MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC Bayrak

Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
» Members: 7
» Latest member: Muhammed
» Forum threads: 5,305
» Forum posts: 5,909

Full Statistics

DOWNLOADEN
"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)

AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)


Aydınoğlu Gazi Umur Bey

XV. asırda şair Enverî tarafından "Düstûr-Nâme"de hayatı destanlaştırılmış bir şiir diliyle anlatılan Gazi Umur Bey, Türk teşebbüs ve kabiliyetinin mükemmel örneklerinden biridir.ızmir, 1076'da Türkiye devletinin kurucusu Anadolu Fâtihi I. Süleyman şâh tarafından feşedilmişti. Çaka Bey'e verilen ızmir, bu Türk beyinin büyük deniz proje ve teşebbüslerine sahne oldu. Umur Bey, 2,5 asır sonra bu proje ve teşebbüsleri tekrar ele almıştır. Bizans, 1097'de ızmir'i de ıznik ve Batı Anadolu gibi Türkler'den geri aldı. şu halde ızmir'de ilk Türk hâkimiyeti, ancak 21 yıl sürmüştür. ışte Aydıno lu Umur Bey, 1320'de ızmir'i tekrar feşetmiştir. şu suretle 223 yıl daha ızmir, Hıristiyanlarda kalmıştır.

28 ekim 1344'te, bütün Avrupa devletlerinin birlikleri tarafından desteklenen Rodos'taki Saint-Jean şövalyeleri, ızmir'i bastı; Aydıno ulları'nın tersane ve donanmalarını yaktı. Liman, şövalyelerin eline geçti. Fakat yukarı kale, Türkler'in elinde kaldı. Bu suretle şehir, "Müslüman ızmir" ve "Gâvur ızmir" diye ikiye bölündü ve 1403'ün ilk günlerinde Timur'un, şövalyeleri kovmasına kadar tam 59 yıl bu vaziyet devam etti.

Umur Bey, Avrupa siyaset âlemine faal bir şekilde iştirak etti. 1328-29'da, yanında Cüneyd Bey'in babası ıbrahim Bahâdır Bey oldu u halde, Bozca Ada'ya çıktı. 1330'da Gelibolu yarımadasına ayak bastı. 1332'de 75 gemisi ile Semadirek adasını bastı ve Batı Trakya'da Gümülcine'ye asker çıkardı. Gene aynı yıl, 250 parçalık büyük bir donanma ile Adalar, A rıboz ve Yunanistan'a asker çıkardı ve ilk defa Ege denizini do udan batıya geçmiş, Yunan karasında, Attika'ya ayak basmış oldu. 1333'te 170 parça donanma ile Mora'ya çıktı. 1333'te Saruhano lu Süleyman Bey'le müttefiken Yunanistan'a ve Mora'ya sefer yaptı. 1336'da Foça'da ımparator Kantakuzinos'la buluştu. 1338'de tekrar Yunanistan'a ve Ege Adaları'na sefer yaptı. 1339'da Eflâk yani Romanya seferine çıktı ve bu suretle Balkanlar'ın kuzeyine kadar erişti. 1342'de Girit ve Kıbrıs sahillerini vurdu. 1345'te Makedonya'ya asker çıkardı; bu seferde, müttefiki Saruhano lu Süleyman Bey, şehit düştü.

Osmano ulları, Süleyman Paşa ile kardeşi I. Murad, şehit Aydıno lu Umur Bey'le şehit Saruhano lu Süleyman Bey'in izlerini adım adım takip etmişler ve onların teşebbüslerini taçlandırmışlardır. Bulgaristan krallı ı ile başa çıkmaktan âciz kalan Bizans imparatoru ıoannis Kantakuzinos, Umur Bey'den imdat istemişti. Umur Bey, 32 harp gemisi ve 29.000 askerle Avrupa kıt'asına ayak bastı. Dimetoka'yı Bulgarlar'dan alıp müttefiki ımparator'a verdi. Ertesi yıl, 1342'de ımparator, rakibi Paleologoslar'a karşı tekrar Umur Bey'den yardım istedi ve bu suretle Türk hükümdarını, Bizans'ın dahilî işlerine karıştırmış oldu. Aydıno lu, Rumeli'ne geçip ımparator'a istedi i yardımı yaptı. Bunlar, Müslüman Türkler'in Rumeli'ne ilk ayak basışlarını teşkil eder.

1348'de, Gâvur ızmir'i şövalyeler'den geri almak isteyen Umur Bey, kalenin önünde düşman tarafından şehîd edildi. Onun şehâdeti, Rumeli'ndeki projelerini yarıda bıraktı. Bıraktı ı yerden, Osmano lu şehzade Süleyman Paşa devam etmiştir. Daha 1344'te ımparator, tekrar Umur Bey'den yardım istedi i zaman, Aydıno lu, ızmir meslesiyle u raşmakta oldu undan, müttefiki ımparator'a Osmano lu Orhan Gazi'ye baş vurmasını tavsiye etmişti. Donanması Haçlılar tarafından yakıldıktan sonra Umur Bey, komşuları Menteşeo ulları, Saruhano ulları, Karasıo ulları'ndan tedarik edebildi i gemilerle acele yeni bir donanmaya sahip olmuştu. Bu donanmayla Gelibolu yarımadasına çıktı, Vardar vadisini taradı. Bulgar kuvvetlerini yok etti. Batı Anadolu Türk Beylikleri, yani Osmano ulları, Aydıno ulları, Menteşeo ulları, Saruhano ulları ve Karasıo ulları, müttefiken takibine muvaffak oldukları siyaset yüzünden büyük başarı kazanmışlardır. Bunlardan Osmano ulları'nın donanmaları yoktu; ancak 1345'ten sonra Karasıo ulları'nın pek de ehemmiyet arz etmeyen deniz kuvvetlerine sahip oldular. Fakat Aydın ve Menteşe donanmaları çok güçlüydü ve Ege Denizi'ne hâkimdi.

Ankara Savaşı'nda (1402) Osmanlıları ma lûp eden Tîmûr tarafından, ülkelerin kendilerine iade edilen beylikler arasında Aydıno ulları da bulunuyordu. Bu devrede en çok Cüneyd Bey (1405-1426) faaliyetleri ile dikkati çekmektedir. Cüneyd Bey fetret devrinde Osmanlı şehzâdeleri arasında saltanat mücadelelerine katıldı. Onun bu davranışı beyli in sonunu hazırlayan sebeplerden biri oldu. Neticede Osmanlı sultanı II. Murad'ın gönderdi i bir ordu Aydıno ulları Beyli i'ni ortadan kaldırdı (1426).

Aydıno ullarından bazı sanat eserleri, zamanımıza kadar mevcudiyetlerini korumuştur. Bunlardan en önemlileri Mehmed Bey'in yaptırdı ı Birgi'deki Ulu Câmii ile Selçuk'ta 1374'de yapılan ısâ Bey Câmii'dir.
DEVAMINA BAK

Futbol Nedir? Tarihçesi -  Kuralları Nedir? Nasıl Oynanır?

Futbol, on birer oyuncudan oluşan iki takım arasında, kendine özgü küresel bir topla oynanan takım sporudur. 21. yüzyıl itibarıyla 200'ün üzerinde ülkede 250 milyonu aşkın oyuncu tarafından oynanmakta olup dünyadaki en popüler spordur.

Futbol maçları dikdörtgen şeklindeki, yapay veya gerçek çimle kaplı sahada oynanır. Sahanın kısa kenarlarının ortalarında birer kale bulunur. Oyuncuların amacı, temelde ayak olmak üzere vücudunun belli kısımlarını kullanarak (eller ve kollar hariç) topu karşı takımın kalesine sokarak gol atmaktır. İstisnai olarak her iki takımın kalesini koruyan kaleciler, ceza alanı olarak adlandırılan kendileri için belirlenmiş alanların sınırları dahilinde topa elle müdahale edebilmektedirler. Topun; sahanın uzun kenarlarından saha dışına çıkması durumunda taç atışı (topa son olarak hangi takım oyuncusu temas etmişse karşı takım kullanır), kısa kenarlarından dışarı çıkması durumunda ise köşe (bir oyuncunun, topu kendi kale çizgisi dışına çıkarması durumunda karşı taraf lehine kale çizgisi ile yan çizgisinin kesiştiği noktadan kullanılır) veya aut atışı (topun, hücum oyuncuları tarafından kale çizgisi dışına vurulması sonucunda ceza sahası içindeki kale sahasından vuruşu yapılarak top oyuna sokulur) ile oyun yeniden başlar. 45'er dakikalık iki devreye ayrılan 90 dakikadan oluşan maçlarda karşı takımdan daha fazla gol atmayı başaran takım galip gelirken atılan gol sayılarının eşit olması durumunda maç berabere tamamlanır. Bazı organizasyonlardaki kurallara göre normal süresi berabere tamamlanan maçlarda 15'er dakikalık iki devre halinde oynanan uzatma dakikaları, eşitliğin bu sürede de bozulmaması durumunda penaltı atışları sonucunda galip gelen taraf belirlenir.

MÖ 300-200 yıllarında Çin'de ortaya çıkan ve günümüzdeki futbolla benzerlikler taşıyan cuju, oynanış bakımından futbola benzeyen ilk oyun olarak kabul edilmektedir. Yıllar boyunca dünyanın farklı yerlerinde futbola benzeyen oyunlar oynansa da modern futbol kuralları ilk olarak 1863 yılında Futbol Birliği tarafından sistemleştirilmiş olup günümüze kadar birçok değişikliğe uğramıştır. Futbolun uluslararası alandaki yönetim teşkilatı Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğidir (FIFA).

Etimoloji
"Futbol" kelimesi Türkçeye, İngilizcedeki "foot" ("ayak") ve "ball" ("top") kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan "football" kelimesinden geçmiştir.[5] İngilizcede "football" adını taşıyan diğer futbol sporlarından ayırmak amacıyla, modern futbolun ilk kurallarını belirleyen kurumun adı olan Futbol Birliğinden (İngilizce: The Football Association) yola çıkılarak "association football" ("birlik futbolu") ifadesi kullanılmaktadır.[6] "Football association" ifadesindeki "soc" hecesine -er eki getirilerek oluşturulan ve İngilizce konuşan bazı ülkelerde futbolu tanımlamak için kullanılan "soccer" kelimesinin çıkışı 1880'lere denk gelir.[7] Günümüzde, İngilizce konuşan ülkelerin bazıları futbolu tanımlamak için yalnızca "football" ifadesini kullanırken bu kelime diğer bazı dillere değişerek girmiş ve bu şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bazı dillerde futbolu tanımlamak için özgün kelimeler kullanırken bazılarında ise "foot" ve "ball" kelimelerinin o dillerdeki karşılıkları kullanılarak bu kelimeler birleştirilmiş ve futbol ifadesi bu şekilde yer edinmiştir.

Tarihçe

FIFA, futbola benzeyen ve bilimsel kanıtlara sahip olan ilk oyunun, MÖ 300-200 yıllarında Çin'de askerî eğitim amacıyla oynanan cuju'ya dayandığını belirtmektedir.[8][9] Kıl ve tüyle doldurulmuş deriden yapılan bir topun, iki bambu kamışıyla sabitlenen 30-40 cm yüksekliğindeki bir kaleye sokulmasını amaçlayan bu oyunda; topa el ve kollar dışındaki her yerle temas etmek mümkündü.[8] Birkaç yüzyıl sonra Japonya'da, cuju'dan izler taşıyan[10] ve varlığına ilk kez 644 yılında rastlanan[11] kemari adlı oyun ortaya çıktı. Cuju'nun aksine rekabete dayalı olmayan kemari'de amaç, dairesel bir alan içerisinde yer alan oyuncuların topa ayaklarıyla vurarak topu yere düşürmeden birbirine göndermesine dayanmaktaydı.[8]

Avrupa'da ise futbola benzer bilinen ilk oyun, Antik Yunanistan'da oynanan episkiros adlı oyundur.[8][12] Vücudun her yeriyle temasın serbest olduğu oyunda oyuncular iki takıma ayrılmakta ve her takım oyuncuları, topu paslaşarak veya atarak rakip takıma ait alanın sonunda yer alan çizgiden geçirmeye çalışmaktaydı. Bu oyunun bir benzeri daha sonraları Roma İmparatorluğu döneminde harpastum adıyla oynandı

Orta Çağ

Orta Çağ Avrupa'sında topla oynanan bir oyuna dair ilk ifadelere, 9. yüzyıla ait Nennius'un Historia Brittonum adlı eserinde rastlamaktadır. Galler'in kuzey kısımlarında yazılan eserde, bir grup çocuğun top oynadığından bahsedilmektedir.[14] İngiltere'de komşu kasaba veya köyler arasında oynanan ve güruh futbolu adı verilen oyunda amaç, topu rakip takımın kasaba veya köyünde belirlenen bölgeye göndermekti. Hemen hemen hiçbir kuralın olmadığı bu oyunda oyuncu sınırlaması yoktu ve yüzlerce kişi mücadele edebilmekteydi.[15] Bu etkinlikler sırasında meydana gelen karmaşayı ve yaşanan olayları gerekçe gösteren Kral II. Edward tarafından 13 Nisan 1314'te ülkede futbol oynanmasını yasaklanmış,[16] bu yasak sonrasındaki hükümdarlar tarafından da sürdürülmüş ve ülkede futbol oynanması 300 yıl kadar yasaklı kalmıştı.[17]

İngiltere'deki güruh futboluna benzer bir oyunun varlığına Fransa'da da rastlanmaktadır. Soule, cholle veya choule adıyla anılan bu oyun hakkındaki bilinen ilk veriler 1147 yılına aittir.[18] 1319 yılında V. Philippe, 1369 yılında ise V. Charles tarafından Fransa'da bu tip oyunların oynanması yasaklanmıştı.[19] İtalya'da ortaya çıkan ve kökenleri daha eskiye dayansa da kuralları 16. yüzyılda oluşturulan calcio fiorentino adlı sporda ise amaç, topu karşı takımın kalesine göndermekti. Topu kontrol etmek, takım arkadaşına pas atmak ve kaleye göndermek için el ve ayak kullanmak serbestti.[20][21] FIFA, futbola benzeyen tüm bu sporların günümüzdeki futbol ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını belirtmektedir

Modern futbolun ortaya çıkışı ve yayılması

30 Kasım 1872'de, İngiltere ile İskoçya arasında gerçekleştirilen uluslararası ilk futbol maçına ait çizimler.

Modern futbolun kuralları 19. yüzyıl ortalarında, İngiltere'deki özel okullarda farklı kurallarla oynanan futbol biçimlerine dayanmaktadır.[15] Eton, Harrow, Rugby, Winchester ve Shrewsbury adlı eğitim kurumları temsilcilerinin katılımıyla 1848 yılında Cambridge Üniversitesi'nde oluşturulan ve ilk yazılı futbol kuralları olma niteliği taşıyan Cambridge kuralları, futbol ve benzeri sporların gelişiminde etkili oldu. Bu kurallar kullanılarak bazı maçlar yapılsa da büyük bir topluluk tarafından kabul görmedi.[22][23] 1850'lerde, İngilizce konuşan ülkelerdeki çeşitli kulüpler, bağlı oldukları okul veya üniversitelerden ayrılarak bağımsız bir kuruluş olarak faaliyet göstermeye başladı. Bunların bazıları kendi kurallarını oluşturarak bu kurallara göre futbol oynamaktaydı. 1857 yılında, eski öğrenciler tarafından kurulan Sheffield Football Club,[24] 1867 yılında Sheffield Futbol Birliğinin kurulmasına önayak oldu. Uppingham School öğrencisi John Charles Thring de 1862'de bazı kurallar hazırlamıştı.[25]

26 Ekim 1863 günü gerçekleştirilen bir toplantı sonrasında kurulan Futbol Birliği (İngilizcesi "The Football Association", kısaca "FA") tarafından aynı yılın Ekim ve Kasım ayları arasında düzenlenen beş toplantı sonucunda futbol için ilk kapsamlı kurallar hazırlandı.[26] Gerçekleştirilen son toplantıda, bir önceki toplantıdan çıkan topun ele alınarak koşulması ve koşuların rakibin bacağına vurularak engellenmesini öngören taslak hâlindeki iki kuralın kaldırılması kararının kabul görmemesi üzerine Blackheath'i temsil eden kurumun ilk hazinedarı, kulübünün birlikten ayrıldığını belirtti. Kalan on bir kulüp, Ebenezer Cobb Morley başkanlığında futbolun ilk on dört kuralını oluşturdu.[26] Bu kuralların kullanıldığı ilk maç 18 Aralık 1863 tarihinde Mortlake'te, Barnes ile birlik üyesi olmayan Richmond arasında oynandı ve golsüz beraberlikle sona erdi.
1872 yılındaki ilk FA Cup finalinde oynayan Royal Engineers kadrosu.

İngiliz kulüplerinin mücadele ettiği, ilk futbol yarışması olan FA Cup, 1872 yılında C. W. Alcock tarafından kuruldu. İlk resmî uluslararası futbol maçı 30 Kasım 1872 günü, İngiltere ile İskoçya arasında Glasgow'da gerçekleştirildi ve 0-0 sona erdi. 1884 yılında, ilk uluslararası futbol turnuvası olan British Home Championship düzenlendi.[27] Aston Villa yöneticisi William McGregor, 1888 yılında Birmingham'da kurduğu English Football League ile ilk futbol ligini kuran isim oldu.[28] Kurulan bu ligde 12 takım mücadele etmekteydi. 1870'lerde futbolda profesyonelleşmenin temelleri atılırken profesyonel futbolculuk 20 Temmuz 1885 tarihinde Futbol Birliği tarafından tanındı.[29]

Futbol Birliğinin kurulması sonrasında futbol, Britanyalılar tarafından tüm dünyaya yayılmaya başladı. Güney Amerika'da bilinen ilk futbol maçı 1867 yılında, Arjantin'deki Britanyalı işçiler tarafından oynandı.[30] Aynı yıl Buenos Aires'te, Güney Amerika'daki ilk futbol kulübü olan Buenos Aires Football Club kuruldu.[30][31] 1891 yılında ise Arjantin'de düzenlenen ulusal ligle birlikte kıtadaki ilk futbol turnuvası organize edildi.[32] Güney Afrika'da yaşayan Britanyalılar ülkedeki ilk futbol hareketlerini 1869 yılında başlatırken 1884 yılında ülkedeki ilk futbol turnuvası düzenlendi.[33] 1884 yılında oluşturulan American Football Association tarafından aynı yıl gerçekleştirilen lig, Amerika Birleşik Devletleri'nde Futbol Birliği kurallarıyla gerçekleştirilen ilk futbol yarışması oldu.[34] Japonya'da futbol oynandığına dair ilk bilinen veriler 1870'lere ait olup Britanyalı denizcilerin Yokohama'da futbol oynadığından bahsetmektedir.[35] Futbolun yayılmaya başlamasının ardından, futbol kurallarını belirleyen kuruluş olan Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (kısaca IFAB); Futbol Birliği, İskoçya Futbol Birliği, Galler Futbol Birliği ve İrlanda Futbol Birliğinin 1886 yılında Manchester'da gerçekleştirdiği bir toplantı sonrasında kuruldu.[36] Futbolun uluslararası alandaki en üst yönetim kuruluşu olan Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (kısaca FIFA) ise, 1904 yılında Paris'te kuruldu ve Futbol Birliğinin belirlediği kurallara sadık kalacağını belirtti.[37] 1913 yılında FIFA temsilcileri de IFAB'a temsilci göndermeye başladı.[38] Futbolda profesyonelleşme süreci, dünyanın çeşitli yerlerinde 1920'ler ve 1930'larda hız kazandı.[39]

21. yüzyıl itibarıyla 200'ün üzerinde ülkede 250 milyonu aşkın oyuncu tarafından oynanan futbol, dünyadaki en popüler spor konumundadır.[40][41][42][43] FIFA tarafından Mayıs 2007'de yayınlanan bir rapora göre dünya çapında 270 milyondan fazla kişi futbol oynamaktadır. Yine bu rapora göre dünyada 301 binin üzerinde futbol kulübü, 1,752 milyonun üzerinde futbol takımı, 840 binin üzerinde futbol hakemi ve 113 binin üzerinde profesyonel futbolcu bulunmaktadır.

Temel oynanış

Ceza alanı içerisinde topa müdahale etmeye çalışan bir kaleci.

Futbol, Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (kısaca IFAB) tarafından belirlenen 17 temel kural çerçevesinde oynanmaktadır. Maçlar, küre biçimindeki spora özgü bir topla oynanır. On birer oyuncudan oluşan iki rakip takımın amacı, bu topu karşı takımın kalesine (iki yan direk ile bunları birleştiren üst direkten oluşur) sokarak gol atmaktır. 45'er dakikalık iki devreden oluşan 90 dakika sonucunda rakibinden daha fazla gol atan takım, maçtan galip olarak ayrılır. Atılan gol sayılarının eşit olması durumunda maç berabere sonuçlanmış olur. Müsabakalarda, kurallara uygun şekilde maçı yöneten bir orta hakem, iki yardımcı hakem ve bir dördüncü hakem bulunmaktadır. Bazı turnuvalarda ise iki ek yardımcı hakem bulunabilir.

Oyunun temel kuralına göre oyuncular, topa el veya kolla müdahale etmemelidir. Takımının kalesini korumakla görevli kaleciler ise, yalnızca belirlenen alan (ceza alanı) dahilinde topa el veya kolla müdahale edebilir. İstisnai olarak, oyunun taç atışıyla yeniden başlaması durumunda oyuncular topu elle oyuna sokarlar.
Topa yapılan kayarak müdahale.

Bir futbol maçında gol atma fırsatı yakalamak için oyuncuların top sürmesi, takım arkadaşına pas atması, kaleye şut çekmesi gibi çeşitli yöntemler vardır. Karşı takım oyuncuları da topu kapmak için çeşitli müdahalelerde bulunabilir. Bu müdahalelerin kurallara dahil olmaması durumunda hakemler devreye girer ve orta hakem oyunu durdurur. Yapılan faullü hareket sonrasında karşı takım, faulün yapıldığı yerden kullanılmak üzere bir serbest vuruş kazanır. Rakip takım oyuncularının belli bir mesafeye çekilmesinin ardından, serbest vuruşu kullanacak oyuncunun topa sadece bir kez dokunması kaydıyla vuruş, istenilen bir biçimde kullanılır. Faullü hareketin sertliğine göre hakemin sarı veya kırmızı kart gösterme yetkisi vardır. Gösterilen sarı kart uyarı niteliği taşırken kırmızı kart ise oyuncunun oyundan ihraç edildiği ve takımının bundan sonraki süreyi bir kişi eksik sürdüreceği anlamını taşır. Aynı maç içerisinde ikinci defa sarı kart gören oyuncu, kırmızı kartla cezalandırılır.

Günümüzde takımlar; bir kalecinin dışında, defans, orta saha ve forvet olmak üzere üç ana pozisyonda oynayan oyunculardan oluşur. Defans, karşı takımın yaptığı hücumları en geride karşılayan grup; forvet, ana amacı gol atmak olan ve rakip kaleye en yakın oyuncuların oluşturduğu grup; orta saha ise defans ve forvet arasında kalan, hem defansif ve ofansif görevler üstlenen oyuncuların oluşturduğu gruptur. Bu üç ana pozisyondaki oyuncular da kendi içerinde, oynadıkları bölgeye göre ayrılmaktadırlar. Öte yandan herhangi bir pozisyonda oynayan oyuncunun, diğer pozisyonlardaki oyuncuların görevleri yerine getirememesi gibi bir kısıtlama yoktur. Kurallarda ise kaleciler dışındaki oyuncuların pozisyonları hakkında bir kısıtlama yer almamaktadır. Her takım, maç başlamadan önce kale ve top seçimi ile seri penaltı atışları için yapılan para atışında temsil eden bir kaptana sahiptir.

