MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC Bayrak

Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
» Members: 7
» Latest member: Muhammed
» Forum threads: 5,305
» Forum posts: 5,909

Full Statistics

DOWNLOADEN
"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)

AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)


Gök-Türkler
Asya "Büyük Hun" imparatorlu undan sonra, her bakımdan temsil etti i Türk kültürü itibariyle 2. "süper" Türk imparatorlu u niteli inde olan Gök-Türk hakanlı ı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, Do u Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir. Hakanlı ın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde 'Türk" adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat telakkisinin izleri görülmüştür. Gök-Türk-lerden sonraki ça larda, R Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve a ızları Gök-Türk Türkçesi'nin damgasını taşır. Do udan batıya:Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, îran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk'tür.
Bizim bugün di er Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dedi imiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi. Ancak, kitabelerin bir yerinde kendini Gök-Türk olarak tanıtmıtır ki, "Gök'e mensup, ilahî Türk" manasma gelen bu tabir V. şomsen'e göre hakanlı ın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kagan zamanı).
Gök-Türk hakanlı ı ça ında, daha do rusu 6.-9. asırlarda Orta Asya'da tarihî rol oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler oldu u anlaşılmaktadır. Türkçe Töles kelimesi ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına gelmektedir. Bk. L. Bazin, Les Calendriers..., s. 661, 667.
Töles (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le)'ler, Çin kaynaklannda eski Hun boylanndan olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk kütleleri bütünüdür. Sui-shu (Çin Sui hanedanımn - 581 - 618-yıllı ı)'da 50 kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: l'i Baykal gölünün kuzeyinde, 5'i Tola ırma ı kuzeyinde, 5'i Tanrı da ları kuzey ete inde, 9'u Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) "krallı ı"nın kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın do usu ve batısında, 6'sı Fu-lin(Bizans)'in do usunda" . Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak do ru olmasa gerektir. En batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) îranlı oldukları biliniyor. Wu-hun (=Ugor)'lar da Urallı bir kavim grubudur .Ayrıca Ogur boylarının da T'ieh-le'ler olarak zikredildi i anlaşılmaktadır. Töles boylarının, taşıdıklan adlar henüz tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umümîyetle dil ve örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı oldu u belirtilmiştir' ". Bazı Çin kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (386-534), yüksek tekerlekli araba kullandıklanndan dolayı Kao-kü (Chao-ch'e = yüksek tekerlek) diye adlandırılan bir kısım Töles kabileleri di er Türkler gibi kendilerini kurt ata'dan türemiş kabul ederlerdi. Ayrıca, T'ang-shu (Çin T'ang sülalesi -618-906- yıllı ı)'da da 15 Töles kabilesinin adlan verilmiştir. Gök-Türk hakanlı ı zamanında Orta ve Do u Asya'da gruplaçan Tölesler ile di er ilgili bölgelerdeki topluluklar şunlardır:
1. Tarduş (Çince'de Sie Yen-t'o, Hsieh Yen-t'o. Hsie/ = Sir/ Yen-t'o = Tarduş?) lar .Töles kabilelerinden bir grup (herhalde Tarduş: Hakan Tar-du'nun unvanı ile anılanlar: Batı Gök-Türk'leri= On-oklar) Altaylar'ın batı-sında oturmakta olup Töleslerin en zengin ve kuvvetlileri olarak gösterilirler.

2. Uygur'lar. Töleslerden bir kütle. Tola ırma ının kuzey sahasmda yer almışlardı.

3. On-0k'lar (ihtimal "Tarduş" diye de adlandırılan Töles grubu), Altaylar'dan Seyhun (Sır-derya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar. Çu ırma ı-Isık göle göre, 5'i do uda To-lu (sol kanad), 5'i batıda Nu-çi-pi (sa kanad) adı ile 10 kabileden kurulu olup, "Batı Gök-Türkleri" diye de anılmışlardır. Türgişler (aş.bk.) To-lulardan idiler. Ayrıca bunlar-dan bir kısmı Çu-yüe (Çi il?) ve Ç'u-mi (Çumul) adları ile anılan Türk kabi-leleri ile birlikte 630'u takip eden yıllarda, Gök-Türk hakanlı ının fetret devresinde, Beş-balık civanndaki kurak bozkırlara çekilmişler ve şa-t'o (Çince çöl veya Türkçe sadak? Veya Çi il'ler?) adını almışlardır.

4. Karluk'lar. Altaylar'ın batısında idiler .

5. O uz'lar (630'dan sonra bu adla ortaya çıkan Töles boyları.) Selenga ırma ı- Ötüken bölgesinde oturuyorlardı .

6. Do u Avrupa'da Türk topluluklan: Avar'lar , Hazar'lar , Ogur'lar , Peçenek'ler ve ihtimal Kıpçak-Kuman'lar vb.

7. Kırgız'lar. Baykal'ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde idiler .

8. Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi). îdi-kut(hükümdar)'unun Türk oldu u belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştı ı ileri sürülmüştür. Daha ziyade îç-Asya'da Beş-balık havalisinde görünmektedirler.

9. K'i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar, Otuz-Tatar gibi Mo ol soyundan kabileler do u bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı.

Ancak hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar, zaman zaman yer de iştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler meydana gelmekte, hülasa oynak kütleler teşkil etmekte idiler. Yine görülmektedir ki, Tarduç, Uygur, On-ok, O uz, Ogur, Hazar vb. gibi isimler Türk soyundan gelen kütlelerin türlü teşkilatlanmalar dolayısiyle aldıkları adlardan ibarettir. "Türk" de, bilinen manası ile önceleri belirli bir toplulu un (Aşına ailesi etrafında toplananların) adı iken sonraları yaygınlaşmıştır.
Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından iniyorlardı Başbu ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türedi ine dair o ça da pek yaygın oldu u anlaşılan rivayetler Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan-türeme gelene inin Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdı ı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi Gök-Türklerin Hunlara nisbetini ortaya koymaktadır. Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama u ramış oldu u rivayeti , Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun devletinin (yk. bk.) 439'da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine ba lamak mümkündür. Sui-shu (Çin yıllı ı, 581-618)'ya göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü(Chü-ch'ü)'ler imha edildi i zaman A-shih-na (Açına) kolu 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sı ınmışlardı. Gök-Türklerin nüvesini teşkil etti i belirtilen ve Meng-sün'ün o lu An-çu ve sonra torunu şu'nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfüz eden bu kütle, Chü-ch'ü (Tsü-kü)ler yolu ile de Asya Hunlarına ba lanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un mensup oldu u ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir . Kurt ata inancı dolayısiyle Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurtbaşlı sancak (tug) olmuştur.
DEVAMINA BAK
Hun Türkleri - Asya Hunlari

Türk göçlerinin do u yönünde devam etti i asırlarda Çin'de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızlann kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette harp arabalannın bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskün bölgede (şensi, Batı şansi, Kansu) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri (F. Hirş, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C. Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.) bu hanedanın aslen Türk olabilece i, veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulundu u düşüncesine sevk etmiçtir (61) Bununla beraber, aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik kazanıncaya kadar Asya Türk tarihini Hunlaria başlatmak yerinde olacaktır.

Çin kaynaklarında M.Ö. 4. asırdan itibaren Türklerle birlikte Mo ol, Tunguz soyundan bazı gruplann başındaki "Kuzey barbarları hanedanı"nı belirlemek üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin hangi soydan oldukları hakkında türlü görüşler ileri sürülmüştür: Bu görüşlerde, eskiden, Çin kaynaklannın Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf, adet ve ekonomik faaliyetlere ait iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış, son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil ve kültür araştırmaları esas teşkil etmiştir. Bunlara göre, Hiungnular Türk'tür (J. De Guignes, 1757; J. Klaproş, 1825; F. Hirş, 1899; J. Marquart, 1903; P. Pelliot, 1920; 0. Franke, 1930; Gy. Nemeş, 1930; McGovern, 1939; R. Grousset, 1942; W. Eberhard, 1942; B. Szasz, 1943; L. Bazin, 1949; F. Alşeim, 1953; H.V. Haussig, 1954; W. Samolin, 1958; 0. Pritsak, 1959; G. Clauson, 1960 vb.). K. Shiratori (62) önce Türk kabul etmiş, sonra(63) da Mo ol olduklannı söylemiştir(64). L. Ligetiye göre Hiungnuların kimli ini tesbit etmek müşküldür. A. v. Gabain(66) Türk-Mo ol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne kadar, Hiungnuların büyük imparatorlu unda Türkler yanında Mo ol, Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de, devleti kuran ve yürüten asıl unsurun Türk oldu unda şüphe yoktur. Bu devlette, aslında orman kavmi olan Mo ol ve Tunguz de il Türk bozkır kültürü hakim olup(68 ) Gök Tanrı'ya inanılıyor (aslında totemci olan Mo ollara Tanrı sözü sonra Türklerden intikal etmiştir. Aile "baba hukuku" üzerine kurulu bulunuyordu.

Nihayet Hiungnu devletınde idareci zümre ve hanedanın dili Türkçe idi Siyasî ve kültürel münasebetler vesilesi ile Çin yıllıklarında Hiungnu dilinden zapt edilen şu kelimeler: Tanrı, kut, börü, il (el), ordu, tu , kılıç vb. Türkçe olup Türk dilinin en eski yadigarlarındandır . Ve nihayet devletin sahipleri kendilerine, Türkçe'de "kavim, halk" manasından olan "Hün" (Khun=/tü/ı) diyorlardı . "Hun" adı, bir görüşe göre, M.Ö. 1. bin başlarında Kwan, Gun, 5. asırdan önce Kun, 43. asırlarda ise Khun telaffuz edilmişti. A ırlık merkezinin, Orhun-Selenga ırmaklan ve Türklerce kutlu ülke sayılan Ötüken havalisiOngm ırma ı üzerindeki Karakum ile Ordos bölgesi arasında bulundu u anlaşılan Hun siyasî birli inin kesin tarihini M.Ö. 4. asırdan itibaren takip etmek mümkün olmaktadır. Hunlarla ilgili en eski yazılı vesika olarak M.Ö. 318 yılında yapılan bir anlaşma zikredilmiştir. O zaman Chou iktidarının zayıflaması sonucu meydana çıkan 14 kadar büyük derebeyli in mücadele sahası olan Çin'de birbirleri ile savaş halindeki bu feodal "muharip devletler"den Ch'in (Ts'in)'in gittikçe kuvvetlenmesinden endişelenen komşu beş "krallık" (derebeylik) zikredilen yılda Hun birli i (Hiungnu) ile ittifak andlaşması yapmıştı. Hunlar daha sonra Çin topraklarında baskıyı artırdılar. Mahallî hanedanlar, uzun müdafaa savaşları sırasında, korunmak maksadı ile, meskün sahaları ve askerî yı ınak yerlerini surlarla çeviriyorlardı. Chou'lardan iktidan M.Ö. 256'da tamamen devralan Ch'in devleti(şensi'de)'nin ünlü hükümdan Shihhuangti (M.Ö. 247-210) kuzey taarruzlarına karşı sınırlarını büsbütün kapamak için, surların iç kısımlarını yıktırarak elde etti i malzeme ile dış surları birbirine ba lamak ve boş yerleri tamamlatmak sureti ile meşhur Çin Seddi'm (15 m. yükseklik, 9 m. genişlik, düz bir hat halinde uzunluk 1845 km.) meydana getirdi (M.Ö. 214)Böylece Çinlilerin en tesirli korunma tedbiri aldıklarına kanaat getirdikleri bu sırada iki mühim hadise vuküa geldi: Çin'de uzun müddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han sülalesi (îlk Han M.Ö. 206 M.S. 22, ıkinci Han M.S. 24220)'nin kurulması ve Hun devletinin başına da Mo-tun (veya Maotun, Mavdun; eski okunuşlar: Moduk, Meitei, Mote, Mete)' un geçmesi (M.Ö. 209).

