MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,281 » Forum posts: 5,872 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Leonardo DiCaprio Kimdir? Biyografisi
Leonardo Wilhelm DiCaprio (d. 11 Kasım 1974), Amerikalı oyuncu ve yapımcı. DiCaprio, 1990'ların başında televizyon reklamlarında görünerek oyunculuk hayatına başladı ve ardından Santa Barbara ve Growing Pains gibi dizilerde rol aldı. 1991'de Mahluklar 3 filmindeki Josh rolüyle sinema hayatına başladı. 1993 yılında Bu Çocuğun Hayatı filminde başrolde oynadı. Aynı yıl Gilbert'in Hayalleri filminde oynadı ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında ilk Akademi adaylığını elde etti. Günlük ve Romeo + Juliet filmleriyle halk tarafından tanınmaya başladı. 1997 yılında James Cameron'ın Titanik filmiyle uluslararası üne ulaşmış oldu.
2000 yılından bu yana DiCaprio, geniş bir film yelpazesinde yaptığı çalışmalarla büyük beğeni topladı. DiCaprio'nun sonraki filmleri arasında; Demir Maskeli Adam, biyografik suç draması Sıkıysa Yakala ve ileriki zamanlarda çok defa çalışacağı Martin Scorsese ile olan ilk filmi New York Çeteleri yer aldı. Ardından biyografik film Göklerin Hakimi, siyasi gerilim filmi Kanlı Elmas, suç filmi Köstebek, Yalanlar Üstüne, dram filmi Hayallerin Peşinde, psikolojik gerilim filmi Zindan Adası, bilim kurgu filmi Başlangıç, biyografik film J. Edgar, western filmi Zincirsiz, dönem draması Muhteşem Gatsby ve biyografik suç filmi Para Avcısı filmlerindeki oyunculuğuyla beğeni topladı.
Leonardo DiCaprio'nun Londra'daki Madame Tussauds Müzesi'ndeki balmumu heykeli.
DiCaprio Göklerin Hakimi ve Diriliş filmleriyle Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu, Para Avcısı filmiyle Müzikal ve Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre ödüllerini kazandı. Ayrıca Diriliş filmiyle ilk Akademi ve BAFTA ödüllerini kazandı.
Hayatının ilk dönemi
Leonardo Wilhelm DiCaprio 11 Kasım 1974'te Los Angeles, Kaliforniya'da doğdu.[1] Yasal bir sekreter olan Irmelin ve çizgi roman sanatçısı ve yapımcısı / dağıtımcısı olan George DiCaprio'nun tek çocuğudur.[2] DiCaprio'nun babası İtalyan (Napoli) ve Alman (Bavyera) kökenlidir.[3][4][5] DiCaprio'nun anne tarafından olan dedesi Wilhelm Indenbirken Alman'dı.[6] Anneannesi Helene Indenbirken (d. Yelena Smirnova 1915-2008)[7] Rusya doğumlu bir Alman vatandaşıydı.[8][9] DiCaprio, Rusya'daki bir röportajda kendisine "yarı-Rus" olarak değindi ve iki dedesinin ve anneanesinin ve babannesinin Rus olduğunu söyledi.[10] DiCaprio'nun ailesi üniversiteye devam ederken tanıştı ve Los Angeles, Kaliforniya'ya taşındı.[3]
DiCaprio, Leonardo olarak adlandırıldı çünkü hamile annesini ilk tekmelediğinde annesi İtalya'daki bir müzede bir Leonardo da Vinci tablosuna bakıyordu.[11] Anne ve babası bir yaşındayken ayrılmıştı ve çoğunlukla annesiyle yaşıyordu.[12] DiCaprio üçüncü yılını takiben liseden ayrıldı ve sonuç olarak Genel Öğretim Geliştirme diplomasını kazandı.[13][14] DiCaprio, çocukluğunun bir bölümünü dedesi ve annesi ile Almanya'da geçirdi. Almanca ve İtalyanca bilmektedir.[15][16][17]
11 yaşında oyuncu olmak isteyen Leonardo bir temsilciyle görüşmeye başladı. Fakat temsilci ismini daha Amerikan tarzı bir isim olan Lenny Williams olarak değiştirmesini istedi. Leonardo bunu kabul etmedi ve 13 yaşında kendisini ismiyle kabul eden başka bir temsilciyle görüşmeye başladı.[18]
Oyunculuk hayatı
Leo, Sekreter Kerry'nin ofisinde portrelere bakıyor.
1990'lar
DiCaprio oyunculuk hayatına 1990 yılında aynı isimli filmden uyarlanan Parenthood dizisiyle başladı. Parenthood'dan sonra DiCaprio The New Lassie ve Roseanne'in yanı sıra Santa Barbara gibi dizilerde küçük rollerde oynadı. Parenthood dizisiyle Genç Sanatçı Ödülleri'nde En İyi Genç Erkek Oyuncu adaylığı elde etti.[19] DiCaprio'nun ilk filmi, komedi, korku ve bilim kurgu türündeki Mahluklar 3 oldu. Kısa süre sonra Growing Pains dizisinde rolünü tekrarlayan bir oyuncu olarak yer aldı. DiCaprio büyük ekrandaki çıkışını 1992'de Bu Çocuğun Hayatı filmindeki başrol için Robert De Niro tarafından 400 genç erkek oyuncu arasından dikkatle seçilerek yaptı.[20] 1993'te Gilbert'in Hayalleri filminde zihinsel engelli bir çocuğu oynadı ve ilk Akademi ve Altın Küre adaylıklarını elde etti. Ayrıca En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu National Board of Review Ödülü'nü kazandı. DiCaprio'nun 1995'teki ilk çabası Sam Raimi'nin western filmi Hızlı ve Ölü oldu. Sony Pictures, DiCaprio'nun kadroya alınmasına şüpheciydi fakat sonuç olarak Sharon Stone oyuncunun maaşını kendisi ödemeye karar verdi.[21] Ardından Tutkunun Şairleri filminde Arthur Rimbaud'u oynadı. Yapım öncesinde hayatını kaybetmesinden sonra River Phoenix ile yer değiştirmişti. Aynı sene Günlük filminde Jim Carroll'ı oynadı.
1997 yılında DiCaprio James Cameron'ın Titanik filminde başroldeydi. DiCaprio başlangıçta rolü oynamayı reddetti fakat sonunda oyunculuk yeteneğine inanan Cameron tarafından role teşvik edildi.[22] Bu filmle ikinci Altın Küre adaylığını elde etti. Akademi Ödülleri'ne aday olmaması hayranlarının tepkisini çekti.[23] Ertesi sene Demir Maskeli Adam filminde XIV. Louis'yi ve kardeşi Philippe'i oynadı. Önceki filmlerindeki başarılarının aksine bu film ile Altın Ahududu Ödülleri'nde En Kötü Sahne Çifti Ödülü'nü kazandı.[24]
2000'ler
DiCaprio'nun sıradaki yapımı Kumsal filmi oldu. Film gişede başarılı olsa da eleştirmenlerin hedefi oldu. DiCaprio ertesi sene En Kötü Erkek Oyuncu Altın Ahududu Ödülü'ne aday oldu.
DiCaprio 2002'de Steven Spielberg'in yönettiği Sıkıysa Yakala filminde oynadı. Film 52 günde 147 farklı mekânda çekildi.[25] DiCaprio bu film ile üçüncü Altın Küre adaylığını elde etti.[26] Aynı sene Martin Scorsese ile ilk filmi olan New York Çeteleri filminde yer aldı. 2004'te Howard Hughes'un hayatını anlatan Göklerin Hakimi filmiyle ilk Altın Küre ödülünü ve ikinci Akademi adaylığını elde etti.[27][28]
2006'da Kanlı Elmas ve Scorsese ile üçüncü filmleri olan Köstebek filminde oynayan DiCaprio Kanlı Elmas filmiyle üçüncü Akademi adaylığını elde ederken, Altın Küre'de iki film ile birden Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu adaylığı elde etti.[29][30]
Blood Diamond 2006 Film Afişi
2008'de Yalanlar Üstüne filminde oynarken, aynı sene Hayallerin Peşinde filmiyle yedinci Altın Küre adaylığını elde etti.[31]
2010'lar
DiCaprio 2010 yılında Dennis Lehane'nin 2003'te yayımlanmış olan aynı adlı romanından uyarlanan Zindan Adası filminde oynayarak Scorsese ile olan iş birliğini sürdürdü. Aynı sene Christopher Nolan'ın bilim kurgu filmi Başlangıç'ta oynadı.
The Great Gatsby 2013 (1984 Duesenberg II Model SJ Car)
2011'de başka bir biyografik film J. Edgar'da J. Edgar Hoover'ı oynadı. Bu film ile sekizinci Altın Küre adaylığını elde etti. 2012'de Quentin Tarantino'nun spagetti western'i Zincirsiz'de yer aldı. DiCaprio bir sahnede çekim devam ederken kazayla elini cam bardakla kesti fakat oynamaya devam etti. Tarantino sahneyi filmde kullanmaya karar verdi.[32] DiCaprio ayrıca bu filmle dokuzuncu Altın Küre adaylığını da elde etmiş oldu.[33]
2013'te DiCaprio Romeo + Juliet'ten sonra Baz Luhrmann'la ikinci iş birliği olan, F. Scott Fitzgerald'ın 1925'te yayımlanmış aynı adlı romanından uyarlanan Muhteşem Gatsby filminde oynadı. Aynı sene Scorsese ile olan beşinci filmleri ve oynadığı dokuzuncu biyografik karakter olan Jordan Belfort'ın hayatını anlatan Para Avcısı filminde oynadı. Bu film ile ikinci Altın Küre ödülünü kazandı ve oyuncu olarak dördüncü Akademi adaylığını elde etti.
2015'te Alejandro G. Iñárritu'nun yönettiği Diriliş filminde hayatta kalma mücadelesi veren Hugh Glass'ı oynadı.[34] Oyunculuğuyla olumlu yorumlar alan DiCaprio üçüncü Altın Küre ödülünün yanı sıra ilk Akademi ve BAFTA ödüllerini de kazandı.[35][36] 2019 yapımı, yönetmenliğini Quentin Tarantino'nun yaptığı Once Upon a Time ...in Hollywood filminde başrolü Brad Pitt ve Margot Robbie ile paylaştı. Filmdeki rolüyle Oscar, Altın Küre ve BAFTA'ya En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi.
2020'ler
DiCaprio 2021 yılında Netflix yapımı Don’t Look Up ile Netflix portalinde yer aldı. Ayrıca 2021 yılı içerisinde yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı Killers of the Flower Moon filminin çekimlerine başladı. Di Caprio, filmin başrolünü usta aktör Robert De Niro ile paylaştı. Filmin konusu ise 1920’lerde, Oklahoma'daki Kızılderili birliği olan Osage’in üyeleri, petrolün kendi topraklarının altında olduğunu keşfeder. Artık varlık içinde olan üyeler, şoförlü araçlara binmeye, konaklar inşa etmeye, çocuklarını Avrupa’ya okumaya göndermeye başlar. Ancak bu zenginlik, birçok cinayeti de beraberinde getirir. Gün geçtikçe artan cinayetleri araştırmaya kalkanların sonu da ölüm olur. Ölenlerin sayısı yirmi dördü aştığında ise davaya FBI atanır. Henüz kurulma aşamasında olan FBI’a bağlı olan bir dedektif gizemli cinayetlerin sırrını çözmek için şehre gelir. Dedektif, ele aldığı dava için büroda bulunan Amerikalı Kızılderili dâhil olmak üzere gizli bir ekip kurar. Bölgeye sızmayı başaran ekip, soruşturmaya devam ettikçe yaşanan vahşetin arkasında korkunç bir sır olduğunu keşfeder.
Kişisel hayatı
DiCaprio'nun kişisel hayatı medyanın yaygın ilgisinin konusudur. DiCaprio, nadiren röportajlar verir ve özel hayatını tartışmak istemez. 2000 yılında DiCaprio, 2005 yılına kadar çıktığı Brezilyalı model Gisele Bündchen ile tanıştı. 2005-2011 yılları arasında İsrailli model Bar Refaeli ile romantik olarak ilgilendi ve bu süre zarfında İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres ile bir araya geldi ve Refaeli'nin memleketi Hod HaSharon'u ziyaret etti. 2005 yılında, model Aretha Wilson bir Hollywood partisinde kırılmış bir şişeyle ona çarptığında DiCaprio'nun yüzü ciddi şekilde yaralandı. Aretha Wilson suçlu olduğunu söyledi ve 2010 yılında iki yıl hapse mahkûm edildi. DiCaprio, Temmuz 2013'ten Aralık 2014'e ve daha sonra 2017'de Alman model Toni Garrn'la ilişki yaşadı.
DiCaprio, Los Angeles'ta bir ev ve Battery Park City'de bir daireye sahiptir. 2009 yılında Belize anakarasından Blackadore Caye adında bir ada satın aldı - çevre dostu bir tatil köyü açmaya hazırlandı. 2014 yılında yüzyılın ortalarında tasarlanan orijinal Dinah Shore konutunu satın aldı. 2004 başkanlık seçimleri sırasında DiCaprio kampanya yürüttü ve John Kerry'nin başkanlık teklifine bağışta bulundu. 2008 seçimlerinde Barack Obama'nın başkanlık kampanyasına 2.300 dolar verdi. DiCaprio 2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton'ı destekledi. 2016 yılında çocuk sahibi olmak istemediğini açıkladı.[37] Wall Street'in kurucusu Red Granite Pictures'ın para aklama skandalına karıştığı Haziran 2017'de DiCaprio, üretim şirketindeki iş ortaklarından aldığı hediyeleri ABD hükûmetine teslim etti.
Filmografi
1979 Romper Room (TV dizisi) Çocuk
1989 The New Lassie (TV dizisi) Glen
1990 The Outsiders (TV dizisi) Kid Fighting Scout
1990 Santa Barbara (TV dizisi) Genç Mason Capwell
1990-1991 Parenthood (TV dizisi) Garry Buckman
1991 Roseanne (TV dizisi) Darlene'in Sınıf Arkadaşı
1991-1992 Growing Pains (TV dizisi) Luke Brower
1991 Mahluklar 3 Josh Kristine Peterson
1992 Poison Ivy Çocuk Katt Shea
1993 Bu Çocuğun Hayatı Tobias Wolff Michael Caton-Jones
Gilbert'in Hayalleri Arnie Grape Lasse Hallström
1994 The Foot Shooting Party (Kısa Film) Bud Annette Haywood-Carter
1995 Hızlı ve Ölü Fee "Çocuk" Herod Sam Raimi
Günlük Jim Carroll Scott Kalvert
Tutkunun Şairleri Arthur Rimbaud Agnieszka Holland
1996 Romeo + Juliet Romeo Montague Baz Luhrmann
Marvin'in Odası Hank Jerry Zaks
1997 Titanic Jack Dawson James Cameron
1998 Demir Maskeli Adam Kral XIV. Louis/Philippe Randall Wallace
Şöhret Brandon Darrow Woody Allen
2000 Kumsal Richard Danny Boyle
2001 Don's Plum Derek R.D. Robb
2002 Sıkıysa Yakala Frank William Abagnale Jr. Steven Spielberg
New York Çeteleri Amsterdam Vallon Martin Scorsese
2004 Göklerin Hakimi Howard Hughes Martin Scorsese
2006 Kanlı Elmas Danny Archer Edward Zwick
Köstebek Billy Costigan Martin Scorsese
2007 The 11th Hour Anlatıcı Leila Conners Petersen & Nadia Conners
2008 Hayallerin Peşinde Frank Wheeler Sam Mendes
Yalanlar Üstüne Roger Ferris Ridley Scott
2010 Hubble Anlatıcı Toni Myers
Zindan Adası Edward "Teddy" Daniels Martin Scorsese
Başlangıç Cobb Christopher Nolan
2011 J.Edgar J.Edgar Hoover Clint Eastwood
2012 Zincirsiz Calvin Candie Quentin Tarantino
2013 Muhteşem Gatsby Jay Gatsby Baz Luhrmann
Para Avcısı Jordan Belfort Martin Scorsese
2015 Diriliş Hugh Glass Alejandro G. Iñárritu'
The Audition (Kısa Film) Kendisi Martin Scorsese
Tufandan Önce Kendisi - Anlatıcı
Fisher Stevens
2019 Bir Zamanlar Hollywood'da Rick Dalton Quentin Tarantino
2021 Don't Look Up Dr. Randall Mindy Adam McKay
2022 Killers of the Flower Moon Ernest Burkhart Martin Scorsese
2023 Roosevelt Theodore Roosevelt Martin Scorsese
Jim Jones Jim Jones
Önemli ödülleri ve adaylıkları
Akademi Ödülleri Gilbert'in Hayalleri En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adaylık
Göklerin Hakimi En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Kanlı Elmas Adaylık
Para Avcısı En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
En İyi Film Adaylık
Diriliş En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Altın Küre Ödülleri Titanik Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Sıkıysa Yakala Adaylık
Göklerin Hakimi Kazandı
Kanlı Elmas Adaylık
Köstebek Adaylık
Hayallerin Peşinde Adaylık
J.Edgar Adaylık
Zincirsiz En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adaylık
Para Avcısı Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Diriliş Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Don't Look Up Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
BAFTA Ödülleri Göklerin Hakimi En İyi Erkek Oyuncu Adaylık
Köstebek Adaylık
Para Avcısı Adaylık
Diriliş Kazandı
Bir Zamanlar... Hollywood'da Adaylık
Dipnotlar
[attachment=107617]
Kaynak
Wikipedia
Kate Winslet Kimdir? Biyografisi
Kate Elizabeth Winslet (d. 5 Ekim 1975), Oscar (Akademi), BAFTA, SAG, Emmy, Grammy ve Altın Küre sahibi İngiliz oyuncu.[1]
22 yaşında, iki Akademi Ödülü (Oscar) adaylığı elde edebilme başarısını gösteren en genç oyuncu rekorunu kıran Winslet, Akademi Ödülü'ne altı kere aday gösterilen en genç oyuncu olmayı da başarmıştır.[2] Aynı zamanda Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aynı yılda kazanan 3 oyuncudan biridir. Kariyeri boyunca çeşitli rollerde izleyici karşısına çıksa da, Titanik filmindeki Rose DeWitt Bukater ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmindeki Clementine Krucynzski performansıyla daha geniş kitlelere ulaşmıştır. 17 Mart 2014 tarihinde Hollywood Bulvarı'nda kendi yıldızını kazandı. 2012 yılında Kraliçe II. Elizabeth'in doğum günü şerefine sinema sektörüne yaptığı katkılardan dolayı Britanya İmparatorluk Nişanı (Komutan, CBE) kazandı. Hayallerin Peşinde filmindeki rolü ile Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanıp aynı film ile Oscar (Akademi Ödülü) adaylığı kazanamayan 2. kadın oyuncu olmuştur. Titanik filminde Gloria Stuart ve İris filminde Judi Dench ile aynı karakterin genç ve yaşlı versiyonunu oynamışlardı ve Kate Winslet 2 kez aynı karakterin farklı yaşlardaki oyuncuları ile 2 Oscar Adaylığı kazanan tek oyuncu oldu.[2] 2015 yılında vizyona giren Düşlerin Terzisi adlı filmdeki oyunculuğu için AACTA'da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Michael Fassbender ile birlikte oynadığı Steve Jobs filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı elde etti ve bu onun 11. Altın Küre adaylığı oldu. 2015 Elle Women in Hollywood Awards'da (ELLE, Hollywood'daki Kadınlar Ödülü) Yılın Kadını seçildi.
İlk yılları
Kate Elizabeth Winslet 5 Ekim 1975 tarihinde Reading, Berkshire, İngiltere'de doğdu. 11 yaşındayken İngiltere'de bir tiyatro okulunda drama dersi almaya başlayan Winslet'ın babası "Roger Winslet" ve annesi "Sally Winslet" gibi kardeşleri "Anna", "Beth" ve "Joss" da oyunculuk yapıyorlar.
Sahne Sanatları mezunu Kate Winslet, ilk evliliğini Hideous Kinky adlı filmin setinde tanıştığı yönetmen asistanı Jim Threapleton ile yapmış ve Mia adını koydukları bir kız çocuğu sahibi olmuştur. 2001 yılında eşi Jim Threapleton ile ayrılığının ardından American Beauty, Road to Perdition ve Jarhead gibi filmlerin ödüllü yönetmeni Sam Mendes ile evlenerek, Joe adında bir erkek çocuğu dünyaya getirmiştir. 2010 senesinde çift ayrıldı. 5 Aralık 2012 tarihinde gizli bir tören ile Ned Rocknroll ile evlendi ve çocukları Bear Blaze Winslet 7 Aralık 2013 tarihinde İngiltere'de dünyaya geldi.
Kariyeri
Oyunculuğa ilk adımını 11 yaşında bir TV reklamıyla atan Winslet, daha sonra 90'lı yılların başında çeşitli TV dizilerinde oyunculuk deneyimini arttırmaya devam etmiş ve 1994 yılında beyazperdede Peter Jackson imzalı Heavenly Creatures filmiyle izleyicilerin dikkatini çekmeyi başaran bir oyuncu hâline gelmiştir. 1995 senesinde ise Sense and Sensibility filmindeki performansıyla ilk Akademi Ödülü adaylığını almış ve izleyici kitlesini arttırmıştır. 1996 yılında filmografisine Jude ve Hamlet gibi filmleri eklemiş ve kariyerine 1997 yapımı gişe rekortmeni Titanik ile aldığı yeni bir Akademi Ödülü adaylığıyla devam etmiştir ve bu filmle dünya çapında ismini duyurmuştur. Titanik filminden sonra daha çok bağımsız ve düşük bütçeli filmlerde oynamayı tercih ettiği için, 1998-99 yıllarında Anna and the King ve Shakespeare in Love gibi filmlerdeki başrol tekliflerini reddederek aynı dönemde Holy Smoke ve Hideous Kinky gibi bağımsız filmlerde oynamayı tercih etmiştir. Kariyeri boyunca genelde dönem filmlerinde oynamış ve 2000'li yılların başında buna Quills, Enigma ve canlandırdığı Iris Murdoch karakteriyle üçüncü Akademi Ödülü adaylığını aldığı film Iris ile devam etmiştir. 2004 senesinde Johnny Depp ile başrolleri paylaştığı Finding Neverland sonrası, orijinal senaryosuyla dikkat çeken Eternal Sunshine of the Spotless Mind filminde çizdiği bambaşka bir Kate Winslet imajıyla, dördüncü kez Oscar'a aday olmuştur. 2005'te filmografisine müzikal bir yapım olan Romance and Cigarettes'i de ekledikten sonra, farklı türlerde dört yapımla (The Holiday, Fare Şehri, All the King's Men ve Little Children) 2006 senesinde gündemde kalmayı başarabilmiştir ve Little Children filmiyle Akademi üyeleri tarafından beşinci kez Oscar adaylığına layık görülmüştür.[2] Son olarak 2008 yapımı The Reader filminde canlandırdığı Hanna Schmitz rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Revolutionary Road filmindeki April Wheeler rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Altın Küre ödüllerini almıştır.[2] Oscar Ödül Töreni'nde The Reader filmindeki Hanna Schmitz karakteri ile En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını sonunda almıştır. Altın Küre'de bu rolle yardımcı kadın oyuncu ödülü almasının sebebi bir kişinin bir ödüle iki farklı filmle aday olamıyor olmasıdır, bu sebeple ödül törenlerinin bazılarında The Reader ile En İyi Kadın Oyuncuyu alırken, bazılarında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncuyu almıştır, aynı durum Revolutionary Road filmi için de geçerlidir. Sinema dışında, American Express ve Lancomé gibi markaların reklam filmlerinde de rol almıştır. American Express reklamında daha önce oynamış olduğu karakterlerden söz eden Kate Winslet, bir Lancomé ürünü olan Trésor parfümü için de 2007 yılından itibaren yeni reklam yüzü oldu. 2015 yılında vizyona giren Steve Jobs filminde Michael Fassbender ile birlikte oynadı.
2021 yılında erken yaşta büyükanne olmuş bir polis dedektifini oynadığı Mare of Easttown dizisi gösterime girdi. Bu dizi vesilesiyle rollerini nasıl seçtiği sorusuna verdiği yanıt belki onun hakkında en bariz ipuçlarını sunmaktaydı: “Kusurları olan karakterleri oynamayı seviyorum. Bana hiç benzemeyen, içinde kaybolabileceğim karakterleri… Rolün içinde kaybolmak beni en çok heyecanlandıran, eğlendiren şey. Bir erkeği oynamak isterdim mesela. En büyük meydan okuma bu bence, biraz fazlaca kilolu, elden ayaktan düşmüş, hayattan beklediğini bulamamış bir erkek örneğin.”[3]
Özel hayatı
15 yaşındaki Winslet, Dark Season'ı çekerken, kendisinden 12 yaş büyük oyuncu-yazar Stephen Tredre ile romantik bir ilişkiye başladı.[4][5] 1991'den itibaren Londra'da birlikte yaşadılar.[6][7][8] 1995'te ayrıldılar, ancak 2 yıl sonra Tredre kemik kanserine yakalandı ve ölene kadar yakın kaldılar.[4][9] Winslet, cenazesine katılmak için Titanic'in galasına katılmadı.[10] 2008'de ölümünün etkisini atlatamadığını itiraf etti.[11]
Tredre'nin ölümünden bir yıl sonra Winslet, Jim Threapleton ile yönetmen yardımcısı olarak görev yaptığı Hideous Kinky setinde tanıştı.[5][10] Kasım 1998'de evlendiler ve 2000 yılında kızları Mia doğdu.[12][13][14] Threapleton ile evliliğini bir "karmaşa" olarak nitelendiren Winslet, daha sonra bu dönemde içgüdülerinin kontrolünü kaybettiğini söyledi.[15] They divorced in 2001.[16][17] Threapleton'dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra yönetmen Sam Mendes ona bir oyunda rol teklif ettiğinde tanıştı; teklifi geri çevirdi ama onunla çıkmaya başladı.[18] Winslet, New York'a taşındı.[15] Mayıs 2003'te Anguilla adasında Mendes ile evlendi ve oğulları Joe doğdu.[11][19] Aile, zamanını İngiltere'deki Cotswolds'daki mülklerini sık sık ziyaret ederek geçerdi.[18] Medyada Mendes ile aktris Rebecca Hall arasında bir ilişki olduğuna dair yoğun spekülasyonların ortasında, o ve Winslet 2010'da ayrıldıklarını açıkladılar ve bir yıl sonra boşandılar.[20][21]
Winslet 2011'de Richard Branson'ın Necker Adası'ndaki malikanesinde tatil yaparken yeğeni Edward Abel Smith (2008'den 2019'a kadar yasal olarak Ned Rocknroll olarak bilinir) ile tanıştı.[22] Aralık 2012'de New York'ta evlendiler ve ertesi yıl oğulları Bear doğdu.[23][24][25][26] Winslet, memleketi İngiltere'ye döndükten sonra, Smith ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı Sussex'teki West Wittering'de deniz kenarında 3.25 milyon £ değerinde bir mülk satın aldı. (2015 itibarıyla)[27] 2015 yılında verdiği bir röportajda, kırsal kesimde yaşamaktan ne kadar keyif aldığından bahsetti.[28]
Winslet çocuklarından çok uzun süre uzak tutacak iş tekliflerini reddediyor ve çekim taahhütlerini okul tatillerine göre planlamayı seviyor.[29] Ebeveynlik tarzını tartışırken, öğle yemeğini paketlemekten ve okul koşusu yapmaktan hoşlandığını söyledi.[30]
Ödüller
Oscar'a; Titanik, Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan), Little Children (Tutku Oyunları) ve The Reader filmleriyle "En İyi Kadın Oyuncu", Iris ve Sense and Sensibility filmleriyle ise "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında aday gösterildi. Aynı filmlerle Altın Küre Ödülleri'nde de beş adaylığıyla beraber The Reader ve Revolutionary Road filmleriyle bu ödülün sahibi oldu. The Reader ile "Altın Küre"nin yanı sıra Oscar ödülünü de kazanmıştır. Ayrıca Christmas Carol adlı animasyon filminde seslendirme yapan Kate Winslet, bu film için yazılan What If adlı şarkıyı söylemiş, single albüm çıkarmış, Grammy ödülü kazanmış ve İngiltere müzik listelerinde ilk 10'a girmiştir. Toplamda 6 adet Oscar Adaylığı bulunmaktadır. 70 ödülü ve 113 adaylığıyla Hollywood için aranan bir isim hâline gelmiştir. 2015 yılında vizyona giren Düşlerin Terzisi adlı filmdeki oyunculuğu için AACTA'da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Michael Fassbender ile birlikte oynadığı Steve Jobs filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı elde etti ve bu onun 11. Altın Küre adaylığı oldu. 2015 Harper's Bazaar Women of the Year Awards'da (Harper's Bazaar Yılın Kadını Ödülleri) British Icon (İngiliz İkon) seçildi. 2015 BIFA Ödülleri'nde ise kariyeri boyunca yaptığı çalışmalar sayesinde diğer meslektaşlarından 'farklılık' ödülü olan Variety Ödülü'nü kazandı. 2015 Elle Women in Hollywood Awards'da (ELLE, Hollywood'daki Kadınlar Ödülü) Yılın Kadını seçildi. 10 Ocak 2016'da sahiplerini bulan 73. Altın Küre Ödülleri'nde Steve Jobs filmindeki performansından dolayı 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' Altın Küre Ödülü'nü kazandı ve bu onun 4. Altın Küresi oldu.
Filmografi
Film
1994 Heavenly Creatures Juliet Hulme [31]
1995 Sense and Sensibility Marianne Dashwood [32]
1995 A Kid in King Arthur's Court Prenses Sarah [33]
1996 Jude Sue Bridehead [34]
1996 Hamlet Ophelia [35]
1997 Titanic Rose DeWitt Bukater [36]
1998 Hideous Kinky Julia [37]
1999 Faeries Brigid (seslendirme) [38]
1999 Holy Smoke! Ruth Barron [39]
2000 Quills Madeleine [40]
2001 Enigma Hester Wallace [41]
2001 Iris Genç Iris Murdoch [42]
2001 War Game Annie (seslendirme) Kısa film [43]
2001 Christmas Carol: The Movie Belle (seslendirme) [44]
2003 The Life of David Gale Bitsey Bloom [45]
2004 Eternal Sunshine of the Spotless Mind Clementine Kruczynski [46]
2004 Finding Neverland Sylvia Llewelyn Davies [47]
2005 Romance & Cigarettes Tula [48]
2006 Deep Sea 3D Dış ses Belgesel [49]
2006 All the King's Men Anne Stanton [50]
2006 Little Children Sarah Pierce [51]
2006 Flushed Away Rita Malone (seslendirme) [52]
2006 The Holiday Iris [53]
2007 The Fox and the Child Dış ses İngilizce dublaj [54]
2008 The Reader Hanna Schmitz [55]
2008 Revolutionary Road April Wheeler [56]
2009 A Mother's Courage: Talking Back to Autism Dış ses Belgesel [57]
2011 Carnage Nancy Cowan [58]
2011 Contagion Erin Mears [59]
2013 Movie 43 Beth Segment: The Catch [60]
2013 Labor Day Adele Wheeler [61]
2014 Divergent Jeanine Matthews [62]
2014 A Little Chaos Sabine De Barra [63]
2015 The Divergent Series: Insurgent Jeanine Matthews [64]
2015 Daisy Chain Buttercup (seslendirme) Kısa film [65]
2015 Steve Jobs Joanna Hoffman [66]
2015 The Dressmaker Myrtle "Tilly" Dunnage [67]
2016 Triple 9 Irina Vlaslov [68]
2016 Collateral Beauty Claire Wilson [69]
2016 The Lost Letter Dış ses Kısa film [70]
2017 The Mountain Between Us Alex Martin [71]
2017 Wonder Wheel Ginny Rannell [72]
2018 Mary and the Witch's Flower Madame Mumblechook (seslendirme) [73]
2019 Birds of a Feather Blanche (seslendirme) [74]
2019 Blackbird Jennifer [75]
2020 Baba Yaga Baba Yaga (seslendirme) Kısa film [76]
2020 Ammonite Mary Anning [77]
2020 Black Beauty Black Beauty (seslendirme) [78]
2021 Eating Our Way To Extinction Dış ses Belgesel [79]
2022 Avatar: The Way of Water Ronal [80]
2023 Lee Film henüz vizyona girmedi Lee Miller Oyuncu, ayrıca yapımcı [81]
2024 Avatar 3Film henüz vizyona girmedi Ronal Henüz piyasaya sürülmedi [82]
Televizyon
Yıl(lar) Film adı Rolü Notlar Ref(s).