Hangi oyuncunun hangi pozisyonda oynayacağı, her takımın başında bulunan teknik direktör tarafından belirlenir. Sahadaki on bir oyuncu dışında, her takımın yedek oyuncuları vardır. Maçın gidişatı ve organizasyonun oyuncu değiştirme kurallarına göre herhangi bir oyuncu, teknik direktörün takdirince yedeklerde bulunan başka bir oyuncuyla değiştirilebilir.

Kurallar ve ölçüler

Fotoğrafta, mavi formalı takımın atak yaptığı, beyaz formalı takımın ise savunma yaptığı görülmektedir.

Futbol, 17 ana kuraldan oluşmaktadır. Bu kuralların bazıları kadın, engelli, genç gibi gruplar için değişiklikler gösterebilir.[45] Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (kısaca IFAB) tarafından belirlenen kurallar, FIFA tarafından yayınlanmaktadır. Bu 17 ana kurala ek olarak maçların uygun şekilde oynanması için IFAB tarafından yayınlanan birtakım karar ve yönetmelikler de bulunmaktadır.

Futbol sahası dikdörtgen şeklinde olup sahanın yanlarında yer alan iki uzun çizgi taç çizgisi, kısa kenarlarda yer alan çizgiler ise kale çizgisi olarak adlandırılır. Kale çizgileri 45 ile 90 m (50 ile 100 yd) arasında, taç çizgileri 90 ile 120 m (100 ile 130 yd) arasında olmalıdır. Uluslararası maçlarda ise bu uzunluklar kale çizgileri için 64 ile 75 m (70 ile 80 yd), taç çizgileri için ise 100 ile 110 m (110 ile 120 yd) olarak belirlenmiştir. Saha, her iki taç çizgisinin orta noktasını birleştiren bir çizgiyle ikiye ayrılır. Bu çizginin tam ortasında orta nokta yer alır ve bu nokta, 9,15 m (10 yd) yarıçapındaki çember ile çevrelenir. Öte yandan futbol sahaları, zemin rengi yeşil olmak kaydıyla doğal veya yapay çimden oluşabilmektedir.[46]

Her iki kale çizgisinin ortasına; zemine dik iki direkle, bunları birleştiren ve zemine paralel olan bir üst direkten oluşan birer kale yer alır. İki direk arasındaki mesafe 7,32 m (8 yd), üst direkle zemin arasındaki mesafe ise 2,44 m'dir (8 ft). Genellikle kalelerin arkasına birer file konulsa da, bu durum kurallar tarafından zorunlu kılınmamıştır. Her iki kalenin önünde de dikdörtgen şeklinde ikişer alan bulunmaktadır. Kale alanı (altı pas olarak da bilinir); kale çizgisi, kale direklerinin iç kenarlarından 5,5 m (6 yd) uzaklıkta, kale çizgisine dik olarak çizilen 5,5 m (6 yd) uzunluğundaki çizgiler ve bunları birleştiren çizgiyle sınırlanan alandır. Aut atışı veya alan içinden kazanılan bir serbest vuruş, alan içindeki istenilen bir yerden kullanılabilir. Atak yapan takım tarafından kale alanı içerisinde kazanılan endirekt serbest vuruşlar ise olayın gerçekleştiği noktanın hizasında, kale alanı üst çizgisinin üzerinden kullanılır. Ceza alanı da kale alanından daha büyük olmak üzere kale alanıyla ile benzer şekle sahiptir. Kale alanında 5,5 m (6 yd) olarak belirlenen ölçüler, ceza alanı için 16,5 m'dir (18 yd). Bu alan içerisinde kalecilerin topa elle müdahale etmesi mümkündür. Diğer taraftan bu alan içerisinde savunma yapan takım oyuncularından birinin yaptığı kusurlu hareketler, karşı takım lehine verilen penaltı vuruşuyla cezalandırılır. Penaltı vuruşları, ceza sahası içerisinde yer alan ve kalenin ortasından 11 m (12 yd) uzaklığındaki penaltı noktasından kullanılmaktadır. Ceza alanının hemen dışında yer alan ve merkezi penaltı noktası olan 9,15 m (10 yd) olan ceza yayı ise, penaltı vuruşu esnasında penaltıyı kullanacak oyuncu ve savunmadaki kaleci dışındaki diğer oyuncuların geçmemesi gereken mesafeyi belirtmektedir

Oyuncular, teknik ekip ve hakemler

Futbol oynayan kişilere futbolcu denir ve her takım, birisi kaleci olmak üzere on bir oyuncuyla sahada yer alır. Kurallara göre herhangi bir takımda en az yedi futbolcu bulunsa dahi oyun başlatılabilir. Diğer oyunculara göre istisnai olarak kaleciler, kendileri için belirlenmiş alanların sınırları dahilinde (ceza alanı) topa el ve kolla müdahale etme hakkına sahiptir. Her takımın, sahadaki oyuncuların dışında yapılan futbol maçının yer aldığı organizasyonun kurallarına göre belli bir sayıda yedek oyuncusu vardır. Bütün maçlarda, yedek oyuncuların isimleri maç başlamadan önce hakeme verilir. İsmi verilmeyen yedek oyuncular maçta oynayamazlar. Resmî maçlarda, yani FIFA'nın, konfederasyonların veya ulusal federasyonların düzenlediği maçlarda en çok üç oyuncu değiştirilebilir. Hazırlık maçı yahut diğer özel maçlarda ise takımlar, değiştirilebilecek azami oyuncu sayısı konusunda anlaşırlar ve hakeme maçtan önce bildirirlerse, anlaştıkları sayıda oyuncu değiştirebilirler. Eğer hakeme bildirilmezse veya değiştirilecek oyuncu sayısında anlaşma maç başlamadan sağlanamazsa, en çok 3 oyuncu değiştirilebilir. Oyundan çıkan oyuncu yeniden maça giremezken sonradan oyuna giren oyuncular yapılan ikinci bir değişiklikle oyundan alınabilirler.[47]
Futbol pozisyonlarının gösterildiği bir resim. Kaleci yeşil, defans sarı, orta saha mavi, forvet ise kırmızı renkle gösterilmiştir.

Kaleci dışında kalan on oyuncu, saha içinde farklı pozisyonlarda görev alırlar. Bu pozisyonlar; defans, orta saha ve forvet olmak üzere üç ana gruba ayrılırken bu üç grup da kendi içinde ayrılmaktadır. Defans, kendi kalesine en yakın konumda bulunan ve karşı takımın yaptığı hücumları en geride karşılayan pozisyondur. Forvet, ana amacı gol atmak olan ve rakip kaleye en yakın oyuncuların oluşturduğu pozisyondur. Orta saha ise defans ve forvet arasında kalan, hem defansif ve ofansif görevler üstlenen oyuncuların oluşturduğu gruptur.[48] Maçta oynayacak oyuncular ve yedekler, oyuncuların saha içindeki dizilişleri gibi görevler, her takımın başında bulunan teknik direktör tarafından belirlenir. Teknik direktörler, kendisi için belirlenen sınırlar dahilinde kalmak koşuluyla sahadaki oyunculara direktifler verebilirler. Teknik direktöre yardımcı olmak ve maçlar dışında yapılan antrenmanlarda oyuncuları çalıştırmak amacıyla antrenörler de teknik kadroyu oluşturan diğer görevlilerdir.[49]

Futbol maçları, maçı yönetmede ve oyun kurallarını uygulamada tam yetkili olarak atanan bir orta hakem tarafından yönetilir. Orta hakeme yardımcı olmak amacıyla iki yardımcı hakem bulunur. Taç çizgisi üzerinde, her yarı saha için bir yardımcı hakem olmak üzere toplam iki yardımcı hakem vardır. Bunlar çapraz olarak yer alırlar. Yardımcı hakemler; topun oyun alanının dışına çıkışını ve ofsaytları işaret etmenin yanı sıra, diğer birtakım pozisyonlarda da orta hakeme yardımcı olurlar. Oyun alanının yarısından sorumlu olan yardımcı hakemler, orta hakemi ellerindeki küçük bayraklarla uyarırlar. Diğer taraftan hakem kadrosu içinde yer alan dördüncü hakem ise oyunu gözler, oyuncu giriş çıkışlarını kontrol eder ve herhangi bir sakatlık durumunda orta hakem görevini icra eder. Öte yandan bazı organizasyonlarda, her iki kalenin yanında bulunan birer ek yardımcı hakem de yer almaktadır. Bu ek yardımcı hakemler, ceza sahası içerisinde yaşan pozisyonlarda hakeme yardımcı olmaktadır.[50]

Gol çizgisi teknolojisi, topun tamamının kale çizgisini geçip geçmediğinin, dolayısıyla gol olup olmadığının tespit edilmesi ve maçın orta hakemine bunu iletmesi için kullanılmaktadır. 2018 yılında kurallar kitabına dahil edilen video yardımcı hakem ise, orta hakem tarafından verilen birtakım potansiyel hatalı kararların, ilgili pozisyonların video tekrarlarının izlenmesi sonucu tespit edilerek orta hakeme iletilmesinden sorumludur. Video yardımcı hakemler yalnızca; golden önce golün geçersiz olması için bir ihlalin olup olmadığını bildirmek, verilen veya verilmeyen bir penaltı kararında açık bir hata olup olmadığını bildirmek, hakemin ihlal yapan takımdan yanlış oyuncuya ihtar veya ihraç vermesi durumunu veya hangi oyuncunun cezalandırılması gerektiğini bildirmek ve verilen veya verilmeyen bir ihraç kararında açık bir hata olup olmadığını bildirmekle yükümlüdür. Orta hakem ise ilgili pozisyonun video tekrarını inceledikten sonra kararını değiştirebilir.

Giysi ve gereçler

Futbolcuların giymek zorunda olduğu temel gereçler; forma, şort, tozluk, tekmelik ve futbol ayakkabısından oluşmaktadır. Kaleci dışındaki takım oyuncularının forma, şort, tozluk renklerinin aynı ve diğer takım ile hakemlerin gereçlerinden ayırt edilebilecek renkte olması gerekmektedir. Eğer şortun altına tayt veya formanın altına bir içlik giyilirse, bunların renkleri sırasıyla şort ve formanın renkleriyle aynı olmalıdır. Oyuncular, kendisine veya bir başka oyuncuya tehlikeli olabilecek herhangi bir giysi giymemeli veya her çeşit takılar da dahil gereçler taşımamalıdır. Yalnızca kaleciler, öbür oyunculardan kolayca ayırt edilebilmesi için farklı renkte forma giyerler. Her oyuncunun forması üzerinde farklı bir numara yer almaktadır.[53]

Bütün futbolcular, futbol için uygun biçimde üretilmiş özel ayakkabılar, yani krampon kullanırlar. Ayağa veya kaval kemiğine gelen tekmelerde yaralanmaları en aza indirmek için tekmelik ve tozluk (dize kadar örtebilen uzun spor çorabı) kullanırlar. Tekmelikler yeterli koruma sağlayan lastik veya plastik gibi malzemeden yapılmalı ve oyun sırasında tozluklarla tamamen örtülmelidir. Öte yandan resmî bir kural olmamasına rağmen kaleciler, çoğunlukla özel olarak üretilen eldiven takarlar.[53]
Maçın süresi ve galip tarafın belirlenmesi
Maçın sonuna en az iki dakikalık kayıp zaman eklendiğini gösteren dördüncü hakem.

Resmî futbol maçları, 45'er dakikalık iki devreye ayrılan 90 dakikadan oluşmaktadır. Her iki devrede de maçın süresi, top oyun dışında olsa dahi devam eder. Oyuncu değişiklikleri, sakatlanmalar, zaman geçirilmesi, penaltı atışları veya diğer nedenler dolayısıyla maç esnasında kaybedilen süreler, hakemin takdirine göre her iki devre sonunda oyuna eklenebilir. Eklenen bu süre, dakika bazında dördüncü hakem tarafından bir tabela yardımıyla gösterilir. Yine hakemin takdirine göre oyun, gösterilen bu dakikanın da üstünde uzatılabilir. İlk devrenin sona erip ikinci devrenin başlaması arasında ise 15 dakikalık süre vardır.[54]

Lig maçları berabere sonuçlanabilirken eliminasyon sistemli turnuvalarda galip gelen takımın belirlenmesi için birtakım yöntemler vardır. Maçın normal süresi beraberlikle sonuçlanmışsa, 15'er dakikalık iki uzatma devresi oynanmaktadır. Eğer bu uzatma devreleri sonucunda da kazanan taraf çıkmazsa, penaltı vuruşlarına geçilir ve her takım 5'er penaltı vuruşu yapar. Bu aşamada her iki takım, sırasıyla penaltı atışı kullanır. Eğer iki takımdan biri, diğer takımın 5 vuruşu tamamlasa da ulaşamayacağı kadar gol atmışsa atışlar sonlandırılır ve o takım maçın galibi olur. İlk beş atış sonucunda eşitlik bozulmazsa, iki takım da sırayla birer penaltı atışı kullanır ve bu durum, bir takım diğerine göre daha fazla gol atana kadar devam eder. Uzatma devrelerinde atılan goller maçın skoruna yansırken penaltı vuruşları sonunda elde edilen sonuç yansıtılmamaktadır.[54]

Çift maçlı eliminasyon sistemiyle düzenlenen organizasyonlarda ise takımlar, birbirlerinin iç sahalarında birer maç yaparlar. İki maç sonunda daha çok gol atan takım, kazanan taraf olur. Atılan gollerin eşit olması durumunda ise deplasman golleri kuralı uygulanarak deplasmanda attığı gol sayısı fazla olan takım bir üst tura çıkar. Bu durumda da eşitlik devam ederse uzatma süresi, sonrasında ise ihtiyacı durumunda seri penaltı atışlarına geçilir.[55]

1990'ların sonu ve 2000'lerin başında IFAB, sırasıyla altın ve gümüş gol kurallarını uygulamıştı. Altın golde, uzatma devrelerinde ilk golü atan takım galip gelmekte ve maç o anda sona ermekteydi. Gümüş golde ise ilk uzatma devresini önde tamamlayan takım, ikinci devre oynanmadan maçın galibi olmaktaydı. Günümüzde ise bu kurallar tamamen kaldırılmıştır.[56]

Fauller ve fena hareketler

Oyun esnasında, futbol kurallarında listelenen hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi faul olarak adlandırılır. Yapılan hareketin türüne göre faul yapan oyuncunun karşısındaki takım, serbest vuruş (direkt ve endirekt olmak üzere ikiye ayrılır) veya penaltı vuruşu kazanır.[57] Direkt ve endirekt serbest vuruşlar, ihlalin gerçekleştiği noktadan, topun hareketsiz kalması koşuluyla yapılır. Bu vuruşlar sırasında rakip takım oyuncuları, toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta durmak zorundadır. Vuruşu kullanacak oyuncu, topa bir kez dokunmak koşuluyla bu vuruşu istediği biçimde kullanabilir. Direkt serbest vuruşlarda topun, vuruşu gerçekleştiren oyuncu hariç direkt olarak kaleye girmesi gol değeri kazandırırken endirekt serbest vuruşlarda ise topun direkt olarak kaleye girmesi durumunda kale vuruşu kullanılır.[58]
Bir futbol maçında gerçekleştirilen penaltı vuruşu.

Direkt serbest vuruş gerektiren ihlallerin ceza alanı içerisinde yapılması durumunda, rakip takım lehine bir penaltı vuruşu verilir. Penaltı vuruşu, ceza sahası içerisinde yer alan ve kalenin ortasından 11 m (12 yd) uzaklığındaki penaltı noktasından kullanılmaktadır. Vuruş esnasında, vuruşu kullanacak oyuncuyla savunmadaki kaleci dışındaki tüm oyuncular ceza sahası dışında ve toptan en az 9,15 m (10 yd) uzaklıkta olmalıdır.[59]

Faul kararını veren orta hakem, ihlâli gerçekleştiren oyuncuyu sarı veya kırmızı kartla cezalandırabilir. Sarı kart uyarı niteliği taşırken kırmızı kart, o oyuncunun maçtan ihraç edildiği ve takımının kalan süreyi bir kişi eksik sürdüreceği anlamı taşır. Bir oyuncu aynı maç içinde iki sarı kart görürse, ikinci sarı kartın gösterilmesinin ardından kırmızı kartla cezalandırılır. Sahada olan oyuncuların dışında, yedek oyuncular da kart görebilirler. Öte yandan yapılan faule rağmen, faule maruz kalan takım avantajlı durumunu sürdürüyorsa hakem oyunu devam ettirebilir. Eğer yapılan ihlalde sarı kart gerektirecek bir durum varsa, oyunun durduğu ilk anda oyuncuya kart gösterilir.[60]

Ofsayt

Futbol oyununda bir başka ceza atışı da ofsayttır. Top hücuma geçen takımın oyuncusuna atıldığı sırada, o oyuncunun rakip kale çizgisine toptan ve sondan ikinci rakip oyuncudan daha yakın ise ofsayt pozisyonundadır. Bu oyuncu; oyuna veya rakibe müdahale ederek yahut bulunduğu pozisyondan avantaj elde ederek aktif oyuna dahil oluyorsa pozisyon ofsayt olarak cezalandırılır. Eğer bu oyuncu, kendi yarı sahasında ise ofsayt gerçekleşmez. Kale vuruşu, köşe vuruşu ve taç atışı sonrasında top, direkt olarak ofsayt konumundaki oyuncuya gelse dahi ofsayt kararı verilmez. Ofsayt kararı durumunda ise rakip takım, ihlalin gerçekleştiği noktadan endirekt serbest vuruş kullanır.[61]
Oyunun başlaması, topun oyunda ve oyun dışında olması

   Ana madde: Topun oyunda ve oyun dışı olması

Mavi formalı oyuncunun kullandığı taç atışıyla tekrar başlayan bir futbol maçı.
Mavi-beyaz formalı takımın kullandığı köşe vuruşu anı.

Futbol maçları öncesinde her iki takım kaptanının katılımıyla, hakem tarafından bir para atışı yapılır. Kazanan taraf ilk yarıda hücum edeceği kaleyi seçerken diğer taraf oyunun başlama vuruşunu yapma hakkı kazanır. Futbol karşılaşmaları, sahanın orta noktasına konulan topun, maça başlayacak olan takımın herhangi bir oyuncusu tarafından vurulmasıyla başlar. Başlamadan önce her iki takım oyuncuları kendi sahalarında yer almak ve başlama vuruşunu yapan takımın rakipleri, toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta bulunmak zorundadır. İkinci yarıda ise takımların kaleleri değiştirilir ve ikinci yarının başlama vuruşunu diğer takım yapar.[62]

Kurallara göre futbol maçlarında, topun tamamının kale veya taç çizgisini geçmesi ve oyunun hakem tarafından durdurulması olmak üzere sadece iki durumda top oyun dışındadır.[63] Topun oyun dışında olduğu durumlar ve oyuna yeniden başlama yöntemleri aşağıdaki gibidir:

   Başlama vuruşu: Her iki devreye başlarken ve atılan bir gol sonrası, golü yiyen takım oyuncuları tarafından yapılır.[62]
   Taç atışı: Topun tamamının taç çizgisinden dışarı çıktığı yerden, çizgiyi geçmeden önce topa son dokunan oyuncunun rakibi tarafından yapılır. Atışı kullanacak oyuncu topu iki eli arasına alır ve ayakları taç çizgisinin üstünde veya gerisinde olmak koşuluyla, başının arkasından ve üstünden topu oyun alanına gönderir.[64]
   Kale vuruşu: Topun tamamı, hücum eden takımın bir oyuncusuna dokunduktan sonra kale çizgisini geçtiğinde; rakip takım tarafından kendi kale alanı içerisinden yapılır. Kale vuruşu yapılırken topun sabit durması ve diğer takım oyuncularının ceza alanı dışında olması gerekmektedir.[65]
   Köşe vuruşu: Topun tamamı, savunma yapan takımın bir oyuncusuna dokunduktan sonra kale çizgisini geçtiğinde; rakip takım tarafından, topun çıktığı noktaya en yakın köşeden yapılır. Köşe vuruşu yapılırken topun sabit durması ve diğer takım oyuncularının toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta olması gerekmektedir.[66]
   Endirekt serbest vuruş: Bir takım oyuncusunun kurallarda belirtilen ihlalleri yapması durumunda, rakip takımın herhangi bir oyuncusu tarafından ihlalin gerçekleştiği yerden kullanılır. Rakip takım oyuncuları toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta olmak zorundadır. Endirekt serbest vuruş sonucunda topun, kullanan kişi dışında hiçbir oyuncuya temas etmeden gol olması durumunda vuruş, gol değeri kazanmaz.
   Direkt serbest vuruş: Bir takım oyuncusunun kurallarda belirtilen ihlalleri yapması durumunda, rakip takımın herhangi bir oyuncusu tarafından ihlalin gerçekleştiği yerden kullanılır. Rakip takım oyuncuları toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta olmak zorundadır. Endirekt serbest vuruşun aksine bu tür serbest vuruşlarda direkt olarak gol olabilmektedir.
   Penaltı vuruşu: Direkt serbest vuruş gerektirecek ihlallerin, savunma yapan takımın ceza alanı içerisinde gerçekleştirilmesi durumunda yapılır. Vuruş; ceza alanı içerisinde, kaleden 11 m (12 yd) uzaklıktaki penaltı noktasına konulan topa; vuruşu kullanacak oyuncu ile savunmadaki kaleci arasında hiçbir oyuncu olmaması koşuluyla gerçekleştirilir. İki oyuncu dışındaki diğer tüm oyuncular toptan en az 9,15 m (10 yd) uzakta ve ceza alanı dışında olmak zorundadır.
   Hakem atışı: Top oyunda iken, yazılı olmayan bir sebepten ötürü oyun hakem tarafından durdurulursa; topun, oyun durdurulduğu anda bulunduğu yerden yapılır. Topun yere değdiği an oyun yeniden başlar.[62]

Yönetim kurumları

   Ana madde: Futbol federasyonları listesi

Kıtasal futbol konfederasyonlarına bağlı ülkelerin gösterildiği harita. Bazı ülkeler, coğrafi olarak bulunduğu kıtanın dışındaki konfederasyonlara üyedir.

Futbol ve futsal, plaj futbolu gibi futbolla ilintili sporların uluslararası yönetim kurumu Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğidir (kısaca FIFA). FIFA merkezi İsviçre'nin en büyük şehri Zürih'te yer alır. FIFA'ya bağlı olan altı bölgesel konfederasyon vardır:[67]

   Asya: Asya Futbol Konfederasyonu (AFC)
   Afrika: Afrika Futbol Konfederasyonu (CAF)
   Avrupa: Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA)
   Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler: Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF)
   Okyanusya: Okyanusya Futbol Konfederasyonu (OFC)
   Güney Amerika: Güney Amerika Futbol Konfederasyonu (CONMEBOL)

Bölgesel konfederasyonların dışında, ülke çapındaki futbol organizasyonlarını düzenleyen ulusal futbol federasyonları bulunmaktadır. Günümüzde FIFA ve bölgesel konfederasyonlara bağlı 209 ulusal futbol federasyonu bulunmaktadır.[67] FIFA'ya bağlı olmayıp da kıtasal konfederasyonlara bağlı olan ulusal federasyonlar olduğu gibi, FIFA veya kıtasal konfederasyonla ile herhangi bir bağı olmayan federasyonlar da bulunmaktadır.
Yarışmalar

   Ana madde: Dünya genelinde futbol

Uluslararası
Düzenlenen son FIFA Dünya Kupası olan 2014 FIFA Dünya Kupası'nın finalinde Arjantin'i yenerek şampiyonluğa ulaşan Almanya takımının oyuncuları maçın ardından kupayı kaldırırken.

