MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
|
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,305 » Forum posts: 5,909 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
İhlas Suresi’(Kulhü) nin Fazilet ve Sırları
İhlas ,Suresi’,(Kulhü) ,nin, Fazilet,ve, Sırları
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculuğa çıktığı zaman şöyle buyururdu: “Sizden herhangi bir kimse bir gecede Kuran’ın üçte birini okumaktan aciz midir?” Ashabı Kiram (Radıyallahü Anhüm): “Kuran’ın üçte birini nasıl okuyabilir(iz)” diye sordular. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kul hüvallahü Ehad üçte birine denktir.”(1)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Canımı gücü ve kuvveyitle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bu sure Kuran’ın üçte birine denktir.”(2)
Ebu Hureyre (Radıyallahü Anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanımıza geldi ve: “Size Kuran’ın üçte birini (200 sayfasını) okuyayım” buyurdu. Arkasında da “Kul Hüvellahü ehad…” diyerek bütün sureyi bitirinceye kadar okudu.(3)
Ebu Saîd el-Hudri (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Bir adamın İhlas suresini tekrar tkerar okudğunu gördüm. Hemen ertesi gün Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e giderek durumu anlattım. Çünkü adam okuduğunu adeta azımsıyordu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kuvvet ve iradesi sayesinde yaşadığım Allah’a yemin ederim ki bu sure fazilet bakımından Kuran’ın üçte birine denktir.“(4)
Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yürüyordum. Bir ara Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)İhlas suresini okuyan bir ses duydu ve “Vacip oldu” buyurdu. Ben:
-”Ne vacip oldu ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca:
-”Cennet” buyurdu.
Bunun üzerine ben gidip okuyan adama müjdeyi vermek istedim, fakat Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yemek yeme fırsatını kaçıracağımdan korktum. Onun için Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)ile yemek yemeyi tercih ettim. Daha sonra adamı aradım, fakat onu yerinde bulamadım, gitmişti.(5)
Bir kimse fakirlikten ve geçim sıkıntısından Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e şikayette bulundu. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:
-”Evine girdiğin vakit kimse varsa, selam ver. eğer kimse yoksa Benim üzerime selam (salavat) getir ve bir defa İhlas suresini oku” buyurdu.O kimse Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in bu emirlerini yerine getirdi. Allah’u Teala ona öyle bol rızık verdi ki, komşularına dağıtmaya başladı.(6)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kulları kendisini hamd etmeden önce, Allah’ın kendisini övdüğü ve methettiği Fatiha ve İhas sureleriyle şifa isteyiniz.”(7)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Yanını yatağa koyduğunda, Fatiha-i Şerife’yi ve İhlas-ı Şerif’i okursan, muhakkak ki ölüm hariç (böcekler, hırsızlar ve eziyet veren) her şeyden kurtuldun.“(8)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim İhlas suresini namazda veya namaz dışında okursa, Allah ona cehennem beraatı verir.”(9)
Enes bin Malik (Radıyallahü Anh) anlatıyor: Bir adam:
-”Vallahi ben doğrusu İhlas suresini gerçekten seviyorum!” dediğinde Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-”Onu sevmen seni Cennet’e sokmuştur.!” buyurdu.(10)
Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ) anlatıyor: “Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) askeri bir birliğin başına bir adamı komutan yapmıştı. Bu zat arkadaşlarına namaz kıldırırken, her seferinde kıraatini İhlas suresi ile tamamlıyordu. Döndükleri zaman durumu Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e söylediler. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’de:
-”Sorun ona niçin öyle yapıyormuş?” buyurunca, o:
-”İhlas suresi, Allah’u Teala’nın sıfatlarını kendinde toplamıştır. Ben onu okumayı çok seviyorum! diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-“Ona haber verin, Allah’u Teala da onu seviyor.”(11)
Enes bin malik (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Ensar’dan bir adam vardır. Ku’ba mescidinde imamlık yapardı. Okuyabileceği bir sureyi namazda onlara okuyacağında İhlas suresi ile başlar sonra başka bir sure okur ve her rekatte aynen böyle yapardı. Arkadaşları kendisiyle konuştular ve şöyle dediler:
-”Sen bir sureyi okuyor, onu yeterli görmeyip başka bir sure daha okuyorsun. Ya daima bu sureyi oku veya diğerlerini oku( yani aynı rekatta ikisini birden okuma)!”
Ensar’dan olan bu kimse dedi ki:
-”Ben bu İhlas suresini okumayı bırakacak değilim. Size bu sure ile namaz kıldırmamı isterseniz yaparım istemiyorsanız imamlığı bırakırım.” dedi. Cemaat onu aralarında en faziletli kimse biliyorlardı, başkasını imamlık yapmasına gönülleri razı olmadı. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)kendilerine uğrayınca durumu O’na haber verdiler. Bunun üzerine (imamı çağırarak):
-”Ey filan dedi; cemaatin söylediğinden seni alıkoyan ve her rekatta bu sureyi okumaya seni yönelten sebep nedir?” buyurdu. O kimse de:
-”Ey Allah’ın Resulü! Ben bu sureyi seviyorum”, deyince, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şu müjdeyi verdi:
-”Bu sureyi sevmen, cennete girmene sebep olacaktır.”(12)
Ebu Ümame el-Bahili (Radıyallahu Anh) diyor ki: Cebrail (Aleyhisseklam) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e Tebük’te geldi:
-”Ya Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! Muaviye el-Müzeni’nin cenazesine yetiş (namazını kıl, o Medine’de vefat etmiştir), dedi.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem namazını kılmak için) çıktı. Cebrail (aleyhisselam) da yetmiş bin melek ile indi. Sağ kanadını dağlar üzerine koydu da onlar eğildiler. Sol kanadını da yerler üzerine koydu da onlar düzeldiler. Öyle ki, Mekke ve Medine’yi gördü. Böylece Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cebrail (Aleyhisselam) ve melekler namazını kıldı. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazı bitirince sordu:
-”Ya Cebrail! Muaviye hangi şeyle bu dereceye ulaştı?” Cebrail (Aleyhisselam) şöyle cevap verdi:
-”İhlas suresini ayakta, süvari ve yaya yürürken okumakla!”(13)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim öleceği hastalığında İhlas suresini okursa:
(1) O kişi kabirde sual görmez.
(2) Kabir sıkıntısından (ve azabından) kurtulur.
(3) Kıyamet gününde melekler onu elleri üzerinde taşır, hatta bu şekilde sıratı geçer ve cennete girer.”(14)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Üç şey vardır ki, her kim (kıyamet gününde) imanla beraber onları getirirse, cennetin kapılarından dilediğinden girer ve hurilerden istediği ile evlendirilir. (Bunlar:)
(1) Katilini (bir yakınını öldüreni) affeden,
(2) (Allah’u Teala’dan başka kimsenin bilmediği) gizli borcu ödeyen,
(3) Her farz namazın arkasından on kere İhlas suresini okuyandır.” (15)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim farz namazının arkasından on kere İhlas suresini okursa, muhakkak ki Allah’u Teala o kişiye rızasını ve mağfiretini vacip kılar.”(16)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
-“Kim -Kul hüvellahü Ehad-
suresini tamamlayıncaya kadar 10 defa okuyacak olursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder. Her kim yirmi defa okursa, bu sebeple Cennette onun için iki köşk yapılır. Kim de onu otuz defa okursa, bundan dolayı Cennet’te onun için otuz köşk yapılır!”
Bunun üzerine Hazreti Ömer (Radıyallahü Anh):
-”O halde ey Allah’ın Resulü! Biz de çok okuruz” deyince, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-”Allah’ın mükafatı (gücü ve cenneti) daha geniştir.“(17)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim günahlardan sakınmak şartıyla sabah namazından sonra 12 defa İhlas Suresini okursa, Kuran’ı dört defa okumuş gibi sevap kazanır ve yeryüzü halkının en faziletlisi olur!“(18)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim her gün elli defa İhlas Suresini okursa kıyamet gününde kabrinden şöyle çağrılır: “Kalk! Ey Allah’ı öven zat, Cennete gir!“(19)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim İhlas suresini elli defa okursa, Allah ona elli yılın günahlarını bağışlar!”(20)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim sabah namazını kıldıktan sonra, kimseyle konuşmadan 100 kere İhlas suresini okursa, her ihlas suresini okuyuşunda bir senelik günahı affolunur.”(21)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim ki, İhlas suresini yüz defa okur da şu dört şeyden de sakınırsa, Allah onun elli senelik günahını bağışlar. Bunlar, Adam öldürme, Haksız yere başkasının malını zimmetine geçirme, Zina etme, İçki içme.”(22)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Namaz içinde veya dışında 100 kere İhlas suresini okuyan kişiye cehennemden berat verilir.”(23)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim uyumak istediğinde sağ tarafına yatar da, 100 kere İhlas suresini okursa, kıyamet günü olduğunda, Rab Teala ona: -Ey Kulum! Sağ tarafından cennete gir- buyurur”(24)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim sabah namazını cemaatle kılar da, namaz kıldığı yerde oturup, 100 kere İhlası Şerif’i okursa, Allah’u Teala onunla kendisi arasındaki Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği günahları affeder.”(25)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim İhlas suresini her gün 200 kere okursa elli senelik günahı silinir. Ancak üzerindeki kul borcu bunun dışındadır.”(26)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim (günde) 1.000 kere İhlas suresini okursa, canını Allah’ü Teala’dan satın almış olur (cehennemden kurtarır).”(27)
Rivayet Edildi ki:
Kabristanın önünden geçen bir kişi, 11 kere İhlas suresini okuyup orada yatan müslümanların ruhuna bağışlarsa, orada yatan ölülerin sayısı kadar sevap alır.
Bir yolculuğa çıkmak isteyen kimse, evinin kapısını çekip ayrılınca 11 defa İhlas suresini okursa, o dönünceye kadar Allah onu ve ailesini muhafaza eder.
Bir kimse İhlas suresini abdestli olarak okumaya devam ederse, Allah’u Teala o kimseye ölüm halini ve kabir sualini kolaylaştırır, kıyametin dehşetinden ve mahşer yerinin susuzluğundan bu sure hürmetine o kimseyi korur.
100 defa okuyan, kamil bir iman’a ere. 10 defa okuyan kimsenin amel defterine günah yazılmaz. 1.000 defa okuyanın vücudu kabirde çürümez. 10.000 defa okuyan, her murada ulaşır.
Maddi ve manevi bir sıkıntısı olan, bu sureyi okuyup dua ederse, Allah’ın yardımıyla sıkıntılardan kurtulur.
Dipnot ve Kaynaklar
Buhari, Fedâilü’l-Kur’ân, 13; Müslim, Müsafirin 259; Tirmizi, Fedailü’l-Kuran 11; Nesai, İftitah, 27; Darimi, Fedailül Kuran, 17
Buhari, Fedâilü’l-Kur’ân, 13; Müslim, Müsafirin 27; Ebu Davud, Vitr, 18; Tirmizi, Hâc, 95; Darimi, Fedailü’l-Kurân, 24; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/173, 3/8; İbni Mace, Edeb, 17
Müslim, Müsafirin, 199
Buhari, Fedâilül-Kur’ân, 66/13; Malik, Muvatta’, 15/16
Tirmizi, Sevâbül-Kur’ân, 11; Mâlik, Muvatta’, 15/17; Hakim, Müstedrek, 1/566; Nesai, Amelül-Yevm, 702
Kurtubî, Câmi’ul-Ahkâmil-Kur’ân, 20/224; Sehâvî, el-Kavlül-Bedî’, s.273
Suyûtî, Câmi’ussağir, 1/490, no.977
Münzirî, Tergîb ve Terhîb, 1/416
Suyûtî, el-İtkân, 2/339
Dârimi, Fedâilü’l-Kur’ân, 24, no.3438
Buhârî, Ezân, 106 Tevhid, 1;Müslim, Salât, 263; Nesâî, İftitah, 69
Tirmizi, Fedâilu’l-Kur’ân, 11; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 24v
İbni Sunnî, Sahîh, 179
Suyutî, El-Tikân, 2/339
Ali, el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, 15/810, no.43220; Suyûtî, Câmi’ussağir, 3/290, no. 3424; İbni Asâkir
Gümüşhanevi, Râmuzu’l-Ehâdîs, no.5468
Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3/437; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 24
Taberânî, Mu’cemüss-sağir, 111
Taberânî, Mu’cemüss-sağir, 781
Dârimi, Fedâilü’l-Kur’ân, 24, no.3441
Heysemi, Mecme’uzzevâid, 10/112
Suyuti, Câmiussağir, 6/202, no.8950; Beyhakî, Şü’abül-İmân
Zebidi, İthaf, 3/294
Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11; Darimi, Fedailül-Kuran, 27
Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal,2/152 no.3548
Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11
Gümüşhanevi, Ramuzul-Ehadis, 438,5467
İhlas ,Suresi’,(Kulhü) ,nin, Fazilet,ve, Sırları
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculuğa çıktığı zaman şöyle buyururdu: “Sizden herhangi bir kimse bir gecede Kuran’ın üçte birini okumaktan aciz midir?” Ashabı Kiram (Radıyallahü Anhüm): “Kuran’ın üçte birini nasıl okuyabilir(iz)” diye sordular. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kul hüvallahü Ehad üçte birine denktir.”(1)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Canımı gücü ve kuvveyitle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bu sure Kuran’ın üçte birine denktir.”(2)
Ebu Hureyre (Radıyallahü Anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanımıza geldi ve: “Size Kuran’ın üçte birini (200 sayfasını) okuyayım” buyurdu. Arkasında da “Kul Hüvellahü ehad…” diyerek bütün sureyi bitirinceye kadar okudu.(3)
Ebu Saîd el-Hudri (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Bir adamın İhlas suresini tekrar tkerar okudğunu gördüm. Hemen ertesi gün Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e giderek durumu anlattım. Çünkü adam okuduğunu adeta azımsıyordu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kuvvet ve iradesi sayesinde yaşadığım Allah’a yemin ederim ki bu sure fazilet bakımından Kuran’ın üçte birine denktir.“(4)
Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yürüyordum. Bir ara Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)İhlas suresini okuyan bir ses duydu ve “Vacip oldu” buyurdu. Ben:
-”Ne vacip oldu ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca:
-”Cennet” buyurdu.
Bunun üzerine ben gidip okuyan adama müjdeyi vermek istedim, fakat Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yemek yeme fırsatını kaçıracağımdan korktum. Onun için Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)ile yemek yemeyi tercih ettim. Daha sonra adamı aradım, fakat onu yerinde bulamadım, gitmişti.(5)
Bir kimse fakirlikten ve geçim sıkıntısından Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e şikayette bulundu. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:
-”Evine girdiğin vakit kimse varsa, selam ver. eğer kimse yoksa Benim üzerime selam (salavat) getir ve bir defa İhlas suresini oku” buyurdu.O kimse Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in bu emirlerini yerine getirdi. Allah’u Teala ona öyle bol rızık verdi ki, komşularına dağıtmaya başladı.(6)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kulları kendisini hamd etmeden önce, Allah’ın kendisini övdüğü ve methettiği Fatiha ve İhas sureleriyle şifa isteyiniz.”(7)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Yanını yatağa koyduğunda, Fatiha-i Şerife’yi ve İhlas-ı Şerif’i okursan, muhakkak ki ölüm hariç (böcekler, hırsızlar ve eziyet veren) her şeyden kurtuldun.“(8)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim İhlas suresini namazda veya namaz dışında okursa, Allah ona cehennem beraatı verir.”(9)
Enes bin Malik (Radıyallahü Anh) anlatıyor: Bir adam:
-”Vallahi ben doğrusu İhlas suresini gerçekten seviyorum!” dediğinde Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-”Onu sevmen seni Cennet’e sokmuştur.!” buyurdu.(10)
Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ) anlatıyor: “Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) askeri bir birliğin başına bir adamı komutan yapmıştı. Bu zat arkadaşlarına namaz kıldırırken, her seferinde kıraatini İhlas suresi ile tamamlıyordu. Döndükleri zaman durumu Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e söylediler. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’de:
-”Sorun ona niçin öyle yapıyormuş?” buyurunca, o:
-”İhlas suresi, Allah’u Teala’nın sıfatlarını kendinde toplamıştır. Ben onu okumayı çok seviyorum! diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-“Ona haber verin, Allah’u Teala da onu seviyor.”(11)
Enes bin malik (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Ensar’dan bir adam vardır. Ku’ba mescidinde imamlık yapardı. Okuyabileceği bir sureyi namazda onlara okuyacağında İhlas suresi ile başlar sonra başka bir sure okur ve her rekatte aynen böyle yapardı. Arkadaşları kendisiyle konuştular ve şöyle dediler:
-”Sen bir sureyi okuyor, onu yeterli görmeyip başka bir sure daha okuyorsun. Ya daima bu sureyi oku veya diğerlerini oku( yani aynı rekatta ikisini birden okuma)!”
Ensar’dan olan bu kimse dedi ki:
-”Ben bu İhlas suresini okumayı bırakacak değilim. Size bu sure ile namaz kıldırmamı isterseniz yaparım istemiyorsanız imamlığı bırakırım.” dedi. Cemaat onu aralarında en faziletli kimse biliyorlardı, başkasını imamlık yapmasına gönülleri razı olmadı. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)kendilerine uğrayınca durumu O’na haber verdiler. Bunun üzerine (imamı çağırarak):
-”Ey filan dedi; cemaatin söylediğinden seni alıkoyan ve her rekatta bu sureyi okumaya seni yönelten sebep nedir?” buyurdu. O kimse de:
-”Ey Allah’ın Resulü! Ben bu sureyi seviyorum”, deyince, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şu müjdeyi verdi:
-”Bu sureyi sevmen, cennete girmene sebep olacaktır.”(12)
Ebu Ümame el-Bahili (Radıyallahu Anh) diyor ki: Cebrail (Aleyhisseklam) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e Tebük’te geldi:
-”Ya Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! Muaviye el-Müzeni’nin cenazesine yetiş (namazını kıl, o Medine’de vefat etmiştir), dedi.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem namazını kılmak için) çıktı. Cebrail (aleyhisselam) da yetmiş bin melek ile indi. Sağ kanadını dağlar üzerine koydu da onlar eğildiler. Sol kanadını da yerler üzerine koydu da onlar düzeldiler. Öyle ki, Mekke ve Medine’yi gördü. Böylece Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cebrail (Aleyhisselam) ve melekler namazını kıldı. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazı bitirince sordu:
-”Ya Cebrail! Muaviye hangi şeyle bu dereceye ulaştı?” Cebrail (Aleyhisselam) şöyle cevap verdi:
-”İhlas suresini ayakta, süvari ve yaya yürürken okumakla!”(13)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim öleceği hastalığında İhlas suresini okursa:
(1) O kişi kabirde sual görmez.
(2) Kabir sıkıntısından (ve azabından) kurtulur.
(3) Kıyamet gününde melekler onu elleri üzerinde taşır, hatta bu şekilde sıratı geçer ve cennete girer.”(14)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Üç şey vardır ki, her kim (kıyamet gününde) imanla beraber onları getirirse, cennetin kapılarından dilediğinden girer ve hurilerden istediği ile evlendirilir. (Bunlar:)
(1) Katilini (bir yakınını öldüreni) affeden,
(2) (Allah’u Teala’dan başka kimsenin bilmediği) gizli borcu ödeyen,
(3) Her farz namazın arkasından on kere İhlas suresini okuyandır.” (15)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim farz namazının arkasından on kere İhlas suresini okursa, muhakkak ki Allah’u Teala o kişiye rızasını ve mağfiretini vacip kılar.”(16)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
-“Kim -Kul hüvellahü Ehad-
suresini tamamlayıncaya kadar 10 defa okuyacak olursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder. Her kim yirmi defa okursa, bu sebeple Cennette onun için iki köşk yapılır. Kim de onu otuz defa okursa, bundan dolayı Cennet’te onun için otuz köşk yapılır!”
Bunun üzerine Hazreti Ömer (Radıyallahü Anh):
-”O halde ey Allah’ın Resulü! Biz de çok okuruz” deyince, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
-”Allah’ın mükafatı (gücü ve cenneti) daha geniştir.“(17)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim günahlardan sakınmak şartıyla sabah namazından sonra 12 defa İhlas Suresini okursa, Kuran’ı dört defa okumuş gibi sevap kazanır ve yeryüzü halkının en faziletlisi olur!“(18)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim her gün elli defa İhlas Suresini okursa kıyamet gününde kabrinden şöyle çağrılır: “Kalk! Ey Allah’ı öven zat, Cennete gir!“(19)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim İhlas suresini elli defa okursa, Allah ona elli yılın günahlarını bağışlar!”(20)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim sabah namazını kıldıktan sonra, kimseyle konuşmadan 100 kere İhlas suresini okursa, her ihlas suresini okuyuşunda bir senelik günahı affolunur.”(21)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Kim ki, İhlas suresini yüz defa okur da şu dört şeyden de sakınırsa, Allah onun elli senelik günahını bağışlar. Bunlar, Adam öldürme, Haksız yere başkasının malını zimmetine geçirme, Zina etme, İçki içme.”(22)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Namaz içinde veya dışında 100 kere İhlas suresini okuyan kişiye cehennemden berat verilir.”(23)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim uyumak istediğinde sağ tarafına yatar da, 100 kere İhlas suresini okursa, kıyamet günü olduğunda, Rab Teala ona: -Ey Kulum! Sağ tarafından cennete gir- buyurur”(24)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim sabah namazını cemaatle kılar da, namaz kıldığı yerde oturup, 100 kere İhlası Şerif’i okursa, Allah’u Teala onunla kendisi arasındaki Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği günahları affeder.”(25)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim İhlas suresini her gün 200 kere okursa elli senelik günahı silinir. Ancak üzerindeki kul borcu bunun dışındadır.”(26)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim (günde) 1.000 kere İhlas suresini okursa, canını Allah’ü Teala’dan satın almış olur (cehennemden kurtarır).”(27)
Rivayet Edildi ki:
Kabristanın önünden geçen bir kişi, 11 kere İhlas suresini okuyup orada yatan müslümanların ruhuna bağışlarsa, orada yatan ölülerin sayısı kadar sevap alır.
Bir yolculuğa çıkmak isteyen kimse, evinin kapısını çekip ayrılınca 11 defa İhlas suresini okursa, o dönünceye kadar Allah onu ve ailesini muhafaza eder.
Bir kimse İhlas suresini abdestli olarak okumaya devam ederse, Allah’u Teala o kimseye ölüm halini ve kabir sualini kolaylaştırır, kıyametin dehşetinden ve mahşer yerinin susuzluğundan bu sure hürmetine o kimseyi korur.
100 defa okuyan, kamil bir iman’a ere. 10 defa okuyan kimsenin amel defterine günah yazılmaz. 1.000 defa okuyanın vücudu kabirde çürümez. 10.000 defa okuyan, her murada ulaşır.
Maddi ve manevi bir sıkıntısı olan, bu sureyi okuyup dua ederse, Allah’ın yardımıyla sıkıntılardan kurtulur.
Dipnot ve Kaynaklar
Buhari, Fedâilü’l-Kur’ân, 13; Müslim, Müsafirin 259; Tirmizi, Fedailü’l-Kuran 11; Nesai, İftitah, 27; Darimi, Fedailül Kuran, 17
Buhari, Fedâilü’l-Kur’ân, 13; Müslim, Müsafirin 27; Ebu Davud, Vitr, 18; Tirmizi, Hâc, 95; Darimi, Fedailü’l-Kurân, 24; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/173, 3/8; İbni Mace, Edeb, 17
Müslim, Müsafirin, 199
Buhari, Fedâilül-Kur’ân, 66/13; Malik, Muvatta’, 15/16
Tirmizi, Sevâbül-Kur’ân, 11; Mâlik, Muvatta’, 15/17; Hakim, Müstedrek, 1/566; Nesai, Amelül-Yevm, 702
Kurtubî, Câmi’ul-Ahkâmil-Kur’ân, 20/224; Sehâvî, el-Kavlül-Bedî’, s.273
Suyûtî, Câmi’ussağir, 1/490, no.977
Münzirî, Tergîb ve Terhîb, 1/416
Suyûtî, el-İtkân, 2/339
Dârimi, Fedâilü’l-Kur’ân, 24, no.3438
Buhârî, Ezân, 106 Tevhid, 1;Müslim, Salât, 263; Nesâî, İftitah, 69
Tirmizi, Fedâilu’l-Kur’ân, 11; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 24v
İbni Sunnî, Sahîh, 179
Suyutî, El-Tikân, 2/339
Ali, el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, 15/810, no.43220; Suyûtî, Câmi’ussağir, 3/290, no. 3424; İbni Asâkir
Gümüşhanevi, Râmuzu’l-Ehâdîs, no.5468
Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3/437; Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 24
Taberânî, Mu’cemüss-sağir, 111
Taberânî, Mu’cemüss-sağir, 781
Dârimi, Fedâilü’l-Kur’ân, 24, no.3441
Heysemi, Mecme’uzzevâid, 10/112
Suyuti, Câmiussağir, 6/202, no.8950; Beyhakî, Şü’abül-İmân
Zebidi, İthaf, 3/294
Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11; Darimi, Fedailül-Kuran, 27
Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal,2/152 no.3548
Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11
Gümüşhanevi, Ramuzul-Ehadis, 438,5467
Temre duası, elde, yüzde ve vücutta çıkan temrelerin, siğillerin yok olması için Dua
Temre duası, elde, yüzde ve vücutta çıkan temrelerin, siğillerin yok olması için, yer gök dua diyerek Allah'a sığınmalıyız. Dualara devam edersek, Allah'ın izniyle şifa bulunacaktır. Yapılan dualar içtenlikle ve inanarak okunursa, daha çabuk ve kesin şifa bulunacaktır. Temrelerine şifa arayanlar, aşağıdaki duaları uygun şekilde okuyabilirler.