1991 Dark Season Reet 6 bölüm [83]
1992 Anglo-Saxon Attitudes Caroline Jenington Mini dizi [84][85]
1992–93 Get Back Eleanor Sweet 15 bölüm [86]
1993 Casualty Suzanne Bölüm: "Family Matters" [87][88]
2004 Pride Suki (seslendirme) Televizyon filmi [89]
2004 Saturday Night Live Sunucu Bölüm: "Kate Winslet/Eminem" [90]
2005 Extras Kendisi Bölüm: "Kate Winslet" [91]
2011 Mildred Pierce Mildred Pierce Mini dizi [92]
2015 Running Wild with Bear Grylls Kendisi Bölüm: "Kate Winslet" [93]
2015 Snow Chick Dış ses Televizyon filmi [94]
2017 Diana: The Day Britain Cried Dış ses Belgesel [95]
2017 Snow Bears Dış ses Belgesel [96]
2019–20 Moominvalley Mrs Fillyjonk (seslendirme) 6 bölüm [97]
2021 Mare of Easttown Mare Sheehan HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [98]
TBA I Am... Series has yet to be released Ruth Bölüm: "I Am Ruth" [99]
TBA Trust HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [100]
TBA The Palace HBO mini dizisi; aynı zamanda yönetici yapımcı [101]
Dipnotlar
Kaynak
Wikipedia
Cuma Namazı - Cuma Namazının Farz olmasının Şartları
Cuma, Müslümanlar için mübarek bir gündür. Cuma namazı, şart-
larını taşıyan kimselere farz-ı ayndır. Farz oluşu, Kitap, Sünnet ve İcma
ile sabittir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: ْ
ذٰلِكُم َۜ الْبَيْع وَذَرُوا ِ اللјه ِ ذِكْر اِلٰى فَاسْعَوْا ِ الْجُمُعَة ِ يَوْم ْ مِن ِ لِلصَّلٰوة َ نُودِي اِذَا اٰمَنُٓوا َ الَّذٖين اَيُّهَا ٓ َيَا
تَعْلَمُون ْ كُنْتُم ْ اِن ْ لَكُم ٌ خَيْر
“Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) za-
man hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız,
elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”54
Abdest alıp camiye giden ve cuma namazını kılanlar hakkında Pey-
gamberimiz şöyle buyuruyor: ِ
الْجُمُعَة َ وَبَيْن ُ بَيْنَه مَا ُ لَه َ غُفِر َ وَأَنْصَت َ فَاسْتَمَع َ الْجُمُعَة أَتَى َّ ثُم َ الْوُضُوء َ فَأَحْسَن َٔ تَوَضَّا ْ مَن ٍ
أَيَّام ِ ثَلاَثَة ُ وَزِيَادَة
“Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra Cumaya gelir, susarak hutbeyi
dinlerse, üç gün fazlasıyla bu cumadan diğer cumaya kadar olan zaman
içindeki günahları bağışlanır.”55
Cuma namazını terk edenler hakkında Peygamber Efendimiz çok
önemli bir uyarıda bulunmuştur. Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Ömer,
Peygamberimizin minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittiklerini
söylediler:َ
الْغَافِلِين َ مِن َّ لَيَكُونُن َّ ثُم ْ قُلُوبِهِم عَلَى ُ اللјه َّ لَيَخْتِمَن ْ أَو ِ الْجُمُعَات ُ وَدْعِهِم ْ عَن ٌ أَقْوَام َّ لَيَنْتَهِيَن
“Herhangi bir cemaat ya cuma namazını terk etmekten sakınsınlar
yahut da Allah Teala onların kalplerini mühürler de gaf i llerden olurlar.”56
Cuma günü Müslümanlar için bir bayramdır. Bugün, yıkanıp te-
mizlenmek, tırnakları kesmek, dişleri fırçalamak, güzel koku sürün-
mek, iyi ve temiz elbiseleri giyerek camiye gitmek müstehabdır. Ezan
okununca, cuma namazı kılmakla mükellef olanların işlerini bırakıp
hemen camiye gitmeleri gerekir.
Cuma namazının bir kimseye farz olması için Müslüman olmak,
akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmaktan başka birtakım şartların daha
bulunması lazımdır.
Bunlar, cumanın farz olmasının şartları ile cumanın sahih olması-
nın şartları olmak üzere iki çeşittir:
1. Cuma Namazının Farz olmasının Şartları
Bir kimseye cuma namazının farz olması için o kimsede altı şartın
bulunması gerekir:
1. Erkek olmak,
2. Hür olmak,
3. Mukim olmak,
4. Sağlıklı olmak,
5. Kör olmamak,
6. Ayakları sağlam olmak.
Bu şartlar kendisinde olmayan kimseye cuma namazı farz değildir.
Buna göre, kadınlara, hürriyeti elinde olmayanlara, yolculara,
hastalara, iki gözü kör olanlara, ayakları olmayan kötürümlere
cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olanlar, camiye gidip cumayı kılarlarsa namazları sahih olur ve o günün öğle nama-
zının yerine geçer.
Kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve yolcunun cuma
namazı kıldırması caizdir. Hastaya bakan bir kimse, bırakıp cumaya
gittiği takdirde hastanın zarar görmesinden korkarsa cumaya gitme-
yebilir.
Camiye gidemeyecek durumda hasta olanlar ile camiye gittiği tak-
dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikeceğinden kor-
kanlara da cuma namazı farz değildir. Yürüyemeyecek derecede düş-
kün ihtiyarlar da böyledir.
Bir ayağı kesik veya felçli olup da zorlanmadan yürüyebilen cumaya
gider, yürüyemeyen ise gitmez.
2. Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları
Bu şartlar da altıdır:
1. Cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması.
2. Cuma namazını devletçe görevlendirilen bir kişinin kıldırması.
Büyük bir toplulukla eda edilen cuma namazını kıldırmak isteyen
kişiler arasında, biri “ben kıldıracağım”, diğeri “ben kıldıracağım” diye
anlaşmazlık çıkabileceği gibi, bir grup bir kişiyi öne sürerken diğer bir
grup da başkasını öne sürmeye çalışabilir. Namazın vakit içinde hangi
saatte kılınacağı hususunda da anlaşmazlığa düşebilirler.
Bu sebeple, cuma kıldırmak yüzünden Müslümanlar arasında çıka-
bilecek anlaşmazlıklara yol açmamak ve düzeni sağlamak için cumayı
kıldıranın, devletçe görevlendirilen bir kişi olması gerekir.
Herhangi bir sebeple izin almak mümkün olmadığı takdirde Müs-
lümanlar, bir kişi üzerinde birlik yaparsa o kişinin kıldırdığı cuma
namazı da zarurete binaen caiz olduğu gibi, yöneticileri Müslüman
olmayan yerlerde de cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir.57
3. Cuma namazının öğle vaktinde kılınması.
Öğle vakti girmeden cuma namazı kılınamayacağı gibi, öğle vakti
çıktıktan sonra da sahih olmaz.
4. Namazdan önce hutbe okunması.
Hutbenin, bir kişi bile olsa cemaat huzurunda okunması gerekir. Ce-
maatin hasta veya misafir olması da yeterlidir. Başka cemaat bulunmayıp
sadece kadın veya çocuk bulunması hâlinde hutbe sahih olmaz.
5. Cuma kılınan yerin herkese açık olması.
Çünkü cuma namazı İslam’ın şiarından ve dinin özelliklerindendir.
Bu sebeple açıktan kılınması lazımdır.
İmam namaz kılınan yerin kapısını kilitlese cuma namazı caiz ol-
maz. Diğer insanların girmesine izin verilirse caiz olur. Bir kalenin ka-
pısını düşman tehlikesi sebebiyle kilitlemek zarar vermez.
6. İmamdan başka en az üç kişi cemaat bulunması.
Hutbe okunurken hazır olan cemaat gider ve hutbe okunduktan
sonra başka bir cemaat gelirse cuma namazı yine sahih olur. Cemaatin
hasta ve yolculardan olması da caizdir. Çünkü bunlar imam olabildik-
lerine göre cemaat da olabilirler.
Ancak, başka cemaat bulunmayıp da, cemaat sadece kadın veya ço-
cuklardan meydana gelirse, bunlarla cuma namazı caiz olmaz. Çünkü
bunlar imamlık yapamaz. Hatta iki erkekle bir kadın veya bir çocuğun
bulunması hâlinde de cuma namazı sahih olmaz.
3. Hutbe
Hutbenin rüknü, Cenab-ı Hakk’ı zikretmekten ibarettir. Arapçadan
başka bir dil ile de olabilir.
Allah’a hamd, tesbih ve tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine ge-
tirilmiş olur, fakat sünnet terk edildiği için mekruhtur.
Hutbenin sahih olmasının şartları:
a) Hutbenin namazdan önce okunması,
b) Hutbe kastıyla okunması,
c) Vakit içinde olması,
d) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması,
e) Bu kişinin kendisi ile cuma namazı kılınır bir kimse olması,
f) Hutbe ile namazın, namaza münafi bir iş ile ayrılmaması (yemek,
içmek gibi).
Hutbe ikidir, araları hafif bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a
hamdedilir. Kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci
hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede mümin-
lere dua edilir.
a) Hutbenin Sünnetleri
1. Hatibin, hutbeden önce minber tarafında bulunması,
2. Minbere çıkınca oturması,
3. Ezanın hatibin huzurunda okunması,
4. Ezan okunduktan sonra hatibin her iki hutbeyi ayakta okuması
(Özürsüz, hutbeyi oturarak veya yaslanarak okumak mekruhtur).
5. Hutbeyi cemaate karşı okumak,
6. Hutbeye —gizlice Eûzü Besmele çektikten sonra— Allah’a hamd
ederek başlamak, şehadet kelimelerini okumak ve Peygamberimize
salavat getirmek.
7. Vaaz ve nasihat etmek,
8. Kur’an’dan bir ayet okumak,
9. İki hutbe okumak ve iki hutbenin arasında üç ayet okuyacak
miktardan fazla olmamak üzere oturmak,
10. İkinci hutbeye de Allah’a hamd ve Peygamberimize salavat ge-
tirerek başlamak,
11. Müslümanlara mağf iret, yardım ve afiyetle dua etmek,
12. İkinci hutbede, sesini birinci hutbeden biraz daha alçaltmak,
13. Her iki hutbeyi de fazla uzatmamak,
14. Hutbe bitince ikamet getirmek.
Hutbe okunurken konuşmak mekruh olduğu gibi, konuşana sus-
masını söylemek de mekruhtur.
Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya ka-
dar, konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, salat ve selam
getirmek (Peygamberimize salat ve selam getirilmesi gereken durum
olursa, bunu içinden getirir), tesbih çekmek, verilen selamı almak, ye-
mek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur.
Görülen bir yanlışı baş, göz ve el işareti ile düzeltmeye çalışmak mek-
ruh değildir. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hatip
minbere çıkmadan önce cumanın ilk sünnetine başlayan kimse, hatip
henüz hutbeyi okumaya başlamamış ise vaciblerini yerine getirerek
namazı hemen tamamlamalıdır. Hutbe okunurken istediği gibi oturu-
labilir, ancak namazda oturur gibi oturmak müstehabdır.
Bir özür sebebiyle cuma namazına gidemeyenlerin (hasta, yolcu ve
hapiste olan kimseler gibi) cuma günü öğle namazını, cuma namazı
kılındıktan sonra kılmaları müstehabdır. Cumadan önce kılmaları ise
mekruhtur.
Bir özürden dolayı cumaya gidemeyen veya özürsüz olarak git-
meyenlerin cuma günü, cuma kılınan yerde öğle namazını cemaatle
kılmaları mekruhtur. Cuma kılınmayan köy ve kırlarda ise mekruh
değildir.
Cuma namazında imama ikinci rekâtın oturuşunda yetişen kimse, imam
selam verdikten sonra cumayı tamamlar ve cumaya yetişmiş sayılır.
4. Cuma Namazının Kılınışı
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet
olmak üzere on rekâttır.
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rekât
olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası
için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât
sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra hatip minbere çıkar ve otu-
rur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan daha okunur. Hutbe bitince
ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmamın ar-
kasındaki cemaat şöyle niyet eder: “Niyet ettim Allah rızası için bu-
günkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama.”
Farzdan sonra cumanın dört rekât son sünneti kılınır. Bunun kılı-
nışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah
rızası için cumanın son sünnetini kılmaya.”
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.
5. Zuhr-i Âhir Namazı
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılı-
namayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.
Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden
fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır.
Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir
camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde
ancak iki camide kılınabilir.
Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor. Bu
imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde
namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların
namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce
kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz.
Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazı-
nın caiz olması şüpheli hâle gelmiştir.
Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihti-
yaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât
namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve
bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar:
“Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki
delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede
en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz ol-
masıdır” demişlerdir.
Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiği-
ne göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.
Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. Bu sebeple,
cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir = son
öğle” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir.
Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca
öğle namazı kılınmaz. Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir en-
gel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir=son öğle” ile iki rekât
da vakit sünneti kılar.
Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yeti-
şip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir.
Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber,
sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure
okunması daha iyi olur.
İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah
rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının
sünneti gibi kılınır.
Dipnotlar :
54 62/Cuma, 9.
55 Müslim, “Cuma”, 8
56 Müslim, “Cuma”, 12.
57 Tahtâvî, Haşiyetü’t-Tahtâvî ale’l-merâki’l-felâh, s. 331; İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, I, 540;
el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 146.
Kaynak :
Diyanet İslam İlmihali
Cuma, Müslümanlar için mübarek bir gündür. Cuma namazı, şart-
larını taşıyan kimselere farz-ı ayndır. Farz oluşu, Kitap, Sünnet ve İcma
ile sabittir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: ْ
ذٰلِكُم َۜ الْبَيْع وَذَرُوا ِ اللјه ِ ذِكْر اِلٰى فَاسْعَوْا ِ الْجُمُعَة ِ يَوْم ْ مِن ِ لِلصَّلٰوة َ نُودِي اِذَا اٰمَنُٓوا َ الَّذٖين اَيُّهَا ٓ َيَا
تَعْلَمُون ْ كُنْتُم ْ اِن ْ لَكُم ٌ خَيْر
“Ey İman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) za-
man hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız,
elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”54
Abdest alıp camiye giden ve cuma namazını kılanlar hakkında Pey-
gamberimiz şöyle buyuruyor: ِ
الْجُمُعَة َ وَبَيْن ُ بَيْنَه مَا ُ لَه َ غُفِر َ وَأَنْصَت َ فَاسْتَمَع َ الْجُمُعَة أَتَى َّ ثُم َ الْوُضُوء َ فَأَحْسَن َٔ تَوَضَّا ْ مَن ٍ
أَيَّام ِ ثَلاَثَة ُ وَزِيَادَة
“Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra Cumaya gelir, susarak hutbeyi
dinlerse, üç gün fazlasıyla bu cumadan diğer cumaya kadar olan zaman
içindeki günahları bağışlanır.”55
Cuma namazını terk edenler hakkında Peygamber Efendimiz çok
önemli bir uyarıda bulunmuştur. Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Ömer,
Peygamberimizin minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittiklerini
söylediler:َ
الْغَافِلِين َ مِن َّ لَيَكُونُن َّ ثُم ْ قُلُوبِهِم عَلَى ُ اللјه َّ لَيَخْتِمَن ْ أَو ِ الْجُمُعَات ُ وَدْعِهِم ْ عَن ٌ أَقْوَام َّ لَيَنْتَهِيَن
“Herhangi bir cemaat ya cuma namazını terk etmekten sakınsınlar
yahut da Allah Teala onların kalplerini mühürler de gaf i llerden olurlar.”56
Cuma günü Müslümanlar için bir bayramdır. Bugün, yıkanıp te-
mizlenmek, tırnakları kesmek, dişleri fırçalamak, güzel koku sürün-
mek, iyi ve temiz elbiseleri giyerek camiye gitmek müstehabdır. Ezan
okununca, cuma namazı kılmakla mükellef olanların işlerini bırakıp
hemen camiye gitmeleri gerekir.
Cuma namazının bir kimseye farz olması için Müslüman olmak,
akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmaktan başka birtakım şartların daha
bulunması lazımdır.
Bunlar, cumanın farz olmasının şartları ile cumanın sahih olması-
nın şartları olmak üzere iki çeşittir:
1. Cuma Namazının Farz olmasının Şartları
Bir kimseye cuma namazının farz olması için o kimsede altı şartın
bulunması gerekir:
1. Erkek olmak,
2. Hür olmak,
3. Mukim olmak,
4. Sağlıklı olmak,
5. Kör olmamak,
6. Ayakları sağlam olmak.
Bu şartlar kendisinde olmayan kimseye cuma namazı farz değildir.
Buna göre, kadınlara, hürriyeti elinde olmayanlara, yolculara,
hastalara, iki gözü kör olanlara, ayakları olmayan kötürümlere
cuma namazı farz değildir. Ancak bu durumda olanlar, camiye gidip cumayı kılarlarsa namazları sahih olur ve o günün öğle nama-
zının yerine geçer.
Kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve yolcunun cuma
namazı kıldırması caizdir. Hastaya bakan bir kimse, bırakıp cumaya
gittiği takdirde hastanın zarar görmesinden korkarsa cumaya gitme-
yebilir.
Camiye gidemeyecek durumda hasta olanlar ile camiye gittiği tak-
dirde hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikeceğinden kor-
kanlara da cuma namazı farz değildir. Yürüyemeyecek derecede düş-
kün ihtiyarlar da böyledir.
Bir ayağı kesik veya felçli olup da zorlanmadan yürüyebilen cumaya
gider, yürüyemeyen ise gitmez.
2. Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları
Bu şartlar da altıdır:
1. Cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir hükmünde olması.
2. Cuma namazını devletçe görevlendirilen bir kişinin kıldırması.
Büyük bir toplulukla eda edilen cuma namazını kıldırmak isteyen
kişiler arasında, biri “ben kıldıracağım”, diğeri “ben kıldıracağım” diye
anlaşmazlık çıkabileceği gibi, bir grup bir kişiyi öne sürerken diğer bir
grup da başkasını öne sürmeye çalışabilir. Namazın vakit içinde hangi
saatte kılınacağı hususunda da anlaşmazlığa düşebilirler.
Bu sebeple, cuma kıldırmak yüzünden Müslümanlar arasında çıka-
bilecek anlaşmazlıklara yol açmamak ve düzeni sağlamak için cumayı
kıldıranın, devletçe görevlendirilen bir kişi olması gerekir.
Herhangi bir sebeple izin almak mümkün olmadığı takdirde Müs-
lümanlar, bir kişi üzerinde birlik yaparsa o kişinin kıldırdığı cuma
namazı da zarurete binaen caiz olduğu gibi, yöneticileri Müslüman
olmayan yerlerde de cuma ve bayram namazlarını kılmak caizdir.57
3. Cuma namazının öğle vaktinde kılınması.
Öğle vakti girmeden cuma namazı kılınamayacağı gibi, öğle vakti
çıktıktan sonra da sahih olmaz.
4. Namazdan önce hutbe okunması.
Hutbenin, bir kişi bile olsa cemaat huzurunda okunması gerekir. Ce-
maatin hasta veya misafir olması da yeterlidir. Başka cemaat bulunmayıp
sadece kadın veya çocuk bulunması hâlinde hutbe sahih olmaz.
5. Cuma kılınan yerin herkese açık olması.
Çünkü cuma namazı İslam’ın şiarından ve dinin özelliklerindendir.
Bu sebeple açıktan kılınması lazımdır.
İmam namaz kılınan yerin kapısını kilitlese cuma namazı caiz ol-
maz. Diğer insanların girmesine izin verilirse caiz olur. Bir kalenin ka-
pısını düşman tehlikesi sebebiyle kilitlemek zarar vermez.
6. İmamdan başka en az üç kişi cemaat bulunması.
Hutbe okunurken hazır olan cemaat gider ve hutbe okunduktan
sonra başka bir cemaat gelirse cuma namazı yine sahih olur. Cemaatin
hasta ve yolculardan olması da caizdir. Çünkü bunlar imam olabildik-
lerine göre cemaat da olabilirler.
Ancak, başka cemaat bulunmayıp da, cemaat sadece kadın veya ço-
cuklardan meydana gelirse, bunlarla cuma namazı caiz olmaz. Çünkü
bunlar imamlık yapamaz. Hatta iki erkekle bir kadın veya bir çocuğun
bulunması hâlinde de cuma namazı sahih olmaz.
3. Hutbe
Hutbenin rüknü, Cenab-ı Hakk’ı zikretmekten ibarettir. Arapçadan
başka bir dil ile de olabilir.
Allah’a hamd, tesbih ve tekbir getirmekle hutbenin farzı yerine ge-
tirilmiş olur, fakat sünnet terk edildiği için mekruhtur.
Hutbenin sahih olmasının şartları:
a) Hutbenin namazdan önce okunması,
b) Hutbe kastıyla okunması,
c) Vakit içinde olması,
d) Hutbe okunurken cemaatten en az bir kişinin bulunması,
e) Bu kişinin kendisi ile cuma namazı kılınır bir kimse olması,
f) Hutbe ile namazın, namaza münafi bir iş ile ayrılmaması (yemek,
içmek gibi).
Hutbe ikidir, araları hafif bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a
hamdedilir. Kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci
hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede mümin-
lere dua edilir.
a) Hutbenin Sünnetleri
1. Hatibin, hutbeden önce minber tarafında bulunması,
2. Minbere çıkınca oturması,
3. Ezanın hatibin huzurunda okunması,
4. Ezan okunduktan sonra hatibin her iki hutbeyi ayakta okuması
(Özürsüz, hutbeyi oturarak veya yaslanarak okumak mekruhtur).
5. Hutbeyi cemaate karşı okumak,
6. Hutbeye —gizlice Eûzü Besmele çektikten sonra— Allah’a hamd
ederek başlamak, şehadet kelimelerini okumak ve Peygamberimize
salavat getirmek.
7. Vaaz ve nasihat etmek,
8. Kur’an’dan bir ayet okumak,
9. İki hutbe okumak ve iki hutbenin arasında üç ayet okuyacak
miktardan fazla olmamak üzere oturmak,
10. İkinci hutbeye de Allah’a hamd ve Peygamberimize salavat ge-
tirerek başlamak,
11. Müslümanlara mağf iret, yardım ve afiyetle dua etmek,
12. İkinci hutbede, sesini birinci hutbeden biraz daha alçaltmak,
13. Her iki hutbeyi de fazla uzatmamak,
14. Hutbe bitince ikamet getirmek.
Hutbe okunurken konuşmak mekruh olduğu gibi, konuşana sus-
masını söylemek de mekruhtur.
Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya ka-
dar, konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, salat ve selam
getirmek (Peygamberimize salat ve selam getirilmesi gereken durum
olursa, bunu içinden getirir), tesbih çekmek, verilen selamı almak, ye-
mek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur.
Görülen bir yanlışı baş, göz ve el işareti ile düzeltmeye çalışmak mek-
ruh değildir. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hatip
minbere çıkmadan önce cumanın ilk sünnetine başlayan kimse, hatip
henüz hutbeyi okumaya başlamamış ise vaciblerini yerine getirerek
namazı hemen tamamlamalıdır. Hutbe okunurken istediği gibi oturu-
labilir, ancak namazda oturur gibi oturmak müstehabdır.
Bir özür sebebiyle cuma namazına gidemeyenlerin (hasta, yolcu ve
hapiste olan kimseler gibi) cuma günü öğle namazını, cuma namazı
kılındıktan sonra kılmaları müstehabdır. Cumadan önce kılmaları ise
mekruhtur.
Bir özürden dolayı cumaya gidemeyen veya özürsüz olarak git-
meyenlerin cuma günü, cuma kılınan yerde öğle namazını cemaatle
kılmaları mekruhtur. Cuma kılınmayan köy ve kırlarda ise mekruh
değildir.
Cuma namazında imama ikinci rekâtın oturuşunda yetişen kimse, imam
selam verdikten sonra cumayı tamamlar ve cumaya yetişmiş sayılır.
4. Cuma Namazının Kılınışı
Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet
olmak üzere on rekâttır.
Cuma günü öğle vakti ezan okunduktan sonra, önce dört rekât
olan ilk sünneti kılınır. Bunun niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah rızası
için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât
sünneti gibidir. Sünnet kılındıktan sonra hatip minbere çıkar ve otu-
rur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan daha okunur. Hutbe bitince
ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmamın ar-
kasındaki cemaat şöyle niyet eder: “Niyet ettim Allah rızası için bu-
günkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama.”
Farzdan sonra cumanın dört rekât son sünneti kılınır. Bunun kılı-
nışı da cumanın ilk sünneti gibidir. Niyeti şöyledir: “Niyet ettim Allah
rızası için cumanın son sünnetini kılmaya.”
Cuma namazı böylece tamamlanmış olur.
5. Zuhr-i Âhir Namazı
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılı-
namayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.
Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden
fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır.
Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir
camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde
ancak iki camide kılınabilir.
Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor. Bu
imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde
namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların
namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce
kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz.
Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazı-
nın caiz olması şüpheli hâle gelmiştir.
Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihti-
yaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât
namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve
bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar:
“Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki
delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede
en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz ol-
masıdır” demişlerdir.
Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiği-
ne göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur.
Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir. Bu sebeple,
cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir = son
öğle” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir.
Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca
öğle namazı kılınmaz. Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir en-
gel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir=son öğle” ile iki rekât
da vakit sünneti kılar.
Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yeti-
şip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir.
Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber,
sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure
okunması daha iyi olur.
İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah
rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının
sünneti gibi kılınır.
Dipnotlar :
54 62/Cuma, 9.
55 Müslim, “Cuma”, 8
56 Müslim, “Cuma”, 12.
57 Tahtâvî, Haşiyetü’t-Tahtâvî ale’l-merâki’l-felâh, s. 331; İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, I, 540;
el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 146.
Kaynak :
Diyanet İslam İlmihali
İmamda Aranan Nitelikler
İmam, cemaate namaz kıldıran kişi demektir. Bir kimsenin cemaate
namaz kıldırabilmesi için kendisinde yedi şartın bulunması lazımdır.
Bunlar:
1. Müslüman olmak.
2. Ergenlik çağına gelmiş olmak.
Ergenlik çağına gelmemiş bir çocuğun peşinde namaz kılmak caiz
değildir.
3. Akıllı olmak.
Aklı başında olmayan kişinin namazı sahih olmadığı için böyle bir
kimsenin imamlık yapması da caiz değildir. Deli ve sarhoş gibi.
4. Erkek olmak.
Erkeklerin kadına uyarak namaz kılmaları sahih değildir. Yani ka-
dın, erkeklere imamlık yapamaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle
namaz kılmaları da mekruhtur. Şayet cemaat hâlinde kılacak olurlarsa
imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur.
5. Namaz sahih olacak kadar Kur’an ezberlemiş olmak.
6. Kendisinde bir özür olmamak.
Özürlü olan kişinin zarurete binaen kendi namazı sahihtir, başkası-
na imam olamaz. Ancak kendisi gibi aynı özrü taşıyana namaz kıldıra-
bilir. Peltek olan kimse, peltek olmayana imamlık yapamaz.
7. Namazın şartlarından birinin ortadan kalkmaması.
Mesela, necasetten temizlik namazın şartlarındandır. Üzerinde na-
maza engel olacak miktarda pislik olup da onu temizleyecek bir şey
bulamayan kimse, temiz olan bir kişiye imam olamaz.
Bir yerde görevli imam bulunmadığı takdirde toplanan cemaate, iç-
lerinden biri imamlık yapar. Böyle bir durumda imamlık yapabilecek
veya imamlık yapmak isteyen kişiler birden çok olursa, imam olacak
kimsede saydığımız şartlardan başka birtakım nitelikler de aranır.
Namaza ait hükümleri en iyi bilen imam olmaya daha layıktır. Bun-
da eşitlik olursa Kur’an okumayı daha iyi bilen, bunda da eşitlik olur-
sa haramlardan ve şüpheli şeylerden daha çok sakınan, aynı seviyede
kimselerin bulunması hâlinde sırasıyla, daha yaşlı, ahlakı daha iyi,
yüzü daha güzel, daha şerefli bir soya sahip, sesi daha güzel ve üstü
başı daha temiz olan tercih edilir. Bunların hepsinde eşitlik olursa ara-
larında kur’a çekilir.
Bir yerde görevli imam bulunursa namazı o kıldırır. Arkasındaki
cemaatte kendisinden daha bilgili ve güzel Kur’an okuyan olsa bile
namaz kıldırmak görevli imamın hakkıdır. Ancak imam isterse cema-
atten ehil birisini namaz kıldırmak üzere öne geçirebilir.
Cahil ve fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Kör olan bir kimsenin
imam olması mekruh değildir. Fakat gören kimse bulunduğu takdirde
görmeyenin kıldırması tenzihen mekruh olur. Babası belli olmayan gayri
meşru çocuğun da (böyleleri genellikle eğitimsiz olacakları için) imamlık
yapması mekruhtur. Ancak bilgili ve takva sahibi ise mekruh değildir.
İmamda bulunan bir kötülükten dolayı onu cemaat istemezse ima-
mın o cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Eğer kendisinde bir kö-
tülük bulunmaz veya kendinden daha layık birisi yoksa imamlık yap-
ması mekruh olmaz.
İmamın, cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur.
Çünkü bu, cemaatin dağılmasına sebep olur.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
صَلَّى وَإِذَا وَالْكَبِيرَ، َ وَالسَّقِيم َ الضَّعِيف ُ مِنْهُم َّ فَإِن فَلْيُخَفِّفْ، ِ لِلنَّاس ْ أَحَدُكُم صَلَّى َإِذَا
شَاء مَا ْ فَلْيُطَوِّل ِ لِنَفْسِه ْ أَحَدُكُم
“Kim insanlara imamlık yaparsa hafi f kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf
olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar
uzatsın.”52
Namazda imama uymanın sahih olması için birtakım şartlar vardır.