Çin kaynaklarında Hunların Tuku (=Türk?) adlı aile veya kabilesine mensup oldu u bildirilen Mo-tun (Be tun), kendi o lunu tahta getirme i tasarlayan üvey anasmın teşviki ile babası T'uman tarafından tahttan mahrum bırakılması teşebbüsü karşısında, emrindeki demir disiplin altında yetiştirilmiş 10 bin atlı ile katıldı ı bir sürek avında Tuman'ın öldürülmesi üzerine Hun hükümdan ilan edilerek (M.Ö. 209-174), Hun dilinde "imparator" manasında "sonsüz genişlik, yucelik, ululuk" ifade eden ve Asya Türk devletlerinde 6 asır kadar kullanılan Tanhu (türlü okuyuşlar: Tanju, Jenuye, şanu ve son olarak, aynı Çince işaretin bugünkü söyleniçi ile şanyü, şany) unvanını aldı(78 ). Devletini yeniden düzenledi ve kendisini iyi tanımadıkları anlaşılan Tunghu'lann (do udaki Mo ol-Tunguz kabileler birli i) ısrarla toprak talepleri karşısında savaş açarak onları perişan etti. Böylece hakimiyetini kuzey Peçili'ye kadar genişlettikten sonra, Orta Asya'da Tanrı da larıKansu havalisindeki, Hind-Avrupa menşeli sanılan Yüeçi (Yüehch'ih)leri (79) ma lüp etti (M.Ö. 203). O sırada Hun devleti "Sol Bilge elig'i"nin Shangku'da "Sa Bilge elig'i"nin Shangkün(şensi)'de ikamet etti i tahmin edildi i bu dönemde Mo-tun, daha sonra, Çin topraklanna yöneldi, 3 yıl kadar sürdü ü anlaşılan (201-199) bu savaşlarda Mai, Taiyuan bölgelerini zapt etti. Han sülalesinin kurucusu împarator Kaoti (M.Ö. 206-195)'nin 320 bin kişilik ordusunu, Paiteng'de bozkır usülü sahte ric'at gösterisi ("Türan Taktiki" bk. aş. Kültür: Ordu) ile çember içine aldı. împarator, bozkır bölgelerinin Hun devletine terki, yiyecek ve ipek verilmesi ve yıllıkvergi şartları ile kendini ve ordusunu kurtarma a muvaffak oldu81. Do u Asya tarihinde iki büyük devlet arasında akdedilmiş ilk milletlerarası mukavele oldu u belirtilen bu andlaşma82 (M.Ö. 201) gere ince Mo-tun'un bir Çin prensesi ile de evlenmesi sonucu Çin ile dostluk havası içinde, împaratoriçe Lü (M.Ö. 195-179) ve împarator Wenti (M.Ö. 179-157) zamanlarında da devam etmiş olan ticarî münasebetler geliştirilirken, Mo-tun, Baykal gölü kıyılanndan îrtiş yata ına kadar olan bozkırları ve daha batıdaki Tingling'ler, bazı Ogur (Hochieh = 0k'ue) kollan ile meskün araziyi, kuzey Türkistan'ı zaptetti ve oradaki Yüeçi'lerin komşusu Wusun'lan himayesine aldı. Bu suretle büyük Hun hükümdarı o ça da Asya kıt'asında yaçıyan Türk soyundan hemen bütün topluluklan kendi idaresinde tek bayrak altında toplamış oluyordu. împaratorluk sınırlannın do uda Kore'ye, kuzeyde Baykal gölü ve Ob, îrtiş, îşim nehirlerine, batıda Aral gölüne, güneyde Çin'de Wei ırma ı Tibet yaylası Karakurum da ları hattına ulaştı ı bu tarihlerde Hunlara tabi olanlar arasında Mo ollar, Tibetliler, Tunguzlar ve Çinliler de vardır. Mo-tun tarafından Çin hükümetine gönderilen M.Ö. 176 tarihli mektuptan anlaşıldı ına göre, yalnız îç Asya'da Türk devletine ba lı kavim ve şehirdevletçiklerinin sayısı 26 idi ve hepsi, Tanhu'nun ifadesi ile "yay geren"lerle "tek bir aile" halinde birleşmişlerdi.

Mo-tun M.Ö. 174 yılında öldü ü zaman, sivil ve askerî teşkilatı, iç ve dış siyaseti, dini, ordusu, harp tekni i ve san'atı ile yüksek vasıflı bir cemiyet halinde, daha sonraki bütün Türk devletlerine örnek olan, tarihi kesin ilk Türk siyasî teşekkülü; "Büyük Hun Devleti" kudretinin zirvesinde bulunuyordu. Görüldü ü üzere bu devlet, idaresindeki kısıtlı tarım sahalarına karşılık, daha ziyade, otla ı bol, besicili e elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Ekonomisinin temeli başta at olmak üzere, hayvan yetiştiricilik idi. Buna göre sosyal durumu da, topra a ba lı "köylü" kültüründeki geniş arazi sahibi Çin "gentry" tabakası ile köle sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere, ne de toprak kölelerine rastlanmayan Hun bölgelerinde halk, kan akrabalı ı ile birbirine ba lı ailelerin meydana getirdi i sosyal ve siyasî birlikler olarak disiplinli ve kendilerini müdafaa için daima silahlı kabileler (boylar) halinde yaşıyor ve devlet bu kabile birliklerinin (bodunlar) kendi aralarında sıkı işbirli i yapmalanndan do uyordu. Devlet, bu kuruluşu icabı ve bilhassa ordunun Mo-tun tarafından tanziminden sonra merkezden idare edilen bir "askerî teşkilat" niteli i kazanması sebebi ile askerî karakterde idi ve gerekli şartlar (bozkırda e itilmiş olmak, at ve silah) hazır oldu u için de fütühata açıktı. Bu yönden de "köylü" Çin devletinden ayrılıyordu. Çin'de esas rejim "feodalite" oldu u halde , Hun devletinde merkeziyetçilik dikkati çekecek kadar belirli idi. Küçük memurlar ve bazı müşavirler belki Çinli idi, fakat emirlerindeki silahlı kuvvetlerle aynı zamanda birer kumandan olan bütün yüksek görevliler ile birinci derecede sorumlu makam sahipleri hep Hun asıldan oldukları gibi, devlet teşkilatının da (mesela, sa sol veya do ubatı taksimatı vb.) Çinlilik ile hiç ilgisi yoktu ; Mo-tun tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete millî topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip de Türk idi . Esasen devletin millî karakterinin korunmasına dikkat edildi ine dair bazı davranışlar göze çarpıyordu: Mesela Paiteng'de imparator idaresindeki Çin ordusunu kuçatan Mo-tun'un, Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına zevcesi ve herhalde devlet meclisi tarafından engel olunmuştu. înanç yönünden de ne Mo ol totemcili i, ne de Çin toprak tanrıcılı ı ile ilgisi bulunmayan bozkır Türk GökTanrı itikadındaki Hun devleti'nin meydana geliçinde "Çin imparatorlu u"nun model oldu una dair yaygın görüş normal ölçülerdeki karşılıklı kültür tesirleri dışında do ru sayılmamalıdır. Zira bu düçüncenin gerekçesinde ileri sürülen, "Hiungnu hükümdarının, tıpkı Çin imparatoru gibi Gök'ün (Tanrı'nın) o lu olarak görünmek ve Çin'dekine benzer saray erkanına sahip olmak lüzümu" Hun devleti için zarürî de ildi. Önce, devlet Çin topraklannda de il, "Hiungnu"lar sahasında kurulmuştu;dolayısiyle Çin meçrüiyet prensiplerini bu devlette aramakta isabet yoktur. Ikincisi, Mo-tun'un "Gök'ün oglu" diye bir unvan takındı ı çüphelidir, çünkü onu tavsif eden: T'engli Koto (aynı Çince işaretin bugünkü söyleniçi ile, Ch'engli kut'u) Tan/ıu91 tabirindeki çimdiye kadar "o ul" manasına geldi i sanılan ikinci kelimenin "kut" (siyasî iktidar) demek oldu u anlaçılmıçtır (bk. aş. Kültür: Kut). Üçüncüsü, Çin devletinde "Gök'ün o lu" kavramı da aslen Çin de il, Türk mençelidir. (Tafsilen bk. aş. Kültür: Hükümranlık). Bütün bunlardan dolayı, Mo-tun zamanında kesin şeklini aldı ı görülen Büyük Hun devleti, etnik yönden ve hakimiyet anlayıçı, sosyal yapısı, idarî ve askerî küruluçları (sosyopolitik üniteler, devlet meclisi= toy, sa sol teçkilatı, bilge elig'ler vb.) dini ve dünya görüçü ile, Türk milletinin tarih ve kültüründe feyizli etkilerini iki bin yıl sürdüren bir ana kaynak durumundadır. Bu itibarla, Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.

