MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
|
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,305 » Forum posts: 5,909 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
EKBER ŞAH KİMDİR
Bâbür Şah tarafından Hindistan’da kurulan Bâbürlüler Gürgâniyye Türk. İmparatorluğunun üçüncü hükümdarı. İsmi Celâleddîn Muhammed olup, künyesi Ebü’l-Feth’dir. Ekber Şah diye meşhûr olmuştur. Tîmûr Hân’ın soyundan olan Bâbür Şah’ın torunu; Hümâyûn Şâh’ın oğludur. Annesinin ismi Hamîde Bânû’dur. 1542 (H. 949)’da Ömerkut’ta doğdu. Babasının vefatı üzerine 1556 (H. 964)’de hükümdar oldu. Dîn-i ilâhî adıyla yeni bir din kurdu. Sapık fikirlerine karşı çıkan Ehl-i sünnet âlimlerine ve müslümanlara baskı ve zulüm yaptı. 1605 (H. 1014) senesinde şiddetli bir dizanteri hastalığına yakalanarak öldü. Behişt-Âbâd denilen yerde defn edildi.
Ekber Şah, küçük yaşından îtibâren babasının yanında önemli hizmetlerde bulundu. 1555 (H. 963)’de Serhend’i Hümâyûn Şah zabt etti. Daha sonra Afganlı Sûr hükümdarı Sikender Şah büyük bir kuvvetle kaleyi geri almak için Serhend üzerine yürüdü. Bu sırada rahatsız olan Hümâyûn Şah, ordusunun başına kendisini temsil etmek üzere oğlu Ekber Şâh’ı gönderdi. Sikender Şâh’ı mağlûb eden Ekber Şah on üç yaşındayken ilk başarısını elde etti. Aynı yıl içinde yanına Atabeg olarak vazifelendirilen Bayram Hân’la birlikte, Pencap valiliğine tâyin edildi. Hümâyûn Şâh’ın 1556 (H. 964)’de vefatı üzerine Ekber Şah on dört yaşında tahta geçti.
Gürgâniyye tahtına geçtiği zaman devletin toprakları fazla geniş değildi. Babasının ölümü ile Delhi ile Agra elden çıkmıştı.
Çocuk denecek yaşta hükümdar olan Ekber, Atabeg Bayram Hân’ın da tecrübelerinden istifâde ederek, kısa zamanda çevresinde hâkimiyeti sağlayıp, Delhi ve Agra’yı tekrar ele geçirdi. Böylece kuzey Hindistan’daki Türk hâkimiyeti yeniden kurulmuş oldu.
Zamanının ilk yedi senesinde, harplerle meşgul olan Ekber, ilk iş olarak Delhi ile Agra arasındaki memleketlerde hâkimiyetini te’sis etti. 1567’de Racputlar’ın kalesi Çitor’u ve Ecmîr’i zapt etti. 1572’de Gücerat’a yürüyerek, müstakil Ahmedebâd sultanlarının sonuncusunu mağlûb etti ve bu ülkeyi, hükümdar naibi tarafından idare edilen mümtaz bir eyâlet hâline getirdi. Ganj vadisi de imparatorluk sınırları içine alındı. Ayrıca 1578’de Orissa, 1581’de Kâbil, 1587’de Keşmir, 1592’de Sind ve 1594’de Kandehar ele geçirildi. Bundan sonra, Dekken’in müslüman hükümdarları üzerine asker göndererek Berar şehrini ele geçirdi.
Ülkesinin sınırlarını genişleten Ekber Şah, içeride de bir takım idarî, siyâsî ve dinî reformlara girişti. O zamana kadar yürürlükte olan toprak ve devlet me’murlarının maaş sistemini değiştirdi. Bütün zeametleri hükümdara bağlı devlet mülkü hâline getirdiği gibi, devlet me’mûrlarının mertebe ve derecelerini de tesbit etti. Kurduğu bu sistemleri uygulayabilmek için sert tedbirlere baş vurdu. Bu düşündüklerini yapabilmek için de Muzaffer Hân Turbatî’yi baş vezîr tâyin etti ve Todor Mal’fda ona yardımcı verdi. Bu çalışmalarını halk ve idareciler iyi karşılamadı. Az zaman içinde Muzaffer Hân’la arası açılan Ekber Şah, onu vazifeden alıp, yerine Todor Mal’ı baş vezir yaptı. Todor Mal’ın ibtidâî idare metodları halkı bîzâr etti.
Gençliğinde oyun ve eğlence ile vakit geçiren Ekber Şâh’ın okumaya karşı hevesi olmadığından, Abdüllatîf Kazvînî’nin bütün gayretlerine rağmen okuma yazma öğrenmemişti. Kendisi okuyamadığı için, etrafındakilere okutup dinlemek suretiyle târihe, felsefeye, dînî akîde ve ibâdetlere dâir çok şeyler öğrendi. Ekber Şah, bu suretle Hindistan’da yaşayan dinlerle ve felsefî ekollerle ilgili bir çok bilgileri de öğrendi. Hint racalarının kızlarıyla da evlenmesi sebebiyle hindu inanışları, âdet ve âyinlerinin etkisinde de kalan Ekber Şah, mecûsî, hindû, hıristiyan ve başka bozuk dinlere mensûb kimseleri sarayında toplayıp, onlar arasında münazaralar tertiplemeye başladı. Bu dinlere ait çeşitli kitapları Fârisî lisânına tercüme ettirdi. Sapık hocası Abdüllatîf Kazvînî’nin, muhtelif din ve mezhepler ile ırklar arasında karşılıklı müsamahaya dayanan Sulh-i Küllî (Umûmî barış ve herkesin istediği dîne inanması) fikrini kabul ederek, müdâfaa etmeye başladı. Dînî konularda kendisinin tek yetkili müctehid olduğunu ileri sürerek, çevresine kabul ettirmeye çalıştı. Bozuk ve sapık din adamlarının da yardımıyla, İslâm dîninde bir çok değişiklikler yapmaya çalıştı. Fakat Ehl-i sünnet âlimlerinin karşı çıkmasıyla fazla taraftar bulamadı. Başarılı olamayacağını anlayınca, makamını da kullanarak yeni hîle ve desîselere başvurdu.
Bu sırada çeşitli sapık fikir ve dinlerin etkisinde kalan Ebü’l-Fadl ve kardeşi Feyzî Hindî saraya kabul edildi. Ebü’l-Fadl daha sonra Ekber Şâh’ın en fazla îtimâd ettiği adamlarından oldu. Hükümdar, fikirlerine çok değer verdiği için onu baş vezir tâyin etti. Ebü’l-Fadl, hükümdarın çevresinde ona nasihat edebilecek kimseyi bırakmadı. Sapık fikirlerini hükümdara kabul ettirip, bütün hareketlerini kontrol altına aldı. Riyakârlık ve dalkavuklukta da eşsiz olan Ebü’l-Fadl, Ekber Şâh’ın bâzı akıl ve mantık dışı hareketlerine, fevkalâde bir işmiş gibi değer veriyor, hattâ kasîdevemedhiyeleriyle onu dünyâya ilâhî bir vazîfenin îfâsı için gelmiş bir hükümdar olarak öğüyordu. Ebü’l-Fadl, İslâm dîni ile ilgili hususlarda Ekber Şâh’ı iyice şüpheye düşürdü. Tamamen Ebü’l-Fadl’ın etkisine giren Ekber Şah, ona Ekbernâme adlı bir târih kitabı ve Âyin-i Ekber, adlı bir kitap yazdırdı. Feth Pür Sîkrî sarayında büyük bir dîvânhâne inşâ ettiren Ekber Şah, buna ibadethane adını verdi. Burası ibadethane olmaktan ziyâde münazara yeri idi. Sinsi bir şekilde hareket edip, buraya şeyhleri, seyyidleri, ulemâyı ve saray mensuplarından din ilimleri ile meşgul olanları toplayarak münazaralar yaptırdı. Önceleri yalnız müslümanların çağırıldığı bu yerlere sonraları; hıristiyanlar, hindular, caynîler, zerdüştîler ve sâbiîler de çağrıldı. Ebü’l-Fadl tarafından hazırlanan sinsi soruları, orada bulunan kimselere soran Ekber Şah, her dîne mensup kişilerden değişik cevaplar alıyordu. Bu münazaralar sırasında bilhassa zerdüştîlerin fikirlerinin etkisinde kalan Ekber Şah, sarayda, güneşe saygı duruşunda durulması ve akşamları kandillerin yandığı sırada âyinler yapılmasını emretti. Hattâ Zerdüştî olduğunu söyleyenler bile oldu.
Sapık ve bozuk din adamlarının hazırlayıp imzaladığı bir arîza ile Ekber Şâh’ın, dünyâ işlerinde olduğu gibi, din işlerinde de tam yetkili olduğu bildirildi. Ekber Şah bu arızayı tasdik ederek, kendisinin hatâ etmez, vasfına muâdil bir ruhanî selâhiyete sâhib olduğunu söyledi. Hakîkî Ehl-i sünnet âlimlerinin karşı çıkması ve müslümanların isyan etmesi üzerine hareketlerini, müslümanları yatıştıracak şekilde ayarladı. Hıristiyan din adamlarının da etkisinde kalan Ekber Şah, Cizvitlerin küçük bir kilise açmalarına ve dinlerini neşretmelerine izin verdi. Hattâ kendisi de kiliseye giderek kapısından girerken diz çökmek suretiyle hürmetini belirtti. Oğullarını hıristiyanlığı öğrenmeleri için rahiplerin yanına gönderdi.