Bunlar:
1. Namaza başlarken hem namaza, hem de imama uymaya niyet
etmek.
İmamın, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi
için imam olduğuna niyet etmesi gerekir.
2. İmamın cemaatin ilerisinde bulunması.
Yani imamın ökçesi kendisine uyan kişinin ökçesinden ileride
olması.53 Bu, imama uyanın bir kişi olması hâlindedir. İmama uyanlar
birden fazla ise imamın arkasında dururlar.
3. İmam, kıldığı namazın durumu itibariyle cemaatten aşağı olmamak.
İmamın nafile, cemaatin farz kılması hâlinde, farz kılan cemaat, na-
file kılan imama uyamaz.
4. İmamın kıldığı farz, cemaatin kıldığı farzdan başka olmamak.
Mesela, biri öğlenin, diğeri ikindinin farzını veya biri bu günün
öğlesini, diğeri başka bir günün öğlesini kılsa farz olarak sahih olmaz.
5. İmam ile ona uyan cemaat arasında kayık geçebilecek büyüklük-
te bir nehir ve araba geçecek genişlikte yol olmamak. Burada namaza
engel olan, iki saf sığacak kadar bir açıklık bulunmasıdır. Eğer yol
saflarla dolup, arada araba geçecek yol kalmamış ise namaz caizdir.
Cami içinde birkaç saf açıklık olsa bile imama uyarak namaz kılınabi-
lir. Caminin çevresi de cami hükmündedir.
6. İmam ile cemaat arasının kadın safı ile ayrılmaması.
7. Cemaatin, imamın namazdaki hareketlerini anlamasına engel
olacak, arada yüksek bir duvar bulunmaması.
İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareket-
lerini anlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini
de duymayan kimse cemaatten bazılarını görür veya cemaatten tekbir
getiren kişinin tekbirini duyarsa yine imama uyması caizdir.
Şöyle ki: Bir kimse namazdaki intikal tekbirlerini ya imamdan veya
tekbirleri uzakta olanlara duyuran bir muktediden işitirse, camiye biti-
şik olan evinin damında veya camiye bitişik olup arada duvar bulunan
evinin içinde camideki imama uyabilir. Kendisi evin damında, imam
evin içinde olduğu takdirde veya evi camiye bitişik olmadığı hâlde
cami ile evin arasında imama uymaya mani bir araba yolu olmadığı
takdirde tekbirleri duyup imamın namazdaki hareketlerini bilirse yine
imama uyması caizdir.
8. Başka mezhebe mensup bir imamdan kan akmak veya ağız dolu-
su kusmuk gibi kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey meydana
geldiğini gördüğü hâlde, imamın yeniden abdest aldığını bilmemek.
Bir kimse, başka mezhepten olan imamın arkasında namaz kılabilir.
Ancak kendi mezhebine göre namazı bozan bir şeyin imamda bulun-
maması gerekir. Eğer kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyi
imamda görürse ona uyup namaz kılması sahih olmaz.
Sabah namazında, Şafii mezhebinden olan imama uyan Hanefi
mezhebine mensup bir kimse, —Şafiiler sabah namazının ikinci rekâtı-
nın rükûundan sonra Kunut duası okurken— susar ve ellerini yanlarına
salıverir ve bekler.
Abdestlinin teyemmüm edene, abdestte ayaklarını yıkayanın
ayaklarındaki mestler üzerine mesh edene, ayakta kılanın namazını
oturarak kılana, boyu doğru olanın rükû derecesinde kambur olana
uyması sahihtir.
Rükû ve secdeleri yaparak kılan kimse ima ile kılana uyamaz.
Özürsüz olanın özürlüye uyması caiz olmaz. Erkeklerin kadına veya
çocuğa uymaları caiz değildir. Okuyuşu iyi olan kimse, ümmi olana
(yani namaz sahih olacak kadar Kur’an okuyamayan) uyamaz. Ümmi
olan, ümmi olanlara namaz kıldırabilir. Ümmi olan dilsiz olan kişiye
uyamaz.
Farz kılan kimse nafile kılana, bir farz namazı kılan başka farzı kı-
lana uyamaz. Ancak nafile kılan farz kılana uyabilir. Bir imama uyup
namaz kılan kimse, sonradan imamın abdestsiz olduğunu öğrenirse
namazı yeniden kılar.
Dipnotlar
52 Buhârî, “Ezân”, 21; Müslim, “Salât”, 37.
53 Maliki mezhebine göre, imamın önünde bulunanların namazı sahihtir. Ancak bir zorunlu-
luk olmadan cemaatin imamın önüne geçmesi mekruhtur.
Kaynak :
Diyanet İslam İlmihali
İmam, cemaate namaz kıldıran kişi demektir. Bir kimsenin cemaate
namaz kıldırabilmesi için kendisinde yedi şartın bulunması lazımdır.
Bunlar:
1. Müslüman olmak.
2. Ergenlik çağına gelmiş olmak.
Ergenlik çağına gelmemiş bir çocuğun peşinde namaz kılmak caiz
değildir.
3. Akıllı olmak.
Aklı başında olmayan kişinin namazı sahih olmadığı için böyle bir
kimsenin imamlık yapması da caiz değildir. Deli ve sarhoş gibi.
4. Erkek olmak.
Erkeklerin kadına uyarak namaz kılmaları sahih değildir. Yani ka-
dın, erkeklere imamlık yapamaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle
namaz kılmaları da mekruhtur. Şayet cemaat hâlinde kılacak olurlarsa
imamlık yapan kadın önde değil, aralarında durur.
5. Namaz sahih olacak kadar Kur’an ezberlemiş olmak.
6. Kendisinde bir özür olmamak.
Özürlü olan kişinin zarurete binaen kendi namazı sahihtir, başkası-
na imam olamaz. Ancak kendisi gibi aynı özrü taşıyana namaz kıldıra-
bilir. Peltek olan kimse, peltek olmayana imamlık yapamaz.
7. Namazın şartlarından birinin ortadan kalkmaması.
Mesela, necasetten temizlik namazın şartlarındandır. Üzerinde na-
maza engel olacak miktarda pislik olup da onu temizleyecek bir şey
bulamayan kimse, temiz olan bir kişiye imam olamaz.
Bir yerde görevli imam bulunmadığı takdirde toplanan cemaate, iç-
lerinden biri imamlık yapar. Böyle bir durumda imamlık yapabilecek
veya imamlık yapmak isteyen kişiler birden çok olursa, imam olacak
kimsede saydığımız şartlardan başka birtakım nitelikler de aranır.
Namaza ait hükümleri en iyi bilen imam olmaya daha layıktır. Bun-
da eşitlik olursa Kur’an okumayı daha iyi bilen, bunda da eşitlik olur-
sa haramlardan ve şüpheli şeylerden daha çok sakınan, aynı seviyede
kimselerin bulunması hâlinde sırasıyla, daha yaşlı, ahlakı daha iyi,
yüzü daha güzel, daha şerefli bir soya sahip, sesi daha güzel ve üstü
başı daha temiz olan tercih edilir. Bunların hepsinde eşitlik olursa ara-
larında kur’a çekilir.
Bir yerde görevli imam bulunursa namazı o kıldırır. Arkasındaki
cemaatte kendisinden daha bilgili ve güzel Kur’an okuyan olsa bile
namaz kıldırmak görevli imamın hakkıdır. Ancak imam isterse cema-
atten ehil birisini namaz kıldırmak üzere öne geçirebilir.
Cahil ve fasıkın imamlık yapması mekruhtur. Kör olan bir kimsenin
imam olması mekruh değildir. Fakat gören kimse bulunduğu takdirde
görmeyenin kıldırması tenzihen mekruh olur. Babası belli olmayan gayri
meşru çocuğun da (böyleleri genellikle eğitimsiz olacakları için) imamlık
yapması mekruhtur. Ancak bilgili ve takva sahibi ise mekruh değildir.
İmamda bulunan bir kötülükten dolayı onu cemaat istemezse ima-
mın o cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Eğer kendisinde bir kö-
tülük bulunmaz veya kendinden daha layık birisi yoksa imamlık yap-
ması mekruh olmaz.
İmamın, cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur.
Çünkü bu, cemaatin dağılmasına sebep olur.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
صَلَّى وَإِذَا وَالْكَبِيرَ، َ وَالسَّقِيم َ الضَّعِيف ُ مِنْهُم َّ فَإِن فَلْيُخَفِّفْ، ِ لِلنَّاس ْ أَحَدُكُم صَلَّى َإِذَا
شَاء مَا ْ فَلْيُطَوِّل ِ لِنَفْسِه ْ أَحَدُكُم
“Kim insanlara imamlık yaparsa hafi f kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf
olanı var, hasta olanı ve yaşlısı var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar
uzatsın.”52
Namazda imama uymanın sahih olması için birtakım şartlar vardır.
Bunlar:
1. Namaza başlarken hem namaza, hem de imama uymaya niyet
etmek.
İmamın, kendisine uyan kadınların namazlarının sahih olabilmesi
için imam olduğuna niyet etmesi gerekir.
2. İmamın cemaatin ilerisinde bulunması.
Yani imamın ökçesi kendisine uyan kişinin ökçesinden ileride
olması.53 Bu, imama uyanın bir kişi olması hâlindedir. İmama uyanlar
birden fazla ise imamın arkasında dururlar.
3. İmam, kıldığı namazın durumu itibariyle cemaatten aşağı olmamak.
İmamın nafile, cemaatin farz kılması hâlinde, farz kılan cemaat, na-
file kılan imama uyamaz.
4. İmamın kıldığı farz, cemaatin kıldığı farzdan başka olmamak.
Mesela, biri öğlenin, diğeri ikindinin farzını veya biri bu günün
öğlesini, diğeri başka bir günün öğlesini kılsa farz olarak sahih olmaz.
5. İmam ile ona uyan cemaat arasında kayık geçebilecek büyüklük-
te bir nehir ve araba geçecek genişlikte yol olmamak. Burada namaza
engel olan, iki saf sığacak kadar bir açıklık bulunmasıdır. Eğer yol
saflarla dolup, arada araba geçecek yol kalmamış ise namaz caizdir.
Cami içinde birkaç saf açıklık olsa bile imama uyarak namaz kılınabi-
lir. Caminin çevresi de cami hükmündedir.
6. İmam ile cemaat arasının kadın safı ile ayrılmaması.
7. Cemaatin, imamın namazdaki hareketlerini anlamasına engel
olacak, arada yüksek bir duvar bulunmaması.
İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareket-
lerini anlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini
de duymayan kimse cemaatten bazılarını görür veya cemaatten tekbir
getiren kişinin tekbirini duyarsa yine imama uyması caizdir.
Şöyle ki: Bir kimse namazdaki intikal tekbirlerini ya imamdan veya
tekbirleri uzakta olanlara duyuran bir muktediden işitirse, camiye biti-
şik olan evinin damında veya camiye bitişik olup arada duvar bulunan
evinin içinde camideki imama uyabilir. Kendisi evin damında, imam
evin içinde olduğu takdirde veya evi camiye bitişik olmadığı hâlde
cami ile evin arasında imama uymaya mani bir araba yolu olmadığı
takdirde tekbirleri duyup imamın namazdaki hareketlerini bilirse yine
imama uyması caizdir.
8. Başka mezhebe mensup bir imamdan kan akmak veya ağız dolu-
su kusmuk gibi kendi mezhebine göre abdesti bozan bir şey meydana
geldiğini gördüğü hâlde, imamın yeniden abdest aldığını bilmemek.
Bir kimse, başka mezhepten olan imamın arkasında namaz kılabilir.
Ancak kendi mezhebine göre namazı bozan bir şeyin imamda bulun-
maması gerekir. Eğer kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyi
imamda görürse ona uyup namaz kılması sahih olmaz.
Sabah namazında, Şafii mezhebinden olan imama uyan Hanefi
mezhebine mensup bir kimse, —Şafiiler sabah namazının ikinci rekâtı-
nın rükûundan sonra Kunut duası okurken— susar ve ellerini yanlarına
salıverir ve bekler.
Abdestlinin teyemmüm edene, abdestte ayaklarını yıkayanın
ayaklarındaki mestler üzerine mesh edene, ayakta kılanın namazını
oturarak kılana, boyu doğru olanın rükû derecesinde kambur olana
uyması sahihtir.
Rükû ve secdeleri yaparak kılan kimse ima ile kılana uyamaz.
Özürsüz olanın özürlüye uyması caiz olmaz. Erkeklerin kadına veya
çocuğa uymaları caiz değildir. Okuyuşu iyi olan kimse, ümmi olana
(yani namaz sahih olacak kadar Kur’an okuyamayan) uyamaz. Ümmi
olan, ümmi olanlara namaz kıldırabilir. Ümmi olan dilsiz olan kişiye
uyamaz.
Farz kılan kimse nafile kılana, bir farz namazı kılan başka farzı kı-
lana uyamaz. Ancak nafile kılan farz kılana uyabilir. Bir imama uyup
namaz kılan kimse, sonradan imamın abdestsiz olduğunu öğrenirse
namazı yeniden kılar.
Dipnotlar
52 Buhârî, “Ezân”, 21; Müslim, “Salât”, 37.
53 Maliki mezhebine göre, imamın önünde bulunanların namazı sahihtir. Ancak bir zorunlu-
luk olmadan cemaatin imamın önüne geçmesi mekruhtur.
Kaynak :
Diyanet İslam İlmihali
Hz Mehdi ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu
HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELÂM
Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ’nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. “Allah-u Teâlâ’nın izniyle hidayete erdirecek.” mânâsını da ifade eder.
Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi’yi ümmet-i Muhammed’in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm’ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır
Câhı’s-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.
Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.” (Câmiu’s-Sağîr: 4768)
Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara’nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere’nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ’nın ahkam-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.
Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.
Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif’leri arzediyoruz:
• Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:
“Biz, Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında iken Benî Hâşim’den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: ‘Ey Allah’ın Resul’ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)’ dedim.
Şu cevabı verdiler:
“Biz öyle bir Ehl-i beyt’iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt’im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt’imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın).” (İbn-i Mâce: 4082)
• Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilmiştir:
“O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir.” (Ikdü’d-Dürer)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:
“Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden Peygamber’inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber’inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.” (Ebu Dâvud: 4290)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:
“Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed’den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.
Buyurdular ki:
“Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” (Naîm bin Hammâd, Taberanî)
• Ehl-i Beyt’ten Oluşu:
“Mehdi, kızım Fatıma’nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt’imdendir.” (Ebu Dâvud: 4284)
“Mehdi’nin çıkış yeri Medine’dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt’indendir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Vasıfları:
“Mehdi kırk yaşındadır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir.” (Ebu Dâvud: 4285)
“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.” (Câmiu’s-Sağîr: 9245)
“Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları’nın erkeklerine benzer.” (İmam-ı Süyûtî)
“Dişleri aralıklı, alnı geniştir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi Hasan’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” (İmam-ı Süyûtî)
Rivayet edilmiştir:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi’yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.” (İmam-ı Süyûtî)
• Vehbi İlmi:
“O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine ‘Mehdi’ denilmiştir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Sehaveti:
“Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır.” (Müslim: 2914)
• Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:
“Mehdi bizden, ehl-i beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” (İbn-i Mâce: 4085)
Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye’sine ve tasarruf-u ilâhî’sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr’u ile dolduracak, yani onu Nûr’u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.
• Cennetle Müjdelenmesi:
“Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn-i Mâce: 4086)
• İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:
“Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez.” (İmam-ı Süyûtî)
• Mücadeleci Oluşu:
“O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür.” (İmam-ı Süyûtî)
“Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)
• Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:
“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Bizim Mehdi’miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.
Bunlar Ramazan’ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi’nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)
“Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)
“Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt.” (İmam-ı Suyûtî)
• Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:
“İnsanların ümitsiz olduğu ve: ‘Hiç Mehdi falan yokmuş!’ dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” (İmam-ı Süyûtî)
“İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’den ve Ehl-i beyt’imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” (İmam-ı Süyûtî)
“Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez.” (İmam-ı Suyûtî)
“Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder.” (İmam-ı Suyûtî)
• Zamanının En Hayırlısı Olması:
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Zuhur Şekli:
“Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam’dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda’da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam’ın Ebdâl’ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş’ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî’nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî’nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)
“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler.
Biri diğerine: ‘Burada ne arıyorsun?’ diye sorar.
Ona şöyle derler:
‘Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke’de olduğunu da biliyoruz.’
Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine: ‘Sen falan oğlu falansın’ derler. O ise: ‘Ben sadece Ensâr’dan birisiyim.’ der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: ‘Aradığınız sahibiniz odur ve Medine’ye gitmiştir.’ denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke’ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke’de bularak yine: ‘Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.’ derler. Bunun üzerine o ‘Ben aradığınız değilim.’ der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler: ‘Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!’ derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.
Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi’nin bayrağında: ‘Biat Allah içindir.’ yazılıdır.” (İmam-ı Suyûtî)
• Hakimiyeti:
“O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286)
• Zamanının Bereketi:
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: ‘Bana ver!’ diyecek, Mehdi de: ‘Al!’ diyecek.” (İbn-i Mâce: 4083)
“Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir.” (İmam-ı Süyûtî)
• İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:
Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:
“Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal’in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir.”
Ümmü Şüreyk bint-i Ebi’l-Aker -radiyallahu anhâ-:
“Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt’ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:
‘Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.’ diyecektir.
Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracaktır.” (İbn-i Mâce: 4077)
İsa Aleyhisselâm’ın inişini bildiren hadis-i şerif’lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek araasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: “Biz senin ümmetiniz!” diyeceklerse de onlara: “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.
Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 156)
“Deccal, Beytül Makdis’de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.
Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: ‘Bu tok bir adamın sesidir!’ derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem’dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; ‘Geç öne namaz senin için ikâme olundu!’ der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur.” (İmam-ı Suyûtî)
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.
Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk’ın yapacaklardır.
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM
Ulü’l-Azm Bir Peygamber:
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:
“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)
Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.
Allah-u Teâlâ henüz işin başında:
“Ve onu kudsî ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere onu Kudsî ruh’la desteklemişti.
Gerek Âyet-i kerime’lerde, gerekse Hadis-i şerif’lerde; hayat menkıbesi anlatılan ulül-azm peygamberlerden birisi de İsa Aleyhisselâm’dır.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlâtları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.
Halkı Hakk’a Dâvet:
İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrailoğulları’na tebliğ etti. İsa Aleyhisselâm bu dâvet görevini yahudi toplumu içerisinde yürütüyordu. İsrailoğulları Musa Aleyhisselâm’a gönderilen ilâhî dinin hükümlerini değiştirmişler, Tevrat’ı tahrif etmişlerdi. Peygamberlerin gösterdiği doğru yoldan saptılar. Mânevî hayattan da uzaklaştılar. Kıyameti, hesabı, azabı inkâr ediyorlardı. Nefislerine uydular, lezzetlere ve şehvetlere daldılar.
Bunun üzerine Allah-u Teâlâ; dine sonradan soktukları hurafeleri ve bâtıl fikirleri düzeltmesi, onları doğru yola çevirmesi için İsa Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.
İsa Aleyhisselâm onlara Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmeye, dinin hükümlerini öğretmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı, isyanları sebebiyle haram kılınmış bazı şeylerin tekrar helâl edilmesi idi.
Onları, kendisine tâbi olmaya çağırdı, Allah’ı anlattı, ahireti, hesabı, azabı hatırlattı, saplantılardan kurtarmaya çalıştı.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“İsa apaçık delilleri getirdiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim. Bir de ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim.” (Zuhruf: 63)
Sizi uyarmaya, ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmaya memur oldum.
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:
İsrailoğulları Romalılar’ın esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havarilerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.
Fakat Allah-u Teâlâ:
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür. Cezaya çarpılanın nereden geldiğini bilemeyeceği bir şekilde ceza vermeye en çok muktedir olandır.
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı Yahudiler’in elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir:
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.
“Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)
İhtilâflarda kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğu o gün apaçık tecellî edecek. Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da ahirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)
Onlardan herhangi birini ilâhi azaptan kurtaracak bir fert de bulunmayacak.
•
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onlara ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münâfığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.
Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:
“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)
Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddiâ ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:
“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi.” (Nisâ: 157)
Ona benzeyen birisini öldürdüler ve astılar.
“Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)
Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddiâ ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilâfa düştüler.
“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar.” (Nisâ: 157)
Bu mesele hakkında birçok farklı inanca sahip olmaları, onların bu hususta kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını gösterir.
Öldürmüş olduklarını iddiâ etmiş olmalarına rağmen:
“Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)
Şu halde öldürme cinayeti ile övünmeleri de yalandır.
“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)
İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.
“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)
Bütün yaptıklarını bir hikmete göre yapar. İsa Aleyhisselâm’ın göğe çıkarılması ve cesedi ile beraber yaşaması da bir hikmete dayalı olarak gerçekleşmiştir.
•
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişi “Kıyametin Büyük Alâmetleri” bölümünde açıklanmıştır.
Bu noktada bir Hadis-i şerif arzetmekle iktifa ediyoruz;
Ebu Ümâme el-Bâhîlî -radiyallahu anh- şöyle demiştir:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccal’i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti idi. Buyruğunun bir bölümü şu idi:
‘Allah’ın Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini behemehal Deccal’in fitnesinden sakındırdı. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal) çare yok siz(in döneminiz)de çıkacaktır. Eğer ben aranızda iken çıkarsa her müslüman için onu ben yenip def ederim. Şayet benden sonra çıkarsa herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeye çalışır. Allah da her müslüman hakkında benim halifemdir (koruyucu ve yardımcıdır). Şüphesiz ki o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır. Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz! Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir peygamber onu o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır:
O (habis) önce: ‘Ben bir peygamberim!’ diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiâda bulunarak: ‘Ben sizin rabbinizim!’ diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabb’inizi göremezsiniz ve o (habis) a’ver (yani gözü sakat)tır. Halbuki Rabb’iniz a’ver değildir. Deccal’in iki gözü arasında ‘Kâfir’ yazılıdır. Onu yazarlığı olan veya yazarlığı olmayan her mümin okur. Şüphesiz ki, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir. Artık kim onun cehenneminin belâsına uğrarsa Allah’tan yardım dilesin ve Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselâm’a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selâmet olsun.
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedevîye: ‘Söyle bakayım! Eğer ben senin için babanı ve ananı diriltirsem benim senin Rabb’in olduğuma şehâdet eder misin?’ diyecek. Bedevî de: ‘Evet!’ diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve ona: ‘Ey oğulcuğum! ona tâbi ol, çünkü o muhakkak senin Rabb’indir!’ diyecekler.
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testere ile biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak ayrı ayrı yerlere atılacaktır. Sonra Deccal orada bulunanlara: ‘Şu öldürdüğüm kuluma bakınız! Şimdi ben onu dirilteceğim, sonra benden başka bir Rabb’inin olduğunu söyleyecek.’ diyecektir. Sonra Allah o kişiyi diriltecek. Habis Deccal da o kişiye: ‘Senin Rabb’in kimdir?’ diyecek. Adam da: ‘Rabb’im Allah’tır. Sen de Allah’ın düşmanı Deccal’sin. Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında güçlü basiret (şuur) sahibi olmadım!’ diyecektir. Deccal de bir daha ona dokunamayacaktır.”
Ebu’l-Hasan et-Tenafisi dedi ki: El-Muharibi bize senediyle olan rivayetlerine göre Ebu saîd-i Hudrî -radiyallahu anh- demiştir ki:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Deccal’in öldürdüğü o adam ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olanıdır.’ buyurdu.
Râvi demiştir ki:
‘Ebu Saîd-i Hudrî: ‘Vallahi Ömer bin Hattab vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk.’
El-Muharibî demiştir ki: ‘Ebu Saîd-i Hudrî’nin hadisinden sonra Ebu Râfi’nin hadisine döndük. Ebu Râfi’nin rivayet ettiği Ebu Ümame’nin hadisine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘Deccal’in buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip yerin de bitki bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.
Deccal’in bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kavmin otlanmakla beslenen tüm hayvan sürülerinin helâk olmasıdır.
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da bunlar onu tasdik edecekler (yani Rabb olduğuna inanacaklar). Sonra o buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır. O, yere bitki bitirmesini emredecek, yer de bu emir üzerine bitki bitirecektir. Nihayet o kavmin küçük baş ve büyük baş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamleyin meradan dönecektir. Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccal’in ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye ve Medine’ye yollarının hangisinden varmak istediğinde mutlaka melekler çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak, geri çevireceklerdir. Nihayet o Zürayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, çorak arazinin bitim noktasının yanına inecektir. Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak, bunun üzerine (Medine’de bulunan münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler ve böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını attığı gibi Medine de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve o güne ‘Kurtuluş günü’ denilecektir.’
Bunu üzerine Ümmü Şerik bint-i Ebil-Aker:
‘Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?’ diye sordu. O: ‘Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü’l-Makdis (Kudüs)te bulunacaktır. İmamları da sâlih bir adam (olacak)tır. Sonra imamları (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine İsa bin Meryem Aleyhisselâm inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam geri geri yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzları arasına koyarak: ‘Öne geç de namaz kıldır! Çünkü kamet senin için getirildi!’ diyecektir. Bunun üzerine imamları onlara namaz kıldıracak, sonra imam namazını bitirince İsa Aleyhisselâm:
‘Kapıyı açınız!’ diyecek ve kapı açılacaktır. Kapının önünde Deccal beraberinde yetmiş bin yahudi olduğu halde bulunacaktır. Hepsi süslü süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselâm’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisselâm da ona:
‘Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın!’ diyecek ve Lüdd’ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah’ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Ey Allah’ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!’ demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘Ve Deccal’in günleri (devri) kırk yıldır. Bir yılı yarım yıl gibi ve bir yılı ay gibidir. Ayı da bir hafta gibidir ve kalan günleri kıvılcım gibi (hızlı gidici)dir. Biriniz o günlerde sabahleyin Medine’nin kapısı yanında olur da Medine’nin diğer kapısına akşama kadar varamaz.’
Bunun üzerine:
‘Yâ Resulellah! O kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?’ diye soruldu. O:
‘Siz namazı şu uzun günlerde nasıl takdir (hesap) ettiğiniz gibi o kısa günlerde de öyle takdir edersiniz. Sonra namaz kılınız.’ buyurdu.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘İsa bin Meryem Aleyhisselâm benim ümmetim içinde (Muhammedî), adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. (Zimmilerden) cizyeyi kaldıracak ve zekâtı terk edecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin de kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehiri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış içinde olacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak, Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacaktır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olup, Âdem Aleyhisselâm’ın ahdi ile bitkisini bitirecektir. Hatta bir üzüm salkımı üzerinde bir nefer (sayısı ona kadar olan insan topluluğu) toplanır da o salkım hepsini doyuracak ve bir nar üzerinde bir nefer toplanır da o nar hepsini doyuracaktır. Öküz şu kadar (üstün değerdeki) mala tekabül edecek, at da birkaç (önemsiz) dirhemciğe tekabül edecektir.
Sahabeler:
‘Yâ Resulellah! Atı ucuzlatan nedir?’ diye sordular. O:
‘Savaş için ata ebedî olarak yani hiç binilmeyecektir. (Çünkü hiç savaş olmayacaktır.) buyurdu. Ona:
‘Öküzün fiyatını bu kadar pahalılaştıran nedir?’ diye soruldu. O:
‘Toprağın tamamı sürülecektir. Deccal’in çıkmasından evvel (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık felâketi gelecektir. Allah birinci yıl buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecektir. Sonra Allah ikinci yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve Allah yere emredecek, yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra Allah üçüncü yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur yağmayacaktır. Allah yere de emredecek ve yer bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer yeşillik diye hiçbir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helâk olacak, Allah’ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç.’ buyurdu.
Ona:
‘O zamanda insanları yaşatan (azık) nedir?’ diye soruldu. O:
‘Tehlil, tekbir, tesbih ve tahmid. Bu zikirler insanlara yemek yerine geçirilecektir.’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4077)
KIYAMET SENELERİNDEKİ DÜNYANIN SON DURUMU
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerif’lerinden öğreniyoruz:
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir.” (Müslim: 1012)
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.
Mal Çokluğu:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir.” (Müslim: 157)
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.
•
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: ‘Ben bunlar için öldürdüm!’ diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: ‘Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!’ diyecek. Hırsız gelerek: ‘Benim elim bunlar için kesildi.’ diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.” (Müslim: 1013)
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buharî, Fiten 23 - Müslim: 2910)
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah’tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretlerinden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez.” (Müslim: 2911)
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.
Putperestliğin Canlanması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2906)
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.
•
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“Lât ve Uzzâ’ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir.”
Bunun üzerine ben:
‘Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:
‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur.’ (Tevbe: 33 - Saff: 9)
Âyet’ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.’ dedim.
“Şüphesiz ki bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.” buyurdu.” (Müslim: 2907)
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ’nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.
Müminlerin Ruhlarının Alınması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki Allah Yemen’den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır.” (Müslim: 117)
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen’den, diğerinin Şam’dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” (Müslim: 184)
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.
Kur’an-ı Kerim’in Kaldırılması:
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:
“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.
Azîz ve Celîl olan Allah Kur’an’ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.’ diyeceklerdir.”
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:
“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz,” dedi.
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla’ya dönerek üç defa:
“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır.” dedi. (İbn-i Mâce: 4049)
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur’an’ı okuyun! Zira Kur’an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
Ashâb: “Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur’an nasıl olacak?” diye sordular.
Buna karşılık buyurdu ki:
“Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur’an kalplerinden silinecek ve fakat: ‘Biz bir şey biliyorduk!’ deyip şiire dalacaklar.” (Beyhakî)
Kâbe-i Muazzama’nın Yıkılması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)
•
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif’ler de vardır. Kâbe-i muazzama’yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif’lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır.” (Buhârî - Müslim: 2949)
KIYAMET
Kıyamet Nedir?:
“Kıyamet” kelimesi “Kıyam”dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur’an-ı kerim’de yetmiş yerde geçmektedir. Kıyam’dan türemiş diğer kelimelerin sayısı iki yüz civarındadır. Kıyameti tasvir eden, gözle görülür bir şekilde anlatan Âyet-i kerime’lerin sayısı ise dört yüze yakındır.
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ’nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlukatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan “Ahiret inancı”nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)
İnsanların çoğunun anlayışı böyledir. İlâhî emir ve yasakların yükümlülüğü altına girmek, ilâhî bir terbiye görmek istememektedirler. Halbuki kâinatta hiçbir şey mânâsız, hikmetsiz ve gayesiz yaratılmamıştır. İnsan nasıl başıboş bırakılabilir?
“Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminûn: 115)
Kullarını mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da huzur-u izzetine döndürmek için yaratmıştır.
Kıyamet Saati:
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.
Nitekim bir Âyet-i kerime’de mühim bir ihtar mahiyetinde:
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” buyuruluyor. (Necm: 57)
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ’dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.
“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” (Necm: 58)
Kıyametin kopması Kur’an-ı kerim’de “Saat” kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.
“Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda aslâ şüphe yoktur.” (Mümin: 59)
İnanmak imanın gereğidir.
“Fakat insanların çoğu inanmıyor.” (Mümin: 59)
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ’yı inkar ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek:
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikak 39 - Müslim: 2950)
Kıyametin Zamanı (1):
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar: “Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!” derlerdi.
“Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.” (A’râf: 187 - Nâziat: 42)
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ’nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Resul’üm! De ki: Onu ancak Rabb’im bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur.
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” (A’râf: 187)
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır.” (Buhârî-Müslim: 2954)
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ’nın kendi Zât-ı akdes’ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul’üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (A’râf: 187)
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.
Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:
“Sende ona âit bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb’ine âittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin.
Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.” (Nâziat: 43-46)
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.
Kıyametin Zamanı (2):
Kur’an-ı kerim’in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat’ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm’ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Resul’üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.
De ki: Onun bilgisi Allah’ın katındadır.
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzâb: 63)
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.
“Kıyametin vaktine dair bilgi O’nun katındadır.” (Zuhruf: 85)
O’nun ezelî ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O’nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.
“Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“O gün için ne hazırladın?” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
Kıyametin Zamanı (3):
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:
“Diyorlar ki:
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman?” (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.
“De ki:
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe: 30)
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk’a yönelmediler.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!” (Enbiyâ: 39)
Fakat uyarılar onlara hiç fayda vermiyor, etraflarını saran küfür karanlığı gerçeği göstermiyor.
“Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiyâ: 40)
Ki tevbe edebilsinler, mazeret beyan etsinler!
“Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.” (En’âm: 134)
İşte iman etmeyenlerin ebedî cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:
“Resul’üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk: 26)
Cebrâil Aleyhisselâm’ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelmesi, İslâm ve ihsan’dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de:
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Kıyamet saatini bilmek Allah’a havale edilir.” (Fussilet: 47)
Bir kimseye: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulursa: “Onu Allah-u Teâlâ bilir!” denilmelidir.
“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur.” (Lokman: 34)
İnsana düşen, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek daha dünyada iken hayatını düzene sokmaktan ibarettir.
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.
Âyet-i kerime’de:
“Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik.” buyuruluyor. (Hûd: 104)
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır. Her gelecek yakındır.
Gizliliğin Hikmeti:
Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun!” (Tâhâ: 15-16)
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcutur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara aslâ uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.
İnanan-İnanmayan:
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed: 18)
Kıyametin kopacağına dâir bunca Âyet ve alâmetler varken, inkârcılar yine de küfürlerinde devam edip dururlar.
“Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar.” (Şûrâ: 17-18)
Alaylı bir şekilde onun takdir edilen zamanından önce gelmesini ister dururlar.
“İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şûrâ: 18)
Gönüllerindeki gerçek iman açığa çıkar.
“İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Şûrâ: 18)
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.” (Hacc: 55)
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime’ler yüzlerine karşı okunurken; bunlar Hakk’ı hatırlamazlar, Hakk’tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah’tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar, ömür sermayelerini boşa harcayıp dururlar. Emniyet içinde olduklarından değil, ilerisini düşünemediklerinden, basiretsiz olduklarından dolayı öyle yaparlar.
Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri uyarmak üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf: 107)
Ki hiçbir şeyden habersiz bir şekilde gaflet içinde yaşayıp duruyorlar.
“Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Zuhruf: 66)
Böyle bir hâlde yaşayıp dururlarken, büyük felâket başlarına geliverecektir.
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister: ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorar.
Göz kamaştığı,
Ay tutulduğu,
Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” (Kıyâmet: 5-9)
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir. Kâinat alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.
“İşte o gün insanlar: ‘Kaçacak yer neresi?’ der.” (Kıyâmet: 10)
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.
“Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed: 18)
Çünkü o gün sorgulama ve yargılama, cezâ ve mükâfat günüdür. O gün herkes kendi derdi ile meşgul olmaya mecbur olur, herkes kendisini azaptan kurtarmak için çırpınır.
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır:
“İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler.” (Enbiyâ: 1)
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:
“Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz.” (Şûrâ: 47)
O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah’a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.” (Bakara: 281)
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.
HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELÂM
Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ’nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. “Allah-u Teâlâ’nın izniyle hidayete erdirecek.” mânâsını da ifade eder.
Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi’yi ümmet-i Muhammed’in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm’ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır
Câhı’s-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.
Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.” (Câmiu’s-Sağîr: 4768)
Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara’nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere’nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ’nın ahkam-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.
Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.
Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif’leri arzediyoruz:
• Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:
“Biz, Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında iken Benî Hâşim’den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: ‘Ey Allah’ın Resul’ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)’ dedim.
Şu cevabı verdiler:
“Biz öyle bir Ehl-i beyt’iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt’im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt’imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın).” (İbn-i Mâce: 4082)
• Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilmiştir:
“O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir.” (Ikdü’d-Dürer)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:
“Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden Peygamber’inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber’inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.” (Ebu Dâvud: 4290)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:
“Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed’den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.
Buyurdular ki:
“Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” (Naîm bin Hammâd, Taberanî)
• Ehl-i Beyt’ten Oluşu:
“Mehdi, kızım Fatıma’nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt’imdendir.” (Ebu Dâvud: 4284)
“Mehdi’nin çıkış yeri Medine’dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt’indendir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Vasıfları:
“Mehdi kırk yaşındadır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir.” (Ebu Dâvud: 4285)
“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.” (Câmiu’s-Sağîr: 9245)
“Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları’nın erkeklerine benzer.” (İmam-ı Süyûtî)
“Dişleri aralıklı, alnı geniştir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi Hasan’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” (İmam-ı Süyûtî)
Rivayet edilmiştir:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi’yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.” (İmam-ı Süyûtî)
• Vehbi İlmi:
“O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine ‘Mehdi’ denilmiştir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Sehaveti:
“Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır.” (Müslim: 2914)
• Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:
“Mehdi bizden, ehl-i beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” (İbn-i Mâce: 4085)
Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye’sine ve tasarruf-u ilâhî’sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr’u ile dolduracak, yani onu Nûr’u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.
• Cennetle Müjdelenmesi:
“Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn-i Mâce: 4086)
• İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:
“Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez.” (İmam-ı Süyûtî)
• Mücadeleci Oluşu:
“O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür.” (İmam-ı Süyûtî)
“Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)
• Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:
“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” (İmam-ı Süyûtî)
“Bizim Mehdi’miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.
Bunlar Ramazan’ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi’nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)
“Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)
“Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt.” (İmam-ı Suyûtî)
• Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:
“İnsanların ümitsiz olduğu ve: ‘Hiç Mehdi falan yokmuş!’ dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” (İmam-ı Süyûtî)
“İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’den ve Ehl-i beyt’imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” (İmam-ı Süyûtî)
“Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez.” (İmam-ı Suyûtî)
“Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder.” (İmam-ı Suyûtî)
• Zamanının En Hayırlısı Olması:
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir.” (İmam-ı Süyûtî)
• Zuhur Şekli:
“Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam’dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda’da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam’ın Ebdâl’ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş’ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî’nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî’nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)
“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler.
Biri diğerine: ‘Burada ne arıyorsun?’ diye sorar.
Ona şöyle derler:
‘Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke’de olduğunu da biliyoruz.’
Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine: ‘Sen falan oğlu falansın’ derler. O ise: ‘Ben sadece Ensâr’dan birisiyim.’ der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: ‘Aradığınız sahibiniz odur ve Medine’ye gitmiştir.’ denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke’ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke’de bularak yine: ‘Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.’ derler. Bunun üzerine o ‘Ben aradığınız değilim.’ der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler: ‘Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!’ derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.
Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Süyûtî)
“Mehdi’nin bayrağında: ‘Biat Allah içindir.’ yazılıdır.” (İmam-ı Suyûtî)
• Hakimiyeti:
“O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286)
• Zamanının Bereketi:
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: ‘Bana ver!’ diyecek, Mehdi de: ‘Al!’ diyecek.” (İbn-i Mâce: 4083)
“Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir.” (İmam-ı Süyûtî)
• İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:
Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:
“Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal’in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir.”
Ümmü Şüreyk bint-i Ebi’l-Aker -radiyallahu anhâ-:
“Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt’ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:
‘Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.’ diyecektir.
Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracaktır.” (İbn-i Mâce: 4077)
İsa Aleyhisselâm’ın inişini bildiren hadis-i şerif’lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek araasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: “Biz senin ümmetiniz!” diyeceklerse de onlara: “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.
Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 156)
“Deccal, Beytül Makdis’de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.
Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: ‘Bu tok bir adamın sesidir!’ derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem’dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; ‘Geç öne namaz senin için ikâme olundu!’ der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur.” (İmam-ı Suyûtî)
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.
Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk’ın yapacaklardır.
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM
Ulü’l-Azm Bir Peygamber:
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:
“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)
Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.
Allah-u Teâlâ henüz işin başında:
“Ve onu kudsî ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere onu Kudsî ruh’la desteklemişti.
Gerek Âyet-i kerime’lerde, gerekse Hadis-i şerif’lerde; hayat menkıbesi anlatılan ulül-azm peygamberlerden birisi de İsa Aleyhisselâm’dır.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlâtları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.
Halkı Hakk’a Dâvet:
İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrailoğulları’na tebliğ etti. İsa Aleyhisselâm bu dâvet görevini yahudi toplumu içerisinde yürütüyordu. İsrailoğulları Musa Aleyhisselâm’a gönderilen ilâhî dinin hükümlerini değiştirmişler, Tevrat’ı tahrif etmişlerdi. Peygamberlerin gösterdiği doğru yoldan saptılar. Mânevî hayattan da uzaklaştılar. Kıyameti, hesabı, azabı inkâr ediyorlardı. Nefislerine uydular, lezzetlere ve şehvetlere daldılar.
Bunun üzerine Allah-u Teâlâ; dine sonradan soktukları hurafeleri ve bâtıl fikirleri düzeltmesi, onları doğru yola çevirmesi için İsa Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.
İsa Aleyhisselâm onlara Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmeye, dinin hükümlerini öğretmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı, isyanları sebebiyle haram kılınmış bazı şeylerin tekrar helâl edilmesi idi.
Onları, kendisine tâbi olmaya çağırdı, Allah’ı anlattı, ahireti, hesabı, azabı hatırlattı, saplantılardan kurtarmaya çalıştı.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“İsa apaçık delilleri getirdiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim. Bir de ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim.” (Zuhruf: 63)
Sizi uyarmaya, ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmaya memur oldum.
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:
İsrailoğulları Romalılar’ın esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havarilerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.
Fakat Allah-u Teâlâ:
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür. Cezaya çarpılanın nereden geldiğini bilemeyeceği bir şekilde ceza vermeye en çok muktedir olandır.
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı Yahudiler’in elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir:
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.
“Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)
İhtilâflarda kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğu o gün apaçık tecellî edecek. Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da ahirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)
Onlardan herhangi birini ilâhi azaptan kurtaracak bir fert de bulunmayacak.
•
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onlara ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münâfığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.
Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:
“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)
Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddiâ ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:
“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi.” (Nisâ: 157)
Ona benzeyen birisini öldürdüler ve astılar.
“Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)
Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddiâ ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilâfa düştüler.
“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar.” (Nisâ: 157)
Bu mesele hakkında birçok farklı inanca sahip olmaları, onların bu hususta kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını gösterir.
Öldürmüş olduklarını iddiâ etmiş olmalarına rağmen:
“Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)
Şu halde öldürme cinayeti ile övünmeleri de yalandır.
“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)
İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.
“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)
Bütün yaptıklarını bir hikmete göre yapar. İsa Aleyhisselâm’ın göğe çıkarılması ve cesedi ile beraber yaşaması da bir hikmete dayalı olarak gerçekleşmiştir.
•
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişi “Kıyametin Büyük Alâmetleri” bölümünde açıklanmıştır.
Bu noktada bir Hadis-i şerif arzetmekle iktifa ediyoruz;
Ebu Ümâme el-Bâhîlî -radiyallahu anh- şöyle demiştir:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccal’i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti idi. Buyruğunun bir bölümü şu idi:
‘Allah’ın Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini behemehal Deccal’in fitnesinden sakındırdı. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal) çare yok siz(in döneminiz)de çıkacaktır. Eğer ben aranızda iken çıkarsa her müslüman için onu ben yenip def ederim. Şayet benden sonra çıkarsa herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeye çalışır. Allah da her müslüman hakkında benim halifemdir (koruyucu ve yardımcıdır). Şüphesiz ki o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır. Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz! Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir peygamber onu o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır:
O (habis) önce: ‘Ben bir peygamberim!’ diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiâda bulunarak: ‘Ben sizin rabbinizim!’ diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabb’inizi göremezsiniz ve o (habis) a’ver (yani gözü sakat)tır. Halbuki Rabb’iniz a’ver değildir. Deccal’in iki gözü arasında ‘Kâfir’ yazılıdır. Onu yazarlığı olan veya yazarlığı olmayan her mümin okur. Şüphesiz ki, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir. Artık kim onun cehenneminin belâsına uğrarsa Allah’tan yardım dilesin ve Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselâm’a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selâmet olsun.
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedevîye: ‘Söyle bakayım! Eğer ben senin için babanı ve ananı diriltirsem benim senin Rabb’in olduğuma şehâdet eder misin?’ diyecek. Bedevî de: ‘Evet!’ diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve ona: ‘Ey oğulcuğum! ona tâbi ol, çünkü o muhakkak senin Rabb’indir!’ diyecekler.
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testere ile biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak ayrı ayrı yerlere atılacaktır. Sonra Deccal orada bulunanlara: ‘Şu öldürdüğüm kuluma bakınız! Şimdi ben onu dirilteceğim, sonra benden başka bir Rabb’inin olduğunu söyleyecek.’ diyecektir. Sonra Allah o kişiyi diriltecek. Habis Deccal da o kişiye: ‘Senin Rabb’in kimdir?’ diyecek. Adam da: ‘Rabb’im Allah’tır. Sen de Allah’ın düşmanı Deccal’sin. Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında güçlü basiret (şuur) sahibi olmadım!’ diyecektir. Deccal de bir daha ona dokunamayacaktır.”
Ebu’l-Hasan et-Tenafisi dedi ki: El-Muharibi bize senediyle olan rivayetlerine göre Ebu saîd-i Hudrî -radiyallahu anh- demiştir ki:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Deccal’in öldürdüğü o adam ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olanıdır.’ buyurdu.
Râvi demiştir ki:
‘Ebu Saîd-i Hudrî: ‘Vallahi Ömer bin Hattab vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk.’
El-Muharibî demiştir ki: ‘Ebu Saîd-i Hudrî’nin hadisinden sonra Ebu Râfi’nin hadisine döndük. Ebu Râfi’nin rivayet ettiği Ebu Ümame’nin hadisine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘Deccal’in buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip yerin de bitki bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.
Deccal’in bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kavmin otlanmakla beslenen tüm hayvan sürülerinin helâk olmasıdır.
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da bunlar onu tasdik edecekler (yani Rabb olduğuna inanacaklar). Sonra o buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır. O, yere bitki bitirmesini emredecek, yer de bu emir üzerine bitki bitirecektir. Nihayet o kavmin küçük baş ve büyük baş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamleyin meradan dönecektir. Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccal’in ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye ve Medine’ye yollarının hangisinden varmak istediğinde mutlaka melekler çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak, geri çevireceklerdir. Nihayet o Zürayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, çorak arazinin bitim noktasının yanına inecektir. Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak, bunun üzerine (Medine’de bulunan münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler ve böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını attığı gibi Medine de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve o güne ‘Kurtuluş günü’ denilecektir.’
Bunu üzerine Ümmü Şerik bint-i Ebil-Aker:
‘Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?’ diye sordu. O: ‘Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü’l-Makdis (Kudüs)te bulunacaktır. İmamları da sâlih bir adam (olacak)tır. Sonra imamları (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine İsa bin Meryem Aleyhisselâm inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam geri geri yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzları arasına koyarak: ‘Öne geç de namaz kıldır! Çünkü kamet senin için getirildi!’ diyecektir. Bunun üzerine imamları onlara namaz kıldıracak, sonra imam namazını bitirince İsa Aleyhisselâm:
‘Kapıyı açınız!’ diyecek ve kapı açılacaktır. Kapının önünde Deccal beraberinde yetmiş bin yahudi olduğu halde bulunacaktır. Hepsi süslü süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselâm’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisselâm da ona:
‘Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın!’ diyecek ve Lüdd’ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah’ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Ey Allah’ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!’ demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘Ve Deccal’in günleri (devri) kırk yıldır. Bir yılı yarım yıl gibi ve bir yılı ay gibidir. Ayı da bir hafta gibidir ve kalan günleri kıvılcım gibi (hızlı gidici)dir. Biriniz o günlerde sabahleyin Medine’nin kapısı yanında olur da Medine’nin diğer kapısına akşama kadar varamaz.’
Bunun üzerine:
‘Yâ Resulellah! O kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?’ diye soruldu. O:
‘Siz namazı şu uzun günlerde nasıl takdir (hesap) ettiğiniz gibi o kısa günlerde de öyle takdir edersiniz. Sonra namaz kılınız.’ buyurdu.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:
‘İsa bin Meryem Aleyhisselâm benim ümmetim içinde (Muhammedî), adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. (Zimmilerden) cizyeyi kaldıracak ve zekâtı terk edecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin de kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehiri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış içinde olacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak, Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacaktır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olup, Âdem Aleyhisselâm’ın ahdi ile bitkisini bitirecektir. Hatta bir üzüm salkımı üzerinde bir nefer (sayısı ona kadar olan insan topluluğu) toplanır da o salkım hepsini doyuracak ve bir nar üzerinde bir nefer toplanır da o nar hepsini doyuracaktır. Öküz şu kadar (üstün değerdeki) mala tekabül edecek, at da birkaç (önemsiz) dirhemciğe tekabül edecektir.
Sahabeler:
‘Yâ Resulellah! Atı ucuzlatan nedir?’ diye sordular. O:
‘Savaş için ata ebedî olarak yani hiç binilmeyecektir. (Çünkü hiç savaş olmayacaktır.) buyurdu. Ona:
‘Öküzün fiyatını bu kadar pahalılaştıran nedir?’ diye soruldu. O:
‘Toprağın tamamı sürülecektir. Deccal’in çıkmasından evvel (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık felâketi gelecektir. Allah birinci yıl buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecektir. Sonra Allah ikinci yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve Allah yere emredecek, yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra Allah üçüncü yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur yağmayacaktır. Allah yere de emredecek ve yer bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer yeşillik diye hiçbir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helâk olacak, Allah’ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç.’ buyurdu.
Ona:
‘O zamanda insanları yaşatan (azık) nedir?’ diye soruldu. O:
‘Tehlil, tekbir, tesbih ve tahmid. Bu zikirler insanlara yemek yerine geçirilecektir.’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4077)
KIYAMET SENELERİNDEKİ DÜNYANIN SON DURUMU
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerif’lerinden öğreniyoruz:
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir.” (Müslim: 1012)
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.
Mal Çokluğu:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir.” (Müslim: 157)
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.
•
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: ‘Ben bunlar için öldürdüm!’ diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: ‘Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!’ diyecek. Hırsız gelerek: ‘Benim elim bunlar için kesildi.’ diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.” (Müslim: 1013)
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buharî, Fiten 23 - Müslim: 2910)
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah’tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretlerinden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez.” (Müslim: 2911)
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.
Putperestliğin Canlanması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2906)
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.
•
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“Lât ve Uzzâ’ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir.”
Bunun üzerine ben:
‘Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:
‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur.’ (Tevbe: 33 - Saff: 9)
Âyet’ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.’ dedim.
“Şüphesiz ki bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.” buyurdu.” (Müslim: 2907)
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ’nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.
Müminlerin Ruhlarının Alınması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki Allah Yemen’den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır.” (Müslim: 117)
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen’den, diğerinin Şam’dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” (Müslim: 184)
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.
Kur’an-ı Kerim’in Kaldırılması:
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:
“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.
Azîz ve Celîl olan Allah Kur’an’ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.’ diyeceklerdir.”
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:
“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz,” dedi.
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla’ya dönerek üç defa:
“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır.” dedi. (İbn-i Mâce: 4049)
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur’an’ı okuyun! Zira Kur’an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
Ashâb: “Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur’an nasıl olacak?” diye sordular.
Buna karşılık buyurdu ki:
“Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur’an kalplerinden silinecek ve fakat: ‘Biz bir şey biliyorduk!’ deyip şiire dalacaklar.” (Beyhakî)
Kâbe-i Muazzama’nın Yıkılması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)
•
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif’ler de vardır. Kâbe-i muazzama’yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif’lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır.” (Buhârî - Müslim: 2949)
KIYAMET
Kıyamet Nedir?:
“Kıyamet” kelimesi “Kıyam”dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur’an-ı kerim’de yetmiş yerde geçmektedir. Kıyam’dan türemiş diğer kelimelerin sayısı iki yüz civarındadır. Kıyameti tasvir eden, gözle görülür bir şekilde anlatan Âyet-i kerime’lerin sayısı ise dört yüze yakındır.
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ’nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlukatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan “Ahiret inancı”nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)
İnsanların çoğunun anlayışı böyledir. İlâhî emir ve yasakların yükümlülüğü altına girmek, ilâhî bir terbiye görmek istememektedirler. Halbuki kâinatta hiçbir şey mânâsız, hikmetsiz ve gayesiz yaratılmamıştır. İnsan nasıl başıboş bırakılabilir?
“Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminûn: 115)
Kullarını mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da huzur-u izzetine döndürmek için yaratmıştır.
Kıyamet Saati:
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.
Nitekim bir Âyet-i kerime’de mühim bir ihtar mahiyetinde:
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” buyuruluyor. (Necm: 57)
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ’dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.
“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” (Necm: 58)
Kıyametin kopması Kur’an-ı kerim’de “Saat” kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.
“Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda aslâ şüphe yoktur.” (Mümin: 59)
İnanmak imanın gereğidir.
“Fakat insanların çoğu inanmıyor.” (Mümin: 59)
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ’yı inkar ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek:
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikak 39 - Müslim: 2950)
Kıyametin Zamanı (1):
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar: “Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!” derlerdi.
“Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.” (A’râf: 187 - Nâziat: 42)
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ’nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Resul’üm! De ki: Onu ancak Rabb’im bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur.
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” (A’râf: 187)
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır.” (Buhârî-Müslim: 2954)
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ’nın kendi Zât-ı akdes’ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul’üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (A’râf: 187)
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.
Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:
“Sende ona âit bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb’ine âittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin.
Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.” (Nâziat: 43-46)
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.
Kıyametin Zamanı (2):
Kur’an-ı kerim’in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat’ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm’ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Resul’üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.
De ki: Onun bilgisi Allah’ın katındadır.
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzâb: 63)
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.
“Kıyametin vaktine dair bilgi O’nun katındadır.” (Zuhruf: 85)
O’nun ezelî ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O’nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.
“Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“O gün için ne hazırladın?” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
Kıyametin Zamanı (3):
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:
“Diyorlar ki:
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman?” (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.
“De ki:
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe: 30)
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk’a yönelmediler.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!” (Enbiyâ: 39)
Fakat uyarılar onlara hiç fayda vermiyor, etraflarını saran küfür karanlığı gerçeği göstermiyor.
“Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiyâ: 40)
Ki tevbe edebilsinler, mazeret beyan etsinler!
“Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.” (En’âm: 134)
İşte iman etmeyenlerin ebedî cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:
“Resul’üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk: 26)
Cebrâil Aleyhisselâm’ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelmesi, İslâm ve ihsan’dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de:
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Kıyamet saatini bilmek Allah’a havale edilir.” (Fussilet: 47)
Bir kimseye: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulursa: “Onu Allah-u Teâlâ bilir!” denilmelidir.
“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur.” (Lokman: 34)
İnsana düşen, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek daha dünyada iken hayatını düzene sokmaktan ibarettir.
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.
Âyet-i kerime’de:
“Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik.” buyuruluyor. (Hûd: 104)
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır. Her gelecek yakındır.
Gizliliğin Hikmeti:
Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun!” (Tâhâ: 15-16)
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcutur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara aslâ uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.
İnanan-İnanmayan:
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed: 18)
Kıyametin kopacağına dâir bunca Âyet ve alâmetler varken, inkârcılar yine de küfürlerinde devam edip dururlar.
“Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar.” (Şûrâ: 17-18)
Alaylı bir şekilde onun takdir edilen zamanından önce gelmesini ister dururlar.
“İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şûrâ: 18)
Gönüllerindeki gerçek iman açığa çıkar.
“İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Şûrâ: 18)
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.” (Hacc: 55)
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime’ler yüzlerine karşı okunurken; bunlar Hakk’ı hatırlamazlar, Hakk’tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah’tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar, ömür sermayelerini boşa harcayıp dururlar. Emniyet içinde olduklarından değil, ilerisini düşünemediklerinden, basiretsiz olduklarından dolayı öyle yaparlar.
Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri uyarmak üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf: 107)
Ki hiçbir şeyden habersiz bir şekilde gaflet içinde yaşayıp duruyorlar.
“Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Zuhruf: 66)
Böyle bir hâlde yaşayıp dururlarken, büyük felâket başlarına geliverecektir.
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister: ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorar.
Göz kamaştığı,
Ay tutulduğu,
Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” (Kıyâmet: 5-9)
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir. Kâinat alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.
“İşte o gün insanlar: ‘Kaçacak yer neresi?’ der.” (Kıyâmet: 10)
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.
“Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed: 18)
Çünkü o gün sorgulama ve yargılama, cezâ ve mükâfat günüdür. O gün herkes kendi derdi ile meşgul olmaya mecbur olur, herkes kendisini azaptan kurtarmak için çırpınır.
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır:
“İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler.” (Enbiyâ: 1)
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:
“Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz.” (Şûrâ: 47)
O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah’a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.” (Bakara: 281)
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.
Kıyamet ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu
"Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.
(Necm: 57)
"Kıyamet Saati Mutlaka Gelecektir, Bunda Aslâ Şüphe Yoktur.
(Mümin: 59)
"Sana Kıyamet Saatinin Ne Zaman Gelip Çatacağını Soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onu Ancak Rabb'im Bilir. Onun Vaktini O'ndan Başka Bilecek Yoktur. Ağırlığını Göklerin ve Yerin Kaldıramayacağı O Saat, Sizlere Ansızın Gelecektir.
(A'râf: 187)
"Yer Bütünüyle Sallanıp, Paramparça Edildiği Zaman...
(Fecr: 21)
"Kıyamet Ne Zaman Kopacak?" Diye Soran Bir Zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "O Gün İçin Ne Hazırladın? Buyurmuşlardır.
(Tirmizî)
KIYAMET; ZAMANINI ALLAH-U TEÂLÂ'NIN BİLDİĞİ DEHŞETLİ BİR FELÂKETTİR!
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır. Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır. Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır. Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî-Müslim: 2954)
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip-geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.
İnsanoğlu muvakkat ve çok kısa bir ömre sahip olduğu halde ahiret yerine dünyayı tercih ediyor, dünyaya bağlanıyor.
Halbuki insanın ölümü onun kıyametidir ve "Küçük Kıyamet" olarak tabir olunur. Dünyanın yıkılışı büyük kıyamet, insanın ölümü ise küçük kıyamettir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:
"Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et! buyuruyor. (Hicr: 99)
Her insanın, her varlığın bir sonu olduğu gibi bu dünyanın ve kâinatın da bir sonu vardır. Ancak Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi. Ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun! (Tâhâ: 15-16)
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcuttur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara asla uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.
Allah-u Teâlâ;
Kıyametin mutlaka geleceğini;
Kıyametin, ondan kurtuluşun asla mümkün olmayan büyük bir felâket olduğunu;
Ve kıyametin zamanını kendisinden başka kimsenin bilemeyeceğini haber vermiştir.
Oysa bugün kıyamet saati hakkında küffar memleketlerinde cereyan eden yerli-yersiz tartışmalar bu İslâm memleketinde de rağbet görüyor,
Allahu Teâlâ bu büyük felâketin şiddetini;
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)
Âyet-i kerime'lerinde ve daha pek çok Âyet-i kerime'sinde haber verdiği halde kimisi filan köye sığınmakla, kimisi de muhkem sığınaklar yapmakla bu büyük felâketten korunabileceğini zannediyor.
Farz-ı muhal hiçbir felâketin ulaşmadığı en muhkem bir sığınıkta bile olsa "Ölüm felâketi"nden kurtuluş olmadığını, kâinatın ömrüne kıyasla çok cüzi bir ömür yaşayacağını hesap etmiyor. Küfür ve inat batağına saplanmış, Allah-u Teâlâ'nın hükmüne ve emrine teslim olmak yerine, O'nun takdirine karşı tedbir alabileceğini zannediyor. Allah-u Teâlâ'ya hasım kesiliyor.
Kıyamet Nedir?
"Kıyamet" kelimesi "Kıyam"dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur'an-ı kerim'de yetmiş yerde geçmektedir.
"Kıyâmet gününe andolsun!" (Kıyâmet: 1)
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.
Kıyâmet günü üzerine yemin edilmiş olması, bu hadisenin muhakkak gerçekleşeceğini göstermektedir.
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.
"Her şeyi altüst eden o en büyük felâket geldiği zaman. (Nâziât: 34)
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da kâinatın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan "Ahiret inancı"nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor? (Kıyamet: 36)
"Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminûn: 115)
Kıyametin Kopma Zamanı Yaklaşmıştır:
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'ler vardır:
Nitekim Âyet-i kerime'lerde mühim bir ihtar mahiyetinde şöyle buyurulmaktadır:
"Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır." (Necm: 57)
"Onun alâmetleri gerçekten gelmiştir. (Muhammed: 18)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek şöyle buyurdular:
"Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim. (Buhârî - Müslim)
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye "Âzife" denilmiştir.
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ'dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.
"Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. (Necm: 58)
Kıyametin kopması Kur'an-ı kerim'de "Saat" kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.
"Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyor. (Mümin: 59)
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ'yı inkâr ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.
Kıyametin ne zaman kopacağını, bu müthiş saatin ne zaman geleceğini Allah-u Teâlâ'dan başka kimse bilmez. Kesin olarak bilinen, alâmetleri zuhur etmeden kopmayacağıdır. Birisi zuhur edince, diğerleri birbiri ardından ortaya çıkar.
Önce küçük alâmetler zuhur edecektir. Ahir zaman devrinde yaşıyoruz. Kıyametin küçük alâmetlerinin hemen hepsi zulur etmiştir. Büyük alâmetlerin de zuhur etmesinden sonra her an kıyametin kopması beklenebilir.
Kıyametin Küçük Alâmetlerinden Bazıları:
Kıyamet kopmadan önce küçük alâmetler bir bir meydana çıkacaktır.
Hadis-i şerif'lerde belirtilen küçük alâmetlerin başlıcaları hülâsa olarak şunlardır:
• İlmin ortadan kalkıp cehâletin yerleşmesi,
• Zinânın alenî hâle gelmesi,
• Sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması,
• Oyun ve çalgı âletlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması,
• Câriyenin (köle kadının) efendisini doğurması,
• Çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması,
• Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması,
• Aynı dâvâyı güden iki büyük topluluğun birbirleriyle savaşması,
• Adam öldürme hadiselerinin fazlalaşması,
• Emanetin ganimet bilinmesi,
• Elli kadına bir erkek düşecek şekilde erkek nüfusunun azalması,
• Müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması,
• İnsanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi,
• Peygamber olduğunu iddiâ eden otuza yakın deccalin türemesi,
• "Allah" veya "Lâ ilâhe illâllah" diyen bir kimsenin kalmaması.