Mo-tun'un o lu tanhu Kiok (Chiyü. /Kök?/ veya Laoshang M.Ö. 174160) Hun imparatorlu unun bu büyüklü ünü muhafaza etme e çalıçtı. Yurtlanndan oynattı ı Yüeçi'lerin Afganistan'a giderek Baktria (Belh) bölgesinde vaktiyle îskender tarafından kurulmuç olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166), kalabalık ordusu ile Çin'e girerek başkent Ch'angan yakımndaki imparator sarayını yakan Kiok, bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî iliçkilerini dostane bir şekilde sürdürmek için, bir Çin prensesi ile evlendi. şüphesiz Çin sarayı ile devam ettirilen akrabalık siyasî mahiyette bir davranıçtan ibaretti. Fakat bu suretle ileride, Çin ile temas halindeki hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü neticeler verecek olan bir çı ır derinleçtirilmiç oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki bu yakınlaçmalar, her zaman, Çin hile makinesinin harekete geçmesi için fırsat teçkil etmekte idi. Hun merkezinde Çinli prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hun imparatorlu u topraklarında serbestçe gezip dolaçıyorlar, Türkler ve tabi kavimler arasında kötü propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten düşürme e çalıçıyorlardı. Bundan baçka, ticaret mah olarak memlekete sokulup Hun ileri gelenleri arasında revaç bulan Çin ipe i, lüks zevki yolu ile rehaveti arttırmakta idi. Kiok devrinde fazla hissedilmeyen bu menfî durumlar onun o lu Künçin (Chünch'en) zamanında (M.Ö. 160-126) gerçek bir huzursuzluk kayna ı olarak kendini gösterdi. Keza Han sülalesine damad olan bu tanhu, babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli ve asker ruhlu bir hükümdar olmadı ı için Hun iktidarında sarsıntılar belirdi. Çinlilerin bu devirde (împarator Chingti: 157-141) sınır boylannda ufak çaptaki akınları durdurdu u görülüyordu. îlk defa imparator Wuti (M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti. Propagandayı arttırdı. Gayelerinden biri de, Çin için büyük gelir kayna ı olan ipe e batı bölgelerinde yeni pazarlar bulmak ve îç Asyaîran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan meşhur "ıpekyolu"nu emniyet altına almaktı. Dolayısiyle Orta ve Batı Asya'da yabancıların kudretini kırması lazımdı. Bilindi i gibi, aşa ı yukarı M.S. 1. bin sonlarına kadar TürkÇin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri, bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur . Wuti'nin îpekyolu üzerindeki memleket ve kavimleri ö renmek ve Hunlara karşı onlarla işbirli i sa lamak maksadı ile batıya gönderdi i yüksek rütbeli bir asker olan Çangk'ien(Changch'ien)'in, gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından bir süre gözaltında tutulmasına ra men, buralarda geçirdi i uzun müddet içinde (M.Ö. 138126) edindi i bilgiyi, temaslarını ve hükümete tavsiyelerini ihtiva eden mühim rapor imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür96. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdi ki, o da ordularını Türk usülüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahlan ile teçhiz etmeleri idi. Daha Mo-tun'dan çok önceleri, 318 andlaşması ile ilgili olup Hunlara karşı askerî gücünü takviyeye çalışan Chao (şansi'de) krallı ında Wuling (M.Ö. 325298 ) zamanında başlayıp, daha sonra, kuzey Çin'de feodal hükümetlerin yerini alan büyük Ch'in devletinin imparatoru Shihhuangti zamanında hızla devam eden bu askerî ıslahat hareketleri, Han imparatoru Wuti'nin kumandanlarından
Weits'ing ile Hun tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K'üping tarafından büyük başarıya ulaştırılmıştı. M.Ö. 127-117 yılları arasında Ordos'daki Hunlara karşı kazandıkları zaferler Hun a ırlık merkezinin Gobi'den kuzeye, Orhun nehri bölgesine kaymasına sebep olmuştu.

Hunlar artık eskisi gibi de ildiler. Akınlan duraklamış, bilhassa Tanhu Tsütihoü (Chut'eho) zamanından itibaren (M.Ö. 101-96) 40yıl devamınca, zengin güneybatı topraklarının (Tanrı da larıCungarya, Turfan, yarkent, Kuça vb.) düşman istilasına u raması ile devlet geliri azalmış, o zamana kadar Çin'den vergi ve hediye olarak sa lanan malî destek kesilmişti. îç huzursuzluk, idarecilerle başbu ların arasını açma a yönelen kesif Çin propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Hun prenslerinin birbirleri ile olan anlaşmazlıkları mücadeleyi şiddetlendirdi. îktisadî darlık ve askerî güçsüzlük karşısında, maddî yardım temin edilir düşüncesi ile çıkar yol olarak Tanhu Hohanyeh (M.Ö. 58-31)'in Çin himayesini isteme meyli durumu büsbütün karıştırdı. Sol Bilge eli i (Sol kanat kralı) olan Çiçi (Chihchih, Tsitki) bu kardeşinin tanhulu unu tanımadı. Mesele Hun devlet meclisi (Türkçesi: toy. bk. aş.)'nde a ır münakaçalara yol açtı. Hohanyeh'in teklifi; istiklalin feda edilmesini "gülünç ve utanç verici" bir davranış sayan ve kendilerinden ülkenin devralındı ı atalara karşı hürmetsizlik kabul eden Çiçi taraftarlarınca reddedildi Tanhu'nun fikrinde direnmesi Hunları ikiye ayırdı (M.Ö. 55). Devlet birli inin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun tehdidi ortadan kalktı ı için Do u Asya tarihinde bir dönüm noktası olan bu yıllarda Hun prensleri arasında iyice alevlenen açık mücadele sonunda, rakiplerini ma lüp, bu arada tanhuluk merkezini de işgal ederek Hun imparatoru durumuna yükselen Çiçi karçısında Hohanyeh, kendine ba lı kütlelerle birlikte, deste ini sü ladı ı Çin'in kuzeybatı sınır bölgesine (Ordos, Pingçu) çekildi (M.Ö. 54)".

Devletini güçlendirmek ve iktisadî imkanlara kavuşturmak bakımından hakimiyetini batıya do ru yayma ı uygun gören Çiçi Tanhu M.Ö. 51'de harekete geçti. Önce Tanrı da ları kuzeyi Isık göl havalisindeki Wusun'ların ınukavenıetini kırdı'^; Tarbagatay bölgesindeki Ogurlan, daha kuzeydeki Kırgızlan ve ırtiş etrafındaki Tingling'leri tabüyetine aldı. îki yıl içinde kazandı ı bu başanlardan sonra, Wusun akınlarının tedirginli inden kurtulmak isteyen Kangkü (Çugüney Kazakistan bozkırı Maveraünnehir) kralının arzusu üzerine bu devleti himaye etmek vesilesi ile Aral gölüne kadar bütün batı bölgesini idaresi altına alarak geniş Orta Asya Hun imparatorlu unu ihya etti. Çiçi, hükümetinin kuzey Mo olistan'daki a ırük merkezini de ÇuTalas nehirleri arasına kaydırarak orada etrafı surlarla çevrili yeni bir başkent inça ettirdi (M.Ö. 41)ki, böylece, mevkü dolayısiyle îran, Afganistan, Hindistan, Do u ve Orta Avrupa kıt'aları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişiminde sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına, Türk halkının iyice nüfüzunu sa lamış oluyor (Batı Hunları) ve Fergane, Baktria (Belh) havalisini kendine ba ladıktan sonra, Çin kaynaklanna göre, Ansi bölgesini yani güneybatı sınırları ta Anadolu'ya kadar uzanan Parş imparatorlu unun kuzeydo u kısmını zaptetmek için planlar hazırlıyordu.

Fakat Çiçi'nin hakimiyeti uzun sürmedi. Topraklan çok genişti ve Hun devleti bu bölgelerde henüz iyice yerleşmiş, idarî nizamı kurmuş, tabi kütleler ve komşulan ile normal münasebetlerini geliştirmiş de ildi. Çiçi'nin harekatını adım adım takip eden Çin, Wu'sun'ları, Kangkü devletini kendine çekme i bildi ve derhal saldırıya geçti. Etraftan aldıkları yardım ve 70 bin kişi civarındaki orduları ile baskın çeklinde Hun topraklarına girerek sür'atle ilerleyen Çin'liler tarafından kuçatılan, Talas ırma ı üzerindeki surlu Hun başkenti tamamiyle tahrip edildi (M.Ö. 36). Baçkentte hayrete de er bir müdafaa yapılmış, sokaklarda kanlı savaşlar verilmiş, hatta tanhuluk sarayı içinde oda oda çarpıçılmıç ve Çiçi, o lu ve hatunlar dahil, saray mensuplarından 1518 kişi ellerinde kılıç, devletleri u runa hayatlarını feda etmişlerdi.

Çiçi'nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ile anlaşma yaparak (M.Ö. 43), devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesine nakleden, fakat M.Ö. 36'dan itibaren tekrar Çin tabili ine giren Hohanyeh (ölm. M.Ö. 31)'e ba lı kütleler, onun evlatlan tarafından bir müddet idare edildikten sonra, tekrar toparlanma a başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı oldu u anlaşılan Yu (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M. 1846) Çin'e karşı istiklallerini elde ederek do uda Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan geniş bölgeyi tekrar idarelerine alma a muvaffak olmuçlardı. Fakat Yu'nun ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun süren kıtlık yıllannm sebebiyet verdi i çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede baçgösteren açlık Hunları müçkül duruma soktu. Yu'nun o lu Tanhu P'unu'ya karşı mücadele açarak kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen

Pi (P'unu'nun ye eni)'nin orada kendini tanhu ilan etmesi hadisesi (M. 48 ) Hunları tekrar ve artık bir daha birleşememek üzere ikiye ayırdı: Kuzey Hunlan (Kuzey veya dış Mo olistan'da) ve Güney Hunlan (Güney veya içMo olistan'da).

Böylece M. 48'de ayn siyasî vasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti arasındaki büyük fark, Güney'dekinin Çin tabüyetini devam ettirmesi, Kuzey devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundan başka, Güney Sibirya, Cungarya ötesine kadar Batı ve ıçAsya'da iktisadî ehemmiyeti bilinen bütün şehirdevletleri de Kuzey Hun devletinin idaresinde idi. Dolayısiyle siyasî ve askerî Çin saldınlannın ana hedefini teşkil ediyordu. Daha Hun imparatorlu unun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismar eden Çin, Hunlara ba lı do udaki Mo olTunguz kanşımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi) kütlelerini kışkırtmıç, bunların sürekli baskıları neticesinde Hun devleti, do u Mo olistan'da kontrolü kaybederken, batı bölgesinde de tahrikçi Çin siyaseti ile karşılaşmıçtı. Bu sebeple, en tesirlisi Yarkent "kırallı ı" olmak üzere, şanşan (loulan, Lobnor'un güneyi), Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar ile u raşmak zorunda kalındı (4660 yılları) Hun devletinin buralarda, bilhassa Çin'in sömürücü tutumu ile Yarkent kralı Kien'in çok merhametsiz davranışından perişan düşen halk tarafından kurtarıcı gibi karşılanması ve duruma hakim olduktan sonra, yeniden baskı altına aldı ı Çin'i sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65) Çin'i tam kararlılık içinde ve do rudan do ruya askeri harekatla Hun devletini çökertmek hazırlı ına sevketti. ımparator Mingti (5875), Ç'engti (75-89) ve Hoti (89-105) devirlerinin ünlü generali Pan Ç'ao'nun yüksek kumandasmda kalabalık Çin ordularının 30 yıl süren harekatı sonunda Kangk'ü'ye kadar (Kaçgar, Hami, Yarkent, Hoten dahil) sayısı 50'yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde oldu u için, iktisadî yönden önemli çehir Çin idaresine geçti. Bilhassa 73-74, 89-90-91 yılları harekatında a ır kayıplara u rayan Hunlar ıç-Asya'da hakimiyetlerini kaybederken, do uda da Sienpi'lerin hücumlanna (en şiddetlisi 8991 arasında) maruz bulunuyorlardı. îki cephede sürekli savaşlar vermek zorunda kalan Kuzey Hun devleti, son tanhuların başanlı müdafaalarına ra men, kuvvetten düçtü, durum aleyhte gelişti. Hakimiyetlerini Güney Sibirya'ya ve Cungarya'ya kadar genişletme e muvaffak olan Sienpi'lerin hükümdan Tanshihhuai (aç. yk. 147-156) tarafından nihayet saf dışı edilen Kuzey Hunlannın (ihtimal Tanhu Avitokhol zamanında toprakları düşman kabilelerin istilasına u radı. Siyasî iktidarlannın zayıflama a yüz tuttu u tarihlerde esasen memleketi terk etme e başlayan Hunlar (büyük çapta göçler 91'de ve 155'e dogru.) dan, Kuça civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütleler batıya çekilmişlerdi ki, bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındaki soydaşlarına (Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.