Ekber Şâh’ın bu müsamahakâr davranışları sebebiyle Hindistan’da hıristiyan misyonerlerin faaliyetleri arttı. Hindistan’daki bütün dinlere karşı müsamahakâr davranan Ekber Şah, İslâm dînine ve müslümanlara karşı aynı müsamahayı göstermediği gibi, müslümanlara ve Ehl-i sünnet olan İslâm âlimlerine işkence ve zulm yapmaya başladı. Onun bu davranışı, müslümanlar tarafından şiddetle tepki gördü. Müslümanlar dinlerinin tehlikede olduğuna ve Ekber Şâh’ın yerine Kabil emîri ve baba tarafından Ekber Şâh’ın kardeşi olan Muhammed Hâkim’i geçirmekten başka çâre kalmadığını hükmettiler. Önce, Bihârve Bengal müslümanları baş kaldırdı. Fakat Ekber Şah bu haklı direnişi kanlı bir şekilde bastırdı ve Muhammed Hâkim’i de Kabil emirliğinden azl etti. Yerine kız kardeşi Baht-ün-Nisâm Begüm’i geçirip 1581 (H. 989)’da Feth Pür Sîkri’ye döndü. Daha sonra Muhammed Hâkim’i affedip tekrar Kabil valiliğine tâyin etti.
1582 (H. 990) senesinde bütün eyâlet valilerinin sarayda bulunmaları fırsatından istifâde ederek, Hindu ve müslüman topluluklar arasında din ayrılığı sebebiyle düşmanlıklar meydana geldiğini ileri sürerek ve bu çirkin maksadın arkasına gizlenerek, bütün Hindistan için Dîn-i Hak veya Dîn-i İlâhî adı ile yeni bir din kurduğunu îlân etti.
Bu dîne göre, Ekber Şah, Allah’ın mutlak vekîli idi. Ona bağlananlar; mal, can, namus ve îmân nâmına neleri varsa hepsini ona vereceklerdi, Bu dîne girebilmek için dört dereceden geçmek gerekiyordu. Dîne girmek için sarığını çıkarıp eline almak ve Ekber Şâh’ın ayağına kapanmak gerekliydi. Bu hareketin mânâsı, bütün fenalıkların başı sayılan hırs ve bencillikten kurtulmak olarak kabul ediliyordu. Bu şekilde Ekber Şah’ın ayağına kapanan kimseyi, Ekber Şah kaldırır, sarığını başına geçirir, böylece o kimse zahirî hayâttan kurtulup hakîkî hayâta girmiş sayılırdı. Ekber Şah ona, üzerinde kendi resmi ile Allahü ekber yazılı bir şilt verirdi.
Bu dîne mensûb olanlar İslâm dîninin bildirdiği gibi selâm vermezler, selâm veren kimse Allahü ekber der, cevap veren de Celle celâlüh derdi. Ekber Şâh’ın birinci sözde Ekber, ikincisinde Celâl isminin zikr edildiğine inanılırdı. Bu dinde abdest almak yoktu ve et yemek yasaktı. Ancak yaban domuzu ve kaplan eti yenilebilirdi. Doktorların rapor vermesi şartı ile şarap mubahtı. Sarhoş olmak yasakdı. Yeni dîne girenler; “Ben filan oğlu filan, babamdan, anamdan Öğrendiğim İslâm dîninden kendi arzum ile çıktım. Şah Ekber’in İlâhî itikadını kabul ediyor ve böylece mal, can, namus ve dînimi fedaya hazır olduğumu beyân ediyorum” sözlerini ihtiva eden bir beyannameyi doldururlar ve bunu yeni dînin imâmı sayılan Ebü’l-Fadl’a teslîm ederlerdi.
İslâm dîninin emirleri olan ibâdetler yasak edilmiş, İslâm bayramları kaldırılıp yerine parsîlerin on dört bayramı konmuş, Arapça’nın öğrenilmesi yasaklanmıştı. Ekber Şah, Nevruz bayramlarını en muhteşem şekilde kutlar ve şiddetle karşı olanları dahî bu törenlere katılmaya davet ederdi.
Bu dinde güneşe; sabah, ikindi, gurub vakitlerinde ve gece yarısı tapılırdı. Güneşin Sanskrit dilince bin bir adı toplanıp zikir gibi kullanılmak üzere dağıtılmıştı. Ekber Şah her sabah güneş doğarken bir Brehmen’in yardımıyla bu binbir kelimeyi söyler, sonra sarayın bir penceresinden görünür ve sarayın önünde biriken halk birden yere kapanarak secde ederlerdi. Ekber Şâh’ın sarayında İslâm dîni ile alay edilir, İslâmî ibâdetlerin mânâsız ve mantıksız şeyler olduğu anlatılır, İslâm dîni aleyhinde şiirler düzülür, sokaklarda okumak için insanlar kirşlanırdı.
Kurduğu dînin temel esasları açıklanan Ekber Şah, inançlar ve dinler arasında eşitlik esâsına uyuyorum diyerek, İslâm dîninin îmân ve ibâdet esaslarını değiştirmeye çalışmış, Allahü teâlânın isminden sonra Peygamber efendimizin ismini zikr etmeyi yasaklamıştı.” Mnuhammed resûlullah (Muhammed aleyhisselâm Allah’ın Resûlüdür)” yerine “Ekber Halîfetullah (Ekber, Allah’ın halîfesidir)” ibaresini koydurmuştu. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem ismine karşı aşırı düşmanlığı sebebiyle, kumandanlarından isimlerinin içinde Muhammed kelimesi geçenlerin isimlerini değiştirmişti. Son zamanlarına doğru camileri tahrip ettirmişti.
Müslümanlığa karşı aşırı kin duyan Ekber Şah, kendi dîninde, İslâm dîninden hiç bir emre yer vermediği gibi, Sulh-ü küllinin (herkesin barış içinde yaşaması ve inancında serbest olması) savunucusu olduğunu söylemesine rağmen, İslâm dînini tamamen terk etti ve düşman oldu. Bu sebeple 1582 (H. 990)-1585 (H. 993) yılları, müslümanların en çok baskı ve zulüm gördüğü yıllar oldu. İki bin yılının müceddîdi yenileyicisi olan ve Ekber Şah zamanında yaşayan İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Mektûbat kitabının 1. cild 47. mektubunda; “Ekber Şâh’ın hükümeti zamanında, müslümanların başına ne sıkıntılar ne felâketler gelmişti, hepimiz biliyoruz” buyurmak suretiyle bu zulüm ve işkenceyi bildirmişlerdir. Bütün bu baskı ve zulümlere rağmen Ekber Şâh’ın yeni dînini kabul edenlerin sayısı bir kaç bini geçmemişti. Onun dînini idareci ve ileri gelen kimselerden sâdece on sekiz kişi kabul etti.
Ekber Şah, 1605 (H. 1014) senesinin Ekim ayı içinde şiddetli bir dizanteri hastalığına tutuldu. 22 gün hasta yattıktan sonra fecî bir şekilde öldü. Kendisi; sözleriyle, fikirleriyle ve davranışlarıyla müslümanlıktan çıkmış olmasına rağmen, cenazesi İslâmî usûllere göre kaldırıldı. Cesedi saraydan on kilometre kadar uzaklıkta olan ve o zamanlar Behiştâbâd denilen, daha sonra Sikender adı verilen bahçeye defn edildi. Oğlu tarafından üzerine büyük bir türbe yaptırıldı.
Ekber Şâh’ın ölümü üzerine yerine oğlu Selim Cihangir geçti. Babasının kurduğu dîne ve sapık inanışlarına karşı olan Selim Cihangir zamanında, İmâm-ı Rabbânî gibi büyük Ehl-i sünnet âlimlerinin de gayretleriyle, küfür, bid’at ve sapıklıklarla dolu olan Ekber Şâh’ın yeni dîni tamamen ortadan kalktı. Ayrıca Ekber Şâh’ın İslâm düşmanlığını bilen ve hıristiyanlara karşı iyi niyetli olduğunu gören İngilizler, misyonerleri vasıtasıyla Hindistan’a girmeye başladılar. Sömürge olarak elde etmek istedikleri Hindistan’da, Kalküte şehrinde ticarethaneler açmak için Ekber Şâh’dan izin aldılar. Daha sonraki sultanlar zamanında da arazi satın aldılar. Bunları muhafaza için asker getirdiler. Bu suretle Ekber Şah, ilk defa İngilizlerin Hindistan’da hâkimiyet kurup sömürge hâline getirmelerine sebeb oldu.
Türklerin kökeni
Tevârih-i Al-i Selçuk, İslâm öncesi Türk tarihinden Osmanlıların kuruluşuna kadar geçen dönemin anlatıldığı tarihi bir kaynaktır. Dört bölümden oluşan eserin birinci bölümünde Türk ve Moğol boylarının tarihi ile şeceresi ve Oğuz boylarının isimleri, tamgaları, ongunları, Türklerdeki toy, orun, ülüş adetleri ve uygulanması, Selçuklular dönemi ordu sistemi, unvanlar ve o dönemde Anadolu'daki yer ve şahıs adları hakkında bilgiler içerir.
Ebü Hayyan, Oğuz boy adı için kendi sözlüğünde, "Yafes'ten sonra Türklerin büyük babasıdır." (Abū'l-Tūrku'l-kebir bade'l-yāfes) şeklinde tanımlamıştır. Tevrat'ta ise mevcut rivayetlerle Türk soyunun Nuh peygamberin oğlu olan Yafes'ten geldiği söylenir.
Oğuzlar:
Oḡuz șuʿbesi șöyle-kim anuñ șerḥi Oḡuz-nāme’de ve Cami'üt-Tevarihte gelür, anuñ altı oḡlı vār-ıdı ve anlaruñ her birinüñ Ḥātūnlarından dörder oḡlānları vār-ıdı. Ve Oḡuz çerinüñ șaḡ ḳolı ve șol ḳolın anlara virdi, bu mūcebce ki ẕikr olınur:
Șaḡ Ḳol:
Gün Ḫan, Ay Ḫan, Yılduz Ḫan
Ḵayı, Bayat, Yazur, Döger, Ușar (Avşar), Ḳayzıḳ (Kızık), Alḳaövli, Ḳaraövlü, Davdarḡa (Dodurğa), Yaparlu, Bigdeli, Ḳarḳın.
Șol Kol:
Gök Ḫan, Ṯaḳ Ḫan, Dingiz Ḫan
Payındur (Bayındur), Becene (Biçene), Salur, İgdür, Bügdüz, Çavundur, Cibini (Çepni), Alayundlu, Evdagir (Üregir), Yıva, Ḳınuḳ.
Șuʿbe:
Oḡuz’uñ ḳardașları ve baʿżı ʿammuzādeleri ki anuñ-ıla müttefìḳ oldılar:
Ayģur, Ḵanḵlı, Ḳapçaḳ, Ḳarluḳ, Ḳılıç (Ḳalaç), Aḡaçeri
Oḡuz’uñ ʿammūları ḳavmlarınuñ șuʿbeleri:
Or Ḫan ve Gür Ḫan ve anuñ ḳardașları ve anuñ oḡlanları ki Oḡuz-ıla müttefìk degüller idi. Ve bu ḵavmler ki iki ḳısım dururlar, biri ol ki anlaruñ așlı ve șuʿbeleri ḳadìmlıḳ cihetiyle mufașșal [ve] maʿlūm degül ve biri ol ki tafãìl-ile maʿlumdur.
Tevârih-i Al-i Selçuk, İslâm öncesi Türk tarihinden Osmanlıların kuruluşuna kadar geçen dönemin anlatıldığı tarihi bir kaynaktır. Dört bölümden oluşan eserin birinci bölümünde Türk ve Moğol boylarının tarihi ile şeceresi ve Oğuz boylarının isimleri, tamgaları, ongunları, Türklerdeki toy, orun, ülüş adetleri ve uygulanması, Selçuklular dönemi ordu sistemi, unvanlar ve o dönemde Anadolu'daki yer ve şahıs adları hakkında bilgiler içerir.
Ebü Hayyan, Oğuz boy adı için kendi sözlüğünde, "Yafes'ten sonra Türklerin büyük babasıdır." (Abū'l-Tūrku'l-kebir bade'l-yāfes) şeklinde tanımlamıştır. Tevrat'ta ise mevcut rivayetlerle Türk soyunun Nuh peygamberin oğlu olan Yafes'ten geldiği söylenir.
Oğuzlar:
Oḡuz șuʿbesi șöyle-kim anuñ șerḥi Oḡuz-nāme’de ve Cami'üt-Tevarihte gelür, anuñ altı oḡlı vār-ıdı ve anlaruñ her birinüñ Ḥātūnlarından dörder oḡlānları vār-ıdı. Ve Oḡuz çerinüñ șaḡ ḳolı ve șol ḳolın anlara virdi, bu mūcebce ki ẕikr olınur:
Șaḡ Ḳol:
Gün Ḫan, Ay Ḫan, Yılduz Ḫan
Ḵayı, Bayat, Yazur, Döger, Ușar (Avşar), Ḳayzıḳ (Kızık), Alḳaövli, Ḳaraövlü, Davdarḡa (Dodurğa), Yaparlu, Bigdeli, Ḳarḳın.
Șol Kol:
Gök Ḫan, Ṯaḳ Ḫan, Dingiz Ḫan
Payındur (Bayındur), Becene (Biçene), Salur, İgdür, Bügdüz, Çavundur, Cibini (Çepni), Alayundlu, Evdagir (Üregir), Yıva, Ḳınuḳ.
Șuʿbe:
Oḡuz’uñ ḳardașları ve baʿżı ʿammuzādeleri ki anuñ-ıla müttefìḳ oldılar:
Ayģur, Ḵanḵlı, Ḳapçaḳ, Ḳarluḳ, Ḳılıç (Ḳalaç), Aḡaçeri
Oḡuz’uñ ʿammūları ḳavmlarınuñ șuʿbeleri:
Or Ḫan ve Gür Ḫan ve anuñ ḳardașları ve anuñ oḡlanları ki Oḡuz-ıla müttefìk degüller idi. Ve bu ḵavmler ki iki ḳısım dururlar, biri ol ki anlaruñ așlı ve șuʿbeleri ḳadìmlıḳ cihetiyle mufașșal [ve] maʿlūm degül ve biri ol ki tafãìl-ile maʿlumdur.
Oğuz Boyları
Eski Oğuzca'da "Ongun" kelimesi "Totem" anlamındadır. L. Rásonyi'de Ongun'un Türkçe bir kelime olduğunu, Abdülkadir İnan, ise bu kelimenin moğolca kökenli olduğunu ifade eder.Bahaeddin Ögel'de, aslında Ongun sözü moğolcadır. Bunun Türkçesi "Töz"dür. Töz türkçede "kök-menşe" anlamına geldiğini söyler. Oğuz destanlarına göre, her boyun bir kuş sembolü vardır. Bu kuşlar da genel olarak yırtıcı kuşlardan seçilmiştir. Moğol tarihçisi Reşideddin Fazlullah, bu kuşlara Ongon deyimini kullanmış ve bu suretle deyim günümüze kadar ulaşmıştır.
Ebulgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk eserine göre: Salur boyunun ki kartal, Dodurğa boyunun kızıl kartal, ve Kınık boyunun da ak kartal'dır. Kartal, Altay mitolojisinde en büyük Tanrı sayılan Ülgen'in yedi oğlundan biridir.
Kınık boyu : cürre karcığay, yani çakırdoğanın erkeği (Farsça cürre = kuşların erkeği)
Kayı boyu : sungur (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin'dir.), yani şahinlerin en büyüğü olan akdoğan'dır.
Bayındır boyu : laçin (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin'dir), gezgin şahin.
Yıva boyu : tuygun, yani yaşlı erkek çakırdoğan. Prof. Bazin Özbekçedeki karşılığını bulmuştur: kari erkek karcıyağ.
Salur boyu : bürgüt, yani kral kartal.
Afşar boyu : çure-laçin, yani erkek Bayağı doğan falco peregrinus.
Begtili boyu : bahri, yani pandion haliaetos, yani küçük balıkçıl kartal ya da balık-kartal.
Büğdüz boyu : italyu (tam olarak köpekleri alan anlamındadır), yani falco lanarius (Rusçada balaban), av için yetiştirilen dişi ya da kutsal doğan'dır.
Bayat boyu : ükü, yani grandük.
Yazır boyu : turumtay (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde çakır'dır.), yani bozdoğan (Falco columbarius aesalon).
Eymür boyu : adı bilinmeyen bu kuşa isperi, falco subbuteo, yani delicedoğan denebilir.
Karabölük boyu: küyenek sarı, yani küçük sarı kerkenez (küye’nin nek’le kısaltılmışı).
Alkaevli boyu : küyenek, yani kerkenez.
İğdir boyu : karcığay, falco columbarius, yani çakırdoğan.
Üreğir boyu : biku, yani gecekuşu.
Tudırka boyu: kızıl karcığay, yani kızıl çakırdoğan.
Ulayundluğ boyu : yağalbay, falco vespertinus, yani gece çakırdoğanı.
Tüger boyu : küçügen, yani kuzuların büyük çakırdoğanı.
Peçenek boyu : ala toğunak, lanius exubitor, yani haşarat yiyen boz saksağan'dır.
Çavuldur boyu : buğdayınık. Kononov’un bunu Humay olarak yorumlaması yanlıştır. Kırgız halkbiliminde yer alır. Adı buğdaykuşu olduğu düşünülür.
Çepni boyu : humay. Farsça hüma. Bu kez hatayı Ebulgazi Bahadur Han yapmıştır. Gerçekte ongun’ları kumay, yani kar çakırdoğanı'dır.
Çarukluğ boyu : sarı karcığay, yani sarı çakırdoğan.
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg)
Eski Oğuzca'da "Ongun" kelimesi "Totem" anlamındadır. L. Rásonyi'de Ongun'un Türkçe bir kelime olduğunu, Abdülkadir İnan, ise bu kelimenin moğolca kökenli olduğunu ifade eder.Bahaeddin Ögel'de, aslında Ongun sözü moğolcadır. Bunun Türkçesi "Töz"dür. Töz türkçede "kök-menşe" anlamına geldiğini söyler. Oğuz destanlarına göre, her boyun bir kuş sembolü vardır. Bu kuşlar da genel olarak yırtıcı kuşlardan seçilmiştir. Moğol tarihçisi Reşideddin Fazlullah, bu kuşlara Ongon deyimini kullanmış ve bu suretle deyim günümüze kadar ulaşmıştır.
Ebulgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk eserine göre: Salur boyunun ki kartal, Dodurğa boyunun kızıl kartal, ve Kınık boyunun da ak kartal'dır. Kartal, Altay mitolojisinde en büyük Tanrı sayılan Ülgen'in yedi oğlundan biridir.
Kınık boyu : cürre karcığay, yani çakırdoğanın erkeği (Farsça cürre = kuşların erkeği)
Kayı boyu : sungur (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin'dir.), yani şahinlerin en büyüğü olan akdoğan'dır.
Bayındır boyu : laçin (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde şahin'dir), gezgin şahin.
Yıva boyu : tuygun, yani yaşlı erkek çakırdoğan. Prof. Bazin Özbekçedeki karşılığını bulmuştur: kari erkek karcıyağ.
Salur boyu : bürgüt, yani kral kartal.
Afşar boyu : çure-laçin, yani erkek Bayağı doğan falco peregrinus.
Begtili boyu : bahri, yani pandion haliaetos, yani küçük balıkçıl kartal ya da balık-kartal.
Büğdüz boyu : italyu (tam olarak köpekleri alan anlamındadır), yani falco lanarius (Rusçada balaban), av için yetiştirilen dişi ya da kutsal doğan'dır.
Bayat boyu : ükü, yani grandük.
Yazır boyu : turumtay (Reşideddin Fazlullah’ın listesinde çakır'dır.), yani bozdoğan (Falco columbarius aesalon).
Eymür boyu : adı bilinmeyen bu kuşa isperi, falco subbuteo, yani delicedoğan denebilir.
Karabölük boyu: küyenek sarı, yani küçük sarı kerkenez (küye’nin nek’le kısaltılmışı).
Alkaevli boyu : küyenek, yani kerkenez.
İğdir boyu : karcığay, falco columbarius, yani çakırdoğan.
Üreğir boyu : biku, yani gecekuşu.
Tudırka boyu: kızıl karcığay, yani kızıl çakırdoğan.
Ulayundluğ boyu : yağalbay, falco vespertinus, yani gece çakırdoğanı.
Tüger boyu : küçügen, yani kuzuların büyük çakırdoğanı.
Peçenek boyu : ala toğunak, lanius exubitor, yani haşarat yiyen boz saksağan'dır.
Çavuldur boyu : buğdayınık. Kononov’un bunu Humay olarak yorumlaması yanlıştır. Kırgız halkbiliminde yer alır. Adı buğdaykuşu olduğu düşünülür.
Çepni boyu : humay. Farsça hüma. Bu kez hatayı Ebulgazi Bahadur Han yapmıştır. Gerçekte ongun’ları kumay, yani kar çakırdoğanı'dır.
Çarukluğ boyu : sarı karcığay, yani sarı çakırdoğan.
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg)
Oğuz Boyları Tamgaları
Aileler (oguşlar) birleşerek urug (oymak)ları, uruglar birleşerek boyları, boylar birleşerek bodunları, bodunlar da birleşerek elleri (illeri) oluşturur. Bu kelimenin baş harfi "i" ile "e" karışımı bir sesle okunmaktadır. Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Bodun yöneticisine han, el yöneticisine kağan denilmektedir.
Kayığ, Afşar, Bayat, Yazgır dört Oğuz boyları Reşideddin Fazlullah'a göre Bozoq boy (sağ kolu) birliğine, diğer on ikiside Üčoq boy (sol kolu) birliğine uygundur. Cami’üt-Tevarih adlı kitabında iki grubun her biri oniki boyların Ordu'nun sağ ve sol kolundan oluştuğu aktarılmıştır.
Kaşgarlı Mahmud'a göre Divânu Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünün tamgaları Kaşgarlı bu tamgaların davarlara, yılkılara vurulduğunu söyler.
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg)
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-2.png]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-2.png)
Aileler (oguşlar) birleşerek urug (oymak)ları, uruglar birleşerek boyları, boylar birleşerek bodunları, bodunlar da birleşerek elleri (illeri) oluşturur. Bu kelimenin baş harfi "i" ile "e" karışımı bir sesle okunmaktadır. Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Bodun yöneticisine han, el yöneticisine kağan denilmektedir.
Kayığ, Afşar, Bayat, Yazgır dört Oğuz boyları Reşideddin Fazlullah'a göre Bozoq boy (sağ kolu) birliğine, diğer on ikiside Üčoq boy (sol kolu) birliğine uygundur. Cami’üt-Tevarih adlı kitabında iki grubun her biri oniki boyların Ordu'nun sağ ve sol kolundan oluştuğu aktarılmıştır.
Kaşgarlı Mahmud'a göre Divânu Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünün tamgaları Kaşgarlı bu tamgaların davarlara, yılkılara vurulduğunu söyler.
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-1.jpg)
![[Image: Oguz-Boylari_Tamgalari-2.png]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Oguz-Boylari_Tamgalari-2.png)
Adnan Menderes neden asıldı ?
Adnan Menderes Niçin Asildi?
ADNAN MENDERES NİÇİN ASILDI?
Uluslararası oyunun Türkiye uzantılarından biri de 27 Mayıs darbesidir. Demokrat Parti iktidarı; bir takım söylem ve eylemlerle, Siyonist Yahudi ve onun içerdeki işbirlikçilerini sıkıntıya soktu. Bunun sonucunda da idamlar geldi.
Adnan Menderes yakın tarihin, halk tarafından en çok sevilen liderlerinin başında gelmektedir. Arkasına geniş halk desteğini almasına rağmen Menderes niçin idam edildi? Ülkede her şey yolunda giderken, Menderes nasıl bir suç işledi ki, darbe ile devrilerek idamla sonuçlanan bir işkence sürecine sokuldu.
Adnan Menderes'i idamına götüren "Bebek" ve "Köpek" davaları mıydı? Elbette değildi. Menderes ve arkadaşlarını idama götüren, milli ve manevi değerlere yakın ilgi duymalardır. Adnan Menderes'i idama götüren nedenleri Menderes'in kendi beyanlarından dinleyelim.
* * *
Menderes diyor ki:
"Ben Müslüman'ım! Müslüman olduğumdan da şeref duyuyorum. Müslümanlığın çağdaşlaşması için çalışmalarımız var. Açtığımız okullar bunun delilleridir. İslâm dininin büyüklüğü, insani yönü, adaleti, ilmi ile en mükemmel dindir..."(14)
Adnan Menderes diyor ki:
"Türk milleti Müslüman'dır! Müslüman kalacaktır. İslamiyet'in bütün icabeti vatandaşlarımız tarafından tam bir serbestliğin içerisinde icra olunacaktır."(15)
* * *
Adnan Menderes diyor ki:
"İnkılâp kanunları halk tarafından benimsenmemişse, jandarma zoruna dayanacaksa, milli vicdanın hilâfına olan bu kanunları kaldırmak, demokratik idarenin başta gelen vazifesi olmak icap eder."(16)
* * *
Adnan Menderes, daha birkaç aylık başbakandır. İlk icraatlarından biri milletin sabırsızlıkla beklediği minarelerden aslına uygun ezan sesi duymaktır. Menderes gerekli kanuni düzenlemeyi yapar ve on beş yıl aradan sonra 17 Haziran 1950 günü ezan ülke semalarında Bilal–i Habeşi'nin okuduğu lisan üzere okunur. O gün Ramazan ayının ilk günüdür. Yıllar sonra minarelerden ezan–ı Muhammedi orijinal hali ile bir mübarek günde duyuldu.
Bu hadise çoklarını rahatsız etmişti. Başta da cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı…
DARBE ŞARTLARINI HAZIRLADILAR
Rahmetli Menderes'in söylem ve icraatları malum mihrakları harekete geçirdi. Siyonist Yahudi ve onların içerdeki işbirlikçileri ve yardakçısı olan mason locaları harekete geçti.
27 Mayıs darbesinin önemli isimlerinden biri olan Orhan Erkanlı'ya kulak verelim:
"İhtilal yapacak olan teşkilatın kuruluşu 1955 yılıdır."(17)
1955 yılında Türkiye'de darbeyi gerektirecek bir hâl var mıydı? Ülkenin dört bir yanına huzur ve güven ortamı hâkimdi. Köylüler, işçiler ve geniş halk kitleleri hayatlarında ilk defa para yüzü görmüş, hakkını arama imkânı bulmuş, kısaca insan olduğunu anlamıştı. İnsanlar mal ve can güvenliklerinin sağlandığını hissettiler. İlginçtir böyle bir ortamda darbe hazırlığına başlandı.
Orhan Erkanlı: "1956 yılına gelindiğinde ordunun içinde bir sürü gizli kuruluş olduğundan şüphem yoktu."(18)
Birçok darbe teşkilatı, kime ve niçin darbe yapılacak. Ülkenin iyiye gitmesi birilerinin işine gelmemiş olacak ki, çok sayıda darbe organizasyonu oluşturuldu.
ADNAN MENDERES'İN İDAMINDA SİYONİST MASON VE ABD'NİN ROLÜ
Adnan Menderes'in istedikleri gibi olmadığını gören Siyonist Yahudi ve yandaşları darbe için düğmeye bastılar. Gelişmeleri yabancılardan dinleyelim. İspanyol tarihçi ve araştırmacı Prof. Miguel Angel Cabrera:
"1960'a kadar ABD için Türkiye'de her şey iyi gitti. Ama Washington Menderes Hükümetinin ABD'den koparak kendi ekonomik bağımsızlığını kazanmayı hedeflediğini öğrenince duruma müdahale etti ve Gürsel ABD'nin planladığı bu darbeyi kanlı bir şekilde gerçekleştirdi. (..) Bu tarihten sonra da Washington, kendi politik ve ekonomik menfaatleri nedeniyle birçok ülkede sık sık askeri darbe yaptırdı."(19)
Siyonist Yahudi ve ABD'nin oyununa alet olanlar, ülkeye hizmet ediyoruz, vatan millet edebiyatları ile aslında Siyonist Yahudi ve ABD çıkarlarına hizmet ediyorlardı.
Hiç şüphe yok ki, 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren subayların içinde vatanperver, milletini çok seven insanlarda vardı. Ne yazık ki sağlıklı düşünemediler ve vatana millete hizmet ediyoruz zannı ile Siyonist Yahudi ve ABD'ye hizmet ettiler.
Bu sadece 27 Mayıs'a mahsus değil, bütün zamanlar için geçerlidir.
27 MAYIS DARBESİNDESİYONİZM'İN ROLÜ
Emekli asker Memduh Eren, Masonların 27 Mayıs darbesindeki rollerini anlatıyor:
"Yurt dışında bir takım bağlantılar olmazsa darbenin başarı şansı yok. 27 Mayıs'ı düşünün. Başta Cemal Gürsel olmak üzere, Nasır Zeytinoğlu ve Agahi Şen, hepside evrensel örgütlerle bağlantılıdır. (..) Biz bu evrensel örgütlere Mason ve Bilderberg teşkilatlarına karşı çıktığımız için işkence gördük."(20)
Bugün olduğu gibi Menderes döneminde de Yahudi, Yahudi dönmesi ve Mason gazeteciler görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiler. Menderes'in ortadan kaldırılmasına yönelik planın en önde gelen isimlerinden biri Vatan Gazetesinin sahibi ve başyazarı Yahudi dönmesi ve mason Ahmet Emin Yalman'dır. (..) Yahudi Kiyam Levi, Yahudi dönmesi Naim Tirali, Burhan Arpad, ve aynı zamanda da Mason olan Sinan Korle, Münir Berik, Necmettin Sadak ve Üstad–ı Azam Selim Ragıp Emeç, bu kişiler ortak bir çalışma içerisine girerek yazdıkları veya sahip oldukları dönemin en yüksek tirajlı gazeteleriyle Menderes ve hükümeti aleyhinde düzenli ve sürekli olarak gündem oluşturdular.(21)
Menderes'in basındaki en büyük muhalifi Ahmet Emin Yalman ve sahibi olduğu vatan gazetesidir. Yalman, Menderes'in milli ve özellikle de dini çalışmalarına şiddetle muhalif olmuştur
BİR İTİRAF
27 Mayıs darbesini gerçekleştiren askerlerden biri, Milli Birlik Komitesi üyesi olan Suphi Gürsoytrak diyor ki
"ABD, 1960'tan önce ordumuzun her kesimine, en küçük birimine kadar her yere girmiştir. Örneğin bilmem neredeki bir alayda "uzman" sıfatıyla erler vardır. Subaylar, hepimiz er düzeyinde uzmanlara teslim edilirken ordu adına içimiz sızlıyordu."(22)
ABD'nin silahlı kuvvetler üzerinde ki; etkisinin boyutunu tam olarak anlamadan, hadiseleri doğru tahlil yapmak mümkün değildir.
DARBE ŞARTLARININ OLUŞTURULMASI
Bir CIA ajanı olan Philippe Agee, yabancı ülkelerde ABD'nin nasıl darbeleri hazırladığını şöyle anlatıyor:
1–Başbakan ya da partisini zayıflatmak için, içeride ve dışarıda yoğun propaganda çalışmasına başlanır.
2–Ekonomiyi güçsüzleştirmek için de yurtiçi ve yurt dışında yoğun faaliyet gösterip, kredi imkânları durdurulur.
3–Politik anarşi yaratmak amacıyla siviller arasında özel guruplar kurulup anarşi yaratılır.
CIA tüm dost ülkelerde gerçekleştirdiği askeri darbelerde bu sistemi uygulamış ve binlerce kişinin tutuklanması, işkence görmesi ve politik cinayetlere kurban gitmesinin birinci derecede doğrudan sorumlusu olmuştur.(23)
SONUÇ
Masonlar DP'ye daha ilk kuruluş aşamasından itibaren yerleşmeye başladı. Bunun ilk ve en önemli örneği yüksek dereceli bir mason olan Celal Bayar'dır. Bayar, milli ve dini duygularıyla halkına hizmet etmek isteyen Menderes ve emsallerinin kontrol altında tutulması, yönlendirilmesi ve gerekirse engellenmesi işinde en önemli görevi almıştır.(24)
27 Mayıs darbesinde Celal Bayar idam edilmemiştir. On yıllık demokrat parti iktidarında idam edilecek biri varsa en başta Celal Bayar olmalıydı. Celal Bayar için idam kararı verilmiş ama uygulanmamıştır. Anayasaya göre yaştan kurtulduğu söylenmiştir. Gerçek bu mudur? Elbette ki değil. Hocaları, şeyhleri idam ederken, yaş sınırı aramayanlar, Celal Bayar'da niçin yaş sınırı aramışlardır. Hangi yasaya göre… O tarihte yasa da, kanun da darbenin yöneticileridir.
Celal Bayar'ı kurtaran, karanlık mahfillerden başkası değildir.
Yıllardır oynanan oyunun şekli, yöntemi ve amacı aynı olmuştur. Değişen sadece zaman ve isimlerden başka bir şey değildir.
Bizden olan Yoruma Gelince Ayni Mason oyununa Atatürk peygamberimizi öven sözelri ile ve Diyaneti ve imam hatipleri acmasi ile ugradi ve ilac ile zehirleyip hastalndirdilar bu gün avrupada fici ile bira icen icki icen su yerine icki icen dolu neden onlar siroz olmuyorda ATamizi Mustafa Kemal Atatürkü Siroz oldu dediler halbuki siroz falan degil saglik ve ilac sanayisi masonlarin elinde ve o yüzden atatürkü kurban ettiler cünkü atatürk türk milletinin dininin müslüman kalmasi yolunda adimlar atinca masonlarin isine gelmedi ve ayni sistem Adnan menderes için gecerli ayni sistem yine Turgut özal rahmetlinin ölümü yine masonlarin oyunu adam birden bir gecede ölüverdi yine ilac sanayisi ve tib kurumu ellerinde olan masonlarin oyunu kim türk devletini milletini sivriltcek yükseltecek hemen önünü kesiyorlar. mustafa topaloglu bir ara televizyonda dediki bülent ersoy ileri giderdi amma onun önünü kestiler dedi yani ayni sistem kim afedesiniz bilmem neresini kaldirdi türk milleti ayaklandi hemen bir kah pe oyuna getirip bilemem neresini indirip kesiyorlar artik türk milletinin basina gelen degismez oyunlari siz anlayin.
Bu gün basbakan ve partisini de ellerine almislar güya dinci adi altinda ne atatük birkacaz nede türk milletinin savunan milleytci birakcaz diye hainlik ediyorlar ve önce deprem bilmem ne bahanesi cumhuriyet bayarami kutlamsi ertelendi ardindan hemen iscagi iscagina 19 mayis kutlanmaycak dedi yeni kah pe cocugunun biride twitere yazmis atatürkün gencilige hitabesi ve resimini okullardan kaldirsinlar demis ulen kah pe cocugu uruspu cocugu kimden destek buldu :basbakan ve cumhurbaskanin ve chp nin sahtekarliklari yüzünden fransizlara ermeni soykirimi var dedeirtip atasina türklere sövdüren basbakandan aldi bu cesareti artik vatani milleti satan celal bayarlar bir tane iken binler olmus meclisde hükümet yönetiyorlar ve vatani nasil satariz diye türlü türlü oyunlar yapiyorlar.