Temre duaları
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَمْ أَبْرَمُوا أَمْرًا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
Em ebremû emren fe innâ mubrimûn.
(Zuhruf 79)
Meali,
"Yoksa onlar işi sağlam mı tuttular? Muhakkak gerçekte biz, işi sağlam tutanlarız."
Bu dua elde ve yüzde bulunan temrelerin kalemle kenarları işaretlendikten sonra 3, 5, 7, 40 defa okunduğunda, Allahü Teala şifa verecektir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ وَلَا يَسْتَثْنُونَ فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ
Kalem suresinin 16. -20. ayetleri 7 defa okunmalı, 20. ayet 7 defa tekrar edilmeli ve temrenin üzerine üflenmelidir.
"Senesimuhu alel hurtumi. İnna belevnahum kema belevna ashabel cenneti iz aksemu leyasri munneha musbihıyne. Ve la yestesnune. Fetafa aleyha taifun min Rabbike ve hum naimune. Feashebat kessariymi."
(Kalem 16-20)
Meali, "Yakında biz onun burnu üzerine damga vuracağız. Gerçek olan, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar sabah vakti onu bahçeye devşireceklerine and içmişlerdi. Bu konuda hiç istisna yapmıyorlar. Fakat onlar uyurken, Rabbin tarafından dolaşan ve gelen bela onun üzerine sarıp, kuşatıverdi. Sonunda bahçe kuruyup, kaskatı kesildi."
Taha suresinin 105., 106. ve 107. ayetlerini okumak temrelere faydalı olacaktır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا
''Ve yes'eluneke anil cibali fe kul yensifuha nesfa. Fe yzeruha kaan safsafa. La tera fiha ivecen ve la amta."
(Taha 105/ 106/ 107)
Meali
"'Resulüm! Sana dağlar hakkında sorduklarında, De ki! Rabbim onları ufalayarak savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş göreceksin.''
3 tane boğumlu arpa ya da buğday çubuğunu temrelerin üzerine sürerek, Taha suresinin 105., 106. ve 107. ayetlerini okumalısınız. Daha sonra bu çubukları nemli bir yere gömerek, çürümesini sağlamalısınız. Çürüyen çubuklarla birlikte, Allah'ın izniyle temreleriniz iyileşecek ve düşecektir.
Aşağıda vereceğimiz duayı, bir kalemle çevrelediğiniz temrelerin üzerine 3, 5 ve 7 defa okuyarak üflemelisiniz. Allahü Teala'nın izniyle kısa sürede temreleriniz kaybolacaktır.
"Şeceratün cemma fi sahratin sama la asle leha sabit ve la ferau leha sabit yunusun haraca min batnil hüt fedarabeha bi asahü fahterakat fahterakat."
İrice bir tuz tanesine 3 tane İhlas ve 1 tane Fatiha suresi okuyup, temrelerin üzerine sürün. Daha sonra tuz tanesini bahçeye gömün. Yüce Rabbimiz size inşallah şifa verecektir.
Peygamberimizin (s.a.v.) hanımlarından birine tavsiye ettiği bu duayı okumak, sizlere de Allah'ın izniyle şifa olacaktır. "Allahümme ya musağğırel kebiyri ve mükebbires sağıyri sağır ma bi."
İSTİÂZE (SIĞINMA) DUÂLARI
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri nasıl istiâze ederlerdi?
Ebû Hüreyye -radıyallahu anh-’ın rivayet eylediğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki:
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ
“Allah’ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Cehennem azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım.” (Buhârî, Ezan, 149)
Sa’d bin Ebî Vakkas -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri şöyle istiâze ederlerdi:
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ وَاَعُوذُ بِكَ مِنَ الجُبْنِ وَاَعُوذُ بِكَ اَنْ أُرَدَّ اِلَى اَرْذَلِ الْعُمُرِ وَاَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْيَا «يَعْنِى فِتْنَةِ الدَّجَّالِ» وَاَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ
“Allahım! Cimrilikten sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Erzel-i ömre2 bırakılmaktan sana sığınırım, dünyâ fitnesinden: Yani Deccal fitnesinden sana sığınırım, kabir azâbından sana sığınırım.” (Buhârî, Tefsîr, Sûre: 16)
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ve sizden erzel-i ömre bırakılanlar da vardır” (Nahl sûresi, 70) mealindeki âyet-i celîle nazil olduktan sonra Allah’a erzel-i ömürden de sığınmaya başladı.
Hazret-i Aişe radıyallahu anha’dan rivayet olunduğuna göre Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze ederlerdi:
اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَالْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ وَمِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ النَّارِ وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى وَاَعَوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ وَاَعَوذُ بِك مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ. اَللّٰهُمَّ اغْسِلْ عَنِّى خَطَايَاىَ بِمَا*ءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ وَنَقِّ قَلْبِى مِنَ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْاَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ وَبَاعِدْ بَيْنِى وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ
“Allahım, tenbellikten, bunaklık vâkî olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, cehennemin fitnesinden, cehennemin azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakîrliğin fitnesinden de sana sığınırım. el-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi kirlerden temizlediğin gibi kalbimi de hatâlardan temizle. Benimle hatâlarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.” (Buhârî, Deavât, 39)
Buhârî’nin İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-’dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze etmişlerdir:
اَعُوذُ بِعِزَّتِكَ الَّذِى لٰا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ الَّذِى لَا يَمُوتُ وَالْجِنُّ وَالْاِنْسُ يَمُوتُونَ
“Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler.” (Buhârî, Eymân, 13; Tevhîd, 7; Müslim, Zikr, 68 )
Cabir -radıyallahu anh-dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Kur’ân’dan “Ey Habîbim de ki Allah Teâlâ Hazretleri sizin üzerinize Nuh tufanı ve Kavm-i Lût’a taş yağdırdığı gibi sizin de üzerinize bir azâb göndermeğe kâdirdir.” (En’âm sûresi, 65) meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduğu zaman: اَعُوذُ بِوَجْهِكَ “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiyyetine sığınırım!” buyurdu.
“Altınızdan, âl-i Fir’avn’in boğulması ve Karun’un yere geçirilmesi gibi size azâb etmeye kadirdir” (En’âm sûresi, 65) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde yine: اَعُوذُ بِوَجْهِكَ “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiyyetine sığınırım!” buyurdu.
“Yahud Fırkalar ihtilâfıyla mukatele ve muharebe zaruretlerine ve biriniz diğerinizin kılıncıyla katlolunmasına kâdirdir’ (En’âm sûresi, 65) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde هٰذَا اَهْوَنُ اَوْ اَيْسَرُ “İşte bu bir dereceye kadar ehvendir, yahud biraz daha kolaydır” buyurdu.” (Buharî, Tefsîr, 6/2)
Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları, İstanbul, 2013
Düşmanlara Karşı Hangi Dua Okunur Ne Yapılması Gerekir?
Yunus suresini yazarak üzerinde taşıyan kişinin düşmanı hezimete uğrar.
Bir de bir avuç toprağı alıp bir peçetenin içine koyun. O toprağın üzerine mücadele suresini okuyup düşmanınızın bulunduğu yere doğru hızla serperseniz düşmanınız etkisiz hale gelir.
Düşmanınız varsa ona hergün 75 defa ''ya Müntekim ya Allah'' okuyun bitince de ya zül celali vel ikram deyin ve şöyle dua edin;
Allahım ya müntekim ismi şerifinle falan kişiyi tez zamanda hakettiği cezaya kavuştur yarabbim. Bana ve aileme zarar veremez hale getir onu Allahım diyerek duanızı tamamlayınız.
Bu şekilde dua ettiğiniz zaman Allah-u Teala duanızı kabul buyurur inşallah. Çok çabuk tesir eden bir duadır, siz yeter ki tüm kalbinizle inanarak okuyun.
Etiketler: düşmana karşı hangi dua okunur, düşmanı bozguna uğratmak için, düşmanı hezimete ugratmak için, düşmanlara karşı okunacak dua, kötü komşudan kurtulmak için büyü, kötü komşudan kurtulmak için dua, kötü komşuya karşı buyu, yunus suresinin faydası, yunus suresinin fazileti
ŞEYTAN VE CiNLERDEN
KORUNMA DUASI
رَّبِّ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ
Okunuşu:
Rabbi ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâba,
rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn(şeyâtîni).
Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.
Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid.
Meali :
“Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu”
“Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.
”Ve Rabbim, şeytanların benim yanımda bulunmalarından sana sığınırım.
Ve onu, her inatçı ve âsi Şeytandan koruduk.
(SAD Suresi - 41 -
MU'MİNUN Suresi 97 - 98 -
SAFFAT Suresi 7. ayetler)
---oOo---
-<o>-
Sihir ve Büyüden Korunma Cin hastaliklari ve Tedavisi ve ilaclari ve Büyü ve Sihir Bozma ilaci
V. BÖLÜM SARANIN VE CİNNİ HASTALIKLARIN HAKİKATİ VE İLACI
5.1- SARANIN HAKİKATİ
Sara, insanın aklının gitmesi ile hasıl olur ki; bayılan veya kendini kaybeden insan ne konuştuğunu, ne yaptığını bilmez. Bu da iki türlüdür:
1- Beyin damarlarında veya beyinde olan herhangi bir rahatsızlık sebebi iledir ki; bu tıbbîdir. Hastalığın şekli şöyledir. Hasta bayılır, ağzından köpük gelir, vücudu kasılır, bazen dilini ısırır, yüzünün rengi değişir, gözleri bir noktaya takılıp kalır. Bu hal, iki veya üç dakika, en fazla beş dakika sürer. Beyindeki rahatsızlığın fazla olması sebebi ile kasılma ve dişlerini sıkma olayı olmadan bu hastalık bir veya iki saatte sürebilir. Maalesef hastalık tıbbî olduğu halde doktorlar bu hastalığı tedavi etmekten acizdirler.
2- Bu bayılma türüne yakın bir cinni bayılma, yani cinlerin insanın vücuduna girerek bayıltması da vardır ki, aynen beyinden gelen bir rahatsızlık gibi olur. Onu gören doktor hastalığın beyinden olduğunu söyler. Fakat beyin filmi veya elektrosu çekildiğinde beyinde herhangi bir şey gözükmez. (Acziyetlerini de itiraf etmezler.)
Cinlerin, insanların vücutlarına girerek başka bayıltma usulleri de vardır ki, hasta bu bayılma türünde ya ölü gibi yatar yahut da çığlıklar atar. Bunlara ilerde misaller vereceğiz. Önce saranın bazı kısmının cinlerden olduğuna Kur'an ve hadisten delil verelim:
سورة البقرة (2) ص 47.
الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا الْبَيْعُ
مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ {275}
"Faiz yiyenler, ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar." (Bakara: 275) imam Kurtubî, "bu ayet cinin insanı çarpıp saralattığına işarettir" buyuruyor.
Cinin insanın cesedine girmesi Allah'ın kitabı, Rasulüllah'ın sünneti, sahabeden bazıları ile Müslümanların imamları tarafından sabit olmuş, kabul edilmiş bir gerçektir.
Ümmü Eban, binti Elvazia'dan, o da babasından rivayet ediyor; "Babam, mecnun olan oğlunu veya kız kardeşinin oğlunu Rasulüllah'ın yanına götürdü ve "Ey Allah'ın Rasulü, yanımda oğlum veya kız kardeşimin oğlu var, size dua buyurmanız için getirdim" dedi. Bir şeyin üzerine binili olarak (deve veya at) elleri de bağlı olduğu halde getirdiler. Rasulüllah "onu bana iyice yaklaştırın, arkası benden tarafa olsun" buyurdu, dediğini yaptım. Rasulüllah elbisesinin arkasını yukarı kaldırdı ve onu vurmağa başladı. Elini o kadar kaldırıyordu ki, koltuğunun altı gözüküyordu.
Bu esnada "çık ey Allah'ın düşmanı" diyordu. Baktım çocuğun bakışları değişti, düzgün bir şekilde bakıyordu. Sonra Rasulüllah onu önüne oturttu, biraz su ile yüzünü mesh etti ve ona dua etti. Sonra ben ondan daha iyisini görmedim." (Ahmed, Ebu Davud)
Bu hadiste ihtiyaç ve zaruret esnasında cinni olan hastanın dövülmesine işaret vardır.
İmam-ı Ahmet'in Müsned'inde Yaleb, Mürre'den rivayet ediyor; "Rasulüllah ile bir seferde idik. Yolda 'jir çocuk ile oturan bir kadına rastladık. Kadın Peygamberimize, "bu çocuğuma bir bela isabet etti, günde kaç defa oluyor bilmiyorum" dedi. Peygamberimiz "Onu bana ver" buyurdu. Ben de onu Rasulüllah'a verdim. Çocuğun ağzını açtı ve onun ağzına üç defa nefes etti ve hakaretvari bir şekilde, "Ben Allah'ın kulu ve Rasulüyüm, sus ey Allah'ın düşmanı" dedi. Sonra çocuğu annesine verdi ve biz sefere devam edip gittik. Sonra geri döndüğümüzde kadın üç koyun ile duruyordu. Efendimiz çocuğun durumunu sordu. Kadın, "Seni hak olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki çocuğun hiçbir şeyi kalmadı. Şimdi bu koyunları otlatıyor. Koyunların bir tanesini Rasulüllah'a hediye etti. Efendimiz de kabul buyurdular."
İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor: "Bir kadın oğlu ile Rasulüllah'ın yanına geldi ve "Ya Rasulüllah oğlumda cinlerden rahatsızlık var. Sabah akşam bizi rahatsız ediyor" dedi. Peygamberimiz çocuğu eli ile mesh etti ve ona dua etti. Çocuk kustu ve çocuğun ağzından bir köpek yavrusu çıktı ve kaçıp gitti."
Ata bin Ebiy Rebah'dan mervidir. "İbni Abbas bana dedi ki, "sana cennetlik bir kadın göstereyim mi?" Bende "Evet" dedim. Şu siyah kadındır. Rasulüllah'a geldi, "Ya Rasulüllah beni sara tutuyor ve açılıyorum, bana dua et." Rasulüllah "istersen dua edeyim, Allah sana afiyet versin, istersen sabr et karşılığında cenneti kazan" Kadın, "Ben sabrediyorum, dua edin üstüm açılmasın" dedi. Efendimiz dua etti. (Müslim bi şerhi Nevevi) Bu kadının sarası cinlerdendi.
Abdurrahman b. Ebu Leyla'dan o da babasından rivayet ediyor: "Biz Rasulüllah ile beraber oturuyorduk, bir Arabi geldi ve "Ya Rasulüllah benim kardeşim rahatsız" dedi. Efendimiz "rahatsızlığı nedir?" buyurdu. "Cinlendi" dedi. Efendimiz "git onu bana getir" dedi. Gitti getirdi ve Peygamberimizin elleri arasın?, oturttu. Ben Peygamberimizin şu duayı okuduğunu işittim. Fatiha, Sûre-i Bakara'nın evvelinden dört ayet, Sûre-i Bakara'nın 163-164. ayetleri, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Bakara'nın 285-286. ayetleri, Ali İmran'ın 18. ayeti, Araf Sûresi'nin 54. ayeti, Sûre-i Sarfat'ın 1'den 10'a kadar ayetleri, Sûre-i Haşr'ın sonu, Sûre-i Çin'in ilk üç ayeti, Ihlas, Felak ve Nas. Arabî bir şeyi kalmadı iyileşti" dedi. (Sünen-i İbni Mace)
İmam-ı Eş'ari, ehli sünnet vel cemaat makalelerinde dediler ki, "cin saralının bedenine girer." Allah'u Teâlâ'nın da ayette buyurduğu gibi; "Faiz yiyenler ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. " (Bakara: 275)
Ahmed İbni Hanbel'in oğlu bir gün babasına, bazılarının cinin insan bedenine girdiğini inkâr ettiğini söyledi. Ahmed Ibni Hanbel, "Ey oğlum onlar dillerinin konuştuğunu yalanlıyorlar" dedi.
Taberi tefsirinde, Sûre-i Bakara'nın 275. ayeti için "sara ve cin çarpması" demektedir.
İmam Kurtubî ise saranın cinlerden olduğunu inkâr edip doktorluk olduğunu iddia edenler delidir demektedir.
Tabakalı Ashab-ı İmam-i Ahmed'de olduğu gibi, cin saralı olan kadının dilinden Imam-ı Ahmed'in gönderdiği tehditli habere "baş üstüne Ahmed isterse Irak'ı terk ederiz" dedi. Ahmet Ibni Hanbel'in arkadaşı Ebu Bekr'in nalını ile cariyenin yanına gittiğinde ise ona,"Ben bu cariyeden çıkmıyorum, sana itaat etmiyorum. O İbni Hanbel idi ki, Allah ve Rasulüne itaat ederdi, biz de ona itaat ile emr olunduk" sözü açık bir delildir ki, cin insanın içine girer.
Yukarıda verdiğimiz delillerden de anlaşıldığı gibi, cin insanın içine girer ve onu sara tutmasına sebep olur. Cinin başka bir şekilde daha insana musallat oluşu vardır ki, bu bazen çok açık alamet ile bilinir ki, sapasağlam bir insanın bir anda aklı gider mecnun oiur. Bunu bir misal ile açıklayalım:
18-19 yaşlarında bir kızı bana getirdiler. O gün hiçbir şeyi yokken mecnun olmuş. Ne konuştuğunu nerede olduğunu bilmiyor. Üzerine okudum. Cin içinden çıkar çıkmaz kız Allah (c.c.)'ın izni ile uykudan uyanır gibi kendine geldi.
Bir başka şekli daha vardı ki, cin insanın herhangi bir uzvuna girer ve orası devamlı ağrı ve sancı içinde olur. Doktorlara giderler doktorlar senin hiçbir şeyin yok deyip gönderir. Hatta bazen insanın ayaklarına girerler ve yürümez hale sokarlar. Böyle bir kız geldi, okuyunca cin içinden çıktı ve kız yürümeye başladı.
••• Sara hakkında tabibler ne diyor?
SARA (EPİLEPSİ)
Genellikle şuur kaybı ile birlikte olan ve nöbetlerle giden bir sinir sistemi hastalığıdır. Tıpta, "epilepsi" olarak bilinir. Bir sara nöbeti beyin fonksiyonunda kısa süreli bir bozukluk olarak tarif edilebilir. Bir grup beyin hücresi ani olarak elektrik deşarjı göstermekte ve nöbet ortaya çıkmaktadır. Nöbeti başlatan asıl sebebin sinir hücreleri arası akım geçişiyle vazifeli maddelerarası (nörotransmitterler) dengesizlik olduğu sanılmaktadır.
Sara, yaygın, (büyük nöbet ve küçük nöbet) veya fokal (kısmî nöbetler) olabilir. Yaygın nöbetlerde şuur kaybı vardır. Fokal nöbetlerde şuur, sinir sisteminin bazı mesafelerinde kalabilir. Anormal elektrik deşarjı beynin belli bir bölgesindedir. Ancak komşu bölgelere yayılıp, yaygın nöbete dönüşebilir.
Saranın bir kısmının sebebi bilinmez. Bunlar bilhassa çocuklukta başlar. İbni Sina, Kanun ismindeki tıp kitabında; sara hastalığını anlatırken cinden bahsetmektedir. Burada diyor ki; hastalıklara birçok maddeler sebep olduğu gibi, cinnin hâsıl ettiği hastalıklar da vardır ve meşhurdur. Sara hastalığının bir kısmı kafa içi hastalıklarından dolayıdır (kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve beyin damarları hastalıkları). Diğer bir kısım vakalar beyin dışı hastalıklara bağlıdır (kan şekeri azlığı, kanda üre artışı, kalb sektesi, bazı ilâçlar ve alkol alımı). Sara vakalarının % 6 kadarında da sebep titrek ışıktır. Bunların çoğuna da televizyon seyretmek sebep olur.
Büyük nöbet (Grand Mal):
Tonik-klonik nöbet de denen bu nöbet, halk arasında sara denince akla gelen nöbettir, herhangi bir yaşta başlayabilir. Büyük nöbet birçok safhadan meydana gelir. Aura denen ilk safhada hasta kaşıntı, koku, tat, mide ağrısı gibi bir his duyar. Böylece hasta nöbet geleceğini hissedebilir. Her zaman olmayabilir.Bundan sonra tonik safha başlar, hasta şuurunu kaybeder ve ayakta ise düşer. Bu düşmenin tedbirsiz olması, yâni düşerken kendini civarındaki ateş, su, uçurum gibi tehlikelerden veya hafif kazadan korunmaya kalkmaması, çok mühim bir hususiyettir. Hastanın bütün kasları aynı anda kasılır. Bu sebeple önce, bir çığlık duyulur. Hasta nefes alıp, veremez ve morarır. Ayrıca idrar ve dışkısını kaçırabilir, dilini ısırabilir. 30 saniye sonra derin bir nefes alır ve klonik safha başlar. Bu safhada kaslar bir kasılıp bir gevşediğinden vücutta silkinti hareketleri ortaya çıkar. Çene ve dil hareketleri sonucu tükürük köpük haline gelir. Bu safha da 30 saniye sürer ve sonra gevşeme safhası başlar ve hasta derin bir uykuya dalar. Görünüş komaya benzer ama hasta her an uyandırılabilir.
Küçük nöbet (Petit Mal):
Daha çok çocukluk çağında başlar. Ancak erişkinlikte de sürebilir, büyük nöbetlere yerini bırakabilir. Nöbete kısa süreli şuur kaybı eşlik eder. Bunların bir kısmında hasta tutulduğunda dik dik anlamsızca karşıya bakar. 10-15 saniye sürer ve gözden kaçabilir. 6-12 yaşında başlar. Bir kısmı daha nâdirdir ve kollarda ani hareketle belirli kısa süreli şuur kaybıyla kendini gösterir. Daha çok delikanlılık döneminde görülür. En az görülen tipinde hasta aniden şuursuz olarak yere düşer; fakat, hemen şuur yerine gelir geri kalkar. Bu da 2-6 yaşlarında başlar.
Fokal (Parsiyel) nöbetler:
Genellikle hastalığın yeri, beynin temporal lobudur. Koku, tat, işitme, görme halusinasyonları, hafıza bozukluğu gibi belirtiler olur. Genellikle ruhi değişiklikler eşlik eder. Nöbet sırasında şuur genellikle bozulur ama kaybolmaz, irâde dışı ağız hareketleri, yalanma, yutkunma sık görülür. Psikiyatrik hastalıkları taklit eder görünümünde olabilir.
Fokal nöbetlerin bir kısmı da adım adım ilerler tarzdadır (Jacksonian Epilepsi). Bunda deşarj bir yerde başlamakta ve komşu yerlere yayılmaktadır. Meselâ, bu nöbet bir el parmağından başlar ve omuzda sona erer; hasta son vaziyette asker selâmı verir gibidir. Bu nöbette şuur kaybı olabilir de olmayabilir de. Bu hastaların bir kısmında nöbetin olduğu kısım felçli kalır (Tedd felci).
Teşhis: Kesin teşhis, nöbetin görülmesi ile konur. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Nöbetin tarifi yardımcı olabilir. Byin eletrosu (Bkz. Elekroense falografi) teşhis koydurursa da bazen nöbetler arasında normal olabilir. Teşhisten sonra sebebin ne olduğu önemlidir. Genç erişkinlerde aniden başlayan tipi, genellikle beyin tümörüne bağlıdır. Yaşlılarda ise beyin damarları hastalığına bağlıdır. Ayırım için kafa filmleri ve bilgisayarlı kesitli beyin tomografisi (ÇAT, BBT) gibi tetkikler yapılır.
Tedavi: Sosyal, psikolojik tedavi ve ilâçlarla yapılır. Çocuksa okula devam etmelidir. Erişkinler, ağır işlerde çalışmaktan kaçınmalıdır. Adlî açıdan hastalar araç kullanamaz. Nöbeti teşvik eden faktörlere (meselâ bir kısmında televizyon seyretmek bir kısmında ruhî sıkıntı tetik çekebilir) dikkat etmelidir. Nöbet sırasında hasta yaralanmaktan korunmalı ve genel olarak ateşli, keskin, sivri ve sert cisimlerden uzak tutulmalıdır.
Başlıca sara ilâçları; fenitoin, fenobartial, karba-mazepin, süksinitin ve diazepam gibi ilâçlardır. Hiltit veya şeytan tersi adındaki zamkı, sara hastası koklar-sa iyi olur. Asa foetide denilen bu zamk, esmer, pis kokulu reçine olup, antspasmodik olarak, yâni sinirleri teskin edici olarak Avrupa'da.toz, hap ve ihtikan şeklinde adele ve sinir gerginliğini gidermek için kullanılmaktadır.
Status epileptikus (Bitmeyen nöbet): Hiçbir iyileşme zamanı olmayan devamlı birnöbettir. Çabuk kontrol edilmezse hasta ölebilir. Tedavisi Gcil olup, öncelikle solunum yolları açık tutulur. En iyi ilâcı klonazepam'dır. (Sağlık ansiklopedisi)
5.2- CİN ÇARPAN İNSANDA UYKUDA OLAN RAHATSIZLIKLAR
1. Uzun zaman sağa sola döner uyuyamaz, iyice dinlendikten sonra uyur.
2. Sebepsiz yere devamlı üzülür ve gece boyu devamlı sıkılır.
3. Bazı insanları görür onlardan çok sıkılır, korkar bir yerden yardım bekler yardım da göremez.
4. Çok korkunç rüyalar görür.
5. Rüyasında kedi, köpek, kurt, tilki, aslan, inek, fare gibi hayvanlar görür.
6. Dişlerini sıkar.
7. Uykuda çok ağlar veya güler veya çığlık atar.
8. Uykuda ah vah eder.
9. Uykuda şuursuz olur, kalkıp yürür.
10. Yüksek bir yerden düşüyormuş gibi olur.
11. Kendisini kabirde, pis yerlerde, korkunç yollarda görür.
12. Garip insanlar görür, siyah, çok kısa boylu, çok uzun boylu.
13. Çizgi gibi çok garip şeyler görür.
CİN çarpan İnsanda uyanık İken OLAN RAHATSIZLIKLAR
1. Sebepsiz yere başı ağrır.
2. ibadet etmekte, Allah'ı zikr etmekte çok zorlanır.
3. Beyin yorgunluğu.
4. Kasılma ve sinirlenmek.
5. Tembellik
6. Herhangi bir uzvunda doktorların sebep bulamadığı bir ağrı ve sancı.
5.3- CİN ÇARPMASI (Bedenin içine Girmesi)
1. Cin bedenin tamamına girer. Bedende ağrı, sancı ve titreme olur.
2. Herhangi bir uzva girer. Kol, ayak ve dil gibi.
3. Uzun zamandır cesettedir.
4. Gelir, vurur ve gider, daima cesedde kalmaz.
Bu uykuda ve uyanık iken olan sebeplerin hiç birisi olmadan cinin varlığını, cesedde olduğunu şu şekilde anlarız.
Hastanın kulağına okumaya başlayınca cin içeride ise açık alametler gözükmeye başlar. Hastanın bayılması, çığlık atması, titremesi, elini gözlerine kapatması gibi.
5. HASTAYI TEDAVİ ETME PROGRAMI
1. TEDAVİ EDECEK KİŞİNİN SIFATLARI
1. Ehli sünnet akidesi olan, itikadında yanlışlık olmayan ve ehli sünnet akidesini iyi bilen birisi olması.
2. Yaşantısına da ona göre olması.
3. Allah (c.c.)'ın ayetlerinin cinlere tesir edeceğine inanması.
4. Cin ve şeytanın hallerini bilmesi.
5. Şeytanın insanı nereden vuracağını iyi bilmek. Hastanın içindeki, cin'e "çık bunun içinden" dediğinde, "sana itaat ediyorum ve senin kerametin olarak çıkıyorum" dediğinde, "Allah'a ve Rasulüne itaat etmiş olduğun halde çık" demek.
6. Okuyanın evli olması iyidir.
7. Allah (c.c)'dan korkmak ve takva sahibi olmak, ayak kayması olunca hemen tevbe ile telafi edip bir daha o hataya düşmemek.
8. Haramlardan son derece sakınmak.
9. Allah (c.c.)'ı çok zikredenlerden olmak. (Kâmil bir şeyhden vird almış ise onu ara vermeden yapmak.) Rasulüllah (s.a.v.)'in gösterdiği ölçüler ile ki, bu bir kale misalidir. O kaleye girince Allah (c.c.)'ın izni ile düşmandan emin olunur.
10. Halis niyetli olup, Allah (c.c.) için yapıp, şöhret ve mal sevgisinden uzak olmak.
11. insan, Allah (c.c.)'a yakın, şeytandan uzak olursa, edep, ahlak ve zikrini ziyade ederse, Allah (c.c.)'ın izni ile şeytanını mağlub eder, dolayısı ile hastanın şeytanına da da tesiri olur. insan bunlardan aciz olur, zikr, ahlak, ilim sahibi olmazsa zaten kendi nefsine ve şeytanına mağlub olur, kendi şeytanına mağlub olan başkasına nasıl galib olur?
12. Kâmil bir veliden izin alırsa iyi olur.
2. HASTA
1. Hasta huzurda olacak, arkasından kendi olmadan okunma olmaz. Eğer kadın ise beraberinde mahremi veya başka kadınlar olacak, güzel kapanmış olacak, açılmamaya çok dikkat edecek.
2. Hasta Allah (c.c.)'ı çok zikir edecek, beş vakit namazlarını kılacak, şarkı türkü dinlemeyecek, televizyon seyretmeyecek. Diğer haramlardan da elinden geldiği kadar kaçacak.
3. Okunma esnasında, evde resim (canlı resmi) olmayacak. Hasta deli veya baygın değilse abdestli olacak.
4. Üzerinde ayet ve Rasulüllah (s.a.v.)'den gelen dualar haricinde karalamasyon muskaları yakacak.
5. Okuma usulü şu şekilde yapılacak?
Peygamberimiz (s.a.v.)'in ilerde anlattığımız bir hastayı okuduğu tertip üzere okuyacak ki, o da şöyledir.
Hafif sesle;
1. Fatiha,
سورة الفاتحة (1) ص 1
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ {1} الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {2} الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {3} مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ {4}
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ {5} اهدِنَــــا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ {6} صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ
عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ{7}
2. Sûre-i Bakara'nın ilk dört ayeti,
سورة البقرة (2) ص 2.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
الم {1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ {2} الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ{4}
3. Sûre-i Bakara'nın 163-164. ayetleri,
وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {163} إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِن مَّاء فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخِّرِ بَيْنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ {164}
4. Ayet-el Kürsi,
اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ {255}
5. Sûre-i Bakara'nın 285-286. ayetleri,
آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ {285} لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ {286}
6. Ali İmran'ın 18. ayeti,
سورة آل عمران (3) ص 52
شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {18}
7. Araf Sûresi'nin 54. ayeti,
سورة الأعراف (7) ص 157
إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثاً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ {54}
8. Sûre-i Mü'minun'un son üç ayeti
سورة المؤمنون (23) ص 349
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ {116} وَمَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِندَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ {117} وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ{118}
9. Saffat 1'den 10'a kadar,
سورة الصافات (37) ص 446
وَالصَّافَّاتِ صَفّاً {1} فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراً {2} فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً {3} إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ {4} رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ {5} إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ {6} وَحِفْظاً مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ {7} لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ {8} دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ {9} إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ {10}
10. Sûre-i Haşr'ın sonu,
سورة الحشر (59) ص 548
لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعاً مُّتَصَدِّعاً مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ{21} هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {22} هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ{23} هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {24}
11. Sûre-i Çin'in ilk üç ayeti,
سورة الجن (72) ص 572
قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآناً عَجَباً {1} يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَداً {2} وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداً {3}
12. İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okuyup, hastanın sağ kulağına üflenir.
سورة الإخلاص (112) ص 604
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {1} اللَّهُ الصَّمَدُ {2} لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ {3} وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ {4}
سورة الفلق (113) ص 604
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ {1} مِن شَرِّ مَا خَلَقَ {2} وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ {3} وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي
الْعُقَدِ {4} وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ {5}
سورة الناس (114) ص 604
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ {1} مَلِكِ النَّاسِ {2} إِلَهِ النَّاسِ {3} مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ {4} الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ {5} مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ {6}
Ahmed b. Salih (r. aleyh) şöyle buyurdular: Bir cariye satın aldım. Cinler tarafından rahatsız edildi. Hastalandı. Ben de onu azad ettim. Sonra başka bir cariye satın aldım. O da evvelki gibi rahatsızlandı. Bir gün seccademin üzerinde otururken birden bir ses işittim başımı kaldırdım baktım bir kuş hayali bana selam verdi. Selamını aldım ve ona sen kimsin Allah, senden merhametini esirgemesin dedim. O da cevaben; "Ben cinlerdenim, ismim Ebu Zekeriyya. Senin cariyelerine isabet eden hastalıkların şifa bulması için dua öğretmeye geldim. O duayı okursan Allah (c.c.) şifa verir ve cariyelerin iyileşir." Kalemi aradım bulamadım. Cin bana hitaben "kalem Serîr'in altında" dedi. Ben de kalemi ve kağıdı aldım söylediklerini yazdım. Sonra cariyelerime okudum ertesi hafta iyileştiler. Hangi hastaya bu duayı okudumsa Allah'ın izni ile iyileştiler."
الحَمْدُ للهِ الذي رَفَعَ السَّماَءَ وَوَضَعَ الأرْضَ وَنَصَبَ الجِباَلَ وَأرْسَلَ الرِياَحَ وَأظْلَمَ اللَيلَ وأضَاءَ النَّهَارَ وَخَلَقَ مَا يُرىَ وَمَا لاَ يُرَى وَلَمْ يَحْتَج فيهِ إلى عَوْنِ أحَدَ مِنْ خَلْقِهِ سُبْحَانَكَ مَا أعْظَمَ شَأنَكَ لِمَن تُفَكِّرُ في قُدْرَتِكَ عَلَوْتَ بِعُلُوِّكَ وَدَنَوْتَ بِدُنُوِّكَ وَقَهَرْتَ خَلْقَكَ بِسُلْطاَنِكَ فالمَعَادى لَكَ مِنْهُمْ النّاَرِ وَالمُذِلُّ لَكَ نَفْسَهَ فِي الجَنَّةِ أمَرْتَ بالدُعَاءِ وَتَكَفَّلْتَ بالإجَابَةِ رَدَّ قَضَائِكَ دُعَاءَنَا اِسْتَجِبْ لَنَا أنتَ القَوِىُّ فَلَيسَ أحدٌ أقْوىَ مِنكَ أنتَ الرَحيمُ فَلَيسَ أرْحَم مِنكَ رَحِمْتَ يَعْقُوبَ فَرَدَدْتَ عَلَيهِ بَصَرَهُ وَرَحِمْتَ يُوسُفَ فَنَجَّيتَهُ عَنِ الجُبِّ وَرَحِمتَ أيُّوبَ فَكَشَفْتَ عَنهُ البَلاَءَ اللهُمَّ إنِي أَسأَلُكَ وَأرْغَبُ إلَيكَ فإنَّكَ خَيرُ مَسئوُلٍ بِهِ كَمَنْ سَألَهُ مِنْكَ ياَ قاَصِم الجَبَابِرَةِ ياَ دَيَّانَ يَوْمَ الدِينُ يَا مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ {يس78} نَصَبْتَ لخَلْقِكَ أن يَمُرُّوا على أحَدْ من السَّيفِ وَأَدَقٍّ مِنَ الشَّعْرِ على جِسْرِ جَهَنَّمِ أنتَ اَبْتَلَيْتَ {فُلانً أو فُلانَة ابن أو بنت فُلانٍ أو فُلانَة} بِهَذِهِ الأوْجَاعِ وهذهِ الرِيَاحِ وهذهِ الأمْرَاضِ والأسْقَامِ وأنتَ القَدِيرُ على الذِّهاَبِ بِهاَ يَا أرحَمَ الرَحِمينَ {وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ{171البقرة}
- İmam-ı Gazali (R. Aleyeh) Havassul Kuran isimli kitabında bazı salihlerden nakl ederek buyuruyor ki; bir gece bir cariye kalkar ve bevl edilmeyecek bir yere bevl eder sonra onu sara tutar. Ve ona şu duayı okurlar. Sonra o cariye o hastalıktan kurtulur, bir daha hasta olmaz.
سورة يونس (10) ص 215.
قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَاماً وَحَلاَلاً قُلْ آللّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللّهِ تَفْتَرُونَ {59}
- Fakih ve Allah dostlarından olan Ahmed b. Musa b. Aciyl Saralılar'a şu ayeti okurdu ve hasta iyileşirdi bir daha hastalanmazdı.
سورة يونس (10) ص 215.
قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَاماً وَحَلاَلاً قُلْ آللّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللّهِ تَفْتَرُونَ {59}
- İmam-ı Suyuti hazretleri şöyle buyuruyor: Ulemadan bazılarının kitaplarında gördüm ki insan'ın içine girmiş olan cinni yakmak istediğin zaman sağ kulağına 7 defa ezan, 1 Fatiha, Felak ve Nas Surelerini okursan cin ateşte yanıyormuş gibi yanar.
- Cinlenmiş bir hastaya; bir bardak temiz suya Fatiha, Ayet-el Kürsi, 4 Ayet S. Cinn'in evvleinden okunur ve su hastanın yüzüne serpilirse Allah (c.c.)'ın izni ile şifa bulur. Bu su bir mekana serpilir ise oradaki cinler çıkar bir daha gelmez.
4. CİN HAZIRSA NASIL ANLARIZ?
Cin eğer hastanın içinde ise şu şekilde anlarız;
1. Cin bağırmaya başlar, sızlanır, hatta cinin durumuna göre hastanın dilinden konuşur.
2. Bazen cin ismini söyler.
3. Hasta sağa sola sert bir şekilde bakmaya başlar yahut elini gözlerine koyar.
4. Vücudu titremeye başlar, sağa sola döner.
5. Hasta bayılır ve cin hastanın dilinden konuşur.
5. CİNE ŞU SORULAR SORULUR:
1. Adın ne? Hangi dindensin?
2. Hastaya niçin girdin?
3. Senden başka cin var mı? Varsa kaç kişisiniz ve cesedin neresindesiniz?
4. Herhangi bir sihirbazın hadimi misiniz?
6. CİN MÜSLÜMAN İSE NASIL HAREKET EDİLİR?
1. Hastaya musallat oluşunun sebebi aşk ise, o cin Allah (c.c.)'in azabıyla korkutularak, bunun haram olduğuna inandırılır.
2. Zulümden ise yani üzerine bevl edilmiş veya sıcak su dökülmüş ise insanların cinleri göremediği dolayısıyle bunu kasıtlı olarak yapmadığı hatırlatılır.
3. Sebepsiz yere zulmetmek için girmiş ise bu da haramdır.
Eğer çıkarsa Allah (c.c.)'ın fazlına hamd edilir.
7. CESEDDEN ŞU ŞEKİLDE ÇIKARILIR
1. Çıkarken el ve ayak parmaklarından, yahut burun veya ağzından çıkarılır.
2. Çıkmadan evvel "Esselamu Aleyküm" demesini isteriz.
3. Kesinlikle göz, karın gibi yerlerden çıkmamasını tenbih ederiz.
4. Hasta kendine geldiği zaman, tekrar Kur'an-ı Kerim okuyarak hakikaten çıkıp çıkmadığını anlarız.
5. Cin çıktıktan sonra hasta uykudan uyanmış ve bayıldıktan sonra kendisine gelmiş gibi olur. Arkadaşlarımızdan çok kişi bu olaya şahit oldular.
8. CİN GAYRİMÜSLİM İSE NE YAPILIR?
1. Ona müslüman olması telkin edilir, müslüman olursa tevbe etmesini ve hastanın içinden çıkmasını isteriz. Çünkü hastanın içinde durmak hastaya zulümdür, zulüm ise haramdır.
2. İslamı kabul etmezse hastadan çıkması sert bir şeklide istenir. Allah (c.c.)'ın fazlı keremi ile çıkarsa çıkar, çıkmazsa hakaretvari bir şekilde dövülür ve çıkarılır. Eğer dövmek icab etmezse dövülmez.
3. Tedavi edenin dövme usulünü veya hastadan cini çıkarma usulünü iyi bilmesi gerekir, aksi takdirde cin hastaya eziyet eder.
4. Cin çıkmamakta ısrar ederse, hastaya Yasin, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Cin, Saffat, Duhan, Sûre-i Haşr'ın sonu, Sûre-i Hümeze, İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okunur. Çıkmak isterse (dönmek veya okumak suretiyle) bırakılır. Cin zayıf veya tecrübesiz olduğu için çıkamıyorsa Yasin okunur.
9. HASTAYI TEDAVİ EDERKEN RİAYET EDİLMESİ LAZIM OLAN ŞEYLER
1. Hastanın sağ kulağına Kur'an-ı Kerim okunur. Şifa niyetiyle, cin ile konuşmak niyetiyle değil.
2. Okuma esnasında hastanın başı döner, boğazı sıkılır. Daralır fakat cin konuşmaz. Dualar, birkaç defa okunur, cin hazır olmazsa hastaya şu talimat verilir:
a) Beş vakit namaz kılması, uyumadan önce ab-destli yatması tenbih edilir.
b) Sabah akşam "La havle vela kuvvete illa billah" okunur.
c) Her yaptığı işte besmele okunur.
d) Sabah, akşam, Yasin, Duhan, Cin sûreleri okunur, okuma bilmiyorsa okuyandan dinlenir.
e) Hastada cin varsa iyice zayıflayacaktır. Bir ay sonra zayıf ve zelil olduğu halde sana gelecektir.
f) Hastayı tedavi ederken evde ezan okumanın çok faidesi vardır.
Şu ayetler cine çok eziyet verir;
1 - Ayet-el Kürsi
2- Sûre-i Nisa: 167-173.
3- Sûre-i Maide: 23-24.
4- Sûre-i Enfal: 15,
5- Sûre-i Hicr: 16-17,
6- Sûre-i Isra: 110-111,
7- Sûre-i Enbiya: 70,
8- Sûre-i Hac: 19-20,
9- Sûre-i Furkan: 23,
10- Sûre-i Nur: 39,
11-Sûre-i Saffat: 98,
12- Sûre-i Gafir: 78,
13- Sûre-i Fussilet: 44,
14- Sûre-i Duhan: 43-50,
15- Sûre-i Ahkaf: 29-34,
Cin çok kuvvetli ve inatçı ise bu ayetler tekrarlanır. Bağırmaya başlar ve hastanın içine niçin girdiğini haber verir.
Bazen hastaya okumaya başlayınca hasta ağlamaya başlar. O zaman sihri çözmekte olan ayetler yedi defa okunur. Ağlama şiddetlenir ise hastalık sihirdendir. Sihri çözmekte okunacak ayetler şunladır:
1. Araf: 117-122,
2. Yusuf: 81-82,
3. Taha: 69,
Bazen cin "Senin kerametin olarak çıkıyorum. Senin gibi bir insan görmedik" der. O zaman cine "Ben Allah (c.c.)'ın zaif bir kuluyum. Allah (c.c.)'a ve Rasulü (s.a.v.)'e itaat edici olduğun halde çık" denir.
Bazen cin hastayı okuyanı tehdit eder veya ona söver. Tedavi eden nefsi için kızmayacak. Bu hal fazlalaşırsa hastaya birkaç tane vurabilir. Allah (c.c.)'ın izni ile sakinleşir. O zaman şu ayet okunur. "Muhakkak şeytanın hilesi zaiftir." (Nisa: 76)
Bazen cin çıkmak ister, fakat küçük olması ve tecrübesiz olması dolayısıyla çıkamaz. Tedavi edenden Yasin veya başka bir sûre okumasını ister yahut da ezan okumasını isterse istediği yapılır.
Bazen hastanın altın yüzük takmasını, kendisine horoz, tavuk kesilmesini veya buna benzer şeyler isterse kabul edilmez.
Ramazan ayında bir insana cin musallat olursa bu cin Müslüman’dır. "Ramazan ayında rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır." (Müslim)
CİN ÇARPMIŞ OLAN HASTAYI TEDAVİ VE İÇİNDEKİ CİN'Nİ ÇIKARMA HUSUSUNDAKİ TECRÜBELER
1- Şu bir gerçektir ki, Cin çarpmış, ona musallat olmuş veya içine girmiş olan hastayı, cinlerin tasalutundan kurtarmakta en te'sirli yol ve dua Ayetel Kürsi'dir. Bu defalarca tecrübe edilmiştir.
سورة البقرة (2) ص 42
"اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ {255}"
Ayetel Kürsiyi hangi müslüman samimi olarak okursa muhakkak te'sirini görür. Okuyanın "iman, takva, yakin ve Islamı yaşama seviyesine göre" bazan, insan 1 defa okuyunca hemen te'sir müşahade edilir. Bazan 7, bazan 17 bazan daha fazla, ihlası ve samimiyeti en düşük olan insan, cin musallat olan bir hastaya 313 defa Ayetel Kürsi okusa muhakkak ve muhakkak te'sir eder. Eğer hastada bir değişme olmamış ise Ayetel Kürsi'yi okuyan insan ya yanlış okuyordur yahut o hasta cinli değildir. Aksi takdirde muhakkak te'siri görülecektir.
Acizane tecrübelerimden biri de şudur ki, 1 tane Ayetel Kürsi okunur. Ayetin sonu ise 70 defa tekrarlanır. Bu minval üzere okumaya devam edilir. Te'sir bunda daha süratlidir.
Hastalar üzerinde yapılmış çok tecrübeler var ki burada misal vermeyi uygun görmedim. Önemli olan okuma usulünü ve şeklini bilmektir.
- Cin çarpmış olan hastanın alametlerini vermiştim. Bir hastada cin çarpmasında olan alametlerin tamamı var ise 313 defa Ayetel Kürsi mütaddid defalar da ayetin sonu okundu ise ve buna rağmen hastada değişme yok ise hasta Müslüman bir doktora gösterilir. Nasıl ki bir insanda şeker hastalığındaki belirtilerin tamamı olmasına rağmen hastalığı değişik olabilirse, cin çarpmış olan hastadaki tüm alametler olduğu halde hastalık sebebi başka olabilir. Hazinetül Esrar isimli kitaptan menkuldür ki; Hacı ibrahim Efendi bir kış günü arkadaşları ile beraber sefere çıkarlar. Kar yağar ve şiddetli rüzgar eser, yolu kaybederler ve yürümekten aciz kalırlar, İbrahim Efendi arkadaşlarına 1 Ayetel-Kürsi ve ayetin sonunu 70 defa tekrarlamaları için emir verir. Arkadaşları da bu minval üzere okumaya devam ederler. Her defasında ayetin sonuna gelince 70 defa tekrarlarlar arkadaşlarından birisi hadiseyi şöyle anlatıyor:
"Allah (c.c.)'ın yardımı ile kar ve fırtına olduğu halde güneş açtı etrafımıza yağıyor üzerimize düşmüyor ne zaman ki köye vasıl olduk. Köylü bizi görünce şaşırdı. Karlı ve fırtınalı bir havada uzak mesafeden geldiğimiz halde üzerimizde ıslaklık yok."
Şeyh Efendi (Hz.) şöyle dedi:
Herhangi bir isteğinizin husulü veya herhangi bir şerrin defi hakkında aciz kaldığınız zaman bu minval üzere Ayetel Kürsi okuyun o zaman matlup hasıl olur.
Bu verdiğim sayılar insanın ihlas ve samimiyeti nisbetinde te'siri muhakkaktır.
1 defa çok ihlas sahip olanlara mahsustur. 17 defa, 170 defa sıradan bir mü'min bu ayeti okursa muhakkak te'sirini görür. 313 defa Allah'ın izni ile kesindir bilhassa 3 gün bu sayıya dikat edilerek fazla noksan olmadan devam edilirse yüzde yüz te'sir gözükür...
Ayetel Kürsiyi yazmak ta te'sirlidir. Fakat okumak gibi elbette olmaz. Bir temiz kâğıda temiz mürekkeb ile 50 defa yazılırsa te'siri gözükür.
2- Cin üzerinde te'sirini müşahade ettiğim bir başka nokta sûre başlarındaki kesik harflerdir ki 29 yerde vardır. Sırası ile okunur. Elif, Lam, Mim'den başlanır. Nün da bitirilir. Nun'a gelince tekrar, tekrar okunur. Eğer hastada cin varsa muhakkak tesiri gözükür. Kendini belli edecek bir alamet gösterir.
3- Hastaya musallat olan Çin'in hastanın üzerine gelmesi ve helak olması hususunda Sure-i Cin de de kafi tesir gözükmektedir. Şu sayılara göre okunursa te'sirin gözükmemesi imkansızdır. 41, 82, 103 Bu sayılar mücerrabatımızdandır.
(12)
4- Sure-i Mü'minûn'un son üç ayeti de sar'alının veya cinli herhangi bir hastanın cinninin helaki hususunda çok te'sirlidir. Hastaya bir saat tekrar, tekrar bu ayetler okunur ve biiznillah Cin helak olur. Abdullah b. Mesud (r.a.) saralı bir hastaya bu ayetleri okudu. Hasta kendine geldi. Efendimiz (s.a.v.) ne okudun diye sorunca Sure-i Mü'minûn'un son ayetlerini diye cevap verdi. Efendimiz (s.a.v.), "Bir insan şüphesiz inanarak bu ayetleri bir dağa okusa dağ parçalanır" buyurdu.
5- Sûre-i Zilzal.
Bu sûrenin bir mahaldeki cinni ve hasta üzerindeki cinni uzaklaştırma ve helak hususunda te'siri azim'dir.
Kafuru buhur yapıp hastaya koklatarak ve bu sure-i suratla okuyarak cin çıkarılır. Bir defa okumakla maksad hasıl olmazsa tekrarlanır.
Bir hastanın içine cin girmiş Hoca Efendi cinnin çıkmasını rica ederse de cin "müslüman bir cinnim beni düşmanlarım kovaladılar, ben onlardan korktuğum için bunun içine girdim" demiş.
Hoca Cinne sormuş.
"Bir insanın içine cin girse o cinni çıkarmak için ne yapmak lazımdır?"
Cin cevap vermiş; kafur buhur yapılır ve Sure-i Zilzal süratle okunur, o zaman cin tehammül edemez ve kaçar."
Hoca kafur buhur ederek bu hasta üzerinde denemiş ve o cin içinden kaçıp gitmiş. Bu da tecrübe ettiklerimizdendir.
6- Yasin-i Şerif okunması, tabağa yazılıp suyunun içilmesi ve yazılarak taşınması da tesirlidir. 41 defa okunursa muhakkak te'sir gözükür.
7- Es-Saffat suresinin de cinnin yanması hususundaki te'siri büyüktür, ilk on ayeti okunur. Ve 70 defa tekrarlanır, ilk gün hasta iyi olmazsa 3 gün devam edilir.
8- Sûre-i Buruc da yine cinnin yanması hususunda tesirlidir. Tamamı 21 defa okunur.
9- Tilkinin ödü, sar'ası tutup yatmakta olan bir kimsenin burnuna üfürülse daimi olarak hastalığı geçer. (Hayat-ül hayvan)
10- Tavuğun kursağından çıkan taş, sar'alı bir kimsenin üzerine asılsa hasta şifa bulur. (Hayat-ül hayvan) Bu ikisi tarafımdan tecrübe edilmedi.
10. HASTAYI TEDAVİ ETTİKTEN SONRA YAPILACAK İŞLER
1. Hastanın içinden cin çıktıktan sonra hastaya elden geldiği kadar dini bilgiler verilir. Allah (c.c.)'dan korkması tavsiye edilir.
2. Cinin bir müddet sonra hastanın üzerine dönmesi muhtemel olduğu için dikkatli olması gerekmektedir.
3. Beş vakit namaz kılması ve Kur'an okuması tavsiye edilir.
4. Yatmadan evvel abdestli olarak, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Bakara'nın sonu ve Yasin okuması, okuma bilmiyorsa bilenden dinlemesi istenir.
5. Evinde canlı resmi bulundurmaması ikaz edilir.
6. Sabah namazından sonra, Yasin, Duhan ve Mearic sûrelerini okuması istenir.
7. Hasta kadın ise şer'i bir şekilde örtünmeye çok dikkat etmesi, giyebilirse çarşaf giymesi tavsiye edilir, çünkü çarşaf örtülerin en güzelidir.
8. Her işte besmele çekmelidir.
9. Sahih haberlerde gelen duaları da ihmal etmemelidir.
10. Kötü meclislerden ve kötü arkadaşlardan uzak durmalı.
11. Tek başına evde yatmamalıdır.
12. Sabah namazından sonra
"لا إلهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ على كُلّ شَيْءٍ قَدِيرٌ"
(100 defa) okuması istenir.
Hastanın tam bir şekilde Allah (c.c.)'a yönelmesi ve verilen tavsiyeleri yerine getirmesi lazımdır.
Önemli bir husus ise, cinli olan hastaya düşmanı olan cine karşı bir silah bir de o tetiği çekecek el lazımdır. Bunlar ise bir tanesi olmazsa maksat hasıl olmaz. Silah Rasulüllah (s.a.v.)den gelen dualardır. El, hastayı tedavi eden şahsın vasıflarını geride saydığımız insan olması lazımdır.
5.5- İnsanın cinlerden kendini koruması
1. Her zaman Allah (c.c.)'a sığınıp, Allah'a yönelmek, özellikle helaya, hamama ve benzeri yerlere girince "besmele" çekmek (cinlerin hasedinden korunmada geçecek)
2. Yılan, akrep, siyah köpek ve siyah kediye zarar vermemek. (Yılan, akrep, siyah köpek öldürülebilir, yaralı bırakmamak lazımdır.)
3. Kırlarda deliklere işememek.
4, Herde gelecek olan şer'i okuma usulleri ile insanın manevi kalenin içine girmesi.
Şeyhim Mahmud Efendi hazretlerinin bu fakire, hasta okumakta izin verirken söylemiş olduğu söz de, cinlerden korunmak, onların hile ve çarpmalarından emin olmak için temel esastır ki, o söz de şudur: "Sen İslam’ı muhafaza edersen İslam’da seni muhafaza eder."
Layık olmadığım halde efendimin yardımı ve bereketi ile Allah'u Teâlâ muhafaza etti ve ediyor. Allah (c.c.)'a sonsuz hamd'ü senalar olsun. Ayağımı ve bütün Müslümanların ayağını İslam yolunda sabit kılsın. (Amin)
5.6. HASTA TEDAVİ EDEN İLE ALAKALI MESELELER
1- Hasta tedavi eden insan İslam’ı bilir ve yaşar ise cin ona zarar veremez. Cinlere tazim ederek arkadaşlık kurmuş olup kendisine tedavi için gelen hastaların cinini öldürtüp veya cinlere hapsettirip eziyet edince, o cin veya annesi veya babası veya akrabası muhakkak ondan intikam almak isteyeceklerdir.
İslam’ı bilip o çizgide hareket edenlere gelince onların maksadı ne cin öldürmek ne de onlara eziyet verip zulmetmektir. Onların maksadı hastayı tedavidir. Hastayı tedavi ise Rasulüllah (s.a.v.)'ın sünnetlerindendir. Bu sebepledir ki, cinler bu tür insanlara zarar veremezler. Onlar bilir ki o insan adildir. Yahut da o insana zarar vermekten acizdirler.
İslâmî ölçülerde olmayıp, hastayı tedavi edene cinlerin verdikleri zarar, bazen anlaşılmaz. Gören ona cinlerin zarar vermediğini zanneder. Çünkü onda bir delilik yoktur, cin çarpmış insana da benzemez.Cinlerin onların dinine verdiği zarar aklına verdiği zarardan daha mühimdir. Cinler bu tür insanların ekserisini küfre, bir takımını da günah bataklığına sürüklemişlerdir. Onlardaki para ve şöhret sevgisi bu bataklıktan çıkmalarına mani olmaktadır. Cinler ifritlerden olup karşısındaki zayıf olunca ona eziyet edebilirler. O zaman tam bir tevazu ile Allah (c.c.)'a yönelip günahlardan tevbe ederek, Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okuyarak Allah (c.c.)'a dua edip, Allah (c.c.)'dan yardım istenir. Bu da bir cihaddır. Hatta büyük bir cihad. Çünkü kardeşini Allah (c.c.)'ın düşmanlarının zulmünden kurtarıyorsun. Uğraşman sonucu yine de başarı sağlanamıyorsa Allah (c.c.) kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez.
2- Cini hastadan uzaklaştırmak ve o rahatsızlıktan kurtarmak için hastaya vurmak caizdir. Hadisi şerifte de anlatıldığı gibi Rasulüllah (s.a.v.) efendimiz bir hastaya şiddetli şekilde üç defa vurmuştur. Bu vuruşun cinler üzerinde çok tesiri görülmektedir. Hatta bazı alimler cin çıkmazsa ayaklarına üçyüz, dörtyüz defa vurulur demişlerdir. Vuranın vurma usulünü iyi bilmesi lazımdır. Hatta cin içinde mi, cine mi vuruyor, yoksa insana mı eziyet ediyor, onu iyi bilmesi lazım. Aksi takdirde insana eziyet etmiş olur. Cin insanın içinden çıktığında bu hastalar hiçbir ağrı ve sancı duymazlar.
Hasköy'den yaşlı bir kadın geldi, içinde cin vardı, içinden çıkmasını istediğim halde çıkmadı. Onu dövdüm, hasta kendine geldiğinde ağrı ve sancı gibi bir şey hatırlamıyordu.
3- Cinlerden ölenler de olsa, kendisini cinler çarpmış olan adamı cinlerin o zararından kurtarmak caizdir. Cinler hastanın içinden tehdit ile veya nasihat ile çıkarsa çıkarlar, çıkmazlarsa o hastaya zulmetmiş olurlar, insanın o mazlumu cinlerin zulmünden kurtarması müstehabtır. Allah (c.c.)'ın ve Rasulünün gösterdiği ölçüler dahilinde okumak veya tabağa yazarak suyunu içirmek sonucu cinler ölseler de bu yapılır. Sebepsiz yere cinler vasıtasıyla cinleri öldürtmek caiz değildir. Cinlere tazim gösterenlerin yaptığı gibi. Bu cin ister Müslüman ister kafir olsun, kişinin cinlerin öleceğini bilse bile kendini müdafaa edip meşru okumayı ya kendisi yapıp yada başkasına yaptırması lazımdır. Efendimiz (s.a.v.) "Kim malı, canı veya dini için öldürülürse, o şehittir" buyurmuştur. Malı uğruna ölen şehid olursa, aklı ve dini uğrunda o cin ile uğraşmak bunun gibidir, insan elinden geldiği kadarıyla bu konuda gayret gösterecektir.
4- Cin çarpmış olan insanı o tasalluttan kurtarmak, farz'ı kifayedir. insanın gücü yettiği kadarıyla nasıl "bu meşru mudur" denilebilir? Hatta bazıları "meşayıh böyle işlerle uğraşmaz" diyorlar. Bu söz hatadır. Hem de cahilane bir hata. Hiç ilim sahibi olan bir insan bu sözü söyler mi? insan Müslüman kardeşini aklı gitmiş mecnun olduğu halde nasıl yalnız bırakabilir? Hem de Allah (c.c.)'ın düşmanı olan şeytanın eline.
Efendimiz (s.a.v.) sahih bir hadiste, "Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Onu düşmanına teslim etmez, ona zulüm de etmez" buyurmuştur. Eğer bu işten aciz ise veya yapamıyorsa ehil olan başka bir insana gönderir veya götürür. Eğer onu tedavi etmeye gücü yetiyorsa, onun için ondan daha mühim bir iş yoktur. Bu iş meşru mudur? Bu amellerin en faziletlisidir, hatta enbiyanın ve evliyaullah'ın işidir. Îsa (a.s.) ve Efendimiz (s.a.v.)'in hastaları tedavi ettiği gibi.
5.7- KUR'AN-I KERİM İLE İLAÇ (Allah (c.c.) şöyle buyuruyor.
De ki: "O, (Kur'an) inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve
(göğüslerdeki hastalıklara) şifadır." (Fussilet: 44)
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Biz Kur'an'dan müminlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz."
(İsra: 82)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;
"ilaçların en hayırlısı Kur'an'dır." (İbni Mace).
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;
"Sizin için iki şeyde şifa vardır. Onlar da Kur'an ve baldır." (İbni Mace).)
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor, "Biz Kur'an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz." Kur'an-ı Kerim bütün dertlere ve hastalıklara devadır, ilaçtır. Bu hastalık ister kalbî, ister bedenî olsun bütün dünya ve ahiret hastalıklarının ve dertlerin devası ve ilacıdır. Hasta olan insan tedaviye niyet ettiği zaman tam bir kabul, sıdk-u sadakat ve Kur'an'ın kendisine şifa vereceğine ve tesirli olacağına inanarak tedaviye başlayacaktır.
Allah-u Teâlâ (c.c.), Kur'an-ı Kerim'inde: "Biz Kur'an-ı bir dağa indirseydik, onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün" buyurmaktadır. Kimin maddî ve manevî bir hastalığı varsa, o hastalıktan kurtulması, şifası veya hasta olmaması için Kur'an ona yol göstermiş, onu doğruya delalet etmiştir. "Kime Kur'an şifa olmadıysa (!) onun için şifa yoktur.
Hastanın tam itikad ile Kur'an ve Rasulüllah (s.a.v.)'den gelen duaların Allah (c.c.)'ın izni ile kendisine faide sağlayacağına ve şifa göreceğine inanması lazımdır. Okuyan ve okunan şunu iyi bilecek ki, okunan Kur'an ve dualar birer sebeptir. Şafie şifayı yaratan Allah'dır. Kur'an nurdur, kalplere şifadır, mü'minlerin hayatta ve kabirde olanlarına rahmettir. Allah (c.c.) manalarını hakkı ile anlamayı, emirlerine sımsıkı sarılmayı ve yasaklarından kaçmayı hepimize nasib etsin.
Kur'an'ın şifa olduğunu hemen hemen bütün Müslümanlar biliyor. Çoğu da Kur'an'ın şifasına şahid olmuşlardır.
5.8- cinin insanı çarpması ve içine girmesinin sebepleri
1- Cin insanlardan herhangi bir erkek veya kadına aşık olmuştur.
2- İnsan cine eziyet etmiştir. Ya bilmeyerek onların üzerine işemiştir, yahut sıcak su ile bir şekilde eziyet etmiştir.
3- Cinlerin zalimliğindendir. Hiç sebepsiz yere insanda şu zayıf halleri görünce musallat olurlar.
a) Çok şiddetli bir şekilde kızmak.
b) Çok şiddetli bir şekilde korkmak.
c) Çok şiddetli bir şeklide Allah (c.c.)'dan gafil olmak.
d) Çok şehvetli olmak.
5.3. CİN İNSANIN BEDENİNE NASIL GİRER VE NERESİNDE DURUR?
İbni Abbas (r.a.) "Cinler ateşin duman tarafından yaratılmışlardır" buyuruyor. Duman da insanın vücuduna rahatlıkla girebilmektedir. Sigara dumanının girdiği gibi. Ekseriyetle beyinde karar kılarlar ve oradan diğer uzuvlara kolay etki edebilir. Hastanın dilinden konuşan bazı cinler de beyinde olduklarını haber verirler. Beyne girip yerleştiği gibi, vücudun herhangi bir yerine de girip yerleşebilirler. Ağrı ve sancı yapabilirler. Bu ağrı ve sancı tıbbî de olabilir, cinnî de.
5.10- SİHRİN TEDAVİSİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki, sihrin tedavisi caiz, hatta sevaptır. Sahih-i Buhari'de Katade (r.a.) buyuruyor ki: Said b. Museyyib'e "adamın birine sihir yapılmış, hanımı ile birlikte olamıyor, buna ilaç caiz midir?" diye sordum. "Bunda bir sakınca yok, siz iyi bir iş yapmak istiyorsunuz" dedi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e sihir yapıldığında, Felak ve Nas sûrelerinin nazil olması ve Cebrail'in (a.s.) Rasulullah'a okuması da, sihrin okunarak tedavi edrileceğinin delilidir.
Okumanın da mutlaka Kur'an-ı Kerim'den veya Rasulullah (s.a.v.)'den mervi dualarla olması gerekir. Ayrıca, bu duaların temiz bir mürekkep ile tabağa yazılıp suyunun içilmesi de caizdir. Nitekim, Said b. Cübeyr, Ibni Abbas'dan rivayet ediyor; "Bir kadın doğumda zorluk çekiyorsa, şu duayı yazarak içirilmelidir.
"بِسْمِ اللهِ الحَلِيمُ الكَرِيمُ سُبْحانَ اللَّهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلَّهِ رَبّ العالَمِين"
سورة النازعات (79) ص 584.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا {46}
سورة الأحقاف (46) ص 506.
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُوْلُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ {35}
Sihrin tedavisi için okunacak 19 tertip aşağıya alınmıştır. Bunların herhangi biri ile tedavi, biiznillah mümkündür.
1) Hastaya 21 Yasin okunur. Her "mübin"de Yunus sûresinin 81. ayeti okunur nefes edilir.
2) Fatiha, Ayet-el Kürsi, Ihlas Felak ve Nas Sûreleri 70 adet okunur. Gerekirse buna üç gün devam olunur.
3) Tarık Sûresi tabağa yazılıp suyu içirilir.
4) Bir bardak suya 7 Fatiha, 7 Ayet-el Kürsi, 11 Ihlas sûresi, 11 Felak, 11 Nas okunur. Hastaya içirilir.
5) Hasta üzerine 7 Fatiha, 7 Ayet-el Kürsi, 7 kere Tevbe Sûresinin 126 ve 129. ayetleri, 7 kere Yunus Sûresi'nin 81. ayeti, 7 kere Kureyş Sûresi okunur.
6) Yunus Sûresinin 81. Ayeti 70 kere hasta üzerine okunur. Defne yaprağı buhur edilir. Gerekirse birkaç defa tekrarlanır.
7) Ihlas, Felak, Nas Sûreleri bir tabağa yazılır. Bu yazı yağmur suyu ile silinip hastaya içirilir.
8) Defne yaprağı birkaç gün tütsü olarak kullanılır. Bu şekilde de sihrin çözüldüğü vakidir.
9) 41 karabiber alınır, her biri üzerine 7 Ihlas sûresi okunur. Bu biberler hastaya tütsülenir.
10) Çözülmesinden aciz kalınmış sihirler için, büyük bir sahana Yasin-i Şerif temiz bir mürekkep ile yazılır. Şöyle ki;
a) Mübin'den sonra Fatiha
b) Mübin'den sonra Ayet-el Kürsi
c) Mübin'den sonra Hüvellahüllezi la ilahe illa hû, alimül gaybi veş-şehadeti
d) Mübin'den sonra Kâfirun Sûresi
e) Mübin'den sonra Ihlas Sûresi
f) Mübin'den sonra Felak Sûresi
g) Mübin'den sonra Nas sûresi, eklenecektir. Bu yazı bol miktarda su ile silinir. Hasta üç yudum içip gerisi ile banyo yapar. Sihir yedi yıllık olsa da bozulur.
11) Beyyine Sûresi tabağa yazılıp, suyu içilir.
12) Hasta üzerine 33 defa Fetih Sûresi okunur.
13) 7 Adet defne yaprağı alınıp, her birinin üzerine 1 Yasin okunur. Bu yapraklar bir bardak suda bir gün bekletilip hastaya içirilir.
14) Bir adet Yasin okunur. Her mübin'den sonra başa dönülerek ikmal edilir. Bu işlem 9 defa yapılıp hastaya nefes edilir.
15) Bir avuç üzerlik tohumu alınıp, suda iyice kaynatılır. Su süzülür. Bir tabağa Ayet-el Kürsi ile Felak ve Nas Sûreleri yazılır. Yazı bu su ile silinip hastaya içirilir.
16) Bir avuç nohut suya konularak 24 saat bekletilir. Büyük bir tabağa 25 Fatiha ve 25 Kadir Sûresi yazılır. Yazılar bu su ile silinir, hastaya içirilir.
17) Bakara Sûresinin tamamı hastaya 1 veya 3 defa okunur.
18) Ayet-el Kürsi ile Ihlas, Felak ve Nas Sûreleri bir tabağa yazılır. Bu yazı sedef otunun yeşilinin suyu ile silinir ve hastaya içirilir.
19) Bunların hiçbirinden fayda bulmayan hasta için, 10 tane Kur'an-ı kerim'i iyi okuyan çocuk bulunur. Şu ayetleri ve sûreleri aralarında paylaşarak hasta üzerine ve bir miktar suya okurlar. Bu hastaya içirilirse, sür biiznillah çözülür, cin de helak olur.
789 kere Besmele,
70 kere Fatiha,
41 kere Yasin,
2200-kere Felak ve Nas,
41 kere Cin Sûresi,
1 kere Fetih Sûresi,
1 kere Taha Sûresi.
HASED VE NAZAR
Haset bir insanın elindeki nimetin gitmesini temenni etmektir ki, bu şekilde düşünüp o insanın hakkında bazı hilelere teşebbüs etmektir. Bu şekli ile haramdır. Bu hali hased edenin hem kendisi için zararlı hem de olunan için zararlıdır. Bir hased daha vardır ki bu mubahtır. O da bir insan'ın elindeki nimetin gitmesini temenni etmeden aynı nimetin kendisinde de olmasını istemektir ki bu haram değil mubahtır. Buna gıbta da denir.
Efendimiz (S.A.V.) sahih bir hadis-i şerifte ancak iki şey hased edilir:
ALLAH (CC) bir insana mal vermiştir, o insan o malı gece gündüz infak eder. (fakir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtır)
Bir insana da ALLAH (CC) ilim vermiştir. O insan da ilmi ile amel eder ve insanlara öğretir.
Bir hased daha vardır ki bu insan'ın iradesinden değildir. Bir kardeşini malından veya ilminden veya rütbesinden sebeb kıskanır. Fakat buna mani olamaz ve o kardeşinden o nimetin gitmesini de istemez. Bu düşüncenin kendinden gitmesi için de çok zorlanır. Hatta bu düşünce galebe çalınca o kardeşi için hayır dua'da bulunur. Bu da haram değildir. Belki de bu düşüncenin kendisinden gitmesi için nefsi ile mücadele etmesinden sebep sevab kazanır.
Hased ekseriyetle düşmanlık ve buğuz etmekten ve kendini büyük görmekten ve kendini beğenmekten doğar ki, bu kötü ahlak bir de rütbe sevgisindendir ki bir insan fazla methu sena edilince onun reis olmasını makam sahibi olmasını istemez veya olmuşsa elinden gitmesini ister.
Bir hased vardır ki insan kendisinden fazla sevildiği hürmet ve saygı gösterildiği için karşısındakini kıskanır.
Bir şeyh'in müridleri arasında olduğu gibi ki şeyh bir mürid'e fazla itibar eder ve onu severse onu kıskanırlar.
Yusuf (a.s.)'un kardeşleri arasında olduğu gibi.
Hased ayet ve hadis ile sabittir ve inkarın da yolu yoktur.
Kur'an'dan Deliller;
سورة البقرة (2) ص 17.
وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَداً مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ{109}
1)- "Ehli kitaptan bir çokları, nefislerinden kaynaklanan hasedden dolayı sizi imanınızdan sonra, kafirler haline çevirmek isterler."
سورة النساء (4) ص 87.
أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَى مَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ فَقَدْ آتَيْنَا آلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَآتَيْنَاهُم مُّلْكاً عَظِيماً {54}
2)- "Yoksa onlar, ALLAH (c.c.)'ın lütfundan verdiği şeyler için insanları çekemiyorlar mı?"
سورة القلم (68) ص 566.
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ
لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ {51} وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ {52}
3)- "Onlar: "Bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir."
سورة القلم (68) ص 566.
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ
لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ {51} وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ {52}
4) "Hased ettiğinde hased edenlerin şerrinden" Kur'an-ı Kerim'de açık olarak dört yerde hased'den bahs edilmektedir.
Hased'in Sünnetten Delilleri:
1) Zübeyr Ibn-Avvam (r.a.)dan Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetlerin hastalığı hased ve buğuzdur. Buğuz ise traş edicidir. Saçı traş değil dini traşdır. (Nasıl ki insan traş olunca saçları ondan gidiyor buğuz edince de dine imana söverek dinden çıkar.
"Canım kabza-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, inanmadıkça cennet'e giremezsiniz. Sevişmedikçe inanamazsınız. Size bir şey haber vereyim mi ki onu yaptığınız zaman sevişesiniz. Selamı aranızda yayın." (Tirmizi, Ebu Davut, Ahmet)
2) Enes İbn-i Malik (R.A.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; "Buğnzlaşmayın (kızmayın) hase-îleşrneyin, birbirinize sırt çevirmeyen ve kardeş olarak ALLAH'ın kuliarı olun. Bir müslüman'a (DİN) kardeşini üç günden fazla terketmesi (onunla dargın durması) Helal olmaz." (BUHARI, MÜSLİM, TlRMlZl, EBU DAVUT)
3) Abdullah ibn-i Busr'den: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu; "Hased dedikodu ve kahinlik edenler benden değildir, ben de onlardan değilim." (KENZÜL-UMMAL)
4) Ebu Hureyre (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; "Hased'den sakının, çünkü ateş odunu yediği gibi haset de sevapları yer. (EBU DAVUT, İBN-MACE)
Nazarın da hased ile alakası vardır, ve hased'ten doğar, insan hased ettiği zaman o içindeki kötü düşünceler gözleri vasıtasıyla hased olunan üzerinde etki eder. Bu da gözden çıkan zararlı ışınlardır ki tah-ribkardır. Canlı ve cansız eşyada tesirini gösterip tesir eder.
Nazar da ayet ve hadis ile sabittir ki inkarın yolu yoktur.
NAZAR'IN VARLIĞININ AYETTEN DELİLLERİ
سورة القلم (68) ص 566.
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ
لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ {51} وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ {52}
l) "Doğrusu o kafirler Kur'an'ı işittikleri vakit az kaisın gözleri ile seni devireceklerdi." (Kalem 51)
Fahreddin Razi ve Hazin'in beyanlarına göre Beni Esved kabilesinden gözünün değmesi ile meşhur kişileri müşrikler Resulullah'a baktırırlardı. Bu ayet bu hususta nazil olmuştur.
سورة يوسف (12) ص 243.
وَقَالَ يَا بَنِيَّ لاَ تَدْخُلُواْ مِن بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُواْ مِنْ أَبْوَابٍ مُّتَفَرِّقَةٍ وَمَا أُغْنِي عَنكُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ {67}
2) "Ve (Yakup (a.s.)) dedi ki oğullarım (Mısır'a) bir kapıdan girmeyin ayrı ayrı kapılardan girin ama ben (ne yapsam) ALLAH'ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Hüküm yalnız ALLAH'ındır. Ben ona dayandım. Dayananlar da yalnız ona dayansınlar."
Yakup (AS) oğullarını Bünyamin ile beraber Mısır'a doğru yola çıkarmak için hazırladığında onlara hepsinin bîr kapıdan girmemelerini başka kapılardan girmelerini emretti. Çünkü Yakup (a.s.) onlara göz değmesinden korkmuştur. Muhakkak ki göz değmesi haktır. Biniciyi atından düşürür.
Ama ben (ne yapsam) ALLAH'ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem.
Yani bu sakındırma ALLAH'ın kader ve kazasını elbette geri çevirmez. Çünkü ALLAH bir şey dilerse ona karşı gelinmez ve engel olunmaz.
"HÜKÜM ALLAH'ındır. Ben ona dayandım, dayananlar da O'na dayansınlar."
SÜNNETTEN DELİLLER
1) Ebu Hüreyre (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; "Nazar haktır." (Buhari. Müslim)
2) İbn-i Abbas (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;
"Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar olurdu. Eğer nazar olduğunuzu anlarsanız gusl ediniz." (Müslim)
3) Aişe (R. anha)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;
"Nazardan ALLAH'a sığının muhakkak nazar haktır." (Müslim)
4) Ebu Ümame ibn-i Sehl ibn-i Huneyf buyurdu ki; Amr b. Rabia, Sehl ibn-i Huneyf'i yıkanırken gördü vücudu çok hoşuna gitti. (Vücudu çok beyaz ve güzel cildi vardı.) Ve ona gözü değdi. Sehl oracıkta rahatsızlandı. Resulullah'a haber gönderildi ve denildi ki Sehl başını kaldıramıyor, Sehl'e yarayacak bir şey var mı? Resuiullah ona nazar değmiştir, kimden şüphe ediyorsunuz diye sordu. Amr b. Rabia'dan dediler. Onu çağırın buyurdu. Amr gelince ona çıkışarak sizden biriniz kardeşini öldürür. Gördüğünde niçin ALLAH mübarek etsin demedin buyurdu. Bunun üzerine amr yüzünü, ellerini, dirseklerini, topuklarını yanlarını ve izarının içini bir kapta yıkadı. Ve bu suyu Sehl'in üzerine döktü. Sehl kendine geldi. (Ahmed, İbn-i Mace, Nesei)
5) Ürnmü Seleme (r. anha) anlatıyor; Resulullah evinde yüzü sararmış bir cariye gördü. "Ve bunu çarpmışlar bunda göz değmesi var" buyurdu (Buhari)
6) Esma binti Umeys (R. anha) şöyle buyurdu;
"Ya Resulullah Cafer oğullarına nazar isabet ediyor. Onlara okuyayım mı?"
Efendimiz (s.a.v.); "Evet, ALLAH'ın takdirini geçecek bir şey oisaydı nazar olurdu" buyurdular. (Ahmet, Tirmizi, Nesei)
7) Cabir (r.a.)dan: Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu;
"Nazar insanı kabre sokar. Deveyi de kazan'a sokar (EbuNaim)
8} Cabir (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; "ALLAH'ın kaza ve kaderinden sonra ümmetimden ölenlerin ekserisi nazardandır." (Buhari)
9) Enes (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) nazar, yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralardan dolayı hastayı okumaya izin verir-di. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)
10) Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;
"insan kardeşinde, kendi nefsinde ve mahnda bir acaiplik gördüğü zaman dua etsin çünkü nazar haktır." (İbn-i kesir)
11) "Efendimiz (s.a.v.) (HZ) Hasan ile Hüseyin'i okur ve ibrahim (a.s.) ismail (a.s.) ile İshak (a.s.)'ı böyle okurdu" buyurdu. (Ibn-i Kesir)
Bu delillerden anlaşılıyor ki;
a) Hased Kur'an ve sünnet ile sabit bilinen bir gerçektir.
b) Hased insandan olduğu gibi cinlerden de olabilir.
c) Hased etme bakımından gören iîe görmeyen müsavidir.
d) insan kendi nefsini malını ve evladını nazar eder.
e) Hasedin şerrinden ALLAH'a sığınmak lazımdır.
f) Hasedin şerrinden korunmak için ön tedbirler almak lazımdır.
HASEDİN SEBEPLERİ:
1)- DÜŞMANLIK VE BUĞUZ: ALLAH (CC) bu hususta Kur'an-ı Mecid'inde açık olarak beyan ediyor.
"Onlar sizinle karşılaştıkları zaman; inandık derler. Kendi başlarına kaldıklarında size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki; öfkenizden ölün, şüphesiz ALLAH göğüslerin özünü bilir."
2)- BÜYÜKLÜK: İlim, mal ve rütbe bakımından kendisinden üstün kimsenin olmasını istemez. Olursa hased eder, tahammül edemez. Belki kendisi kadar olmasına tahammül edebilir. Fakat kendisinden üstün olmasına tahammül edemez.
3)- KENDiNi BEĞENMEK: Kendisinden başkasını beğenmemek ki bu hal insanın küfre gitmesine dahi sebep olur. Şeytan kibri sebebi ile Allah'ın rahmetinden kovuldu. ALLAH (CC) şöyle buyuruyor; "(Şunu da) Hatırla ki, Biz Meleklere; Adem için secde edin demiştik ve onlar da secde etmişlerdi de ancak iblis (etmedi) ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim? dedi."
4) ACAİB GÖRMEK: insanın yakın akrabası, arkadaşı veya tanıdığı bir kimsenin hiç ihtimal yokken birden alim, zengin veya mevki sahibi olduğunu görünce teaccübünden kıskanır, hased eder.
5) BİR ŞEYİN ELiNDEN GİTMESİNDEN KORKMAK: Bir hocanın talebesini kendisinden fazla sevmesinden veya kendisinden fazla onun gözüne girmesinden korkmak, Yusuf (a.s.)un kardeşleri arasında veya bir şeyhin müridleri arasında olan kıskançlık gibi.
6) RElSLlK SEVGİSİ: Kendisinden başka kimseden söz edilmesini istemez, sadece kendisinden bahs edilmesini kendi ilminden kendi fenninden bahs edilmesini ister. Başkasının iyiliğinden bahs edilse üzülür kıskanır, başkasının kötülüğünden bahs edilse sevinir. Zamanında ondan üstün insan olduğunun söylenmesine tahammül edemez.
7) ÂDÎ NEFİSLİ OLMAK: Düşmanlık, buğz ve kendini büyük görmeden bütün arkadaşlarını iyiliklerinden dolayı kıskanır. Kimsenin iyi ameline, işine, parasına tahammül edemez kıskanır. Bu tür insana da halk arasında kıskanç denir.
HASEDDEN VE NAZARDAN KORUNMANIN İLACI
Enes (r.a.) rivayet ediyor;
a) Efendimiz (s. a. v.) "Kim acaib birşey gördüğünde, ما شَاءَ اللَّهُ لا قُوَّةَ إِلاَّ باللَّهِ، derse ona zarar vermez"
b) Felak ve Nas Sûrelerini okumak.
c) Fatiha ve Ayet-el Kürsi'yi okuyana da cin ve insanın nazarı isabet etmez.
HASED VE NAZAR OLMUŞSA NASIL TEDAVi EDİLİR?
a) Eğer hased eden biliniyorsa elleri dirseklere kadar, yüzü, ayakları ve izarının altı yıkanır. Hased olunmuş kişi onunla banyo yapar.
b) Cinli hasta tedavisinde verdiğimiz dualar okunur.
c) Hz. Hasan ile Hüseyin rahatsızlanmıştı da, Cebrail (a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e geldi ve Efendimizi hüzünlü buldu. Sebebini sorunca Efendimiz (s.a.v.)'i tasdik etti ve nazar haktır dedi ve bazı kelimeler öğreteyim onlarla oku dedi. Efendimiz (s.a.v.) "nedir onlar" dedi. Cebrail (a.s.)
كنز العمال للمتقي الهندي
"اللهم يا ذا السلطان العظيم ذا المن القديم ذا الرحمة الكريم وهي الكلمات التامات والدعوات المستجابات عاف الحسن والحسين من أنفس الجن وأعين الإنس"
diye okudu. Efendimiz (s.a.v.) öyle, okudu Hasan ile Hüseyin kalkıp oynamaya başladılar.
Efendimiz (s.a.v.) .buyuruyor ki; "Bu sığınmakla yani bu kelimeleri okumakla Allah (c.c.)'a sığının, çünkü bunların misli yoktur." (İbni Kesir, C. 4, S. 411).
d) Fatiha, İhlas, Felak ve Nas'ı okurdu. Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Kendisi vefatından önce hastalandığında ben okudum ve onun eline nefes ettim. Kendi eliyle kendisini meshetmesi için, çünkü onun eli benim elimden çok büyük ve bereketlidir. (Sahih-i Müslim, Şerhi Nevevi)
insan nazardan korunmak için temime de takmaz. Temime nazarlık veya manası belli olmayan yazılara denir ki, takmak haramdır. Peygamberimiz (s.a.v.) "Temime takmak şirktir." buyurur, İmam-ı Ahmed, bu hadisin ravileri sikadır, yani kendine güvenilir zatlardır buyurdu. Bu konuda rukye bahsinde geniş izahat verdik.
Hz. Ali (r.a.)'dan rivayetle Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor,"Bismillah, helaya girdikleri zaman insanoğullarının avret yerleri ile cinlerin gözleri arasında perde olur." (Tirmizi, Ahmed)
Enes'in (r.a.) rivayet ettiği başka bir hadiste "insan elbisesini çıkardığı zaman "bismillah ellezi la ilahe illahu" demesi cinlerin insanın avret yerini görmemelerine sebep olur." buyuruimaktadır. (İbnüssunni)
"Bismillah-il hakim" insanın elbisesini çıkardığı zaman cinler ile kendisi arasına perde olur. (İbnüssuni, Taberanni)
İnsan helaya ve hamama girmeden duaları okur ve içerde okumaz. Ancak unutmuşsa dilini oynatmadan kalbinden okuyabilir.
İnsan Peygamberimiz (s.a.v.)'in bu tavsiyelerine uyar ve ona göre yaşarsa hem Efendimiz (s.a.v)'e ittiba ile sevap kazanır, hem cinlerin şerrinden kendini korur. Hem de gözükmesini istemediği avret yerini cinler görmez.
DAMARDA GELEN KANIN FAZLASINA CİNLER SEBEP OLUR
Kadının fercinden gelen fazla kanın sebebi cinlerdir. Doktorlar bunun sebebini ve ilacını bilmezler. Bazen sihirbaz kadına cinni musallat eder. Cin de kadından fazla kan gelmesine sebep olur. Bazen de cin kendiliğinden musallat olur. Cahş'ın kızı Hamme (r.a,) demiştir ki; "Peygambere (S.A.V.) geldim ve "Ey Allah'ın Rasulü benden fazla kan geliyor, namazdan, oruçtan da alıkoyuyor, ne buyurursun?" dedim. Efendimiz "pamuk kullanmayı tavsiye ederim, kanı durdurur" buyurdu. "Pamukla duracak gibi değil çok akıyor" deyince Peygamber (S.A.V.) "daha büyük bir bez parçası al" buyurdu. Ben "bu yetmez çok fazla geliyor" deyince Peygamber "sana iki tavsiyede bulunacağım ki, bunlardan herhangi birini tatbik ettiğin takdirde öbürüne lüzum kalmaz. Bunları yapabilirsen sen bilirsin, ikisinden birini seçebilirsin. Bu devamlı kan gelme olayı şeytanın fışkırtmalarından bir fışkırtmadır" diyerek bana istiaze ile alakalı hükmü anlattı" (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)
Başka rivayette ise "damardan fışkıran bir kandır" buyurdu. Efendimiz (s.a.v.) başka hadislerinde "Şeytan damarlarda gezer" buyurmuştur, İşte bu damara vurduğu zaman kan fışkırır ki, insan bedenindeki fazla kanın akmasının sebebi de ekseriyetle şeytandandır. Şeytanın bu damardan fazla kan gelmesinde ihtisası vardır.
Sahir kendisi ile işbirliği yaptığı şeytanı kadına gönderir. Şeytan da kadından fazla kan gelmesine sebep olur ki, bu da kadının helak olmasına sebep olur. Cin kadının içine girer ve bu hastalığa sebep olur. Hastayı bu durumdan kurtarmak için cinni hastanın cesedinden çıkarmak lazımdır.
Bunun için de cin çarpmasında verdiğimiz dualar ve ibtal-i sihir ile alakalı ayetler hastaya ve suya okunur. Hasta o suyu içer Allah (c.c.)'ın izni ile şifa bulur. Bu kan bazen de insanın burnundan gelir ve durmak bilmez. Hatta bazıları kan kanserinin de cinlerden olduğunu söylemiştir. Eğer kan burundan fazla gelirse Hud Sûresi Ayet: 44 hastanın alnına yazıldığında Allah (c.c.)'ın izni ile kan kesilir. Cahillerin yaptığı gibi kanla yazılmaz. Çünkü kan necistir.
CİNLERİ EVDEN UZAKLAŞTIRMAK
Bazen evlerde cinler gözükerek veya sesleriyle, bazen de o ev halkına eziyet ederek rahatsız ederler. Hatta evin içine pislik dahi atarlar. Bunu gözümle bir evde müşahade ettim. Bazen evde beş kişilik yemek pişer sanki on kişi yermiş gibi hemen biter. Bazen de evde üç dört kişi olduğu halde sanki on kişi varmış gibi sesler çıkar.
Bu yukarıda saydığımız evler ya kimsesiz evlerdir ki, cinler orada mesken kurarlar, yahut da içindeki insanlar islam'ı yaşamadıkları için şeytan evin malından, evladından ve karısından istifade eder, ortak olur. Allah-u Teâlâ Kur'an'ı Mecid'inde "Onlara mallarında ve evlatlarında ortak ol" buyurmuştur, insan Islamdan uzaklaşınca bu ortaklık her zaman olabilir. Allah (c.c.)'a sığınırız.
Efendimiz (s.a.v.) "Evlerinizi kabirlere (mezarlara) çevirmeyiniz" buyurmaktadır^ Namaz kılınmayan, Kur'an okunmayan ev mezar gibi olmuştur. Bu eve şeytanlar da cinler de rahatça girip cirit atar. Böyle bir evden cinleri uzaklaştırmak istendiği zaman o cinlere evi terketmeleri için üç gün mühlet verilir. Evden gitmeleri ve ev halkından kimseye görünmemeleri istenir, eğer gitmezlerse bol miktarda su alınır, eller suyun içine konur ve ağız iyice suya yaklaştırılır. Okuma bitinceye kadar öyle durulur ve şu dualar okunur: Fatiha, Bakara (1-4), Bakara (255-257), Bakara (285-286), Al-i imran (18), A'raf (54), Müminun (113-118), Saffat (1-10), Haşr (21-24), Cin (1-37, Ihlas ve Muav-vezeteyn okunur ve suya üflenir. O su evin köşelerine serpilirse cinler Allah (c.c.)'ın izni ile evden çıkarlar. (Müslim)
OKUYUP ÜFLEMENİN CAİZ OLMASI
Avf b. Malik (r.a.) şöyle demiştir: "Cahiliye devrinde hastalara okurduk, bu sebeple Rasulüllah (s.a.v.)'e "ya Rasulallah okumak hakkında ne buyurursunuz?" diye sorduğumuzda, "okuduğunuz şeyleri okuyun bakayım" der, şirki ihtiva eden bir şey yoksa "bir mahzur yoktur" derdi. (Ebu Davud, Müslim)
Hz. Enes (r.a.)'dan, "Rasulüllah (s.a.v.), gözdeğmesinde yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralarda hastayı okumaya izin verdi." (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Yine başka bir hadiste, "Kardeşine faydalı olabilen kimse bunu yapsın" buyurdular. (Müslim)
Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Rasulüllah (s.a.v.) hastalanınca, O'na Cebrail (a.s.) okur ve şöyle derdi: "Allah'ın adı ile sana okudum. Allah seni kurtarsın, her hastalığını iyileştirsin, her hasedcinin şerrinden ve her gözü olanın kem gözünden korusun" (Müslim)
Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Efendimiz (s.a.v.) korku için şu duayı okumalarını öğretti,
سنن الترمذي للإمام الترمذي
عَن عَمْرو بنِ شُعيبٍ عَن أبيهِ عَن جدِّهِ أنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَليْهِ وسَلَّم قَالَ:
"إذا فَزِعَ أحدُكمْ في النَّومِ فليقلْ أعُوذُ بكلماتِ اللَّهِ التَّامَّةِ من غَضَبهِ وعِقابهِ وشرِّ عبادِهِ، ومن هَمَزاتِ الشَّياطينِ وأنْ يحضُرُونِ فإنَّها لنْ تَضُرَّهُ" فكانَ عبدُ اللَّهِ بنُ عَمْرٍو يُلقنُها منْ بَلَغَ مِنْ وَلَدِهِ، ومن لمْ يبلُغْ منهُمْ كتَبَها في صكٍّ ثُمَّ علَّقَها في عُنُقِهِ". هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيْبٌ.
İbni Ömer (r.a.) de küçük ve büyük çocuklarına bunu öğretti. Ibni Ömer (r.a.) bu duayı yazmış ve çocuğunun boynuna asmıştı. (Ebu Davud, Tirmizi, Hakim, Ahmed)
İbni Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; "Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Hasan ile Hüseyin'i okur ve şöyle derdi; "Şeytandan, her türlü zehirli hayvan ile günahkar gözden Allah'ın eksiksiz kelimeleri ile dua ederim" sonra,"babamız ibrahim (a.s.) de, ismail ile Ishak (a.s.)'a bu duayı okurdu" buyurdu. (Ebu Davud, Tirmizi)
Saranın cinlerden olup olmadığı hakkındaki bahisde de, efendimiz (s.a.v.)'in cinli hastaları tedavi ettiğini, sahabeden hastalara okuyanlar olduğunu, Ahmed Ibni Hanbel'in hikâyesini anlatmıştık ki, bunlar yeterli delillerdir.
Ehli sünnet alimlerinden hiç kimse, rukyeyi inkâr etmemiştir. Bu kadar deliller karşısında inkâr eden ancak cehaletinden inkâr etmektedir.
Hastalara ve delilere ve mecnunlara hem Rasulüllah (s.a.v), hem de ashabı okumuştur.
Harice b. Salt et-Temimi, amcasının şöyle dediğini rivayet ediyor; Peygamber (s.a.v.)'in yanından ayrılıp gelirken bir Arap mahallesine uğradık. Mahalle halkı "O zatın yanından hayırlı gelmekte olduğunuzu haber aldık. Biz de cinnet hastalığına tutulmuş biri vardır. Acaba sizde bir ilaç veya hastaya okuyacak birşey var mıdır?" diye sordular. Biz de "evet vardır" dedik. O cinni olan hastayı getirdiler, üçgün sabah akşam kendisine Fatiha'yı okudum. Her Fatiha'nın sonunda hastaya üfledim. Hasta bağını koparmış hayvan gibi dimdik oldu. Bunun üzerine bana bir ücret verdiler. "Hayır Rasulüllah'a st>runcaya kadar almam" dedim. Rasulüllah'a sorunca, "Al, ye. Allah'a yemin ederim ki, senden başkası batıl bir okuma neticesinde yerse de, sen hak olan bir şeyi okumak sebebi ile yemiş olacaksın" buyurdular. (Ebu Davud)
Ulema, ittifakla "kâhin ve arraf sınıfına giren cincilere verilen para haramdır" demişlerdir.
Abdullah Ibn Mesud (r.a.) saralının kulağına okudu ve üfledi, hasta kendine geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona ne okuduğunu sordu, o da sûre-i Mü'minun'un sonunu okuduğunu söyledi. Efendimiz (s.a.v.) "Bir insan o ayetleri tam bir yakın ile dağa okusa, dağ parçalanır" buyurdu. (İbnüssünniy)
SİHİR, CİN ÇARPMASI VE DİĞER HASTAlıklardan korunma yolları ve ilaçları
a) Şeytanın şerrinden Allah (c.c.)'a sığınmak, Allah-u Teâlâ Kur'an'ında şöyle buyuruyor, "Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse Allah'a sığın. Çünkü O işitendir, bilendir;" başka bir ayette ise şöyle buyurmaktadır: "Ve de ki: Rabbim şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım ve onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım."
Efendimiz (s.a.v.) mescide girdiği zaman,
الأذْكَارُ النَّوَويَّة للإِمام النَّوَوي
2/70 وروينا عن عبد اللّه بن عمرو بن العاص
عن النبيّ صلى اللّه عليه وسلم أنه كان إذا دخل المسجد يقول: "أعُوذُ باللّه العَظِيم، وَبِوَجهِهِ الكَريم، وسُلْطانِهِ القَديم، من الشِّيْطانِ الرَّجِيم. قالَ: أقط؟ قلت: نعم. قال: فإذَا قَال ذلكَ قالَ الشَّيْطانُ: حُفِظَ مِنِّي سائِرَ اليَوْمِ" حديث حسن رواه أبو داود بإسناد جيد.
duasını okur ve şöyle buyurlardı. "Bu duayı okuyan için şeytan der ki,"O kimse günün diğer vakitlerinde de benim şerrimden muhafaza edilir." (EbuDavud)
insan her zaman, her yerde, herşeyden evvel Allah (c.c.)'a sığınıp yardım beklemelidir.
b) Ayet-el Kürsi'yi okumak
Ayet-el Kürsi cinlerin şerrinden korunmak için büyük bir kaledir.
Ebu Eyyub-i Ensari (r.a.)'nin bodruma benzer bir yeri vadi. Hurmalarını orada tutardı. Cinlerin gül denilenlerinden biri gelir oradan hurma aşırırdı. Ebu Eyyub bunu Peygamber (s.a.v.)'e şikayet etti. Peygamberimiz (s.a.v.) "Git ve cini gördüğün zaman Allah'ın adı ile Rasulüllah'a git de" dedi. Ebu Eyyub geldi ve cini yakaladı. Fakat cin bir daha gelmeyeceğine yemin ettiği için salıverdi. Sonra Rasulüllah (s.a.v.)'ın yanına geldi. Rasulüllah "yakaladığın esiri ne yaptın?" diye sordu. Eyyub (r.a.) "bir daha gelmeyeceğine yemin etti" dedi. Rasulüllah (s.a.v.),"Yalan söylemiş, yine gelecektir" dedi. Gerçekten ikinci defa geldi, yine Ebu Eyyub kendisini yakaladı, tekrar gelmeyeceğine yemin edince salıverdi. Ebu Eyyub Rasulüllah (s.a.v)'ın yanına geldi. Rasulüllah (s.a.v.), "yalan söylemiş, yine gelecektir" dedi. Üçüncü defa gelince, Ebu Eyyub yakalayıp ona dedi ki, "Seni artık Rasulüllah'ın yanına götürünceye kadar bırakmam" bunun üzerime cin,"sana bir şey hatırlatacağım, evinde Ayet-el Kürsiyi oku. Ne cin ne de şeytan sana yaklaşmaz" dedi. Ebu Eyyub tek başına Resulüllah'ın yanına geldi. Rasulüllah (s.a.v.) Ebu Eyyub'a "Yakaladığın esiri ne yaptın?" diye sordu. Ebu Eyyub hadiseyi anlattı. Efendimiz (s.a.v.), "yalancı olduğu halde bu sefer doğru konuşmuş" buyurdular. (Tirmizi, Buhari)
Ebu Hureyre (r.a.)'den: "Peygamberimiz (s.a.v.), her şeyin bir zirvesi vardır. Kur'an'ın zirvesi Bakara Süresidir", buyurdu. Orada Kur'an ayetlerinin baştacı, efendisi olan bir ayet vardır, o da Ayet-el Kürsi'dir." (Tirmizi)
Bir başka hadisi şerifte "Sûre-i Bakara'da Kur'an'ın baştacı, efendisi vardır. Hangi evde okunursa şeytan o evden çıkar, o da Ayet-el Kürsi'dir." (Hakim)
insan tam bir teslimiyetle Ayet-el Kürsi okursa, şeytan ona yaklaşmaz, yaptığı hileleri bozulur. Cinin hastadan uzaklaşmasında bilhassa son ayetin fazla tekrarlanmasının uzaklaşmasında çok tesiri vardır. Defalarca denenmiştir. Şeytanın arkadaşlarına keşfettirdiği batıl meseleler Ayet-el Kürsi okuyarak engellenir.
Bunlar şeytanın dostlarının kulağına fısıldadığı bazı haberlerdir. Kur'an dili ile "şeytanlar arkadaşlarına vahy ederler." Bazı cahiller de bunları evliya zannederler.
c) Sûre-i Bakara'nın sonunu (Amener Rasulu) okumak.
Ebu Mesud (r.a.)dan; Efendimiz (s.a.v.) Bakara sûresinin sonunda iki ayet vardır ki, kim onları bir gece okursa, bunlar ona kâfi gelirler. Kötülük ve şerri def ederler" buyurmuştur. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah-u Teâlâ bana arşın altındaki hazineden, Sûre-i Bakara'nın sonundaki iki ayeti verdi, onu öğrenin, kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretin, çünkü o ayetler, hem namazdır, hem kıraatdır, hem duadır" buyurmuştur. (Hakim)
Numan b. Beşir (r.a.)'dan; Efendimiz (s.a.v.) "Allah Teâlâ , yer ve gökleri yaratmadan bin sene önce bir kitap yazdı. O kitaptanBakara Sûresi'nin sonunu teşkil eden iki ayet gönderdi ki, bunlar bir evde üç gece okunsun da şeytan o eve yaklaşsın, mümkün değildir." buyurdu. (Tirmizi)
d) İhlas ve Muavvezeteyn'i okumak
Abdullah Ibn Habiyb (r.a.)'den: Efendimiz (s.a.v.), "Sabahladığın zaman ve akşamladığın zaman, Ihlas, Felak ve Nas Sûrelerini oku, bunlar sana herşey için kâfi gelir" buyurmuştur. (Ahmet, Tirmizi, Nesei)
Ukbe (r.a.)'de "Peygamberimiz (s.a.v.)'in "Ey Ukbe, sana iki hayırlı sûreyi öğreteyim mi? Ki, yattığında ve kalktığında oku. Allah'tan herhangi birşey isteyen veya herhangi birşeyden Allah'a sığınan, bunlar gibi bir şeyi Allah'dan isteyemez ve Allah'a sığmamaz." dediğini rivayet etmektedir. (Nesei, Hakim)
e) Huşu içinde Allah (c.c.)'ı zikir etmek
Allah-u Teâlâ Kur'an'ı Kerim'de, çok yerde Kendini zikretmekten bahsediyor. Hatta düşman ile karşılaşınca sebat ederek, Allah'ı çok zikredin buyuruyor. Evet savaşta, cephede dahi Allah'ı çok zikir etmek...
insanın nefis ve şeytan düşmanından da muhafaza olması için Allah (c.c.)'ı çok zikretmesi lazımdır. Zikir öyle bir muhkem kaledir ki; içine giren düşmanından emin olur. O zikirde dilin söylediğini düşünerek ve Allah (c.c.)'ın seni gördüğünü bilerek (sen Allah (c.c.)'ı göremezsin fakat sanki görüyormuş gibi huzur ve huşu içinde) dünya düşüncesi ve hislerinden soyularak olmalı ki, bu zikri yapmaya gücü yeten insan yüzdeyüz tesirini görür.
Ebu Hureyre (r.a.)'dan: Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, "Her kim, günde yüz defa (37)
"لا إلهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ على كُلّ شَيْءٍ قَدِيرٌ"
okursa on köle azad etmiş gibi mükafat alır. Onun için yüz sevap yazılır. Ondan yüz günah silinir. O gün akşama kadar şeytanın şerrinden korunması için siper olur ve hiç kimse bu zikri çekenden daha faziletli bir zikr yapamaz Ancak bu zikri daha çok okuyan müstesnadır". (Buhari, Müslim)
Enes (r.a.)'den; Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; "Her kim evinden çıtığı zaman "بسمِ اللَّهِ توكَّلتُ عَلَى اللَّهِ لا حولَ ولا قوَّةَ إلاّ باللَّهِ" derse onu kifayet olur, (Bu sana yeter denilir) muhafaza olunur, hidayet olunur ve şeytan o kimseden uzaklaşır. Şeytan; kifayet olunan, hidayet olunan ve muhafaza olunan kişiye senin musallat olma yolun yoktur der". (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)
Kaab (r.a.)'dan; "insan evinden çıktığı zaman (38) "Bismillah" derse bir melek ona hidayet olundun der. "Tevekeltü alallah" derse melek kifayet olundun (bu sana kafidir) der, "La havle vela kuvvet illa billah" derse muhafaza olundun der"
Şeytanlardan bazıları bazılarına "geri dönün buna sizin yolunuz yok (musallat olamazsınız) nasıl siz kifayet olunan, hidayet olunana ve muhafaza olunana yol bulabilirsiniz." der.
Enes (r.a.)'den: "Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; "insan yatağına oturduğunda Fatiha ve İhlas okursa (besmele ile) insan ve cin şerrinden ve bütün serlerden emin olur." (EL-Bezzâz)
Islama giren muhkem bir kaleye girmiştir. İslami yaşayan ve Allah (c.c.)'ı zikr eden kalelerin en muhkemine girmiştir ki, şeytanın ve adamlarının onun üzerinde saltanatı yoktur. Onlar emniyet içindedirler. Allah-u Teâlâ Kur'an'ında şöyle haber veriyor. "Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınları (azdırabilirsin sen)" (Hicr-42)
Eğer insan Allah (c.c.)'ın zikrini terk eder, gafil olursa, şeytan ona yakın olur. Şu ayet buna delildir: "Kim Rahman'ın (Allah'ın) zikrini görmemezlikten gelirse ona bir şeytanı sardırırız. Artık o, onun yakın arkadaşıdır (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükler telkin eder)" (Zuhruf:36)
"Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlarlar, hemen (gerçeği) görürler." (Araf: 201)
"Şeytanın kardeşlerine gelince, (şeytanlar) onları azgınlığa sürüklerler, sonra yakalarını bırakmazlar." (Araf: 202)
Dua ve zikr müslüman için gece gündüz her zaman lazımdır.
f) Abdest ve Namaz
Bu ikisi insanı en çok muhafaza eden vecibelerdir. Özellikle kızgınlık anında.
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: "Kızmak şeytandandır; şeytan ateşten yaratılmıştır, ateşi ancak su söndürür. Sizden biriniz kızdığı zaman abdest alsın. (EbuDavud)
g) Ayet-el kürsi ile Sûre-i Gafir'in (Mü'min Sûresi) evvelini okumak
سورة غافر (40) ص 467.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
حم {1} تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ {2} غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ {3}
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar; "Her kim Ayet-el Kürsi ile Sure-/ Gafir'in evvelinden üç ayetini (elmasir'e kadar) sabah okursa, akşama kadar bu ikisi onu muhafaza eder. Akşam okursa sabaha kadar muhafaza eder." (Tirmizi)
h) Boyun kırıklığı ile Allah (c.c.)'e dua etmek Dua ibadettir, Allah'u Teâlâ kuiun kendisine yalvarmasını, ondan istemesini sever ve dua edenin duasını kabul eder. Şu ayet te buna delildir: "Kullarım sana benden sorarlarsa (söyle) "ben (onlara) yakınım (bütün hallerini bilir, görür ve söylediklerini işitirim) bana dua edince dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versinler (benim çağrıma uysunlar), bana inansınlar ki doğru yolu bu-lalar." (Bakara: 186)
insanın tevazulu olup, muhtaç olduğunu bilerek Allah (c.c.)'m fazlı kereminden istemesi bir ibadettir. 'Dua ibadetin özüdür" Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Ke-rim'inde "Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu?" buyurmakla çok dua edip yalvaranın mühim bir insan, dua etmeyenin ise ehemmiyetsiz insan olduğunu anlatmaktadır. Efendimiz (s.a.v.) "Acele etmediğiniz takdirde duanız kabul olunur" buyurunca "acele etmek nedir?" diye sorulduğunda, "dua ettim kabul olmadı, demektir" buyurdu.
Şu da gerçektir ki; haram yiyenin duası kabul olunmaz.
ı) Şeytanın hazır olduğu meclislerden uzak durmak; ki onlardan bazıları şunlardır.
a.a.) Harama bakmak,
b.b.) Gıybet ve fısk meclisi
c.c.) Kendini beğenmek ve gurur,
d.d) Kötü insanlarla ünsiyet.
a.a.) Harama Bakmak.
Efendimiz (s.a.v.) "Yabancı bir kadına bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah'tan korktuğu için gözlerini yumar, bakmazsa Allah ona imanın tadını kalbinde tattırır" buyurmuştur. (Cami-ul-Kabir-i Süyuti)
Başka rivayette, "Yabancı bir kadının yasak olan yerine bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim ondan gözünü çevirirse Allah ona ibadet yapmayı rızık olarak verir, o insan da ibadetin lezzetini bulur."
b.b.) Gıybet
Gıybet, kötü meclis ve müslümanlara kötü zan, başkalarının ayıplarını araştırmak, laf götürüp getirmek; haram ve en kötü işlerdendir. Gıybet edilen yer şeytanın beğendiği ve hazır olduğu yerdir, insan konuştuğu kelimeye çok dikkat edip, lehine mi, aleyhine mi olduğunu iyice anladıktan sonra konuşmalıdır.
Allah (c.c.)'ın şu kelamını daima hatırlamalıdır: "insan, hiçbir söz söylemez ki, yanında (onu) gözetlemeyen, dediklerini zaptetmeyen (bir melek) bulunmasın."
Allahu Teâlâ, Sure-i Hucurat'ta bize ahlak kaidelerini öğretiyor ve müslümanların gıybetini etmememizi ve onlara su'i zan etmememizi anlatıyor ve şöyle buyuruyor: "Ey insanlar, bir topluluk (diğer) bir toplulukla alay etmesin, belki (alay ettikleri kimseler) kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, inandıktan sonra, kötü adla çağırmak ne kötü şeydir. Kim tevbe etmezse işte onlar zalimdirler." (Hucurat: 11)
سورة الحجرات (49) ص 517.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ {12}
"Ey inananlar! Zandan çok sakının zira zannın bir kısmı günahtır, birbirinizin gizli şeylerin iaraştırmayın, biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? işte bundan iğrendiniz, o halde Allah'dan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir." (Hucurat:12)
Gıybet ve su'i zan etmenin ne kadar kötü olduğunu Allah Teâlâ Kur'an'ında çok açık beyan ediyor. Bunlar en kötü cürümlerdir ve şeytanın insana tasallutunun en büyük sebeplerindendir. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Müjdeler olsun o kimseye ki, kendi kusurları ile meşgul olması, insanların kusurlarını araştırmaktan kendisini alıkoymuştur."
c.c.) Ucub ve Gurur
Ucub ile gurur insan ile şeytan arasında olan savaşın sebeplerindendir ki, bu eskiden şimdiye kadar devam etmektedir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Şu ayet de buna delildir:
سورة ص (38) ص 457.
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَراً مِن طِينٍ {71} فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ {72} فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ {73} إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ {74} قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ {75}
"Rabbin meleklere demişti ki, ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onun şeklini düzeltip, ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın. Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler. Yalnız iblis etmedi. Büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Rabbin ona) dedi ki, "Ey iblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?" "Dedi; ben ondan iyiyim. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." Rabbim dedi; "Öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar benim canımı almayı ertele." buyurdu; "Hadi sen ertelenenlerdensin. O belli vaktin gününe kadar.' (iblis) dedi; "Yalnız onlardan halis (ihlas sahibi) kulların hariç (onlara dokunmayacağım). " Buyurdu ki; "Gerçek (benim andımdır) ve ben gerçeği söylerim" "Senden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım, onların hepsini azdıracağım." (Şad: 71-85)
Karun'un helakinin sebebi, Firavn'ın helakinin sebebi de ucub ve gururdur. Bu iki kötü ahlaktan çok kaçmak lazımdır. Çünkü bunlar şeytanın ahlakıdır. Şeytan ucub ve gurur sebebi ile kalbe girer ve kalbi ifsad eder ve Allah (c.c.)'a isyana sebep olur. Şu ayetin devamlı insanın gözü önünde olması lazımdır: "Artık kendinizi övüp temize çıkarmayın, çünkü o Allahu Teala takva sahibini daha iyi bilir."
d.d.) Kötü insanlarla Oturmak ve Ünsiyet Etmek
Devamlı olarak şu söz söylenir; "Kişi arkadaşı ile tanınır". Kötü insanlar ile arkadaşlık, şerre ve kötülüğe götürür, iyi insanlar ile arkadaşlık, insanı hayra, takvaya ve iyiliğe götürür, güzel ahlak kazandırır.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "iyi insanlar ve kötü insanlar ile oturmanın misali, misk taşıyan ile körük ateşi üfleyen gibidir. Misk taşıyan sana ya güzel bir koku ikram eder ya satın alırsın yahut ta kokusundan güzel bir koku bulursun, koklarsın. Körük ateşine üfleyenin yanında ise ya ateş sıçraması ile elbisen yanar, yahutta pis bir koku bulursun, koklarsın." (Buhari-Müslim)
İnsanın nasıl bir insan olduğunu öğrenmek istiyorsan arkadaşını sor. Her insan arkadaşına uyar ona tabi olur. Bu kötü arkadaşlar cinlerden şeytanlar olduğu gibi insanlardan da şeytanlar olabilir. Şu ayet buna delildir: "böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar." (En'am: 112)
Allah'u Teâlâ bizi ve bütün Müslümanları şeytanın hazır bulunduğu mekânlardan ve toplantılardan uzak, şeytanın uzak olduğu mekanlara yakın etsin. Ahlakımızı güzel etsin ki, şeytan bize yol bulamasın.
Allah'ım bizi habibinin ahlakı ile ahlaklandır... Amin...
Göz ve Nazar Degmesinin Caresi ve ilaclari Ve Korunma yöntemleri
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne.
Ve inkâr edenler, zikri (Kur'ân'ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler.Oysa o (Kur'an) ,alemlere bir zikir(öğüt,hatırlatma,hüküm ve üstünbir şeref)den başka bir şey değildir.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssası anlatılırken Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın oğullarını Mısır'a gönderdiği vakit onların şehre girmeleri hakkında onlara şöyle tavsiyede bulunduğu zikredilmektedir:
"(Yakup) dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin.
Ayrı ayrı kapılardan girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah'ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem.
Hüküm ancak Allah'ındır.
Ben ona güvenip dayandım.
Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar. (Yusuf, 12/67)
Hafız İbn-i Kesir, bu ayeti tefsir ederken Selef imamlarından naklettiğine göre, Hz. Yakup Aleyhisselâm, küçük oğlu Bünyamin'i hazırlayıp ağabeyleri ile beraber Mısır'a göndereceği zaman Mısır'da şehre girerken hepsinin bir tek kapıdan değil, muhtelif kapılardan şehre girmelerini onlara emretmişti.
Hz. Yakup Aleyhisselâm'ın böyle davranmasının sebebi şu idi: Çünkü Hz. Yakup Aleyhisselâm, insanların, çocuklarına "nazar" etmelerinden korkuyordu. Zira onlar, çok güzel fizikî yapıya sahip idiler.
Yüce Allah (c.c.), kulu ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize hitaben şöyle buyurmaktadır:
"Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
Hâlâ da (senin için): Mutlaka o, delidir! Diyorlar.
Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir." (Kalem, 68/51-52)
Bir kısım müfessirlerin beyanına göre, müşrikler, peygamberimiz tiz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize olan kin ve hasedlerinden dolayı onu gözleri ile öldürmek istiyorlardı. Yani, gözleri ile ona nazar ediyorlar ve onu kıskanıyorlardı.
Eğer Allah (c.c.)'ın koruması olmasaydı, ona fenalık yapacaklardı.
Yüce Allah (c. c.), hasedcinin şerrinden kendisine sığınmamızı emretmektedir:
"De ki: (Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran) sabahın Rabbine sığınırım.
Yarattığı şeylerin şerrinden,
(Karanlık çöktüğü zaman) bastıran gecenin şerrinden,
Sihir yapmak için düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
Ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin hasedinden (Allah'a sığınırım.)" (Felâk Suresi, 113/1-5)
Bu surenin son ayetinde, hased eden kimsenin hasedinden Allah (c.c.)'a sığınılması açık bir şekilde emrolunmaktadır,
Hasedci, Cenab-ı Hakk'ın, kuluna verdiği nimeti çekemez ve o nimetin yok olmasını ister.
Bu, genel bir tutumdur.
Hasedcinin nazar etmesini ve daha başka musibetleri içine alır.
Yukarıda zikrolunan ayetler, gözdeğmesinin hak ve gerçek olduğuna bir delildir.
Eğer gözdeğmesi (nazar) diye bir olay olmasaydı, onun şerrinden Cenab-ı Hakk'a sığınmaya da gerek olmazdı.
Yine onun hak ve gerçek olduğuna dair sünnetten de deliller vardır.
İnsanlardan pekçoğu gözdeğmesi ile ilgili olaylara daima şahit olmuşlardır ve şahit olmaya devam etmektedirler.
Bazan bu gözdeğmesinin farkına varırlar ve onu bilirler.
Bazan da onu bilip anlayamazlar.
İnsanların başlarına gelen tecrübeler, zikredilenlerden çok daha fazladır.
Nice ölen kimseler vardır ki, onların ölüm sebepleri bilinmez.
Nice sağlam, kişiler de vardır ki, hasta olup yatağa düşerler fakat hastalıklarının gerçek sebebini bilmezler.
Nazar (gözdeğmesi), toplumda vâki olan bir hususdur.
Bazı kimselerin gözlerinde bir hâl vardır ki, konsantre olarak baktığı kişiye çeşitli zararlar verir.
Bir kısım âlimlere göre, insanların gözbebeklerinden ve parmak uçlarından görünmeyen ışınlar saçılmaktadır.
Gözdeğmesi gerçek olmakla beraber asıl sebebin ne olduğu bilinmemektedir.
Onu ancak Yüce Allah (c.c.) bilir.
Nasıl ki; mıknatıs, demiri kendine çeker. Fakat asıl çekme sebebini, onu yaratan Rabbimiz bilir. Nazar da öyledir.
İmam Kastalanî diyor ki: "Bir çanak içinde süt olsa ve hayız gören bir kadın, elini o sütün içine soksa, o süt özelliğini kaybeder ve bozulur.
Eğer temiz bir kadın, elini o sütün içine soksa, süte bir şey olmaz."
Sebebini bilmediğimiz diğer şeyler de buna kıyas olunmalıdır.
Gözü değen bazı kimselerin anlattıklarına göre, bir şeye gıpta ile bakıp imrendikleri zaman onların gözlerinden bir hararet çıkmaktadır.
Gözdeğmesi ile ilgili olarak pekçok hadis-i şerifler de vardır.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur:
"Gözdeğmesi hak ve gerçektir." (Müslim. Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Hafız İbn-i Hacer diyor ki: "Yani, kem göz ile nazar edip gözdeğdirmek, toplumda var ve sabit olan bir şeydir."
İmam el-Kurtubî de gözdeğmesinin sabit olduğunu zikrederek şöyle demiştir: "Bu durum, ulemanın ittifak ettiği bir hususdur. Ancak bid'at ehli olan bir taife bunu inkâr etmişlerdir.
Onların görüşlerine karşı hadis-i şeriflerden pekçok deliller vardır.
Yine bu olayları müşahede eden pekçok kimseler mevcuttur.
Nice yiğitler vardır ki, gözdeğmesi, onları mezara koymuştur.
Nice güçlü develer vardır ki, nazar, onları da tencereye koymuştur.
Bütün bunların hepsi Cenab-ı Hakk'ın dilemesi ile olmaktadır."
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
"Onlar ise, Allah'ın izni olmaksızın kimseye bir zarar veremezler." (Bkz. Bakara. 2/102.)
Aslı olmayan ve mesnedsiz bir şekilde inkâr yolunu seçerek şeriata ve akla muarız (karşı) olan kimseye iltifat olunmaz.
Allâme İbn-i Kayyım diyor ki: "Vahiyden (dinden) ve akıldan nasibi olmayan bir taife, gözdeğmesi işini geçersiz saymışlardır.
Onlara göre, bu nazar değme işi ancak bir evhamdan ibarettir. Onun aslı yoktur!
Bunlar akıl ve nakil bakımından insanların en cahilidirler.
Hicap (utanma) bakımından da insanların en kabasıdırlar.
Sıfatlarıyla,
Fiilleriyle ve tesirleriyle onlar, ruh ve nefisleri bilmekten uzaktırlar.
Akıllı olan kimseler, her ne kadar göz-değmesinin sebebi ve tesiri hakkında ihtilâf etseler de nazar meselesini inkâr etmezler."
Hafız el-Hattâbî de gözdeğmesi gerçeğine değinmiş ve şöyle demiştir: "Kem gözle nazar eden kimsenin hain bakışı, karşısındaki şahsa zarar verir."
GÖZ DEĞMESİNİN SEBEPLERİ
Bilmiş ol ki;
Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur:
Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onu güzel bulmasıdır.
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi." (Müslim, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Bu hadis-i şerifte gözdeğmesinin tesirine ve isabet etmesinin sür'atine işaret ve te'kid vardır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
"Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir." (El-Bezzâr. Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
El-Elbânî bu hadis-i şerif için "Sahih" demiştir.
Hafız İbn-i Hacer de "Hasen" demiştir.
Bazı insanlar bu nazar olayını garip bulurlar.
Bazıları da dehşete kapılırlar. Bununla beraber olaylar onun varlığını tasdik etmektedir.
Nice kimse vardır ki, Allah (c.c.) ona bolca mal ve nimet vermiştir de bir hasedcinin nefsi o nimetlere takılmıştır. Böylece o adamın malı bir felâkete ve zarara uğramıştır. Yahut bütün malı ve mülkü yokolup gitmiştir.
Yine nice insanlar ve özellikle de bazı kadınlar vardır ki, Allah (c.c.) onlara son derece fizikî güzellik vermiştir de bir hasedcinin nefsi o güzelliklere takılmıştır.
Böylece o güzele bir felâket.
Yahut bir hastalık,
Ya da benzeri bir musibet gelmiştir de uzman doktorlar onun tedavisinden âciz kalmışlardır.
NAZARDAN KORUNMA TEDBİRLERİ
Gözdeğmesi (nazar) illetine yakalanmadan önce korunmak için şu tedbirler alınmalıdır:
1) BİRİNCİ TEDBİR: Sabah ve akşam koruyucu dua, evrad ve zikirlere devam edilmelidir.
Onları okuyan kimseyi Allah (c.c.) nazardan muhafaza buyurur.
Okunacak sure ve dualar çoktur.
Bazıları şunlardır:
Fatiha Suresi,
Ayetü'l-Kürsî,
Felâk Suresi,
Nâs Suresi,
سُوۡرَةُ الإخلاص
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ وَلَمۡ يَكُن لَّهُ ۥ ڪُفُوًا أَحَدٌ
سُوۡرَةُ الفَاتِحَة
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ اِهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّي
بسم الله الرحمن الرحيم
أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
بسم الله الرحمن الرحيم
أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ
بسم الله الرحمن الرحيم
اَللهُ لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي اْلاَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Şimdi bunları açıklayalım:
a) Fatiha Suresi:
"Hamd, Âlemlerin Rabbi (olan) Allah'a mahsusdur.
O, Rahman ve Rahîm'dir.
Din gününün sahibidir.
Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
Bizi doğru yola hidayet et.
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna (ilet). Gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil." (Fatiha, 1/1-7)
b) Ayetü'l-Kürsî:
"Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan (Allah)'dır.
O, Hayy ve Kayyûm'dur.
Onu ne bir uyku yakalar, ne de bir uyuklama.
Göklerde ve yerde bulunanların hepsi onundur.
Onun izni olmadan katında hiç kimse şefaat edemez.
O, (kullarının) yapmakta oldukları şeyleri ve önceden yaptıklarını bilir.
Onun dilemesi hariç, insanlar onun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
Onun kürsüsü, gökleri ve yeri içine alır.
Onları koruyup gözetmek, kendisine ağır gelmez.
O yücedir, büyüktür." (Bakara, 2/255)
c) Felâk Suresi:
"De ki: (Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran) sabahın Rabbine sığınırım.
Yarattığı şeylerin şerrinden,
(Karanlık çöktüğü zaman) bastıran gecenin şerrinden,
Sihir yapmak için düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden,
Ve kıskandığı zaman kıskanç kişinin hasedinden (Allah'a sığınırım.)" (Felâk, 113/1-5)
d) Nâs suresi:
"De ki: İnsanlann Rabbine sığınırım. İnsanların melikine (mutlak sahibine).
İnsanlann ilâhına (sığınırım.)
Sinsi vesvesecinin şerrinden.
İnsanlann kalplerine şüphe ve tereddüt sokan.
Gerek cinlerden, gerek insanlardan." (Nâs, 114/1-6)
e) Peygamberimizin okuduğu muhtelif Dualar:
Nazara karşı şu duayı okumalıdır:
"Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)' in tam olan kelimelerine sığınırım." (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti'zan, 48; Muvatta, İsti'zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430)
Yine şu duayı okumalıdır:
"Bütün şeytanlardan, zararlı hayvanlardan,
Kem gözlerden Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
Hiçbir iyinin ve kötünün yapamadığı ve Allah (c. c.) 'in yaratıp vücuda getirdiği bütün şerlerin şerrinden,
Gökten inenlerin ve göğe çıkanların şerrinden,
Yerde bitenlerin ve yerden çıkanların şerrinden,
Gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden,
İyilik için kapı çalan hariç, gece ve gündüz her kapı çalanın şerrinden Allah (c. c.) 'ın tam olan kelimelerine sığınırım.
Ey Rahman (olan Allah'ım)" (Buharî, Kitabü'l-Enbiya, 10; Müslim, Kitabu'z-Zikr, 54, 55; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb, 19; Kitabu'l-Edeb, 98; Tirmizî, Kitabu't-Tıb', 18; Kitabu'd-Deavât, 40; Ahmed b. Hahbel, 2/181, 290, 375, 448, 4/57.)
Yine şu ayeti okumalıdır:
"Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!
Hâlâ da (senin için) mutlaka o, delidir! Diyorlar.
Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir." (Kalem, 68/51,52.)
İnsanların ahvâline bakan kimse, nazar konusunda onlarda bir umursamazlık olduğunu görür. Oysa ki, bilhassa bebeklerin ve küçük çocukların şeriata uygun dualarla nazardan korunmaları gerekir.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'ı şu dua ile koruyordu:
"Sizi, bütün şeytanlardan, Zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden, Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığındırırım." (Buharî, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, torunları olan Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'a hitaben yine şöyle derdi:
"Şüphesiz ki, sizin atanız (İbrahim Aleyhisselâm) İsmail'i ve İshak'ı onlarla koruyordu." (Buharî, İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
2) İKİNCİ TEDBİR: Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.
Hafız el-Bağavî "Şerhü's-Sünne" eserinde anlattığına göre, Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.
Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: "Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz."
3) ÜÇÜNCÜ TEDBİR: Gözdeğmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir.
Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:
"Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin." (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)
Veya şöyle demelidir:
"Ya Rabbi! Ona mübarek eyle." (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)
Yahut şöyle demelidir:
"Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur." (Ebu Davud, Edeb, 101.)
Ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)'ın izni ile zarar defolur gider.
Ebu Ümâme (r.a.)'dan rivayete göre, Âmir b. Rebîa, Sehl b. Huneyf e uğramıştı.
O sırada Sehl b. Huneyf banyo yapıyordu.
Âmir b. Rebîa dedi ki: "Bugünkü gibi parlak bir cild görmedim."
Bunun üzerine Sehl b. Huneyf in durumu değişti.
Çok geçmeden sar'a nöbetine tutuldu. Bayılıp yere düştü.
Gelip Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e haber verdiler.
Ona şöyle dediler: "Yâ Resûlallâh! Sehl' in imdadına yetiş. Onu sar'a iletti tuttu ve yere düştü."
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Kimin nazar etmesinden şüphe ediyorsunuz?" Diye sordu.
Dediler ki: "Âmir b. Rebîa'dan şüphe ediyoruz."
Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"Sizden biriniz kardeşinden hoşuna giden bir şey gördüğü zaman onun mübarek olması için dua etsin." (Ebu Ümâme rivayet etmiştir.)
Daha sonra bir kap suya okudu ve Âmir'in o su ile abdest almasını emretti.
Âmir de o su ile abdest aldı.
Ayrıca yüzünü yıkamasını, Kollarını dirseklere kadar yıkamasını, Dizlerini yıkamasını, Eteğinin iç kısmını yıkamasını,
Ve yine üzerine su dökmesini emretti.
Zührî diyor ki: "Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ayrıca ona, kabı ters çevirmesini emretti."
Hadis-i şerifte gözdeğmesinin ilacı beyan olunmuştur. Buna göre, nazar eden kimsenin abdest azalarını yıkadığı ve bilhassa cildine temas eden iç çamaşırlarını yıkadığı su alınır ve nazar olunan kimsenin arkasından dökülür.
Bir hadis-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Sizden yıkamanız istenirse, yıkayınız." (Müslim rivayet etmiştir.)
Yani, bir şahıs gelip de sizden birinizin abdest ve gusül suyundan elbisenin bir kısmına sürmek isterse, bunu yapsın. Bundan dolayı ona kızmasın, demektir.
Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)'dan korkması ve gözdeğmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır.
Bunun için Allah (c.c.)'ı çokça zikretmeye devam etmelidir.
İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c.)'dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.
Yüce Allah (c.c.)'ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.
İşte bu da apaçık bir hüsrandır.
NAZAR DEĞMESİNDEN SONRA
Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı.
Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır.
Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.
Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır
a) Fatiha Suresi,
b) Ayetü'l-Kürsî,
c) Felâk Suresi,
d) Nâs Suresi,
e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm'ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:
"Allah (c. c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim).
Sana eziyet veren her şeyin şerrinden,
Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin.
Allah (c.c.)'in ismi ile sana rukye ederim" (Buharî, Kitabu't-Tıb, 38; Müslim, Kitabu's-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu't-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)
Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz' in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu:
"Allah (c.c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin.
Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)" (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet .etmiştir.)
Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zînetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip el âleme teşhir etmesi uygun değildir.
Allâme İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur."
Kimi, tam merkezden vurur. Kimi de, ıskalar!
Abdullah es-Sâcî (r.a.)'ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.
Birgün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah'ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah'ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah'ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.
Dediler ki: "Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.
Hayvana bakınca o da bu hâle geldi."
Bunun üzerine Abdullah: "O adamı bana gösterin" dedi.
Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.
Sonra şu duayı okudu:
"Allah (c.c.)'ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah 'c.c.)'a sığınırım).
Nazar edenin gözdeğmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.
Gözünü çevirip de (sema' ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner." (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi'nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)
Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca gözdeğmesi kalktı.
Allah (c.c.)'ın izni ile devesi iyileşti.
PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v.) RUKYELERİ
Buharî'nin rivayetine göre, birgün Abdülaziz (r.a.), Hz. Sabit (r.a.) ile beraber Enes b. Mâlik (r.a.)'ın ziyaretine gitmişlerdi.
Hz. Sabit (r.a.): "Ya Ebâ Hamza! Biraz rahatsızım" dedi.
Hz. Enes b. Mâlik (r.a.): "Senin üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu.
Hz. Sabit (r;a.): "Oku" dedi.
Hz. Enes b. Mâlik şu rukyeyi okudu:
"Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Şifa ihsan et. Şifa verici sensin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî, Abdülaziz (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Yine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz hasta olan bazı ashabını eliyle sığayıp şöyle dua yapardı:
"Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi gider. Ona şifa ver. Şifa verici sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın." (Buharî. Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur:
"Ey insanların Rabbi! Zarar ve fitneyi silip gider. Şifa, senin (kudret) elindedir. Senden başka ona (yol) açıcı yoktur." (Buharî, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
UYARILAR
1) BİRİNCİ UYARI: Gözdeğmesi (nazar) bazan insanlardan olur. Bazan da cinlerden olur.
Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme (r.a.)' dan rivayete göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, evinde bir kız görmüştü.
Kızın yüzünde bir değişme farketti ve şöyle buyurdu:
"Ona rukye yapınız (okuyup üfleyiniz). Çünkü onda gözdeğmesi (nazar) vardır." (Buharî ve Müslim, Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet etmişlerdir.)
Hafız el-Bağavî diyor ki: "Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar değmesine işaret ederken cinlerden nazar değmiş olacağını kasdetmiştir."
Deniliyor ki: "Cinlerin nazar etmesi, mızrak ucundan daha tesirlidir."
Şüphe yok ki, insan kirli elbiselerini değişmek için çıkardığı vakit, Yahut tuvalet ihtiyacını gidermek için, Ya da bir başka sebeple avret yerini açtığı vakit cinlerin nazarından korunmak için dua etmelidir.
Bu da Cenab-ı Hakk'ın ismini zikretmekle olur.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Onlardan (insanlardan) biri helaya girdiği zaman, başka bir rivayette, elbisesini çıkarıp bir yere koyduğu zaman bismillah demesi, cinlerin gözleri ile Ademoğlunun avret mahallinin arasında bir perdedir." (Tirmizî. Sünen'inde ve Ahmed b. Hanbel de Müsned'inde rivayet etmişlerdir.)
2) İKİNCİ UYARI: Cenab-ı Hakk'ın ihsan ettiği sağlığı, Güzelliği, Nâli olduğu nimetler ve sair sebeplerle gözdeğmesine hazır olan kimse, daima tedbirli olmalı ve kendisini teşhir etmemelidir.
Özellikle kadınlar kendi güzelliklerini ve bilhassa kız çocuklarının güzelliklerini aşırı derecede teşhir etmemelidirler. Çünkü bunun sonucunda birçok üzücü olaylara şahit olunmaktadır.
Bu konuda şâir diyor ki:
Kemâl sahibi sevilir,
Olgunluk başta bir taçdır.
Fakat yeri gelince onu
Nazardan koruyan ayba muhtaçtır.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Esma binti Umeys (r.a.)'a hitaben şöyle buyurmuştur:
"Bana ne oluyor ki, kardeşoğullarının cisimlerini zayıf görüyorum! Yardıma muhtaç duruma gelmişler." (Müslim, Câbir b. Abdullah (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)
Bunlar Hz. Cafer b. Ebu Tâlib'in çocukları idiler.
Esma dedi ki: "Onların bir hastalıkları yok. Fakat onlara nazar değdi."
Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
"(O halde) sen onlara rukye yap. (okuyup üfle.)" (Ahmed b. Hanbel. Müsned, 3/333.)
3) ÜÇÜNCÜ UYARI: İnsanlardan bazıları rukye tedavisi (okuyup üfleme) talep ettikleri zaman okuyan kişinin inancının sağlam olup olmadığını, Maksadını, İlmini araştırmıyorlar.
Bu sebeple de sahtekârlara, Büyücülere ve kötü maksadlı olanlara yöneliyorlar.
O bozguncular, yapıcı olmaktan çok yıkıcıdırlar.
Hatta onların içinde niceleri vardır ki, haram olan şeyleri, Yahut bid'atları, Ya da şirk olan şeyleri insanlara emrederler. Böyle kimselerin şerlerinden muhafaza etmesini Yüce Allah (c.c.)'dan dileriz.
Rukye (okuyup üfleme) talep eden kimseye gereken şey, dikkatli olması ve işini sağlam yapmasıdır. Yani, ya kendisi okumalı, Yahut da buna ehil olan imanlı ve ihlâslı kimseleri bulmalıdırlar.
Şunu da iyi bilmelidir ki; Eğer şeriatın uygun gördüğü şartlar uygun olmazsa, rukye yapmak caiz olmaz.
İslâm şeriatına uygun olan şartlar şunlardır:
a) Okunan şeyler, Kur'an-ı Kerim ayetleri ya da Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in okuyup tavsiye buyurduğu dualar olmalıdır.
b) Ayet ve hadisler orijinal metni ile ve mânâsı bilinerek okunmalıdır.
c) Okuyanın şunu da çok iyi bilmesi gerekir ki, rukye'nin kendisi hiçbir tesir icra etmez.
Her şey Allah (c.c.)'ın takdiri ile olur.
Şifayı verecek olan da bizzat Allah (c.c.)'ın kendisidir. O, bir şeyi sebep kılmıştır.
d) Aslı esası olmayan vehimlerden ve vesveselerden kaçınarak,
Vesile olacak fiili işleyerek sonucu Allah (c.c.)'a bırakmalı ve samimiyetle Cenab-ı Hakk'a tevekkül etmelidir.
Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssasını anlatan şu ayetin mânâsını derin derin düşünmeliyiz:
"Ayrı ayrı kapılardan (şehre) girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah'ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben ona güvenip dayandım. Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar." (Bkz. Yusuf, 12/67.)
e) Bilmelidir ki, gözdeğmesinden (nazardan) korunmak ve onu tedavi etmek, ancak Allah (c.c.)'dan ve onun Resûlü'nden gelen şeylerin doğruluğuna inanmakla mümkün olur.
Eğer bu konuda şüphe ve tereddütleri olursa, ilacın tesiri de azalır.
Duanın Başlangıcına Yazmak için Arapca Besmele Hamdele ve Salvele
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
الحمد لله رب العالمين
الصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
الحمد لله رب العالمين
الصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين
imami Zeynel Abidin in Sahifei Seccadiyesi (Dualari)
Kerbeladan geriye Kalan Peygamberimizin Torunu Hüseyin efendimizin oglu imami Zeynel Abidin in Dualari
Allah´a Hamd ve Sena İle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s), duaya Allah´a hamd ve sena ile başlar ve şöyle buyururdu:
Hamd Allah a ki ilkdir, O´ndan önce bir ilk yoktur; sondur, O´ndan sonra bir son yoktur. Gözler O´nu görmekten, tahayyüller (vehimler) O nu vasfetmekten âcizdir.
Kudretiyle dilediği gibi yepyeni bir yaratık meydana getirdi. Sonra onları irade ettiği yola koydu, sevgisi yolunda ilerleyebilmelerini sağladı. Öne geçirdiğini ertelemeye, ertelediğini önce geçirmeye güçleri yetmez. Onlardan her bir ruh için paylaştırılmış belli bir rızk tayin etti. O, birine çok rızk verdi mi kimse onu azaltamaz; birine de az verdi mi kimse onu çoğaltamaz.
Sonra onların her biri için vakitlendirilmiş bir ecel, sınırlandırılmış bir süre belirledi. Her geçen gün adım adım ona doğru ilerlemekte, her geçen yıl ona daha bir yakınlaşmaktadır. Süresi dolunca da vaad ettiği bol sevapla ödüllendirmek ya da sakındırdığı azapla cezalandırmak üzere ruhunu kabzeder. Böylece kötüler en kötü işlerinin karşılığını görürler; iyiler de iyi amellerinin ödülünü en güzel şekliyle alırlar. (Necm /31) Çünkü adaleti bunu gerektirmektedir. İsimleri kutsal, nimetleri açıktır. O, yaptığından dolayı sorgulanmaz, bilakis onlar sorgulanırlar. (Enbiya /23)
Hamd Allah a ki, eğer kullarına, ardı arkası kesilmeyen minnetler ve açık seçik bol nimetler karşısında hamd etmeyi öğretmemiş olsaydı, nimetlerinde tasarruf ederler, ama O na hamd etmezlerdi; rızkından bol bol yararlanırlar, ama şükretmezlerdi. Böyle olunca da insanlık sınırlarından çıkar, hayvanlık seviyesine düşerlerdi. O zaman da yüce Allah ın Kur an da nitelendirdiği kimselerden olurlardı: Onlar hayvanlar gibidirler; hatta yolca daha şaşkındırlar. (Furkan/44)
Hamd Allah a ki, kendisini bize tanıttı; şükrünü bize ilham etti; rablığı gereği ilim kapılarını yüzümüze açtı, kendisini ihlas ile birlememize kılavuzluk etti; ilhaddan (Allah ı inkâr) ve emrinde kuşkuya kapılmaktan bizi uzak tuttu. Öyle bir hamd ki, onunla kendisine hamd eden kullarının arasında yer alalım ve rıza ve affını kazanma yarışında herkesten öne geçelim. Öyle bir hamd ki, Berzah karanlıklarını bize aydınlatsın; kabirden çıkarılmayı bize kolaylaştırsın; her nefsin kazandığıyla cezalandırılacağı, kimsenin zulme uğramayacağı (Casiye/23), hiçbir dostun dostuna bir şey kazandıramayacağı ve hiçbir yerden yardım göremeyecekleri gün (Duhan/41) tanıkların durduğu yerlerde mekânlarımızı şereflendirsin.
Öyle bir hamd ki, bizden en yüce İlliyyun a, Allah a yakın olanların gördüğü ve amellerin sayılıp yazıldığı kitaba (Mutaffifîn/20-21) yükselsin. Öyle bir hamd ki, gözler faltaşı gibi açıldığında onunla gözlerimiz aydın olsun; çehreler siyahlaşınca onunla yüzlerimiz ak olsun. Öyle bir hamd ki, onun sayesinde Allah ın acıklı ateşinden salıverilip Allah ın ikram dolu komşuluğunu kazanalım. Öyle bir hamd ki, onunla mukarreb meleklerle boy ölçüşelim ve zevali olmayan keramet yurdunda mürsel peygamberlerle birlikte olalım.
Hamd Allah a ki, yaratılışın güzelliklerini bizim için seçti; temiz rızkları bizim için çıkardı, verdiği güçle bizi bütün yaratıklarından üstün kıldı. Böylece, kudretiyle bütün yaratıkları bize boyun eğmekte; izzetiyle bize itaat etmekteler. Ve hamd Allah a ki, kendisinden başka kimseye bizi muhtaç kılmadı. O halde nasıl O na hamd etmeye güç yetirebilir, ya da ne zaman şükrünü yerine getirebiliriz Hayır, kesinlikle hiçbir zaman!
Ve hamd Allah a ki, bizde açılma ve kasılma araçları bıraktı; bizi hayat esintileriyle faydalandırdı; bizde çalışma uzuvları meydana getirdi; temiz rızklarla beslenmemizi sağladı; fazlıyla bizi zengin etti; nimetiyle bizi sermaye sahibi kıldı. Sonra itaatimizi ölçmek için bize birtakım emirler yöneltti; şükrümüzü sınamak için bizi birtakım şeylerden sakındırdı. Ama biz O nun emrettiği yoldan çıktık, sakındırdığı şeylerin içine daldık. Ancak O, bundan dolayı bizi hemencecik cezalandırmadı; acele bizden intikam almaya kalkmadı. Aksine, rahmetiyle bir lütuf olarak, bize mühlet verdi; şefkatiyle sabır ve hazımla (tövbe edip) dönmemizi bekledi.
Ve hamd Allah a ki, bize tövbe yolunu gösterdi; O nun lütuf ve fazlı olmasaydı kesinlikle ona hak kazanamazdık. Şimdi eğer O nun fazlından bir tek bu tövbeyi sayacak olsak, hakkımızdaki sınavının fevkalade güzel, bize yönelik ihsanının çok büyük, üzerimizdeki lütfunun çok yoğun olduğunu görürüz. Oysa bizden öncekiler (örneğin İsrail oğulları) hakkında tövbe hususunda böyle bir sünneti (kuralı) yoktu. Bakınız, gücümüzü aşan yükümlülükleri omuzlarımızdan kaldırmış; yalnızca güç yetirebildiğimiz şeylerle bizi yükümlü kılmış; bizden, kolay olandan başka bir şey istememiş; böylece hiçbir kimseye herhangi bir bahane ve mazeret bırakmamıştır. Dolayısıyla içimizden helak olan, (bu kadar kolaylıklara rağmen) O na muhalefet edendir; saadete eren ise, O na rağbet edendir.
Meleklerinden O na en yakın olanı, yaratıklarından katında en değerli olanı ve kendisine hamd edenlerin, indinde en beğenileni O na neyle (nasıl) hamd ettiyse, onunla Allah a hamd olsun. Öyle bir hamd (ve övgü) ki; Rabbimizin bütün yaratıklarına olan üstünlüğü gibi, diğer bütün hamdlerden üstün olsun. Sonra, bize ve geçmiş-gelecek bütün kullarına olan her bir nimetinin yerine, ilminin kuşattığı bütün şeylerin sayısıca ve o nimetlerin her birinin yerine kat kat fazlasıyla, kıyamet gününe kadar ardı arkası kesilmeksizin ebedi olarak O na hamd olsun.
Öyle bir hamd ki, erişilecek sınırı, sayılacak adedi, ulaşılacak sonu ve bitecek süresi olmasın! Öyle bir hamd ki, bizi O nun itaati ve affına kavuştursun; rızasını kazanmamıza vesile olsun; mağfiretini elde etmemize yarasın; bizi cennetine götürsün; azabından, gazabından korusun; O na itaat etmemize destek, isyan etmemize engel olsun; hakkını eda edip belirlediği vazifeleri yerine getirmemize yardımcı olsun.
Öyle bir hamd ki, sayesinde saadetli dostlarının arasında saadete erelim ve düşmanlarının kılıçlarıyla şehit düşenlerin arasında yer alalım. Hiç şüphesiz, O, nimetlerin velisidir, hamdin (övgünün) yegane sahibidir.
Resulullah´a Salat ve Selam İle İlgili Duası
Ve hamd Allah a ki, ne kadar büyük olursa olsun hiçbir şey karşısında âciz kalmayan ve ne kadar ince ve zarif olursa olsun hiçbir şeyi gözden kaçırmayan kudretiyle, peygamberi Muhammed -Allah ın salatı ona ve soyuna olsun- ile eski ümmetlere ve geçmiş asırlara değil, bize minnet koydu; böylece bizi ümmetlerin sonuncusu kıldı; inkârcılara karşı bizi tanıklar yaptı ve nimetiyle, az olanlar karşısında sayımızı çoğalttı.
Allah ım, o halde vahyinin emini, yaratıklarının seçkini, kullarının arasından seçip beğendiğin, rahmet imamı, hayır önderi ve bereket anahtarı olan Muhammed e salat eyle (derecesini yücelt); nasıl ki o kendini senin işin için adadı; bedenini senin uğruna eziyetlere maruz bıraktı; (insanları) sana doğru çağırırken yakınlarıyla açıkça çelişti; senin rızan uğruna kabilesiyle savaştı; dinini ihya etmek için akrabalarıyla ilişkisini kesti; inkâr ettikleri için yakın olanları uzaklaştırdı; sana icabet ettikleri için uzak olanları yakınlaştırdı; senin yolunda en uzak kimseleri dost edindi; en yakın kimselere düşman kesildi; elçiliğini iletmek için kendini yordu; (insanları) dinine davet etmekle kendini nice zahmetlere soktu; uğraşı, davetine muhatap olanları öğütlemek oldu; dinini aziz kılmak, güçlendirmek ve sana karşı küfre sapanlara galebe çalmak amacıyla gurbet diyarlarına; doğup büyüdüğü, yakınlarının bulunduğu, taşını, toprağını tanıdığı vatanından uzak yerlere göç etti (Medine ye hicret); ve nihayet, düşmanlara karşı elde etmek istediği başarıyı, dostların için öngördüğü sonucu tastamam elde etti. Senden medet umarak, güçsüz olduğu halde senin yardımınla güç kazanarak düşmanlarının üzerine yürüdü; evlerinin içinde onlarla savaştı; karargâhlarının tam ortasında onlara saldırdı. Derken, müşriklerin istememesine rağmen senin dinin aşikâr oldu, kelimen yüceldi.