M. 48'den beri Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar için Çin'in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da pek huzurlu de ildi. Kukla tanhulara karşı Hun kabileleri sık sık başkaldırıyorlardı. 94, 124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle bastınlmış, bunları 153, 158 isyanları takipetmişti. Bu senelerde Kuzey Mo olistan'ı içgal eden Sienpi'ler güneye do ru baskılarını artırarak, Hun devleti için tehlikeli olma a başladılar (177'den itibaren). 188'de Çin hükümetince tayin edilen tanhunun tamamen Çin'e teslim olma kararı üzerine Hunlar tarafından öldürülmesi, devleti başsız bıraktı. Kabileler di er tayinli iki tanhuyu da tanımadılar ve da ınık kabile hayatına döndüler. Son tanhunun Çin baçkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek Çinli askerî valilerin gözetimine verilmesi ile Güney Hun devleti de sona erdi (M. 216)

Bununla beraber, Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.'ın 2. yarısında güneye gelmek suretiyle Çin'de sayıları gittikçe artan Hunlar, Çin idaresi altında ve Çinli halk arasında varlıklarını koruma ı bildiler. Çin'de, Han sülalesi iktidarının zayıflama a yüz tuttu u tarihlerde (180'den itibaren) birbirleri ile mücadeleye girişen generallerin tutumu büyük de işiklik meydana getirmiş, siyasî birli in parçalanmasına yol açmıştı ("16 Devlet" devri). Sui hanedanının birli i ihya etti i 589 yılına kadar süren bu devrede Türk kütleleri, başta Tabgaç (Wei) sülalesi (bk. aş.) olmak üzere müstakil devletler kurmuçlar ve Han iktidarının son bulması ile M.S. 220'lerde, tekrar sahnede görünen Güney Hun kabile başbu larının idaresinde nüfüzlannı artırarak zamanla hemen bütün Kuzey Çin'i Türk hakimiyetine alma ı başarmışlardı. Bunu sa layan kuvvet, yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts'aoTs'ao'nun, savaçlarında yardımları oldu u için şansi bölgesine yerleştirdi i 19 Hun kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran (msl. 271, 294, 296 yıllarında) bu Türk kütlesi millî benli ini koruyor ve eski tanhu ailesi mensuplarına karşı saygı besleme e devam ediyordu.

19 kabileden bin T-opa (Tabgaç), biri de büyük 'l Tanhu Mo-tun ailesinin indi i Tuku veya T'uko idi. Hun Tuku (T'uko) başbu u, eski tanhular neslinden ve Hun elig'lerinden olan Liu Yüan (Liu, bu devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdi i addır) çetin bir hürriyet mücadelesi verdikten sonra, dikkat çekici bir siyasî kavrayışla, 500 sene önceki atalarının eski Han sülalesi ile olan dostluklarını ve "kardeş"liklerini de ileri sürerek ve hatta kendi sülalesine "Han" adını vererek bu Çin bölgesinde (merkez: P'ing ç'eng) Türk devletini kurma a muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin başkenti Loyang'ı zapt etti (311). Kendisinden sonra, Çin'in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu Ts'ung'un geliştirdi i bu siyasî hakimiyet şuuru, idare başbu aileleri arasında el de iştirmesine ra men, devam etti (başlıca Hun sülaleri: 2. Chao: 329351, Hsia: 407431, Kuzey Liang: 401439 ve bunun devamı: Loülan krallıgı, 442460; Turfan civarında). Aynı şuur Tsükü (Chuch'ü) Mengsün tarafından kurulmuş olan son Hun devleti "Kuzey Liang"m 439 yılında Tabgaç hükümdarı T'aivvu'nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine buradan kaçıp kurtuldu u anlaşılan Türk Açına ailesinin temsil etti i büyük Gök-Türk hakanlı ına ulaştı.

Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayatları böylece tarihe karışmakla beraber, M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde, etrafa da ılmış olarak Sogdiana /Seyhun-ötesi/'nın do usunda, Kafkaslar'ın kuzeyinde, hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral gölünün do u bozkırlarında varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri, oradaki di er Türk zümreleri ve 1. asır sonlanndan 2. asrın 2. yansına kadar do udan gelen Hun kalıntılan ile ço almışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaçamak suretiyle güçlerini artırmışlardır. Bunların, büyük ihtimalle iklim de işikli i yüzünden veya son yıllarda gelişen yeni bir görüşe göre110, 350 yıllarında do udan gelen Uar-hun baskısı karşısında batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa hun ımparatorlu unu kurdukları anlaşılmaktadır. Bü kütlelerin batıya sibiryaya do ru Çin sahasından uzaklaşmalarından dolayı haklarında 2 asır gibi uzun bir süre yazılı bilgi bulunamadı ı gerekçesine dayanılarak Hiung-nularla aynı kavim sayılamayacakları yolundaki ba zı iddialara ra men, Atilla zamanında bütün Avrupada Türk hakimiyetini gerçekleştirenlerin bu Asya Hunları neslinden oldukları çeşitli vesikalarla belgelenmektedir.
DEVAMINA BAK
Karamanoğulları Beyliği
Türkçe'den başka dilin konuşulmasını yasaklayan Karamano ulları, Osmano ulları'nın en büyük rakibi idi. Anadolu'da yaklaşık 230 yıl hüküm süren bu beylik, Türkmen beyliklerinin Osmano ulları'dan sonra en önemlisi, en kudretlisidir. Merkezi Karaman (o zamanki adı Larende) olan geniş bir bölgede, güçlü bir devlet olarak hüküm sürmüş ve Büyük Selçuklu Devleti'nin halefi, Anadolu'nun hakimi olmak için Osmanlılarla mücadele etmişlerdi. "Karaman Tacı" bir prenslik de il, bir krallık sayılmıştır.

Konya'yı yani Türkiye Hâkanlı ı'nın sabık başkentini ellerinde tutan Karamano ulları, Selçuklular'ın halefi olarak kendilerini takdim eylemişlerse de, Osmano ulları'nın jeopolitik vaziyetinden, gazalarının yarattı ı prestijden ve hükümdarlarının emsalsiz dehâsından mütevellit bulunan rekabet ve üstünlü ü karşısında, bu iddiaları hayalden öteye gidememiştir. Anadolu Birli i'ni yapmak ve Türkiye Hâkanlı ı'nı yeniden inşa etmek istiyen Osmano ulları'na en büyük güçlük çıkartanlar, Karamano ulları'dır. Osmanlılar'ın şevket ve azametini zedelemek, mümkünse yıkmak için, Avrupa Hıristiyan devletleri ile bile ittifak akdetmişlerdir.

Karaman Türkmen Beyli i, 1250 yıllarından 1487'ye kadar takriben 237 yıl sürmüştür. Fakat son yıllar, mutlak Osmanlı hâkimiyeti altında geçmiş ve Karamano ulları, ıçel'de küçük bir toprak parçası ile iktifa eylemişlerdir. Karamano ulları, 1308'e kadar Türkiye Hâkanlı ı'nın bir parçasını meydana getirmişler ve Selçuko ulları'na tabî olmuşlardır. Hattâ Selçuko ulları'nı ılhanlı boyunduru undan kurtarmak için millî ihtilâller çıkarmışlar ve Memlûk Türkleri tarafından desteklenmişlerdir. Karamano ulları'nın Orta Anadolu'da prestijleri bu yüzden ılhanlı tahakkümünden bıkan Türk halk tabakaları arasında çok artmıştır.

1335'e kadar Karamano ulları, mecbur oldukça ılhanlılar'a tabî olmuşlar, fakat bu tâbiiyet ba ını koparmak için her türlü fırsatı kullanmışlardır. Bu tarihten sonra istiklâl kazanmışlarsa da, Memlûk tesiri ülkeden eksik olmamıştır. Karamanlılar, Memlûkler'in hâkimiyet sahasına do ru yayılma temayülleri gösterdikleri için, arada çatışmalar olmuştur. 1399'dan 28 temmuz 1402 ye kadar 3 yıl Karaman Beyli i, Osmanlı ımparatorlu u'na katılmış, Ankara felâketinden sonra Timur tarafından, eskisinden daha genişçe olarak diriltilmiştir. 1399'a takaddüm eden senelerde de Karamanlılar, Osmanlı nüfuz sahasına girmişler, hattâ onu metbû tanımışlardır. 1417'de Memlûkler'i metbû tanımışlar, fakat az sonra tekrar Osmanlılar'ı metbû tanımaya mecbur olmuşlardır. Bununla beraber her fırsatta Osmanlılar'a baş kaldırmaktan geri durmamışlardır.

1250 yılından 1256 yılına kadar, takriben 6 yıl Ere li, 1256 yılından 1261'e kadar takriben 5 yıl Ermenek, Beylik başkenti olmuştur. Sonra başkent o zaman daha çok "Lârende" denen Karaman şehrine nakledilmiş, sonuna kadar bu şehirde kalmakla beraber Konya, zaman zaman, ülkenin en büyük şehri olmak haysiyetiyle taht şehri de olmuş ve bazı beyler burada oturmuşlardır.Karamano ulları, O uzlar'ın Kaçar boyu beylerinden olan Ahmed Sâdeddin Bey'in o lu Nûre Sûfî Bey'den inmişlerdir. Nûre Sûfî Bey, Eretna Bey'in halası ile evli idi.

2,5 asırlık tarihleri boyunca Karaman toprakları büyüyüp küçülmüştür. Önceleri asıl ıçel'e yani Göksu'nun batısında kalan topraklara, Manavgat Çayı'nın do usunda kalan topraklarla Alâiye'ye, Ermenek, Hadım, Bozkır, Karaman, Ere li taraflarına hâkim olmuşlardır. Zaman zaman Konya'ya girmişlerse de, Selçuko ulları namına hareket etmiş, hükümdarlık iddia etmemişlerdir. Anadolu'da ılhanlı hâkimiyeti kalktıktan sonra Konya'yı, Ankara'ya kadar ele geçirmişlerdir. 1417'de Tarsus'u Memlûkler'e bırakmışlar, 1433'te Beyşehri'ni Osmanlılar'dan almışlar, 1437'de Kayseri'yi Osmanlılar'a vermişler, fakat Develikarahisar sonuna kadar Karamanlılarda kalmış, 1465'te Osmanlılar tarafından Akşehir, Beyşehir ve Ilgın'dan da çıkarılmışlardır.

En geniş şekliyle Karaman beyli i, bugünkü Türkiye'nin şu vilâyet ve kazalarına yayılmıştır: Konya, Ni de, Kayseri, Ankara, Nevşehir, ıçel, Kırşehir vilâyetlerinin tamamı, Antalya vilâyetinin do u yarısı. Ankara'daki Ahi Cumhuriyeti, Karaman nüfuz ve tâbiiyetinde bulunmuştur. Karamanlılar, batıya do ru Antalya, ısparta, Afyon sahalarında zaman zaman yukarıda gösterilen sınırları da aşmışlardır. Yukarıda gösterilen topraklar, 146.000 km2 tutmaktadır. Bu topraklarda o zamanlar 2 milyon nüfus oldu unu tahmin edebiliriz. 1360'a do ru olan sınırlârıyla Karaman beyli i, 100.000 km2 kadardı.

l. Mehmed Bey'in Türkçeyi Türkiye'nin Tek Resmî Lisanı Olarak ılânı (13 mayıs 1277) Karamano lu I. Mehmed Bey, Selçuklu Hanedanı namına Konya'da: "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaması" hakkındaki mühim fermanını neşretmiştir. Bu suretle resmî devlet işlerinde kullanılan Arabça ve bilhassa Farsça'nın hâkimiyetine büyük bir darbe vurulmuştur. Osmano ulları, Türkçe'nin mutlak hâkimiyetini XVI. asırda temin eylemişlerdir. Mehmed Bey'in fermanı, Türk kültür tarihinin mühim hâdiselerindendir. Bugün "Dil Bayramı" olarak her yıl 13 Mayısta Karaman'da uluslararası çapta kutlanmaktadır.

Ere li'de hüküm süren devletin kurucusu Nûre Sûfî Bey, Mut'a ba lı Sinanlı yakınlarında De irmenlik mevkiinde gömülüdür. Yerine geçen büyük o lu ve hanedana adını veren Kerîmeddin Karaman Bey, başkenti Ermenek'e BibBiiiiiibürmüştür. Karaman Bey, III. Sultan Kılıç Arslan'ın kızı ile evlenmiştir. 6 kardeşini tanıyoruz: Kemâleddin Bey, O uz Han Bey, Timur Han Bey, Hayreddin Bey, Zeynelhac Bey ve Bunsuz Bey. Bu son ikisi, 1261'de Konya'da öldürülmüşlerdir.

Karaman Bey, 8 o ul bırakmıştır: şemseddin Mehmed, Güneri, Bedreddin Mahmud, Kasım, Zekeriya, Tanu, Halil ve Ali beyler. Karaman Bey'in yerine I. Mehmed Bey, sonra kardeşleri Güneri ve Mahmud beyler, sonra Mehmed Bey'in o lu Yahşi Han Bey geçmişlerdir. Mehmed, Zekeriya ve Tanu Beyler, 1283'te şehit olmuşlardır. Mahmud Bey de şehîden ölmüştür. Yahşı Han Bey, Konya'da 4 yıl saltanat sürmüş, yerine amcası Mahmud Bey'in o ulları Bedreddin I. ıbrahim ve Alâeddin Halil Mirza beyler geçmişlerdir. Halil Mirza Bey, 1312-1333 arasında devletin başkumandanı idi. Ölünce yerine tekrar I. ıbrahim Bey, sonra ıbrahim Bey'in büyük o lu Fahreddin Ahmed Bey, sonra ortanca o lu şemseddin Bey, onun öldürülmesinden sonra Mahmud Bey'in o ullarından Hacı Sûfî Burhâneddin Musa Bey, tahta geçmişlerdir.

Musa Bey, 5 sene Mut'u başkent yapıp saltanat sürmüştür; tahta geçmeden Ermenek beyi idi. Küçük kardeşi ve Mahmud Bey'in küçük o lu, ısâ Bey'dir. Musa Bey'den sonra tahta, ıbrahim Bey'in küçük o lu Seyfeddin Süleyman Bey geçti. Amcası Musa Bey, Mut'ta saltanat sürerken, Süleyman Bey 5 sene Karaman'da beylik yapmıştı. 11 Ocak 1350'de de Eretnalılar'a esir düşmüştür. Öldürülünce yerine Halil Mirza Bey'in büyük o lu I. Alâeddin Ali Bey geçti. Halil Mirza Bey'in di er o ulları 1370 yıllarında ölen Seyfeddin Süleyman, Dâvûd, ıshak ve Hızır Beyler'dir. Süleyman Bey'in o lu şeyh Hasan Bey'le ıshak Bey'in o ulları Gıyâseddin ve Emîr şâh Beyler'i de tanıyoruz. Alâeddin Ali Bey, 41 yıl süren bir saltanat devresi geçirdi. Orhan Gazi, I. Murad ve Yıldırım Bâyezid ile muasırdır. I. Murad'ın kızı ve Yıldırım'ın kızkardeşi Nefise Sultan'la evlenmiştir. 1398'de kayınbiraderi Yıldırım Bâyezid tarafından esir alınmış ve idam edilmiştir. Tahta çıkmadan önce, Konya beyi idi.

Alâeddin Ali Bey'e, Nefise Sultan'dan do an o lu Nâsıreddin (Gıyâseddin) II. Mehmed Bey halef oldu. Ana tarafından I. Murad'ın torunu, ikinci derecede amcası idi. 1399'dan 1402 a ustosuna kadar 3 yıl Bursa'da dayısı Yıldırım'ın yanında yaşadı. Bu yıllarda Osmanlılar, Karaman Beyli i'ni ilga etmişlerdi. II. Mehmed'in ilk beyli i 1398-1399 arasındadır. 1402'de tekrar bey oldu. 1418'de tahtı kardeşi II. Alâeddin Ali Bey'e bıraktı, fakat ertesi sene tekrar avdet etti. Daha 4 yıl tahtta kalıp Osmanlılarla yaptı ı bir muharebede öldü. Yerine tekrar kardeşi II. Alâeddin Ali Bey geçti. 1411'de Bursa'ya giren bu II. Mehmed'dir. 1406'da Kırşehri yakınlarında Mâliye ovasında dayısının o lu Çelebi Sultan Mehmed ile buluşup görüşmüştür. 1414'te Çelebi Mehmed, Konya'yı işgal etmiş, fakat boşaltmıştır. 1418'de de Memlükler, Konya'yı ve Karaman'ı işgal etmiş, II. Mehmed'i esir eylemişlerdir. Onun l yıllık son saltanat fasılası, bu esaret dolayısiyledir.

II. Alâeddin Ali Bey de, 1398-1402 arsında Bursa'da oturmuştur; daha önce Ni de beyi idi. 1418'de Kahire'ye gitmiş, Osmanlılar'a karşı Memlûk ittifakını aramıştır. I. Mehmed'in damadıdır. Kızkardeşi de Yıldırım Sultan Bâyezid ile evliydi. Bu suretle Yıldırım, II. Mehmed'in hem eniştesi, hem dayısı olur. Di er kardeşleri Hüsâmeddin Mahmud Bey'dir. Alâeddin Ali Bey'den sonra tahta, II. Mehmed'in 2. o lu II. ıbrahim Bey geçmiştir. II. Mehmed'in büyük o lu Mustafa Bey, 17 yıl velîahd olmuş, 1414'te Osmanlılar'a esir düşmüş, 1418'de öldürülmüştür. II. ıbrahim'in di er kardeşleri ısâ, Alâeddin Ali, Mirza ve 1471 sonunda Edirne'de ölen Karaman Beyler'dir. Mirza Bey'in o lu Hacı Hamza Bey'in o lu Mustafa Bey, 1501'de atalarının tahtını ele geçirmek istemiş, fakat öldürülmüştür.

ısa Bey, 1423'ten 1426'ya kadar 3 yıl tahta hak iddia etmiştir. 1426'da Kahire'de bulunmuş, 1430 sıralarında Osmanlı hizmetine girip sancakbeyi olmuş, 1437'de öldürülmüştür. Çelebi Sultan Mehmed'in damadı idi. Çelebi Sultan Mehmed, II. ibrahim Bey'le kardeşlerinin aynı zamanda ikinci derecede amcaları olur. II. ıbrahim Bey de kardeşi ısa Bey gibi Çelebi Sultan Mehmed'in damadı olmuştur. Bütün bu içli, dışlı akrabalık, Osmanlı-Karaman rekabetini, hattâ düşmanlı ını söndürmekten uzak kalmıştır. II. Mehmed'in kızı Karamano lu II. ıbrahim Bey'le evlenmiştir. 40 yıl tahtta kalan II. ıbrahim, Konya Kavalası'nda (Kâvele/Gâvele) ölmüştür. 1437'de kayınbiraderi II. Sultan Murad, Konya'ya gelmiştir.

II. ıbrahim Bey'in son zamanlarında, yani Fâtih ça ında devlet, iyice Osmanlı nüfuzuna düşmüştür. Fâtih, II. ıbrahim'in bir kızı ile 1458 sıralarında evlenmiştir. II. ıbrahim'in 7'si ana tarafından Osmano lu olan 10 o lu vardı: ıshak, Pîr Ahmed, Kasım, 1446 başlarında ölen Alâeddin, Karaman, Süleyman, Nûre Sûfî, Yâkub, Küçük Mustafa ve Mehmed Beyler. ılk üç o lu ıshak, Pîr Ahmed ve Kasım Beyler, birbirini müteâkıb tahta geçmişlerdir.

ıshak Bey, 40 yıl babasının veliahdı ve tahta geçmeden Silifke beyi idi. Birkaç aylık bir saltanattan sonra Fâtih'in büyük düşmanı ve rakibi Uzun Hasan Bey'e iltica etmiştir. 1465'te Diyarbakır'da ölmüştür. O lu ve zevcesi, 1471'de Osmanlılar'a esir düşmüştür. Yerine geçen kardeşi Pîr Ahmed Bey, Konya'yı başkent yapıp 5 yıl saltanat sürmüştür. Otlukbeli meydan muharebesinde Fâtih'in karşısında ve Uzun Hasan'ın safında idi. Kızı Halime Hatun, 1508'de ölmüştür. Yerine geçen Kasım Bey, bir Osmanlı sancakbeyi derekesine düşmüş, saltanat yıllarının ço u da ülkesinden uzakta, taht müddeîsi sıfatıyla geçmiştir. 1464'te o da a abeyi ıshak Bey'le beraber Uzun Hasan Padişah'a iltica etmişti. O da Otlukbeli'nde Uzun Hasan'ın safında yer almıştır. 1482-1483'te Osmanlılar'm ıçel sancakbeyi olmuştur.

Kasım Bey'in yerine damadı Turguto lu Mahmud Bey geçmiş ve Osmanlılar'ın ıçel sancakbeyi olarak 4 yıl ıçel'de hüküm sürdükten sonra burada da tutunamayıp 1487'de Memlûkler'e iltica etmiş, böylece II. Sultan Bâyezid'in ilk yıllarında, Karaman meselesi tamamen kapanmış, Türkiye'nin birli i mevzuunda Osmano ulları, büyük bir adım atmışlardır. Kasım Bey'in 3 de o lu vardı.

"Taht-ı Karaman" denen merkezi Konya olan Karaman eyaleti yani beylerbeyili i, önceleri en seçkin Osmanlı şehzadelerine verilmiş, bu şehzadeler "Taht-ı Karamân'a oturmuş" yani Karaman kralı olmuşlardır. Bunlar, Fâtih'in büyük o lu ve veliahdı şehzade Mustafa, Fâtih'in küçük o lu şehzade Cem, II. Bâyezid'in büyük o lu ve velîahdi şehzade Dâmâd Abdullah, II. Bâyezid'in o ullarından anası Karaman prensesi olan şehzade şehenşâh ve bunun o lu şehzade Mehmed-şâh'tan ibarettir. Daha sonra Karaman eyaleti, hanedan dışından beylerbeyilere verilmiştir. ımparatorlu un sonuna kadar, Tanzimat'tan sonra Konya vilâyeti (eyaleti) denen Karaman beylerbeyili i, aşa ı yukarı tarihî Karaman beyli inin sınırlarına tekabül ediyordu.

Karamano ulları (Tarih Sırasına Göre)

1. Nûre Sûfî Bey (başkenti: Ere li) (1250?-1256?)
2. Kerîmeddin Karaman Bey (Başkenti: Ermenek) (1256?-1261)
3. şemseddin I. Mehmed Bey (1261-1283)
4. Güneri Bey (1283-19.IV.1300)
5. Bedreddin (Mecdeddin) Mahmud Bey (19.IV. 1300-308 )
6. Yahşı Han Bey (1308-1312=4) (Başkenti: Konya)
7. Bedreddin I. ıbrahim Bey (1312-1333-21+1348-1349)
8. Alâeddin Halil-Mirza Bey (1333-1348 )
9. Fahreddin Ahmed Bey (1349-2.1.1350)
10. şemseddin Bey (2.1.1350-1351)
11. Hacı Sûfi Burhâneddin Musa Bey (Başkenti: Mut) (1351-1356)
12. Seyfeddin Süleyman Bey (1356-1357)
13. Dâmâd I. Alaeddin Ali Bey (1357-1398 )
14. Sultanzâde Nâsıreddin (Gıyâseddin) II. Mehmed Bey (1398-1399-l
15. Dâmâd Bengi II. Alâeddin Ali Bey (1418-1419=l+1423-1424)
16. Dâmâd II. ıbrahim Bey (1424-1464)
17. Sultan-zâde ıshak Bey (1464)
18. Sultan-zâde Pîr-Ahmed Bey (1464-1469=5)
19. Kasım Bey (1469-1483=14)
20. Turguto lu Mahmud Bey (1483-1487=4)
DEVAMINA BAK
Karasioğullari Beyliği (1303-1345)
Karasio ullari, Osmanlilar'in ilk ilhak ettikleri Türkmen Beyli i'dir. Karasio ullari, Dânişmendo ullari hânedânindandir. Karasi Bey'in babasi Kalem şâh Bey, onunki Ya di Bey, onunki 1250 siralarinda ölen Nizâmeddin Suhrâb Bey, onunki Muzaffereddin Mahmud Bey, onunki Melik Ya ibasan, onunki Melik Gazi, onunki de Melik Dânişmend Gazi'dir. Dânişmendo ullari, devletlerini kaybettikten sonra, Bizans sinirinda uç beyi olmuşlardi. Karasi Bey'le babasi Kalem şâh Bey, bu suretle Kuzeybati Anadolu'da birçok yerleri Bizans'tan feşetmişler ve kesin şekilde Türkleştirmişlerdir. Karasi Bey, Balikesir ve Bergama fâtihidir. Balikesir, devletin merkezi olmuştur.

1303 siralarindan 1345'e kadar takriben 42 yil devam eden bu Türkmen prensli i, 1303-1308 arasinda Selçuklu uç beyi olmuş, 1308-1335 arasinda ilhanlilar'a, 1335-1345 arasinda da Osmano ullari'na yani Orhan Gazi'ye tabî bulunmuştur.

Önceleri Güney Marmara'ya erişemeyen Karasio ullari, zamanla kuzeye do ru ilerlemişler, Bizans'i tamamen Güney Marmara'dan atmişlardir. Bu suretle bugünkü Balikesir vilâyetine, Çanakkale vilâyetinin Asya topraklarina (Bozcaada hariç), Bergama, Dikili, Soma kazalarina hâkim olmuşlardir. Bu topraklar, 24.000 km2 eder.

Karasi Bey'den sonra torunu Demir Han Bey, hükümdar olmuştur. ikisinin arasinda, Karasi Bey'in o lu ve Demir Han Bey'in babasi olmasi lâzim gelen Aclân Bey vardir. 1335'te Osmanli nüfuzuna giren Demir Han Bey, 1345'te bütün beyli in Osmanlilar'a katilmasi üzerine Bursa'ya gelmiş, 1347'de orada ölmüştür. O lu Cüce Han Bey'le beraber Bursa'da Deveciler'de gömülüdür.

Karasi Bey'in di er o ullari Yahşi Han Bey'le 1325 siralarinda Orhan Gazi'nin hizmetine girip 1345'te Karasio ullari tarafindan öldürülen Dursun Bey'dir.Yahşi Han Bey, babasinin ölümü üzerine Bergama beyi olmuştur. 1344'e kadar takriben 19 yil Bergama'da kalmiştir. 1341 ve 1342'de iki kere Çanakkale Bo azi'ni geçip Gelibolu yarimadasina çikmişsa da, başari kazanamamiştir. Mamafih, bu seferler, Osmano lu Süleyman Paşa'ya yol göstermiştir. Esasen bu bölgeleri çok iyi taniyan Karasi kumandanlari, veliaht şehzâde Süleyman Paşa'nin hizmetine girmişlerdir.

Yahşi Bey'in o lu oldu u sanilan Süleyman Bey de 1343'te Karasio ullari'nin 3. Gelibolu seferini yapmiştir. 1345'te Osmanlilar'in Çanakkale beyi olan Süleyman Bey, 1361'e do ru yani Orhan Bey'in son zamaninda ölmüştür. Bizans generali Vatatzes'in kizi ile evliydi. O lu Mustafa Bey, Mustafa Bey'in o ullan Kutlug Melik ve isa Beyler, Kutlug-Melik Bey'in o lu Mustafa Bey, isa Bey'in kizi da Hundî Hatun'dur.
DEVAMINA BAK
Saruhanogulları Beyligi
Selçukluların uç beyli i olarak Saruhan Bey tarafından kurulmuştur. Manisa vilayeti ile Menemen, Kemalpaşa ve Foça dolaylarında hüküm sürdü 1410 yılında Osmanlılara katıldı ı bilinmektedir.Bu beyli in kurucusu Saruhan'ın Hârezmlilerin kumandanı iken Türkiye Selçuklularının hizmetine giren ve aynı adı taşıyan emîrin torunu ve Alpa ı'nın o lu olması kuvvetle muhtemeldir.

Saruhano ulları, 1300'den 1390 Nisanına kadar önce 90, 28 temmuz 1402'den 1410'a kadar sonra 8 ve toplam 98 yıl devam etmiştir. Başkentleri Manisa'dır. 1308'e kadar Selçuko ulları'nın uç beyi olup, 1335'e kadar ılhanlılar'a tabî bulunmuşlar, sonra müstakil olmuşlardır. Ankara muharebesinden sonra da 8 yıl, Osmanlılar'a tabî olarak yaşamışlardır. Osmanlılar, "Saruhan Tahtı" denen Manisa Sancakbeyli ine, ekseriya velîahd şehzâdeleri yollamışlardır. Beylik, Soma ve Alaşehir dışında, hemen hemen bugünkü bütün Manisa vilâyeti ile Menemen, Kemalpaşa ve Foça'yı kaplıyordu. Yani Gediz vadisine hâkim olup, Gediz'le beraber dar bir topraktan Ege'ye çıkıyordu. Kuzeyinde Karasıo ulları, güneyinde Aydıno ulları vardı. Do usundaki Germiyano ulları, ilk zamanlarda Saruhanlılar'ın metbuu idiler. Esasen Saruhan beylerinin ataları, evvelce Germiyano ulları hizmetinde bulunuyorlardı.

Saruhan, önceleri Germiyano ullarına ba lı bir uç beyi idi. 1313'de Manisa'yı feşetti, daha sonra hudutlarını genişletti. Ayrıca bir donanma meydana getirerek çevreye akınlara başladı. Saruhan'a ba lı kuvvetlerin baskısıyla Foça'da yaşayan Rûmlar ve Lâtinler her yıl 15.000 gümüş dirhem vergi vermekteydiler. Saruhan Bey sahip oldu u donanma ile Ege Denizi'ndeki adalar ve Balkanlara seferler yaptı. Osmanlılara karşı Bizans ve Aydıno ulları ile birleşerek Gelibolu'ya hücum ettiler. Daha sonra Bizans'taki taht mücadelesine karıştılar. Bu sebeple Saruhan'ın o lu Süleymân Bey, Aydıno ullarından Umur Bey ile birleşerek Rumeli'ye geçmiş ve Küçükçekmece civarında ölmüştü (1345).

Saruhan Bey'in yerine o lu Fahreddîn ılyâs Bey geçti. Osmanlıların kuvvetlenmesi ve Rumeli'de fetihler yapması, Saruhanlılara gaza yollarını kapatmıştı. ıshak Bey zamanında Saruhanlıların Osmanlılar ile münasebetleri dostane idi. Kosova savaşına yardımcı kuvvet de gönderilmişti. Yıldırım Bayezid tahta geçti i zaman Karamano ullarının Osmanlılara aleyhine meydana getirdi i ittifaka Saruhano ulları da katılmıştı. Osmanlılar 1390 yılında Manisa'yı almışlar ve bu şehir ile Karası'yı birleştirerek bey sanca ı yapmışlardı. Ankara Savaşı'na (1402) Osmanlılar ile beraber katılan Saruhan askerleri, sonradan Timur'un yanında olan eski beyleri Orhan'ın yanına geçtiler. Savaşı kazanan Timur, Saruhan Beyli i'ni Orhan'a verdi.

Bu suretle tekrar canlanan Saruhano ulları uzun süre yaşayamadı. Osmanlıların fetret devrinde Çelebi Mehmed aleyhine bir ittifaka girdiler. Çelebi Mehmed onları ma lûp ederek, süratle Manisa üzerine yürüdü ve beyli in sonuncu emîri Hızır şâh'ı yakalatarak öldürttü (1410). Böylece Saruhano uları toprakları Osmanlıların hâkimiyetine geçmiş oldu. Saruhao ulları hüküm sürdükleri topraklar üzerinde bir çok imar faaliyetlerinde bulundular. Bu aile içinde en çok ıshak Bey imar faaliyetleri ile göze çarpıyor. Manisa Ulu Câmii ve ılyas Bey Mescidi ona aittir.

Yine, Manisa'daki Revak Sultan türbesi ve Nif (Kemal Paşa)'deki Emet Câmii de Saruhanlı eserleridir. Saruhano ullarının sahip oldukları donanmalar sebebiyle iktisadî durumları gelişmiş ve batılı devletle, bilhassa Cenevizlilerle ticarî münâsebetlerde bulunmuşlardı.
DEVAMINA BAK
Eretna Beyliği (1327-1380)
Eratnao ulları, ılhanlıların Anadolu'da en mühim vârisi olmuştur. Devlet, 1327-1380 arasında 53 yıl sürdü. 1327-1335 arasındaki sekiz yılda Eretna Bey, ılhanlılar'ın Anadolu umumî valisi idi. 1335'te istiklâl kazandı. Fakat 1338-1343 arasında 5 yıl Memlûkler'e tabî olmaya mecbur bulundu. Bu tarihten sonra istiklâlini devam ettirdi. Önce Sivas olan başkent, sonra Kayseri'ye nakledildi. Bütün Anadolu Türk devletleri gibi Sünnî/Hanefî mezhebinden olan Eretna devletinin kurucusu Eretna veya Ertana Bey (aslı Ertene'dir, fakat Uygur metinlerinde "Aratna" şekli de vardır), Türkmen olmayıp ılhanlı hizmetinde Uygur beylerindendir. Babası Cafer Bey de Kayseri'de ölmüştür. Eretnao ulları ile bu suretle Anadolu'ya bir miktar Uygur Türkü de girmiştir

Devlette babadan o ula 4 hükümdar gelip geçmiş, kendilerini ılhanlılar'ın meşru halefi sayan bu hükümdarlar "sultân" unvanını takınmışlar, fakat daha çok "Bey" diye anılmışlardır. Bunlar sırasıyla Eretna, Mehmed, Ali ve II. Mehmed Beyler'dir. Eretna Bey, kızkardeşini meşhur ılhanlı kumandanı Emîr Çoban'ın o lu Emîr Demirtaş'a vermiştir. Halası ile Karamano ulları'nın atası Nûre-Sûfî Bey ile evliydi. Erkek kardeşi Barak Bey'in o lu Mutahharten Bey, Yıldırım Bâyezid-Timur mücadelesinde Timur'un safında mühim rol oynamış, 1375 yıllarından 1404'e kadar takriben 29 yıl Erzincan beyi olmuştur. Mutahharten Bey, 1379 sıralarında Erzurum beyi de bulunmuştur. Erzincan 1401 Temmuzundan 28 Temmuz 1402'ye kadar l yıl Osmano ulları'na geçmiş, Mutahharten, Timur'a sı ınmıştır. Mutahharten Bey, ilk zamanlarda Bayburd beyi idi.

Bu beyli in kurucusu Eretna, Uygur Türkleri'nden olup Mo ollar'ın Anadolu valisi Timurtaş'ın maiyyetinde idi. Orta Anadolu'da XIV. yüzyıl ortalarına do ru kurulmuş olan bir beyliktirTimurtaş, Anadolu'yu istilâ ile yayılma hareketine girişmiş, fakat babası Emir Çoban'ın ılhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır (1317-1335) ile arasının açılması neticesinde Mısır'a kaçmış ve yerine Eretna'yı vekil bırakmıştı (1328 ).Timurtaş'ın yerine Büyük şeyh Hasan Celâyirî Anadolu valisi tayin edildi. Eretna memleket işlerini iyi bildi inden dolayı yine iş başında kaldı. Ebû Said Bahadır'ın evlât bırakmadan ölümü üzerine meydana çıkan karışıklıklardan faydalanarak Mo ol ülkesinde kendisine bir yer kapmak isteyen Büyük şeyh Hasan ıran'a gitmiş ve Eretna Anadolu'da onun vekili olarak kalmıştır. Daha sonra Irak'ta yerleşen Büyük şeyh Hasan'dan ümidini kesen Eretna, Memlûk Sultanı Melik Nâsır'a (1309-1340) müracaatla onun himayesine girmiştir (1338 ).

Azerbaycan'da durumu kuvvetlenen Timurtaş'ın o lu Küçük şeyh Hasan'ın itaat teklifini Eretna kabul etmedi. Küçük şeyh Hasan Anadolu'nun do usunu alarak beraberinde hükümdar ilân etti i Süleyman ile Eretna'nın üzerine yürüdü. ıki ordu Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük'de karşılaştılar. Bu savaşta Eretna galip gelmiş ve çok ganimet almıştır (1343).Eretna'nın bu savaştan sonra nüfuz ve şöhreti artmış, Alâeddîn ünvanı ile sultanlı ını ilân etmiştir (1344). O, aşa ı yukarı bütün Orta Anadolu'ya hâkim olmuştur. Devletin başkenti önce Sivas sonra Kayseri idi. Ülkesini gayet iyi ve âdilane surette idare etmiştir. Eretna 1352 yılında ölmüştür. Yerine onun emirlerinin aldı ı kararla küçük Gıyaseddîn Mehmed hükümdar ilân edildi. Büyük o lu Cafer muhalefete kalkıştıysa da yenilerek Mısır'a kaçtı.

Mehmed Bey genç oldu undan devlet idaresi vezir Ali şah'ın elindeydi. Çok geçmeden Ali şah isyan etti. Mehmed Memlûkler'in yardımı ile onu yendi, Ali şah savaşta öldü (1364). Ancak Amasya Emiri Hacı şadgeldi Paşa'nın tahriki ile harekete geçen beyler Mehmed Bey'i Kayseri'de öldürdüler. Yerine küçük yaştaki o lu Alâeddîn Ali hükümdar oldu (1365). Bu karışık durumdan faydalanan Karamano ulları Ni de ve Aksaray'ı ele geçirdiler. Memleketteki valiler ise kendi başlarına harekete başlamışlardı. Karamano ulları Kayseri'yi aldı ı zaman Ali Bey Sivas'a kaçtı.

Eretnao ulları devleti, en geniş şekliyle, Türkiye'nin şimdiki şu vilâyetlerini kaplıyordu: Ankara, Kırşehir, Nevşehir, Yozgat, Tokat, Çorum, Amasya, Ni de, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum, Tunceli, Samsun, Gümüşhane, Güney Giresun, Kuzey Malatya (asıl Giresun ve Malatya şehirleri dahil de il). Bu arazi, 214.000 km2 etmektedir. 1360'a do ru devlet, ancak 142.000 km2 bir yer işgal etmekteydi ve Ankara, Ni de, Kırşehir, Nevşehir, Samsun gibi birçok yerleri, Anadolu Beylikleri'ne kaptırmıştı.

Kadı Burhaneddin, şehri Karamano ulları'ndan geri almayı başardı. Ali Bey Kadı Burhaneddîn'i vezir ilân etmesine ra men devlet idaresinde başarılı olamadı
Ali Bey 1380 yılına kadar ismen hüküm sürdü ve bu tarihte Kazâbâd'da vebadan öldü. Yerine henüz 7 yaşındaki o lu Mehmed hükümdar oldu. şarkî Karahisar Valisi Kılıçarslan'ı ona naib yaptılar. Fakat bir müddet sonra Kadı Burhaneddîn, Kılıçarslan'ı öldürerek niyabeti ele aldı ve çok geçmeden de 1381'de Mehmed Bey'i tahttan uzaklaştırarak sultanlı ını ilân etti ve bu suretle Eretna devleti sona erdi.Eretna Beyli i'nden Sivas Güdük Minare, Kayseri Köşk Medrese, Kayseri Sırçalı Kümbet ve Ali Cafer Kümbeti, Ni de Sungur A a Câmii ve kümbeti gibi eserler zamanımıza kadar gelmiştir.
DEVAMINA BAK
Ramazanoğulları Beyliği
Dulkadıro ulları gibi en son teşekkül eden ve eski Kilikya Ermeni krallı ının toprakları üzerinde yerleşen bir Türkmen beyli i de Ramazano ulları'dır. O uzlar'ın Yüre ir boyu beylerinden Ramazan Bey tarafından kurulan bu devlet, 1383'e kadar Elbistan'ı, sonra orasını Dulkadırlılar'a bırakarak Adana'yı merkez ittihaz eylemiştir. 1352'den 1608'e kadar 256 yıl devam etmekle beraber, son 92 yılda hanedan, Osmanlı valileri şekline geçmiştir. Bununla beraber, Anadolu Türkmen hanedanlarının en devamlılarından biri olmuştur. 1516'ya kadar sıkı şekilde Memlûklar'a tabî iken, bu tarihte Osmanlılar'a tabî olmuş, hattâ Osmanlılar'ın alelade bir sancak beyi durumuna düşmüştür. Bu hanedandan da mühim Osmanlı devlet adamları yetişmiştir.

Türkmen Beyli i tevcih edilen Ramazan'ın o lu I. ıbrâhîm Bey, Memlûklular ile yapılan mücadelede Dulkadıro ulları ile Karamano ullarına yardım etmişti. Karamano ulları ile ittifak yaptı ı ileri sürülerek üzerine kuvvet gönderilmiş ve öldürülmüştür. Yerine geçen şihâbeddîn Ahmed bazen Memlûklulara itaat ederek onlara yardımda bulunmuş, bazen da muhalefete geçmiştir.

