MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,281 » Forum posts: 5,872 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Aort Nedir?
AORT
Alm. Aorta, Fr. Aorte, İng. Aorta. Vücudumuzun en büyük atardamarı. (anaatardamar). Kalbin sol karıncığından çıkar. Kalbten çıkınca sola ve arkaya doğru bir yay çizer. Bu kemer yapan aort bölümüne “Aort kemeri” denir. Aort kemeri üzerinden kollara ve başa giden atardamarlar çıkar. Aort daha sonra aşağıya devam ederek göğüs kafesinin içinden geçer. Bu bölümüne de “Göğüs aortu” denir. Göğüs aortu diyaframı geçince “Karın aortu” adını alır. Karın boyunca devam eden aort, bel bölgesine gelince bacaklara giden uç dallarını vererek son bulur.
Aort çok sağlam bir damardır. Yirmi atmosfer basınca mukavemet eder. Lokomotifler, 10-16 atmosferlik buhar tazyiki ile işlediğine göre, yanmaktan korunabildiği takdirde bu damarlar lokomotif boruları yapılabilecektir..
Kan, sol karıncıktan kesik kesik aralıklarla geldiğinden, kalbin her kasılmasında bir miktar kan aorta atılır ve aort şişer. Kalbin gevşemesinde sol karıncıktaki basınç, aorttaki basıncın altına düşünce aortun kapakçıkları kapanır. Aort elastiki olduğundan, sol karıncıktan atılan kanın hepsini birden damarlara gönderemez; birazını şişerek depo eder. Tekrar eski durumuna geldiğinde kan akımının devamlılığını sağlar. Bunu, depo ettiği kanı damarlara göndererek yapar. Bu işlemler, kalbin gevşemesi esnasında olur. Kalbin kasılması (sistol) esnasında, sol karıncık basıncı aorttan yüksek olunca kan tekrar aorta atılır. Sistol sırasında aorta atılan kan kütlesi, damarlarda merkezden çevreye yayılan bir basınç dalgası meydana getirir. Bu basınç dalgası geçtiği yerlerdeki damarların duvarlarını genişletir. Genişleme elle hissedilebilir. Bu basınç dalgasına “nabız” denir.
Basınç dalgasının hızı damar cidarının elastiki olmasına ve damar çapının cidar kalınlığına oranına bağlıdır. Aort üzerinde kanın hızı 4 m/sn; baldırdaki damarlarda ise 10 m/sn’dir. Buna göre kalbin sıkışması bilekte 0,1 sn gecikmeyle hissedilebilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
AORT
Alm. Aorta, Fr. Aorte, İng. Aorta. Vücudumuzun en büyük atardamarı. (anaatardamar). Kalbin sol karıncığından çıkar. Kalbten çıkınca sola ve arkaya doğru bir yay çizer. Bu kemer yapan aort bölümüne “Aort kemeri” denir. Aort kemeri üzerinden kollara ve başa giden atardamarlar çıkar. Aort daha sonra aşağıya devam ederek göğüs kafesinin içinden geçer. Bu bölümüne de “Göğüs aortu” denir. Göğüs aortu diyaframı geçince “Karın aortu” adını alır. Karın boyunca devam eden aort, bel bölgesine gelince bacaklara giden uç dallarını vererek son bulur.
Aort çok sağlam bir damardır. Yirmi atmosfer basınca mukavemet eder. Lokomotifler, 10-16 atmosferlik buhar tazyiki ile işlediğine göre, yanmaktan korunabildiği takdirde bu damarlar lokomotif boruları yapılabilecektir..
Kan, sol karıncıktan kesik kesik aralıklarla geldiğinden, kalbin her kasılmasında bir miktar kan aorta atılır ve aort şişer. Kalbin gevşemesinde sol karıncıktaki basınç, aorttaki basıncın altına düşünce aortun kapakçıkları kapanır. Aort elastiki olduğundan, sol karıncıktan atılan kanın hepsini birden damarlara gönderemez; birazını şişerek depo eder. Tekrar eski durumuna geldiğinde kan akımının devamlılığını sağlar. Bunu, depo ettiği kanı damarlara göndererek yapar. Bu işlemler, kalbin gevşemesi esnasında olur. Kalbin kasılması (sistol) esnasında, sol karıncık basıncı aorttan yüksek olunca kan tekrar aorta atılır. Sistol sırasında aorta atılan kan kütlesi, damarlarda merkezden çevreye yayılan bir basınç dalgası meydana getirir. Bu basınç dalgası geçtiği yerlerdeki damarların duvarlarını genişletir. Genişleme elle hissedilebilir. Bu basınç dalgasına “nabız” denir.
Basınç dalgasının hızı damar cidarının elastiki olmasına ve damar çapının cidar kalınlığına oranına bağlıdır. Aort üzerinde kanın hızı 4 m/sn; baldırdaki damarlarda ise 10 m/sn’dir. Buna göre kalbin sıkışması bilekte 0,1 sn gecikmeyle hissedilebilmektedir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Antropoloji Nedir?
ANTROPOLOJİ
Alm. Anthropologie (f), Fr. Anthropologie, İng. Anthropology. Zamanımızdaki insanı ve fosilleşmiş insan iskeletlerini sistemli, mukayeseli yollarla ve fiziki görünüşlerinin her cephesi ile inceleyen bilim dalı. Bu bilim dalı ile uğraşan kimseye antropolog denir.
Antropoloji, insanı somatik yani beden bakımından ele almıştır. İnsanın kültür bakımından incelenmesini etnolojiye, geçmişte yaşamış topluluklar açısından incelenmesini ise, tarih öncesi bilimlerine bırakmıştır. İnsanlar, dil, din, ırk ve kültür bakımından farklı oldukları gibi; renk, kafatası, göz, yüz, burun, dudak, diş, saç ve vücut şekli bakımından ve ayrıca, çekiklik ve göz kapak kıvrımlarına göre de farklılık gösterir.
Dünyadaki çeşitli ırk ve milletlerin kendilerine has morfolojik yapıları birbirlerinden farklıdır. Hatta biyolojik bakımdan bile (kan grupları gibi) farklılık gösterirler. Bazı millet ve ırklar birbirleriyle karışarak eski özelliklerinden bir kısmını kaybetmişlerdir.
Antropoloji mütehassıslarından bazıları, eski çağlardan kalma insan iskeletleri ile maymun iskeletleri arasındaki kısmi benzerliğe bakarak, insan ile maymun arasında ırsi bir münasebet kurmağa çalışmışlarsa da, ilmi bir delil ve senet gösterememişler ve nazariyelerini isbat edememişlerdir. Hücredeki DNA moleküllerinin yapısı, gösterdiği faaliyetler, mesela, bir insanın parmak izinden göz rengine, sesinden saçına kadar bütün bilgilerin DNA’larda; bir elektronik beyne bilgi kaydeder gibi kodlanmış olmasının anlaşılmış olması, insanın yapısının nazariyeler ile çözülemiyeceğini göstermektedir. İskelet yapısı bakımından insana en çok benzeyen hayvanın maymun olduğu Marifetname’de ve İbn-i Haldun Tarihi mukaddimesinde de yazılıdır. Fakat hiç bir zaman bir türün değişerek, diğer türe dönüşmesi görülmemiştir.
Hayvanlarda insandaki gibi insani ruh ve aklın bulunmaması, insanla hayvan arasındaki pek çok farkların esasını teşkil etmesine rağmen, materyalist (maddeci, inkarcı) düşünce mensubu bazı felsefecilerin insanın maymundan geldiği nazariyesini (görüşünü) kesin ve isbatlanmış bir gerçek imiş gibi kabul etmeleri ve yoğun propagandaları, ilmi kabul edilmemiş ve her devirde reddedilmiştir.
Buradaki incelik; nazariye (görüş) ile hakiki ilim arasındaki farktadır. Nazariye ile ilim ayrı şeylerdir. Nazariyenin ilmi hüviyet kazanabilmesi için, isbat şarttır. Bu güne kadar insanın maymundan veya mevcut maymunların insandan geldiğini ispatlayan hiçbir ilmi delil ortaya konmamıştır. Aksine; ilmi gelişmelerin tamamı, Kur’an-ı kerim’in bütün insanların ilk ceddinin Adem aleyhisselam olduğunu bildiren hükmünü tasdik etmektedir. (Bkz. Darvinizm)
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ANTROPOLOJİ
Alm. Anthropologie (f), Fr. Anthropologie, İng. Anthropology. Zamanımızdaki insanı ve fosilleşmiş insan iskeletlerini sistemli, mukayeseli yollarla ve fiziki görünüşlerinin her cephesi ile inceleyen bilim dalı. Bu bilim dalı ile uğraşan kimseye antropolog denir.
Antropoloji, insanı somatik yani beden bakımından ele almıştır. İnsanın kültür bakımından incelenmesini etnolojiye, geçmişte yaşamış topluluklar açısından incelenmesini ise, tarih öncesi bilimlerine bırakmıştır. İnsanlar, dil, din, ırk ve kültür bakımından farklı oldukları gibi; renk, kafatası, göz, yüz, burun, dudak, diş, saç ve vücut şekli bakımından ve ayrıca, çekiklik ve göz kapak kıvrımlarına göre de farklılık gösterir.
Dünyadaki çeşitli ırk ve milletlerin kendilerine has morfolojik yapıları birbirlerinden farklıdır. Hatta biyolojik bakımdan bile (kan grupları gibi) farklılık gösterirler. Bazı millet ve ırklar birbirleriyle karışarak eski özelliklerinden bir kısmını kaybetmişlerdir.
Antropoloji mütehassıslarından bazıları, eski çağlardan kalma insan iskeletleri ile maymun iskeletleri arasındaki kısmi benzerliğe bakarak, insan ile maymun arasında ırsi bir münasebet kurmağa çalışmışlarsa da, ilmi bir delil ve senet gösterememişler ve nazariyelerini isbat edememişlerdir. Hücredeki DNA moleküllerinin yapısı, gösterdiği faaliyetler, mesela, bir insanın parmak izinden göz rengine, sesinden saçına kadar bütün bilgilerin DNA’larda; bir elektronik beyne bilgi kaydeder gibi kodlanmış olmasının anlaşılmış olması, insanın yapısının nazariyeler ile çözülemiyeceğini göstermektedir. İskelet yapısı bakımından insana en çok benzeyen hayvanın maymun olduğu Marifetname’de ve İbn-i Haldun Tarihi mukaddimesinde de yazılıdır. Fakat hiç bir zaman bir türün değişerek, diğer türe dönüşmesi görülmemiştir.
Hayvanlarda insandaki gibi insani ruh ve aklın bulunmaması, insanla hayvan arasındaki pek çok farkların esasını teşkil etmesine rağmen, materyalist (maddeci, inkarcı) düşünce mensubu bazı felsefecilerin insanın maymundan geldiği nazariyesini (görüşünü) kesin ve isbatlanmış bir gerçek imiş gibi kabul etmeleri ve yoğun propagandaları, ilmi kabul edilmemiş ve her devirde reddedilmiştir.
Buradaki incelik; nazariye (görüş) ile hakiki ilim arasındaki farktadır. Nazariye ile ilim ayrı şeylerdir. Nazariyenin ilmi hüviyet kazanabilmesi için, isbat şarttır. Bu güne kadar insanın maymundan veya mevcut maymunların insandan geldiğini ispatlayan hiçbir ilmi delil ortaya konmamıştır. Aksine; ilmi gelişmelerin tamamı, Kur’an-ı kerim’in bütün insanların ilk ceddinin Adem aleyhisselam olduğunu bildiren hükmünü tasdik etmektedir. (Bkz. Darvinizm)
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Antoloji Nedir?
ANTOLOJİ
Alm. Anthologie, Blütenlese (f), Fr. Anthologie, İng. Anthology. Seçme şiirleri veya nesirleri biraraya toplayan kitap. Antoloji kelimesi Türk edebiyatında 1929 senesinden sonra kullanılmaya başlanmıştır. Daha eski devirlerde bu şekilde hazırlanan eserlere; nazire mecmuaları, mecmualar, güldeste, cönk, müntehabat, nümuneler gibi çeşitli isimler verilirdi.
Ancak bunlar arasında saha itibariyle farklılıklar vardı. Mesela şiir mecmuaları daha ziyade Divan Edebiyatını ilgilendirirken, diğerleri bunun dışında kalmışlardır. Yapılan araştırmalara göre, Anadolu Divan Edebiyatı’nda antoloji sayılabilecek ilk eser, Ömer ibni Mezid’in hazırladığı Mecmuat-ün-Nezair’dir. 1436’da hazırlanan bu kitapta on üç, on dört ve on beşinci yüzyıl başlarında yaşamış 83 şaire ait 397 şiir vardır.
Şair Eğridirli Hacı Kemal’in 1412’de bitirdiği Cami-ün-Nezair’de 266 şairin 29461 beyiti toplanmıştır. Bu eserde on üç, on dört, on beşinci yüzyıllarda yaşamış şairlerin kaside, gazel ve Divan Edebiyatının diğer nazım şekil ve türlerine ait örnekler bulunmaktadır.
Edirneli Nazmi’nin 1523’te hazırladığı Mecma-ün-Nezair’de 243 şaire ait 3356 gazel vardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın hizmetçilerinden Pervane bin Abdullah’ın 1560’ta hazırladığı mecmua, Topkapı Sarayının Bağdat Köşkü Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Peşteli Hisali’nin iki ciltlik Metali-ün-Nezair adındaki mecmuasının kendi elyazısı ile hazırlanmış bir nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesindedir.
Batı edebiyatındaki manasıyla antolojiler Tanzimattan sonra yazılmıştır. Refik ile Tevfik’in üç cild olarak hazırladıkları Letaif-i İnşa adlı eserde, Divan Edebiyatı yazarlarının mektuplarından seçmeler vardır. Ziya Paşanın hazırlayıp 1874’te İstanbul’da neşrettiği üç ciltlik Harabat, Namık Kemal’in bu esere kendi şiirlerinin alınmaması üzerine hazırladığı Tahrib-i Harabat, Ebüzziya Tevfik’in hazırladığı ve arka arkaya altı defa basılan Nümune-i Edebiyat-ı Osmaniye adlı eserler, bu devrin en önemli antolojilerindendir. Ayrıca Müntehabat-ı Asar-ı Osmaniye adlı eserin de antolojiler içinde mühim bir yeri vardır. Yine bu devrin önemli antolojilerinden biri de, 1881 yılında yayınlanan Emin Osman’ın Hadikat-ül-Üdeba adlı eseridir. Edebiyat-ı Cedide devrinde yazılanlar ise pek o kadar önemli değildir.
İkinci Meşrutiyetten sonra basılan antolojilerden en önemlisi, Bulgurluzade Rıza’nın üç cildlik Bedayi-i Edebiye adlı eseridir. Bunun birinci cildinde tanzimat edebiyatı şairlerinden, ikinci cildinde tanzimat edebiyatı nesircilerinden seçme parçalar, üçüncü cildinde vecize ve hikmetli sözler yer almıştır.
Reşid Süreyya’nın 1910 yılında neşrettiği Edebiyat-ı Cedide’de şair ve nesircilerden seçilmiş nazım ve şiirler vardır. Midhat Cemal Kuntay’ın Nefais-i Edebiyye adlı eserinde şiir ve nesirlerden seçmeler bulunmaktadır. Süleyman Bahri ile Refet Avni’nin hazırladıkları Resimli Müntehabat-ı Edebiyye ve Ahmed Cevdet’in yayınladığı Asar-ı Nefise önemli antolojilerdendir. Yine Prof. Fahir İz’in hazırladığı Eski Türk Edebiyatında Nazım I-II ile Eski Türk Edebiyatında Nesir adlı eserler ve Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş’ın Osmanlı şiirinden seçtiği Osmanlı Türkçesi Metinleri II, Osmanlı Türkçesi metinlerine yer veren en son antolojilerdir.
Bazı yabancıların hazırladığı Türk Edebiyatı Antalojileri de vardır. Edebiyatçı Gibb, A History of Ottoman Poetry, yani Osmanlı Şiirinin Tarihi’ni hazırlamıştır. Yazar, bu eserinde hazret-i Mevlana Celaleddin-i Rumi’den Ziya Paşaya kadar olan bütün şairlerden derleme yapmıştır.
Cumhuriyetten sonra yetişen edebiyatçılar da antolojiler hazırlamışlardır. Tahir Alangu’nun Türk Hikayecileri Antolojisi, Mehmed Kaplan'ın Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Kenan Akyüz'ün Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, N. Halil Onan’ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi, P. Naili Boratay’ın İzahlı Halk Şiiri Antolojisi, Şükrü Kurgan’ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi ve Eflatun Cem Güney’in Halk Şiiri Antolojisi, Cumhuriyet Devrinin önemli antolojilerindendir. Yaşar Nabi, Vasfi Mahir gibi bazı edebiyatçılar da, yeni ve eski şiirlerimizden derlemeler yapmak suretiyle antoloji sahasında eserler vermişlerdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ANTOLOJİ
Alm. Anthologie, Blütenlese (f), Fr. Anthologie, İng. Anthology. Seçme şiirleri veya nesirleri biraraya toplayan kitap. Antoloji kelimesi Türk edebiyatında 1929 senesinden sonra kullanılmaya başlanmıştır. Daha eski devirlerde bu şekilde hazırlanan eserlere; nazire mecmuaları, mecmualar, güldeste, cönk, müntehabat, nümuneler gibi çeşitli isimler verilirdi.
Ancak bunlar arasında saha itibariyle farklılıklar vardı. Mesela şiir mecmuaları daha ziyade Divan Edebiyatını ilgilendirirken, diğerleri bunun dışında kalmışlardır. Yapılan araştırmalara göre, Anadolu Divan Edebiyatı’nda antoloji sayılabilecek ilk eser, Ömer ibni Mezid’in hazırladığı Mecmuat-ün-Nezair’dir. 1436’da hazırlanan bu kitapta on üç, on dört ve on beşinci yüzyıl başlarında yaşamış 83 şaire ait 397 şiir vardır.
Şair Eğridirli Hacı Kemal’in 1412’de bitirdiği Cami-ün-Nezair’de 266 şairin 29461 beyiti toplanmıştır. Bu eserde on üç, on dört, on beşinci yüzyıllarda yaşamış şairlerin kaside, gazel ve Divan Edebiyatının diğer nazım şekil ve türlerine ait örnekler bulunmaktadır.
Edirneli Nazmi’nin 1523’te hazırladığı Mecma-ün-Nezair’de 243 şaire ait 3356 gazel vardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın hizmetçilerinden Pervane bin Abdullah’ın 1560’ta hazırladığı mecmua, Topkapı Sarayının Bağdat Köşkü Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Peşteli Hisali’nin iki ciltlik Metali-ün-Nezair adındaki mecmuasının kendi elyazısı ile hazırlanmış bir nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesindedir.
Batı edebiyatındaki manasıyla antolojiler Tanzimattan sonra yazılmıştır. Refik ile Tevfik’in üç cild olarak hazırladıkları Letaif-i İnşa adlı eserde, Divan Edebiyatı yazarlarının mektuplarından seçmeler vardır. Ziya Paşanın hazırlayıp 1874’te İstanbul’da neşrettiği üç ciltlik Harabat, Namık Kemal’in bu esere kendi şiirlerinin alınmaması üzerine hazırladığı Tahrib-i Harabat, Ebüzziya Tevfik’in hazırladığı ve arka arkaya altı defa basılan Nümune-i Edebiyat-ı Osmaniye adlı eserler, bu devrin en önemli antolojilerindendir. Ayrıca Müntehabat-ı Asar-ı Osmaniye adlı eserin de antolojiler içinde mühim bir yeri vardır. Yine bu devrin önemli antolojilerinden biri de, 1881 yılında yayınlanan Emin Osman’ın Hadikat-ül-Üdeba adlı eseridir. Edebiyat-ı Cedide devrinde yazılanlar ise pek o kadar önemli değildir.
İkinci Meşrutiyetten sonra basılan antolojilerden en önemlisi, Bulgurluzade Rıza’nın üç cildlik Bedayi-i Edebiye adlı eseridir. Bunun birinci cildinde tanzimat edebiyatı şairlerinden, ikinci cildinde tanzimat edebiyatı nesircilerinden seçme parçalar, üçüncü cildinde vecize ve hikmetli sözler yer almıştır.
Reşid Süreyya’nın 1910 yılında neşrettiği Edebiyat-ı Cedide’de şair ve nesircilerden seçilmiş nazım ve şiirler vardır. Midhat Cemal Kuntay’ın Nefais-i Edebiyye adlı eserinde şiir ve nesirlerden seçmeler bulunmaktadır. Süleyman Bahri ile Refet Avni’nin hazırladıkları Resimli Müntehabat-ı Edebiyye ve Ahmed Cevdet’in yayınladığı Asar-ı Nefise önemli antolojilerdendir. Yine Prof. Fahir İz’in hazırladığı Eski Türk Edebiyatında Nazım I-II ile Eski Türk Edebiyatında Nesir adlı eserler ve Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş’ın Osmanlı şiirinden seçtiği Osmanlı Türkçesi Metinleri II, Osmanlı Türkçesi metinlerine yer veren en son antolojilerdir.
Bazı yabancıların hazırladığı Türk Edebiyatı Antalojileri de vardır. Edebiyatçı Gibb, A History of Ottoman Poetry, yani Osmanlı Şiirinin Tarihi’ni hazırlamıştır. Yazar, bu eserinde hazret-i Mevlana Celaleddin-i Rumi’den Ziya Paşaya kadar olan bütün şairlerden derleme yapmıştır.
Cumhuriyetten sonra yetişen edebiyatçılar da antolojiler hazırlamışlardır. Tahir Alangu’nun Türk Hikayecileri Antolojisi, Mehmed Kaplan'ın Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Kenan Akyüz'ün Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, N. Halil Onan’ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi, P. Naili Boratay’ın İzahlı Halk Şiiri Antolojisi, Şükrü Kurgan’ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi ve Eflatun Cem Güney’in Halk Şiiri Antolojisi, Cumhuriyet Devrinin önemli antolojilerindendir. Yaşar Nabi, Vasfi Mahir gibi bazı edebiyatçılar da, yeni ve eski şiirlerimizden derlemeler yapmak suretiyle antoloji sahasında eserler vermişlerdir.
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Ankara Hakkında Bilgiler
ANKARA
Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
ANKARA
Türkiye Cumhuriyetinin başkenti, ikinci büyük şehri. Nüfus bakımından İstanbul’dan, yüzölçümü bakımından da Konya’dan sonra ikincidir. Bolu, Çankırı, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Aksaray ve Eskişehir arasında yer alır. 38°33' ve 40°47' kuzey enlemleri ile 30°52' ve 34°06' doğu boylamları arasındadır. Batıdan doğuya, kuzeyden güneye transit yolların düğüm noktasıdır. Büyük bir kısmı İç Anadolu bölgesinde, diğer kısmı da Batı Karadeniz bölgesindedir. Telefon kod numarası (4)tür.
İsminin menşei
Ankara ismi için muhtelif rivayetler vardır. Her millet kendine göre mana vermiştir. Frigyalılar (gemi çıpası) manasına gelen “Amküra” demişlerdir. Romalılar “Aneyre” demişler, Yunanlılar (koruk) manasına gelen “Agurida” veya (hıyar) manasına gelen “Anguri” ismini vermişlerdir. M.Ö. üçüncü asırda “Appoloyons” isimli bir tarihçinin Ankara ile ilgili iddiaları doğru değildir. Bu tarihçiye göre, Galatlarla Pontus birleşerek Mısır’a sefer yapmışlar. Kazandıkları zaferin hatırası olarak bir gemi çıpasını alıp dönüşlerinde Ankara’yı kurmuşlardır. Halbuki Ankara, Frigya ve Hitit devrinde bilinen bir şehirdir. Frikçe’de “Ank” (kıvrıntı) manasına gelir. Persler ve İlhanlılar, Farsça üzüm manasına gelen “Engür”, Araplar “Enguriye” ismini kullanmışlardı. Selçuklular “Zatül Selasil”, Osmanlılar ise “Angara” ve nihayet “Ankara” demişlerdir.
Tarihi
Ankara’nın geçmişi çok eski devirlere dayanır. Nitekim Bağlum, Çubuk Barajı ve Maltepe'deki kazılarda eski çağlara ait eşyalar bulunmuştur. Alatlıbel ve Etiyokuşu, eski çağlardan kalma köylerdir. Ankara’nın bilinen tarihi Hititlere dayanır. Hitit İmparatorluğu Anadolu’ya hakim olunca, Ankara’ya 160 km uzaklıktaki Hattuşaş’ı (Bogazköy) başkent yaptı; bu sebepten Ankara Kalesinde Hititlere ait izler vardır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra M.Ö. sekizinci asırda Anadolu'ya hakim olan Frigyalılar, Ankara’ya sahip olmuşlardır. Frigyalılar şehirlerini yığma topraklarla yapılmış tepeler (höyükler) üzerine kurmuşlardır. Orman Çiftliği civarında 20’ye yakın yığma tepede Frigyalılara ait mezar ve eşyalar bulunmuştur. Frig kralı Gordius’un oğlu Midas, Ankara’yı genişletmiştir. Ankara, Avrupa-Asya arasında göç, ticaret ve fetih yolları üzerinde olduğundan, Lidyalılar, Persler, Galatlar, Bergamalılar, Makedonya kralı Büyük İskender’in ve Romalıların istilasına uğramıştır. Roma İmparatorluğu (M.S. 189-395) idaresi altında iken Roma’nın bölünmesi üzerine 395-684 arasında Doğu Roma (Bizans) idaresinde kalmıştır. 684 senesinde İslam ordusu Ankara'yı ele geçirmiştir. Ankara kalesinde pekçok Eshab-ı kiramın kabirleri vardır (yerleri belli değildir). Abbasiler devrinde, Halife Harun Reşid zamanında Ankara bütünüyle feth edilmiştir. Bundan sonra Ankara zaman zaman müslümanlarla Bizanslılar arasında el değiştirmiştir.
1071 Malazgirt Meydan Savaşında Alparslan Bizans ordularını yenip bozguna uğratınca, Selçuklu Türkleri hızla Anadolu’yu feth ettiler. 1073’de Ankara’yı ele geçirdiler. Bizanslılar, Ankara’yı geri almak için iki defa saldırdılarsa da hezimete uğradılar. İlhanlılar, Selçuklu ülkesini istila edince, Ankara 40 sene İlhanlıların elinde kaldı. 1210 Moğol istilasında Sultan İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev, Ankara kalesine sığındı. 1341’de Anadolu’da çıkan karışıklıklarla “Ahi Teşkilatı” Ankara’nın siyasi iktidarını ele geçirdi. Huzur ve güven sağlandı. 1354’te Ahiler kendi istekleri ile Ankara’yı Orhan Gazi zamanında oğlu ve Rumeli fatihi Süleyman Paşaya devrettiler. Böylece Ankara 1354’te Osmanlı Devletinin toprağı oldu.
İstiklal Savaşı’nda Milli mücadelenin merkezi, karargahı, 23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma yeri, 13 Ekim 1923’de de yeni cumhuriyetin başkenti olmuştur.
Fiziki Yapı
Ankara ili Orta Anadolu yaylasının kuzeyinde, İç Anadolu’nun yukarı Sakarya bölgesinde yer alır. Dünyanın nüfusu ve kapladığı yer bakımından en hızlı büyüyen şehirlerinden biridir. Bozkırda modern bir başkenttir. Ortalama yüksekliği deniz seviyesine göre 900-1000 metredir. Ovaları azdır, platoları ve dağları yüzölçümünün % 80’ini teşkil eder. Ovaları ise yüzölçümünün % 15’ine yakındır. Platolardaki ormanlık saha gittikçe artmakta ve 300 bin hektara yaklaşmaktadır.
Dağları: Dağları çok yüksek olmayıp, en yüksek dağı 2034 metre ile Yıldırım Dağıdır. Kuzey kısmı diğer yönlere göre daha yüksek ve dağlıktır. Bu kısmını Batı Karadeniz bölgesinden gelen Köroğlu dağları kaplar. Ankara’nın başlıca dağları şunlardır: İdris Dağı (1992 m), Aydos Dağı (1879 m), Abdüsselam Dağı (1610 m), Elma Dağ (1761 m), Mire Dağı (1635 m), Dinek Dağı (1742 m), Hızır Dağı (1688 m), Çile Dağı (1440 m), Yıldırım Dağı (2035 m).
Ovaları: En geniş ovası 300 km uzunluğunda ve 10-15 km genişliğinde Ankara Ovasıdır. Doğusunda Hüseyingazi Dağı ve yaylası vardır. Çubuk ovası 20 km uzunluğunda ve 15 km genişliğindedir. 300 kilometrelik bir yer kaplar. Haymana Ovası ve yaylası, Mürted Ovası, 20 km uzunluğunda ve üç kilometre genişliğinde bir ovadır. Mühim vadileri ise Balaban Deresi, Kılıçözü (Çoraközü ve Boraközü), Kızılırmak, Sakarya, Hamamözü, Kızılözü ve Çoruközü vadileridir.
Akarsuları: Ankara, doğuda Kızılırmak ve batıda Sakarya nehirlerinin çizdiği kavisler içinde bulunur. Diğer akarsular ise, bu nehirlerin kollarıdır.
Sakarya: Eskişehir’in Çifteler kazasının yakınlarında çıkan Sakarya Nehri, Polatlı ilçesi sınırları içinde Porsuk Çayı ile birleşir. Sarıyar Baraj Gölünden sonra tekrar batıya doğru yönelir. Sakarya’nın Ankara ili içinde uzunluğu 168 kilometredir. Ankara Çayı, Kirmir Suyu, Seben Çayı, Ilıcaözü, Elvanlı, Nal ve Pınarbaşı, Çoruhözü, Balaban dereleri, Deliceırmak ve Akkuşanözü suları Sakarya ile birleşir.
Kızılırmak: Kızılırmağın 256 kilometrelik kısmı Ankara il sınırları içinde akar. Hirfanlı Barajından sonra Şereflikoçhisar-Bala Keskin-Kırıkkale ve Kalecik ilçelerinden geçer.
Ankara Çayı: Ankara iline ait en büyük akarsudur. Çubuk, Hatip ve İncesu çaylarının birleşmesinden meydana gelir. Çağlayık'ta Sakarya ile birleşir.
Göl ve barajları: Ankara ili göl ve baraj bakımından zengin sayılır.
Tuz Gölü: Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz gölünün bir bölümü Ankara sınırları içindedir. Derinliği az ve tuz oranı yüksektir (% 32 tuz). Ortalama derinlik 50-70 santimetredir. Yazın bir kısmı buharlaşır ve çekilen suların yerine tuz tabakası kalır. Yüzölçümü 1500 kilometrekaredir.
Emir Gölü: Uzunluğu 5-6 km, genişliği 250-300 m olan bir set gölüdür. Dar ve dolambaçlıdır. Suyu tatlıdır ve balığı boldur.
Mogan Gölü: 6 km uzunluğunda ve 1 km genişliğindedir. Derinliği 4 metreyi aşmaz. Tuzlu bir göldür. Su sporları tesisleri vardır. Su sporlarına elverişlidir. Gölde sazan, kefal ve sardalya balıkları üretilir. Kışın bazı yerleri tuz tabakasıyla örtülür. Bazı yerleri ise bataklıktır.
Hirfanlı Barajı: Kırşehir sınırında 1958’de yapılan bu barajda 6 milyar metreküp su birikir. Yüzölçümü 263 kilometrekaredir. Kızılırmak üzerinde kurulmuş en büyük barajdır.
Sarıyar Barajı: Ankara-Eskişehir sınırına yakın Sarıyar köyünde ve Sakarya Nehri üzerinde kurulmuştur. 3 milyar metreküp su birikir. 1956’da yapılmıştır. Yüksekliği 108 metredir.
Çubuk-I ve Çubuk-II barajları: Çubuk Çayı üzerinde Ankara’nın suyunu karşılamak için kurulmuştur. Çubuk-I 1936’da, Çubuk-II 1964’te inşa edilmiştir.
Bayındır Barajı: Bayındır Deresi üzerinde kurulan toprak dolgulu bir barajdır. Toplanan su, içme suyu olarak kullanılır. Yüzölçümü 8 kilometrekaredir. 1965’te faaliyete geçmiştir.
Kurtboğazı Barajı: Kurtboğazı deresi üzerinde kurulmuştur. 1967 yılında içme suyu ve sulama maksadıyla yapılmıştır. Yüzölçümü 5 kilometrekaredir.
Kesik Köprü Barajı: Kızılırmak üzerinde toprak kaya dolgusu olarak ve sulama maksadıyla 1966 yılında yapılmıştır. Yüzölçümü 6.5 kilometrekaredir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Genellikle kara ikliminin hüküm sürdüğü Ankara’da farklı iklimler vardır. Güneyde İç Anadolu’nun hususiyeti olan step-bozkır iklimi, kuzeyde ise Karadeniz bölgesinin yumuşak ve yağışlı özelliği görülür. Ankara ilinin kışları çok soğuk ve yazları da çok sıcaktır. Yıllık ısı değişikliği 40°C ile -24,9°C arasındadır. Ortalama yağış ilçelerde farklıdır. Yağış 300 mm ile 540 mm arasında, havadaki nem oranı ise % 40-79 arasında değişir. Gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı fazladır. Tuz gölüne inildikçe yağış azalır. Ortalama karlı gün sayısı bir ayı geçmez. İlin büyük kısmında bozkır (step) bitkileri görülür. İlbaharda yeşil olan arazi yazın sararmış ve kurumuş otlarla kaplıdır. İlin kuzey ve kuzeybatısında deniz ikliminin tesiri görülür ve bu bölge geniş ormanlarla kaplıdır. Yağmur bulutlarını ormanlar ve kuzeydeki dağlar çekerek güneye inmesini önler. Ormanların çoğu korular ve baltalık orman halindedir. Yüzölçümünün % 10’u ormanlıktır. Arazinin yüzde 15’i çayır ve mer’adır. Tahıl ise en geniş araziyi kaplayan bir bitki örtüsüdür.
Ekonomi
Ankara’da yapılan tarım daha çok tarla ürünlerine dayanır. Konya’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük tahıl (buğday) ambarıdır. Geniş ekim alanına sahiptir. Buğdaydan başka, yulaf, arpa, baklagiller, sanayi bitkileri, şeker pancarı, yumru bitkiler, sebze ve meyve çeşitleri, patates oldukça çok yetiştirilir. Sakarya ve buna dökülen akarsuların vadilerinde pirinç ekilir. Armudu ve üzümü meşhurdur. Polatlı, Haymana, Ş. Koçhisar, Bala ve Çubuk’ta buğday ekimi yaygındır. Arpa, yulaf, şekerpancarı, kavun, karpuz ve sebze üretimi de tarımda çok önemli bir yer tutar. Fasulye, yem bitkileri, mercimek, çeltik, ayçiçeği yetiştirilir. Meyvacılık pek yaygın değilse de armut, elma, kayısı, kiraz, vişne, erik ve ceviz gibi meyvalar yetiştirilir. En çok yetiştirilen meyve üzümdür.
Hayvancılık: Ankara hayvancılık bakımından önemli bir ilimizdir. Tiftik keçisinin diğer bir ismi de “Ankara keçisidir”. Tiftik keçisinin anavatanı Ankara’dır. Amerika ve Afrika’ya Ankara’dan gitmiştir. Yünü makbul olan Ankara keçisi, dünyaca üne sahiptir. Ankara ilinde tiftik keçisi, kıl keçisi, koyun (ak ve karaman cinsi) ve sığır beslenir. Tarımda motorlu araçların artışı yüzünden at ve manda sayısı gittikçe azalmaktadır. Kümes hayvanı yetiştiriciliği de önemli bir yer tutar. Ankara’nın balı da çok meşhurdur ve üretimi yüksektir.
Madenler: Madencilik bakımından pek zengin sayılmaz. Buna rağmen bazı madenler vardır. Nallıhan’da çıkarılan linyit 150 bin tona yaklaşmıştır. Bala, Beypazarı civarında demir, Nallıhan ve Beypazarı’nda linyit; Ayaş ve Bala’da alçı taşı, Çubuk ve Nallıhan’da mermer; Haymana, Kalecik ve Polatlı civarında manganez mevcuttur. İl dahilinde molibden, volfram, bentonit, trona, feldispat, kil, manyezit, perlit, tuz, pomza taşı vardır.
Sanayi: Sanayi ve ticaret bakımından memleketimizin başta gelen merkezlerindendir. Sanayi, imalat ve gıda kolunda oldukça gelişmiştir. Un, makarna, şeker, yağ, dokuma fabrikaları, süt, tereyağı, et kombinaları, deri ve trikotaj tesisleri vardır. Çimento, tuğla, kiremit ve inşaat makinaları imal eden fabrikalar hızla artmaktadır. Merkezi ve ilçelerinde fabrika sayısı oldukça fazladır. Şehir, 1956’dan bu yana “Enterkonnekte” enerji sistemine bağlıdır. İlin enerji ihtiyacının çoğu Hirfanlı, Sarıyar, Kesikköprü, Çatalağzı ve Çayırhan hidroelektrik santrallarından karşılanır. Ankara ilinde tehlikeli boyutlara ulaşan hava kirliliği son yıllarda alınan tedbirlerle azaltılmıştır.
Ulaşım: Kara, hava ve demiryolu bakımından çok önemli bir kavşak noktasıdır. İstanbul’a Bolu üzerinden kara yolu ile 438 kilometredir. Coğrafi durumu sebebiyle doğudan batıya, kuzeyden güneye giden yol güzergahlarının kavşak noktasıdır. Edirne-Hatay (E-5) karayolu ile İzmir-Ağrı (E-23) karayolu Ankara’dan geçer. Köy ve ilçelere bağlanan karayolları muntazamdır. Yolsuz köyü yoktur. Vasıtalarının çokluğu bakımından İstanbul'dan sonra ikinci sırayı alır. Esenboğa hava limanı, Türkiye’nin Yeşilköy’den sonra ikinci büyük hava alanıdır. Yurt içi ve yurt dışı hava ulaştırmasında önemli bir yeri vardır. Mürted, Etimesgut ve Güvercinlik hava alanları, askeri maksadlarla kullanılmaktadır. Ulaşım bakımından olduğu gibi, haberleşme bakımından da kavşak noktasıdır. Ankara ilinde son senelerde yapılan kavşaklar ve yollar ile trafik rahatlamıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Ankara’nın nüfusu 1990 sayımına göre 3.236.626 olup, 2.836.719'u il ve ilçe merkezlerinde, 399.907’si köylerde yaşamaktadır. Nüfusu hızla artmakta olan Ankara’nın 1927’de nüfusu 75.000 idi.
Örf ve adetler: Ankara ili folklor, türkü, oyun, töre, mani bakımından çok zengin ve diğer illere göre farklıdır. Zeybek oyunu meşhurdur. Cirit ve tura gibi sportif oyunları, 400’e yakın türküsü vardır. Kadın ve erkeklerin hususi kıyafetleri mevcuttur. Erkekler “yemeni” denilen ayakkabı ve “poşu” denilen sarık, kadınlar üç etekli entari giyerler. Kendine mahsus yemekleri vardır. Ankara tavası, tiritli köfte ve tandır böreği meşhurdur. Folklorda Oğuz boylarının te’siri görülür. Evlenmede kız beğenme, isteme, takı, çeyiz asma, kına gecesi ve düğün, kendi adetlerine göre farklılık gösterir.
Yetişen meşhurlar: Hacı Bayram-ı Veli, Ankara’nın Zülfadl = Zülfazl (Solfasol) köyünde doğmuştur. Esas ismi Numan’dır. Tahsilini bitirince Ankara’da Melike Hatun’un yaptırdığı Kara Medresede müderris oldu Hamidüddin-i Aksarayi’nin (Somuncu Baba) daveti üzerine giderek, bu zattan tasavvuf bilgilerini öğrendi. Bayram günü buluştukları için hocası ona Bayram ismini verdi. Beraber Şam’a, sonra da hacca gittiler. Osmanlı sultanlarından İkinci Murad Han, Hacı Bayram-ı Veli hazretlerine çok hürmet ve itibar ederdi. Keramet ve ilim sahibi büyük bir İslam alimi ve velidir. Türbesi Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli Camii girişindedir. Ankaravi İsmail Resuhi Efendi (Büyük din alimlerinden) Mesnevi Şerhi ile meşhurdur. Yahya Efendi, üç defa şeyhülislam olmuştur. Şeyhülislam Ankaralı Zekeriyya Efendi”nin oğludur. Alim ve devrinin şairlerindendir. Şaban Şifai, meşhur tıp bilgini, şair ve tarihçidir.
Eğitim: Ankara’nın okulsuz köyü yoktur. İlde 159 anaokulu, 1587 ilkokul, 250 ortaokul, 28 mesleki ve teknik ortaokul, 85 lise, 90 meslekii ve teknik lise olmak üzere beş üniversite ile bunlara (Hacettepe, Ankara, Gazi, Ortadoğu ve Bilkent) bağlı fakülte ve Silahlı Kuvvetler eğitim merkezleri vardır.
İlçeleri
Ankara’nın 24 ilçesi vardır. Bunların yedi tanesi il merkezini meydana getirir.
Altındağ:
1990 sayımına göre toplam nüfusu 422.668 olup, 417.616'sı ilçe merkezinde, 5.052’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. İl merkezinin kuzey kesimini meydana getirir. Köyden kente göçün çok olduğu Ankara’ya ilk gelenlerin yerleşmeleri ile nüfusu hızla artan Altındağ, 1953'te Ankara'ya bağlı ilçe haline getirildi. Ankara belediyesine bağlı bir şube iken 1984’te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi.
Çankaya:
1990 sayımına göre toplam nüfusu 714.330 olup, 712.304'ü ilçe merkezinde 2026’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 3 köyü vardır. İl merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. Cumhuriyetten önce bağlık küçük bir yerleşim merkezi olan ilçe, Cumhurbaşkanlığı konutunun burada inşa edilmesi üzerine önem kazandı. Ankara’nın, üst gelirli kimselerin yerleştiği lüks bir yeri haline geldi. Çankaya belediyesi 1984'te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesi’ne bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi.
Etimesgut: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 70.800 olup, 69.960'ı ilçe merkezinde, 840'ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 2 köyü vardır. İl merkezinin batı kesimini meydana getirir. 9 Mayıs 1990’da 3344 sayılı kanunla ilçe merkezi oldu.
Keçiören: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 536.168 olup, 523.891'i ilçe merkezinde 12.277’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 2, Bağlum bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 198 km2 olup, nüfus yoğunluğu 2.708’dir.
Ankara’nın başşehir olduğu yıllarda ilçe, bağlarla kaplı sayfiye yeri idi. 1950’den sonra yoğun göç hareketinin te'siri ile Ankara’dan ayrı olarak hızla gelişti. Bir süre sonra da il merkezi ile birleşerek orta gelirli kesimin yerleştiği bir semt haline geldi. Çankaya’dan sonra en çok nüfusa sahip ilçedir. 1984’te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesi'ne bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi. İlçenin kuzey kesiminde kırsal nitelikli yerleşim birimleri vardır.
Mamak: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 410.359 olup, 400.733’ü ilçe merkezinde, 9626’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 161 km2 olup, nüfus yoğunluğu 2549’dur. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İlçe topraklarını İnce su deresi, Karanlık, Hatip ve Bayındır çayı sular. Bayındır çayı üzerinde Ankara’nın su ihtiyacını karşılamak için kurulan barajın bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. MKE Gaz Maske Fabrikası ile süt ürünleri fabrikası başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Yoğun göçe maruz kalan ilçe büyük bir hızla gelişerek il merkezi ile birleşti. 1983’te Çankaya ilçesinden ayrılarak ilçe merkezi oldu. 1984’te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi.
Sincan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 101.118 olup, 91.016’sı ilçe merkezinde 10.102'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9,Yenikent bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 420 km2 olup, nüfus yoğunluğu 241’dir.
İlçe toprakları dağlarla çevrilidir. Kuzeydoğusunda Karyağdı dağı, doğusunda Ayaş dağı yer alır. İlçe topraklarını Ankara çayı sular. Yoğun göçe maruz kalan Sincan hızla büyüyerek il merkezi ile birleşti. F-16 uçakları montaj fabrikası, başlıca sanayi kuruluşudur. Eskişehir-Ankara demiryolu ilçe merkezinden geçer. 1983’te ilçe merkezi oldu. 1984’te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi. Sincan belediyesi 1956’da kurulmuştur.
Yenimahalle: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 351.436 olup, 343.951'i ilçe merkezinde 7485’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 13 köyü vardır. İlçe toprakları dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Kırsal kesimlerde yaşıyanlar tarımla uğraşır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve ayçiçeğidir. 1950’den sonra yoğun göçe maruz kalan ilçe hızla gelişerek il merkezi ile birleşti. 1984’te yapılan düzenleme ile Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi haline geldi.
Akyurt: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 12.535 olup, 3533'ü ilçe merkezinde 9002'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17 köyü vardır. Çubuk ilçesine bağlı bir bucak iken, 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kanunla ilçe merkezi oldu. İlçe toprakları orta yükseklikte plato görünümündedir. Çubuk Ovasının bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday ve baklagillerdir. Meyvecilik gelişmiş olup, en çok elma ve armut yetiştirilir. İlçe merkezi Çubuk Ovasının güneybatı kesiminde kurulmuştur.
Ayaş: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 20.806 olup, 6427'si ilçe merkezinde 14.379'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 1158 km2 olup, nüfus yoğunluğu 18’dir. İl merkezinin batısında yer alır. İlçe toprakları engebeli düzlüklerden meydana gelir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı olup sebzecilik gelişmiştir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi Ayaş belinin batı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 60 km mesafededir. Eski İstanbul-Ankara karayolu ilçeden geçiyordu.
Bala: 1990 sayımına göre toplam nüfusu, 37.612 olup, 6236’sı ilçe merkezinde 31.376’sı köylerde yaşamaktadır. İlçe topraklarıYukarı Sakarya bölümünün güneydoğusunda yüksek bir plato görünümündedir. Toprakları yer yer verimsiz ormanlarla kaplıdır. Balaban deresinin vadisi ilin en uzun ve en geniş vadisidir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday ve ayçiçeğidir. Hayvancılık gelişmiş olup, çok miktarda koyun beslenir. İlçe merkezi Kartal yaylasında on dokuzuncu asırda Kafkasya’dan gelen göçmenler yerleştirilerek kuruldu. 1880’de Ankara’ya bağlı kaza oldu. Ankara-Kırşehir karayolu üzerindedir.
Beypazarı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 45.977 olup, 26.225' i ilçe merkezinde 19.752'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 45, Karaşar bucağına bağlı 6, Kırbaşı bucağına bağlı 8, Uruş bucağına bağlı 4 köyü vardır. Yüzölçümü 1.868 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Köroğlu Dağları güneyinde Sündiken Dağları yer alır. Bu dağların ortasında Kimir Suyunun açtığı Beypazarı Ovası vardır. Sakarya Irmağı Beypazarı'nın Eskişehir ile olan sınırını çizer. Sakarya Nehri üzerine kurulan Sarıyar Barajının gerisinde meydana gelen sun'i gölün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, pirinç olup, sebzecilik gelişmiştir. Ayrıca elma, armut, ceviz, badem, üzüm gibi meyveler de yetiştirilir. Küçükbaş hayvan besiciliği yaygın olan ilçede en çok koyun ve tiftik keçisi beslenir. Tavukçuluk arıcılık ve ipekböcekciliği gelişmiştir. İlçe topraklarında zengin demir ve kömür yataklarının olduğu tespit edilmiştir.
Beypazarı, Hititler zamanında kurulmuş eski bir yerleşim merkezidir. Eski İstanbul-Ankara karayolu üzerinde olup, il merkezine 102 km mesafededir. İlçe belediyesi 1890’da kurulmuştur.
Çamlıdere: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.365 olup, 10.075'i ilçe merkezinde 9290'ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 22, Peçenek bucağına bağlı 17 köyü vardır. Yüzölçümü 625 km2 olup, nüfus yoğunluğu 31’dir.
İlçe toprakları tamamen dağlık olup, Köroğlu dağlarının üzerinde yer alır. Dağlar karaçay ve kolları ile parçalanmış olup, ormanlarla kaplıdır. Ekonomisi arıcılık ve ormancılığa dayalıdır. İlçe merkezi 18 kilometrelik bir yolla Ankara-Zonguldak karayoluna bağlanır. 1954’te ilçe olmuştur. İlçe belediyesi ise 1904’te kurulmuştur.
Çubuk: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 51.964 olup, 22.935'i ilçe merkezinde, 29.029'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 70, Sirkeli bucağına bağlı 14 köyü vardır.
İlçe toprakları doğu-batı istikametindeki dağların engebelendirdiği bir platodan meydana gelir. Kuzeyinde Aydos Dağı, güneybatısında Müre Dağı, güneydoğusunda İdris ve Karbasan Dağları yer alır. Batısından kaynaklanan suları Koca Çay, doğusundan kaynaklanan suları ise Çubuk Çayı toplar. Çubuk Vadisinde meydana gelen Çubuk Ovası 250 km2 genişliğindedir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday, baklagillerdir. Çubuk Çayı kıyılarında sebze ve meyvecilik üretimi yapılır. En çok elma ve armut yetiştirilir. İlçede mermer ve perlit yatakları vardır.
İlçe merkezi Çubuk Ovasının güney ucunda Çubuk çayının iki yakasında yer alır. İl merkezinde 30 km mesafededir. Cumhuriyetten sonra ilçe olan Çubuk’un belediyesi 1922’de kurulmuştur.
Elmadağ: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 38.032 olup, 19.490'ı ilçe merkezinde 18.542'si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 573 km2 olup, nüfus yoğunluğu 66’dır. İlçe topraklarını Elmadağı engebelendirir. Dağlardan kaynaklanan suları Balaban deresi toplar. Bu derenin kenarında meyvecilik yapılır. En çok elma üretilir. Ayrıca buğday ve arpa ekimiyle bağcılık da yapılır. MKE'ye bağlı Barut fabrikası başlıca sanayi kuruluşudur.
İlçe merkezi, Ankara-Kırıkkale kara ve demir yolu üzerindedir. Eskiden Asi Yozgat ve Küçük Yozgat adlarıyla bilinen Elmadağı, Çankaya ilçesine bağlı bucak iken 1960’da ilçe oldu. İl merkezine 39 km mesafededir. İlçe belediyesi 1944’de kurulmuştur.
Evren: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 6928 olup, 3810'u ilçe merkezinde, 3118'i köylerde yaşamaktadır. Şereflikoçhisar’a bağlı bir köy iken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kanunla ilçe merkezi oldu.
Gölbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.522 olup, 25.123’ü ilçe merkezinde 18.399'u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 29 köyü vardır. Yüzölçümü 1111 km2 olup, nüfus yoğunluğu 39’dur. İlçe toprakları genelde düzdür. Mogan ve Emir gölleri ilçe sınırları içinde yer alır.
İlçe merkezi Mogan Gölünün kuzey kıyısında kurulmuştur. Köy iken 1945’te Çankaya’ya bağlı bir bucak merkezi oldu. 1955’te Gölbaşı’ndan Ankara-Konya karayolu geçince, transit ulaşıma yönelik bir konaklama merkezi halini aldı. 1975’ten sonra göl çevresinde kamu ve özel kuruluşlar tarafından dinlenme tesisleri kuruldu. Hızla büyüyen ilçe Ankara’nın bir banliyösü haline geldi. 1983’te ilçe olan Gölbaşı’nın belediyesi 1965’te kurulmuştur. İl merkezine 16 km mesafededir. İlçe topraklarında linyit ve zengin kil yatakları vardır.
Güdül: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 18.698 olup, 5504'ü ilçe merkezinde 13.194'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 26 köyü vardır. Yözölçümü 419 km2 olup, nüfus yoğunluğu 45’tir. İlçe toprakları İç Anadolu’nun stepleri ile Karadeniz bölgesinin dağlık alanları arasındaki geçiş kuşağında yer alır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Kimir çayı toplar. Bu akarsuyun vadisinde düzlükler vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şeker pancarı ve üzüm olup, ayrıca az miktarda elma, armut, pirinç, nohut ve mercimek yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok kıl keçisi ve sığır beslenir. İlçe merkezi Kimir çayı vadisinin güney yamaçlarında kurulmuştur. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezi olan Güdül 1957’de ilçe olmuştur. İl merkezine 82 km mesafededir. Belediyesi 1903’te kurulmuştur.
Haymana: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 55.527 olup, 9144’ü ilçe merkezinde 46.383’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 53, İkizce bucağına bağlı 5, yenice bucağına bağlı 25 köyü vardır. Yüzölçümü 2976 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları genelde platolardan meydana gelmiştir. Cihanbeyli platosunun bir devamı olan ilçe topraklarının büyük bölümünü Haymana platosu meydana getirir.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Tarım modern aletlerle yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa şeker pancarı ve baklagillerdir. Hayvancılık gelişmiş olup en çok merinos koyunu ve sığır beslenir. İlçe topraklarında manganez yatakları vardır. İlçe merkezi Haymana platosu üzerinde Babayakup deresi kıyısında yer alır. İl merkezine 73 km mesafededir. İlçe belediyesi 1887’de kurulmuştur.
Kalecik: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 25.043 olup, 10.051’i ilçe merkezinde 14.992’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 20, Çandır bucağına bağlı 21, Hasanyaz bucağına bağlı 14 köyü vardır. Yüzölçümü 1318 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağların ortasında Kızılırmak vadisi yer alır. Batısında Karbasan dağı, güneyinde İdris dağı vardır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, bağday, elma ve armut olup, ayrıca az miktarda baklagiller ve ayçiçeği yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Topraklarında bentonit ve mermer yatakları vardır. İlçe merkezi Ankara-Çankırı-Kastamonu karayolunun, 5 km güneyinde kurulmuştur. Gelişmemiş yerleşim merkezi olan Kalecik il merkezine 67 km mesafededir. Ankara-Zonguldak demiryolu kasabanın doğusundan geçer. İlçe belediyesi 1878’de kurulmuştur.
Kazan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 21.837 olup, 6.509'u ilçe merkezinde 15.328’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 31 köyü vardır. Yenimahalle ilçesine bağlı bir bucak iken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe merkezi oldu.
Genelde ovalık olan ilçe topraklarının batısında Ayaş dağları yer alır. İlçe topraklarını Kurtboğazı deresi sular. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, baklagiller ve ayçiçeğidir. Hayvancılık gelişmiştir. İlçe merkezi Ankara-İstanbul karayolu üzerinde ve Kurtboğazı deresi kıyısında kurulmuştur.
Kızılcahamam: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 34.456 olup, 12.856’sı ilçe merkezinde, 21.600'ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 42, Celtici bucağına bağlı 33, Güven bucağına bağlı 18, Pazar bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 1712 km2 olup, nüfus yoğunluğu 20’dir. İlçe toprakları dağlık ve ormanlıktır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Kimir Çayı ve Kurtboğazı Deresi toplar. Kurtboğazı Deresi üzerinde Ankara’nın içme suyunu karşılamak için kurulmuş bir baraj yer alır.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı, pirinç, armut, elma, üzüm olup ayrıca az miktarda baklagiller yetiştirilir. Arıcılık, ormancılık ve hayvancılık gelişmiştir. En çok Ankara keçisi beslenir. Turizm ve ticaret ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır.
İlçe merkezi Ankara-İstanbul karayolu üzerinde yer alır. Eski bir kasabadır. İlçe merkezi 1880’de Demirören'den Pazar'a, 1915’den sonra da ismi Kızılcahamam olarak değiştirilen Yabanad'a taşındı. İl merkezine 64 km mesafededir. İlçe merkezi yaylası ve şifalı menba suları ile iyi bir dinlenme yeridir. İlçe belediyesi 1915’te kurulmuştur.
Nallıhan: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 36.779 olup, 11.638’i ilçe merkezinde, 25.141'i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 56, Beydibi bucağına bağlı 13, Çayırhan bucağına bağlı 6 köyü vardır. Yüzölçümü 1978 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19’dur. İlçe toprakları genelde dağlık olup, Köroğlu Dağlarının güney batı uzantıları üzerinde yer alır. Sakarya Nehri üzerinde kurulan Sarıyar ve Gökçekaya Barajlarının arkasında meydana gelen sun'i göllerin bir kısmı ilçe toprakları içinde kalır. Dağlardan kaynaklanan suları Aladağ Çayı ve Nallısu Deresi toplar.
Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayanır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday, arpa, üzüm, elma ve armut olup, ayrıca az miktarda baklagiller yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. En çok Ankara keçisi ve koyun beslenir. Karaçamdan meydana gelen ormanlardan tomruk elde edilir.
İlçe merkezi Nallı su deresinin vadisinde kurulmuş olup, 1599’da Bağdat seferinden dönen Nasuh Paşa’nın kurduğu hanın çevresinde gelişmiştir. Eski Ankara-İstanbul karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 157 km mesafededir. İlçe belediyesi 1865’te kurulmuştur.
Polatlı: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 99.965 olup, 60.158'i ilçe merkezinde 39.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 43, Temelli bucağına bağlı 18, Yenimehmetli bucağına bağlı 26 köyü vardır. Yüzölçümü 3.789 km2 olup, nüfus yoğunluğu 26’dır. İlçe toprakları genelde orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. İlçe topraklarından kaynaklanan suları Sakarya ırmağı ve kolları toplar.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, şeker pancarı, mercimek, nohut, üzüm ve ayçiçeği olup, ayrıca az miktarda fasülye, elma, armut yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynakları arasında yer alır ve en çok merinos koyunu ve Ankara keçisi beslenir. Sanayinin gelişmediği ilçede MKE’ye bağlı inşaat ve kazı makinaları fabrikası ile un fabrikaları vardır.
İlçe merkezi Ankara-İzmir karayolu üzerinde yer alır. İstanbul-Ankara demiryolu da ilçe merkezinden geçer. Polatlı ve çevresi eski bir yerleşim merkezidir. Hitit ve Frigler devrinde “Gordion” önemli merkez idi. İstiklal Savaşı'nda Yunan ordusu Polatlı sınırına kadar yaklaşmış ise de, hezimete uğrayarak geri dönmüştür. Sakarya Muharebesinde Türk ordusunun karargahı Alagöz’den Polatlı’ya nakledilmiştir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.
Şereflikoçhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 60.701 olup, 37.534'ü ilçe merkezinde 23.167’si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden meydana gelir. En yüksek noktası Küçükdağ Tepesidir. (1648 m). Topraklardan kaynaklanan suları Kızılırmak ve Peçeneközü çayı toplar. Tuz Gölünün kuzeydoğu bölümü ile Hirfanlı Barajının bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Tabii bitkisi step olup, ormanlık arazi yoktur.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, baklagiller, üzüm, elma, ayçiçeği ve armuttur. Hayvancılık önemli gelir kaynaklarından olup, merinos koyunu ve Ankara keçisi yetiştirilir.
İlçe merkezi Peçeneközü deresi kıyısında kurulmuştur. Ankara-Konya kavayolu, ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 126 km mesafededir. Aksaray’a bağlı iken 1933’te Ankara’ya bağlandı. İlçe belediyesi 1886’da kurulmuştur.
Tarihi Eserler ve Turistik Yerleri
Ankara ili tarihi eserleri ve tabii güzellikleri bakımından oldukça zengindir. Çok eski devirlerden zamanımıza kadar gelen çeşitli devirlere ait tarihi zenginliklerin başlıcaları şunlardır :[/color]
Ankara Kalesi: Frigya Kralı Midas tarafından M.Ö. sekizinci asırda yaptırılan kalenin; Galatlar, Romalılar, Bizanslılar ve İslam orduları tarafından genişletildiği, Selçuklular tarafından tamir edildiği biliniyor. Kalede Hititlere ait eserlerin bulunuşu, Hititler zamanında yapıldığına işarettir. Eshab-ı kirama ait çok sayıda kabirlerin bulunduğu, fakat zamanla izlerinin kaybolduğu tahmin edilmektedir. Ankara kalesinin iki burcu vardır. Kuzeyde’ki burç kısmen tamir görmüştür. Burada Türk bayrağı dalgalanır. Güneydeki burç ise tamire muhtaçtır. Kaleden Ankara şehrinin yüzde doksanını seyretmek mümkündür.
654 senesinde İslam ordusu Ankara Kalesini fethetmiş, Harun Reşid zamanında ise Ankara ilinin tamamı Bizanslılardan alınmıştır. Ancak 1101’de tekrar Bizansın eline düşmüş, 1073’de ise Selçuklular kaleyi ve şehri yeniden almışlardır.
Ankara Kalesi başlı başına bir tarihtir. Kale iç ve dış olarak iki kısımdır. Dış kale eski Ankara’yı yürek biçiminde kuşatır. İç kale dört katlıdır. Ankara taşı ve spoliyen taşından yapılmıştır. Dış kapı ve Hisar kapısı olarak iki kapısı ve 42 kulesi vardır. Kalede 17. asırda 86 top, 170 çeşme ve 3 bin kuyu vardı. Deniz seviyesinden yüksekliği 978 metredir.
Eskiden Ankara kalesinden inen surlar ovaya kadar yayıldığından, eski Ankara, surlar içinde kalırdı. Bugün bu surlardan hiç eser kalmamıştır. Eski Ankara’da dar sokaklar, dik ve kıvrıntılı yollar, kerpiç ve ahşap evler çoğunluktadır. Son senelerdeki hızlı şehirleşme sebebiyle, eski Ankara’ya ait evler, mezarlıklar, çeşmeler, hatta cami ve medreseler kaybolup gitmiştir. Eski Ankara; Hacıbayram, Çankırı Kapı, Ulus ve İtfaiye Meydanı, Erzurum Caddesi ve Kayabaşı Mahallesi ile sınırlıydı.
Elmadağ menbaları muntazam kanallarla eski Ankara’ya ve hatta şehrin kale kısmına kadar çıkartılmıştır. Kayaş vadisi ve Üregel köyü civarındaki Hanım Pınar’ı, Cebeci ve alt kısmının su ihtiyacını karşılamıştır. Şehirde valilik yapan Abidin Paşa ise Atpazarına su çıkartmıştır. Eskiden bugünkü Ulus Meydanında büyük bir mezarlık bulunuyordu. Eski Ankara’dan birkaç cami ve eser hariç, hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır.
Evliya Çelebi’nin kaleminden Ankara şöyle anlatılır: “6600 kadar mamur hanesi vardır. 200 aded sebili, 200 dükkanı bulunur. Süslü bir bedesteni, dört tane zincirli kapısı vardır. Çarşılarının ekserisi yüksek yerlerde kurulmuştur. Uzun çarşı, Atpazarı, Kalealtıpazarı çok kalabalık olan pazarlardandır. Ana caddeleri, mahalle arası sokaklarına temiz, beyaz taştan yapma kaldırım döşelidir. Ayan ve eşrafı bilgin, şairleri çok fazladır. Bini aşkın iyi yetiştirilmiş ve Kur’an-ı kerimi ezberinde tutabilen çocukları bulunmaktadır. Kadınları rengarenk yumuşak ferace giyip, gayet edepli gezerler. Tiftik keçisinin pastırması lezzetli ve nefis kokuludur. Çünkü keçileri, dağlarında pırnar yaprağı yerler. Tiftik keçisi beyaz, süt gibi olup, onun gibi beyaz bir mahluk dünyada yoktur.”[/color]
Gavur Kalesi: Haymana yakınında olup, Hitit devrinden kalmadır. M.Ö. 1450’de yapılmıştır, üzerinde Hitit kıyafetlerini belirten kabartmalar yer almaktadır.
Kalecik Kalesi: Kalecik ilçesindedir. Romalılar devrinden kalmadır. Sarp bir tepe üzerindedir.
Camiler: Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalma çok sayıda cami vardır. Meşhur camilerden bazıları şunlardır:[/color]
Hacı Bayram Camii ve Türbesi: 1427’de büyük alim Hacı Bayram-ı Veli tarafından Hemedanlı Ebu Bekr Mehmed’e yaptırılmış ve 16. asırda Mimar Sinan tarafından tamir edilmiş, zarif bir de minare eklenmiştir. Caminin yanında bulunan Hacı Bayram-ı Veli ve yakınlarının bulunduğu türbe, 1947’de yapılmıştır. Caminin mihrabı açık mavi ve siyah çinilerle süslüdür. Ceviz oymalı minberi beş köşeli yıldız motifleriyle işlidir. Ahi Şerafetullah türbesi ise caminin karşısında bulunmaktadır.
Ahi Elvan Camii: Samanpazarı semtindedir. 1382’de Ahi Elvan Mehmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Sultan Çelebi Mehmed 1413’te camiyi tamir ettirmiştir. Ceviz oyma minberi, Türk oymacılığının şaheseridir.
Alaaddin Camii: Ankara Kalesi içinde 1198’de Selçuklu Sultanı İkinci Kılıçarslan’ın oğlu ve Ankara valisi olan Muhiddin Mes’ud Şah tarafından yaptırılmıştır. Önünde tarihi bir çeşme vardır. 1361’de Lülü Paşa, 1434’te de Şerife Sünbül Hanım tarafından tamir ettirilmiştir. Ankara'nın en eski camisidir. Ceviz ağacından yapılmış olan minberi, Türk oyma sanatının nadide eserlerindendir.
Aslanhane (Ahi Şerafeddin) Camii: Atpazarı semtindedir. 1290’da Ahi reislerinden Şerafeddin tarafından yaptırılmıştır. Dış duvarlarında bulunan arslan figürleri yüzünden bu isim verilmiştir.
Cenabi Ahmed Paşa Camii (Yeni Cami): Öncebeci semtinde olup, 1566’da Anadolu Beylerbeyi Cenabi Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yeni Cami ve Ahmediye Camii adlarıyla da tanınır. 1802, 1887 ve 1940’da tamir görmüştür. Beyaz mermerden yapılmış minber ve mihrabı çok güzeldir. Caminin sol tarafında bulunan türbelerde Azimi ve Cenabi Ahmed Paşa türbeleri yer alır.
Hacı Musa Camii: Demirtaş Mahallesinde olup, 1461’de Hacı Musa tarafından yaptırılmıştır. 1923’de tamir gören cami, dikdörtgen şeklinde kerpiç duvarlıdır.
İki Şerefeli Cami: Ulucanlar semtindedir. 1674’te Resul Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bu yüzden Resul Efendi Camii diye de bilinir. Minaresi iki şerefeli olduğu için bu ismi almıştır.
Karacabey Camii: 1440’ta İkinci Muradın komutanlarından Karacabey tarafından Mimar Ebubekir oğlu Ahmed’e yaptırılmıştır. Caminin yanında bir imaret bulunur. Bu yüzden İmaret Camii diye de bilinir. Bahçenin sağ tarafında Karacabey'in türbesi vardır.
Karanlık Mescid: On altıncı yüzyılda Elhac Hasan tarafından yaptırılmıştır. Sabuni Mescid adıyla da anılır. Küçük mihrabı geometrik desenlerle süslüdür. Kapısı ile kitabesi, İstanbul Türk-İslam Eserleri Müzesinde bulunmaktadır.
Saraç Sinan Mescidi: Atpazarı’ndadır. Sultan İkinci Gıyaseddin zamanında 1288’de Elhac Siraceddin tarafından Mimar Yusuf bin Kulhasan’a yaptırılmıştır. Caminin yanındaki türbede sekiz sanduka vardır.
Zincirli Cami: 1687’de Şeyhülislam Ankaralı Mehmed Emin Ankaravi tarafından yaptırılmıştır. 1879, 1911 ve 1937 yıllarında üç kez tamir görmüştür. Alt kısmı kırmızı Ankara taşından yapılmıştır. Üst kısmı tuğla, çatısı da ahşaptır. Minberi çiçek ve geometrik şekillerle süslenmiştir.
Bünyamin Camii: Alaş’tadır. On altıncı asırda Şeyh Bünyamin Ayaşi için yapılmıştır. Caminin kuzeydoğusunda Şeyh Bünyamin’in türbesi vardır.
Akşemseddin Camii: Beypazarı’nda, Şeyh Akşemseddin adına yaptırılmıştır. Bir kaç defa tamir görmüştür. Minaresi tek şerefelidir. Alt katında dükkanlar vardır.
Kurşunlu Cami: Beypazarı’nda Sadrazam Nasuh Paşa tarafından 17. yüzyılda yaptırılmıştır. Kubbesi kurşunlu olduğu için bu isimle anılmaktadır.
Maltepe Camii: Cumhuriyet devrinde yapılmış olup, klasik Osmanlı mimari özelliklerini taşır.
Kocatepe Camii: Yeni yapılan camilerdendir. 1967 senesinde inşasına başlanan cami, 1986’da ibadete açıldı. 3500 metrekarelik bir alanı kaplayan caminin bir konferans salonu, kitaplığı, çarşısı ve büyük bir otoparkı vardır. Türkiye’nin namaz kılma alanı olarak en büyük camisidir.
Türbeleri: Ankara’da bulunan türbeler taş ve tuğladan yapılmış sade türbelerdir. Başta Hacı Bayram-ı Veli hazretleri olmak üzere, Ahi Şerafeddin, Gülbaba, Karyağdı Karacabey, Yörükdede, Şeyh Behaeddin, Kesikbaş, Ahmed Taceddin, Şeyh Sadreddin, Şeyh Mustafa Karababa ve Kadı Çelebi türbesi bulunan büyük zatlardan bazılarıdır.
Hanlar: Ankara’da çok sayıda han vardır. Kurşunlu (Mahmud Paşa) Kervansarayı, Yeni Pirinç Hanı, Çengelli Han, Çukur Han, Taşhan, Bakırhan, Suluhan, Tuzhan, Pembehan, Attarbaşıhan, Nasuhpaşahanı ve Ayazaik bunlardan başlıcalarıdır. Bugün bu hanların çoğu yıkıntı halindedir.
Hamamlar: Ankara’nın çeşitli yerlerinde tarihi hamamlar vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:[/color]
Eski Hamam: Ulus’ta olup, 15. asırda yapılmıştır.
Karacabey Hamamı: 1444’te Varna Muharebesinde şehid olan Karacabey adına yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür.
Şengül Hamamı: On sekizinci asırda yapılmıştır. İstiklal mahallesindedir. On dokuzuncu asırda tamir görmüştür. Çifte hamam durumundadır.
Medreseler: Selçuklu devrinde ilim merkezi olan Ankara, Osmanlı devrinde de bu durumunu muhafaza etmiştir. Özellikle Fatih devrinde Ankara’da ilim en yüksek noktasına ulaştı. Melike Hatunun yaptırdığı Kara Medrese meşhurdur. Hacı Bayram, Zincirli, İpekçioğlu, Kağnı Pazar, Mermerzade, Aliağa, Sevdediye, İbadullah, Doğanbey, Minharoğlu, Seyfeddin, Karabey, Kethüda, Saz Abdullah, Taşköprüzade, Sarı Hatip, Mustafa Paşa, Sarı Kadın, Ayazade, Seyfiye, Yeğenbey, Yeşil İlahi, Saraç Sinan ve Sultan Alaaddin Ankara’da bulunan medreselerin önde gelenlerini teşkil ederler.
Ankara evleri: Eski Ankara evleri mimari, iç düzeni ve süslemeleri ile Türk mimarisinin en seçkin örnekleridir. Dolap kapakları, tavan ve raflardaki ağaç oymacılığı Türk oymacılık san’atının şaheserleridir. Fakat bu evler yok denecek kadar azalmıştır. Eski san’at eserleri bugün yerini beton yığınlarına bırakmıştır.
Çankaya Atatürk Müzesi: Atatürk’ün oturduğu köşk olup, içinde Atatürk’ün kullandığı eşya ve mobilyalar muhfaza edilmektedir. Cumhurbaşkanlığı köşkünün bahçesindedir. Eski bir bağ evidir.
Anıtkabir Müzesi: Atatürk’ün yattığı bu yer, müze haline getirilmiştir. Atatürk’ün eşyaları, 3113 kitabı ve belgeleri, kendisine hediye edilen kılıç ve şiltler burada bulunmaktadır. Projesini Ord. Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda hazırlamıştır. 1944 - 1953 yılları arasında yapılmıştır. Büyük lahdin mermeri tek parça ve 42 ton ağırlığındadır.
TBMM Müzesi: 23 Nisan 1920-1923’de ilk Büyük Millet Meclisinin bulunduğu binada bu devre ait eşyalar sergilenmektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Cumhuriyetin ilk senelerinde “Hitit Müzesi” olarak kurulan bu müze daha sonra “Arkeoloji Medeniyetleri Müzesi” oldu. 1967’de zenginleştirilerek “Anadolu Medeniyetleri Müzesi” olmuştur. Anadolu’nun muhtelif bölgelerindeki kazılarda ele geçen eserler burada sergilenmektedir.
Kurşunlu Han ve Mahmud Paşa Bedesteni tamir edilerek müze haline getirilmiştir. Alacahöyük, Kargamış, Aslantepe ve Sakargözü kabartmaları bulunmaktadır. Yontma taş ve cilalı taş devrine ait eserler de bulunmaktadır.
Etnoğrafya Müzesi: 1928’de kurulmuştur. Atatürk’ün naşı 1938’den 1953’e kadar 15 sene burada kalmıştır. Bu müze, Türk-İslam eserleri bakımından çok zengindir. İşlemeler, dokumalar, altın ve gümüş işlemeli elbiseler, 17. asırda Ankara evlerinin döşenmiş hali, Selçuklu ve Osmanlı ahşap işçiliği, folklor, tarihi zengin kolleksiyonlar, bakır eşyalar, Türk yazı san’atına ait eserler, tarikat mensuplarına ait eşyalar bu müzeyi süslemektedir.
Diğer müzeler: Ankara müzeler bakımından çok zengindir. Devlet Demiryolları Müzesi, Sağlık Müzesi, Hayvanat Müzesi, Tabiat Tarihi Müzesi, bu müzelerden bazılarıdır.
Anıtlar: Ulus Mdanında Zafer Anıtı, Etnografya Müzesi ve Orduevi önünde Atatürk Anıtları, Yenişehir’de Güvenlik Anıtı ve Polatlı’da Sakarya Şehidleri Abidesi başlıcalarıdır.
Milli Kütüphane:Türkiye’nin en büyük ve en modern kütüphanesidir. Çok değerli eski eserler vardır. Nükleer saldırı dahil her türlü tehlikeye karşı korunabilecek şekilde inşa edilmiştir. Birbirinden değerli el yazma eser özel kasalarda saklıdır. Dünyaada tek nüshası bulunan Muradname buradadır.
Augustus Tapınağı: Tapınak iki bölümdür: Birinci bölüm, Frigyalılar zamanında “Men” adına M.Ö. 2. asırda yapılmıştır. İkinci bölüm; Galat Kralı Pylamenes tarafından M.S. 10. yılda Roma İmparatoru Augustus adına yapılmıştır. İlk yapıldığında 4 duvardan ibaretti. Sonradan çevresi sütunlarla kuşatıldı. Manisa’daki Artimes Tapınağına benzer. Kitabede, Augustus'un 57 senelik iktidarı anlatılır. Bu tapınak, Hacı Bayram Camii'ne bitişiktir. Osmanlılar devrinde burası medrese olarak kullanıldı.
Tulianus Sütunu: M.S. 4. asırda dikilmiştir. Ulus semtinde Hükumet Meydanındadır.
Roma Hamamı: M.S. 3. asırda Roma İmparatoru Caracalla tarafından yaptırılmış olup, 500 sene hamam olarak kullanılmış ve M.S. 8. asırda yangın neticesi yıkılmıştır. Çankırı Caddesi üzerindedir. Hamamda pek çok eski para bulunmuştur. Soğuk ve sıcak olarak iki kısımdır.
Gordion: Polatlı yakınında, Yassıhöyük köyündedir. M.Ö. 8. asırda Frigya’nın başkenti olmuştur. Hitit, Asur ve Frigya devrinin önemli bir şehri idi. 1950 senesinde yapılan kazılarda Frigyalılara ait saray, Hitit mezarlığı ve Midas’ın mezarı bulundu. Midas, eşek kulaklı olarak tasvir edilmiştir. Frigya krallığına son veren Kimmerler ile Perslerden şehri alan Galatlar (M.Ö. 278) bu şehri yakıp yıktılar. Efsaneye göre bu şehrin Zeus tapınağında çözülmesi zor bir düğüm vardı. M.Ö. 33’te Makedonya Kralı İskender, bu düğümü kılıcı ile keserek çözdü. Efsaneye göre bu düğümü çözen Asya’ya hakim olacaktı.
Elmadağ: Ankara'ya 25 km uzaklıkta bulunan ve kışın devamlı karla örtülü olan Elmadağ’daki “Elmadağ Dağ Evi” ve “Elmadağ Kayak Merkezi” kışın Ankaralıların en çok uğradığı yerlerden biridir. Burada kış sporları çok yapılır.
Kızılcahamam: Selçuklu mimarisinin hususiyetlerini taşıyan hamamları vardır. Çam ormanları ile çevrili vadi, memba suları ile yazın ideal bir dinlenme yeridir. Kaplıcaları romatizma, nevralji, nefrit ve kadın hastalıklarına iyi gelir. İçmeleri ise mide, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına şifalıdır. Maden suyu meşhurdur.
Haymana, mağara ve kaplıcaları: Turistlerin gezdiği yerler arasındadır. Kaplıcaları, çocuk felcine, kadın hastalıklarına, romatizma ve nefrite iyi gelir. İçmeleri ise idrar yolu hastalıklarına faydalıdır.
Atatürk Orman Çiftliği: Yüzme havuzu, hayvanat bahçesi ve çeşitli tesisleri ile bir gezinti mahallidir.
Gençlik Parkı: Şehir merkezinde bulunmaktadır. Çay bahçeleri, gazinoları, havuzu, lunaparkı ve diğer eğlence yerleri ile Ankaralılar için ideal bir dinlenme merkezidir.
Gezilecek turistik yerler: Çubuk Barajı, Gölbaşı, Karagöl, Söğütözü, Ayaş Beli, Dikmen (Çuldağ), Beyman Ormanları, Sarıyar barajı, Soğuksu, Beypazarı Tekedağı, Karagöl ormanı, Deliktaş ormanı, Milli Park, Çamkoru önemli turistik yerlerdir.
Kaplıcaları: Ayaş kaplıcası romatizma, nevralji, kadın hastalıkları ile kırık ve çıkıklara iyi gelir. Ayaş İçmesi ise safra taşı ve böbrek kumları olan hastalar için istifadelidir. Karakaya Kaplıcaları romatizma, nefrit, kadın hastalıkları, çocuk felcine şifalıdır. Karakaya İçmesi mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Beypazarı Kaplıca ve İçmeleri de çok faydalıdır.[/color]Kaynak
Rehber Ansiklopedisi
Dünya'nın Yapısı - Dünyanın Katmanları Nelerdir?
Dünya'nın Yapısı
Dünya'nın iç yapısı: bir dış silikat katı kabuk, oldukça viskoz bir astenosfer ve manto, mantodan çok daha az viskoz olan sıvı bir dış çekirdek ve katı bir iç çekirdek olmak üzere küresel kabuklarda katmanlıdır. Dünya'nın iç yapısının bilimsel olarak anlaşılması, topografya ve batimetri gözlemlerine, dışa doğru kaya gözlemlerine, volkanlar veya volkanik aktiviteyle yüzeye getirilen örneklere, Dünya'dan geçen sismik dalgaların analizine, Dünya'nın yerçekimi ve manyetik alanlarına, Dünya'nın derin iç kısmının karakteristiği basınç ve sıcaklıklardaki kristal katılarla deneyler.
Kütlesi
Dünya'nın yerçekimi tarafından uygulanan kuvvet kütlesini hesaplamak için kullanılabilir. Gökbilimciler, yörüngedeki uyduların hareketini gözlemleyerek Dünya'nın kütlesini de hesaplayabilirler. Dünya'nın ortalama yoğunluğu, tarihsel olarak sarkaçları içeren gravimetrik deneylerle belirlenebilir.[1]
Yapısı
Dünya'nın yapısı iki şekilde tanımlanabilir:[2] reoloji gibi mekanik özelliklerle veya kimyasal olarak. Mekanik olarak litosfer, astenosfer, mezosferik manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Kimyasal olarak, Dünya kabuk, üst manto, alt manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Dünya'nın jeolojik bileşen katmanları yüzeyin aşağıdaki derinliklerinde bulunur:[3]
Dünya'nın katmanlanması dolaylı olarak depremlerin yarattığı kırılmış ve yansıtılmış sismik dalgaların yolculuk süresi kullanılarak çıkarılmıştır. Çekirdek, kesme
dalgalarının içinden geçmesine izin vermezken, seyahat hızı (sismik hız) diğer katmanlarda farklıdır. Farklı katmanlar arasındaki sismik hızdaki değişiklikler Snell yasası nedeniyle bir prizmadan geçerken hafif bükülme gibi kırılmaya neden olur. Benzer şekilde, yansımalara sismik hızda büyük bir artış neden olur ve bir aynadan yansıyan ışığa benzer.
Deprem dalgaları ile Dünya'nın iç haritalanması.
Kabuk
Yerkabuğunun derinliği 5-70 kilometre (3.1-43.5 mi)[4] arasındadır ve en dıştaki tabakadır.[5] İnce kısımlar, okyanus havzalarının (5–10 km) altında yatan ve bazalt gibi yoğun (mafik) demir magnezyum silikat magmatik kayalardan oluşan okyanus kabuğudur. Daha kalın kabuk, daha az yoğun olan ve granit gibi (felsik) sodyum potasyum alüminyum silikat kayalarından oluşan kıtasal kabuktur. Kabuğun kayaları iki ana kategoriye ayrılır - sial ve sima (Suess, 1831-1914). Sima'nın Conrad süreksizliğinin (ikinci dereceden süreksizlik) yaklaşık 11 km altında başladığı tahmin edilmektedir. Kabuk ile birlikte en üstteki manto litosferi oluşturur. Kabuk-manto sınırı, fiziksel olarak farklı iki olay olarak ortaya çıkar. Birincisi, en yaygın olarak Mohorovičić süreksizliği veya Moho olarak bilinen sismik hızda bir süreksizlik vardır. Moho'nun nedeninin, plajiyoklaz feldspat (yukarıda) içeren kayalardan feldspat içermeyen kayalara (aşağıda) kaya bileşiminde bir değişiklik olduğu düşünülmektedir. İkincisi, okyanus kabuğunda, kıtasal kabuğa konulmuş ve ofiyolit dizileri olarak korunmuş, ultrasifik kümülatlar ile tektonize harzburgitler arasında kimyasal bir süreksizlik vardır.
Şu anda Dünya'nın kabuğunu oluşturan birçok kaya 100 yıl (1 × 108) yıl önce oluştu; bununla birlikte, bilinen en eski mineral taneleri yaklaşık 4.4 milyar (4.4 × 109) yaşında olup, Dünya'nın en az 4.4 milyar yıldır sağlam bir kabuğa sahip olduğunu göstermektedir.[6]
Dünya'nın iç şematik görünümü. 1. kıta kabuğu - 2. okyanus kabuğu - 3. üst manto - 4. alt manto - 5. dış çekirdek - 6. iç çekirdek - A: Mohorovičić süreksizliği - B: Gutenberg Süreksizliği - C: Lehmann – Bullen süreksizliği.
Manto
Dünya'nın mantosu 2.890 km derinliğe kadar uzanır ve onu dünyanın en kalın tabakası yapar.[7] Manto, geçiş bölgesi ile ayrılan üst ve alt mantoya bölünmüştür.[8][9] Mantonun çekirdek-manto sınırının yanındaki en alt kısmı, D (belirgin dee-double-prime) katmanı olarak bilinir.[10] Mantonun altındaki basınç ≈140 GPa'dır (1,4 Matm).[11] Manto, üstteki kabuğa göre demir ve magnezyum açısından zengin silikat kayalarından oluşur.[12] Katı olmasına rağmen, manto içindeki yüksek sıcaklıklar silikat malzemenin çok uzun zaman aralıklarında akabileceği kadar yumuşak olmasına neden olur.[13] Mantonun konveksiyonu, yüzeyde tektonik plakaların hareketleri ile ifade edilir. Mantoya daha derine inerken yoğun ve artan basınç olduğundan, mantonun alt kısmı üst mantodan daha az akar (mantodaki kimyasal değişiklikler de önemli olabilir). Mantonun viskozitesi, derinliğe bağlı olarak 1021 ila 1024 Pa · s arasında değişmektedir.[14] Buna karşılık, suyun viskozitesi yaklaşık 10−3 Pa · s ve ziftin viskozitesi 107 Pa · s'dir. Plaka tektoniğini yönlendiren ısı kaynağı, gezegenin oluşumundan kalan ilkel ısı ve ayrıca Dünya'nın kabuğundaki ve mantosundaki uranyum, toryum ve potasyumun radyoaktif bozunmasıdır.[15]
Çekirdek
Dünya'nın ortalama yoğunluğu 5.515 g / cm3'tür.[16] Yüzey malzemesinin ortalama yoğunluğu sadece 3.0 g / cm3 olduğu için, Dünya'nın çekirdeğinde daha yoğun malzemelerin bulunduğu sonucuna varmalıyız. Bu sonuç, 1770'lerde yapılan Schiehallion deneyinden beri bilinmektedir. Charles Hutton, 1778 raporunda, Dünya'nın ortalama yoğunluğunun, iç kayaya göre {\ displaystyle {\ tfrac {9} {5}}} {\ tfrac {9} {5}} olması gerektiği sonucuna vardı. Dünya'nın metalik olması gerekir. Hutton bu metalik kısmın Dünya çapının yaklaşık% 65'ini işgal ettiğini tahmin ediyordu. [17] Hutton'un Dünya'nın ortalama yoğunluğuna ilişkin tahmini, 4.5 g / cm3'te hala yaklaşık% 20 çok düşüktü. Henry Cavendish, 1798 burulma dengesi deneyinde, modern değerin% 1'i içinde 5.45 g / cm3 değerinde bir değer buldu.[18] Sismik ölçümler, çekirdeğin iki parçaya ayrıldığını, yarıçapı ≈1,220 km[19] ve bunun ötesinde,43,400 km'lik bir yarıçapa uzanan sıvı bir dış çekirdek olduğunu göstermektedir. Yoğunluklar dış çekirdekte 9.900-12.200 kg / m3 ve iç çekirdekte 12.600-13.000 kg / m3 arasındadır.[20]
İç çekirdek 1936'da Inge Lehmann tarafından keşfedildi ve genellikle esas olarak demir ve bir miktar nikelden oluştuğuna inanılıyor. Bu katman, kesme dalgalarını (enine sismik dalgalar) iletebildiğinden, katı olmalıdır. Deneysel kanıtlar bazen çekirdeğin kristal modellerini eleştirdi.[21] Diğer deneysel çalışmalar yüksek basınç altında tutarsızlık göstermektedir: çekirdek basınçlardaki elmas örs (statik) çalışmaları şok lazer (dinamik) çalışmalarından yaklaşık 2000 K daha düşük erime sıcaklıkları vermektedir.[22][23] Lazer çalışmaları plazma yaratır[23] ve sonuçlar, iç çekirdek koşullarının sınırlandırılmasının, iç çekirdeğin katı mı yoksa katı yoğunluğuna sahip bir plazma mı olduğuna bağlı olacağını düşündürmektedir. Bu aktif bir araştırma alanıdır.
Yaklaşık 4.6 milyar yıl önce Dünya'nın oluşumunun ilk aşamalarında erime, yoğun maddelerin gezegensel farklılaşma (bkz. Demir felaketi) adı verilen bir süreçte merkeze doğru batmasına neden olurken, daha az yoğun malzemeler kabuğa göç ederdi. Bu nedenle çekirdeğin büyük ölçüde demirden (% 80), nikel ve bir veya daha fazla ışık elementinden oluştuğuna inanılırken, kurşun ve uranyum gibi diğer yoğun elementler önemli olmak için çok nadirdir veya daha hafif olana bağlanma eğilimindedir böylece kabukta kalır (felsik maddelere bakınız). Bazıları iç çekirdeğin tek bir demir kristali şeklinde olabileceğini öne sürdü.[24][25]
Laboratuvar koşulları altında bir demir-nikel alaşımı numunesi, 2 elmas ucu (elmas örs hücresi) arasında bir mengene içinde tutup daha sonra yaklaşık 4000 K'ye ısıtılarak corelike basınçlara maruz bırakıldı. Dünya'nın iç çekirdeğinin kuzeyden güneye doğru uzanan dev kristallerden yapıldığı teorisini güçlü bir şekilde destekledi.[26][27]
Sıvı dış çekirdek, iç çekirdeği çevreler ve nikel ile karıştırılmış demir ve eser miktarda daha hafif elementlerden oluştuğuna inanılır.
Son spekülasyonlar çekirdeğin en iç kısmının altın, platin ve diğer siderofil elementlerle zenginleştirildiğini göstermektedir.[28]
Dünya'yı içeren madde, bazı kondrit göktaşları ve Güneş'in dış kısmı ile temel yollarla bağlantılıdır.[29][30] Dünya'nın temelde bir kondrit göktaşı gibi olduğuna inanmak için iyi bir neden var. 1940'tan başlayarak, Francis Birch de dahil olmak üzere bilim adamları, Dünya'yı etkileyen en yaygın göktaşı türü olan sıradan kondritler gibi öncül olarak jeofizik inşa ettiler, ancak en az bol miktarda da olsa, entatit kondritler olarak da göz ardı ettiler. İki göktaşı tipi arasındaki temel fark, son derece sınırlı mevcut oksijen koşulları altında oluşan enstatit kondritlerin Dünya'nın çekirdeğine karşılık gelen alaşım kısmında kısmen veya tamamen mevcut olan bazı normal oksifil elementlere yol açmasıdır.
Dinamo teorisi, dış çekirdekteki konveksiyonun Coriolis etkisi ile birleştiğinde Dünya'nın manyetik alanına yol açtığını öne sürüyor. Katı iç çekirdek, kalıcı bir manyetik alanı tutamayacak kadar sıcaktır (bkz. Curie sıcaklığı), ancak muhtemelen sıvı dış çekirdek tarafından üretilen manyetik alanı stabilize etmek için hareket eder. Dünya'nın dış çekirdeğindeki ortalama manyetik alan gücünün, yüzeydeki manyetik alandan 50 kat daha güçlü olan 25 Gauss (2.5 mT) olduğu tahmin edilmektedir.[31][32]
Son kanıtlar, Dünya'nın iç çekirdeğinin gezegenin geri kalanından biraz daha hızlı dönebileceğini düşündürmektedir;[33] Bununla birlikte, 2011 yılında yapılan daha yeni çalışmalar bu hipotezin sonuçsuz olduğunu bulmuştur. Doğada salınımlı veya kaotik bir sistem olabilen çekirdek için seçenekler kalır. [Alıntı gerekli] Ağustos 2005'te Science dergisinde bir jeofizik ekibi ekibi, tahminlerine göre Dünya'nın iç çekirdeğinin yılda yaklaşık 0.3 ila 0.5 derece döndüğünü açıkladı yüzeyin dönüşüne göre daha hızlıdır.[34][35]
Dünya'nın sıcaklık gradyanı için mevcut bilimsel açıklama, gezegenin ilk oluşumundan kalan ısının, radyoaktif elementlerin bozulmasının ve iç çekirdeğin donmasının bir kombinasyonudur.
Dünyanın Katmanları Nelerdir?
Dünyanın katmanları aşağıdaki gibidir toplam 5 katmandan oluşmaktadır.
Hava küre (Atmosfer)
Su küre (Hidrosfer)
Taş küre (Litosfer)
Ateş küre (Pirosfer)
Ağır küre (Barisfer)
Hava Küre: Gazların karışımından oluşan tabakadır, %78 azot, %21 oksijen, %1 karbondioksit bulunmaktadır. Kalınlığı 45-100 km arasında değişiklik göstermektedir. Her 100m yükselinince
Su Küre: Okyanus, deniz, göl ve nehirlerden oluşmaktadır. Dünyanın 3/4′ü su’dur. Su kürenin kalınlığı 4km’den oluşmaktadır derinliğine göre artabilir düşebilirde. Kuzey ve güney yarım kürede buz vardır.
Taş Küre: Kalınlığı 60km olurken canlılar sadece toprak üzerinde yaşamaktadır. Kayalık ve topraklardan oluşur mineraller ile bitkiler yetişmektedir.
Ateş Küre: Kalındlığı 2,9 bin km den oluşmaktadır. Sıcak taşlar ve volkandan oluşur derecesi 2 bindir. Hamur halinde bulunmaktadır dışarıya çıkan lavlar volkan olarak görülmektedir. Doğal felaketlerin sebeplerinden birisi olabilmektedir.
Ağır Küre: Barisferin ortalama kalınlığı 4000 km dir. Barisferin sıcaklığı yaklaşık 5000 derecedir. Yer çekiminin kaynağıdır demir ve nikel gibi maddelerden oluşmaktadır.
DÜNYANIN KATMANLARI NELERDİR? AYRINTILI VE AÇIKLAMALI BİLGİLER
Dünya üzerinde yaşadığımız katman gibi tamamen katı maddelerden oluşmamıştır.Dünya;gaz katmanı,su katmanı ,yer kabuğu ve çekirdek olmak üzere 5 katmandan oluşur.
Dünyanın katmanları;
1: Gaz katmanı(Atmosfer)
2: Su katmanı(Hidrosfer)
3: Yer kabuğu(Litosfer)
4: Magma katmanı(Pirosfer)
5: Çekirdek katmanı(Barisfer)
GÖZLEMLENEMEYEN KATMANLAR
-ATEŞ KÜRE ( MAĞMA TABAKASI) (MANTO)
Yer kabuğunun hemen altındaki tabakadır. Sıcaklığı çok yüksektir. Erimiş maddeler, sıkışmış gaz ve buharlardan oluşmuştur. Ateş kürenin akışkan bir yapısı vardır ve hareketlidir. Ateş küreyi oluşturan akışkan ve sıcak olan bu erimiş maddeye MAGMA denir. Magma zaman zaman yanardağlardan yeryüzüne çıkar. Magmanın yeryüzüne çıkmış haline LAV denir.
-AĞIR KÜRE (ÇEKİRDEK)
Dünya’nın en iç ve en kalın katmanıdır. En sıcak ve en ağır katman burasıdır. Sıcaklığı çok yüksek olmasına rağmen katı ve katıya yakın haldeki maddelerden oluşmuştur.
ATMOSFER
Atmosfer, Dünya’nın oluşumundan bu yana, çeşitli gazların karışımından oluşan ve gezegenimizi saran, binlerce kilometre kalınlıkta bir gaz kütlesidir. Atmosfer, yerçekimi etkisi ile Dünya’ya bağlı kalır. Yerçekimi dolayısıyla, havanın yeryüzüne yaptığı ağırlık “hava basıncı” olarak tanımlanır. Dünya’yı, Güneş’in zararlı ışınlarından koruduğu gibi, canlılar için yaşamsal önem taşıyan gazları da içermektedir. Atmosfer, Güneş’ten gelen ısıyı tutarak, havanın yeryüzüne yakın kesiminin ısınmasına; dolayısıyla hava koşullarının oluşmasına neden olur. Atmosfer’i oluşturan başlıca gazlar: nitrojen(azot) (% 78), oksijen (% 21), argon (% 0,934), karbondioksit(% 0,033) ve geri kalan (% 0,0033) miktarı ise, neon, helyum, kripton, ksenon, hidrojen, metan gibi gazlardır. Ayrıca, toz tanecikleri ve su buharı da bulunur.
Atmosferi oluşturan gazların; (su buharı ve ozon hariç) yerden 80 km ye kadar, temel özellikleri değişmez. Bu bölge, homosfer olarak adlandırılır. 80 km’nin üzerinde ise, atmosferik gazlar, molekül ağırlıklarına göre ayrışır. Bu tabakaya da, heterosfer denir. Atmosfer’in yoğunluğu, deniz seviyesinde en fazla olup, yükseklere çıkıldıkça azalır. Giderek, gezegenler arası uzayın, boşluk denecek kadar seyrek moleküllü hüviyetini kazanır. Bu nedenle, atmosfer’in üst sınırını, dolayısıyla kalınlığını kesin olarak tespit etmek mümkün değildir. Atmosfer’in, kütlesinin % 97’si, yeryüzünden 29-30 kilometrelik bir yükseklik içinde bulunur. Daha yukarılarda, gaz moleküllerinin yoğunluğu elbette çok azalır.
TROPOSFER
Troposfer, atmosferin en alt tabakasıdır. Kalınlığı, kutuplarda 7 km, ekvatorda 17 km civarındadır. Bu farklılık, havanın kutuplarda, soğuyarak alçalması, ekvatorda ise ısınarak yükselmesinden kaynaklanır. İklim olayları, troposferin genellikle 3-4 km’lik alt katında, meydana gelir. Bunun başlıca sebebi, su buharının, troposferin alt katlarında olmasıdır. Bu tabaka, ısı değişkenliğinin en çok görüldüğü tabakadır. Troposfer, daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısındığından, yerden yükseldikçe her 100 metrede sıcaklık 0,5 °C azalır. Atmosferi oluşturan gazların, % 75’i, su buharının % 99’u, bu katmanda bulunur. Su buharı yoğunlaşması, enlemlere göre değişiklik gösterir ve büyük bölümü tropik enlemlerde yer alır. Su buharı, Güneş enerjisini ve yerden gelen ısı radyasyonunu emerek, sıcaklığın ayarlanmasında önemli rol oynar. Şayet, atmosferdeki bütün su miktarı, yağış olarak yere bir kerede düşseydi, Dünya’nın zemini, 2,5 cm derinliğinde suyla kaplanırdı.
Atmosfer ve yerküre arasındaki enerji alışverişinin, neredeyse tamamı bu katmanda meydana gelir. Ayrıca genel bir ısınma olarak adlandırılabilecek olan, sera etkisi de, atmosferdeki önemli gazlardan biri olan, karbondioksite bağlıdır. Doğal karbondioksit(CO2) döngüsü, yılda 70 milyar tondur. Ayrıca, insanların ürettiği milyarlarca ton CO2 de, buna eklenmektedir. Troposferden sonraki katman, 50 km yüksekliğe kadar yükselen stratosferdir.
STRATOSFER-OZON TABAKASI
Buradaki hava, kuru ve daha az yoğundur. Yeryüzünden gelen ısı etkisi, yükseldikçe azalır. Sonuç olarak, yükseldikçe havanın daha da soğuması gerekirken, stratosfer daha sıcaktır. Troposferin sınırında(ortalama 11km yükseklikte) hava sıcaklığı, yaklaşık -56 °C iken, stratosferin sınırında (ortalama 50 km) 0 °C civarındadır. Demek ki bu katmanda bir enerji kaynağı var. O da, Güneş’ten gelen, morötesi (ultraviyole-UV) ışınlarının, yüksek frekanslı kısmını soğuran ozon tabakası.
Yeryüzündeki hayatı, bu ışınların zararlı etkilerinden koruyan, stratosferde oluşan ve yaklaşık 12 km kalınlığında olan ozon tabakasıdır. Ancak bu tabakada, ortalama 2-3 mm kalınlığında, çok yoğun bir halka vardır ki; adeta Dünya için bir zırh görevi yapmaktadır. Ozon tabakasının, iki önemli işlevi vardır: Birincisi yeryüzündeki temel ısı dengesine yardımcı olmak, ikincisi zararlı UV radyasyonunun yeryüzüne ulaşmasına engel olmak. Ozon, atmosfer içinde, Dünya yüzeyinden 50 km yüksekliğe kadar olan kısımda yayılmış olsa da, stratosferdeki yoğunluğu çok fazladır.
OZONUN DAĞILIMI VE TROPOSFERE ETKİLERİ
Stratosferde, kısa dalga(yüksek frekanslı) mor ötesi ışınlar, oksijeni, ozona dönüştürür. Ozonun, atmosferdeki dağılımı farklıdır. Gazın % 90’ı stratosferde tutulur, geriye kalan % 10 troposferdedir ve bu % 10’un, ancak onda biri, yer yüzeyine yakın bölgelerdedir. Yapılan araştırmalar, son zamanlarda, troposferin yeryüzüne yakın bölgelerinde, ozon miktarı artarken, stratosferdeki ozon tabakasında, azaldığını göstermektedir.
Ozon tabakasındaki incelme, mor ötesi ışınlarının, Dünya’ya ulaşması dışında, troposferi de etkilemektedir. Stratosfer soğurken, troposfer gittikçe ısınmaktadır. Stratosfer, troposferin yalnızca sıcaklığını etkilemekle kalmaz, hava basıncını da etkiler. Çünkü troposferde, ne zaman bir alçak basınç bölgesi oluşsa, stratosferde de, aynı anda yüksek basınç bölgesi oluşur. Yani, alçak basınç bölgesindeki hava yükselince, yarattığı etki, üst katmandaki ters etki ile dengelenir. Tersine, alt katmandaki hava alçalır ve yoğunlaşırsa, yüksek bölgedeki basınç düşer. Troposferden stratosfere geçen parçacık, uzun süre yeryüzüne dönmeden, birkaç yıl orada kalabilir. Örneğin, büyük volkanik patlamalardan oluşan küller, stratosferde korunur ve küresel soğuma işlemine sebep olur.
MEZOSFER
Mezosferde, 50 km’den daha yukarıda, ozon yoğunluğu, birden bire azalır ve üst sınırda (yaklaşık 80 km de) sıcaklık, -93°C’a kadar düşer. Mezosferde rastlanan incecik zar gibi buz tabakaları, bu yükseklikte bile su buharı bulunduğunu gösterir. Daha da yükseğe çıkıldığında, atmosferin yapısının, büsbütün değiştiği gözlenir. Alt katmanlar için fiziksel, orta katmanlar için kimyasal süreçler, tipik özellik arz ederken, üst katmanlarda, tamamen farklı olaylar gelişir.
Mezosferde, hava basıncı ve yoğunluğu, en düşük seviyededir. Mezosfer tabakası, yeryüzünü uzaydan gelen meteorlardan korur. Meteorlar, bu tabakaya girdiklerinde, yanarlar. Bu yükseklikte, nefes alacak oksijen yoktur.
İYONOSFER VE TERMOSFER
Güneş’ten kaynaklanan güçlü enerji yayılımı, molekülleri ayırır. Böylece elektronlar ve iyonlar oluşur. Bu nedenle, 80 km’nin üstündeki bu tabaka; iyonosfer, ya da termosfer, olarak adlandırılır. Termosferde, Güneş’ten gelen elektromanyetik dalgalar, yansıtılır. Bu katmandaki tüm hareketler, Güneş’ten gelen elektrik yüklü parçacıklardan kaynaklanır. Atmosferde, saatteki hızı 1000 km’ye kadar çıkan bu parçacıklar, ışık yayan cisimlere dönüşürler. “Kutup ışığı”, bu şekilde meydana gelir. Ne kadar yükseğe çıkılırsa, Güneş ışınlarının etkisi de, o kadar artar. 600 km yükseklikte, sıcaklık da, yaklaşık 1000°C’dir. Termosferin ötesinde, seyrelme devam eder ve gezegenler arası gazlarla karışır.
HİDROSFER(Su Küresi)
SU DEVRİ DAİMİ
Hayatın kaynağı sudur. İnsan vücudunun % 55-60 sudan oluşmaktadır. Su, bütün yaşam sürecinde, en temel maddedir. Su çevriminin başlama noktası yoktur. Su çevrimini, harekete geçiren Güneş, okyanuslardaki suyu ısıtır, ısınan su, buharlaşır. Yükselen hava akımları, su buharını, atmosfer içinde yukarıya kadar taşır. Orada bulunan daha soğuk hava bulutlar içinde yoğunlaşır. Hava akımları, bulutları dünya çevresinde hareket ettirir. Bulutların içinde, damlaları taşıyan toz zerreleri, bir araya gelerek, büyürler ve yağış olarak gökyüzünden düşerler. Bazı yağışlar, kar olarak Dünya’ya geri döner ve donmuş su kütleleri halinde, binlerce yıl kalabilecek olan buz dağları ve buzullar şeklinde birikebilir.
Ilıman iklimlerde, ilkbahar geldiğinde, çoğu zaman kar örtüleri erir ve eriyen su, erimiş kar olarak, toprak yüzeyinde akışa geçer ve bazen de sellere sebep olur. Yağışın çoğu, okyanuslara, ya da toprağa düşerek, yerçekiminin etkisiyle yüzey akışı olarak akar. Akışın bir kısmı, vadilerdeki nehirlere karışır ve buradan da nehirler vasıtasıyla okyanuslara doğru hareket eder. Yüzey akışları ve yeraltı menşeli kaynaklar, tatlı su olarak, göllerde ve nehirlerde toplanır. Bütün yüzey akışları nehirlere ulaşmaz. Akışın çoğu, sızarak yeraltına geçer. Bu suyun bir kısmı, yüzeye yakın kalır. Yeraltı suyu boşaltımı olarak, tekrar yüzeydeki su kütlelerine ve okyanusa katılır. Bazı yeraltı suları, yer yüzeyinde buldukları açıklıklardan, tatlı su kaynakları olarak tekrar ortaya çıkarlar. Sığ yeraltı suyu, bitki kökleri tarafından alınır ve yaprak yüzeyinden terlemeyle atmosfere geri döner.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Dünya'nın Yapısı
Dünya'nın iç yapısı: bir dış silikat katı kabuk, oldukça viskoz bir astenosfer ve manto, mantodan çok daha az viskoz olan sıvı bir dış çekirdek ve katı bir iç çekirdek olmak üzere küresel kabuklarda katmanlıdır. Dünya'nın iç yapısının bilimsel olarak anlaşılması, topografya ve batimetri gözlemlerine, dışa doğru kaya gözlemlerine, volkanlar veya volkanik aktiviteyle yüzeye getirilen örneklere, Dünya'dan geçen sismik dalgaların analizine, Dünya'nın yerçekimi ve manyetik alanlarına, Dünya'nın derin iç kısmının karakteristiği basınç ve sıcaklıklardaki kristal katılarla deneyler.
Kütlesi
Dünya'nın yerçekimi tarafından uygulanan kuvvet kütlesini hesaplamak için kullanılabilir. Gökbilimciler, yörüngedeki uyduların hareketini gözlemleyerek Dünya'nın kütlesini de hesaplayabilirler. Dünya'nın ortalama yoğunluğu, tarihsel olarak sarkaçları içeren gravimetrik deneylerle belirlenebilir.[1]
Yapısı
Dünya'nın yapısı iki şekilde tanımlanabilir:[2] reoloji gibi mekanik özelliklerle veya kimyasal olarak. Mekanik olarak litosfer, astenosfer, mezosferik manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Kimyasal olarak, Dünya kabuk, üst manto, alt manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Dünya'nın jeolojik bileşen katmanları yüzeyin aşağıdaki derinliklerinde bulunur:[3]
Dünya'nın katmanlanması dolaylı olarak depremlerin yarattığı kırılmış ve yansıtılmış sismik dalgaların yolculuk süresi kullanılarak çıkarılmıştır. Çekirdek, kesme
dalgalarının içinden geçmesine izin vermezken, seyahat hızı (sismik hız) diğer katmanlarda farklıdır. Farklı katmanlar arasındaki sismik hızdaki değişiklikler Snell yasası nedeniyle bir prizmadan geçerken hafif bükülme gibi kırılmaya neden olur. Benzer şekilde, yansımalara sismik hızda büyük bir artış neden olur ve bir aynadan yansıyan ışığa benzer.
Deprem dalgaları ile Dünya'nın iç haritalanması.
Kabuk
Yerkabuğunun derinliği 5-70 kilometre (3.1-43.5 mi)[4] arasındadır ve en dıştaki tabakadır.[5] İnce kısımlar, okyanus havzalarının (5–10 km) altında yatan ve bazalt gibi yoğun (mafik) demir magnezyum silikat magmatik kayalardan oluşan okyanus kabuğudur. Daha kalın kabuk, daha az yoğun olan ve granit gibi (felsik) sodyum potasyum alüminyum silikat kayalarından oluşan kıtasal kabuktur. Kabuğun kayaları iki ana kategoriye ayrılır - sial ve sima (Suess, 1831-1914). Sima'nın Conrad süreksizliğinin (ikinci dereceden süreksizlik) yaklaşık 11 km altında başladığı tahmin edilmektedir. Kabuk ile birlikte en üstteki manto litosferi oluşturur. Kabuk-manto sınırı, fiziksel olarak farklı iki olay olarak ortaya çıkar. Birincisi, en yaygın olarak Mohorovičić süreksizliği veya Moho olarak bilinen sismik hızda bir süreksizlik vardır. Moho'nun nedeninin, plajiyoklaz feldspat (yukarıda) içeren kayalardan feldspat içermeyen kayalara (aşağıda) kaya bileşiminde bir değişiklik olduğu düşünülmektedir. İkincisi, okyanus kabuğunda, kıtasal kabuğa konulmuş ve ofiyolit dizileri olarak korunmuş, ultrasifik kümülatlar ile tektonize harzburgitler arasında kimyasal bir süreksizlik vardır.
Şu anda Dünya'nın kabuğunu oluşturan birçok kaya 100 yıl (1 × 108) yıl önce oluştu; bununla birlikte, bilinen en eski mineral taneleri yaklaşık 4.4 milyar (4.4 × 109) yaşında olup, Dünya'nın en az 4.4 milyar yıldır sağlam bir kabuğa sahip olduğunu göstermektedir.[6]
Dünya'nın iç şematik görünümü. 1. kıta kabuğu - 2. okyanus kabuğu - 3. üst manto - 4. alt manto - 5. dış çekirdek - 6. iç çekirdek - A: Mohorovičić süreksizliği - B: Gutenberg Süreksizliği - C: Lehmann – Bullen süreksizliği.
Manto
Dünya'nın mantosu 2.890 km derinliğe kadar uzanır ve onu dünyanın en kalın tabakası yapar.[7] Manto, geçiş bölgesi ile ayrılan üst ve alt mantoya bölünmüştür.[8][9] Mantonun çekirdek-manto sınırının yanındaki en alt kısmı, D (belirgin dee-double-prime) katmanı olarak bilinir.[10] Mantonun altındaki basınç ≈140 GPa'dır (1,4 Matm).[11] Manto, üstteki kabuğa göre demir ve magnezyum açısından zengin silikat kayalarından oluşur.[12] Katı olmasına rağmen, manto içindeki yüksek sıcaklıklar silikat malzemenin çok uzun zaman aralıklarında akabileceği kadar yumuşak olmasına neden olur.[13] Mantonun konveksiyonu, yüzeyde tektonik plakaların hareketleri ile ifade edilir. Mantoya daha derine inerken yoğun ve artan basınç olduğundan, mantonun alt kısmı üst mantodan daha az akar (mantodaki kimyasal değişiklikler de önemli olabilir). Mantonun viskozitesi, derinliğe bağlı olarak 1021 ila 1024 Pa · s arasında değişmektedir.[14] Buna karşılık, suyun viskozitesi yaklaşık 10−3 Pa · s ve ziftin viskozitesi 107 Pa · s'dir. Plaka tektoniğini yönlendiren ısı kaynağı, gezegenin oluşumundan kalan ilkel ısı ve ayrıca Dünya'nın kabuğundaki ve mantosundaki uranyum, toryum ve potasyumun radyoaktif bozunmasıdır.[15]
Çekirdek
Dünya'nın ortalama yoğunluğu 5.515 g / cm3'tür.[16] Yüzey malzemesinin ortalama yoğunluğu sadece 3.0 g / cm3 olduğu için, Dünya'nın çekirdeğinde daha yoğun malzemelerin bulunduğu sonucuna varmalıyız. Bu sonuç, 1770'lerde yapılan Schiehallion deneyinden beri bilinmektedir. Charles Hutton, 1778 raporunda, Dünya'nın ortalama yoğunluğunun, iç kayaya göre {\ displaystyle {\ tfrac {9} {5}}} {\ tfrac {9} {5}} olması gerektiği sonucuna vardı. Dünya'nın metalik olması gerekir. Hutton bu metalik kısmın Dünya çapının yaklaşık% 65'ini işgal ettiğini tahmin ediyordu. [17] Hutton'un Dünya'nın ortalama yoğunluğuna ilişkin tahmini, 4.5 g / cm3'te hala yaklaşık% 20 çok düşüktü. Henry Cavendish, 1798 burulma dengesi deneyinde, modern değerin% 1'i içinde 5.45 g / cm3 değerinde bir değer buldu.[18] Sismik ölçümler, çekirdeğin iki parçaya ayrıldığını, yarıçapı ≈1,220 km[19] ve bunun ötesinde,43,400 km'lik bir yarıçapa uzanan sıvı bir dış çekirdek olduğunu göstermektedir. Yoğunluklar dış çekirdekte 9.900-12.200 kg / m3 ve iç çekirdekte 12.600-13.000 kg / m3 arasındadır.[20]
İç çekirdek 1936'da Inge Lehmann tarafından keşfedildi ve genellikle esas olarak demir ve bir miktar nikelden oluştuğuna inanılıyor. Bu katman, kesme dalgalarını (enine sismik dalgalar) iletebildiğinden, katı olmalıdır. Deneysel kanıtlar bazen çekirdeğin kristal modellerini eleştirdi.[21] Diğer deneysel çalışmalar yüksek basınç altında tutarsızlık göstermektedir: çekirdek basınçlardaki elmas örs (statik) çalışmaları şok lazer (dinamik) çalışmalarından yaklaşık 2000 K daha düşük erime sıcaklıkları vermektedir.[22][23] Lazer çalışmaları plazma yaratır[23] ve sonuçlar, iç çekirdek koşullarının sınırlandırılmasının, iç çekirdeğin katı mı yoksa katı yoğunluğuna sahip bir plazma mı olduğuna bağlı olacağını düşündürmektedir. Bu aktif bir araştırma alanıdır.
Yaklaşık 4.6 milyar yıl önce Dünya'nın oluşumunun ilk aşamalarında erime, yoğun maddelerin gezegensel farklılaşma (bkz. Demir felaketi) adı verilen bir süreçte merkeze doğru batmasına neden olurken, daha az yoğun malzemeler kabuğa göç ederdi. Bu nedenle çekirdeğin büyük ölçüde demirden (% 80), nikel ve bir veya daha fazla ışık elementinden oluştuğuna inanılırken, kurşun ve uranyum gibi diğer yoğun elementler önemli olmak için çok nadirdir veya daha hafif olana bağlanma eğilimindedir böylece kabukta kalır (felsik maddelere bakınız). Bazıları iç çekirdeğin tek bir demir kristali şeklinde olabileceğini öne sürdü.[24][25]
Laboratuvar koşulları altında bir demir-nikel alaşımı numunesi, 2 elmas ucu (elmas örs hücresi) arasında bir mengene içinde tutup daha sonra yaklaşık 4000 K'ye ısıtılarak corelike basınçlara maruz bırakıldı. Dünya'nın iç çekirdeğinin kuzeyden güneye doğru uzanan dev kristallerden yapıldığı teorisini güçlü bir şekilde destekledi.[26][27]
Sıvı dış çekirdek, iç çekirdeği çevreler ve nikel ile karıştırılmış demir ve eser miktarda daha hafif elementlerden oluştuğuna inanılır.
Son spekülasyonlar çekirdeğin en iç kısmının altın, platin ve diğer siderofil elementlerle zenginleştirildiğini göstermektedir.[28]
Dünya'yı içeren madde, bazı kondrit göktaşları ve Güneş'in dış kısmı ile temel yollarla bağlantılıdır.[29][30] Dünya'nın temelde bir kondrit göktaşı gibi olduğuna inanmak için iyi bir neden var. 1940'tan başlayarak, Francis Birch de dahil olmak üzere bilim adamları, Dünya'yı etkileyen en yaygın göktaşı türü olan sıradan kondritler gibi öncül olarak jeofizik inşa ettiler, ancak en az bol miktarda da olsa, entatit kondritler olarak da göz ardı ettiler. İki göktaşı tipi arasındaki temel fark, son derece sınırlı mevcut oksijen koşulları altında oluşan enstatit kondritlerin Dünya'nın çekirdeğine karşılık gelen alaşım kısmında kısmen veya tamamen mevcut olan bazı normal oksifil elementlere yol açmasıdır.
Dinamo teorisi, dış çekirdekteki konveksiyonun Coriolis etkisi ile birleştiğinde Dünya'nın manyetik alanına yol açtığını öne sürüyor. Katı iç çekirdek, kalıcı bir manyetik alanı tutamayacak kadar sıcaktır (bkz. Curie sıcaklığı), ancak muhtemelen sıvı dış çekirdek tarafından üretilen manyetik alanı stabilize etmek için hareket eder. Dünya'nın dış çekirdeğindeki ortalama manyetik alan gücünün, yüzeydeki manyetik alandan 50 kat daha güçlü olan 25 Gauss (2.5 mT) olduğu tahmin edilmektedir.[31][32]
Son kanıtlar, Dünya'nın iç çekirdeğinin gezegenin geri kalanından biraz daha hızlı dönebileceğini düşündürmektedir;[33] Bununla birlikte, 2011 yılında yapılan daha yeni çalışmalar bu hipotezin sonuçsuz olduğunu bulmuştur. Doğada salınımlı veya kaotik bir sistem olabilen çekirdek için seçenekler kalır. [Alıntı gerekli] Ağustos 2005'te Science dergisinde bir jeofizik ekibi ekibi, tahminlerine göre Dünya'nın iç çekirdeğinin yılda yaklaşık 0.3 ila 0.5 derece döndüğünü açıkladı yüzeyin dönüşüne göre daha hızlıdır.[34][35]
Dünya'nın sıcaklık gradyanı için mevcut bilimsel açıklama, gezegenin ilk oluşumundan kalan ısının, radyoaktif elementlerin bozulmasının ve iç çekirdeğin donmasının bir kombinasyonudur.
Dünyanın Katmanları Nelerdir?
Dünyanın katmanları aşağıdaki gibidir toplam 5 katmandan oluşmaktadır.
Hava küre (Atmosfer)
Su küre (Hidrosfer)
Taş küre (Litosfer)
Ateş küre (Pirosfer)
Ağır küre (Barisfer)
Hava Küre: Gazların karışımından oluşan tabakadır, %78 azot, %21 oksijen, %1 karbondioksit bulunmaktadır. Kalınlığı 45-100 km arasında değişiklik göstermektedir. Her 100m yükselinince
Su Küre: Okyanus, deniz, göl ve nehirlerden oluşmaktadır. Dünyanın 3/4′ü su’dur. Su kürenin kalınlığı 4km’den oluşmaktadır derinliğine göre artabilir düşebilirde. Kuzey ve güney yarım kürede buz vardır.
Taş Küre: Kalınlığı 60km olurken canlılar sadece toprak üzerinde yaşamaktadır. Kayalık ve topraklardan oluşur mineraller ile bitkiler yetişmektedir.
Ateş Küre: Kalındlığı 2,9 bin km den oluşmaktadır. Sıcak taşlar ve volkandan oluşur derecesi 2 bindir. Hamur halinde bulunmaktadır dışarıya çıkan lavlar volkan olarak görülmektedir. Doğal felaketlerin sebeplerinden birisi olabilmektedir.
Ağır Küre: Barisferin ortalama kalınlığı 4000 km dir. Barisferin sıcaklığı yaklaşık 5000 derecedir. Yer çekiminin kaynağıdır demir ve nikel gibi maddelerden oluşmaktadır.
DÜNYANIN KATMANLARI NELERDİR? AYRINTILI VE AÇIKLAMALI BİLGİLER
Dünya üzerinde yaşadığımız katman gibi tamamen katı maddelerden oluşmamıştır.Dünya;gaz katmanı,su katmanı ,yer kabuğu ve çekirdek olmak üzere 5 katmandan oluşur.
Dünyanın katmanları;
1: Gaz katmanı(Atmosfer)
2: Su katmanı(Hidrosfer)
3: Yer kabuğu(Litosfer)
4: Magma katmanı(Pirosfer)
5: Çekirdek katmanı(Barisfer)
GÖZLEMLENEMEYEN KATMANLAR
-ATEŞ KÜRE ( MAĞMA TABAKASI) (MANTO)
Yer kabuğunun hemen altındaki tabakadır. Sıcaklığı çok yüksektir. Erimiş maddeler, sıkışmış gaz ve buharlardan oluşmuştur. Ateş kürenin akışkan bir yapısı vardır ve hareketlidir. Ateş küreyi oluşturan akışkan ve sıcak olan bu erimiş maddeye MAGMA denir. Magma zaman zaman yanardağlardan yeryüzüne çıkar. Magmanın yeryüzüne çıkmış haline LAV denir.
-AĞIR KÜRE (ÇEKİRDEK)
Dünya’nın en iç ve en kalın katmanıdır. En sıcak ve en ağır katman burasıdır. Sıcaklığı çok yüksek olmasına rağmen katı ve katıya yakın haldeki maddelerden oluşmuştur.
ATMOSFER
Atmosfer, Dünya’nın oluşumundan bu yana, çeşitli gazların karışımından oluşan ve gezegenimizi saran, binlerce kilometre kalınlıkta bir gaz kütlesidir. Atmosfer, yerçekimi etkisi ile Dünya’ya bağlı kalır. Yerçekimi dolayısıyla, havanın yeryüzüne yaptığı ağırlık “hava basıncı” olarak tanımlanır. Dünya’yı, Güneş’in zararlı ışınlarından koruduğu gibi, canlılar için yaşamsal önem taşıyan gazları da içermektedir. Atmosfer, Güneş’ten gelen ısıyı tutarak, havanın yeryüzüne yakın kesiminin ısınmasına; dolayısıyla hava koşullarının oluşmasına neden olur. Atmosfer’i oluşturan başlıca gazlar: nitrojen(azot) (% 78), oksijen (% 21), argon (% 0,934), karbondioksit(% 0,033) ve geri kalan (% 0,0033) miktarı ise, neon, helyum, kripton, ksenon, hidrojen, metan gibi gazlardır. Ayrıca, toz tanecikleri ve su buharı da bulunur.
Atmosferi oluşturan gazların; (su buharı ve ozon hariç) yerden 80 km ye kadar, temel özellikleri değişmez. Bu bölge, homosfer olarak adlandırılır. 80 km’nin üzerinde ise, atmosferik gazlar, molekül ağırlıklarına göre ayrışır. Bu tabakaya da, heterosfer denir. Atmosfer’in yoğunluğu, deniz seviyesinde en fazla olup, yükseklere çıkıldıkça azalır. Giderek, gezegenler arası uzayın, boşluk denecek kadar seyrek moleküllü hüviyetini kazanır. Bu nedenle, atmosfer’in üst sınırını, dolayısıyla kalınlığını kesin olarak tespit etmek mümkün değildir. Atmosfer’in, kütlesinin % 97’si, yeryüzünden 29-30 kilometrelik bir yükseklik içinde bulunur. Daha yukarılarda, gaz moleküllerinin yoğunluğu elbette çok azalır.
TROPOSFER
Troposfer, atmosferin en alt tabakasıdır. Kalınlığı, kutuplarda 7 km, ekvatorda 17 km civarındadır. Bu farklılık, havanın kutuplarda, soğuyarak alçalması, ekvatorda ise ısınarak yükselmesinden kaynaklanır. İklim olayları, troposferin genellikle 3-4 km’lik alt katında, meydana gelir. Bunun başlıca sebebi, su buharının, troposferin alt katlarında olmasıdır. Bu tabaka, ısı değişkenliğinin en çok görüldüğü tabakadır. Troposfer, daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısındığından, yerden yükseldikçe her 100 metrede sıcaklık 0,5 °C azalır. Atmosferi oluşturan gazların, % 75’i, su buharının % 99’u, bu katmanda bulunur. Su buharı yoğunlaşması, enlemlere göre değişiklik gösterir ve büyük bölümü tropik enlemlerde yer alır. Su buharı, Güneş enerjisini ve yerden gelen ısı radyasyonunu emerek, sıcaklığın ayarlanmasında önemli rol oynar. Şayet, atmosferdeki bütün su miktarı, yağış olarak yere bir kerede düşseydi, Dünya’nın zemini, 2,5 cm derinliğinde suyla kaplanırdı.
Atmosfer ve yerküre arasındaki enerji alışverişinin, neredeyse tamamı bu katmanda meydana gelir. Ayrıca genel bir ısınma olarak adlandırılabilecek olan, sera etkisi de, atmosferdeki önemli gazlardan biri olan, karbondioksite bağlıdır. Doğal karbondioksit(CO2) döngüsü, yılda 70 milyar tondur. Ayrıca, insanların ürettiği milyarlarca ton CO2 de, buna eklenmektedir. Troposferden sonraki katman, 50 km yüksekliğe kadar yükselen stratosferdir.
STRATOSFER-OZON TABAKASI
Buradaki hava, kuru ve daha az yoğundur. Yeryüzünden gelen ısı etkisi, yükseldikçe azalır. Sonuç olarak, yükseldikçe havanın daha da soğuması gerekirken, stratosfer daha sıcaktır. Troposferin sınırında(ortalama 11km yükseklikte) hava sıcaklığı, yaklaşık -56 °C iken, stratosferin sınırında (ortalama 50 km) 0 °C civarındadır. Demek ki bu katmanda bir enerji kaynağı var. O da, Güneş’ten gelen, morötesi (ultraviyole-UV) ışınlarının, yüksek frekanslı kısmını soğuran ozon tabakası.
Yeryüzündeki hayatı, bu ışınların zararlı etkilerinden koruyan, stratosferde oluşan ve yaklaşık 12 km kalınlığında olan ozon tabakasıdır. Ancak bu tabakada, ortalama 2-3 mm kalınlığında, çok yoğun bir halka vardır ki; adeta Dünya için bir zırh görevi yapmaktadır. Ozon tabakasının, iki önemli işlevi vardır: Birincisi yeryüzündeki temel ısı dengesine yardımcı olmak, ikincisi zararlı UV radyasyonunun yeryüzüne ulaşmasına engel olmak. Ozon, atmosfer içinde, Dünya yüzeyinden 50 km yüksekliğe kadar olan kısımda yayılmış olsa da, stratosferdeki yoğunluğu çok fazladır.
OZONUN DAĞILIMI VE TROPOSFERE ETKİLERİ
Stratosferde, kısa dalga(yüksek frekanslı) mor ötesi ışınlar, oksijeni, ozona dönüştürür. Ozonun, atmosferdeki dağılımı farklıdır. Gazın % 90’ı stratosferde tutulur, geriye kalan % 10 troposferdedir ve bu % 10’un, ancak onda biri, yer yüzeyine yakın bölgelerdedir. Yapılan araştırmalar, son zamanlarda, troposferin yeryüzüne yakın bölgelerinde, ozon miktarı artarken, stratosferdeki ozon tabakasında, azaldığını göstermektedir.
Ozon tabakasındaki incelme, mor ötesi ışınlarının, Dünya’ya ulaşması dışında, troposferi de etkilemektedir. Stratosfer soğurken, troposfer gittikçe ısınmaktadır. Stratosfer, troposferin yalnızca sıcaklığını etkilemekle kalmaz, hava basıncını da etkiler. Çünkü troposferde, ne zaman bir alçak basınç bölgesi oluşsa, stratosferde de, aynı anda yüksek basınç bölgesi oluşur. Yani, alçak basınç bölgesindeki hava yükselince, yarattığı etki, üst katmandaki ters etki ile dengelenir. Tersine, alt katmandaki hava alçalır ve yoğunlaşırsa, yüksek bölgedeki basınç düşer. Troposferden stratosfere geçen parçacık, uzun süre yeryüzüne dönmeden, birkaç yıl orada kalabilir. Örneğin, büyük volkanik patlamalardan oluşan küller, stratosferde korunur ve küresel soğuma işlemine sebep olur.
MEZOSFER
Mezosferde, 50 km’den daha yukarıda, ozon yoğunluğu, birden bire azalır ve üst sınırda (yaklaşık 80 km de) sıcaklık, -93°C’a kadar düşer. Mezosferde rastlanan incecik zar gibi buz tabakaları, bu yükseklikte bile su buharı bulunduğunu gösterir. Daha da yükseğe çıkıldığında, atmosferin yapısının, büsbütün değiştiği gözlenir. Alt katmanlar için fiziksel, orta katmanlar için kimyasal süreçler, tipik özellik arz ederken, üst katmanlarda, tamamen farklı olaylar gelişir.
Mezosferde, hava basıncı ve yoğunluğu, en düşük seviyededir. Mezosfer tabakası, yeryüzünü uzaydan gelen meteorlardan korur. Meteorlar, bu tabakaya girdiklerinde, yanarlar. Bu yükseklikte, nefes alacak oksijen yoktur.
İYONOSFER VE TERMOSFER
Güneş’ten kaynaklanan güçlü enerji yayılımı, molekülleri ayırır. Böylece elektronlar ve iyonlar oluşur. Bu nedenle, 80 km’nin üstündeki bu tabaka; iyonosfer, ya da termosfer, olarak adlandırılır. Termosferde, Güneş’ten gelen elektromanyetik dalgalar, yansıtılır. Bu katmandaki tüm hareketler, Güneş’ten gelen elektrik yüklü parçacıklardan kaynaklanır. Atmosferde, saatteki hızı 1000 km’ye kadar çıkan bu parçacıklar, ışık yayan cisimlere dönüşürler. “Kutup ışığı”, bu şekilde meydana gelir. Ne kadar yükseğe çıkılırsa, Güneş ışınlarının etkisi de, o kadar artar. 600 km yükseklikte, sıcaklık da, yaklaşık 1000°C’dir. Termosferin ötesinde, seyrelme devam eder ve gezegenler arası gazlarla karışır.
HİDROSFER(Su Küresi)
SU DEVRİ DAİMİ
Hayatın kaynağı sudur. İnsan vücudunun % 55-60 sudan oluşmaktadır. Su, bütün yaşam sürecinde, en temel maddedir. Su çevriminin başlama noktası yoktur. Su çevrimini, harekete geçiren Güneş, okyanuslardaki suyu ısıtır, ısınan su, buharlaşır. Yükselen hava akımları, su buharını, atmosfer içinde yukarıya kadar taşır. Orada bulunan daha soğuk hava bulutlar içinde yoğunlaşır. Hava akımları, bulutları dünya çevresinde hareket ettirir. Bulutların içinde, damlaları taşıyan toz zerreleri, bir araya gelerek, büyürler ve yağış olarak gökyüzünden düşerler. Bazı yağışlar, kar olarak Dünya’ya geri döner ve donmuş su kütleleri halinde, binlerce yıl kalabilecek olan buz dağları ve buzullar şeklinde birikebilir.
Ilıman iklimlerde, ilkbahar geldiğinde, çoğu zaman kar örtüleri erir ve eriyen su, erimiş kar olarak, toprak yüzeyinde akışa geçer ve bazen de sellere sebep olur. Yağışın çoğu, okyanuslara, ya da toprağa düşerek, yerçekiminin etkisiyle yüzey akışı olarak akar. Akışın bir kısmı, vadilerdeki nehirlere karışır ve buradan da nehirler vasıtasıyla okyanuslara doğru hareket eder. Yüzey akışları ve yeraltı menşeli kaynaklar, tatlı su olarak, göllerde ve nehirlerde toplanır. Bütün yüzey akışları nehirlere ulaşmaz. Akışın çoğu, sızarak yeraltına geçer. Bu suyun bir kısmı, yüzeye yakın kalır. Yeraltı suyu boşaltımı olarak, tekrar yüzeydeki su kütlelerine ve okyanusa katılır. Bazı yeraltı suları, yer yüzeyinde buldukları açıklıklardan, tatlı su kaynakları olarak tekrar ortaya çıkarlar. Sığ yeraltı suyu, bitki kökleri tarafından alınır ve yaprak yüzeyinden terlemeyle atmosfere geri döner.
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Mevsimine Göre Gündüzlerin veya Gecenin Uzaması Veya Kısalmas için
Sonbaharda gündüzlerin kisalmasi ve gecelerin uzamasi lazim ve bunun için yine kainati semayi yönetip
bunu yapmak lazimdir dedik ve ögrettikki bu nasil yapilir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da Zikri bilen, ve bazi Zikir edenlerin, başka bir türlü zikiridir.
Sadakallahul Aziym HUD Suresi 114. ayet
Karanlik ve geceyi ileri kaktirmak, ve gecelerin uzamasini saglamak veya gündüz veya aydinligi ileri kakdirmak, ve gündüzlerin uzamasini saglamak, hakkindaki bizzat yaşanmiş bir hadis ve hadisemiz için yapilan bir zikir ve ilim, ve erbabina münhasirdir sadece, bu hediyem.
ve bunun için sadece tarikimiza mensup olanlardan bu dereceya cikmiş sofilerim, günler dönünce yani 21 hazirandan sonra, iki güne bir, veya haftada bir, onlara ilham ile bildirilince, günlerden sonbahar ve gecelerin uzamasi için, sabah namazlarini en son vaktinden kilmaya başlarki, işde sabah namazi ile, karanligi itip güne dayar, ve güneşin dogdugu vakit olan işrak vaktini ittirip kakdirmiş olur, yani sadece bizim tarikimiza münhasiran, ve belli vakitlerde uygulanmasi gereken bir kuraldir. yani ne diyor ayette tarafeyn diyor, yani iki sinirda da diyor, yani sinir ne, sabah namazinin son vakti gecenin siniri, ve eger gecenin sinirini biraz acarsak daha ileri gitmiş olmazmi, yine eger günler uzayacaksa, o zaman 21 aralikdan itibaren, bir kac günde bir, veya haftda bir, bu sefer tarafeynin akşam tarafi olan akşam namazina varanyer olan ikindi namazi son vakte birakilirki, gündüz geceyi ve akşami ileri kakdirsin. peki bunun delili nerde, bizim yapavcagimiza dair bir delil varmi derseniz, evet var, o da var, yine zikiri raşidi evradindaki bir zikir olan, bize münhasir bir hikmettirki bu
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.
Meali :
Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.
21 Aralik ikinci gün dönümü vaktini geride birakdik, ve artik gecelerin uzamasi bitti, zulum ve karanligin galip gelme vakti bitti, ve artik gün döndü ve geceler artik 30 saniye, 1 dakika, iki dakika gibi, biraz biraz kisalmasi lazim, ve gündüzlerinde ayni oranda uzamasi ve aydinlik ve iyiligin artik galip gelme vakti. kücük galibiyletlerle başlayip, bu taa 21 hazirandaki tam galibiyet vakti, yani batmayan güneşlere ulaşincaya kadar devam edecek. ve o yüzden işde yolumuzda kardelen var artik, ve kardeleni alip cemrelere dogru yelken acacagiz, navinize önce kardelen yazin, sonra birinci cemre yani havaya düşen 1. cemile, sonra ordan sonra, 21 mart bahar yazin artik. ve bunun olmasi ve gündüzlerin uzmasi için işde, o yukardaki ayette buyrulduki, artik namazini günün iki vaktine yay, bunlar hangi vakitler : işde sabah namazini ilk vakitte kilki taa seher vaktini biraz daha yukari itebilsin, ve tarafeyn diyor, yani iki tarafdaki sinirda, ve ikindiyi ise, son vaktinde kilki, ikindi akşami geceyi ileri itsin, ve kakdirip sürüp birazda daha yukari cikartsin, ve gündüz uzayabilsin. ve artik kücük kücük sevap kazandiran ameller ara kendine, ve iyilikller bul, onlar ile yavaş yavaş sevaplarini cogalt, ve sevap testini doldurmaya calişki, ve hatalarindanda artik övbe et, ve artik ve cemrelerdende gecip bahara varinca, artik vicdanin seni öyle rahatsiz etsinki, günahlarina aglayabilesin,ve o gözyaşlarin, senin ve benim kainatimda bahar yagmuruna dönsün, ey kardelen yönümü sana tuttum, hazir ol, sana geliyorum artik deyip, gercek kardelen olan senenin ilk meyvasi isa ve mehdi bebesi vakti, biz isa yi 1 ocakada dogdu biliriz, oysa Hirisitiyanlarin Weihnachten yani Merry Christmas vakti, işde bu gece ve yarin, yani Hz Meryemin isa yi dogurdugu günler, ve isa nin gözlerinii dünyaya actigi ilk iki gün, ve araligin 24 ünün gecesi ve 25 in sabahi ve 26 sini isanin dogumu diye inanip öyle iman ederler ve yilbaşi tatilleri de o dur, dini bayramlaridir, yani bizim mevlüt kandilimiz gibi, onlarin peygamberi olan isa nin mevlüt kandiliidlir işde o yilbaşi tatili ve "Merry Christmas" ey isaviler! mevlüt kandiliniz mübarek olsun, hoşgeldin ey mehdi, iyiki geldin hoşgeldin dünyamiza, ey isa iyiki geldin, bizlere işik oldun, ALLAJH ONLARIN bereketini artirisin inşallah, selam ve dua ile bütün hiristiyan aleminin ve hatta müslüman aleminin ve diger Allah a inanan dinlerin de bayrami olan bu Weihnachten bayrami ve Hz. isanin mevlüt kandilini yani, kandilinizi tebrik ederim "Frohe Weihnachten & frohes Fest" dilerim.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.
Meali :
Biz insana dogru yolu gösterdik, ve onu seciminde serbest birakdik, ve isterse iman edip aydinligi ve hidayeti secer, isterse kafir olup karanligi ve zulumeti secer.
(Sadakallahul Aziym İNSAN (DEHR) Suresi 3. ayet)
ve bizler şimdi, yani kuzey kutbundakilerde biz, aydinliga bahara ve yaza dogru yol alirken, oysaki güney kutbu ise, tam ziddi olan yazdan gecdi ve sonbahar ve kişa dogru yol aliyorlar, onlarda gece ve karanlik ve zuluimet uzayacak, bizde ise, gündüz uzayacak, o zaman kimler bu yukarda yazdigimiz kurali yapacak, kuzey yarim kürede olanlar, yoksa güney yarim küredekilerde yaparsa, işler karişir, ve kaos olur, yani güney kutbu ise, ne yapacak? o muhammedin dedigi hadisde gecen, sabah namazini son vaktine geciktirin dedigi gibi davranacak, sabah namazini gec kilcakki artik, ve yine akşam namaziniida ilk vaktinde kilcakki gündüzü ileri itsin, yani onlar işde batmayan güneş vaktini geride birakdilar, onalarda 21 Aralik batmayan güneş vakti idi, bizde batmayan güneş ise 21 hazirandaydi, yani iki ayri kural, iki ayri grup, iki ayri ahlak, ve tarafeyn hikmeti, yani yanliş yapmayin, bölgenize göre, yani lokasyona uygun davranin.
ALİ İMRAN-27 ayet
Sonbaharda gündüzlerin kisalmasi ve gecelerin uzamasi lazim ve bunun için yine kainati semayi yönetip
bunu yapmak lazimdir dedik ve ögrettikki bu nasil yapilir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da Zikri bilen, ve bazi Zikir edenlerin, başka bir türlü zikiridir.
Sadakallahul Aziym HUD Suresi 114. ayet
Karanlik ve geceyi ileri kaktirmak, ve gecelerin uzamasini saglamak veya gündüz veya aydinligi ileri kakdirmak, ve gündüzlerin uzamasini saglamak, hakkindaki bizzat yaşanmiş bir hadis ve hadisemiz için yapilan bir zikir ve ilim, ve erbabina münhasirdir sadece, bu hediyem.
ve bunun için sadece tarikimiza mensup olanlardan bu dereceya cikmiş sofilerim, günler dönünce yani 21 hazirandan sonra, iki güne bir, veya haftada bir, onlara ilham ile bildirilince, günlerden sonbahar ve gecelerin uzamasi için, sabah namazlarini en son vaktinden kilmaya başlarki, işde sabah namazi ile, karanligi itip güne dayar, ve güneşin dogdugu vakit olan işrak vaktini ittirip kakdirmiş olur, yani sadece bizim tarikimiza münhasiran, ve belli vakitlerde uygulanmasi gereken bir kuraldir. yani ne diyor ayette tarafeyn diyor, yani iki sinirda da diyor, yani sinir ne, sabah namazinin son vakti gecenin siniri, ve eger gecenin sinirini biraz acarsak daha ileri gitmiş olmazmi, yine eger günler uzayacaksa, o zaman 21 aralikdan itibaren, bir kac günde bir, veya haftda bir, bu sefer tarafeynin akşam tarafi olan akşam namazina varanyer olan ikindi namazi son vakte birakilirki, gündüz geceyi ve akşami ileri kakdirsin. peki bunun delili nerde, bizim yapavcagimiza dair bir delil varmi derseniz, evet var, o da var, yine zikiri raşidi evradindaki bir zikir olan, bize münhasir bir hikmettirki bu
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.
Meali :
Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.
21 Aralik ikinci gün dönümü vaktini geride birakdik, ve artik gecelerin uzamasi bitti, zulum ve karanligin galip gelme vakti bitti, ve artik gün döndü ve geceler artik 30 saniye, 1 dakika, iki dakika gibi, biraz biraz kisalmasi lazim, ve gündüzlerinde ayni oranda uzamasi ve aydinlik ve iyiligin artik galip gelme vakti. kücük galibiyletlerle başlayip, bu taa 21 hazirandaki tam galibiyet vakti, yani batmayan güneşlere ulaşincaya kadar devam edecek. ve o yüzden işde yolumuzda kardelen var artik, ve kardeleni alip cemrelere dogru yelken acacagiz, navinize önce kardelen yazin, sonra birinci cemre yani havaya düşen 1. cemile, sonra ordan sonra, 21 mart bahar yazin artik. ve bunun olmasi ve gündüzlerin uzmasi için işde, o yukardaki ayette buyrulduki, artik namazini günün iki vaktine yay, bunlar hangi vakitler : işde sabah namazini ilk vakitte kilki taa seher vaktini biraz daha yukari itebilsin, ve tarafeyn diyor, yani iki tarafdaki sinirda, ve ikindiyi ise, son vaktinde kilki, ikindi akşami geceyi ileri itsin, ve kakdirip sürüp birazda daha yukari cikartsin, ve gündüz uzayabilsin. ve artik kücük kücük sevap kazandiran ameller ara kendine, ve iyilikller bul, onlar ile yavaş yavaş sevaplarini cogalt, ve sevap testini doldurmaya calişki, ve hatalarindanda artik övbe et, ve artik ve cemrelerdende gecip bahara varinca, artik vicdanin seni öyle rahatsiz etsinki, günahlarina aglayabilesin,ve o gözyaşlarin, senin ve benim kainatimda bahar yagmuruna dönsün, ey kardelen yönümü sana tuttum, hazir ol, sana geliyorum artik deyip, gercek kardelen olan senenin ilk meyvasi isa ve mehdi bebesi vakti, biz isa yi 1 ocakada dogdu biliriz, oysa Hirisitiyanlarin Weihnachten yani Merry Christmas vakti, işde bu gece ve yarin, yani Hz Meryemin isa yi dogurdugu günler, ve isa nin gözlerinii dünyaya actigi ilk iki gün, ve araligin 24 ünün gecesi ve 25 in sabahi ve 26 sini isanin dogumu diye inanip öyle iman ederler ve yilbaşi tatilleri de o dur, dini bayramlaridir, yani bizim mevlüt kandilimiz gibi, onlarin peygamberi olan isa nin mevlüt kandiliidlir işde o yilbaşi tatili ve "Merry Christmas" ey isaviler! mevlüt kandiliniz mübarek olsun, hoşgeldin ey mehdi, iyiki geldin hoşgeldin dünyamiza, ey isa iyiki geldin, bizlere işik oldun, ALLAJH ONLARIN bereketini artirisin inşallah, selam ve dua ile bütün hiristiyan aleminin ve hatta müslüman aleminin ve diger Allah a inanan dinlerin de bayrami olan bu Weihnachten bayrami ve Hz. isanin mevlüt kandilini yani, kandilinizi tebrik ederim "Frohe Weihnachten & frohes Fest" dilerim.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.
Meali :
Biz insana dogru yolu gösterdik, ve onu seciminde serbest birakdik, ve isterse iman edip aydinligi ve hidayeti secer, isterse kafir olup karanligi ve zulumeti secer.
(Sadakallahul Aziym İNSAN (DEHR) Suresi 3. ayet)
ve bizler şimdi, yani kuzey kutbundakilerde biz, aydinliga bahara ve yaza dogru yol alirken, oysaki güney kutbu ise, tam ziddi olan yazdan gecdi ve sonbahar ve kişa dogru yol aliyorlar, onlarda gece ve karanlik ve zuluimet uzayacak, bizde ise, gündüz uzayacak, o zaman kimler bu yukarda yazdigimiz kurali yapacak, kuzey yarim kürede olanlar, yoksa güney yarim küredekilerde yaparsa, işler karişir, ve kaos olur, yani güney kutbu ise, ne yapacak? o muhammedin dedigi hadisde gecen, sabah namazini son vaktine geciktirin dedigi gibi davranacak, sabah namazini gec kilcakki artik, ve yine akşam namaziniida ilk vaktinde kilcakki gündüzü ileri itsin, yani onlar işde batmayan güneş vaktini geride birakdilar, onalarda 21 Aralik batmayan güneş vakti idi, bizde batmayan güneş ise 21 hazirandaydi, yani iki ayri kural, iki ayri grup, iki ayri ahlak, ve tarafeyn hikmeti, yani yanliş yapmayin, bölgenize göre, yani lokasyona uygun davranin.
ALİ İMRAN-27 ayet
MyBB Favicon Nasıl Eklenir?
"favicon.ico"
isimli iconunuzu FTP den ana dizine ekleyince otamatik olarak favicon kabul oluyor
amma siz png veya gif bir resimi favicon yapmak isterseniz de
bunları uygulayın
MyBB Favicon Nasıl Eklenir? bu konuda size bundan bahsedeceğim. Favicon site isminin yanında yazan küçük logodur.
Yönetici (Admin) KP → Temalar & Şablonlar - Şablonlar (Kullandığınız temayı seçin.) → Headerinclude - [Gruplandırılmamış] Şablonlar → headerinclude şablonunu açın.
.ico uzantısı için:
.png uzantısı için:
.gif uzantısı için:
kodlardan uyugun olanı ekleyin
What i did:
1. deleted current favicon.ico
2. uploaded new animated gif favicon.gif
3. added above code in my headerinclude template as below:
<link rel="icon" type="image/x-icon" href="http://www.mysite.com/favicon.gif">
4. cleared cashes of browser (deleted temporary internet files for internet/firefox/chrome)
I'm using Mybb 1.6.12 Default theme (no plugins installed)
<link rel="icon" type="image/png" href="http://www.mysite.com/favicon.gif">
"favicon.ico"
isimli iconunuzu FTP den ana dizine ekleyince otamatik olarak favicon kabul oluyor
amma siz png veya gif bir resimi favicon yapmak isterseniz de
bunları uygulayın
MyBB Favicon Nasıl Eklenir? bu konuda size bundan bahsedeceğim. Favicon site isminin yanında yazan küçük logodur.
Yönetici (Admin) KP → Temalar & Şablonlar - Şablonlar (Kullandığınız temayı seçin.) → Headerinclude - [Gruplandırılmamış] Şablonlar → headerinclude şablonunu açın.
.ico uzantısı için:
Code:
<link rel="shortcut icon" href="favicon.ico" />.png uzantısı için:
Code:
<link rel="icon" type="image/png" href="favicon.png" />.gif uzantısı için:
Code:
<link rel="icon" type="image/gif" href="favicon.gif" />kodlardan uyugun olanı ekleyin
What i did:
1. deleted current favicon.ico
2. uploaded new animated gif favicon.gif
3. added above code in my headerinclude template as below:
<link rel="icon" type="image/x-icon" href="http://www.mysite.com/favicon.gif">
4. cleared cashes of browser (deleted temporary internet files for internet/firefox/chrome)
I'm using Mybb 1.6.12 Default theme (no plugins installed)
<link rel="icon" type="image/png" href="http://www.mysite.com/favicon.gif">
Evet Vakit Fetret Vakti
Susdu gece, susdu gündüz,
Susdu güneş ve ay,
Susdu bütün dünya
Vahiy ve ilham kesildi durdu
hani Kenan ile Nuh aleyhisselam son anda konuşurken
Rabbimiz : "bir sayha yada dalga geldi araya girdi ve bağlantı koptu" diyordu ya
Gökler ile bağlantı koptu
Ne dualar yükselir oldu!
Ne göklerden bir ses gelir oldu!
Ey insanlık Güneş batıdan mı doğdu? ne oldu!
Hz. Muhammed demiş ti ki
"Güneş batıdan doğduktan sonra tövbeler kabul olmaz."(minvalinde)
Ve Rabbmiz de buyurdu Kuran'da
"İşte bu, ‘…Rabb’inin ayetlerinden biri geldiği gün,
daha evvelden iman etmiş veya
imanından bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye
(o günkü) imanı asla fayda vermez…’ (En’am, 6/158)
Dua etsek de, dualar yerine ulaşmıyor
Bak "Gazze'ye" insanlık! durum ortada..
Göklerden bir cevap yok artık
Aman Ya Rab!
Tövbe kapısı sonunda kapandı mı artık?
Yandı gülüm keten helva, vay ki vay,
insanların başına topraklar!
Rab de küser mi?
Küstün mü bize Rabbim?
Küstürdük mü seni?
Küstünmü Özellikle Ban'a Rabbim?
Artık Rahmet Nazarı ile bakmaz mı oldun bizlere?
Davasında kazanan şeytan aleyhillane mi oldu?
insanlık olarak kaybedenlerden mi olduk?
~ iki aydır ilham (Vahiy) Gelmez oldu
Susdu Gökler Yerler,
Susdu Melekler,
Muhammed'in izinden giderken, yolumuz
Muhammed'in de uğradığı Fetret çukuruna düşdü
iki yada üç yada altı ay dan sonra Muhammed'e geri dönüş yapıp
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ
"Rabbin seni terketmedi de unutmadı da" buyurmuştun
Bizi de terketme Ne olur Rabbim,
Bizi de unutma,
Dünyada yeşeren bir ot, yeşeren bir yaprağın yeşeren umutları hatrına
Terketme bizleri, umudunu kesme bizlerden,
şeytan ve ordusuna terketme bizleri,
Son bir FIRSAT daha ver bizlere
Gazze de insanlık bir Mehdi bir kurtarıcı bekledi
Amma gelmedi beklenen Mehdi, yok ortalıkta!
Çünkü kafirler o güne hazırlık yaptı da, silahlar icad etti, ordular kurdu!
Müminler o güne hazırlık yapmadı,
Yalnız taşdan duvar bile olmazken,
Hz Mehdi denen adam tek başına ne yapsın artık,
Düsmanla savaşabilcek güçlü silah yok güçlü ordu yok
Efsanelere masallara kaldı zafer
Sen'in umudunu da bitiren de bu mu oldu Rabbim.
Sen vahiy ve ilham ı bile kesmişken
Senin davanı Hz. Mehdi, Senin desteğin olmadan nasıl sürsün!
insanlık gerçek Mehdi kimdir onu bile bilemedi bulamadı henüz,
Evet Vakit Fetret Vakti,
Susdu Gökler!
Tükendi bütün umutlar...
Raşit Tunca Şiirleri
Raşit Tunca
Schrems, 09.12.2023
Susdu gece, susdu gündüz,
Susdu güneş ve ay,
Susdu bütün dünya
Vahiy ve ilham kesildi durdu
hani Kenan ile Nuh aleyhisselam son anda konuşurken
Rabbimiz : "bir sayha yada dalga geldi araya girdi ve bağlantı koptu" diyordu ya
Gökler ile bağlantı koptu
Ne dualar yükselir oldu!
Ne göklerden bir ses gelir oldu!
Ey insanlık Güneş batıdan mı doğdu? ne oldu!
Hz. Muhammed demiş ti ki
"Güneş batıdan doğduktan sonra tövbeler kabul olmaz."(minvalinde)
Ve Rabbmiz de buyurdu Kuran'da
"İşte bu, ‘…Rabb’inin ayetlerinden biri geldiği gün,
daha evvelden iman etmiş veya
imanından bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye
(o günkü) imanı asla fayda vermez…’ (En’am, 6/158)
Dua etsek de, dualar yerine ulaşmıyor
Bak "Gazze'ye" insanlık! durum ortada..
Göklerden bir cevap yok artık
Aman Ya Rab!
Tövbe kapısı sonunda kapandı mı artık?
Yandı gülüm keten helva, vay ki vay,
insanların başına topraklar!
Rab de küser mi?
Küstün mü bize Rabbim?
Küstürdük mü seni?
Küstünmü Özellikle Ban'a Rabbim?
Artık Rahmet Nazarı ile bakmaz mı oldun bizlere?
Davasında kazanan şeytan aleyhillane mi oldu?
insanlık olarak kaybedenlerden mi olduk?
~ iki aydır ilham (Vahiy) Gelmez oldu
Susdu Gökler Yerler,
Susdu Melekler,
Muhammed'in izinden giderken, yolumuz
Muhammed'in de uğradığı Fetret çukuruna düşdü
iki yada üç yada altı ay dan sonra Muhammed'e geri dönüş yapıp
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ
"Rabbin seni terketmedi de unutmadı da" buyurmuştun
Bizi de terketme Ne olur Rabbim,
Bizi de unutma,
Dünyada yeşeren bir ot, yeşeren bir yaprağın yeşeren umutları hatrına
Terketme bizleri, umudunu kesme bizlerden,
şeytan ve ordusuna terketme bizleri,
Son bir FIRSAT daha ver bizlere
Gazze de insanlık bir Mehdi bir kurtarıcı bekledi
Amma gelmedi beklenen Mehdi, yok ortalıkta!
Çünkü kafirler o güne hazırlık yaptı da, silahlar icad etti, ordular kurdu!
Müminler o güne hazırlık yapmadı,
Yalnız taşdan duvar bile olmazken,
Hz Mehdi denen adam tek başına ne yapsın artık,
Düsmanla savaşabilcek güçlü silah yok güçlü ordu yok
Efsanelere masallara kaldı zafer
Sen'in umudunu da bitiren de bu mu oldu Rabbim.
Sen vahiy ve ilham ı bile kesmişken
Senin davanı Hz. Mehdi, Senin desteğin olmadan nasıl sürsün!
insanlık gerçek Mehdi kimdir onu bile bilemedi bulamadı henüz,
Evet Vakit Fetret Vakti,
Susdu Gökler!
Tükendi bütün umutlar...
Raşit Tunca Şiirleri
Raşit Tunca
Schrems, 09.12.2023
Ebru Yaşar Kimdir? Biyografisi
Ebru Yaşar (d. 8 Ağustos 1977, Ankara[1]), Türk şarkıcı.
Hayatı ve kariyeri
Kürt kökenli[4] Ağrılı memur bir ailenin çocuğu olarak 8 Ağustos 1977'de Ankara'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul'a geldi ve müzik hayatına başladı. İTÜ Türk Sanat Müziği Bölümü'nden mezun oldu.[1] 1995 yılının Mayıs ayında Ebru Yaşar Bu Sahilde adlı ilk albümünü Burhan Çaçan'ın şirketinden piyasaya çıkardı. İkinci klip "Vurulur Düşlerim" şarkısına çekildi. 1999 yılının Şubat ayında İbrahim Tatlıses'in yardımıyla Ebru Yaşar "Seni Anan Benim İçin Doğurmuş" adlı şarkısını piyasaya sürdü. Bu şarkı Türkiye genelinde büyük bir etki yarattı ve sanatçı kendini Türk müzik piyasasında ispatladı. Albüm aynı sene 1 milyon barajını geçerek yılın en çok satan albümü oldu. O zamanlar adı yoğun bir şekilde İbrahim Tatlıses'le anıldı ama iki sanatçı da bu tür yorumları kesinlikle reddettiler ve çok samimi arkadaş olduklarını açıkladılar. 4 sene sonra yani 2003 senesinin Mayıs ayında Yaşar "Aşkımız Buraya Kadar" adlı albümünü çıkardı ve bu albümünden "Aşkımız Buraya Kadar", Yeminim Var" ve "O Değil" gibi birçok hit şarkıya imza attı. 2006 senesinin Haziran ayında Yaşar "Yeşillenirim" adlı albümünü piyasaya sürdü. Bu albüm Ebru Yaşar'ın en çok satan albümlerinden biri oldu. 27 Ekim 2008 tarihinde sanatçı İsmail YK ile düet yaptığı "Seni Seviyorum" adlı şarkıyı piyasaya çıkarmıştır. Yeni albümüyle kendinden söz ettiren Ebru Yaşar "Seviyorum Seni" albümünün ikinci klibini hareketli "Eğer" parçasının yeni versiyonuna çekti. Son Olarak Sinan Akçıl imzalı "Kararsızım" adlı şarkıya klip çeken Ebru Yaşar yeni albüm hazırlıklarına da başladı. 24 Haziran 2011 Ebru Yaşar yeni albümü "Delidir" ile müzik dünyasına dönüş yaptı. Üç dilde (Türkçe, Kürtçe ve Arapça) yorumladığı çıkış şarkısı "Delidir", üç gün içerisinde elektronik ortamda 57.000 kişi tarafından dinlendi ve izlendi.2012 yılının Haziran ayında kariyerindeki ilk single çalışması olan "Ağlayamıyorum"u yayınladı. 2013 yılının Nisan ayında "Sanat-ı Ebru" adlı albümünü piyasaya çıkartmıştır. Aralık 2014 ise sadece dijital platformlarda çıkan "Cumartesi" isimli single çalışmasını yayımlamıştır. 17 Mayıs 2017'de yeni albümü "Haddinden Fazla" çıkartmıştır. Albümün çıkış şarkısı Gülden Mutlu'ya ait "Nasıl Uyuyorsun" kliplendirilmiştir.Aynı albümün son klibi Öldüm Sahiden adlı şarkıya çekilmiştir. Daha sonra tekli single Tan Taşçı imzalı Cumartesi single çıkarmıştır [5] 7 Temmuz 2021'de 'Sessize Aldım' isminde bir single daha yayınlamıştır.[6]
Nitelikli haber kanalı TV 100 kanalının sahibi ve ünlü şarkıcı Ebru Yaşar'ın eşi Necat Gülseven sosyal medyada merak edilmeye ve internette araştırılmaya başlandı. Peki, Ebru Yaşar'ın kocası Necat Gülseven kimdir? TV 100 kanalının sahibi Necat Gülseven kimdir, aslen nereli ve kaç yaşında? Necat Gülseven ne iş yapıyor? İşte tüm detayları...
NECAT GÜLSEVEN KİMDİR?
Ebru Yaşar'ın eşi ve TV 100 kanalının sahibi olan Necat Gülseven Kimdir?
Necat Gülseven, 1980 yılında Diyarbakır Bismil'de doğmuştur ve 40 yaşındadır. Eğitimine Diyarbakır'da başladı. Daha sonra İstanbul'a geldi. Genç yaşlarda iş hayatına atılan Necat Gülseven ilk olarak Gülseven Turizm Otelcilik İnşaat A.Ş. anonim şirketini kurdu. 26 Haziran 2015 tarihinde ünlü şarkıcı Ebru Yaşar ile Marmaris Bozburun'da evlendi. Bu evliliğinden 14 Şubat 2017 yılında ikiz çocukları oldu. Çocuklarının isimleri Hasan Poyraz ve Ebru Su'dur.
Çalışma hayatına genç yaşlarda başlamış ve Gülseven Turizm Otelcilik İnşaat A.Ş.'yi kurmuştur. Bir süre sonra de burada Yönetim Kurulu Başkanı olmuştur. 2019 yılında 3N Medya'yı kuran Necat Gülseven, Show Radyo, TV100, Viva Radyo ve Bizimev Tv'yi de satın almıştır.
KISACA HAKKINDA
Ebru Yaşar
Doğum 8 Ağustos 1977 (46 yaşında)[1]
Ankara, Türkiye[1]
Meslek Şarkıcı, söz yazarı, sunucu
Evlilik Necat Gülseven (e. 2015)
Çocuk(lar) Ebru Su Gülseven (d. 13 Şubat 2017)[2]
Hasan Poyraz Gülseven (d. 14 Şubat 2017)[2]
Müzikal kariyeri
Tarzlar Pop, Arabesk-Pop Müzik, Arabesk
Etkin yıllar 1995-günümüz
Müzik şirketi Burhan Çaçan Müzik (1995-1997)
İdobay (1999-2003)
Erol Köse (2006, 2011-2012)
Avrupa Müzik (2008)
Livadi Müzik (2012-2014)
Seven Production (2014)
DMC (2016)
[3] Mahzen Fabrick (2023)
Resmî site ebruyasar.com.tr
Diskografisi
Albümleri
1995: Bu Sahilde
1997: Sevenler Ölmez
1999: Seni Anan Benim İçin Doğurmuş
2003: Aşkımız Buraya Kadar
2006: Yeşillenirim
2008: Seviyorum Seni
2011: Delidir
2013: Sanat-ı Ebru
2017: Haddinden Fazla
2021: Gel de Sevme
Single'ları
2012: "Ağlayamıyorum"
2014: "Cumartesi"
2019: "Alev Alev"
2020: "Kalmam"
2021: "İçime Ata Ata" (Burak Bulut ve Kurtuluş Kuş ile)
2023: "Kehribar" (Burak Bulut ile)
Klipleri
Bu Sahilde
Bu Sahilde, Haziran 1995
Vurulur Düşlerim, 1995
Sevenler Ölmez
Sevenler Ölmez, 1997
Seni Anan Benim İçin Doğurmuş
Seni Anan Benim İçin Doğurmuş, Şubat 1999
Sırtımdan Vurdu, Haziran 1999
Yalan, Ekim 1999
Aşkımız Buraya Kadar
Aşkımız Buraya Kadar, 27 Mayıs 2003
Yeminim Var, 17 Eylül 2003
O Değil, 5 Ocak 2004
Yeşillenirim
Yeşillenirim, Haziran 2006
Ne Doktorlar Ne Mühendisler, Ağustos 2006
Ateşten Gömlek, Aralık 2006
Gel Neredeysen, Mayıs 2007
Seviyorum Seni
Seviyorum Seni, 29 Ekim 2008
Eğer (Yeni Versiyon), 2008
Kararsızım, 2009
Delidir
Delidir, 16 Haziran 2011
Gözlerimde Gece Oldu, 2011
Ağlayamıyorum
Ağlayamıyorum, 2012
Cumartesi
Cumartesi, 9 Aralık 2014
Haddinden Fazla
Nasıl Uyuyorsun, 17 Mayıs 2017
Ben Ne Yangınlar Gördüm, 4 Ağustos 2017
Havadan Sudan, 28 Ağustos 2017
Öldüm Sahiden, 26 Aralık 2017
En Güzel Yenilgim
En Güzel Yenilgim, 13 Eylül 2018
Alev Alev
Alev Alev, 25 Ekim 2019
Kalmam
Kalmam, 11 Mart 2020
Gel de Sevme
Yalnız Uyunmaz, 9 Nisan 2021
Ben Bilmem, 6 Mayıs 2021
Sessize Aldım, 7 Temmuz 2021
İğne İplik, 22 Kasım 2022
İçime Ata Ata
İçime Ata Ata, 9 Aralık 2021
Kehribar
Kehribar, 29 Eylül 2023
Ödülleri ve Adaylıkları
Yıl Ödül Töreni Kategori Sonuç
1995 Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) Ödülleri Yılın Kadın Şarkıcısı Kazandı
1997 3.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçı Adaylık
1998 4.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçı Adaylık
1999 27.Altın Kelebek Ödülleri En İyi Fantezi Müzik Kadın Solist Kazandı
2000 6.Kral TV Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçı Kazandı
Yılın Şarkısı (Seni Anan Benim İçin Doğurmuş) Kazandı
2003 İstanbul FM Altın Ödülleri Yılın En Çok İstek Alan Şarkısı (Yeminim Var) Kazandı
2004 10.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçı Adaylık
2007 13.Kral Tv Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçı Adaylık
2013 Karadeniz Vakfı Ödülleri Yılın En İyi Fantazi Kadın Sanatçısı Kazandı
2015 3.Taksiciler Derneği Ödülleri Yılın En İyi Kadın Fantazi Sanatçısı Kazandı
2017 KKTC 3.Cypaparazzi Ödülleri En İyi Fantazi Kadın Sanatçısı Kazandı
6.Ayaklı Gazete Ödülleri En İyi Arabesk - Fantazi Kadın Sanatçısı Kazandı
44.Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Fantezi - Halk Müziği Kadın Solist Kazandı
2018 18.Magazinci.com İnternet Medyası Ödülleri Yılın Fantazi - Pop Kadın Yorumcusu Kazandı
Yılın Şarkısı (Ben Ne Yangınlar Gördüm) Kazandı
5.Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Kadın Fantazi - Arabesk Sanaçısı Kazandı
MGD 23.Altın Objektif Ödülleri Yılın Arabesk Fantezi Kadın Yorumcusu Kazandı
8.Engelsiz Yaşam Vakfı Ödülleri Yılın En İyi Fantezi Müziği Sanatçısı Kazandı
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi Ödülleri Yılın Mimar Sinan'ı Kazandı
9.Buhara Medya Ödülleri Yılın En İyi Fantazi Müzik Kadın Sanatçısı Kazandı
45.Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Fantezi Müziği Kadın Solist Adaylık
2.Türkiye - Azerbaycan Kardeşlik Ödülleri Yılın En İyi Albümü (Haddinden Fazla) Kazandı
İstanbul Üniversitesi 5.Altın 61 Ödülleri Yılın En İyi Fantezi Müzik Kadın Sanatçısı Kazandı
DMC Ödülleri Dijital Satış Ödülü (Ben Ne Yangınlar Gördüm) Kazandı
2019 4.Taksiciler Derneği Ödülleri Yılın En İyi Kadın Fantazi Müzik Sanatçısı Kazandı
Fashion TV Moda Ödülleri En Moda Albüm (Haddinden Fazla) Kazandı
Gelişim Üniversitesi 8.Medya Ödülleri En İyi Fantazi Müzik Sanatçısı Kazandı
10.Quality Of Magazine Dergisi Ödülleri En Quality Albüm (Haddinden Fazla) Kazandı
MGD 24.Altın Objektif Ödülleri Yılın Arabesk Fantazi Kadın Yorumcusu Kazandı
2019 46.Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Fantezi Müzik Kadın Şarkıcı Adaylık
2021 7. Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Kadın Fantezi Müzik Sanatçısı Kazandı
Yılın Albümü (Gel De Sevme) Kazandı
MGD 25.Altın Objektif Ödülleri Yılın Arabesk Fantazi Yorumcusu Kazandı
47.Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Fantezi Müzik Kadın Şarkıcı Kazandı
Yılın Şarkısı (Ben Bilmem) Adaylık
BPOP KKTC - Türkiye Sanat Ödülleri Yılın Fantazi Kadın Sanatçısı Kazandı
Yılın Albümü (Gel De Sevme) Kazandı
2022 BAU 5. Müzikonair Ödülleri Yılın En İyi Kadın Fantazi / Arabesk Sanatçısı Kazandı
Yılın En İyi Albümü (Gel De Sevme) Kazandı
13.Quality Of Magazine Dergisi Ödülleri En Quality Albüm (Gel De Sevme) & En Quality Düet (İçime Ata Ata) Kazandı
MGD 26. Altın Objektif Ödülleri Yılın Şarkısı (İçime Ata Ata) Kazandı
48.Altın Kelebek Ödülleri En İyi Arabesk - Fantezi Müzik Kadın Şarkıcı Kazandı
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,281
» Forum posts: 5,872
Read More / Comment 