Ayni mason oyunu cünkü bizim vaazlarimizdan sonra dünya islam ve türklere yönelmisdiki taam hersey rayina gircek derken mason kah pe cocuklari arap bahari bilmem ermeni sorunun derken müslümanlarin önünü yine kesdiler artik hadim müslümanlarin ne cocugu olur ne ailesi nede devleti milleti artik kanuninin sarayindaki hadim edilm,is erkekler gibi adi erkek one minut derler sonra gider vatani starlar yani hadimdan ne olcak gayri seyi yokki kalksin ayaklansin. neyse fazla yoruma gerek yok anlayan anladi ne demek istedik
Adnan Menderes Niçin Asildi?
ADNAN MENDERES NİÇİN ASILDI?
Uluslararası oyunun Türkiye uzantılarından biri de 27 Mayıs darbesidir. Demokrat Parti iktidarı; bir takım söylem ve eylemlerle, Siyonist Yahudi ve onun içerdeki işbirlikçilerini sıkıntıya soktu. Bunun sonucunda da idamlar geldi.
Adnan Menderes yakın tarihin, halk tarafından en çok sevilen liderlerinin başında gelmektedir. Arkasına geniş halk desteğini almasına rağmen Menderes niçin idam edildi? Ülkede her şey yolunda giderken, Menderes nasıl bir suç işledi ki, darbe ile devrilerek idamla sonuçlanan bir işkence sürecine sokuldu.
Adnan Menderes'i idamına götüren "Bebek" ve "Köpek" davaları mıydı? Elbette değildi. Menderes ve arkadaşlarını idama götüren, milli ve manevi değerlere yakın ilgi duymalardır. Adnan Menderes'i idama götüren nedenleri Menderes'in kendi beyanlarından dinleyelim.
* * *
Menderes diyor ki:
"Ben Müslüman'ım! Müslüman olduğumdan da şeref duyuyorum. Müslümanlığın çağdaşlaşması için çalışmalarımız var. Açtığımız okullar bunun delilleridir. İslâm dininin büyüklüğü, insani yönü, adaleti, ilmi ile en mükemmel dindir..."(14)
Adnan Menderes diyor ki:
"Türk milleti Müslüman'dır! Müslüman kalacaktır. İslamiyet'in bütün icabeti vatandaşlarımız tarafından tam bir serbestliğin içerisinde icra olunacaktır."(15)
* * *
Adnan Menderes diyor ki:
"İnkılâp kanunları halk tarafından benimsenmemişse, jandarma zoruna dayanacaksa, milli vicdanın hilâfına olan bu kanunları kaldırmak, demokratik idarenin başta gelen vazifesi olmak icap eder."(16)
* * *
Adnan Menderes, daha birkaç aylık başbakandır. İlk icraatlarından biri milletin sabırsızlıkla beklediği minarelerden aslına uygun ezan sesi duymaktır. Menderes gerekli kanuni düzenlemeyi yapar ve on beş yıl aradan sonra 17 Haziran 1950 günü ezan ülke semalarında Bilal–i Habeşi'nin okuduğu lisan üzere okunur. O gün Ramazan ayının ilk günüdür. Yıllar sonra minarelerden ezan–ı Muhammedi orijinal hali ile bir mübarek günde duyuldu.
Bu hadise çoklarını rahatsız etmişti. Başta da cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı…
DARBE ŞARTLARINI HAZIRLADILAR
Rahmetli Menderes'in söylem ve icraatları malum mihrakları harekete geçirdi. Siyonist Yahudi ve onların içerdeki işbirlikçileri ve yardakçısı olan mason locaları harekete geçti.
27 Mayıs darbesinin önemli isimlerinden biri olan Orhan Erkanlı'ya kulak verelim:
"İhtilal yapacak olan teşkilatın kuruluşu 1955 yılıdır."(17)
1955 yılında Türkiye'de darbeyi gerektirecek bir hâl var mıydı? Ülkenin dört bir yanına huzur ve güven ortamı hâkimdi. Köylüler, işçiler ve geniş halk kitleleri hayatlarında ilk defa para yüzü görmüş, hakkını arama imkânı bulmuş, kısaca insan olduğunu anlamıştı. İnsanlar mal ve can güvenliklerinin sağlandığını hissettiler. İlginçtir böyle bir ortamda darbe hazırlığına başlandı.
Orhan Erkanlı: "1956 yılına gelindiğinde ordunun içinde bir sürü gizli kuruluş olduğundan şüphem yoktu."(18)
Birçok darbe teşkilatı, kime ve niçin darbe yapılacak. Ülkenin iyiye gitmesi birilerinin işine gelmemiş olacak ki, çok sayıda darbe organizasyonu oluşturuldu.
ADNAN MENDERES'İN İDAMINDA SİYONİST MASON VE ABD'NİN ROLÜ
Adnan Menderes'in istedikleri gibi olmadığını gören Siyonist Yahudi ve yandaşları darbe için düğmeye bastılar. Gelişmeleri yabancılardan dinleyelim. İspanyol tarihçi ve araştırmacı Prof. Miguel Angel Cabrera:
"1960'a kadar ABD için Türkiye'de her şey iyi gitti. Ama Washington Menderes Hükümetinin ABD'den koparak kendi ekonomik bağımsızlığını kazanmayı hedeflediğini öğrenince duruma müdahale etti ve Gürsel ABD'nin planladığı bu darbeyi kanlı bir şekilde gerçekleştirdi. (..) Bu tarihten sonra da Washington, kendi politik ve ekonomik menfaatleri nedeniyle birçok ülkede sık sık askeri darbe yaptırdı."(19)
Siyonist Yahudi ve ABD'nin oyununa alet olanlar, ülkeye hizmet ediyoruz, vatan millet edebiyatları ile aslında Siyonist Yahudi ve ABD çıkarlarına hizmet ediyorlardı.
Hiç şüphe yok ki, 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren subayların içinde vatanperver, milletini çok seven insanlarda vardı. Ne yazık ki sağlıklı düşünemediler ve vatana millete hizmet ediyoruz zannı ile Siyonist Yahudi ve ABD'ye hizmet ettiler.
Bu sadece 27 Mayıs'a mahsus değil, bütün zamanlar için geçerlidir.
27 MAYIS DARBESİNDESİYONİZM'İN ROLÜ
Emekli asker Memduh Eren, Masonların 27 Mayıs darbesindeki rollerini anlatıyor:
"Yurt dışında bir takım bağlantılar olmazsa darbenin başarı şansı yok. 27 Mayıs'ı düşünün. Başta Cemal Gürsel olmak üzere, Nasır Zeytinoğlu ve Agahi Şen, hepside evrensel örgütlerle bağlantılıdır. (..) Biz bu evrensel örgütlere Mason ve Bilderberg teşkilatlarına karşı çıktığımız için işkence gördük."(20)
Bugün olduğu gibi Menderes döneminde de Yahudi, Yahudi dönmesi ve Mason gazeteciler görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiler. Menderes'in ortadan kaldırılmasına yönelik planın en önde gelen isimlerinden biri Vatan Gazetesinin sahibi ve başyazarı Yahudi dönmesi ve mason Ahmet Emin Yalman'dır. (..) Yahudi Kiyam Levi, Yahudi dönmesi Naim Tirali, Burhan Arpad, ve aynı zamanda da Mason olan Sinan Korle, Münir Berik, Necmettin Sadak ve Üstad–ı Azam Selim Ragıp Emeç, bu kişiler ortak bir çalışma içerisine girerek yazdıkları veya sahip oldukları dönemin en yüksek tirajlı gazeteleriyle Menderes ve hükümeti aleyhinde düzenli ve sürekli olarak gündem oluşturdular.(21)
Menderes'in basındaki en büyük muhalifi Ahmet Emin Yalman ve sahibi olduğu vatan gazetesidir. Yalman, Menderes'in milli ve özellikle de dini çalışmalarına şiddetle muhalif olmuştur
BİR İTİRAF
27 Mayıs darbesini gerçekleştiren askerlerden biri, Milli Birlik Komitesi üyesi olan Suphi Gürsoytrak diyor ki
"ABD, 1960'tan önce ordumuzun her kesimine, en küçük birimine kadar her yere girmiştir. Örneğin bilmem neredeki bir alayda "uzman" sıfatıyla erler vardır. Subaylar, hepimiz er düzeyinde uzmanlara teslim edilirken ordu adına içimiz sızlıyordu."(22)
ABD'nin silahlı kuvvetler üzerinde ki; etkisinin boyutunu tam olarak anlamadan, hadiseleri doğru tahlil yapmak mümkün değildir.
DARBE ŞARTLARININ OLUŞTURULMASI
Bir CIA ajanı olan Philippe Agee, yabancı ülkelerde ABD'nin nasıl darbeleri hazırladığını şöyle anlatıyor:
1–Başbakan ya da partisini zayıflatmak için, içeride ve dışarıda yoğun propaganda çalışmasına başlanır.
2–Ekonomiyi güçsüzleştirmek için de yurtiçi ve yurt dışında yoğun faaliyet gösterip, kredi imkânları durdurulur.
3–Politik anarşi yaratmak amacıyla siviller arasında özel guruplar kurulup anarşi yaratılır.
CIA tüm dost ülkelerde gerçekleştirdiği askeri darbelerde bu sistemi uygulamış ve binlerce kişinin tutuklanması, işkence görmesi ve politik cinayetlere kurban gitmesinin birinci derecede doğrudan sorumlusu olmuştur.(23)
SONUÇ
Masonlar DP'ye daha ilk kuruluş aşamasından itibaren yerleşmeye başladı. Bunun ilk ve en önemli örneği yüksek dereceli bir mason olan Celal Bayar'dır. Bayar, milli ve dini duygularıyla halkına hizmet etmek isteyen Menderes ve emsallerinin kontrol altında tutulması, yönlendirilmesi ve gerekirse engellenmesi işinde en önemli görevi almıştır.(24)
27 Mayıs darbesinde Celal Bayar idam edilmemiştir. On yıllık demokrat parti iktidarında idam edilecek biri varsa en başta Celal Bayar olmalıydı. Celal Bayar için idam kararı verilmiş ama uygulanmamıştır. Anayasaya göre yaştan kurtulduğu söylenmiştir. Gerçek bu mudur? Elbette ki değil. Hocaları, şeyhleri idam ederken, yaş sınırı aramayanlar, Celal Bayar'da niçin yaş sınırı aramışlardır. Hangi yasaya göre… O tarihte yasa da, kanun da darbenin yöneticileridir.
Celal Bayar'ı kurtaran, karanlık mahfillerden başkası değildir.
Yıllardır oynanan oyunun şekli, yöntemi ve amacı aynı olmuştur. Değişen sadece zaman ve isimlerden başka bir şey değildir.
Bizden olan Yoruma Gelince Ayni Mason oyununa Atatürk peygamberimizi öven sözelri ile ve Diyaneti ve imam hatipleri acmasi ile ugradi ve ilac ile zehirleyip hastalndirdilar bu gün avrupada fici ile bira icen icki icen su yerine icki icen dolu neden onlar siroz olmuyorda ATamizi Mustafa Kemal Atatürkü Siroz oldu dediler halbuki siroz falan degil saglik ve ilac sanayisi masonlarin elinde ve o yüzden atatürkü kurban ettiler cünkü atatürk türk milletinin dininin müslüman kalmasi yolunda adimlar atinca masonlarin isine gelmedi ve ayni sistem Adnan menderes için gecerli ayni sistem yine Turgut özal rahmetlinin ölümü yine masonlarin oyunu adam birden bir gecede ölüverdi yine ilac sanayisi ve tib kurumu ellerinde olan masonlarin oyunu kim türk devletini milletini sivriltcek yükseltecek hemen önünü kesiyorlar. mustafa topaloglu bir ara televizyonda dediki bülent ersoy ileri giderdi amma onun önünü kestiler dedi yani ayni sistem kim afedesiniz bilmem neresini kaldirdi türk milleti ayaklandi hemen bir kah pe oyuna getirip bilemem neresini indirip kesiyorlar artik türk milletinin basina gelen degismez oyunlari siz anlayin.
Bu gün basbakan ve partisini de ellerine almislar güya dinci adi altinda ne atatük birkacaz nede türk milletinin savunan milleytci birakcaz diye hainlik ediyorlar ve önce deprem bilmem ne bahanesi cumhuriyet bayarami kutlamsi ertelendi ardindan hemen iscagi iscagina 19 mayis kutlanmaycak dedi yeni kah pe cocugunun biride twitere yazmis atatürkün gencilige hitabesi ve resimini okullardan kaldirsinlar demis ulen kah pe cocugu uruspu cocugu kimden destek buldu :basbakan ve cumhurbaskanin ve chp nin sahtekarliklari yüzünden fransizlara ermeni soykirimi var dedeirtip atasina türklere sövdüren basbakandan aldi bu cesareti artik vatani milleti satan celal bayarlar bir tane iken binler olmus meclisde hükümet yönetiyorlar ve vatani nasil satariz diye türlü türlü oyunlar yapiyorlar.
Ayni mason oyunu cünkü bizim vaazlarimizdan sonra dünya islam ve türklere yönelmisdiki taam hersey rayina gircek derken mason kah pe cocuklari arap bahari bilmem ermeni sorunun derken müslümanlarin önünü yine kesdiler artik hadim müslümanlarin ne cocugu olur ne ailesi nede devleti milleti artik kanuninin sarayindaki hadim edilm,is erkekler gibi adi erkek one minut derler sonra gider vatani starlar yani hadimdan ne olcak gayri seyi yokki kalksin ayaklansin. neyse fazla yoruma gerek yok anlayan anladi ne demek istedik
Bu resmin Çanakkale Savaşı'na ait olmadığını, Çanakkale Savaşı'nı birinci ağızdan dinleyen, o gazilerin yanında büyüyen nesil zaten bilir ve asla kabul etmez. Bizim de kabul etmediğimiz gibi. Şanslı nesildik. Şanlı tarihimizi mübarek ağızlardan dinledik... İlkokulda, ortaokulda, lisede ve hatta evde.
Geçmiş tarihimizi çarpıtanları kaale almadık. Abideleştirdiklerimiz ışık tuttu bize.
Çanakkale Harbi gibi yakın tarihimizi bile çarpıtmaya kalkmaları, sulandırmaya cüretleri, onların düşmanlık derecelerini gösteriyor. Düşmanın hiç uyumadığını, açık bulduğu her cepheden saldırdığını belgeliyor.
-------------------------- haber -------------------------
Fotoğraftaki kişiler asker değil miydi?
Çanakkale Savaşı'nın simgesi haline gelen, yırtık elbiseli ve ayakkabısız Mehmetçik fotoğrafıyla ilgili ortaya ilginç bir iddia ortaya atıldı
Fotoğraftaki kişilerin Bolu'nun Elmalık Köyü'nden İbrahim Bayseç ile Niyazi Yıldırım oldukları, İzmir'deki Çiğli Havaalanı'nda 1930'da işçi olarak çalışırken Alman bir pilot tarafından fotoğraflarının çekildiği ortaya çıktı. CHP Bolu İl Teşkilatı'nın geçen yıl bastırdığı afişlerde babasının fotoğrafını görünce şaşıran 65 yaşındaki Seyran Bayseç, “Babamın o fotoğraf ile savaşın simgesi haline geldiğini öğrendim. Ancak babam 1911 doğumlu. Yani Çanakkale Savaşı başladığında 4 yaşındaydı. O fotoğraf babam Çiğli Havaalanı'nda işçi olarak çalışırken çekilmiş” dedi.
Çanakkale Savaşı'nın simgesi olarak partilerin, dernek ve odaların, birçok resmi ve özel kurumların afişlerinde kullandığı fotoğrafta yırtık kıyafetleri, ayakkabısız halleriyle gazete ve televizyonlara konu olan, Çanakkale Savaşı'nda vatanı için savaşan askerler lanse edilen kişilerin Bolu'nun Elmalık Köyü'nde oturan İbrahim Bayseç ile Niyazi Yıldırım oldukları öne sürüldü.
Bayseç ve Yıldırım'ın, İzmir Çiğli Havaalanı'nda işçi olarak çalışırken bir Alman pilota poz verdikleri, pilotun torununun geçen yıllarda fotoğrafı internette satışa çıkarması üzerine fotoğraf Çanakkale Savaşı ile simgeleşti.
CHP AFİŞİNDE BABASINI GÖRDÜ
CHP Bolu İl Teşkilatı'nın seçim propagandası çalışmaları kapsamında bastırdığı afişlerde babasının fotoğrafını görünce şaşıran 3 çocuk babası müteahhit Seyran Bayseç, partiye giderek fotoğrafı nereden bulduklarını sordu.
Fotoğrafın Çanakkale Savaşı'nın simgesi olduğu cevabını alınca şaşkınlığı artan Seyran Bayseç, “Babam Çanakkale Savaşı'nda 4 yaşındaydı. Nasıl böyle bişey olabilir?” diyerek şaşkınlığını söyledi.
FOTOĞRAF ÇİĞİLİ HAVAALANINDA ÇEKİLDİ
Bolu Dağı eteğinde bulunan Elmalık Köyü'nde yaşayan Seyran Bayseç, babasının 1982'de, Niyazi Yıldırım'ın ise 1994'te köyde hayatlarını kaybettiğini söyleyerek, fotoğrafın öyküsünü şöyle anlattı:
“Babamın o dönemde 4 yıl süren askerliği yapmak üzere gitmesinden yaklaşık 1 yıl önce yani 1930 yılında İstanbul- Ankara tren hattını döşemek için bizim köye Alman bir ekip gelmiş. Köyde 2-3 ay kalmışlar. Ancak Bolu Dağı'nı geçemeceyeceklerini anlayınca vazgeçmişler. Köyden giderken de 'Bizimle çalışmak ister misiniz?' diyerek 12 kişiyi yanlarında götürmüşler. Onların içinde babam ve fotoğrafta yanında bulunan Niyazi Yıldırım da varmış. Çiğli Havaalanı'nda çalışmışlar. Ancak, paralarını alamamışlar. 10 kişi köye dönmüş. Babam ve Niyazi amca da 6 ay çalıştıktan sonra paralarını alamayınca köye dönmek için şantiyeden çıkmışlar. O sırada bir Alman pilot fotoğraflarını çekmiş. Babam ve Niyazi amca köyümüze ancak bir ayda gelebilmişler. Babam sağken, bize bu fotoğraftan söz ederdi. 'Bir Alman bizim fotoğrafımızı çekti' derdi.”
“YANLIŞI DÜZELTMEK İÇİN ÇALIŞTIM”
Çanakkale Savaşı'nda babasının 4 yaşında olduğunu kaydeden Seyran Bayseç şöyle devam etti:
“Benim babam Çanakkale harbine katılmadı. Parti afişinde babamın fotoğrafını görünce, bu yanlışlığı düzeltmek için çaba harcadım. Bir televizyon programına katılmak istedim. Ancak, programa kabul edilmedim. Bana fotoğrafın bu şekilde kullanılması nedeniyle mahkemeye başvurmamı söylediler. Ben de 'Neden mahkemeye başvurayım?' dedim. Ben babamın fotoğrafının bu şekilde kullanılmasından rahatsız değilim. Ancak bunun doğrusunu da ortaya çıkarmak istiyordum. Genelkurmay Başkanlığı'ndan babamın nasıl bir asker olduğunun ortaya çıkarılmasını istedim.
Böylece, o fotoğrafın Çanakkale harbinde çekilmediğini kanıtlayacaktım. Çünkü babam İzmir'den geldikten kısa bir süre sonra askere gitti. Askerliği'ni Siirt'te yaptı. Orada 'Dersim ayaklanmasının' bastırılmasında görev aldı. Babam, başarılı bir askerdi. Hatta 4 yıl sonra askerden gelince Bolu Alay Komutanlığı'nda başarısından dolayı mükafatlandırılmıştı. Niyazi amca da babamla aynı dönemde yaptı askerliğini. Ama bildiğim kadarıyla o Adapazarı'nda yaptı.”
Annesi ve babasının birlikte çekilmiş fotoğrafını gösterip, iki fotoğrafı karşılaştıran Seyran Bayseç, “Babam iki fotoğrafta da aynı pozu vermiş. Bu iki fotoğrafa baktığınızda, o fotoğraftaki kişinin babam olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz” dedi.
GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!![Kurtuluş Savaşı]
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
— Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:·- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! d edi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
"Geleceğini Biliyordum"
Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler.
Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
— Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:·- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! d edi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
"Geleceğini Biliyordum"
Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler.
Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
1. Kosova Savaşı sonrasında savaşta ölen Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda, Ay ve Yıldız'ın yan yana gelmesi ile oluştu u söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük ihtimallerden biridir, lâkin bu savaşın akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır. Bu savaş sonunda ele geçirilen bir Sırp askeri, dönemin padişahı Murat Hüdavendigar'a Sırp savaş planlarını verece i taahhütü ile yaklaşmış; hançeri ile Osmanlı ımparatorlu u galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonrasında şehit edilmiştir. Yerine büyük o lu Yıldırım Beyazıt geçmiştir.
Gökyüzündeki Ay ve Yıldız,aslında Ay ve Jüpiter'dir...
14. yüzyılda, Astronomi konusunda dünyaca ilerleyememiş olmamız; halen dünyanın yuvarlak olamaması gibi vahim sorunlar yüzünden, kan çukurunda gözüken yıldıza benzeyen parıltı da do al olarak yıldıza benzetilmiştir. Jüpiter her ne kadar eski zamanlardan beri bilinmesine ra men, ilk olarak 1610 yılında Galilei tarafından Jüpiter'e ait 4 Ay keşfedilmiştir. Jüpiter'in gözükebilen 4 ay'ının da etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak gözle en iyi ihtimal Jüpiter'e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal Jüpiter'i köşeli bir yıldıza benzetilmesini sa lamıştır.Güneş'in herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya'daki insanlar tarafından parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre içerisinde Jüpiter'e olan yakınlı ı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jüpiter etrafında farkedilebilir 5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.
E er ki bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek de; bize Türk Bayra ı'nın şu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aşa ıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayra ı ile arasında müşiş bir benzerlik vardır.
Resimlerle ANLATIM
1.Kosova Savaşı sırasında Kosova'dan gökyüzü görünümü - Akşam saatleri...
[attachment=190446]
1.Kosova Savaşı sırasında Kosova'dan gökyüzü görünümü - Gece saatleri...
[attachment=190447]
1. Kosova Savaşı sırasında Kosova'dan gökyüzü görünümü - Geceyarısı saatleri...
[attachment=190448]
1. Kosova Savaşı sırasında Kosova'dan gökyüzü görünümünün, olası bir kan çukuru üzerindeki yansıması ve Türk Bayra ı ile karşılaştırılması...
Eşrefoğulları Beyliği
Eşrefo ulları, 13. yüzyılın ikinci yarısında Beyşehir ve Seydişehir taraflarında kurulmuş bir Türk Beyli i'dir. Beyli in kurucusu Seyfeddîn Süleyman b. Eşref, Türkiye Selçuklularının uç beyi idi. Selçuklu sultanı III. Gıyâseddîn Keyhüsrev, ılhanlı sultanı tarafından öldürülmüş 1284 ve yerine II. Gıyâseddîn Mes'ûd geçmişti.
Öldürülen sultanın annesi, iki torunu için Eşrefo ullarından yardım isteyerek Konya'ya ça ırdı. Eşrefo lu'na saltanat nâibli i verildi. Bu şehzâdeler 13 Mayıs 1285'de tahta çıkarıldı. Fakat bir ay sonra Selçuklu ordusunun gelmesi üzerine Eşrefo ulları tekrar Beyşehir bölgesine çekildiler. Daha sonra Eşrefo ulları Sultan II. Gıyâseddîn Mes'ûd ile barışmış ve Konya'ya giderek itaat arz etmişlerdir. Bu arada beyli in merkezi ise Beyşehir olmuştu.
ılhanlı beylerbeyi Emîr Çoban'a itaat edenler arasında Eşrefo lu Mehmed Bey de vardı (1314). Mehmed Bey'den sonra emîr olan II. Süleymân-şâh zamanında ise, uclarda ba ımsızlıklarını koruma a çalışan beyliklere karşı Mo ol valisi Timurtaş harekete geçti. Timurtaş, Beyşehri zabt ve ya ma etmiş, II. Süleymân-şâh'ı Beyşehir gölüne attırmak suretiyle öldürtmüştür (1326). Bu suretle Eşrefo ulları Beyli i sona ermiştir.
Eşrefo ulları mimârî eserlerinden Seyfeddîn Bey'in Beyşehir'de yaptı ı câmii ve mihrabı çok güzel olup, Selçuklu mimârîsinin bir devamıdır.
Eşrefo ulları, 13. yüzyılın ikinci yarısında Beyşehir ve Seydişehir taraflarında kurulmuş bir Türk Beyli i'dir. Beyli in kurucusu Seyfeddîn Süleyman b. Eşref, Türkiye Selçuklularının uç beyi idi. Selçuklu sultanı III. Gıyâseddîn Keyhüsrev, ılhanlı sultanı tarafından öldürülmüş 1284 ve yerine II. Gıyâseddîn Mes'ûd geçmişti.
Öldürülen sultanın annesi, iki torunu için Eşrefo ullarından yardım isteyerek Konya'ya ça ırdı. Eşrefo lu'na saltanat nâibli i verildi. Bu şehzâdeler 13 Mayıs 1285'de tahta çıkarıldı. Fakat bir ay sonra Selçuklu ordusunun gelmesi üzerine Eşrefo ulları tekrar Beyşehir bölgesine çekildiler. Daha sonra Eşrefo ulları Sultan II. Gıyâseddîn Mes'ûd ile barışmış ve Konya'ya giderek itaat arz etmişlerdir. Bu arada beyli in merkezi ise Beyşehir olmuştu.
ılhanlı beylerbeyi Emîr Çoban'a itaat edenler arasında Eşrefo lu Mehmed Bey de vardı (1314). Mehmed Bey'den sonra emîr olan II. Süleymân-şâh zamanında ise, uclarda ba ımsızlıklarını koruma a çalışan beyliklere karşı Mo ol valisi Timurtaş harekete geçti. Timurtaş, Beyşehri zabt ve ya ma etmiş, II. Süleymân-şâh'ı Beyşehir gölüne attırmak suretiyle öldürtmüştür (1326). Bu suretle Eşrefo ulları Beyli i sona ermiştir.
Eşrefo ulları mimârî eserlerinden Seyfeddîn Bey'in Beyşehir'de yaptı ı câmii ve mihrabı çok güzel olup, Selçuklu mimârîsinin bir devamıdır.
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