1415'de, yedi aylık bir kuşatmadan sonra Tarsus'u Karamano ullarının elinden aldı. Ayrıca Sis ve Ayas şehirlerine de hâkim olmuştu. Onun ölümünden sonra o ulları arasında taht mücadeleleri başladı. Bunlardan II. ıbrâhîm, beyli in idaresine hâkim olmayı başardı. Karamano ulları ile birleşerek Memlûkluların eline geçmiş bulunan Tarsus'u kuşattılar. Bu hareket üzerine Memlûk Sultanı tarafından azledilerek yerine kardeşi ızzeddîn Hamza Bey tayîn edildi (1418 ).Daha sonra Ramazano ulları beyli i Mehmed Bey'e verildi. Mehmed Bey'in zamanından itibaren Ramazano ulları beyli i eski önemini kaybetmiştir.

Ramazano ullarından Mahmûd Bey, I. Selim ile Mısır seferine iştirak etmiş ve Ridaniye savaşında ölmüştür (1517). Bu tarihlerde Ramazano ullarının artık Osmanlıların himayesine girdi i anlaşılıyor. Mahmûd Bey'in ölümünden sonra Ramazano ulları Beyli i Pîrî Bey'e tevcih edildi (1517-1568 ). O idaresi altındaki topraklarda çıkan isyanları süratle bastırmış, bir ara yurdunu bırakarak komşu eyaletlerde beylerbeylik yapmıştı. Daha sonra Kanunî Sultan Süleymân tarafından beyli e iadesi ricasının kabûl edilmesi üzerine beyli in başına dönmüştü. Son emîr Pîr Mansûr'un beylikten çekilmesi ile Adana do rudan do ruya bir Osmanlı vilayeti haline geldi (1608 ).

Başlıca Ramazano ulları Beyleri

Ramazan Bey'in yerine sırasıyla iki o lu Sârimeddin ıbrahim Bey ile şihâbeddin Ahmed Bey geçmiştir. Di er o lu Kara Mehmed Bey, 1383'te ölmüştür. ıbrahim Bey, Adana'yı almış, merkez yapmış ve aynı yıl ölmüştür. 2 o ul bırakmıştır. Ahmed Bey, 1410'da Kahire'yi ziyaret etmiştir. Yerine sırasıyla o ulları Sârimeddin II. ıbrahim, ızzeddin Hamza ve I. Mehmed Beyler geçmiştir (Mehmed Bey'in, Ahmed Bey'in o lu oldu u kat'î de ildir). Di er bir o lunun da Ali Bey oldu u sanılmaktadır. Kızı, Memlûk sultanı Ferec'in başhatunu idi. II. ıbrahim, Karamano lu Mehmed Bey'in damadı idi. 1415-1417'de Tarsus beyi olmuş, 1418-1426'da yalnız Adana şehrini elinde bulundurmuş, asıl beylik kardeşi Hamza Bey'e geçmiştir. 15 aralık 1427'de Kahire'de öldürülmüştür. Kardeşi Hamza Bey de, I. ve II. ibrahim Beyler gibi öldürülerek ölmüştür.

I. Mehmed Bey'in yerine o lu oldu u sanılan Eylük Bey, onun öldürülmesinden sonra onun o lu oldu u sanılan Dündar Bey geçmişlerdir. Mehmed Bey'in di er o lu ıbrahim Bey'in o lu Ömer Bey, Dündar Bey'e halef olmuştur. 1485'te Osmanlılar'a esir düşen Ömer Bey, istanbul'da ölmüştür. Yerine 1480'de Halep'te öldürülen kardeşi Dâvûd Bey'in o ulları Garseddin Halil ve Mahmud Beyler geçmişlerdir. Mahmud Bey, 1514-1516 arasında ıstanbul'da yaşamıştır. Yerine geçen Ömer Bey'in o lu Selim Bey'den sonra, Osmanlı sancakbeyi olarak tekrar Adana'ya yollanmıştır. 22 ocak 1517'de Ridâniye meydan muharebesinde, Kahire'de, Osmanlı saflarında Memlûklar'a karşı vuruşurken şehit olmuştur. Hanedan, kardeşi Halil Bey'den yürümüş ve artık Osmanlı sancakbeyleri olarak hüküm sürmüştür.

Ramazano ulların Beyli i'nden bilhassa Halîl ve o lu Pîrî Beyler Adana'da câmi, medrese, han ve hamam olmak üzere birçok mimârî eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerden Akça Mescit, bir külliye halinde yapılmış olan Ulu Câmii ve Ya Câmii (Eski Câmii) önemlidir. Çukurova'nın hac yolu ve aynı zamanda mühim bir ticaret yolu üzerinde bulunması, Ramazano ulları idaresindeki bu bölgenin iktisâdî bakımdan gelişmesini sa lamıştır.
DEVAMINA BAK
Eşrefoğulları Beyliği
Eşrefo ulları, 13. yüzyılın ikinci yarısında Beyşehir ve Seydişehir taraflarında kurulmuş bir Türk Beyli i'dir. Beyli in kurucusu Seyfeddîn Süleyman b. Eşref, Türkiye Selçuklularının uç beyi idi. Selçuklu sultanı III. Gıyâseddîn Keyhüsrev, ılhanlı sultanı tarafından öldürülmüş 1284 ve yerine II. Gıyâseddîn Mes'ûd geçmişti.

Öldürülen sultanın annesi, iki torunu için Eşrefo ullarından yardım isteyerek Konya'ya ça ırdı. Eşrefo lu'na saltanat nâibli i verildi. Bu şehzâdeler 13 Mayıs 1285'de tahta çıkarıldı. Fakat bir ay sonra Selçuklu ordusunun gelmesi üzerine Eşrefo ulları tekrar Beyşehir bölgesine çekildiler. Daha sonra Eşrefo ulları Sultan II. Gıyâseddîn Mes'ûd ile barışmış ve Konya'ya giderek itaat arz etmişlerdir. Bu arada beyli in merkezi ise Beyşehir olmuştu.

ılhanlı beylerbeyi Emîr Çoban'a itaat edenler arasında Eşrefo lu Mehmed Bey de vardı (1314). Mehmed Bey'den sonra emîr olan II. Süleymân-şâh zamanında ise, uclarda ba ımsızlıklarını koruma a çalışan beyliklere karşı Mo ol valisi Timurtaş harekete geçti. Timurtaş, Beyşehri zabt ve ya ma etmiş, II. Süleymân-şâh'ı Beyşehir gölüne attırmak suretiyle öldürtmüştür (1326). Bu suretle Eşrefo ulları Beyli i sona ermiştir.

Eşrefo ulları mimârî eserlerinden Seyfeddîn Bey'in Beyşehir'de yaptı ı câmii ve mihrabı çok güzel olup, Selçuklu mimârîsinin bir devamıdır.
DEVAMINA BAK
Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti

Eretnao ulları'nın veziri Kadı Burhâneddin Ahmed, onları devirip "sultan" unvanı ile Sivas'ta tahta geçmiştir. Türk tarihinin seçkin şahsiyetlerinden olan büyük âlim, şair ve devlet adamı Kadı Burhâneddin, Kayseri kadısı şemseddin Mehmed'in, o da Kadı Sirâceddin Süleyman'ın o ludur.
Burhâneddin'in büyükbabasının büyükbabasının babası olan Sevinço lu Resul o lu Mehmed, 1230'da Harzem'den Kastamonu'ya yerleşmişti. O uzlar'ın Salur boyundan idi. Arabça, Farsça, bilhassa büyük dîvânı ile Türkçe'de mühim bir şair olan Kadı Burhâneddin, daha çok O uz lehçesinin Azerî şivesini kullanmıştır, ilmî eserleri de vardır.
Dulkadıro lu Süli Bey'in kızı ile evliydi. Süli Bey'in hem damadı, hem kayınpederiydi. Kızkardeşinin o lu olan şeyh Müeyyed, Kayseri valisi iken 1396'da ölmüştür. Kızlarından Habîbe Selçuk Hatun, Dulkadıro lu Süli Bey'le evlenmiş ve 1447'de ölmüş, Mısır Hatun ise Dulkadıro lu Mehmed Bey'le evlenmiştir. Büyük o lu Mehmed Bey, 1391'de 11 yıllık velîahd iken ölmüştür. Annesi Dulkadır Prensesi olan küçük o lu Alâeddin Ali Zeynelâbidin Bey, 1398'e kadar 7 yıl velîahdlık etmiş, babasından sonra birkaç hafta hükümdar olmuş, önce Dulkadır, sonra Osmanlı hizmetine girmiş, 1445'e kadar yaşamıştır.
Eretna Devleti'nde iktidarı ele geçirmek için yapılan mücadelede Kadı Burhaneddin rakiplerini öldürerek nâib oldu. Bir müddet sonra da Sivas'da sultanlı ını ilân etti (1381). Kadı Burhâneddîn, hükümdarlık süresi içinde Amasya Emîrli i, Erzincan Emîrli i, Candaro ulları, Karamano ulları ve Tâceddîno ulları ile mücadele ederek bu beylikler üzerinde nüfuz tesisine muvaffak oldu.
Memlûk Sultanı Berkûk ile Kadı Burhâneddîn arasında dostluk ancak Timur tehlikesi sebebiyle kurulabildi. Kadı Burhaneddin Akkoyunlular ile önceleri kötü olan münasebetleri ise 1386'dan sonra düzelmişti. 1389'daki Kosova savaşına kadar Osmanlılar ile onun arasındaki dostane münasebetler devam etti. Bu tarihten sonra onun batıya yayılma siyaseti ve Osmanlı nüfuz sahasını tehdide başlaması, ayrıca Tâceddîno ulları ve Candaro ulları gibi beyliklerin tahrikleri ile iki devtet arasındaki dostlu un bozulmasına sebep olmuştu.
Neticede bu iki devlet arasında savaş kaçınılmaz oldu ve Kadı Burhaneddin öncü kuvvetleri Osmanlı öncülerini Çorumlu sahrasında a ır bir yenilgiye u rattı (1392).ıki taraf arasındaki mücadele, Timur tehlikesi ortaya çıkınca yerini tekrar dostane münasebetlere bıraktı. Kadı Burhaneddin daha sonra Akkoyunlular ile arası açıldı. Akkoyunlulardın Karayülük Osman Bey Sivas yakınındaki savaşta, Kadı Burhaneddin ele geçirmiş ve öldürmüştü (1398 ).
Sivas halkı Kadı Burhaneddin'in on dört yaşında bulunan o lu Alaeddîn Ali'yi hükümdar ilân etti. Bu sırada Timur'un Anadolu'yu istilâ tehlikesi başgösterdi. Bu tehlike karşısında devleti idare edecek kuvvetli bir şahsiyet bulunmadı ından Sivas halkı şehri Yıldırım Bayezid'e teslim etti. Bu suretle Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti sona eriyordu (1398 ).
DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC Bayrak

WEB-TUNCA

Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var
Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi


GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE
F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ
"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)

MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca