MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
DOMATES (Lycopersitcum Esculentum)
Alm. Tomate (f), Fr. Tomate (f), İng. Tomato. Familyası: Patlıcangiller (Solanaceae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Erzurum gibi yüksek yerler hâriç her yerde.
Kültürü yapılan bir sebze bitkisi. İlk olarak Güney Amerika’da (Peru) ortaya çıktığı söylenir. Domatesler şekil, renk, kullanma durumuna göre veya kültür çeşidine göre farklılık gösterirler. Taze tüketim için bugün orta büyüklükte yuvarlak, parlak ve çok iyi renk almış domatesler tercih edilir. Su ve salça çıkarılması için çok sayıda, küçük böbrek formundaki tohumlar, aynı zamanda çekirdekleri küçük çeşitler yetiştirilmektedir.
Domates, ılık ve sıcak iklimleri sever. Yaz mevsimi güneşli ve sıcak geçen yerlerde meyveleri şekerli, renkleri koyu kırmızı ve pek lezzetli olup, soğuk havaya dayanamaz. Toprağın geçirgen olmasını ister. Tınlı-kireçli, tınlı-kumlu veya tınlı topraklarda iyi yetişir.
Domates yetiştirilmesi: Bir metrekare için 5 gram tohum ile sıcak yastıklara (camekânla kaplı yer) ekilir. Tohumlar ekildikten sonra 2 cm kalınlığında çürüntü (yanmış ince gübre) serpilir, tahta ile bastırılır, sonra süzgeçli kova ile ılık su verilir. Soğuk ve donlu bölgelerde geceleri camlı çerçevelerin üstleri kalın hasırlarla örtülür, güneşli havalarda camlı çerçeveleri açıp bir saat kadar içerisi havalandırılır. Toprak kuruduğu zaman ılık suyla sulamalı, çıkan otları elle çekip çıkarmalıdır. Küçük domates fidecikleri üç dört yapraklı oldukları zaman ılık yastıklara 10 cm aralıklarla dikilirler. Havalarda don tehlikesi kalktıktan sonra bahçede hazırlanmış asıl yerlerine (arık) dikilirler.
Domates fideleri dikilecek toprak derin işlenmiş veya krizme (belleme) edilmiş olmalıdır. Bu şekilde hazırlanmış toprağa 100 metrekareye 250-500 kg kadar eski yanmış çiftlik gübresi verilir. Çiftlik gübresi bahçeye son veya ilkbaharda verilerek toprakla iyice karıştırılmış olmalıdır. Ayrıca fidelerin dikilecekleri ocaklara yarımşar kilogram kadar eski çürümüş gübre konur ve toprakla karıştırılır. Bundan başka yardımcı olarak 100 metrekareye 3 kg süper fosfat, 2 kg potasyum sülfat ve 3 kg da amonyum sülfat ve amonyum nitrat gibi sun’î gübrelerden serpilirse çok daha verimli netice alınır. Dikilecek domates fidelerinin bol köklü, kısa ve sert saplı, canlı ve yeşil yapraklı olması şarttır. Bahçe veya tarlaya dikilecek fideler arasında 50-75 cm ve fide sıraları üzerinde 30-40 cm mesâfe bırakılır. Can suyu verilir, gerekli zamanlarda çapalama ve sulamaları yapılır. Domatesler kızardığı zaman toplanır.
Domatesin kimyasal bileşimi kuru madde % 6.5, protein % 1,1, karbonhidrat % 4.2, selüloz % 0.5, kül % 0.5, kalsiyum % 13 mg olarak verilmiştir. Domates vitaminleri de ihtiva eder, her şeyden önce provitamin (beta karotin) (% 0.3-2.1 mg) ve vitamin C (% 10-30 mg), bundan başka B grubu vitaminleri, taze meyvede (yeşil) artan olgunlukla miktarı azalan pektinler de (% 1.3-2.5) bulunur. Aynı şekilde organik asitler (limon asidi, elma asidi) ve az miktarda olgunlaşmamış meyvelerde beslenme fizyolojisi bakımından mahzurlu olabilecek olan solanin mevcuttur. Olgunlaşma sırasında solanin kaybolmaktadır. Olgunlaşma sırasında şeker oranı oldukça artar, domatesin asıl renk maddesi alifatik vitamin etkili likopindir. Bunun yanında beta- karotin, ksantofil, flovonlar ve diğer pigmentler renkte hisse sâhibidir.
Bitkinin yapraklarında antibiyotik etkili zararlara karşı önemli madde, glikozidik etkili steroit tomatidin bulunur. Uçucu aroma maddeleri karbonil bileşikleri, esterler, uçucu asitler, alkoller, kükürtlü bileşikler ve terpen benzeri komponentlerden meydana gelmiştir. Domates ürünlerinin depolanması ve ısıtılması sırasındaki kahverengi olması domatesin renk maddesinin oksidasyonu ve aynı şekilde Maylard reaksiyonuna dayanmaktadır.
Domates sınırlı olarak depolanabilir, sonradan olgunlaşması amacıyla 2-3 ay soğuk depolarda saklanabilir.
Kullanıldığı yerler: Önemli sebzelerimizden olan domates olduğu gibi tüketilmekle birlikte, sıkılarak elde edilen öz suyu ya olduğu gibi veya yoğunlaştırılarak tuzlanmasından elde edilen salçası çok kullanılmaktadır.
Domates kuvvetle ezilirse ağırlığının % 90-96’sı suyuna geçer. Suyunun bileşiminde ortalama olarak su % 93.8, karbonhidrat % 4, protein % 1.1, yağ % 0.2, anorganik maddeler % 0.5’tir.
Kevgirden ve bezlerden geçirilerek kabuk ve çekirdeklerinden süzülen domates suyu tuzlanıp güneşte veya özel makinalarda yoğunlaştırılır, domates salçası elde edilir. Domates salçası mutfaklarımızdan hiçbir zaman eksik edilmeyen bir gıdâ maddesidir.
Alm. Tomate (f), Fr. Tomate (f), İng. Tomato. Familyası: Patlıcangiller (Solanaceae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Erzurum gibi yüksek yerler hâriç her yerde.
Kültürü yapılan bir sebze bitkisi. İlk olarak Güney Amerika’da (Peru) ortaya çıktığı söylenir. Domatesler şekil, renk, kullanma durumuna göre veya kültür çeşidine göre farklılık gösterirler. Taze tüketim için bugün orta büyüklükte yuvarlak, parlak ve çok iyi renk almış domatesler tercih edilir. Su ve salça çıkarılması için çok sayıda, küçük böbrek formundaki tohumlar, aynı zamanda çekirdekleri küçük çeşitler yetiştirilmektedir.
Domates, ılık ve sıcak iklimleri sever. Yaz mevsimi güneşli ve sıcak geçen yerlerde meyveleri şekerli, renkleri koyu kırmızı ve pek lezzetli olup, soğuk havaya dayanamaz. Toprağın geçirgen olmasını ister. Tınlı-kireçli, tınlı-kumlu veya tınlı topraklarda iyi yetişir.
Domates yetiştirilmesi: Bir metrekare için 5 gram tohum ile sıcak yastıklara (camekânla kaplı yer) ekilir. Tohumlar ekildikten sonra 2 cm kalınlığında çürüntü (yanmış ince gübre) serpilir, tahta ile bastırılır, sonra süzgeçli kova ile ılık su verilir. Soğuk ve donlu bölgelerde geceleri camlı çerçevelerin üstleri kalın hasırlarla örtülür, güneşli havalarda camlı çerçeveleri açıp bir saat kadar içerisi havalandırılır. Toprak kuruduğu zaman ılık suyla sulamalı, çıkan otları elle çekip çıkarmalıdır. Küçük domates fidecikleri üç dört yapraklı oldukları zaman ılık yastıklara 10 cm aralıklarla dikilirler. Havalarda don tehlikesi kalktıktan sonra bahçede hazırlanmış asıl yerlerine (arık) dikilirler.
Domates fideleri dikilecek toprak derin işlenmiş veya krizme (belleme) edilmiş olmalıdır. Bu şekilde hazırlanmış toprağa 100 metrekareye 250-500 kg kadar eski yanmış çiftlik gübresi verilir. Çiftlik gübresi bahçeye son veya ilkbaharda verilerek toprakla iyice karıştırılmış olmalıdır. Ayrıca fidelerin dikilecekleri ocaklara yarımşar kilogram kadar eski çürümüş gübre konur ve toprakla karıştırılır. Bundan başka yardımcı olarak 100 metrekareye 3 kg süper fosfat, 2 kg potasyum sülfat ve 3 kg da amonyum sülfat ve amonyum nitrat gibi sun’î gübrelerden serpilirse çok daha verimli netice alınır. Dikilecek domates fidelerinin bol köklü, kısa ve sert saplı, canlı ve yeşil yapraklı olması şarttır. Bahçe veya tarlaya dikilecek fideler arasında 50-75 cm ve fide sıraları üzerinde 30-40 cm mesâfe bırakılır. Can suyu verilir, gerekli zamanlarda çapalama ve sulamaları yapılır. Domatesler kızardığı zaman toplanır.
Domatesin kimyasal bileşimi kuru madde % 6.5, protein % 1,1, karbonhidrat % 4.2, selüloz % 0.5, kül % 0.5, kalsiyum % 13 mg olarak verilmiştir. Domates vitaminleri de ihtiva eder, her şeyden önce provitamin (beta karotin) (% 0.3-2.1 mg) ve vitamin C (% 10-30 mg), bundan başka B grubu vitaminleri, taze meyvede (yeşil) artan olgunlukla miktarı azalan pektinler de (% 1.3-2.5) bulunur. Aynı şekilde organik asitler (limon asidi, elma asidi) ve az miktarda olgunlaşmamış meyvelerde beslenme fizyolojisi bakımından mahzurlu olabilecek olan solanin mevcuttur. Olgunlaşma sırasında solanin kaybolmaktadır. Olgunlaşma sırasında şeker oranı oldukça artar, domatesin asıl renk maddesi alifatik vitamin etkili likopindir. Bunun yanında beta- karotin, ksantofil, flovonlar ve diğer pigmentler renkte hisse sâhibidir.
Bitkinin yapraklarında antibiyotik etkili zararlara karşı önemli madde, glikozidik etkili steroit tomatidin bulunur. Uçucu aroma maddeleri karbonil bileşikleri, esterler, uçucu asitler, alkoller, kükürtlü bileşikler ve terpen benzeri komponentlerden meydana gelmiştir. Domates ürünlerinin depolanması ve ısıtılması sırasındaki kahverengi olması domatesin renk maddesinin oksidasyonu ve aynı şekilde Maylard reaksiyonuna dayanmaktadır.
Domates sınırlı olarak depolanabilir, sonradan olgunlaşması amacıyla 2-3 ay soğuk depolarda saklanabilir.
Kullanıldığı yerler: Önemli sebzelerimizden olan domates olduğu gibi tüketilmekle birlikte, sıkılarak elde edilen öz suyu ya olduğu gibi veya yoğunlaştırılarak tuzlanmasından elde edilen salçası çok kullanılmaktadır.
Domates kuvvetle ezilirse ağırlığının % 90-96’sı suyuna geçer. Suyunun bileşiminde ortalama olarak su % 93.8, karbonhidrat % 4, protein % 1.1, yağ % 0.2, anorganik maddeler % 0.5’tir.
Kevgirden ve bezlerden geçirilerek kabuk ve çekirdeklerinden süzülen domates suyu tuzlanıp güneşte veya özel makinalarda yoğunlaştırılır, domates salçası elde edilir. Domates salçası mutfaklarımızdan hiçbir zaman eksik edilmeyen bir gıdâ maddesidir.
DOĞUM
Alm. Geburt (f), Fr. Nalssance (f), İng. Birth. Kadının gebelik boyunca taşıdığı canlıyı zamânı gelince plasentayla birlikte dış âleme bırakması. Şüphesiz ki canlının dış ortama uyabilmesi onun mümkün ölçüde miada erişmesi, organ ve sistemlerinin yapı ve fonksiyon bakımından yeterli özellikler kazanmasıyla orantılıdır. Bu bakımdan normal doğum bebeğin olgunluğu ile paralel bir durum gösterir. Doğum, bütünüyle, ritmik ağrıların başlamasından, bebek ve eklerinin rahimden dışarı çıkışına kadar uzanan bir seri olayları içine alır.
Bebeğin doğuşunu sağlayan başlıca faktör, rahim adaleleriyle berâber ona yardımcı karın adalelerinin kasılmalarıdır. Normal doğum bu tabiî güçlerin tesiri altında netîcelenir. Bebeğin doğumu için tabiî kuvvetler dışında bir gücün müdâhalesine gerek duyuluyorsa “müdâhaleli doğum”dan söz edilir.
Miadında doğum, takriben 38-40 gebelik haftalarının içindedir. Bu devreden evvel, 28-37 haftalar arasında sonuçlanan gebelikler “erken doğum” adını alır. 20-28 haftalarda sonuçlanan gebeliklere “immatür doğum”, yâni olmamış doğum ismi verilir. 20. haftanın altında sonuçlanan gebelikler “düşük” olarak ele alınır. Birçok memleketlerde kânun gebelik süresini tesbit etmiştir. Bu süre bizim memleketimizde 300 gündür.
Doğum olayının yaklaştığını gösteren belirtiler:
1. Bebeğin başının aşağı düşerek karnın küçülmesi. Bu zamanda kadında solunumda bir rahatlama meydana gelir. Fakat mesaneye baskı arttığı için sık idrar etme hissi ve yürümede güçlük meydana gelir.
2. Doğum yolunda ifrazat artışı: Kadın doğum yolunda nemlilik hisseder ve pet kullanması gerekebilir. Bu, son haftada ortaya çıkan bir durumdur.
3. Son günlerde 100-1000 gr arasında bir ağırlık kaybı.
4. Nişan gelmesi: Doğumdan 24-36 saat önce hafif kanla karışık müküslü bir ifrazat gelir. Bu, rahim ağzının yumuşamaya ve genişlemeye başladığını gösterir ve doğumun yakın olduğunun belirgin işâretlerindendir.
5. Su kesesinin erken açılması: Bazı vak’alarda su kesesinin erken açılması yakın bir doğumun belirtisidir. Zîrâ zarların yırtılmasını çoğu kez 24- 48 saat içinde doğum ağrıları tâkib eder.
6. Yalancı ağrıların mevcudiyeti: Bâzı kadınlarda doğumdan birkaç gün önce meydana gelen ağrıların bir kısmı hafif ağrı şeklinde karında hissedilir. Bu ağrılar çoğu kez barsaklarda gaz birikimi sonucu meydana gelir. Diğer erken belirtiler mevcut olmadığından yalancı ağrı ismini alırlar.
7. Ağrılı kasılmaların başlaması: Karın bölgesinde gebelik boyunca hissedilen ağrısız, düzensiz kasılmaların gebeliğin son haftalarında arttığı görülür. Bu kasılmaların rahim ağzını açmak ve yumuşatmak üzere ağrılı, düzenli ritmik seyir kazanması doğum süresinin başlamış olduğunu gösterir.
Doğumun Devreleri
Doğum olayı birbirini tâkip eden 3 devreye ayrılır.
I. Devre: Genişleme devresi de denilen bu devre, gerçek doğum ağrılarının belirmesiyle başlar. Rahim ağzının tam olarak açılmasıyla son bulur. Başlangıçta 2 milimetre olan rahim ağzı açıklığı kasılmalar sâyesinde 10 santimetreye ulaşır. Bu devre ilk doğumlarda 12, birden sonraki doğumlarda ise 6 saattir. Kasılmalara gerçek doğum vasfı kazandıran nitelik, ağrı duyusuyla berâber oluşudur. Rahim kasılmaları başlangıçta 15-20 dakikada bir gelmek üzere başlar ve takriben 15-20 saniye sürer. Başlangıçta bel ve kuyruk sokumunda duyulan ağrı zamanla aşağılara iner. Birinci devre sonunda ağrılar 2-3 dakika arayla gelip 40-60 saniye sürer.
Doğum ağrılarının başlama mekanizması:
Zamânı gelen bir gebelikte doğum ağrılarının ne şekilde başladığı problemi henüz karanlığını muhâfaza etmektedir. Bununla berâber bu kompleks mekanizmada tek bir faktörden ziyâde bir seri faktörlerin birbiri üzerine etkisinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bu etkide hormonal, kimyevî, mekanik ve nöropsişik faktörler mesuldür.
Birinci devrenin sonunda tamâmen yumuşayan rahim ağzında genişleme tamamlanarak bebeğin geçeceği çapa erişir. Bu esnâda amnion kesesi de artan basınç netîcesinde en zayıf yerinden yırtılır ve su dışarı akar.
II. Devre: Rahim boynunun genişlemesinin tamamlandığı andan başlayan bu devre bebeğin doğumuna kadar devâm eder ve bebeğin dışarı atılmasını hedef alır. Bu sebeple buna “atılma dönemi” de denir. İkinci devre ilk doğumda, iki saat, birden sonraki doğumlarda ise 20-30 dakika kadar sürer. Ağrıları su kesesinin yırtılmasını takiben kısa bir süre hafifler, müteakiben bebeğin doğum kanalına girmesiyle daha da şiddetlenir. Doğum ağrıları ile akıntı hissinin refleks olarak meydana getirdiği karın adalelerinin kasılmaları aynı anda vukû bulur. Bu uyuşma temin edilmezse irâdî karın adalelerinin kasılmalarından istenilen sonuç alınamadığı gibi, gebe kadın boşuna ve lüzumsuz yere yorulmuş olur.
Çocuk normalde sol yanına yatmış başını gövdesine dayamış dizlerini karnına birleştirmiş olarak bulunur ve önce başın en tepesi çıkar. Kadında doğum mekanizması dik duruş sebebiyle çok kompleks bir özellik gösterir. Çocuğun dışarı atılması için vücut ve bebek bir çok seri hareket yapar. Bu hareketler kademeleriyle birlikte bilinmektedir. Fakat ne gibi faktörlerin etkisiyle meydana geldiği ve sebepleri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu olay öyle programlanmış ve düzenlenmiştir ki, dışarıdan hiçbir müdahaleye fırsat kalmadan bebek doğar. Bebeğin anne karnındaki duruşu ve doğum esnâsındaki hareketlerinde meydana gelecek en küçük değişiklik doğumu imkânsızlaştırır veya çok zorlaştırır. Aynı zamanda bebek ve anne ölümlerine sebebiylet verebilir. Bu sebeple bu muazzam hâdise ve basamaklarını planlayan birinin mevcut olması selim akılların kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; doğumda çocuğun dışarı çıkması için yapmış olduğu başın öne eğilmesi vücudun ise dönmesi, gerilmesi, dışa dönmesi ve başın arkaya gitmesi ve sonra yana dönmesi hârika hareketlerdir. Başın gövdeye eğilip en üst kısmıyla doğum kanalına girmesi normal doğum için kat’î olarak lâzım olan bir şarttır. Bu baş hareketindeki en küçük değişme başın doğum kanalına girmesine müsâade etmez.
Yeni Doğan Bebeğin İlk Bakımı
Bebek doğar doğmaz ayaklarından tutulmak sûretiyle baş aşağı pozisyonda ağzı steril bir gazlı bezle veya pamukla silinerek mukus dışarı alınmalıdır. Bundan sonra göbek kordonunun kesilmesi ve bağlanmasına sıra gelir. 2 santim aralıkla iki pensle göbek kordunu iki taraftan kapatılır. Arasından makasla kesilir. Sonra bebeğin karın derisine 2 santim uzaklıktaki bölümü temiz, steril bir ipek veya keten şeritle bağlanır. Bağlamanın bir santim üzerinden ikinci bir bağlama yapılmalıdır. Bilâhare kesik uca antiseptik bir solüsyon (mersol) sürülerek steril bir gazlı bezle kapatılır.
Daha sonra bebeğin durumu; rengi, solunumu, kalp atımı, adale kuvveti, refleksleri bakımından değerlendirilir. Herhangi bir bozukluk varsa küvöze konulur. Yeni doğan bebeğin gözlerinin bakımı için % 1’lik gümüş nitrat solüsyonundan birer damla damlatılması kânûnî mecburiyettir. Derinin bakımı için önce steril kompreslerle silmek kâfidir. 2 ve 3. günlerde tahriş etmeyen antiseptikli ılık banyolarda kirlerini almak oldukça faydalıdır.
III. Devre: Plasentanın (bebeğin eşi) çıkışıdır. Bebeğin doğumunu müteakib 3-5 dakika istirahate geçen rahimde kasılmalar tekrar başlar. Kasılmalar netîcesinde plasenta tutunduğu yerden ayrılır. Bu genellikle 10-20 dakika kadar sürer. Burada en önemli husus rahimin kasılmalarını ve plasentanın kendiliğinden ayrılmasını kesin olarak beklemektir. Erken olsun diye tutulup çıkarılmaya çalışılırsa, rahimin içi dışına döner ve çok tehlikeli bir durum meydana gelmiş olur. Bebeğin doğumundan sonra hafif bir kan fışkırması ve kordonun bir miktar aşağıya sarkması plasentanın ayrıldığını gösteren belirtilerdir. Doğumun üçüncü devresinde 100-300 cm3lük bir kanama olur. Bu genellikle normal kabul edilir ve bir tedâvî îcâb ettirmez.DİZEL MOTORU
Alm. Dieselmotor, Fr. Diesel. İng. Diesel. Kuvvetle sıkıştırılmış hava içine püskürtülen yakıtla çalışan içten yanmalı bir motor tipi.
Dizel veya Diesel olarak bilinen bu motor teknikte büyük güçlere ihtiyaç duyulması sebebiyle keşfedilmiştir. Gelişmesinde Alman şirketlerinin büyük faydaları olmuştur. Kara taşımacılığında kullanılan ilk dizel motorlar 1922’den îtibâren îmâl edilmeye başlandı. Denizcilikte kullanılan dizellerin yapımları her ne kadar 1910’da başladıysa da gerçek mânâda küçük teknelerde kullanılabilen tipleri ancak 1929’dan îtibâren îmâl edildi. Bu târihlerden îtibâren kara taşıtlarında istenilen 40-50 beygir gücünde motorlar yapılmaya başlanmıştır. İkinci Dünyâ Savaşının başlarına kadar dizel motorları demiryolu taşımacılığında, traktörlerde, inşâat makinalarında, gemilerde, sanâyinin çeşitli alanlarında güç kaynağı olarak kullanıldıysa da ufak güç isteyen yerlerde tercih yine benzin motorlarındaydı. Günümüzde az masraflı olma özelliğinden dolayı benzinli motorlara tercih edilmektedir.
Çalışma prensibi: Dizel motoru içten yanmalıdır. Piston aşağı inerken, silindire hava dolar. Piston yukarı çıkınca bu hava sıkıştırılır. Sıkıştırma oranı benzininkilerden çok yüksek olup (1, 12 ile 1, 25 arası) mertebesinde olduğu için, havanın sıcaklığı 500°C’nin üstüne çıkar. Piston üst ölü noktaya yaklaşırken, silindire, üstteki bir enjektör memesinden yakıt püskürtülür. Yakıt sıkıştırma sonucu ısınmış olan havayla karışınca, kendiliğinden tutuşur. Mazot 80°C’den îtibâren tutuşmaya başladığı için yangın tehlikesi benzininkine nazaran daha azdır.
Dizel motorların bitkisel yağlardan, tabiî gaz ve benzinlere kadar akla gelen her yakıta uygulanabilme özelliği vardır. Fakat dünyâda en çok kullanılan, ham petrolden elde edilen mazottur.
Dizel motorlarında püskürtme: Mazotun püskürtülmesi püskürtme memesi ile yapılır.
Açık püskürtme ve kapalı püskürtme olarak iki türü mevcuttur. Bu tiplerden en çok kullanılan kapalı püskürtme tipidir.
Kapalı püskürtmelerde püskürtülen yakıtın geçtiği yol bir meme iğnesi ile kapalıdır. Özel bir yay iğneyi yerinde tutar. Pompa çalışınca mazot basıncı iğneyi yuvasından kaldırarak mazotu püskürtür. Püskürtme işi sona erince de yay iğneyi yuvasına getirerek gaz püskürtülmesini keser. Açık püskürtme işinde; püskürtme işini gören bir çok delikler bulunur. Her bir deliğin püskürttüğü yakıt hüzmeleri birbirleriyle karşılaştıkları ve çarpıştıkları için yelpaze şeklinde püskürtülür.
Püskürtmeçler, hacimleri 3 litreden fazla olan dizel motorlarında çok delikli olurlar.
Dizel motorları yapılış şekillerine göre üç bölüme ayrılır:
1. Yanma odalı dizel motorları: Bu çeşit dizel motorların silindir kapaklarında özel olarak yapılmış yanma odaları bulunur. Bu odalara sıkıştırma zamanlarında gerekli oranda hava sıkıştırılır. Mazot bu odacık içerisine püskürtülerek yüksek ısı altında yanması ve pistonları çalıştırması sağlanır.
Bu tip motorlarda mazot püskürtme pompaları da alçak bir basınçla (santimetrekareye 60-80 kg) çalışırlar. Bu motorlarda soğuk havalarda motorun kolayca çalışabilmesi için kızdırma bujileri vardır.
2. Anaforlu dizel motorları: Bu motorların silindir kapaklarında da birer yanma odaları mevcuttur. Motorun sıkıştırma zamânında bu odalara belirli hava sıkışır. Mazot bu yanma odaları ile silindirleri birleştiren kanalların çok yakınlarına ince tozcuklar şeklinde püskürtülür. Yakıtın ilk hüzmeleri yanma odalarına geçerek yüksek sıcaklık altında kendi kendine ateşlenir ve geri dönerek gerideki yakıtları da yüksek bir basınç ve anafor altında yakarak pistonların üst ölü noktadan alt ölü noktaya doğru itilmesini sağlar. Bu tip motorlar santimetrekareye 120-150 kg basınçla çalışırlar. İlk ateşlemeler bunlarda da kızdırma bujileriyle yapılır.
3. Püskürtmeli dizel motorları: Diğer dizel motorlarına göre yüksek hızla çalıştıkları için daha verimli motorlardır. Yakıt doğrudan doğruya, diğerlerinden farklı olarak yanma odasına püskürtülür. Yanma odalarında santimetrekareye 150-350 kg bir basınçla sıkıştırılan hava, püskürtülen yakıtı kolayca yakar ve verimi arttırır.
İki zamanlı dizel motorları: İki zamanlı motorlarda anamilin bir defa (360 derece) dönmesiyle çevrim tamamlanır, sâdece yakıt ve hava karışımıyle çalıştıklarından benzine nazaran daha verimlidir (Benzinlerde hava+yakıt+yağ karışımı).
Piston, yanmış gaz basıncı ile alt ölü noktaya doğru inerken emme ve egzoz kapaklarının ağzını açar. Emme kapağı havayı, pompadan silindire doğru verir. Bu da egzoz gazlarının aşağı doğru iletilmesine ve silindirin karışımdaki egzoz deliğinden dışarı çıkmasına yol açar. Piston yukarı çıkarken, kapakları örterek, silindirin her tarafını kapatır ve silindirin üst kısmına yakıt püskürtmeden önce, temiz havanın sıkıştırılmasını temin eder. Bu tür sisteme ters süpürme denir.
Tek atışlı süpürmede de, silindirin kenarında bir emme kapağı vardır. Egzoz gazları silindirin üst kısmındaki kapakçıktan dışarı atılır. Bu kapakcıklar bir tane veya daha fazla olabilir. Kapakçıklar emme kapağının üstünün açılmasından biraz daha önce açılır. Bu durumda basınç altında bulunan gazlar, silindirden dışarı çıkmaya başlar.
Dizel motorların benzine göre üstünlüğü
1. Benzin motorlarında teorik olarak hesaplandığı kabul edilen % 75 ısı enerjisi, % 25’e yakın bir işe dönüşebildiği hâlde, bu oran dizel motorlarında % 65 ısı enerjisinden % 35 gibi faydalı bir iş elde edilir ki, bu dizel motorlarındaki yüksek basınç ve ısıdan dolayı verimin benzine göre % 10 daha fazla olduğunu göstermektedir.
2. Dizel motorlarında beygir saat başına 100-200 gr civârında mazot sarfiyâtı olduğu hâlde, bu durum benzinde 300 gr civârında seyreder.
3. Çekiş gücü uygulama safhasında dizellerde daha fazla, benzinlerde daha azdır.
4. Mazotun tutuşma derecesi 80°C’den îtibâren başladığı hâlde benzinlerde oda sıcaklığında olur. Bu durum benzinlilerde dizellere göre yangın tehlikesinin daha çok olduğunu gösterir.
5. Dizel motorlar bitkisel yağlar dahil olmak üzere benzinin yüksek oktanlısına kadar her türlü yakıtla çalışabildiği hâlde benzili motorlarda yalnız benzin kullanılır.
6. Ateşleme donanımı benzine göre daha basit olduğu için ârızaları daha azdır.
7. Benzinli motorların egzoz gözlerinde daha fazla CO2 olmasına karşılık dizel motorların egzoz gözlerinde daha az CO2 vardır.
8. Dizel motorlarındaki işletme giderleri aynı işi görecek benzinli motorlara göre yarıdan daha azdır.
Kullanıldığı yerler: Ticârî nakliyat taşıtlarında ve inşaatlarda hemen hemen sâdece dizel motorları kullanılır. Çoğu lokomotifler dizel-elektrik tahriği (dizel motorunun mekanik gücünü tekerlekleri döndüren elektrik enerjisine çevirir) veya dizel motoru ile çalışır. Zirâî makinalar, biçerdöver, traktör ve su motorları hep dizelle çalışır. Sanâyide kullanılan jeneratör ve kompresörlerin de Dizelden faydalanılarak çalıştırıldığını söylemek yerinde olur. Bu motorlar hava veya su ile soğutulabilir, iki veya dört zamanlı olabilirler.DİYOT
Alm. Diode (f), Fr. Diode, (f), İng. Diode. Genel olarak elektron tüpleri adı verilen vakumlu elektronik devre elemanlarından ilki olan iki elektrotlu bir düzen. Elektronların boşluktaki hareketlerine ilişkin fizikî özelliklere dayanılarak geliştirilmiştir.
İlk önce vakumlu diyot lambaları bulunmuştur. Vakumlu diyot ideal olarak elektrik akımını bir yönde geçirip diğer yöne doğru geçirmeyen iki uçlu bir eleman olarak kabul edilebilir. Havası boşaltılmış bir cam tüpe yerleştirilmiş anot ve katot denilen iki elektrot ve katodun ısıtılması için bir flamandan ibârettir. Anot genellikle katodu çevreleyen bir silindir şeklinde yapılır. Katot ısıtılıp anodun gerilimi katoda göre pozitif tutulduğunda salınan elektronlar anot tarafından çekilirler. Böylece bir elektrik akımı hâsıl olur. Akacak olan akımın miktarı anot-katot geriliminin değerine bağlıdır.
Yarı iletken devre elemanlarının keşfinden sonra elektron tüplerinin kullanılma alanları gitgide daralmış bulunmaktadır.
Yarı iletken diyot n ve p gibi farklı iki yarı iletken malzemenin bir yüzey boyunca temas ettirilmesi ile meydana getirilmiştir. Elektrikî özellikleri vakumlu diyotla esas olarak aynıdır. Daha dayanıklı ve uzun ömürlü olması, daha hafif ve küçük boyutlu olması, daha az güç harcamaları vakumlu diyot lambaya olan üstünlükleri arasında sayılabilir.
Zener diyot: Zener diyotlar ters gerilim altında (anoduna eksi katoduna artı) kullanılan özel diyodlardır. Diyotlara ters yönde gerilim uygulandığında akım geçirmezler. Fakat bu ters gerilim arttırılırsa belirli bir değerden sonra akım geçmeye başlar. İşte bu noktaya zener (çığ) noktası denir. Bu noktadan sonra zenere uygulanan voltaj artsa da zener üzerindeki voltaj değişmez, akım ise çok hızlı artar. Akım çok artırılırsa zener diyot bozulur. Zener diyodun bu özelliğinden istifâde edilerek akım değişmelerine karşı voltajın sabit kalması istenen yerlerde kullanılırlar. Zener hangi voltajı sabit tutuyorsa o voltajla anılırlar (9 voltluk zener gibi). Zener diyotlar mutlaka ters gerilim altında ve bir dirençle seri bağlı olarak kullanılırlar.
Alm. Diode (f), Fr. Diode, (f), İng. Diode. Genel olarak elektron tüpleri adı verilen vakumlu elektronik devre elemanlarından ilki olan iki elektrotlu bir düzen. Elektronların boşluktaki hareketlerine ilişkin fizikî özelliklere dayanılarak geliştirilmiştir.
İlk önce vakumlu diyot lambaları bulunmuştur. Vakumlu diyot ideal olarak elektrik akımını bir yönde geçirip diğer yöne doğru geçirmeyen iki uçlu bir eleman olarak kabul edilebilir. Havası boşaltılmış bir cam tüpe yerleştirilmiş anot ve katot denilen iki elektrot ve katodun ısıtılması için bir flamandan ibârettir. Anot genellikle katodu çevreleyen bir silindir şeklinde yapılır. Katot ısıtılıp anodun gerilimi katoda göre pozitif tutulduğunda salınan elektronlar anot tarafından çekilirler. Böylece bir elektrik akımı hâsıl olur. Akacak olan akımın miktarı anot-katot geriliminin değerine bağlıdır.
Yarı iletken devre elemanlarının keşfinden sonra elektron tüplerinin kullanılma alanları gitgide daralmış bulunmaktadır.
Yarı iletken diyot n ve p gibi farklı iki yarı iletken malzemenin bir yüzey boyunca temas ettirilmesi ile meydana getirilmiştir. Elektrikî özellikleri vakumlu diyotla esas olarak aynıdır. Daha dayanıklı ve uzun ömürlü olması, daha hafif ve küçük boyutlu olması, daha az güç harcamaları vakumlu diyot lambaya olan üstünlükleri arasında sayılabilir.
Zener diyot: Zener diyotlar ters gerilim altında (anoduna eksi katoduna artı) kullanılan özel diyodlardır. Diyotlara ters yönde gerilim uygulandığında akım geçirmezler. Fakat bu ters gerilim arttırılırsa belirli bir değerden sonra akım geçmeye başlar. İşte bu noktaya zener (çığ) noktası denir. Bu noktadan sonra zenere uygulanan voltaj artsa da zener üzerindeki voltaj değişmez, akım ise çok hızlı artar. Akım çok artırılırsa zener diyot bozulur. Zener diyodun bu özelliğinden istifâde edilerek akım değişmelerine karşı voltajın sabit kalması istenen yerlerde kullanılırlar. Zener hangi voltajı sabit tutuyorsa o voltajla anılırlar (9 voltluk zener gibi). Zener diyotlar mutlaka ters gerilim altında ve bir dirençle seri bağlı olarak kullanılırlar.
TOPLIST KODUMUZ
TOPLIST-1
TOPLIST-2
TOPLIST-1
Code:
<table width="600" border="1" align="center" cellpadding="1" cellspacing="1">
<tr>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=534" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/AraBul-Banner1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=533" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Efsane-TopList-icon-1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=536" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/TB-List-Banner1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=535" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Tiryaki-TopList.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=537" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Tlist-K-Banner2.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://tiryakiboard.com/forumdisplay.php?fid=538" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Web-Tunca.gif" /></a></div></th>
</tr>
</table>TOPLIST-2
Code:
<table width="600" border="1" align="center" cellpadding="1" cellspacing="1">
<tr>
<th scope="col"><div align="center"><a href="../showthread.php?tid=16816" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/AraBul-Banner1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="../showthread.php?tid=1605" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Efsane-TopList-icon-1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="../showthread.php?tid=18264" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/TB-List-Banner1.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="../showthread.php?tid=16818" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Tiryaki-TopList.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="../showthread.php?tid=18265" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Tlist-K-Banner2.gif" /></a></div></th>
<th scope="col"><div align="center"><a href="https://web-tunca.com/" target="_blank"><img src="https://tiryakiboard.com/Toplist/icon/Web-Tunca.gif" /></a></div></th>
</tr>
</table>El - Fatiha Denilince Fatiha Okumak Zorunda Mıyız?
El-Fatiha dendiğinde hangi sure okunur? Camilerde, taziyelerde, mezarlarda, yemeklerde vs. okunan Kur'ân-ı Kerîm'den, edilen duâdan sonra “El-Fatiha” dendiği zaman Fatiha okumak zorunda mıyız?
Kur’ân okunduğu zaman Müslümanın onu dinlemesi gerekir. Çünkü
وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn.
“Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”
(el-A'râf, 7/204)
buyrulmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm okunurken Müslümanların konuşmayı bırakıp onu dinlemeleri istenmekle birlikte bunun farz olup olmadığı, farz olması durumunda da bu hükmün mutlak olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı âlimlerin görüşüne göre Kur’ân okunduğunda onu dinlemek her zaman farzdır. Bazılarına göre yukarıdaki âyet, farziyet değil tavsiye (nedb) anlamı taşımaktadır. Bazı âlimlere göre ise âyet, sadece namazda okunan Kur’ân’ı dinlemekle ilgilidir; namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemek ise müstehaptır
(Ebussuûd, İrşâd, 3/310)
Hanefî mezhebinde ise namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemenin hükmü hakkında iki görüş vardır. Birine göre bu dinleme farz-ı ayn, diğerine göre ise farz-ı kifâyedir. Farz-ı kifâye olduğunu söyleyenlere göre, Kur’ân okunan yerde onu dinleyen birileri varsa diğerlerinden sorumluluk düşer. Ayrıca mezhepteki her iki görüşe göre de Kur’ân okunurken, bir mazeret sebebiyle onu dinleyemeyenler sorumlu olmazlar. Özellikle, çarşı ve iş yeri gibi mekânlarda insanlar kendi işleriyle uğraşırken birileri onların yanında Kur’ân okuyorsa, dinlemeyenlerin değil, okuyanın günahkâr olacağı ifade edilmiştir
(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/546)
Buna göre, başkalarının dinlemesine mani olmadan camide veya başka bir mekânda sesli olarak Kur’ân okunurken bir kenarda namaz kılmakta sakınca yoktur.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِنْ عَلَقٍ ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ عَلَّمَ ٱلْإِنسَٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Ikra’bismi rabbikellezî halak Halakal insâne min alak Ikra’ ve rabbukel ekrem Ellezî alleme bil kalem Allemel insâne mâ lem ya’lem.
Yaratan Rabbinin adıyla oku! (Bu kitabı "Besmele" ile birlikte oku) O, insanı “alak”dan yarattı. (Hücrelerden kan pihtisindan yada kandan yada gen den yarattı). Oku! Senin Rabbin Kerem (ikram eden sunan) sahibi olandır. (Bu kainat sofrasını size sunandır)
O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
Alak Suresi 1- 5. Ayet
burada okumak iki defa emir kipi ile gelmekde kurandaki emir kipi ile gelen her fiil farzdır, O yüzden kitabımız Kuranı okumak Farzdır. burda inzal olan ilk ayette olsa Allah o kitabın bu günkü hali ile tamam olcak vaktinide hesap etmiş olmalı ki okumamızı emrediyor, öğrenmemizi emrediyor. Namazlarda imam komut verir "Allahu ekber" der namaza gir iftitiah tekbiri ile gir emri, başla emri, sonra tekrar "Allahu ekber" rukuya eğil emri,.. yani biz onun "Allahu ekber" demesinden anlarız rukuya eğilmemiz gerektiğini, o bir komut kelimesidir, işte namazı yöneten imam veya müezzin yada kuranı okuyan kari yada duayı eden kimse komut verir el Fatiha maassalavat diye
yani
"Sadakallahülazim, Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha maassalavat" denilir.
bu bir komuttur, aynen namazda rukuya ve secdeye varma emri gibi, salavat ile birlikte bir fatiha okuyun emridir, onu duyanın okuması vacibdir, vecibedir, görevdir, imama uymak gibidir. Namazda imama itaat etmeyen, namazdan çıkmıştır, namazı ifsat olmuştur, mesela komutana sadece savaşda itaat edlmez, asker savaş sonrasında da komutana itaat etmek durumundadır, yani imama ve müezzine sadece namazda değil namaz sonrası okunan kuran ve duada da itaat gerekir, bu da demek olur ki imama itaat edip namaz kılan namaz sonrasında da kuran dinleyen herkes o halde iken ona itaat emri vardır yani dinlemek farz, taaaki dağılıp dünya işlerine dönesiye kadar. ve imam yada müezzin yada kari Fatiha emri verince de duyan kimsenin, biliyorsa Fatiha okuması, müslüman olanın üzerine vacip ve vecibedir, görevdir, imama görevliya itaattir, fatiha okumamak demekte vacibin terki Farzın terki gibidir, okumayanın üzerinde vebal kalır. Vebal sorumluluk demektir, yani sorumluluğunu yerine getirmemiş olur.
Başka din alimleri bunun farz veya vacip olmadığını savunmuşlar müstehab hükmüne koymuşlar okunmaması durumunda herhangi bir günah ve vebal olmayacağında ictihad etmişler. Bizde bir din alimi olaraktan böyle ictihad ettik,
Peygamberimiz buyurdu
"Ümmetimin ihtilafı rahmettir."
“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.”
(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)
“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”
Alimlerin ihtilafı sofrada farklı lokmaların bulunması kadar lezzetlidir.
maasselam...
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 27 Ağustos 2024 Salı saat sabah 05:32
Fetva Kaynak
Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu
El-Fatiha dendiğinde hangi sure okunur? Camilerde, taziyelerde, mezarlarda, yemeklerde vs. okunan Kur'ân-ı Kerîm'den, edilen duâdan sonra “El-Fatiha” dendiği zaman Fatiha okumak zorunda mıyız?
Kur’ân okunduğu zaman Müslümanın onu dinlemesi gerekir. Çünkü
وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn.
“Kur’ân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”
(el-A'râf, 7/204)
buyrulmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm okunurken Müslümanların konuşmayı bırakıp onu dinlemeleri istenmekle birlikte bunun farz olup olmadığı, farz olması durumunda da bu hükmün mutlak olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı âlimlerin görüşüne göre Kur’ân okunduğunda onu dinlemek her zaman farzdır. Bazılarına göre yukarıdaki âyet, farziyet değil tavsiye (nedb) anlamı taşımaktadır. Bazı âlimlere göre ise âyet, sadece namazda okunan Kur’ân’ı dinlemekle ilgilidir; namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemek ise müstehaptır
(Ebussuûd, İrşâd, 3/310)
Hanefî mezhebinde ise namaz dışında Kur’ân okunurken onu dinlemenin hükmü hakkında iki görüş vardır. Birine göre bu dinleme farz-ı ayn, diğerine göre ise farz-ı kifâyedir. Farz-ı kifâye olduğunu söyleyenlere göre, Kur’ân okunan yerde onu dinleyen birileri varsa diğerlerinden sorumluluk düşer. Ayrıca mezhepteki her iki görüşe göre de Kur’ân okunurken, bir mazeret sebebiyle onu dinleyemeyenler sorumlu olmazlar. Özellikle, çarşı ve iş yeri gibi mekânlarda insanlar kendi işleriyle uğraşırken birileri onların yanında Kur’ân okuyorsa, dinlemeyenlerin değil, okuyanın günahkâr olacağı ifade edilmiştir
(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/546)
Buna göre, başkalarının dinlemesine mani olmadan camide veya başka bir mekânda sesli olarak Kur’ân okunurken bir kenarda namaz kılmakta sakınca yoktur.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِنْ عَلَقٍ ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ عَلَّمَ ٱلْإِنسَٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Ikra’bismi rabbikellezî halak Halakal insâne min alak Ikra’ ve rabbukel ekrem Ellezî alleme bil kalem Allemel insâne mâ lem ya’lem.
Yaratan Rabbinin adıyla oku! (Bu kitabı "Besmele" ile birlikte oku) O, insanı “alak”dan yarattı. (Hücrelerden kan pihtisindan yada kandan yada gen den yarattı). Oku! Senin Rabbin Kerem (ikram eden sunan) sahibi olandır. (Bu kainat sofrasını size sunandır)
O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
Alak Suresi 1- 5. Ayet
burada okumak iki defa emir kipi ile gelmekde kurandaki emir kipi ile gelen her fiil farzdır, O yüzden kitabımız Kuranı okumak Farzdır. burda inzal olan ilk ayette olsa Allah o kitabın bu günkü hali ile tamam olcak vaktinide hesap etmiş olmalı ki okumamızı emrediyor, öğrenmemizi emrediyor. Namazlarda imam komut verir "Allahu ekber" der namaza gir iftitiah tekbiri ile gir emri, başla emri, sonra tekrar "Allahu ekber" rukuya eğil emri,.. yani biz onun "Allahu ekber" demesinden anlarız rukuya eğilmemiz gerektiğini, o bir komut kelimesidir, işte namazı yöneten imam veya müezzin yada kuranı okuyan kari yada duayı eden kimse komut verir el Fatiha maassalavat diye
yani
"Sadakallahülazim, Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha maassalavat" denilir.
bu bir komuttur, aynen namazda rukuya ve secdeye varma emri gibi, salavat ile birlikte bir fatiha okuyun emridir, onu duyanın okuması vacibdir, vecibedir, görevdir, imama uymak gibidir. Namazda imama itaat etmeyen, namazdan çıkmıştır, namazı ifsat olmuştur, mesela komutana sadece savaşda itaat edlmez, asker savaş sonrasında da komutana itaat etmek durumundadır, yani imama ve müezzine sadece namazda değil namaz sonrası okunan kuran ve duada da itaat gerekir, bu da demek olur ki imama itaat edip namaz kılan namaz sonrasında da kuran dinleyen herkes o halde iken ona itaat emri vardır yani dinlemek farz, taaaki dağılıp dünya işlerine dönesiye kadar. ve imam yada müezzin yada kari Fatiha emri verince de duyan kimsenin, biliyorsa Fatiha okuması, müslüman olanın üzerine vacip ve vecibedir, görevdir, imama görevliya itaattir, fatiha okumamak demekte vacibin terki Farzın terki gibidir, okumayanın üzerinde vebal kalır. Vebal sorumluluk demektir, yani sorumluluğunu yerine getirmemiş olur.
Başka din alimleri bunun farz veya vacip olmadığını savunmuşlar müstehab hükmüne koymuşlar okunmaması durumunda herhangi bir günah ve vebal olmayacağında ictihad etmişler. Bizde bir din alimi olaraktan böyle ictihad ettik,
Peygamberimiz buyurdu
"Ümmetimin ihtilafı rahmettir."
“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.”
(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)
“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”
Alimlerin ihtilafı sofrada farklı lokmaların bulunması kadar lezzetlidir.
maasselam...
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 27 Ağustos 2024 Salı saat sabah 05:32
Fetva Kaynak
Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu
Yağmur şiddetli olduğunda Peygamberimiz şöyle dua ederdi:
Hz. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
İnsanlar kıtlığa maruz kaldılar. Resûlullâh (s.a.v.) bir cuma günü hutbe verirken Daru’l-Kaza tarafında zamanında mevcut olan kapıdan bir kimse Mescide girdi. Resûlullâh (s.a.v.)’in karşısına dikilerek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü (s.a.v.), malımız helâk oldu, horantamız aç kaldı, yollar kapandı. Yüce Allah’a duâ et de bize yağmur versin!” Bunun üzerine Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ellerini kaldırdı:
“Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver.” diye duâ etti.
Enes (r.a.) sözlerine devamla: Allah’a yemin olsun ki; o sırada biz gökyüzünde hiçbir bulut parçası görmüyorduk. Nefsim elinde olan Zat’a yemin olsun, daha ellerini geri çekmeden semada dağlar gibi bulutlar peydah oldu. Derken daha minberden inmemişti ki, sakalından yağmur damlaları dökülmeye başladı. O gün, ertesi güne kadar yağmur yağdı. Daha sonraki günde de yağdı, onu takib eden günde de yağdı, hatta müteakip cumaya kadar yağış devam etti. Yemin olsun, bir hafta Güneş yüzü göremedik. Gelecek cuma günü, yine Resûlullâh (s.a.v.) ayakta hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip Peygamber (s.a.v.)’in karşısına dikilerek: “Ey Allah’ın Resûlü (s.a.v.)! Mallar helâk oldu, yollar kesildi. Allah’a duâ et de artık bu yağmurları bizden dindirsin” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v.) ellerini kaldırarak:
يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي
(ya giyasel müstagisine egisni - ya giyasel müstagisine egisni - ya giyasel müstagisine egisni )
“Ey Allahım! üzerimize değil etrafımıza, üzerimize değil etrafımıza, üzerimize değil etrafımıza, Ey Allahım! Tepelere, bayırlara, dere içlerine ve otlaklara (yağdır)” diye dua etti.
Eliyle bulutlara doğru hangi istikametteki buluta işaret etti ise, bulutlar orada açıldı. Bütün Medine buluttan temizlendi. Bir rivayette de de şöyle denmiştir:
“Allahım, (yağmur) etrafımıza yağsın, üzerimize değil! Allahım, dağların ve tepelerin üzerine, vadilerin içine, ağaç biten yerlere olsun!” Hz. Enes (r.a.) der ki: “Bulut hemen çekildi, biz de çıkıp güneşte yürüdük.”
(Buhârî ve Müslim)
Hz. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
İnsanlar kıtlığa maruz kaldılar. Resûlullâh (s.a.v.) bir cuma günü hutbe verirken Daru’l-Kaza tarafında zamanında mevcut olan kapıdan bir kimse Mescide girdi. Resûlullâh (s.a.v.)’in karşısına dikilerek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü (s.a.v.), malımız helâk oldu, horantamız aç kaldı, yollar kapandı. Yüce Allah’a duâ et de bize yağmur versin!” Bunun üzerine Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ellerini kaldırdı:
“Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver.” diye duâ etti.
Enes (r.a.) sözlerine devamla: Allah’a yemin olsun ki; o sırada biz gökyüzünde hiçbir bulut parçası görmüyorduk. Nefsim elinde olan Zat’a yemin olsun, daha ellerini geri çekmeden semada dağlar gibi bulutlar peydah oldu. Derken daha minberden inmemişti ki, sakalından yağmur damlaları dökülmeye başladı. O gün, ertesi güne kadar yağmur yağdı. Daha sonraki günde de yağdı, onu takib eden günde de yağdı, hatta müteakip cumaya kadar yağış devam etti. Yemin olsun, bir hafta Güneş yüzü göremedik. Gelecek cuma günü, yine Resûlullâh (s.a.v.) ayakta hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip Peygamber (s.a.v.)’in karşısına dikilerek: “Ey Allah’ın Resûlü (s.a.v.)! Mallar helâk oldu, yollar kesildi. Allah’a duâ et de artık bu yağmurları bizden dindirsin” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v.) ellerini kaldırarak:
يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي يَاغِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ أَعِشْنِي
(ya giyasel müstagisine egisni - ya giyasel müstagisine egisni - ya giyasel müstagisine egisni )
“Ey Allahım! üzerimize değil etrafımıza, üzerimize değil etrafımıza, üzerimize değil etrafımıza, Ey Allahım! Tepelere, bayırlara, dere içlerine ve otlaklara (yağdır)” diye dua etti.
Eliyle bulutlara doğru hangi istikametteki buluta işaret etti ise, bulutlar orada açıldı. Bütün Medine buluttan temizlendi. Bir rivayette de de şöyle denmiştir:
“Allahım, (yağmur) etrafımıza yağsın, üzerimize değil! Allahım, dağların ve tepelerin üzerine, vadilerin içine, ağaç biten yerlere olsun!” Hz. Enes (r.a.) der ki: “Bulut hemen çekildi, biz de çıkıp güneşte yürüdük.”
(Buhârî ve Müslim)
Peygamber Efendimiz’e Salavat Okumanın Fazileti
Peygamberimiz buyurdu ki "Dualarınız, bana salavat okuyasıya kadar havada asılı kalır, salavat okuyunca yükselir."
o yüzden duaya salavat ile başlayıp, salavat ile bitirmek duaların hak katına yükselmesine vesiledir. Cuma Hutbesindeki dualarda olduğu gibi Cuma dua saatinin hikmeti olan duaya hamdele salvele ile başlayıp hamdele salvele ile bitirmek
kuran okundumu dua edildimi sonunda fatiha ısmarlanırken
"Sadakallahülazim, Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha maassalavat" denilir
Burdaki "maassalavat" demek fatihadan öncede salavat okuyun demekdir. bilenler bilir bu hikmeti bilmeyen cahillere ne diyelim
Salavat bir nevi peygambere veya peygamberlere selam göndermektir, o yüzden salat selam denilir, işte alttaki ayette ki "ve selamün alel murselin" demek de, her duanın sonunda biz ümmeti muhammed de adet olmuş böyle okunur ve peygamberlerin tamaminada böylece selam gönderilir otamatik olaraktan, müzzezin yada imam yada kari okur bunu... ve yani sonrada bir fatiha ve maassalavat okunması emredilir yani (salavatlı elhamdü) hamdele ve salvele hikmeti
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin.
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selâm olsun.Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
(Saffat, 37/180-182)
Bu âyetler, Allah'ı takdis ve tenzih ederek övgüyle anmanın ve peygamberleri yâd etmenin en güzel ifadeleri olduğu için, özellikle Kur'an'dan bir parça okunduktan ve dua edildikten sonra bu üç âyetin okunması Müslümanlar arasında gelenek halini almıştır.
Böylece, Cenâb-ı Hakk'ı her türlü noksanlıktan tenzîh ederken, en güzel övgülere ancak O'nun lâyık bulunduğunu söyler ve peygamberlere de salât-ü selâmlarımızı sunarız.
Cuma dua saatinin hikmeti
Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) buyurdular
"Cuma günü içinde öyle bir vakit vardır ki, Müslüman bir kul namaz kıldığı halde o vakte rastlar da Allah'tan bir şey dilerse, muhakkak Allah onun dileğini yerine getirir." buyurur ve bu sözleri söylerken de eliyle bu vaktin çok kısa olduğuna işaret ederdi.
(bk. Buhârî, Cum`a 37, Talâk 24, Daavât 61; Müslim, Müsâfirîn 166, 167, Cum`a 13-15)
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr
Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.
Fâtır Suresi 10. Ayet
Allah (c.c) şöyle buyurur :
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Ahzab Suresi 56. Ayet
Rivayet edildiğine göre bir gün Resûlullah (s.a.v), yüzünde büyük bir sevinç ifadesi ile geldi ve şöyle buyurdu:
“Cebrâil (a.s) geldi ve, ‘Ey Muhammed! Ümmetinden kim sana bir kere salât okursa, ben ona on kere salât ederim. Bu kişi sana bir kere selâm ederse ben ona on kere selâm ederim. Bu durum seni hoşnut etmez mi?’ dedi.”
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İnsanların bana en lâyık olanı, bana en çok salât getirenidir.”
“Bana salavat getiren kimseye, salât okuduğu müddetçe melekler salât eder.Buna göre insan, isterse salâtını azaltsın isterse çoğaltsın.”
“Yanında anıldığım halde bana salât ve selâm getirmemesi kişiye cimrilik olarak yeter.”
“Cuma günü bana, çokça salât getirin.”
“Ümmetimden kim bana bir kere salât getirirse kendisine on iyilik yazılır ve kendisinden on kötülüğü de silinir.”
“Kim ezanı işittiği zaman, ‘Ey şu faydalı davetin ve kılınacak namazın sahibi olan Allahım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ver! Kendisine vaat ettiğin makam-ı mahmuda, onu ulaştır’ derse, kıyamet gününde o kişiye şefaatim helâl olur.”
“Kim (yazdığı) bir kitapta bana salât getirirse, o salât kitapta kaldığı sürece, melekler ona salât ederler.”
Ebû Süleyman ed-Dârânî (ö.215/830) şöyle demiştir:
“Bir kimse Allah Teâla’dan bir şey isteyeceği zaman Nebî’ye (s.a.v) salât ve selâmı artırsın. Daha sonra isteğini Allah’a arzetsin.Yine duasını, Nebî’ye(s.a.v) salât okuyarak tamamlasın.Zira Allah Teâlâi iki salât arasında kişinin yaptığı duayı kabul eder.Çünkü o kerem sahibi Allahi iki salât arasında kabul edilmedik hiçbir istek bırakmaz.”
Resûlullah’tan (s.a.v) şöyle buyurduğu nakledilmektedir:
“Kim bana Cuma günü yüz kere salât ve selâm okursa, onun seksen senelik günahı bağışlanır.”
Ebû Hüreyre’den (r.a) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bana salât ve selâm getiren kimse için sıratta bir nur yaratılır.Bu nur sahibi, sıratta iken cehennem ehlinden olmaz.”
“Kim bana salât ve selâm getirmeyi unutup ihmal ederse, cennet yolunu şaşırır.”
Abdurrahman b. Avf’tan (r.a) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Cebrâil (a.s) bana geldi ve şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Ümmetinden sana salât okuyana yetmiş bin melek salât okur.Meleklerin salât okuduğu kimse ise cennet ehlinden olur.’ ’’
“Bana çokça salât okuyanınız, cennette en çok zevce alanınız olacaktır.”
“Hürmetinden dolayı kim bana bir salât okursa, Allah (c.c) , okuduğu bu salât-ı şerifenin lafzından bir melek yaratır.Meleğin bir kanadı doğuda, diğer kanadı batıda, iki ayağı yedi kat yerin altında, boynu ise arş-ı âlâya kadar yükselir.Allah Teâla bu meleğe şöyle der:
‘Bu kulum resûlüme salât okuduğu gibi, sen de onun günahları için Allah’tan af dile. Ve o melek, kıyamete kadar o kul için Allah’tan tövbe istiğfar ister.’ ”
Resûlullah’tan (s.a.v) şöyle rivayet edilmiştir:
“ Kıyamet günü havz-ı kevsere bir grup insan gelir.Ben onları, ancak bana çokça salât getirdikleri için tanırım. “
“ Kim bana bir kere salât ederse, Allah Teâlâ ona on kat rahmet gönderir. Bana on salât okuyana, Allah Teâlâ yüz kat rahmet gönderir. Kim bana yüz kere salât okursa Allah Teâlâ, ona bin kat rahmet ikram eder. Ve bana bin kere salât okuyanın cesedini, Allah Teâlâ ateşte yakmaz. O kulu, dünya hayatında ve âhiret suali sırasında hak söz ile kararlı ve sağlam kılar.
Daha sonra onu, cennetine koyar. Onun okuduğu salavat, kıyamet günü sırat üzerinde beş yüz yıllık mesafeyi gösteren (muazzam) bir nur olur.
Ve Allah Teâlâ bana salât ve selâm okuyan kişiye, okuduğu her salât karşılığında cennette bir köşk verir. Okuduğu salât ister az, ister çok olsun. “
Nebî (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“ Üzerime salât getiren kulun ağzından, salavat süratle çıkar. Uğramadık kara, deniz, doğu ve batı yerleri bırakmaz. Ve şöyle der: ‘Ben yaratılmışların en hayırlısı, seçkin kul Muhammed’e , falan oğlu falanın okuduğu salât ve selâmım.’
Bunun üzerine (canlı-cansız, karada-denizde) her şey onun üzerine salât ve selâm eder.
Bu salât ve selâmdan yetmiş bin kanadı, kanatlarının her birinde yetmiş bin tüy, her tüyde yetmiş bin yüz(sûret), her yüzde yetmiş bin ağız, her ağızda her biri yetmiş bin ayrı lisanda konuşan ve yetmiş bin dili olan bir kuş yaratılır. Bunlar Allah Teâlâ’yı tesbih ederler.
Allah (c.c) , bütün bu okunan tesbihatın sevabını, salavat-ı şerife okuyan o kulun sevap hanesine yazar.
Ali b. Ebû Tâlib’den (r.a) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Cuma günü bana yüz defa salavat-ı şerife okuyan kimse, kıyamet günü beraberinde bir nur olduğu halde gelir. Bu nur, bütün yaratıklar arasında taksim olunsa, herkese yeter.”
Bazı haberlerde şöyle zikredilmektedir:
“Arşın sütununa, ‘Bana müştak (çok arzulu, istekli) olana merhamet ederim. Benden isteyene veririm. Muhammed’e salavat getirmek suretiyle bana yakınlaşan kimseyi, günahları deniz dalgaları köpüğü kadar da olsa bağışlarım’ diye yazılmıştır. “
Sahâbe-i kirâmdam biri şöyle anlattı:
“Muhammed’e (s.a.v) salât ve selâm okunan her meclisten, semanın ortasına kadar ulaşan güzel bir koku yükselir. Melekler şöyle derler:
‘ Bu, Muhammed’ e (s.a.v) salât ve selâm okunan meclisten geliyor.’
Bazı haberler de ise şöyle anlatılır:
“ Mümin bir erkek veya kadın, Muhammed’e (s.a.v) salavat okumaya başladığı zaman, semanın kapıları ve perdeleri arşa kadar kendisine açılır.
Bu durumda semalarda Muhammed’e (s.a.v) salât ve selâm getirmedik hiçbir melek kalmaz. Salât ve selâm getiren bu mümin erkek veya kadına her bir melek Allah’ın dilediği kadar mağfiret talebinde bulunurlar.”
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İsteği gerçekleşmeyen kimse, bana çokça salât ve selâm okusun. Çünkü salât ve selâm; kederleri, kaygıları ve tasaları giderir, rızkları çoğaltır, hâcetleri yerine getirir.”
Salih zatlardan birinden şöyle nakledilmiştir:
“Benim bir komşum vardı. Alimlerin yazdığı kitapları yazarak çoğaltırdı. Vefat ettikten sonra onu rüyamda gördüm: ‘ Allah Teâlâ sana nasıl muamele etti? diye sordum.
‘Beni bağışladı’ deyince, ‘ Hangi amelin buna sebep oldu ? ‘ diye sordum.’ Peygamberimiz’in (s.a.v) adını kitaba yazdığım zaman, mutlaka onun üzerine salât ve selâm getirirdim. Bu sebeple rabbim bana, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin gönlünde bile hayal edemediği bir nimet verdi’ dedi.”
Enes (r.a) , Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“ Sizden birinize ben; kendisinden, malından, çoçuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça (kâmil manada ) iman etmiş olmaz.”
Hz. Ömer (r.a) bir keresinde Resûlullah’a (s.a.v), “ Ey Allah’ın Resûlü! Sen bana nefsim hariç her şeyden daha sevimlisin! “ dedi.
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v) , “ Ey Ömer! Ben sana nefsinden daha sevimli olmadıkça olgun mümin olmazsın “ buyurdu.
Ömer (r.a), “ Kur’ân-ı Kerîm’i sana indiren yüce Allah’a yemin olsun ki, ey Allah’ın Resûlü! Sen bana nefsimden daha sevimlisin! ’’ dedi.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bu söz üzerine, “ Ey Ömer! İşte bu şekildeki imanın şimdi kâmil oldu” buyurdu.
Yine bir defasında Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v), “ Ne zaman kâmil bir mümin veya sadık bir mümin olurum?” diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v) , Allah’ı sevdiğin zaman” buyurdu.
“ Peki, Allah Teâlâ’yı nasıl sevebilirim?” denildiğinde de şu cevabı verdi:
“Allah Resûlü’nü sevdiğin zaman!” “Allah Resûlü’nü ne yaptığım zaman daha çok sevmiş olurum? sorusuna ise şöyle cevap verdi: “O’nun Resûlü’nün yoluna tâbi olur, sünnetini işler, onun sevdiğini sever, buğzettiğine buğzeder, dostluk kurduğu kimseyle dost olur, düşmanlık yaptığına da düşmanlık edersen, onu sevmiş olursun. Zira insanlar iman konusunda farklı farklıdır. İnsanların imanlarındaki olgunluk, bana olan sevgileri ile ölçülür. Aynı şekilde insanlar küfür konusunda da farklıdırlar. İnsanların küfürlerinin derecesi de bana olan düşmanlıkları ile ölçülür.
Dikkat edin! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Dikkat edin ! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Dikkat edin ! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Bir mümini huşû içinde diğer bir mümini de huşû hali dışında görüyoruz. Bu farklılığın sebebi nedir?”
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v) ,
“İmanının tadını alan mümin, huşû sahibi olur. İmanının tadını alamayan mümin ise huşû sahibi olmaz!” buyurdu.
“Peki, imanın tadı nasıl elde edilir, ona nasıl ulaşılır? Diye sorulunca Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“O’na Allah sevgisinde sadık olmakla ulaşılır.”
“Allah sevgisi ne ile elde edilir veya ne ile kazanılır?” diye sorulunca, Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi:
“Allah’ın Resûlü’ne muhabbetle elde edilir. Bu sebeple siz, Allah ve Resûlü’nün rızâsını, her ikisine de muhabbet beslemekte arayınız.”
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Kendilerine muhabbet duymamız, onları yüceltmemiz ve hürmette bulunmamız istenen Âl-i Muhammed (s.a.v) kimlerdir?”
Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Onlar; gönül ehli, vefa sahibi, bana iman etmiş ve ihlâs sahibi olmuş kimselerdir” buyurdu.
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) gönül ehli, vefa sahibi olan Âl-i Muhammed’in belirgin özelliklerinin neler olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur:
“Benim muhabbetimi sevilen her şeye tercih etmek ve gönüllerinin benim hatıramla meşgul olması ve bana çokça salavat getirmeleri, onların Allah’ı zikretmekten sonra gelen en belirgin özelliklerindendir.”
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v), “Sana en güçlü şekilde iman eden kimdir? Diye sorulunca şöyle cevap verdi:
“Beni görmediği halde iman etmiş olan mümin, bana olan sevgisini, sadakat ve şevkle göstermiş demektir. Bu kişinin en belirgin özelliği, beni görmek için sahip olduğu her şeyi feda etmeye hazır olmasıdır. Yer dolusu altını olsa, beni görmek için onları feda eder. Çünkü bu kul, bana gerçekten inanmış ve bana olan muhabbetinde ihlâs sahibi olmuştur.”
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Ey Allah’ın Resûlü! Senin vefatından sonra gelecek olanlardan, sana salât ve selâm okuyan kişileri nasıl tanırsın?”
Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap vermiştir:
“Beni gerçekten sevenlerin okudukları salât ve selâmı işitir, kendilerini de tanırım. Beni gerçekten sevmeyenlerin okudukları salâtlar ise bana vasıtalı olarak arzolunur.”
“Bir kimse, Muhammed’e salâvat okumakla bana yakınlık bulursa, ben o kimsenin günahlarını, denizin dalgalarının köpükleri kadar dahi olsa, gene affederim’” cümleleri yazılıdır
Peygamberimiz buyuruyor ki,: “Mümin olan erkek ve kadın, efendimize salavat getirdiği zaman, semanın bütün kapıları ve perdeleri açılır. Arşa varıncaya kadar hiçbir yer kapalı kalmaz. Semadaki bütün meleklerin hepsi peygamberimize salavat getirip, salavat getiren kimse için Allahüteala’dan mağfiret dilerler “
“Bir kimse dileğinin yerine gelmesini istediği zaman, bana salavat okumayı çoğaltsın. Çünkü bana okunan salâvat, elem, keder, üzüntü gibi bütün sıkıntıları giderip kişinin rızkını artırır. İşinin Hayırla sonuçlanmasını temin eder “
Efendimiz buyurdular ki: Bir gün Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği geldi. Hz. Cebrail, Hz. Mikail, Hz. İsrafil ve Hz. Azrail (a.s.) idiler.
Hz. Cebrail (a.s) bana dedi ki: Ya Resulallah! Senin ümmetinden bir kimse size günde 10’ defa salavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.
Hz. Mikail (a.s) de dedi ki: Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.
Hz. İsrafil (a.s) dedi ki: Ya Resullallah! O kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.
Hz. Azrail (a.s) de: Ya Nebiyallah! Sana günde 10’ defa salâvat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim, dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Bu ne büyük lütuf ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allahım! Buyurdular.
“Cuma gününde benim üzerime Salâvat-ı Şerife getirenin Allahü Teâla 80’ senelik günahını bağışlar.” (Hadisi şerif.)
”Ümmetimden bana bir salavat okuyan kimse için, 10’ iyilik yazılırken, kaydında da 10’kötülük silinir.”
“Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavat okuyandır.” Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) “Kim bana bir kere Salatü selam getirirse, Allahu Teâlâ ona 10’rahmet eder, 10’ da hatasını af eder,10’ da derecesini yükseltir. (Ramuz.)
“Kim Efendimiz (s.a.v.) Salatü selam getirirse, Hz. Cebrail (a.s.) Ya Rasülellah o’ insana 1000’ Melek aynı duayı yapar.” (Hadisi şerif.)
“Kim Efendimiz (s.a.v.) çokça salatü selam getirirse onun derecesi o derece yükseltilmiş olur.” (Hadisi şerif.)
“Herkim günde Efendimiz (s.a.v.) 1000’ defa salatü selam getirirse, Cennet deki yerini görmeden ölmez.” (Hadisi şerif.)
“Kim beni rüyada görürse şefaatim ona vacip olur. Ben kime şefaat edersem cehennem onun cesedini yakmaz..” (Hadisi şerif.)
Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salâvat okuyandır. Hz. Muhammed (s.a.v.)
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 26 Ağustos 2024 Pazartesi saat 13:19
Peygamberimiz buyurdu ki "Dualarınız, bana salavat okuyasıya kadar havada asılı kalır, salavat okuyunca yükselir."
o yüzden duaya salavat ile başlayıp, salavat ile bitirmek duaların hak katına yükselmesine vesiledir. Cuma Hutbesindeki dualarda olduğu gibi Cuma dua saatinin hikmeti olan duaya hamdele salvele ile başlayıp hamdele salvele ile bitirmek
kuran okundumu dua edildimi sonunda fatiha ısmarlanırken
"Sadakallahülazim, Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha maassalavat" denilir
Burdaki "maassalavat" demek fatihadan öncede salavat okuyun demekdir. bilenler bilir bu hikmeti bilmeyen cahillere ne diyelim
Salavat bir nevi peygambere veya peygamberlere selam göndermektir, o yüzden salat selam denilir, işte alttaki ayette ki "ve selamün alel murselin" demek de, her duanın sonunda biz ümmeti muhammed de adet olmuş böyle okunur ve peygamberlerin tamaminada böylece selam gönderilir otamatik olaraktan, müzzezin yada imam yada kari okur bunu... ve yani sonrada bir fatiha ve maassalavat okunması emredilir yani (salavatlı elhamdü) hamdele ve salvele hikmeti
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel murselin velhamdülillahi rabbil alemin.
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selâm olsun.Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
(Saffat, 37/180-182)
Bu âyetler, Allah'ı takdis ve tenzih ederek övgüyle anmanın ve peygamberleri yâd etmenin en güzel ifadeleri olduğu için, özellikle Kur'an'dan bir parça okunduktan ve dua edildikten sonra bu üç âyetin okunması Müslümanlar arasında gelenek halini almıştır.
Böylece, Cenâb-ı Hakk'ı her türlü noksanlıktan tenzîh ederken, en güzel övgülere ancak O'nun lâyık bulunduğunu söyler ve peygamberlere de salât-ü selâmlarımızı sunarız.
Cuma dua saatinin hikmeti
Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) buyurdular
"Cuma günü içinde öyle bir vakit vardır ki, Müslüman bir kul namaz kıldığı halde o vakte rastlar da Allah'tan bir şey dilerse, muhakkak Allah onun dileğini yerine getirir." buyurur ve bu sözleri söylerken de eliyle bu vaktin çok kısa olduğuna işaret ederdi.
(bk. Buhârî, Cum`a 37, Talâk 24, Daavât 61; Müslim, Müsâfirîn 166, 167, Cum`a 13-15)
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr
Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.
Fâtır Suresi 10. Ayet
Allah (c.c) şöyle buyurur :
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Ahzab Suresi 56. Ayet
Rivayet edildiğine göre bir gün Resûlullah (s.a.v), yüzünde büyük bir sevinç ifadesi ile geldi ve şöyle buyurdu:
“Cebrâil (a.s) geldi ve, ‘Ey Muhammed! Ümmetinden kim sana bir kere salât okursa, ben ona on kere salât ederim. Bu kişi sana bir kere selâm ederse ben ona on kere selâm ederim. Bu durum seni hoşnut etmez mi?’ dedi.”
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İnsanların bana en lâyık olanı, bana en çok salât getirenidir.”
“Bana salavat getiren kimseye, salât okuduğu müddetçe melekler salât eder.Buna göre insan, isterse salâtını azaltsın isterse çoğaltsın.”
“Yanında anıldığım halde bana salât ve selâm getirmemesi kişiye cimrilik olarak yeter.”
“Cuma günü bana, çokça salât getirin.”
“Ümmetimden kim bana bir kere salât getirirse kendisine on iyilik yazılır ve kendisinden on kötülüğü de silinir.”
“Kim ezanı işittiği zaman, ‘Ey şu faydalı davetin ve kılınacak namazın sahibi olan Allahım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ver! Kendisine vaat ettiğin makam-ı mahmuda, onu ulaştır’ derse, kıyamet gününde o kişiye şefaatim helâl olur.”
“Kim (yazdığı) bir kitapta bana salât getirirse, o salât kitapta kaldığı sürece, melekler ona salât ederler.”
Ebû Süleyman ed-Dârânî (ö.215/830) şöyle demiştir:
“Bir kimse Allah Teâla’dan bir şey isteyeceği zaman Nebî’ye (s.a.v) salât ve selâmı artırsın. Daha sonra isteğini Allah’a arzetsin.Yine duasını, Nebî’ye(s.a.v) salât okuyarak tamamlasın.Zira Allah Teâlâi iki salât arasında kişinin yaptığı duayı kabul eder.Çünkü o kerem sahibi Allahi iki salât arasında kabul edilmedik hiçbir istek bırakmaz.”
Resûlullah’tan (s.a.v) şöyle buyurduğu nakledilmektedir:
“Kim bana Cuma günü yüz kere salât ve selâm okursa, onun seksen senelik günahı bağışlanır.”
Ebû Hüreyre’den (r.a) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bana salât ve selâm getiren kimse için sıratta bir nur yaratılır.Bu nur sahibi, sıratta iken cehennem ehlinden olmaz.”
“Kim bana salât ve selâm getirmeyi unutup ihmal ederse, cennet yolunu şaşırır.”
Abdurrahman b. Avf’tan (r.a) nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Cebrâil (a.s) bana geldi ve şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Ümmetinden sana salât okuyana yetmiş bin melek salât okur.Meleklerin salât okuduğu kimse ise cennet ehlinden olur.’ ’’
“Bana çokça salât okuyanınız, cennette en çok zevce alanınız olacaktır.”
“Hürmetinden dolayı kim bana bir salât okursa, Allah (c.c) , okuduğu bu salât-ı şerifenin lafzından bir melek yaratır.Meleğin bir kanadı doğuda, diğer kanadı batıda, iki ayağı yedi kat yerin altında, boynu ise arş-ı âlâya kadar yükselir.Allah Teâla bu meleğe şöyle der:
‘Bu kulum resûlüme salât okuduğu gibi, sen de onun günahları için Allah’tan af dile. Ve o melek, kıyamete kadar o kul için Allah’tan tövbe istiğfar ister.’ ”
Resûlullah’tan (s.a.v) şöyle rivayet edilmiştir:
“ Kıyamet günü havz-ı kevsere bir grup insan gelir.Ben onları, ancak bana çokça salât getirdikleri için tanırım. “
“ Kim bana bir kere salât ederse, Allah Teâlâ ona on kat rahmet gönderir. Bana on salât okuyana, Allah Teâlâ yüz kat rahmet gönderir. Kim bana yüz kere salât okursa Allah Teâlâ, ona bin kat rahmet ikram eder. Ve bana bin kere salât okuyanın cesedini, Allah Teâlâ ateşte yakmaz. O kulu, dünya hayatında ve âhiret suali sırasında hak söz ile kararlı ve sağlam kılar.
Daha sonra onu, cennetine koyar. Onun okuduğu salavat, kıyamet günü sırat üzerinde beş yüz yıllık mesafeyi gösteren (muazzam) bir nur olur.
Ve Allah Teâlâ bana salât ve selâm okuyan kişiye, okuduğu her salât karşılığında cennette bir köşk verir. Okuduğu salât ister az, ister çok olsun. “
Nebî (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“ Üzerime salât getiren kulun ağzından, salavat süratle çıkar. Uğramadık kara, deniz, doğu ve batı yerleri bırakmaz. Ve şöyle der: ‘Ben yaratılmışların en hayırlısı, seçkin kul Muhammed’e , falan oğlu falanın okuduğu salât ve selâmım.’
Bunun üzerine (canlı-cansız, karada-denizde) her şey onun üzerine salât ve selâm eder.
Bu salât ve selâmdan yetmiş bin kanadı, kanatlarının her birinde yetmiş bin tüy, her tüyde yetmiş bin yüz(sûret), her yüzde yetmiş bin ağız, her ağızda her biri yetmiş bin ayrı lisanda konuşan ve yetmiş bin dili olan bir kuş yaratılır. Bunlar Allah Teâlâ’yı tesbih ederler.
Allah (c.c) , bütün bu okunan tesbihatın sevabını, salavat-ı şerife okuyan o kulun sevap hanesine yazar.
Ali b. Ebû Tâlib’den (r.a) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Cuma günü bana yüz defa salavat-ı şerife okuyan kimse, kıyamet günü beraberinde bir nur olduğu halde gelir. Bu nur, bütün yaratıklar arasında taksim olunsa, herkese yeter.”
Bazı haberlerde şöyle zikredilmektedir:
“Arşın sütununa, ‘Bana müştak (çok arzulu, istekli) olana merhamet ederim. Benden isteyene veririm. Muhammed’e salavat getirmek suretiyle bana yakınlaşan kimseyi, günahları deniz dalgaları köpüğü kadar da olsa bağışlarım’ diye yazılmıştır. “
Sahâbe-i kirâmdam biri şöyle anlattı:
“Muhammed’e (s.a.v) salât ve selâm okunan her meclisten, semanın ortasına kadar ulaşan güzel bir koku yükselir. Melekler şöyle derler:
‘ Bu, Muhammed’ e (s.a.v) salât ve selâm okunan meclisten geliyor.’
Bazı haberler de ise şöyle anlatılır:
“ Mümin bir erkek veya kadın, Muhammed’e (s.a.v) salavat okumaya başladığı zaman, semanın kapıları ve perdeleri arşa kadar kendisine açılır.
Bu durumda semalarda Muhammed’e (s.a.v) salât ve selâm getirmedik hiçbir melek kalmaz. Salât ve selâm getiren bu mümin erkek veya kadına her bir melek Allah’ın dilediği kadar mağfiret talebinde bulunurlar.”
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İsteği gerçekleşmeyen kimse, bana çokça salât ve selâm okusun. Çünkü salât ve selâm; kederleri, kaygıları ve tasaları giderir, rızkları çoğaltır, hâcetleri yerine getirir.”
Salih zatlardan birinden şöyle nakledilmiştir:
“Benim bir komşum vardı. Alimlerin yazdığı kitapları yazarak çoğaltırdı. Vefat ettikten sonra onu rüyamda gördüm: ‘ Allah Teâlâ sana nasıl muamele etti? diye sordum.
‘Beni bağışladı’ deyince, ‘ Hangi amelin buna sebep oldu ? ‘ diye sordum.’ Peygamberimiz’in (s.a.v) adını kitaba yazdığım zaman, mutlaka onun üzerine salât ve selâm getirirdim. Bu sebeple rabbim bana, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin gönlünde bile hayal edemediği bir nimet verdi’ dedi.”
Enes (r.a) , Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“ Sizden birinize ben; kendisinden, malından, çoçuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça (kâmil manada ) iman etmiş olmaz.”
Hz. Ömer (r.a) bir keresinde Resûlullah’a (s.a.v), “ Ey Allah’ın Resûlü! Sen bana nefsim hariç her şeyden daha sevimlisin! “ dedi.
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v) , “ Ey Ömer! Ben sana nefsinden daha sevimli olmadıkça olgun mümin olmazsın “ buyurdu.
Ömer (r.a), “ Kur’ân-ı Kerîm’i sana indiren yüce Allah’a yemin olsun ki, ey Allah’ın Resûlü! Sen bana nefsimden daha sevimlisin! ’’ dedi.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bu söz üzerine, “ Ey Ömer! İşte bu şekildeki imanın şimdi kâmil oldu” buyurdu.
Yine bir defasında Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v), “ Ne zaman kâmil bir mümin veya sadık bir mümin olurum?” diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v) , Allah’ı sevdiğin zaman” buyurdu.
“ Peki, Allah Teâlâ’yı nasıl sevebilirim?” denildiğinde de şu cevabı verdi:
“Allah Resûlü’nü sevdiğin zaman!” “Allah Resûlü’nü ne yaptığım zaman daha çok sevmiş olurum? sorusuna ise şöyle cevap verdi: “O’nun Resûlü’nün yoluna tâbi olur, sünnetini işler, onun sevdiğini sever, buğzettiğine buğzeder, dostluk kurduğu kimseyle dost olur, düşmanlık yaptığına da düşmanlık edersen, onu sevmiş olursun. Zira insanlar iman konusunda farklı farklıdır. İnsanların imanlarındaki olgunluk, bana olan sevgileri ile ölçülür. Aynı şekilde insanlar küfür konusunda da farklıdırlar. İnsanların küfürlerinin derecesi de bana olan düşmanlıkları ile ölçülür.
Dikkat edin! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Dikkat edin ! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Dikkat edin ! O Peygamber’e muhabbeti olmayanın imanı yoktur!
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Bir mümini huşû içinde diğer bir mümini de huşû hali dışında görüyoruz. Bu farklılığın sebebi nedir?”
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v) ,
“İmanının tadını alan mümin, huşû sahibi olur. İmanının tadını alamayan mümin ise huşû sahibi olmaz!” buyurdu.
“Peki, imanın tadı nasıl elde edilir, ona nasıl ulaşılır? Diye sorulunca Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“O’na Allah sevgisinde sadık olmakla ulaşılır.”
“Allah sevgisi ne ile elde edilir veya ne ile kazanılır?” diye sorulunca, Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi:
“Allah’ın Resûlü’ne muhabbetle elde edilir. Bu sebeple siz, Allah ve Resûlü’nün rızâsını, her ikisine de muhabbet beslemekte arayınız.”
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Kendilerine muhabbet duymamız, onları yüceltmemiz ve hürmette bulunmamız istenen Âl-i Muhammed (s.a.v) kimlerdir?”
Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Onlar; gönül ehli, vefa sahibi, bana iman etmiş ve ihlâs sahibi olmuş kimselerdir” buyurdu.
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) gönül ehli, vefa sahibi olan Âl-i Muhammed’in belirgin özelliklerinin neler olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur:
“Benim muhabbetimi sevilen her şeye tercih etmek ve gönüllerinin benim hatıramla meşgul olması ve bana çokça salavat getirmeleri, onların Allah’ı zikretmekten sonra gelen en belirgin özelliklerindendir.”
Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v), “Sana en güçlü şekilde iman eden kimdir? Diye sorulunca şöyle cevap verdi:
“Beni görmediği halde iman etmiş olan mümin, bana olan sevgisini, sadakat ve şevkle göstermiş demektir. Bu kişinin en belirgin özelliği, beni görmek için sahip olduğu her şeyi feda etmeye hazır olmasıdır. Yer dolusu altını olsa, beni görmek için onları feda eder. Çünkü bu kul, bana gerçekten inanmış ve bana olan muhabbetinde ihlâs sahibi olmuştur.”
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) şöyle soruldu:
“Ey Allah’ın Resûlü! Senin vefatından sonra gelecek olanlardan, sana salât ve selâm okuyan kişileri nasıl tanırsın?”
Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap vermiştir:
“Beni gerçekten sevenlerin okudukları salât ve selâmı işitir, kendilerini de tanırım. Beni gerçekten sevmeyenlerin okudukları salâtlar ise bana vasıtalı olarak arzolunur.”
“Bir kimse, Muhammed’e salâvat okumakla bana yakınlık bulursa, ben o kimsenin günahlarını, denizin dalgalarının köpükleri kadar dahi olsa, gene affederim’” cümleleri yazılıdır
Peygamberimiz buyuruyor ki,: “Mümin olan erkek ve kadın, efendimize salavat getirdiği zaman, semanın bütün kapıları ve perdeleri açılır. Arşa varıncaya kadar hiçbir yer kapalı kalmaz. Semadaki bütün meleklerin hepsi peygamberimize salavat getirip, salavat getiren kimse için Allahüteala’dan mağfiret dilerler “
“Bir kimse dileğinin yerine gelmesini istediği zaman, bana salavat okumayı çoğaltsın. Çünkü bana okunan salâvat, elem, keder, üzüntü gibi bütün sıkıntıları giderip kişinin rızkını artırır. İşinin Hayırla sonuçlanmasını temin eder “
Efendimiz buyurdular ki: Bir gün Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği geldi. Hz. Cebrail, Hz. Mikail, Hz. İsrafil ve Hz. Azrail (a.s.) idiler.
Hz. Cebrail (a.s) bana dedi ki: Ya Resulallah! Senin ümmetinden bir kimse size günde 10’ defa salavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.
Hz. Mikail (a.s) de dedi ki: Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.
Hz. İsrafil (a.s) dedi ki: Ya Resullallah! O kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.
Hz. Azrail (a.s) de: Ya Nebiyallah! Sana günde 10’ defa salâvat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim, dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Bu ne büyük lütuf ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allahım! Buyurdular.
“Cuma gününde benim üzerime Salâvat-ı Şerife getirenin Allahü Teâla 80’ senelik günahını bağışlar.” (Hadisi şerif.)
”Ümmetimden bana bir salavat okuyan kimse için, 10’ iyilik yazılırken, kaydında da 10’kötülük silinir.”
“Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavat okuyandır.” Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) “Kim bana bir kere Salatü selam getirirse, Allahu Teâlâ ona 10’rahmet eder, 10’ da hatasını af eder,10’ da derecesini yükseltir. (Ramuz.)
“Kim Efendimiz (s.a.v.) Salatü selam getirirse, Hz. Cebrail (a.s.) Ya Rasülellah o’ insana 1000’ Melek aynı duayı yapar.” (Hadisi şerif.)
“Kim Efendimiz (s.a.v.) çokça salatü selam getirirse onun derecesi o derece yükseltilmiş olur.” (Hadisi şerif.)
“Herkim günde Efendimiz (s.a.v.) 1000’ defa salatü selam getirirse, Cennet deki yerini görmeden ölmez.” (Hadisi şerif.)
“Kim beni rüyada görürse şefaatim ona vacip olur. Ben kime şefaat edersem cehennem onun cesedini yakmaz..” (Hadisi şerif.)
Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salâvat okuyandır. Hz. Muhammed (s.a.v.)
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 26 Ağustos 2024 Pazartesi saat 13:19
Rukye Nedir? Allah’ın izniyle şifa bulmak veya kötülüklerden korunmak amacıyla yapılan “rukye” câiz midir?
Rukye, hastalık ve kötülüklerden korunmak veya kurtulmak amacıyla Kur’ân veya dua okuyup üfleme anlamında (yahutta yazıp muska şeklinde taşımak) anlamında bir terimdir
(İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, 2/254.; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “rky” md.).
Bazı İslâm âlimleri rukyenin caiz olmadığı görüşünde ise de mezhep imamlarının da içinde bulunduğu âlimlerin çoğunluğu, konu ile ilgili bazı hadisleri delil göstererek, şirke ve istismara götürmemek şartıyla fayda ve zararın rukyeden değil de Allah’tan olduğuna inanılarak yapılan rukyede bir sakınca bulunmadığını belirtmişlerdir
(İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 10/206-208 [5741, 5743]; İbnü’l-Kayyım, et-Tıbbü’n-nebevî, 136-144; el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/356).
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ
Biz Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki, müminler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin de ancak hasarını artırır
İsrâ Suresi 82. Ayet
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
Rad Suresi 11. Ayet
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn
O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
En`âm Suresi 61. Ayet
Şöyle ki Hz. Peygamber (s.a.s.), hem kendisine hem ziyaret ettiği bazı hastalara okuyup üflemiş, bazen de Hz. Âişe (r.a.) ona okuyup üflemiş ve eliyle mesh etmiştir
(Buhârî, Merdâ, 20 [5675]; Tıb, 32, 39 [5735, 5748]; Müslim, Selâm, 46-51 [2191-2192]).
Hz. Peygamber (s.a.s.), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in şeytandan, zehirli haşerattan, kem gözlerden korunmaları için dua etmiş (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371]), nazara, yılan ve akrep sokmasına karşı rukye yapılmasına izin vermiştir
(Buhârî, Tıb, 33-37 [5736-5741]; Müslim, Selâm, 55-60 [2195-2198]).
Yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hastalar için,
اَللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ مُذْهِبَ البَأْسِ اشْفِ أَنْتَ الشَّافِي لاَ شَافِيَ إِلَّا أَنْتَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا.
“Ey İnsanların Rabbi olan ve sıkıntıları gideren Allah’ım! Şifa ver, şifa veren Sensin. Senden başka şifa veren yoktur. (Bu hastaya) öyle bir şifa ver ki, (hasta üzerinde) hiçbir hastalık (izi) bırakmasın.”
(Buhârî, Tıb, 38 [5742-5743])
diye dua ettiği bilinmektedir.
Peygamberimiz dedi ki "Dualarınız bana salavat okuyasıya kadar havada asılı kalır salavat okuyunca yükselir."
o yüzden duaya salavat ile başlayıp, salavat ile bitirmek duaların hak katına yükselmesine vesiledir.
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr
Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.
Fâtır Suresi 10. Ayet
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Ahzab Suresi 56. Ayet
“Ümmetimden kim bana bir kere salât getirirse kendisine on iyilik yazılır ve kendisinden on kötülüğü de silinir.”
Ebû Süleyman ed-Dârânî (ö.215/830) şöyle demiştir:
“Bir kimse Allah Teâla’dan bir şey isteyeceği zaman Nebî’ye (s.a.v) salât ve selâmı artırsın. Daha sonra isteğini Allah’a arzetsin.Yine duasını, Nebî’ye(s.a.v) salât okuyarak tamamlasın.Zira Allah Teâlâi iki salât arasında kişinin yaptığı duayı kabul eder.Çünkü o kerem sahibi Allahi iki salât arasında kabul edilmedik hiçbir istek bırakmaz.”
صَلَّ اللَّهُ عَلَى نُوحٍ وَعَلَى آل نُوحٍ نِ السَّلَامُ
Sallallahu ala Nuhin ve ala ehli nuhinisselami
“Allah Nuh’a ve ehline selâm söylesin veya Nuh’a ve ehline selâm olsun” diyen kimseyi o gece akreb sokmaz.
(Ali el-Müttâkî, no: 3564)
Konuyla ilgili rivâyetler değerlendirildiğinde, Allah’ın izniyle şifa bulmak veya kötülüklerden korunmak amacıyla yapılan rukyelerin câiz, bunun dışında kalanların haram olduğu anlaşılmaktadır
(Elmalılı, Hak Dini, 9/6388).
RUKYE - SİHİR VE BÜYÜYE KARŞI OKUNACAK AYETLER VE DUALAR
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ مَٰلِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ٱهْدِنَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ صِرَٰطَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ ٱلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ
Fatiha Suresi
Euzu Billahimişşeytanirracim Bismillâhir rahmânir rahîm.
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn, Er rahmânir rahîm,Mâliki yevmid dîn,
İyyake nağbudu ve iyyake nesteîn, İhdinas sırâtal mustegîm,
Sırâtallezîne enamte aleyhim, ğayril mağdûbi aleyhim ve leddâllîn
وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Bakara Suresi 102. Ayet
Vettebeû mâ tetluş şeyâtînu alâ mulki suleymân, ve mâ kefera suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses
sıhr, ve mâ unzile alel melekeyni bibâbile hârûte ve mârût, ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yegûlâ innemâ nahnu
fitnetun felâ tekfur, feyeteallemûne minhumâ mâ yuferrigûne bihî beynel mer'i ve zevcih, ve mâ hum bidârrîne bihî min
ehadin illâ biiznillâh, ve yeteallemûne mâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum, ve legad alimû lemenişterâhu mâ lehû fil âhırati
min halâg, ve lebié'se mâ şerav bihî enfusehum, lev kânû yağlemûn.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Bakara Suresi 255. Ayet (Ayetel Kürsi)
Allâhu lâ ilâhe illâ hû, elhayyul gayyûm, lâ teé'huzuhû sinetuv velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî
yeşfeu ındehû illâ biiznih, yağlemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bişey'im min ılmihî illâ bimâ şâé',
vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhû hıfzuhuma, ve huvel aliyyul azîm.
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ فَوَقَعَ ٱلْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ فَغُلِبُوا۟ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُوا۟ صَٰغِرِينَ وَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Araf Suresi 117 den 122. Ayetlere kadar
Ve evhaynâ ilâ mûsâ en elgı asâk, feizâ hiye telgafu mâ yeé'fikûn.
Fevegaal haggu ve betale mâ kânû yağmelûn, Feğulibû hunâlike vengalebû sâğırîn.
Ve ulgıyes seharatu sâcidîn, Gâlû âmennâ birabbil âlemîn, Rabbi mûsâ ve hârûn.
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ٱئْتُونِى بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍ فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Yunus Suresi 79 - 82. Ayetler
Ve gâle fir'avnué'tûnî bikulli sâhırin alîm.
Felemmâ câes seharatu gâle lehum mûsâ elgû mâ entum mulgûn.
Felemmâ elgav gâle mûsâ mâ cié'tum bihis sıhr, innallâhe seyubtıluh, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Ve yuhıggullâhul hagga bikelimâtihî ve lev kerihel mucrimûn.
فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَٰحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
Taha Suresi 67- 70. Ayetler
Feevcese fî nefsihî hîfetem mûsâ.
Gulnâ lâ tehaf inneke entel ağlâ.
Ve elgı mâ fî yemînike telgaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhır, ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.
وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ ۚ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًا وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
isra Suresi 81 - 82. Ayetler
Ve gul câel haggu ve zehegal bâtıl, innel bâtıle kâne zehûgâ.
Ve nunezzilu minel gur'âni mâ huve şifâuv ve rahmetul lilmué'minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ.
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
Rad Suresi 11. Ayet
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn
O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
En`âm Suresi 61. Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Saffat Suresi 1-10. Ayetler
Vas saffâti saffâ, Fez zâcirâti zecrâ, Fet tâliyâti zikrâ, İnne ilâhekum levâhıd.
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârıg.
İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bizînetinil kevâkib, Ve hıfzan min kulli şeytânim mârid.
Lâ yessemmeûne ilel meleil ağlâ ve yugzefûne min kulli cânib.
Duhûran ve lehum azâbuv vâsıb, İllâ men hatıfel hatfete feetbeahû şihâbun sâgıb.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْكَٰفِرُونَ لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ
Kafirun Suresi
Gul yâ eyyuhel kâfirûn, Lâ ağbudu mâ tağbudûn,Ve lâ entum âbidûne mâ ağbud.
Ve lâ ene âbidum mâ abedtum,Ve lâ entum âbidûne mâ ağbud, Lekum dînukum ve liye dîn.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ
ihlas suresi
Gul huvallâhu ehad, Allâhus samed, Lem yelid ve lem yûled, Ve lem yekul lehû kufuven ehad.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Felak Suresi
Gul eûzu birabbil felag, Min şerri mâ halag, Ve min şerri ğâsigın izâ vegab.
Ve min şerrin neffâsâti fil ugad, Ve min şerri hâsidin izâ hased.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ مَلِكِ ٱلنَّاسِ إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ
Nas Suresi
Gul eûzu birabbin nâs, Melikin nâs, İlâhin nâs.
Min şerril vesvâsil hannâs, Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs.
Minel cinneti ven
DUALAR VE AYET PASAJLARI
يا حَافِظُ يا محَافَظُ
وللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
Ya Haafizu Ya Muhafizu,
Vallâhu hayrun hâfizen ve huve erhamur râhimîn.
Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.
Haşr Suresi Son Ayetleri Levenzelna veya Hüvallahüllezi (21 ile 24. Ayetler)
سُوۡرَةُ الحَشر
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ۬ لَّرَأَيۡتَهُ ۥ خَـٰشِعً۬ا مُّتَصَدِّعً۬ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَـٰلُ نَضۡرِبُہَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَڪَبِّرُۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِڪُونَ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَـٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ يُسَبِّحُ لَهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Lev enzelnâ hâzâlkurâne 'alâ cebelin leraeytehu haşi'an mutesaddi'an min haşyetillâh,
ve tilkel emsâlu nadribuhâ linnâsi leallehum yetefekkerûn.
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu, âlimul gaybi veşşehâdeteh, huverrahmânurrahîm.
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu,
elmelikul kuddûsusselâmul müminul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir,
subhânallâhi ammâ yuşrikûn.
Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ,
yüsebbihu lehu mâ fîssemâvâti vel ardi vehuvel azîzul hakîym.
Haşr Suresi Son Ayetleri Levenzelna veya Hüvallahüllezi (21 ile 24. Ayetler)
SALAVATI KASR
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
اللهم صل علي سيدنا آدم سيدنا نوح وَعَلَى آل نُوحٍ نِ السَّلَامُ سيدنا ابراهيم اسماعيل إسحاق داوُدْ و سولايمان زكريا و يحيى هارون و موسى و عیسی و محمد مصطفى و علي أ له وصحبه اجمعين اللهم صل علي سيدنا مَحْدِيّوُلْ مُنْتَظَرْ
وعلي أ له وصحبه اجمعين,اللهم صل علي سيدنا جميع الأنبياء والمرسلون ,اللهم صل علي سيدنا جبرائیل,ميكاءيل اسرافيل عزرائيل فرياءيل اللهم صل علي سيدنا ملكء حملءي عرش
اللهم صل علي سيدنا منكر نكر
اللهم صل علي سيدنا الملائكي كراماً كاتبين،
اللهم صل علي سيدنا الملائكي محافظون،
اللهم صل علي سيدنا جميع الملائكةُ المُقَرَّبوُنْ والْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بصلواة رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب صلواة برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين
SALAVATI KASR
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.
Allahumme salli ala seyyidina Ademe, seyyidina Nuh ve ala ehli Nuh, seyyidina ibrahime, ismaile, ishaga Davude ve Süleymane, Zekeriya ve Yahya,Harun ve Musa ve isa ve Muhammed Mustafa ve ala elihi vesahbihi ecmaiyn.
ve sallu ala seyyidina Mehdiyil Müntezar ve ala elihi vesahbihi ecmaiyn.
Allahumme salli ala seyyidina Cemi il enbiyai velmürselin,
Allahumme salli ala seyyidina Cebrail, Mikail, israfil, Azaril, Feryail,
Allahumme salli ala seyyidina Melekei Hameleyi Arş,
Allahumme salli ala seyyidina Münker Nekir,
Allahumme salli ala seyyidina Kiramen Katibiyn Meleklerim,
Allahumme salli ala seyyidina Hafaza Meleklerim,
Allahumme salli ala seyyidina Cemi il Melaiketül Mukarrebun.
velhamdülillahi Rabbel Alemiyn.
Bizim ve Ehlimizin Üzerine yapılmış olan Büyü sihir ve tasallutu ben bu ayet ve dualar ile bozdum iptal eyledim , sende boz iptal eyle ya rabbi (Veye her kim için ise Falanın filanın üzerine yapılmış olan Büyü sihir ve tasallutu ben bu ayet ve dualar ile bozdum iptal eyledim , sende boz iptal eyle ya rabbi)
قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
gâle mûsâ mâ cié'tum bihis sıhr, innallâhe seyubtıluh, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Bu sizin yaptığınız sihirdir. Muhakkak Allah onu iptal edecektir. Şüphesiz ki, Allah fesatçıların işini düzeltmez.
Rabbena vetekabbel bi duai ve salavati, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duai ve salavati birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 26 Ağustos 2024 Pazartesi saat sabah 7:32
Fetva Kaynak
Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu
Rukye, hastalık ve kötülüklerden korunmak veya kurtulmak amacıyla Kur’ân veya dua okuyup üfleme anlamında (yahutta yazıp muska şeklinde taşımak) anlamında bir terimdir
(İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, 2/254.; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “rky” md.).
Bazı İslâm âlimleri rukyenin caiz olmadığı görüşünde ise de mezhep imamlarının da içinde bulunduğu âlimlerin çoğunluğu, konu ile ilgili bazı hadisleri delil göstererek, şirke ve istismara götürmemek şartıyla fayda ve zararın rukyeden değil de Allah’tan olduğuna inanılarak yapılan rukyede bir sakınca bulunmadığını belirtmişlerdir
(İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 10/206-208 [5741, 5743]; İbnü’l-Kayyım, et-Tıbbü’n-nebevî, 136-144; el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/356).
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ
Biz Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki, müminler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin de ancak hasarını artırır
İsrâ Suresi 82. Ayet
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
Rad Suresi 11. Ayet
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn
O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
En`âm Suresi 61. Ayet
Şöyle ki Hz. Peygamber (s.a.s.), hem kendisine hem ziyaret ettiği bazı hastalara okuyup üflemiş, bazen de Hz. Âişe (r.a.) ona okuyup üflemiş ve eliyle mesh etmiştir
(Buhârî, Merdâ, 20 [5675]; Tıb, 32, 39 [5735, 5748]; Müslim, Selâm, 46-51 [2191-2192]).
Hz. Peygamber (s.a.s.), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in şeytandan, zehirli haşerattan, kem gözlerden korunmaları için dua etmiş (Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10 [3371]), nazara, yılan ve akrep sokmasına karşı rukye yapılmasına izin vermiştir
(Buhârî, Tıb, 33-37 [5736-5741]; Müslim, Selâm, 55-60 [2195-2198]).
Yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hastalar için,
اَللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ مُذْهِبَ البَأْسِ اشْفِ أَنْتَ الشَّافِي لاَ شَافِيَ إِلَّا أَنْتَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًا.
“Ey İnsanların Rabbi olan ve sıkıntıları gideren Allah’ım! Şifa ver, şifa veren Sensin. Senden başka şifa veren yoktur. (Bu hastaya) öyle bir şifa ver ki, (hasta üzerinde) hiçbir hastalık (izi) bırakmasın.”
(Buhârî, Tıb, 38 [5742-5743])
diye dua ettiği bilinmektedir.
Peygamberimiz dedi ki "Dualarınız bana salavat okuyasıya kadar havada asılı kalır salavat okuyunca yükselir."
o yüzden duaya salavat ile başlayıp, salavat ile bitirmek duaların hak katına yükselmesine vesiledir.
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr
Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.
Fâtır Suresi 10. Ayet
إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Ahzab Suresi 56. Ayet
“Ümmetimden kim bana bir kere salât getirirse kendisine on iyilik yazılır ve kendisinden on kötülüğü de silinir.”
Ebû Süleyman ed-Dârânî (ö.215/830) şöyle demiştir:
“Bir kimse Allah Teâla’dan bir şey isteyeceği zaman Nebî’ye (s.a.v) salât ve selâmı artırsın. Daha sonra isteğini Allah’a arzetsin.Yine duasını, Nebî’ye(s.a.v) salât okuyarak tamamlasın.Zira Allah Teâlâi iki salât arasında kişinin yaptığı duayı kabul eder.Çünkü o kerem sahibi Allahi iki salât arasında kabul edilmedik hiçbir istek bırakmaz.”
صَلَّ اللَّهُ عَلَى نُوحٍ وَعَلَى آل نُوحٍ نِ السَّلَامُ
Sallallahu ala Nuhin ve ala ehli nuhinisselami
“Allah Nuh’a ve ehline selâm söylesin veya Nuh’a ve ehline selâm olsun” diyen kimseyi o gece akreb sokmaz.
(Ali el-Müttâkî, no: 3564)
Konuyla ilgili rivâyetler değerlendirildiğinde, Allah’ın izniyle şifa bulmak veya kötülüklerden korunmak amacıyla yapılan rukyelerin câiz, bunun dışında kalanların haram olduğu anlaşılmaktadır
(Elmalılı, Hak Dini, 9/6388).
RUKYE - SİHİR VE BÜYÜYE KARŞI OKUNACAK AYETLER VE DUALAR
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ مَٰلِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ٱهْدِنَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ صِرَٰطَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ ٱلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ
Fatiha Suresi
Euzu Billahimişşeytanirracim Bismillâhir rahmânir rahîm.
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn, Er rahmânir rahîm,Mâliki yevmid dîn,
İyyake nağbudu ve iyyake nesteîn, İhdinas sırâtal mustegîm,
Sırâtallezîne enamte aleyhim, ğayril mağdûbi aleyhim ve leddâllîn
وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Bakara Suresi 102. Ayet
Vettebeû mâ tetluş şeyâtînu alâ mulki suleymân, ve mâ kefera suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses
sıhr, ve mâ unzile alel melekeyni bibâbile hârûte ve mârût, ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yegûlâ innemâ nahnu
fitnetun felâ tekfur, feyeteallemûne minhumâ mâ yuferrigûne bihî beynel mer'i ve zevcih, ve mâ hum bidârrîne bihî min
ehadin illâ biiznillâh, ve yeteallemûne mâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum, ve legad alimû lemenişterâhu mâ lehû fil âhırati
min halâg, ve lebié'se mâ şerav bihî enfusehum, lev kânû yağlemûn.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Bakara Suresi 255. Ayet (Ayetel Kürsi)
Allâhu lâ ilâhe illâ hû, elhayyul gayyûm, lâ teé'huzuhû sinetuv velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî
yeşfeu ındehû illâ biiznih, yağlemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bişey'im min ılmihî illâ bimâ şâé',
vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhû hıfzuhuma, ve huvel aliyyul azîm.
وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ فَوَقَعَ ٱلْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ فَغُلِبُوا۟ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُوا۟ صَٰغِرِينَ وَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Araf Suresi 117 den 122. Ayetlere kadar
Ve evhaynâ ilâ mûsâ en elgı asâk, feizâ hiye telgafu mâ yeé'fikûn.
Fevegaal haggu ve betale mâ kânû yağmelûn, Feğulibû hunâlike vengalebû sâğırîn.
Ve ulgıyes seharatu sâcidîn, Gâlû âmennâ birabbil âlemîn, Rabbi mûsâ ve hârûn.
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ٱئْتُونِى بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍ فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Yunus Suresi 79 - 82. Ayetler
Ve gâle fir'avnué'tûnî bikulli sâhırin alîm.
Felemmâ câes seharatu gâle lehum mûsâ elgû mâ entum mulgûn.
Felemmâ elgav gâle mûsâ mâ cié'tum bihis sıhr, innallâhe seyubtıluh, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Ve yuhıggullâhul hagga bikelimâtihî ve lev kerihel mucrimûn.
فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَٰحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
Taha Suresi 67- 70. Ayetler
Feevcese fî nefsihî hîfetem mûsâ.
Gulnâ lâ tehaf inneke entel ağlâ.
Ve elgı mâ fî yemînike telgaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhır, ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.
وَقُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَزَهَقَ ٱلْبَٰطِلُ ۚ إِنَّ ٱلْبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقًا وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
isra Suresi 81 - 82. Ayetler
Ve gul câel haggu ve zehegal bâtıl, innel bâtıle kâne zehûgâ.
Ve nunezzilu minel gur'âni mâ huve şifâuv ve rahmetul lilmué'minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ.
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
Rad Suresi 11. Ayet
وَهُوَ ٱلْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِۦ ۖ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Ve huvel kâhiru fevka ibâdihî ve yursilu aleykum hafazah(hafazaten), hattâ izâ câe ehadekumul mevtu teveffethu rusulunâ ve hum lâ yuferritûn
O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
En`âm Suresi 61. Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Saffat Suresi 1-10. Ayetler
Vas saffâti saffâ, Fez zâcirâti zecrâ, Fet tâliyâti zikrâ, İnne ilâhekum levâhıd.
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârıg.
İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bizînetinil kevâkib, Ve hıfzan min kulli şeytânim mârid.
Lâ yessemmeûne ilel meleil ağlâ ve yugzefûne min kulli cânib.
Duhûran ve lehum azâbuv vâsıb, İllâ men hatıfel hatfete feetbeahû şihâbun sâgıb.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْكَٰفِرُونَ لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ وَلَآ أَنتُمْ عَٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ
Kafirun Suresi
Gul yâ eyyuhel kâfirûn, Lâ ağbudu mâ tağbudûn,Ve lâ entum âbidûne mâ ağbud.
Ve lâ ene âbidum mâ abedtum,Ve lâ entum âbidûne mâ ağbud, Lekum dînukum ve liye dîn.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ
ihlas suresi
Gul huvallâhu ehad, Allâhus samed, Lem yelid ve lem yûled, Ve lem yekul lehû kufuven ehad.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Felak Suresi
Gul eûzu birabbil felag, Min şerri mâ halag, Ve min şerri ğâsigın izâ vegab.
Ve min şerrin neffâsâti fil ugad, Ve min şerri hâsidin izâ hased.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ مَلِكِ ٱلنَّاسِ إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ
Nas Suresi
Gul eûzu birabbin nâs, Melikin nâs, İlâhin nâs.
Min şerril vesvâsil hannâs, Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs.
Minel cinneti ven
DUALAR VE AYET PASAJLARI
يا حَافِظُ يا محَافَظُ
وللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
أعوذ بكلمات الله التامات من شر من خلق
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
Ya Haafizu Ya Muhafizu,
Vallâhu hayrun hâfizen ve huve erhamur râhimîn.
Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.
Haşr Suresi Son Ayetleri Levenzelna veya Hüvallahüllezi (21 ile 24. Ayetler)
سُوۡرَةُ الحَشر
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ۬ لَّرَأَيۡتَهُ ۥ خَـٰشِعً۬ا مُّتَصَدِّعً۬ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَـٰلُ نَضۡرِبُہَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَڪَبِّرُۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِڪُونَ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَـٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ يُسَبِّحُ لَهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Lev enzelnâ hâzâlkurâne 'alâ cebelin leraeytehu haşi'an mutesaddi'an min haşyetillâh,
ve tilkel emsâlu nadribuhâ linnâsi leallehum yetefekkerûn.
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu, âlimul gaybi veşşehâdeteh, huverrahmânurrahîm.
Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu,
elmelikul kuddûsusselâmul müminul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir,
subhânallâhi ammâ yuşrikûn.
Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ,
yüsebbihu lehu mâ fîssemâvâti vel ardi vehuvel azîzul hakîym.
Haşr Suresi Son Ayetleri Levenzelna veya Hüvallahüllezi (21 ile 24. Ayetler)
SALAVATI KASR
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
اللهم صل علي سيدنا آدم سيدنا نوح وَعَلَى آل نُوحٍ نِ السَّلَامُ سيدنا ابراهيم اسماعيل إسحاق داوُدْ و سولايمان زكريا و يحيى هارون و موسى و عیسی و محمد مصطفى و علي أ له وصحبه اجمعين اللهم صل علي سيدنا مَحْدِيّوُلْ مُنْتَظَرْ
وعلي أ له وصحبه اجمعين,اللهم صل علي سيدنا جميع الأنبياء والمرسلون ,اللهم صل علي سيدنا جبرائیل,ميكاءيل اسرافيل عزرائيل فرياءيل اللهم صل علي سيدنا ملكء حملءي عرش
اللهم صل علي سيدنا منكر نكر
اللهم صل علي سيدنا الملائكي كراماً كاتبين،
اللهم صل علي سيدنا الملائكي محافظون،
اللهم صل علي سيدنا جميع الملائكةُ المُقَرَّبوُنْ والْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بصلواة رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب صلواة برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين
SALAVATI KASR
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.
Allahumme salli ala seyyidina Ademe, seyyidina Nuh ve ala ehli Nuh, seyyidina ibrahime, ismaile, ishaga Davude ve Süleymane, Zekeriya ve Yahya,Harun ve Musa ve isa ve Muhammed Mustafa ve ala elihi vesahbihi ecmaiyn.
ve sallu ala seyyidina Mehdiyil Müntezar ve ala elihi vesahbihi ecmaiyn.
Allahumme salli ala seyyidina Cemi il enbiyai velmürselin,
Allahumme salli ala seyyidina Cebrail, Mikail, israfil, Azaril, Feryail,
Allahumme salli ala seyyidina Melekei Hameleyi Arş,
Allahumme salli ala seyyidina Münker Nekir,
Allahumme salli ala seyyidina Kiramen Katibiyn Meleklerim,
Allahumme salli ala seyyidina Hafaza Meleklerim,
Allahumme salli ala seyyidina Cemi il Melaiketül Mukarrebun.
velhamdülillahi Rabbel Alemiyn.
Bizim ve Ehlimizin Üzerine yapılmış olan Büyü sihir ve tasallutu ben bu ayet ve dualar ile bozdum iptal eyledim , sende boz iptal eyle ya rabbi (Veye her kim için ise Falanın filanın üzerine yapılmış olan Büyü sihir ve tasallutu ben bu ayet ve dualar ile bozdum iptal eyledim , sende boz iptal eyle ya rabbi)
قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُم بِهِ ٱلسِّحْرُ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبْطِلُهُۥٓ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ ٱلْمُفْسِدِينَ
gâle mûsâ mâ cié'tum bihis sıhr, innallâhe seyubtıluh, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Bu sizin yaptığınız sihirdir. Muhakkak Allah onu iptal edecektir. Şüphesiz ki, Allah fesatçıların işini düzeltmez.
Rabbena vetekabbel bi duai ve salavati, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duai ve salavati birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.
Raşit Tunca
Bu Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Avusturya Gümünd ili Schrems ilçesi Bugün 26 Ağustos 2024 Pazartesi saat sabah 7:32
Fetva Kaynak
Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