Millî takımların katılımıyla uluslararası çapta düzenlenen en büyük futbol yarışması, FIFA tarafından dört yılda bir organize edilen Dünya Kupası'dır. Kıtasal konfederasyonlar tarafından düzenlenen ve dünyanın her yerinden 200'ün üzerinde takımın katıldığı elemeler sonrasında 23 takım finallere katılmaya hak kazanmaktadır. Futbol, 1900 Yaz Olimpiyatları'ndan itibaren -1932 Yaz Olimpiyatları dışında- Yaz Olimpiyatları programında yer almaktadır.[68] Dünya Kupası'nın ortaya çıkmasından önce Olimpiyatlar, futbol açısından Dünya Kupası ile aynı statüdeydi. Önceleri amatör futbolcuların katılabildiği organizasyona, 1984 Yaz Olimpiyatları'ndan itibaren profesyonel futbolcuların da katılmasına izin verildi.[37] 1992 Yaz Olimpiyatları'ndan itibaren yalnızca 23 yaş altı futbolcuların oynamasına izin verilirken 1996 Yaz Olimpiyatları ile birlikte takımların kadrolarında 23 yaşın üzerinde 3 futbolcunun yer almasına izin verilmeye başlandı.[69]

Her kıtasal konfederasyon, kendisine bağlı takımların katılabildiği turnuvaları organize etmektedir. 1916'da Copa América (CONMEBOL), 1956'de AFC Asya Kupası (AFC), 1957'de Afrika Uluslar Kupası (CAF), 1960'ta Avrupa Futbol Şampiyonası (UEFA), 1991'de CONCACAF Altın Kupası (CONCACAF) ve son olarak 1996'da OFC Uluslar Kupası (OFC) kurulmuştur. Bu turnuvaları kazan altı takım, son Dünya Kupası şampiyonu ve organizasyona ev sahipliği yapan takımlar, FIFA tarafından organize edilen Konfederasyonlar Kupası'nde karşı karşıya gelir.[70]

Millî takımların dışında kıtasal konfederasyonların her biri, yıllık olarak kulüp takımlarının katıldığı uluslararası turnuvalar düzenlenmektedir. UEFA Şampiyonlar Ligi (UEFA), Copa Libertadores (CONMEBOL), CONCACAF Şampiyonlar Ligi (CONCACAF), CAF Şampiyonlar Ligi (CAF), AFC Şampiyonlar Ligi (AFC) ve OFC Şampiyonlar Ligi (OFC) bu organizasyonların en üst seviyeleridir. Kıtasal konfederasyonların bazıları, bir alt seviyede de turnuvalar organize eder. UEFA Avrupa Ligi (UEFA), CAF Konfederasyon Kupası (CAF), AFC Kupası (AFC) ve Copa Sudamericana (CONCACAF) ikinci seviye uluslararası kulüp turnuvalarıdır. Birinci seviyedeki turnuvaları kazanan takımlar, FIFA Kulüpler Dünya Kupası'nda karşı karşıya gelir.[71]
Ulusal
İngiltere'deki en üst seviye futbol ligi olan Premier League'de West Ham United ile Manchester City arasında 25 Ekim 2014 günü oynanan maçtan bir görünüm.

Her bir ülkedeki futbol yarışmaları, o ülkelerin futbolundan sorumlu kurumlar tarafından düzenlenmektedir. Genel olarak ülkelerdeki lig sistemleri kümelere ayrılmış durumdadır. Takımlar, aynı kümedeki diğer takımlarla maçlar yapar ve topladıkları puanlar baz alınarak oluşturulan puan tablosunda belli bir sırada yer alır. Çoğu ligde bir takım, liginde bulunan diğer takımlarla ikişer maç yapar. Sezon sonunda ligi birinci sırada bitiren takım şampiyon olurken liglere göre farklılık göstererek son sıra veya sıralarda bitiren takımlar bir alt lige düşer. Ülkenin en üst seviye ligi olmayan liglerde ise, yine liglere göre farklılık göstererek en üst sırada yer alan bir ya da birkaç takım, ertesi sezon için bir üst ligde oynamaya hak kazanır.[72] Bazı liglerde normal sezonun tamamlanmasının ardından şampiyon olan veya bir üst lige yükselecek takımların belirlenmesi için playoff ve bir alt lige düşecek takımların belirlenmesi için play out maçları oynanır. Öte yandan başta Latin Amerika olmak üzere Amerika kıtasındaki bazı liglerde sezon, Apertura ve Clausura (İspanyolcada "açılış" ve "kapanış" anlamlarına gelir) olmak üzere iki bölüme ayrılır ve bu sistemin uygulandığı bazı liglerde her bir bölüm için farklı şampiyonlar çıkar.

Çoğu ülkede futbol liglerinin yanında, ulusal çapta çeşitli futbol turnuvaları da düzenlenmektedir. Bu kupalar arasında ülkenin farklı liglerinde mücadele eden takımların katılabildiği ulusal kupalar ile sadece belli bir ligde mücadele eden takımların yer aldığı lig kupası bulunur. Yine bazı ülkelerde, ulusal çaptaki bu organizasyonlarda belli bir derece kazanan takımlar arasında gerçekleştirilen tek veya çok maçlık etkinlikler de düzenlenmektedir.

Ülkelerin en üst seviye ligini belli sıralarda tamamlayan takımlar ile ulusal kupa organizasyonlarında şampiyon olan takımlar, bazı uluslararası kulüp yarışmalarında mücadele etmeye hak kazanmaktadır.
Kadın futbolu

   Ana madde: Kadın futbolu

Kadın oyuncular tarafından oynanan bir futbol maçı.

Kadınlar arasındaki ilk futbol maçının 1895 yılında, Kuzey Londra'da oynandığı bilinmektedir.[73] I. Dünya Savaşı sırasında, erkekler savaşta iken fabrikalarda işçi olarak çalışan kadınlar arasında futbol maçları oynanmaktaydı.[73] 1917 Ağustos'unda The Munitionettes' Cup olarak tanınan Tyne Wear & Tees Alfred Wood Munition Girls Cup resmî adına sahip bir futbol turnuvası başlatıldı ve iki sezon boyunca bu turnuva düzenlendi.[74] 1920 yılında Dick, Kerr's Ladies FC ile bir Fransız takımı arasında oynanan maç, uluslararası anlamda oynanan ilk kadın futbol maçı olarak tarihe geçti.[75] Ancak 5 Aralık 1921'de Futbol Birliği, futbolun kadınlara göre bir spor olmadığı gerekçesiyle kendisine bağlı sahalarda kadınlar tarafından futbol oynanmasını yasakladı.[75] 10 Aralık 1921 günü 30 kadar kadın futbol takımının katılımıyla gerçekleştirilen toplantı sonucunda, bağımsız bir Bayanlar Futbol Birliği (Ladies' Football Association) kurulması kararı çıktı.[76][77] Ertesi yıl, bu kurum tarafından ilk futbol turnuvası gerçekleştirildi.[77] 1969'a gelindiğinde, Futbol Federasyonu'na bağlı olarak Kadınlar Futbol Birliği (Women's Football Association) kuruldu. 1970-71 sezonunda ilk resmî kadın futbolu turnuvası olan FA Women's Cup'ı düzelendi. 1969 yılında Avrupa Şampiyonası,[78] 1970 yılında ise Dünya Kupası gayrıresmî olarak ilk kez düzenlendi.[79] 1975'te AFC Kadınlar Asya Kupası, 1983'te OFC Kadınlar Uluslar Kupası, 1984'te Avrupa Turnuvası'nda Temsil Edilen Kadın Takımları Şampiyonu adıyla ilk resmî Avrupa şampiyonası, 1991'de ilk resmî FIFA Kadınlar Dünya Kupası, CONCACAF Kadınlar Şampiyonası ve Kadınlar Afrika Uluslar Kupası düzenlendi. Kadın futbolu, ilk kez 1996 Yaz Olimpiyatları programında yer aldı.[68]
Türevleri ve günlük oynanış
Ayrıca bakınız: Futbol türevleri ve sokak futbolu
Fas'ta, halka açık bir alanda futbol oynayan çocuklar.

Futboldan türetilen ve kuralları değişiklik gösteren çeşitli sporlar da vardır. Kapalı bir salonda oynanan futsal, kumda oynanan plaj futbolu, üstü kapalı veya açık sentetik çimli sahalarda oynanan halı saha futbolu, uluslararası bazda organizasyonların da düzenlendiği futbol türevleridir. Engelli kişiler için paralimpik futbol, ampute futbol ile akülü tekerlekli sandalye futbolu varyasyonları bulunur. Bunların yanında, uluslararası çapta bir kuruluşu ve büyük bir etkinliği olmayan ve futboldan türetilen sporlar da bulunmaktadır.

Futbol, bir top ve iki kalenin olduğu yeterli büyüklükteki bir alanda, günlük hayatta da oynanan bir spordur. Sokak futbolu adıyla anılan bu etkinliklerde bazı kurallar yok sayılır veya oyuncular tarafından belirlenir.

Diğer yandan buz üzerinde oynanan bir hokey türevi olan bandy, kuralları bakımından futboldan da izler taşır ve "kış futbolu" takma adıyla da anılır.[80][81]

Futbol Genel Tanımları

Futbol 11’er kişilik iki takım arasında oynanır ve kendine özgü kuralları vardır. Oyunun amacı, topu rakip kaleye sokmaktır. Topu elle ve kolla oynamak kesinlikle yasaktır, ama kafa ile ya da kurallara uygun olarak bedenin herhangi bir yeriyle topa vurulabilir. Yalnızca kaleciler belirlenmiş bir alan içinde topu elle tutabilir.

Futbolcular kendi takımının simgesi olan forma giyerler. Her oyuncunun forması üzerinde farklı bir numara yazılıdır. Yalnızca kaleciler, öbür oyunculardan kolayca ayırt edilebilmesi için farklı renkte forma giyer. Bütün futbolcular, bu oyun için uygun biçimde üretilmiş özel ayakkabılar krampon) kullanırlar.

Futbol Saha Ölçüleri Nedir?

Futbol alanı dikdörtgen biçiminde, uzunluğu 90-120 metre, genişliği ise 45-90 metredir. Ancak uluslararası maçlarda bu ölçüler uzunluk 100-110 metre, genişlik 64-75 metredir. Uzun kenarlara taç çizgisi, kısa kenarlara kale çizgisi denir. Futbol sahasında taç çizgisi kale çizgisinden daima uzun olmalıdır. İki taç çizgisi arasında uzanan ve alanı tam ortasından ikiye bölen çizgiye ise orta çizgi adı verilir. Orta çizginin tam ortasında 9,15 metre yarıçapında bir çember bulunur ve bu çembere de orta yuvarlak denir. Karşılaşma bu çemberin içinden yapılan vuruşla başlar. Karşılaşma başlamadan önce oyuncular, kendi yarı alanlarında yer alırlar. Kale çizgilerinin tam ortasında birer kale bulunur. Kale iki kale direği ve bir üst direkten oluşur. İki direk arası 7,32 metre, üst direğin yerden yüksekliği ise 2,44 metredir. Futbol topunun çevresi 68-70 cm, oyunun başlangıcındaki ağırlığı ise 410-450 gram arasında değişir.

Penaltı Nedir?

Kale önlerinde kale çizgisine bitişik olmak üzere 40,32 x 16,50 metre boyutlarında ceza alanı bulunur. Kalecilerin topu elle tutabildikleri tek yer burasıdır. Bu alan içinde, kalenin hemen önünde 18,32 x 5,50 metre boyutlarındaki başka bir alana da kale alanı (altıpas) denir. Ceza alanı içinde rakip oyuncuya yapılan fauller ve kaleci dışındaki futbolcuların elle topa dokunmaları dahil 9 kusurlu hareket olarak nitelendirilen hareketler penaltı ile cezalandırılır. Penaltı atışı, ceza alanı içinde kale çizgisinin ortasından 11 metre uzaklıktaki penaltı noktasından yapılır. Kaleci, top penaltıyı atan oyuncunun ayağından çıkmadan öne doğru hareket edemez, yalnızca kale çizgisi üzerinde sağa sola hareket edebilir.

Serbest Vuruş Nedir?

Hakem kuralları çiğneyen takımı serbest vuruş kararıyla da cezalandırabilir. Serbest vuruşlarda, rakip takımın oyuncularının topa vuruş noktasından en az 9,15 metre uzakta durmaları gerekir. Eğer bir oyuncu rakip oyuncuyu sakatlayacak ölçüde sert ve kasıtlı faul yaparsa, orta hakem bu oyuncuyu sarı ya da kırmızı kartla cezalandırır. Kırmızı kart gören oyuncu oyundan çıkarılır ve takımı eksik oyuncuyla oyunu sürdürmek zorunda kalır. Üst üste iki sarı kart gören oyuncu da kırmızı kart görmüş durumuna düşer. Futbol oyununda bir başka ceza atışı da ofsayttır.

Ofsayt Nedir?

Top hücuma geçen takımın oyuncusuna atıldığı sırada, o oyuncu ile kale çizgisi arasında, kaleci ya da karşı takım oyuncusu dışında karşı takımdan en az bir oyuncu yoksa ofsayt kararı verilir. Ofsayt yalnızca karşı takımın oyun alanı içinde gerçekleşir.

Aut Nedir?

Top hücumdaki takımının oyuncusunun ayağından aut çizgisi dışına çıkarsa dışarı çıkmış olur. Bu durumda top altı pas içinden yeniden oyuna sokulur.

Korner Nedir?

Top savunma durumundaki takımın oyuncusuna çarparak aut çizgisinden dışarı çıkarsa köşe vuruşu olur. Bu durumda hücum etmekte olan takım tarafından topun çıktığı bölümdeki köşeden kaleye köşe vuruşu ya da köşe atışı denen bir atış yapılır.

Taç Nedir? Taçtan Ofsayt Olur mu?

Top taç çizgisi üzerinden oyun alanının dışına çıkarsa taç olur ve top karşı takımın oyuncusu tarafından dışarı çıktığı noktadan oyuna sokulur. Taç atışı elle yapılır. Taç ve köşe vuruşu atışlarından ofsayt kuralı uygulanmaz.

Futbol Hakemi Nedir?

Standr bir futbol maçı dört hakemin yönetiminde ve gözetiminde oynanır. Günümüzde önemli turnuvalarda hakem sayısı değişmektedir.. Bir orta, iki de yan hakem bulunur. Oyunu orta hakem yönetir ve verdiği kararları kesin olarak uygular. Taç çizgisi üzerinde görev yapan yan hakemler ise, topun oyun alanının dışına çıkışını, ofsaytları işaret etmenin yanı sıra faullerde, elle oynamalarda, golü belirlemede, oyuncu değişikliklerinde orta hakeme yardımcı olurlar. Oyun alanının yarısından sorumlu olan yan hakemler, orta hakemi ellerindeki küçük bayraklarla uyarırlar.

Futbol Maçı Kaç Dakikadır?

Futbol karşılaşması, her biri 45’şer dakikalık iki devrede oynanır. İki devre arasında 15 dakikalık ara verilir. Oyun içinde çeşitli nedenlerin yol açtığı duraklamaların süresi orta hakem tarafından belirlenip dördünce hakeme iletilir, dördüncü hakem bu uzatmaları ışıklı tabela ile taraflara bildirir ve bu süreler her devrenin sonuna eklenir.

Uzatma ve Penaltı Atışı Nedir?

Eğer bir karşılaşmada yitiren takım elenecekse ve maç berabere biterse; ya da iki karşılaşma şeklinde oynanan (iki takımın sahasında birer maç) bir eleme turu sonucunda takımların yengi (galibiyet), beraberlik, yenilgi ve gol averajları aynı ise 90 dakika sonuna 15’er dakikalık iki devre eklenir. Bu iki devrenin sonunda herhangi bir takım diğerine skor ya da averaj üstünlüğü (iki karşılaşma şeklinde oynanan eleme turlarında) sağlamışsa karşılaşma bu takımın lehine sonuçlanır. Eğer eşitlik bozulmamışsa seri penaltı atışlarına geçilir ve bir takım yenene kadar karşılıklı penaltı atışları kullanılır.

Futbolun Kuralları

Direkt, endirekt ya da penaltı vuruşu ile cezalandırılan faul ve fena hareketler, karşı tarafa zarar verme amacı taşıması halinde ihtar ve ihraçla da sonuçlanabilir. Fauller ve Fena Hareketler aşağıdaki şekillerde cezalandırılır:

Direkt Serbest Vuruş Eğer, bir oyuncu aşağıda belirtilen 6 ihlalden birisini hakemin kanaatince dikkatsiz, kontrolsüz veya aşırı güç kullanarak yaparsa rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir:

1- Rakibe tekme atarsa veya tekme atmaya teşebbüs ederse,
2- Rakibi çelmelerse veya çelmelemeye teşebbüs ederse,
3- Rakibin üstüne sıçrarsa,
4- Rakibe şarj yaparsa,
5- Rakibe vurursa veya vurmaya teşebbüs ederse,
6- Rakibini iterse. Ayrıca, eğer bir oyuncu aşağıdaki 4 ihlalden birini yaparsa, rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir:
7- Topu kazanmak için ayakla müdahale ederken (tackle) topa dokunmadan önce rakibe dokunursa,
8- Rakibini tutarsa,
9- Rakibe tükürürse,
10- Topu eliyle bilerek oynarsa (kendi ceza alanındaki kaleci hariç).Direkt serbest vuruş ihlalin olduğu yerden yapılır.

Penaltı Atışı Nedir?

Eğer yukarıda belirtilen 10 ihlalden birisi bir oyuncu tarafından kendi ceza alanı içinde yapılırsa, topun oyunda olması koşuluyla, topun pozisyonuna bakılmaksızın bir penaltı vuruşu verilir.

Endirekt Serbest Vuruş Nedir?

Kaleci, kendi ceza sahasında, aşağıdaki 5 ihlalden birini yaparsa, rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir: Topu eliyle kontrol ettikten sonra altı saniye içinde oyuna bırakmazsa Topu oyuna bıraktıktan sonra, top başka bir oyuncuya değmeden önce, topa tekrar eliyle dokunursa, Takım arkadaşı tarafından ayakla bilerek kendisine verilen topa eliyle dokunursa, Takım arkadaşının taç atışından doğrudan gelen topa eliyle dokunursa, Zaman geçirirse. Eğer bir oyuncu hakemin kanatına göre aşağıdaki ihlallerden birini yaparsa rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir: Tehlikeli tarzda oynarsa, Rakibinin ilerlemesine mani olursa, Kalecinin elindeki topu oyuna sokmasına engel olursa, 12.madede belirtilmeyen bir nedenden dolayı oyuncunun ihtar veya ihraç edilmesi için oyun durdurulduğunda. Endirekt serbest vuruş ihlalin olduğu yerden yapılır.

İhtar Verilecek Haller

Eğer, bir oyuncu aşağıdaki 7 ihlalden birini yaparsa ihtar verilip sarı kart gösterilir:
1- Sportmenliğe aykırı davranıştan suçlu ise,
2- Hakeme veya hakemin kararlarına sözle veya hareketle itiraz ederse,
3- Oyun kurallarını devamlı ihlal ederse,
4- Oyunun tekrar başlamasını geciktirirse,
5- Oyun bir köşe vuruşu veya serbest vuruş ile tekrar başlarken gerekli mesafeye açılmaz ise,
6- Hakemin izni olmaksızın oyun alanına ilk kez girer veya tekrar girerse,
7- Hakemin izni olmaksızın oyun alanını kasıtlı olarak terk ederse. İhraç Verilecek Haller Eğer, bir oyuncu aşağıdaki 7 ihlalden birini yaparsa ihraç edilip kırmızı kart gösterilir:
1- Ciddi faullü oyundan suçlu ise,
2- Şiddetli hareketten suçlu ise,
3- Rakibe veya bir başkasına tükürürse,
4- Topa bilerek elle oynayıp rakip takımın bariz golünü veya gol atma şansını önlerse (kendi ceza alanındaki kaleci hariç)
5- Kaleye doğru ilerleyen rakibin bariz gol atma şansını serbest vuruş veya penaltı vuruşu gerektiren bir ihlal ile önlerse,
6- Saldırgan, hakaret edici veya küfürlü bir şekilde konuşursa ve/veya jest ve el kol hareketleri yaparsa,
7- Aynı maçta ikinci bir ihtar alırsa.

Futbolun Türkiye’ye Gelişi

Modern futbolun İngiltere’den çıkarak yayılması sırasında Osmanlı İmparatorluğunun belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşen İngilizler futbolu ülkemize sokan kişiler olmuşlardır. İstanbul, İzmir, Selanik futbolun oynandığı ilk 3 şehir olmuştur. Buralarda İngilizler futbol oynarken Rumlar da onlara katılmışlar ve hem futbolfutbolfutbol maçları yapılmıştır. Ancak, bu sıralarda Müslüman gençlerin futbolfutbol oynamaları için biraz daha süre geçmesi gerekmiştir. İzmir’de ilk futbol kulübü 1984 yılında İngilizler tarafından kurulmuş ve adı “Football Club Smyrna” olmuştur. İstanbul’da futbol oynanmaya başlanması ise ancak 1895 yılında Kadıköy ve Moda’da olmuştur. İzmir’den İstanbul’a göçen İngilizler burada futbol oynamışlardır. Buradaki Rumlarda futbola merak sarmışlardır ve futbol İstanbul’da çok büyük bir hızla yayılmıştır

Kaynakça :

wikipedia org/wiki/Futbol
besyo org/futbol-nedir-kurallari-nasil-oynanir
DEVAMINA BAK


Ebenezer Cobb Morley Kimdir? Biyografisi

Ebenezer Cobb Morley (16 Ağustos 1831, Kingston upon Hull - 20 Kasım 1924, Londra), İngiliz futbolcu ve spor yöneticisi. Dünyanın ilk futbol kuruluşu olan Futbol Birliğinin kurucularından biri ve ikinci başkanı olup, futbolun ilk yazılı kurallarının hazırlandığı sırada kurumun başkanlık görevini yürütmüştür.

Hayatı

16 Ağustos 1831 tarihinde Kingston upon Hull'da, dört çocuklu Ebenezer Morley ile Hannah Maria'nın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi ve 22 yaşına kadar burada yaşadı.[1][2] 1858'de Barnes'a hareket etti ve Barnes Club'ı kuran isimler arasında yer aldı.[1] 1862'de, Barnes Club'ı temsilen katıldığı toplantıda Futbol Birliğini kuran isimlere başkanlık yaptı.[1] Modern futbolun ilk yazılı kuralları hazırlayan birliğin başkanlığını yaptı.[1]

20 Kasım 1924'te, Richmond, Londra'da vefat eden Morley'nin cenazesi Barnes'taki Barnes Mezarlığı'na defnedildi.

Ebenezer Cobb Morley

Ebenezer Cobb Morley (16 August 1831 – 20 November 1924) was an English sportsman and is regarded as the father of the Football Association and modern football.

Morley was born at 10 Garden Square, Princess Street[2] in Hull[3] and lived in the city until he was 22.[2] He moved to Barnes in 1858[3] forming the Barnes Club, a founding member of the FA, in 1862.[3] In 1863, as captain of the Mortlake-based club, he wrote to Bell's Life newspaper proposing a governing body for the sport, that led to the first meeting at the Freemasons' Tavern, that created the FA.[3]

He was the FA's first secretary (1863–1866) and its second president (1867–1874) and drafted the first Laws of the Game at his home in Barnes. This house, No 26 The Terrace, which had carried a blue plaque to Morley, collapsed "like a tower of cards" in November 2015 during building work.[4][5]

As a player, he played in the first ever match, against Richmond in 1863, and scored in the first representative match, between the clubs of London and Sheffield on 31 March 1866.

A solicitor by profession, Morley was a keen oarsman, founding the Barnes and Mortlake Regatta for which he was also secretary (1862–1880). He served on Surrey County Council for Barnes (1903–1919) and was a Justice of the Peace. Morley is buried[6] in Barnes Cemetery, a now abandoned graveyard on Barnes Common, Barnes. He had no children
--------------
Kaynak : Halk Ansiklopedisi Wikipedia
-------------

DEVAMINA BAK

Saçlarımız neden çabuk yağlanır?

Yağlı saçların rahatsız edici bir hissi vardır, üstünde bir yağ tabakası varmış gibi görünürler. Kalın ve gür olan saçlar aşırı yağlanmanın ağırlığını taşı(Zeker) normal görünümünü koruyabilir veya problem yaratmayabilir ancak ince ve düz olan saçlar yağlandığında şekillendirilmeleri zordur. Eğer bir günde yağlanan saçlarınız varsa saç bakım rutininize yapacağınız bir takım değişiklikler problemi çözmeye yardımcı olabilir.

Yağlı saç derisi bir günde yağlanan saçların sebeplerindendir. Saç derisinde sebasöz bezler yani yağ bezleri bulunur. Bunların ürettiği yağ ya da sebum saçlarınızı doğal bir şekilde nemlendirir ve korur. Bu yağ bezleri normalde olmaları gerektiğinden daha aktif iseler saçlarınız için fazla yağ üretirler.

Yağ, saç derinizde çok hızlı oluştuğunda kepek veya seboreik dermatit problemi yaşamanız da olasıdır. Yağlı saç derileri veya seboreik dermatit için özel olarak üretilen ilaçlı şampuanları kullanmayı deneyebilirsiniz. Örneğin çinko pritiyon içeren şampuanlar problemin çözülmesine yardımcı olabilir ve saçlarınızda yağlanmayı kontrol altına alabilirler.

Ağır kremler saçınızı ertesi gün yağlı ve güçsüz hale getirebilirler. Bazı pomadlar, saç derisindeki kaşıntı ve kepek gibi problemlerini çözmek için kullanılırlar. Dolayısıyla saçlarınız yağlanıyorsa bile bunları kullanmayı bırakmak istemeyebilirsiniz.

Ancak daha hafif formüle sahip alternatif ürünleri araştırmak mantıklı olabilir. Saç derisi probleminiz için uygun şampuanlarla saçınızı düzenli olarak yıkarsanız ağır kremlere ihtiyacınız azalacaktır. Ayrıca yağlı şekillendirici spreylerin, jölelerin ve köpüklerin kullanımını da azaltabilirsiniz.

Saçınız yağlı olduğunda biriken yağı temizlemek için düzenli olarak yıkayın. Ancak saçınızdan çok saç derinizi temizlemeye özen gösterin. Bunun kolay bir yolu, şampuanlama ve yıkama işlerini avucunuzla değil parmak uçlarınızla yapmaktır.

Yağ birikmesini kontrol edecek kadar sık yıkayın ancak yağ bezlerini aşırı üretime sokacak kadar da fazla saç yıkamaktan kaçının. Bunun doğru sıklığını bulmak için deneme yanılma yöntemini kullanmanız gerekecektir.

Saçı yıkadıktan sonra saç kremi kullanmak saçın yumuşak olmasını sağlar. Ancak çok sık saç kremi kullanmak saçta kalıntıların birikmesine, saçın yağlı ve güçsüz görünmesine yol açar. Bir günde yağlanan saçlar için bu ürünleri olabildiğince az kullanın ve kullanma talimatlarına uymaya özen gösterin.
DEVAMINA BAK

Gözden kaçan 10 temel gerçek!


Hayatta önemli şeyleri gözden kaçırmak şaşırtıcı derecede kolaydır. Yoğun programlar ve haftalık rutinler insan beynini otomatik pilota bağlamaya eğilimlidir. Şu listeyi her zaman elinizin altında tutun ne zaman bir çıkış yolu ararsanız bir göz atın…

Çok Kolay Unuttuğumuz 10 Temel Gerçek

Hayatta önemli şeyleri gözden kaçırmak şaşırtıcı derecede kolaydır. Yoğun programlar ve haftalık rutinler insan beynini otomatik pilota bağlamaya eğilimlidir.

Hayatın bazı temel gerçeklerinin tekrarlanmaya ihtiyacı vardır. Şu listeyi her zaman elinizin altında tutun ne zaman bir çıkış yolu ararsanız bir göz atın.

1. MEŞGUL OLMAK İLE VERİMLİ OLMAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Çevrenizdeki insanlara bir bakın. Hepsi acayip meşgul gözükür-toplantıdan toplantıya koşar, her tarafa email yağdırır. Ancak bunların kaç tanesi gerçekten verimli , kaç tanesinden üst düzey performans elde ediliyor.

Başarı hareketlilik ve aktifliğin sonucu değildir. Odaklanmak önemlidir. başarılı sonuçlar almak için  zamanınızı etkin ve verimli kullandığınızdan emin olmanız gerekir.

Başka herkes gibi sizin de gün içinde sayılı birkaç saatiniz vardır. Siz kendi vaktinizi ustaca kullanın. Nihayetinde, siz verimliliğinizin ürünüsünüz sarfettiğiniz eforun değil. Sarfettiğiniz çabanın sonuç veren görevlere adandığından emin olun.

2. HATALARIN SONUCUNDA ÇOK SIK OLARAK GÖZ ALICI BAŞARILAR GELİR


Hatalarınızı kabul etmediğiniz sürece gerçek bir başarıyı asla tadamayacaksınız. Hatalarınız sizin yanlış yolda olduğunuzu gösterip başarınızın önünü açan kaldırım taşlarıdır.

İnsan hayatında kırılma anları genelde en çok hayal kırıklığına uğradığınız ve en çok sıkıştığınız anlarda olur. Sizi farklı düşünmeye iten ve sınırlarınızın dışında düşünmeye zorlayan şey yaşadığınız hayal kırıklıklarıdır. Onların sayesinde kaçırdığınız çözümleri görürsünüz. Başarı sabır ister ve inandığınız yolda acı çekseniz bile iyi bir tavır takınma becerisi göstermenizi bekler.

3. KORKU PİŞMANLIĞIN 1. SEBEBİDİR


Her şey olup bittikten sonra, yaptığınız hatalara değil, şansınız varken yapmadığınız şeylere ağlayacaksınız. Risk almaktan korkmayın.

İnsanların şu sözü sıklıkla söylediğini duyarım. "Başına gelebilecek en kötü şey nedir ki" "Ölmek mi" Ancak ölüm olabilecek en kötü şey de değildir.

Başına gelebilecek en kötü şey hala yaşıyorken kendinizi ölüme terk etmektir.

4.  DEĞERİNİZ KENDİ İÇİNİZDEDİR

Mutluluk hissiniz ve tatmin duygunuz kendinizi başkalarıyla karşılaştırmaktan geldiği anda artık kaderinizi kendiniz tayin etmiyor olursunuz. Yapmış olduğunuz bir şey konusunda kendinizi iyi hissettiğiniz zaman başkalarının fikirlerinin ve elde ettikleri şeylerin bu mutluluğunuzu sizden almasına izin vermeyin.

Başkalarının sizin hakınızda ne düşündüğüne olan tepkilerinizden kurtulmak imkansız olsa da  siz kendinizi başkaları ile karşılaştırmak zorunda değilsiniz ve başkalarının fikirlerine her zaman şüpheyle yaklaşabilirsiniz. Durum böyle olunca, diğer insanların ne düşünüp ne yaptıklarının bir önemi yok sizin öz değeriniz yine sizin içinizden çıkar. Belirli bir anda insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri ne olursa olsun bir şey çok kesindir- Siz asla onların sizin hakkınızda düşündükleri kadar çok iyi ya da çok kötü değilsiniz.

5. SİZ SADECE İLİŞKİDE OLDUKLARINIZ KADAR İYİSİNİZ

Etrafınızı sizi motive eden ve daha iyi olmanızı sağlayacak insanlar ile kuşatmak için çaba gösterin. Büyük ihtimalle de bunu yapıyorsunuz. Peki ya sizi aşağıya çekmeye çalışan insanlar ? Neden onların hayatınızın bir parçası olmasına izin veriyorsunuz ?

Size kendinizi değersiz hissettiren, endişelendiren ya da ilham almanıza engel olan kişiler vaktinizi boşa harcar ve büyük ihtimalle de sizi kendilerine benzetirler. Hayat böyle insanlar ile bağ kurmak için çok kısa. Kurtulun onlardan.

6. HAYAT KISA


Hiç birimizin yarına çıkmaya garantisi yok. Ancak birileri aniden öldüğünde biz kendi hayatımıza pay çıkarmaya başlarız: Hayatta gerçekten önemli olan şey nedir, vaktimizi nasıl harcıyoruz ve diğer insanları nasıl etkiliyoruz.

Kaybetmek hayatın acımasızlığının çiğ iç yüzünü hatırlatan bir şeydir. Bunun hiç olmaması gerekir.

Her günün sabahında uyandığınızda kendi kendine şunu hatırlatın. Her gün sana verilmiş bir hediyedir ve sizin bu nimetleri nasıl kullandığınıza bağlıdır. Hayatın size verilmiş bir nimet olduğu şeklinde davranmaya başladığınız dakika hayatın da öyle olmaya başladığı dakikadır.

Sonuçta harika bir gün harika bir zihinsel kurgulama ile başlar.

7. AFFETMEK İÇİN SİZDEN ÖZÜR DİLENMESİNİ BEKLEMEMELİSİNİZ

Size üzgün olduğunu hiç söylemeyen birine karşı bile kininizi unutup affetme yolunu seçtikten sonra hayat çok daha pürüzsüz gitmeye başlar. Kin tutmak geçmişte yaşanmış kötü şeylerin bugün ki mutluluğunuzun yıkmasına sebep olur. Nefret ve öfke hayattaki neşenizin bozulmasına sebep olan duygu parazitleridir.

Kin ve nefretle birlikte gelen olumsuz duygular vücudunuzda yanıt olarak stres oluşturur ve devam eden stres hali sağlık açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Emory Üniversitesi'nde yapılan araştırmalara göre devam eden stresin yüksek tansiyon (Kan Basıncı) ve kalp hastalıklarını tetiklediğini ortaya çıkarmış.

Birilerini affettiğiniz zaman bu onların yaptıklarına göz yumduğunuz anlamına gelmez sadece onların ebedi kurbanı olmaktan sizi kurtarır.

8. KENDİ KURDUĞUNUZ HAYATI YAŞIYORSUNUZ

Siz durumların kurbanı değilsiniz. Hiç kimse hayalleriniz ve değerlerinize zıt düşen kararlar almaya sizi zorlayamaz.

Şuan yaşamış olduğunuz durum size ait-onu siz oluşturdunuz. Aynı şekilde geleceğiniz de tamamen sizin elinizde. Eğer şuanda kapana sıkışmış gibi hissediyorsanız muhtemelen geçmişte hayalleriniz ve amaçlarınıza ulaşmak için gerekli riski almamış olmanızdandır.

Harekete geçme zamanı geldiğinde, tırmanmak istediğiniz merdivenin en altında olmak bile tırmanmak istemediğiniz merdivenin tepesinde olmaktan daha iyi olduğunu hatırlatın kendinize.

9. ANI YAŞAYIN


Şuanda içinde bulunduğunuz hayatı yaşamayı öğrenmediğiniz sürece asla tam potansiyelinize ulaşamazsınız.

Hiç bir suçluluk düzeyi geçmişi değiştirmez. Hiç bir endişe düzeyi de geleceği değiştirmez. Tam olarak yaşamış olduğunuz şu anın realitesini (İyi ya da Kötü) kucaklamadığınız sürece, sürekli olarak bulunduğunuz andan farklı yerlerde olduğunuz sürece mutlu olabilmeniz imkansızdır.

Bulunduğunuz anda kalmayı başarmak için şu iki şeyi yapmak zorundasınız;

1) Geçmişini kabul et. Eğer geçmişinizi bir kenara bırakmazsanız, o sizi asla bırakmayacak ve böyle yaparak geleceğinizi de o oluşturacak.

2) Geleceğin belirsizliğini kabul edin. Endişenin burada ve şuanda yeri yok. Bir zamanlar Mark Twain'ın dediği gibi, "Endişe hiç olmayan bir borcu ödemeniz gibi bir şeydir."

10. DEĞİŞİM KAÇINILMAZDIR-DEĞİŞİMİ KUCAKLAYIN

Sadece değişime kucak açarak ondaki iyi yönü görebilecek misiniz. Değişime kollarınızı açarken  zihniniz de açık tutmalısınız ki değişimin yarattığı fırsatlar size bir şey çağrıştırsın ve ondan faydalanmasını bilmeniz gerekir.

Değişimin görmezden geleceğini umut ettiğin aynı şeyleri tekrarlamaya devam edersen başarısızlığa uğrarsın.

Sonuç olarak deliliğin açılaması defalarca aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemektir.

Hayat kimseyi durup beklemez. İşler iyi gidiyorken ve değişim kapıdayken onları takdir edin ve tadını çıkartın. Sürekli olarak daha fazla daha iyi bir şey arayışındaysanız ve bunun sizi mutlu edeceğini düşünüyorsanız, o da elden uçup gitmeden asla yeterince mevcut durumun tadına varamayacaksınız.

Yazar: Azmi Ulaş
DEVAMINA BAK


Mozart etkisi zekayı nasıl etkiliyor? - Klasik müzik zekayı artırır mı?

Mozart etkisi zekayı nasıl etkiliyor?

Klasik müzik dinlemenin, özellikle de Mozart dinlemenin zeka gelişimi olumlu yönde etkilediğine dair iddialar gerçekçi mi, yoksa abartıdan mı ibaret? Mozart dinleyen bebekler daha zeki mi olur? Yoksa müzik tercihleri ile zeka gelişimi arasında doğrudan bir bağ yok mudur?

Mozart dinleyen bebekler daha zeki olur mu?

Araştırmacılar, klasik müzik dinlemenin, beyin gelişimi açısından herhangi başka bir müzik çeşidine kıyasla üstünlük sağlamadığını belirtiyor. Hatta bireylerin kişisel müzik tercihlerinin Mozart dinlemekten daha olumlu sonuçlar doğurabileceği konuşuluyor.

Hangimiz dünyaya gelecek çocuğumuzun daha zeki olmasını istemeyiz? Pek çok anne baba, bu yolda ellerinden geleni yapmak için her zaman hazırdır. Hamilelik esnasında sağlıklı yiyecekler yemeye, spor yapmaya, sağlığımıza dikkat etmeye özen gösteririz. Ancak, bu doğru davranışların yanı sıra, bebeğimizi daha zeki yapacağına inandığımız boş efsanelerin peşinde de koşarız. Üstelik bu koşturma bebeğin büyütülmesi sürecinde de devam eder. Bebek doğmadan ve doğduktan sonra ona klasik müzik, özellikle de Mozart dinletmek işte bu efsaneler arasında ilk sıralarda yer alır. Dahi müzisyen Mozart’ı dinlemek acaba çocuklarımızı da onun gibi dahi yapabilir mi?

Sağlıklı bebeklerin anne karnında ya da dünyaya geldikleri andan itibaren sese tepki vermeleri, herkes tarafından bilinen ve gözlemlenebilen bir gerçektir. Diğer yandan, her anne adayının ya da her annenin, bebeğinin gelişimine katkı sağlayabileceğini düşündüğü herhangi bir konu üzerinde, çok fazla düşünmeden harekete geçmek istemesi ise, içgüdüsel olarak açıklanabilir. Bu bilgiler doğrultusunda, doğum öncesinde ya da bebeklik döneminde klasik müziğin, özellikle de Mozart dinlemenin, bebeğin zihinsel gelişimini olumlu yönde etkilediği, hatta zekâsını artırdığı (Mozart etkisi) düşüncesi, çeşitli toplumlarda anne adayları ve anneler tarafından hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir.

Mozart etkisi endüstrisi

Konuyla alakalı CD’ler, kitaplar, dergiler, daha bebek doğmadan annenin karnına bağlanıp müzik yayını yapan araçlar ve internet sitelerinin yaygınlaşması “Mozart etkisi endüstrisi” oluşmasına yol açmıştır. Görsel ve yazılı medyanın da etkisi ile “Ortalama sağlıklı bir bebek, Einstain’a dönüştürülebilir” fkri pek çok kişi tarafından kabul görmüş, bu süreçte de onlara klasik müzik dinletilmesi efsanesi ortaya çıkmıştır. Peki, gerçekten Mozart etkisi var mıdır? Ya da Mozart etkisinin bilimsel gerçekliği nedir? 1993 yılında Nature adlı bilimsel dergide yayımlanan bir araştırmada, yalnızca 10 dakika Mozart piyano sonatları dinleyen üniversite öğrencilerinin Stanford Binet Zeka Testi’nin parçası olan bir takım uzamsal akıl yürütme testlerinde, sıradan rahatlatıcı müzik dinleyen kontrol grubu öğrencilerine kıyasla daha başarılı oldukları iddia edilmiştir.

“Mozart etkisi” kavramı, özellikle bu çalışmadan sonra ortaya çıkmış ve Mozart dinlemenin IQ’yu 8-9 puan yükselttiği iddialarını gündeme getirmiştir. Ancak, devam eden bilimsel araştırmalar, bu iddiaların doğru olmadığını, akıl yürütme becerilerindeki olumlu etkilenmenin Mozart sonatlarını dinledikten hemen sonra, çok kısa bir süre için ortaya çıktığını göstermektedir. Araştırmacılar, klasik müzik dinlemenin, beyin gelişimi açısından herhangi başka bir müzik çeşidine kıyasla üstünlük sağlamadığını belirtmiştir. Hatta bireylerin kişisel müzik tercihlerinin Mozart dinlemekten daha olumlu sonuçlar doğurabileceği sonuçları bile ortaya atılmıştır.

Olumlu etkiler

Konu ile ilgili yapılan çalışmaların ardından, müzik dinlemenin etkisi olmasa bile, piyano/keman çalmak, şarkı söylemek gibi erken yaşlarda edinilen müzik deneyimlerinin uzun sürede bilişsel gelişim üzerinde olumlu etkilerinin görülebileceği gerçeği gündeme gelmiştir. Yapılan araştırmalar, yaşamın ilk yıllarında müzikle ilgili deneyim elde etmiş bireylerde, seslerin sinirsel işleyişinin, bu yıllarda hiç bir müzik deneyimi olmayan bireylere göre daha iyi geliştiğini göstermiştir. Örneğin, araştırmalar, erken yaşta yukarıda belirtilen şekillerde müzik deneyimi edinmiş yetişkinlerin, kalabalık ve gürültülü ortamlarda bile konuşmaları anlamakta çok fazla güçlük çekmediklerini göstermiştir.

Psychological Science dergisinde yayınlanan bir araştırmada, deney grubunda klavye ve koro çalışması yaptırılmış çocuklar bulunurken, kontrol grubunda ise drama yapan ve hiç bir müzik deneyimi olmayan çocuklar bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, klavye ve koro grubundaki çocukların IQ skorlarındaki ortalama artış, kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı seviyede fazla olmuştur. PISA skorlarında hep üst seviyelerde yer alan ülkelerde, insanların hayatında müzik eğitimine verilen önem ve eğitim programlarında müzik etkinliklerinin önemli yer tutması, o ülkelerdeki öğrencilerin başarılı olmasını etkileyen faktörlerinden biri olabilir. Bebeklere doğmadan ya da doğduktan sonra özellikle Mozart dinletmenin, onların bilişsel gelişimine bir zararı olmamakla beraber, faydasını gösteren bir bulgu da bulunmamaktadır. Ancak, bu efsaneyi kullanıp, ebeveynlerin iyi niyetlerini suistimal eden ticari firmaların yanlış yönlendirmelerine de alet olmamak gerekmektedir.

Tüm bu bilgiler doğrultusunda, müziğin çocuğun gelişimini uzun solukta sağlıklı bir biçimde desteklemesini isteyen ebeveyn ve öğretmenlere verilebilecek bir takım öneriler şu şekilde sıralanabilir:

1. Çocuklarımız müzik dinlemek kadar müzik etkinliklerinde aktif olarak yer almaya da yönlendirilmelidir.

2. Çeşitli etkinliklerle, çocukları sesleri tanıma, ayırt etme, yorumlama ve çeşitli seslere anlamlar yükleme konularında destekleyiniz.

3. Müzik performansları, bireyin kendi fikirleri ile başkalarının duyguları arasında bağlantı kurabileceğinden, çocukları müzikle ilgili performans deneyimleri konusunda cesaretlendiriniz.

4. Çocuklara farklı dinleme deneyimleri sunarak (örneğin, çeşitli müzik aletlerinin seslerini dinlemek, doğayı dinlemek gibi), onların hayal güçlerini, farkındalıklarını ve algılarını geliştiriniz.

5. Okul müfredatları genellikle çocukları birlikte çalışmaktan ziyade bireysel çalışmaya yönlendirmektedir. Ancak, günümüzde yetişkinlerin işbirliği içerisinde, ortak kararlar alarak çalışması, nitelikli çalışan özellikleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle, çocuklara işbirliği içerisinde çalışabilecekleri müzik etkinlikleri (örneğin, ritim çalışmaları, kendi müziklerini oluşturma, performans deneyimleri gibi) hazırlayıp, uygulayınız.

---------------

Klasik müzik zekayı artırır mı?

1993 yılında California Üniversitesi’nden üç araştırmacı, dünyanın en ünlü dergilerinden biri kabul edilen Nature dergisinde bir makale yayımlıyor.

Bu makalede klasik müziğin, beynin uzamsal/mekansal becerilerini geliştirdiğini iddia ediyor. Bu iddiayı da şu deneysel araştırmaya bağlıyor.

DENEYSEL ARAŞTIRMA

Denekleri üç gruba ayırıyorlar.

Bir gruba 10 dakika Mozart’ın bir eserini,  bir gruba da başka bir mistik müzik dinletiyorlar.  Üçüncü gruba hiçbir müzik dinletmiyorlar.

Daha sonra onlara uzamsal/mekansal becerileri ölçen bir etkinlik yaptırıyorlar.

Görüyorlar ki Mozart dinleyen grup çok daha iyi yapıyor.

Bunun üzerine ‘klasik müzik bilişsel becerileri artırıyor’ diye bir sonuç çıkıyor.�

‘Bu bilişsel gelişimdeki artış ise 8 ile 10 puanlık bir IQ skoru artışına denk geliyor’ diye bir ifade kullanıyorlar.

İşte bu talihsiz ifade günümüze kadar gelen ‘klasik müzik zekayı artırır’ yanılgısının başlangıcı oluyor.

ARAŞTIRMANIN ÖZÜ


Aslında bu bulgu, sadece uzamsal beceriler ile ilgili bir artışı ifade ediyor.

Zeka ile ilgili hiçbir bilgi vermiyor.  Araştırmacılar orada sadece bir benzetme yapıyorlar.

Dahası bu araştırmadaki uzamsal becerilerdeki artış bile çok kısa sürüyor.�

Sadece yarım saat.

Denekler aynı etkinliği daha sonra yapınca ortaya hiçbir fark çıkmıyor.

OYUNCAK ENDÜSTRİSİ

Bu bulguyu basın büyütüyor.

'Klasik müzik zekayı 10 puan artırıyor' diye manşetler atıyorlar.

Daha sonra durumu oyuncak şirketleri sahipleniyor.

Çünkü oyuncak endüstrisi çok iyi biliyor ki sadece Mozart dinleterek bir fark yaratmak, aileler için basit ve ucuz bir yöntem.

Bütün aileler bunu kolayca deneyebilir ve bu fikir çok iyi pazarlanabilir

Mozart Etkisi adı altında milyonlarca CD satılıyor.�

Böylece bu yanılgı kamuoyunda daha da pekişiyor.

SONRAKİ ARAŞTIRMALAR

Mozart etkisi yanılgısı artınca, başka araştırmacılar bu etkiyi daha derinlemesine araştırmaya karar veriyor.

Diğer araştırmalarda da ilk araştırmaya benzer sonuçlar buluyor.

Klasik müzik dinlemek o anda performansı artırıyor ama  bunun etkisi ilk araştırmada olduğu gibi en fazla yarım saat sürüyor.

NASIL ARTIRIYOR?


Tabii burada sorulacak başka bir soru var.

Klasik müzik, zekayı artırmasa da  bilişsel fonksiyonlarda bir artışa yol açıyor. Bu da önemli. Peki, bu neye bağlı?

Araştırmacılar görüyor ki her klasik müzik eseri bu etkiyi yaratmıyor. Sadece duygusal olarak kişiyi harekete geçiren eserler bu etkiyi oluşturuyor.

Örneğin, Albinoni’ye ait depresif klasik müzik eserleri ya da ‘relaxation’ müzikleri aynı etkiyi yaratmıyor.

Yani klasik müzik klasik müzik olduğu için değil, duygusal hareketlilik sağladığı için bu kısa vadeli etkiyi yaratıyor.

Bu tür eserler, beyni uyanık tutarak, beynin daha iyi fonksiyon göstermesini sağlıyor. Benzer bütün eserler aynı etkiyi yaratıyor.

SONUÇ


Sonuç olarak ‘klasik müzik zekayı artırır’ ifadesi tamamen bir yanılgı. Tabii yanlış anlaşılmasın. Bu bulgular klasik müzik kötüdür demek değil. Sadece zekayı artırmıyor demek.

Çocuğunuzun hem zekasını hem de duygusal zekasını artırmak istiyorsanız, yapmanız gereken en önemli şey onunla sürekli etkileşim içinde olmak. Keşfetmesine olanak sağlamak ve özdeğer bilincini geliştirmek.

4+4+4 Teklifi

Birçok okurum  4+4+4 konusunda fikirlerimi soruyor.

Tam 4+4+4 konusunda yazıyı tamamlamışken, anayasa teklifi değişti, 8+4 oldu.

Bu da bakış açılarını değiştirdi. Şu anda bu yeni yasa teklifini anlamadan fikir beyan etmek zor.

Daha sonra detaylı yazacağım ama kısaca şunu ifade etmek isterim.

4+4+4  teklifini pedagojik ve eğitimsel açıdan savunmak çok zor.



-------------------

Müzik beyni nasıl etkiliyor ?Mozart etkisi ?Wolfgang Amadeus Mozart ‘IN ESERİNİ DİNLERKEN


Müzik işlevinin, beyinde belli bir merkezi olmadığı, Broca alanı, görme, işitme, koordinasyon, hareket etme merkezleri gibi birçok bölgeyi kapsayan geniş bir alanda meydana geldiği ve bu bölgelerin yapısal olarak farklılaştığı bilinmektedir. Ayrıca yapılan araştırmalar, 7 yaşın beyin gelişimi açısından kritik bir dönem olduğunu göstermektedir. Bu bölgeler beyinde, müzik ve görsel,mekânsal organizasyon, sözel öğrenme, matematik, işitsel ve görsel hafıza gibi bazı müzik dışı fonksiyonların da işlem gördüğü ortak alanlar olarak kullanılmaktadır. Peki, müzik eğitimi ile yapısal olarak gelişen bu bölgeleri ortaklaşa kullanan, müzik dışı zihinsel beceriler de gelişiyor olabilir mi? Başka bir deyişle “müzik, beynin diğer zihinsel becerilerini geliştirmek için kullanılabilir mi?” sorularına cevap aramak amacıyla Bir araştırmada, yedi yaş öncesinde ve yedi yaş sonrasında müzik eğitimine başlamış ve hiç müzik eğitimi almamış, yaş ve eğitim seviyeleri bir birine denk toplam 19 kişiden oluşan, üç grup üzerinde yapılmıştır. Bu kişiler önce nöropsikolojik testlerden geçirilmiş, elde edilen verilerde müzisyenlerin müzik becerilerinin yanısıra, diğer zihinsel becerilerinin de geliştiği yönünde bir sonuç çıkmamıştır. Buna karşılık Raven Standart Progresif Matrisler testinde kontrol gurubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşaması olan fMRI çekimlerinde söz konusu testle ilgili uyaranlar verilmiş ve her iki gurubun beyin görüntüleri alınmıştır. Yapılan analizler sonunda, müzisyenlerin müzik dışındaki problemleri çözmek için de, beyinde müziği çözümledikleri mekanizmaları kullandıkları ortaya çıkmıştır.

Müzisyenlerin beyinlerinin her iki yarım küresinin birlikte kullanılmasının açıklamasından bir tanesi, düşünme ve uygulama sırasında müzisyenlerin aynı anda her iki yarım küredeki motor hareketlerin aktif olması gösterilebilir. Çünkü müzisyen hem gördüğü notaları ve ritmleri beyninde düşünmekte, hem de düşündüğü şeyleri her iki elini, hatta bazen ayak ritmlerini de kullanarak uygulamaya dökmektedir.Beyninin her iki yarım küresini bu şekilde birlikte ve dengeli kullanan müzisyenlerin diğer bilgilerin değerlendirilmesinde ve ilişkilendirilmesinde de iyi olmalarının doğal bir sonuç olduğunu vurgulayan Folley, “Enstrümantal müzisyenlerin farklı melodik satırları birleştirerek, aynı anda her iki eli kullanarak senkronize tek bir müzik parçasına dönüştürmeleri ve özellikle nota sembollerini aynı anda hızlı bir şekilde okumadaki becerileri onların beyinlerinin hem sağ, hem de sol yarım kürelerini dengeli kullanmalarını sağlamaktadır” demektedir.
Yapılan bir araştırmaya, Vanderbilt Blair Müzik Okulu’ndan 20 klasik müzik öğrencisi ile, Vanderbilt Psikoloji bölümünden müzikle ilgisi olmayan 20 öğrenci katılmıştır. Müzik bölümü öğrencilerinin hemen hemen hepsi en az sekiz yıl müzik eğitimi almış öğrencilerdir. Çaldıkları enstrümanlar piyano, nefesli çalgılar, telli çalgılar ve vurgulu çalgılardır. Gruplar yaş, cinsiyet, eğitim, lise başarı seviyesi ve üniversite giriş puanları olarak karşılaştırılmıştır.
Araştırmacılar müzisyenlerle kontrol grubunun yaratıcı düşünme süreçlerini mukayese etmek için iki deney yapmışlardır. Birinci deneyde her iki gruba da ev eşyaları veya objeleri gösterilerek bunlarla yapılabilecek farklı fonksiyonları yazmaları istenmiş, ayrıca bazı kelime ilişkilendirme testleri de yapılmıştır. Bu deneyin kelime ilişkilendirme testinde müzisyenler kontrol grubuna göre daha fazla sayıda doğru cevap vermişlerdir. Araştırmacılar bu sonucun müzisyenlerin sözel yeteneklerinin daha iyi olduğunun bir göstergesi olduğunu ifade etmektedirler. Bu deneyin ev eşyaları veya objeleri ile oluşturulacak farklı fonksiyonlar bölümünde de müzisyenler çok daha yeni ve beklenmedik fonksiyonlar önermişlerdir.
İkinci deneyde, her iki gruba tekrar günlük kullanılan bazı objelerle yapılabilecek farklı fonksiyonlar önermeleri istenmiş, ancak bu kez beynin korteks bölümündeki kanlanma NIRS (near-infrared spectroscopy) yöntemiyle takip edilmiştir. Bu teknikle beynin nerelerine kan ve oksijen hareketi olduğu izlenerek, düşünme sırasında hangi bölgelerin aktif olduğu gözlenebilmektedir.
“Deneklerin günlük kullanılan bazı objelerle yapılabilecek farklı fonksiyonlar düşünmeleri sırasında müzisyenlerin beyinlerinin her iki yarım küresinin de aynı anda yoğun olarak aktif olduğu gözlenmiştir” diyen Folley, müzisyenlerin beyinlerinde oluşturdukları farklı ağlar sayesinde diğer insanlara göre daha farklı düşünen beyinler geliştirdiğini ve bilgiye karşı yaklaşımlarının daha farklı olduğunu vurgulamaktadır.
Araştırmacıların bulduğu diğer bir ilginç sonuç da müzisyenlerin zeka (I.Q.) seviyesinin müzisyen olmayanlara göre daha yüksek çıkmasıdır. Bu sonuç daha önce bulunan müzik eğitimi ve zeka gelişimi arasındaki ilişkiyi de destekler durumdadır. Şüphesiz zeka da zihinsel faaliyetler sonucunda beyin hücreleri arasında kurulan fiziksel ağların bir ürünüdür. Ayrıca müzik, beyin ve konsantrasyon arasında da ilginç ilişkiler vardır.
Araştırmanın sonuçları:
Müzik vücut üzerine doğrudan etki eder, özellikle kalp atışlarını ve metabolizmayı düzenler.
Belirli müzik türleri huzur veren endorfin hormonunun salgılanmasını artırır. Öğrenmeyi hızlandıracak ortamı; yani sakinliği sağlar.
Beyne giden kan ve oksijen miktarı müzik dinlerken arttığı için uyarıcı ve harekete geçirici etki yapar.
Müzik matematikseldir! Bu durum bazı beyin devrelerini harekete geçirir; kompleks ve karmaşık fikirlerin daha kolay çözülmesini sağlar.
Müzik ilham verir, duyguları harekete geçirir. Yaratıcılığı artırır!
Uzun vadede hafızayı geliştirir.
Etkili öğrenmenin temel unsuru olan beynin her iki yarısının da iyi entegre olmasına yardım eder.
Müzik, dinleyenlere analitik düşünme becerisi kazandırır.
Hafif müzik, hiperaktif çocuk ve yetişkenleri sakinleştirir.

Bebeklere klasik müzik dinletmek, bebeklerde bir fark yaratır mı?

Bu konuda farklı görüşler olsa da bir çok uzman, klasik müziğin beyni eğitici yönü olduğunu ve duygusal gelişim sürecini canlandırdığını düşünüyor.
“Mozart etkisi” olarak adlandırılan bu teoriye göre, klasik müziğin, zekayı artırdığı, sağlıklı gelişimi sağladığı, aile bağlarını kuvvetlendirdiği ve dahi çocukların doğmasına yardımcı olduğuna inanılıyor.

Sayısız araştırma, bebeklere ana rahminde ve erken yaşlarda müzik dinletmenin, düşünce ve bilgi akışını sağlayan sinirsel dokuları kurmaya yaradığını ortaya koymuştu. Araştırma, klasik müziğin beyinde, sakinlik hissini yayan alfa dalgalarını harekete geçirdiğini de öne sürüyor. Erken doğan bebeklerle ilgili yapılan yeni bir araştırma da klasik müziğin bebekleri sakinleştirdiğini ortaya çıkardı.

Florida’da, yasalara göre, tüm devlet okullarında klasik müzik çalınması isteniyor. ABD’de birçok hastane de yeni doğum yapmış kadınlara klasik müzik CD’leri veriyor. İngiltere’de, birçok ebeveyn bu teoriye ne kadar inandığını, “Bebekler için Klasik FM Müzik CD”lerini haftalarca satış listesinde birinci sırada tutarak gösterdi.


-------


Mozart etkisi gerçekten varmış!

Beyinle ilgili bir çok efsane bulunuyor. Bunlardan çoğunun yanlış olduğu kanıtlandı ama Mozart dinlemek zekayı geliştirir' için kısmi doğrulama geldi

Öteden beri beynimizin sadece yüzde 10'luk bölümünü kullandığımız söylenir, kullanılmayan yüzde 90'lık kapasiteyle neler yapılabileceği ise merak edilir. Ama beyin MRI'ları teknolojisinde atılan adımlar, bu yaygın kanının efsane olduğunu ortaya koydu.

İnsan beyni bildiğimiz evrendeki en karmaşık varlık. Onca bilimsel çalışmaya rağmen iki kulak arasına sıkışmış 1,5 kilogram ağırlığındaki bu kıvrım kıvrım organ, hala içinde birçok sır taşıyor. İşte beynimiz hakkında çok yaygın olan kimi efsaneler ve bazı bilgiler:

'BEYNİMİZİN SADECE YÜZDE 10'UNU KULLANIYORUZ'


Öteden beri insanların beyinlerinin sadece yüzde 10'luk bölümünü kullandığı söylenir ve geride kalan, kullanılmayan yüzde 90'lık kapasiteyle neler yapılabileceği merak edilir. Ama beyin MRI'ları teknolojisinde atılan adımlar, bu yaygın kanının efsane olduğunu ortaya koydu.

Londra Üniversitesi Kognitif Bilim Enstitüsü'nden Prof. Sophie Scott, "yapılan işlevsel beyin görüntülemeleri, beyinde herhangi bir şekilde faaliyete geçmeyen pek az nokta olduğunu gösterdi bize" ifadesini kullanıyor.

Yumruğumuzu sıkmak gibi basit bir iş için bile, beynimizin yüzde 10'undan fazlasını kullanmak zorundayız. İşlevsel beyin görüntülemeler, parmaklarımız ve avucumuzdaki kasların kasılmasıyla birlikte, beyindeki çok sayıda hücrenin anında harekete geçtiğini gösteriyor.

SAĞ VE SOL LOBUN GÜÇ DENGELERİ


Anatomik olarak beyin sağ ve sol bölümler olarak ikiye bölünmüş halde. Ve bu iki bölüm bazı işleri aralarında paylaşıyorlar. Prof. Scott beynin sağ ve sol tarafları arasında gerçekten büyük farklılıklar olduğunu söylüyor; "ama bu, bir genelleme olarak söylendiğinde aynı şey kastedilmiyor" diyor.

İnsanları kendi kendilerini geliştirme konusunda yönlendiren kitaplara ya da iş alanında yol gösteren kurslara bakarsanız, beynin iki bölümünün iki ayrı varlık olduğu gibi bir kanıya kapılıyorsunuz. Beynin sol kısmı, mantık ve akılcılığın egemen olduğu bölüm olarak gösteriliyor. Sağ tarafı ise sezgi ve yaratıcılık bölümü olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla eğer mantığınızı kullanan bir insansanız, beyninizin sol tarafını daha çok işletiyorsunuz demektir. Ama daha duygusalsanız ve sanata eğilimliyseniz beynin sağ tarafını kullananlardansınız. Yaygın efsaneye göre, beyninin her iki tarafını tam anlamıyla kullanmayı öğrenen insanlar daha başarılı oluyor, hayattan daha büyük tatmin elde ediyorlar.


Prof. Scott ise, insanların, karşılarına çıkan sorunlar ve hayat karşısında farklı şekillerde düşündüklerini, ama bunun beyinlerindeki sağ ve sol bölümler arasındaki güç dengeleriyle hiçbir ilgisi olmadığını vurguluyor.

"Bazı insanların görsel algılaması gerçekten çok iyidir. Bazılarının da işitsel algılaması. Bir bilgiyi alıp işleme ve kullanma şekillerimiz çok değişik oluyor. Ama bunu beynin mantıklı sol yanı ve yaratıcı sağ yanı şeklinde basitleştirmek, beynin çalışma şekli konusundaki saptamalarımıza uymuyor. Bir de bu, beynin bir yanını, diğer bölümünden daha fazla kullandığımız gibi bir izlenim doğuruyor ki, beyin aslında böyle çalışmıyor" diyor Prof. Sophie Scott.

Dolayısıyla, beynin iki tarafı birbirleriyle sürekli iletişim halinde ve corpus callosum diye bilinen karmaşık bir sinir yumağı aracılığıyla işbirliği içinde çalışıyor. Yani beynin iki yarısı birbirini tamamlıyor ve birbiriyle uyumlu halde işliyor.

'DOLUNAYDA İNSANLARIN ANORMAL DAVRANIŞLARI ARTAR'


Dolunay, öteden beri geceleri yaşanan tuhaflıklarla ilişkilendirilir. Birçok inanışa göre, delilikle dolunay arasında bağlantı kurulur; insanlar dolunay zamanı kurda dönüşür ve dolunaylarda her türlü ürkütücü ve tatsız şey yaşanır. Ancak psikologlar ve istatistikçiler bu konuya eğildiklerinde, ayın, insan beyni ve davranışları üzerindeki etkileri hakkında o kadar da elle tutulur bir veriye ulaşamadılar. Daha da önemlisi, dolunay zamanlarıyla, saldırılar, tutuklamalar, intiharlar, kriz masalarına yapılan başvurular, psikiyatri kliniklerine yatırılmalar, zehirlenmeler ve trafik kazaları arasında herhangi bir ilişkiye de rastlamadılar.


Uzun bir araştırma listesi hazırlayan Eric Chudler, "bu konuda birçok araştırma yapıldı. Eldeki verilerin çoğu, ayın değişik dönemleriyle anormal davranışlar arasında hiçbir ilişki bulunmadığını ortaya koyuyor" dedi.

Araştırmalara göre, dolunayla ilgili efsanelere inananların çoğu güvenlik ve sağlık hizmetlerinde çalışıyor. Polisler ve hastane görevlileri de hayatta en korkunç ve üzücü vakalarla karşılaşan kesim. Eric Chudler, travmatik olaylarla karşılaşan bu insanların, o anlarda çok daha az dikkat çeken yarım ay ya da yeni aydan ziyade, gökyüzündeki dolunayı fark ettiklerini belirtiyor. Dolayısıyla da kaza veya suçlarla, ayın en bariz olduğu zamanlar arasında ilişki kuruluyor.

'MOZART DİNLEMEK ZEKAYI GELİŞTİRİR'

1990'larda ortaya atılan bu fikir ünlü klasik besteci Amadeus Mozart üzerinde odaklanmıştı. İnsanlar, küçük çocuklara Mozart'ın eserlerinin dinletilmesinin çocukların beyin gelişimlerine katkısı olacağına ve çocukları daha akıllı yapacağına inanmaya başladılar. Diğer efsanelerin tersine, bu inanışta bir parça doğruluk payı var.

"Mozart etkisi" ile insanın zekâ düzeyi arasındaki ilişki ilk kez 1993 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir bilimsel araştırmada yer aldı. Araştırmada Kaliforniya Üniversitesi öğrencilerine bir dizi uzamsal akıl yürütme görevleri verilmişti. Bu testten önce Mozart'ın piyano eserini dinlemiş olan öğrenciler, daha önce rahatlatıcı bir müzik dinlemiş olan ya da sessiz ortamda kalan öğrencilere kıyasla, daha başarılı olmuştu.

Ama piyano sonatı dinletilen öğrencilerin başarı farkı, 15 dakika sonra kaybolmuştu. Ardından gelen iki yıl içinde, medya, bu ilginç gözlemi büyüterek küçük çocuklara Mozart dinletilmesinin onları daha zeki yaptığı düşüncesini yaydı. Öyle ki, sırf bu amaçla Mozart eserlerinin CD'leri üretildi, piyasaya verildi. 1998 Yılında ABD 'nin Georgia eyaletinde yeni doğan bebeklerin annelerine Mozart CD'leri dağıtılıyordu.

Kimileri, Mozart'ın bestelerindeki müzik yapısının beyindeki hatlar üzerinde özel bir biyolojik etkisi olduğu tezini ortaya attı. Daha sonraları yapılan çalışmalarsa, bu konuda, olağanın ötesinde bir veri sağlamadı. Ortaya çıkan sonuç, beyni meşgul edecek testlerden önce, insanı canlandıran herhangi bir hareketli müzik dinletilmesinin, kişiyi daha uyanık ve hevesli hale getirdiği; dolayısıyla biraz daha iyi sonuç elde etmesine yardımcı olduğu yolundaydı.

--------------

Müzik bebeği zeki yapar mı?

Anne karnında gelişen bebeğin dış dünyaya; seslere ve ışığa olan tepkisi annelerin ilgisini çeken bir konu.Özellikle, o anne karnında gelişmeye devam ederken, anne adayı doğru beslenmek ve sağlıklı yaşamak dışında daha neler yaparak bebeğine gelişimine destek olabileceğini düşünür.
x

Anne karnındaki bebeğe müzik dinletmek de tam da bu noktadan hayatımıza giren bir eylemdir. Müzik bebeğin zeka, duygu ve fiziksel gelişimini nasıl etkiler? Anne karnındaki bebek kaçıncı haftadan itibaren müzik dinleyebilir? Bebeğin gelişimi için ne tür müzik dinletmekte fayda vardır? Dış dünyadan gelen müzik sesleri, fetusun kulaklarına ulaşır mı? Sese ve müziğe anne rahminde bebek tarafından verilen cevaplar nelerdir?

Son yıllarda giderek artan araştırmalar ve bulgular ışığında, doğumdan önce ve hamileliğin son 3 aylık döneminde, anne rahminin bir konser salonu gibi bebeği kucaklayıp, bu ritim ve ahenkle bebeğin gelişimine katkı sağladığı biliniyor.

Bebeğin beyni çevredeki seslerin ritmini ve motifini çözmeye çalışan bir dedektif gibidir. Bebek daha anne karnındayken bir müzik aleti gibi çalışır ve çevredeki sesleri hem kayıt, hem de analiz eder.

Beynin işitme sistemi hamileliğin 26. haftasından itibaren aktif olmaya başlar. Dışarıdan gelen sesler, rahimdeki fetusun kulağına gelemez. Çünkü bebeğin etrafını saran amniyon sıvısı ve kas örtüleri dışarıdan gelen sesleri bozar. Ancak Beethoven'in beşinci senfonisinin, belirgin şekilde tanımlanabilir bir ses imajı olarak rahme ulaştığı gösterilmiştir. Bebekler anne karnındayken 6. ve 7. aylardan itibaren seslere, özellikle de müziğe tepki veriyorlar, dahası anne karnındayken dinledikleri müzikleri doğduktan sonra dinlediklerinde hatırlıyorlar.

FETUS SESLERE NASIL TEPKİLER VERİR?
Fetus kulağına gelen seslere, vücut hareketleri ve kalp atışında meydana gelen değişikliklerle cevap verir. Bazı sesler, bebeğin kalp atış hızında kısa süreli yavaşlamalara yol açabilir. Çok gürültülü sesler kalp atımını hızlandırır. Sesler fetusta hareket ortaya çıkartmasının yanında, doğum öncesi öğrenmeye de sebep olur. En temel öğrenme şekli alışkanlık kazanma ve ortama uyum sağlamadır. Can sıkıcı olan veya sürekli tekrarlayan seslere dikkatini vermemeyi öğrenme, buna bir örnektir. Yeni ve bir farklı musiki ritmi gelirse, bebekler ona cevap vererek, değişikliği fark ettiğini gösterirler. Hamileliğin son döneminde bebek annenin karın bölgesine sürekli yapılan uyarılara alışmıştır. Ancak uyarı şekli değişirse buna cevap verir. Nazikçe yapılan titreşimlere cevap vermezken, gürültülü bir ses gönderildiğinde hemen hareket ederek cevap verir. Belli bir süre, gürültülü sesler ile nazik titreşimler birlikte arka arkaya verilirse, birkaç tekrardan sonra bebek buna cevap vermemektedir. Bütün bunlar, bebeğin  doğum öncesinde çevresinden bilgi alabildiğini ve bazı olayları hatırlayabildiğini gösterir.

MÜZİK GELİŞİMİ NASIL ETKİLİYOR?

Çocuğun doğum öncesi müzik dinlemesinin, gelişimi hızlandırdığı, hatta bazı çocuklardaki belli gelişim bozukluklarını hafifletebildiği veya iyileştirme yoluna koyduğuna dair çalışmalar vardır. Değişik müzik çeşitlerinin 28-36 haftalık annelere dinletildiği bir çalışmada, kontrol grubuna nazaran anne karnında müzik dinleyen bebeklerin seslere dikkat, göz takibi, motor kontrol ve koordinasyon hareketlerinin gelişiminde dikkati çeken bir hızlanma gözlenmiştir.

KLASİK MÜZİK FAYDALI MI?
Yapılan araştırmalar, çocuk gelişiminin özellikle ilk yıllarında, müziğin çok önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Zihinsel gelişimin yüzde 85’i 8 yaşına kadar, beyin gelişiminin yüzde 80’i 3 yaşına kadar tamamlanıyor. Zeka ve beyin gelişimini, beslenmeden sonra ilk aylarda olumlu etkileyen birinci faktör ise müzik…

Müziğin bebek gelişimi üzerindeki etkilerini belirlemek için Batı’da yapılan pek çok araştırmaya göre; klasik müzik anne karnından itibaren bebeklerin psikolojik, bilişsel ve bedensel gelişimlerinde birçok olumlu etki yaratıyor. Örneğin, düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığı söyleniyor. Yapılan bir diğer araştırma ise, Brahms dinletilen prematüre bebeklerin daha çabuk geliştiklerini kanıtlıyor.

Müzik çocukların kendini ifade etme yeteneklerini geliştirip, estetik, yaratıcı ve yapıcı düşünme kapasitelerini arttırıyor. Okul çağındaki çocukların okuma ve yazmayı daha kolay öğrenmesini, anlama ve düşünme becerilerini geliştiriyor. Yani akademik performansı da olumlu etkiliyor. Çocuklara müzik dinletmek beyin aktivitesini arttırıp, stresin ve sıkıntının azaltılmasını sağlıyor.

Müzik, insanları mutlu, huzurlu, yaratıcı, umutlu, heyecanlı, güçlü, inançlı ve cesur kılan bir olgu... Zihni ve yaratıcılığı geliştirdiği, bitkileri olduğu gibi bedeni de iyileştirdiği biliniyor. Buna, “Mozart etkisi” deniyor.

BİLİNEN EN ŞİFALI MÜZİSYEN: MOZART
Başuçlarında her gün 2 saat Mozart dinletilen bebeklerin daha zeki oldukları, ineklere daha iyi süt vermesi için Mozart dinletildiği, Japonya'da bir bira fabrikasının bira mayası oluşurken Mozart çaldırdığı ve o biranın daha pahalı satıldığı şaşırtan gerçeklerden. Dünyanın çeşitli yerlerinde, birçok doktor ve müzik terapisti Mozart etkisini, depresyon, kanser, kronik ağrılar, yüksek tansiyon, ruhsal ve zihinsel sorunlar gibi pek çok hastalığın tedavisinde kullanıyor. Mozart'ın müziği; kısa, basit ve neşeli temaları ile, kolay algılanabilir, kolay takip edilebilir bir müzik. Bebekler için de bu neşeli melodiler ve basit ritimler oldukça ilgi çekici.

Bu tür bir müzik dinlemenin, anlama ve muhakeme için önemli olan sinirsel kanalları uyarabileceği varsayılıp, öğrencilerin müzik zevklerine bakılmaksızın sınavlarında Mozart dinletilmiş, sınav başarılarında artış gözlemlenmiş. Uzmanlara göre, 10 dakika Mozart müziği dinlemek, geçici de olsa IQ üzerinde olumlu etki yapıyor.


MOZART ETKİSİNDEN FAYDALANIN!

Don Campbell müziğin gücü üzerine bugüne kadarki en kapsamlı kitabı yazdı: “Mozart etkisi.” Müzik ve diğer titreşimlerin anne karnından başlayarak yaşamın tüm dönemlerinde sağlık, eğitim ve davranış alanlarında önemli etkilere sahip olduğunu açıklıyor. Kolayca uygulanabilecek egzersizlerle beden ve zihin sağlığınızı artırmanın yollarını öğretiyor. Don Campbell kitabında, müzik zevkiniz ne yönde olursa olsun Mozart Etkisi'nden faydalanabilmeniz için gerekli bilgiyi çok açık bir dille ve örneklerle veriyor.



Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler A. D. Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Ömer Üre’nin konuyla ilgili görüşleri ise şöyle:

“BEBEĞİNİZE VALS DİNLETİN!”

“Müziğin insan üzerindeki etkileri anne karnındaki döneme kadar uzanır. Bebeklerde ritim duygusunun gelişmesi ile başlayan müzik olgusu çok önemli. Sağlıklı bir bebeğin bütün canlılarda olduğu gibi ritim duygusuna sahip olması gerekir. Anne karnındaki bebekte bu duygu annenin kalp atışlarını duymasıyla başlar. Bebeklerin ritme karşı olan sevgilerinin mutlu olmaları ile yakından ilişkisi vardır.

Bebekler vals ve klasik müzik gibi ritme sahip yumuşak müziklerden hoşlanır ve gebeliği sırasında bu tür müzikleri dinleyen annelerin çocukları ruhsal ve sosyal gelişimlerini daha kolay tamamlayarak, sorunsuz bir kişiliğe sahip olurlar. Yalnız bu müziğin dozunun çok iyi ayarlanması gerekiyor. Gebelikte, gerginliğin azaltılması ve bebek sağlığı açısından bu tür müziklerin dinlenmesi yararlı olabilir. Bu dönemde annenin klasik müzik ya da vals dinleyerek rahatlaması bebeğin gelecekte daha mutlu ve uyumlu olması üzerinde olumlu etki yaratıyor. Annenin hamileliğinde stres ve depresyon yaşaması da bebeği doğrudan etkileyerek, onun gelecekte karamsar, sıkıntılı ve güvensiz olmasını sağlayabiliyor. Bebeğin annenin söylediği ninniye verdiği tepki de müziğe karşı olan duyarlılığın ne kadar erken başladığının bir göstergesi. Bu dönemlerde müzikle iç içe olan çocuklar bu konudaki yeteneklerini daha rahat geliştirebilir.”

---------------

Piyano zekâyı geliştiriyor

Okul öncesi yaştaki 78 çocuk üzerinde yapılan bir araştırma piyano – IQ (zekâ katsayısı) arasındaki çarpıcı ilişkiyi ortaya koydu: Okul öncesindeki düzenli piyano dersleri çocukların IQ’sunu yüzde 50, hatta daha fazla arttırıyor. Kaliforniyalı iki bilim adamının araştırması piyano eğitimi alan çocukların özellikle matematik ve fen dallarında çok daha başarılı olacağını gösteriyor. Yoksa zeki bir neslin yolu bilgisayar klavyesinden değil de, piyanonun tuşlarından mı geçiyor?

  Çağımız rekabet çağı. Öyle ki çocuklar kendilerini bekleyen zorlu sınavlardan galip çıkmak için daha yedi yaşından itibaren çalışmaya başlıyor. Çalışmak elbette etkili ama zeki olmak herkesin harcı değil. İşte bu yüzden, harıl harıl zekâyı geliştirme, arttırma formülleri aranıyor. Geçenlerde Amerikalı iki bilim adamı yaptıkları ilginç araştırmanın sonucunu kamuoyuna açıklayınca eski formüllerin pabucu dama atıldı. Zekâyı geliştirmek için ne genlerle oynamak ne de bilgisayarın esiri olmak gerekiyordu. Zeki bir toplum yaratmanın yolu eski bir dosttan geçiyordu: Piyano.

  Bu araştırmanın başında, Kaliforniya’daki Irvine Üniversitesi’nin Öğrenme ve Hafıza Nörobiolojisi Bölümü’nde görev alan fizikçi Gordon L. Shaw ile Wisconsin Üniversitesi’nden psikolog Frances H. Rauscher var. Shaw ve Rauscher’a göre okul öncesi çocukların beyni tıpkı bir plastik gibi ve erken yaşlarda verilecek birtakım eğitimlerle çocuk beynini şekillendirip beslemek mümkün. Piyano ise, özellikle beyin ve beden arasındaki bağlantıyı kurması, hem ruha hem de fiziğe etki etmesiyle bu yöntemin en etkili aracı. Shaw ve Rauscher’in araştırmasına göre, okul öncesi çocuklara piyano dersi vermek, çocukların fen ve matematikte üstün özellikler göstermelerinde gerekli olan zihinsel yapıyı olgunlaştırmanın en etkili yolu.

Zekâya adım adım

  İki uzman, müziğin zekâ ile bağlantısı üzerine araştırmalarını uzun zamandır yürütüyor. Bu alandaki ilk çalışmaları “Mozart Etkisi” adını taşıyan bir deney. 1993 yılında “Nature” dergisinde de yayımlanan bu araştırma klasik müzik – IQ ilişkisi üzerine kurulmuştu. Yapılan deneyde 36 lise öğrencisine belli bir süre, her gün 10 dakika boyunca Mozart’ın bir piyano sonatı dinletilmiş, sonuçta çocukların IQ’larında bir artış görülmüştü. Aynı gruba dinletilen new age ve dans müziği ise Mozart’ın yarattığı etkiyi yaratmıyordu. Tek problem, Mozart’ın etkisinin sadece bir saat sürmesiydi.

  Shaw ve Rauscher ikinci çalışmayı “Küçük yaşta müzik dersleri almak ve özellikle bir enstrüman üzerinde yoğunlaşmak” üzerine yaptılar. Bunun için en popüler ve en yaygın enstrüman olan piyanoyu seçtiler. Seçimin nedeni, piyanoyu o yaştaki çocukların daha kolay öğrenebilecek durumda olmasıydı. Bu yılın başında gerçekleştirilen deneyler için bu kez anaokuluna giden 78 çocuk seçildi. Bu arada üç – dört yaşlarındaki bu çocukların ailelerinin sosyo – ekonomik – kültürel yapılarının, gittikleri ana okullarının eşdeğer olmasına da dikkat edildi. Ve 78 çocuk dört gruba ayrıldı. Birinci gruba şan ve piyano dersi, ikinci gruba sadece şan dersi, üçüncü gruba bilgisayar dersi verilirken, dördüncü gruptakilere hiçbir şey öğretilmedi. Çocuklar haftada iki kez 15’er dakikalık piyano dersi alıyordu, her çocuğun eşit süreyle ders almasına da dikkat ediliyordu. Sekiz ay boyunca diğer grupların da çalışmaları sürdü. Bu eğitimin ardından 78 çocuğa zekâ testi uygulandığında çıkan sonuç araştırmacılar için pek de sürpriz olmamıştı. Piyano grubundaki çocukların zekâsındaki artış diğer gruptakilere fark atıyordu!

Yüzde 46 daha zeki

  Çocuklara deneyin başlangıcında zekâ testi uygulanmıştı. Sekiz ayın sonunda diğer gruplardaki çocukların zekâlarında önemli bir gelişme kaydedilmezken, piyano dersi alan gruptakilerin IQ’larında yüzde 46’lık bir gelişme görüldü. Bütün çocuklar bu ölçüm için beş ayrı teste tabi tutulmuştu. Bu testler, puzzle birleştirmek, gösterilen desenleri yapmak, geometrik şekilleri tanımak, nesnelerin doğru renklerini ve resimlerdeki hataları bulmaktan ibaretti.

  Dr. Shaw ve Dr. Rauscher, ilk araştırmalarında bulguladıkları “Mozart dinlemenin birkaç saat süren etkisi” aksine, piyano eğitiminin etkisinin ömürboyu süreceğini söylüyor. Deney üç – dört yaşlarındaki çocuklar üzerinde yapılmış olsa da, 12 yaşına kadar alınan piyano derslerinin etkili olacağını ekliyorlar. Bunu da şöyle açıklıyorlar: “Müzik de tıpkı matematik ya da satranç gibi yüksek beyin fonksiyonları gerektiren bir uğraş. Bu alanlar, aynı zamanda iyi gelişmiş ‘spatial’ zekânın da temelini atıyor. Spatial zekâ, görsel dünyayı algılayabilme, nesnelerin görüntülerini zihinde oluşturabilme ve bunların farklılıklarını kavrama yetisine verilen ad.” İki araştırmacı çocukların yoğrulmaya hazır beyinlerinin bağlantılar kurmak için şekil değiştirmeye müsait olduğunu anlatıyor. “Piyano dersleri sinirleri eğiterek beynin korteksindeki algısal gelişmeyi sağlıyor” diyor Dr. Rauscher.

  Yapılan pek çok bilimsel araştırma da bu iki bilim adamının söylediğini doğrular nitelikte. Biyologlar yeni doğmuş çocuğun beynindeki fazla sayıdaki hücrelerden bir kısmının sinirlerle birbirine bağlanmış hücre ağının dışında kaldığını söylüyor. Bebeklerde konuşmaları dinlemek, parlak renkli oyuncaklarla oynamak ve müzik dinlemek gibi durumlar bu sinirleri güçlendirerek çocukta zekâ gelişimini sağlıyor. Shaw ve Rauscher’in araştırmaları da zaten bu temele dayanıyor. İki bilimadamı piyano ya da diğer enstrümanların bu sinirsel bağlantıyı güçlendirdiğini ve çocuğun zekâsını yüzde 46 oranında arttırdığını ispatlıyor.

Müzikteki matematik

  Araştırmanın mimarlarından biri olan Dr. Rauscher da çocukken piyano ve çello dersleri almış. Rauscher’e göre bu dersler son derece etkili: “Müzik zihinsel imgelemeyi ve bu imgeleri notaları kullanarak müziğe dönüştürmeyi gerektirir. Müziğin fen ve matematikle bu açıdan çok fazla ortak yönü olduğunu düşünüyorum.”

  Türkiye’de müziğin zekâ üzerine etkilerini araştıran M. S. Ü. Devlet Konservatuvarı profesörü Filiz Ali de iki araştırmacının bulgularını destekler nitelikte konuşuyor: “Müzik ne kadar soyut görünse de son derece bilimsel ve matematiksel. Müziğin içinde bir matematik var. Notalar, solfej hepsi matematik üzerine kurulu. Ve piyano çalmak da matematiksel düşünmeye benziyor. Hem beyni hem bedeni çalıştıran piyano, notaları algılayan beynin tuşlara dokunan parmaklara, pedallara basan ayağa emir vermesiyle bir koordinasyon oluşturur. Bu da beynin birden fazla bölgesini çalıştırarak çok yönlü düşünmeyi ve bağlantılar kurmayı sağlar, beynin kullanımını geliştirir.”

  Prof. Ali Avusturya, Almanya, Macaristan gibi ülkelerde ana okullarından itibaren çocuklara müzik eğitimi verildiğini söylüyor: “Burada müzik ilkokulları var. Bu okullarda diğer derslerin yanında her gün iki saat müzik eğitimi veriliyor. Ve çocuklara birer enstrüman çalmayı öğretiyorlar.” Filiz Ali’ye göre müzik eğitimi için çocuğun ille de müziğe yeteneği olması gerekmiyor. “Herkesin matematik yeteneği olmaz ama hepimiz okulda matematik öğrendik. Müzik için de bu geçerli. Çok yetenekli olmasa da çocuklara biraz müzik öğretmek onların zekâsını, algılama, öğrenme kapasitesini, koordinasyon kurmasını ve yaratıcılığını geliştirecek, ileride yapacağı meslekte daha başarılı ve kıvrak zekâlı olmasını sağlayacaktır” diyor ve ekliyor: “Benim ders verdiğim öğrenciler şimdi mimar, doktor, antropolog, matematik profesörü…”

  Göz doktoru Beril Küçümen beş yaşındayken piyano dersleri almaya başlamış. “Belki de bu sayede okul yıllarımda fen ve matematikte sınıfın en iyilerinden biriydim” diyen Küçümen, beş yaşındaki oğlu Malik’i biraz da bu yüzden konservatuvarın yuva sınıfına vermiş. Malik’in devam ettiği İ. Ü. Devlet Konservatuvarı’ndaki bu sınıf bu yıl kuruldu. Burada beş – yedi yaşlarındaki okul öncesi çocuklara müzik eğitimi veriliyor. Sınıftaki çocukların aileleri de müziğin çocuğa çok şey verdiğine inanıyor.

  Yine yuva sınıfı öğrencilerinden beş yaşındaki Berk’in annesi Berrin Özdemir, oğlunun ikibuçuk yaşında notalara ilgi duyduğunu söylüyor. “Notalara ilgisi başladığı anda rakamlarla da ilgilendi. Üç yaşında 100’e kadar sayabiliyordu.”

  Müzik eğitimi beyini yoğurup şekillendirirken daha zeki, daha duyarlı ve daha sosyal bir neslin de tohumlarını atıyor. Ama tüm hocalar uyarıyor: “Çocuğunuzun zeki olması için onu piyano başına bağlamayın. Çünkü zorlanırsa nefret edecektir. Müziği ona bir oyun gibi öğretmek en etkili yöntem.”


------------


Kaynaklar :

(BBC TÜrkçe)
Prof.Dr. Kürşat Çağıltay
Arş. Gör. Simge Yılmaz
Özgür Bolat
musicalmessage
aksam
MİNE AKVERDİ – AKTÜEL DERGİSİ
DEVAMINA BAK

NASA Dünya'ya benzeyen 7 yeni gezegen keşfetti

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Güneş Sistemi dışında 7 yeni gezegen keşfetti. Bilim insanları Dünya’dan 40 ışık yılı uzaktaki Trappist-1 isimli yıldızın yörüngesinde bulunan gezegenlerin çapları ve kütleleri bakımından Dünya’ya benzediklerini belirtti.

Bu gezegenlerden üçü “yaşanabilir bölge” içinde: “Bu gezegenlerden yeşil renkle gösterilen üçü sıvı suyun yüzeyde toplanabileceği yaşanabilir bölgenin içinde bulunuyor. Aslında uygun atmosfer koşullarıyla bu gezegenlerin herhangi birinde su var olabilir.”

“Exoplanet” olarak adlandırılan gezegenlerin tespit edilmesinde NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu kullanıldı: “Spitzer teleskobuyla çok hassas ölçümler yaptık. Yine Spitzer sayesinde bu gezegenlerden altısının ön ölçümünü yaptık ve bunlardan bir tanesi için yaptığımız ölçüm su açısından zengin bir bileşime sahip olduğunu gösterecek kadar hassas ki bu çok heyecan verici çünkü bu yaşanabilir bölgedeki gezegenlerden biri.”

Bilim insanları Güneş Sistemi dışındaki yıldızların yörüngesinde dolaşan bu gezegenlerin keşfinin evrende dünya dışındaki canlı varlıkların keşfi için önemli bir temel oluşturabileceğini düşünüyor.


Son güncellenen: 22/02/2017

NASA’dan tarihi açıklama: Dünya’ya benzer, su ve canlılık barındırabilecek 7 gezegen bulundu

HABER MERKEZİ – NASA çarpıcı bir gelişmenin haberini kamuoyuyla paylaştı. Dünyanın merakla beklediği açıklamada, Güneş Sistemi dışında yer alan ve bir yıldızın yörüngesinde bulunan 7 yeni gezegenin keşfedildiği duyuruldu.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tüm dünyanın merakla beklediği basın toplantısında, 7 yeni gezegen keşfedildiğini açıkladı

NASA araştırmacılarının çarpıcı açıklamasına göre, yeni keşfedilen 7 gezegen, diğer özelliklerinin de değerlendirilmesiyle, potansiyel olarak yüzeyinde su bulundurabilir.

Bununla birlikte, bu gezegenlerden üçü, canlılığın bir olasılık olarak görülebileceği “yaşanabilir” bölge içinde.

“Exoplanet” olarak adlandırılan ve Güneş Sistemi dışında yer alan bu gezegenler, Dünya’dan 40 ışık yılı uzaklıkta bulunmakta ve Trappist-1 ismi verilen yıldızın yörüngesinde.

Trappist-1’in düşük kütleli ve soğuk bir yıldız olduğunu düşünülüyor.

Gezegenler, NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu ve dünyada bulunan gözlemevleri kullanılarak tespit edildi.

Trappist-1 gezegenlerinden üçünün yüzey sıcaklığının, yeterli atmosfer basıncı göz önüne alındığında sıvı su varlığını destekleyebileceği ve “yaşanabilir bölge” tanımına girebileceği düşünülüyor.

NASA

DEVAMINA BAK


En Çok Kullanılan 30 Beden Dili ve Anlamları [Kadınlar ve Erkekler için Vücut Dili]


Beden dili hareketleri ve anlamları, hem kadınların hem de erkeklerin en güçlü silahlarıdır. En çok kullanılan vücut dili hareketleri, karşınızdaki kişinin size karşı nasıl bir tavır takındığını alenen gösterir. İşte sizlere kadınların ve erkeklerin en çok kullandıkları beden dili ve anlamları:

Beden dili hareketleri olmaksızın, sadece konuşulan sözler ile iletişimi sınırlı tutmak, pek çok kişinin düştüğü hatadır. Söyleyeceklerimizi karşı tarafa aktardığımızda veya diğer kişinin söylediklerini dinlediğimizde, iletişimin gerçekleştiğini varsayarız. Sözel olmayan iletişimi hiçe sayarak, beden ve vücut dilini kullanmadan konuşmayı, sağlıklı bir şekilde tamamladığımızı düşünürüz. Ve bu noktada yanılırız. Çünkü beden dili hareketleri ve anlamları, konuştuklarımızdan daha etkili olabilmektedir.

Sadece beden hareketlerine bakarak değil, karşımızdaki kişiyi bütünüyle incelememiz gerekir. Jest-mimik, ses tonu, tınısı, yüksekliği veya alçaklığı bunların her biri doğru bir iletişim kurmanız için önemlidir. Ayrıca beden dili öğrenme ve anlama teknikleri ile aslında anlatılmak istenenin ne olduğu keşfetmenizi sağlayacaktır.

Şimdi hem kadınların hem de erkeklerin sıklıkla kullandığı vücut dili ve anlamları hakkında sırasıyla bahsetmek istiyorum:
Kadınlar Tarafından En Çok Kullanılan 20 Beden Dili

Özellikle bu konunun daha çok erkekleri ilgilendirdiğini düşünüyorum. Kadınları tanımak istiyorsanız, sözlerine değil, kesinlikle vücut diline bakmalısınız. Çünkü kadınlar her şeyi apaçık dile getirmezler. Hoşlansalar dahi bunu belli etmezler. İncinmekten korkarlar veya ilk adımı sizin atmanızı beklerler. Tabii bunun aksi de mümkündür. Ne istediğini bilen, aradığını bulduğuna inanan güçlü kadınlar direkt olarak konuşmayı tercih ederler. Fakat bunların sayısının az olduğunu bilmelisiniz. (Güçlü kadınların dikkat çekici özelliklerine bu yazıdan ulaşabilirsiniz.)

Konuşmalarımızdan, beden hareketimize, vücut dilimize varana kadar bizi anlamanızı sağlayacak tüyoları sizlerle paylaşmadan önce birkaç bir şey söylemek istiyorum. Aşağıda ele alacağım iletişimde önemli rol oynayan yardımcı hareketleri doğru yorumlayabilmeniz için karşınızdaki kadını doğru gözlemlemeniz gerekiyor. Bunun için sadece hoşlandığınız veya yakınlaşmak istediğiniz kişiyi değil, diğerlerini de gözlemlemelisiniz. Böylece aradaki farkı daha iyi anlayarak, yorumlarınızı doğru bir şekilde yapabilirsiniz.

Şimdi, kadınların beden dilini çözmek için bilmeniz gerekenler sizlerle:
Kadınların Göz Bebeklerinin Büyümesi

Kadınların Göz Bebeklerinin Büyümesi
Gözler nasıl ki kalbin aynasıysa, iletişimde önemli bir role sahiptir. Bir kadının gözünün içine bakarak, sizden hoşlanıp hoşlanmadığını kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer ki göz bebeklerinin içi büyüyor ve kadının gözlerindeki ışığı fark ediyorsanız; bu sizden hoşlandığı anlamına gelir. Sözlerimizi bir şekilde seçerek konuşabiliriz. Fakat gözlerimizi kontrol etmemiz gerçekten zordur. Bu nedenle sözsüz iletişimde gözler önemli!

Kadınların beden dili konusunda kendilerini ele verdikleri ilk nokta da gözlerdir. Fakat bu ortama, ışığa bağlı olarak değişebilir. Çünkü karanlık ve loş ortamda göz bebeklerimiz istemsiz olarak büyür. Bu yüzden tam güvenilir bir metot değildir. Tam olarak ışıktan emin olmanız gerekir. Göz kontağı kurmak, vücut dilinde önemlidir. Eğer karşınızdaki kadın sizinle göz kontağı kuruyor ve gözlerini kaçırmıyorsa, buradan size karşı olumsuz bir his beslemediğini anlayabilirsiniz. Aynı zamanda göz kontağı kurarak uzun uzun sohbet ediyorsanız da bu ilişkinin adının konmasını istiyor demektir. Elbette ki utangaç kızlarımız da olabilir. Gözlerini sizden kaçırabilir. Bütün bu durumları iyi bir şekilde gözlemleyerek karşınızdaki kişinin bilinçaltını okuyabilirsiniz.
Kadınların Selamlaşma Tokalaşma Merasimi

Kadınların Selamlaşma Tokalaşma Merasimi
Hemen söyleyelim; en çok kullanılan beden dili, tokalaşmadır. Biliyorsunuz ki selamlaşmanın binbir çeşit yolu vardır. Sadece merhaba diyerek, eli belirsiz bir şekilde sıkarak yahut tutulan eli bırakmak istemeyerek… Tokalaşma şekilleri de duyguları ele veren ikinci önemli konu. Çünkü siz elinizi çekene kadar biz geri adım atmıyor isek bilin ki bu iş tamam demektir. Tabii ki tam anlamıyla tamam diyebilmek için iletişimde önemli olan diğer unsurları da önemsemeniz gerekir. Kadınların beden dili konusunda gizleyemedikleri hareketlerden birisi de tokalaşma durumudur.

Tavsiye Ederiz: Bırakılmak İstenen Etkiye Göre Nasıl Tokalaşılır?
Kadınların Parmaklarının Duruşu

Kadınların Parmaklarının Duruşu
Kadınların vücut dili konusunda en güçlü silahlarından birisi de parmaklarıdır. Çünkü narin ellerindeki bu parmak uzantıları, doğru şekilde kullanıldığında, kolayca istenen etki bırakılabilir. Parmakların duruşu da tamamen size karşı duygularımızı gösteriyor. Çünkü biliyorsunuz ki ellerimizi, kollarımızı hareket ettirmeden duramayız. Hareket ettirmiyorsak bir sorun var demektir. Onu aşağıdaki başlıkta inceleyeceğiz. Şimdi asıl konuya gelelim. Parmaklarımızı saçlarımıza götürüyorsak bundan iyi anlam çıkartabilirsiniz. Çünkü bunun anlamı karşımızdaki erkeğin ilgisini çekmek istememizdir. Karşınızdaki kişi bu işlemi yavaş bir şekilde yapıyorsa o kadın kesinlikle bir aşk uzmanıdır diyebilirim. Hızlı veya gergin bir şekilde parmaklarını saçları arasında dolaştırıyorsa da karşınızdaki kişinin utangaç olduğunu söyleyebilirim.

Elbette ki yanımızda yöremizde olan eşyalara dokunmamızın da bir anlamı var. Örneğin bardağın baş kısmı ile oynayan veya ya da ritim tutan biri varsa karşınızda bunun anlamı bütün dikkatini bana ver. Senin ilgini çekmek istiyorum şeklinde yorumlanabilir. Tabii ki bunları kasıtlı bir şekilde yapıyor olması gerekir. Çoğunlukla beden dilimizi kontrol edemediğimiz için kasıtlı olarak yaptığımızı varsayabilirsiniz.
Kadınların Ellerinin Duruşu

Kadınların Ellerinin Duruşu
Çoğu kadın sıkıldığında, utandığında veya kızdığında ellerine bakar. Tabii ki bu kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Fakat karşınızdaki kadının size karşı ne hissettiğini anlamak istiyorsanız, onu doğru bir şekilde gözlemlemelisiniz. Her hareketini yorumlamaya çalışmalısınız. Bunu sadece beden dili olarak algılamamalısınız. Jest, mimik, ses tonu her şeyi ile bir bütün olarak incelemelisiniz. Bu sayede karşınızdaki kişi utangaç mı yoksa size kızdı mı kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Karşınızdaki kişi utangaç ise ilgisi ilk olarak elleri üzerine yoğunlaşır. Çünkü yüzünüze bakmakta güçlük çeker. Bu nedenle de gözleri ellerine gider. Tabii karşınızdaki utangaç olmayabilir. Sizin yaptığınız bir davranışa veya günlük yaşadığı bir olaya sinirlenmiş olabilir. Bu durumda kadınlar masanın üzerinde elleriyle ritim tutarlar.

Kadının elleri çenesindeyse ve düşünceli bir şekilde hayallere dalıyorsa bilin ki ilgisi sizin üzerinizde değildir. Hatta siz onun ilgisini çekmiyorsunuzdur. Bu sırada genellikle düşünülen husus, karşımdaki kişi beni hak ediyor mu tarzında sorulardır. Ki bu soruların cevapları kadınlar için oldukça önemlidir. Bu konuda tek çıkar yolunuz nazik olmak ve karşınızdakini etkilemek için nasıl davranmanız gerektiğini bilmektir.

İlginizi Çekebilir: Beden Diliyle Karşınızdaki Kişiyi Etkilemenin 9 Yolu
Kadınların Dudaklarının ve Ağzının Duruşu

Kadınların Dudaklarının ve Ağzının Duruşu
Karşınızdaki kadın dudaklarını ısırıyor veya ıslatıyorsa bu erkekler için iyiye işarettir. Çünkü dudaklar istemsiz bir şekilde kendini ele verir ve kadınların hoşlanma hareketleri sıralamasında zirvede yer alır. Kadının hislerini anlamak istiyorsanız dudaklarına bakabilirsiniz. Tabii ki burada abartıya kaçmamanız gerekiyor. Bu durum aksi anlaşılmalara sebep olabilir. Dudak ısırma hareketi, çoğu erkeğin kadının utangaç olduğunu düşündürür. Fakat tam aksine karşınızdaki bayan sizinle flört etmek istiyordur.

En çok kullanılan beden dili hareketlerinden olan ağız hareketleri ise kadının karşısındaki kişiyi beğenip beğenmediğini, isteyip istemediğini anlamanızı sağlar. Özellikle kadın ruj sürüyormuş gibi işaret parmağını dudağında gezdiriyorsa ilişki konusunda bocalıyordur. Ağzını sıkı sıkı kapatıyorsa, dişlerini dahi göstermiyorsa hislerini gizlemeye çalışıyordur. Aksine ağzı açıksa bilin ki bu iş olmuştur. Kadın sizden hoşlanıyordur. Hatta ağzı açık bir şekilde alt dudağını ısırıyorsa, bilin ki kafasından acaba beni beğendi mi, tarzında sorular dolaşıyordur.
Kadınların Ayaklarının Duruşu

Kadınların Ayaklarının Duruşu
Karşınızdaki kadının ayakları ve oturuş pozisyonu size doğru dönükse buradan kadının size ilgi duyduğunu anlayabilirsiniz. Aksine size doğru dönük değilse, hoşlanmadığını anlayabilirsiniz. Burada büyük pay size düşüyor. Kadının ilgisini çekmeyi başarabilirseniz, yönünü size döndürebilirsiniz. Düşüncelerinin değişmesini sağlayabilirsiniz.
Kadınların Elini Çeneye Koyması

Kadınların Elini Çeneye Koyması
Kadınların flört hareketleri ve anlamları üzerine bilmeniz gereken en önemli noktalardan birisi, çeneye dokunuş şeklidir. Eğer bir kadın elini çenesinin altına koymuş düşünceli gözlerle size bakıyorsa, daha sizin için karar vermemiş demektir. Hatta o arada size ne kadar değer vermesi gerektiğini düşünüyordur diyebilirim. Bu gibi durumda asılında kadın beni ikna et, sana inanıyım mesajı veriyordur. Tabii ki anlayabilene. Bu durumu doğru bir şekilde kullanmalısınız.
Kadınların Öne Doğru Eğilmesi

Kadınların Öne Doğru Eğilmesi
Kadın size karşı boş olmadığını öne doğru eğilerek anlamanızı sağlar. Çünkü kadınlar öne doğru eğilerek dekoltesini sizin görmenizi sağlayacak şekillerde sergilerler. Aksine tavır takınıyor, arkasına yaslanıyorsa da aranıza mesafe koyduğunu anlayabilirsiniz. Kadınların vücut dili konusunda en güçlü silahları, bedenleri değil midir zaten?
Kadınların Yüz Hareketleri ve Bakışları

Kadınların Yüz Hareketleri ve Bakışları
Kadınların yüz hareketleri, jest ve mimiklerinden anlamlar çıkartabilirsiniz. Özellikle o mest edici bakışlar. Her kadın sevdiği adama daha başka bakar. Tabii önemli olan bunu anlayabilmek. Bunu anlayabilirseniz, karşınızdaki kişinin sizinle ilgilenip ilgilenmediğini kolaylıkla çözebilirsiniz. Eğer ki kadın, çenesini kenetlemiş ve çene altına (gıdık kısmı) koymuş size bakıyor ise sizden ilgi bekliyordur. “Yüzüme bak, güzel miyim, bana bir şeyler de” gibi içten içe kendiyle konuşuyordur. Kısacası bu duruş, karşısındaki tarafından beğenilmek için sergilenmiş bir harekettir. Aynı zamanda en çok kullanılan beden dili hareketleri listesinde de bakışlar ve yüz hareketleri ilk sıralarda yer alır.

Bakışlar elbette ki birçok kadının duygularını ele verir ve aşkın beden dili gözlerde başlar. Çünkü biliyorsunuz ki bir tanımadığınız bir insana şöyle bir bakarsınız, bir de sevdiğiniz insana değil mi? Bu nedenle o bakış ile bu bakış arasındaki farkı çok iyi kavramanız gerekiyor. Eğer size dikkatli bir bakış atıyorsa, bu size karşı kadının boş olmadığı anlamına gelir. Tam tersi varla yok arası bir bakış atmışsa da ya sizden hoşlanmıyordur ya da duygularını saklamak için ilgilenmiyormuş gibi yapıyordur.
Kadınların Erkeği Taklit Etme Halleri

Kadınların Erkeği Taklit Etme Halleri
Her hareketinizi taklit ediyorsa bilin ki sizi ya çok seviyor ya da ailesinden biri gibi görüyordur. Ama daha çok birinci seçenek ağır basacak diye düşünüyorum. Saçınızı kaşırken, kadının da saçını kaşıması, bacak bacak üstüne attığınız aynı şekilde kadın da oturuş pozisyonunu sizinki gibi değiştirdi bunların hepsi yansıma hareketleridir. Ve sizi kendine yakın gördüğünün göstergesidir. Uzmanlar bunu mimetizim olarak adlandırırlar. Farkında olmadan kadının veya erkeğin sizi taklit etmesi, size güveniyor anlamına gelir.
Kadınların Saçlarının Duruşu

Kadınların Saçlarının Duruşu
Saçlara göre de beden dili olur mu demeyin. Çünkü saçlar, aşkın beden dili olarak görülür ve birçok bilgi verir. Kadınlar için saçları gerçekten önemlidir. Karşıdaki kişiye saçlarıyla mesaj veren kadınlarımız vardır. Yukarıda dediğim gibi kadın, elleriyle saçlarıyla oynuyorsa bu iyiye işarettir. Fakat burada bu konuyu anlatmayacağım. Saçların duruşundan bahsedeceğim. Kadın saçlarını kulağının veya kafasının arkasına almışsa güzelliğini göstermek istiyordur. Saçından bir tutam yüzüne bırakmışsa kendine seksilik katmak istiyordur. Saçını topuz yapıyorsa da durum biraz daha erotikleşmektedir. Ortadan ayrılmış saçlar ise beğenilmek isteyen fakat kendine güvenmeyen kadınları işaret eder.
Kadın Bacaklarının Duruşu

Kadın Bacaklarının Duruşu
Kadın özellikle sevdiği erkeğe güzel görünmek için daha çok seksapaliteliğini öne çıkartacak kıyafetler tercih eder. Bacakların duruşu özellikle kadının etek giydiği zamanlarda belli olur. Çünkü bacaklarının aldığı şekil, o kadının cinselliğe ve toplumun tabularına karşı tutumunu ortaya koyar.

Kadınların flört hareketleri ve anlamları konusunda bacaklar önemli mesajlar taşır. Örneğin; kadın, bir bacağını altına almış diğerini rahat bir şekilde uzatmış oturuyorsa bu kendine güveni olduğunu gösterir. Ve bilirsiniz ki erkekler kendine güvenen kadınlardan hoşlanır. Bu aslında bayanların uyguladığı bir tuzaktır. Aynı şekilde bacak bacak üstüne atması da kadının rahat olduğunu gösterir. Eğer ki bu tarz otururken bacaklarını paralel bir şekilde size sergiliyorsa bu da bir davettir.
Kadınların Kollarının Duruşu

Kadınların Kollarının Duruşu
Kadınların hoşlanma belirtileri konusunda kollar da büyük bir mesaj taşır. Kadının kollarının duruşu da size karşı nasıl bir tavır takındığını anlamanızı sağlar. Eğer ki bir kadın kollarını bağlamış ve geriye yaslanmışsa bu size kızdığının işaretidir. Yani sizden pozitif bir elektrik alamamıştır. Bu durumda ne yazık ki hiçbir tavır size yardımcı olmaz. Kadını yumuşatmanız gerekiyor. Bu durumda espri yeteneğinizi kullanmalısınız. Tabii ki sulu şakalardan kaçınmalısınız. Ya da olay mahallinden uzaklaşmalısınız. Kadının sinirinin geçtiğine emin olduğunda ufak bir hediyeyle kalbini alabilirsiniz.
Kadınların Temas Hali

Kadınların Temas Hali
Kadın sizinle konuşurken sürekli olarak size dokunmak için fırsat kolluyorsa, bilin ki sizden hoşlanıyordur. Yeşil ışık yakmıştır ama siz anlamıyorsunuzdur. Duygusal bir beklenti içinde olan kadınlar karşısındaki erkeği etkilemek için temas halinde olmak isterler. Öyle ki normalde hiç komik bir espri yapmasanız dahi gülerler ve kolunuza hafifçe dokunurlar. Sizinle temas haline olan bir kadın varsa bilin ki sizi seviyordur veya size ilgi duyuyordur.

Kadınların hoşlanma belirtileri ve flört hareketleri konusunda temas hali, liste başıdır. Temas hali dışında aynı zamanda kadın sevdiği erkeği elinde tutmak ister. Bunun için de sürekli dibinde biterler. Türlü türlü bahanelerle yanınızda olmasını sağlarlar. Normalde önemsiz bir konuyu anlatsanız dahi kafalarını sola doğru yatırıp sevimli olmaya çalışırlar. Bacağınıza veya herhangi bir yerinize çaktırmadan temas halinde olurlar.
Kadınların Yalan Söylediği Durumlardaki Hali

Kadınların Yalan Söylediği Durumlardaki Hali
Kadınlar sevdikleri erkeklere dürüst olmayı isteseler de bazı durumda beyaz yalanlara başvurabilirler. Eğer ki normalden daha farklı bilinçsizce hareket ediyorlarsa yalan söylüyorlardır. Konuşurken burnu ile oynuyor veya ağzını kapatıyorsa, saçı-başıyla oynuyorsa bilin ki size yalan söylüyor. Veya yalan söyleyecektir. Kısacası kadın yüzüne, başına elini ne kadar çok götürüyorsa yalan söyleme ihtimali yüksek. Çünkü dikkat ettiyseniz yalan söyleyen kişiler ellerini daha çok kullanır.
Kadının Başını Sola Doğru Yatırması

Kadının Başını Sola Doğru Yatırması

Başını sola doğru yatırarak sizi izleyen bir kadın, aslına bakarsanız ne konuştuğunuzu dinliyordur ne de anlattıklarınızdan bir haberdir. Çünkü kadın size karşı dalıp gitmiştir. İstediğiniz kadar anlatır, o çoktan sizi dinliyormuş gibi yapıp hayal alemine dalmıştır bile. Tabii bu arada başını sola doğru yatırıp sizin gözlerinizin içine bakması gerekiyor. Bu ayrıntıyı atlamamak gerek.
Kadının Ensesini Okşaması

Kadının Ensesini Okşaması
Kadın eğer ki size bakarak kendi ensesini okşuyor veya ön kolu ile oynuyorsa yaşadığınızın resmidir. Çünkü bu gibi durumda kadın “karşı taraftaki kişinin onu okşadığınızı hayal eder.” Bu hareket bilinçaltı bir tavırdır ve kadınların hoşlanma belirtileri arasında yer alır. Psikologların çoğu da bunu doğrulamıştır. Zaten bu tarz bir girişimde bulunan kadının büyük ihtimal sevgilisisinizdir. Kısacası size benimle ilgilen mesajı veriyordur.
Kadınların Kollarını Göğüs Bölgesinde Birleştirmesi

Kadınların Kollarını Göğüs Bölgesinde Birleştirmesi

Kolları göğüs bölgesinde birleştirmiş bir kadın, karşısındaki kişiyi dinliyormuş havası verse de aslına bakarsanız rahat olmadığı anlamına gelir. Bu gibi durumlarda vücut savunmaya geçerek, kapanma hareketi yapar. Yani aranıza bir bariyer koyar. Aynı şekilde önüne kahve fincanını, meyve tabağını vs. eşyaları koyuyorsa da savunmada olduğunu bilmelisiniz. Aksine önünüzdeki yığınları bir kenara itiyor ve ellerinize bakıyorsa bu iyiye işarettir.
Kadınların Gülümseme Hali

Kadınların Gülümseme Hali

Kadınlar için gülümsemek güçlü bir silahtır. Kızdıklarında, öfkelendiklerinde dahi kadınlar kendini güçlü göstermek için gülerler. Ama işin içine sevgi girdiğinde bu pek böyle değildir. İstemsiz bir şekilde kadın etrafa mutluluk saçar. Özellikle aşık ve aşkı yaşayan kadın bu şekilde olur. Güç gösterisi için gülümseme ile bu durumu kolaylıkla ayırt edebilirsiniz.
Kadınların Vedalaşma Hali

Kadınların Vedalaşma Hali

Kadınların beden dili hakkında pek bilginiz yoksa bile veda etme durumu size gerekli mesajı verebilir. Eğer bir kadın vedalaşırken ellerini boynunuza kenetlemiş ve sarılma sürecini uzun tutuyorsa bilin ki o kişinin sizde gözü vardır. Yanağınızdan dahi öpüyor olsanız bile kadın bu tarz bir eğilim içinde ise sizi apaçık sevdiğini belli ediyordur. Size sarıldığında hem bırakmak istemiyor hem de kalbinin atışını size hissettirmek için iyice size sokuluyorsa da kadının sizden hoşlandığını anlayabilirsiniz. Eğer ki bu durumda kadının beline veya sırtına elini koymuyorsanız veya sözlü bir cevap vermiyorsanız kadın kendini geri çeker. Boynundan öpüyorsa da kesin o kadın erkeğe aşıktır. Eğer ki siz oturduğunuz yerden kalmadığınız halde sizi öpüyorsa da kadının kararsız olduğunu anlayabilirsiniz.
Erkekler Tarafından En Çok Kullanılan 10 Beden Dili

Erkekler, kadınlar gibi beden veya vücut dilini pek kullanmayı önemsemezler. Biliyorsunuz ki kadınlara göre daha farklı düşünürler. Kadınlar istedikleri direkt söylemek yerine dolaylı yollardan erkeklere mesaj verirler. Erkekler ise tam aksine istedikleri şeyi doğrudan dile getirirler. Bu nedenle aslına bakarsanız erkeklerin beden dili hareketlerini gözlemlemeden ne demek istediklerini anlayabilirsiniz. Ama karşınızda bir çetin cevizin olduğunu düşünüyorsanız, erkekler tarafından en çok kullanılan beden dili hareketlerinin anlamlarına
bakalım:
Erkeklerin Kaşlarını Yukarı Kaldırması ve Gülümsemesi

Erkeklerin Kaşlarını Yukarı Kaldırması ve Gülümsemesi
Karşısındaki kadından hoşlandığını gösteren en büyük hareket kaşlarıdır. Eğer ki erkek sizi gördüğünde şaşırıp bir yandan da gülümsüyorsa, bu size ilgi duyduğunu gösterir. Bu hareketin karşılığında sizin de aynı şekilde davranmanız gerekiyor. Sadece 1, 2 saniye sürecek bu hareket, erkeğin size karşı bir adım atmasını sağlayabilir. Unutmayın, erkeklerin beden dili konusunda en güçlü silahlarından biri kaşlarıdır.
Erkeklerin Gözlerinin Odak Noktası

Erkeklerin Gözlerinin Odak Noktası
Kadınlarda biliyorsunuz ki ilk etkili yer gözleriydi. Aslına bakarsanız erkeklerde de durum öyle. Çünkü gözler yalan söylemez. Elbette söyleyenler vardır. Bunu çözmek için diğer beden dili hareketlerine bakmanız gerekiyor. Sadece tek bir noktaya odaklanarak, karşınızdaki kişinin sizden hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenemezsiniz. Veya size ne söylemek istediğini doğru anlayamazsınız.

Biliyorsunuz ki iş görüşmelerinde, gözleriniz mutlaka karşınızdaki kişinin göz hizasında olması, başka bir yere kaymaması gerekir. Romantik ilişkilerde bu aynı değildir. Erkeğin gözü sürekli kadının dudaklarındadır. Hatta dudaklarınızdan aşağı doğru da kayabilir. Bu durumdan anlamanız gereken gayet basit, karşınızdaki kişi sizinle alenen ilgileniyordur. Özellikle aşık olan erkeğin beden dili gözlerden apaçık bellidir.
Erkeklerin Ayaklarının ve Diğer Uzuvlarının Yönleri

Erkeklerin Ayaklarının ve Diğer Uzuvlarının Yönleri
Aynı ortamda bulunduğunuzda erkeklerin hareketlerini gözlemlemelisiniz. Eğer ki bir erkek sürekli olarak sizin bulunduğun yöne doğru kendini döndürüyorsa veya aynı ortamda olmaya özen gösteriyorsa, bu sizden hoşlandığını gösterir. Tabii ki etrafınızdaki diğer arkadaşlarına olan karşı tavırlarını da süzmelisiniz.

Erkeklerin flört hareketleri konusunda bacaklarının ve diğer uzuvlarının duruşu önemli mesajları taşımaktadır. Davranışları size daha yakınsa ve karşılıklı konuşurken ayaklarının yönü size dönükse size karşı boş değildir. İnsan genellikle sevdiği kişilere doğru oturuş sergilerler. Buna bağlı olarak diğer uzuvları da aynı şekilde hoşlanılan kişiye doğru çevrilir. Bu gibi durumlarda karşınızdaki kişiyi deneyebilirsiniz. Yanınızda oturuyorsa karşınıza geçmesini isteyebilirsiniz. Eğer ki isteğinizi hemen yerine getiriyorsa bilin ki bu iş tamamdır.
Erkeklerin Kravat, Gömlek ve Pantolon Düzeltme

Erkeklerin Kravat, Gömlek ve Pantolon Düzeltme
Erkek karşı cinse ilgi ve saygı duyuyor ise en tipik haliyle üstünü başını düzeltir. Buradaki mesaj sana iyi görünmek istiyorumdur. Eğer ki karşınızda böyle nazik bir beyefendi varsa kaçırmamanızı tavsiye ederim. Saçlar için de aynı konu geçerlidir. Nasıl ki biz en az bir saat saçlarımıza vakit ayırıyorsak onlar da sevdiği kadına güzel görünmek için uğraşırlar. En azından sevgili olana kadar diyebilirim.

Yukarıdakilerin dışında ilginç bir bilgi daha vermek istiyorum. Yanınızda çoraplarını yukarı doğru çekmesi de sizinle ilgilendiğini göstermektedir. En güzel haliyle görünmek istedikleri için çoraplarını da düzeltirler. Ayrıca beyaz çorap giyen erkeklerin bunu daha sık yaptığını söyleyebilirim.
Erkeklerin Dik Duruş Sergilemeleri

Erkeklerin Dik Duruş Sergilemeleri
Erkeklerin bayanları etkilemek için kullandıkları en büyük silah, dik duruştur. Çünkü nasıl ki erkekler güçlü kadınlardan hoşlanır. Biz kadınlar da dik duran, bizi koruyup kollayabilecek erkekleri severiz. Daha özgüvenli görünen erkekler dikkatimizi çeker. (Daha özgüvenli görünmeyi sağlayacak beden dili tüyolarına buradan ulaşabilirsiniz.)

Erkekler dik duruş sergilerken kasları gerginleştiği için size daha da yakınlaşmaya başlayabilir. Ya da gözlerini sizin üzerinizde dolaştırabilir. Beden dili uzmanlarına göre bu pozisyon “görsel seyahat” olarak tanımlanır. Bu bakışlar aslına bakarsanız, sizi yanımda görmek istiyorum, partnerim olur musun tarzındadır. Bu yüzden eğer istiyorsanız olumlu yanıt vermeniz gerekiyor.
Erkeklerin Bacaklarının Ayrık Duruşu

Erkeklerin Bacaklarının Ayrık Duruşu

Çoğu hemcinsim bu duruma sinir olsa da erkek için bu duruş önemlidir. Çünkü sahip olduğu güçlü yanlarını ancak bu şekilde sergilediklerini düşünürler. Çoğu kadına göre itici gelen duruş, yukarıda dediğim gibi erkekler için bu durum bir güven halidir. Bunu yaparken aynı zamanda ellerini bellerine veya vücudundaki en güvendikleri yere koymaktan da çekinmezler. Burada aslına bakarsanız hem kendilerine hem de bedenlerine güvendikleri mesajını verirler. Kısacası dokunulmak istediklerini, kendilerine ilgi göstermemiz gerektiğini beden diliyle bize söylemeye çalışırlar. Bunlar tamamen bilinçsizce yapılan bilinçaltı hareketlerdir.
Erkeklerin Sakallarıyla Oynamaları

Erkeklerin Sakallarıyla Oynamaları
İşte erkek flört hareketleri listesinde ilk sıralarda yer alan konulardan birisi daha! Düşünen pozu sergileyen erkeklerin sakalları, kadınların saçları gibidir. Nasıl ki karşımızdaki kişiye kur yapmak için saçımızlar oynuyorsak, erkeklerin silahı da sakallarıdır diyebilirim. Tabii ki her sakalı ile oynayan erkek karşı cinse ilgi duyuyor değildir. Bunu anlamak için diğer bedensel hareketlerini de incelemeniz gerekir.

Bazı erkekler kadınları etkilemek için ya da onların kendileriyle ilgilenmesi için sakallarıyla oynarken bazıları ise kısık bakışlarla bakarak ilgi ister. Karşınızdaki kişiyi tanıyorsanız bunun ayrımını kolaylıkla yapabilirsiniz.
Erkeklerin Bacak Hareketleri

Erkeklerin Bacak Hareketleri

Erkekler bacakları genelde ayrık bir şekilde otursalar da üst üste de atabilirler. Burada size karşı ilgi besleyip beslemediğini anlamanız için üst bacağının yönüne dikkat etmelisiniz. Eğer ki bacağının ve ayağının yönü size dönük ise size karşı boş olmadığını anlayabilirsiniz.

Erkeklerin Göz Bebeklerinin Büyümesi

Erkeklerin Göz Bebeklerinin Büyümesi
Kadınlarda olduğu gibi erkeklerinde göz bebeklerinin büyümesi karşısındaki kadına ilgi duyduğu anlamına gelir. Fakat burada önemli olan normalden daha fazla göz kırpıyor olmasıdır. Bu yüzden erkeğin diğer etrafındaki kişilerle konuşuyorken, gözlerini çok kırpıyor mu gibi ayrıntılara dikkat etmeniz gerekir. Karşınızdaki erkek ne kadar cool olursa olsun, gözleri ile her şey apaçık ortaya koyacaktır. En önemli ayrıntı gözleri gözlerinizde olmasa dahi yüzünü başka yöne çevirmezler. Ayrıca aşık olan erkeğin beden dili nasıldır diyecek olursanız biraz gözlere odaklanmalısınız.

Erkeklerin Ceketinin Düğmeleri ile Oynaması

Erkeklerin Ceketinin Düğmeleri ile Oynaması
Erkekler genellikle karşı tarafın ilgisini çekmek için bu yola başvurur. Ceketinin düğmeleri ile oynayarak ilgi çekmeye çalışırlar. Bilinçaltına inecek olursak, elbiselerini çıkartmak istediklerini söyleyebilirim. Çünkü düğmelerle oynadıktan kısa bir süre sonra ya ceketini çıkartacaktır ya da önünü açacaktır. Burada bir dip not daha paylaşmak istiyorum.

Soğuk kış günlerinde eğer ki üşüyorsanız ve siz söylemediğiniz halde üzerindekini çıkartıp size veriyorsa bu iyiye işarettir. Çünkü hiçbir erkek sevdiği kadının üzerinde başka birisinin kazağı, ceketi olsun istemez. Bu yüzden de ilk kendileri davranarak size bu teklifi yaparlar.
DEVAMINA BAK


Kapitalizm Nedir? Tarihi, İlkeleri, Hayatımıza Etkisi ve Kapitalist Sistem Hakkında Kısaca Bilgiler


Kapitalizm nedir biliyor musunuz? Peki, kapitalist sistem ve yaşantımıza etkileri üzerine hiç düşünme fırsatınız oldu mu? Bu yazımızda sizlerle kapitalizm ne demek, tarihi nasıldır, ilkeleri nelerdir, kapitalist sistem ve hayatımıza etkileri üzerine kısaca bilgiler vermek istiyoruz:

Kapitalizm nedir, kapitalist sistem ne demek konusunu en iyi şekilde örnekleri ile anlayabiliriz. Biraz araştırma yaptığınız zaman, kapitalizm örnekleri ile karşılaşırsınız zaten. Biz sizler için kendi örneğimizi oluşturduk ve en basit haliyle kapitalizm ne demek anlatmak istedik. İşte hemen hepimize oldukça tanıdık gelecek durumlardan oluşan örneğimiz;

Diyelim ki arkadaşınızla buluşmak için dışarı çıkacaksınız. Kapitalizm ile daha bu noktada hemen karşılaşırsınız. Çok beğendiğiniz ancak pahalı diye yanından bile geçemediğiniz elbiseyi, mağazanın 3 al 2 öde kampanyası sayesinde satın aldınız. Ama bu elbiseyle uyumlu ayakkabılarınız da olması gerekiyor, değil mi? Ayakkabınızı da aldınız ve sıra süslenmeye geldi. Aksesuarlar ve çanta da tamam. Saçlarınıza jöle sürüp, en ünlü markanın parfümünü de üzerinize boşalttıktan sonra çıkmaya hazırsınız. Kapitalist sistem içerisinde ilk adımlarınızı attınız. Yolda yürürken birbirinden güzel kafelerin ve çay bahçelerinin önünden geçtiniz. Her birinin önünde, müşterileri güneşten korumak için bulunan şemsiyeleri görüyor musunuz? Peki, şemsiyelerin üzerindeki birbiriyle yarışan dondurma veya gazlı içecek firmalarının logolarını?

Dışarıdaki işlerinizi hallettikten sonra eve doğru giderken aniden yağmur bastırdı. Bir de ne gördünüz? Elinde 20 tane şeffaf şemsiyeli bir adam, ‘yağmurda ıslanma, tanesi 5 lira’ diye bağırıyor. Mecburen satın aldınız ve belki bir daha kullanamayacağınız o kötü şemsiyeyle yağmurdan korunmaya çalıştınız. O sırada da ‘üşümemek ve ıslanmamak için bir araba mı alsam’ diye içinizden geçirdiniz. Döndüğünüzde ise bilgisayarınızı açıp internetten araba fiyatlarını araştırdınız. İşte sizin de gördüğünüz gibi, arkadaşınızla buluşmak için dışarı çıktınız ama arabaya ihtiyacınız olduğuna inanarak eve döndünüz. Yani, para ile alakalı hiçbir iş yapmazken para gerektiren bir hayale daldınız. Kısaca kapitalizm ne demek, hayatınızın akışında nasıl gelişiyor, bunu da görmüş oldunuz.

Bu durumu her gün yaşıyor olabilirsiniz. Rutine dönüştüğü için de size garip gelmeyebilir. Bu noktada kapitalizm, içinize işlemiş demektir. Sizin için ihtiyaçlar yaratan, gereksinim arttıkça rekabeti ortaya çıkartan, para vererek sahip olduğunuz şeyin bir daha kullanılmamasına neden olan, hatta yeniden satın alınmasını sağlayan ve bunu hayatın sıradan bir günü olarak size yansıtan kapitalizm, aslında hikayemizin ikinci cümlesinde hayatımıza dahil olmaya başlıyor. Fazla teoriye girmeden, yalnızca bir örnekle anlattığımız kapitalizmin kısaca tanımı; isteklerinizi sadece ve sadece para ile gerçekleştirebileceğiniz, hatta asgari yaşam koşullarını bile para ile sağlayabildiğiniz ekonomik bir sistemdir. Para kazanmak için daha çok çalışacak ve daha fazla emek üreteceksiniz ancak sizden daha az yıprananlar, daha fazla kazanacaklardır. Yani, ihtiyaçlarınız arttıkça onlara ulaşmanın maliyeti, kapitalizm nedeniyle emeğinizin 3-4 katı seviyeye çıkacaktır.

Kapitalizmin hayatımıza nasıl nüfuz ettiğini bir örnekle anlatıp, ne ifade ettiğine kısaca değindikten sonra dilerseniz, tüm detaylarıyla kapitalizme ve neden ‘kötünün iyisi’ olduğuna hep birlikte bir göz atalım:
Kapitalizm Nedir?

Kapitalizm Nedir?
Kapitalizme göre; toplumda iki sınıf bulunmaktadır: yönetenler ve yönetilenler. Üretim araçlarının birçoğu, yöneten sınıfın elindedir ve işletilmesi de yine yöneticilere aittir. Yönetici sınıf, oyunu belirlenen kurallara göre değil, kendi çıkarlarına göre oynar. Zaten tüm kuralları da kendi çıkarına göre belirler. Kapitalizmin temel kuralı da budur: en yüksek çıkarı elde etmek. Bu nedenle de üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, yani günümüzde bakacak olursak patronlar, müdürler ve iş yeri sahipleri, kendi çıkarlarını maksimum seviyeye çıkarmak için en az maliyetle en fazla karı elde etmek ister. Kapitalizme göre bu oldukça doğaldır çünkü kar maksimizasyonu, ulaşılması gereken asıl hedeftir. Üstelik kapitalist görüşe göre, tüketici de en düşük harcamayla en yüksek karı elde etmek ister. En sonunda ise üretici, tüketici, tasarruf sahibi ve devletin çıkarları, birbirini dengeler ve ideal seviyeye kavuşulur. Yani herkes, kendi çıkarını düşünür ve ona göre davranırsa ekonomik refah da en üst noktaya yükselir. Ancak durum, hiç de anlatıldığı kadar kolay olmuyor, değil mi?

Günümüzde, maalesef ki ekonomik denge sağlanamıyor ve refah üst seviyelerde değil. Bütün kapitalist ülkelere bakıldığında, zengin bir azınlık ve büyük fakir bir halk vardır. Kapitalizme göre; ortada büyük bir pasta bulunuyor. Pastayı yemek isterseniz buyurun, özgürsünüz. İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Ancak unutmayın, pastadan ne kadar yerseniz, diğerlerinin payı o kadar düşecektir. Çünkü pastanın boyutu bellidir ve maalesef ki herkes zengin olamayacaktır. Bu nedenle, birlikte pasta yediğiniz insanlarla aranızda bir rekabet oluşacaktır. Herkes birbirinin açığını arayacak ve daha fazla yiyebilmek için can atacaktır. Buradan da anlaşılabileceği gibi kapitalizmde, zenginler ve fakirler hep baki kalacak ve aralarındaki savaş hiç bitmeyecektir. Verimlilik üzerine yönelen kapitalizm, hep daha fazlasını istediği için sürekli gelişme ortamı yaratacak ancak adalet kavramını hiçe saydığı için de tepki çekmeye devam edecektir.

Peki, üretici ve tüketiciler arasındaki hikayede, ‘devlet’ nerede bulunuyor diyebilirsiniz. Klasik iktisatçılara göre kapitalizmde, sistemin dengesini bozacak ya da zarar verecek müdahale ve düzenlemeler olmamalıdır. Ekonomide dengeden sapmalar olsa da kendiliğinden geçeceğini öne sürmüşlerdir. Kısaca kapitalizm, ekonomiye yapılacak herhangi bir müdahaleyi dengeyi bozmak olarak gördüğü için devletin atacağı her adıma, düzenleme dahi olsa karşı çıkacaktır. Devletin görevi; piyasa işleyişinin düzgün gitmesini sağlamak ve olası sorunları önlemektir. Çünkü müdahale olmadığında, sistem zaten dengededir. Yani üretim araçlarını elinde bulunduran az sayıdaki yönetici sınıf, devletin müdahalesi söz konusu olmadan, ister çatalla ister eliyle isterse de hile hurdayla pastayı yiyebilir. Artık çıkarlar, değer yargılarını da ezip geçmiştir.
Kapitalizmin Tarihi

Kapitalizmin Tarihi
Kapitalizm ekonomik olmasının yanı sıra, tarihsel bir sistem olarak da kabul edilir. Kapitalizmden önceki döneme bakacak olursak, dünyaya hükmeden sistem feodalizmdi. Üretim araçlarının ve toprakların tümü, aristokratların elindeydi. Ekmek parasına muhtaç olan halka, bu toprakları ekip biçme hakkı veriliyordu. Tabii, bir şartla; geçimini sürdürecek kadarını aldıktan sonra geri kalanı teslim edecekti. Kırsal kesimde sistem bu şekilde işlerken, kentlerde yaşayanlar daha şanslı denilebilirdi. Kent insanları ticaretle uğraşabiliyor, zanaat yapabiliyordu. Böylelikle kente göç başladı ve kırsal alan iş yapamaz oldu. Ticaretin de gelişmesiyle feodal sistem, yerini kapitalizme geçişe bıraktı. Emek ve iş gücü, satılmaya başlandı. Kısacası gücün adresi toprak değil, artık para ve servet oldu.

Sanayi Devrimi’yle birlikte daha rahat uygulama alanı bulan kapitalizm, tüm Avrupa’ya buharlı trenlerle taşındı. Madenden tekstile her türlü endüstri, daha çok para kazandıran yollardan oldu. Daha önce hiç “laissez-faire, laissez-passer” sözünü duymuş muydunuz? Türkçesi “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” olan ve kapitalizmle özdeşleşen bu söz, devlet müdahalesinin en aza indirilerek serbest rekabet ortamının yaratılmasını sağladı. Devletin müdahalesinin olmadığı ve sadece sermaye sahiplerinin kapıştığı bir yerde ezilenler, ücretli kesim ve esnaf oldu. Eski usul üretim kalmadığından para da kazanamayan esnaflar, birer birer yok oldu ve geriye, ücretli sınıf ve sermaye sahipleri kaldı. Böylece kapitalizm, kök salarak yerini sağlamlaştırmış oldu.
Kapitalizmin İlkeleri

Kapitalizmin İlkeleri

Kapitalizmin ‘ağababası’ olan Adam Smith, ekonominin nasıl olması gerektiğini anlatırken aslında, kapitalist sistemi tarif etmiştir. Devletin rolünden piyasa mekanizmasına, kişisel çıkardan özgürlüğe kadar, sistemin çerçevesini belirlemiştir. Kapitalizme daha yakından bakacak olursak, esas aldığı ve kural olarak gördüğü Adam Smith’in ilkeleriyle, sistemin ne demek olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz.
İlke 1: Özel Mülkiyet

Daha önce anlattığımız pasta hikayesinde olduğu gibi herkes, pastayı yemekte ve kendisine almakta özgürdür. Sahiplendiği şey, artık onundur. Ortak toprak ya da sermaye diye bir şey bulunmaz. Kapitalizm, size çalışmama imkanı da sunar. Başkalarına zarar vermediğiniz sürece, karar vermekte ve istediğinizi yapmakta özgürsünüz. İster çalışın ister tasarruf edin isterseniz de üretin. Ancak bu sistemde, çalışan para kazanırken çalışmayan, aç gezmeye mahkumdur. Bu nedenle de pastayı alan kişi, artık onun sahibidir çünkü kapitalizme göre, güçlü olan kazanmıştır.
İlke 2: Rekabet

Pastadan büyük dilimi almaya çalışmak, ortaya rekabeti çıkartır. Kıyasıya bir rekabet içinde olan milyonlarca insanın birbirlerini ezmeleri ve düşman kesilmeleri, işten bile değildir. Uzaktan bakıldığında adaletli bir sistem gibi görünse de içine girildiğinde, kendinizi amansız bir yarışın içinde bulabilirsiniz. Rekabet, en temel ilkelerden biridir ve herkesin hakkıdır. Ancak asıl önemli olan, büyük balığın küçük balığı yutmasıdır. ‘Bırakınız yapsınlar’ derken aslında ne kadar da özgürlükçü, değil mi? Fakat parası ve sermayesi olan kişi, her zaman bir adım daha önde olacaktır. Kapitalist sistemde parayı elde etmek, güce ulaşmak olduğundan güçlü olan, hammaddeyi ucuza alıp işler ve malını istediği her pazara ulaştırabilir. Sermayesi az olanın ise piyasadan kaybolup gideceği gerçeğiyle yüzleşmesi gerekecektir. Kendi işinin patronu olmak isterken, altında ezildiği şirketlerde iş aramak durumunda kalacaktır. Sermaye sahibi gücüne güç katarken fakir olan, daha da muhtaç hale gelecektir.
İlke 3: Devletin Rolü

Kapitalizmde, devlete önemli bir rol yüklenmemiştir. Ekonomide tam istihdamın yaşandığı ve herhangi bir müdahalede, bu düzenin bozulacağı savunulur. Ekonomi kendi içinde sorunlar yaşasa da mutlaka eski haline dönecektir. Müdahale etmek ise çarkın ayarlarıyla oynamak anlamına gelir. Bu nedenle devlete ekonomi üzerinde çok fazla söz hakkı verilmemiştir. Devletin tek yapması gereken, ekonomik düzeni bozucu müdahaleleri engellemek ve sistemden etkilenebilecek halkın ezilmesini önlemektir. Kapitalizmin üzerinde durduğu tek şey paradır. Paranın satın alamayacağı çok az şey vardır. Maalesef ki siyasi güç de sermayeye sahip olanların elindedir…
İlke 4: Miras

Nasıl ki özel mülkiyet herkesin hakkıysa, ölüm durumunda yakınlarına devredilecek olan miras da hak olarak kabul edilmelidir. Üretim araçlarını elinde bulunduran yönetici sınıf, sermayenin başkasına geçmemesi ve parasının tekelleşmesi, yani soyadının yıllarca konuşulması için tüm birikimini çocuklarına bırakabilir. Ancak bu durumda, zenginle fakir arasındaki fark giderek açılacak ve insan ilişkileri zedelenecektir. Fabrikada çalışan işçilere tek bir kuruş bile verilmemesi ve tüm servetin babadan oğula geçmesi durumunda nefret başlayacak, emeği sömürülen işçi, hem hayattan hem de işten soyutlanacaktır.
Kapitalizmin Günlük Hayatımıza Etkisi

Kapitalizmin Günlük Hayatımıza Etkisi
Kapitalizmin hayatımıza ne kadar nüfuz ettiğini artık daha iyi görmeye başladığınızı düşünüyorum. İnsan ilişkilerimizden karakterimize, sağlığımızdan doğa kirliliği ve katliamına kadar, her şekilde bizi yönlendiren bir sistemle karşı karşıyayız. Aslında kapitalizmin önemsediği temel noktalar, kar maksimizasyonu ve daha fazla paradır. Fazla kar da minimum maliyetle sağlanabilmektedir. Bu noktada ucuz mal, makine ve iş gücüne ihtiyaç vardır. Bir kağıt fabrikası düşünün; yüzlerce ton ağaç kesilmiş ve ucuza alınıp işlenmiş. Peki, bir ormanın yetişmesi için en az 10 yıl geçmesi gerektiğini biliyor musunuz? Kimsenin ağaç dikmediği ve sürekli tükettiği yerde, ucuz malı bulabilmeniz mümkün müdür? Bu nedenle de asıl ucuzlatılan ve değeri düşürülen iş gücü olmuştur. Saatlerce sıcakta ya da soğukta, zorlu koşullar altında çalışan işçilerin emeği ucuzlatılarak, üzerine kar eklenerek pazara sunulmuş ve elde edilen kazanç da sermaye sahibinin olmuştur. Bu durumda, hem işten hem hayattan hem de kendinden ‘soyutlanan’ işçi, sağlığını bile kaybedebilir. Güvenini kaybetmiş olan işçi, ameliyat olması gerektiğinde bile, ‘acaba gerçekten hasta mıyım, yoksa doktor para kazanmak için mi istiyor’ düşüncesini aklına getirecektir.

Kapitalizmde, kimsenin kimseye müdahale etmediği ve herkesin kendi çıkarını düşündüğü durumda, mutlaka refaha ulaşılacağı ve gelir dağılımının dengeleneceği düşünülmüştür. Herkesin kendi çıkarı için verdiği amansız mücadele sonunda elde edilecek kazancın tatmin edici olmadığı, maalesef ki akıllara gelmemiştir. Kendi çıkarı için birbirini yiyen işçi sınıfı, kapitalizmi doruklarında yaşamaya devam etmektedir. Unutulmamalıdır ki her yıl, milyonlarca çocuk açlıktan ölürken yağlarından kurtulmak için spor salonunda koşturanlar da vardır. Çok pahalı diye yanına yaklaşılamayan elbisenin esas sahibi ise günlüğü 1 dolardan daha az paraya çalışan işçilerdir.

Üretmeden tüketmenin vurgulandığı kapitalist sistemde, akıllara meşhur Kızılderili atasözü gelmektedir: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde ve son balık tutulduğunda beyaz adam, paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak.”. Her yıl istihdam ya da konut sayısını arttırmak için kesilen ağaçlar, daha fazla elektrik için nehirler üzerine yapılan barajlar ve tarım yapmak yerine boş bırakılan tarlalar, geri getirilemeyecek kayıplara yol açmaktadır. Eğer bu durum önlenemez ya da bir çözümü bulunamazsa, tehlike çanları sizin için de çalacaktır.
Kapitalizm Çöküşte mi?

Kapitalizm Çöküşte mi?

Bugüne kadar 3 büyük kriz atlatan kapitalizm, tüm ekonomik sistemler içerisinde en uyumlu ve en esnek olanıdır. Günümüzde Avrupa ve Amerika ekonomileri, dünyada etkin rol oynasalar da gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinin toplamı da dünyanın yüzde 50’sini oluşturmakta. Herhangi birinde yaşanacak en ufak kriz, taşları yerinden oynatabilir. Çünkü kapitalizm, küresel anlamda ilk kez bu kadar güçlendi. Eskiden yaşanan krizler, küresel alana yayılmadan çözülebilirken şimdi ise her ülkenin ekonomisi, birbirini etkiliyor ve bu süre hiç de uzun değil. Artık Avrupa piyasası bile Uzakdoğu ekonomisine katkıda bulunduğu için dünya, birbirine entegre olmuş durumda.

Teorik açıdan yaklaşacak olursak; gelişmekte olan ülkelere yapılan sermaye akışı da son 10 yıldır artmış görünüyor. Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelere yatırım, bir süre sonra bitecek çünkü ABD ekonomisinin 2008 krizinin etkilerinden kurtuluyor olması ve yoluna girmesi, FED’in faiz artırmasına sebep olacak. Birbiriyle etkileşimde olan ABD ve Avrupa ekonomisine bağlı olarak Avrupa Merkez Bankası da sermaye akışının önünü kesecek. Sonuç olarak para, gelişmiş ülkelerde kalacak ve bu durumda, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik krizlerle karşılaşma ihtimalimiz mevcut. Dünya ekonomisinin yüzde 50’sini oluşturan gelişme yolundaki ülkeler de güçlü ekonomileri etkilemeyecek sanıyorsanız, yanılırsınız. Küresel etkenler, döngüsel krize sebep olursa eskisi kadar esnek olmayan kapitalizm, çökme ihtimaline yakın görünüyor. 2008 kriziyle durma noktasına gelen kapitalizm işleyişi, şirketlerin ve devletlerin aldığı ‘sürdürülebilirlik’ önlemleriyle ayakta kalmaya devam ediyor. Sonraki zamanlarda ise karşımıza nasıl ve hangi formda çıkacağı, henüz bilinmiyor.
DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC Bayrak

WEB-TUNCA

Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var
Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi


GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE
F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ
"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)

MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca