MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,281
Forum posts:» Forum posts: 5,872

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Farklı Duyulmamış Anlamlı Kız Bebek İsimleri ile Anlamları

A
'A' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
AÇELYA: Fundagillerden çok renkli çiçekler açan bitki.
AFİFE: Namuslu, namusuna çok düşkün olan.
AĞÇA: Temiz, saf.
AHENK: Uyum.
AHSEN: Çok güzel, olağanüstü güzel.
AHU: Ceylan, karaca, çok güzel, ince, zarif kadın.
AHUEDA: Nazlı güzel.
AJLAN: Hızlı, çabuk, telaşlı.
AKASYA: Güzel kokulu bir süs bitkisi.
AKGÜN: Parlak gün, uğurlu gün, ışıklı gün.
ALA: Ela karışık renkli, alaca.
ALAGÜL: Çok renkli gül.
ALÇİÇEK: Kırmızı çiçek.
ALEDA: Nazlı, kaprisli.
ALEYNA: "Bizim üzerimize, bizim aleyhimize" manalarına gelir.
ALGIN: Birine gönül vermiş, vurgun, tutkun.
ALKIM: Gökkuşağı.
ALKIZ: Kırmızı yanaklı, sağlıklı kız.
ALYA: Yüksek yer, yükseklik, gök.
AMİNE: Yüreğinde korku olmayan.
ANDAÇ: Anılar, hatıralar.
ANKA: Kaf Dağı'nda bulunduğu söylenen masal kuşu.
ARKIN: Yavaş, ağır, sakin.
ARMAĞAN: Hediye, ödül.
ARZUM: İsteğim, dileğim, hevesim.
ARZUNAZ: Naz yapan.
ASENA: Dişi kurt, güzel kız.
ASLI: Temelli, köklü. Bir şeyin benzeri.
ASUELA: Ela gözlü yaramaz.
ASUMAN: Gökyüzü.
AŞKIM: Sevdiğim, sevgilim.
AYBEN: Ben ayım anlamında.
AYBİKE: Ay gibi güzel kız.
AYCAN: Ay gibi sevilen, aydınlık can.
AYÇA: Yay biçimindeki ay, Hilal.
AYKIZ: Ay+Kız.
AYDA: Dere kıyılarında yetişen bir bitki.
AYLA: Bazı yıldızların ve ayın etrafındaki ışık çemberi.
AYLAN: Ay gibi güzel değerlere sahip olan.
AYLİN: Ayla ile aynı anlamda.
AYPERİ: Ay ve peri gibi çok güzel.
AYSEL: Ay gibi olan güzelliğiyle nam salmış olan.
AYSU: Ay gibi parıltılı ve su gibi berrak.
AYSUN: Ay gibi ışıltılı ve güzel.
AYŞE: Rahat ve huzur içinde yaşayan.
AYŞEGÜL: Güller içinde mutlu yaşayan.
AYŞEN: Neşeli, gülen, aydınlık.
AYŞIL: Ay ışığı.
AYŞİM, AYŞİN: Darlak ışık saçan.
AYTEN: Güzel bir tene sahip olan.
AZRA: Üstünde hiç yürünmemiş kum; Yeni yetme kız.
B
'B' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
BADE: Aşk, kutsal sevgi.
BAHAR: Yazla kış arasında olan mevsim. Güzellik, gençlik çağı.
BALIN: Yar, sevgili.
BAŞAK: Ekinlerin tanelerini taşıyan baş kısmı.
BEDİZ: Resim, tasvir, süs, bezek.
BEGÜM: Hanım; Kadın hükümdar.
BEHİYE: Güzel.
BELEN: Bel, geçit; İki dağ arasından geçen yol.
BELGİN: Kesin ve eksiksiz belirlenen.
BELİZ: İşaret, iz; Alamet.
BELKIS: Efsaneye göre Hazreti Süleyman'ın zamanındaki Saba melikesinin adı.
BELMA: Uysal, sakin.
BELUR: Billur, billurdan olan.
BENAN: Parmak uçları
BENAY: Ben ayım, ay gibiyim.
BENGİ, BENGÜ: Ölümsüz, sonsuz.
BENGİSU: Ölümsüzlük suyu.
BENNUR: Işık saçan.
BERGÜZAR: Anılmak için verilen şey, andaç.
BERİL: Zümrüt
BERİN, BERRİN: En yüksek, en ulu anlamında.
BERKE: Zerdali, kayısı. Kamçı, değnek
BERNA: Bağlı, bağlanmış; Genç, körpe, delikanlı
BERRAK: Duru
BESİME: Sevimli, güler yüzlü.
BESTE: Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü
BETÜL,BETİL: Erkeklerden çekinen namuslu kadın, Hazreti Meryem ve Hazreti Fatma'nın diğer isimleri.
BEYZA: Çok beyaz, lekesiz
BİGE: Evlenmemiş, çocuk doğurmamış olan. Sultan.
BİHTER: Daha iyi, en iyi.
BİLGE: Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi.
BİLHAN: Çok bilgili.
BİLLUR: Pek duru, pürüzsüz.
BİLNAZ: Çok naz eden.
BİLNUR: Bilge kişi.
BİNAY: Öylesine güzel ki bin ay eder.
BİNGÜL: Gülü bol; Gül bahçesi.
BİNNAZ: Çok nazlı, cilveli, kaprisli.
BİNNUR: Çok ışıklı, ışığı gür.
BİRAY: Ay gibi tek, eşsiz.
BİRİCİK: Bir tane, tek, emsalsiz.
BİRGÜL: Tek ve güzel bir gül.
BİRSEN: Yalnız sen.
BİRSU: "Bir içim su" denilebilecek kadar güzel olan.
BURÇİN: Dişi geyik.
BUSE: Öpücük.
BÜGE: Bent, su benti.
BÜŞRA: Müjde, sevinçli haber.
BEREN: Kuzu.
BENAN: Parmakla gösterilecek kadar güzel.
C
'C' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
CAHİDE: Çalışıp çabalayan.
CANAN: Gönülden sevilmiş, yar.
CANAY: Ay gibi temiz.
CANDAŞ: Candan, değerli dost.
CANFEZA: Müzikte bileşik bir makam.
CANKIZ: Sevilen, sevimli, şirin kız.
CANKUT: Sevimli, cana yakın.
CANSEL: Hayat veren su.
CANSIN: İçten, gönüldensin.
CANSU: Can suyu. Hayat veren su.
CAVİDAN: Sürekli, kalıcı olan, sonsuz.
CELİLE: Büyük, ulu.
CEMRE: Ateş parçası, kor; Şubat ayında bir hafta arayla hava, su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi.
CENNET: Çok güzel yer. İyilik yapanların, günahsızların öldükten sonra mutluluğa kavuşacaklarına inanılan yer.
CEREN: Çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliğiyle ünlü, ince bacaklı, zarif hayvan; ceylan
CEVHER: Bir şeyin özü. Güç, enerji.
CEYDA: İnce-uzun boyunlu ve güzel.
CEYLAN: Süzgün ve tatlı bakışlı. Yapısı ince ve uyumlu olan.
CİHANBANU: Dünya hükümdarı.
CİHANNUR: Alemi aydınlatan nurlu ışık.
'Ç' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÇAĞ: Belirli bir özellik göz önünde bulundurularak ele alınan zaman dilimi.
ÇAĞDA: Yeni bir çağa adım atılmış.
ÇAĞIN: Şimşek, yıldırım.
ÇAĞLA: Badem, kayısı, erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali.
ÇAĞRI: Davet. Doğan kuşu. Mavi hareli göz.
ÇAKIL: Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar.
ÇIĞLIK: İnce ve keskin bağırış.
ÇİÇEK: Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü.
ÇİĞDEM: Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi.
ÇİLAY: Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler.
ÇİLEN: Hafif yağan yağmur, çisenti.
ÇİSE(M): Hafif yağan yağmur.
ÇİSİL: İnce ince yağan yağmur.
ÇOLPAN: Çoban yıldızı.

D
'D' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
DAMLA: Çok küçük miktarda su. Çok az.
DALGA: Hareketli su kütlesi; Denizin rüzgarlı havada kabarıp kıyıya sürüklenmesi.
DEFNE: Yaprakları güzel kokulu, yaz-kış yeşil olan bir bitki.
DEMET: Çiçek bağlamı, deste.
DEREN: Toplayan, düzenleyen, pekiştiren.
DERİN: Sığ olmayan.
DERYA: Büyük deniz anlamında.
DEVİN: Hareket, kımıldanış.
DEVRİN: Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi.
DİCLE: Bir nehir adı. Ulu ırmak.
DİDEM: Gözüm gibi sevdiğim, sevgilim.
DİLA: Gönlümü çalan.
DİLAN: Gönüllerce olan, yürekler dolusu.
DİLARA: Gönül alan, gönül okşayan.
DİLDE: Ünü her tarafa yayılmış, herkesin konuştuğu, herkesin dilinde olan kimse
DİLEK: İstek, rica, arzu.
DİLEM: Gönül ilacı
DİLRÜBA: Gönlü şen, dertsiz
DİLŞAH: Gönül şahı, sevgili, sultan.
DOĞA: Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü, tabiat.
DOĞU: Güneşin doğduğu ana yön.
DOLUNAY: Ayın tam yuvarlak olduğu an.
DORA: Doruk, zirve.
DURUGÜL: Gül gibi temiz olan.
DUYGU: Kişi, olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim.
DUYGUN: Duygulu, hassas, hisli kişi.

E
'E' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
EBRU: Keman kaş, bulut rengi, bir sanat dalı.
ECE: Kraliçe. Güzel kız, kadın.
ECEM: Kraliçem, sevgili kraliçe anlamında.
ECENAZ: Nazlı güzel.
ECESU: Su gibi berrak ve güzel.
EDA: Naz, cilve; Davranış, tavır; Verme, ödeme; (Namaz için) kılma, yerine getirme; Üslup.
EGE: Türkiye'nin batısında yer alan deniz.
ELANAZ: Ela gözlü, nazlı güzel.
ELANUR: Ela gözleriyle nur saçan.
ELÇİN: Deste, tutam.
ELİF: Kibar, narin yapılı, ince-uzun boylu kız.
ELVAN: Renkler, çeşitler.
EMEL: Arzu, özlem.
EMET: Bereket, bolluk.
EREM: Cennet.
ERENDİZ: Jüpiter gezegeninin adı.
ERÇİL: Doğru, inanılır, güvenilir kişi.
ERDA: Beyaz karınca.
ESEN: Sağlıklı, salim.
ESENGÜL: Rüzgar gibi esen; Gül gibi güzel kokan.
ESER: Emek sonucu ortaya çıkan ürün, yapıt ya da yok olmuş bir nesneden kalan parça.
ESİM: Rüzgar gibi olan.
ESİN: Sabah rüzgarı.
ESMA: İsimler, adlar. Çok yüksek olan.
ESMACAN: Adı can olan.
ESNA: Yüksek, yüce. Bir işin yapıldığı an.
ESRA: En çabuk, çok çabuk.
EVİN: Bir şeyin içindeki öz; Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü.
EYLÜL: Sonbaharda bir ay adı.
EZGİ: Melodi, şarkı, türkü.

F
'F' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
FATMA: Çocuğunu sütten kesen kadın.
FAZİLET: Erdemli, iyi ahlaklı.
FERAH: Aydınlık, iç açıcı.
FERAHGÜL: Güzelliğiyle neşe saçan.
FERAHNUR: İnsanın gönlünü ışık saçarak aydınlatan.
FERAY: Ay ışığı, ayın parlaklığı, ışıltı saçması.
FERCAN: İnsanın ruhuna aydınlık veren bir içtenliğe sahip olan.
FERDA: Gelecek zaman, yarın; Kıyamet.
FERDACAN: İçtenliğini hiç kaybetmeyecek olan.
FERHAN: Sevinçli, gönlü hoş.
FERİ: Köke değil dallara ait olan. İkinci derecede olan.
FERİDE: Eşi benzeri olmayan, tek. Çok değerli inci.
FERNUR: Aydınlık, ışık.
FERSUDE: Eskimiş, yıpranmış, örselenmiş.
FEYZA: Bolluk, çokluk, bereket. Taşkın.
FEZA: Boşluk, sinirsizlik; Uzay.
FİDAN: Yeni yetişen ağaç.
FİGEN: Yaralayan, kıran.
FİLİZ: Tohumdan çıkan sürgün. İnce ve güzel vücutlu.
FİRDEVS: Cennetler. Cennet bahçeleri.
FİRUZE: Açık mavi renkte, değerli bir süs taşı.
FULYA: Nergisgillerden güzel kokulu sarı bir çiçek.
FUNDA: Çalı ormanı, çalılık; Püskül, tepelik.
FÜRUZAN: Parlayan, parlak.
FAZİLET: Erdem, iyi huyların ve üstün vasıfların hepsi.
FERAH: Bol, geniş, neşeli, açık.
FİGEN: Çiçek demeti, gölge eden.
FİRDEVS: Sekiz cennetten biri, altın ve gümüştendir.
FİRKAT: Ayrı olan, sevgiden uzak kalan.
FULYA: Güzel kokulu bir nergis.

G
'G' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
GAMZE: Göz kırpma, gözle işaret, nazlı bakma, gülerken bazı kişilerde yanaklarda beliren çukur.
GAYE: Amaç.
GAZEL: Konusu daha çok sevgi ve içki olan, manzume; Tek kişinin özel ahenkte okuduğu müzik parçası; Sonbahar vaktinde düşen yapraklar.
GELİNCİK: Yazın kırlarda yetişen parlak kırmızı renkli bir çiçek.
GENCAY: Yeni doğmuş ay; Hilal biçimindeki ay.
GERÇEK: Yakıştırma veya yalanı olmayan.
GİZEM: Sır; Aklın erişemediği çözülemeyen şey.
GONCA: Tam açılmamış çiçek.
GÖKBEN: Ben gökyüzü anlamında.
GÖKÇE: Gök mavisi, mavi gözlü güzel.
GÖKSU: Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı.
GÖKYEL: Kuzeydoğudan esen rüzgar, poyraz.
GÖNEN: Rutubet, yaşlık; Ekilecek toprağın tavlandırılması.
GÖNÜL: İstek, arzu, sevgi.
GÖRKEM: Göz alıcı ve gösterişli olma durumu, ihtişam.
GÖZDE: Çok sevilen, beğenilen nitelikte olan. Çok güzel.
GÖZEN: İlgi çekici, samimi; Sulak yer; Pınar.
GÜL: Gülgillerin örneği olan bitki ve bunun çiçeğine verilen ad; Gülmek eyleminden gül.
GÜLCAN: Gül gibi güzel kişi.
GÜLCE: Gül gibi.
GÜLÇİÇEK: Her yönüyle güzel olan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül seven.
GÜLEN: Güleç yüzlü, mutlu anlamında.
GÜLENAY: Güleç ay, gülümseyen ay; Ay gibi gülümseyen güzel.
GÜLFEM: Ağzı gül gibi olan.
GÜLSU: Gül ve su gibi güzel.
GÜLŞEN: Gül bahçesi.
GÜLTEN: Gül tenli, vücudu gül gibi.
GÜN: 24 saatlik zaman dilimi; Güneşin yeryüzüne gönderdiği ışık; Güneş, yaşam
GÜNAL: Işık al, ışıklı ol.
GÜNDÜZ: Günün aydınlık bölümü.
GÜNEŞ: Çevresindeki gezegenlere ısı ve ışık veren büyük gök cismi.
GÜNEY: Her zaman güneş gören, güneşli yer; Bir yön.
GÜNSU: Gün gibi aydınlık, su gibi berrak.
GÜZ: Sonbahar. 
GÜZİN: Seçilmiş, seçkin.
GÜLBİN: Gül fidanı, gül dalı, gül bahçesi, güllük.
GÜLŞEN: Gül bahçesi, gülistan.
GÜZİDE: Seçkin, seçilmiş, seçme.
GÜLÇİÇEK: Gül gibi taze, çiçek tazeliği taşıyan.
GÜLÇİN: Gül toplayan, gül derleyici.
GÜLDEMET: Gül buketi, gül demeti.
GÜLFEM: Gül dudaklı, gül ağızlı.
GÜLFER: Gül gibi parlak.
GÜLİZAR: Gül yanaklı.
GÜLNAR: Katmerli ve büyük gül, büyük çiçek.
GÜLNAZ: Gül gibi ince ve narin, nazlanan.
GÜLSİMA: Gül yüzlü.
GÜLSÜM: Yüzü dolgun. 

H
'H' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
HABİBE: Sevgili, seven dost.
HALE: Ayın çevresindeki ışık halkası.
HALENUR: Kutsal ışık
HANDAN: Güleç, sevinçli, şen şakrak.
HANDE: Gülüş, gülme. Açılma. Eğlenme.
HANİFE: Allah'ın birliğine inanan; Hazreti Muhammed'in zamanından önce tek yaradana inanan
HARİKA: Sıradanlığın üstündeki nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran
HASİBE: Değerli, soyca temiz, soylu.
HAVVA: Yaratılan ilk kadın.
HAYAL: Varmış, olmuş gibi zihinde canlandırılan imge, görüntü.
HAYAT: Ömür, yaşam.
HAZAL: Kuruyup dökülen ağaç yapraklarının güzelliği.
HAZAN: Sonbahar.
HAZAR: Barış.
HEVES: Bir şeye duyulan istek.
HELİN: Yuva.
HİCRAN: Ayrılık, bir yerden ayrılmak. Ayrılığın sebep olduğu dayanılmaz acı.
HİLAL: Ayın yay biçimindeki görünüşü, yeni ay, ayça.
HİLDE: Kurtulmak, yükselmek, ilerlemek.
HOŞSEDA: Hoşa giden ses.
HÜLYA: İnsanın kurduğu tatlı düş.
HÜMA: Efsanelerde geçen, yere konmayıp sürekli gökte kaldığına inanılan cennet kuşu.
HÜMEYRA: Kızıllık, pembelik.
HÜNER: İnce ve şaşırtıcı ustalık.
HÜRREM: Sevinçli, güler yüzlü.
HÜSNA: Pek çok güzel.
HALE: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
HALENUR: Işıklı, aydınlık daire, hale.
HÜRRİYET: Taze, şen şakrak, sevinçli. Güler yüzlü.
HÜVEYDA: Apaçık, belli, besbelli.

Ii
'I' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ILGAZ: Atın dört nala koşması. Hücum, akın.
ILGIM: Serap.
ILGIN: Beyaz ya da pembe, çiçekli, çok hafif yapraklı bir ağaççık.
ILGIT: Esinti ve akış için kullanılan yavaş yavaş anlamında.
ILIM: Uzlaşmacı yumuşaklık.
IRMAK: Akarsuların en büyüğü.
IŞIK: Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji. Aydınlık, nur.
IŞIL: Pırıltı, parlaklık, ışık, aydınlık.
IŞILAY: Işıltılı ay, parlayan ay.
IŞIN: Bir kaynaktan belli bir doğrultuya giden ışık çizgisi.
IŞINBIKE: Aydınlık saçan kadın.
ITIR: Güzel koku; El ve yüze sürülen çiçek özü, esans.
'İ' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
İCLAL: Ağırlama, ikram. Büyüklük, ululuk.
İDİL: Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir; Volga ırmağına Türklerin verdiği ad.
İLAYDA: Su perisi.
İLBÜKE: İlbey hanımı, seçkin hanım
İLCAN: Ülkenin canı, sevdiği.
İLGİ: İki şey arasındaki ilişki; Bir şeye duyulan merak; Eğilim
İLGÜN: Ülke güneşi. Başkaları, yabancılar.
İLKAY: Ayın ilk hali.
İLKBAHAR: Yılın ılık mevsimi.
İLKCAN: İlk doğan çocuklara verilen ad.
İLKE: Temel alınan düşünce, kural.
İLKİM: İlk çocuğum anlamında.
İLKİN: İlk çocuklar için kullanılan adlardan. Önce, öncelikle.
İLKNUR: İlk ışık.
İLKYAZ: İlkbahar.
İLTER: Yurdu koruyan, yurtsever.
İMRAN: Evine bağlı, evcimen anlamında.
İMREN: İmrenmek fiilinden, görünen şeyi edinme isteği.
İNCİ: Süslemede kullanılan, istiridyede yetişmiş değerli madde.
İNCİLAY: Parlama, ışıldama.
İPEK: İpekböceği kozasından elde edilen ince, parlak kumaş. Kibar, zarif.
İREM: Bahçeleriyle ünlü masal kenti.
İREN: Özgür, serbest.
İZEL: El izi anlamında.
İZEM: Büyüklük, ululuk.
İZGİ: Güzel, adaletli, zeki.
İZİM: Önceden bulunduğum yerde bıraktığım belirti.
J
'J' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
JALE: Çiğ, kırağı. Sabahları otların üzerinde olan su damlaları.
JALENUR: Parlayan, ışıldayan çiğ.
JANSET: Güneşin Doğuşu (Çerkez ismi)
JANSELİ: Güneşin doğduğu yer (Çerkez ismi)
JÜLİDE: Dağınık, karmakarışık.

K
'K' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
KADER: Alın yazısı, yazgı. Talih.
KAİNAT: Var edilen şeylerin hepsi, yaratılanlar.
KAMELYA: Pembe, kırmızı, beyaz çiçekler açan bir süs bitkisi.
KAMER: Birinci ay; Mecazi parlak ve güzel anlamında.
KAMİLE: Tam, eksiksiz. Kemale ermiş. Bilgin, bilgili.
KAMURAN: İstediğine ulaşmış, mutlu.
KARACA: Rengi karaya yakın, esmer; Avrupa ve Asya'nın ılıman bölgelerinde yaşayan kısa ve çatallı boynuzlu bir memeli hayvan
KARANFİL: Kokulu bir çiçek.
KARDELEN: Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi
KARMEN: Parlak kırmızı.
KAYRA: Yüksek tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik; İhsan, lütuf.
KERİME: Cömert. Ulu, büyük. Kız çocuk.
KEVSER: Cennette bulunduğuna inanılan su.
KIVANÇ: Sevinç.
KIVILCIM: Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası.
KIZILTAN: Kızıl renk almış tan.
KÖSEM: Sürünün önünden giden, yol gösteren koç. Cildi temiz, pürüzsüz.
KUĞU: Beyaz tüylü bir su kuşu.
KUMRU: Sevgilisine düşkünlüğüyle bilinen güvercin benzeri bir kuş.
KUMSAL: Kumla örtülü deniz kıyısı.
KÜBRA: Büyük, ulu; Büyük önerme.

L
'L' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
LAL: Parlak, koyu kırmızı renkte olan.
LALE: Çan biçiminde bir çiçek
LALEHAN: Lalelerin sultanı.
LALEZAR: Lale yetiştirilen yer, lale bahçesi.
LAMİA: Parlayan, parlak.
LATİFE: Yumuşak, hoş, güzel, nazik. Güldüren güzel söz, şaka.
LEMAN: Parlama, parıltı. 
LADİN: Çamgillerden, 50-60 metre yüksekliğinde, düz gövdeli, kozalağı aşağıya doğru sarkık, kerestesi ve reçinesi değerli, çam türüne çok yakın bir orman ağacı
LEMİS: Dokunma, elleme.
LERZAN: Titreyen, titrek
LEYAN: Parlayan, parlayıcı. Konfor. Lüks hayat.
LEYLA: Saçları gece gibi simsiyah olan kadın; Çok karanlık gecede görülen ışık.
LEYLİFER: Gece ışığı.
LİLA: Açık eflatun.

M
'M' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
MAHİRE: Hünerli, becerikli.
MAHPERİ: Güzeller güzeli.
MAİDE: Üzerinde yemekler bulunan sofra; Yemek, ziyafet
MANOLYA: Bir süs bitkisi.
MARAL: Dişi geyik.
MAVİSU: Deniz.
MAYIS: Bir bahar ayı.
MEBRUKE: Kutlu kadın.
MEDİHA: Övülen, beğenilen, sevilen kadın.
MEHİR: Ay parçası.
MEHPARE: Ay parçası gibi güzel.
MEHTAP: Ay ışığı, dolunay.
MEHVEŞ: Ay gibi güzel kadın.
MELDA: İnce ve taze bedenli.
MELEK: Allah katında bulunan ruhani varlıkların her biri; Pek güzel, yumuşak huylu ve masum (mecazi)
MELİHA: Güzel, şirin, sevimli.
MELİKE: Kadın hükümdar, padişah eşi.
MELİS: Bal, bal arısı
MELİSA: Oğul otu
MELTEM: Yazın karadan denize doğru esen yel.
MENEKŞE: Mor beyaz renkli, kokulu, yuvarlak yapraklı bir çiçek.
MERAL: Dişi geyik, ceylan.
MERCAN: Deniz dibine ağaç gibi kök salarak büyüyen, hayvan gibi duyguya sahip, kırmızı renkli, kalker iskeletli bir canlı türü.
MERİÇ: Bulgaristan'dan çıkıp Edirne yakınlarında Arda ve Tunca ile birleştikten sonra Türk-Yunan sınırı boyunca akarak Enez yakınlarında Ege Denizi`ne dökülen ırmak.
MERİH: Mars gezegeni.
MERVE: Mekke'de Safa dağının karşısındaki kırmızı renkli tepenin adı.
MERYEM: İsa peygamberin annesinin adı.
MERZE: Mercan.
MEYYAL: Meyleden, aşırı istekli. Fazlaca eğilen. Eğik.
MISRA: Manzumenin satırlarından her biri, dizeler.
MİHRİBAN: Dost, sevgili, yarendaş. İyi yürekli, güler yüzlü.
MİHRİCAN: Dost, sevgili. Sonbahar.
MİHRİGÜL: Güler yüzlü, dost, sevecen, güzel.
MİHRİNAZ: Çok nazlı.
MİHRİNUR: Güldüğünde ışıklar saçan.
MİMOZA: Bir süs bitkisi.
MİNA: Mine. Liman. Şişe, cam, billur. Şarap şişesi.
MİNE: İnce ve parlak nakış; Madenler üzerine vurulan renkli cam tabakası; Şişe, cam, billur sırça
MİRAY: Yılın ilk aylarında doğan.
MİRCAN: Güneş gibi aydınlık.
MÜGE: İnci çiçeği.
MÜJDE: Sevindirici haber; İyi haber getirene verilen bağış
MÜJGAN: Kirpikler.

N
'N' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
NADİDE: Az bulunur, görülmemiş. Çok değerli, eşsiz.
NADİRE: Az bulunan.
NAĞME: Güzel uyumlu ses, ezgi; Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz.
NARİN: İnce, ince yapılı, kibar
NAŞİDE: Şair, şiir okuyan ve yazan.
NAZ: İsteksiz gibi görünen, çekingen davranış.
NAZAN: Cilve yapan, nazlanan, nazenin.
NAZER: Nazar.
NAZGÜL: Gül kadar güzel olan, nazlı.
NAZLI(M): Naz yapan; İşveli(m), edalı(m)
NAZLIHAN: Naz yapan han anlamında.
NECLA: Evlat, çocuk. Soylu.
NEFİSE: Çok güzel, değerli.
NEHİR: Akarsu, ırmak.
NERGİS: Bir süs bitkisi.
NERMİN: Yumuşak, narin, ince.
NESLİ: Soylu.
NESLİHAN: Han soyundan. Sevgi ile hükmeden.
NESLİŞAH: Şah soyundan.
NESRİN: Yaban gülü.
NEŞVE: Keyif, neşe.
NEVA: Ses, ahenk; Güç, zenginlik, servet; Nasip; Türk müziğinde bir makam.
NEVAL: Talih, kader, kısmet.
NEVADE: Torun anlamında.
NEVBAHAR: İlkbahar, ilkyaz.
NEVGÜL: Yeni açmış gül.
NEVRA: Beyaz çiçek. Işıklı olma, parlaklık.
NEVRES: Yeni yetişen.
NİGAR: Resim kadar güzel sevgili; Nakış; Resim.
NİHAL: İnce ve düzgün vücutlu sevgili. Fidan, taze sürgün.
NİHAN: Saklanmış, gizli olan; Sır.
NİL: Çivit. Mısır'da bir nehir.
NİLAY: Işıklı mavi, ışıklı lacivert.
NİLGÜN: Lacivert renkli, çivit renginde.
NİLÜFER: Durgun sularda yetişen, değişik renkli ve uzun ömürlü su bitkisi.
NİRAN: Nurlar, aydınlıklar, ışıklar; Ateşler; Cehennem.
NİSA: Kadın, kadınlar.
NİSAN: Gelin çiçeği; İlkbaharın ilk ayı.
NUR: Aydınlık, parıltı, parlaklık.
NURAN: Nurlu, ışıklı.
NURAY: Işık saçan.
NURCAN: Aydınlık insan.
NURFER: Işık veren, aydınlatan, ferahlatan.
NURGÜL: Nur+Gül.
NURGÜN: Nur+Gün.
NURPERİ: Bir peri kadar göz kamaştırıcı güzelliğe sahip olan.
NURSAL: Işıksal ışıkla ilgili.
NURSAY: Işık gibi say, ışık gibi bil anlamında.
NURSELİ: Işık seli
NURTEN: Işık gibi duru tenli.
NÜKET: Nükte, zarif, güzel sözler.
NÜKHET: Güzel koku.
NÜKTE: İnce anlamlı, düşündürücü şaka söz.