• Yine Hadis-i şerif'lerin ifadelerine göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:
• Kur'an-ı kerim'in önemi insanlar tarafından unutulacak,
• Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,
• Namaz kılınmayacak,
• Zekât angarya kabul edilecek,
• Fâiz yemeyen kimse kalmayacak,
• Büyük bir bereketsizlik olacak,
• Gasp hadiseleri çoğalacak,
• Liderliğe elverişli kişiler azalacak,
• Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler idareci olup başa geçecek,
• Fâsıklar toplumun efendisi hâline gelecek,
• Ahmak ve alçaklar dünyanın en mutlu insanları olacak,
• Anne-babaya isyan edilip erkekler hanımlarının emrine girecek,
• Akrabalık bağları kesilecek,
• Sonra gelenler geçmişlerine lânet okuyacak,
• Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak; sabah mümin olarak kalkan kişi akşam kâfir olacak,
• Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,
• Kitapların sayısı artacak,
• Başa geçen âmirler halka zulmedecek,
• Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,
• Ticareti dürüst olmayan kimseler ele geçirecek,
• İş ehil olmayanlara verilecek,
• Emanet kelepir kabul edilecek,
• Aza kanaat edilmeyecek, çok ile de doyulmayacak,
• Yağmurlar yıldırımlar çoğalacak,
• Zelzeleler artacak,
• Madenler yok olacak,
• Mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,
• İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünecekler,
• Câhiller aynı zamanda dürüst olmayan zâhidler türeyecek,
• Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,
• Âni ölümler çoğalacak,
• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetinecek,
• Kadınlar her hususta ön plâna çıkarılacak,
• Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,
• Açıklık çıplaklık yayılacak,
• Fuhuş ve hayâsızlık çoğalacak...
Kıyametin Büyük Alâmetleri;
(On Büyük Alâmet):
Huzeyfe'tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:
"Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yanımıza geldi."Ne konuşuyordunuz?"diye sordu. Arkadaşlar "Kıyamet gününden bahsediyorduk. dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:
"Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Müslim: 2901)
Hadis-i şerif'in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:
Duhân (Duman), Deccal, İsa bin Meryem Aleyhisselâm'ın inişi, Ye'cüc ve Me'cüc, Dabbetü'l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması.
1. DUHÂN
Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.
2. DECCAL
Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.
Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif'e, Mekke-i mükerreme'ye ve Medine-i münevvere'ye giremeyecektir.
İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:
"Âdem'in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal'den daha büyük bir fitne yoktur. buyurmuştur. (Müslim: 2946)
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ'nın İsrailoğulları'na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ'nın bir kelimesidir.
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.
İsa Aleyhisselâm'ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm'ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.
İsa Aleyhisselâm'ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:
"Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir. (Zuhruf: 61)
İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir.
"Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa'ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır. (Nisâ: 159)
4. YE'CÜC ve ME'CÜC
Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm'ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler'dir.
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.
Yahudiler Arabistan'ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyayı istilâ etmek için hazırlanıyor.
Âyet-i kerime'de:
"Biz o gün onları (Ye'cüc ve Me'cüc'ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler." buyuruluyor. (Kehf: 99)
Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak.
Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Nihayet Ye'cüc Me'cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar. (Enbiyâ: 96)
5. DABBETÜ'L-ARZ
Âhir zamanda Allah-u Teâlâ'nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml: 82)
Allah-u Teâlâ bu Dabbe'yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur'an-ı kerim'e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Dabbetü'l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm'ın asası, Süleyman Aleyhisselâm'ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır." (Tirmizî)
Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI
Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ'nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir Cuma günü battığı yerden doğmasıdır.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe'nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır."(İbn-i Mâce: 4069)
Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:
"Rabb'inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz. (En'âm: 158)
Bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir. (Müslim: 157)
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI
Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm'la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: "Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?" diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
"Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi. buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:
"Hicaz toprağından, Busrâ'daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)
8. 9. 10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir. (Müslim: 2901)
Mehdi Aleyhisselâm'ın Zuhuru:
Hazret-i Mehdi'nin zuhur etmesi de kıyamet alâmetlerindendir. Onun âhir zamanda geleceğine dâir birçok Hadis-i şerif'ler vardır.
Asr-ı saâdet'ten bu yana asırlardır müslümanların kâffesi; âhir zamanda Ehl-i beyt'e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm'ı güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu zât-ı âlîye "Mehdi" denileceğine inanmışlardır. Böylece bu Hadis-i şerif'ler mütevâtir derecesine ulaşmıştır.
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:
"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır. (Ebu Dâvud, Tirmizi)
(Bu hususla ilgili diğer Hadis-i şerif'ler ve gerekli açıklamalar Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kıyamet ve Alâmetleri" isimli eserinde ayrıntılı bir şekilde izah edilmiştir.)
Kıyametin Vaktini Yalnız Allah-u Teâlâ Bilir:
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar, "Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!" derlerdi.
"Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. (A'raf: 187 - Nâziat: 42)
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ'nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Resul'üm! De ki: Onu ancak Rabb'im bilir. Onun vaktini O'ndan başka bilecek yoktur.
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." (A'raf: 187)
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî - Müslim)
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ'nın kendi Zât-ı akdes'ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler." (A'raf: 187)
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.
Diğer Âyet-i kerime'lerde ise şöyle buyuruluyor:
"Sende ona ait bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb'ine aittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin. Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar." (Nâziat: 43-46)
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.
•
Kur'an-ı kerim'in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat'ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm'ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Resul'üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.
De ki: Onun bilgisi Allah'ın katındadır.
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır. (Ahzab: 63)
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.
"Kıyametin vaktine dair bilgi O'nun katındadır. (Zuhruf: 85)
O'nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O'nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
"O gün için ne hazırladın? buyurmuşlardır. (Tirmizî)
•
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:
"Diyorlar ki:
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman? (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.
"De ki:
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz. (Sebe: 30)
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk'a yönelmediler.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!
Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir. (Enbiyâ: 39-40)
"Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz. (En'am: 134)
İşte iman etmeyenlerin ebedi cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm'a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:
"Resul'üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım. (Mülk: 26)
Cebrâil Aleyhisselâm'ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelmesi, İslâm ve ihsan'dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in de:
"Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir." diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Kıyamet saatini bilmek Allah'a havale edilir. (Fussilet: 47)
"Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. (Lokman: 34)
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.
Âyet-i kerime'de:
"Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik. buyuruluyor. (Hud: 104)
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır.
Kıyamet Ansızın Kopacaktır:
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Muhammed: 18)
"Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.
İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler. (Şûrâ: 17-18)
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler. (Hacc: 55)
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime'ler okunurken; bunlar Hakk'ı hatırlamazlar, Hakk'tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah'tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:
"Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler? (Yusuf: 107)
"Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Zuhruf: 66)
Çarçabuk Geçen Dünya:
Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'a hitap ettikten sonra, tekrar kıyameti yalanlayanlara dönerek Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurdu:
"Hayır, hayır! Siz çarçabuk geçen dünyayı seviyorsunuz." (Kıyâmet: 20)
Hep bu geçici dünyanın zevk ve lezzetleri için çalışmak gerektiğini sanıyorsunuz, daha hayırlı ve devamlı olan ahiret için hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz.
"Ve ahireti bırakıyorsunuz." (Kıyâmet: 21)
O âlemdeki mükâfat ve mücâzâtı hiç düşünmüyorsunuz.
Allah-u Teâlâ birçok Âyet-i kerime'lerinde dünya hayatının gelip-geçici olduğunu, ahiret hayatının ise ebedî olduğunu haber vermiş, müminleri dünya hayatına bağlanarak ebedî hayatlarını mahvetmekten sakındırmıştır.
Akıllı kimsenin dünyaya aldanmaması, dünya sevgisine aşırı derecede kapılmaması gerekir. Serap gibi parıldar, bulut gibi geçer gider.
Ukbayı bırakıp dünyaya meyletmek, Hakk'ı bırakıp bâtıla sarılmak demektir. Hakk ve hakikati unutup dünya lezzetlerine dalanlar büyük bir belâya ve huzursuzluğa uğramışlardır.
İnsan dünyada yüzyıl da yaşasa, dünyanın bütün varlığı ahirete nispetle bir lokma bile değildir. Çünkü sonu olan şeyin, sonu olmayan şeye mukayesesi bile yapılamaz.
Dünyayı ahirete tercih etmek; kâfirin küfründeki, münafığın nifakındaki, âsinin mâsiyetindeki gizli hastalığını gösteren bir işarettir. Onların bütün gayretleri dünya lezzetlerini elde etmek içindir. Dünyanın süsü, eğlence ve lezzetleri gözlerini kör etmiş, basiretlerini örtmüştür. Allah-u Teâlâ'ya kavuşmayı aslâ akıllarına getirmezler. Ahiret yerine dünya hayatına râzı olurlar, geçici olanı ebedî olana tercih ederler.
Diğer taraftan hesap ve ceza gününü düşünerek hayatını ona göre düzenleyen, Rabb'inin rahmetine ümit bağladığı kadar azabından da o nispette korkan, nefislerini hevâ ve heveslerine tâbi olmaktan alıkoyan müminlere de çok büyük müjdeler vardır.
Dünya, ahireti kazanmak için bir vasıtadır, gaye değildir. Dünyanın câzip güzelliklerinin, gelip geçici tat ve lezzetlerinin insanı Allah yolundan alıkoymaması ve ahireti unutturmaması gerekir.
KIYAMET ALÂMETLERİNİN ZUHURUNDAN SONRA
KIYAMETE KADAR GEÇEN ZAMANDA
DÜNYANIN ve İNSANLARIN DURUMU
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Hadis-i şerif'lerinden öğreniyoruz:
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir." (Müslim: 1012)
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.
Mal Çokluğu:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir." (Müslim: 157)
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.
•
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: 'Ben bunlar için öldürdüm!' diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: 'Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!' diyecek. Hırsız gelerek: 'Benim elim bunlar için kesildi.' diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar." (Müslim: 1013)
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî, Fiten 23 - Müslim: 2910)
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah'tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretleri'nden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez. (Müslim: 2911)
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.
Putperestliğin Canlanması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Devs kabilesi'nin kadınlarının kıçları, Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz." (Müslim: 2906)
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.
•
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
"Lât ve Uzzâ'ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir."
Bunun üzerine ben:
'Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:
'Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur.' (Tevbe: 33 - Saff: 9)
Âyet'ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.' dedim.
"Şüphesiz ki bu hususta Allah'ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir."buyurdu." (Müslim: 2907)
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ'nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.
Müminlerin Ruhlarının Alınması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Muhakkak ki Allah Yemen'den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır." (Müslim: 117)
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen'den, diğerinin Şam'dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz." (Müslim: 184)
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.
Kur'an-ı Kerim'in Kaldırılması:
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:
"Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.
Azîz ve Celîl olan Allah Kur'an'ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: 'Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.' diyeceklerdir."
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:
"O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken 'Lâ ilâhe illâllah' kelimesi onlara bir yarar sağlamaz," dedi.
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla'nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe'ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla'ya dönerek üç defa:
"Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır." dedi. (İbn-i Mâce: 4049)
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur'an'ı okuyun! Zira Kur'an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır."
Ashâb: "Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur'an nasıl olacak? diye sordular.
Buna karşılık buyurdu ki:
"Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur'an kalplerinden silinecek ve fakat: 'Biz bir şey biliyorduk!' deyip şiire dalacaklar. (Beyhakî)
Kâbe-i Muazzama'nın Yıkılması:
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kâbe'yi Habeşliler'den incecik baldırlı biri harap edecektir. (Müslim: 2909)
•
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe'yi taş taş yıktığını görüyorum sanki. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif'ler de vardır. Kâbe-i muazzama'yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:
Nevvâs bin Sem'an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif'lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar. (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)
•
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır." (Buhârî - Müslim: 2949)
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister, 'Kıyamet günü ne zamanmış?' diye sorar.
Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! (Kıyamet: 5-9)
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hale gelir. Âlem alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.
"Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar? (Muhammed: 18)
Kaçış Nereye?
İnkârcılar kıyamet gününde bu dehşetli hallerle yüz yüze gelince, ümitsizlik ve şaşkınlıklarından kaçacak yer ararlar.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"İşte o gün insan: 'Kaçacak yer neresi?' der." (Kıyâmet: 10)
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.
Mahşerin mehabeti karşısında ve dehşeti içinde, cehenneme sevkedileceklerini anlamış olacakları için böyle bir temennide bulunurlar.
Halbuki ne koruyacak bir kimse, ne de sığınılacak bir yer vardır.
"Hayır hayır!.. Sığınılacak bir yer yoktur!" (Kıyâmet: 11)
O gün her kim olursa olsun, sığınma yerleri Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetidir. O'ndan kaçmak isteyenler de o gün O'ndan başka sığınacak bir sığınak bulamazlar.
"O gün varıp durulacak yer, ancak Rabb'inin huzurudur." (Kıyâmet: 12)
İnsan için artık çare aramakta fayda yoktur, zira zamanı geçmiştir.
"O gün insana, yaptığı ve yapmayıp geri bıraktığı her şey haber verilir. (Kıyâmet: 13)
İşlemiş olduğu iyilikler ve kötülükler, yapması gerekirken yapmadıkları şeyler, yapmaması gerekirken yaptıkları şeyler bir bir haber verilecektir.
"İnsan artık kendi kendisinin şahitidir." (Kıyâmet: 14)
Bir başkasının haber vermesine ihtiyaç yoktur.
"İsterse günahlarını örtmek için özürlerini sayıp döksün." (Kıyâmet: 15)
O büyük mahkemede kâfir, fâsık, fâcir kimseler bazı mazeretler sayıp dökseler de, yaptıklarını gayet iyi bilirler. İşte o vakit gözleri tam açılır. O gün kendi amellerinden başka hiçbir şeyi göremezler.
"Büyük Haber":
Allah-u Teâlâ kıyamet gününün gerçekleşmesini inkâr eden, inkârlarını dışa vurmak için alay yollu soru sormak cüretini gösteren kıt akıllı müşriklerin başlarına gelecek felâketleri haber vererek, Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Onlar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?" (Nebe: 1)
Kıyametin durumunu mu sorup duruyorlar?
"O büyük haberden mi?" (Nebe: 2)
Onu size bildireyim mi? O çok korkunç bir haberdir.
"Ki onlar, bunun üzerinde anlaşmazlığa düşüyorlar." (Nebe: 3)
İnanan gönülden inanıyor, inanmayan her fırsatta inkârını ortaya koyuyor.
"Hayır! İleride bilecekler." (Nebe: 4)
Gerçek ortaya çıkacak, o büyük haberin doğru olduğunu anlayacaklar.
"Hayır hayır! Onlar ileride bilecekler." (Nebe: 5)
Fakat iş işten geçmiş olacak, inkârlarına karşılık neyi bulacaklarını orada görecekler.
BİRİNCİ SUR ve DÜNYANIN SONU
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş,
yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir." (Müslim)
Sur ve Mahiyeti:
Sur; boynuza benzer üfleme âleti mânâsına gelmekte olup, yerle gökler genişliğinde nurdan bir borudur.
"Sur nedir?" diye soran bir Arâbî'ye Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
"İçine üfürülen bir boynuzdur. buyurmuşlardır. (Tirmizî: 2547)
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise, daha iyi anlaşılabilmesi için bazı benzetmelerde bulunarak şöyle buyurmuşlardır:
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş, yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir. (Müslim)
Şüphe yok ki, sonradan yaratılan her şeyin bir sonu bir ölümü vardır, her şey er veya geç zeval bulacaktır. Dünyanın da bir ölümü vardır. Allah-u Teâlâ dünyanın ömrünü sona erdirmeyi murad ettiğinde, İsrafil Aleyhisselâm'a Sur'a üfürmesini emreder.
Onun Sur'a üfürmesi ile kıyamet kopar.
Sur'a ikinci defa üfürünce de, ruhlar cesetlerine dönerek diriliş meydana gelir.
"Ruhlar bedenlerde birleştirildiği zaman. (Tekvir: 7)
Allah-u Teâlâ bu üfürmeyi ruhların tekrar cisimlerine dönüp yerleşmesine bir sebep yapacaktır.
Sur'a Üfürülüş:
Ruhlar âleminden yeryüzüne inecek insan ruhu kalmadığı zaman dünya hayatı sona erer ve Allah-u Teâlâ'nın emriyle İsrafil Aleyhisselâm ilk üfürmeyi yapar. Bu üfürme göklerde ve yerdeki canlıların öleceği, meleklerin de cinlerin de insanların da hayattan mahrum kalacağı üfürmedir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar yerde olanlar hepsi düşüp ölmüş olacaktır. (Zümer: 68)
Allah-u Teâlâ'nın istisna ettiği dört büyük melekten başka herkes öldükten sonra; Allah-u Teâlâ Azrail Aleyhisselâm'a Mikâil Aleyhisselâm'ın, İsrafil Aleyhisselâm'ın ve Cebrail Aleyhisselâm'ın canlarını almalarını emreder. Daha sonra Azrail Aleyhisselâm'a da emir gelir, o da ölür.
Böylece Hayy ve Kayyum olan Allah tek kalır.
"Yeryüzünde bulunan her şey fena bulacak, ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabb'inin veçhi (zâtı) bâki kalacak. (Rahman: 26-27)
•
Kıyametin kopması için bir zamana ihtiyaç yoktur. Bir göz kırpması ile her şey olur biter. Onun gelişi ne belli bir uzaklıktan görülebilir, ne de ona karşı insan kendisini koruyabilir. Gelişine karşı hazırlık yapmak da mümkün değildir.
"Kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar yahut daha yakın bir zamanda olur. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir. (Nahl: 77)
Bu yakınlığın ölçüsü, bilinen beşeri ölçü değildir. Ansızın pek korkunç bir gürültü ortalığı kaplar. O anda göklerde ve yerde bulunanlardan, korkup ürpermeyen hiç kimse kalmaz.
"Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde bulunanlar korku içinde kalırlar.
Hepsi boyun bükerek O'na gelirler. (Neml: 87)
İnsanlar o günde pek kıymetli gördükleri mallarını, servetlerini bile terkederek kendi başlarının telaşına kapılacaklardır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman. (Tekvir: 4)
Develer o devirde Arapların en kıymetli varlıklarıydı. Onun için develere çok iyi bakarlardı. Develerine ilgisiz kalmak zorunda olmaları demek o gün çok büyük bir âfetle karşı karşıya kalmaları demektir. Öyle ki en kıymetli varlıklarıyla bile ilgilenmeyecekler, kıyılmaz mallarını bile terkedeceklerdir. Başlarına gelen felaket, en çok sevdikleri şeyleri görmemezlikten gelmeye götürecek onları.
•
Gerek kıyametin kopuş anı, gerekse kabirlerden kaldırılıp mahşere sevk edilme günü en korkulu merhalelerdir. Kâfirlerin kalpleri o günün dehşeti ile boğazlarına gelip dayanacaktır. Korkularının şiddetinden ötürü konuşamaz, dillerini döndüremez hale gelirler.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Resul'üm! Onları o yaklaşan güne karşı uyar.
Öyle bir gün ki, yürekleri ağızlarına gelir ve kederlerinden yutkunur dururlar.
Zâlimlerin ne bir dostu, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçısı vardır. (Mümin: 18)
Dost; arkadaşını bir zorluk ve sıkıntı içinde gördüğü zaman, ona yardımcı olmaya koşan kimse demektir. Zalimlerin ne böyle bir dostu, ne de şefaat eden bir kimsesi olmayacaktır. Çünkü şefaat etme hakkını Allah-u Teâlâ sadece salih kullarına bahşedecektir.
Kıyametin yakın olduğu haber verilirken, Âyet-i kerime'de "Yakın olan şey mânâsına gelen "Âzife" kelimesi geçmektedir. Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Çünkü gelecek olan her şey yakındır. Meydana gelmesi kesin olan şey, meydana gelmiş demektir, geleceğinde şüphe yoktur.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Onların beklediği tek bir sestir. Birbirleriyle çekişip dururken ansızın onları yakalayıverir. (Yasin: 49)
O anda onlar işlerinde güçlerinde, pazarlarında, alış-verişlerinde, oyunlarında eğlencelerinde iken, her canlı bulunduğu yerde ölür. Ne malları ne canları hakkında bir vasiyette ve tavsiyede bulunmaya fırsat bulamazlar.
"İşte o anda onlar ne bir tavsiyede bulunabilirler, ne de âilelerinin yanına dönebilirler. (Yasin: 50)
Eğer evleri ve memleketleri haricinde bulunmuş iseler, âileleriyle dünyada bir daha görüşmeye muvaffak olamazlar. Kim nerede ise orada kalır.
Sur'un Zelzelesi:
Kıyametin kopması insanın hayal bile edemeyeceği kadar şiddetli olacaktır.
Allah-u Teâlâ bütün insanlara hitap etmekte ve Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Ey insanlar! Rabb'inizden korkun. Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi, şüphesiz ki çok büyük bir şeydir. (Hacc: 1)
Kıyametin numunesi zelzelelerdir. İnsanoğlu zelzeleye karşı koyacak güce sahip değildir, insan böyle bir zamanda aczini idrak eder. Zelzele hiçbir zaman "Ben geliyorum!" demez, bir anda ortalığı harabeye çevirir. Gelmesi ile gitmesi bir olur.
Zelzeleler kıyametin açık bir delilidir, bize büyük kıyameti haber vermektedir.
İnsanlar bir gün ansızın böyle tasavvurların üstünde korkunç bir âfete uğrayacaklardır.
"Yer müthiş bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman! (Zilzal: 1)
Âyet-i kerime'si ile haber verildiği üzere, yer korkunç gürültülerle ardarda ve devamlı bir şekilde sallanır. Bir kısmı değil, yeryüzü bütün olarak sallanacaktır.
"O gün o sarsıntı sarsar. (Nâziat: 6)
Her şeyi şiddetle sarsıp titreten ilk üfürme karşısında herkes fevkalade bir korku içinde kalır.
Böyle canlı bir hadiseye o gün için yaşamakta olan insanlar, birkaç saniye de olsa şahit olacaklar. Kalpleri yerinden oynayacak, akılları başlarından gidecek, emzikli her dişi varlık dehşet ve korku içerisinde emzirdiği yavrusunu unutacak, memesini yavrusunun ağzından çekip çıkaracak.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. (Hacc: 2)
Hiç şüphesiz ki bu hal sıkıntıların en şiddetli anıdır. En iyisini Allah-u Teâlâ'nın bildiği üzüntü ve korku onları kaplar.
"İnsanları da sarhoş bir halde görürsün! Halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hacc: 2)
Bakıyorlar amma ne yaptıklarını bilmiyorlar. Açık açık gördükleri korkunç manzaralar karşısında gözleri hor ve hakir olmuş.
"O gün kalpler korkudan titrer. Gözler zilletle alçalır. (Nâziat: 8-9)
Öyle korkulu bir gün ki, gençleri bir anda ihtiyarlatmaya yetip artmaktadır. Yeni doğmuş çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirir.
"Eğer inkar ederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan o günden nasıl korunacaksınız? (Müzzemmil: 17)
Allah-u Teâlâ'nın vahdaniyetini, Peygamber'inin risaletini tasdik etmeyenler için gerçekten de zor bir gündür.
Kıyamet kopmadan önce onu yalanlayıp inkar edenler bulunursa da, gerçekleşmeye başlayınca artık onu tasdik etmeye mecbur kalırlar. İnanmadıkları o müthiş hadiseyi ayan-beyan görünce şaşkına dönerler, artık yalanlamanın hiçbir yararı olmayacağını anlarlar.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Kıyamet koptuğu zaman, onu yalanlayacak hiç kimse olmaz. (Vâkıa: 1-2)
Allah-u Teâlâ onun gerçekleşmesini murad ettiğinde, önleyecek hiçbir engel olmadığı gibi; onun meydana gelişini yalanlayan, bugünkü yalancılar gibi bir tek yalancı bulunmaz. Azabı açık açık görecekleri için inanırlar.
Nitekim diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Artık o çetin azabımızı gördüklerinde 'Bir olan Allah'a inandık, O'na ortak koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik!' dediler. (Mümin: 84)
"Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman iman etmiş olmaları kendilerine bir fayda vermeyecektir.
Kulları hakkında Allah'ın cârî ola gelen âdeti budur.
İşte kâfirler o zaman hüsrana uğramışlardır. (Mümin: 85)
Allah-u Teâlâ bu hususta kullarını ikaz etmektedir:
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin dâvetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)
Kıyamet mutlaka vukua geleceği için "Vâkıa" denmiştir, kıyametin bir ismidir. Yani gelecek, gerçekleşmesi muhakkak olması itibarıyla bu isim verilmiştir.
Vâkıa Sûre-i şerif'inin 3. Âyet-i kerime'sinde ise şöyle buyuruluyor:
"O alçaltıcı, yükselticidir. (Vâkıa: 3)
Dünyada iken iman etmeyi kibirlerine yediremeyen, ilâhî buyruklara iltifat etmeyen, ölümden sonra dirilmeyi red ve inkâr eden kimseleri aşağıların aşağısına, esfel-i sâfilin'e düşürür. İsterse onlar kendilerini şerefli ve seçkin kişiler sansınlar.
Şakîleri cehennemin derekelerine atar, sait olanları da cennetlerinin yüksek derecelerine kavuşturur.
Çarpacak Olan Felâket:
Kur'an-ı kerim'de kıyametin kopma hadisesi, sergileyeceği görüntülere ve taşıyacağı özelliğe göre "Kıyamet", "Saat", "Zilzal", "Hâkka", "Sâhha", "Tâmme", "Ğâşiye"... gibi isimlerle anlatılmıştır. "Çarpacak olan felâket" mânâsına gelen "Kâria" da bu cümledendir.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Çarpacak olan felâket!
Nedir o çarpacak olan felâket?
O çarpacak olan felâketin ne olduğunu bilir misin? (Kâria: 1-2-3)
Kıyametin korkunç ve tüyler ürpertici bir şiddetle ses çıkartıp, gök gürlemesinden daha kuvvetli bir gürültü ve yıldırım hızından da daha hızlı bir şekilde ansızın kopacağı tasvir edilirken "Kâria" kelimesi kullanılmıştır. Bu kelimenin üç defa açıkça tekrarlanması, o korkutmayı desteklemek, dehşetini pekiştirmek içindir.
İnsanların başına, tarifi mümkün olmayacak kadar korkunç bir felâket inmiş olacak. O felâketin korkunçluğu hayal bile edilemez, aynel-yakîn görülmedikçe şiddet ve dehşetinin büyüklüğünü hiçbir akıl kavrayamaz.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O gün insanlar ateşe çarpıp dökülen pervaneler gibi olur. (Kâria: 4)
Dehşet içinde bocalayan insanlar o günde ne tarafa gideceklerini bilemeyip birbirine karışırlar, pervane diye bilinen küçük kelebekler gibi her biri bir tarafa gider gelirler.
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalayacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman! (Abese: 33)
Dünya hayatının sonu işte budur.
Korkunç Gürültü:
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalatacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman!" (Abese: 33)
Dünya hayatının sonu işte budur.
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve iyâlinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde isyânkârların o gündeki hallerinin ne kadar feci olacağını haber vermektedir:
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. (Abese: 34-35-36)
Çünkü karşılaştığı dehşet ve gürültü çok büyüktür. Allah için sevenlerin dışında, kişilerin yakınlarına olan derûnî ilgileri bütünüyle kopar. Korkunç dehşet, başta nesep bağı olmak üzere bütün bağlılıkları kesip atar. Başlarına gelecek azaptan kendilerini kurtarabilmek için bütün güçleriyle sevdiklerinden kaçmaya çalışırlar, birbirini görmek istemezler. Fakat ne fayda!
En sıcak dostlar, en şefkatli yakınlar bile birbirinden nefret ederler, aralarındaki bütün bağlar kopar. Yakınlarının ne kötü durumda olduklarını gördükleri hâlde birbirlerinin hallerini soracak durumda bulunamazlar. Herkes kendi derdine düşer, başının çaresiyle başbaşa kalır. Kendilerini her şeyden alıkoyan bir şeyle meşgul olurlar.
Günahkâr ve isyankârların bütün bu meşakkatleri henüz hesap görülmeden ve azaba uğramadan olacaktır.
"O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 37)
Kıyamet günü hiç kimse bir başkasının durumuyla ilgilenme fırsat ve imkânı bulamayacak, herkesin derdi başından aşkın olacaktır. Zihinler acı düşüncelerle ve tasalarla doludur.
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz bir defasında: "Yâ Resulellah! Ahirette çıplak mı haşredileceğiz?" diye sormuştu. Resulullah Aleyhisselâm: "Evet!" diye cevap verince: "Çıplak olmaktan dolayı vah başımıza gelenlere!" diye üzüntüsünü dile getirdi.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselâm bu Âyet-i kerime'yi okumuştur.
Kıyamet ve Yeryüzü:
Kıyamet koptuğunda yeryüzü peşpeşe sallanacak ve sarsılacak. Üzerindeki bütün yapılar yıkılıp yok olacak.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Hayır!.. Hayır!.. Yer bütünüyle sallanıp, paramparça edildiği zaman. (Fecr: 21)
Yerin paramparça edilmesi, silinip düzlenmesi demektir. Yer yerinden oynar, enine boyuna sarsıntıya tutulur, yüksek dağlar yıkılır gider.
"Yer şiddetle sarsıldığı zaman. (Vâkıa: 4)
Hayal etmenin bile ürperti vereceği sıkıntılı ve korkulu durumlarla karşı karşıya kalınır.
"Yer uzatılıp düzlendiği, içinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 3-4-5)
Allah-u Teâlâ bu noktada insanı bu hayattaki yorgunluk ve çabalarının, didinmelerinin karşılığını alacağını bildirmek üzere Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabb'ine doğru çaba göstermektesin ve sonunda O'na varacaksın. (İnşikak: 6)
Denizlerin, derelerin kaldırılmasıyla, dağların ve tepelerin giderilmesiyle yeryüzü dümdüz bir meydana dönüşür, yayılıp genişletilir.
Gökyüzü Rabb'ine boyun eğdiği gibi, yeryüzü de O'na boyun büker ve tam bir teslimiyet gösterir.
Uzun süredir bağrında taşıdığı cesetleri ve madenleri açığa çıkarır.
"Yer bütün ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman. (Zilzal: 2)
Kıyameti, ahireti inkâr eden insan; imkânsız zannettiği hadiseyi görüverince hayretler içinde kalır.
"İnsanın 'Bana ne oluyor?' dediği zaman. (Zilzal: 3)
O gün o durum karşısında geçirdiği şaşkınlıktan dolayı böyle söylemek zorunda kalır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"İşte o gün yer, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabb'in ona konuşmasını emretmiştir. (Zilzal: 4-5)
Allah-u Teâlâ'nın bunu ona emretmesi, onun da üzerinde meydana gelen bütün hadiseleri anlatması, izin verilmesi sebebiyledir.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ashâb'ına: "Yeryüzünün haberlerinin ne olduğunu bilir misiniz? diye sordu. "Allah ve Resul'ü daha iyi bilir." dediler.
Bunun üzerine buyurdu ki:
"Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının neler işlediğini haber verip şahitlik etmesidir. 'Şu şu günlerde şunu şunu işlediniz!' demesidir. (Tirmizî, Kıyamet: 7)
Kıyamet ve Dağlar:
Allah-u Teâlâ kıyamet koptuğu zaman dağların köklerinden sökülüp yürütüleceğini, yüksekliklerinin düzlüğe dönüşeceğini, hepsinin de havada uçuşan zerrecikler haline geleceğini Âyet-i kerime'lerinde beyan buyurmaktadır:
"Resul'üm! Sana kıyamet günü dağların ne olacağını sorarlar.
De ki: Rabb'im onları kül gibi ufalayıp savuracak! (Tâhâ: 105)
Pek korkunç öyle bir hadise yüz gösterir ki, yeryüzü bitkisiz, binasız, boş, düz, kuru bir arazi haline gelir.
"Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. (Tâhâ: 106)
Ne iniş ne çıkış, ne girinti ne çıkıntı görülür, yüksek ve alçak hiçbir şey kalmaz.
"Öyle ki, orada ne bir çukur ne de bir tümsek görebileceksiniz! (Tâhâ: 107)
Yerküre, üzerinde taşıdığı dağlarla birlikte sarsıldıkça sarsılacak ve dağlar yerlerinden sökülecek, birbirine çarpıp ufalanarak kum yığını haline gelecek.
"Dağlar atılmış renkli yün gibi olur. (Kâria: 5)
Dağlar böyle olunca, insanların ne hâle geleceği düşünülmelidir.
"Sur'a ilk nefha üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp birbirine şiddetle çarpılarak darmadağın edildiği zaman; işte o gün olacak olur, kıyamet kopar. (Hâkka: 13-14-15)
O sarp kayalar, o ulu dağlar sertliklerine rağmen, ufalanır ufalanır, yumuşak kum yığını haline gelirler. Ağırlıklarını kaybedip yerlerinden sökülerek yürütülürler.
"O gün yer ve dağlar sarsılır, dağlar dağılmış kum yığınına döner. (Müzzemmil: 14)
Rüzgârların estirdiği toz gibi olur, kendilerinden bir eser bile kalmaz, hiçbir iz kalmamacasına kaybolup gider.
"O gün dağları yürütürüz, yeryüzünün ise çırılçıplak olduğunu görürsün. (Kehf: 47)
Onları öyle bir atışla atar ki, hiçbir parçası kalmaz. Üzerinde onu örtecek ne bir tümsek, ne bir bitki, ne de bir bina vardır.
"Biz onun üzerindeki her şeyi elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz. (Kehf: 8)
Dağların ilk değişikliğe uğraması, akan kum haline gelmesi şeklinde olur, sonra renkli yün haline gelir, daha sonra da dağılmış toz haline döner.
"Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman. (Mürselât: 10)
"Dağlar parçalanıp da toz duman haline geldiği zaman. (Vâkıa: 5-6)
Dünya nizamının alt-üst olacağı o büyük hadise vuku bulduğunda, dağlar o muhteşem cesametleri ve ağırlıkları ile beraber yerlerinden kopar, havaya kalkar, ufalandıkça ufalanır, toz haline gelir, hallaç pamuğu gibi atılıp dağılır.
"Dağlar da atılmış pamuğa benzer. (Meâric: 9)
Yeryüzüne çakılmış gibi görünmelerine rağmen, rüzgâra tutulan yün teli gibi uçuşurlar. Bulutlar gibi oraya buraya hareket ederler. İlâhî rahmet yetişmeyecek olursa vay o insanların haline!
"Dağlar yürütüldüğü zaman! (Tekvir: 3)
Bulundukları yerlerden başka yerlere intikal ederler, sonra da serap olurlar.
"Dağlar yürütülür, bir serap olur. (Nebe: 20)
Bakan onu bir şey zanneder, halbuki o bir şey değildir, bir serap gibidir. Su gibi görünen bir hayal olur. Daha sonra her şey tamamen silinir gider, ne göze görünür ne de izi kalır.
"Dağlar yürüdükçe yürür. (Tûr: 10)
O günü inkar edenler, kendilerini ne büyük bir felâketin beklediğinden hiç haberleri yoktur. Daima bâtıla meyledip bâtılla ülfet ettikleri için, Hakk'a yanaşmaz ve Hakk'ı kabul etmezler.
"Yalanlayanların vay haline o gün! (Tûr: 11)
Kıyamet ve Denizler:
Dağlar parçalanıp yeryüzü dümdüz olunca, denizler her yeri kaplar, acısı tatlısı birbirine karışır, birleşip tek bir deniz olur.
"Denizler birbirine karıştığı zaman. (İnfitar: 3)
Çok geçmeden sular zelzelelerle kaynar, denizler ateş haline gelir.
"Denizler kaynatıldığı zaman. (Tekvir: 6)
Kıyamet ve Gökyüzü:
Kıyametin kopma hadisesi sadece dünyada değil, mevcut sistemlerin hemen hepsini içine alacak ölçüde olacaktır.
"Gök de yarılır ve artık o gün düzeni bozulur. (Hâkka: 16)
"Gök yarıldığı zaman. (Mürselât: 9) (Bakınız. İnşikak: 1)
Yıldız ve gezegenlerin kendi yörüngesinde hareket ettiği, kâinatın da her şeyi kendi sisteminde tuttuğu bu nizam bozulacaktır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:
"O gün göğü, kitap sayfalarını dürer gibi toplayıp düreriz.
Sonra onu yaratmaya ilk başladığımız zamanki gibi yine iade ederiz. Bu bizim vaadimizdir ve biz vaadimizi muhakkak yerine getiririz. (Enbiyâ: 104)
Bundan ne dönülür, ne de değiştirilir. Dünya aslında sayılı günden ibarettir. Onun içindir ki mukadder olan zamanı gelince dünya hayatı son bulacaktır.
Gökler nizam ve intizamını kaybetme emrine tam bir teslimiyet gösterir.
"Gök yarıldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 1-2)
Böylece ilâhi emir ve hüküm gerçekleşmiş olur.
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)
"O gün gök sallanıp çalkalanır. (Tûr: 9)
Gücünü, kuvvetini, özelliğini kaybeder, çalkalana çalkalana yarılır.
"O günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın vaadi mutlaka yerine gelir. (Müzzemmil: 18)
Zira Allah-u Teâlâ verdiği sözden dönmez.
Gök yarılıp parça parça olduğunda, açılmış gül gibi kıpkırmızı olur ve eritilmiş zeytinyağı gibi mâyi bir hale gelir, bakıldığında ateşle tutuşmuş gibi görünür.
"Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman (Rahman: 37)
"O gün gök erimiş bakır gibi olur. (Meâric: 8)
Allah-u Teâlâ kıyamet ahvalinden haber vermekle kullarını intibaha davet etmektedir.
"Yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler ise sağ eliyle dürülmüştür.
O müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Zümer: 67)
Hiçbir varlığa benzemez, hiçbir varlık da kendisine benzemez. Zât-ı akdes'i yarattığı varlıklara benzemediği gibi, yakınlığı da cisimlerin yakınlığına benzemez.
O günün dehşetinden gök her taraftan yarılır, o yarıklar göklerin kapıları mesabesinde olur.
"O gün gök açılır ve kapı kapı olur. (Nebe: 19)
Meleklerin inmesi için yol ve geçit haline gelir. Parçalanıp dağılan göklerin çevresinde sayısı belirsiz melekler bulunacak, Allah-u Teâlâ'nın emriyle görev yapacaklardır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Melekler de (göğün) etrafındadır. O gün Rabb'inin arşını, onlardan başka sekiz melek yüklenir. (Hâkka: 17)
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugün için Arş'ı taşıyan meleklerin sayısının dört olduğunu, kıyamet günü olunca Allah-u Teâlâ'nın onların yanına dört melek daha verip onları destekleyeceğini, böylece sayılarını sekize yükselteceğini beyan buyurmuştur.
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:
"Arş'ı kaldıran meleklerden bir melekle ilgili size bilgi vermem için bana izin verildi: İki kulak yumuşağıyla boyun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır. (Ebu Dâvud. Sünnet: 18)
Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:
"O gün gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir." (Furkân: 25)
İlâhî kudret bu şekilde de tecellî edecektir.
Kıyamet ve Güneş:
Sur'a üfürüldüğünde güneşin ziyası sönerek kendi merkezinden çıkar, kat kat parçalanıp dürülür.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Güneş ile ay kıyamet gününde kararıp, sarık sarılırcasına dürülürler. (Buhârî. Bed'i-Halk: 4)
Kıyamet ve Yıldızlar:
Kâinatın mevcut düzeni alt-üst olunca; kendilerine mahsus sistemi, hareket tarzı, yörüngesi olan yıldızlar da birbirine çarpıp parçalanır, dağılıp dökülürler.
"Yıldızlar saçıldığı zaman. (İnfitar: 2)
Nurlarını kaybederler, aydınlıkları kaybolur, yerlerinden kopup yağmur taneleri gibi yeryüzüne serpilirler.
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)
O gün gökyüzü yıldız yağdıracaktır.
"Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman. (Mürselât: 8)
O kadar çok ve o kadar ışık saçtıkları halde mahvolur giderler.
Kıyamet ve Vahşi Hayvanlar:
Âyet-i kerime'de:
"Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman. buyuruluyor. (Tekvir: 5)
Yırtıcı, vahşi ve ürkek hayvanlar o günün şiddetinden dolayı korkuya kapılıp şaşkın bir halde yuvalarından çıkıp gruplar halinde bir araya toplanırlar. Şaşkın bir halde bakışıp dururlar.
Hayvanlar böyle olursa, ya insanlar nasıl olur?
İKİNCİ SUR ve
KIYAMETİN DİĞER SAFHALARI
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar." (Zümer: 68)
Öğüt:
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:
"Kim kıyamet gününü gözleriyle bakıp görmek istiyorsa; Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun. buyurmuşlardır. (Tirmizî. Tefsir: 18)
Çünkü bu ve benzeri Âyet-i kerime'ler kıyametin akılları baştan alacak hallerini ve orada meydana gelecek olan sıkıntıları veciz bir şekilde açıklamaktadır.
Birinci sur ile kıyametin kopmasından, Hayy ve Kayyum olan Allah-u Teâlâ'nın tek kalmasından sonra, vakti zamanı gelince; Allah-u Teâlâ İsrâfil Aleyhisselâm'ı tekrar diriltecek ve ikinci defa Sur'a üfürmesini emir buyuracaktır. "Nefha-i kıyam" da denilen bu üfürme ile evvelce ölenlerin tamamı bir anda yeniden dirilerek kabirlerinden kalkacaklar ve hesaplarını vermek üzere ilâhi huzura sevkolunacaklardır. Buna "Ba's-ü ba'del-mevt yani "Öldükten sonra tekrar dirilme" denir.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. (Zümer: 68)
"Allah'ın onu yeniden döndürmeye elbette gücü yeter." (Târık: 8)
Ruhlar hazırlanmış bulunan bedenlerine yerleşirler, ölüler hayat bulur, kabirlerinden çıkarak mahşere sevkedilirler.
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:
"Şüphesiz ki hayat veren de, ölümü veren de biziz.
Dönüş de ancak bizedir. (Kaff: 43)
Herkesin hesabının görüleceği, cezalarının tertip olunacağı yer O'nun huzurudur. Mahkeme-i kübra O'nun huzurunda kurulacaktır.
•
Ku'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'lerde haber verilen Birinci Sur'dan sonraki "Ahiret Hayatının Safhaları" şöyledir:
İkinci Sur ve Kabirlerden Kalkış:
Her şeyi sarsıp titreten ilk üfürmeyi ikinci üfürme takip eder.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O gün o sarsıntı sarsar, peşinden bir diğeri gelir. (Nâziat: 6-7)
Bu üfürme, diriliş ve kabirlerden kalkış üfürmesidir.
Allah-u Teâlâ'ya göre insanları ilk olarak yaratmakla ölümünden sonra tekrar diriltmek arasında hiç fark yoktur. Dileyince var eder, dileyince yok eder.
"Önce yaratan, ölümünden sonra dirilten O'dur. Bu O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde bulunan en yüce sıfatlar O'nundur. O Aziz'dir, hükmünde hikmet sahibidir. (Rûm: 27)
Bu üfürme ile yaratılışın başından sonuna kadar gelip geçen herkes hayata döndürülür. Kabirlerde bulunanların hepsi, haşrolunacakları yere doğru koşarlar. O gün toplanma ve sevk günüdür.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden süratle çıkarlar. Onları böylece toplamak bizim için pek kolaydır. (Kaff: 44)
İnanmayanların düşündükleri gibi, insanları ölümlerinden sonra diriltmek, kabirlerinden kaldırmak, mahşerde toplamak, herkesin hesabını sormak, ceza veya mükâfatlarını vermek O'nun kudreti karşısında zor bir şey değildir.
Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:
"Gökleri ve yeri hak ile yaratan O'dur. 'Ol!' dediği gün her şey oluverir. O'nun sözü haktır.
Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur.
O gizliyi de açığı da bilendir, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. (En'âm: 73)
O gün perdeler kalkar. Dünyada kendilerini saltanat sahibi imiş gibi görenlerin hepsi de, gerçekte hiçbir otoritelerinin olmadığını ve hakimiyetin yalnızca O'na ait olduğunu apaçık görürler.
Fâil-i mutlak'ın yüce iradesine gönülden teslim olanlar ise o günü fiilen müşahede ederler. İnandıkları gerçeğin ayan-beyan tecelli etmesiyle mutmain olurlar.
"Sûr'a da üfürülmüş, böylece biz onların hepsini bütünüyle bir araya getirmişizdir. (Kehf: 99)
•
O günün şiddeti kâfirler ve münafıklar için olacaktır. Dünyadaki serkeşliklerinin ve azgınlıklarının cezasını fazlasıyla görecekler, çok büyük zorluklarla karşılaşacaklardır.
Yüzleri kararacak, gözleri göğerecek, herkesin gözü önünde rezil ve rüsvay olacaklar, kendi dertleriyle başbaşa kalacaklar, başkalarının hallerini sormaya mecalleri bulunmayacaktır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Sûr'a üfürüldüğü vakit, işte o gün çetin bir gündür. Hele kâfirler için hiç de kolay olmayan zorlu bir gündür. (Müddessir: 8-9-10)
Kur'an-ı kerim'de Kıyamet hadisesinden söz edilirken üfürülecek âlete on kadar yerde "Sûr" adı verilmekte, burada ise bu alete "Nâkur denilmektedir. Çok korkunç bir ses çıkardığı için ona "Nâkur" adı verilmiştir.
O günün şiddetinden; mihnet ve meşakkatinden kalpleri korkuyla dolar. Geçmiş günleri, kaçırılan fırsatları, değerlendirilemeyen imkânları hatırladıkça içten içe kavrulurlar.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:
"O gün Sûr'a üflenir ve biz o gün suçluları gözleri dehşetten göğermiş olarak toplarız. (Tâhâ: 102)
Herkes kendi ameli ve niyetiyle başbaşa kalır, getirdiği yükün derdine düşer, birbirlerine karşı acıma ve şefkat duymazlar, akrabalık ve hısımlık bağları kopar, birbirlerinin durumlarını soramazlar.
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:
"Sûr'a üfürüldüğünde o günün dehşetinden aralarında ne nesep bağı kalır ne de birbirlerine bir şey sorabilirler. (Mü'minun: 101)
Ceza gününe iman etmeyenler, o gün zuhur ediverince, dünyada işitip de inanmadıkları şeylerin doğruluğunu gördükleri zaman haşyet ve hasretle haykırırlar ve şöyle derler:
"Eyvah bize! İşte bu hesap günüdür.! (Saffât: 20)
Onlar böyle bir şaşkınlık içinde iken, hiç beklemedikleri bir ihtar ve azarlama ile karşılaşırlar:
"İşte bu, yalanlayıp durduğunuz hüküm günüdür. (Saffât: 21)
Kâfirler için bu kadar zor ve zahmetli olan o gün, şüphesiz ki müminler için o nispette kolay olacaktır.
Mahşer:
Haşr meydanı olan mahşer yeri beyaz, dümdüz, dağsız, tepesiz, girintisi ve çıkıntısı olmayan, saklanacak yeri bulunmayan nihayetsiz bir düzlüktür. Her tarafı aynıdır. İnsan ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin asla kendisini saklayamaz.
Bu yer, bugünkü yeryüzü gibi olmayacaktır. Benzerlik sadece isimdedir. O yeryüzü alışılandan ve bilinenden başka bir şekildedir. Bu dünyanın yeri ve gökleri yerine ahiret yeri ve gökleri kurulacaktır.
Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O gün yer başka bir yerle, gökler de başka göklerle değiştirilir. (İbrahim: 48)
O yerin büyüklüğünü tasavvur etmek bile imkansızdır.
Amel Defterlerinin Dağıtılması:
Dünyada iken Kirâmen Kâtibin meleklerinin yazdıkları amel defterleri sualden önce herkese dağıtılır.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Amel defterleri ortaya konulduğunda, suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün." (Kehf: 49)
Boşa geçirdikleri ömürlerine yanarlar, kaybettikleri fırsatlara hayıflanırlar.
Doğru yolu seçenlerin amel defterleri sağ ellerine verilir, yanlış yolu ve bâtılı tercih edenlerin ise sol ellerine verilir veya arkalarından verilir. Sağ taraf veya sağ el, ferahlık ve uğurun, feyiz ve bereketin; sol taraf veya sol el, sıkıntı ve uğursuzluğun sembolüdür.
Kıyamet gününde ise sağ tabiri, kurtuluş ve bahtiyarlığın; sol tabiri ise felâket ve bedbahtlığın delili sayılır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Amel defterleri sağından verilenler... Ne mutlu insanlardır amel defterleri sağından verilenler! (Vâkıa: 8)
"Kimlerin amel defterleri sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmazlar. (İsrâ: 71)
Sorgu-Sual:
Allah-u Teâlâ kulları bir bir hesaba çeker, bu hesap bir anda olup biter.
Âyet-i kerime'de:
"Allah hesabı çabuk görendir." buyuruluyor. (Mümin: 17)
O'nun bir işle meşgul olması, başka bir işle meşgul olmasını engellemez. Birinin hesaba çekilmesi, diğerinin hesabının görülmesine mâni olmaz. Herkesi aynı anda hesaba çekmek, yargılamak, O'nun için zor değildir, O seriül-hisab'dır.
Beş şey o gün herkese sorulur:
İbn-i Mes'ud -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça ayakları Rabb'inin katından ayrılmayacaktır:
1- Ömrünü nerede ne yolda tükettiği,
2- Gençliğini nasıl geçirdiği,
3- Malını nereden kazandığı,
4- Kazancını nerede harcadığı,
5- İlmi ile amel edip etmediği." (Tirmizî: 2531)
Kıyamet gününde kulun amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Namaz hesabını güzel veren, diğer suallerden çabuk kurtulur.
Mizan:
İnsanlar amel defterlerinde belirtilen sevap ve günahları ölçtürmek için Mizan'a gelirler.
Mizan; amellerin tartılması, iyilerinin kötülerinin belirlenmesi için Allah-u Teâlâ'nın mahşer meydanında ortaya koyacağı terazidir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:
"Biz kıyamet günü adalet terazileri kuracağız. buyuruyor. (Enbiyâ: 47)
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.
Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür. (Zilzâl: 7-8)
Mahkeme-i kübrâ'da ilâhi adaletin hükmü tamamen icra edildikten sonra Hakk Celle ve Alâ Hazretleri:
"Ey günahkârlar! Bu gün şöyle ayrılın! buyurur. (Yâsin: 59)
Kâfirler müminlerden ayrılırlar. Onların artık müminlerle bulunmaya salâhiyetleri yoktur. Her suçlu günahkar inkârcı ister istemez bu buyruğa uyar.
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"O gün Allah onlarla aranızı ayırır. (Mümtehine: 3)
"O gün bir fırka cennette, bir fırka da çılgın alevli cehennemdedir. (Şûrâ: 7)
Şefâat:
Bir kimsenin suçunu affettirmek, kendisinden cezayı gidermek için hakkında yapılan bir iltimas ve istirhamdan ibarettir.
Günahı sevabından çok olduğu için cehenneme girmeyi hak eden günahkar müminlere; Allah-u Teâlâ'nın izni ile peygamberler, sıddıklar, âlimler, şehitler şefaat edeceklerdir.
O kime şefaat yetkisi verirse, ancak o şefaat edebilir. Bu yetki O'na aittir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimseden başkasının şefaatı fayda vermez. (Tâhâ: 109)
"Bütün şefaat Allah'ındır. (Zümer: 44)
Allah-u Teâlâ Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i en büyük şefaat makamı olan Makam-ı Mahmud'a erdirerek onu diğer peygamberlere üstün kılmıştır.
Âyet-i kerime'sinde:
"Ümit edebilirsin ki, Rabb'in seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir. buyuruyor. (İsra: 79)
Şefaat sayesinde kıyametin sıkıntısı ve şiddeti ümmet-i Muhammed'e dokunmayacaktır.
Sırat:
Kıyametin korkunç merhalelerinden birisi de sırattan geçmektir. Mahşerin anlatılan bu bütün zorluklarından sonra insanlar sırata sevkedilirler.
Sırat; cehennem üzerine kurulmuş, herkesin geçmek mecburiyetinde olduğu bir köprü, cennete giden bir yoldur. Bir ucu hesap verme yerinde, bir ucu da cennetin kapısındadır.
Bütün insanlar sırat köprüsünden geçeceklerdir.
Âyet-i kerime'de:
"İçinizden cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabb'inin katında kesinleşmiş bir hükümdür. buyuruluyor. (Meryem: 71)
Bu uğrama yolun oradan geçmesi sebebiyledir. Cennete girecek olan oradan geçecek, cehenneme girecek olan ise oradan girecektir.
Sıratın genişliği ve uzunluğu, insanların oradan geçmeleri ve hızları, dünyada yapmış oldukları amellere göredir.
Cehennem:
İmanları ve iyi amelleri ile sevap kazanıp mükâfatı hak edenlere cennetin yolu açıldığı gibi, inkârları ve yaptıkları kötülüklerle günaha girip ceza görecek olanlara da cehennemin kapıları açılacaktır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Allah'ın düşmanları o gün toplanır cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar. (Fussilet: 19)
Sayıları tamamlanıp bir araya geldikleri zaman topluca cehenneme itileceklerdir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:
"Suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz. buyuruyor. (Meryem: 86)
Ateşin önlerinde yanmakta olduğunu ve içine muhakkak düşeceklerini gördüklerinde, artık kaçıp kurtulacakları bir yer bulunmaz.
Cennet hizmetçileri cennetlikleri bekledikleri gibi, cehennem bekçileri de cehennemlikleri beklerler.
Cehennemlikler sevkolunup ateşe atılmak üzere hazırlandıklarında gayet hakir ve perişan bir halde, alabildiğine küçülmüş olarak, gizlice ateşe doğru bakarlar.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:
"Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla etrafa gizli gizli bakışırlarken sunulduklarını görürsün. (Şûrâ: 45)
Onların korktukları ve zihinlerinde tasarladıklarından çok daha büyüğü hiç şüphesiz ki başlarına gelecektir.
A'râf:
A'râf; Cennetle cehennem arasında, her iki tarafa da nâzır bir surun yüksek tepeleridir.
Burada sevapları ve günahları eşit olan, imanları ve işledikleri salih amelleri sayesinde cehenneme girmekten kurtuldukları halde, cennete de giremeyen bir topluluk bulunur.
Cennetliklere baktıklarında onlara selâm verirler, mutluluklarına imrenerek onlarla beraber olabilmeyi arzu ederler. Cehennemliklere bakarak Allah-u Teâlâ'ya sığınırlar, onlarla beraber etmemesini niyaz ederler.
Bir müddet orada kalırlar, sonra Allah-u Teâlâ onları rahmetiyle cennete koyar.
Şöyle buyurur:
"Girin cennete! Artık size hiçbir korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız. (A'râf: 49)
A'râf ismi geçtiği için A'râf sûre-i şerif'ine bu isim verilmiştir.
Cennet:
Sırat köprüsünden selâmetle geçildikten sonra müminler gruplar halinde cennete doğru sevkedilirler. İlk olarak Hazret-i Allah'ın biricik Habib-i Ekrem'i Muhammed Aleyhisselâm cennete girer.
Müminler etrafları meleklerle dolu olduğu halde, en izzetli bir halde, dolunay veya parlak yıldızlar gibi ışıklar saçarak cennete doğru yürürler.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Rabb'lerine karşı gelmekten sakınanlar bölük bölük cennete götürülürler." (Zümer: 73)
Cennete yaklaştıkça oranın nefis kokusunu için için duyarlar, her nefes alıp vermede şevkleri ve ümitleri bir kat daha artar. Gözler görmedik, kulaklar işitmedik, beşer gönlünden geçmedik şeyler görürler.
"Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır.
Bekçiler onlara derler ki: Selâm olsun size! Hoş geldiniz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere buraya girin!" (Zümer: 73)
"Müjde! Bugün altlarından ırmaklar akan ve içinde ebediyen kalacağınız cennetler sizindir. İşte büyük kurtuluş budur. (Hadîd: 12)
"Girin cennete! Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!" (Zuhruf: 70)
Henüz perdeler açılmadan gözünü açmış, Rahman olan Allah'a tam bir iman ile gönülden yönelmiş, rahmetinin zevki, azabının dehşeti ile saygısını duymuş olan müminler taraf-ı ilâhîden taltif olunurlar:
"İşte bu cennet; Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riâyet eden, görmediği halde Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen sizlere, hepinize vaad olunan yerdir. Oraya esenlikle girin!" (Kaff: 32-33-34)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:
"Birbirine tutunacaklar, bazısı bazısının elinden tutacak." (Müslim: 219)
KUR'AN-I KERİM'DEN ÖĞÜTLER
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb'imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur'an-ı kerim'in bir çok Âyet-i kerime'lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır.
•
Rabb'lerinin huzuruna çıkarılıp yaptıklarının hesabını verecekleri günün uzak olmadığı söylenerek insanlar uyarılmaktadır:
"İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler. (Enbiyâ: 1)
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)
O günde Allah-u Teâlâ'nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.
•
Allah-u Teâlâ kullarına öğüt vererek dünya hayatının gün gelip sona ereceğini, daha sonra ahiret hayatının başlayacağını, kendisine dönüleceğini, insanların hesaptan geçirileceklerini hatırlatmakta ve azabından sakındırmaktadır:
"Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah'a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz. (Bakara: 281)
"Öyle bir günden korkun ki, o günde kimse kimseden yana bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez. (Bakara: 123)
Allah-u Teâlâ'nın azabını onlardan hiç kimse uzaklaştıramaz ve ilâhi azaba karşı kimse onları kurtaramaz. Ne zorla kurtarılabilir ne de kolaylıkla.
"O gün kimseye şefaat fayda vermez, onlar hiç kimseden yardım da göremezler. (Bakara: 123)
Aracılar yok olmuş, kişi yaptıkları ile başbaşa kalmış. Herkes kendisini kurtarmaya çalışıyor. O gün toplulukların birbirleriyle yardımlaşmaları, birbirlerini desteklemeleri de kaldırılmıştır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Kimsenin kimseye bir şey ödeyemeyeceği, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korkun! (Bakara: 48)
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez. (Fatır: 18) (Bakınız, Necm: 41)
O gün iman ve amel-i salih sahibi olmayana hiçbir şefaat kâr etmez.
"O gün ki ne mallar fayda verir ne de oğullar.. Meğer ki Allah'a tamamen salim ve temiz bir kalp ile gelenler ola. (Şuarâ: 88-89)
Demek oluyor ki o gün insanın başına gelecek felaketlerden korunmak mümkündür, fakat geldikten sonra ahirette değil, gelmeden önce dünyadayken korunmak mümkündür.
•
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve ıyalinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar.
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 34-35-36-37)
"Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler.
O gün Allah onlarla aranızı ayırır.
Allah yaptıklarınızı görmektedir. (Mümtehine: 3)
"Suçlu kişi o günün azabından kurtulmak için;
Oğullarını,
Karısını,
Kardeşini,
Kendisini barındırmış olan sülâlesini,
Yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Fakat ne mümkün! (Mearic: 11-12-13-14-15)
Zira her şey zamanında olacaktı. Zamanı geçtikten sonra kurtuluş çaresi aramanın hiç faydası yoktur.
•
İlâhi davete icabet edenlerle etmeyenlerin, inananlarla inanmayanların, aklını kullananlarla akıllı geçinenlerin âkıbetlerini beyan etmek üzere Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:
"Rabb'lerinin davetine uyanlara en güzel karşılık vardır.
O'nun davetine uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde bulunan her şey ve bir o kadarı daha onların olsa, azaptan kurtulmak için hepsini feda ederlerdi. (Ra'd: 18)
Allah'ım iyiler zümresine ilhak ettiğin kullarından eyle. Sonumuzu ve âkıbetimizi hayırlı eyle. Bizi bize bırakma, lütuf ve rızândan ayırma, kötülerden koru. İmanla çektiğin, lütfun ile aldığın kullarından eyle. Sevdiklerinle haşr-u cem eyle.
Türkiye'deki tüm il Posta Kod Listesi
İllerPosta Kodu
Adana
01000
Adıyaman
02000
Afyonkarahisar
03000
Ağrı
04000
Aksaray
68000
Amasya
05000
Ankara
06000
Antalya
07000
Ardahan
75000
Artvin
08000
Aydın
09000
Balıkesir
10000
Bartın
74000
Batman
72000
Bayburt
69000
Bilecik
11000
Bingöl
12000
Bitlis
13000
Bolu
14000
Burdur
15000
Bursa
16000
Çanakkale
17000
Çankırı
18000
Çorum
19000
Denizli
20000
Diyarbakır
21000
Düzce
81000
Edirne
22000
Elazığ
23000
Erzincan
24000
Erzurum
25000
Eskişehir
26000
Gaziantep
27000
Giresun
28000
Gümüşhane
29000
Hakkari
30000
Hatay
31000
Iğdır
76000
Isparta
32000
İstanbul
34000
İzmir
35000
Kahramanmaraş
46000
Karabük
78000
Karaman
70000
Kars
36000
Kastamonu
37000
Kayseri
38000
Kırıkkale
71000
Kırklareli
39000
Kırşehir
40000
Kilis
79000
KKTC
99000
Kocaeli
41000
Konya
42000
Kütahya
43000
Malatya
44000
Manisa
45000
Mardin
47000
Mersin
33000
Muğla
48000
Muş
49000
Nevşehir
50000
Niğde
51000
Ordu
52000
Osmaniye
80000
Rize
53000
Sakarya
54000
Samsun
55000
Siirt
56000
Sinop
57000
Sivas
58000
Şanlıurfa
63000
Şırnak
73000
Tekirdağ
59000
Tokat
60000
Trabzon
61000
Tunceli
62000
Uşak
64000
Van
65000
Yalova
77000
Yozgat
66000
Zonguldak
67000
İllerPosta Kodu
Adana
01000
Adıyaman
02000
Afyonkarahisar
03000
Ağrı
04000
Aksaray
68000
Amasya
05000
Ankara
06000
Antalya
07000
Ardahan
75000
Artvin
08000
Aydın
09000
Balıkesir
10000
Bartın
74000
Batman
72000
Bayburt
69000
Bilecik
11000
Bingöl
12000
Bitlis
13000
Bolu
14000
Burdur
15000
Bursa
16000
Çanakkale
17000
Çankırı
18000
Çorum
19000
Denizli
20000
Diyarbakır
21000
Düzce
81000
Edirne
22000
Elazığ
23000
Erzincan
24000
Erzurum
25000
Eskişehir
26000
Gaziantep
27000
Giresun
28000
Gümüşhane
29000
Hakkari
30000
Hatay
31000
Iğdır
76000
Isparta
32000
İstanbul
34000
İzmir
35000
Kahramanmaraş
46000
Karabük
78000
Karaman
70000
Kars
36000
Kastamonu
37000
Kayseri
38000
Kırıkkale
71000
Kırklareli
39000
Kırşehir
40000
Kilis
79000
KKTC
99000
Kocaeli
41000
Konya
42000
Kütahya
43000
Malatya
44000
Manisa
45000
Mardin
47000
Mersin
33000
Muğla
48000
Muş
49000
Nevşehir
50000
Niğde
51000
Ordu
52000
Osmaniye
80000
Rize
53000
Sakarya
54000
Samsun
55000
Siirt
56000
Sinop
57000
Sivas
58000
Şanlıurfa
63000
Şırnak
73000
Tekirdağ
59000
Tokat
60000
Trabzon
61000
Tunceli
62000
Uşak
64000
Van
65000
Yalova
77000
Yozgat
66000
Zonguldak
67000
Avusturya'daki posta kodlarının listesi-List of postal codes in Austria
Austrian postal code areas
Postal codes in Austria consist of four digits. They were introduced on 1 January 1966. Each code denotes a post office of the Österreichische Post company.
The first digit identifies a geographic delivery area in Austria. The second identifies a routing area. The third defines the route the mail takes by either car/truck or train. The fourth stands for the post office outlet in the routing city.
Postal codes by state
Vienna
10xx-14xx
1010 - Innere Stadt
1020 - Leopoldstadt
1030 - Landstraße
1040 - Wieden
1050 - Margareten
1060 - Mariahilf
1070 - Neubau
1080 - Josefstadt
1090 - Alsergrund
1100 - Favoriten
1110 - Simmering
1120 - Meidling
1130 - Hietzing
1140 - Penzing
1150 - Rudolfsheim-Fünfhaus
1160 - Ottakring
1170 - Hernals
1180 - Währing
1190 - Döbling
1200 - Brigittenau
1210 - Floridsdorf
1220 - Donaustadt
1230 - Liesing
1300 - Vienna International Airport
1400 - Vienna International Centre (United Nations complex in Vienna-Donaustadt)
Lower Austria
20xx-24xx
2000 - Stockerau
2002 - Großmugl
2020 - Hollabrunn
2051 - Platt
2054 - Haugsdorf
2062 - Seefeld-Kadolz
2070 - Retz
2093 - Geras
2100 - Bisamberg
2100 - Korneuburg
2102 - Hagenbrunn
2111 - Harmannsdorf
2114 - Großrußbach
2115 - Ernstbrunn
2120 - Wolkersdorf
2122 - Ulrichskirchen
2130 - Mistelbach
2135 - Neudorf bei Staatz
2136 - Laa an der Thaya
2152 - Pyhra
2152 - Zwentendorf
2430-2469
2471-2472
2480-2489
25xx-28xx
2500 - Baden
2680 - Semmering
2700 - Wiener Neustadt
2822 - Bad Erlach
30xx-39xx
3312 - Oed-Oehling
3331-3333
3340-3999
3340 - Waidhofen an der Ybbs
3500 - Krems an der Donau
3550 - Langenlois
3580 - Sankt Bernhard-Frauenhofen
3830 - Waidhofen an der Thaya
3860 - Heidenreichstein
3943 - Schrems
3950 - Gmünd
40xx-44xx
4300-4309
4392
4430-4439
4441
4482
Upper Austria
40xx-44xx
4020 - Linz
4030 - Linz
4040 - Linz
4052 - Ansfelden
4070 - Eferding
4210 - Gallneukirchen
4211 - Alberndorf in der Riedmark
4212 - Neumarkt im Mühlkreis
4213 - Unterweitersdorf
4400 - Steyr
4470 - Enns
48xx-49xx
4800 - Attnang-Puchheim
4801 - Traunkirchen
4802 - Ebensee
4810 - Gmunden
4812 - Pinsdorf
4813 - Altmünster
4814 - Neukirchen bei Altmünster
4815 - Ort bei Gmunden
4816 - Gschwandt
4817 - St. Konrad
4819 - Gmunden
4820 - Bad Ischl
4821 - Lauffen
4822 - Bad Goisern
4823 - Steeg
4824 - Gosau
4825 - Gosau-Hintertal
4829 - Bad Ischl
4830 - Hallstatt
4831 - Obertraun
4840 - Vöcklabruck
4841 - Ungenach
4842 - Zell am Pettenfirst
4843 - Ampflwang im Hausruckwald
4844 - Regau
4845 - Rutzenmoos
4850 - Timelkam
4851 - Gampern
4852 - Weyregg
4853 - Steinbach am Attersee
4854 - Weißenbach
4860 - Lenzing
4861 - Schörfling
4862 - Kammer
4863 - Seewalchen
4864 - Attersee
4865 - Nußdorf
4866 - Unterach
4870 - Vöcklamarkt
4871 - Zipf
4872 - Neukirchen an der Vöckla
4873 - Frankenburg
4874 - Pramet
4880 - St. Georgen im Attergau
4881 - Straß im Attergau
4882 - Oberwang
4890 - Frankenmarkt
4891 - Pöndorf
4892 - Fornach
4893 - Zell am Moos
4894 - Oberhofen am Irrsee
50xx-52xx
5131 - Franking
5222 - Auerbach
Salzburg
50xx-51xx
5020, 5023, 5026, 5061, 5071, 5081, 5082 - Salzburg
5071, 5072 - Wals-Siezenheim
5081 - Anif
5090 - Lofer
5101 - Bergheim
5102 - Anthering
5110 - Oberndorf bei Salzburg
5111 - Bürmoos
5165 - Berndorf bei Salzburg
5200-5209
5300-5309
5320-5330
5302 - Henndorf am Wallersee
5323 - Ebenau
5330 - Fuschl am See
5340
5340 - St. Gilgen
5342
5350-5359
5350 - Strobl
5400-5799
5400 - Hallein
5421 - Adnet
5424 - Bad Vigaun
5431 - Kuchl
5441 - Abtenau
5450 - Werfen
5500 - Bischofshofen
5505 - Mühlbach am Hochkönig
5511 - Hüttau
5524 - Annaberg-Lungötz
5541 - Altenmarkt im Pongau
5550 - Radstadt
5570 - Mauterndorf
5580 - Tamsweg
5583 - Muhr
5584 - Zederhaus
5600 - Sankt Johann im Pongau
5622 - Goldegg
5630 - Bad Hofgastein
5640 - Bad Gastein
5661 - Rauris
5672 - Fusch an der Großglocknerstraße
5700 - Zell am See
5710 - Kaprun
5722 - Niedernsill
5730 - Mittersill
5743 - Krimml
5753 - Saalbach-Hinterglemm
5760 - Saalfelden
Tyrol
60xx-66xx
6020 - Innsbruck
6080 - Igls
6080 - Vill
6060 - Ampass
6060 - Hall in Tirol
6067 - Absam
6071 - Aldrans
6072 - Lans
6073 - Sistrans
6100 - Seefield
6112 - Wattens
6142 - Mieders
6166 - Fulpmes
6173 - Oberperfuss
6401 - Inzing
6402 - Hatting
6410 - Telfs
6460 - Imst
9782
99xx (East Tyrol)
9900 - Lienz
9903 - Oberlienz
9904 - Thurn
9905 - Gaimberg
9906 - Lavant
9907 - Tristach
9908 - Amlach
9909 - Leisach
9911 - Assling
9912 - Anras
9913 - Abfaltersbach
9918 - Strassen
9919 - Heinfels
9920 - Sillian
9922 - Strassen
9931 - Außervillgraten
9932 - Innervillgraten
9941 - Kartitsch
9942 - Obertilliach
9943 - Untertilliach
9951 - Ainet
9952 - Sankt Johann im Walde
9953 - Huben (Matrei in Osttirol)
9954 - Schlaiten
9961 - Hopfgarten in Defereggen
9962 - St. Veit in Defereggen
9963 - St. Jakob in Defereggen
9971 - Matrei in Osttirol
9972 - Virgen
9974 - Prägraten am Großvenediger
9981 - Kals am Großglockner
9990 - Nußdorf-Debant
9991 - Dölsach
9992 - Iselsberg-Stronach
Vorarlberg
67xx - 69xx
6733 - Fontanella
6763 - Zürs
6764 - Lech
6774 - Tschagguns
6780 - Schruns
6800 - Feldkirch
6820 - Frastanz
6830 - Rankweil
6840 - Götzis
6845 - Hohenems
6850 - Dornbirn
6858 - Schwarzach
6863 - Egg
6867 - Schwarzenberg
6870 - Reuthe
6870 - Bezau
6874 - Bizau
6881 - Mellau
6883 - Au
6886 - Schoppernau
6890 - Lustenau
6900 - Bregenz
6911 - Lochau
6922 - Wolfurt
6923 - Lauterach
6942 - Krumbach
6971 - Hard
6991 - Riezlern
Burgenland
2420-2429
2443
2443 - Leithaprodersdorf
2443 - Loretto, Austria
2443 - Stotzing
2473-2475
2485
2485 - Wimpassing an der Leitha
2491
2491 - Neufeld an der Leitha
7000-7399
7000 - Eisenstadt
7011 - Siegendorf
7011 - Zagersdorf
7013 - Klingenbach
7023 - Zemendorf - Stöttera
7024 - Hirm
7034 - Zillingtal
7035 - Steinbrunn
7041 - Wulkaprodersdorf
7051 - Großhöflein
7052 - Müllendorf
7053 - Hornstein, Austria
7061 - Trausdorf an der Wulka
7062 - Sankt Margarethen im Burgenland
7063 - Oggau am Neusiedler See
7064 - Oslip
7072 - Mörbisch am See
7081 - Schützen am Gebirge
7082 - Donnerskirchen
7083 - Purbach am Neusiedlersee
7091 - Breitenbrunn, Austria
7400-7419
7422-7423
7423 - Pinkafeld
7430-7479
7500-7599
8380-8389
Styria
7421 - Tauchen (Pinggau)
8000-8239
8010 - Graz Innere Stadt
8020 - Eggenberg
8036 - Graz
8041 - Neudorf
8042 - Graz St. Peter
8350-8399
8330 - Feldbach
8400-8999
8510 - Stainz
8511 - Sankt Stefan ob Stainz
8523 - Frauental
8530 - Deutschlandsberg
8671 - Alpl
8672 - St.Kathrein am Hauenstein
8680 - Mürzzuschlag
8684 - Spital am Semmering
9323 - Dürnstein in der Steiermark
Carinthia
9000-9319
9020 - Klagenfurt
9100 - Völkermarkt
9145 - Bad Eisenkappel
9150 - Bleiburg
9170 - Ferlach
9300 - Sankt Veit
9321-9322
9330-9379
9341 - Straßburg
9342 - Gurk
9400-9699
9400 - Wolfsberg
9473 - Hart (Lavamünd)
9470 - Sankt Paul
9500 - Villach
9545 - Radenthein
9546 - Bad Kleinkirchheim
9551-9552 - Steindorf am Ossiacher See
9560 - Feldkirchen
9570 - Ossiach
9620 - Hermagor
9632 - Kirchbach
9700-9781
9701 - Rothenthurn
9702 - Ferndorf
9710 - Feistritz an der Drau
9711 - Paternion
9712 - Fresach
9713 - Zlan
9714 - Stockenboi
9781 - Oberdrauburg
98xx
9800, 9802, 9803 - Spittal an der Drau
9805 - Baldramsdorf
9811 - Lendorf
9812 - Pusarnitz (Lurnfeld)
9813 - Möllbrücke (Lurnfeld)
9814 - Mühldorf
9815 - Kolbnitz (Reißeck)
9816 - Penk (Reißeck)
9821 - Obervellach
9822 - Mallnitz
9831 - Flattach
9832 - Stall
9833 - Rangersdorf
9841 - Winklern
9842 - Mörtschach
9843 - Großkirchheim
9844 - Heiligenblut
9851 - Lieserbrücke (Seeboden)
9852 - Trebesing
9853 - Gmünd
9854 - Malta
9861 - Eisentratten (Krems)
9862 - Kremsbrücke (Krems)
9863 - Rennweg am Katschberg
9871 - Seeboden
9872 - Millstatt
9873 - Döbriach (Radenthein)
Categories:
Austria-related listsPostal co
Austrian postal code areas
Postal codes in Austria consist of four digits. They were introduced on 1 January 1966. Each code denotes a post office of the Österreichische Post company.
The first digit identifies a geographic delivery area in Austria. The second identifies a routing area. The third defines the route the mail takes by either car/truck or train. The fourth stands for the post office outlet in the routing city.
Postal codes by state
Vienna
10xx-14xx
1010 - Innere Stadt
1020 - Leopoldstadt
1030 - Landstraße
1040 - Wieden
1050 - Margareten
1060 - Mariahilf
1070 - Neubau
1080 - Josefstadt
1090 - Alsergrund
1100 - Favoriten
1110 - Simmering
1120 - Meidling
1130 - Hietzing
1140 - Penzing
1150 - Rudolfsheim-Fünfhaus
1160 - Ottakring
1170 - Hernals
1180 - Währing
1190 - Döbling
1200 - Brigittenau
1210 - Floridsdorf
1220 - Donaustadt
1230 - Liesing
1300 - Vienna International Airport
1400 - Vienna International Centre (United Nations complex in Vienna-Donaustadt)
Lower Austria
20xx-24xx
2000 - Stockerau
2002 - Großmugl
2020 - Hollabrunn
2051 - Platt
2054 - Haugsdorf
2062 - Seefeld-Kadolz
2070 - Retz
2093 - Geras
2100 - Bisamberg
2100 - Korneuburg
2102 - Hagenbrunn
2111 - Harmannsdorf
2114 - Großrußbach
2115 - Ernstbrunn
2120 - Wolkersdorf
2122 - Ulrichskirchen
2130 - Mistelbach
2135 - Neudorf bei Staatz
2136 - Laa an der Thaya
2152 - Pyhra
2152 - Zwentendorf
2430-2469
2471-2472
2480-2489
25xx-28xx
2500 - Baden
2680 - Semmering
2700 - Wiener Neustadt
2822 - Bad Erlach
30xx-39xx
3312 - Oed-Oehling
3331-3333
3340-3999
3340 - Waidhofen an der Ybbs
3500 - Krems an der Donau
3550 - Langenlois
3580 - Sankt Bernhard-Frauenhofen
3830 - Waidhofen an der Thaya
3860 - Heidenreichstein
3943 - Schrems
3950 - Gmünd
40xx-44xx
4300-4309
4392
4430-4439
4441
4482
Upper Austria
40xx-44xx
4020 - Linz
4030 - Linz
4040 - Linz
4052 - Ansfelden
4070 - Eferding
4210 - Gallneukirchen
4211 - Alberndorf in der Riedmark
4212 - Neumarkt im Mühlkreis
4213 - Unterweitersdorf
4400 - Steyr
4470 - Enns
48xx-49xx
4800 - Attnang-Puchheim
4801 - Traunkirchen
4802 - Ebensee
4810 - Gmunden
4812 - Pinsdorf
4813 - Altmünster
4814 - Neukirchen bei Altmünster
4815 - Ort bei Gmunden
4816 - Gschwandt
4817 - St. Konrad
4819 - Gmunden
4820 - Bad Ischl
4821 - Lauffen
4822 - Bad Goisern
4823 - Steeg
4824 - Gosau
4825 - Gosau-Hintertal
4829 - Bad Ischl
4830 - Hallstatt
4831 - Obertraun
4840 - Vöcklabruck
4841 - Ungenach
4842 - Zell am Pettenfirst
4843 - Ampflwang im Hausruckwald
4844 - Regau
4845 - Rutzenmoos
4850 - Timelkam
4851 - Gampern
4852 - Weyregg
4853 - Steinbach am Attersee
4854 - Weißenbach
4860 - Lenzing
4861 - Schörfling
4862 - Kammer
4863 - Seewalchen
4864 - Attersee
4865 - Nußdorf
4866 - Unterach
4870 - Vöcklamarkt
4871 - Zipf
4872 - Neukirchen an der Vöckla
4873 - Frankenburg
4874 - Pramet
4880 - St. Georgen im Attergau
4881 - Straß im Attergau
4882 - Oberwang
4890 - Frankenmarkt
4891 - Pöndorf
4892 - Fornach
4893 - Zell am Moos
4894 - Oberhofen am Irrsee
50xx-52xx
5131 - Franking
5222 - Auerbach
Salzburg
50xx-51xx
5020, 5023, 5026, 5061, 5071, 5081, 5082 - Salzburg
5071, 5072 - Wals-Siezenheim
5081 - Anif
5090 - Lofer
5101 - Bergheim
5102 - Anthering
5110 - Oberndorf bei Salzburg
5111 - Bürmoos
5165 - Berndorf bei Salzburg
5200-5209
5300-5309
5320-5330
5302 - Henndorf am Wallersee
5323 - Ebenau
5330 - Fuschl am See
5340
5340 - St. Gilgen
5342
5350-5359
5350 - Strobl
5400-5799
5400 - Hallein
5421 - Adnet
5424 - Bad Vigaun
5431 - Kuchl
5441 - Abtenau
5450 - Werfen
5500 - Bischofshofen
5505 - Mühlbach am Hochkönig
5511 - Hüttau
5524 - Annaberg-Lungötz
5541 - Altenmarkt im Pongau
5550 - Radstadt
5570 - Mauterndorf
5580 - Tamsweg
5583 - Muhr
5584 - Zederhaus
5600 - Sankt Johann im Pongau
5622 - Goldegg
5630 - Bad Hofgastein
5640 - Bad Gastein
5661 - Rauris
5672 - Fusch an der Großglocknerstraße
5700 - Zell am See
5710 - Kaprun
5722 - Niedernsill
5730 - Mittersill
5743 - Krimml
5753 - Saalbach-Hinterglemm
5760 - Saalfelden
Tyrol
60xx-66xx
6020 - Innsbruck
6080 - Igls
6080 - Vill
6060 - Ampass
6060 - Hall in Tirol
6067 - Absam
6071 - Aldrans
6072 - Lans
6073 - Sistrans
6100 - Seefield
6112 - Wattens
6142 - Mieders
6166 - Fulpmes
6173 - Oberperfuss
6401 - Inzing
6402 - Hatting
6410 - Telfs
6460 - Imst
9782
99xx (East Tyrol)
9900 - Lienz
9903 - Oberlienz
9904 - Thurn
9905 - Gaimberg
9906 - Lavant
9907 - Tristach
9908 - Amlach
9909 - Leisach
9911 - Assling
9912 - Anras
9913 - Abfaltersbach
9918 - Strassen
9919 - Heinfels
9920 - Sillian
9922 - Strassen
9931 - Außervillgraten
9932 - Innervillgraten
9941 - Kartitsch
9942 - Obertilliach
9943 - Untertilliach
9951 - Ainet
9952 - Sankt Johann im Walde
9953 - Huben (Matrei in Osttirol)
9954 - Schlaiten
9961 - Hopfgarten in Defereggen
9962 - St. Veit in Defereggen
9963 - St. Jakob in Defereggen
9971 - Matrei in Osttirol
9972 - Virgen
9974 - Prägraten am Großvenediger
9981 - Kals am Großglockner
9990 - Nußdorf-Debant
9991 - Dölsach
9992 - Iselsberg-Stronach
Vorarlberg
67xx - 69xx
6733 - Fontanella
6763 - Zürs
6764 - Lech
6774 - Tschagguns
6780 - Schruns
6800 - Feldkirch
6820 - Frastanz
6830 - Rankweil
6840 - Götzis
6845 - Hohenems
6850 - Dornbirn
6858 - Schwarzach
6863 - Egg
6867 - Schwarzenberg
6870 - Reuthe
6870 - Bezau
6874 - Bizau
6881 - Mellau
6883 - Au
6886 - Schoppernau
6890 - Lustenau
6900 - Bregenz
6911 - Lochau
6922 - Wolfurt
6923 - Lauterach
6942 - Krumbach
6971 - Hard
6991 - Riezlern
Burgenland
2420-2429
2443
2443 - Leithaprodersdorf
2443 - Loretto, Austria
2443 - Stotzing
2473-2475
2485
2485 - Wimpassing an der Leitha
2491
2491 - Neufeld an der Leitha
7000-7399
7000 - Eisenstadt
7011 - Siegendorf
7011 - Zagersdorf
7013 - Klingenbach
7023 - Zemendorf - Stöttera
7024 - Hirm
7034 - Zillingtal
7035 - Steinbrunn
7041 - Wulkaprodersdorf
7051 - Großhöflein
7052 - Müllendorf
7053 - Hornstein, Austria
7061 - Trausdorf an der Wulka
7062 - Sankt Margarethen im Burgenland
7063 - Oggau am Neusiedler See
7064 - Oslip
7072 - Mörbisch am See
7081 - Schützen am Gebirge
7082 - Donnerskirchen
7083 - Purbach am Neusiedlersee
7091 - Breitenbrunn, Austria
7400-7419
7422-7423
7423 - Pinkafeld
7430-7479
7500-7599
8380-8389
Styria
7421 - Tauchen (Pinggau)
8000-8239
8010 - Graz Innere Stadt
8020 - Eggenberg
8036 - Graz
8041 - Neudorf
8042 - Graz St. Peter
8350-8399
8330 - Feldbach
8400-8999
8510 - Stainz
8511 - Sankt Stefan ob Stainz
8523 - Frauental
8530 - Deutschlandsberg
8671 - Alpl
8672 - St.Kathrein am Hauenstein
8680 - Mürzzuschlag
8684 - Spital am Semmering
9323 - Dürnstein in der Steiermark
Carinthia
9000-9319
9020 - Klagenfurt
9100 - Völkermarkt
9145 - Bad Eisenkappel
9150 - Bleiburg
9170 - Ferlach
9300 - Sankt Veit
9321-9322
9330-9379
9341 - Straßburg
9342 - Gurk
9400-9699
9400 - Wolfsberg
9473 - Hart (Lavamünd)
9470 - Sankt Paul
9500 - Villach
9545 - Radenthein
9546 - Bad Kleinkirchheim
9551-9552 - Steindorf am Ossiacher See
9560 - Feldkirchen
9570 - Ossiach
9620 - Hermagor
9632 - Kirchbach
9700-9781
9701 - Rothenthurn
9702 - Ferndorf
9710 - Feistritz an der Drau
9711 - Paternion
9712 - Fresach
9713 - Zlan
9714 - Stockenboi
9781 - Oberdrauburg
98xx
9800, 9802, 9803 - Spittal an der Drau
9805 - Baldramsdorf
9811 - Lendorf
9812 - Pusarnitz (Lurnfeld)
9813 - Möllbrücke (Lurnfeld)
9814 - Mühldorf
9815 - Kolbnitz (Reißeck)
9816 - Penk (Reißeck)
9821 - Obervellach
9822 - Mallnitz
9831 - Flattach
9832 - Stall
9833 - Rangersdorf
9841 - Winklern
9842 - Mörtschach
9843 - Großkirchheim
9844 - Heiligenblut
9851 - Lieserbrücke (Seeboden)
9852 - Trebesing
9853 - Gmünd
9854 - Malta
9861 - Eisentratten (Krems)
9862 - Kremsbrücke (Krems)
9863 - Rennweg am Katschberg
9871 - Seeboden
9872 - Millstatt
9873 - Döbriach (Radenthein)
Categories:
Austria-related listsPostal co
Bilardo Nedir? Bilardo ve Tarihçesi Üç Bant Bilardo
Bilardo
Bilardo bir spor çeşididir. Son yıllarda spor dalları içinde önemli bir yer kaplamaya başlamıştır. Şu anda, Avrupa'nın en çok ilgilenilen 5 sporu arasındadır. Bilardo oynamak için gereken aletler; bilardo masası, isteka (bilardo sopası), bilardo topları, tebeşir (istekanın topa daha ölçülü vurmasını ve gereksiz yere kaymamasını sağlar, özellikle falsolu vuruşlarda çok işe yarar), köprü(isteğe göre) (zor uzanılan toplara yetişmeyi sağlar) gerekir.
Bilardoda açı hesaplamak ve hızı ayarlamak iki temel kuraldır. Bilardo kapalı bir alanda oynanır. Bilardo en başta cepli (delikli) bilardo ve cepsiz (deliksiz) bilardo olarak iki temel gruba ayrılır. Cepli bilardoya örnek olarak bilinen 8-Top (Amerikan) bilardosu ve Snooker vardır. Cepsiz bilardoysa 3-Top (3-Bant) bilardo olarak bilinir. Tabii bunların bugüne kadar ulaşamayan çeşitleri de vardır.
Amerikan Bilardosu (pool)
8 top
Amerikalı bilardosu, bilardonun bugüne kadar gelebilen ilk cepli bilardo çeşididir. Amerikan bilardosu adından da anlaşılacağı gibi Amerikalıların keşfettiği bilardo çeşididir. Amerikan bilardosunda düz olarak adlandırılan 1-7 arasında numaralanmış yedi tane top, çizgili (pijamalı) olarak adlandırılan 9-15 arasında numaralanmış top, 8 numaralı siyah bir top bir de vuruş yapılan beyaz bir top vardır. Yani tam olarak 16 tane top vardır.
Oyun, 2 kişi ya da 2 takım olarak, Bantlı veya Bantsız olarak oynanabilir. Oyunun amacı iki gruptan birini tamamlayıp siyah topu en son topun girdiği cep’e veya oyuncunun değiştirmemek kaydıyla deklare edeceği cep’e girdirmesidir. “Bantsız” (topların cep'e girmeden önce veya Beyaz topun oyuncunun deklare ettiği topa değmeden önce bantı görmesi zorunlu değildir) Oyun, topların şamadan farklı olarak (1 ve 15 numaralı toplar 3 ve 10 numaralı topların yerini alır) dizildikten sonra beyaz topun masanın diğer tarafından, masanın ilk çeyrek çizgisinden, oyuncunun istediği açıdan vurarak başlar. Cep'e ilk giren top oyunu başlatan oyuncunun hangi grupla oynayacağını belirler, açılışta top düşmemesi halinde rakip oynayacağı grubu seçer, açılışta iki farklı gruba ait topların cep’e girmesi faul sayılmaz, giren toplar çıkartılmaz, gruplar seçilerek oyun rakibe geçer. Oyun başladıktan sonra oyuncu her vuruşta hangi topu hangi cep'e girdireceğini vuruş öncesi deklare etmek zorundadır. 1 numara ve 15 numara toplar farklı olmak kaydıyla orta ceplere girdirilmesi zorunludur. İlk açılış ta 1 veya 15 numaralı toplardan birinin veya ikisinin ceplerden birine girmesi halinde cepten çıkartılmaz ve oyun devam eder, biri girmesi halinde rakip diğer topu orta ceplerden birine girdirmek zorundadır.
Fauller, (Rakibe beyaz topu istediği yerden başlatma hakkı sağlar), beyaz topu sokmak, herhangi bir topun masadan dışarı çıkması, yanlış gruptaki topun direkt veya çaptırarak cep'e sokulması, beyaz topun ilk önce diğer gruptan topa ya da siyah topa değmesi ya da hiçbir topa değmeden gitmesi, oyuncunun isteği haricinde herhangi bir eli, kıyafeti veya bir aletle herhangi bir topa dokunması, istekanın beyaz topa iki kere değmesi ya da beyaz top haricinde bir topa değmesi halinde uygulanır.
Beyaz topun deliğe girdiği ya da masadan çıktığı durumlarda rakip oyuncu beyaz topu başlama çizgisinden istediği açıda başlatır, ancak ilk vuruşta vuracağı herhangi bir top masanın diğer yarısında olması veya beyaz topu banttan sektirerek ilk yarıda deklare edeceği topa vurabilir.
Oyunun kaybedilmesine sebep olan fauller, siyah topun daha siyah topa sıra gelmeden sokulması, siyah topun masadan dışarı çıkması ve siyah topun deklare edilenden başka bir cebe sokulmasıdır. Açılışta sadece siyah topun ceplerden birine girmesi halinde açılış yapan oyuncu oyunu kazanır, siyah topla birlikte başka herhangi topun ceplerden birine girmesi, oyunun kaybettirir. (Eğer son topta siyahın sokulacağı delik seçildikten sonra,önce beyaz top başka bir deliğe girerse ardından siyah top söylenen deliğe girerse, deliği seçen oyuncu oyunu kazanır.Deklare etme zorunluğu olan ya da olmayan tüm atışlarda son top olarak siyah top kalmış olsa dahi beyaz top ve siyah topun aynı atışta cebe sokulması durumunda beyazı ve siyahı sokan taraf kaybeder.Bu durumda beyaz ve siyah toptan hangisinin önce girdiğine bakılmaz.)
Oyun “Bantlı” oynanması halinde beyaz topun deklare edilen topa değmeden önce veya deklare edilen topun cep’e girmeden önce bantı görmesi zorunludur.
Amerikan bilardosu en çok tercih edilen cepli bilardo çeşididir.
Masa Tipi FT Dış Ölçü Oyun Alanı
Maç Bilardo Masası 10 315×170 284×142
Yarı Maç Bilardo Masası 9 285×160 245×127
Küçük Boy Bilardo Masası 7 240×135 245×127
Ev Tipi Bilardo Masası 6 220×125 190×95
Ayrıca 9-top, 14+1 ve Bank pool gibi çeşitleri vardır.
Yine, standart Amerikan Bilardo masasında oynanan bir oyundur. Kuralları hemen hemen aynıdır. Ancak bu oyunda sadece 1-9 arasındaki toplar kullanılır. Toplar, 1 numaralı top en önde ve 9 numaralı top tam ortada kalmak üzere diamond şeklinde 1 numaralı top açılış noktasında olacak şekilde birbirine yapışık olarak dizilir. Oyunun amacı, açılıştan sonra 1 numaralı toptan başlayarak sırayla gitmek ve en son 9 numaralı topu sokarak oyunu bitirmektir. Buradaki önemli nokta sıradaki topu gördükten sonra başka bir topu sokma hakkı olmasıdır. Örneğin sıra 2 numaralı toptayken, oyuncu beyaz topla önce 2 numaralı topu görüp daha sonra 9 numaralı topu sokarak oyunu kazanabilir. Bu durum bütün toplar için geçerlidir. 9 top oyununda deklarasyon yapılmaz.istediğiniz gibi oynayın.
