemli yaylalarından biri olan Taşeli Yaylası,Anamur-Silifke-Mut ve Erdemli ilçeleri arasında kalır. Taşeli Yaylası kalker yapılıdır.İklimi serttir ve bu sebeple tarım alanı sınırlıdır. Fakat Göksu Irmağının aktığı vâdi verimlidir. Bolkar Dağlarının eteklerinde de derin vâdilerle oyulmuş yaylalar vardır.
Ovaları:İçel’in ovaları çok bereketli olup başlıca ovaları şunlardır Tarsus Ovası: Çukurovanın İçel sınırları içinde Tarsus Çayı (Berdan Irmağı) ile Seyhan Irmağı arasında kalan kısımdır. Yüzölçümü 85 bin hektar olup denizden yüksekliği 50 m’dir.Meyve, sebze ve Akdeniz bitkileri yetişir. Silifke Ovası: Göksu Irmağının taşıdığı alüvyonlardan meydana gelmiştir.On bin hektar olup sebze, kavun-karpuz, muz, üzüm, mandalina, portakal, tahıl, baklagiller ve pamuk bol miktarda yetişir. Berdan Ovası: Tarsus Ovası gibi Çukurovanın bir parçasıdır. Tarsus Çayı ile Torosların etekleri arasında kalan 40 bin hektarlık bereketli bir ovadır. En çok pamuk ekilir.Turunçgiller ve sebze de bolca yetişir. Anamur Ovası:Anamur Çayının ve bu çaya katılan derelerin taşıdığı alüvyonlardan meydana gelmiştir. 5x10 kilometrelik bir düzlüktür.Yüzölçümü 5700 hektara yakındır. Muzu meşhurdur. Pamuk, turunçgiller ve sebze tarımı yapılır.
Akarsuları:İçel sınırları içinde çok sayıda akarsu vardır. Bunların çoğunun boyu kısadır.Hepsi de Torosların eteklerinde meydana gelirler. Başlıca akarsular şunlardır:Göksu Irmağı: Taşeli Yaylasının sularını toplayarak Silifke yakınlarında denize dökülür. Bir kısmı Konya sınırları içinde kalan Göksu Irmağının uzunluğu 250 km’dir.Göksu, Hadim Göksuyu ve Ermenek Göksuyu adlı iki kolun birleşmesiyle meydana gelir. Göksu Irmağının geçtiği Göksu Vâdisi tarıma elverişli olup çok bereketlidir. Tarsus Çayı: Bolkar Dağlarının güney eteklerinden çıkar. Uzunluğu 150 km olup, Tarsus’ta denize dökülür. Tarsus’un debisi (1 sâniyede akıttığı su miktarı) 9-40 m3 arasındadır.Limonlu Çay:130 km’dir. Erdemli yakınında denize dökülür.Sorgun Çayı: 90 km’dir. Denize dökülür. Aslanköy Deresi: 100 km uzunluğunda olup Mersin’den denize dökülür. Anamur Çayı:70 km uzunluktadır ve Anamur’dan denize dökülür. Bu akarsuların dışında pekçok küçük akarsu vardır. Efrenk Suyu ve Lamas Suyu bunlardandır.
Gölleri: İçel akarsu bakımından zengin olmakla berâber büyük göl yoktur.  Denize yakın set gölü olan küçük gölçükler vardır. Bu set göller Silifke ilçesinde Akgül ve Keklik gölü ile Gülnar ilçesinde bulunan Hortu Gölüdür.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklimi:İçel ilinde,Akdeniz iklimi hüküm sürer.Kıyıdan içeri doğru gidildikçe kara iklimi husûsiyeti görülür. Kıyılarda yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Yüksek yerlerde yazlar serin ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Senelik yağış miktarı 419-1032 mm arasında her ilçede değişiktir.Senenin akseriya 6 günü sıfır derecenin altında ve 6°C ile + 43°C arasında seyreder.
Bitki Örtüsü: İçel bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Arâzinin sâdece yüzde 5’i tarıma elverişli değildir.Geri kalan toprağın yüzde 55’i ormanlık ve fundalıkla kaplıdır.Yüzde 25’i ekili ve dikili alanlardır. Yüzde 15’i çayır ve mer’alarla kaplıdır.Ovalar tahıl ve diğer ürünleri yetiştiren tarlalarla, kıyı şeridi muz ve turunçgil bahçeleri ve vâdiler meyve ağaçları ile kaplıdır.
Ekonomi
İçel Türkiye’nin her bakımında en gelişmiş illerinden biridir. Bu gelişmenin başta gelen sebepleri topraklarının çok verimli olması, sanâyi bakımından ileri durumda bulunması, mâden bakımından zengin oluşu, Mersin limanının faaliyeti ve Mersin petrol rafinerisinin bulunuşudur.Gayri sâfi hâsılanın (Brüt gelirin) % 40’ı sanâyi, % 30’u tarım ve % 10’u ticâret sektöründen elde edilir.İçel her yönüyle zengin bir ilimizdir.Yurdumuzda çokyönlü, gelişmeye elverişli bölgelerden biri de İçel’dir.
Tarım: Faal nüfûsun çoğunluğu tarım sektöründe çalışır.Tarım (bitkisel) yapılan topraklar % 25’tir.
İçel’de yetişen tarım ürünleri çok çeşitlidir. En çok tahıl ekimi yapılır. Tarım ürünleri seneden seneye artmaktadır. Elde edilen başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, çavdar, pirinç, nohut, mercimektir. Sanâyi ürünlerinden en çok pamuk yetişir. Ayrıca yerfıstığı ve susam yetiştirilir. İçel ilinde her çeşit sebze ekilir. Domates, biber, patlıcan, fasulye, kabak, bakla, bamya, hıyar, ıspanak, lahana, marul, soğan ve karnabahar, yetiştirilen başlıca sebzelerdir. Seracılık oldukça ilerde olup,Antalya’dan sonra en çok sera alanı İçel’de bulunur.Turungçiller bol miktarda yetişir.Üzüm, keçiboynuzu, zeytin, nar, muz, incir, erik, bâdem ve kayısı yetiştirilen diğer meyvelerdir.Kavun, karpuz da oldukça fazla ekilir.İçel ilinde modern tarım araçları kullanılır, geniş ölçüde gübreleme ve sulama yapılır.İçel Türkiye’nin tahıl, meyve ve sebze ambarlarından biridir.Türkiye’nin dört bucağına turfanda sebze vemeyve İçel’den gider.İçel, yalnız pamuk ambarı değil turfanda sebze ve meyve ambarıdır.
Hayvancılık: Hayvancılık dağlık bölgede ve yaylalarda yapılır. Arâzinin % 15’e yakını çayır ve mer’alık olmasına rağmen hayvan mal varlığı fazla değildir. Arıcılık gelişmiştir. Balıkçılık: Akdenizde geniş sâhilleri olmasına rağmen,balık üretimi iki bin tondan biraz fazladır.Mut’ta alabalık üretme çiftliği vardır. Tarsus,Berdan ve Tragon çayları tatlısu balıkları ile doludur.İçel balıkçılık için çok müsâittir.
Ormancılık: Mersin ili orman bakımından çok zengindir. Asırlar önce İçel tamâmen ormanlarla kaplıydı.Günümüzde ise arâzinin % 55’i orman ve fundalıklarla kaplıdır. Anamur’dan Tarsus’a kadar kıyı kuşağı fundalıklarla (makilerle) kaplıdır. Makiler arasında “Delice” denilen yabâni zeytin ve fıstık çamları bulunur. Maki kuşağından 2200 m yüksekliğe kadar sık ağaçlı ormanlara, daha yükseklerde bodur ve seyrek ormanlara rastlanır. 600 m yüksekliğe kadar olan ormanlarda meşe, sakız, tespih, mersin ve sandal ağaçları bulunur. Daha yükseklerde çeşitli çam türleri, köknar ve sedir ağaçları fazladır.Ormanların kapladığı saha 785 bin, fundalık alan ise 100 bin hektardır.Ormanlardan her sene 3500 ton reçine ve 250 bin m3 sanâyi odunu elde edilir.
Mâdenleri:İçel mâden bakımından da zengin sayılır. Krom, bakır, demir, kuvarsit, alüminyum, barit ve dolamit çıkarılır ve bir kısmı Mersin limanından dış ülkelere ihraç edilir.
Sanâyi: İçel Akdeniz bölgesinde Adana’dan sonra, sanâyi sektöründe en çok gelişmiş bir ildir. Başlıca sanâyi kuruluşları şunlardır:Anadolu Tasfiyehânesi (Rafineri) A.Ş. (ATAŞ)Senelik kapasitesi 5 milyon tona yakındır.Çukurova Sanâyi İşletmeleri A.Ş., Akdeniz Gübre Sanâyii A.Ş.,Çimento Sanâyii ve TicâretA.Ş. (ÇİMSA), Anadolu Çam Sanâyii A.Ş., Plâstik Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Soda Sanâyii A.Ş., Mustafa Saman Çelik Döküm Makinaları Sanâyii A.Ş., Akdeniz Tuğla Beton Boru Fabrikası, Nârenciye Ambalaj Fabrikası, Kâğıt ve Karton Fabrikası, meyve suyu fabrikaları, mobilya atölyeleri,Çukurova İplik Dokuma Fabrikası, Çukurova Çırçır Pres Fabrikası, Sabun ve Deterjan Fabrikası, Yapıştırıcı Fabrikası, Buzdolabı Fabrikası, Akfa Akümülatör Sanâyii, Metal Kapak Fabrikası, Oska Profil Eşya Fabrikası, Güneş Isıtıcı ve Çelik Büro Sanayii, Treyler Îmâlâtı,Çelik Döküm ve Makina Sanâyii.
Ulaşım:İçel ili karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımı bakımından çok müsâittir. Adana Havaalanından havayolu ulaşımı bakımından faydalanır.Türkiye’nin her köşesi ile ulaşım bakımından irtibâtı vardır. Akdeniz sâhillerini paralel olarak kat eden E-24 karayolu Anamur, Silifke,Erdemli,Mersin ve Tarsus’tan geçer. Ankara-Konya E-35 Karayolu Silifke’ye inerek E-24 karayolu ile birleşir. Ayrıca kaliteli devlet yolları ile Niğde-Sivas-Kayseri; Adana-Hatay; Adana-Gaziantep-Urfa ve Kahramanmaraş-Malatya yönlerine giden yollarla bağlıdır.İlçeleri köylere bağlayan yollar oldukça iyidir.
İçel denizyolu taşımacılığı bakımından çok önemli bir merkezdir. Bu limana senede gelen büyük gemi sayısı ortalama üç bindir. Bu liman Avrupa ve ABD ile Ortadoğu arasında bir transit merkezidir.Limanda 140 gemi barınabilmekte ve aynı anda 15 gemiye yükleme ve boşaltma yapılabilmektedir. 1961’de yapılan limanda biri 1593 m, diğeri 3933 m uzunlukta iki mendirek uzanır. 15 bin m2lik sundurmalı ve 40 bin m2’lik açık depolama alanı mevcuttur. Ayrıca Toprak Mahsulleri Ofisinin Silosu,Et ve Balık Kurumunun Soğuk Hava Deposu, ATAŞ’ın akaryakıt depoları ve araçlar için park yeri ve limanda 20 rıhtım vardır. Mersin limanından başka Anamur,Taşucu ve Aydıncık’ta iskele; Aydıncık ve Karaduvar’da ise balıkçı barınakları bulunur. İçel, yurdumuzun batı, orta ve doğu bölgelerini birleştiren demiryolu ağına bağlıdır.Kütahya-Afyon-Konya istikâmetinden gelen demiryolu hattı Ulukışla’dan sonra iki kola ayrılır.Güneydoğuya uzanan kol Adana-Mersin sınırını tâkip ederek Yenice, Tarsus ve Mersin’e ulaşır. Bu hat daha çok yük taşımada kullanılır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfusu:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 1.266.995 olup, 787.284’ü ilçe merkezlerinde 479.711’i köylerde yaşamaktadır.Yüzölçümü 15.853 km2 olup, nüfus yoğunluğu 80’dir.
Örf ve âdetleri: Çok eski zamanlardan beri bir yerleşim, eski ve orta çağlarda bir kültür merkezi olan bu bölge, birçok istilâlara uğramıştır.Yedinci asırda İslâm ordularının fethi ile İslâmiyet yerleşmiş ve kısa bir müddet sonra yeniden Bizansın işgâline uğramıştır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Türkleri tarafından fethedilen bu bölge Haçlı Seferleri sebebiyle yeniden Bizanslıların eline geçmiştir. 1224’te Türkler bu bölgeyi yeniden fethetmiştir ve 1224’ten bu yana devamlı Türk toprağı olan bu bölgede diğer kültürler silinmiş ve bölge Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. Diğer kültürlerden geride sâdece bâzı târihî harâbeler kalmıştır.
Mahallî kıyâfet:İçel şehir ve köylerinde eski kıyâfetin yerini hâli hazırda kullanılan kıyâfet almışsa da, bâzı köy ve Türkmen Yörükleri anânevî kıyâfetlerini muhâfaza etmektedirler.Yörük elbiselerinin hepsi dokumadan yapılır. Kadınlar başlarına “poşu” denen başlık giyerler. Alnın üstüne “yağlık” bağlarlar. Uzunlamasına çizgili gömlek, alt kısma ise şalvar giyilir.Şalvarın üstüne enine çizgili bir önlük “öncek” takılır. Erkekler ceket yerine “aba” giyerler. Aba çeşitleri “beynamaz, sağaba ve gögaba”dır. Abalar işlemeli olup oba, oymak ve aşîretin sembolleri (simgeleri) işlenir. Aba altına açık yakalı beyaz gömlek giyilir.
Mahallî yemekler:Etli ve sebzeli yemekler yenir.Yemekler baharatlı ve fazla acılıdır.Her yerde rastlanan sebzelerin dışında ebegümeci, hindiba, sirken, ısırgan, kuzukulağı, domalan, meletöre ve kenger mahallî sebzelerdir. Bölgenin meşhur yemekleri ise kenger, çiğ köfte, kısır ve batırıktır. Kengerin tohumu kavrulup çekilerek kahve hâline getirilir. Buna “dağ kahvesi” denir. Ekşinar suyundan yapılan nar ekşisi sıcağa karşı dayanıklık verir.
Halk edebiyâtı:İçel bölgesinde halk edebiyâtı zengindir. Birçok halk şâiri yetişmiştir.Meşhur olanları:Karacaoğlan,KüçükKaracaoğlan, Âşık İrfânî,Deveci Topal Mustafa, Âşık Rızâ, Kara Fevzi ve Âşık Natuvânî’dir.
Halk oyunları ve türküleri:
Bu bölgenin halk oyunları ve türküleri çok zengindir.Oyunlarda zeybek, halay, mengi ve samahlar başta yer alır. Bölgenin türküleri Türkiye çapında yaygındır.Silifke oyunları Türkiye ve dünyâca meşhurdur. Ata sporu güreş, Mersin ve civârında asırlardır yapılan bir spordur.Türkiye’ye Olimpiyatlarda ilk defâ madalya kazandıran Mersinli Ahmed’dir (Kireççi). 1936Berlin Olimpiyatlarında üçüncü, 1948 Londra Olimpiyatlarında birinci olmuştur.
Eğitim: İçel eğitim bakımından en ileri illerden biridir. Okulsuz köy yoktur. İlkokul çağındaki çocukların tamâmı okula gitmektedir.Okur-yazar nisbeti yüzde 85 civârındadır.İçel’de 92 anaokul, 849 ilkokul, 80 ortaokul, 11 meslekî ve teknik ortaokul 25 lise ve 25 meslekî ve teknik lise vardır.Çukurova Üniversitesine bağlı, Mersin Yüksek Meslek Okulu, Mersin Turizm İşletmecilik Yüksek Okulu ve Tarsus Yabancı Diller Yüksek Okulu ile, Ortadoğu Teknik Üniversitesine bağlı Erdemli Deniz Bilimleri Yüksek Okulu bulunmaktadır.
İlçeleri
İçel’in biri merkez(Mersin) olmak üzere on ilçesi vardır.
Mersin:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 547.835 olup, 422.357’si ilçe merkezinde, 125.478’ i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 56,Arslanköy bucağına bağlı 7,Gözne bucağına bağlı 9, Kazanlı bucağına bağlı 3, Kuzucubelen bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1772 km2 olup, nüfus yoğunluğu 309’dur. İlçe toprakları kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Efrenek Deresidir.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, üzüm, turunçgiller, sebze ve meyvedir.Köylerde el tezgahlarında dokumacılık yapılır.Türkiye’nin üçüncü büyük rafinerisi ve büyük limanı bu ilçededir. Dokuma ve iplik fabrikaları, Soda Sanâyi A.Ş. Şişe ve Cam  Fabrikaları, Akümilatör fabrikaları, nebâti yağ fabrikaları, un fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Mersin Körfezi kıyısında kurulmuştur. Portakal bahçeleri, palmiye ağaçları ve yemyeşil örtüsü ile gözleri kamaştıran tabiî güzelliğe sahiptir. Antalya-Adana karayolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi 1933’te kurulmuştur.
Anamur: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 65.767 olup, 37.335’i ilçe merkezinde, 28.432’si köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları kıyıdaki dar ova şeridi dışında oldukça engebelidir. Kıyı ovaların hemen arkasında Toros Dağları yükselir. Dağlardan kaynaklanan suları Anamur Çayı toplar. Kıyıda Anamur Çayının getirdiği alüvyonlu topraklardan meydana gelmiş Anamur Ovası yer alır. Bu ovanın arkasından yükselen Tepeli Platosu bu ovayı soğuklardan korur.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri muz, portakal, limon, pamuk, susam, yerfıstığı ve sebzedir. Teraslama metoduyla yapılan bağcılık yaygınlaşmaktadır.Hayvancılık yüksek kesimlerde yaşayanların başlıca geçim kaynağıdır. Bir kıyı şehri olmasına rağmen balıkçılık gelişmemiştir.
İlçe merkezi, Anamur Ovasında deniz kıyısında kurulmuştur. Antalya-İçel karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 223 km mesafededir. Anamur’a ilk yerleşenler Finikelilerdir.Hazret-i Ömer zamânında fethedilmiştir. Muzu ve portakalı meşhurdur. Anamur Hidroelektrik Santralı, ilçenin 2 km doğusunda yer alır.İlçe belediyesi 1863’te kurulmuştur.
Aydıncık:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.022 olup, 7040 ilçe merkezinde, 3982’si köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır.Üzüm, turfanda sebze, muz, yerfıstığı ve turunçgillerdir. Modern seralar vardır.İlçe merkezi,Antalya-Mersin karayolu üzerinde yer alır.Gülnar’a bağlı bucakken, 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Bozyazı:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 31.871 olup, 22.168’i ilçe merkezinde, 9703’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Bakırçay’dır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri muz, portakal, limon, pamuk, susam ve turfanda sebzedir. Yüksek kesimlerde hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır.İlçe merkezi Antalya-Mersin karayolu üzerinde yer alır. Anamur ilçesine bağlı belediyelik köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1966’da kurulmuştur.
Çamlıyayla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.602 olup, 8826’sı ilçe merkezinde, 12.776’sı köylerde yaşamaktadır.İlçe toprakları dağlıktır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Evlerde dokumacılık gelişmiştir.İlçe merkezi aynı isimle anılan yaylada kurulmuştur. Tarsus’a bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Erdemli:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 100.563 olup, 30.042’si ilçe merkezinde, 70.521’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 15, Elvanlı bucağına bağlı 19, Güzeloluk bucağına bağlı 14 köyü vardır.Yüzölçümü 2078 km2 olup, nüfus yoğunluğu 48’dir. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen bunun ardından uzanan dağlardan meydana gelir. Bolkar Dağları kıyıya paralel olarak uzanır. Dağlar yer yer sedir ormanları ile kaplıdır ve akarsu vadileriyle parçalanmıştır. En önemli akarsuyu Sorgun ve Limonlu Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır.Kıyılarda turfanda sebzecilik yapılır.Rüzgâr olmayan kesimlerde Muz yetiştirilir.Turunçgil bahçelerinin büyük kısmı limonluktur.İç kesimlerde buğday, arpa, yetiştirilir. Dağlık bölgelerde geçim kaynağı hayvancılıktır.Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır.Köylerde el dokumacılığı ve sepet örücülüğü eski önemini sürdürmektedir.
İlçe merkezi SorgunÇayının batı kenarında kurulmuştur. Antalya-Mersin karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 35 km mesâfededir. Kıyıları ince kumlu doğal plajlarla kaplıdır. Erdemli, 1953’te Yağlıca ve Elvanlı bucaklarının birleştirilmesi ile ilçe oldu ve belediyesi aynı yıl kuruldu.
Gülnar:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 33.714 olup, 7550’si ilçe merkezinde, 26.164’ü köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 35, Ovacık bucağına bağlı 3 köyü vardır.İlçe toprakları dar kıyı ovası ve bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelir.Güneydoğusunda Taşeli Platosu ve Akcalı Dağları yer alır. Dağlar sedir ormanları ile kaplı olup, küçük akarsu vâdileriyle parçalanmıştır. En önemli akarsuyu Sipahili Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, turfanda sebze, muz, yerfıstığı ve turunçgillerdir. Türkiye’nin en modern seraları ilçededir.İç kesimlerde hayvancılık yapılır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Arıcılık ve ormancılık gelişmiştir. Köylerde el tezgahlarında dokumacılık yaygın olarak yapılır.İlçe topraklarında demir yatakları vardır.
İlçe merkezi, Göksu Çayının güneybatısında, Çam ormanlarıyla kaplı tepelerle çevrili bir düzlük üzerine kurulmuştur. Denizden yüksekliği 800 metredir. Antalya-Mersin karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 199 km mesafededir. Belediyesi 1914’te kurulmuştur.
Mut:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.303 olup, 17.600’ü ilçe merkezinde, 38.703’ü köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 69, Sarıkavak bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 2554 km2 olup, nüfus yoğunluğu 22’dir.İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar, Göksu Çayı vâdisi ile derin bir şekilde parçalanmıştır.Göksu Vâdisinde verimli düzlükler yer alır. Dağların yüksek düzlüklerinde hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır. 
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, üzüm, arpa, yerfıstığı olup ayrıca az miktarda nohut, ciğit, pamuk, kayısı, zeytin ve limon yetiştirilir. Dağlık kesimlerde hayvancılık yapılır. En çok koyun ve kılkeçisi beslenir. El tezgahlarında halı dokumacılığı yaygın olarak yapılır.İlçe topraklarında kireç  taşı yatakları vardır.
İlçe merkezi, yüksek dağlar arasında çanak görünüşünde, denizden yüksekliği 350 m olan bir düzlükte kurulmuştur. Mersin-Konya karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 161 km mesâfededir.İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Silifke:1990 sayımına göre toplam nüfûsu 107.685 olup, 46.858’i ilçe merkezinde, 60.827’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 54, Mağara bucağına bağlı 13, Taşucu bucağına bağlı 9 köyü vardır.Yüzölçümü 2666 km2 olup, nüfus yoğunluğu 40’tır.İlçe topraklarının büyük bölümü plato ve dağlardan meydana gelir.Güneybatısında Akçalı Dağları, orta kesiminde Pusatlı Dağı, kuzeyinde Yüğlük Dağları yer alır. Dağlar köknar, sedir, kızılçam ve ardıç ormanları ile kaplıdır. Dağlardan kaynaklanan suları Limonlu Çayı ve Göksu toplar.Göksu’nun taşıdığı alüvyonlu topraklarla meydana gelen Silifke Ovası ilçenin en önemli düzlüğüdür.
Ekonomisi tarım, sanâyi, turizm ve balıkçılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri, limon, buğday, arpa, üzüm, yerfıstığı,zeytin, elma, portakal ve muz olup, ayrıca az miktarda baklagiller, soya ve badem yetiştirilir.Yüksek kesimlerde küçükbaş, ovalarda ise büyükbaş hayvan besiciliği yapılır. SEKA kâğıt fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.Kıyı kesimlerinde yaygın olarak balıkçılık yapılır.
İl merkezi,Orta Torosların eteğinde Göksu Irmağı kıyısında kurulmuştur. Antalya-Mersin ve Konya-Mersin karayolları ilçeden geçer. İl merkezine 84 km mesâfededir.Tabiî güzellikler ve târihî eserler bakımından zengin olan ilçe aynı zamanda bir turizm merkezidir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Tarsus: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 290.633 olup, 187.508’i ilçe merkezinde, 103.125’i köylerde yaşamaktadır.Merkez bucağına bağlı 83, Gülek bucağına bağlı 32 köyü vardır.İlçe topraklarının kuzeyi dağlık, güneyi ise ovalık araziden meydana gelir. Dağların yüksek kesimlerinde sayfiye ve hayvancılık açısından önemli yaylalar vardır.Tarsus Ovasındaki Karabucak bataklığının kurutulması için yapılan çalışmalar neticesinde 885 hektarlık alanda bir Okaliptüs ormanı kurulmuştur. Dağlardan kaynaklanan suları Tarsus Çayı ve Seyhan Irmağı toplar.Tarsus Çayı üzerinde Berden Barajı, Kadıncık Deresi üzerinde ise Kadıncık I ve Kadıncık II hidroelektrik santralleri kurulmuştur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çiğit, üzüm, pamuk, portakal, limon, arpa ve soğan olup, ayrıca az miktarda, yerfıstığı ve baklagiller yetiştirilir. Turfanda sebze yetiştiriciliği yaygındır.Tavukçuluk ve arıcılık gelişmiştir.Orman köylerinde oturanlar orman işçiliği yaparak geçimlerini sağlarlar. İplik, konserve, çırçır, un, nebati yağ, sabun, boya yedek parça, hazır giyim fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Tarsus Ovasında, denizden içeride Tarsus Çayı kenarında kurulmuştur. Ankara -Adana karayolu ve Mersin Adana demiryolu ilçeden geçer.İl merkezine 27 km mesafededir.Türkiye’nin İskenderun’dan sonra ikinci büyük ilçesidir. Belediyesi 1872’de kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
İçel’de târih ve tabiat bir arada olup, kucaklaşmıştır.Pekçok târihî eser vardır.
Anamur Kalesi: Üçüncü asırda Romalılar tarafından yapılmıştır. Karamanoğulları devrinde tâmir edilmiştir. Günümüzde büyük kısmı sağlamdır.
Silifke Kalesi: Yüksek bir kayanın üzerinde eski devirlerde Ermeni kralları yaptırmıştır. 23 kule ve burcu vardır.
Mut Kalesi: Kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Dört kulesi ve yeraltı tünelleri vardır. Şimdiki şekli Karamanoğlu mîmârî özelliklerini taşımaktadır.
Eski Câmi: İl merkezinde çarşı içindedir. 1870’de yapılan câmi, Osmanlı devrinin en önemli yapısıdır. 1901 ve 1943’te tâmir görmüştür.
Lâl Ağa Câmii: Mut ilçesindedir. 1356-1390 târihleri arasında Karamanoğlu komutanlarından Lâl Ağa tarafından yaptırılmıştır.Kare plânlı ve kubbeli bir eserdir. Büyük kubbesi ile meşhurdur.
Eski Câmi: Tarsus’tadır.On beşinci asır başlarında Ramazan Beyin oğlu Ahmed Bey yaptırmıştır. Eskiden burada kilise (katedral) bulunuyordu. Minâre eklenerek câmiye çevrilmiştir.
Ulu Câmi:Tarsus ilçesindedir. 1579’da Ramazanoğullarından Pîrî Paşanın oğlu İbrâhim Bey tarafından yaptırılmıştır.Türk-İslâm sanatı bakımından Tarsus’un en önemli eseridir.Tek şerefeli minâre, câmiden önce yapılmıştır.
Eshâb-ı Kehf Mağarası:Tarsus’un 14 km güneybatısında bulunan bir mağaradır.Çok ziyâret edilen bir yerdir. Eshâb-ı Kehf Mağarası yanında bulunan mescidi, Sultan Abdülazîz Hanın annesi Vâlide Sultan 1873’te tâmir ettirerek câmi hâline getirmiştir.
Lokman HâkimTürbesi:Tarsus Ulu Câmi yanında  kabr-i şerîfinin olduğu rivâyet edilirse de kesin değildir. Bu zâd Dâvûd aleyhisselâm zamânında Umman tarafların da yaşamıştır.
Hazret-i Şit Türbesi: Tarsus Ulu Câmi yanında kabr-i şerîfi olduğu rivâyet edilirse de kesin değildir. Hazret-i Şit, hazret-i Âdem’in oğludur.
Yarımca Hanı: On üçüncü asırda Selçuklular tarafından yaptırılmış olup, Mut civârındadır.
Dâvûd Paşa Hanı: On dördüncü asırda Karamanoğulları tarafından yaptırılmıştır. Mut’ta olup, otuz iki odalıdır.
Kızkulesi: Mersin-Silifke arasında kıyıya yakın küçük bir ada üzerinde kurulmuştur.Çok eski devirlere âit bir kaledir.Cem Sultan,Rodos’tan döndüğü zaman burada kalmıştır.
Korykos Harâbeleri:Kızkulesi’nin karşısındadır.Korykos şehri Hitit devrinden beri yerleşim merkezi olmuştur.Harâbeler arasında saray, tiyatro, tapınak ve bir çok eser vardır.
Narlıkaya Mağarası:Silifke’dedir. Döner bir merdivenle inilir.İçinde çok güzel manzaralı sarkıt ve dikitler vardır.
Cennet ve Cehennem Mağaraları: Cennet ve Cehennem Obrukları ismi ile halk arasında anılan bu mağaraların içinde târihî eserler de vardır. Her iki mağara da, jeolojik bir çökme sonucu meydana gelmiştir. Cennet Mağarası ismi ile anılan 275x125 m ebâdında ve 135 m derinliğindedir. İçine Romalılar devrinde yapılmış dar bir merdivenle inilir. Batı ucunda Bizanslılardan kalma kilise ile akarsu vardır. Cehennem Obruğu (Mağarası) ismi ile anılan mağara ise, 50x75 m ebadında ve 120 m derinliğinde olup, ağzı dar, duvarları içbükey olup, korkutucu bir manzarası vardır. Bizanslılar bu mağaraya günahkâr saydıkları kişileri atarlarmış. Cennet Obruğunun gerisinde büyük mezarlara devrin meşhurları gömülürdü. Mağara etrâfı yemyeşil zeytinliklerle örtülüdür. Yer altından da buz gibi bir su akmaktadır. Cennet Çukurunun içi yeşillik ve içinde soğuk pınar vardır. Cennet ve Cehennem mağaraları için çeşitli efsâneler anlatılır. Her sene 125 bin kişinin gezdiği Cennet ve Cehennem mağaralarının aydınlatılması ve asansör yapılması için çalışmalar vardır. Bu mağaralar astımlı hastalara iyi gelmektedir.
Kanlıdivane: Mersin-Silifke yolu üzerinde, Mersin’e 45 km uzaklıkta büyük bir obruğun çevresinde kurulmuştur. Kalıntılar arasında kabartma kayalar, lahitler, sarnıç, bazilikalar ve çok sayıda ev vardır. Şehir, Bizanslılarla Ermeniler arasındaki savaşlarda yıkılmıştır.
Justinianus Köprüsü: Tarsus’ta Bizans İmparatoru Justinianus yaptırmıştır. İşlek bir yerdedir. Geçenlerden baç (vergi) alındığından, halk arasında Baç Köprüsü adıyla bilinmektedir.
Roma Hamamı: Tarsus’da eski Câminin yanındadır. Kalıntıları halk arasında altından geçme diye adlandırılmıştır.
Roma Hamamı: Mersin’e 5 km uzaklıkta Karaduvar köyündedir. Romalılardan kalma olup, mozaikleri çok değerlidir.
Şahmeran Hamamı:Tarsus’ta Makam Câmii yakınındadır.Ramazanoğulları döneminde,Romalılardan kalma temellerin üzerine yeniden inşâ edilmiştir. Efsânelere göre, yılanların pâdişâhı Şahmeran’ın başı burada kesilirken, sıçrayan kan duvarlarda kızıl leke bırakmıştır.Hamamda, çıkmayan kızıl lekeler vardır.
Gözlükule:Tarsus’un güneyinde yer alan höyük ve yamacındaki eski şehir deniz kenarındaydı. Bu höyük toprak doldurularak Mısır kraliçesi tarafından yaptırılmıştır.Kleopatra, gemisi ile buraya yanaşmıştır. Höyükte yapılan kazılarda pitkos denilen büyük zâhire küpleri, iki kulplu kadehler ve pekçok eşyâ bulunmuştur. Kleopatra ile Roma konsülü Marcus Antonius burada buluşmuşlardır.Kale kapısına Kleopatra kapısı denilmektedir.
Mesîre yerleri:İçel tabiî güzellikler bakımından çok zengindir.Herbiri ayrı güzellikte çok sayıda mesîre yeri vardır. Suları bol, manzarası güzel ve ulaşım imkânı kolay olan bu mesîre yerleri, her mevsimde özellikle ilkbaharda çok güzeldir.
Erdemli Çamlığı,Mersin-Antalya karayolu üzerinde Erdemli’ye iki km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Deniz ile ormanın yeşilliğinin bütünleştiği güzel bir mesîre yeridir.
Çamdüzü:Silifke’ye beş km uzaklıkta, Deniz kıyısında bir ormanlık olup çok güzel bir mesîre yeridir.
Pullu:Anamur-Silifke karayolu üzerinde orman ile denizin bütünleştiği çok güzel mesîre yeridir. Anamur’a yedi km uzaklıktadır.
Karabucak:Mersin-Adana karayolu üzerinde okaliptus ağaçları ile kaplı orman içi dinlenme yeridir. Bir zamanlar bataklık olan bölge, memleketimizde yetiştirilerek meydana getirilen tek okaliptus ormanıdır.
Gümüşkum: Mersin-Silifke karayolu üzerinde,Mersin’e 16 km uzaklıkta deniz kıyısındadır.Çam ağaçları ile kaplıdır.
Esentepe:Mersin’e 10 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeridir. Manzarası çok güzeldir.
İçmeler ve kaplıcalar:İçel şifâlı su kaynakları bakımından zengin olmasına rağmen, bu kaynakların çoğunda tesis yoktur. Bilinen şifâlı suların bâzıları şunlardır:
Mersin(Güneysu, Güneyyolu) İçmesi: Mersin’e 12 km uzaklıkta, Toros Dağlarının eteklerinde çıkmaktadır.İçme yoluyla alınan sular, müshile etkilidir.Çamur’u ise deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Akçakocalı İçmesi:Tarsus ilçesine 10 km uzaklıkta Akçakocalı köyündedir. 16°C sıcaklığa sâhip olan su, müshil etkilidir.
Keşbükü İçmesi:Tarsus’a 20 km uzaklıkta Keşbükü köyündedir. Bir çam ormanı içinde kaynayan su, müshil etkilidir.
Saparca Ilıcası:Silifke’ye 27 km uzaklıkta Göksu Irmağı kıyısındadır. 37°C sıcaklıktaki su, romatizma, mîde ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir.
Hocantı Kaplıcası:Mut’a 15 km uzaklıkta Hocantı köyü yakınındadır. Deri hastalıkları ile romatizmaya iyi gelmektedir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kocaeli Hakkında Bilgiler

KOCAELİ
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 3626 km2
Nüfûsu           : 936.163
İlçeleri           : Merkez, Gebze, Gölcük, Kandıra, Karamürsel, Körfez.
Marmara bölgesinde, İzmit Körfezinin güney ve kuzeyinde yer alan bir ilimiz. Kuzeyinde Karadeniz, batıda İstanbul, doğuda Sakarya, güneyde Bursa ile çevrilidir. Toprakları 29°22’ ve 30°21’ doğu boylamları ile 40°30’ ve 41°13’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Trafik numarası 41’dir.
İsminin Menşei
Osmanlı Devleti İzmit ve civârını Orhan Gâzi zamanında 1337 yılında fethetmiştir. Bölgeyi fetheden Türk ordusunun komutanı Akça Koca idi. Bu komutana duyulan sevgi ve hürmetin bir ifâdesi olarak “Koca ili” denmiştir. Zamanla bu ad “Kocaeli” şekline dönüşmüştür.
Târihi
Kocaeli’nin tarihi Frikyalılara dayanır. M.Ö. sekizinci asırda Magaralılar İzmit Körfezinin ucuna yerleşmişlerdir. “Astakos” ismini verdikleri bir kent kurmuşlardır. Balkanlardan gelen Traklar muhtelif tarihlerde bu bölgeye gelmişlerdir. M.Ö. üçüncü asırda Trakya Kralı Lysimacos “Astakos” kentini tahrip etmiştir. Bu bölgenin tarihi Frikyalılardan da eski olup, M.Ö. üç bin sene “Sit” ve “As” ismi verilen kavimler “Astrk” ismi verilen liderleri altında bu bölgede yerleşip İzmit şehrini kurmuşlardır.
Traklardan sonra bu bölge Perslerin istilasına uğramış ve M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender bu bölgeyi Perslerden alıp Makedonya’ya ilhak etmiştir.
Makedonya Kralı İskender’in ölümünden sonra bu bölge Bitinya Krallığının eline geçmiştir. Bitinya Kralı Birinci Nikomed M.Ö. 262 senesinde şimdiki İzmit şehrini kurmuştur. Şehre kendi ismini vererek “Nikomedya” demiştir. Krallığın başkenti yapmıştır.
Kartaca hükümdar ve komutanı Anibal Roma Devletine karşı yenilince M.Ö. 148’de Bitinya’ya sığınarak burada ölmüş ve Gebze’ye gömülmüştür. Zaman zaman Bergama Krallığı bu bölgeye saldırmıştır.
M.Ö. 2. asırda Bitinya Krallığı Roma’ya tabi olmuş, M.Ö 74’te Roma bu krallığı ilhak etmiştir. M.S. 258’de Gotlar ve M.S. 284’te İranlılar bu bölgeyi ve İzmit şehrini yakıp yıkmışlardır.
Roma İmparatoru Diocletianus, İzmit’i imar etmiş ve Roma İmparatorluğunun başkenti yapmayı tasarlamış ise de ömrü kafi gelmemiştir. Roma İmparatoru Konstantin, Roma İmparatorluğunun başkentini İstanbul’a nakletmiş ve kendisi İzmit’te ölmüştür. Roma İmparatoru Justinianus da İzmit’i imar etmiştir. Roma İmparatorluğu M.S. 395 senesinde ikiye bölününce bu bölge, Anadolu gibi Doğu Roma olan “Bizans”ın payına düşmüştür.
M.S. 7. asırda İslam orduları İstanbul’u feth için geldiklerinde yolları üzerinde bulunan bu bölgeyi fethetmişler fakat ellerinde devamlı tutamamışlardır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleymân Şahın Türk orduları bu bölgeye de geldiler. Anadolu Selçuklu Devleti kurulunca İznik başkent oldu. İzmit ve civarını fethettiler.
1097’de Haçlı seferinde Haçlı ordusu İznik’i ele geçirince Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti Konya’ya nakledildi.
1204’te Lâtinler İstanbul’u işgal edince Bizanslılar başkentlerini İznik’e naklettiler. Latinler İzmit ve civârını da elegeçirdiler. Bizanslılar 1207’de İzmit’i Lâtinlerden geri aldılar.
Kocaeli ancak Osmanlı Devletinin fethi ile kesin şekilde Türk hakimiyetine girmiştir. Orhan Gâzi 1331’de İzmit’i kuşatmış fakat Bizans İmparatoru büyük bir kuvvetle gelince Orhan Gâzi muhasarayı kaldırmıştır.
1337’de Orhan Gâzi zamanında Akça Koca emrindeki Türk ordusu İzmit ve çevresini fethetmiştir. Orhan Gâzi İzmit’i il olarak büyükoğlu Rumeli Fâtihi Veliaht-Şehzâde Gâzi Süleymân Paşaya vermiştir. Akçakoca Karadeniz’e kadar bütün bölgeyi fethetmiştir. Böylece ilk defa Karadeniz sahiline inilmiştir.
28 Temmuz 1402’de Ankara Meydan Savaşında Yıldırım Bâyezîd’in ordularını yenen Timur’un ordusu İzmit’e kadar gelmiş ve İzmit’i ele geçirmişlerdir. Timur’un geri çekilişinden sonra “Fetret Devri”nde Osmanlı şehzâdeleri arasında saltanat kavgasından faydalanan Bizans, İzmit’i geri almıştır.
1419’da Gâzi Timurtaşoğlu Umur Bey, Pereke, Gebze, Pendik, Kartal gibi İzmit’i yendien fethederek Bizans’tan geri almıştır.
1481 senesinde Fâtih Sultan Mehmed Han büyük bir ordu ile İtalya üzerine sefere çıkarken, İzmit’in Gebze ilçesinde şehid olmuştur.
Târihte isim yapmış Fâtih Sultan Mehmed Han, Anibal ve Konstantin İzmit’te vefât etmişlerdir.
Osmanlı devrinde İzmit bir sancak (il) merkezi olmuştur. Bu sancak önce Hüdâvendigar eyaletine sonra Kaptan Paşa eyaletine ve İstanbul’a, Tanzimattan sonra bağımsız bir sancak olarak Dahiliye nezaretine bağlanmıştır. Adapazarı, Kandıra, Karamürsel, Yalova Gebze kazaları 1888’de kurulan Kocaeli bağımsız sancağına bağlanmıştır.
Osmanlı devrinde İzmit, Üsküdar’dan doğuya giden büyük ticaret yolu üzerinde önemli konaklardan biri olmuştur. Şehirde birçok ticaret hanları ve kervansaraylar yapılmıştır. Osmanlı Devletinin ilk tersânesi İzmit’te kurulmuştur. Bu tersânede savaş ve ticâret gemileri yapılırdı. Tersanede on dokuzuncu asrın ikinci yarısına kadar faaliyet gösterilmiştir.
On dokuzuncu asır başlarına kadar tuz işletmeleri bölgenin başlıca gelir kaynağı idi. Askerî kumaş ve fes fabrikası da İzmit’te bulunuyordu. İzmit kereste ticâretinin büyük merkezlerinden ve pazarlarından biriydi.
Evliya Çelebi eserinde, 1640 yılında şehirde 1100 dükkan ve 200 kereste deposu bulunduğunu ve mühim ticaret merkezi olduğunu kaydeder.
Birinci Dünya Harbinden sonra 6 Temmuz 1920 ile 27 Haziran 1921 arasında 11 ay 22 gün (244 gün) İngiliz ve Yunan işgalinden sonra yeniden geri alınmıştır.
1924’te İzmit, Kocaeli’nin il merkezi oldu. 1954’te Adapazarı il haline getirilince, Karasu, Akyazı, Hendek, Koceli’nden ayrılarak Sakarya’ya bağlandı.
Cumhuriyet devrinde Gölcük Türk donanmasının en mühim üssü hâline getirildi ve modern tersâneler, târihî İzmit tersânesinin yerini aldı. Kocaeli Türkiye’nin en önemli sanâyi merkezlerinden biri hâline gelmiştir. İzmit, Türkiye’nin İstanbul’dan sonra en gelişmiş bir sanâyi merkezidir.
Fizikî Yapı
Kocaeli il topraklarının % 74’ü platolardan, % 19’u dağlardan ve % 7’ye yakını ovalardan ibarettir. Dağlar umumiyetle ormanlarla kaplıdır.
Kocaeli toprakları jeolojik olarak üç bölüme ayrılır. Kuzeydeki Kocaeli Yaylası, Karadeniz’e inen derelerle yarılır. Kocaeli Yaylasının güneyinde, çöküntü alanlar ve bu çöküntü alanın güneyinde uzanan Saman Dağları yer alır.
Dağları: Kocaeli ilinin başlıca dağları Samanlı Dağlar olup 130 km uzunluğunda ve 30 km genişliğindedir. İlin en yüksek noktası bu dağlar üzerinde Keltepe (Kartepe) (1606 m)dir.
Diğer dağlar Dikmendağı (1387 m), Naldöken Dağı (1125 m), Noydağı (917 m), Karatepe (530 m) ve Çene Dağı (646 m)dır. Derelerin açtığı vâdilerle meydana gelen platolar bazı yerlerde yarılı bazı yerde dalgalı bir yayla görünümünde olup il arazisinin % 74’ünü kaplar.
Ovaları: Kocaeli’nde ovalar azdır. Bunlar akarsuların taşıdığı alüvyonlarla meydana gelmiş düzlüklerdir.
İzmit Ovası: İzmit Körfezi ile Sapanca bölgesi arasında yer alır.
Altınova (Hersak Deltası) üzerinde 15-29 m yükseklikte üç tepe vardır.
Akarsuları: Kocaeli il sınırları içindeki akarsuların uzunluğu 50 km’den azdır.
Çayırova Deresi: İzmit Körfezine dökülür. Uzunluğu 8 km’dir.
Dilova Deresi: İzmit Körfezine dökülür. Uzunluğu 12 kilometredir.
Değirmendere Suyu: İzmit Körfezine dökülür.
Taşköprü Deresi: Karadeniz’e dökülür. Uzunluğu 35 kilometredir.
Kocadere: Karadeniz’e dökülür. Uzunluğu 50 kilometredir.
Ağva Deresi: Karadeniz’e dökülür. Uzunluğu 45 kilometredir.
Yulaflı Dere: Karadeniz’e dökülür.
Ayrıca Asardere, Beyoğlu (Kavaklı) Deresi, Karınca Dere, Örcün Deresi, Halideresi ve Uşaklı Deresi diğer dereleridir.
Göller: Sapanca Gölü: Kocaeli Sakarya arasında sınır teşkil eder. 42 km2lik gölün 7 km2lik kısmı Kocaeli sınırları içindedir. Gölün suyu tatlı ve berraktır. Sazan, turna, yayın ve karagöz balıkları vardır. Göl kenarının manzarası çok güzeldir.
Hersek Gölü: Karamürsel ilçesindedir. Yüzölçümü 1,5 km2dir. Kıyıları bataklıktır.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliği gösterir. Kışlar kısmen ılık ve yağışlı, yazlar sıcak ve az yağışlı geçer. Kar yağışı toprağın karla örtülü gün sayısı 10 günü geçmez. Senelik yağış miktarı bölgelere göre 768-1153 mm arasında değişir.
Bitki örtüsü: Dağlar ormanlarla örtülüdür. İl topraklarının % 60’a yakını orman, fundalık, maki, zeytinlik ve kavaklık ile kaplıdır.Kavak ağaçları Seka’nın kağıt fabrikasında hammadde olarak kullanılır. İl topraklarının % 30’u ekili-dikili alanlar, % 7’si çayır ve mer’alar ve % 3’e yakını tarıma elverişsiz alanlardan ibarettir. Bitki örtüsü Akdeniz ve Karadeniz bölgesi özelliğini taşır.
Ekonomi
Kocaeli Türkiye’nin en hızlı gelişen, sanâyileşen bir ilidir. Türkiye’nin İstanbul’dan sonra en büyük sanayi merkezidir. Gayri sâfî hâsılasında sanayi sektörünün payı % 70’i aşmıştır. Bilhassa imâlât sanayi büyük ölçüde gelişmiştir.
Tarım: Kocaeli’nin iklimi ve toprağı tarıma çok müsâittir. Fakat tarım alanları oldukça azdır, 113,000 hektar olup 100 bin hektara doğru azalmakta, tarıma elverişli arazide sanayi tesisleri yapılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı, tütün ve ketendir. İzmit Körfezinin çevresi sebze ekimine çok müsaittir. Senede 100 bin tona yakın sebze yetiştirilir. Domates, lahana, ıspanak, bakla, kereviz ve enginar en çok yetişen sebzelerdir. Kocaeli’nde meyvecilik te çok önemlidir. Başta elma olmak üzere kiraz, vişne, erik, şeftali, fındık, üzüm ve dut çok yetişir. Pişmaniyesi, kirazı ve fındığı, İzmit çene suyu meşhurdur.
Pişmaniyesi dünyâca ünlüdür. Un, şeker ve yağdan yapılır. Keten helvası gibi teltel olur. Yarımca ve Darıca’nın kirazı tatlı, sulu ve al renkli olup büyük tanelidir. Değirmendere’nin fındığı meşhurdur.
Hayvancılık: Kocaeli’nde çayır ve mer’alar azdır. Mer’a hayvancılığı gerilemekte, fakat besicilik gelişmektedir.
Ormancılık: Kocaeli orman bakımından oldukça zengin sayılır. İl topraklarının % 38’i ormanlarla kaplıdır. Ormanlardaki ağaçların çoğunluğu karaçam, kızılçam, kayın, meşe, kestane ve gürgendir. 65 köy orman içinde ve 132 köy orman kenarındadır. Her sene 60 bin m3 sanâyi odunu ile 355 bin ster yakacak odunu elde edilir.
Sanâyi: Kocaeli sanâyide Türkiye’nin İstanbul’dan sonra en fazla gelişmiş olan bir sanâyi merkezidir. Kimyâ ve kâğıt sanâyiinde Türkiye’nin merkezidir. Türkiye’nin en büyük kâğıt fabrikası, en büyük tersanesi ve en büyük lastik fabrikası bu ildedir. 1980’de iki bine yakın iş yerinin 450’si 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yerleri idi. Kocaeli’nde çok sayıda olan sanâyi tesislerinin başlıcaları şunlardır: TÜPRAŞ, İGSAŞ, PETKİM, FENİŞ, RABAK, NASAŞ, Sarkusyan, Çolakoğlu AEG, Eti, Tesan, Makina Tarım Endüstri, Bayer Tarım İlaçları Fabrikaları, Hereke Mensucat, Çiftçi Ağaç Sanâyii, Gübre Fabrikası, Türk Henkel Fabrikası, Çamtuğ Fabrikası, Shell Fabrikası, İpragaz, Aygaz, Ocakgaz, Mutfakgaz, Milangaz, Çamgaz, Çayırova Cam Fabrikası, İzocam Fabrikası, Eternit Fabrikası, Aslan Çimento Fabrikası, Nuh Çimento Fabrikası, Muzaffer Ünsal Porselen ve Çini Fabrikası, Türk Kablo Fabrikası, Türk Otomotiv Fabrikası, Sümerbank Boru Fabrikası, Antibiyotik İlaç Hammaddeleri Sanâyii A.Ş. Süperfosfat, Kablo, Çelikhalat ve Halıcılık Tesisleri, Brisa, Good-Year ve Pirelli Lastik Fabrikaları, dokuma, giyim, gıda ve orman ürünleri sanâyii tesisleridir. 1966’da açılan sanâyi sergisi 1971’de Kocaeli Sanâyi Fuarına dönüşmüştür.
Ulaşım: Kocaeli ulaşım bakımından çok zengindir. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan kara ve demiryolu bu ilden geçer.
İstanbul-İzmit arasındaki karayolu çok şeritli ve gidiş-dönüşlü kısımları bulunan muntazam bir yoldur. Türkiye’nin en kalabalık trafiği İstanbul-İzmit arasındadır. E-5 Karayolu İstanbul’dan sonra İzmit’e ulaşır. İzmit-Adapazarı- Bolu-Ankara güzergahından sonra güneydoğuya yönelir. İzmit’ten ayrılan bir yol körfez güneyini takip ederek Yalova ve Bursa’ya oradan Balıkesir-Manisa- İzmir’e ulaşır. Kocaeli’nin il merkezi İzmit ile ilçeleri arasındaki karayolu çok iyidir. E-6 otobanyolu İzmit’in üst kısmından geçmektedir.
Avrupa’yı Asya’ya bağlayan demiryolu İzmit’in ortasından geçer. İlerde bu yol denizkenarından geçecektir. İstanbul’da Adapazarı ve Eskişehir-Ankara-Sivas- Erzurum-Kars ile Van ve her istikamete giden bütün trenler İzmit’ten geçer.
İzmit ve Derince limanlarından önemli ölçüde ihracat ve ithalat yapılır. Ayrıca kıyıda fabrika iskelelerinde yükleme ve boşaltma yapılır. Körfezin güney ve kuzey kıyıları arasında yolcu taşınır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 936.163 olup, 582.559’u şehirlerde, 353.604’ü köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 3626 km2 olup nüfus yoğunluğu 257’dir. Nüfûsu en fazla artan illerden biridir.
Örf ve âdetleri: Avrupa ile Asya arasındaki yollar üzerinde bulunan Kocaeli bölgesinde Trakya kökenli Bebrikler, Bitinler, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Roma, Bizans, Arap ve Türkler hakim olmuşlardır. Diğer kültürler unutulmuş ve Türk-İslâm kültürü bu bölgede bin seneye yakındır gelişmiş ve hakim olmuştur. Kocaeli’ne Kırım ve Kafkasya Türklerinden ve Karadeniz’den çok sayıda göçmen yerleşmiştir. Folklor ve halk oyunlarında Kafkas oyunlarından, Karadeniz horonu ve Erzurum barına, Ege zeybeğine, Tarakya oyunlarına kadar değişik oyunlar oynanır. Folkloru gibi halk müziği de Kafkas, Kırım, Trakya, Karadeniz ve diğer bölgelerin özelliklerini taşır. Bu bölgeden yetişen meşhur halk şâirleri yoktur. Bölge maniler bakımından zengindir. Eskiden meşhur olan el sanatları, sanayileşme ile birlikte ortadan kalkmıştır. Fakat halı dokumacılığı devam etmektedir. Hereke halıları dünyaca meşhurdur. Mahallî kıyafet ve mahallî yemekler zamanımızın örf ve âdetlerine uymuştur. Sanayileşme ile birlikte eski örf ve âdetler unutulmuştur.
Kocaeli ilinden çok sayıda sporcu, boksör, güreşçi, bisikletçi, tekvandocu, karateci ve diğer spor dallarından kimseler yetişmiştir. Olimpiyat şampiyonu Gazanfer Bilge ve Hasan Gemici bu ildendir.
Eğitim: Kocaeli’nde okulsuz köy yoktur. Okuma-yazma oranı çok yüksek olup, 1985’te bu miktar yüzde 85’i aşmış ve yüzde 90’a ulaşmıştır. İlde 31 anaokulu, 495 ilkokul, 58 ortaokul, 7 meslekî ve teknik ortaokul, 17 lise, 19 meslekî ve teknik lise, Yıldız Üniversitesine bağlı Mühendislik Fakültesi vardır.
İlçeler
Kocaeli’nin biri merkez olmak üzere altı ilçesi vardır.
Merkez (İzmit): 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 377.377 olup, 256.882’si ilçe merkezinde, 120.495’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Kuzeyinde orta yükseklikteki tepeler, güneydoğusunda ise Samanlı Dağları yer alır. Cuhahane Deresi ile Yirmidere başlıca akarsularıdır.
Ekonomisi sanâyi ve tarıma dayalıdır. Kâğıt, gübre, lastik, plastik, tarım ilâçları, ilâç hammaddesi ve ilâç, taşıma araçları ve yedek parçaları, cam, boru, petro kimyâ fabrikaları başlıca sanayi kuruluşlarıdır. İlçede küçük sanâyi oldukça gelişmiştir. Sanayinin hızla gelişmesi tarım alanlarının azalmasına sebeb olmuştur. Başlıca tarım ürünleri buğday, mısır, yulaf, şeker pancarı, elma, ayva, domates, şeftali, erik, kiraz ve üzümdür. Tavukçuluk ve sığır besiciliği yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi, İzmit Körfezinin bitiminde kurulmuştur. İstanbul-Ankara karayolu ile İstanbul-Bursa karayolu ilçede kesişirler. Haydarpaşa-Ankara demiryolu ilçenin ortasından geçer. Marmara bölgesinin İstanbul ve Bursa’dan sonra en kalabalık yeridir. İlçe belediyesi 1871’de kurulmuştur.
Gebze: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 257.076 olup, 159.116’sı ilçe merkezinde, 97.960’ı ise köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi sanayi ve tarıma dayalıdır. Sanâyi kuruluşları, İstanbul-İzmit karayolu boyunca yer alır. Çimento, cam, tekstil, plastik, makina, metal eşya ve metalurji, atomotiv yan sanâyi fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Hereke bucağında Sümerbank Hereke Yünlü Sanâyi Müessesesi en eski sanâyi kuruluşudur. 1843’te kurulan fabrikanın ürettiği halılar dünyâca meşhurdur. Sanâyinin hızla gelişmesi ilçede tarımın gerilemesine sebeb olmuştur. Başlıca tarım ürünleri buğday, yulaf, ayçiçeği, sebze ve meyveler olup, ayrıca az miktarda üzüm ve zeytin yetiştirilir. Modern metodların kullanıldığı tavuk çiftlikleri vardır.
İlçe merkezi İstanbul-Kocaeli karayolu üzeride yer alır. İstanbul ile birleşmek üzeredir. Yönetim açısından Kocaeli’ne bağlı olmasına rağmen, ekonomik açıdan tamamıyla İstanbul’a bağlıdır. İstanbul-Ankara demiryolu ilçenin güneyinden geçer. İstanbul’a 41, il merkezine ise 51 km mesafededir. Eskipazar Topçular arasında düzenli arabalı vapur seferleri vardır. Belediyesi 1903’te kurulmuştur.
Gölcük: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 111.408 olup, 64.911’i ilçe merkezinde, 46.497’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20, Değirmendere bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 199 km2 olup, nüfus yoğunluğu 560’tır. İlçe toprakları kıyı boyunca uzanan dar bir ova ve bunun ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Güneyinde Samanlı Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Değirmendere ile Kazıklı Deresidir. Dağlar ormanlarla kaplıdır.
Ekonomisi sanayi ve tarıma dayalıdır. Ekime elverişli alanlar az olmasına rağmen, rekolte yüksektir. Başlıca tarım ürünleri elma, armut, üzüm, fındık olup, ayrıca az miktarda buğday, mısır, yulaf, fasülye ve zeytin yetiştirilir. Değirmendere’nin fındığı meşhurdur. İlçenin gelişmesinde büyük rol oynayan Tersâne başlıca sanâyi kuruluşudur. Deniz kuvvetlerine ait tersanede, gemi ve denizaltı yapım kızakları, yüzer havuz ile makina, döküm, kaplama, tulumba ve vana, boya sanayi gazları üreten fabrikalar vardır.
İlçe merkezi, İzmit Körfezinin güney kıyılarında denizle dağ arasında kalan denizle ormanın düğümlendiği bir yerde kurulmuştur. İl merkezine 16 km mesâfededir. İzmit-Yalova-Bursa karayolu ilçeden geçer. 1936’da ilçe olan Gölcük’ün belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Kandıra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.975 olup, 10.427’si ilçe merkezinde, 39.548’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43, Akçaova bucağına bağlı 14, Kaymaz bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 933 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları, fazla yüksek olmayan dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İç kesimleri ormanlarla kaplıdır. Karadeniz’e kıyısı olan tek ilçedir.
Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve yulaf olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, fasülye ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Tavukçuluk ve sığır besiciliği gelişmiştir. Süt, peynir, yumurta ve deri başlıca hayvanî ürünleridir. Karadeniz kıyılarında balıkçılık yapılır. Kerpe ve Kefken köylerindeki sahiller, yaz turizmine elverişlidir. İlçe merkezi Sarısu Vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 42 km mesâfededir. On dördüncü asırda Akçakoca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.
Karamürsel: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 55.835 olup, 25.437’si ilçe merkezinde, 30.398’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 31 ve Yalakdere bucağına bağlı 12 köyü vardır. Yüzölçümü 379 km2 olup nüfus yoğunluğu 247’dir. İlçe toprakları dar kıyı ovası ile arkasından yükselen dağlardan meydana gelir. Güneyinde Samanlı Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Yalakdere’dir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, elma, buğday, mısır, armut olup az miktarda ayçiçeği yetiştirilir. Sera çiçekçiliği gelişmiştir. Hayvancılık ve balıkçılık ekonomide önemli yer tutar. Zeytincilik ve bağcılık da önemli gelir kaynakları arasındadır. İl merkezi İzmit Körfezi kıyısında kurulmuştur. İzmit-Yalova karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 34 km mesâfededir. İlçe belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.
Körfez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 84.492 olup, 65.786’sı ilçe merkezinde, 18.706’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi sanâyi ve meyveciliğe dayanır. TÜPRAŞ, PETKİM, Yarımca Porselen, İGSAŞ başlıca sanâyi kuruluşudur. Kirazı meşhurdur. Son yıllarda gelişen konutlaşma meşhur kiraz bahçelerinin yerini almıştır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. İstanbul-Ankara demir ve karayolu ilçeden geçer. İl merkezi ile birleşmiş durumdadır. Merkez ilçeye bağlı belediyelik bir köy iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kocaeli, Karadeniz ve Marmara kıyısında pekçok tabiî güzelliklere ve çoğu Osmanlı devrinden kalma zengin târihî eserlere sahiptir.
Orhangâzi Câmii: 1355’te Şehzade Süleymân Paşa tarafından yaptırılmış olup, İzmit’in en yüksek yeri olan iç kalenin ortasındadır. 1840’da Sultan Abdülmecîd Han tarafından tamir ettirilmiştir.
Pertev Mehmed Paşa Külliyesi: Pertev Mehmed Paşanın vasiyeti üzerine 1572’de yapılmaya başlanmış 1579’da bitirilmiştir. Orijinalliğini günümüze kadar korumuş Mimar Sinan’ın bir eseridir. Külliye, câmi, hamam, çeşme, sıbyan mektebi imâretten meydana gelmiştir.
İmâret Câmi: Tepecik Mahallesinde olup, Mimar Sinan’ın ilk eserlerindendir. Sadece dış cephe duvarları ile minâresi ilk orijinalliğini korumaktadır. 1776 depreminde yıkılan câmi 1872’de tâmir ettirilmiştir.
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi: Gebze ilçesinde, Rumeli Beylerbeyi Çoban Mustafa Paşa tarafından 1523’te Mîmâr Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; câmi, türbe, medrese, imâret, kütüphâne, dârüşşifâ, tekke, kervansaraydan meydana gelmektedir. Câmi, kare planlı olup, beş yüzlü mihrabı mozaiklerle bezenmiştir. Câminin geniş bir avlusu vardır. Külliyenin diğer yapıları bu avlunun etrafında yer almaktadır.
Av Köşkü: Sultan Abdülazîz Han tarafından yaptırılmıştır. Küçük Saray Hünkar Köşkü adlarıyla da bilinir. 1873’te Barok stilinde yapılmıştır. İki katlı olup, cephesi tamâmen mermerlerle kaplıdır. Bir müddet Kocaeli vilâyeti konağı olarak kullanılmıştır. Şimdi müzedir.
Saat Kulesi: İzmit mutasarrıfı Mûsâ Kâzım Bey, İkinci Abdülhamîd’in tahta çıkışının yirmi beşinci senesi anısına yaptırmıştır. Kulenin duvarları renkli mermerlerle kaplıdır.
Kânûnî Süleymân Köprüsü: Gebze ilçesinin doğusunda Dil Deresi üzerindedir. Uzunluğu 65 m olup, üç büyük gözlüdür. Yıkılan korkulukları sonradan tâmir edilmiştir.
Eski eserler:
Nyphaion: M.S. İkinci asırda su perileri adına inşa edilen bir çeşmedir. Anadolu’da bulunan en büyük çeşmelerden biridir. Su kemerleri: Şehrin doğusunda harabe halindedir. bizans devrinden kalmadır. Şehir Surları: Bizans ve Osmanlı devrinde tamir gören bu surların kalıntıları zamanımıza ulaşabilmiştir.
Eskihisar Kalesi: Denize hakim bir noktada yükselen tarihî kale Bizanstan kalmadır. Eski ismi “Lybissa”dır. Kartacalı Anibal’ın mezarı da buradadır. Anibal’ın mezarı: Kartacalı Komutan Anibal’ın mezarı Gebze’dedir. Augustus Tapınağı: Roma çağından kalmadır. Yenidoğan Mahalesindedir.
Mesire yerleri:
Kocaeli, tabiî güzellikler yönünden zengindir. Çok sayıda mesire yeri vardır. Ormanlar ve kıyı şeridinde güzel manzaralı yerler bulunmaktadır. Başlıcaları şunlardır:
Keltepe (Kartepe): İzmit’in 38 km güneyinde Kuzuyayla yöresinde Samanlı Dağlarındadır. Tabiî kaynakları ile meşhur orman içi dinlenme yeridir. Sapanca Gölü ve İzmit Körfezi buradan çok güzel görünür.
Sapanca Gölü: Gölün bir kısmı Kocaeli sınırları içindedir. Kıyılarının manzarası çok güzeldir. İçinde tatlı su balıkları bulunur. Kenarında turistik tesisler vardır. Su sporları yapılır ve gölde sandalla gezilir.
Karamürsel: Körfezin güney kısmındadır. Çok güzel manzaraları meyve bahçeleri, bağları ve dinlenme yerleri meşhurdur.Tabiî plajları çoktur. (:::)ınar Suyu meşhurdur.
Değirmendere: Tabiî güzellikleri fındığı ile meşhurdur. Yazlık ev pansiyon ve otelleri vardır. Denizkenarı temiz ve güzel manzaralıdır.
Bayramoğlu: Üç Burunlar denilen bir yarımada üzerindedir. Turistik tesisleri ve yazlık evleri çoktur. Birbirinden güzel çok sayıda modern ve lüks yalılar ile en lüks sayfiye yeridir.
Kandıra: Karadeniz kıyısındaki küçük koyları kum ve deniz bakımından Türkiye’de nâdir bulunan güzellikler taşır. Deniz ve orman yanyanadır. Kerpe’de oteller, Kumcağız’da konaklama tesisleri vardır. Kerpe köyü tabiî olarak dalgalardan korunduğu için bütün yaz mevsimi boyunca ve günün her saatinde denize girilebilir.
Hersek Gölü: Karamürsel ilçesinin batısında Hersek Burnundadır. Tabiî kumsalları ile ilgi çeken gölde balıkçılık yapılır.
Kerpe ve Kefken: Karadeniz kıyısında ormanlarla denizin kucaklaştığı çok güzel bir dinlenme yeridir. Denizi çok sığ olup, kumu güzeldir.
İçmeler ve kaplıcalar:
Kocaeli, şifâlı su kaynağı bakımından zengin değildir. İlde iki kaplıca vardır.
Yeniköy Yazlık Ilıcası: İzmit’e 15 km uzaklıkta Yeniköy yakınlarındadır. Denize 3 km uzaklıkta olup, cilt hastalıklarına iyi gelir. Tesisleri yetersizdir.
Maşukiye Şifâlı Suyu: Maşukiye köyü yakınındadır. Beton depolara alınan su fayanslarla süslü çeşmelerden akmaktadır. Cild ve mîde rahatsızlıklarına iyi gelir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kırıkkale Hakkında Bilgiler

KIRIKKALE
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 4500 km2
Nüfûsu           : 349.396
İlçeleri           : Merkez, Bahşili, Balışeyh, Çelebi, Delice, Karakeçili, Keskin, Sulakyurt, Yahşihan.
İç Anadolu bölgesinde yer alan bir ilimiz. Kuzeyinde Çankırı ve Çorum, doğusunda Yozgat ve Kırşehir, güneyinde ve batısında Ankara yer alır. Trafik kod numarası 71’dir.
İsminin Menşei
Kırıkkale’nin bugünkü yerinde Cumhûriyetin ilk yıllarında Kırıkköy ile Kale bulunuyordu. Kale ile köyün zamanla birleşmesinden sonra burası Kırıkkale diye anılmaya başlandı.
Târihi
Kırıkkale, Cumhûriyetin ilk yıllarında kurulmuş ve kısa zamanda gelişmiştir. Cumhûriyetten sonra askerî gâye ile Kırıkköy ile Kale arasında silâh fabrikaları kurulmuştur. Zamanla burası gelişerek Kale ve köy birleşmiş ve Kırıkkale ismini almıştır. 1929’da Bucak, 1944’te ilçe merkezi hâline geldi. Askerî silâh fabrikası ilçenin gelişmesinde büyük rol oynadı. 15 Haziran 1989’da il merkezi hâline geldi.
Fizikî Yapı
İl toprakları platolar ve düzlüklerden meydana gelmiştir. İl merkezinin doğusunda Koçubada Dağları, güneydoğusunda Dinek Dağı (Yediler Tepesi 1586 m), güneyinde Kızılada Dağları vardır. İl topraklarından güney-kuzey doğrultusunda geçen Kızılırmak ile Kırıkkale kenti yakınlarında ona karışan Kılıçözü Deresi başlıca akarsularındandır. Kızılırmak’ın geçtiği bölgede Çoruhözü Vâdisi vardır. Ankara sınırında Kızılırmak üzerinde Kesikköprü Barajı yer alır.
İklim ve Bitki Örtüsü
Kırıkkale’de sert kara iklimi hüküm sürer. Kışları soğuk, yazları sıcak geçer. Sıcaklık +39°C ile -21°C arasında değişmekte olup, ortalama sıcaklık 13°C civârındadır. Ortalama yağış miktarı 329 mm’dir. Topraklarının bir kısmı bozuk meşe ormanları ile kaplıdır. Bu ormanlardan elde edilen odun yakacak olarak kullanılır. İl topraklarında kurşun, demir, manganez ve kömür yatakları vardır.
Ekonomi
İlin ekonomisi sanâyi ve tarıma dayanır. Faal nüfûsun % 60’ı aşkın bölümü sanâyide çalışmaktadır.
Tarım: Kırsal kesimde iş gücünün büyük kısmı tarımda çalışmaktadır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve ayçiçeğidir. Sebze ve meyvecilik gelişmiş olup bağcılık da ekonomide önemli yer tutmaktadır. Hayvancılık geleneğe bağlı usullerle yapılır. Sığır, Ankara keçisi, kıl keçisi ve koyun beslenir.
Sanâyi: İlin sanâyisi çok gelişmiştir. Cumhûriyetin îlânından sonra kurulan silâh ve mühimmat fabrikaları ilin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. En önemli sanâyi kuruluşları Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna bağlı Silah Sanâyi Müessesesi Mühimmat Fabrikası, Silah ve Tüfek Fabrikası, Çelik Fabrikası, Çelik Çekme Boru Fabrikası, Barut Fabrikası, Pirinç Fabrikası ve Elektrik Makinaları Fabrikasıdır. İldeki diğer önemli sanâyi kuruluşu Bahşili ilçesi yakınlarında 1987’de kurulan Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye bağlı Orta Anadolu Rafinerisidir. Ayrıca un ve irmik fabrikaları, tuğla-kiremit fabrikaları da vardır.
Ulaşım: Kırıkkale kara ve demiryolu ulaşımı bakımından zengindir. Ankara-Kayseri demiryolu il merkezinden ve Balışeyh ilçesinden geçer. Ankara-Samsun ve Ankara-Yozgat-Sivas karayolu il merkezinden geçer. Ankara’ya 76 km uzaklıktadır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
1990 sayımına göre toplam nüfûsu 349.396 olup 243.378’i il merkezi ve ilçelerde, 106.018’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 4500 km2 olup nüfus yoğunluğu 78’dir.
Örf ve âdetleri: Kırıkkale ilinde İç Anadolu örf ve âdetleri hâkimdir. Erkekler yemeni denilen ayakkabı ve poşu denilen sarık kullanırlar. Kadınlar ise üç etekli entari giymektedirler. Folklorda Oğuz boylarının tesiri görülmektedir. Evlenmede kız bağlama, isteme, takı, çeyiz asma, kına gecesi ve düğün kendi âdetlerine göre farklılık gösterir.
İlçeleri
Kırıkkale’nin biri merkez olmak üzere 9 ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 206.688 olup, 185.431’i ilçe merkezinde, 21.257’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Koçubaba Dağı, güneydoğusunda Dinek Dağları, güneyinde Kızılada Dağları, güneybatısında Kösedağı yer alır.
Ekonomisi sanâyiye dayanır. M.K. E’ye bağlı fabrikalar başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. Bu fabrikalar ilçenin gelişmesinde ve nüfus artışında büyük rol oynamıştır. Kırsal kesimde, tarım başlıca gelir kaynağıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, arpa, üzüm, ayçiçeği ve elma olup az miktarda armut ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi Çoraközü Vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Kayseri demir ve karayolu ilçeden geçer. Ankara’ya 76 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1942’de kurulmuştur.
Bahşili: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.058 olup, 6317’si ilçe merkezinde, 4741’i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kapulukaya Baraj Gölü ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, üzüm, ayçiçeği ve elmadır. TÜPRAŞ’a bağlı Orta Anadolu Rafinerisi başlıca sanayi kuruluşudur. Yumurtalık-Kırıkkale boru hattı ile pompalanan ham petrol, rafineride işlenir. Hayvancılık yaygın olarak yapılır ve en çok koyun ile Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Küre Dağı eteklerinde kurulmuştur. Merkez bucağına bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Balışeyh: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.097 olup, 2078’i ilçe merkezinde, 12.019’u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Güneyinde Dinek Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Çoraközü Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, şekerpancarı, arpa, ayçiçeği ve üzümdür. Hayvancılık gelişmiş olup yüksek kesimlerde koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Çoraközü Çayı vâdisinde kurulmuştur. Ankara-Sivas demiryolu ve Ankara-Samsun karayolu ilçeden geçer. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Çelebi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 9415 olup, 4068’i ilçe merkezinde, 5347’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelmiştir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ayçiçeği ve üzümdür. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. Bâlâ-Kaman kara yolu yakınında kurulmuştur. Keskin ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Delice: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.668 olup, 7415’i ilçe merkezinde, 20.253’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35 köyü vardır. Yüzölçümü 726 km2 olup, nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları genelde platoluktur. Kuzeyinde Karagüney Dağı, güneyinde Dinek Dağı yer alır. Karagüney Dağının eteklerinde ovalık alan vardır. Başlıca akarsuyu Delice Irmağıdır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yaygın olarak bağcılık yapılır. Küçük baş hayvan besiciliğinin yapıldığı ilçede ençok Kıl keçisi bulunur. İlçe merkezi Ankara-Samsun karayolu üzerinde kurulmuştur. Ankara-Yozgat karayolu da ilçeden geçer. 1960’ta ilçe olan Delice’nin belediyesi 1955’te kurulmuştur. Ankara’ya bağlı bir ilçeyken 15 Haziran 1989’da Kırıkkale’nin il olması üzerine buraya bağlandı.
Karakeçili: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 8.699 olup, 6576’sı ilçe merkezinde, 2123’ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kuzeybatısında Küre Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok buğday yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Bâlâ-Kaman karayolu üzerindedir. Ankara’nın Bâlâ ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe yapılarak Kırıkkale’ye bağlandı.
Keskin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 41.732 olup, 20.044’ü ilçe merkezinde, 21.688’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 55 köyü vardır. Plato görünümünde olan ilçe topraklarını Dinek Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuları Kılıçözü Deresi ve Kızılırmak’tır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ayçiçeği ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık önemli geçim kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe topraklarında bentonit ve volframit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Develi Dağının güneyinde Aktepesi ile Kartaltepesi yamaçlarında kurulmuştur. Hititlerden kalma bir yerleşim merkezidir. Yugoslavya ve Romanya’dan gelen göçmenlerin buraya yerleşmesi ile büyümüştür. Ankara-Kırşehir karayolu ilçeden geçer. Ankara’ya bağlı bir ilçe iken, Kırıkkale’nin il olması üzerine buraya bağlanmıştır. Kırıkkale’nin en büyük ilçesidir. İlçe belediyesi 1884’te kurulmuştur.
Sulakyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 18.740 olup, 5754’ü ilçe merkezinde, 12.986’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 741 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Doğu ve güneydoğusunda Karagüney Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, üzüm, mercimek ve ayçiçeğidir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, Ankara keçisi ve kıl keçisi beslenir.
İlçe merkezi Karagüney Dağının kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Eski ismi Konuz’dur. İl merkezine 52 km mesâfededir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. 1960’ta ilçe olan Sulakyurt’un belediyesi 1956’da kurulmuştur. Ankara’ya bağlı bir ilçeyken Kırıkkale’nin il olması üzerine buraya bağlanmıştır.
Yahşihan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 11.299 olup, 5695’i ilçe merkezinde, 5604’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte platoluk alanlardan meydana gelmiştir. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, üzüm ve ayçiçeğidir. Hayvancılık gelişmiş olup koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi, Kızılırmak kıyısında kurulmuştur. Ankara-Kırıkkale karayolu ilçeden geçer. İl merkezine çok yakındır. Merkez ilçeye bağlı belediyelik köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kırıkkale ilinin merkezinde yeni yerleşim merkezlerinden dolayı fazla târihi ve turistik yerler görülmemekle birlikte ilçe ve köylerinin bâzılarında târihî eser bulunmaktadır. İlde bulunan târihî eserlerin bâzıları şunlardır:
Kale: Kırıkköy yakınındadır. Günümüzde yıkık ve harap vaziyettedir.
Çarşı Câmii: Keskin ilçesi çarşı içindedir. 1871’de yapılan eser 1966’da tâmir görmüştür. Taş bileziklerle süslü tuğla minâresi kuzey batıdadır.
Balışeyh Câmii: Balışeyh ilçesinde on altıncı asırda yaptırılmıştır. Üzeri toprak damla örtülüdür. Duvarları yontma ve moloz taştan yapılmıştır.
Hasandede Câmii: Hasandede köyünde Doğan Bey tarafından 1605’te yaptırılmıştır. Bir kaç defa tâmir görmüştür. Kalın duvarları kırmızı ve kahve rengi kesme küfeki taşındandır. Alçıdan mihrabı kabartma geometrik desenlerle süslüdür.
Küçük Şâmil Câmii: Sulakyurt ilçesinin 9 km kuzeyindeki Yeşilyazı köyündedir. 1435’te Şeyh Mehmed Bahaeddîn yaptırmıştır. Câminin batı duvarı bitişiğinde Şeyh Mehmet Bahaeddîn’in türbesi vardır.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kars Hakkında Bilgiler

KARS
İlin Kimliği
Yüzölçümü   : 8911 km2
Nüfûsu           : 349.437
İlçeleri           : Merkez, Akyaka, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim, Susuz.
Doğu Anadolu’nun kapısı serhat şehrimiz ve tarihî savunmaları ile “Gazi” ünvanını alan ilimiz. Erzurum, Ağrı, Ardahan, Iğdır illeri ve Ermenistan sınırı ile çevrilidir. Trafik numarası36’dır. Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir.
İsminin Menşei
Kars’ı İskitlerin “Karasak” boyları kurmuş ve kendi isimlerini bu şehre vermişlerdir. Zamanla, “Karsak” ismi halk diline “Kars” olarak yerleşmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Gürcü dilinde “kapı” mânâsına gelen “karis, kari, kalaki” kelimelerinden “Kapı Şehir”den gelmektedir.
Târihi
Kars’ın bilinen ilk sâkinleri Hurrilerdir. Daha sonra Hititlerin hâkimiyetine girmişlerdir. Hurriler bölgeye “yüksek ülke” veya “yukarı eller” demişlerdir. Bölge, daha sonra Urartuların işgâline uğradı. M.Ö. 8. asırda Kimmerler buradan geçtiler. Asurlar ve Babiller buraya hâkim olamadılar. İskitler M.Ö. 7. asırda bu bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğradı. Dârâ, Kafkasya Seferini buradan geçerek yaptı. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender, Persleri yenerek burasını ele geçirdi. Partlar ve bunlara bağlı Ermeni derebeylikleri zaman zaman bölgeye hâkim oldular. M.Ö. 1. asırda Pontos Krallığını yıkan Romalılar bu bölgeye yaklaştı.
M.S. 2. asırda Romalıların eline geçti. Daha sonra Partlar ve onların yerine geçen Sâsânîler ile Romalılar arasında el değiştirdi. M.S. 395’te Roma ikiye bölününce bu bölge, bütün Anadolu gibi Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bu bölge, Bizans ile Sâsânîler arasında sık sık el değiştirdi ve buradaki derebeyleri bâzan İran bâzan da Bizans’a tâbi oldular.
M.S. 7. asırda İslâm orduları bu bölgeyi fethedince Ermeni derebeyleri, Abbâsî halifelerine tâbi oldular. Bölge ahâlisi, kütleler hâlinde İslâmiyetle şereflenerek, İslâmiyet, Kars ve civarında hızla yayıldı. Türk Sâcoğulları ve onların yerine geçen Şeddâdiler bu bölgeye hâkim oldular ve Ermenilerle mücâdele ettiler. Onuncu asrın ortasında Kars’a 50 km mesâfede Ani şehrini başşehir yapan Ermeni derebeyleri 1044’te Bizanslılar tarafından bölgeden kovuldular. Yirmi senelik Bizans hâkimiyetinden sonra büyük Türk Hakanı Selçuklu Sultanı Alparslan 1064’te Ani’yi fethederek Bizanslıları buradan attı. Kars, Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilen ilk parçası oldu. Bu fetih 1071 Malazgirt Zaferinden yedi sene önce olmuştur.
Türkiye Selçukluları Devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şahın babası Kutalmış Bey, 1049 ve 1053 Anadolu akınlarına giderken Kars’tan geçti. 1058 akınında Selçuklu şehzâdelerinden Yakuti Kars’ın dış mahallelerini fethetti. Sultan Alparslan, 1068’de Ardahan’ı fethetti. Alp Arslan’ın oğlu  SultanMelikşah, Kars’ı geri almak isteyen Bizanslıları 1080’de yenerek bu bölgeyi Erzurum’u merkez yapan Saltukoğullarına verdi. 1124’te Gürcüler, Ani ve Kars’ı ele geçirince, Saltukoğulları 1153’te Kars’ı geri aldı.
1226’da Celâleddin Harezmşah, Ani’yi kuşatmış fakat alamamıştır. Tiflis’i fethetmiştir. 1239’da Moğollar Kars ve Ani’yi alarak, Gürcüleri buradan uzaklaştırmışlardır. Sırasıyla İlhanlılar, Celâyirliler, Tîmûrlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular bölgeye hâkim oldular. Tîmûr Han, 1394, 1400 ve 1403’te Kars’tan geçti. Safevîler, Akkoyunlu İmparatorluğunu yıkınca, mîrasına konarak Kars’a hâkim oldular. Bu sırada Osmanlı Devletinin sınırları da Kars’a dayanmıştı. Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Seferinden dönerken Kars Kalesi yakınında konakladı. Kars ve çevresi, 1534’te Kânûnî Sultan Süleyman Hanın ilk yıllarında Safevîlerden Osmanlılara geçti.
Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti arasındaki stratejik çarpışmalar, Kars bölgesinde cereyan etti. 1548’de Sultan Süleyman Han, Kars Kalesini tahkim ettirdi. Safevîler, zaman zaman Kars’a saldırdılar. Sultan ÜçüncüMurâd Han, 1579’da birkaç hafta içinde Kars şehrini yeni baştan inşâ ettirip, kale, sur, câmi ve her türlü tesisleri yeniden yaptırdı, böylece 16. asırda Türk ordusunun istihkâm sınıfı burada parlak bir imtihan verdi. Kars, Osmanlıların askerî bir üssü ve serhat şehri oldu. 1604’te Safevîler, âni bir hücumla Kars’ı işgal ettilerse de tekrar çıkarıldılar. 1616’da Kars Kalesi yeniden geniş ölçüde tahkim edildi. Sultan Dördüncü Murâd Han, Revan Seferinde buradan geçti ve Kars’ı yeniden îmâr etti. On yedinci asırda Kars ve Çıldır, iki ayrı beylerbeyliğin merkezleri oldular. 29 Mayıs 1664’te başlayan ve bir hafta devam eden zelzele büyük zarar verdi. 1734’te Nâdir Şah Avşar, Kars’ı iki defa, 1744’te üçüncü defa kuşattı ise de alamadı. 1807’de Ruslar, Kars’a kadar yaklaştı fakat Osmanlı ordusu, Rusları yenerek, Tiflis’e geri çekilmek mecburiyetinde bıraktı. 1821-1823 arasında İranlılar, Kars topraklarına akınlar yaparak Osmanlıları yıprattılar. Sonra da Ruslar, saldırarak 15 Temmuz 1828’de Kars’ı işgal ettiler. 8 ay sonra Edirne Muâhedesi ile Kars’ı terk ettilerse de Kars’ın üçte ikisini ve târihi bütün eserlerini, câmi ve türbeleri imhâ ettiler. 1853-1856 Kırım Harbinde bu bölgede büyük savaşlar oldu. Rusların 29 Eylül 1855 taarruzu Kars halkının (genç, yaşlı, erkek, kadın ve hatta çocukların) desteği ile Müşir Mehmed Vâsıf Paşa emrindeki Türk ordusu tarafından geri püskürtüldü. Bu zaferin hatırası olarak altın, gümüş ve bronz“Kars 1272” madalyaları bastırıldı ve Kars şehrine “Gâzi” ünvanı verildi. Halk üç sene vergi ve askerlikten muaf tutuldu. Ruslar, 1856’da Paris Antlaşması ile bu bölgede 5 ay kaldıktan sonra geri çekildiler. Kars çevresinin ikinci Rus işgali böylece sona erdi.
Doksanüç Harbi denen 1877-1878 Türk-Rus Harbinde Kars çevresinde dünyâ çapında önem taşıyan muhârebeler olmuştur. Bu târihte Kars 20 bin nüfuslu ve 25 câmili bir kale şehriydi. Müşir Gâzi Ahmed Muhtâr Paşa, sayıca üstün Rus kuvvetlerini üç meydan muhârebesinde yendi. Bunun üzerine komutanını Rus Çarı azletti. Müşir Gâzi Muhtâr Paşa dördüncü bir savaşa girmedi. Osmanlı ordusu kazansa bile ordunun zâyiâtı ile bütün doğu bölgesi Rusları durduracak bir güçten mahrum kalacaktı. Böyle stratejik sebeplerle orduyu Erzurum’a geri çekti. Bu sebeple Kars, 18 Kasım 1877’de üçüncü defa işgal edilmiş oldu. Ruslar, üç gün üç gece Kars’ı yağma ettiler. Bütün câmi, türbe ve târihî eserleri imhâ ettiler ve Müslüman Türk halkını korkunç bir katliam ile öldürdüler. Kars’ı, Tiflis’te bulunan Kafkasya Umûmî Vâliliğine bağladılar. 1878-1881 arasında üç yıl içinde 82.000 Türk, Kars’ı terk edip, Erzurum çevresine yerleşti. Bunun 11.000’i Kars’ın içindendi. Ruslar, Kars’a Ermeni, Rum, Süryânî, Eston ve hattâ Ukraynalı yerleştirdiler. 1897’de Kars’ta yüzde 51 Türk kaldı; 1914’te Türklerin miktarı yüzde kırka indi. Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Kars Türklerini Osmanlı ordusuna yardım ediyor diyerek katlettiler. Bu katliamdan sadece 22.000 Türk kurtularak Bakü’deki Müslüman Cemiyetinin himâyesinde yaşadılar. Azerbaycanlı Türkler soydaşlarına sâhip çıktılar.
1918 başında Osmanlı ve müttefiklerine yenilen Rusya, silâhlarını bırakıp, Brest-litovsk Muâhedesi (Antlaşması) ile Kars, Artvin ve Batum’uOsmanlı Devletine terk etmiştir. Az sonra İngiltere ve müttefikleri gâlip gelince, İngilizler bu antlaşmayı kabul etmeyip, Ruslar ve İngilizler Kars’a Ermeni doldurup, Kars’taki bütün Türkleri katlettirdiler. Bu katliamdan sâdece üç Türk kurtuldu. Posof ve Ardahan’ı Gürcüler işgâl ettiler.
Türk İstiklâl Harbinde 15’inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 30 Ekim 1920’de Kars’ı kurtardı. Kars Kalesine şanlı Türk Bayrağını 34. Alay subaylarından Yüzbaşı Abdurrahman Bey “Besmele-i şerif” ile yeniden çekti. Rusya 16 Mart 1921 Moskova Muâhedesi ile Batum hâriç olmak üzere, Kars ve Arvin’in Türkiye’ye iâdesini kabul etti. Bu muâhede, 13 Ekim 1921 Kars Muâhedesi ile Ermenistan ve Gürcistan tarafından da kabul edildi. Hıristiyan azınlıklar Kars’ı boşalttılar. Şehrin eski sakinleri yurtlarına yerleştiler. İkinci Dünyâ Harbinden sonra Rus devlet başkanı Stalin, Kars ve Ardahan’ı istedi ise de, bu arzusunda ısrar edemedi.
Ermeni terör teşkilâtlarının Türkiye aleyhtarı faaliyetlerinin hedefi Türklerin Anadolu’da ilk fethettikleri bu toprakları Rusya’nın işgaline yeniden sokmaktır. Kars, buram buram Türklük kokan, gâzi, kahraman bir serhat şehridir. Şanlı bir târih ve o derece sıkıntılı günler yaşamıştır. Ruslar üç işgal ile Kars’ı tamâmen imhâ ederek, harâbe hâline getirmişlerdir. Kars yeniden gelişmekte olan bir ilimizdir.
Fizikî Yapı
Kars ili Türkiye’nin en yüksek yaylalarının üzerinde yer alır. Yüksekliği üç bin metreyi aşan bir çok dağı vardır. İl topraklarının % 38’i dağlarla ve % 51’i yüksek yaylalarla kaplıdır. Ovaları ise il topraklarının % 11’ini teşkil eder. Ovalar daha çok akarsu vâdileri boyunca uzanır.
Dağları: Kars ilinin yarısı 2000 metreyi aşan yüksekliktedir. İl toprakları yüksek bir yayla durumundadır. Üç bin metreyi geçen oldukça fazla yükseklik vardır. Kars dağları Kuzey Anadolu kıvrım sistemine bağlı dağlarla, Güney Anadolu kıvrım sistemine bağlı dağlardan meydana gelir. Kuzey Anadolu kıvrım sistemine bağlı dağlar Sarıkamış yakınında ikiye ayrılır. Bir kol Çıldır Gölüne doğru uzanırken diğer kol ise, Aras Nehri ile Kars Çayı havzasını birbirinden ayırır. Başlıca dağları Allahüekber Tepesi (3120 m), Kol Dağ (3033 m), Ziyaret Dağı (2838 m), Balıklı Dağı (2808 m), Süphan Dağı(2909 m) ve Soğanlı Dağı (2808 m)dır.
Kars Yaylası bol otlarla örtülü olup, hayvancılığa çok müsâittir. Başlıca yaylalar, Yalnız çam dağları üzerinde Aras Nehri, Argın Çayı ve Kars Ovası arasındaki bölgede kalan yaylalardır.
Ovaları: Akarsular boyunca devam eden vâdiler bazı yerlerde genişleyerek ovalar meydana getirir. Başlıca ovalar şunlardır: Kars Ovası, 2500 km2 olup, çok geniştir. Ayrıca daha küçük yüzölçümde olan Damal Ovası vardır.
Akarsuları: Kars ili akarsu akımından çok zengindir. Başlıca akarsuları şunlardır: Aras Irmağı: Bingöl Dağ eteklerinden çıkar, kuzeye doğru akarak Pasinler Ovasını sular, burada birçok dereyle beslenir. Derin ve sarp boğazlardan geçerek Kars’ın Kağızman ilçesine ulaşır, doğuya doğru akarak, Türk-Rus sınırına varır, bir müddet sınırı teşkil eder; güney-doğuya akarak Iğdır Ovasını suladıktan sonra Rus sınırını geçerek Hazar Denizine dökülür. Arpa Çayı: Akbaba Dağının yamaçlarından çıkarak, Arpayel Gölüne dökülür. Gölden Arpa Çayı olarak çıkar Türk-Rus sınırında seyreder ve sınırda Aras ile birleşir. Kura Irmağı, (Kur, Kür Irmağı da denilir). Topyolu ve Allahüekber Dağlarından beslenir. Göle Ovasında Göle Çayı, Ardahan Ovasında Ardahan Çayı ismini alır. Kurtkale’den Rus sınırını aşarak Hazar Denizine dökülür. Bunlardan başka Kars Çayı ve birçok çay ve dereler de vardır.
Gölleri: Kars ili akarsular bakımından olduğu gibi göller bakımından da oldukça zengindir. Başlıca gölleri şunlardır: Aygır Gölü: Susuz ilçesinin batısındadır. Derinliği 30 m ve yüzölçümü 3 km2 dir. Kar suları ve göl dibindeki kaynak sularla beslenir. Aktaş Gölü: Susuz ilçesinin kuzeyinde olup, yarısı Rus sınırı içerisindedir. Yüzölçümü 27 km2 olup, tuzlu ve sığ bir göldür. Turna Gölü: Kağızman ilçesinin kuzeydoğusundadır. Yüzölçümü 2 km2 olup, suyu tatlı fakat balık yoktur.
İklim ve Bitki Örtüsü
İklim: Kars ilinde sert bir yüksek yayla iklimi hüküm sürer. Sibirya yüksek basınç merkezinin tesiri altındadır. Kış yedi ay sürer. Kar yağışı fazladır. Senede 50 güne yakın kar yağar ve toprak 100 günden fazla karla örtülü kalır. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri yok denecek kadar kısa sürer. Senelik yağış miktârı bâzı yerlerde 528 mm bâzı yerlerde 252 mm’dir.
Bitki örtüsü: Kars ilinin yüzde yetmişe yakını çayır ve meralarla, % 20 si ekili alanlarla kaplıdır. Tarıma elverişsiz arâzi % beştir. Orman varlığı zengin sayılmaz. Türkiye’nin en yüksek ormanları bu ildedir. Ormanlar 1900 m ile 2800 m arasındadır. Sarıkamış ve Posof’ta çam, Kağızman’da meşe ağaçları yer alır. Kar yerden kalkar kalkmaz her yer yeşilliklere bürünür.
Ekonomi
Kars ilinin ekonomisi tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayanır. Faal nüfûsun % 85’i bu sektörlerde çalışır ve gayri sâfî millî hâsılanın % 60’ı bu sektörlerden elde edilir. Sanâyi, turizm ve ticâret sektörü yeni yeni gelişmektedir.
Tarım: Tarla tarımından sağlanan ürünler sınırlıdır. İklim şartları tarla tarımını engeller. Kağızman, Tuzluca’da pamuk, şekerpancarı, fasulye ve fiğ ekilir. Sebzecilik ve meyvecilik ileri değildir. Meyve olarak en çok elma yetişir. Kars ilinde buğday, arpa, şekerpancarı, pamuk ve az miktarda tütün yetişir.
Hayvancılık: Kars ilinde hayvancılık, tarla tarımından önce gelir. Geniş mera ve çayırları ve buradaki zengin bitki örtüsü hayvancılığın gelişmesine yol açmıştır. İl topraklarının % 70’ini kaplayan mer’a ve çayırlarda hâlen mevcut olan hayvan potansiyelinin en az 10 mislini beslemek mümkündür. Kars en çok sığır besleyen ildir. Canlı hayvan ticâretinin merkezidir.
Ormancılık: Kars ili orman bakımından müsait olmasına rağmen, orman varlığı zengin değildir. İl topraklarının ancak yüzde dördü ormanlarla kaplıdır. Orman ve fundalık saha 100 bin hektara yakındır. Ormanlarda daha çok sarıçam, ladin ve kızılağaç bulunur. Bu ormanlardan yaklaşık 75.000 m3 sanâyi odunu elde edilir.
Mâdenleri: Kars ilinde tuz, arsenik, asbest, manyezit, alçıtaşı, perlit kaynakları tesbit edilmişse de yalnız tuz kaynakları işletilmektedir.
Sanâyi: Sanâyi sektörü son senelerde gelişmektedir. Başlıca sanâyi tesisleri şunlardır: Çimento Fabrikası, Et Balık Kurumu Kombinası, Sümerbank Ayakkabı Fabrikası, Yem Fabrikası, İplik Fabrikası, Un Fabrikası, Deri İşleme Fabrikası, Karset sucuk ve Pastırma Fabrikası ve Tuğla Kiremit Fabrikasıdır.
Ulaşım: Havaalanı yoktur. Demiryolu mevcuttur. Hergün Haydarpaşa-Kars arasında karşılıklı ekspres ve haftada dört gün posta seferleri yapılır. Kars’la Malatya, Adana ve İskenderun arasında da tren seferleri vardır. Demiryolu, Kars’tan sonra Rusya’ya girer. Kars, Sarıkamış ve Selim istasyonları mevcuttur. Karayolu bakımından, Trabzon-Gümüşhane-Erzurum-Kars yolu ile Karadeniz’e bağlanır. Ankara-Sivas-Erzincan, Erzurum yolu Kars’ın Karakurt mevkiinde ikiye ayrılır. Bir yol Kars’a ve Rus sınırına gider. Diğer kol, Iğdır-Doğu Bayezid-İran sınırına ulaşır. Bu yollarla hem doğu hem de batı bölgelerine bağlanır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 349.437 olup 127.179’u şehirlerde, 222.258’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 8911 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur.
Örf ve âdetleri: Eski devirlerden bu yana pekçok kavim, millet ve medeniyetlerin gelip geçtiği bu bölgede Türk-İslâm kültürü hâkimdir. Diğer kültür ve milletlerin örf ve âdetleri, unutulmuştur. Kafkasyadan gelen Türkmen, Kıpçak, Azeri ve Kuman Türk boylarının tesirleri büyük ve derindir.
Kıyâfet: Giyim ve kuşamda Türkmen, Azeri, Kıpçak ve Kumanların tesiri hâkimdir. Kadınlar, başlarına yazma biçiminde “Leçık” veya “vala”, evli kadınlar gümüş para ve boncuklarla işlenmiş “puşi” bağlarlar. Kadınlar “boylama” denilen entâri kullanırlar. Önleri düğmeli “gofta” ile düğmesiz “pilati”gömlek giyerler. Yaşlılar düz ve geraler “gelinler” desenli peştamal kullanırlar. Erkekler Kars, Kağızman ve Sarıkamış’ta “börk” veya “Ahmediye” denilen başlıklar kullanılır. Alt kısma Azeri veya Ardahan şalvarı, sırta açık renkli kumaştan uzun kollu bileksiz ve yakasız “köynek” giyilir. Bunun üstüne giyilen “köynek” düğmelidir. Bunun “gazeki” denilen kısa eteklileri vardır. İnce deriden yapılan, bacağı ve ayağı iyice saran “civeki” denilen çizme giyilir.
Mahallî yemekleri: But etinden yapılan “taş köftesi”, “elma dolması” ile “gazayağı turşusu” meşhurdur.
Halk edebiyatı: Kars, halk edebiyatı bakımından çok zengindir. Çok sayıda halk ozanı(âşık) yetiştirmiştir. Başlıcaları. Torunî (Derunî), Dede Kasım, Âşık Tücarî, Çıldırlı Âşık Şenlik, Kağızmanlı Hıfzı, Âşık Zülâlî, Âşık Mudamî ve Âşık Vasî’dir.
Halk oyunları ve folklor: Halk oyunlarında Kafkas (Azerî) ve Türkmen boylarının oyunları oldukça fazladır. Oyunlar davul, klarnet, akordeun ve dize konularak çalınan bir kemençe (tar) ile oynanır. Meşhur oyunları ise, lezgi, kalehuri, Şeyh Şâmil, parpuri, üçayak, terekeme, Mirzayi, halay, döne, laçın, terslaçın, barı çüğürme ve kaççarıdır.
Eğitim
Kars ili eğitim bakımından komşu illere nazaran oldukça iyi sayılır. Okur-yazar nisbeti yüzde 75’e yaklaşmıştır. Okulsuz köy yoktur.
İlçeleri
Kars’ın biri merkez olmak üzere sekiz ilçesi vardır.
Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 120.351 olup, 78.455’i ilçe merkezinde, 41.896’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 50 köyü vardır. Yüzölçümü 1384 km2 olup, nüfus yoğunluğu 87’dir. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli araziden meydana gelir. Kuzey ve batısında Allahuekber Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Kars Çayıdır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla koyun ve sığır beslenir. Ekime müsâit alanlarda buğday, arpa, pamuk yetiştirilir. Arıcılık gelişmiştir. SEK Süt Fabrikası, Kars Yem Fabrikası, Çimento Fabrikası, Et Kombinası, Karataş Deri İşleme Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Kars Çayı kenarında kurulmuştur. Erzurum-Ermenistan demir ve karayolu ilçeden geçer. Kars’ın çekirdeğini Kars kalesi teşkil eder. Bu kale şehrin sembolüdür. Şehir eski ve yeni olmak üzere iki kısımdır. Eski şehir, kalenin eteklerinde ve dik yamaçlı bir tepe üzerindedir. Sokakları dardır. Yeni şehir ise, eski Kars’ın güneyinde yer alır. İlçe belediyesi 1922’de kurulmuştur.
Akyaka: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.095 olup 2440’ı ilçe merkezinde, 12.655’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına ağlı 22 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki düzlüklerden meydana gelir. Arpaçay başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve çavdardır. Yaylacılık metoduyla çok sayıda sığır ve koyun beslenir. Ermenistan sınırına yakın olduğundan sınır ticâreti gelişmektedir.
İlçe merkezi Arpaçay’ın kenarında kurulmuştur. Kars-Gümrü (Ermenistan) kara ve demiryolu ilçeden geçer. Arpaçay’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Arpaçay: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.016 olup, 2815’i ilçe merkezinde, 24.201’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 42, Başgedikler bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dağlarla engebeli yüksek platodan meydana gelir. Arpaçay ve kolları ilçe topraklarını parçalamıştır. Platonun ortalama yüksekliği 1500 metredir.
Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve çavdardır. Yüksek yaylalarda başta sığır ve koyun olmak üzere hayvancılık yapılır. Sığır, ihracı önemli gelir kaynağıdır. Mandıralarda üretilen kaşar peyniri ünlüdür.
İlçe merkezi, Arpaçay’ın iki kenarında kurulmuştur. Kars’tan Ermenistan’a giden demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 55 km mesâfededir. Gümrü sınır kapısı bu ilçededir. Belediyesi 1927’de kurulmuştur. İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir.
Digor: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 27.759 olup, 2373’ü ilçe merkezinde, 25.386’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41 köyü vardır. Yüzölçümü 1137 km2 olup nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları Erzurum-Kars platosunun doğusunda yer alır. Güneybatısını Yağlıca Dağı, kuzeydoğusunu Dumanlı Dağı engebelendirir. Başlıca akarsuları Arpaçayı ve Digor Çayıdır. Akarsu vâdilerinde küçük düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. Sulama yapılan yerlerde patates, fasulye, mercimek, nohut ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık geleneksel metodlarla yapıldığı için ürün düşüktür. El sanatları ve dokumacılık yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi, Digor Çayı vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 65 km mesafededir. Tarihî eserler bakımından zengindir. Dede Korkut’un sığırcılıkla ilgili hikâyeleri burada geçer. Oğuzların mukaddes saydığı, arması kabul ettiği karakuşun eti burada yenmez. Güzel manzarası ve soğuk suları meşhurdur. Mireni, Karabaş, Pekran, Akçakale ve Beş Kililise gibi târihî kalıntıları vardır. 1953’te ilçe olan Digor’un belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Kağızman: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.129 olup, 15.274’ü ilçe merkezinde 33.855’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 41, Köfek bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1792 km2 olup nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları dağlıktır. Batısında Aladağ, kuzeydoğusunda Yağlıca Dağı, güneyinde Aras Güneyi Dağları yer alır. Dağlardan kaynaklanan sularla beslenen Aras Irmağı, ilçe toprakları ortasından geçer. Güneydoğu bölümünde Deniz Gölü vardır. Aras’ın iki kıyısında dar düzlükler bulunur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri elma, buğday, arpa, patates ve kayısıdır. İklim tarıma çok elverişli olduğundan tarım ürünleri çeşitlidir. Hayvancılık gelişmiştir. Yaylacılık metoduyla koyun beslenir. Canlı hayvan ticâreti yaygındır. İlçe topraklarında kayatuzu, asbest, magnezit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Aras Irmağı kıyısında kurulmuştur. İl merkezine 68 km uzaklıktadır. Denizden 1600 m yüksekliktedir. Han surları ve eski şehir kalıntıları vardır. Keçivan Kalesi alınmaz bir kale olarak isim yapmıştır. Marpet Kalesi, Çingili Köyü Mabedi ve eski çağlara âit Akkereç Mağarası târihî yerleridir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Sarıkamış: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 61.818 olup, 21.743’ü ilçe merkezinde, 40.075’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Karakurt bucağına bağlı 26, Karaurgan bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 1951 km2 olup nüfus yoğunluğu 32’dir. İlçe toprakları yüksek dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Başlıca akarsuları Aras Irmağı ile Kars Çayıdır. Dağlık alanlar yer yer sarıçam ormanları ile kaplıdır.
Ekonomisi tarım ve ticârete dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, patates ve arpadır. Hayvancılık önemli gelir kaynağı olup daha çok, canlı hayvan ticâretine dayalıdır. Sümerbank ayakkabı fabrikası, tuğla ve kiremit fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçede askerî birliklerin oluşu ticâretin gelişmesini sağlamıştır. İlçe topraklarında perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi, Kars Çayı vâdisinde, denizden 2125 m yükseklikte kurulmuştur. Erzurum-Kars kara ve demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 51 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur.
Selim: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.244 olup 3957’si ilçe merkezinde, 25.287’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 53 köyü vardır. Yüzölçümü 1011 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dağlıktır. Batı ve kuzeyinde Allahuekber Dağları, güneyde Aladağ yer alır. Başlıca akarsuyu olan Kars Çayı çevresinde Selim Ovası vardır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday ve patatestir. Daha çok sığır beslenir. İlçe merkezi Kars Çayı vadisinde kurulmuştur. Erzurum-Kars karayolu ilçenin 1 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 31 km mesâfededir. Demiryolu ilçenin 5 km uzağından geçer. Belediyesi 1957’de kurulmuştur.
Susuz: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.025 olup, 2937’si ilçe merkezinde, 16.088’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28 köyü vardır. Yüzölçümü 645 km2 olup, nüfus yoğunluğu 30’dur. İlçe toprakları dağlarla kaplıdır. Batısında Allahuekber Dağları kuzeyinde Kısır Dağı, güneyinde Erzurum-Kars platosu yer alır. Kars Çayı ve kolları başlıca akarsularıdır. Aygır Gölü güneybatısında yer alır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Yaylacılık metoduyla çok sayıda sığır ve koyun beslenir. ekime elverişli toprakları azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patates olup, az miktarda fasulye ve nohut yetiştirilir.
İlçe merkezi, Posof ve Ardahan’ı Kars’a bağlıyan karayolu üzerinde kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 23 km mesafededir. Eski adıGılavuz’du. 1959’da ilçe olan Susuz’un belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Kars tabiî güzellikleri ve târihî eserleri bakımından zengindir. Târihî eserlerin çoğu yıkık durumdadır. İlk yapılış şeklini koruyan eser çok azdır.
Kars Kalesi: 1152’de Saltukoğullarında Sultan Melik İzzeddin tarafından Mîmar Firuz Ağaya yaptırılmıştır. Sultan Üçüncü Murad Han devrinde büyük ölçüde tamir ettirilmiştir. İçkale günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Dışkale surlarının kalıntıları vardır. Kalede 220 burç ve kule 2000 mazgal bulunur.
Evliyâ Câmii: 1579’da yapılmıştır. Bu devirde yapılan camilerin en önemlilerindendir. 1628’de yıkılmışsa da sonradan tâmir ettirilmiştir.
Beylerbeyi Sarayı: 1579’da devrin Beylerbeyisi için yapılmış iki katlı bir binâdır. Osmanlı devri sivil mîmârîsinin güzel örneklerindendir. 1828’de Osmanlı-Rus savaşında yıkıldı ise de yeniden yapılmıştır.
Havarîler Kilisesi: 932-937 seneleri arasında yaptırılmıştır. 1579’da câmiye çevrilmiş ve Kümbet Câmii ismini almıştır. 1778’de Ruslar tarafından tâmir ettirilerek tekrar kiliseye çevrilmiştir. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Mesire yerleri: Kars ili, yaylaları, gölleri ve temiz havası bakımından çok zengin illerimizdendir. Sarıkamış ilçesine 4 km uzaklıkta orman içi dinlenme yeri olan Soğuksu ilin önemli mesire yerlerindendir. Sarıkamış ormanları gezilmeye değer güzel yerlerdir.
Kaplıcalar: Kars, şifalı su kaynakları bakımından da zengin ise de, gerektiği şekilde faydalanılmamaktadır. Şifalı su kaynaklarının çoğunda tesis yoktur. İlin çeşitli yerlerinde maden suları çıkmaktadır.
KARS DESTANI
İslâm ehli olan işitsin, bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
İsterse Urus il ne ki var gelsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
 
Kuşanın kılıcı, giyinin donu,
Kavga bulutları sardı dört yanı.
Doğdu koç yiğidin şan alma günü,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
 
Asker olan bölük bölük bölünür,
Sandınız mı Kars Kalesi alınır?
Boz atlar üstünde kılıç salınır,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
 
Kavga günü namert sapa yer arar,
Er olan göğsünü düşmana gerer.
Cümle ervah bizle meydana girer.
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
 
ŞENLİK, ne durursuz atlara binin...
Sıyra kılıç düşman üstüne dönün.
Artacaktır şanı, şanlı vatanın,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
AŞIK ŞENLİK

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Konya Hakkında Bilgiler

KONYA
İlin Kimliği
Yüzölçümü    : 43.845 km2
Nüfûsu           : 1.750.303
İlçeleri         : Karatay, Meram, Selçuklu, Ahırlı, Akören, Akşehir, Altınekin, Beyşehir, Bozkır, Cihanbeyli, Çeltik, Çumra, Derbent, Derebucak, Doğanhisar, Emirgazi, Ereğli, Güneysınır, Hadım, Halkapınar, Höyük, Ilgın, Kadınhanı, Karapınar, Kulu, Sarayönü, Seydişehir,Taşkent, Tuzlukçu, Yalıhöyük, Yunak.
yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük ili. Konya, büyük kısmı iç Anadolu bölgesinde, küçük bir kısmı Akdeniz bölgesinde olup; Orta Anadolu Yaylası üzerinde Ankara, Niğde, Aksaray, İçel, Antalya, Isparta, Afyon, Eskişehir ve Karaman ilçeleri ile çevrilidir. 36°22’ ve 39°08’ kuzey paralelleri ile 31°14’ ve 34°05’ doğu meridyenleri arasında yer alır. Trafik numarası 42’dir. “Gez dünyâyı gör Konya’yı.” sözü meşhurdur.
İsminin Menşei
Anadolu üzerinde emperyalist emellerini, Birinci Haçlı seferinden bu yana bâzan harb, bâzan kültür savaşı, son zamanlarda ise soğuk savaş metodları ile devam ettirenler, Anadolu’nun birçok şehir ismini Yunanca ve Lâtince köklere dayandırmaktadır. Batı kaynakları Konya isminin Yunanca tasvir mânâsına gelen “ikon”dan ileri geldiğini ileri sürmektedirler.
Konya ismi Frikçe(Frikya lisanı) “Kavania”nın bozulmuş şeklidir, diyenler de vardır. Konya Selçuklu Türklerinden önce küçük bir kasaba idi. Romalılar “ikonium” ismi ile anmışlardır. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) zamanında Konya kasabasını İslâm ordusu fethetmiş ve bu kente “kuuniye” demişlerdir. Konya isminin gerçek menşei “kuuniye”den gelir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bütün Anadolu gibi Konya da Türkler tarafından fethedilmiştir. Türkler bu küçük kasabayı Anadolu’nun en büyük ve en mamur şehri hâline getirmiş ve “Konya” ismini vermişlerdir.
Bâzı rivâyetlere göre iseHorasan bölgesinden Anadolu’ya göç eden iki ermiş (evliyâ) Konya’nın bağlık ve bahçelik manzarasını görünce içlerinden biri “Buraya konalım mı?” demiş, arkadaşı ise “Kon ya!” demiş ve bu isim şehrin ismi olarak kalmıştır. Konya Türklere tam 211 yıl başkentlik yapmıştır. Anadolu’nun ilim, kültür ve medeniyet merkezi olmuştur.
Târihi
Konya çok eski bir yerleşim merkezidir. M.Ö. 6000-5000 yıllarında burada yerleşme merkezi kurulduğu araştırmalarla anlaşılmıştır. Konya târih sahnesine ise M.Ö. 1400-1200 arasında Hitit İmparatorluğunun bir bölgesi olarak girmiştir. Hititler iç savaş ve bölücü faaliyetlerle yıkılınca Konya sırası ile Frikyalılar, sonra Lidyalıların, Kimmerlerin hâkimiyeti altına girmiştir. M.Ö. 6. asırda Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölge de Persler tarafından istilâ edilmiştir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender Anadolu’yu alıp, İran’a geçti. Pers İmparatorluğunu yıktı. İskender’in ölümü üzerine, kurduğu İmparatorluk generalleri arasında paylaşılmıştı. Konya bölgesi, bu paylaşmada Asya “Selevkoslar” Devletinin payına düştü. Selevkoslar burada uzun müddet hâkimiyet kuramamış “Kapadokya Krallığı” sonra da Bergama Krallığı, M.Ö. 233-133 yılları arasında bölgeye hâkim olmuştur.
Bergama Krallığı Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girince, Romalılar M.Ö. 133’te buraya hâkim olmuşlardır. Romaİmparatorluğu M.S. 395’te bölününce Anadolu ve bunun içinde yer alan Konya, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Hazret-i Ömer zamanında İslâm orduları Konya’yı fethettiler. Asr-ı seadetten sonra İslâm Devletinde iç savaş ve ihtilaflar artınca fethedilen bâzı yerleri Bizanslılar yeniden geri aldılar. Bizanslılar, Konya’ya Avrupa’dan din adamları getirerek ve büyük dînî toplantılar yaparak Konya’yı dîni bir merkez hâline getirdiler.
Selçuklu Türkleri Konya’yı 1069 senesinde fethettiler. Fakat geri çekilmek zorunda kaldılar. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultanı Alparslan, Kutalmışoğlu Süleyman Şahı Anadolu’yu fethetmeye memur etti. Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Mansur Şah kısa zamanda Anadolu’yu fethederek Türk beldesi hâline getirmiştir. Süleyman Şah, 1077’de Konya önlerinde ordusu ile göründü. Konya, Takkeli Dağı eteklerindeki düzlükte kurulmuş açık bir şehirdi ve savunması yoktu. Bir savaş olunca, asker Gevale kalesine çekilir, düşmanı orada beklerdi. Gevale Konya’nın kilidi idi. Gevale Kalesi Takkeli Dağının sivri tepesinde bir kartal yuvası gibi sarp bir kale idi. Süleyman Şah birkaç esir alarak kale hakkında bilgi aldı. Kalenin üç aylık erzakının olduğunu öğrendi. Kale Komutanı Romanus Makri’ye elçi ile şu haberi gönderdi: “Biz şehirler fethederek buraya kadar geldik. Burada da durmayarak daha ötelere gideceğiz, boşuna kan dökmek istemiyoruz. Yiyecek ve içeceğiniz size ancak üç ay yetebilir. Bizse üç ay değil altı ay bekleriz. Siz ise aç ve susuz kırılıp gidersiniz. Kozumuzu mertçe paylaşalım. Eğer komutanınız kendine güveniyorsa kalede titreyip duracağına ortaya çıksın, beraberce dövüşelim. Ben yenilirsem ordum çekilip gidecektir. Ben yenersem kaleyi teslim edin. Kimsenin kılına bile dokunmayacağız.” Bizanslı kale komutanı kaledekilerin baskısı ve gururuna söz gelmemesi için teklifi kabul etti. Ertesi gün çelik zırhlara bürünmüş ve at üstünde kale dışına çıktı. Her iki komutan döğüştüler. Süleyman Şah, Bizanslı kale komutanını yendi. Gevale Kalesi Süleyman Şahın kılıcı ile açıldı. Süleyman Şah, Konya’yı karargah yaptı. İznik’e kadar fetihler devam etti. 1080’de İznik fethedildi. Anadolu Selçuklu Devleti kuruluncaİznik başkent oldu. Birinci Haçlı Seferinde Haçlı Ordusu ve Bizans İznik’i geri alınca Sultan Birinci Kılıçarslan daha güvenli bir başkent olarak Konya’yı seçti. 1097-1308 arasında 211 sene Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti Konya oldu.
İkinci Haçlı sürüsü Konya yakınlarından geçti. Meram Bağlarında konakladı. Anadolu’yu Selçuklu akınları ile terk etti. Üçüncü Haçlı seferinde bulunan Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, 1190 yılının 18 Mayısında Konya’ya geldi. Schwah Dukasının birlikleri şehre girdi. İkinci Kılıçarslan Haçlı Ordusuna taarruz etti. 5 gün sonra Konya’dan çekilen Haçlılar kısa zamanda Türkiye’yi terk ettiler. Selçuklular devrinde bilhassa Alâeddin Keykubat, İkinci Kılıçarslan zamanında Konya, ihtişamının en yüksek noktasına ulaştı. Selçuklular zamanında Konya gibi bütün Anadolu şehirleri ihtişamlı bir devre yaşadılar. Selçuklular zamanında “Altın Çağı”nı yaşayan Konya, Türk âleminin en önemli kültür merkezi olmuştur. İslâm Dünyâsının ilim ve sanat adamları burada toplanmış, büyük imârlar yapılarak mâmure belde hâline gelmiştir.
On üçüncü asrın ikinci yarısı başlarken Anadolu Selçuklu Devletinin parlak çağı sona erdi. Anadolu’ya giren Moğolların nüfuzu Konya’ya kadar uzandı. AnadoluSelçuklu Devleti yarım asır İlhanlılara tâbi oldular. Selçukluların son devresinde Oğuzların Avşar (Afşar) Türkmen Beyleri olanKaramanoğulları bu bölgeye yerleştiler. Ermenek kasabasını başkent yaparak beylik kurdular. Daha sonra (Karaman) adı verilen “Lârende”ye yerleştiler. Bilahare Selçuklulara tâbi olarak Konya’ya hâkim oldular. Karamanoğlu Birinci Mehmed, Selçuklular adına şu emri verdi: “Bugünden sonra divânda, dergâhta, karargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşulmayacaktır.” Böylece münevverler arasında ve resmî yazışmalarda konuşulan Farsçaya son verildi.
1397 senesinde Yıldırım Bâyezid Konya’yı Osmanlı topraklarına kattı. 1402 Ankara Savaşı ile Yıldırım Bâyezid, Tîmûr ordusu karşısında yenilince, Tîmûr Konya’yı yeniden Karamanoğullarına bıraktı. 1433’te Sultan İkinci Murâd Han tekrar Konya’yı almışsa da Konya yeniden Karamanoğullarının idâresine geçmiştir. Karamanoğulları Selçuklu Devletinin mîrasına konmak için Osmanlılarla birçok defâ savaştı. Osmanlı Sultanları ile akrabalık bağı kurmasına rağmen Osmanlı düşmanları ile işbirliği yaptı. Fâtih Sultan Mehmed Han 1471’de Karamanoğulları Beyliğine son verdi. 1465-1467 senelerinde Konya Osmanlıların eline geçmişti.
Anadolu Beyliklerinden Osmanlılardan sonra en mühimi olan Karamanoğulları zengin mîmârî ve kültür eserleri bırakmışlardır. Karamanoğulları saltanatına kesin şekilde son verilince Konya bölgesi “Karaman Tahtı” adıyla en mühim Osmanlı Şehzâdelerinin idâresine verildi. Karaman beylerbeyliğinde, yâni eyâletinde önce Fâtih’in büyük oğluŞehzâdeMustafa, sonra Şehzâde Cem, İkinci Bâyezid’in büyük oğlu Veliaht ŞehzâdeŞehinşah ve bunun oğlu Şehzâde Mehmed Şah hüküm sürdü. Şehzâde Şehinşah’ın vâliliği 28 yıl sürdü. Yavuz Sultan Selim Han tahta çıkınca 1512’de Hemdem Paşayı Karaman Beylerbeyliğine getirdi. “Karaman Tahtı”na şehzâdelerin oturtulması geleneğine son verdi. 1512’den sonra Konya’ya hânedandan olmayan vâliler tâyin olundu.
On dokuzuncu asra kadar Konya, Karaman eyâleti olarak idâre edildi. Tanzimâttan sonra Konya eyâlet oldu.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Konya için “Sultanlar Beldesi” demiş ve büyük önem vermiştir. Yavuz Sultan Selim Han Mevlânâ hazretlerinin türbesini yeni baştan tâmir ettirdi. Kânûnî Sultan Süleyman Han “Irâkeyn” Seferinde Konya’ya uğradı. Mevlânâ hazretlerinin sandukası üzerindeki örtüyü öptü, türbe ve câminin güzelleştirilmesini emretti. Sultan İkinci Selim Han Konya’da büyük îmârlar yaptırdı. Sultan Dördüncü Murâd Han1636 İran Seferinde Konya’ya uğradı ve Konya’nın îmârını emretti. 1896’da Konya’ya demiryolu getiren Sultan İkinci Abdülhamîd Han 1889’da lise (idâdî) ve ayrıca 1908’de Hukuk Fakültesi açtı. Birinci Dünyâ Harbinden sonra bir ara İtalyanların işgaline uğrayan (Sevr Antlaşması gereği) Konya, bunun dışında hiç bir düşman işgaline maruz kalmamış bir ildir. Meşrutiyetten sonra nüfus ve ekonomisi gerileyen Konya Cumhuriyet devrinde yeniden gelişmeye başlamıştır.
1867’de büyük bir yangın ve 1873’te korkunç kıtlık Konya’yı altüst etmiştir. 1922 senesine kadar eyalet merkezi olan Konya 1923’te il (vilayet) olmuştur.
Fizikî Yapı
Konya il topraklarının % 38’i ovalardan % 35’i dağlardan ve % 27’si platolardan ibârettir. Büyük nehirleri yoktur. Fakat tabiî ve baraj gölleri çoktur. Konya ilinin ovaları Türkiye’nin tahıl ambarıdır. Dağlarla çevrili büyük bozkırdır.
Dağları: Konya ilinin batısı, güney ve güneydoğusu dağlarla kaplıdır. Sultan Dağlarının en yüksek tepesi 2350 m’dir. (:::)ınar Dağı (2228 m), Kömürütepe (2169 m), Dedegöl Dağı (2980 m), Erenler Dağı (Anakuz Tepesi 2334 m, Ulusivri Tepesi (2130 m), Karadağ (2025 m), Lorasdağı Tepe (2049 m), Bozdağ (Ataağırı Tepe 2129 m), Geyik Dağları (Büyük Gözetdağı Tepesi 2529 m, Devreyalağı Tepesi 2403 m). Bolkar DağlarıOrta Torosların en yüksek yeridir. Bu dizi üzerindeki Aydos Dağı (3430 m). Konya ilinin en yüksek noktasıdır.
En önemli platolar Cihanbeyli platosu (ortalama 1000 m). Obruk platosu (ortalama 1050 m) ve Taşeli platosu (ortalama 1500 m)’dir.
Ovaları: Konya il topraklarının mühim kısmı ovalardan ibarettir. Başlıca ovaları şunlardır:
Konya Ovası: Buzdağın güneyi ile Çumra’nın güneyi arasında yer alır. Türkiye’nin en büyük ovalarından biridir. Uzunluğu 80, genişliği 50 km’dir.
Hotamış Ovası: Hotamış Gölü doğusunda yer alır. Yüzölçümü 800 km2 olup, havzanın en çukur yeridir. Ereğli Ovası, Karapınar ve Konya ovaları arasında yer alan çukur bir yerdir. Uzunluğu 50, genişliği 20 km’dir.
Diğer ovalar: Karapınar Ovası (700 km2), Cihanbeyli Ovası, Yenice Ovası, Altıntekin Ovası, Kulu Ovası, Ilgın Ovası, Seydişehir Ovası ve Beyşehir Ovası’dır.
Akarsuları: Konya ilinde büyük akarsular yoktur. İl sınırları içinde meydana gelip, Torosları aşarak Akdenize dökülen tek akarsu (Gökçay) Göksu’dur. Diğer akarsular göl ve bataklıklara dökülürler. Başlıcaları Uluçay, Tekke Çayı, Sille Çayı, Meram Çayı, Adıyan Çayı, Çarşamba Suyu, Çiğil Çayı, Deli Mahmutlu Çayı, Doğanhisar Çayı, İvriz Çayı ve Divle Suyudur.
Gölleri: Konya’da göller geniş yer kaplar. Tabiî ve baraj göllerinin sayısı fazladır. Tuz Gölü (Koçhisar) Van Gölünden sonra Türkiye’nin ikinci büyük gölüdür. Yüzölçümü 1620 km2, deniz seviyesinden yüksekliği 925 m uzunluğu 80 km, genişliği 25 km’dir. Suyu çok tuzludur. Yazın göl kıyısında buharlaşma ile 5 cm ile 2 metre arasında tuz tabakası meydana gelir ve tekel bu tuzları işletir.
Beyşehir Gölü: Yüzölçümü 656 km2, deniz seviyesinden yüksekliği 1121 m, uzunluğu 45, genişliği 20 km, en derin yeri 10 m’dir. Gölde irili ufaklı 22 ada vardır. Gölün etrafı ormanlıktır. Kıyıda modern tesisleri vardır.
Suğla Gölü: Bozkır, Seydişehir sınırı üzerindedir. Yüzölçümü 136 km2dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1040 m’dir. Beyşehir Gölünün fazla suyu 68 km’lik kanalla bu göle akar.
Akşehir Gölü: Yüzölçümü 353 km2, derinliği 3-5 m, gölde sazan ve turna balıkları bulunur. Etrafı sazlık olup, av kuşları çoktur. Denizden yüksekliği 960 m’dir.
Diğer göller: Akgöl, Küçük (Kulu Gölü) Acıgöl, Hotamış Gölü, Küçükhasan Gölü, Ilgın (Çavuşçu) Gölü, Terzihan Gölü, Köpek Gölü ve Devecipınar Gölüdür. Obruk Gölleri Obruk Yaylası üzerindedir. Kızören Obruğu, Dikmen Obruğu, Mehil Obruğu, Çıralıdeniz Obruğu ve Timraş Obruğudur.
Baraj gölleri: Konya ilinde beş tâne baraj gölü vardır:
Altınapa Barajı: Uluçay üzerindedir. Konya’ya 20 km mesafededir. 15 milyon m3 su toplar ve 2500 hektarlık arazi sulanır.
Apa Barajı: Çarşamba Suyu üzerindedir. 169 milyon m3 su toplar. Sulama maksadıyla yapılmış toprak dolgu tipi 31,5 m yükseklikte bir barajdır.
Ayrancı Barajı: Divle Suyu üzerinde kurulmuştur. 30 milyon m3 su toplar. 4600 hektarlık araziyi sular.
May Barajı; 42 milyon m3 su toplar. Konya Ovasının 1200 hektarlık kısmını sular.
Sille Barajı: Sille Bucağındadır. 3,2 milyon m3 su toplar. 20 hektar alanı sular.
İklimi ve Bitki Örtüsü
İklimi: İç Anadolu bölgesinin güney kısmında yer alan Konya’da kışlar sert, soğuk ve kar yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. Yıllık ortalama sıcaklık 11,5°C’dir. Rastlanan en yüksek sıcaklık 40°C, en düşük ise -28,2°C’dir. Yılın ortalama 10 gününde sıcaklık -10°C’den düşüktür. Don olayı görülen gün sayısı 100’dür. Don 14 Eylül ile 15 Mayıs arasında görülebilir. Ortalama nisbî nem 60’tır. Konya’da yaklaşık 23 gün sisli geçer ve Türkiye’de bu konuda başta gelir. Bunda şehrin bir çanak içinde kurulmuş olmasının da büyük rolü vardır.
Konya’da yıllık ortalama yağış 326 mm olup, 45,4 mm ile Mayıs ayı başta gelir. Yıllık yağış 143,7 mm ile 544,9 mm arasında değişir. Yağışlı gün sayısı 82’dir.
Akdeniz’e yakın olan Hadim ve Taşkent’te Akdeniz iklimi görülür.
Bitki örtüsü: Konya il topraklarının % 60’ı ekili ve dikili alanlarla, % 17’si orman ve fundalıklarla ve % 15’i çayır ve mer’alarla kaplıdır. Konya büyük bir bozkırı andırır. İlkbahar yağmurları ile yemyeşil olan arâzi kısa bir müddet sonra kavurucu sıcaklıkla sararır. Orman varlığı azdır.
Ekonomi
Konya ilinin ekonomisi tarıma ve özellikle buğday tarımına dayanır. Türkiye’nin buğday ambarı sayılır. Faal nüfûsun % 75’i tarım, hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve ormancılıkla uğraşır. Yıllık safi gelirinin % 40’ı tarımdan elde edilir.
Tarım: Konya il topraklarının % 90’dan biraz fazlası tarıma elverişlidir. Ekili alanların en büyük kısmı tahıla tahsis edilmiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, ayçiçeği, patates, soğan ve haşhaştır.
Sebzecilik Ereğli ve Akşehir’de önemlidir. Diğer yerlerde ancak sulanabilen yerlerde yapılır. Ereğli’nin havucu ve Çumra’nın kavunu meşhurdur. Ereğli’de bağcılık da gelişmiştir. Beyşehir’de mantara benzeyen göbek bitkisi meşhurdur. Et yenmiş gibi lezzetli yemeği yapılmaktadır. Elma, armut, erik, kiraz ve vişne en çok yetiştirilen meyvelerdir.
Konya ili modern tarım araçlarının en çok kullanıldığı illerimizden biridir.
Konya Ovası, Tuz Gölü kenarı hâriç, alüvyonlu topraklardır. Bu ise zirâat için en müsâit topraklardır. Konya Ovası sulanabildiği taktirde Macaristan Ovalarından daha verimli olabilir. Bunu sağlamak için Sultan İkinci Abdülhamid Han 1907’de 80.000 Osmanlı altını karşılığı Çumra Ovasının sulanmasını Almanlara ihale etmişti.
Konya’da su, çok olup pompalama imkânı yoktur. Göl suyu yükselince etrafı su basmaktadır. Beyşehir Gölü 1 cm yüksekliğinde 7 milyon m3 su toplanır. Pompalarla sâniyede 22 m3 su çekilmektedir. Halbuki 60-70 m3 su çekilmesi lâzımdır. Bu yapılamayınca etrafı (ekili araziyi) su basmaktadır. Çok kişi Konya Ovasının sıkıntısını susuzluk sanır. Halbuki Konya Ovasının derdi sudan istifade edilememesidir. Konya Ovasında 200 bin hektar sulanabilir arâzinin ancak dörtte biri sulanabilmektedir. Konya’nın yüzölçümü 43.845 km2 (göller dâhil) iken Belçika’nın yüzölçümü 30 bin 507 km2 dir. Konya Ovası yanlış olarak bazı kitaplarda ziraate elverişsiz ve kuru olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise sulandığında Konya Ovası dünyanın en verimli ovalarının başında yer almaktadır. Konya Ovası ziraat için aranan entansif ziraate elverişlidir. Devlet Konya Ovasının sulanması çalışmalarına başlamıştır.
Hayvancılık: Geniş çayır ve mer’alara sâhib olan Konya ilinde hayvancılığın önemi büyüktür. Koyun, kılkeçisi, tiftik keçisi ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.
Ormancılık: Konya ilinin orman varlığı azdır. 600 bin hektarlık orman ve 200 bin hektara yakın fundalık alan vardır. Ormanlar daha çok Beyşehir, Seydişehir, Akşehir, Taşeli platosu, Karaman, Bozkır, Hadım ve Ereğli ilçelerinde bulunur. Orman içinde 155, orman kenarında 120 köy vardır. Senede 140.000 m3 sanâyi odunu ve 104.000 ster yakacak odun elde edilir.
Mâdencilik: Konya mâdenler bakımından da zengin sayılır. Türkiye’nin en zengin boksit yatakları Seydişehir yakınındadır. Tuz üretiminde Konya önde gelir. Ayrıca civa, manyezit, linyit ve barit de önemli madenlerdendir.
Sanâyi: Konya genişleyen işyerleri ile sanâyi şehri hâlini almaktadır. Sanâyi tarıma dayalı olarak gelişmektedir. Sanâyileşme 1960’dan sonra hızlanmıştır. Halbuki 1960 senesine kadar Konya’da un fabrikaları dışında 1937’de kurulan Sümerbank Pamuklu Sanâyi Müessesesi, 1954’te üretime geçen Şeker Fabrikası vardı. 1960’tan sonra imâlat sanâyii hızla artmıştır. Konya’da 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 300 olup, Konya’da bulunan 7 şirket Türkiye’nin 500 büyük şirketi arasında yer alır. 1960-1970 yılları arasında kurulan sanâyi tesisleri şunlardır: 1963’te Çimento Fabrikası, 1969’da Seydişehir Alüminyum Tesisleri. Konya ilinde 1970’ten bu yana sanâyi çok hızlı gelişmiştir. Bu devrede kurulan sanâyi tesislerinden bazıları şunlardır: Bağdaş Metal ve Ağaç İşleri Sanâyii ve Ticâret A.Ş., Çumpaş “Çumra Patates ve ZirâîÜrünleri Değerlendirme A.Ş.”. Konaltaş Alüminyum Tüp Fabrikası, Akalsan Akşehir Tel Fabrikası, Yem Fabrikaları, Ilgın Şeker Fabrikası, Süt ve Yağ üreten Aksantaş, Ersu Meyve Suyu ve Gıda Sanâyii A.Ş., Genaş Genel Gıda Sanâyii A.Ş., Şekerli Gıda maddeleri üreten Özsan Şekerleme ile Ece Şekerleme Fabrikaları, rafine tuzu üreten Cihankur A.Ş., Makina ve Motor îmâl eden Tümosan, Konsantaş Konya Döküm Makina Sanâyii ve Ticaret A.Ş., Maden SanâyiiA.Ş, Çumra Kâğıt Sanâyiidir. Bilhassa Tümosan Türk Motor Sanâyi ve Ticâret A.Ş. 8 milyon m2 üzerinde 410 bin m2 kapalı saha içerisinde motor, traktör ve aktarma organları imâlatı yapılmaktadır. Konya’da ayrıca Türkiye’nin her köşesine otomatik un değirmenleri kuran ve komple değirmen makinaları yapan sanâyi vardır.
Yeraltı su kaynaklarından istifâde için kurulan Derinkuyu Su Pompaları SanâyiiTürkiye çapında aranan pompalar olmuştur. Kalorifer kazanı, buhar kazanı, ısıtma, havalandırma, çelik kontrüksiyon ve kurutma fırınları da imâl edilmektedir. Seydişehir Alüminyum Fabrikası yılda 120.000 ton alümina işleyerek 40.000 ton alüminyum üretebilecek kapasitededir. Türkiye’de tek torna aynası îmâl eden kuruluş Komtaş olup senede üç vardiyede 21.000 adet torna aynası imâl edebilecek kapasitededir. Konya ilerde bir sanâyi merkezi hâline gelmeye namzet bir ildir.
Ulaşım: Konya kara, hava ve demiryolu ulaşımı bakımından zengindir. Bilhassa karayolu bakımından 7 yöne uzanan karayolları ile Anadolu’nun her köşesine ve ilçelerine bağlanır.
Konya Türkiye’nin en uzun karayolu ağına sahiptir. Devlet yolları 1652 km, il yolları 1500 km olup, toplam 3152 km’dir. 970 köy ve bucağına yol yapılmıştır. 152’si il ve devlet yolları üzerindedir. 652 köye kaplamalı ve 191 köye düzlenmiş toprak yol yapılmıştır.
Demiryolu, Konya ve ilçe merkezinden geçer. Demiryolu hattı Afyonkarahisar-Akşehir- Ilgın-Sarayönü-Konya-Çumra-Karaman-Ereğli güzergahını takip ederek Ulukışla yakınında Konya topraklarından çıkar.
Türk hava yolları haftada iki gün İstanbul-Konya, Konya-İstanbul arasında uçak seferleri yapmaktadır. Ayrıca, toplu taşımacılıkla şehir içi ulaşımını rahatlatmak bakımından Üniversite Kampüsüne kadar uzanan Hafif Raylı Sistem hizmete girmiştir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Nüfûsu: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfûsu 1.750.303 olup 963.128’i ilçe merkezlerinde, 787.175’i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 43.845 km2 olup nüfus yoğunluğu 40’tır. Yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük ili olan Konya, il nüfûsu bakımından (1990 nüfus sayımına göre) beşinci sıradadır. Konya Belçika, Danimarka, Hollanda ve Arnavutluk devletlerinin yüzölçümlerinden daha fazladır.
Örf ve âdetleri: Selçuklu Devletinin başkenti olmasından sonra Konya Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuş olup, eski kültürler tamâmen silinmişdir. “Güneşin doğduğu memleket” (Anatolia) Türkleşen ve İslâmlaşan “Anadolu”nun kalbi Konya olmuştur. Türkler 5 bin seneden beri Anadolu’yu yurt edinmişlerdir. 1071’den çok önce, M.Ö. 3000-2500 senelerinde gelenler benliğini kaybetmiş, 1071’den sonra gelenler ise Anadolu’ya Türk ve İslâm damgasını vurmuşlardır.
Asırlardır Anadolu’nun ilim ve kültür merkezliğini yapan Konya, Türk geleneklerinin en köklü kaldığı illerimizden biridir. Konya halk müziği ve oyunları, Orta Asya müziğine dayanır. Halk oyunları olarak kaşık oyunu ve küsdü meşhurdur. Bu oyunlar da Orta Asya’dan gelen oyunlardır.
Halk edebiyatı: Asırlarca kültür merkezi olan Konya’da Halk Edebiyatı gibi Divan Edebiyatı ve Tasavvuf Edebiyatı da çok zengindir. Karamanoğlu Mehmed Bey Türkçeyi resmi dil olarak Konya’da ilk defa ilân etmiştir. Divan Edebiyatı şairlerinden Ahmed Fakih, Hoca Dehhânî, Nesib Yusuf ve pekçok şâir yetişmiştir. Tasavvuf Edebiyatının en büyüklerinden Mevlâna Celâleddin-i Rumî Konya’da yaşamıştır.
Mizah Edebiyatının en büyük temsilcisi Nasreddin Hoca da Konyalıdır. Konya’da pekçok halk şâiri de yetişmiştir. Bâzıları şunlardır: Ümmî Sinan, Muhyî, Âşık Ömer, Âşık Şemi, Silleli Âşık Sururî, Silleli Âşık Nigârî, Âşık Kenzî, Âşık Hikmeti ve Âşık Devranî. Konya atasözü, bilmece, tekerleme, mâni ve ninni bakımından zengindir.
El sanatları: Konya’da el sanatları da meşhurdur. Halı, kilim dokuma yanında, örme keseler ve yün çorapları, tahta kaşıkları, altın gümüş sikkeleri, en önemli olanlarıdır.
Beyşehir ilçesinin Huğlu, Üzümlü, Gencek ve Derebucak bölgelerinde av tüfeği imâli meşhurdur. Bilhassa Huğlu’da av tüfekleri hem teknik hem de sanat değeri olan süslemeleri ile isim yapmış olup, binlerce av tüfeği îmâl edilir.
Mahallî yemekler: Fırın (furun) kebabı, etli ekmek, peynirli börek, sedirler böreği, su böreği, yağlı ekmek, uğmaç çorbası, topalak, kınalı börek, ekmek salması, vişneli tirit, yoğurtlu ve yumurtalı tirit, papara, erişte çorbası, tahin helvası, Konya kebabı, Konya helvası, çiftekavrulmuş ve Mevlâna şekeri meşhurdur.
Mahallî kıyafetler: Kadın kıyafetinde başta fes, fesin altında kellepuş denilen takke, başta oyalı çember, üç peşli entari, işlik, şalvar, cepken ve yün çoraplar giyilir. Erkek kıyafeti ise ilmiye, delikanlı, memur ve esnaf giyimi olarak eskiden değişik olarak kullanılırdı.
Eğitim: Konya en çok köyü olan ilimiz olduğu halde bütün köylerinde ilkokul bazılarında ortaokul vardır. Okur-yazar nisbeti % 80’dir. 47 anaokulu, 1374 ilkokul, 185 ortaokul, 31 meslekî ve teknik ortaokul, 61 lise, 64 meslekî ve teknik lise mevcuttur. 1975’te Konya’da Selçuk Üniversitesi kuruldu. Yüksek okullar 1981’de üniversiteye bağlandı ve fakülte hâline getirildi. Halen Fen-Edebiyat, Eğitim, İlâhiyat, Mimarlık ve Mühendislik, Tıp, Diş hekimliği, Veteriner, İktisadi ve İdari Bilimler, Ziraat, Hukuk Fakülteleri ve Eğitim Fakültesi mevcuttur.
İlçeleri
Konya’nın otuz bir ilçesi vardır. Bunlardan üçü il merkezini meydana getirir.
Karatay: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 169.001 olup, 142.678’i ilçe merkezinde, 26.323’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 1, Obruk bucağına bağlı 12, Yarma bucağına bağlı 11 köyü vardır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.
Meram: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 213.664 olup, 182.444’ü ilçe merkezinde, 31.220’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4, Hatip bucağına bağlı 10, Hatunsaray bucağına bağlı 13, Kızılören bucağına bağlı 8 köyü vardır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.
Selçuklu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 202.154 olup, 188.224’ü ilçe merkezinde, 13.930’u köylerde yaşamaktadır. Aşağıpınarbaşı bucağına bağlı 16 köyü vardır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden birisidir.
Ahırlı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.573 olup, 3037’si ilçe merkezinde, 7536’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Çarşamba Suyu başlıca akarsuyudur. Başlıca tarım ürünleri nohut ve tahıldır. Ovalık kesimin sulanabilen kısmında sebze ve meyve yetiştiriciliği yapılır.
İlçe merkezi Seydişehir-Bozkır karayolu üzerinde kurulmuştur. Bozkır ilçesine bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1962’de kurulmuştur.
Akören: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 14.637 olup, 10.165’i ilçe merkezinde, 4472’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Toprakları May Barajından sulanır. Yüksek kesimlerde ormanlık bölgelere rastlanır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl, pancar, kavun ve baklagillerdir. Çumra ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İl merkezine 57 km mesâfededir. İlçe Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Akşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 94.611 olup 51.746’sı ilçe merkezinde, 42.865’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Reis bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe topraklarının batısını Sultan Dağları engebelendirir. Akşehir Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Akşehir Gölünün doğusunda alüvyonlu topraklardan meydana gelen bir ova yer alır. Başlıca akarsuyu Adıyan Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, haşhaş, buğday, sebze, meyve ve patatestir. Vişne ve salatalığı meşhurdur. Gölde tatlı su balıkçılığı yapılır. En çok turna ve sazan avlanır. Süt ürünleri, yem ve alüminyum tel fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Sultan Dağlarının doğu eteklerinde, Akşehir Gölünün, güneyinde kurulmuştur. Konya-Afyonkarahisar karayolu üzerinde yer alır. Konya-Afyon demiryolu ise ilçenin kuzey kıyısından geçer. İl merkezine 136 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1050 metredir. En çok Nasreddin Hoca’nın yaşadığı bir yer olarak tanınır. Her sene ilçede Nasreddin Hoca şenlikleri düzenlenir. İlçe belediyesi 1854’te kurulmuştur.
Altınekin: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.270 olup, 3824’ü ilçe merkezinde, 12.446’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları genelde düz olup Altınekin Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok buğday yetiştirilir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi, ovanın batısında kurulmuştur. İl merkezine 65 km mesâfededir. Cihanbeyli ilçesine bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Beyşehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 93.565 olup, 30.412’si ilçe merkezinde, 63.153’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 35, Doğanbey bucağına bağlı 11, Üzümlü bucağına bağlı 5 köyü vardır. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili düzlüklerden meydana gelir. Kuzey ve Kuzeydoğusunda Sultan Dağları, doğusunda Erenler, güneybatı ve güneyinde Dedegöl Dağları yer alır. Dağların Beyşehir Gölüne bakan tarafları karaçam, köknar, kızılçam, ardıç ve meşe ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuları Büyükköprü Çayı ve Büyük Çaydır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve haşhaştır. Meyvecilik gelişmiş olup en çok elma ve armut yetiştirilir. Torosların eteklerinde bağcılık yapılır. Hayvancılık, yaylacılık metoduyla yapılır. Beyşehir Gölünde sazan, alabalık ve kayabalığı avlanır. Mâdencilik önemli gelir kaynağıdır. İlçe topraklarındaki Barit yatakları Etibank tarafından işletilir. El sanatları gelişmiştir. Bâzı köylerde av tüfeği yapılır.
İlçe merkezi, Beyşehir Gölünün güneydoğu kıyısında kurulmuştur. Konya-Isparta ve Konya-Antalya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 90 km mesâfededir. Göl kenarında turistik tesisler vardır. Belediyesi 1871’de kurulmuştur.
Bozkır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 54.653 olup, 9472’si ilçe merkezinde, 45.181’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Belören bucağına bağlı 14, Üçpınar bucağına bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları Taşeli Platosunda Batı Torosların engebelendirdiği bir alanda bulunur. Batısında Büyükgözet, Esereyrek ve Yıldızlı dağları, güney doğusunda Esenler Dağı yer alır. Güney ve güney doğusundaki dağlar yer yer ormanlarla kaplıdır. Çarşamba Suyu başlıca akarsuyudur.
Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünü tahıl ve nohuttur. Sebze ve meyvecilik yaygın olarak yapılır. Bağcılık önemli gelir kaynağıdır. Ormancılık gelişmiştir. İlçe topraklarında Çinko, manganez ve amyant yatakları vardır.
İlçe merkezi, Seydişehir-Hadım karayolu yakınında kurulmuştur. İl merkezine 119 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1200 metredir. İlçe merkezi küçük bir yerleşim birimidir. Belediyesi 1870’de kurulmuştur.
Cihanbeyli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 69.952 olup, 15.071’i ilçe merkezinde, 54.881’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14, Yeniceoba bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları Cihanbeyli Platosu üzerinde yer alır. Platonun alçaldığı kısımlarda Cihanbeyli Ovası vardır. Başlıca akarsuyu İnsuyu Deresidir. Tuz Gölünün bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Rafine tuz üreten fabrika başlıca sanâyi kuruluşudur. İlçe merkezi Tuz Gölünün, batısında, Platonun doğu eteğinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 965 metredir. Ankara-Konya karayolu, ilçeden geçer. İl merkezine 96 km mesâfededir. 1926’da ilçe olan Cihanbeyli belediyesi 1906’da kurulmuştur.
Çeltik: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.201 olup, 4266’sı ilçe merkezinde, 12.935’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 7 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. İlçe merkezi Eskişehir sınırında Sivrihisar-Yunak karayolu üzerinde kurulmuştur. Yunak ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Çumra: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 74.040 olup, 28.781’i ilçe merkezinde, 45.259’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Direk bucağına bağlı 16 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük kısmı ovalıktır. Batısında Erenler Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Erenler Dağından kaynaklanan Çarşamba Suyudur. Sulama gâyeli May ve Apa barajları ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday ve şekerpancarıdır. Ayrıca arpa, fasulye, nohut, ayçiçeği, patates, üzüm ve yem bitkileri yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Gıdâ ve kraft kâğıt fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezi, Konya Ovasının devamında, ÇarşambaSuyu kıyısında kurulmuştur. Konya-Ereğli demiryolu ilçeden geçer. İl merkezine 49 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1013 metredir. Belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Derbent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 22.111 olup, 6469’u ilçe merkezinde, 15.642’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Orta kesimde Aladağ yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünü buğdaydır. İlçe merkezi Aladağ’ın eteklerinde kurulmuştur. Selçuklu ilçesine bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1930’da kurulmuştur.
Derebucak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 16.067 olup, 5115’i ilçe merkezinde, 10.952’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bcağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Batısında DedegölDağları, doğusunda Geyik Dağları, güneyinde Şeytan Dağı yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarıdır. Dağların eteklerinde bağcılık yapılır. İlçe merkezi Şeytan Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 149 km mesâfededir. Beyşehir’in Gencek bucağı, Derebucak köyü merkez olmak üzere 19 Haziran 1987’de 3922 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1967’de kurulmuştur.
Doğanhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.078 olup, 9478’i ilçe merkezinde, 24.600’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 428 km2 olup, nüfus yoğunluğu 80’dir. İlçe topraklarının batı ve güneyi dağlık olup, diğer kısımları düzdür. Batı ve güneyinde Sultan Dağları yer alır. Dağların doğu etekleri ardıç, meşe, kızılçam, karaçam ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuları Argıthanı Deresi ve Adıyan Çayıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Dağlar arasında kalan vâdilerde meyve ve sebze yetiştirilir. Başlıca tarım ürünleri tahıl, baklagiller, haşhaş, şekerpancarı ve soğandır. Orman köylerinde hayvan besiciliği ve tavukçuluk geliştirme çalışmaları yapılmaktadır. İlçe merkezinde tekstilcilik yaygın olarak yapılır.
İlçe merkezi Sultan Dağları eteklerinde ve Argıthanı Deresi kıyısında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1220 metredir. İl merkezine 127 km mesâfededir. Höyük-Alaşehir yolu ilçeden geçer. 1957’de ilçe olan Doğanhisar’ın belediyesi 1912’de kurulmuştur.
Emirgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 15.348 olup, 8589’u ilçe merkezinde, 6759’u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları Konya Ovasında yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. En çok buğday yetiştirilir. Karapınar ilçesine bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Ereğli: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 116.847 olup, 74.283’ü ilçe merkezinde, 42.564’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 37, Çakmak bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli ve düz arâziden meydana gelir. Güneyinde Bolkar Dağları, kuzeyinde Karadağ yer alır. Bataklık durumundaki Akgöl ve Hortu gölleri Ereğli Ovasının büyük bölümünü kaplar. Başlıca karasuları olan İvriz ile Divle çayları üzerinde sulama gâyeli barajlar vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. Ayrıca şekerpancarı, patates ve soğan yetiştirilir. Sebze ve meyvecilik yaygındır. Havucu ve elması meşhurdur. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun, tiftik keçisi ve kıl keçisi beslenir. Toroslarda ormancılık yapılır. İlçe topraklarında magnezit yatakları vardır. Sümerbank dokuma fabrikaları ile nişasta, un ve meyve suyu fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.
İlçe merkezleri Konya’yı Ulukışla üzerinden Adana ve Mersin’e bağlayan kara ve demir yolu üzerinde kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1054 metredir. İl merkezine 147 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1871’de kurulmuştur.
Güneysınır: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 13.283 olup, 7404’ü ilçe merkezinde, 5879’u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve şekerpancarıdır. İlçe merkezi Çumra ilçesine bağlı Güneybağ ve Karasınır köylerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1955’te kurulmuştur.
Hadım: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 36.725 olup 8077’si ilçe merkezinde, 28.648’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15, Aladağ bucağına bağlı 17 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Geyik Dağları, topraklarının büyük bölümünü kaplar. Başlıca akarsuyu Hadım Göksuyudur. Dağlar zengin orman örtüsüyle kaplıdır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri üzüm, tahıl, patates, soğan, buğday, elma, olup ayrıca az miktarda baklagiller ve sebze yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok kıl keçisi ve koyun beslenir. Ormancılık gelişmiştir.
İlçe merkezi Orta Torosların üzerinde kurulmuştur. Bozkır-Ermenek karayolu ilçeden geçer.İl merkezine 126 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1525 metredir. 1926’da ilçe olan Hadım’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Halkapınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 7101 olup, 1847’si ilçe merkezinde, 5254’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İvriz Çayı başlıca akarsuyudur. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve arpadır. İlçe merkezi İvriz Çayı kıyısında kurulmuştur. Ereğli ilçesine bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1954’te kurulmuştur.
Hüyük: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.203 olup, 4387’si ilçe merkezinde, 29.816’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 20 köyü vardır. İlçe toprakları hafif dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Beyşehir Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Kuzeyinde Sultan Dağları yer alır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Beyşehir-Şarkikaraağaç karayolu üzerinde kurulmuştur. Beyşehir’e bağlı bir bucak iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu.
Ilgın: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 75.890 olup, 25.032’si ilçe merkezinde, 50.858’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 36, Argıthan bucağına bağlı 1, Aşağı Çiğil bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1394 km2 olup, nüfus yoğunluğu 54’tür. İlçe toprakları Cihanbeyli Platosunun güney kısmında yer alır. Güneyini Aladağ engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Battal Deresi toplar ve Ilgın Ovasını sular. Ilgın Gölü ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, şekerpancarı ve haşhaştır. Sebze ve meyvecilik önemli gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla çok sayıda kıl keçisi, tiftik keçisi ve koyun beslenir. Ilgın Gölünde tatlı su balıkçılığı yapılır. İlçe topraklarında kil, kireç taşı ve linyit yatakları vardır. Şeker Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Ilgın Gölünün güneydoğusunda kurulmuştur. Afyon-Konya demiryolu ilçenin kuzeyinden, Konya-Afyon karayolu ise ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 92 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1869’da kurulmuştur.
Kadınhanı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 45.168 olup, 15.907’si ilçe merkezinde, 29.261’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21, Kurthasanlı bucağına bağlı 18 köyü vardır. Yüzölçümü 389 km2 olup, nüfus yoğunluğu 116’dır. İlçe toprakları Cihanbeyli Platosunda yer alır. Güneyini Erenler Dağı engebelendirir. Erenler Dağının yüksek kesimlerinde ardıç ve karaçam ormanları vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve yulaftır. Sulanabilen yerlerde meyvecilik yapılır. En çok üzüm ve elma yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir.
İlçe merkezi, Konya-Afyon kara ve demiryolu üzerinde yer alır. İl merkezine 63 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1128 metredir. Eski ismi Saideli’dir. Belediyesi 1885’te kurulmuştur.
Karapınar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.254 olup, 26.849’u ilçe merkezinde, 17.405’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına 10, Gölören bucağına bağlı 11, Hotamış bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları, genelde düzdür. Kuzeydoğusunda Karacadağ yer alır. Bir bölümü ilçe sınırları içinde kalan Hotamış Gölü bataklık durumundadır. Ayrıca ilçe topraklarında Acıgöl ve Tuzla Gölleri vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve şekerpancarıdır. Koyun besiciliği yaygın olarak yapılır. İlçe merkezi Konya-Ereğli karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 95 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 790 metredir. Eski ismi Sultaniye’dir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.
Kulu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 56.712 olup, 17.425’i ilçe merkezinde, 39.287’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 34 köyü vardır. Yüzölçümü 1521 km2 olup, nüfus yoğunluğu 37’dir.
İlçe toprakları Haymana ve Cihanbeyli Platoları arasında yer alır. Akarsu yönünden fakir olan ilçenin başlıca akarsuları zaman zaman kuruyan Değirmenözü ve Pazarözü dereleridir. Samsam, Köpek ve Küçük gölleri ilçe sınırları içinde kalır. İlçe step görünümünde bir bitki örtüsüne sâhiptir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, elma, mercimek, üzüm, armut, patates ve soğandır. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve Ankara keçisi beslenir. İlçe merkezi Değirmenözü Deresinin kenarında kurulmuştur. Ankara-Cihanbeyli-Konya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 148 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Kulu’nun belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Sarayönü: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 34.850 olup 10.721’i ilçe merkezinde, 24.129’u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 770 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’dir. İlçe topraklarının büyük bölümü Cihanbeyli Platosunda yer alır. Güney kısmını Bozdağlar engebelendirir. Akarsu yönünden fakir olan ilçede, dereler yazın kurur. Bu akarsuların en önemlisi Kökez Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve yulaf olup, ayrıca az miktarda soğan, patates, elma, armut, baklagiller, üzüm yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik yönden başlıca gelir kaynağıdır. Dokumacılık gelişmiş el sanatlarındandır. Halıcı kasabasının (Eski Ladik) halıları Ladik halısı ismiyle meşhurdur. İlçe topraklarında linyit ve civa yatakları vardır.
İlçe merkezi, Afyon-Konya demiryolu üzerinde yer alır. İl merkezine 45 km mesâfededir. Afyon-Konya karayolu ilçenin 7 km güneyinden geçer. Fazla gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. 1959’da ilçe olan Sarayönü’nün belediyesi 1941’de kurulmuştur.
Seydişehir: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 83.218 olup, 42.737’si ilçe merkezinde, 40.481’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30, Çavuşbucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 2207 km2 olup, nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeydoğusunda Eğriburun Dağı, doğusunda Alacadağ, batısında Büyükgözet Dağı yer alır. Bu dağların yüksek kesimlerinde Sedir, konaçak, köknar, ardıç ormanları vardır. Dağların ortasında Seydişehir Ovası yer alır. Beyşehir Kanalı Çayı başlıca akarsuyudur. Ufacıkgöl ve Gavûr gölleri ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve sanâyiye dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, patates, nohut, soğan ve elma olup ayrıca az miktarda armut, fasülye, üzüm yetiştirilir. Mâdencilik ve sanâyi ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. İlçe topraklarında linyit ve boksit yatakları vardır. Boksit Etibank tarafından Seydişehir Alüminyum tesislerinde işlenir. Bu fabrika Türkiye’nin en büyük alüminyum tesisidir.
İlçe merkezi, Suğla Gölü, kıyısında kurulmuştur. Bozkır-Beyşehir yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 97 km mesâfededir. Belediyesi 1900’de kurulmuştur.
Taşkent: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 29.750 olup, 8767’si ilçe merkezinde, 20.983’ü köylerde, yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe topraklarının güneyi ve batısı dağlık olup, diğer kısımları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde ve batısında Geyik Dağları yer alır. İlçe topraklarını Hadım Göksuyu sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, üzüm, tahıl, patates, soğan ve elmadır. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. En çok kıl keçisi ve koyun beslenir. Ormancılık gelişmiştir. İlçe merkezi, Hadım-Ermenek karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 140 km mesâfededir. Hadım’a bağlı bir bucak merkeziyken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1912’de kurulmuştur.
Tuzlukçu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.710 olup, 5474’ü ilçe merkezinde, 5236’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları hafif engebeli düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, haşhaş, buğday, sebze ve meyvedir. Akşehir’e bağlı bir bucak merkeziyken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1950’de kurulmuştur.
Yalıhüyük: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 4248 olup 3948’i ilçe merkezinde, 300’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 11 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte engebeli arâziden meydana gelir. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve nohuttur. Bozkır ilçesinin Ahırlı bucağına bağlı bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. İlçe merkezi Arasöğüt ile Sarayköy köylerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Belediyesi 1972’de kurulmuştur.
Yunak: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 39.419 olup, 10.499’u ilçe merkezinde, 28.920’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 17, Sülüklü bucağına bağlı 8, Turgut bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güneyinde Cihanbeyli Platosu, kuzeyinde Turgut ve Eşme ovaları yer alır. Başlıca akarsuyu Gökpınar Deresidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, patates ve elma olup, ayrıca az miktarda soğan armut ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılık önemli geçim kaynağıdır. İlçe topraklarında Magnezit ve lületaşı yatakları vardır.
İlçe merkezi Akşehir-Polatlı karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 175 km mesâfededir. Konya ile bağlantısı Akşehir üzerinden sağlanır. 1953’te ilçe olan Yunak’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.
Târihî Eserler ve Turistik Yerleri
Konya her tarafı târih kokan bir şehirdir. Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar bu ilde çok sayıda ve değerli târihî ve sanat eserleri bırakmışlardır. Türk târihinin en eski ve kıymetli eserlerini sînesinde barındıran Konya, ayrıca bir gönül diyârıdır.
Önemli bir turizm merkezi olan Konya’da Aralık ayının ilk Pazar gününden 17 Aralıka kadar devâm eden Mevlânâ Haftası; 5 Temmuzda başlayıp bir hafta devam eden Akşehir Nasreddin Hoca şenlikleri; 25-30 Ekim arasında yapılan Âşıklar Bayramı; 9 Eylülde yapılan Cirit Yarışmaları ve 1971’den bu yana 5 Ağustosta başlayıp bir ay devâm eden Konya Fuarı ile turizm faaliyetleri hızlanır.
Türk mîmârî anıtlarının zenginliği bakımından Konya, Türkiye şehirleri içinde İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra yer alır. Târihî ve sanat eserlerinin çoğu kaybolmuş olmasına rağmen çok zengin bir hazîneye sâhiptir. Selçuklu eserleri en çok bu ildedir. Bozkır ortasında bir medeniyet âbidesidir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Konya Kalesi: Varlığı bilinen, fakat yeri bir türlü tesbit edilemeyen târihî Konya kalesine âit Hastahâne caddesinde bir şahsa âit arsada kazı yapılırken 5 m derinlikte 50x70 cm ebadında düz satıhlı halde duvar taşları bulunmuştur. Konya surlarını yeniden inşâ edercesine Sultan Alâeddîn Keykubad yaptırmıştır. Aynı sultan, Konya iç kalesi ile iç kale sarayını da yaptırmıştır. Bugün hiçbiri yoktur.
Gevale Kalesi: Takkeli Dağının bir yamacında sarp ve sivri tepe üzerinde yapılmıştır. Bu bölgenin kilit noktasıdır. Haçlı seferlerinde Selçuklu sultanları bu kaleye çekilmişlerdir. Selçukluların siyâsî suçluları burada hapsedilmiştir.
Beyşehir Kalesi: Yapılış târihi bilinmeyen kalenin sadece kapısı vardır. Sur temelleri toprakla örtülmüştür. Kaleyi 1288’de Eşrefoğlu Süleyman Bey; 1605 ve 1635 senelerinde Osmanlılar tâmir ettirmiştir. Kale surlarının duvarları 7,5 m kalınlıkta idi.
Alâeddîn Câmiî: 1156 senesinde Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci Rükneddîn Mes’ûd zamânında temeli atılıp inşâsına başlanmış, zaman zaman duraklamalar geçirmesinden dolayı Birinci Alâeddîn Keykubat zamânında tamamlanabilmişti. 1221’de ibâdete açılan câmi Konya’nın en büyük ve en eski câmisidir. Konya şehrinin Alâeddîn Tepesi diye anılan yüksek bir noktasına kurulan câmi, Selçuklu mîmârîsinin en güzel örneklerindendir. Minberi, abanoz ağacından olup, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örnekleridir.
Sâhip Ata Külliyesi: Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata Fahreddîn Ali tarafından 1258-1283 yılları arasında yaptırılmıştır. Külliye, mescid, türbe, hanekah ve hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören mescid ilk orijinalliğini yitirmiştir. Türbede Sâhip Ata ve çocukları medfundur.
Sadreddîn Konevî Câmii ve Türbesi: Şeyh Sadreddîn Mahallesindedir. Kıble tarafındaki kapısının üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine âit kitâbeler olup, Selçuklu kitâbesinden 1274 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. 1899’da tâmir gören Câminin mihrabı Selçuklu çini süslemeciliğinin güzel örneklerindendir. Câminin doğu avlusundaki türbenin üzerinde köşeli tambura kâide üzerinde kafesli ahşap külah, 1990 yılında Konya Vâliliğince yeniden tâmir edildi.
Mevlânâ Türbesi ve Mevlevi Dergahı Külliyesi: Türbede dünyâya nur ve feyiz saçan büyük evliyâ, İslâm âlim ve mütefekkiri, hak âşığı, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî hazretleri medfundur. Selîmiye Câmiinin doğusunda, Üçler Mezarlığının kuzeyindedir. Külliyenin batısı derviş hücreleri, öbür tarafları duvarlarla çevrilidir. Külliye; Yeşil Türbe, gümüş kapı, mescid, semâhâne, derviş hücreleri, matbah, Hurrum PaşaTürbesi, Hasan PaşaTürbesi, Sinan Paşa Türbesi, Murad Paşa Kızı Türbesi, Mehmed Bey Türbesinden meydana gelmiştir.
Yeşil Türbe, hazret-i Mevlânâ’nın vefâtından beş sene sonra 1278’de Mîmar Bedreddîn Tebrizî’ye yaptırılmıştır. Mevlânâ hazretlerinin yanında mübârek babası Sultân-ül-Ulemâ Behâeddîn Veled, oğlu Sultan Veled, kâtibi ve vefâtından sonra halîfesi olanHüsâmeddîn Çelebi, talebesi Salâhaddin Zerkubî, torunları ve yakınları yatmaktadır. Türbenin üzerinde kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) denilen külah biçiminde on altı dilimli güzel bir kubbe vardır.
Osmanlı Sultanları hazret-i Mevlânâ türbesine çok ilgi gösterdiler. Kânûnî Sultan Süleymân Han, Irak Seferine giderken hazret-i Mevlânâ’yı ziyâret edip türbenin yanına bir câmi inşa ettirmiştir. Üçüncü Sultan Mehmed Han, esaslı bir tâmir ve türbenin yanına medrese, dervişler için hücre denilen 34 dâire yaptırdı. Sokullu Mehmed Paşanın oğlu Hasan Paşa türbenin kabristanı ile semâhâne denilen kısmını birbirinden ayıran gümüş bir kapı ile gümüşten iki basamaklı merdiven ilâve ettirdi.
Türbe ve külliye günümüzde müze hâline getirilmiştir.
İplikçi Külliyesi: Alâeddîn Tepesinin doğusunda İkinci Kılıç Arslan’ın vezirlerinden Şemseddîn Altunba (Altınağa) yaptırmıştır. Samurcu Ebû Bekr tarafından genişletilmiştir. Câmi ve medreseden meydana gelen külliyenin medrese kısmı yıkılmıştır. Kalıntılarına rastlanan medrese Anadolu Selçuklu döneminin ilk örneklerindendir.
Selîmiye Câmii: Mevlânâ türbesinin yanındadır. 1565’te Mîmar Sinan’ın yaptığı tahmin edilmektedir. Çift minârelidir. Ak mermerden minberi taş işçiliğinin orijinal örneklerindendir. Yirminci asrın başlarında üslubuna uygun olarak tâmir edilmiştir.
Güdük Minâre Mescidi: Akşehir’de Sultan Birinci Alâeddîn Keykubat zamânında Muhtesip Emînüddîn Hacı Hasan tarafından 1226’da yaptırılmıştır. Kare plânlı ve tek kubbelidir. Minâresi baklava biçimli tuğla süslemelidir.
Taş Medrese ve Mescidi: Akşehir’de Fahreddîn Ali Sâhip Ata tarafından külliye olarak 1250’de yaptırılmıştır. Günümüze sâdece medrese, mescit ve türbe ulaşmıştır. Medrese açık avluludur. Türbe, mescit ve minâre çini mozaik süslemelidir.
Eşrefoğlu Câmii: Beyşehir ilçesinin İçerişehir mahallesindedir. Anadolu’daki ağaç direkli câmilerin en büyüğü ve orijinalidir. Çeşitli zamanlarda tâmir gören câminin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Câminin yanında Eşrefoğlu Seyfeddîn Süleymân için yaptırılmış bir türbe vardır.
İsmâil Aka Medresesi: Beyşehir’de Eşrefoğlu Câmiinin batısında 1369’da İsmâil Aka tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan olan binânın büyük kısmı yıkık vaziyettedir. Medresenin yanında İsmâil Aka’nın türbesi bulunmaktadır.
Lala Mustafa Paşa Külliyesi: Ilgın ilçesindedir. Mîmar Sinan’ın yaptığı külliye câmi, imâret, arasta ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Câmi 1577’de kervansaray kısmı ise 1584’te tamamlanmıştır. Arasta’da 12 dükkan vardır.
İkinci Selim Külliyesi: Karapınar ilçesinde Sultan İkinci Selim tarafından 1563’teMîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi, kervansaray, hamam, çeşme ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliye çeşitli zamanlarda tâmir görmüş, bâzı kısımları orijinalliğini kaybetmiştir.
Şeyh Sücâeddîn Türbesi: Musalla Mezarlığındadır. Kesme taştan, gövdesi 6 dilimli, tuğla kubbesiyle orijinal bir yapıdır. Yapım târihi belli değildir.
Fakih Dede Türbesi: Burhandede Mahallesinde 1454 senesinde tasavvuf âlimi Burhaneddîn Fakih için yaptırılmıştır. Kitâbesi çok güzel mozaiklerle süslüdür. Türbe, Karamanoğulları devrinde, Selçuklu Mîmârisini devâm ettiren önemli bir eserdir.
Nasreddin Hoca Türbesi: Akşehir’dedir. Tâmirler yüzünden ilk orijinal yapı özelliğini kaybetmiştir. 1905 yılında Akşehir kaymakamı Şükrü Bey günümüzdeki şekliyle tâmir ettirmiştir.
Seyyid Mahmûd Hayrânî Türbesi: Akşehir’de ve şehrin batısındadır. 1268’de yaptırılan türbe, Karamanoğlu İkinci Mehmed zamânında tâmir ettirilmiştir. Ceviz ağacından olan tek kanatlı giriş kapısı ahşap işçiliğinin ilginç örneklerinden olup, Akşehir müzesindedir. Ahşap sandukalar ise İstanbul Türk-İslâm eserleri müzesindedir.
Tavus Baba Türbesi: Konya’nın mesîre ve târihî yeri olan Meram’dadır. Sultan Alâeddîn Keykubad’ın devrinde Konya’da vefât etmiş olan Şeyh Tavus Mehmed el-Hind medfundur. Taş ve tuğladan yapılmış sâde bir eserdir. Yanında bir câmi vardır.
Argıt Han (Altınapa Hanı): Konya-Akşehir yolu üzerinde Şemseddîn Altunba tarafından 1201’de yaptırılmıştır. Sâde, süslemesiz yapı yıkık vaziyettedir.
Kızılviran (Kızılören) Hanı: Konya-Beyşehir yolunda, Birinci Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1205’te yaptırılmıştır. Yazlık ve kışlık bölümlerinden meydana gelmiştir. Girişin solunda üst katta bir mescid vardır.
Sultan Han: Konya-Aksaray yolu üzerinde Birinci Alâeddîn Keykubad zamânında 1229’da yapılmıştır. 1278’de tâmir gören yapı, yaklaşık 5000 m2’lik bir alanı kaplar. Dıştan kulelerle desteklenmiş görkemli bir kaleye benziyen han, bu türün en büyük ve güzel örneklerindendir.
Horozlu Han: Konya-Akşehir yolu üzerinde Emir Câmedâr Eseddüddîn Ruz-apa tarafından 1246-1249 yılları arasında yaptırılmıştır. Bir bölümü tâmir edilen yapının avlusu yıkıktır. İsmin, horozla alâkası olmayıp; Ruz-apa (Ruz-be, Uruz-be, Hunuz-be,...) kelimesinin etimolojik değişmesinden “Horozlu” adını almıştır.
Ishaklı Han: Akşehir-Çay yolu üzerinde Fahreddîn Ali Sâhip Ata tarafından 1249’da yaptırılmıştır. KlasikSelçuklu sultan hanları plânındadır.
Kapu Câmii: Eski Odun Pazarı Semtinde, Post Nişin Pir Hüseyin Çelebi tarafından 1568’de yaptırılmıştır. İki defâ yıkılan, bir defa da yanan câmi 1868’de bugünkü hâlini almıştır. İhyaiyye Câmii diye de bilinir. Kapu Câmii, Osmanlı devrinde Konya’da yapılan câmilerin en büyüğüdür.
Aziziye Câmii: Türbe Caddesinde 1671-76 seneleri arasında Dâmâd Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1867’de yanan câmiyi 1875’te Sultan Abdülazîz’in annesiPertevniyal Vâlide Sultan yeniden tanzim ettirmiştir. Câmi Barok-Rokoko Mîmâri tarzlarının birleşmesinden meydana gelmiştir. Çift minârelidir.
Şemsi Tebrizî Mescidi ve Türbesi: Şems Mahallesindedir. Türbe ve mescidin yapılış târihi bilinmemektedir. Önceleri bir mezarlık içinde bulunan mescid ve türbenin etrâfı park hâline getirilmiştir.
Taş Mescid: Sultan Birinci İzzeddîn Keykavus zamânında Hacı Ferruh tarafından 1215’te yaptırılmıştır. Ana giriş kapısı ve mihrap Selçuklu taş işçiliğinin ilk zengin örneklerindendir.
Sırçalı Mescid: On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilen mescid, zengin çini mozaik süslemeleri ve tuğla örgüsüyle çok orjinal bir yapıdır. Sağlam olarak günümüze ulaşan, çini mozaik süslemeli mihrap, Selçuklu mihraplarının en güzel örneklerindendir.
Tâhir ile ZühreMescidi: Beyhekim Mahallesindedir. Kitâbesi olmadığından kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Yanında halk hikâyelerine konu olmuş Tahir ile Zühre’nin türbesi vardır.
Ali Gav Medresesi: Tarla Mahallesindedir. Yapım târihi ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 1901’deki tâmirattan sonra Mahmûd Bey Medresesi ismini almıştır. Medresenin yanında Hâcı Bektâş-ı Velî hazretlerinin talebelerinden Ali Gav Baba medfundur.
Tâcül Vezir Medresesi ve Türbesi: Dedebahçe Semtinin doğusunda İkinci Gıyâseddin Keyhüsrev devri vezirlerinden Tâceddîn MehmedBey tarafından yaptırılmıştır. Kaynaklarda medrese, hanekâh, mescid ve türbeden meydana gelen bir külliye olduğu bildirilmektedir. Günümüze sâdece türbe ve medrese ulaşmıştır. Türbede Vezir Tâceddîn ve torunları medfundur.
Sırçalı Medrese: Gazli Alemşah MahallesindeSultan İkinci Alâeddîn Keykubat’ın Lalası Bedreddîn Müslih tarafından 1242’de yaptırılmıştır. Anadolu’daki çinili medreselerin ilk ve en güzel örneklerinden olan Medrese açık avluludur. Yanındaki türbede türbenin bânisi Bedreddin Muslih medfundur.
Karatay Medresesi: Alâeddîn tepesinin kuzeyinde Emir Celâleddîn tarafından 1251’de yaptırılmıştır. Selçuklu devri kapalı medreselerindendir. Doğusunda beyaz ve gök mermerden büyük bir taş kapısı vardır. Medrese günümüzde çini eserler müzesi olarak kullanılmaktadır.
Küçük Karatay Medresesi: Karatay Medresesinin karşısında 1248-1250 yılları arasında Celâleddîn Karatay’ın kardeşi Kemaleddîn Timûrtaş tarafından yaptırılmıştır. Açık avlulu medreselerdendir.
İnce Minâreli Medrese: Alâeddîn Tepesinin batı eteğinde Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata Fahreddîn Ali tarafından 1260’da yaptırılmıştır. Selçuklu devri kapalı medreseler tipindedir. Portal üzerine işlenmiş âyet ve motifler Selçuklu taş işlemeciliğinin şâheserlerindendir. Medresenin câmi kısmı, yıkılmış sâdece iki şerefeli ince uzun minâresi kalmıştı. 1901’de meydana gelen debremde de ikinci şerefe yıkılmıştır. Günümüzde taş ve ahşap eserler müzesi olarak kullanılmaktadır.
Has Bey Darülhuffazı: Gâzi Alemşah Mahallesinde, Karamanoğlu İkinci Mehmed Bey zamânında Hacı Has Bey oğlu Mehmed Bey tarafından 1421’de yaptırılmıştır. Tuğladan kare plânlı bir yapıdır. Ahşap işlemeli kapısı Taş ve Ahşap Eserler Müzesindedir.
Nasuh Bey Darülhuffazı: Karamanoğlu İkinciİbrâhim Bey zamânında Kâdıoğlu Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan kare plânlı ve tek kubbelidir. Günümüzde İl Halk Kitaplığı Gazete Dergi Bölümü olarak kullanılmaktadır.
Ulu Câmi: Akşehir’de on üçüncü asrın başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Minâresi, 1213’te Ebû Saîd İbrâhim tarafından yaptırılmıştır. Sultan Birinci Alâeddîn Keykubat döneminde tâmir ettirilen câmi sonraki tâmirlerden dolayı orijinalliğini kaybetmiştir.
RüstemPaşa Kervansarayı: Ereğli ilçesinde Kânûnî Sultan Süleymân devri sadrâzamlarından Rüstem Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır. Kitâbesi olmadığından kesin yapım târihi bilinmemektedir. Bir bölümü yıkılmıştır.
İkinciKılıçarslan Köşkü: Alâeddîn tepesinin kuzey yamacında yer alan bu köşkü Birinci Alâeddîn Keykubat tâmir ettirdiği için uzun süre Alâeddîn köşkü olarak bilinmiştir. Anadolu çini sanatının gelişimini gösteren önemli eserlerdendir. Günümüzde sâdece doğu duvarları kalmıştır.
Keykubat Sarayı: Beyşehir Gölünün güney batı kıyısında Birinci Alâeddîn Keykubat’ın emri ile 1236’da veziri Mîmar ve Nakkaş Sâdeddin tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu devri sivil yapılarının en meşhur ve sanat târihi açısından mühim eserlerindendir.
Eski eserler:
Hitit Şehri: Konya’ya 7 km uzaklıkta Karahöyük’te çıkarılmıştır. Mimarî kalıntılar, mühürler, çanak ve çömlekler bulunmuştur. Çatal Höyük: Konya’dan 50 km mesafede olup, Anadolu’da insanlığın bilinen ilk yerleşme merkezlerinden biridir. Çatal Höyük Çumra’ya 12 km uzaklıktadır. Evler, renkli resimler, seramik ve mezarlar bulunmuştur. İvrit Anıtı: Tarihin ilk tarım anıtı olup, Hitit devrinden kalma bir kabartma taştır. Ereğli ilçesindedir. Hititler toprağın bereketine şükür ifadesi olarak dikmişlerdir. Ilgın’ın Nane ve Dede Höyükleri vardır. Ilgın’ın 25 km kuzeydoğusunda Hitit devrinde III. Hattuşil’nin oğlu Tatalya “Salburt” isimli bir şehir kurmuştur. Bu şehir ile ilgili eserlerden öğrenildiği kadarıyla Hititler “Hiyeroğlif” yazıyı Mısırlılardan 500 sene önce M.Ö. 3500’de kullanmışlardır. Eflatunpınar: Hitit Çeşmesi Anıtı olup, M.Ö. 1300-1200 yıllarından kalmadır. Beyşehir’e 15 km mesafededir. 14 taştan yapılmış olup, duvar şeklindedir. Belviranköyünde tarihi kalıntılar, Hadım’da Bolat ve Eserler köylerinde önemli Hitit eserleri vardır. Ak Manastır: Konya-Silifke yolu üzerinde, kayaya oyulmuş bir manastırdır. 274 senesinde Saint Horion adına yapılmıştır. Haghia Kilisesi: Sille’de 327 senesinde yapılmış olup, Anadolu’daki en eski kiliselerden biridir. Bizans Çağı Kalıntıları: Cihanbeyli Akçaşar köyünde tarihi kalıntılardır.
Mağaralar:
Merkez ilçeye bağlı Küçükmuhsine köyü yakınında irili ufaklı bin mağaranın içi renkli resimlerle bezenmiştir.
Tabiî güzellikler:
Konya; tabiî güzellikler, mesîre yerleri tabiî baraj, göl kenarları bakımından zengin sayılır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Meram Bağları: İl merkezinin batısında târihî yeşillikler içinde bir dinlenme yeridir. Târih boyunca bağları, suyu ve havasıyla meşhur olan bu mesîre yeri seyâhatnâmelere ve şiirlere konu olmuştur. Ortasından Meram Deresi akar. Zamânımızda gürültülü bir eğlence merkezi hâline gelen MeramBağları eski temiz havasını kaybetmeye başlamıştır.
Dede Bahçe: Alâeddin Tepesinin kuzeybatısında târihî bir bahçedir. Burayı Selçuklular zamanında Tâceddîn Ahmet Bey yaptırmıştır. Uzun yıllar mesîre yeri olarak kullanılan bahçe, daha sonraları âile gazinosu olarak kullanılmış. Günümüzde kültürpark hâline getirilmiştir.
Alâeddîn Bahçesi: Alâeddîn Tepesindedir. Çok eski târihe sâhib olan bahçe son yıllarda belediye tarafından ağaçlandırılıp düzenlenmiştir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
KAN NAKLİ

Alm. Blutübertrangung, Transfusion (f), Fr. Transfusion (f), İng. Transfusion. Kan hacminin azalmış olduğu durumlarda, özellikle bir yaralanma sonucu çok miktarda kan kaybetmiş bir yaralının tedâvisinde en kesin ve esaslı sonucu veren bir tedâvi şekli.

İlk kan nakli bir Mûsevî doktor tarafından Papa Sekizinci İnnocent üzerinde denenmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak mümkün olmamıştır (1492). Bu olay daha önce genç kimselerin kanını içmek veya kan banyosu yapmakla daha genç ve dinç kalınacağı konusundaki Avrupa’daki inanca rağmen, kan nakli konusunun uzun seneler ele alınmamasına yol açmıştır. 1600 yıllarında Richart Lewer, melankolik bir hastaya koyun kanı nakletmiş, ancak meydana gelen hemoliz (alyuvarların erimesi) neticesi hasta ölmekten zor kurtulmuştur. Bu olay, kan nakillerinde meydana gelen hemolize dikkatleri çekmiş ve bu yönde çalışmalar yapılmıştır. Fransa’dan sonra İtalya’da da sonu fâcialarla biten bu tür kan nakilleri yapılmaya başlanınca, zamanın papası bu uygulamayı yasaklamış ve kan nakilleri uzunca bir süre gene unutulmuştur.

1818’de James Blundell insandan insana yaptığı 10 kan naklinden beşinde başarılı olmuştu. 1900’de Stesher ve Wiener ABO kan gruplarını ayırt etmişlerdir. İki yıl sonra da De Costello AB kan grubunu bulmuştur. 1914’te sodyum sitratın kan pıhtılaşmasını önleyici etkilerinden faydalanılarak konserve kan kullanılmaya başlanmış ve o zamana kadar mevcut olan alıcı ve vericinin birlikte bulunmaları konusu ortadan kaldırılmıştır. Bu husustan faydalanan Fransızlar, Birinci Dünyâ Savaşında kan naklini başarıyla kullanmışlardır.

1936’da Robertron’un Chicago’da ilk kan bankasını gerçekleştirmesinden sonra, kan nakli İkinci Dünyâ Harbinden başlayarak standart bir metod ve özel teşkilâtlanmış ekipler tarafından geniş çapta kullanılır ve uygulanır hale getirilmiştir.

Kan nakli şu durumlarda yapılabilmektedir:

1. Kanın oksijen taşıma yeteneğinin azaldığı haller:

a) Anemi (kırmızı hücrelerin sayıca azlığı+kansızlık),

b) Bazı zehirlenmeler.

c) Kanamalar neticesi kan hacmindeki azalma.

2. Pıhtılaşmayı sağlayan kan faktörlerinin azlığı (hemofili vb.).

3. Enfeksiyon hastalıkları.

4. Kan proteinlerinin azaldığı haller.

Kan naklinin yapılmasının tehlikeli olduğu haller de vardır. Yaygın akciğer hastalıkları, bâzı kalp hastalıkları (kalp yetmezliği, kalp krizi), kanın kıvamının arttığı haller (aşırı su kaybı), had böbrek yetmezliği gibi hallerde, kan nakli yapılması mahzurludur.

Kan nakli için en uygun yol, koldaki toplardamarlardır. Kan nakli vericiden alıcıya doğrudan doğruya yapılabilirse de, yaygın uygulamada konserve kan kullanılmaktadır. Vericiden alınan 350 ml kadar kan, içinde 120 ml sitrat tamponlu dekstroz solüsyonu bulunan vakumlu kaplara çekilir ve kullanılıncaya kadar +4°C’de saklanarak korunur. Kan, gerektiği zaman tekrar vücut sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra kullanılır.

Kan alınacak kişilerde şu şartların bulunması gerekir: Tansiyon düşüklüğü olmamalı; son üç dört haftadan beri ateşli bir rahatsızlık görmemiş olmalı; verem, frengi, sıtma ve bulaşıcı sarılık geçirmemiş olmalı; astım, kurdeşen gibi allerjik hastalığı bulunmamalı; son kan verişinden sonra iki ay kadar bir süre geçmeli; AIDS hastası veya taşıyıcısı olmamalıdır.

Kanın cam şişe yerine plastik kaplarda saklanması daha avantajlıdır. Çünkü taşıması kolaydır, kırılma tehlikesi yoktur. Kanın şekilli elemanları, özellikle pıhtılaşma elemanları olan trombositler, daha uygun süre yaşarlar. Kurallara uygun olarak alınan ve saklanan bir konserve kanda dört beş gün sonra, kırmızı hücrelerde erime başlar. Mikroplar, sıcaklık ve sarsıntı bu erimeyi artırır. Konserve kanda yirmi birinci günde bu erime oldukça önemli boyutlara ulaştığından, bu süreden sonra kanın kullanılması mahzurludur. Kan nakline bağlı olarak ortaya çıkabilecek çeşitli istenmeyen reaksiyonların yanısıra ölüm tehlikesi de vardır. Bu reaksiyonlar, taze kana göre bekletilmiş kanda daha sık görülür. Bugün daha dikkatli yapılan kan nakilleri sonucu tehlikeler azalmıştır.

Kan nakli yapılan hastaların çoğunda yirmi dört saat kadar devam eden bir ateş yükselmesi görülür. Ateşle birlikte bulantı, kusma, baş, gövde, kol ve bacaklarda ağrılar, nadiren de kurdeşen, anjionörotik ödem ve anaflaktik şoka kadar gidebilen üzücü tablolar ortaya çıkabilir. Bunlara kana karışan mikroplar, yabancı maddeler, altgrup uyuşmazlıkları ve kanın soğuk olarak takılması gibi sebepler yol açmaktadır. Hafif ateş yükselmesi tedâvî gerektirmez. Kan nakli sırasında titreme ve âni ateş yükselmeleri olursa, kan verme işlemi hemen durdurulmalı ve sebebi araştırılmalıdır. Bir de daha az görülen, fakat çok daha tehlikeli olan hemolitik reaksiyonlar vardır ki bunlar, ekseriya verilen kanın alıcı kanı ile uygunluk göstermemesinden veya hemolize olmuş kanın naklinden ileri gelir. Bu durumda titreme, kusma, bel ve başağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, idrarda kızarma, sarılık, idrar miktarının giderek azalması, böbrek yetmezliği ve ölüm görülür. Böyle durumları önlemek için kan vermeden önce, kan gruplarının uygunluğu kontrol edilmeli, kullanılacak malzeme tamâmen mikropsuz olmalıdır.

Bunlardan başka kan nakli ile alıcıya frengi, sıtma, tifo, bulaşıcı sarılık ve AIDS gibi hastalıklar nakledilebilir. Kalbi ve akciğeri hasta olanlara fazla kan vermek de tehlikeli olabilir. Kan verme sırasında, damara hava ve kan pıhtısı girme riski de vardır.

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, çok mühim bir tedâvi vâsıtası olan kan nakli, bilgi ve dikkat isteyen, aksi takdirde ölüme kadar giden reaksiyonlara yol açabilen bir tedâvi vâsıtasıdır.

Kan bankaları: İhtiyaç hasıl olduğunda bir verici bulabilmek, son derece güç bir olaydır. Bu sebeple âcil cerrâhî merkezlerinde, büyük hastahanelerde, büyük şehirlerde kan bankaları kurulmuştur. Kan bankalarında gruplarına göre sınıflanan kan gerektiğinde kullanılır.

Bankalardaki kan bir pıhtılaşma önleyici (antikoagulan) maddeyle birlikte saklanır. Kana karıştırılan bu madde, asid-sitrat-dekstroz kompleksidir. Bir kan, bankada yirmi bir günden fazla kalırsa nakil işinde kullanılmaz.

Plazma da çeşitli durumlarda hastalara verilebilir. Bunun verildiği hastalıklar, kan hücrelerinin normal, plazmanın ve pıhtılaşma faktörlerinin eksik olduğu hallerdir. Plazma, kandan santrifüje edilerek ayrılır. Bir buzdolabında birkaç hafta boyunca saklanabilir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
Kan ve Kan Grupları

KAN
Alm. Blut (n), Fr. Sang (m), İng. Blood. İnsan ve hayvanlarda damarları dolduran, birçok önemli vazifesi olan sıvı. Kan hayat için elzem olup, vücûdun iş görmesinde çok önemli role sâhiptir.
Kanın en önemli görevi akciğerlerden dokulara metabolik hâdiseler için gerekli oksijeni taşımaktır. Bâzı ufak ve basit yapılı canlılarda kanın yapısı deniz suyuna çok benzer. Bu canlıların vücut parçalarının gerek duyduğu oksijen bu sıvıda çözünmüş olarak taşınır. Daha karmaşık yapılı canlılarda dokuların oksijen ihtiyacı çok fazla olup, çözünmüş halde taşınan oksijen yeterli olamaz. Bunlarda “solunum pigmentleri” denilen renkli maddeler oksijeni bağlayarak dokulara taşırlar. Bu pigmentlerin (boya maddelerinin) kanda yaygın halde bulunmaları kanı kıvamlı ve akışkanlığı az bir hâle getireceğinden insan ve diğer memelilerde pigment taşıyıcı özel hücreler vardır.
İnsanlarda kan, birçok canlı hücrenin bulunduğu karmaşık bir ortamdır. Her vücut kilosunda 70 mililitre kan bulunduğu kabul edilir. Bu hesaba göre 70 kg’lık normal bir erişkinde yaklaşık 5000 ml (5 litre) kan bulunur.
Kan, kalbin pompa vazifesi yaptığı bir kapalı sistemde dolaşır. Bu sistem kalp ile dokular arasında ve kalp ile akciğer arasında olmak üzere iki bölümdür. Bunlardan birincisine “büyük dolaşım sistemi”, ikincisine de “küçük dolaşım sistemi” denilir. Toplardamarlardan gelen kan kalbin sağ kulakçığına dökülür. Buradan sağ karıncığa geçen kan, kalbin kasılmasıyla akciğere yollanır. Akciğerde temizlenen kan, kalbin sol kulakçığına gelir, buradan da karıncığa geçtikten sonra vücuda pompalanır. Kan kılcal damarlardan geçerken oksijenini bırakır ve karbondioksit alır.
Dokuların oksijen ihtiyacını karşılamak ve artıkları almaktan başka kanın birçok önemli görevi daha vardır. Besin maddelerini taşır. Vitaminler, enzimler ve hormonların gitmeleri gereken yerlere ulaşmalarını sağlar. Kan aynı zamanda, enfeksiyonlara karşı vücûdun savunmasında önemli bir role sâhiptir. Bir iltihabî olaya karşı savaşırken, bir takım kan hücereleri direkt mikrobu tahribe çalışır, diğer bâzıları antikor yaparak mikrobu tesirsizleştirir.
Kanın bir diğer önemli vazifesi de, iç dengeyi sağlamaktır. “Hemeostazis” adı verilen bu dengedeki en ufak değişiklik vücut için tehlikeli durumlar ortaya çıkarır. Vücut sıcaklığını ayarlamada önemli rol oynayan kan, metabolizması hızlı organlardan aldığı ısıyı, yüzeydeki damarlardan geçerken verir. Ayrıca kan ihtiva ettiği maddelerle vücudun sıvı-elektrolit dengesini de sağlar.
İnsan Kanının Bileşimi
Bir sıvı topluluğu gibi göründüğü halde, kan aynı zamanda bir vücut dokusudur. Bu vücut dokusunun ara maddesini diğer dokulardan farklı olarak bir sıvı meydana getirir. Bu sıvıya “plazma” denir. Plazma kanın % 55’ini teşkil eder. Kalan kısmı ise “alyuvarlar”, “akyuvarlar” ve pıhtılaşmada rol oynayan “trombosit”lerden meydana gelmiştir.
Kan hücreleri kolaylıkla plazmadan ayrılabilir. Santrifüj denilen cihazlarla yüksek süratle döndürme sağlanarak, kan hücreleri dibe çöktürülüp, plazmadan ayrılır. Kanın vizkozitesi (kıvamı) sudan 5-8 defa daha fazladır.
Her gün kanın belli kısmı yenilenir. Yaklaşık % 1 kadar kırmızı kan hücresi ölürken, yerlerine aynı miktar genç hücre kemik iliğinden kana verilir. Plazma miktarı da en ufak bir değişiklikte hemen dengelenir. Bir kan kaybı durumunda vücut denge mekanizmaları ile hemen hacmi sabit tutmaya çalışır. Önce dokulardan kana sıvı geçişi olur. Daha sonra hızla genç alyuvarlar kana verilmeye başlanır. Büyük miktarlarda kanın kaybedildiği durumlarda şok ortaya çıkar. Kaybolan kan yerine konmazsa şok durumu atlatılamaz.
Plazma: Kan plazması, % 91 su, % 8 organik maddeler ve % 1 inorganik maddelerden müteşekkildir. Organik bileşenlerin tamamına yakını, proteindir ve plazma için “proteinlerin suda çözünmesiyle meydana gelir” denir. Plazmanın üç temel proteini “Albumin, globulin ve fibrinojendir.” 100 mililitre plazmada 4,5 gr albumin, 2,5 gr globulin ve 0,3 gr fibrinojen bulunur.
Albumin: Proteinlerin en küçük moleküllü olanlarından biridir. Kanın osmotik basıncının dörtte üçünü albumin sağlar. Osmotik basınç sayesinde kan-plazma oranı korunur. Albumin karaciğerde yapılır. Karaciğer bozukluğu olanlarda “hipoalbuminemi” denilen plazma albumin seviyesi düşüklüğü ortaya çıkar.
Globulin: Plazma globulinleri birçok değişik türdedir. Elektroforez metoduyla globulinler “alfa”, “beta” ve “gamma” parçalarına ayrılabilir. Alfa ve beta globulinler çeşitli proteinleri bağlayarak, çeşitli yerlere taşırlar. Gama globulinlerden ise hastalıklarda bağışıklık sağlayan savunma maddeleri yapılır.
Fibrinojen: Kan pıhtılaşma mekanizmasının en son basamağını yapan proteindir. Fibrinojen molekülleri fibrin liflerine dönerek katılaşırlar ve pıhtılaşma hâsıl olur.
Proteinlerden başka plazmada alınan gıdaların metabolizma ürünleri olan ürik asit, kreatinin, amino asitler gibi bir takım organik moleküller de bulunur. Diğer organik maddeler ise glikoz, yağlar ve kolesteroldür.
Plazmanın başlıca inorganik bileşenleri elektrolitlerdir. Bunlar sodyum (Na+), klor (Cl-), kalsiyum (Ca++), fosfat (PO4)-3, sulfat (SO4)-2 ve mağnezyum (Mg++)dur.
Alyuvarlar: Kırmızı kan hücreleri kanın hücre kısmının tamâmına yakınını meydana getirirler. Kanın her milimetre kübünde yaklaşık beş milyon alyuvar bulunur. Mikroskopta bakıldığında alyuvarlar, ortası çökük tavla pulu şeklinde görülür. Ortalama çapları 7,5 mikron olup, merkezdeki kalınlıkları bir mikrondur. (Bkz. Alyuvarlar)
Hemoglobin: Her kırmızı kan hücresinde oksijen bağlama yeteneğindeki bir proteinli boya (pigment) olan hemoglobin bulunur. Oksijenle dolu olan hemoglobine “oksihemoglobin” denir. Bu, kana parlak kırmızı rengini verir. Dokulara oksijen getirdikten sonra bir miktar karbondioksiti alarak akciğerlere getirir. Buna da “karbaminohemoglobin” denir. (Bkz. Hemoglobin)
Akyuvarlar: Alyuvarlardan ayrı olarak tam hücre özelliği gösterirler. Bir çekirdekleri ve diğer hücre organelleri vardır. 10-20 mikron çaplarıyla da alyuvarlardan daha büyüktür. Hareketleri amipsi şekildedir. Bir milimetreküp kanda yaklaşık 7000 kadar akyuvar bulunur. Beyaz hücreler âilesinin en önemli fertleri “granülositler” (parçalı nüveliler), “lenfositler” ve “monositler”dir. Akyuvarların % 60-70’ini granülositler, % 30-45’ini lenfositler % 10’dan az kısmını da monositler teşkil eder. Granülositler de aralarında “nötrofil”, “bazofil” ve “eozinofil” olmak üzere üç çeşide ayrılırlar. Bunların büyük çoğunluğunu nötrofiller teşkil eder.
Beyaz kan hücreleri iki yolla vücûdun infeksiyonlara karşı savunmasını üstlenirler. Granülositler ve monositler mikroorganizmayı yutarak (fagositozla) yok ederken lenfositler antikor meydana gelmesine sebeb olarak mikroorganizmaya karşı çalışırlar. Akyuvarların en büyükleri olan monositler de bakteri ve ölü hücre kırıntılarını yerler. Ömürleri çok kısadır. İnsanda 4 gündür.Mikrobik khastalıklarda sayıları artar. (Bkz. Akyuvar, Antikor, Bağışıklık)
Trombositler: Çapları sâdece 1-2 mikron olan kanın en küçük hücreleri olan trombositler, pıhtılaşmada önemli rol oynarlar. Kırmızı kemik iliğindeki dev hücrelerin (megakaryosit) parçalanmasıyla meydana gelen oval veya yuvarlak, renksiz ve çekirdeksiz parçacıklardır. Kan pulcukları olarak da bilinirler. Her milimetreküp kanda yaklaşık 150-400 bin trombosit bulunur. Kanda 9 gün sağ kalırlar. Yağ, protein ve karbonhidratlardan gayri bir takım enzimleri de vardır. Damar yaralanmalarında, damarın iç yüzüne yapışarak tıkarlar.Salgıladıkları trombokinaz enzimiyle pıhtılaşmada rol oynarlar.Pıhtı meydana geldiğinde katılaşarak yaranın ağzını büzerler ve kanamayı durdururlar. Trombositlerin pıhtılaşmadaki çok önemli görevlerinin dışında serotonin, adrenalin, noradrenalin ve histamin maddelerini taşıma vazîfeleri de vardır.
Kan yapıcı organlar: Kan yapan organlar olarak, kemik iliği, lenf nodülleri (bezeleri) ve dalak sayılabilir. Ana karnında karaciğer, dalak ve kemik iliği tarafından yapılan akyuvar yapımını doğumdan bir süre sonra tamâmiyle kemik iliği üstlenir. Dalak ve lenf bezleri “Lenfatik doku”nun en önemli kısımları olup lenfosit ve monositleri îmâl ederler. (Bkz. İlik)
Lenfatik doku: Bâdemcikler, timus, barsak mukozasında da bulunmasına rağmen, lenfatik dokunun iki büyük merkezi lenf bezleri ve dalaktır. Bu doku, lenfositleri meydana getiren lenfoblastlar ve monositleri yapan histiositlerden husûle gelmiştir. Blenfositlerinden meydana gelen “plazma hücreleri” antikor yapımında görev alırlar.
Pıhtılaşma: Damar yaralanmalarında dışarı çıkan kanın, birtakım kimyâsal reaksiyonlar sonucu sıvı halden pelte koyuluğuna veya katı hâle geçmesine kanın pıhtılaşması denir.Pıhtılaşma sâyesinde kan kaybı önlenir.Pıhtılaşma mekanizması, çok kompleks olmakla berâber olayın son kademesini ve esâsını kanda çözünen plazma proteini fibrinojen’in çözünmeyen ipliksi yapıdaki Fibrin’e dönüşmesi teşkil eder.
Kan pıhtılaşması şöyle özetlenebilir:
Herhangi bir darbe sonucu hasar gören doku, yırtılan kan damarlarının çeperleri ve kan pulcukları (trombositler) tarafından pıhtılaşma mekanizmasını başlatacak olan trombokinaz (tromboplastin) enzimi salgılanır.
Karaciğer tarafından salgınan ve üretimi için K vitaminine ihtiyaç duyulan aktif olmayan plazma proteini protrombin, trombokinaz enzimi tarafından trombin’e çevrilir.
                    Trombokinaz
(Protrombin ¾¾¾¾¾¾¾¾¾> Trombin).
Trombin, kan pulcuklarını da yapışkan yapar. Böylece trombositler, yırtılan damarı tıkamak için damarın iç çeperine yapışmaya başlar.
Trombin, kalsiyum tuzları’nın varlığında bir enzim gibi görev yaparak karaciğerin bir salgısı olan plazma proteini fibrinojen’i, ince uzun iplikçikler şeklinde teşekkül eden fibrin’e dönüştürür
                       Trombin
(Fibrinojen ¾¾¾¾¾¾¾¾¾> Fibrin).
                       Ca tuzları
Fibrin iplikçikleri, kırmızı kan hücrelerini, kan pulcuklarını ve proteinlerini bir ağ gibi sararak çökeltir. Yaranın içini dolduran bu çökeltiye pıhtı denir. Pıhtı, yavaşça büzülerek küçülür ve temiz sarı bir sıvı açığa bırakır. Bu sıvıya serum adı verilir.
Pıhtı bir süre sonra kurur.Yara, fibroblast hücreleri ve deriye âit dış tabaka hücreleri tarafından onarılır:
Damarların iç yüzeyleri kaygan olduğundan, kan buralara yapışıp pıhtılaşamaz. Ayrıca normal kan dolaşımı esnâsında çeşitli maddeler pıhtılaşmayı önler. Bunlardan biri karaciğer tarafından üretilen heparin’dir. Heparinin çokluğu, K vitamini eksikliği, karaciğer hastalıkları pıhtılaşmayı geciktirir. Bu gibi durumlarda, bedende nokta hâlinde kanamalar görülür. K vitamini, hava teması, sıcaklık, asitler, kalsiyum tuzlarının çokluğu da pıhtılaşmayı hızlandırır.
Damarda yaralanma, kireç toplanması veya kolesterin birikmesi gibi hallerde kan damarın içinde pıhtılaşabilir. Damarda meydana gelen bu pıhtıya emboli (tıkaç) denir. Bu pıhtının kalbi besleyen ince damarları (karonerleri) tıkamasından kalp enfarktüsü ortaya çıkar. Çok tehlikeli olan bu hastalıkta kalp kasları beslenemediğinden zaman içinde bozulur. Bu gibi hastalar kalp yetmezliğinden ölebilir.Tıkanma akciğer veya böbreklerde olursa akciğer ve böbrek enfarktüsü adını alır.
Hemofili denen irsî bir hastalıkta kan pıhtılaşması olmaz veya pek yavaş olur. Bu tip hastalar, bir diş çekiminden veya sünnet olmaktan ileri gelen kanamaların durmaması yüzünden hayâtını kaybedebilirler. Bunlara kan vermek ve pıhtılaştırıcı ilâçlar şırınga etmek sûretiyle yardım edilmeye çalışılır. Bu hastalık daha çok erkeklerde görülür. (Bkz. Hemofili)
KAN GRUPLARI
Alm. Blutgruppen (pl.), Fr. Groupes sanguins (pl.) İng. Blood groups. Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda “antijen” özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.
Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner’in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme “Rh sistemi” denildi.
ABO sistemi: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0’dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler “aglutininler”, alyuvarların üzerindekiler ise “aglutiojenler” olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.
AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.

[attachment=121733]

 Tabloda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna “genel alıcı” grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da “genel verici” grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.
Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.
Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.
Âdem aleyhiselâmın kan grubu (A), hazret-i Havva vâlidemizin kan grubu (B) ise; (A) grubunda, (B) grubunda ve (AB) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (Sıfır) grubunda da çocukları olabilir. Çünkü A ve B’nin yarısı 0 (Sıfır) genini taşır. Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.
ABO sistemindeki kan gruplarından;
1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).
2. A grubundakinin genleri, A ve 0’dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A’dır (homozigot).
3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B’dir (Homozigot) veya B ve 0’dır. (heterozigot).
4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B’dir. (heterozigot).
Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.
Bunu açıklayalım:
1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.
2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,
3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,
4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.
Diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi
KAMU İKTİSÂDÎ TEŞEBBÜSLERİ (KİT)

Alm. Öffentliche Unternehmen, Fr. Entreprises Détat, İng. State Economic Enterprises. Sermâyesinin yarısından fazlası devlete veya İktisâdî Devlet Teşekküllerine âit olup, ekonomik alanda faaliyet gösteren, tüzel kişiliğe sâhip ve faaliyetlerinde özerk olan müesseseler.

Kamu İktisâdî Kuruluşları (KİK), sermâyesinin tamamı devlete âit olan, ancak tekel niteliğinde mallar ile temel mal ve hizmetleri üretmek ve pazarlamak maksadıyla kânunla kurulan ve kamu hizmeti ağır basan KİT’tir. Bu müesseseler, 2929 sıyılı kânuna bağlı olarak özel kânunla kurulur. Üçüncü kişilerle ilişkileri bakımından özel hukuk tüzel kişisi, yönetim ve denetim bakımından kamu hukuku tüzel kişisidirler. Sorumlulukları sermâyeleri ile sınırlı olup, serbest kuruluşlardır. Sermâyesinin tamâmı devlete âit bulunan İDT’nin kurmuş bulunduğu, tüzel kişiliği olan işletmelere “müessese”; sermâyesinin yarısından fazlası İDT veya kamu iktisâdî kuruluşuna âit anonim şirketlere bağlı ortaklık Kamu İktisâdî Kuruluşlarının, İktisâdî Devlet Teşekkülünün yâhut da bağlı ortaklığın sermâyesinin en az % 26 ve en çok % 50’sine katıldığı anonim şirketlere “iştirak” denir.

Türkiye’deki iktisâdî devlet teşekkülleri şunlardır:

MKE, ASOK (Teksan, Tümosan, Asilçelik), ORÜS (orman ürünleri), Türkiye Çimento Sanâyii, Demir Çelik İşi, SEKA, Etibank, Türkiye Taşkömürü K.Türkiye Kömür İşl., Et Balık Kurumu, TMO, TPAO, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Türkiye Şeker Fabrikaları, Yem Sanâyii, TZDK, DMO, Türkiye Deniz İşl., Türk Gemi Sanayii A.Ş., Türkiye Gübre Sanâyii.

Kamu İktisâdî Kuruluşları ise:

TEK, Çaykur, Tekel, Tarım İşl., TCDD, PTT, DHMİ ve THY.

Kaynak

Rehber Ansiklopedisi

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)