'O' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
OKŞAN: Sevil, şefkat gör.
OLCA: Ganimet, bolluk.
OLCAY: Mutlu, talih.
OLGAÇ: Bilgi ve görgüde olgunlaşan.
OMAY: Gözde, sevilen, beğenilen.
ONGÜL: Ön ayak olmak; İlk gül.
ORKİDE: Salepgillerden güzel çiçekli birtakım bitki türlerinin ortak adı.
OYA: Bir nesneye oyularak yapılan süs; Genellikle ipek veya ibrişim ile iğne, mekik, tığ kullanılarak yapılan ince dantel.
OYLUM: Hacim, dirim; İçi oyulmuş, çukur duruma getirilmiş; Resimde derinlik, üç boyutluk etkisi, mimarlıkta mekan karşılığı.
'Ö' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÖDÜL: Armağan.
ÖĞÜN: Kendini yücelt. Zaman. Kez, defa.
ÖĞÜT: Tavsiye.
ÖMÜR: Yaşama süresi, hayat.
ÖNAY: Yeni çıkmış ay.
ÖNGÜL: Direnen, inatçı. Kılavuz. Öncü, teşvik eden.
ÖRGÜN: Türlü ve düzenli parçalardan oluşan.
ÖVGÜ: Övme, övmek için söylenen söz.
ÖVGÜN: Övülmüş, övülen kişi.
ÖVÜNÇ: Övünmeye yol açan ya da hak kazandıran şey, kıvanç, sevinç, övünç.
ÖYKÜ: Hikaye, ayrıntılarıyla anlatılan olay.
ÖZBEN: Bireyin kendi varlığı; Gerçek ben anlamında.
ÖZDE: Kişinin kendi içinde, özünde, canda olan.
ÖZDEN: Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.
ÖZEN: Büyük hassasiyet göstermek.
ÖZGE: Yabancı. İyi, güzel. Cana yakın, şakacı. Yürekli, gözü pek.
ÖZGEN: Başına buyruk. Rahat. Özü geniş. Kuzu kulağı otunun filizi.
ÖZGÜL: Gerçek gül, benim gülüm anlamında.
ÖZGÜR: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, koşula bağlı olmayan, başına buyruk, hür.
ÖZLEM: Bir şeye karşı duyulan istek, bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği; Hasret.
ÖZNİL: Nil gibi verimli.
ÖZNUR: Özü ışıklı, aydınlık.
ÖZSU: Besleyici su, besisuyu, bitkilerin dokularında bulunan su.
ÖZÜN: Şiir. Hak edilmiş ün.
ÖZTEN: Güzel tenli.

P
'P' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
PAMİRA: Orta Asya'da bir yayla.
PAPATYA: Baharda çiçek açan bir kır bitkisi.
PARLA: Parlamak eyleminden parla, ışık saç; Başarılı ol, ünün sanın artsın; Güzel ol, güzel görünüşlü ol.
PELİN: Acı ve güzel kokulu bir bitki.
PELİNSU: Pelin+Su, hem pelin hem su anlamında.
PERÇEM: Kahkül.
PERRAN: Uçan, uçucu.
PERVİN: Ülker yıldızı.
PETEK: Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları.
PINAR: Büyük su kaynağı.
PIRILTI: Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık
PAKİZE: Çok temiz, hoş ve güzel saf, iyi, lekesiz.
PEREN: Ülker yıldızı.
PERİ: Çok güzel, çekici.
PERİHAN: Peri padişahı. 

R
'R' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
RABİA: Dördüncü.
RAHŞAN: Parlayan, parlak, aydınlık, ışıltı.
RANA: İyi, güzel, yumuşak, hoş.
RAVZA: Sulu, su yatağı yer; Bahçe.
REBİA: Bahar.
RENAN: Çok ses çıkaran, çınlayan.
RENGİN: Boyalı, renkli; Hoş, latif ve güzel.
REVAN: Yürüyen, giden; akan, akıp giden. Ruh, can.
REYHAN: Yaprakları güzel kokan bir süs bitkisi, fesleğen.
REZZAN: Ağırbaşlı, onurlu.
RİMA: Dişi ceylan yavrusu.
ROSA: Gül rengi, pembe kırmızı arası bir renk.
RUHAN: Güzel kokulu.
RUHSAR: Yanak, yüz, güzel yüz.
RUHŞEN: Neşeli, canlı.
RUKİYE: Büyü, sihir.
RÜÇHAN: Üstünlük
RÜYA: Düş; Gerçekleşmesi imkansız durum, hayal; Gerçekleşmesi beklenen şey, umut
RAHİME: Müminlere çok acıyan kadın.
RAHŞAN: Parlak, parlayan.


'S' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
SABA: Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Türk müziğinde bir makam.
SABAH: Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler.
SAHRA: Kır, ova, çöl.
SALİHA: Yararlı, iyi, elverişli.
SANAL: Sanlı ol, ünlen.
SARA: Halis, saf, katkısız
SARE: Olmak, oldu; Cemaat, topluluk; İhtiyaç, susuzluk.
SARGIN: Albenili, çekici, büyüleyici, yıldızı şirin, hoşa giden, sevimli, güzel.
SAYE: Gölge; Koruma, yardım, sahip çıkma.
SAYGIN: Sayılan, sevilen.
SEBLA: Uzun kirpikli göz.
SEÇİL: Beğeni, sevgi, üstünlük gösterilen.
SEÇKİN: Benzerler arasında nitelikleriyle göze çarpan, elit.
SEDA: Ses; Doğa veya bir engele çarpıp geri dönen ses, yankı.
SEDEF: Midye ve istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan pırıltılı, beyaz, sert bir madde; Bu maddeden yapılmış veya bu madde ile süslenmiş.
SEDEN: Uyanık, tetikte; Gözü açık olmak.
SEGAH: Doğu müziğinin makamlarından.
SEHER: Tan ağartısı.
SELDA: Bir söğüt cinsi.
SELEN: Haber, müjde.
SELİN: Gür akan su.
SELMA: Barış içinde, huzur, erinç.
SELVA: Amerika'da Amazon, Afrika'da Nijer ırmakları gibi ekvator bölgesinde büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad.
SELVİ: İnce uzun ağaç.
SEMA: Gökyüzü; Göç.
SEMANUR: Nurlu gökyüzü.
SEMEN: Yasemin çiçeği. Semizlik.
SEMİN: Değerli, pahalı; Semizlik
SEMİRAMİS: Babil'in Asma Bahçeleri'ni kurduran Asur kraliçesi.
SEMRA: Esmer kadın.
SEVDA: Vurgunluk, tutkunluk, aşk; Heves, arzu, kuvvetli istek
SEVDEM: Sevginin en son demi
SEVEN: Bir başkasına sevgi duyan
SEVGİ: İnsanı bir şeye ya da bir kişiye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu
SEVGÜL: Gül gibi sevilen.
SEVİL: Her zaman sevilen biri ol.
SEVİM: Sevmek eylemi; Bir kişi ya da bir şeyde bulunan o kişi ya da şeyi başkalarına sevdiren özellik.
SEVİNÇ: İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku.
SEVTAP: Tapılacak kadar çok sevilen.
SEYLAN: Sel, akma, akış.
SEZEN: Hisseden, sezgili.
SEZER: Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş ya da olacak bir şeyi duyumsar.
SEZGİ: Sezmek eyleminden sezgi; Sezme yeteneği.
SEZİN: Sezinleme işi, sezme. Duygulu, anlayışlı.
SILA: Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşmak; Doğup büyüdüğü ve özlediği yer; Bahşiş, hediye; Bağ.
SİBEL: Henüz yere düşmemiş yağmur damlası.
SİMA: Yüz, çehre.
SİMGE: Anlamı olan harf, bitki gibi işaretler.
SİNEM: Yüreğim, çok sevdiğim.
SU: Canlıların yaşaması için en gerekli olan kokusu, rengi olmayan sıvı.
SENA: Övmek, methetmek; Şimşek parıltısı; Yücelik, yükseklik; Aydınlık; Bir ot adı.
SENEM: Kars dolaylarında kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak oynadıkları bir halk dansı
SERA: Varlıklı olmak, zengin olmak; Şarkı söyleyen; Yer, toprak; Ok yapımında kullanılan bir ağaç
SERAP: Çorak yerlerde, çölde, sıcak ve ışığın etkisiyle, ileride, yakında ya da ufukta su veya yeşillik var gibi görünmesi olayı.
SERAY: Ay gibi güzel.
SEREN: Gemi direği.
SERPİL: Gelişmek, büyümek.
SERRA: Rahatlık, kolaylık.
SERTAP (SERTAB): İnatçı anlamında.
SEVAL: Severek al anlamında.
SUMRU: Bir şeyin yüksek yeri, tepesi.
SUNA: Boylu, poslu, yakışıklı. Yaban ördeği.
SUZAN: Yakan, yakıcı.
SÜHEYLA: Yumuşak ve iyi huylu, mütevazı kadın.
SAADET: Kavuşan, mutlu.
SABAHAT: Latif, yüzü güzel, cemal sahibi.

'Ş' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ŞAHDANE: Mutlu, bahtiyar, dindar, temiz yürekli.
ŞAHİKA: Dağ tepesi, dağ doruğu.
ŞAHMELEK: Güzeller güzeli.
ŞAZIMENT: Özellikleri kimseye benzemeyen.
ŞEBNEM: Gece nemi, çiğ, nem, rutubet.
ŞEHNAZ: Çok nazlı.
ŞEHRİBAN: Şehrin en büyük âmiri, vali.
ŞERMİN: Utanan, sıkılan.
ŞERMİZE: Küçük insan topluluğu.
ŞEYDA: Âşık, tutkun. Sevgiden aklını kaybetmiş.
ŞEYMA: Bedeninde ben, alamet olan.
ŞİRİN: Tatlı, cana yakın sevimli.
ŞULE: Alev, parıltı.
ŞÜKRAN: Teşekkür eden, minnettar kalan.
ŞÜKUFE: Çiçek gibi güzel, tomurcuk.
ŞİFA: Hastalıktan kurtulma, şifa bulma.

T
'T' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
TAÇNUR: Mutluluk.
TAHİRE: Gündoğusundan esen rüzgar.
TALİHA: Rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi veya kötü durumlar hazırladığına inanılan doğa üstü güç, şans, felek.
TAMAY: Dolunay, ayın on dördüncü.
TANAY: Secde eden.
TANSELİ: Şafak vakti gelen sel.
TANYEL: Katıksız, arı. Seçilmiş.
TANYELİ: Tan vakti esen rüzgar.
TARA: Sahur zamanı doğan kız çocuğuna verilen ad.
TENNUR: Yüksek, ulu.
TİJEN: Taç, taçlar.
TUBA: Cennette bulunduğun inanılan büyük ağaç. Güzellik, iyilik. Rahat.
TUĞÇE: Küçük tuğ.
TULÜ: Doğuş, doğma (güneş için) anlamında.
TÜLAY: Ayın ince ışığı.
TÜLİN: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
TÜNAY: Gece ve ay.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.
TÜRKÜ: Yankı, ses.
TÜRKAN: Kraliçe. Güzel kız.


'U' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
UBEYDE: Yaradanın kölesi.
UĞURGÜL: Uğurlu gül.
UHDE: Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev.
ULYA: En yüce, en ulu, yüksek
UMAY: Devlet kuşu.
UMUR: Görgü, deneyim.
UZEL: Usta, becerikli.
ULYA: Pek yüce.
'Ü' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ÜLKÜ: Amaç, ideal.
ÜMRAN: Bayındırlık; Uygarlık, medeniyet; İlerleme, mutluluk, refah
ÜNZİLE: Gönderilmiş
ÜZGÜ: Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen üzüntü, eziyet.
ÜLFET: Dost olan, yakınlık duyan.
ÜMMÜHAN: Hükümdarın annesi. 

V
'V' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
VAHİDE: Tek yalnızca bir tane.
VARİDE: Gelen, erişen. Söylenti
VERDA: Gül.
VİLDAN: Yeni doğmuş çocuklar.
VİRA: Durmadan, aralıksız, sürekli.
VEDİDE: Dost, sevgili, Çok seven.
VESİLE: Vasıta olan.
VUSLAT: Dostuna, sevdiğine kavuşan.
VERA: Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak duran.

Y
'Y' İLE BAŞLAYAN KIZ BEBEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
YAĞMUR: Bulutlardan yeryüzüne düşen su damlacıkları.
YAPRAK: Bitkilerin solunumunu sağlayan, yeşil ve türlü biçimlerdeki ince bölüm.
YAREN: Dost, arkadaş.
YASEMİN: Çeşitli renklerde kokulu çiçekleri olan bir bitki.
YAŞAM: Hayat.
YELDA: Uzun. Yılın en uzun gecesi.
YELİZ: Ferah yer, aydınlık, havadar.
YEŞİM: Açık yeşil ve pembe renkli kolay işlenen değerli bir taş.
YILDIZ: Gökyüzündeki ışıklı cisimlerin her biri.
YONCA: Çiçekleri kırmızı veya mor renkli çayır bitkilerinin genel adı.
YÜKSEL: Başarı kazan, yücel.
YADİGAR: Dost hatırası.

Z

'Z' İLE BAŞLAYAN KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
ZEHRA: Çok beyaz, parlak yüzlü.
ZEHRE: Çiçek.
ZELİHA: Züleyha, su perisi.
ZENNUR: Zinnur, nurlu, ışıklı.
ZEREN: Anlayışlı, kavrayışlı.
ZERİN: Altından ya da altına benzer olan.
ZERRİN: Altından yapılmış.
ZEYNEP: Süs, bezek.
ZİNNUR: Nurlu, ışıklı.
ZİŞAN: Şanlı, şerefli; Bir tür lale.
ZUHAL: Satürn gezegeninin adı.
ZULAL: Hafif, güzel, soğuk su.
ZÜBEYDE: Öz, asıl.
ZÜHRE: Çoban yıldızı, venüs.
ZÜLAL: Saf, temiz, hafif tatlı su.
ZÜLEYHA: Su perisi - Hazreti Yusuf'un karısı.
ZÜMRA: Akıllı, çabuk kavrayan kadın.
ZÜMRÜT: Cam parlaklığında, yeşil renkte, saydam bir süs taşı.
ZEHRA: Yüzü beyaz ve parlak, nurani yüzlü.
ZEKAVET: Çabuk anlayan, tez kavrayan.
Türkçede ki Eş Anlamlı Kelimeler

Türkçe dil bilgisi derslerinden özelikle ilköğretim öğrencilerinin karşısına en çok çıkan konulardan birisi de eş anlamlı kelimelerdir. Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları ayrı ancak anlamları aynı olan sözcüklerdir. Söz konusu kelimler Türkçe’de birbirinin yerine kullanılabilir. Günlük konuşma dilinde herkesin sıklıkla karşılaştığı eş anlamlı kelimelerin dilimizde önemi büyüktür. Bu tür kelimelerin listesi oldukça uzundur. Cümle içerisinde birbirlerinin yerine kullanıldıklarında anlam değiştirmezler. Türkçe eş anlamlı kelimeler listesi için “Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğü” içeriğimize göz atabilirsiniz.

Eş anlamlı kelimeler yazılışları ve okunuşları birbirinden farklı olan ancak aynı anlamı taşıyan sözcüklerdir. 1. 2. 3. 4. sınıf öğrencilerinin sıklıkla karşılaştığı konulardan birisidir. Aynı anlamı taşıdıkları için bu kelimeler birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Cümle anlamında değişiklik olmaz. Konuşma dilinde de kullanılan eş anlamlı kelimelerin listesi oldukça uzundur.

Eş Anlamlı Kelimeler


Eş anlamlı, yazılışları farklı olduğu halde anlamları aynı veya çok yakın olan sözcükler. Bu tür kelimeler genelde birbirlerinin yerini tutabilir. Özellikle öğrencilerin Türkçe derslerinde gördüğü başlıklar arasında yer alır.

A ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler

Alfabe - abece

Abide - anıt

Acayip - garip

Acıma - merhamet

Açıkgöz - kurnaz

Ad - isim

Adale - kas

Adet - tane

Adıl - zamir

Adi - bayağı

Aferin - bravo

Affetmek - bağışlamak

Ahenk - uyum

Akıl - us

Aksi - ters

Al –kırmızı

Alaka –ilgi

Alaz - alev

Alelade - sıradan

Allah - Tanrı

Ama - fakat

Ama - kör

Amaç - erek

Amade - hazır

Amale - işçi

Amel - iş

Ana - anne

Anı - hatıra

Anıt - abide

Aniden - birden

Aniden - ansızın

Anlam - mana

Anlatım - ifade

Ant - yemin

Apse - iltihap

Araç - vasıta

Arıza - bozukluk

Armağan - hediye

Arka - geri

Art - arka

Arzu - istek

Asır - yüzyıl

Asil - soylu

Aş - yemek

Aşırmak - çalmak

Ata - cet

Atak - girişken

Atamak - tayin etmek

Atölye - işlik

Avare - serseri(aylak)

Ayakyolu - hela(WC)

Aylak - serseri

Ayraç - parantez

Ayrıcalık - imtiyaz

Aza - üye

Acemi - toy

Adalet - hak

Aka - büyük

Aleni - açık

Ara - fasıla

Ayakkabı - pabuç



B ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Bağışlamak –affetmek

Bağnaz - yobaz

Bakış - nazar

Barış - sulh

Basımevi - matbaa

Basit - yalın

Başkaldırı - isyan

Başkan - reis

Başkent - başşehir

Başvuru - müracaat

Batı - garp

Bayağı - adi

Bayındır - mamur

Bayındırlık - imar

Baytar - veteriner

Bazen - kimi

Bedava - parasız

Beden - gövde

Beğeni - zevk

Belde - şehir

Belge - vesika

Bellek - hafıza

Bencil - egoist

Benlik - kişilik

Beraber - birlikte

Bereket - bolluk

Berrak - duru

Besin - gıda

Beyanat - demeç

Beyaz - ak

Beygir - at

Beyhude - boşuna

Biçare - zavallı

Biçim - şekil

Bilakis - tersine

Bilgin - alim

Bilgisiz - cahil

Bilhassa - özellikle

Bilim - ilim

Bilgisiz - cahil

Bilinç - şuur

Bina - yapı

Birden - ani

Birdenbire - aniden

Birey - fert

Biricik - tek

Bitki - nebat

Boylam - meridyen

Bozkır - step

Bucak - nahiye

Buğu - buhar

Buhran - bunalım

Buyruk - emir

Büro - ofis (yazıhane)

Bacı - kız kardeş

Baş - kafa



C ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Cahil - bilgisiz

Caka - gösteriş

Camekan - vitrin

Canlı - diri

Cazibe - çekim

Cehalet - bilgisizlik

Celse - oturum

Cenk - savaş

Cenup - güney

Cerahat - irin

Cerrah - operatör

Cesur - yürekli

Cet - ata

Cevap - yanıt

Ceviz - koz

Cılız - sıska

Ciddi - ağırbaşlı

Cihaz - aygıt

Cihet - yön

Cilt - ten

Cimri - pinti

Cimri - hasis

Cin - tür

Civar - yöre

Cömert - eli açık

Cümle - tümce

Cılız - sıska

Ciddi - ağırbaşlı

Cihaz - aygıt

Cihet - yön

Cilt - ten

Cimri - pinti

Cimri - hasis

Cins - tür

Civar - yöre

Cömert - eli açık

Cümle - tümce



Ç ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Çabuk - acele

Çağ - devir

Çağdaş - modern - uygar

Çağrı - davet

Çayır - davet

Çehre - yüz

Çeşit - tür

Çeviri - tercüme

Çığlık - feryat

Çılgın - deli

Çizelge - cetvel

Çoğunluk - ekseriyet

Çok - fazla

Çamur - balçık

Çare - deva

D ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Dahil - iç

Daimi - sürekli

Darbe - vuruş

Dargın - küs

Darılmak - küsmek

Davet - çağrı

Defa - kez

Değer - kıymet

Değerli - kıymetli

Değnek - sopa

Deli - çılgın

Delil - kanıt

Deneme - tecrübe

Denetim - kontrol

Deney - tecrübe

Deprem - zerzele

Dergi - mecmua

Derhal - hemen

Deri - ten

Derslik - sınıf

Devamlı - sürekli

Devinim - hareket

Devir - çağ

Devir - tur

Devre - dönem

Dışalım - ithalat

Dışsatım - ihracat

Diğer - başka

Dil - lisan

Dilbilgisi - gramer

Diri - canlı

Dize - mısra

Doğa - tabiat

Doğal - tabii

Doğu - şark

Doktor - hekim

Donuk - mat

Doruk - zirve

Dönemeç - viraj

Döşek - yatak

Duru - berrak

Durum - vaziyet

Duygu - his

Düş - rüya

Düşünce - fikir

Düzen - seviye

Düzmece - sahte

Düzyazı - nesir

Dilek - istek

Dizi - sıra

Dost - arkadaş



E ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Ebat - boyut

Ebedi - sonsuz

Ebeveyn Ana - baba

Edat - ilgeç

Efe - zeybek

Egoist - bencil

Ehemmiyet - önem

Ek İlave

Eklem - mafsal

Ekonomi - iktisat

Elbise - giysi

Emir - buyruk

Emniyet - güvenlik

Ender - nadir

Endişe - kaygı

Endüstri - sanayi

Enkaz - yıkıntı

Enlem - paralel

Entari - giysi

Enteresan - ilginç

Erek - amaç

Esas - temel

Eser - yapıt

Esir - tutsak

Etki - tesir

Etraf - çevre

Evvel - önce

Eylem - fiil

Eylemsi - fiilimsi

Ev - konut

Edebiyat - yazın

Eda - verme



F ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Faaliyet - etkinlik

Fakat - ama - lakin

Fakir - yoksul - fukara

Faktör - unsur

Fare - sıçan

Fark - ayrım

Fasıla - ara

Fayda - yarar

Fazla - çok

Fena - kötü

Fert - birey

Feza - uzay

Fiil - eylem

Fikir - düşünce

File - ağ

Füze - roket

Felç - nüzul

Fer - ışık

Faiz - nema



G ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Garip - acayip

Garp - batı

Gaye - amaç

Gayret - çaba

Gebe - hamile

Gelecek - istikbal - ati

Gelenek - anane

Gene - yine

Genel - umumi

Geri - art

Gıda - besin

Giysi - elbise

Giz - sır

Gizli - saklı

Görev - vazife

Gövde - beden

Gramer - dilbilgisi

Güç - kuvvet - zor

Güçlü - kuvvetli

Güldürü - komedi

Gülünç - komik

Güney - cenup

Güven - itimat

Güz - sonbahar

Gözlem - rasat

Gökyüzü - sema

Gezmek - dolaşmak



H ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Hal - durum

Halbuki - oysa

Ham - olmamış

Hane - ev

Hareket - devinim

Hariç - dış

Harp - savaş

Hasis - cimri - pinti

Hasret - özlem

Hassas - duygulu

Hatıra - anı

Hayal - düş

Hayat - yaşam

Haysiyet - onur

Hediye - armağan

Hekim - doktor

Hela - tuvalet - wc

Hemen - derhal

Hiddet - öfke

Hikaye - öykü

Hisse - pay

Hudut - sınır

Hususi - özel

Hür - özgür

Hısım - akraba

Hasım - düşman

Hareket - devinim

Hadise - olay

I ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Ilıca - kaplıca

Irak - uzak

Irgat - rençber

Irk - soy

Ira - karakter

Irmak - nehir



İ ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



İcat - buluş

İç - dahil

İçten - samimi

İdare - yönetim

İhracat - dışsatım

İhtiyar - yaşlı

İhtiyaç - gereksinim

İkaz - uyarı

İktisat - ekonomi

İlave - ek

İlgeç - edat

İlgi - alaka

İlginç - enteresan

İlim - bilim

İmar - bayındır

İmkan - olanak

İsim - ad

İskemle - sandalye

İthalat - dışalım

İtibar - saygınlık

İtimat - güven

İtina - özen

İzah - açıklama

İdadi - lise

İlan - duyuru

İlişki - münasebet - temas

İmtihan - sınav



J ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Jeoloji - yer bilimi



K ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Kabiliyet - yetenek

Kabus - karabasan

Kafa - baş

Kafi - yeter

Kafiye - uyak

Kalite - nitelik

Kalp - yürek

Kamu - halk

Kanıt - delil

Kapital - anamal - sermaye

Kanun - yasa

Kara - siyah

Karşın - rağmen

Karşıt - zıt

Kas - adale

Katı - sert

Kati - kesin

Kayıp - yitik

Keder - acı

Kelime –sözcük

Kenar - kıyı

Kent - şehir

Kere - defa - kez

Kesin - kati

Kırmızı - al

Kıyı - sahil

Kir - pislik

Kirli - pis

Kişi - şahıs

Kocaman - iri

Komedi - güldürü

Komik - gülünç

Kontrol - denetim

Konuk - misafir

Konut - ev

Koşul - şart

Kural - kaide

Kuruluş - müessese - kurum

Kuşku - şüphe

Kutsal - mukaddes

Kuvvet - güç

Kuzey - şimal

Küme - grup

Küs - dargın

Kılavuz - rehber

Kolay - basit



L ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Laf - söz

Lahza - an

Lider - önder

Lisan - dil

Lüzumlu - gerekli

Lüzumsuz - gereksiz

Lal - dilsiz

Lama - deve

Lafazan - geveze

M ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Mabet - tapınak

Macera - serüven

Mafsal - eklem

Mağlup - yenik

Mahalli - yerel

Mahcup - utangaç

Mahluk - yaratık

Mahpushane - hapishane

Mahsul - ürün

Mana - anlam

Manzara - görünüm

Matbaa - basımevi

Matem - yas

Mebus - milletvekili

Mecbur - zorunlu

Mecmua - dergi

Medeni - uygar

Medeniyet - uygarlık

Mektep - okul

Melodi - ezgi

Menfaat - çıkar

Menfi - olumsuz

Menkul - taşınır

Meridyen - boylam

Mesafe - ara

Mesela - örneğin

Mesele - sorun

Mesken - konuk

Meslek - iş

Mesul - sorumlu

Mesut - mutlu

Meşhur - ünlü

Meşrubat - içecek

Mevcut - var

Meydan - alan

Millet - ulus

Milletvekili - mebus

Milli - ulusal

Misafir - konuk

Misal - örnek

Misli - katı

Muavin - yardımcı

Muharebe - savaş

Muhtelif - çeşitli

Muştu - müjde

Müessese - kurum - kuruluş

Mühim - önemli

Mükafat - ödül

Müsabaka - yarışma

Müsait - uygun

Müspet - olumlu

Müstahsil - üretici

Müstakil - bağımsız

Müşteri - alıcı

Merkep - eşek

Mani - engel

Mübarek - kutsal

Muallim - öğretmen

Mektup - name

Merasim - tören



N ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Nadir - ender

Nakil - atama - taşıma

Nasihat - öğüt

Nebat - bitki

Neden - sebep

Nefes - soluk

Nehir - ırmak

Nem - rutubet

Nesil - kuşak

Nesir - düzyazı

Neşe - sevinç

Netice - sonuç

Nispet - oran

Nitelik - kalite

Noksan - eksik

Numune - örnek

Nutuk - söylev

Nakit - para - akça

Nakliyeci - taşımacı

Namzet - aday



O ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Okul - mektep

Olanak - imkan

Olası - mümkün

Olay - vaka

Olumlu - müspet

Olumsuz - menfi

Onarım - tamir

Onay - tasdik

Onur - şeref

Oran - nispet

Otlak - mera

Oy - rey

Ozan - şair



Ö ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Öbek - grup

Öbür - diğer

Ödenti - aidat

Ödlek - korkak

Ödül - mükafat

Ödün - taviz

Öfke - hiddet

Öğe - unsur

Öğrenci - talebe

Öğrenim - tahsil

Öğüt - nasihat

Ömür - hayat - yaşam

Önce - evvel

Önder - lider

Önemli - mühim

Öneri - teklif

Önlem - tedbir

Örgüt - teşkilat

Örneğin - mesele

Örnek - misal

Öteki - diğeri

Ötürü - dolayı

Öykü - hikaye

Özel - hususi

Özen - itina

Özgün - orijinal

Özgür - hür

Özlem - hasret

P ve R ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Pabuç - ayakkabı

Pasif - edilgen

Pinti - cimri

Pis - kirli

Politika - siyaset

Rağmen - karşın

Rastlantı - tesadüf

Rey - oy

Rutubet - nem

Rüya - düş

Rüzgar - yel

Problem - sorun

Rüştiye - ortaokul



S ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Sade - yalın

Sağlık - sıhhat

Saha - alan

Sahil - kıyı - yalı

Saldırı - hücum

Samimi - içten

Sanayi - endüstri

Sandalye - iskemle

Savaş - harp

Saz - çalgı

Sebep - neden

Sene - yıl

Sermaye - kapital

Serüven - macera

Sıçan - fare

Sıhhat - sağlık

Sır - giz

Sima - yüz

Siyah - kara

Siyaset - politika

Son - nihayet

Sonuç - netice

Sorun mesele

Soylu - asil

Sömestri - yarıyıl

Söylev - nutuk

Sözcük - kelime

Sulh - barış

Suni - yapay

Surat - yüz

Sürat - hız

Sürekli - devamlı

Sevinç - mutluluk

Sınıf - derslik

Sonbahar - güz

Sorumluluk - mesuliyet

Sözlük - lügat

Sınav - imtihan



Ş ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Şafak - tan

Şahıs - kişi

Şahit - tanık

Şair - ozan

Şans - talih

Şark - doğu

Şart - koşul

Şayet - eğer

Şef - lider - önder

Şehir - kent

Şekil - biçim

Şen - neşeli

Şeref - onur

Şöhret - ün

Şuur - bilinç

Şüphe - kuşku

Şaka - latife

T ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Tabiat - doğa

Tabii - doğal

Tabip - hekim - doktor

Talebe - öğrenci

Talih - şans

Tamir - onarım

Tane - adet

Tanık - şahit

Tanım - tarif

Tapınak - mabet

Taraf - yan

Tarım - ziraat

Tarif - tanım

Tasdik - onay

Tebrik - kutlama

Tecrübe - deney

Tedbir - önlem

Teklif - öneri

Tekrar - yine

Temel - esas

Tercüme - çeviri

Tertip - düzen

Tesadüf - rastlantı

Tesir - etki

Toplum - cemiyet

Tören –merasim

Tuhaf - garip

Tutsak - esir

Tuvalet - hela - wc

Tüm - bütün

Tümör - ur

Tümce - cümle

Tren - şimendifer - katar

Tartışma - münakaşa



U ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Uçurum - yar

Ufak - küçük

Uğraş - iş

Ulu - yüce

Ulus - millet

Umumi - genel

Umut - ümit

Unsur - öğe

Us - akıl

Uyarı - ikaz

Uygar - medeni

Uyum - ahenk

Uzak - ırak

Uzay - feza

Uçak - tayyare

Usta - ehil



Ü ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Ümit - umut

Ünlü - meşhur

Ürün - mahsul

Üye - aza

Ülke - diyar - memleket

Ülkü - ideal

Üleş - pay

Ürem - faiz

V ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Vaka - olay

Vakit - zaman

Varlıklı - zengin

Vasıta - araç

Vatan - yurt

Vazife - görev

Vaziyet - durum

Vesika - belge

Viraj - dönemeç

Vücut - gövde

Vilayet - il

Veteriner - baytar



Y ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Yalın - sade

Yan - taraf

Yanıt - cevap

Yapay - suni

Yapıt - eser

Yar - uçurum

Yaratık - mahluk

Yardımcı - muavin

Yargıç - hakim

Yarıyıl - sömestri

Yas - matem

Yasa - kanun

Yaş - ıslak

Yaşam - hayat - ömür

Yaşlı - ihtiyar

Yazı - ova

Yazım - imla

Yekün - toplam

Yel - rüzgar

Yerel - mahalli

Yetenek - kabiliyet

Yıl - sene

Yine - tekrar

Yitik - kayıp

Yoksul - fakir - fukara

Yöntem - metot

Yurt - vatan

Yüce - ulu

Yürek - kalp

Yüz - surat - sima - çehre

Yüzyıl - asır

Yemek - aş



Z ile Başlayan Eş Anlamlı Kelimeler



Zaman - vakit

Zarar - ziyan

Zengin - varlıklı

Zeybek - efe

Zıt - karşıt

Ziraat - tarım

Ziyan - zarar

Zor - güç

Zorunlu - mecburi

Zırnık - metelik

Zehir - agu

Zabit - subay.
Farklı Duyulmamış Anlamlı Erkek Bebek İsimleri ile Anlamları

A

A Harfi
Abay: 1. Beceri. 2. Seziş, anlayış. 3. Büyük erkek kardeş.
Abbas: 1. Aslan. 2. Sert, çatık kaşlı kimse.
Abdi: Kullukla, kölelikle ilgili.
Abdullah: Tanrı’nın kulu.
Abdülaziz: En yüce, en değerli olan Allah'ın kulu.
Abdülkadir: Kudretli ve güçlü olan Tanrı'nın kulu.
Abdülmelik: Evrene hükümdar olan Tanrı'nın kulu
Abid: İbadet eden, tapan kul.
Abidin: İbadet eden, tapan kullar.
Acar: 1. Kuvvetli, güçlü, dinç. 2. Çevik, atılgan, kabına sığmaz. 3. Gözü pek, yiğit, cesur, kabadayı, yılmaz, 4. Hoş, sevimli yüzlü (kimse). 5. Yeni. 6. Taze. 7. Şişman, etli, semiz. 8. Çalışkan, becerikli. 9. Açıkgöz, zeki. 10. Çapkın. 11. Bir çeşit zehirli ot.
Acun: 1. Dünya. 2. Varlık.
Adar: 1. Erginlik, olgunluk. 2. Süre, zaman. 3. Arkadaş, taraftar, omuzdaş, yandaş. 4. Mart ayı.
Adem: 1. Dinî inançlara göre ilk yaratılan insan ve ilk peygamber. 2. İnsan, insanoğlu. 3. İnsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan kimse.
Adil: 1. Doğruluktan ayrılmayan kimse. 2. Adaletli. 3. Hakka uygun, haklı.
Adin: 1. Cennet. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın sıfatı olarak Ihlas Sûresi'nde geçer. Bir, tek, fert, kişi, kimse demektir.
Adnan: Bir yere yerleşip ikamet eden, mukim.
Affan: İradesiyle kötü şeylerden kaçınan kimse.
Afil: 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.
Afşar: 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan. 3. Uyumlu, yumuşak başlı. 4. Bir şeyin zıddı, aksi.
Afşin: Zırh. Silah.
Agâh: Bilen, bilgili, haberli, uyanık.
Agir: Ateş.
Ahad: 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.
Ahi: 1. Arkadaş, dost. 2. Erkek kardeş. 3. Ahilik ocağından olan kimse. 4. Cömert, eliaçık.
Ahlas: 1. Saf, halis, karışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dereceye varmış kul.
Ahmet: Övülmeye layık, övülmüş.
Ahter: 1. Yıldız. 2. Talih, şans, uğur.
Akad: Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
Akal: 1. Akmak ve almak fillerinin emir biçimlerinin yan yana gelmesiyle oluşmuş bir ad.2. Beyaz anlamındaki ak ile kırmızı anlamındaki al sözlerinden oluşmuş bir ad.
Akalp: Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
Akan: 1. Bir yerden bir yere doğru akan, giden. 2. Çeşme, pınar.
Akarsel: Akan sel.
Akay: Parıltılı ay, ışıklı ay.
Akbaran: Yağmur.
Akbora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına gibi olan temiz ve dürüst kimse.
Akdemir: Dövme demir.
Akdeniz: Kuzeyde Avrupa, doğuda Asya, güneyde Afrika ile kuşatılan deniz.
Akel: 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse.2. Eli uğurlu olan kimse.
Akgiray: Dürüst han veya prens.
Akın: 1. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapılan baskın. 2. Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması.
Akınalp: Akın yapan yiğit.
Akif: İbadet eden, ibadetle uğraşan kişi.
Akmeriç: Meriç nehri gibi saf ve temiz olan.
Aköz: Özü temiz, doğru olan kimse.
Akpolat: Çelik gibi kuvvetli ve sert olan.
Aksel: "Sel gibi ak" anlamında kullanılan bir ad.
Aksoy: Temiz, tanınmış soydan gelen kimse.
Aktaç: Beyaz taç.
Aktan: Parlak, aydınlık sabah.
Aktuğ: Beyaz tuğ.
Alaz: 1. Alev. 2. Ağaçsız, açıklık yerler. 3. Gösteriş, haşmet.
Algan: Alan, fetheden, fatih.
Algın: 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, âşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Cılız, zayıf.
Ali: 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Orun bakımından en üstün.
Alican: Yüce, ulu dost.
Alim: Bilgin.
Alişan: Herkes tarafından tanınan, ünlü.
Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Alpar: Yiğit, kahraman, cesur kimse.
Alpaslan: Alparslan. 1.Yiğit, cesur, yürekli kimse.2. Büyük Selçuklu hükümdarı.
Alpay: Cesur, yiğit kimse.
Alper: Yiğit, kahraman erkek.
Alperen: Yiğit, cesur, yürekli kimse.
Alphan: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptekin: Yiğit, cesur, yürekli hükümdar.
Alptuğ: Yiğit, cesur, yürekli, savaşçı kimse.
Altan: 1. Kızıl tan. 2. Hakan, sultan, padişah.
Altay: Yüksek dağ.
Altemur: Demirin korlaşmış kırmızı hali.
Altınöz: Soyu üstün nitelikli, değerli olan kimse.
Altuğ: Kırmızı tuğ.
Amaç: Erişilmek istenen sonuç, maksat, gaye, hedef.
Amil: 1. İsteyen, emeli olan. 2. Etken, etmen, sebep, faktör.
Amir: Bir işte emir verme yetkisi bulunan kimse.
Ammâr: Bir yeri bakımlı hale getiren.
Andaç: 1. Armağan.2. Evlat, nesil. 3. Ün, şöhret. 4. Eş, denk.
Anıl: 1. Amaç, erek. 2. Yavaş, ağır. 3. Bellek, hafıza. 4. “Adın her zaman anılsın” anlamında kullanılan bir ad.
Araf: İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer.
Aral: 1. Birbirine yakın adaların oluşturduğu topluluk, takımada. 2. Sıradağlar.
Aran: 1. Kuytu, sıcak yer. 2. Yayla. 3. Düzlük, ova, kışlak. 4. Ilımlı, uyumlu, uygun.
Aras: 1. Kendisininmiş gibi sahip çıkılan, bulunmuş mal.2. Doğu Anadolu’da bir ırmak.
Arcan: Özü saf, temiz kimse.
Arda: 1. Hükümdar veya kumandan asası. 2. İşaret olarak yere dikilen çubuk. 3. Sonra gelen.4. Meriç ırmağının Edirne yöresindeki önemli bir kolu. 5. Uygur yazılarında geçen çok eski bir Türk adı.
Arden: 1. Sabırsız, istekli. 2. Bolluk, bereket 3. Yüce makam.
Arel: Temiz, dürüst kimse.
Arem: Çölde bilinçli şekilde birileri tarafından konulan hedef, nişan.
Aren: Farsça: Parlak renkteki kum tanesi. Hititçe: Işık.
Argün: Temiz, aydınlık gün.
Arık: 1. Temiz, saf, duru.2. Zayıf, cılız. 3. Su yolu, ark. 4. Dere, çay. 5. Fidan dikilen yer.
Arın: 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe, dağların, tepelerin yüzü.
Arınç: 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış, huzur.
Arif: Çok anlayışlı ve sezgili kimse.
Arjen: 1. Volkan alevi. 2. Atılgan enerjik ve akıllı olan kimse.
Arkan: 1. Temiz, arı kandan gelen. 2. Üstün, galip.
Arkut: Temiz, uğurlu, kutlu.
Armağan: 1. Birini sevindirmek, mutlu etmek için verilen şey, hediye. 2. Ödül. 3. Bağış, ihsan.
Arman: 1. Dürüst, doğru, güvenilir kimse. 2. İstek. 3. Özlem.
Arslan: 1.Kedigillerden, Afrika'da ve Asya'da yaşayan, erkekleri yeleli, yırtıcı, uzunluğu 160 cm, kuyruğu 70 cm ve ucu püsküllü, çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. 2. Gürbüz, yiğit adam.
Artuç: Ucu sivri bir demirle donanmış, uzunca çubuk şeklinde, mızrak türünden eski bir silah.
Artun: Gururlu, kendine güveni olan kimse.
Asım: 1. Günahtan, haramdan çekinen. 2. Namuslu, iffetli.
Asil: Soylu.
Aşir: 1. Bir dinî tören sırasında veya cemaatle namaz kılınıp dua edildikten sonra okunan Kur'an ayetleri. 2. On sayısı. 3. On gün.
Aşkın: 1. Belli bir süreyi aşmış, ötesine geçmiş.2. Benzerlerinden üstün.3. Çok, fazla.
Ata: Türkçe: 1. Baba. 2. Dedelerden ve büyük babalardan her biri. 3. Kişinin geçmişte yaşamış olan büyükleri. Arapça: Bağış, ihsan.
Ataberk: Şehzade eğitmeni, devlet yetkilisi.
Atabey: Selçuklularda şehzadelerin eğitimiyle görevli kimse, lala.
Atacan: "Sevgili baba" anlamında kullanılan bir ad.
Atakan: Hükümdar olan ata.
Atalay: Ünlü, namlı, şöhretli kimse.
Ataman: Ata kişi, başkan, önder.
Atasoy: Ataları gibi soylu olan kimse.
Ataullah: Allah’ın bağışı, ihsanı.
Ateş: 1. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık.2. Coşkunluk.
Atılgan: 1. Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan kimse. 2. Girişken.
Atlas: Yüzü parlak, sık dokunmuş bir tür ipekli kumaş.
Attila: 1. Ünlü. 2. Babacık. 3. Büyük Hun İmparatorunun adı.
Ayaz: 1. Duru ve sakin havada çıkan kuru soğuk. 2. Açık, bulutsuz hava. 3. Aydınlık, ışık. 4. Mehtap.
Aybar: Gösterişli, heybetli, görkemli.
Aybars: 1. Ay gibi güzel ve temiz pars. 2. Hun İmparatoru Attila'nın amcası.
Ayberk: Ey güçlü kimse anlamında kullanılan bir ad.
Aybora: "Ey fırtına gibi olan!" anlamında kullanılan bir ad.
Aydın: 1. Işıklı, pırıltılı, aydınlık. 2. Açık, kolay anlaşılır. 3. Öğrenimi, bilgisi ve görgüsü olan, ileri düşünceli kimse. 4. Umut veren. 5. Mehtap.
Aydinç: Ay gibi dinç olan.
Aydoğan: Ay gibi doğan.
Aygün: Ay gibi güzel, Güneş gibi parlak olan.
Ayhan: "Ey hükümdar!" anlamında kullanılan bir ad.
Aykan: Parlak soylu, soyu sopu temiz.
Aykut: Kutlu, uğurlu ay.
Aytaç: Ay gibi parlak taç takmış olan.
Aytek: Ay gibi tek, biricik, eşsiz.
Aytekin: Ay gibi tek ve uğurlu olan.
Aytunç: Ay gibi parlak, tunç gibi dayanıklı olan.
Ayvaz: 1. Koca, eş. 2. Güzel, yakışıklı. 3. Saçsız, kel. 4. Sağır. 5. Kaba. 6. Osmanlılar zamanında büyük konaklarda mutfak işlerini gören uşak.
Azam: Büyük, çok büyük.
Azer: 1. Ateş. 2. Hz. İbrahim’in babasının adı.
Azim: Kararlı, azmeden.
Aziz: 1. Ermiş, eren. 2. Sevgide üstün tutulan.
Azmi: 1. Azimli, kararlı.2. Sözünde duran.
Azrak: Az bulunur, nadir.

B
Baykan: Zengin bir soydan gelen kimse.
Baykara: Doğan cinsinden bir kuş türü.
Bayram: 1. Ulusal veya dinsel bakımdan önemi olan, kutlanan gün. 2. Sevinç, neşe.
Bayru: Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan, kadim. Bayrı.
Baysal: 1. Rahat, dingin. 2. Gürültüsüz, huzurlu.
Baysan: Zengin ve tanınmış kimse.
Baytekin: Zengin prens, şehzade.
Bayülken: Yüce, yüksek, ulu zengin kişi.
Bedir: Ayın on dördüncü gecesi, dolunay.
Bedirhan: Dolunay gibi güzel olan hükümdar.
Bedrettin: Dinin dolunayı.
Bedri: Dolunayla, ayın on dördü ile ilgili olan.
Beha: Ender.
Behçet: Sevinç.
Behiç: Şen, güzel yüzlü kimse.
Behlül: 1. Çok güldüren, şakacı. 2. Hayırsever, iyi adam.
Behnan: 1. İyi huylu kimse.2. Güler yüzlü kimse.
Behram: 1. Merih yıldızı. 2. Eski İran dininde yolcuları korumakla görevli olduğuna inanılan melek.
Behzat: Soyu sopu temiz, doğuştan iyi, temiz kimse.
Beker: Güçlü, yiğit kimse.
Bekir: Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse.
Bektaş: 1. Akran, eş, yaşıt. 2. Eşit, denk.
Berat: 1. Nişan, rütbe. 2. Bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nda bir göreve atanan, aylık bağlanan, san, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu.
Berge: İm, iz, eser.
Berin: 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
Berkan: "İyice hatırla" anlamında kullanılan bir ad.
Berkant: Güçlü, bozulmaz yemin.
Berkay: Sağlam ve güçlü kimse.
Berke: Kamçı.
Berkin: Sağlam, güçlü, kuvvetli.
Berksan: Güçlü tanınan kimse.
Berzah: İnsanların ölümden sonra kıyamete kadar bekleyeceği yer.
Beşer: İnsan, insanoğlu.
Beşir: 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güler yüzlü, güleç.
Beyda: Sahra, çöl.
Beyhan: Sır saklamayan, aklındakini ve yüreğindekini hemen söyleyen.
Bilgehan: Bilgili hükümdar.
Bilgin: Bilimsel bir konuda derin bilgisi olan, âlim.
Bilhan: Çok bilgili, çok bilen.
Birant: Ant iç, yemin et anlamında kullanılan bir ad.
Birol: "Tek ol, biricik ol" anlamına kullanılan bir ad.
Birten: Kimseye bağımlı olmayan.
Boğaç: 1. Boğan. 2. Boğaya benzeyen. 3. Dede Korkut hikâyelerinde geçen bir kahraman adı. Küçük yaşta bir boğayı öldürdüğü için bu ad verilmiştir.
Bora: Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve şiddetli fırtına.
Boran: 1. Bora. 2. Sis, duman. 3. İç sıkıntısı. 4. Yaban güvercini.
Buğra: Erkek deve.
Buluş: İlk kez yeni bir şey yaratma, icat.
Bulut: Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığınlar.
Burak: Hz. Muhammed'in Miraç Gecesi'ndeki biniti.
Burç: 1. Kale duvarlarından daha yüksek, yuvarlak, dört köşe veya çok köşeli kale çıkıntısı. 2. Zodyak üzerinde yer alan on iki takımyıldıza verilen ortak ad. 3. Ökse otu.
Burhan: Kanıt, delil, ispat.
Bülent: Yüksek, yüce, ulu.
Bünyamin: Yakup Peygamber'in en küçük oğlunun adı.
Bürçe: Kurt yavrusu.


C Ç
Cabbar: 1. Zorlayan, cebreden. 2. Kuvvet ve kudret sahibi (Allah.) 3. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
Cabir: Zorlayan, cebreden.
Cafer: 1. Küçük akarsu. 2. Caferî mezhebinin kurucusu. 3. Hz. Ali'nin Mute Savaşı´nda ölen kardeşinin adı.
Cahit: Çok çalışan, çaba gösteren kimse.
Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Canalp: Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse.
Canbek: Özü pek, güçlü kişilikli kimse.
Canberk: Güçlü, sağlam kişilikli kimse.
Candar: 1. Canlı, diri. 2. Koruyucu, muhafız.
Candemir: Özü güçlü, demir gibi sağlam ve kişilikli kimse.
Candoğan: Yaradılıştan samimi, dost olan kimse.
Caner: Çok içten, sevilen, sevimli kimse.
Cankat: "Yaşama gücü ver, neşe ve mutluluk saç" anlamında kullanılan bir ad.
Cankut: Kişinin mutluluğu, talihi, şansı, uğuru.
Canöz: Kişinin özü.
Canpolat: Canı, özü çelik gibi güçlü kimse.
Cantek: Samimi, içten hükümdar.
Cantekin: Samimi, içten hükümdar.
Carullah: 1. Allah'a komşu olan. 2. Mekke'ye gidip orada oturan kimse.
Cavit: Sonrasız, sürekli kalacak olan, sonsuz, ebedî.
Cebrail: 1. İş yapabilen melek. 2. Allah'a en yakın olan dört melekten, peygamberlere buyruk ve vahiy getirmekle görevli olanı.
Celal: Yücelik, ululuk, değer.
Celâyir: Moğol ırkının büyük kollarından biri.
Celil: Çok büyük, ulu.
Cem: 1. Hükümdar, şah. 2. İran mitolojisinde şarabı bulan. 3. Ar. Toparlanma, bir araya gelme.
Cemal: 1. Yüz güzelliği, güzellik. 2. Güzel yüz.
Cemil: 1. Güzel. 2. Allah’ın sıfatlarından biri.
Cenan: Yürek, gönül.
Cenap: Şeref, onur ve büyüklük.
Cengiz: 1. Güçlü, yılmaz, gözü pek kimse. 2. Tarihte Büyük Moğol İmparatorluğu´nu kuran Türk hükümdarı.
Cengizhan: Güçlü hükümdar.
Cenk: Savaş.
Cesur: Yürekli, korkusuz, yiğit.
Cevahir: 1. Cevherler, elmaslar, değerli taşlar. 2. Özler, mayalar.
Cevher: 1. Bir şeyin esası, öz, maya. 2. Güç, enerji. 3. Değerli süs taşı, mücevher.
Ceyhan: Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde, uzunluğu 576 km. olan bir nehir.
Ceyhun: Tevrat'a göre cennetin dört nehrinden biri.
Ceza: Karşılık, mukabil, ivaz.
Cezmi: Kesin karar veren, kararlı kimse.
Cihan: 1. Evren, âlem. 2. Dünya.
Cihangir: Dünyaya egemen olan, dünyayı zapt eden kimse.
Cihanşah: Dünyanın şahı, hükümdarı.
Cihat: Din uğrunda düşmanla savaşma.
Civan: Taze, genç delikanlı.
Coşkun: Coşan, coşkulu, heyecanlı kimse.
Cudi: Cömert, eli açık.
Cura: 1. Dost, arkadaş, sevgili. 2. Güzel, ahenkli ses. 3. Ufak tefek, çelimsiz. 4. Küçük zurna. 5. Atmaca, doğan.
Cuma: 1. Toplanma. 2. Perşembeden sonra gelen gün.
Cumali: Değerli, yüce bir biçimde bir araya getirilmiş olan.
Cumhur: Topluluk, kalabalık, halk.
Cüneyt: 1. Küçük asker, askercik. 2. Beylikler döneminde Aydınoğulları soyunun en son temsilcisi olan beyin adı.
Ç Harfi
Çaba: Herhangi bir işi yapmak için harcanan güç, zorlu, sürekli çalışma.
Çağ: 1. Dönem, mevsim, zaman. 2. Yaş. 3. Yüzyıl, asır. 4. Çağlayan.
Çağan: 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
Çağatay: 1. Yavru at, tay.2. Cengiz Hanın oğlu.
Çağdaş: 1. Aynı çağda yaşayan. 2. Bulunulan çağın koşullarına uygun olan. 3. Yaşıt.
Çağın: Yıldırım, şimşek.
Çağkan: Canlı, dinamik, çalışkan kimse.
Çağlar: 1. Çağlayan. 2. Coşkulu, canlı kimse.
Çağlayan: Küçük bir akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden dökülüp aktığı yer.
Çağman: Çağın insanı.
Çağrı: 1. Birini çağırma, davet. 2. Doğan, çakır kuşu. 3. Rütbe, unvan, san.
Çakar: 1. Kıvılcım. 2. Şimşek. 3. Yaman, görmüş geçirmiş kimse.
Çakıl: Küçük veya orta boyda taş parçası.
Çakın: 1. Şimşek, kıvılcım. 2. Mavi gözlü.
Çakır: 1. Mavimsi, mavi benekli, gri göz rengi. 2. Bir doğan cinsi. 3. Gönül, iç, can.
Çakırer: Cesur, yiğit kimse.
Çapan: 1. Ceket. 2. Engelli, tehlikeli. 3. Düğün yemeği yapan aşçı. 4. Alkış, el çırpma.
Çavlan: Büyük çağlayan.
Çelebi: 1. Görgülü, terbiyeli, olgun kimse. 2. Bektaşi ve Mevlevi pirlerinin en büyüklerine verilen san. 3. Kayınbirader.
Çelem: Yiğit. Şalgam.
Çelen: 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak. 5. Akıllı.
Çelik: 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü, kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
Çeliker: Güçlü, kuvvetli kimse.
Çelikhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Çetin: 1. Sert, inatçı. 2. Sarp, engelli. 3. Çözümlenmesi güç. 4. Hayırsız.
Çetinalp: Sert, inatçı yiğit.
Çetinel: Sert, inatçı kimse.
Çetiner: Sert, inatçı kimse.
Çetinöz: Sert, inatçı kimse.
Çetinsoy: Sert, inatçı bir soydan gelen kimse.
Çetinsu: Sert, inatçı kimse.
Çevik: Kolaylık ve çabuklukla davranan, kıvrak, hareketli kimse.
Çığ: 1. Dağdan yuvarlanan ve yuvarlandıkça büyüyen kar kümesi. 2. Sürü, kafile. 3. Çok, sık, fazla.
Çığıl: 1. Çakıl ve taş yığını. 2. Kalabalık. 3. İri saman.
Çığır: 1. Çığın kar üzerinde açtığı yol. 2. İz. 3. Taşlı yol, patika. 4. Yenilikçi akım.
Çınar: 1. Boyu 30 m.ye ulaşabilen, kalın dallı, çok uzun ömürlü bir ağaç türü. 2. Dayanak, destek, güç alınan kimse.
Çıray: 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi.
Çolpan: Çoban Yıldızı, Zühre, Venüs.
D
D Harfi
Dafi: 1. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
Dağ: Çevresindeki araziye göre çok yüksek olan toprak, kaya
Dağhan: Eski Türklerde dağ Tanrısı.
Dağlı: Dağlık bölge halkından olan.
Dai: 1. Dua eden, duacı. 2. Davet eden, çağıran.
Dalan: 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
Dalay: Deniz.
Dalga: Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket.
Dalyan: 1. Deniz, göl ve nehirlerde kıyılara yakın kurulan büyük balık avlama yeri. 2. Denizde yüzeye yakın yosunlu kaya. 3. Deniz kıyılarında ve denizin dibinde dalgalı biçimde görülen kum.
Dânâ: Bilen, bilgili, zeki kimse.
Daniş: Bilgi, bilme, biliş, ilim.
Danişment: Bilgin, bilgili.
Darcan: Aceleci, sıkıntılı.
Daver: 1. Hakem, hâkim. 2. Adil padişah veya yönetici. 3. Yüce Tanrı.
Davut: 1. Sevgili, aziz.2. İsraillilerin, sesinin güzelliği ve şairliği ile tanınan hükümdar ve peygamberi.
Deha: 1. İnsan zekâsının ulaşabileceği en yüksek aşama. 2. Dâhi.
Delal: İnsana hoş, sevimli görünen hâl, naz, işve.
Demir: 1. Koyu renkli, kolay işlenen, dayanıklı, kullanılış yerleri çok maden. 2. Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demiralp: Güçlü, kuvvetli, sert, yiğit kimse.
Demircan: Güçlü, kuvvetli, sert kimse.
Demirel: Eli demir gibi güçlü olan.
Demirhan: Güçlü hükümdar.
Demirkan: Güçlü soydan gelen kimse.
Deniz: 1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu, büyük su kütlesi. 2. Çok, bol.
Denizhan: Eski Türklerde deniz Tanrısı.
Denktaş: 1. Akran, aynı yaşta bulunan kimse, yaşıt. 2. Haktan yana olan, adil.
Deren: Derleyen, toplayan.
Derin: 1. Çok gelişmiş, çok ilerlemiş. 2. Yoğun. 3. İçten gelen.
Derviş: 1. Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse. 2. Alçak gönüllü, hoşgörülü kimse.
Devran: Dünya.
Devrim: Dünya görüşünde, felsefede, bilimde, sanatta veya toplumsal düzende birdenbire olan niteliksel değişme.
Dikmen: 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
Dilâver: Yiğit, yürekli.
Dilmen: Dil bilen, güzel söz söyleyen.
Dinç: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Dinçer: Gücü ve sağlık durumu yerinde olan kimse.
Diren: Toplayan.
Dirim: 1. Yaşama, hayat. 2. Yaşama gücü.
Doğa: 1. Var olan her şeyin, canlı ve nesnelerin tümü. 2. Deniz, dağ, ova, orman vb.nin oluşturduğu fiziksel dünya. 3. Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü.
Doğaç: Sözü birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi söyleme, irtical.
Doğan: 1. Doğan, dünyaya gelen. 2. Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
Doğanay: 1. Doğan, dünyaya gelen kimse 2. Ayın ilk günleri.
Doğangün: Doğan güneş gibi parlak olan.
Doğu: Güneşin doğduğu yön, gündoğusu.
Doğuhan: Doğuda bulunan hükümdar.
Doğukan: Doğudan olan kimse.
Doğuş: 1. Doğum, doğma. 2. Bir gök cisminin gözlem yerinin ufuk düzlemi üzerinde görünmesi.
Dolunay: Ayın bütün olarak ve parlak göründüğü dönemi.
Dora: 1. Dağ doruğu. 2. Bir şeyin üst kısmı, yukarısı, tepe. 3. En yüksek yer, uç.
Doruk: 1. Tepe, en yüksek yer, uç, zirve. 2. En üstün başarı düzeyi. 3. Kibirli.
Dorukhan: Başarılı, üstün nitelikli hükümdar.
Duhan: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı. 2. Duman.
Duran: 1. Yaşayan, varlığını sürdüren. 2. Dağ yolu. 3. Kalan. 4. Dingin, sakin, huzurlu.
Dursun: Çok yaşasın, uzun ömürlü olsun anlamında kullanılan bir ad.
Durukan: Özü temiz kimse.
Durul: "Berrak, saf duruma gel" anlamında kullanılan bir ad.
Durusel: Saf ve berrak akan sel.
Durusu: Sakin akan saf ve berrak su.
Dündar: 1. bk. Dindar2. T. Eski ordu düzeninde artçı birlik.
Dünya: Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü.
E
E Harfi
Ebed: Sonu olmayan zaman, sonsuzluk.
Ebu: Baba, ata.
Ecebay: İleri gelen, saygın, zengin kimse.
Ecevit: 1. Çevik, çalışkan, açık fikirli. 2. Açıkgöz. 3. Sinirli.
Ecir: 1. Bir iş veya emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz, sevgili.
Ecvet: En iyi olan.
Ede: 1. Ata, dede. 2. Büyük erkek kardeş. 3. Kendisine saygı gösterilen kimse.
Edhem: Karayağız at.
Edip: 1. Terbiyeli, saygılı, nazik kimse. 2. Edebiyatla uğraşan kimse.
Edis: Ulu, yüce, değerli kimse.
Ediz: Ulu, yüce, değerli kimse.
Efdal: 1. Çok erdemli, çok faziletli. 2. En iyi, üstün.
Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Efehan: Yiğitlerin başı, yiğitlerin lideri, baş yiğit.
Efekan: Efe soyundan gelen kimse.
Efgan: Istırap ile haykırma, bağırıp çağırma.
Efken: Atıcı, yıkıcı.
Eflah: Tamamiyle kurtulan, en çok talihe kavuşan.
Eflatun: Açık mor renk.
Efser: Taç.
Ege: 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her hâlinden sorumlu olan kimse. 2. Yaşça büyük. 3. Sahip.
Egemen: Buyruk ve hüküm sahibi, buyruğunu yürüten, bağımlı olmayan.
Ehad: 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden.
Ekber: 1. Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. 2. Allah’ın sıfatlarındandır. 3. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geçer.
Ekin: 1. Ekilmiş tahılın filiz vermiş biçimi, tarlada bitmiş tahıl. 2. Buğday. 3. Kültür.
Ekmel: Eksiksiz, olgun, en uygun.
Ekrem: 1. Çok cömert, eli çok açık. 2. Çok onurlu.
Elçi: 1. Bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse. 2. Bir uzlaşma sağlamak için birinin yanına gönderilen kimse. 3. Peygamber.
Elgin: Garip, yabancı, gurbette yaşayan.
Elhan: Nağmeler, ezgiler.
Elvan: 1. Renkler, çeşitler. 2. Rengârenk.
Elyasa: Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bir peygamber.
Emcet: Çok şerefli, onurlu.
Emet: Son, sonuç.
Emin: 1. İnanılır, güvenilir. 2. Sakıncasız, tehlikesiz. 3. Kuşkusu olmayan.
Emir: 1. Buyruk, komut. 2. Bir kavim, aşiret veya ülkenin başı. 3. Prens, şehzade.
Emirhan: Bey.
Emrah: 1. Saz çalıp oynayan. 2. Erzurum'da doğmuş ünlü bir halk ozanı.
Emre: 1. Âşık, tutkun. 2. Halk şairi. 3. Kardeş. 4. Arkadaş
Emrullah: Allah’ın emri.
Enam: 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü’l-Enam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur’an-ı Kerim’in 6. Suresinin adı. 4. Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
Ender: Çok az, çok seyrek, az bulunan.
Ener: En yiğit, en kahraman kişi.
Enes: Soylu Arap atı, küheylan.
Enfal: 1. Kur'an-ı Kerim'de bir surenin adı. 2. Düşmandan alınan mallar, ganimetler.
Engin: 1. Açık deniz. 2. Ucu bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 3. İyi, güzel, temiz, sağlam.
Enginay: İyi, güzel, temiz, sağlam kimse.
Enginiz: İz bırakacak kadar değerli insan.
Enginsu: Açık deniz.
Ensar: Hz. Muhammed'e hicret zamanında yardım eden Medineliler.
Enver: Nurlu, çok parlak, çok güzel.
Eralp: Yiğit erkek.
Eray: Ayın hilal durumu, yeni ay.
Erbatur: Kahraman, yiğit, cesur, bahadır kimse.
Erberk: Şimşek gibi yiğit.
Ercan: Yiğit, canlı, cesur kimse.
Erce: 1. Er gibi, ere yakışır biçimde. 2. Erken, erken olarak.
Ercüment: Onurlu, şerefli, saygın kimse.
Erdal: Genç kimse.
Erdem: Ahlakın övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi niteliklerin genel adı, fazilet.
Erdener: Temiz, dürüst kimse.
Erdi: 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgun. 3. Ermiş, veli.
Erdinç: Dinç, güçlü kimse.
Erdoğan: 1. Yiğit olarak doğan kimse 2. Erken doğan kimse.
Eren: 1. Erkek. 2. Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse. 3. Deneyimli, akıllı kimseler. 4. Dost. 5. Hayırlı çocuk.
Ergin: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Erginay: Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
Ergül: Yeni açan gül.
Erhan: Yiğit hükümdar.
Erim: Bir şeyin erişebileceği uzaklık 2. Sevgi ve mutlu haber
Erin: Erginleşmiş kimse.
Erinç: Dirlik, rahat, huzur.
Erk: 1. Bir işi yapabilme gücü, kudret. 2. İstediğini yaptırabilme gücü, nüfuz. 3. Naz. 4. Sevgi. 5. İçtenlik.
Erkan: Yiğit, erkek soydan gelen kimse.
Erke: 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı, serbest büyütülmüş çocuk.
Erkin: Hiçbir koşula bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, özgür.
Erman: Yiğit, kahraman, yürekli kimse.
Erol: "Yiğit ol, doğru ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ersin: 1. "Amacına ulaşsın, kavuşsun" anlamında kullanılan bir ad. 2. "Sen yiğitsin, kahramansın" anlamında kullanılan bir ad.
Ertaç: Taç takınmış kimse.
Ertuğ: Savaşçı kimse.
Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit kimse.
Eryiğit: Yiğit, korkusuz erkek.
Esat: Çok mesut, çok mutlu.
Esed: Aslan, gazanfer, cesur.
Esen: Sağlıklı, sağlam, rahat.
Eser: 1. Soğuk. 2. Sert esen rüzgâr. 3. Belirti, iz. 4. Ar. Yapıt.
Esvet: Siyah, kara.
Eşref: Çok onurlu, çok şerefli kimse.
Ethem: Edhem., Edhem. Karayağız
Eti: 1. Baba. 2. Küçük kardeş.
Evfa: Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
Evliya: 1. Erenler, ermişler. 2. Koruyanlar, himaye edenler. 3. Allah’a yakın olanlar.
Evran: 1. Çok uzun boylu insan. 2. Kasırga, hortum. 3. Evren.
Evren: 1. Gök varlıklarının tümü, kâinat. 2. Ejder, ejderha. 3. Boylu boslu, yakışıklı. 4. Kahraman, yiğit. 5. Zaman.
Evşen: Eve mutluluk ve şenlik getiren kimse.
Eymen: 1. Daha uğurlu, daha bereketli. 2. Sağ tarafta olan.
Eyüp: 1. Çok ıstırap çeken kimse.2. Kuran’da adı geçen ve "sabırlı insan" örneği olarak gösterilen peygamber.
Ezel: Başlangıcı, öncesi olmayan geçmiş zaman, öncesizlik.

F
F Harfi
Fadıl: Fazıl.
Fahir: 1. Şanlı, şerefli, onurlu. 2. Övünen, iftihar eden. 3. Parlak, gösterişli, güzel.
Fahrettin: Dinin övünç kaynağı.
Fahri: 1. Onurla ilgili, onursal. 2. Yalnız onur için verilen karşılıksız hizmet.
Faik: Manevi yönden üstün olan, yüksek, yüce.
Falih: 1. Başarılı ve mutlu kimse. 2. Toprağı süren, eken kimse.
Faris: 1. Atlı, süvari. 2. İyi ata binen. 3. Anlayışlı, sevgili.
Faruk: 1. Haklıyı haksızdan ayıran, adaletli. 2. Keskin. 3. Hz. Ömer’in lakabı.
Fasih: Güzel, düzgün ve açık konuşan, konuşma yeteneği olan kimse.
Fatih: 1. Fetheden, zafer kazanan. 2. Açan, kapılar açan. 3. Osmanlı Padişahı II. Mehmet'in lakabı.
Fatin: Zeki, akıllı, anlayışlı, kavrayışlı kimse.
Faysal: 1. Keskin kılıç. 2. Hâkim. 3. Kesin hüküm, karar.
Fazıl: Erdemli.
Fazlı: Erdemli, üstün, iyiliksever.
Fazlullah: Allah’ın erdemi, üstünlüğü.
Fedai: 1. Yüksek bir ülkü uğrunda her türlü tehlikeyi göze alan kimse. 2. Bir kimseyi veya bir yeri koruyan, muhafız.
Fehim: Anlayışlı, zeki, akıllı kimse.
Fehmi: Anlayış, kavrayışla ilgili olan.
Felat: Susuz çöl.
Feramuş: Unutma, akıldan çıkma.
Feramuz: Kale muhafızı, koruyucusu.
Ferdal: Dalın tomurcuğu.
Ferdi: 1. Tek olan şey. 2. Fertle ilgili, bireysel.
Ferhan: 1. Sevinçli, neşeli. 2. Memnun.
Ferhat: 1. Güçlüğü yenip bir yeri ele geçiren. 2. Sevinç, neşe. 3. Ferhat ile Şirin efsanesindeki erkek kahramanın adı.
Feridun: 1. Eşi olmayan, tek. 2. İran'da Pişdâdiyan sülâlesinin hükümdarı (M.Ö. 750).
Ferit: Eşi benzeri olmayan, tek, eşsiz, üstün.
Ferkan: Güçlü, saygın bir soydan gelen kimse.
Ferman: 1. Buyruk, emir. 2. Tanrı buyruğu.
Ferruh: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Aydınlık yüzlü.
Ferzan: Bilim ve hikmet.
Fethi: Fethetme, alma ile ilgili olan.
Fetih: 1. Açma. 2. Alma, zaptetme.
Fettah: 1. Üstün gelmiş, zafer kazanmış. 2. Fetheden, açan. 3. Allah'ın adlarındandır.
Fevzi: Kurtuluş, zafer ve üstünlükle ilgili olan.
Feyezan: Taşma, taşkın, seylap.
Feyyaz: 1. Bereket ve bolluk veren. 2. Allah.
Feyzullah: Allah’ın bereketi.
Feza: Gök.
Fırat: 1. Asurca. Geniş akarsu. 2. Far. Geçit veren, üstünden geçmeye uygun. 3. Türkiye ve Suriye’nin doğu bölgelerini sulayan, Irak’ı aşan, Dicle ırmağıyla birleşerek Basra körfezine dökülen büyük nehir.
Fikret: 1. Düşünce, fikir. 2. Zihin, akıl. 3. Kuruntu.
Fikri: Düşünülerek oluşturulan, fikirle ilgili.
Firuz: 1. Mutlu, sevinçli, uğurlu. 2. Bahtlı, talihli.
Fuat: Gönül, kalp, yürek.
Furkan: 1. İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren her şey. 2. Kur'an-ı Kerim.
Fuzuli: 1. Faziletli, erdemli. 2. Boşboğaz, gereksiz işlerle uğraşan. 3. XVI. yy.'da yaşamış en büyük Divan Edebiyatı şairlerinden biri.
G
G Harfi
Gani: Zengin. Varlıklı.
Gaza: İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş.
Gazanfer: 1. İri aslan. 2. Yiğit, yürekli, kuvvetli adam.
Gazi: 1. Düşmanla savaşan veya savaş yapmış kimse. 2. Savaştan sağ ve zafer kazanmış olarak dönen kimse.
Gediz: 1. İçinde su birikmiş çukur. 2. Ege bölgesinde bir akarsu.
Gencal: Genç birisiyle evlen anlamında kullanılan bir ad.
Gencalp: Genç yiğit.
Gencay: Hilal, ayça.
Gencer: Gençer.
Genco: Genç sözcüğünden yapılmış bir ad.
Gençalp: Genç yiğit.
Gençay: Hilal, ayça.
Gençer: 1. Genç-er. 2. Toplantı, eğlenti.
Gerçek: 1. Doğru, dürüst. 2. Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.
Gevheri: 1. Mücevherle ilgili. 2. Kuyumcu.
Gıyas: 1. Yardım. 2. Yardımcı kimse.
Giray: Eskiden Kırım hanlarının ve han ailesinden olan prenslerin kullandığı san.
Girgin: Herkesle çok çabuk yakınlık kuran, her işe girişen, sokulgan.
Göğem: 1. Yeşile çalar mor renk. 2. Bir çeşit yabani ekşi erik. 3. Yapraklanmış ekin.
Gökay: Mavi gözlü kimse.
Göker: Çok yiğit.
Gökbay: Mavi gözlü kimse.
Gökberk: Yeşil yaprak.
Gökcan: Mavi gözlü kimse.
Gökdeniz: Çakır gözlü kimse.
Gökhan: Eski Türklerde gök Tanrısı.
Gökmen: Sarışın, mavi gözlü kimse.
Göksel: Gökle ilgili, semavi.
Göksu: 1. Gökten inen su.2. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların genel adı.
Göksun: "Yüksel, yücel" anlamında kullanılan bir ad.
Göktan: Şafak vakti.
Göktuğ: Savaşmayı seven kimse.
Göktunç: Sağlam karakterli olan kimse.
Gönen: 1. "Mutlu ol, refaha kavuş, rahat et, sevin" anlamında kullanılan bir ad.2. "Yavrum, kuzum" anlamında sevgi belirten sözcük. 3. Bolluk, bereket.
Gönenç: Bolluk, rahatlık ve varlık içinde yaşama.
Görkem: 1. Gösteriş, heybet. 2. İyi gelişmiş, gürbüz.
Güçhan: Güçlü hükümdar.
Güçlü: 1. Gücü çok olan. 2. Etkili, önemli, nitelikli. 3. Şiddetli.
Gültekin: Güvenilir kimse.
Günalp: Güneş gibi aydınlım ve ışık saçan yiğit.
Günay: Güney, güneş gören yer.
Günberk: 1. Çok beyaz, temiz. 2. Ay ışığı
Güneri: Günün adamı, günün kişisi.
Güney: 1. Dört ana yönden biri, Kuzey Kutbu'na karşı olan. 2. Her zaman güneş alan yer.
Günkut: Günü kutlu ve mutlu geçen kimse.
Güntan: Tan vakti.
Güntekin: Güneş gibi ışık ve aydınlık saçan kimse.
Güral: Fazlaca kırmızı olan.
Güray: Etrafa çokça ışık ve aydınlık saçan.
Gürcan: Canlı, güçlü, kuvvetli kimse.
Gürdal: Soyu çok geniş olan kimse.
Gürkan: Canlı, kanlı kimse.
Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, sevinç, mutluluk.
Güvenç: 1. Güvenme duygusu. 2. Sevinçli. 3. Dayanak, arka, yardım.
H
H Harfi
Habbab: Seven, sevgili, dost.
Hadit: 1. Keskin. 2. Demir, çelik. 3. Sert, kavi olan. 4. Çabuk kavrayışlı, öfkeli, hiddetli, titiz. 5. Hudut ve sınır komşusu.
Hafız: 1.Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse. 2. Koruyan, saklayan.
Hafi: Gizli, saklı.
Hakan: 1. Türk, Moğol ve Tatar hanları için "hükümdarlar hükümdarı" anlamında kullanılan bir unvan. 2. Osmanlı padişahlarına verilen unvan.
Hakem: Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı.
Haki: Yeşile çalan toprak rengi.
Hakim: 1. Bilge. 2. Her şeyi bilen (Tanrı).
Hakkı: Doğrulukla, hakla ve adaletle ilgili.
Haldun: Sonsuz olan, ebedî olan.
Halife: 1. Birinin yerine geçen kimse. 2. Hz. Muhammed'in vekili ve dünyadaki Müslümanların başı olan kimse.
Halil: Sadık, samimi, dost.
Halim: 1. Yumuşak huylu, sert olmayan. 2. Allah’ın adlarındandır.
Halis: 1. Karışık olmayan, saf, katışıksız. 2. İçten, samimi.
Halit: Sürekli, sonsuz, ebedî.
Haluk: İyi ahlak sahibi, iyi huylu, geçimli kimse.
Hamdi: Allah’ı övmeyle, Allah’a şükretmekle ilgili.
Hamdullah: Allah’ın övgüsü.
Hamit: 1. Övülmeye değer. 2. Allah'ın adlarındandır. 3. Hamdeden, şükreden.
Hamza: 1. Aslan, güçlü adam. 2. İslam tarihinde Hz. Muhammed'in amcası.
Han: 1. Eski Türklerde kağana bağlı veya kendi başına buyruk, ikinci derecede bir devlet başkanı. 2. Osmanlı Padişahlarının adlarının sonuna getirilen san.
Hanefi: Hanefi mezhebinden olan kimse.
Hanif: 1. İslam dinine sımsıkı bağlı olan kimse. 2. İslamiyetten önce tek Tanrı'ya inanan.
Harun: 1. Parlayan. 2. Hz. Musa'nın ağabeyi.
Hasan: 1. Güzel. 2. İyi ve hayırlı iş.
Haseki: Osmanlı Devleti'nde bir görevde eskimiş olanlara verilen unvan.
Haslet: İnsanın yaradılışındaki huyu, doğası.
Haşim: 1. Kıran, ezen, parçalayan. 2. Ekmek doğrayan.
Haşmet: 1. Büyüklük, görkem. 2. Kibarlık, nezaket. 3. Alçak gönüllülük.
Hatem: 1. Mühür. 2. Cömert. 3. Son, en son, sonuncu.
Hatip: 1. Güzel, düzgün. 2. Bir topluluk karşısında etkili konuşan kimse. 3. Camide hutbe okuyan kimse.
Hattâb: Çok güzel konuşan ve nasihat eden.
Hayalî: 1. Hayal niteliğinde veya hayal ürünü olan, düşsel, imgesel. 2. Karagöz oynatan kimse, karagözcü.
Haydar: 1. Aslan. 2. Cesur, yiğit kimse. 3. Hz.Ali’nin lakabı.
Hayrani: Hayranlık, şaşkınlık.
Hayrettin: Dinin hayırlısı.
Hayri: Hayır ve iyilikle ilgili, uğurlu ve kutlu.
Hazar: Barış ve güven.
Hazım: Sindiren, sindirici kimse.
Hemdem: Birlikte yaşayan, arkadaş.
Hıfzı: 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.
Hızır: Halk inanışlarına göre ölümsüzlüğe kavuşmuş olduğuna inanılan ulu kimse.
Hicabi: Utanmayla ilgili.
Hidayet: 1. Hak yolunu, doğru yolu gösterme. 2. Hak yolu, doğru yol.
Hikmet: 1. Bilgelik. 2. Neden, gizli neden. 3. Allah’ın insanlarca anlaşılamayan amacı. 4. Özlü söz, vecize.
Hilmi: Yumuşak huylu, nazik, ince kimse.
Himmet: 1. Gayret, emek, çaba. 2. Yüksek irade. 3. Yardım, kayırma. 4. Kutsal sayılan bir kişi tarafından yapılan etki.
Hira: Hz. Muhammed’in (S.A.V) peygamberlik görevini aldığı Suudi Arabistan’daki Hira Dağı.
Hişam: Haya eden, utanan.
Hud: 1. Büyüklük. 2. Çok hürmet. 3. Bir Peygamber ismi.
Hulûsi: 1. Saf halis, içi temiz. 2. İçten, candan.
Hurşid: Güneş.
Hüccet: 1. Seçkin âlimlere verilen san. 2. Delil, kanıt.
Hüdavendigâr: Hudavendigâr. 1. Amir, hâkim. 2. Osmanlı Padişahı I. Murat’ın sanı.
Hüdayi: Hudayi
Hümayun: 1. Kutlu, kutsal. 2. Padişaha özgü, hükümdarla ilgili.
Hüsamettin: Dinin keskin kılıcı.
Hüseyin: Küçük sevgili.
Hüsrev: Hükümdar, padişah.
Ii
I Harfi
Ildır: 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık. 3. Ege denizi kıyısında Karaburun Yarımadasının batısında arkeolojik nitelikte bir köy.
Ildız: 1. Yıldız. 2. Gün dönümünden on gün önceki gün.
Ilgar: 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
Ilgaz: 1. Atın dört nala koşması. 2. Hücum, akın.
Ilıcan: Sıcakkanlı kimse.
Ira: 1. Öz yapı, karakter. 2. Yüz, çehre, görünüş.
Irız: Cesur, yiğit.
Işıker: Aydın, ileri görüşlü kimse.
Işıkhan: Aydın, ileri görüşlü hükümdar.
Işıltan: Sabahın ilk aydınlığı.
Işıman: Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
Işıner: Yüzü ay gibi parlak kimse.
Işınkan: Yüzü ay gibi parlak bir soydan gelen kimse.
Işkın: Filiz, sürgün.

İ Harfi
İdris: 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen, ilk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılan İdris Peygamberin adı.
İhlas: 1. Temiz, doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, içtenlik, bağlılık.
İhsan: 1. İyilik etme, iyilik. 2. Bağış, bağışlama. 3. Bağışlanan şey.
İhvan: 1. Sadık, candan dostlar. 2. Bir tarikata mensup kişiler.
İkrime: Kerem sahibi, cömert.
İlbay: Vali.
İlbey: Memleketin, ülkenin hükümdarı.
İlbilge: Ülkenin en bilge kişisi.
İldeniz: Ülkenin denizi.
İlham: 1. İçe, gönle doğma, esin. 2. İçe, gönle doğan şey. 3. Allah’ın Peygamberlerin yüreğine doğdurduğu Tanrısal âleme özgü duygu ve düşünceler.
İlhami: İçe, gönle doğan duygularla, düşüncelerle, esinle ilgili.
İlhan: 1. Hükümdar, imparator. 2. Eskiden Moğol İmparatorlarına verilen san.


İlkay: Ayın hilal durumu, yeni ay.
İlker: İlk doğan erkek çocuklara verilen adlardan biri.
İlkut: Ülkenin kutlusu, mutlusu, uğurlusu.
İlkutlu: Ülkenin kutlusu, saygın kimsesi.
İltekin: Ülkenin tek ve eşsiz insanı.
İlter: Yurdu koruyan, gözeten, yurtsever kimse.
İlyas: 1. Kutsal kitaplarda adı geçen, yağmurlara hükmeden İsrail Peygamberi. 2. Mersin ağacı.
İmadettin: Dinin direği.
İmam: 1. En önde bulunan, önder. 2. Namazda kendisine uyulan kimse. 3. Müslümanlıkta mezhep kuran kimse. 4. Halife olan kimse.
İmer: Çok zengin, varlıklı.
İnal: Kendisine inanılan, güvenilen kimse.
İnan: Bir kimse veya şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
İnanç: 1. Bir düşünceye gönülden bağlılık. 2. Allah’a, bir dine inanma, iman. 3. Güven ve inanma duygusu.
İnayetullah: Allah'ın lütfu, ihsanı.
İrfan: 1. Bilme, anlama. 2. Kültür, ekin. 3. Tasavvufta evrenin sırlarını bilme gücü.
İsa: 1. Allah’ın yarlıgaması, mağfireti. 2. Dört büyük Peygamberden Hristiyanlığın kurucusu, doğumu Türkiye’de ve Batı’da takvim başlangıcı sayılan peygamber.
İshak: 1. Gülen. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen İbrani peygamberi.
İskender: 1. Padişah.2. M.Ö. 356-323 arasında yaşayan, Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye ve Hindistan’ı ele geçirmiş olan büyük kumandan.
İslam: 1. Hz. Muhammed´in yaydığı din, Müslümanlık. 2. Müslüman dininden olan kimse, Müslüman.
İsmail: 1. Tanrı'yı işiten. 2. Kutsal kitaplarda adı geçen, İbrahim Peygamberin oğlu olan İbrani peygamberi.
İsmet: 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan çekinme, namus.
İşcan: Çalışkan, becerikli, iş bilen.
İzgü: 1. İyi, güzel.2. Akıllı, adaletli.
İzzet: 1. Değer, kıymet. 2. Yücelik, ululuk. 3. Güç, kuvvet. 4. Saygı, ikram.

J
J Harfi
Jerfi: Derinlik. Derin deniz.
K
K Harfi
Kaan: Kağan. 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kabil: 1. Kabul eden, kabul edici. 2. Hz. Âdem'in oğlu.
Kadem: 1. Uğur. 2. Ayak.
Kadir: 1. Kuvvetli, güçlü, kudret sahibi. 2. Değer, onur, kıymet, şeref.3. Allah’ın adlarındandır.
Kadri: Değer, kıymet, onurla ilgili.
Kağan: 1. Hanların hanı, hükümdar. 2. Tarihte Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad.
Kahraman: 1. Yiğit, cesur. 2. Bir olayın, serüvenin başlıca kişisi. 3. Sessiz, yumuşak kimse.
Kaim: 1. Birinin yerine geçen. 2. Bir işte sebat eden, direnen. 3. Ayakta duran.
Kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan alçak gönüllü kimse.
Kanat: 1. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. 2. Yan, taraf.
Kandemir: Güçlü soydan gelen kimse.
Kaner: Soyu yiğit olsn kimse.
Kansu: Soyu su gibi saf ve temiz olan.
Kaplan: Kedigillerden, enine siyah çizgili, koyu sarı postu olan çevik ve yırtıcı hayvan.
Karaca: 1. Geyikgillerden, boynuzları küçük ve çatallı bir av hayvanı. 2. Esmer.
Karacabey: 1. Esmer bey. 2. Kahramanlığıyla ün salmış bir Türk komutanı.
Karacan: Esmer kimse.
Karahan: Tarihte bazı kavimlerde hanlara verilen san.
Karan: 1. Kahraman, yürekli. 2. Karanlık.
Karanalp: Kara yağız, kahraman yiğit.
Karatay: Anadolu Selçuklu devlet adamı.
Karin: 1. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.
Kartal: Kartalgillerden, çok güçlü, iri, yırtıcı kuş.
Kartay: Yaşlı, pir.
Karun: Çok zengin kimse.
Kasım: 1. Ayıran, bölen, taksim eden. 2. Kırıcı, ezici, ufaltıcı.
Kavi: Dayanıklı, güçlü, zorlu olan.
Kaya: Büyük ve sert taş kütlesi.
Kayahan: Kaya gibi güçlü hükümdar.
Kayatürk: Kaya gibi sert Türk.
Kayhan: Kayıhan.
Kayıhan: Güçlü hükümdar.
Kaynak: 1. Bir suyun çıktığı yer. 2. Neşe, sevinç. 3. Eğlendirici, neşeli kimse.
Kayra: Büyük bir kimseden gelen iyilik, ihsan.
Kayran: 1. Orman içindeki ağaçsız alan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.
Kâzım: Öfkesini, hırsını yenebilen kimse.
Keleş: 1. Güzel, yakışıklı kimse. 2. Yiğit, cesur, bahadır.
Kemal: 1. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik. 2. En yüksek değer.
Kenan: 1. Vaat edilmiş ülke.2. Cennet.3. Hazreti Yakup'un ülkesi, Filistin.
Kenter: Şehirli, kentli.
Kerami: 1. Cömertlere, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.
Kerem: 1. Soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı, bağış.
Keremşah: Eli açık, cömert şah.
Kerim: 1. Cömert, eli açık. 2. Ulu, büyük.
Keşşaf: Bilinmeyen çok önemli bir şeyi keşfeden.
Kılıç: Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah.
Kılıçalp: Kılıç gibi keskin yiğit.
Kılıçhan: Kılıç gibi keskin hükümdar.
Kıraç: Bitek olmayan, verimsiz veya sulanmayan yer.
Kırca: 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar. 3. Bora, rüzgârla karışık yağmur.
Kırdar: Ölçülü davranış, sakınganlık.
Kırhan: Yaşlı, ak sakallı hükümdar.
Kıvanç: Övünç, iftihar.
Kiram: 1. Soylular. 2. Eli açıklar, cömertler.
Kor: 1. İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası. 2. Kırmızı. 3. Sıra, dizi, altın dizisi. 4. Dere.
Koralp: Ateşli, canlı, hareketli yiğit.
Koray: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korcan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korel: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Korhan: Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.
Korkut: 1. Büyük dolu tanesi. 2. Cin, şeytan gibi hayalî yaratıklar. 3. Korkusuz, yavuz, heybetli.
Kortan: Ateşli, canlı, hareketli kimse.
Kök: 1. Dar ve derin dere. 2. Gürbüz, sağlıklı. 3. Gök. 4. Asıl, kök, köken
Köker: Köklü soydan gelen kimse.
Köksal: "Kökünü derinlemesine sal, soyun genişlesin" anlamında kullanılan bir ad.
Kubat: Kaba, şişman, biçimsiz.
Kubilay: Ünlü bir hükümdar.
Kuddusi: Kutsal niteliklere ulaşmış olan kimse.
Kudret: 1. Güç, kuvvet. 2. Allah'ın gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı. 5. Yetenek
Kunt: Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam.
Kurtuluş: Tehlikeli veya kötü bir durumdan kurtulma.
Kutan: 1. Saban. 2. Saka kuşu.
Kutay: 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. İpek, ipekli kumaş.
Kutlay: Kutlu, uğurlu ay.
Kutlu: Uğurlu, kutsal, mutlu.
Kuzey: 1. Sağını doğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney karşıtı. 2. Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer.
Kürşat: 1. Yiğit, alp.2. Göktürk prenslerinden birinin adı.

L
L Harfi
Laçin: 1. Yiğit adam. 2. Kartal. 3. Şahin. 4. Atmaca.
Lami: Parıldayan, parlak, parıltılı.
Lâtif: 1. Hoş, narin, şirin. 2. Yumuşak, nazik. 3. Tanrı adlarındandır
Lema: Parıltı, parlayış.
Lemi: Parlak, parıldayan.
Levent: 1. Boylu boslu yakışıklı kimse. 2. Osmanlı donanmasında ve kıyılarda görev yapan asker sınıfı. 3. Yiğit denizci.
Lider: Önder, şef.
Lokman: Doğru ve adaletli davranan kimse.
Lut: 1. Ürdün ve İsrail arasındaki büyük bir gölün adı. 2. Hz. İbrahim'in yeğeni olan peygamberin adı.
Lütfi: 1. İyilik ve güzellikle ilgili. 2. İhsan, bağışla ilgili.
Lütfullah: Çok övülmüş, methedilmiş.

M
M Harfi
Macit: Şan ve şeref sahibi kimse.
Mahdum: Oğul.
Mahir: Hünerli, becerikli, elinden iş gelen kimse.
Mahmur: 1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış göz, baygın göz.
Mahmut: Övülmüş, övülmeye değer.
Mahsun: Güçlendirilmiş, güçlü.
Mahzun: Üzgün.
Malik: Bir şeye sahip, bir şeyi olan.
Malkoç: Kale muhafızı, koruyucu.
Manço: Manda yavrusu.
Mazhar: Bir şeyin ortaya çıktığı, göründüğü yer veya kimse. Bir iyiliğe erişmiş, erişen (kimse).
Mazlum: 1. Sessiz, sakin, yumuşak kimse. 2. Zulüm görmüş.
Mecit: 1. Büyük, ulu. 2. Şan ve şeref sahibi. 3. Tanrının adlarındandır.
Mecnun: 1. Çılgın, deli, divane. 2. Çılgınca seven, tutkun.
Medeni: 1. Uygar. 2. Şehirli, şehir halkından olan. 3. Terbiyeli, görgülü, kibar, ince.
Mehdi: Doğru yolu bulan, hidayete eren.
Mehmet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından biri.
Melih: Güzel, şirin, sevimli.
Melik: 1. Hükümdar, hakan. 2. Tanrı adlarındandır.
Memun: Korkusuz, tehlikesiz, sağlam.
Mengü: Ölümsüz, sonsuz, ebedîleştirilmiş.
Mercan: 1. Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan. 2. Bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde. 3. Açık kırmızı renkte bir balık türü.
Merdan: Erkekler, yiğitler, mertler.
Meriç: Kuş iskeleti.
Merih: 1. Ateş rengi. 2. Güneş sistemini oluşturan dokuz gezegenden biri.
Mert: 1. Erkek. 2. Özü sözü doğru olan.
Mertel: Özü sözü doğru kimse.
Mertol: "Sözünün eri ol, verdiğin sözü tut" anlamında kullanılan bir ad.
Mervan: 1. Üzüm Çubuğunu Bağladıkları Ağaç. 2. Emevilerin Mervan kolunun adı.
Mestan: 1. Savruk kimse. 2. Sarhoşlar.
Mete: Büyük Türk-Hun İmparatoru.
Metin: Sağlam, dayanıklı, güçlü.
Mikail: Dört büyük melekten rızkları bölüştürmekle görevli olanı.
Mir: Baş, amir, bey.
Miraç: 1. Yükselme, çıkma. 2. Hz. Muhammet'in göğe yükselmesi.
Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse.
Mirza: 1. İranlılara özgü "beyzade" anlamında bir soyluluk sanı. 2. Bir yıldızın adı.
Mithat: Övme, methetme.
Muammer: Ömür süren, yaşayan, yaşamış.
Muhammet: 1. Övülmüş. 2. Hz. Muhammed'in adlarından biri.
Muharrem: 1. Haram kılınmış. 2. Ay takviminin birinci ayı, aşure ayı.
Muhlis: 1. Katkısız, halis. 2. İçten, samimi, dost canlısı.
Muhsin: İyilikte, bağışta bulunan, ihsan eden.
Muhtar: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Davranışlarında özgür olan, dilediğini yapan. 3. Köy ya da mahalle işlerine bakmak için halkın seçtiği kimse.
Muktedir: Gücü yeten, güçlü, iktidarlı.
Murat: 1. İstek, dilek, arzu. 2. Amaç.
Musa: 1. Musevi dininin kurucusu, İsrail peygamberi ve kanun koyucusu. 2. Bir vasiyeti yerine getirmekle görevli kimse.
Musap: Başına bir kötülük, felaket gelmiş olan.
Muslih: İyileştiren, düzelten, ıslah eden.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in adlarından.
Mustafa: 1. Seçilmiş, seçkin. 2. Hz. Muhammed'in (S.A.V) adlarından.
Mutasım: Günahtan çekinen.
Mutlu: Mutluluğa ermiş olan, mesut.
Mübarek: 1. Bereketli. 2. Uğurlu, hayırlı, kutlu.
Mücahit: Din uğruna savaşan, uğraşan, savaşçı.
Müjdat: Müjdeler, sevinçli haberler.
Mükerrem: Saygıdeğer, sayılan, aziz.
Mülâyim: 1. Uygun. 2. Yumuşak huylu, sakin kimse.
Mümin: 1. Tanımış, iman etmiş. 2. İslam dinine inanmış, Müslüman.
Mümtaz: 1. Ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. 2. Seçkin.
Müren: Irmak, nehir, akarsu.
Mürsel: 1. Gönderilmiş, yollanmış. 2. Peygamber.
Mürselin: 1. Peygamberler. 2. Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler.
Müşfik: 1. Sevecen, şefkatli.2. Acıyan.
Müşir: 1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden.
Müştak: Özleyen, göreceği gelen, can atan.
Müzahir: Yardım eden, yardımcı.
N
N Harfi
Nabi: 1. Haberci, haber veren. 2. Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. 3. Yüksek, yüce.
Naci: 1. Kurtulan, selamete kavuşan. 2. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.
Nadi: 1. Haykıran, çağıran. 2. Meclis, toplantı.
Nadim: Namlı, ünlü.
Nadir: Seyrek, az bulunur.
Nafi: 1. Yararlı, kârlı. 2. Tanrı adlarındandır.3. Yok eden, ortadan kaldıran, süren.
Nafiz: 1. Delip geçen. 2. İçe işleyen, giren. 3. Etkili, sözü geçen.
Nahit: 1. Zühre, Venüs gezegeni. 2. Ar. Ergenliğe erişmiş
Nail: Muradına eren, kazanmış, ele geçirmiş.
Naim: 1. Bolluk, varlık içinde yaşayış. 2. Cennetin bir bölümü.
Naki: 1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, arif.
Namık: Yazıcı, yazar, kâtip.
Nami: Ünlü, namlı, şöhretli.
Narter: Cesur, yürekli kimse.
Nas: İnsanlar, halk, herkes.
Nasır: Yardımcı, yardım eden.
Nasrettin: Dine yardımı dokunan kimse, yardımcı.
Nasrullah: Allah'ın yardımı.
Nasuh: 1. Öğütçü, öğüt veren. 2. Temiz, saf.
Nasuhi: Bozulmaz biçimde tövbe eden.
Naşit: Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
Nazım: 1. Düzenleyen, tanzim eden. 2. Manzum yazan.
Nazif: Temiz, pak.
Nazmi: 1. Nazımla, sözle, şiirle ilgili. 2. Sıralı, tertipli.
Nebi: 1. Haberci. 2. Peygamber.
Nebil: 1. Yüksek nitelikli ve onurlu. 2. Akıllı, anlayışlı. 3. Bilgili ve erdemli.
Necat: Kurtuluş, kurtulma.
Necati: Kurtulmuş.
Necdet: Kahramanlık, yiğitlik, kuvvetli ve gözü pek olma.
Necmettin: 1. Dinin yıldızı. 2. Erkek adı.
Necmi: Yıldızlarla ilgili, yıldızlara ait.
Nedim: 1. Sohbet arkadaşı. 2. Güzel öykü anlatan, tatlı konuşan.
Nedret: Azlık, seyreklik, az bulunma.
Nefi: Yararlı.
Nehar: Gündüz.
Nejat: 1. Soy, nesil. 2. Doğa, yaradılış, yapı.
Nesimi: Yumuşak huylu.
Neşat: Sevinç, keyif, neşe, şenlik.
Neşet: Meydana gelme, oluşma.
Nevfel: 1. Deniz. 2. Leyla ile Mecnun hikâyesindeki Mecnun'un adı.
Nevzat: Yeni doğmuş, yeni doğan çocuk.
Neyzen: Ney çalan kimse.
Nezih: 1. Temiz, lekesiz, masum. 2. Rahat ve huzur veren.3. Güzel, kibar.
Nezir: 1. Kendini Tanrı'ya ve ibadete adayan. 2. Bir dilekte bulunan, adak adayan.
Nihat: Doğa, huy, yaradılış.
Niyazi: Yalvaran, niyaz eden.
Nizam: 1. Kural. 2. Düzen, tertip, sıra. 3. Kanun.
Nogay: 1. Köpek.2. Kafkasya'da yaşayan bir Türk kavmi.
Nova: Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız.
Noyan: 1. Başkomutan. 2. Bey.
Nuh: 1. Ağlama.2. İnanışa göre, üçüncü peygamber olup tufanda bütün canlılardan birer çift alarak bir gemide kurtulmuştur.
Numan: 1. Kan. 2. Gelincik.
Nuralp: Parlak, ışıklı, aydınlık yiğit.
Nuri: Işıklı, aydınlık.
Nurkan: Temiz, aydınlık soydan gelen kimse.
Nüvit: Müjde, iyi haber.


O Harfi
Oben: O, benim anlamında kullanılan bir ad.
Obuz: Su kaynağı.
Odhan: Ateşli hükümdar.
Oder: Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.
Oflaz: 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar.
Ogan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Ogün: Anımsanan, belirli bir günde doğan kimse.
Oğan: 1. Tanrı. 2. Güçlü, kuvvetli.
Oğul: 1. Erkek evlat. 2. Yavru. 3. Kovandan çıkan arı topluluğu.
Oğulcan: Çok sevgili çocuk.
Oğur: 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman veya elverişli durum.
Oğuz: 1. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı. 2. Temiz kalpli dost, iyi arkadaş. 3. Kır adamı, köylü. 4. Saf, deneyimsiz kimse. 5. Türklerin en büyük boylarından birinin ve bu boydan olan kimselerin adı.
Oğuzhan: Güçlü, kuvvetli hükümdar.
Okan: Anlayışlı.
Okay: 1. Satürn gezegeni. 2. Beğenme.
Okbay: Ok atıcısı.
Okcan: Canlı, hareketli, canı tez.
Okdemir: Güçlü, kuvvetli kimse.
Oker: Hızlı, canlı, hareketli kimse.
Oksal: Ok at anlamında kullanılan bir ad.
Oksu: Ok gibi güçlü ve su gibi temiz olan.
Oktar: Ok atan, okçu.
Oktay: Ok gibi güçlü olan eşsiz kimse.
Olcay: 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli.
Olcayto: Bahtlı, şanslı, talihli.
Olgaç: Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.
Olgun: Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.
Omaç: Hedef, amaç, gaye.
Omay: 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz.
Onat: 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaradılışlı. 3. Doğru, dürüst, nitelikli. 4. Kolay.5. Uygun, münasip, yakışır. 6. İyi ahlâklı.
Onay: Uygun bulma, onaylama.
Ongu: 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.
Ongun: 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen kimse. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. 6. Bayındır.
Onur: 1. İnsanın kendine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.
Onural: Şan ve şeref kazan anlamında kullanılan bir ad.
Onuralp: Onuruyla tanınmış yiğit.
Onurhan: Onurlu hükümdar.
Oray: 1. Ateş gibi kızıl renkli ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan.
Orbey: Bekçi muhafız.
Orçun: Ardıllar, halefler.
Orun: 1. Özel yer. 2. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 3. Gizli, habersiz. 4. Huy, yaradılış.
Orhan: Şehrin yöneticisi, hâkimi.
Orhun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkun: Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı.
Orkut: Kutlu, uğurlu şehir.
Ortaç: 1. Tepe. 2. Mirasçı. 3. Veliaht.
Ortan: Ateş renginde kızıl tan.
Otay: Ateş renginde ay.
Ortun: Ortanca kardeş.
Ortunç: Ateş renginde tunç.
Osman: 1. Bir tür kuş veya ejderha.2. Hz. Muhammet'in damadı, üçüncü halife. 3. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı.
Otay: Ateş renginde ay.
Oytun: 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. 3. Alçak yer, ova.
Ozan: 1. Şiir yazan, şair. 2. Halk şairi. 3. Şakacı, güzel ve tatlı konuşan.
Ozgan: Öne geçen, kazanan, başarılı.

Ö Harfi
Öcal: Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al anlamında kullanılan bir ad.
Ödül: 1. Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat. 2. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan.
Öğe: 1. Çok akıllı. 2. Yaşlı kimse. 3. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 4. Hekim. 5. Ün, şöhret.
Öğet: 1. Beğenilen, aranılan, övülen.2. İyi, güzel.
Öğün: 1. Zaman, vakit. 2. Kez, defa. 3. Önde, ileride olan.
Öğünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öğüş: Çok, fazla.
Öğüt: Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
Öker: Akıllı kimse.
Ökkeş: Erkek örümcek.
Ökmen: Akıllı, zeki, bilgili kimse.
Öktem: 1. Güçlü. 2. Onurlu.
Ökten: 1. Akıllı, bilgili.2. Kahraman, cesur.
Ömer: 1. Yaşama, yaşayış, hayat, canlılık. 2. İkinci halife.
Ömür: Yaşama, yaşayış, hayat.
Ömürcan: Uzun ömürlü.
Önal: Üstün gel, başta ol anlamında kullanılan bir ad.
Önay: Ocak ayında doğan.
Öncü: 1. Kılavuz, rehber. 2. Önder. 3. Yeni bir görüş ve akım başlatan kimse.
Önder: 1. Bir topluluğa başkanlık eden kimse. 2. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.
Önel: Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
Önen: Hak, adalet.
Öner: Önde gelen, başta gelen kimse.
Öney: Önde olan, önde gelen, üstün.
Önol: Başta gel, önde ol anlamında kullanılan bir ad.
Örsan: Yüce adı olan.
Örsel: Sel gibi çağlayan değerli kimse.
Övgü: Birini ya da bir şeyi övmek için söylenen söz veya yazılan yazı.
Övül: Başarılarınla, iyi niteliklerinle kendini beğendir, övgü kazan anlamında kullanılan bir ad.
Övünç: Övünmeye yol açan, övünülecek şey.
Öymen: Evcimen, evine bağlı kimse.
Özal: Özünü al, gerçeğini al anlamında kullanılan bir ad.
Özalp: Özünde yiğit olan kimse.
Özay: Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık olan kimse.
Özbay: Gerçekten zengin olan kimse.
Özbek: 1. Güçlü, cesur, korkusuz kimse. 2. Orta Asya’da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan gelen kimse.
Özbey: Gerçekten bey olan kimse.
Özbilge: Gerçekten bilgili olan kimse.
Özcan: Gerçekten dost olan kimse.
Özdemir: Özü demir gibi güçlü olan kimse.
Özden: 1. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili. 2.İçten, candan, samimi.
Özer: Yiğit, doğru kimse.
Özen: 1.Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba, itina, ihtimam.
Özgü: 1. Kutsal. 2. Özellikle birine veya bir şeye ait olan
Özgün: 1. Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. 2. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan.
Özgür: 1. Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. 3. Başkasının kölesi olmayan. 4. Bağımsız.
Özhan: Hükümdar soyundan gelen kimse.
Özkan: Temiz ve asil soydan gelen kimse.
Özmen: Özü sağlam, iyi kişilikli kimse.
Öztan: Gerçek aydınlık.

P
P Harfi
Pakalın: Dürüst, doğru, iyi tanınmış kimse.
Paker: Temiz, dürüst, iyi kimse.
Pamir: Orta Asya’da Tacikistan, Çin, Sincan Uygur Özerk sınırında bulunan lalenin ana vatanı olan ve Himalaya Dağlarının kuzey silsilelerini teşki eden sıra dağların adı.
Pars: Kedigillerden, genellikle Asya ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde yaşayan, postu benekli, bazen de düz siyah, çevik, yırtıcı, etçil, memeli hayvan, leopar, panter.
Paşa: Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen unvan.
Payam: Badem.
Payidar: 1. Saygın, rütbeli. 2. Kalıcı.
Payiz: Güz, sonbahar. Yaşlılık.
Pekcan: 1. Sağlam, dayanıklı, güçlü. 2. Acılara ve sıkıntılara karşı dayanıklı.
Peker: 1. Sert+er, sert erkek. 2. Güçlü kimse. 3. Gözüpek, cesur yapılı.
Pekin: Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.
Pertev: Işık, parlaklık.
Perver: Büyüten, yetiştiren, besleyen, koruyan, eğiten.
Peyami: 1. Çok içten ve doğru kimse. 2. Bilgi Veren, Toplayan. 3. Haberi olan, bilgili. 4. Haberle, bilgi ile ilgili. 5. Haber veren.
Peyda: Belli, açık, peydah.
Peyman: Yemin, ant.
Pir: Herhangi bir konuda, bir meslekte deneyim kazanmış, eskimiş kimse, guru.
Polat: 1. Çelik. 2. Güç, kuvvet.
Poyraz: 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgâr. 2. Kuzey yönü.
Pusat: 1. Araç. 2. Silah, zırh vb. savaş aracı.

R
R Harfi
Raci: 1. Yalvaran, rica eden. 2. Umutlu, umut veren.
Rafet: Acıma, esirgeme, merhamet etme.
Rahim: 1. Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. 2. Tanrı´nın adlarından.
Rahman: 1. Ayrım gözetmeksizin tüm canlılara merhamet eden, koruyan. 2. Tanrı’nın adlarından.
Raki: Namazda eğilen, rüku’ eden.
Ramazan: 1. Arabi ayların dokuzuncusu, oruç tutulan ay. 2. Bu ayda doğanlara verilen ad.
Rami: Ok, mermi vb. atan, kimse.
Ramiz: 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle, simgelerle gösteren.
Rasih: 1. Köklü, kök salan 2. Bilgisi çok geniş olan.
Rasim: Resim yapan, çizgi çizen kimse.
Raşit: Akıllı, doğru yola giden.
Rauf: 1. Esirgeyen, acıyan, çok merhametli. 2. Tanrı adlarından.
Recai: İsteyen, rica eden, yalvaran.
Recep: 1. Gösterişli, heybetli. 2. Arabi ayların yedincisi ve kutsal sayılan üç aylardan birincisi.
Refik: 1. Arkadaş, yoldaş. 2. Koca, eş. 3. Yardımcı.
Reha: 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. Ar. Bolluk, genişlik, varlık.

Reis: Baş, başkan.
Remzi: İşaretle, simgeyle ilgili, simgeli, simgesel.
Renas: Yol bilen.
Resul: 1. Elçi. 2. Peygamber.
Reşat: Doğru yolda yürüme, Hak yolunda ilerleme.
Reva: Yakışır, yerinde, uygun.
Revan: Kız: 1. Yürüyen, giden, akan. 2. Ruh, can. Erkek: 1. Doğru yolu tutan. 2. İyi hareket eden, akıllı. 3. Ergin.
Rezzak: Abdürrezzak adının kısaltılmış biçimi.
Rıdvan: 1. Razı olma, hoşnutluk, memnuniyet. 2. Cennetin kapıcısı olan büyük melek.
Rıfat: Yükseklik, yücelik, büyüklük.
Rıfkı: Yumuşak huylu, yavaş, ağır kimse.
Rıza: Hoşnutluk, memnuniyet.
Ruhi: Ruhsal, ruhla ilgili.
Rüçhan: 1. Üstünlük, üstün olma. 2. Üstün tutma.
Rüstem: 1. Yiğit, kahraman. 2. İran'ın efsanevi ünlü pehlivanı ve savaşçısı.
Rüştü: 1. Doğru yolda olan kimse. 2. Akıllı, ergin.
Rüzgar: 1. Zaman, devir. 2. Dünya. 3. Yel.


S Harfi
Saadettin: 1. Dinin mutluluğu. 2. Dini uğurlu, kutlu kılan.
Sabahattin: Dinin güzelliği.
Sabri: Sabırlı, sabreden.
Sacit: Secde eden, alnını yere koyan.
Sadık: İçten bağlı, doğru, gerçek dost.
Sadri: Göğüsle ilgili, göğse ait.
Sadullah: Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse.
Sadun: Mübarek, kutlu, uğurlu.
Safa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Saffet: Saflık, temizlik, arılık.
Sahir: 1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü.
Saim: Oruç tutan, oruçlu.
Sakıp: 1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan.
Sakman: 1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz, sakin kimse.
Salah: 1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık.
Saldıray: Düşmanı iyi gözle ve hemen saldır.
Salih: 1. Elverişli, iyi, uygun, yakışır. 2. Yetkisi, hakkı olan. 3. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.
Salim: 1. Sağ, salim, sağlıklı. 2. Eksiksiz, kusursuz. 3. Korkusuz, emin.
Salman: Başıboş, serbest, özgür.
Samet: 1. Çok yüksek, ulu. 2. Kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan anlamında Tanrı adı.
Sami: Yüksek, yüce.
Samih: Cömert, eli açık.
Samim: Öz, asıl, iç, gönül.
Sanay: Ay gibi güzel, ayı anımsatacak kadar güzel.
Sancak: Alay bayrağı.
Sancar: 1. Kısa kama. 2. Saplayan, batıran, yenen.
Saner: Ünlü, tanınmış kimse.
Sargın: 1. Candan, içten, yürekten. 2. Çekici, cazibeli. 3. Kapalı, puslu hava. 4. İstekli, hevesli.
Sarp: 1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi güç.
Sarper: Sert, güçlü erkek.
Savaş: 1. Silahlı çatışma. 2. Uğraşma, kavga, mücadele.
Saygın: Saygı gören, sayılan, hatırlı.
Seçen: İyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayıran kimse.
Seçkin: Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, seçilen.
Sedat: 1. Doğruluk, hatasızlık. 2. Doğru ve haklı şey.
Sefa: 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.
Sefer: 1. Yolculuk. 2. Savaş.
Selahattin: Dinine bağlı kimse.
Selâmi: İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.
Selçuk: Güzel konuşma yeteneği olan, uz dilli.
Selek: 1. Eli açık, cömert. 2. Düzensiz, savruk.
Selim: Sağlam, kusursuz, doğru.
Selman: Barış içinde bulunma, huzur, erinç.
Semi: İşiten, işitme kuvveti olan.
Semih: Cömert, eli açık.
Semin: Çok değerli.
Serbay: Önder, lider, başta gelen.
Sercan: Sevgili, sevilen.
Serçin: 1. Seçme, seçkin olan. 2. Mekiğin parçalarından her biri.
Serdar: Askerin başı, kumandan, komutan.
Sergen: 1. Raf. 2. Vitrin. 3. Tepelerdeki düzlük yerler. 4. Yorgun, perişan.
Serhan: Baş kağan, baş hükümdar.
Serhat: Sınır, hudut.
Serkan: Asil bir soydan gelen kimse.
Serkut: Mutlu, talihli, kutlu insan.
Sertaç: Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.
Sertuğ: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
Server: Baş, başkan, reis, ulu.
Servet: Zenginlik, varlık.
Settar: 1. Örten. 2. Ayıplan örten, bağışlayan anlamında Tanrı adı.
Seva: Beraber olma. Beraberlik. Denk. Eşitlik.
Seyfettin: Dinin kılıcı, dinin askeri.
Seyfi: 1. Kılıçla ilgili, askerliğe ait. 2. Kılıç biçiminde. 3. Asker zümresi.
Seyfullah: Allah'ın kılıcı, askeri.
Seyit: 1. Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 2. Hz. Muhammed´in soyundan olan kimse.
Seymen: Seğmen
Seyyid: 1.Efendi. 2.Bir topluluğun ileri gelen kişisi. 3.Hz. Muhammed´in (s.a.v) soyundan olan kimse. Temiz ve fazilet sâhibi Müslüman zât.
Sezai: Uygun, yaraşır, münasip.
Sezek: Duygulu, hassas, anlayışlı.
Sezer: Duygulu, hisli, anlayışlı.
Sezgen: Sezgili, hisseden, duyan.
Sezgin: Sezme yeteneği olan, duygulu, anlayışlı.
Sezmen: Sezen, anlayan kimse.
Sıddık: Hiç yalan söylemeyen, doğru konuşan, sözünün eri.
Sıtkı: İçi, yüreği temiz, doğru kimse.
Simavi: Yüz, çehre, beniz ile ilgili.
Sinan: Mızrak, süngü.
Somer: Doğru ve güçlü kimse.
Sonat: Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik yapıtı.
Soner: Son doğan erkek çocuk.
Songur: 1. Şahin. 2. Ağır, hantal.
Soydan: Soylu bir aileden gelen, soylu.
Soykan: Asil, soylu kimse.
Soylu: İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen kimse.
Soysal: Soyun genişlesin, yayılsın anlamında kullanılan bir ad.
Sökmen: 1. Yiğitlere verilen san. 2. Selçuklulara bağlı Hasankeyf Artuklu Beyliği'nin kurucusunun adı.
Sözen: Güzel konuşan, söylev veren, hatip.
Sözer: Sözünde duran kimse.
Suavi: Herkesin işine koşan, yardım eden.
Sunal: Sunma, sunuş ile ilgili.
Sunar: Saygılı bir biçimde verir, takdim eder anlamında kullanılan bir ad.
Sunay: Ay gibi parlak olan, parıltı veren.
Süha: Büyükayı yıldız kümesinden en küçük yıldız.
Süheyl: Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız.
Süleyman: 1. Huzur, sükûn.2. Kur’an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerden biri.


Ş Harfi
Şadi: Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı.
Şafak: Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık.
Şahan: Şahin
Şahap: 1. Kıvılcım. 2. Akan yıldız. 3. Cesur, yürekli kimse.
Şahin: Oldukça büyük boylu, yırtıcı kuş.
Şair: Şiir yazan kimse, ozan.
Şakir: Şükreden, durumundan memnun olan kimse.
Şan: Ün, nam, şöhret.
Şanal: "Adın duyulsun, ünlü, şanlı bir insan ol” anlamında kullanılan bir ad.
Şanlı: Ünlü, tanınmış kimse.

Şansal: "İyi niteliklerinle ün kazan, şanın yayılsın" anlamında kullanılan bir ad.
Şems: Güneş.
Şemsettin: Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık.
Şemsi: Güneşle ilgili, güneşe özgü.
Şen: Neşeli, sevinçli.
Şenkal: "Her zaman neşeli kal" anlamında kullanılan bir ad.
Şenol: "Her zaman neşeli mutlu ol" anlamında kullanılan bir ad.
Şeref: Büyüklük, ululuk, üstünlük.
Şevket: Büyüklük, heybet.
Şevki: Şevkli, neşeli, istekli.
Şinasi: Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili.
Şuayp: 1. Cemaat, kabile. 2. Kızıldeniz’den çıkarılan taşlar. 3. Medyen halkına Tanrı tarafından gönderilmiş bir peygamber.


T
T Harfi
Tacettin: Dinin tacı.
Taci: Taç takınmış kimse.
Taha: Kur´an-ı Kerim'in yirminci surenin adı.
Tahsin: 1. Beğenme, alkışlama. 2. Güzelleştirme.
Talat: 1. Yüz, surat, çehre. 2. Güzellik.
Talay: 1. Deniz, büyük nehir. 2. Çok, fazla.
Talha: Zamk ağacı.
Talip: İsteyen, istekli.
Talu: 1. Seçkin, seçilmiş, güzel. 2. İki kürek kemiği arası.
Tamar: 1. Canlı varlıklarda kan dolaşımına yarayan kanal. 2. Yer altında belli bir maden alanı. 3. Huy, yaradılış. 4. Tür.
Tamay: Ayın bütün durumu, dolunay.
Tamer: Tümüyle nitelikli kişi.
Tan: 1. Güneş doğmadan önceki alaca karanlık, şafak vakti. 2. Sabah akşam esen serin rüzgâr.
Tanalp: Şafak gibi aydınlık yiğit.
Tanaltan: Şafak gibi aydınlık hükümdar.
Tanay: Şafak gibi aydınlık insan.
Tanberk: Şafak gibi aydınlık, güçlü insan.
Taner: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanfer: Şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.
Tanju: Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen san.
Tankut: Şafak vakti gibi parlak, mutlu kimse.
Tansel: Şafak seli, ışık seli.
Tansu: Şafağın aydınlattığı su gibi parlak ve temiz olan.
Tanyel: Şafak vakti esen rüzgâr.
Tardu: Armağan, hediye.
Tarhan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Tarık: Sabah yıldızı, Venüs.
Tarkan: 1. İslâmlıktan önce verilmiş vekil, vezir, bey gibi san. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.
Taşkın: 1. Coşkulu, coşkun. 2. Su baskını.
Tayfun: Çin Denizi'nde ve Hint Denizi'nde görülen güçlü kasırga.
Tayfur: Küçük bir kuş türü.
Taykut: Kutlu, uğurlu çocuk.
Taylan: 1. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu. 2. Çok yağmur yağmasına karşın işlenebilir durumdaki toprak.
(:::): 1. İyi, güzel, hoş. 2. Çok temiz.
Tekay: Eşsiz ay.
Tekcan: Çok değerli, eşsiz kimse.
Tekçe: 1. Bir topluluk oluşturan şeylerin her biri. 2. Tek başına, yalnız. 3. Yegâne, eşsiz, benzersiz.

Tekin: 1. Tek, eşsiz. 2. Uyanık, tetikte. 3. Uslu. 4. Şehzade, prens. 5. Uğurlu.
Temel: 1. Bir şeyin gelişimi için ilk ögeler. 2. En önemli, belli başlı, ana, esas. 3. Dayanıklı. 4. Bir yapının sağlam dayanak buluncaya kadar toprak içinde aşağıya doğru uzatılan dip duvarları.
Teoman: Hun İmparatoru Mete´nin babası.
Tercan: 1. Genç, taze, körpe. 2. Kırmızı buğday.
Terlan: Sarı renkli, büyük pençeli, kartala benzeyen bir kuş.
Tevfik: 1. Uydurma, uygun düşürme. 2. Başarıya ulaştırma. 3. Tanrı'nın yardımına kavuşma.
Tibet: Çin´in batısında özerk bir bölge.
Timuçin: Katı, sağlam demir.
Timur: Demir.
Toker: Gözü tok kimse.
Tolay: Topluluk, cemiyet.
Tolga: Miğfer.
Tonguç: 1. En büyük çocuk. 2. Bir tür kuş, baykuş.
Toprak: 1. Yer kabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ülke, memleket. 3. İşlenmiş arazi.
Toygar: Turgay.
Tufan: 1. Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı su altında bırakan şiddetli yağmur. 2. Şiddetli yağmur.
Tugay: Alayla tümen arasındaki askerî birlik.
Tuğra: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret.
Tuğrul: Yırtıcı bir kuş.
Tulga: Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık.
Tumay: Sessiz, sakin.
Tuna: 1. Çok, bol. 2. Yavru. 3. Görkemli, gösterişli.
Tunay: 1. Sessiz, sakin. 2. Gece görünen aydınlık.
Tunca: Balkan yarımadasında Meriç ırmağının kolu.
Tuncay: Tunç renginde ay.
Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse.
Tunç: Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı, bronz.
Turab: 1. Toprağın babası. 2. Arapça tamlama. 3. Hz. Ali'nin lakaplarından biri.
Turan: 1. Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladıkları ülkenin adı.2. Türklerin Orta Asya'daki en eski yurtları.
Turgay: Boz renkli, küçük, ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, toygar.
Turgut: Konut, oturulacak yer.
Turhan: 1. Soylu ve seçkin kimse. 2. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kişi.
Tunga: 1. Görkemli, kuvvetli, muazzam. 2. Yiğit, kahraman. 3. Rütbe, unvan.4. Bir tür kaplan.
Tümcan: Gerçekten dost olan kimse.
Tümer: Tam erkek, yiğit.
Türabi: Topraktan yaratılmış.
Türe: 1. Görenek, gelenek, töre. 2. Subay, komutan. 3. Hak ve hukuka uygunluk, adalet.
Türkay: Ay gibi parlak, aydınlık Türk.
Türker: Yiğit Türk.
Tüzün: Yumuşak huylu, sakin, soylu, asil kimse.



U Harfi
Uçar: Uçan, uçucu.
Uçay: Son ay.
Uçkan: Çok uçan, uçucu.
Ufuk: 1. Düz arazide veya açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 2. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3. Çevre, dolay.
Uğraş: Bir güçlüğü yenmek için gösterilen sürekli çaba, mücadele.
Uğur: 1. Bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı.2. Bu nitelikte olduğuna inanılan şey.3. İyilik, şans, talih, baht. 4. Fırsat, tesadüf.
Uğuralp: Uğurlu yiğit.
Uğurcan: Uğurlu, hayırlı kimse.
Uğut: 1. Baygın, kendinden geçmiş. 2. Renksiz, solgun. 3. Kuru. 4. Yağmuru bol yılların buğdayı.
Ulaç: 1. Bağlayan, bağlayıcı. 2. Sınır.
Ulaş: Amacına ermiş, isteğine kavuşmuş kimse.
Ulu: 1. Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. 2. Zengin.3. Saygın.
Ulualp: Çok erdemli, yüce yiğit.
Ulubay: Yüce, saygın, erdemli kişi.
Ulubek: Erdemli, saygın bey.
Uluberk: Erdemli, saygın, güçlü kimse.
Ulubey: Yüce, saygın, değerli bey.
Uluç: Yüce, saygın kimse.
Uluğ: Ulu.
Uluhan: Büyük, saygın hükümdar.
Ulus: 1. Millet, halk, insan topluluğu. 2. Göçebe. 3. Oba, aşiret kavim.
Ulun: 1. Büyük, ulu. 2. Temrensiz ok. 3. Buğday, arpa kökü.
Umur: Görgü, bilgi, deneyim.
Umut: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit.
Unan: 1. Sadakat, bağlılık. 2. Hak.
Unat: 1. Doğru yol tutan. 2. Akıllı. 3. Ergin.
Ural: Kale, şehir, kent al, ele geçir" anlamında kullanılan bir ad.
Uras: Talih, şans.
Uraz: Talih, şans.
Uruç: Yukarı çıkma, yükselme, ağma.
Usbay: Akıllı, saygın kişi.
Uslu: Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse.
Utkan: 1. Zafer kazanmış, muzaffer. 2. Şerefli, onurlu soydan gelen.
Utku: Üstünlük, zafer.
Uygar: Kültürlü, eğitimli, görgü kurallarına uyan, medeni kimse.
Uygur: Uygar, medeni.
Uzay: Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
Uzel: Usta, becerikli kişi.
Ü Harfi
Ülfer: Büyük su, ırmak.
Ülgener: Yüce, ulu kimse.
Ülger: 1. Şeftali, kumaş vb.ndeki ince tüy. 2. Vecize.
Ülkümen: Ülküsü olan, bir ülküye bağlı olan kimse.
Ümit: Umut
Ümitalp: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Ümitcan: Ümit: Ummaktan doğan güven duygusu, ümit. Can: 1. Ruh. 2. Güç, dirilik. 3. İnsanın kendi varlığı, özü. 4. Gönül. 5. Çok içten, sevimli, şirin kimse.
Ün: 1. Yüksek ses, ses. 2. Şöhret, şan.
Ünal: "Adın duyulsun, tanın, ün kazan" anlamında kullanılan bir ad.
Ünalan: Ün-alan. Adı duyulmuş, ün kazanmış.
Ünalp: Tanınmış, ünlü yiğit.
Üner: Tanınmış, ünlü kimse.
Ünkan: Tanınmış soydan gelen kimse.
Ünsal: "Adın duyulsun, ünlen" anlamında kullanılan bir ad.
Ünsan: Adını duyuran, ünlü.
Ünsay: Ünlen, adın duyulsun anlamında kullanılan bir ad.
Ünver: "Ünlen, tanınmış bir insan ol" anlamında kullanılan bir ad.
Ürkmez: Korkmaz, yılmaz.
Üstün: 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. 3. Sayıca çok, fazla.
Üstüner: Seçkin, başarılı kimse.
Üveys: Kurt, küçük kurt.
Üzeyir: Kutsal kitaplarda geçen bir ad.
V
V Harfi
Vaha: Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan.
Vahap: Bağışlayan, ihsan eden.
Vahdet: Bir olma, tek olma, birlik, teklik.
Vakkas: Savaşçı, okçu.
Varan: Işımakta olan sabah vakti, sabahın erken vakti, tan vakti. 2. Yer yuvarlağının uydusu olan gök cismi.
Varlık: 1. Zenginlik, para, mal mülk. 2. Önemli, yararlı, değerli. 3. Yaşam, hayat. 4. Var olan her şey.
Varol: "Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun" anlamında kullanılan bir ad.
Vargın: Ulaşan, isteğine erişen.
Vasfi: Nitelikli.
Vassaf: Niteliklerini bildirerek anlatan veya öven.
Vecdi: Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
Vecihi: Güzellik, hoşlukla ilgili.
Vedat: Sevgi, dostluk.
Vefa: 1. Sözünde durma, dostluğu sürdürme. 2. Sevgi bağlılığı.
Vefik: Arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan.
Vehbi: Tanrı bağışı olan.
Veli: 1. Sahip. 2. Ermiş, eren. 3. Bir çocuğun her türlü durumundan sorumlu olan kimse.
Velit: 1. Yeni doğmuş çocuk. 2. Kul, köle. 3. Erkek çocuk.
Vesim: Güzel yüzlü.
Visam: Damga, nişan.
Volga: Rusça: Avrupa’nın en uzun nehri, Volga nehri yada İdil nehri. Fince: Beyaz, ak sular, beyaz nehir.
Volkan: Yanardağ.
Vural: "Vur ve al" anlamında kullanılan bir ad.
Vurgun: Birine tutkun, âşık.
Y
Y Harfi
Yağız: 1. Esmer. 2. Doru. 3. Yiğit. 4. Bakımlı hayvan.
Yağızer: Esmer kimse.
Yahya: "Tanrı lütufkârdır" anlamında bir söz.
Yakup: 1. Erkek keklik. 2. İbr. Takip eden, izleyen.
Yakut: Pembe veya kırmızı renkte değerli bir süs taşı.
Yalazan: Şimşek.
Yalçın: 1. Dik, sarp. 2. Düz, kaygan. 3. Parlak, cilalı.
Yalım: 1. Alev, ateş. 2. Kılıç, bıçak vb.nin kesici yüzü. 3. Kaya. 4. Sarp yer, uçurum. 5. Şimşek. 6. Kuvvet, kudret. 7. Orun, derece. 8. Çalım, gurur; onur.
Yalın: 1. Gösterişsiz, süssüz, sade. 2. Alev, ateş. 3. Taş, büyük kaya. 4. Çıplak, örtüsüz.
Yalkın: 1. Serap, ılgın. 2. Alev.
Yamaç: 1. Dağın veya tepenin herhangi bir yanı. 2. Karşı. 3. Yan, yakın.
Yaman: 1. Kötü, korkulan, şiddetli. 2. Cesur, güçlü. 3. Kurnaz, becerikli.
Yankı: Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması.
Yarkın: 1. Şimşek, ışık 2. Işıklı.
Yasa: Kanun, düzen, töre.
Yaser: Bolluk, varlık, zenginlik, varsıllık.
Yasin: Kur'an surelerinden biri.
Yaşar: 1. Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan bir ad.2. Yaşında.
Yaver: Yardımcı.
Yavuz: 1. İyi, güzel. 2. Mert, cesur. 3. Becerikli, hamarat. 4. Yumuşak huylu.
Yekta: Tek, eşsiz, benzersiz.
Yelit: Eksiltme, azaltma.
Yenal: Amacına ulaşan kimse.
Yener: Üstün gelen, kazanan.
Yıldır: Parlak, parlayan, ışıklı, ışık.
Yıldıray: Parlak, ışık saçan ay.
Yıldırım: 1. Gök gürültüsü ve şimşekle görülen, hava ile yer arasındaki elektrik boşalması. 2. Çok hızlı, canlı.
Yılmaz: Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı.
Yiğit : 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse.
Yiğitalp: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Alp: 1. Yiğit, kahraman, cesur, bahadır kimse. 2. Eski Türklerde kullanılan bir unvan.
Yiğitefe: Yiğit: 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse. Efe: 1. Batı Anadolu köy yiğidi. 2. Ağabey.3. Kabadayı.
Yiğiter: Güçlü, korkusuz, kahraman kimse.
Yolaç: Yol gösteren, kılavuz.
Yoldaş: 1. Arkadaş, dost, yol arkadaşı. 2. Ortak bir görüşü benimseyenlerden her biri.
Yordam: 1. Kılavuz, rehber. 2. Beceri, yatkınlık. 3. Gelenek, görenek. 4. Anlayış, yerinde davranış. 5. Kural, yöntem, düzen.
Yöntem: 1. Yol, tarz, metot. 2. Yetenek. 3. Uygun, kolay.
Yunus: Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan etçil memeli hayvan.
Yusuf: 1. İnleyen, ah eden. 2. İnilti.
Yumlu: 1. Uğurlu, kutlu. 2. Kutsal, mübarek.
Yurdal: "Kendine yurt edin" anlamında kullanılan bir ad.
Yurtman: Yurdunu çok seven kimse.
Yurttaş: Yurtları veya yurt duyguları aynı olanlardan her biri.
Yüceer: Yüksek, büyük, ulu kimse.
Yücel: "Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan br ad.
Yücelten: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.
Yüksel: "Yükseklere çık, yücel, başarı kazan, ilerle" anlamında kullanılan bir ad.
Yüzüak: Dürüst, doğru, namuslu, suçsuz kimse.

Z

Z Harfi
Zade: 1. Evlat, oğul. 2. Dürüst, doğru adam.
Zafer: 1. Amaca ulaşma, başarı. 2. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku.
Zahir: 1. Parlak, açık, belli. 2. Dış görünüş, dış yüz. 3. Coşmuş, taşkın.
Zahit: Dinin buyruklarını yerine getiren, haramdan kaçınan kimse, sofu.
Zaik: Tadıcı, tadan, tat alan.
Zakir: Zikreden, anan.
Zamir: 1. İç, iç yüz. 2. Yürek, vicdan. 3. Gönülde gizli olan sır. 4. Adın yerini tutan sözcük.
Zekai: Zekâyla ilgili, zekâya ait.
Zekeriya: Erkek.
Zeki: Anlayışlı, kavrayışlı, zekâ sahibi.
Zeycan: Candan, cana yakın.
Zeynel: Zeynelabidin.
Zeynelabidin: İbadet edenlerin süsü.
Zihni: Zihinle, akılla ilgili.
Zikri: Anma ile ilgili.
Zinnur: Nurlu, ışıklı, aydınlık.
Zirve: Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi.
Ziver: Süs, bezek.
Ziya: Işık, aydınlık.
Zobu: 1. İri yarı, kalın, kaba. 2. Delikanlı. 3. Zor, sıkıntılı. 4. Eski vezir konaklarındaki hizmetli.
Zorlu: 1. Güzel, çok güzel, iyi. 2. Yakışıklı. 3. Güçlü, dayanıklı. 4. Sert, keskin. 5. Yürekli, cesur. 6. Girgin, girişken.
Zuhur: Görünme, meydana çıkma, baş gösterme.
Zuhuri: Orta Oyunu'nda komik rolü yapan kimse.
Zübeyr: Yazılı küçük şey.
Zühtü: Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren.
Zülfikar: İki parçalı.
Zülkarneyn: İki boynuzlu.
Zümer: 1. Zümreler, gruplar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 39. süresi.


Türkçe de ki Zıt (Karşıt) Anlamlı Kelimeler

Türkçe kelimelerde birçok zıt veya eş anlamlı sözler bulunmaktadır. Bugün sizler için zıt anlamı olan sözleri derlemeye çalışacağız. Öncelikle zıt anlam nedir onunla başlayalım. Karşıt kavramları karşılayan, birbirleriyle çelişen anlamlar içeren sözcüklere “zıt anlamlı sözcükler” denir. Eş anlamlar ise; farklı kelimelerin aynı anlama gelmesine denir.

Zıt anlamlı kelimeler yerine karşıt anlamlı kelimeler de denilebilmektedir. Ayrıca Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir. Örneğin; “doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir. Zıt anlamlı sözcükler genellikle nitelik veya nicelik bildiren sözcüklerde yani sıfat ve zarf özelliğindeki sözcüklerde bulunur.

ZIT ANLAMLI KELİMELER NEDİR?

Zıt anlamlı kelimeler; anlamca birbirinin karşıtı olan, birbiriyle çelişen kelimelere denir. Birbiriyle çelişen özellikler barındırırlar. Yani bir kelimenin zıt anlamlısı, o kelimenin tam olarak tersini ifade etmektedir. Her kelimenin zıt anlamı da yoktur. Fiillerin ve bazı sıfatların olumlu-olumsuz biçimleri zıtlık oluşturmaz. Bu durumda zıt anlamı olmayan kelimeleri yakın anlamlı kelimeler ile ifade etmek mümkün olmaktadır. Bir kelimesinin zıt anlamlısı ne demek? Sorusunun yanıtı için sizlere örnekler hazırladık.

ZIT ANLAMLI KELİMELER NELERDİR?

Zıt anlamlı sözcükler, bir kelimenin karşıt anlamı olduğundan bahsetmiştik. Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için sizlere en çok kullanılan zıt anlamlı kelimeler listesini hazırladık.

ZIT ANLAM VE OLUMSUZ ANLAM AYNI MI?

Konuyla ilgili en çok karıştırılan husus zıt anlam ve olumsuz anlam kavramlarıdır. Ancak bir şeyin olumsuzu onun zıt anlamı olduğu anlamına gelmemektedir. Örneğin, "inmek" fiilinin zıt anlamlısı "inmemek" değil "çıkmak" olacaktır. İnmemek bu eylemin zıttı değil olumsuzudur. Olumsuzluk eki olan "-ma/-me" ile yapılan fiiller zıtlık ifade etmezler.

ZIT ANLAMLI KELİMELER ÖRNEKLERİ

İşte zıt anlamlı kelimeler listesi:


    Acı - Tatlı
    Aç - Tok
    Açmak - Kapatmak
    Afacan - Uslu
    Ağır - Hafif
    Ağlamak - Gülmek
    Ak - Kara
    Akşam - Sabah
    Aktif - Pasif
    Alçakgönüllü - Kibirli
    Alıcı - Satıcı
    Alt - Üst
    Aptal - Akıllı
    Artı- Eksi
    Ast - Üst
    Aşağı - Yukarı
    Aydınlık - Karanlık
    Aynı - Farklı
    Az - Çok
    Azalmak - Çoğalmak
    Barış - Savaş
    Barışmak - Darılmak
    Başlamak - Bitirmek
    Bayat - Taze
    Birinci - Sonuncu
    Boş - Dolu
    Bölme - Çarpma
    Bulmak - Kaybetmek
    Cesaret - Korkaklık
    Cesur - Korkak
    Ceza - Ödül
    Cılız - Gürbüz
    Cimri - Cömert
    Çalışkan - Tembel
    Çekmek - İtmek
    Çıkmak - İnmek
    Çıkarma - Toplama
    Binmek - İnmek
    Girmek - Çıkmak
    Çukur - Tümsek
    Dahil - Hariç
    Dar - Geniş
    Derin - Sığ
    Dert - Derman
    Diri - Ölü
    Doğal - Yapay
    Doğru - Yanlış
    Dost - Düşman
    Düz - Eğri
    Düzenli - Dağınık
    Eksik - Fazla
    Erkek - Kadın
    Erken - Geç
    Esaret - Özgürlük
    Evet - Hayır
    Galip - Mağlup
    Geçmiş - Gelecek
    Gelir - Gider
    Gelmek - Gitmek
    Genç - İhtiyar/Yaşlı
    Gerçek - Hayal
    Giriş - Çıkış
    Gösterişli - Sade
    Güney - Kuzey
    Güzel - Çirkin
    Hayır - Şer
    Hızlı - Yavaş
    Islak/Yaş - Kuru
    Issız/Tenha - Kalabalık
    İç - Dış
    İhracat - İthalat
    İlk - Son
    İlkel - Medeni
    İndirim - Zam
    İniş - Yokuş
    İyi - Kötü
    Kabul - Ret
    Kâr - Zarar
    Katı - Sıvı
    Kolay - Zor
    Masum - Suçlu
    Nazik - Kaba
    Neşe - Keder
    Neşeli - Üzgün
    Önce - Sonra
    Övmek - Yermek
    Öz - Üvey
    Özel - Resmî
    Özgür - Tutsak
    Perakende - Toptan
    Saf - Kurnaz
    Sağ - Sol
    Sağlam - Çürük
    Sayısal - Sözel
    Sert - Yumuşak
    Sevinç - Üzüntü
    Sevinmek - Üzülmek
    Seyrek - Sık
    Sıcak - Soğuk
    Somut - Soyut
    Sorun - Çözüm
    Şişman - Zayıf
    Taban - Tavan
    Tek - Çift
    Tekil - Çoğul
    Uyumak - Uyanmak
    Üretici - Tüketici
    Üretim -Tüketim
    Var - Yok
    Yerli - Yabancı
    Kaybetmek - Kazanmak
    Biriktirmek - Harcamak
    Unutmak - Hatırlamak
    Almak - Vermek
    Sevmek - Nefret Etmek
    Kabul etmek - Reddetmek
    Atmak - Yakalamak
    Acıkmak - Doymak
    Üretmek - Tüketmek
    Dağıtmak - Toplamak
    Toplamak - Çıkarmak
    Çarpmak - Bölmek
    Evlenmek - Boşanmak
    Doldurmak - Boşaltmak
    Uyutmak - Uyandırmak
    Uzatmak - Kısaltmak


"Allah'ım Sevdiklerini Sevdir, Sevmediklerinden Uzak Eyle" Duası

Latince Okunuşu

Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu

Entallahüllezi yuhibbul Muhsiniyne,
Vecalnea fi zümretil muhsiniyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbut Taibiyne,
Vecalnea fi zümretit Taibiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbut Tahiriyne,
Vecalnea fi zümretit Tahiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul Ebrar,
Vecalnea fi zümretil Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul Müttagiyne,
Vecalnea fi zümretil Müttagiyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbus Sabiriyne,
Vecalnea fi zümretis Sabiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul Mütevekkiliyne,
Vecalnea fi zümretil Mütevekkiliyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul Adale,
Vecalnea fi zümretil Adalel Ebrar,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Vecalnea fi zümretil Mücahidiyne Fi Sebilillah,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi yuhibbul eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Vecalnea fi zümretil eaz'afiyne alel Mü'minineyne, vel kaviyyai alel Kafiriyne,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Entallahüllezi teagulü lil mü'miniyne: "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Fi mea gal "innallahe yuhibbühüm ve yuhibbünallah",
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.


Entallahüllezi yuhibbullezine yü'minune Lea yeahafüne levmete laimin,
Vecalnea fi zümretil Mü'miniyne Lea yeahafüne levmete laimin,
Ve eahibbena eayzan Ya ilahi.

Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu

innallahe La yuhibbul Mu'tedyine,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Mu'tediyne.

innallahe La yuhibbul Müfsidiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil ifsad vel Müfsid vel Müfsidiyne.

innallahe La yuhibbul Fasıgıyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Fıski Fücur vel Fasıgıyne.

innallahe La yuhibbul Kafiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Küfr vel Kafiriyne.

innallahe La yuhibbuz Zalimiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü biz Zulüm vez Zalimiyne.

innallahe La yuhibbul Mütekebbiriyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Kibriyael ins vel cinne vel Mütekebbiriynel ins velcinne.

innallahe La yuhibbul Hainiyne,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Hıyane vel Hainiyne.

innallahe La yuhibbul Gavlel Fahiş,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil Gavlel Fahiş.

innallahe La yuhibbul Müsrifune,
Vecealne Fi Zümretil ictinabehü bil israf vel Müsrifune.

Allahümme Habbib ileyne Mea Tuhibbu, ve asrif anne meala tuhibbu

Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer

Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.


Türkçe Manası

Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.

Sen ihsan sahiplerini seven Allah'sın, Biz'i de ihsan edenler zümresine koy, ve bizi de sev  Allahım
Sen tövbe edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tövbe edenler zümresine koy, ve bizi de sev  Allahım
Sen temizleri ve temizlenenleri seven Allah'sın, Biz'i de temizlenenler zümresine koy, ve bizi de sev Allahım
Sen takva sahiplerini seven Allah'sın, Bizler'i de takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sakınanları seven Allah'sın, Bizler'i de sakınan takva sahiplerinin zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen sabredenleri seven Allah'sın, Biz ler'i de sabredenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen tevekkül edenleri seven Allah'sın, Biz'i de tevekkül edenler zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen adaletli davrananları seven Allah'sın, Biz'i de adaletli olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen kendi yolunda saf saf mücadele edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , mücahid olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlari seven Allah'sın, Biz'i de , mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü olanlar zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen  müminler'e : "Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler" Buyuran Allah'sın, Biz'i de , Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler Buyurdugun mü’minler  zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım
Sen  hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan iman edenleri seven Allah'sın, Biz'i de , hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmadan iman eden mü’minler  zümresine koy, ve bizleri de sev Allahım

Allah'ım Bize Senin sevdiklerini sevdir, Senin sevmediklerinden de Bizi uzak eyle.

Allah, saldırganları asla sevmez, ve bizi saldırganlıktan ve saldırganlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, ifsad çıkaranları asla sevmez,  ve bizi müfsitlikten ve ifsad çıkaranlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, fasıkları asla sevmez, ve bizi fasıklıktan ve fasıklardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, kâfirleri asla sevmez, ve bizi  küfürden ve kâfirlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, zalimleri asla sevmez, ve bizi zalimlikten ve zalimlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, büyüklenip böbürlenenleri asla sevmez, ve bizi büyüklenip böbürlenmekten ve büyüklenip böbürlenenlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, hainleri asla sevmez, ve bizi hainlikten ve hainlerden sakınanlar zümresine koy.
Allah, Terbiyesiz konuşanları asla sevmez, ve bizi Terbiyesizlikten ve Terbiyesiz konuşanlardan sakınanlar zümresine koy.
Allah, israf edenleri asla sevmez, ve bizi  müsriflikten ve israf edenlerden sakınanlar zümresine koy.

"Allahümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaahu ve erinel batıla batılan verzukna ictinabehu, istecib duaena bi-hurmeti Seyyidil-beşer"

Allahım! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duamızı kabul buyur.
Rabbimiz bu duamızı kabul buyur, Rabbimiz, Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün mü'minleri bağışla. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! duamıza icabet et, cevap ver. Alemlerin Rabbine Hamdler, Peygamberlerine Selamlar olsun, Amiyn.

---oOo---

"Allah'ım Sevdiklerini Sevdir" Virdi Sonu

Bina Eden Raşit Tunca
Schrems, 26.12.2023
PRO1 - V271220231526

---oOo---

SÖZLÜK

sakınanlar zümresine koy: uzak duran gruba koy. demektir



ARAPCA YAZILIŞI


اللهم اجعل من تحبهم يحبونك. ابتعد عن الذين تكرههم

اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
أنت الله الذي يحب المحسنين، واجعلنا في زمرة المحسنين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب التائبين، واجعلنا في زمرة التائبين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الطاهرين والطاهرين،  وأدخلنا في زمرة الطاهرين وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الأبرار، واجعلنا من جماعة الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المتقين، واجعلنا من المتقين، وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب الصابرين، واجعلنا في زمرة الصابرين وأحبنا أيضًا يا الله
أنت الله الذي يحب المتوكلين، واجعلنا  في زمرة المتوكلين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب العدل، اجعلنا في العدل الأبرار، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب المجاهدين الأطهار في سبيله، وتحبنا وجماعة المجاهدين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تحب الأضعفين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وتحبنا، جماعة الأتواضعين على المؤمنين، الأقوياء على الكافرين، وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي تقول للمؤمنين -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- ، واجعلنا  في زمرة المؤمنين الذين  في ماقال -- إن الله يحبهم ويحبون الله -- وأحبنا أيضًا يا إلهي
أنت الله الذي يحب الذين يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ، واجعلنا  في زمرة  يؤمنونوَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ  وأحبنا أيضًا يا إلهي

اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب

اِنَّالله لا يحب المعتدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمعتدين
اِنَّالله لا يحب المفسدين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بل افساد والمفسدين
اِنَّالله لا يحب الفاسقين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالفسق والفاسقين
اِنَّالله لا يحب الكافرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالكفر والكافرين
اِنَّالله لا يحب الظالمين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ باظلم والظالمين
اِنَّالله لا يحب المتكبرين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالمتكبرين
اِنَّالله لا يحب الخائنين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالخائنين
اِنَّالله لا يحب القول الفحش واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالقول الفحش
اِنَّالله لا يحب المسرفين واجعلنا في زمرة اِجْتِنَابَهُ بالاسرف والمسرفين

اللهم حبب إلينا ما تحب، واصرف عنا ما لا تحب
اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ استجب دعاءنا بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْبَشَرِ

رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين

انتهى اصلاة ٬٬اللهم اجعل من تحبهم يحبونك

"قَرَعُقْلَنْ" الدعاء الأصلي
شريمس، السادس والعشرون من ديسمبر ألفين وثلاثة وعشرين



Ayetler ile Allah’ın Sevdiği Davranışlar Yada Kimseler Kimlerdir?

Allah, ihsan sahiplerini sever.
(Bakara, 2/195 – Âl-i İmran, 3/134, 148, Maide, 4/13, 93)
الله يحب المحسنين

Allah, çokça tevbe edenleri sever.
(Bakara, 2/222)
الله يحب التوابين

Allah, temizleri sever.
(Bakara, 2/222 – Tevbe, 9/108)
الله يحب المطهرين

Allah, takva sahiplerini sever.
(Âl-i İmran, 3/76 – Tevbe, 9/4, 7)
الله يحب المتقين

Allah, sabredenleri sever.
(Âl-i İmran, 3/146)
الله يحب الصابرين

Allah, tevekkül edenleri sever.
(Âl-i İmran, 3/159)
الله يحب المتوكلين

Allah, adaletli olanları sever.
(Maide, 4/42 – Hucurât, 49/9 – Mümtehine, 60/8)
الله يحب العدلين

Allah, kendi yolunda saf saf mücadele edenleri sever.
(Saf, 61/4)
الله يحب الذين يقاتلون في سبيله صفًا كأنهم بنيان مرصوص

Allah’ın sevdiği topluluğun özellikleri.
(Maide, 5/54)
اللهم إني أحبهم وأحبوني

---oOo---  ---oOo---

Allah, ihsan sahiplerini sever. (Bakara, 2/195 – Âl-i İmran, 3/ 134,148, Maide, 4/13,93)

وَأَنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلْقُوا۟ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. (Bakara, 2/195)

ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِى ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.(Âl-i İmran, 3/ 134)

فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ ٱلْءَاخِرَةِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever. (Âl-i İmran, 3/ 148)


فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ لَعَنَّٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَٰسِيَةً ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ ۙ وَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. (Maide, 4/13)

لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever. (Maide, 4/93)

---oOo---


Allah, çokça tevbe edenleri sever (Bakara, 2/222)

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ ۖ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ ۖ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ

Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222)

---oOo---

Allah, temizleri sever. (Bakara, 2/222 – Tevbe, 9/108 )

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ ۖ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ ۖ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ

Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222)

لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا ۚ لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ ۚ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ

Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. (Tevbe, 9/108 )


---oOo---



Allah, takva sahiplerini sever (Âl-i İmran, 3/76 – Tevbe, 9/4,7)

بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever. (Âl-i İmran, 3/76)

إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَٰهِرُوا۟ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوٓا۟ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. (Tevbe, 9/4 )

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۖ فَمَا ٱسْتَقَٰمُوا۟ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُوا۟ لَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. (Tevbe, 9/7 )

---oOo---


Allah, sabredenleri sever. (Âl-i İmran, 3/146)

وَكَأَيِّن مِّن نَّبِىٍّ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا۟ لِمَآ أَصَابَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا۟ وَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّٰبِرِينَ

Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.(Âl-i İmran, 3/146)

---oOo---

Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmran, 3/159)

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلْقَلْبِ لَٱنفَضُّوا۟ مِنْ حَوْلِكَ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى ٱلْأَمْرِ ۖ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَوَكِّلِينَ


Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmran, 3/159)

---oOo---



Allah, adaletli olanları sever. (Maide, 4/42 – Hucurât, 49/9 – Mümtehine, 60/8 )


سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. (Maide, 4/42)

وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱقْتَتَلُوا۟ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا ۖ فَإِنۢ بَغَتْ إِحْدَىٰهُمَا عَلَى ٱلْأُخْرَىٰ فَقَٰتِلُوا۟ ٱلَّتِى تَبْغِى حَتَّىٰ تَفِىٓءَ إِلَىٰٓ أَمْرِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن فَآءَتْ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا بِٱلْعَدْلِ وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. (Hucurât, 49/9)

لَّا يَنْهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ لَمْ يُقَٰتِلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوٓا۟ إِلَيْهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. (Mümtehine, 60/8 )


---oOo---

Allah, kendi yolunda saf saf mücadele edenleri sever. (Saf, 61/4)

إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِهِۦ صَفًّا كَأَنَّهُم بُنْيَٰنٌ مَّرْصُوصٌ

Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saf, 61/4)

---oOo---

Allah’ın sevdiği topluluğun özellikleri. (Maide, 5/54)

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ


Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl kâfirîn(kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim(lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ(yeşâu) vallâhu vâsiun alîm. (Maide, 5/54)

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Maide, 5/54)


---oOo---
#############################
##############

Ayetler ile Allah’ın Sevmediği Davranışlar Yada Kimseler Kimlerdir?


Allah, aşırı gidenleri sevmez.
(Bakara, 2/1909 – Maide, 5/87 – Araf, 7/55)
الله لا يحب المعتدين

Allah, fesadı sevmez.
(Bakara, 2/205)
الله لا يحب المفسدين

Allah, kafirlikte ileri gidenleri ve günahta ısrar edenleri sevmez.
(Bakara, 2/276)
الله لا يحب الفاسقين

Allah, kafirleri sevmez.
(Âl-I İmran, 3/32 – Rum, 30/45)
الله لا يحب الكافرين

Allah, zalimleri sevmez.
(Âl-I İmran, 3/140 – Şura, 42/40)
الله لا يحب الظالمين

Allah, kendini beğenen ve övünüp duranları sevmez.
(Nisa, 4/36 – Lokman, 31/18 – Hadid, 57/23)
الله لا يحب المتكبرين

Allah, hainlikte ve günahta çok aşırı gidenleri sevmez.
(Nisa, 4/107 – Hac, 22/38)
الله لا يحب الخائنين

Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini sevmez.
(Nisa, 4/148)
الله لا يحب القول الفحش

Allah, fesat çıkaranları sevmez.
(Maide, 5/64 – Kasas, 28/77)
الله لا يحب المفسدين

Allah, israf edenleri sevmez.
(En’am, 6/141 – Araf, 7/31)
الله لا يحب المسرفين

Allah, hainleri sevmez.
(Enfal, 8/58)
الله لا يحب الخائنين

Allah, kibirlileri sevmez.
(Nahl, 16/23)
الله لا يحب المستكبرين

Allah, şımaranları sevmez.
(Kasas, 28/76)
الله لا يحب المتكبرين


---oOo---  ---oOo---


Allah, aşırı gidenleri sevmez. (Bakara, 2/190 – Maide, 5/87 – Araf, 7/55 )


وَقَاتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ الَّذٖينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.” (Bakara, 2/190)


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.” (Maide, 5/87)


ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. (Araf, 7/55 )

---oOo---

Allah, fesadı sevmez. (Bakara, 2/205)

وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِى الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ فٖيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ

“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 2/205)

---oOo---

Allah, kafirlikte ileri gidenleri ve günahta ısrar edenleri sevmez. (Bakara, 2/276 )


يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِى الصَّدَقَاتِ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَثٖيمٍ

“Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.” (Bakara, 2/276)

---oOo---


Allah, kafirleri sevmez. (Âl-I İmran, 3/32 – Rum, 30/45 )

قُلْ اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرٖينَ

“De ki: Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-I İmran, 3/32)


لِيَجْزِىَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِهٖ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرٖينَ

“Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.” ( Rum, 30/45)

---oOo---


Allah, zalimleri sevmez. (Âl-I İmran, 3/140 – Şura, 42/40 )


وَاَمَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّٖيهِمْ اُجُورَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمٖينَ

“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.” (Âl-I İmran, 3/57,140 – Şura, 42/40)


---oOo---

Allah, kendini beğenen ve övünüp duranları sevmez. (Nisa, 4/36 – Lokman, 31/18 – Hadid, 57/23 )


وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْپًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا…اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa, 4/36

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 31/18)

لِكَيْلَا تَاْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا اٰتٰیكُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

“(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadid, 57/23)

---oOo---

Allah, hainlikte ve günahta çok aşırı gidenleri sevmez. (Nisa, /107 – Hac, 22/38 )


اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ

“Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.” (Hac, 22/38)


وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذٖينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثٖيمًا

“Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.” (Nisa, /107)

---oOo---


Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini sevmez. (Nisa, 148 )


لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّٰهُ سَمٖيعًا عَلٖيمًا

“Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.” (Nisa, 148)

---oOo---

Allah, fesat çıkaranları sevmez. (Maide, 5/64 – Kasas, 28/77 )

وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ ۚ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا ۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ

Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.(Maide, 5/64)


وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77)


---oOo---

Allah, israf edenleri sevmez. (En’am, 6/141 – Araf, 7/31 )


كُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ­ اِذَا اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهٖ وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ

“…Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’am, 6/141)

يَا بَنٖى اٰدَمَ خُذُوا زٖينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفٖينَ

“Ey Âdem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’am, 6/141 – Araf, 7/31)


---oOo---


Allah, hainleri sevmez. (Enfal, 8/58 )


وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَاءٍ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَائِنٖينَ

“(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.” (Enfal, 8/58)

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ

“Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.” (Hac, 22/38)


---oOo---

Allah, kibirlileri sevmez. (Nahl, 16/23 )


لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرٖينَ

“Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.” (Nahl, 16/23)

---oOo---


Allah, şımaranları sevmez. (Kasas, 28/76 )


اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُواُ بِالْعُصْبَةِ اُولِى الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحٖينَ

“Karun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas, 28/76)



---oOo---

Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Raşit Tunca
Schrems, 26.12.2023
Ebu Leheb yahutta Ebu Cehil Kimdir?

Ebu Leheb

Abdüluzza bin Abdülmuttalib (Arapça: عبد العزى بن عبد المطلب; d. 549 – ö. 624) veya bilinen adıyla Ebû Leheb (Arapça: أبو لهب), Abdülmuttalib bin Haşim'in oğlu ve İslam peygamberi Muhammed'in on iki amcasından biridir.[1] Yaşamında İslam dinine ve Muhammed'e çok şiddetli muhalif bir tavır almıştır. Kur'an'da, peygamberler dışında adı geçen nadir kişilerden biridir.

Kendisine, öfkelendiğinde yanakları kızardığı veya ateş gibi parladığı için babası tarafından Ebû Leheb (ateşin babası) lakabı verilmiştir. Asıl künyesi Ebû Utbe'dir. Kıvılcım gibi parlak olduğu rivayet edilir.

Mekke'nin ileri gelenleri arasında yer alan Ebu Leheb, İslam'dan önce Muhammed ile pek iyi anlaşır ve onu pek severdi.[2] Hatta Muhammed'in doğumundan sonra, annesinin sütü yetmediği için, bir süreliğine kendisini Ebu Leheb'in cariyesi olan Süveybe emzirmişti.[3] Ayrıca Ebu Leheb'in oğulları Utbe ve Uteybe, Muhammed'in kızları Rukiyye ve Ümmü Gülsüm ile evlendirilmişti. Ancak Ebu Leheb, İslam geldikten sonra Muhammed'e şiddetle karşı çıktı.[2]

İslam geldikten sonra Muhammed'e ve İslam dinine kin beslemeye başlayan Ebu Leheb, dine açık davet döneminde hep engel olmuştur. Rivayetlere göre Muhammed, Safâ tepesine çıkıp İslam'ı tüm Mekkelilere açıkça tebliğ ettiği zaman onun karşısında durmuş, ona kötü sözler söylemiş, taş fırlatmış ve "Kahrolası! Bizi bunun için mi buraya çağırdın?" diyerek uzaklaşmıştır.[4] Evi Muhammed'in evine yakın olduğundan, yine rivayetlere göre onun evini sık sık taşa tutar veya başkalarına taşlatır, kapısı önüne her çeşit pisliği atar, karısı Ümmü Cemil ile birlikte onun geçeceği yollara dikenler atarlardı.[4]

Amcası Ebu Talib'in ölümünden sonra Mekke'de kendisini himaye eden biri kalmayan Muhammed, bunun üzerine Taif şehrine gitti. Ancak Ebu Leheb, her yerde onu takip ederek sözlerini yalanlamaya ve ona muhalif olmaya devam etti.[4] Kendisinin ve karısının Muhammed'i aşırı rahatsız eden ve ona zorluk çıkaran bu tutumları nedeniyle, bu sıralarda Kur'an'ın 111. suresi olan Tebbet Suresi'nin inişiyle Ebu Leheb ve karısının cehennemlik olduklarını belirten ayetlerin geldiğine inanılır.

Tebbet Suresi, Kur'an'da ''yaşayan bir insan'' hakkında inmiş tek suredir. 5 ayetlik surede Ebu Leheb'e beddua edilmiş ve karısı Ümmü Cemil ile birlikte cehenneme gideceği söylenmiştir.[5][6] Sure indiğinde hayatta olan Ebu Leheb'in, bu sözleri duymuş olmasına rağmen ölümüne değin iman etmediği ve surenin inişinden yaklaşık 4-5 yıl sonra öldüğü, dolayısıyla Kur'an'ın sözünün doğrulayıcı olduğuna inanılmaktadır.[7]

Ebu Leheb, 624'de gerçekleşen Bedir Muharebesi'ne hasta olduğundan dolayı katılamamış, savaştan sonra çok ağır bir hastalıktan dolayı ölmüş, cesedi bir süre bekletilmiş ve kokuşmaya başlayınca da oğulları tarafından merasim yapılmadan, alelacele Kalib Kuyusu adında bir yere gömülmüştür.[1][4][8]

Ebû Cehil


Amr bin Hişam (Arapça: عمرو ابن هشام; 570 civarı[1] - 13 Mart 624), diğer adıyla Ebu'l-Hakem (Arapça: أبو الحكم‎) veya İslam peygamberi Muhammed'in ona koyduğu ve bilinen adıyla Ebû Cehil (Arapça: أبو جهل), Mekke'nin eski liderlerinden biridir.[2] Muhammed'e muhalefeti ve Müslümanlara karşıt olan davranışları dolayısıyla tanınmıştır.

Mahzum kabilesinin önde gelen liderlerinden biri olan Ebu Cehil, İslam öncesi Araplar arasında Ebü'l-Hakim ('Bilgelerin Babası') olarak biliniyordu. Muhammed İslam'ı tebliğ etmeye başladıktan sonra Ebu Cehil ona karşı çıktı ve sıklıkla ilk Müslümanlara fiziksel saldırılarda bulundu. Sümeyye bint Habbat ve Yasir bin Amir de dahil olmak üzere birçok Müslüman'a zulmetti. Müslümanlara yönelik acımasız işkenceleri, Muhammed'in kendisine Ebu Cehil ('Cehaletin Babası') ve Firavun el-Ümme ('Ümmetin Firavunu') unvanını vermesine neden oldu.

Medine'ye hicretin ardından Ebu Cehil, Medine'ye saldırıp Müslümanları yok etmek için büyük bir ordu topladı. 13 Mart 624'te Ebu Cehil'in Mekke tarafının komutanı olduğu Bedir Savaşı gerçekleşti. Savaşta Ebu Cehil, Muavviz bin Amr ve Muaz bin Amr tarafından ölümcül şekilde yaralandı ve Abdullah bin Mesud tarafından öldürüldü.

Hayatı
Ataları ve ailesi


Ebu Cehil, Mekke'de peygamber Muhammed'le aynı yılda 570 yılında doğdu. Babası, Hicaz'daki Mekke şehrinin hakimi olan Hişam bin Muğire idi.[3] Hişam, Kureyş kabilesinin ve Mekke'nin İslam öncesi aristokrasisinin önde gelen kabilelerinden biri olan Mahzum'a mensuptu.[4] Hişam, 'Mekke'nin efendisi' olarak biliniyordu ve onun ölüm tarihi, Kureyşliler tarafından takvimlerinin başlangıcı olarak kullanılıyordu.[5] Amr'a, annesinin Hanzala kabilesine mensup olduğunu belirten İbnü'l-Hanzaliyye de deniyordu.[6]

Haris bin Hişam ile Ayyaş bin Ebu Rebî'a'nın kardeşi[7] olan Amr, Ebu'l-Hakem (Türkçe: Bilgeliğin Babası) künyesiyle de tanınırdı, çünkü Kureyş kabilesi içinde bilge bir adam olarak kabul edilirdi. Amr yeni gelişmekte olan İslam dininin en güçlü rakiplerinden biriydi ve insanlara karşı agresif bir tutumu vardı, bu yüzden Müslümanlar onu Ebû Cehil (Türkçe: Cahilliğin Babası) künyesiyle andı. Kureyş kabilesinde Mahzûmoğullarının üyesiydi ve Mekke şehrinin[8] (Muhammed'in ordusuna teslim olmadan önceki) lideriydi.[kaynak belirtilmeli] Sahibi olduğu kervanlarla gezip yeni şehirler görmeyi severdi.
Yaşamı

Lakabı Ebu'l-Hakem (أبو الحكم) ("bilgeliğin babası") idi, çünkü o putperestler tarafından derin bilgeliğe sahip, Kureyş'in ileri gelenleri tarafından zeki ve anlayışlı bir adam olarak kabul ediliyordu ve onun görüşlerine çok güvenirlerdi. Onu meclislerinin seçkin bir üyesi olarak görürlerdi. Otuz yaşında bile Hakim bin Hazam'ın lideri olduğu Dar'un-Nedve'de düzenlenen özel toplantılara katılırdı ki bu özel toplantılara giriş yaşı kuralı en az kırktı.[kaynak belirtilmeli]

Ebu Cehil, Muhammed İslam'ı ilk duyurduğunda hemen karşı çıktı ve söylediklerini reddetti. Muhammed bu bağlamda onu Ebû Cehil (أبو جهل) ("cehaletin babası") olarak vasfetti.[kaynak belirtilmeli] Muhammed şöyle demiştir: “Ebu Cehil'e 'Ebu Hakem' diyen kişi ciddi günah işlemiştir. Bunun için Allah'tan bağışlanma dilesin.”[9]

Ebu Cehil, İslam'a ve Muhammed'e karşı savaşmaya yemin eden muhalif grupların aslanı olarak vasfedildiği için de Esad el-Ahlaf olarak da biliniyordu.[10]

Ebu Cehil Muhammed'le aynı yaştaydı. Gençliklerinde bir zamanlar, Abdullah bin Cudan et-Teymi'nin toplantısında bir araya getirilmişlerdi. Muhammed, Ebu Cehil'den daha zayıftı ve onu ittiğinde dizlerinin üzerine düştü ve dizlerinden biri yaralanarak kalıcı bir yara izi kaldı.[11]

İslam'la olan ilişkisi
Kabile ve nüfuz üstünlüğü


Buhari'ye göre Ebu Cehil, Müslümanlara karşı çeşitli derecelerde "amansız bir düşmanlık" besleyen Kureyş liderleri arasındaydı.[8]

Amr Hişam, Muhammed halka açık olarak tebliğde bulunmaya başladığında derhal karşı çıkmaya başladı. Aşağıdaki nedenlerle Muhammed'e karşı düşmanlık yapıyordu:

Ebu Cehil bir keresinde "gizlice" evinde Kur'an okuyan Muhammed'i dinlemek için gece dışarı çıktı. Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan ve Ahnes bin Şurayk da aynı amaçla dışarı çıkmıştı. Her biri oturup dinleyebileceği bir yer seçti ve hiç kimse diğerinin nerede oturduğunu bilmiyordu. Böylece geceyi onu dinleyerek geçirdiler ta ki şafak vakti gelip dağılıncaya kadar. Eve dönerken karşılaştılar ve birbirlerini kınadılar ve biri diğerine şöyle dedi: 'Bir daha böyle yapma, çünkü aklı başında biri seni görürse, onun aklında şüphe uyandırırsın.' Ancak sonraki iki gün boyunca bunu yapmaya devam ettiler.[12]

Ebu Cehil daha sonra Ahnes bin Şerik'e şöyle dedi: "Statü ve asalet elde etmek için Abdümenaf ile her konuda yarıştık. Onlar insanlara yedirdi, biz de yedirdik. Onlar sadaka verdi, biz de verdik. İnsanlarla ilgileniyorlardı biz de öyle. Eşit oluncaya kadar bunları yaptık. Şimdi de diyorlar ki, 'Bizden gökten vahiy alan bir peygamber geldi' Peki biz bununla nasıl yarışabiliriz? Vallahi biz ona asla inanmayacağız ve onun mesajını asla kabul etmeyeceğiz!”

Muğire bin Şube anlatıyor: "Muhammed'i ilk tanımam şöyle olmuştur: "Mekke sokaklarının birinde Ebu Cehil'le beraber yürürken yolda Muhammed'e rastladık. Muhammed: "Ebu'l Hakem! Neden İslam'ı kabul etmiyorsun ve bana Allah'ın Resulü olarak inanmıyorsunuz? Allah ve Resulüne gel, seni Allah'a çağırıyorum" dedi. Ebu Cehil ise: "Ey Muhammed! Tanrılarımıza dil uzatmaktan ne zaman vazgeçeceksin? Yalnız senin getirdiğine şahitlik etmemizi mi istiyorsun? Biz senin vazifeni yaptığına şahitlik ediyoruz. Vallahi, söylediklerinin gerçek olduğunu bilsem elbette sana uyarım" dedi. Muhammed gidince, Ebu Cehil bana dönerek: "Onun söylediklerinin gerçek olduğunu kesinlikle biliyorum. Fakat beni men eden şey şu: "Kusayy oğulları, Hicabet bizde dediler. Peki dedik. Sikayet bizde dediler, peki dedik. Nedve bizde dediler, peki dedik. Sonra onlar yemek verdiler, biz de verdik. Sonunda bir konuda onlarla tam eşitliği sağlamışken, onlar; "Peygamber de bizden" diyorlar. Hayır! Vallahi bunu kabul edemem. [13]

Yıldırma faaliyetleri

Müslüman kaynaklarna göre Ebu Cehil, Mekkelileri Müslümanlara karşı kışkırtırdı. Müslüman olan eğer toplumsal öneme sahip bir insansa ve kendisini savunacak akrabaları varsa, onu azarlar ve aşağılayarak şöyle derdi: 'Sen, senden daha hayırlı olan babanın dinini terk ettin. Seni sefih ilan edeceğiz, aptal olarak işaretliyeceğiz ve itibarını zedeleyeceğiz.' Eğer tüccarsa, 'Mallarınızı sattırmayız, sizi dilenci durumuna düşürürüz' derdi. Eğer sosyal önemi olmayan biriyse onu döver ve insanları ona karşı kışkırtırdı.[14]Amr'dan en çok zarar gören hür insanlar, sosyal statüsü olmayan yoksullardı. Amr bu kimseleri bazen tartaklardı ve dostlarının da kendisi gibi yapmalarını isterdi.

Politeist Kureyşe ait olan köleler İslam'a geçtiklerinde ağır bir şekilde cezalandırılırlardı. Bu cezalar dövülmeyi veya kırbaçlanmayı, ardından susuz ve yemeksiz bırakılmayı içeriyordu. Amr ibn Hişam'ın, hata yapmaları durumunda kölelerinin sırtına sıklıkla ağır taşlar koyduğu söylenmiştir. Hişam, böyle bir köle olan Harise bint Mu'ammil'i, din değiştirmesi nedeniyle görme yeteneğini kaybedecek kadar dövdü. Ayrıca Ammar bin Yasir'in annesi Sümeyye bint Hayyat'a saldırdı ve onu genital bölgesinden mızraklayarak ölümcül yaralar açarak öldürdü. İslam dininin ilk kutsal şehidi bu kadındı. Ebu Cehil ayrıca Ammar'ın babası Yasir ibn Amir ve kardeşi Abdullah'a da zulmetti ve gözlerinin önünde onlara işkence ederek öldürdü. İleride Bedir Muharebesi'nde kendisini öldürecek olan Abdullah bin Mesud'u da yumraklayarak dövmüştür.[11]

Fiziki bakımdan kötü durumda olanlar, verilen cezalara dayanamayıp İslam'dan vazgeçmişlerdir. Ancak bazıları İslam'dan gerçekten vazgeçmemişlerdir ve gizlice ibadet etmişlerdir.[kaynak belirtilmeli]

Bedir Muharebesi

Bedir Muharebesi'nden önce Medine'deki Evs kabilesi lideri Sa'd bin Muaz, gayr-i müslim dostu Ümeyye bin Halef ile Mekke'yi ziyarete geldi. Bir süre sonra Amr ile karşılaşıp onunla tartışmaya girdiler ve tartışma aniden hararetlendi ve Sa'd, onu Suriye'ye giden Mekke ticaret yolunu kesmekle tehdit etti. Böylece Amr, Ümeyye'ye kendisinin Muhammed tarafından tehdit edildiğini söyledi.[8] Amr, Bedir Muharebesi'nde Muaz bin Amr ve Muavvez bin Amr isimli iki erkek kardeş tarafından savaş sırasında ölümcül şekilde yaralandı. Daha sonra Abdullah bin Mesud tarafından kafası kesilerek öldürüldü. Cesedi, kendi safında savaşanların ölüleri ile beraber, Bedir’de bulunan kör bir kuyuya atılmıştır.[15]

EDiTÖRÜN ÖNEMLi NOTU

Her ne kadar bu iki isim ayrı kimselermiş gibi anılsada ikisi aynı kimse olup tebbet suresinde ismi anılan kimse yani peygamberin amcası ebu leheb den başkası değildir Kuran da nasıl nemrut ve firavun yer aldıysa ebu cehilde kuran a tebbet suresi ile girmişdir

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


Saint Barnabas Joseph Kimdir?
Saint Barnabas Joseph the Levite

Barnabas ya da Barnaba (Yunanca: Απόστολος Βαρνάβας, Apostolos Varnavas), Hristiyanlığın erken döneminde Nasıralı İsa'nın yaşamı boyunca kendi etrafında oluşturduğu "On İkiler"in arasında yer almayan elçilerinden biriydi. Elçilerin İşleri'ne göre, Kıbrıs'taki Yahudi diaspora cemaatinden geliyordu ve Levililerin kâhin İsrail kabilesine mensuptu.[1] Antakya'daki Hristiyan cemaatinin kurucu figürlerinden ve liderlerinden biridir ve mektuplarında (1. Korintliler, Galatyalılar) kendisinden birkaç kez bahseden Tarsuslu Pavlus'un öğretmeni olarak kabul edilir. Barnabas, Elçiler Çağı'nda Pavlus'la birlikte Hristiyan misyonerlik anlayışının gelişmesi için temel teşkil eden misyonerlik yolculuklarına çıkmış ve Elçiler Konsili'nin katılımcılarından biri olmuştur.

Apokrif Barnabas'ın İşleri'ne göre Barnabas, ulusal aziz olarak kabul edildiği Kıbrıs'ta şehit olarak ölmüştür. Bu gelenekte ölüm yılı olarak 61 yılı kabul edilir ve yer olarak da Mağusa yakınlarındaki Salamis gösterilir. Diğer efsanelere göre Roma'da da vaaz vermiş, Milano'nun ilk piskoposu olmuş ve Romalı Klement'i vaftiz etmiştir.

İsa aleyhisselama ilk inananlardan. Kıbrıs'ta doğdu. Önceleri Yahudi dininde idi. İsa aleyhisselamı görünce iman etti. İsa aleyhisselama inandığı ve çok sevdiği için, Havariler ona "Barnabas" ismini verdiler. Fransızlar Saint Barnabe derler ve 11 Haziranda yortusunu yaparlar.

Bolüs adındaki bir Yahudi, İsa aleyhisselamın dinine inanmış görünüp Barnabas'a yanaştı. Yıkıcı fikirlerini aşılamak için, kendisi ile senelerce arkadaşlık etti. Kandıramıyacağını anlayınca, düşmanlığını açığa vurdu. İsa aleyhisselamdan sonra Bolüs'ün ilk işi, hakiki İncil'i yok ettirmek oldu. İsa, Allah'ın oğludur, dedi. Şarabı ve domuzu helal etti. Barnabas bu yalanlara aldanmadı. İsa aleyhisselamdan gördüklerini ve işittiklerini doğru olarak yazdı. Bu durumda İseviler ikiye ayrıldı. Bolüsçüler (Pavlosçular), Avrupa krallarını elde edip, kuvvetlendiler. Barnabas tarafını tutanlar ise çoğaldı. Bunlardan Antakya piskoposu Lucian, teslise inanmadığı için 312'de öldürüldü. Barnabas'ın yolunda olanlar İsa aleyhisselam insandır. Ona tapılmaz diyorlardı. Mücadele senelerce devam etti. Lucian'ın talebesi Libyalı Aryüs de Barnabas gibi İsa insandır, ona tapılmaz dediği için İznik toplantısında aforoz edildi. Barnabas İncili'nin yok edilmesine ve bu İncili okuyanların öldürülmelerine karar verildi. Aryüsçüler yok edilmeye başlandı. Roma İmparatoru Büyük Kostantin pişman olup Aryüs'ü İstanbul'a davet ettiyse de gelirken öldürüldü.

Barnabas'ın yazdığı İncil, miladın 325. senesine kadar İskenderiye kiliselerinde okunuyordu. 383 senesinde Papa Damasus, bu İncil'den bir nüsha elde ederek hususi kütüphanesine koydu. 1585 senesine kadar burada kalan Barnabas İncilini Papa Beşinci Sextus (1595-1590), arkadaşı F.O. Marino'ya İbraniceden İtalyancaya tercüme ettirdi. Prusya kralının müşaviri J.F. Cramer, bunu bulup 1713'te Osmanlılarla yaptığı muharebeleri ile meşhur olan kitap meraklısı Prens Eugén'e hediye etti. Prens 1736'da öldükten sonra, kütüphanesi Viyana (Hofbibliyothek) Kütüphanesine katıldı. Bu el yazma İncil hala, Viyana İmparatorluk Kütüphanesindedir. Aynı senelerde, Madrid'de, İtalyanca bir nüsha daha bulundu ise de, kilisenin baskısı ile yok edildi. Viyana'daki İncil, 1907'de Oxford'da, Ragg ve hanımı tarafından İngilizceye tercüme edildi. Bu tercümenin birçok nüshaları da, İngilizler tarafından yok edildi. Bu nüsha foto-ofset yolu ile 1973'te Pakistan'da basılmıştır.


Barnabas İncili

Kanonik incillerden başka Barnabas'a atfedilen ve muhtemelen 16. yüzyılın son çeyreğinde bir Müslüman tarafından yazılmış düzmece ve uydurma bir incil bulunmaktadır.[2][3][4][5][6]

Ölümü ve mezarı

Barnabas, M.S. 45 yılında Pavlus ile giriştiği Hıristiyanlığı yayma çabalarından dolayı kendi vatandaşları olan Yahudiler tarafından öldürülür ve cesedi denize atılmak üzerine bir bataklığa saklanır. Barnabas'ın olayı gören öğrencileri ise cesedi kaçırıp, Salamis'in batısında bir yeraltı mağarasına gömmüştür. Barbanabas'ın göğsüne de Matta'nın yazdığı incilin kopyası koyulmuştur. Cesedin yeri uzun yıllar gizli kalmıştır. Olaydan 432 yıl sonra piskopos Anthemios mezarı rüyasında gördüğünü söyler ve mezarın yerini bulur. Matta İncili dolayısıyla da bulunan mezarın Barnabas'a ait olduğu teşhis edilir. Bu keşif sonrasında psikopos Anthemios, İmparator Zeno'yu bilgilendirmiştir. İmparator Zeno, cesedin bulunduğu yere Barnabas'ın adına bir manastır yapılması için bağış yapmıştır. Böylelikle M.S. 477'de Barnabas Manastırı inşa edilmiştir.[7]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia
Rehber Ansiklopedisi



Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa Kimdir?

Hızır Reis veya bilinen adıyla Barbaros Hayreddin Paşa (d. y. 1478, Midilli – ö. 5 Temmuz 1546, İstanbul), Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kaptan paşası ve 25. kaptan-ı deryâsı olan denizci ve askerdir.[1] 16. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdiği askerî seferlerle Akdeniz'de Osmanlı egemenliğini pekiştirdi.[2] Ayrıca Osmanlı Devleti'nin deniz politikasına ve Tersane-i Amire'ye nizam verdi.

1478 yılı civarında Osmanlı hâkimiyetindeki Midilli'de doğan Hızır Reis, denizcilik kariyerine ağabeyi Oruç'un yanında korsan olarak başladı. 1516'da kardeşler Cezayir'i İspanyollardan ele geçirdi ve Oruç Reis kendisini Cezayir'in sultanı ilan etti. Oruç'un 1518'deki ölümünün ardından Hızır, ağabeyinin "Barbaros" lakabını miras aldı ve Cezayir sultanı oldu. Hızır Reis'e "dinin hayırlısı" anlamına gelen Hayreddin adını, Osmanlı Devleti'ne yaptığı hizmetlerden dolayı dönemin padişahı Yavuz Sultan Selim verdi.[3] Barbaros ismi ise aslında ağabeyi Oruç Reis'e aittir, ama onun ölümünden sonra Hızır Reis tarafından da kullanılmıştır. Bazı tarihçiler bu ismin Oruç Reis'e kızıla çalan sakalı yüzünden verildiğini (İtalyanca; barba: sakal, rossa: kızıl) söylerken, Halil İnalcık bu ismin "Baba Oruç" lakabının bozulmasından oluşmuş olabileceğini söylemektedir.
Barbaros Hayreddin Paşa'nın kullandığı sancak nişanı.

Üst kısımda "Ve uḣrâ tuhibbûnehâ(s) nasrun mina(A)llâhi ve fethun karîb(un)(k) ve beşşiri-lmu/minîn(e)" (Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele!) şeklindeki Saff Suresi'nin 13. ayeti ve "Ya Muhammed" ifadesi bulunmaktadır.

Alt kısımda göbekte Zülfikar kılıcı ve bunun dört köşesinde ise, İslam'ın temsili olan hilal şekillerinin içerisinde sırasıyla sağ üst, sol üst, sağ alt ve sol altta Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali isimleri, yani Dört Halife'nin isimleri yazmaktadır.

Kılıcın kabza kısmına yakın duran beyaz el ise "Pençe-i Ali Aba"dır. Muhammed, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin'i temsil eder.

Denizciler için hayati öneme sahip olan rüzgârın Birleşik İsrail Krallığı'nın kralı ve İslam'da peygamber kabul edilen Süleyman'ın emrine verildiğine inanıldığından, en aşağıda Davud'un Yıldızı bulunmaktadır.

1533'te Barbaros Hızır Reis, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı donanmasına kaptan-ı deryâ olarak atandı. Aynı yıl Fransa'da bir elçiliğe başkanlık etti, 1535'te ise Tunus'u fethetti. 1538'de Preveze'de Haçlı birliklerine karşı büyük ve kesin bir zafer elde etti ve 1540'larda Fransızlarla ortak seferler düzenledi. Barbaros Hayreddin, 1546'ta Osmanlı başkenti İstanbul'da öldü. Mezarı İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'nde bulunmaktadır.

Hayatı

Barbaros Hayreddin Paşa, Selanik'in Vardar Ağalarından ve Midilli fatihlerinden Türk[4][5][6][7] veya Arnavut[8][9][10] kökenli bir sipahi olan Vardarlı Yakup Ağa ile ada halkından Rum bir kadın olan Katerina'nın[11] dört oğlundan biri olarak 1470'li yıllarda Midilli Adası'nda doğdu. Kendisine verilen "Barbaros" lakabı, İtalyancadaki "kızıl sakal" anlamındaki "barba rossa"dan gelir.

Oruç Reis, genç yaşta kardeşi İlyas ile birlikte deniz ticareti yaparken, Ege Denizi'nde Rodos Şövalyeleri'ne tutsak düştü. Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi. Bir süre sonra kardeşi Hızır Reis de ticareti bırakıp ona katıldı. Akdeniz kıyılarına deniz akınları düzenleyip ganimetler elde ettiler. Tunus'taki Cerbe Adası'nı üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağabeyi Oruç Reis’in ünü bütün Akdeniz’e yayıldı. İki kardeş, Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’taki Halkü’l-Vaâd (La Gaulette) liman kalesini kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, ele geçirdikleri ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyorlar, kalan malları da Tunus pazarında satıyorlardı.

Hızır ve Oruç, 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdi. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara, verdikleri desteğin bir ifadesi olarak çeşitli armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reis, ağabeyleri İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516'da İspanyol karşıtı bir grup tarafından Cezayir'e yerleştiler ve şehrin idarecilerini kanlı bir darbe ile elimine ettiler. Ancak İspanyollar ile olan savaşlarında Oruç Reis'in ölmesi, Hızır'ı da zor durumda bırakmıştı.[12][tam kaynak belirtilmeli]

Gönüllü kuvvetleriyle merkezî bir devletin desteği olmadan tutunamayacağını anlayan Hızır Reis, tekrar İstanbul'a elçiler yollayarak başkentin tâbiyetine girdi. Ancak, Cezayir halkının aleyhine dönmesi, Hayreddin'i şehri terk ettirip Jijel'e çekilmeye zorlayacaktı. Burada üslenerek korsanlığa devam edecek ve güçlendikten sonra 1525'te Cezayir'i yeniden ele geçirmeyi başaracaktı. Ertesi yıl Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı.

1529 yılında gerçekleşen iki olay, Hızır ve arkadaşları için çok önemli sonuçlar doğuracaktı. Bunlardan biri Aydın Reis'in Habsburg Amirali Portuondo'yu mağlup etmesi, bir diğeri ise Cezayir'in karşısındaki Habsburg Hisarı'nın (Peñón de Argel) ele geçirilmesiydi ki; bu, hem şehri Habsburg toplarının hedefi olmaktan çıkarmış, hem de bir dalgakıran yapılarak kötü bir liman olan Cezayir'in geliştirilmesine olanak sağlamıştır.[13][14][tam kaynak belirtilmeli]

Bu esnada Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Alman Seferi (1532) sırasında Andrea Doria'nın Mora kıyılarına saldırması, Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı ve 1533'te kendisini Osmanlı donanmasının başına kaptan-ı derya (Osmanlıca: قپودان دریا, romanize: Kapudân-ı Deryâ) olarak atadı.

Yavuz Sultan Selim dönemi


Hızır ve Oruç, 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdiler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara, verdiği desteğin bir ifadesi olarak armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reis, ağabeyleri İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516-1517'de İspanyollara karşı savaştılar ve Tenes ve Tlemsen kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar. Oruç Reis, Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçti. Bu savaşta Hızır Reis'in ağabeyleri olan İshak Reis ve Oruç Reis öldürüldü.

Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim adına para bastırıp hutbe okutarak ona bağlılığını bildirdi. Yavuz Sultan Selim de bunun üzerine Hızır Reis’i Cezayir Beylerbeyliği'ne atayarak koruması altına aldı. Bunun üzerine önce Tunus ve Tlemsen Beyleri birleşerek Cezayir'e yürüdüler. Cezayir şehri dışındaki toprakları alıp Cezayir içindeki halkı ayaklandırdılar. Ayaklanmayı bastıran Hızır Reis, beyleri durdurdu.

1519'da Cezayir'e gelen İspanyol donanmasını mağlup etti. Ama Cezayir halkının durumu ve Tunus Beyi ile yapılan savaşın iyi netice vermemesi üzerine gemileri ve kendine bağlı reislerle Cezayir'i bırakıp Cezayir kentinin doğusunda bulunan, bir Akdeniz sahil kenti olan Cicel'e çekildi.[15]

Barbaros'un Kaptan-ı Derya "Hayreddin" olması
Barbaros Hayreddin Paşa'nın 16. yüzyıl'da Avrupa'da yapılmış, elinde tuttuğu üç uçlu mızrak “Trident” ile denizlerin hâkimi ve tanrısı Poseidon olarak betimlenmiş bir portresi.

Hızır Reis 1520-1525 arasında Avrupa'nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti. 1525'te Cezayir'i yeniden ele geçirdi. Ertesi yıl Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı. Kanuni Sultan Süleyman'ın Alman seferi sırasında Andrea Doria'nın Mora kıyılarına saldırması Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı ve 1533'te Yavuz Sultan Selim'in "Hayreddin" adını verdiği Hızır Reis'i Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) atadı.

Hayreddin Paşa 1534'te Akdeniz'e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenleyip Tunus'u ele geçirdi. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında ertesi yıl Tunus'u bırakmak zorunda kaldı ve İstanbul'a döndü. 1536'da daha güçlü bir donanmayla yeniden Akdeniz'e açılan Barbaros, İtalya kıyılarını vurdu ve Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.

Preveze Deniz Savaşı

I. Süleyman'ın Hızır Hayreddin Paşa'yı kabulü(1533)

Osmanlıların Akdeniz’deki denetiminin artması üzerine, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir "Haçlı donanması" kuruldu ve başına Andrea Doria getirildi. Osmanlı donanması ile Haçlı donanması 1538'de Arta Körfezi önlerinde karşılaştı. Haçlıların 600'den fazla gemisi vardı. Bunun 308'i harp teknesi olup, 120'si en büyük oturak gemileriydi. Haçlılar donanmaya on binlerce forsadan başka 60 bin asker bindirmişlerdi. Hayreddin Paşa komutasında ise 122 kadırga ve forsalar dışında 20 bin asker vardı. Toplamı 80 bin kişiyi bulan bir deniz savaşı daha önce hiç görülmemişti. Savaş sonucunda haçlı donanması 128 gemisini kaybetmiş, 29'u da Osmanlı denizcileri tarafından ele geçirilmişti. Hayreddin Paşa hiçbir gemisini kaybetmezken 400 kadar leventi savaşta ölmüştü. Hayreddin Paşa, tarihe Preveze Deniz Savaşı olarak geçen savaşın mutlak galibiyetini Osmanlı Devleti'ne kazandıran Kaptan-ı Derya olarak adını tarihe yazdıracaktı. Bu zafer Osmanlı Devleti’nin Akdeniz'deki egemenliğini pekiştirdi.
Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1543'te Fransa, Toulon limanında. Matrakçı Nasuh'un eseri.

Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken, Preveze’nin öcünü almak için 1541'de Cezayir'e saldırdıysa da başarılı olamadı. Bu arada Fransa Kralı I. François, Şarlken'e karşı Osmanlılardan yardım isteyince Kanuni, Barbaros’u Fransa’nın Akdeniz kıyılarına gönderdi. Barbaros, Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek 1543'te Nice'i aldı (Nice Kuşatması). Ertesi yıl İstanbul’a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, 4 Temmuz 1546’da burada öldü, Beşiktaş'taki türbesine defnedildi.

Etkileri

Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi, Beşiktaş.

Osmanlı Devleti'nin kaptan paşaları, hil'atlerini Barbaros'un Beşiktaş'taki türbesinde giyerlerdi, bu törende dua edilir ve fakir fukaraya yemek verilirdi.

Sefere çıkan veya tatbikata giden Türk savaş gemileri -günümüzde dahi- bu türbenin önünden geçerken Barbaros'u top atışıyla selamlarlar.

Barbaros Hayreddin Paşa’nın anısına 1941-1943’te İstanbul’un Beşiktaş semtinde dikilen Barbaros Anıtı, ünlü heykelciler Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Heykelin arkasında Yahya Kemal Beyatlı'nın şu dizeleri yazılıdır:

    Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
    Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!
    Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
    Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
    O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

Beşiktaş'taki Kadıköy iskelesine Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi adı verildi ve mimarlar Erkan İnce ile M. Hilmi Şenalp tarafından Osmanlı mimarisi tarzında yenilendi.

Türk donanmasındaki muhtelif gemilere adı verildi.
Muharebelerinin kronolojisi
Barbaros Hayreddin Paşa’nın İstanbul Deniz Müzesi’ndeki büstü

    Oruç Reis'in Ege Denizi'nde Rodos Şövalyelerine tutsak düşmesi, kardeşi İlyas Reis'in ölmesi.
    1510: Oruç Reis serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi.
    Oruç Reis, Akdeniz kıyılarına akınlar düzenledi ve ganimetler elde etti.
    Hızır Reis ticareti bırakarak Cerbe Adası'na gelip ağası (ağabeyi) Oruç Reis ile beraber korsanlığa başladı.
    1512: İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus'taki Halkü'l-Vaâd (La Gaulette) limanını kullanmaya başladı.
    1516-1517: İspanyollara karşı savaştı ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar.
    1517: Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi.
    1518: İspanyollar Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta kardeşleri İshak Reis ve Oruç Reis öldüler.
    1518: Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis'i Cezayir Beylerbeyliği'ne atayarak koruması altına aldı.
    1519: Hızır Reis, İspanya donanmasını yenilgiye uğrattı.
    Cezayir'i bırakarak Şerşel Adaları'na çekildi.
    1520-1525: arasında Avrupa'nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti.
    1530: Cezayir'i yeniden ele geçirdi.
    1531: Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı.
    1534: Akdeniz'e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenledi.
    1534:Tunus'u ele geçirdi. Ancak Haçlı donanması karşısında Tunus'u bırakmak zorunda kaldı.
    1536: Daha güçlü bir donanmayla İtalya kıyılarını vurdu.
    1536: Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.
    1536: Otranto’yu fethederek İtalya’ya ayak bastı.
    1538: Preveze Deniz Savaşı'nda Haçlı donanmasını yendi.
    1543: Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek Kutsal Roma Germen İttifakını yenerek Nice'i aldı.

İçinde bulunduğu savaşlar listesi

    1512: Bicâye Kuşatması
    1513: Cicelli'nin Ele Geçirilmesi
    1515: Bicâye'nin Ele Geçirilmesi
    1516: Cezayir'in ele geçirilmesi
    1516: Cezayir Saldırısı
    1518: Tilimsan'ın Fethi
    1519: Cezayir Saldırısı
    1520: Şersel'in Fethi
    1520: Collo Limanının Alınması
    1520: Annaba ve Konstantin'in Fethi
    1525: Cezayir'in Yeniden Fethi
    1529: Cezayir Adası'nın Fethi
    1534: İtalyan Kasabalarına Yapılan Saldırılar
    1534: Tunus'un Fethi
    1535: Maó'nun Yağmalanması
    1537: Korfu Kuşatması
    1537: Osmanlı-Venedik Savaşı
    1538: Ege Adalarının Fethi
    1538: Preveze Deniz Muharebesi
    1543: Nice Kuşatması
    1544: Lipari'nin Yağmalanması

Kitapları

    Gazavat-ı Hayrettin Paşa'nın tam metni vikikaynakta yer almaktadır

Gazavat-ı Hayrettin Paşa - Türk Edebiyat tarihinin ilk otobiyografi denemesidir. Eserin baş tarafında da belirtildiği gibi Barbaros Hayreddin Paşa biyografisini Seyyid Muradi'ye yazdırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman bir gün Barbaros Hayreddin'i huzuruna çağırmış ve ferman etmiş: "Bre Hayrettin bir kulun ömrüne bu kadar az zamanda bu kadar çok fütuhat düşmez. Bana ister manzum ister mensur bir eser yaz ben de hazine-i amiremde saklayayım ki bizden sonra gelecek nesillere ibret ve ders olsun." Bu ferman üzerine kendi söylemiş, Seyyid Muradi yazmıştır. Ayrıca Gaye-el Mûna diye bir kitap daha yazdı.
Hakkında yayımlanan kitaplar

    Efsane (Bir 'Barbaros' Romanı) - İskender Pala
    Kaptan-ı Derya - Ebubekir Subaşı
    "Barbaros! Sevgilim..." - Halil Bezmen
    Sultanın Amirali Barbaros Hayrettin - Ernle Bradford
    Denizler Sultanı Barbaros Hayrettin Paşa - Ali Rıza Seyfi
    Barbaros Hayrettin Geliyor - Feridun Fazıl Tülbentçi
    Barbaros Hayrettin Paşa - Aziz Erdoğan
    Barbaros Hayrettin Paşa'nın Hatıraları- Ertuğrul Düzdağ
    Hızır Barbaroso Hayreddin - Dursun Saral

Popüler kültürdeki yeri

    1951 yapımı Barbaros Hayreddin Paşa filminde Barbaros Hayreddin Paşa, Cüneyt Gökçer tarafından canlandırılmıştır.
    2003 yapımı Hürrem Sultan adlı dizide Halil Kumova tarafından canlandırılmıştır.
    2011-2014 yılları arasında yapılan Muhteşem Yüzyıl adlı dizide ise Tolga Tekin tarafından canlandırılmıştır.
    Karayip Korsanları adlı Hollywood yapımı sinema filmi serisinde, "Captain Barbossa" karakteri de, Barbaros Hayreddin Paşa'dan esinlenilmiş ve Geoffrey Rush tarafından canlandırılmıştır.
    2021 yapımı Barbaroslar: Akdeniz'in Kılıcı adlı dizide Ulaş Tuna Astepe tarafından canlandırılmıştır.
    2022 yapımı Barbaros Hayreddin: Sultanın Fermanı adlı dizide Tolgahan Sayışman tarafından canlandırılmaktadır.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)