14+1
Yine standart Amerikan Bilardo masasında oynanan bir oyundur. Bütün toplar 8-top düzeninde yerleştirilerek oyuna başlanır. Bu oyunda her iki oyuncu da sıra kendisindeyken istediği her topu sokabilir. Deliğe nizami olarak giren her top 1 sayıdır. Önceden belirlenen sayıya ulaşan oyuncu maçı kazanır. Bu oyunda da deklare yapmak zorunludur. Deklare edilen top yanlış deliğe girerse ya da başka bir top deliklerden birine girerse söz konusu top çıkarılıp açılış noktasına konur. Oyun sonu ise diğer türlerden tamamen farklıdır. Masadaki 15 topun sonuncusuna atış yapılmaz, masada kaldığı yerde bırakılarak önceden sokulmuş 14 top üçgen içinde en öndeki top olmadan dizilir. Topların diziliş sırası yoktur. Dizilişten sonra son toptan bir önceki topu yani 14. topu sokan oyuncu oyuna devam eder. İdeal devam biçimi masada önceki seriden kalan tek topu sokarak beyaz topla diğer 14 topu dağıtmak ya da "kırmaktır". Bu yapılamıyorsa güvenli vuruş yapmak gereklidir. Eğer 15. top üçgenin konacağı alanda kalmışsa üçgen içine konur ve 15 top birlikte dizilmiş olur. Aynı şey beyaz top için geçerli olursa açılış çizgisinden başlanır. Bu oyunda fauller -1 puan olarak hesaplanır. Faulden sonra beyaz topun kaldığı yerden devam edilir. Beyaz topun deliklere girmesi halinde açılış çizgisinde bir noktadan başlanabilir ancak açılış noktasının gerisindeki toplara atış yapılamaz. Üst üste 3 kez faul yapan oyuncudan 15 puan düşülür. Ayrıca bant kuralı da vardır. Bu kurala göre beyaz top ya da diğer toplardan en az biri vuruştan sonra en az 1 banta temas etmelidir.
Snooker
Cepli bilardoya diğer bir örnek Snookerdır. İki kişi ya da iki takımla oynanır. Snookerı İngilizler savaşa giderken can sıkıntısından keşfetmişlerdir. Diğer bilardo çeşitlerinden canları sıkıldığı için keşfetme gereği duymuşlardır. İngilizler ilk keşfettiğinde renkli toplar yoktu. Renkli toplar sonradan keşfedildi bunlar sarı top (2 puan), yeşil top (3 puan), kahverengi top(4 puan), mavi top(5 puan), pembe top (6 puan) ve son olarak da siyah top(7 puan) olarak sıralanır. Bunların yanında 15 tane kırmızı top (1 puan) olarak sayılır ama kırmızı toplar en baştan beri vardır. Bir de yine bir tane beyaz top vardır. Yani toplam olarak 22 top vardır. Kuralları bir kırmızı top sokmak sonra da bir renkli top sokmak ardından yine bir kırmızı top sokmak gibi bir döngüye sahiptir. Faul olsa da olmasa da deliğe giren kırmızı top asla ve asla çıkartılmaz ama renkli toplar çıkartılır. Masada hiç kırmızı top kalmayınca renkli toplar kıdem sırasına göre küçükten büyüğe doğru (sarı-yeşil-kahverengi-mavi-pembe-siyah) sokulur.
Fauller, sıra kırmızı toptayken beyaz topun deliğe girmesi (4 puan), sıra kırmızı toptayken renkli bir topun sokulması durumunda (sarı, yeşil, kahverengi için 4 puan, mavi için 5 puan, pembe için 6 puan, siyah için 7 puan) karşı tarafa geçirilir. Sıra renkli bir toptayken vurulan ilk renkli top yerine herhangi başka bir topun sokulması durumunda (kırmızı, sarı, yeşil, kahverengi için 4 puan, mavi için 5 puan, pembe için 6 puan, siyah için 7 puan) sokulan ya da ilk vurulan topun sayısı toplanmaz hangisinin puanı daha fazlaysa ona göre rakibe puan geçer. Herhangi bir topun masayı, yapılan vuruş sonrası terk etmesi ya da herhangi bir topa isteka harici herhangi bir şeyle değilmesi ya da beyaz topa iki kere vurulması halinde 7 puan karşı tarafa geçirilir. Oyunun adını aldığı "snooker" terimi aynı zamanda oyunun ayırıcı ve can alıcı bir özelliğini adlandırmak için de kullanılır. Pot şansı olmayan ya da riske girmek istemeyen oyuncu beyaz topu masada rakibinin top görmesini engelleyecek bir noktaya bırakırsa - faul yapmadan - buna "snooker" bırakmak denir. "çin snookerı" ise beyaz topu bir topa yapıştırmak suretiyle rakibi kontrolsüz, zor bir vuruş yapmaya zorlamaktır. Üst seviye oyuncular için pot yüzdesi ne kadar önemliyse snooker bırakabilmek ve snooker çözebilmek de o kadar önemlidir. Oyunculardan biri herhangi bir durumda faul yaptıktan sonra, sıra rakibine geçtiğinde eğer bu oyuncu masadaki kırmızılardan herhangi birinin her iki maksimum incesini düz bir vuruş çizgisinden göremiyorsa "free ball" veya "açık top" kuralı uygulanır. Bu kurala göre masa üstündeki tüm toplar (yani renkliler) kırmızı top olarak sayılır ve oyuncu istediği topa vurabilir. Renklilerden birini kırmızı yerine pot yaparsa kırmızı topların değeri olan 1 sayı kazanır ve renkli top yerine konur. Oyunun devamı normal şekilde oynanır.
Hesaplandığında bu oyunda en fazla 147 sayı yapılabilir (fauller sayılmazsa). En çok 147 Ronnie O'Sullivan tarafından(9 kez-3'ü Crucible Tiyatrosunda olmak üzere)yapılmıştır. Steven Hendry ise, 8 kez maksimum seriye ulaşmıştır.Ronnie'nin yaptığı bu 9 seriden 5 seri en hızlı 5 maksimum seridir. Bu hızlı oyun tarzından dolayı kendisine roket Ronnie denir. Snookerın devleri(lokomotifleri) olarak bilinen oyuncular Ronnie O'Sullivan, Stephen Hendry, Paul Hunter (Kanser olmasına rağmen kemoterapi gördüğü hafta maça çıkmıştır, 2006 yılında kanserden öldü.)(Peter Ebdon), (John Higgins), (Ken Doherty), (Steve Davis(80'lerin en büyük oyuncusu))
Kuralları pek bilinmediği için Türkiye'de çok tercih edilen bir bilardo çeşidi değildir. Yabancı turistleri (özellikle de İngiliz turistleri) ağırlayan oteller snookerı tercih eder. Snooker masasının boyu 3.60, eni 1.80'dir. Dünyanın en fazla tercih edilen bilardo oyunu olmaya doğru ilerlemektedir. Yavaş yavaş Britanya dışında da oynanmaya başlanmıştır.[1][2]
3-Top (Karambol)
Cepsiz bilardoya en iyi örnekse 3-Top (Karambol bilardo) ve Üç-Bant Bilardodur. Prensip olarak bu iki oyun arasında çok az fark vardır. Bu iki oyun da aynı masada ve aynı toplarla oynanır. 3-Topta ve 3-Bantta bir bitiş sayısı seçilir örnek olarak (20) ve bu sayıya ilk ulaşan kazanır. Bu iki oyunda da bir beyaz top, bir sarı top ve bir de kırmızı top vardır. İki kişi ya da iki takım olarak oynanır. Kural olarak rakiplerden biri beyaz topa diğeri ise sarı topa vurur bu iki oyunda da kırmızı topa vurulmaz. 3-Topta sayı yapmak için vuruş yapılan topun diğer iki topa değmesi lazımdır. 3-Bantta ise sayı yapmak için vuruş topunu 3 kez banta (bir banta üç kez ya da 3 ayrı banta gibi) temas etmesi ve diğer iki topa vurmasıdır. 3-bant oyununun esası vuruşu yaparken ıstakanın çıkış noktasını dikkate alarak, topların masa içinde hangi hızda ve hangi açılarda yol alacağını hesap etmeye dayanır. Masa üstündeki nokta ya da diamond şeklindeki işaretler bu hesaplamaları yapmaya yardımcı olur. bu hesapların yapılabilmesi için farklı sayı sistemleri kullanılmaktadır. Sayı yapan kişi tekrar vurur. Faullerde karşı tarafa sayı geçmez. Herhangi bir topun masayı terk etmesi halinde faul olur. 3-Top 3-Banta göre daha kolay sayı yapılan bir oyundur.
Oyunda belirli bir seviyenin üzerine çıktıktan sonra sayıyla birlikte atış bırakmanın ve tuş engellemenin öğrenilmesi gerekir. Atış bırakmak için geometri hesabının yanı sıra oyun temposunun iyi ayarlanması gerekir.Ayrıca zor pozisyonlarda sayı almak yerine rakibe karot atmak tabir edilen vuruşlarla pozisyon vermemek düşünülebilir. Öbür türlü sayı alınamazsa rakibe sote ya da sota tabir edilen kolay vuruş bırakılması kuvvetle muhtemeldir.
Türkiye'nin en başarılı bilardocularından Avrupa Şampiyonu Semih Saygıner Türkiye'de bilardonun özellikle de 3-Bant ve Karambol bilardonun öncüsü olarak görülür. Kendisinin Dünya Şampiyonlukları ve pek çok Türkiye şampiyonluğu vardır. Dünya genelindeki diğer büyük 3 bant oyuncularını Raymond Ceulemans, Torbjörn Blomdahl, Sanchez olarak sayılabilir.
Bu oyun eskiden sadece göz kararı oynanırken büyük üstat Raymond Ceulemans'ın bulduğu diamond sistemle bir matematik hesaba dayandırılmıştır.
Turnike, ters turnike, 5 bant, viyana turnikesi, brikol, efekare, acem gibi pek çok özel vuruşu vardır.
Carom bilardonun karambol ve 3 bant dışında Bant, Artistik bilardo, 4 top gibi çeşitleri vardır.
Üç bant bilardo
3 bant bilardo üç topla oynanan bir bilardo türüdür.
Özellikleri
George Sutton 1911'de bilardo oynarken.
Dünyanın en zor ve en popüler disiplini olarak nitelendirilir. Bu bilardo disiplininde sporcunun topu en az üç bandı tamamlamasından sonra sayı oluşabilmektedir. Bilardo masası üzerindeki elmasların hesap tekniği olarak kullanıldığı bu disiplinde karot, sota, brikol, falso, sırt, kleps, amorti vuruş ve plase vuruş teknikleri kullanılır.
Bu disiplinde sporcular ya 50 sayı üzerinden maraton tabir edilen sistemde ya da 2 galibiyet ve 3 galibiyet seti olarak yarışırlar. 15 sayılık set sistemi ile turnuva düzenlenir.[1]
Bilardo ve Tarihçesi..
Ünlü fizikçi Nicola Tesla, bilardonun şimdiye kadar yapılan en güzel tanımda aynen şöyle diyor;
'' Bilardo; Satranç kombinasyonları, fizik yasaları ve insan beyni ile vücut hareketleri arasındaki gözle görülür dikkat çekici bağlantının birleşiminden oluşan algılanması belki de en güç mükemmelliğin oyunudur".
Matematik, fizik, geometri ve psikoloji dörtgeninin mükemmel bir şekilde sergilendiği, zerafet ve akıl oyunları üzerine kurgulanmış bir spordur bilardo.
Bilardo şampiyonalarını izleme fırsatını bulduysanız kültürünü gözlemleme fırsatını azda olsa yakalamışsınızdır. Sporcuların papyonlarını takarak yarıştığı, güzel sayı aldığında rakibini alkışlama nezaketinde bulunduğu, sporcular artış yaparken oyuncuların konsantresinin bozulmaması için tabiri caizse izleyenlerin nefeslerini dahi tutulduğu, saygı, hoşgörü ve hırsın muhteşem bir ahenkle sergilendiği, masa başına geçtiğinizde hiçbir atışın bir önceki ile benzer olmadığı, saç teli inceliğinde sayıların kaçtığı, çok uzun yıllarını bu sporuna adamış onlarca, yüzlerce değil binlerce insanın olduğu, zerafet, kibarlık ve akıl oyunları üzerine kurgulanmış, Türkiye’de ki en yaygın masa spordur bilardo.
Bilardo sporunda ülke olarak Dünya’da ik 3 sırada yer almaktayız. Türkiye ve Güney Kore dışında ise dünyada Almanya, Hollanda, Fransa, İsveç, Belçika ve İspanya’da bilardoda önde gelen ülkeler arasında. Şu anda Avrupa’nın en çok ilgilenilen 5 sporu arasında yer alan bilardo sporunda ülkemiz özellikle sonra beş yıldır gücünü iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Ülkemizde 1993 yılında kurulan Türkiye Bilardo Federasyonu sayesinde 23 yıldır spor olarak icra edilen Bilardo, bu süre içerisinde ülkemize defalarca Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazandırmış ve İstiklal Marşımızı yurtdışında dinletmiştir.
Biraz da Bilardo Sporunun tarihçesine göz atmaya ne dersiniz? Nasıl oynanmaya başlamıştır, ilk kimler oynamıştır, ''Bilardo'' ismi nereden gelmiştir?
Bilardonun adının nereden geldiğini anlatan bir kaç söylenti vardır.
Bilardonun başlangıç tarihi ile ilgili çok kesin bulgular bulunmamaktadır. Bu konudaki en eski kayıt, düşünür Anacharsis’in M.Ö. 400’de Yunanistan’da bilârdoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesidir. M.S. 2. yüzyılda İrlanda kralı Catkire MORE’nin öldükten sonra pirinçten yapılmış 55 top ile, aynı malzemeden yapılmış masa ve istekalar bırakmış olduğu yazılı kayıtlarda bulunmaktadır. Shakespeare’in “Anthony ve Cleopatra” adlı oyununda, Cleopatra’nın Charmian’a söylediği “Hadi, gel bilârdo oynayalım.” repliğini yazmış olması, bu dönemde bilârdonun bilinmekte olduğu anlamına gelir. Bazı yazarlar bilârdonun, Fransızca “bille” (top) kelimesinin türevi olduğunu öne sürerek Fransa’da ortaya çıktığını iddia ederler, icat edildikleri günden bu yana, her sınıftan amatör ve profesyonel oyuncunun- ilgisini çekmiş olan bilârdo oyunlarının, ilk kez 15. yy. ortalarında Fransa’da oynandığı sanılmaktadır. Ancak asıl yaygınlaşmaya başladığı dönem XVI. Louis’nin saltanat dönemidir.
1550 yıllarında Londra’da Bill KNEW adında bir emanetçi yaşıyordu. İşi pek iyi gitmediğinden kendisinin boş zamanı çoktu, canı sıkılıyordu. Bir gün aklına ülkesinin simgesi olan, kapının üstünde duran üç topla tezgahın üzerinde oynama fikri geldi. Topları oynatmak için “Yard” denilen bir çubuk kullandı (yard=0,914 m. uzunluğundaki ölçüm çubuğu). Kısa zaman sonra komşuları da oyuna katıldılar. Toplara vurdukları çubuğa “Bill’s Yard = Bill’in Yardı” adını verdiler. Buradan daha sonra bilardo oyununun ad ile fikrinin çıktığı kabul edilir.
İngiltere çıkışlı olduğunu söyleyen bazı yazarlar da, İngilterede, yerde toplar ile sopalarla oynanan Pall-Mall adlı oyundan türediğini anlatıyorlar.
Fakat Fransızlar da bilardonun bulunuşunu kendilerine mal ederler. Terimi “Billes” = Top ile “art” = Sanat sözcüklerinden türemiş olduğunu söylerler. Böylelikle bilardo “Top oynamanın sanatı” olarak kolayca dilimize çevrilebilir.
Belki de bilardo ismi, o adı taşıyıp oyunu bulan kişinin adının verilmesiyle oluşturulmuştur. Ancak bu konuda hiçbir bilgi yoktur.
Bilardonun ortaya çıkış tarihi çok eskilere kadar gitmektedir.
Bilardo ile ilgili en eski tarih, filozof Anakharsis‘in, M.Ö 400′de Yunanistan’da bilardoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesidir. Yazılı kayıtlarda, İrlanda Kralı More‘un M.S. 2. yüz yılda ölürken pirinçten yapılmış 55 topla, ahşap malzemeden yapılmış masa ile ıstakalar bırakmış olduğu yazılı…
Shakespeare‘in, Antonius and Cleopatra adlı yapıtında, “Hadi gel bilardo oynayalım” diye bir tümce bulunması, onun dönemin de bilardo bilindiğini gösteriyor. . Bazı yerlerde ise, bu oyunun i!k kez Çin ile Hindistan’da görüldüğü yazılı. Kısacası, bilardonun kökeni net olarak bilinemiyor.
1839′da Good Year kauçuğu vulkanize ederek biçimlendiriyor. Bunun sonucunda, bilardocular 1855′te güvenilir kauçuk bantlara kavuşuyorlar. Böylece açık alan ile toprak zeminde oynanmaya başlayan, gittikçe gelişen bilye yuvarlama sanatı, şimdiki haline yakın bir biçime dönüşüyor.
llk bilardo masaları son derece zayıf olup, dayanıksızdı. Oyunculara koşul olarak öne sürülen “bir ayağın yerde olması” kuralının asıl nedeni bu dayanıksız masalardı. Böylece, zeminde kullanılan ince tahta plakalar kırılmayacak, masa zarar göremeyecekti.
Eskiden bilardo masalarının standart ölçüleri yoktu, uzunluğun geniş likten biraz fazla olması yeterliydi. Ancak, 18. yüzyılın ortalarına doğru, 2′ye 1 oranı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. Bugün, Fransız bilardosunda kullanılan standart ölçü 152 x 305 santimetre olmakla birlikte, aynı oranda daha küçük masalar da kullanılabiliyor. “Pool” masası da genellikle 122 x 224 ya da 137,2 x 274,5 santimetre boyutlarında üretiliyor.
Bilardo masasının kalitesi 19. yüzyıl başlarında arttı. Cepsiz bilardoyu (karambol) yaygınlaştıran Fransızlar oldu. 1810 yılında yapıldığı bilinen bu tür masaların yaygınlaşması 1850 yılını buldu.
Bilardo ustaları, genellikle ahşaptan kesilmiş masif ayak ile çerçeveli, çuha kaplı mermer masalarda oynuyorlar. Bu masalar oldukça pahalı, 2 bin TL ile 103 bin TL arasında (İthal, Brunswick marka)… Bunun nedeni, hem çok kaliteli malzeme kullanılıp, birinci sınıf işçilikle üretilmesi, hem de bu masalarda ısıtılabilen, sürekli aynı ısıda tutulabilen bir düzeneğin bulunması. Bunun için arduvaz olan masa tablier’sinin altına termostatlı ısıtma sistemleri konuluyor. Böylece masanın 30C – 90C derece aralığında ısıtılması sağlanabiliyor.
Daha önceleri ısıtma bilardo masası altına bir mangal yerleştirerek sağlanmaktaydı.
llk bilardo masalarında, topların yere düşmesini engellemek için ahşap bir çerçeve bulunurdu. Çok sesi önlemek için çerçevenin iç kısmına önce içi keçeyle doldurulmuş bez yastık konuldu. 1855′te, ilk standart masanın mucidi İngiliz Thurston, ilk kez lastik bantı uyguladı. Lastik bandın icadı, modern bilardonun icadı olarak görülüyor.
8. yüzyılın sonlarına kadar bilardo, golf sopalarına benzer, bir tarafı geniş “çoban sopaları” ile oynanıyordu. Istaka dışında “mace” adı verilen, hokey sopasına benzeyen yardımcı gereçler de kullanılırdı.
Banda değerek durmakta olan toplara, bu kalın sopalarla vurmanın çok zor olması insanları ince uçlar kullanmaya, böylece de nokta (spot) vuruşları öğrenmeye itti. İnce ucun kullanılması, ıstakanın bulunuşu olarak kabul ediliyor. 1777′de yayınlanan “En Eski Kurallar” adlı kitapta, oyunculara çoban sopası ya da ıstakadan birini seçme hakkı tanınmış olması, bu tarihin ıstakanın bulunuş tarihi olarak kabul edilmesini sağlıyor.
İki parçalı ıstakaya 1829 yılında rastlanıyor. Istakaya kurşun ağırlık konulduğunu anlatan bilgiler ise 1830′ larden geliyor. Sert vuruşlar için ideal olan ıstakalar genellikle gülağacı, dişbudak ile akçaağaçtan yapılıyor.
Istakada sivri ahşap ucun topa değmesinde kaymaları önlemek için kullanılan kösele uygulaması şöyle bir öyküye dayandırılır :
Bir Fransız piyade subayı olan Monsieur MINGAUD siyasi bir suçtan ötürü hapise girdiğinde bilardo oynamasına izin veriliyordu. Istakanın ucundaki bir arızayı gidermeye çalışırken ayakkabısının köselesini kullanmıştır. Bu uğraş ilk kösele ucun icadına yol açmıştır.
Topa falso ile kleps hareketinin verilebilmesine yarayan bu icad için ise tarih 1825 olarak kabul edilmektedir.
Önceleri tahta olan bilardo topları, 16. yüzyıldan başlayarak fildişinden yapılma yoluna gidildi. Ancak oyun geliştikçe, fildişi toplar da yakınma konusu oluyordu. Yanılma payı çok az küresel dış yapı elde edilmesine karşın, ağırlık merkezinin topun geometrik merkezine denk gelme oranının düşük olması (demek ki fildişinin homojen yapıda olmaması), Amerikalı bir bilardo fabrikatörünü harekete geçirdi. Ucuz, daha hatasız top yapımı için koyduğu 10 bin dolarlık ödülü ise John Hyatt kazandi. Böylece Hyatt, 1868 yılında ilk plastik topu icat etmiş oldu.
Eskiden ıstakanın ucu, topa değince kaymaması için, alçılı duvarlara vurulurdu. Eski resimlerde görülen bilardo odasının duvarlarındaki delikler böyle bir uygulamanın kanıtıdır.
Istakanın tebeşirlenmesini sağlamak için, 1818′de bir bilardo ustası olan İngiliz John Carr, boş ilaç kutularının içini bildiğimiz yumuşak tebeşirle doldurup satmaya başladı. John Carr’a bunu, iyi bir bilardocu olan patronu John Bartley öğretmişti.
İyi bir bilârdo oyuncusu olabilmek için hem zekâ, hem de beden olarak yatkınlık gerekir. Bilârdoya yeni başlayan bir kişinin öncelikle kendi istekasına sahip olması gereklidir. Bilârdo, iyi oyuncular seyredilerek, imkân varsa bir bilârdo oyuncusundan ders alınarak ve çalışarak öğrenilebilir. Temeldeki benzerliklerine rağmen değişik kurallar içeren farklı türde bilârdo oyunları, tüm dünyada ilgiyle oynanmaktadır.
Semih Saygıner Kimdir?
Semih Saygıner (d. 12 Kasım 1964,[2] Adapazarı), profesyonel 3 bant bilardo oyuncusudur.
1994'te ilk Dünya Bilardo Şampiyonluğunu kazanan Saygıner, dünyada "Mr. Magic" (Bay Sihir) ya da "The Turkish Prince (Türk Prensi)" lakaplarıyla tanınır. Türkiye’de bilardonun federasyon haline gelmesini sağlayan kişidir. Hollanda liginde 9 yıl, Portekiz liginde 3 yıl profesyonel oyunculuk yapan Saygıner, bilardo literatürüne "Semih Saygıner Magic Shots" (Semih Saygıner'in Sihirli Vuruşları) olarak geçmiş 42 özel vuruş tekniğine sahiptir ve bu oyunun dünyadaki en önemli isimlerinden biridir.[3]
Yaşamı
Ailesi ve çocukluğu
12 Kasım 1964'te Adapazarı'nda dünyaya geldi. Babası terzi Faruk Bey, annesi Süreyya Hanım idi. 1978'de gerçekleşen bir trafik kazasında anne ve babasını kaybetti.[2] Anne ve babasının ölümünün ardından lise öğrenimini yarıda bıraktı.[2] 16 yaşında bilardo oynamaya başladı.[2]
Kariyerinin ilk yılları
17 yaşındayken arkadaşı Tezcan Şen'in ikna etmesiyle İstanbul Şampiyonası'na katıldı ve birinci oldu[2]. Bir süre ulusal sampiyonalarda Bora Karatay'ın arkasından Türkiye ikincisi oldu; ilk defa 1987'de Türkiye şampiyonluğunu elde etti. İstanbul'da bir bilardo salonu açarak yüzlerce kişiye bilardo dersi verdi.[4] 1991 German Open ve 1991 İstanbul Efes Pilsen Grand Prix dokuzuncusu ve 1992 yılında Berlin’de, dünya şampiyonu Raymond Ceulemans'ı 3-0 mağlup ettiği turnuvada dünya sekizincisi oldu.[5]
1994 - 1998
1994 yılında Saygıner, bilardonun en önemli ligi olarak bilinen Hollanda Takımlar Ligi’ne transfer oldu. 1998’de Antalya, Kemer’de yapılan Dünya Bilardo Şampiyonası’nda (3 bant) finalde Hollanda’lı Cerwin Walentijn’i yenerek 1. oldu. 2003'te Mönchengladbach, Almanya’daki Dünya Bilardo Takım Şampiyonası’nda Tayfun Taşdemir’le birlikte finalde Yunan takımını yenerek şampiyon oldu[6] Toplamda 25 defa Türkiye Grand Prix şampiyonu olan Saygıner, 3 bantta 14 kez Türkiye şampiyonu oldu. Karambolde 10 kez Türkiye şampiyonu olurken, Cadre 47/2’de ve tekbantta da birer kez Türkiye Şampiyonluğu başarısını yakaladı.
2003-2007
Çeşitli yerlerden yılın sporcusu ödülüne layık görülen Saygıner[7] , 7 Şubat 2004’te de Antwerp, Belçika’da 2003 Yılının En İyi Bilardo Oyuncusu seçildi.[1] 2006’da UMB’nin (Union Mondiale de Billard) dünya oyuncular listesinde 8. sırada bulunan oyuncu, 3 yıl boyunca Portekiz Ligi’nde FC Porto Bilardo Takımı’nın kaptanlığını yaptı. 2005'te FC Porto takımı ile Avrupa Kulüpler Şampiyonası’nda bronz madalya kazandı. 2006 Avrupa Şampiyonası'nda gümüş madalya kazanırken, aynı yıl Avrupa Kulüpler Şampiyonası'nda ikinciliğe sahip oldu.
Özel yaşamı
Semih Saygıner, 1995’te bilardo oyuncusu Aygen Berk ile evlenmiştir[8][9]. Bayanlar Türkiye Şampiyonluğu bulunan ve aynı zamanda Türkiye Bilardo Federasyonu kurucu üyesi olan Berk ile Saygıner'in evliliği bir süre sonra sona erdi. Türkiye’de bilardonun sevilmesinde ve hızla yaygınlaşmasında büyük payı bulunan Saygıner de 1996-1997 yılları arasında bilardo federasyonunun başkanlığını yürüttü.[6] Semih Saygıner 2009 yılında Arçelik'in ürettiği yeni televizyonun reklamı için kamera karşısına geçti. Saygıner, 2009 yılında ünlü İtalyan ıstaka üreticisi Longoni ile anlaşma imzalayarak maçlara Longoni ıstakaları ile çıkmayı kabul etti. Longoni firması üzerinde Semih Saygıner imzası bulunan ıstakalar üretildi.[10] 2011 yılında "Gizli Aşk" albümünü Seyhan Müzik etiketiyle piyasaya sürdü.[11][12][13][14]
Önce gelen:
Marco Zanetti UMB Dünya Üç-bant Şampiyonu
2003 Sonra gelen:
Dick Jaspers
Önce gelen:
Torbjörn Blomdahl BWA Dünya Üç-bant Şampiyonu
2003 Sonra gelen:
-
Başarıları
1994 Dünya kupası şampiyonu (Gent-Belçika)
1994 Olimpiyat meşalesi ödülü (İstanbul-Türkiye)
1994 Dünya Kupaları serisi üçüncüsü (6 ayak)
1995 Kore açık üçbant turnuvası şampiyonu (Suwon-Kore)
1995 Mersin uluslararası turnuva şampiyonu (Mersin-Türkiye)
1996 Mersin uluslararası turnuva şampiyonu (Mersin-Türkiye)
1998 Dünya kupası şampiyonu (Göynük-Türkiye)
1998 Dünya kupası ikincisi (Antwerp-Belçika)
1998 Hollanda uluslararası turnuvası şampiyonu (Zundert-Hollanda)
1999 Dünya kupası ikincisi (Las Vegas-ABD)
1999 Amerika açık üçbant turnuvası şampiyonu (San Jose-ABD)
1999 Hollanda Grand Prix şampiyonu (Barendrecht-Hollanda)
1999 Avrupa şampiyonu (Porto-Portekiz)
2000 Dünya Kupaları serisi (5 ayak) 2.si
2000 Danimarka açık üçbant turnuvası şampiyonu (Danimarka)
2000 Amerika açık üçbant turnuvası şampiyonu (Boston-ABD)
2000 Amerika açık üçbant turnuvası şampiyonu (Atlanta-ABD)
2000 Meksika açık üçbant turnuvası şampiyonu (Mexico city-Meksika)
2000 Metropol Elmas kupası şampiyonu (Antwerp-Belçika)
2000 Avrupa şampiyonası 2.si (Madrid-İspanya)
2000 Dünya kupası şampiyonu (Bogota-Kolombiya)
2000 Yunanistan açık üçbant turnuvası şampiyonu (Atina-Yunanistan)
2000 Japonya kupası şampiyonu (Tokyo-Japonya)
2001 Dünya kupası şampiyonu (Bogota-Kolombiya)
2001 Metropol Elmas kupası şampiyonu (Antwerp-Belçika)
2002 Avrupa kulüpler şampiyonu (Hollanda Ligi Vanwanrooij bilardo takımı ile) (Oporto-Portekiz)
2002 Japonya kupası şampiyonu (Tokyo-Japonya)
2003 Dünya kupası şampiyonu (Las Vegas-ABD)
2003 Dünya şampiyonu (Valladolid-İspanya)
2003 Dünya Milli Takımlar Şampiyonası Şampiyonu (Tayfun Taşdemir'le birlikte) (Almanya)
2003 Zaman gazetesi yılın sporcusu özel ödülü (İstanbul-Türkiye)
2004 Dünya Milli Takımlar Şampiyonası Şampiyonu (Tayfun Taşdemir'le birlikte) (Viersen-Almanya)
2004 Dünya kupası şampiyonu (Atina-Yunanistan)
2004 Dünya Kupaları serisi (5 ayak) 2.si
2004 Dünya'da yılın oyuncusu ödülü (Antwerp-Belçika)
2004 Süper kupa şampiyonu (Antwerp-Belçika)
2004 Milliyet gazetesi yılın sporcusu özel ödülü (İstanbul-Türkiye)
2005 Avrupa kulüpler şampiyonası Bronz Madalya (Portekiz ligi FC Porto takımı ile) (Fransa)
2005 Dünya Oyunları Bronz Madalya (Duisburg-Almanya)
2006 Avrupa Şampiyonası Gümüş Madalya
2006 Avrupa Kulüpler Şampiyonası 2.liği
2016 Millî Takımlar Dünya Şampiyonası 2.liği (Lütfi Çenet ile birlikte)
2016 Dünya 3 Bant Bilardo Şampiyonası 3.lüğü (Bordeaux-Fransa)
2018 Dünya Milli Takımlar Şampiyonası 3.lüğü (Viersen-Almanya)[15]
2018 Dünya Kupası 3.sü (Fransa)
2018 Dünya Kupası 2.si (Belçika)
2018 Dünya Şampiyonası 3.sü (Mısır)
2021 Dünya Şampiyonası Şampiyonu (Mısır)
2023 Dünya Milli Takımlar Şampiyonası Şampiyonu (Tayfun Taşdemir ile birlikte) (Viersen-Almanya)
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
FOCUS dergisi - Aralık 1995 sayısı
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,281
» Forum posts: 5,872
Read More / Comment 