Allah ım, senin yolunda çekmiş olduğu zahmetler karşısında O nu cennetinin en yüce derecesine yükselt. Öyle ki, derece bakımından kimse onunla eşit olmasın; makam bakımından kimse ona denk olmasın; katında hiçbir mukarreb melek ve hiçbir mürsel peygamber onunla boy ölçüşemesin. Ve onu, tertemiz Ehl-i Beyti ve mü min ümmeti hakkında kendisine vaad ettiğin güzel (kabul edilen) şefaatin en yüce mertebesiyle tanıştır. Ey vaadi geçerli olan, sözüne vefa eden; ey kötülükleri kat kat fazlasıyla iyiliklere dönüştüren (yüce Allah)! Hiç kuşkusuz, sen büyük lütuf sahibisin.
Meleklere Salat İle İlgili Duası
Allah´ım, seni tesbih etmekten bıkmayan, seni kutsamaktan usanmayan, sana ibadet etmekten yorulmayan, emrini imtisalde ciddiyetle çalışıp ihmalkârlık etmeyen, sana olan iştiyaklarından asla gaflete düşmeyen, Arşının taşıyıcılarına; kirpik kırpmadan izninin ve emrinin gelmesini bekleyen, (emrin gelince de) Sur a üfleyerek kabir rehinleri olan baygınları ayıltacak Sur sahibi İsrafil e; indinde şan-şeref sahibi olan, sana itaat ederek yüksek bir yere ulaşan Mikail e; vahyinin emini, gökler ehlinin yanında kendisine itaat edilen, nezdinde saygın olan, katında mukarreb (yakınlaştırılmış) olan Cebrail e; perdeler meleklerine müvekkel olan Ruh a (bir melek) ve senin emrinden olan Ruh a (bir başka melek) salat eyle.
Onlardan alttaki, göklerinin sakinleri, elçiliğin hususunda güvenilir olan, çalışmaktan bıkkınlık duymayan; zor işlerden yorulup yılmayan, nefsani istekleri kendilerini seni tesbih etmekten alıkoymayan, gafletler unutkanlığıyla seni ululamaktan geri kalmayan, yere bakan gözleriyle sana doğru bakmaya kasdetmeyen, çenelerini aşağı indirmiş, katındakine büyük rağbet duyan, nimetlerini anmaya aşırı derecede düşkün olan, azametinin, büyüklüğünün yüceliği karşısında alçalan; günah ehline karşı cehennemin uğultusunu görünce: Her türlü eksiklikten münezzehsin sen, sana hakkıyla ibadet etmedik söyleyen meleklerine de (salat eyle, Allah ım).
Bütün bunlara salat ettiğin gibi; rahmet meleklerine; katında yakınlık sahibi olanlara; gaybı peygamberlerine taşıyanlara; vahyinin eminleri olanlara; kendin için ayırdığın, kutsamanla kendilerini yiyip içmekten müstağni kıldığın ve gök tabakalarına yerleştirdiğin melekler kabilelerine; göklerin uçlarında vaadinin sona ermesiyle emrinin (kıyametin) gerçekleşmesini bekleyenlere; yağmur hazinelerinin bekçilerine; bulutları sevkedenlere, sevketmesiyle yıldırım seslerinin duyulup şimşeklerin çakmasına vesile olanlara; kar ve doluyu uğurlayanlara; yağmur damlalarıyla birlikte inenlere; rüzgarların hazineleriyle ilgilenenlere; yerinden oynamasın diye dağları tutmakla görevli olanlara; suların ölçüleri, şiddetli ve sağanak yağmurların ölçeğiyle tanıştırdıklarına; istenmeyen belalarla veya sevilen bollukla yeryüzüne gönderdiğin meleklerine; çok kıymetli, iyilik sever elçilerine; çok değerli, (amelleri) yazan koruyuculara; ölüm meleği ve yardımcılarına; (kabir sorgulayıcıları) Münker ve Nekir e; kabir ehlini sınava tabi tutan Ruman a; Beyt-i Ma mur etrafında tavaf edenlere; Malik e ve (cehennem) bekçilerine; Rızvan a ve cennetlerin hizmetçilerine; kendilerine emir verildiği konuda Allah a isyan etmeyen ve emredildikleri şeyi yapan (Tahrim/6) meleklere; (cennet ehline:) Selam size, sabrettiğiniz için; (dünya) yurdun(un) sonu ne güzel! (Ra d/24) diyenlere; kendilerine: Tutun onu, derhal bağlayın onu; sonra cehenneme atın onu. (Hâkka/30-31) dendiği zaman bekletmeden hemen emri yerine getiren zebanilere; anmadığımız, katındaki yerini, ne işle memur kıldığını bilmediğimiz diğerlerine; havadakilere, yerdekilere, sudakilere ve yaratıklar üzerindeki denetleyicilere, bütün bunlara her nefsin bir sürücü (melek) ve bir tanık (melek) eşliğinde geleceği gün salat eyle.
Şereflerine şeref katacak, temizliklerini artıracak bir salatla onlara salat eyle. Allah ım, meleklerine ve elçilerine salat ettiğin, bizim salatımızı da onlara ilettiğin zaman, senden gelen başarıyla onları güzellikle anmamızdan dolayı bize de salat eyle. Hiç kuşkusuz, sen çok cömertsin, üstün kerem sahibisin.
Peygamberlere Tabi Olan ve Onları Tasdik Edenlere Salatını İçeren Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, yeryüzü ehlinden peygamberlere tabi olanları; düşmanlar yalanlamalarıyla peygamberlere karşı çıktıkları zaman peygamberleri gıyaben (kalben) doğrulayanları; iman hakikatleriyle onlara gönül verenleri; Adem den Muhammed e -Allah ın salat ve selamı ona ve soyuna olsun- kadar her asır ve zamanda o asrın insanları için delil olarak gönderdiğin hidayet imamlarına, takva ehlinin önderlerine -hepsine selam olsun- uyanları kendinden bir mağfiret ve rızvanla an.
Allah ım, özellikle de Muhammed in ashabının, sahabiliği bilip hakkını eda edenlerin, ona yardımda güzel bir imtihan verenlerin, onu destekleyip himaye edenlerin, koşarak elçiliğine inananların, davetini kabulde yarışıp öne geçenlerin, Rabbinin mesajlarını duyururken kendisine icabet edenlerin; dâvâsı uğruna eşleri ve çocuklarından ayrılanların, nübüvvetini sağlamlaştırmak için babaları ve oğullarıyla savaşıp onun bereketiyle zafere ulaşanların, gönüllerinde onun sevgisini besleyerek bu sevgiyle asla zarara uğramayacak bir ticaret umanların, onun kulpuna yapışınca kabilelerinden dışlananların, ona yakınlık gölgesinde yer alınca akrabalıklarından çıkarılanların, Allah ım, bunların senin için ve senin yolunda kaybettiklerini unutma! İnsanları senin (dininin) etrafında topladıkları, Resulünle birlikte sana davet ettikleri için hoşnutluğunla onları hoşnut et. Senin yolunda kavimlerinin memleketini terkettikleri, geçim bolluğunu bırakıp geçim darlığına katlandıkları için onları ve dinini yüceltmek için sayılarını çoğalttığın mazlumları mükâfatlandır.
Allah ım, onları (ashabı) güzellikle izleyip, Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. (Haşr/10) diyen; onların yolunda yürüyen, onların yöneldiği yöne yönelen; onların mizaç ve meşreplerine göre hareket eden, hiçbir şüphe kendilerini onların basiretlerinden (inançlarından) geri çeviremeyen; onların izinde yürümekte, hidayet meşalelerine uymakta kuşkuya düşmeyen; onlara yardım eden; dinlerini din edinen; hidayetleriyle hidayet bulan; onlarla ittifak içinde olan; onları (Peygamber den) kendilerine ilettiklerinde itham etmeyen tabiîne de en iyi ödülünü ver.
Allah ım, günümüzden kıyamet gününe kadar gelip geçecek olan tabiîne, onların eşlerine ve soylarına, içlerinden sana itaat edenlere salat eyle. Bir salat ki, onunla onları sana karşı gelmekten koruyasın; cennet bahçelerinde yerlerini genişletesin; şeytanın tuzağına düşmelerine engel olasın; senden medet umdukları iyi işlerde kendilerine yardımcı olasın; onları, ansızın hayırlı bir haberle kapıyı çalan hadiselerin dışında, gece gündüz demeyip beklenmedik bir zamanda baskın yapan felaketlerden koruyasın; onları rahmetine ümitli olmaya, katındakini arzu etmeye, kulların elindeki şeyler konusunda kötü yargılı olmamaya sürükleyesin. Böylece de onları sana rağbet etmeye ve senden korkmaya yöneltesin; dünya hayatına aldırışsız kılasın; onlara ahiret için çalışmayı, ölümden sonrası için hazırlanmayı sevdiresin; canların bedenlerden çıkacağı gün karşılaşacakları her zorluğu onlara kolaylaştırasın; onları korkunç fitnelerin meydana getireceği durumlardan, cehennemin kavurucu ateşinden, orada sürekli kalmaktan kurtarasın; onları takva ehlinin güvenli dinlenme yerlerine (cennete) yerleştiresin!
Dostları Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey azametinin şaşılacak harikaları bitmek bilmeyen (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve bizi azametin hakkında eğriliğe sapmaktan koru.
Ey saltanatının süresi sona ermeyen (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve boyunlarımızı ceza ve ukubetinden azad et.
Ey rahmetinin hazineleri tükenmeyen (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve rahmetinden bizim için de bir pay ayır.
Ey gözlerin görmekten âciz olduğu (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve bizi kurbuna (yakınlığına) yaklaştır.
Ey mertebesi yanında diğer bütün mertebeler küçük kalan (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve bizi katında değerli kıl.
Ey haberlerin iç yüzü indinde aşikâr olan (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve bizi yanında rüsvay etme.
Allah ım, bağışınla, bizi bağışta bulunanların bağışlarından müstağni kıl; ilişkilerini keserek bizi yalnızlığa itenlere karşı ihsan ve ikramınla bizi koru ki, senin bağışınla başka hiçbir kimseye rağbet etmeyelim ve senin lütuf ve fazlınla hiçbir kimsenin uzaklaşmasıyla yalnızlığa itilmeyelim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizim aleyhimize değil, lehimize plan düzenle; zararımıza değil, yararımıza tuzak kur; bizi muzaffer kıl, bize karşı (kimseyi) zafere ulaştırma.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi kendin koru; bizi kendinle koru; bizi kendine doğru hidayet et; bizi kendinden uzaklaştırma. Çünkü senin koruduğun daima esenlik içinde olur; hidayet ettiğin bilir; kendine yakınlaştırdığın büyük bir kazanç elde eder.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi zamanın acımasız felaketlerine, şeytanın kötü tuzaklarına, sultanın acı saldırısına karşı koru.
Allah ım, yetinenler senin gücünün fazlıyla yetinirler; o halde Muhammed ve âline salat eyle ve bize yet. Bağışta bulunanlar, senin bağışının fazlasıyla bağışta bulunurlar; o halde Muhammed ve âline salat eyle ve bize bağışta bulun. Hidayet bulanlar, senin yüzünün nuruyla hidayet bulurlar; o halde Muhammed ve âline salat eyle ve bizi (doğru yoluna) hidayet et.
Allah ım, sen kime yardım ettiysen, artık kimse onu zelil ve hor edemez; kime verdiysen, artık kimse ondan bir şey eksiltemez; kimi doğru yola hidayet ettiysen, artık kimse onu şaşırtamaz, saptıramaz. O halde Muhammed ve âline salat eyle ve izzetinle bizi kullarından (gelecek zararlardan) koru; yardımınla bizi senden başkasından müstağni kıl; yol göstermenle bizi hak yolda yürüt.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kalplerimizin selametini azametini anmakta, bedenlerimizin rahatını nimetlerine şükretmekte karar kıl ve dillerimizi minnetlerini anlatmak için aç.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi sana doğru çağıran davetçilerden; sana doğru kılavuzluk eden hidayetçilerden et; katında özel bir yeri olan kullarından kıl. Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sabah ve Akşam Vakitlerinde Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Hamd Allah a ki, gücüyle gece ve gündüzü yarattı; kudretiyle aralarında ayrıcalık koydu; her biri için belli bir sınır, belli bir süre tayin etti; geceyi gündüzün, gündüzü de gecenin içine sokar. Kullarının beslenme ve gelişmesini sağlamak için O nun bir planıdır bu. Yorucu hareketler ve meşakkatli işlerin ardından dinlenmeleri için geceyi yarattı; uyuyup dinlenerek güç ve enerji biriktirmeleri, ayrıca lezzet ve şehvetlerine ulaşmaları için onu bir örtü kıldı. Gündüzü de onlar için aydınlık kıldı ki, Allah ın fazlından nasiplerini arasınlar; rızkını elde etmek için çalışıp çabalasınlar; dünya ihtiyaçlarına ulaşıp ahiret mutluluğunu kazanmak için arzında dolaşsınlar. Böylece Allah, onların durumlarını düzeltir; onları imtihan eder; itaat zamanlarında, farzlarının söz konusu olduğu yerlerde ve hükümlerinin uygulanması gerektiği durumlarda nasıl davrandıklarına bakarak, kötü işler yapanları işledikleriyle cezalandırır; güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirir. (Necm/31)
Allah ım, hamd sana mahsustur. Çünkü sabahı sen bizim için yarıp çıkardın; gündüzün ışığından sen bizi yararlandırdın; rızkların aranacağı yerleri sen bize öğrettin; bela ve afetlerden sen bizi korudun. Böylece biz ve tüm şeyler; gök, yer ve onlarda bulunan canlı cansız, hareketli hareketsiz, havada yükselen, yer altında gizli bulunan her şey senin olduk; senin yed-i kudretinde mülkünün ve saltanatının kapsamına girdik; iradenle bir araya geldik; emrin doğrultusunda bir şeyler yapabilmekte, tedbirin yönünde hareket etmekteyiz. Senin hükmettiğinden başka bir durum ve senin verdiğinden başka bir hayır bizim için söz konusu değildir, olamaz da.
(Allah ım,) Bu (gün), yeni bir gündür; tanıklık etmeye hazır bir şahittir. Güzel işler yaparsak övgüyle bizimle vedalaşır; kötü işler yaparsak yergiyle bizden ayrılır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onunla (günle) iyi birlikteliği bize nasip et; bir suç işleyerek, küçük veya büyük bir günaha mürtekip olarak kötü bir şekilde ondan ayrılmaktan bizi koru. Bize bu günde bol bol iyilikler yaz; kötülüklerden arındır ve onun (günün) iki ucunun arasını hamd, şükür, mükâfat, birikim, lütuf ve ihsan ile doldur.
Allah ım, pek değerli yazıcı meleklerine bizden yana çekecekleri zahmeti kolaylaştır; amel defterlerimizi iyiliklerimizle doldur; bizi onların yanında rüsvay etme.
Allah ım, bize bu günün saatlerinin her bir saatinde kullarından bir pay, şükründen bir nasip ve meleklerinden bir doğruluk tanığı ayır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi önümüzden, arkamızdan, sağımızdan, solumuzdan ve bütün yönlerimizden koru. Bu koruman, bizi sana karşı günah işlemekten alıkoysun, sana itaat etmeye sevketsin, sevgini celbetsin.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi bu günümüzde, bu gecemizde ve bütün günlerimizde hayrı işlemeye, şerri terketmeye, nimetlere şükretmeye, sünnetlere uymaya, bid atlerden kaçınmaya, marufu (iyiliği) emretmeye, münkerden (kötülükten) sakındırmaya, İslam ın bekçiliğini yapmaya, batılı kınayıp horlamaya, hakkı destekleyip yüceltmeye, yolunu şaşırmışa doğruyu göstermeye, güçsüze yardımcı olmaya, mağdurun imdadına koşmaya muvaffak et.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bu günü yaşadığımız en kutlu gün, birlikte olduğumuz en üstün arkadaş ve geçirdiğimiz en hayırlı vakit kıl. Bizi bütün yaratıklarının arasında üzerlerinden gece ve gündüz geçen en hoşnut, verdiğin nimetlere en çok şükreden, koyduğun yasalara uymakta en sebatlı ve sakındırdığın yasaklardan en çok kaçınan kullarından kıl.
Allah ım, ben bu günde, bu saatte, bu gecede ve bulunduğum bu yerde, seni tanık tutuyorum ve tanık olarak sen yetersin; göğü, yeri, onlarda yerleştirdiğin meleklerini ve diğer yaratıklarını da tanık tutuyorum ki, ben şuna şehadet etmekteyim: Sen Allah sın, senden başka ilah yoktur; adaleti ayakta tutarsın; hükmünde adilsin; kullarına şefkatlisin; mülkün maliki ve sahibisin; yaratıklarına pek merhametlisin. (Yine şehadet etmekteyim ki:) Muhammed senin kulun, resulün ve yaratıkların içinde seçip beğendiğin kimsedir. Peygamberlik görevini ona yükledin, layıkıyla yerine getirdi; ümmetini öğütlemesini emrettin, öğütledi.
Allah ım, yaratıklarından herhangi birine ettiğin en çok salatı Muhammed ve âline eyle; kullarından herhangi birine verdiğin en iyi şeyi bizden taraf ona ver ve peygamberlerinden herhangi birine ümmetinden taraf verdiğin en iyi ve en değerli ödülü bizden taraf ona ver. Hiç şüphesiz, sen, büyük nimetlerle ihsan edensin; büyük günahları bağışlayansın; sen her merhametliden daha merhametlisin. O halde, Muhammed ve onun tertemiz, seçkin ve asil soyuna salat eyle.
Önemli Bir İş Veya Üzücü Bir Durumla Karşılaştığında ve Üzüntülü Zamanlarda Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey (yüce Allah) ki, mihnet düğümleri seninle çözülür; ey ki, zorluklar sınırı seninle aşılır; ey ki, kurtuluş ferahlığına seninle kavuşulur! Kudretin karşısında güçlükler kolaylaşmış, lütfunla sebepler sebep oluvermiş, kudretinle kaza ve kaderin cari olmuş ve her şey iraden doğrultusunda gelip geçmiştir. Her şey, söylemene gerek kalmadan sırf meşiyetinle emir almakta, nehyine ihtiyaç duyulmadan sakınmakta. Önemli işler için çağrılan sensin; musibetlerde sığınılacak sensin; felaketleri defedecek olan sensin; sıkıntıları giderecek olan sensin.
Ey Rabbim, ağırlığı altında ezildiğim felaketler üzerime çökmüş; tahammülü çok güç olan musibetler gelip çatmış bana. Bunları kudretinle bana getirmiş, saltanatınla bana yöneltmişsin. Senin getirdiğini kimse götüremez; senin yönelttiğini kimse geri çeviremez; senin kapattığını kimse açamaz; açtığını kimse kapatamaz; zorlaştırdığını kimse kolaylaştıramaz; hor ve zelil kıldığına kimse yardım edemez.
O halde ey Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle ve lütfunla kurtuluş kapısını yüzüme aç; gücünle üzüntü ve kederin üzerimdeki sultasını kır; şikâyetçi olduğum hususta bana bakışını güzelleştir; dilendiğim konuda ihsanının tatlılığını bana tattır; bana kendi katından bir rahmet ve afiyet dolu bir rahatlık ver; bana kendi indinden acil bir kurtuluş yolu belirle; beni gamlanıp kederlenmekle meşgul ederek farzlarını yerine getirmekten, sünnetini uygulamaktan alıkoyma.
Ey Rabbim, artık inen belalara dayanamaz oldum; gelip çatan musibetlere katlanmaktan üzüntüyle dolup taştım. Sen, duçar olduğum sıkıntıyı gidermeye, içine düştüğüm durumu ortadan kaldırmaya kadirsin. O halde, hakketmesem de bunu bana yap; ey büyük Arşın sahibi, ey bol nimetlerin sahibi! Senin (her şeye) gücün yeter; ey merhametlilerin en merhametlisi! Âmin, ya Rabbe l-âlemin.
Sevilmeyen Şeyler, Kötü Ahlak ve Çirkin İşlerden Allah´a Sığınmakla İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah´ım; hırsın kabarmasından, öfkenin sersemliğinden, hasedin galebesinden, sabrın zayıflığından, kanaatin azlığından, huyun kötülüğünden, şehvetin azmasından, bağnazlığın sultasından, nefsin tutkusuna uymaktan, hidayete karşı çıkmaktan, gaflet uykusundan, zorluklara düşmekten, batılı hakka yeğlemekten, günahlara ısrarla devam etmekten, günahı küçümsemekten, itaati büyük görmekten, zenginlerin övünmesinden, fakirleri hor görmekten, elimizin altındakilere kötü davranmaktan, bize iyilik yapanlara teşekkürü terketmekten, zalime yardımcı olmaktan, mazlumu yalnız bırakmaktan, hakkımız olmayan bir şeyi istemekten ve bilgisiz konuşmaktan sana sığınırım.
Birini aldatma düşüncesini taşımaktan, amellerimizden dolayı kendimizi beğenmişlikten, uzun arzularla kendimizi avutmaktan sana sığınırız.
İçimizin kötülüğünden, küçük günahı önemsememekten, şeytanın bizi kuşatmasından, zamanın başımıza dert açmasından ve sultanın bizi ezmesinden sana sığınırız.
Saçıp savurmaktan ve yetecek kadar rızkı bulamamaktan sana sığınırız.
Düşmanları sevindirecek bir durumdan, denklerimize muhtaç olmaktan, sıkıntılı geçimden ve (ahirete götürecek bir) azık olmaksızın ölmekten sana sığınırız.
(Kıyametteki) En büyük teessüften, (din hususunda söz konusu olan) en büyük musibetten, en acı bedbahtlıktan, kötü dönüşten, sevaptan mahrum kalmaktan ve azaba duçar olmaktan sana sığınırız.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve rahmetinle beni ve kadın-erkek tüm mü minleri bütün bunlardan koru, ey merhametlilerin en merhametlisi.
Yüce Allah´tan Bağışlanma İstemiyle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah´ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi sevdiğin tövbeye muvaffak et; sevmediğin günah alışkanlığından kurtar.
Allah´ım, din veya dünya ile ilgili iki eksiklikle karşılaştığımız zaman eksikliği, fani oluşu çok hızlı olan (dünya) ile ilgili kıl; bekası çok uzun olan (din) hususunda da tövbeyi bize nasip et. (Allah ım,) Biri seni bizden razı edecek, diğeri de seni bize karşı gazaba getirecek iki işe azmettiğimiz zaman bizi, seni bizden razı edecek işe yönelt ve seni bize karşı gazaba getirecek fiilde gücümüzü gevşet. Böyle durumlarda bizi kendi nefsimizin seçimiyle baş başa bırakma. Çünkü o, senin başarıya ulaştırdığının dışında, batılı seçer; senin esirgediğinin dışında, kötülüğü emreder.
Allah´ım, hiç kuşku yok, sen bizi güçsüz bir şeyden yarattın; güçsüzlük üzere bina ettin ve yaratılışımızı hakir bir sudan başlattın. O halde, bizim bir gücümüz varsa, ancak senin gücünden kaynaklanmakta, senin yardımına dayanmaktadır.
Öyleyse, kendi başarınla bize yardım et; kendi ıslahınla bizi ıslah et; kalp gözümüzü sevginle bağdaşmayan şeye kapa ve uzuvlarımızdan hiçbirini günahlara daldırma.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kalplerimizin gizli niyetlerini, uzuvlarımızın hareketlerini, gözlerimizin işaretlerini ve dillerimizin konuştuğu sözleri sevabını gerektiren şeylerle ilgili kıl ki, mükâfatını hakkedecek bir iyiliği kaçırmayalım; cezalandırmanı gerektirecek bir kötülüğü de işlemeyelim.
Yüce Allah´a Sığınmakla İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, dilersen lütfunla bizi affedersin; dilersen adaletinle bize azap edersin. O halde, nimetinle affını bizim için kolaylaştır ve mağfiretinle bizi azabından kurtar. Çünkü gerçek şu ki, bizim adaletine dayanacak gücümüz yoktur; affın olmadan hiçbirimiz kurtulamayız.
Ey ganilerin ganisi (yüce Allah), işte kulların! Önünde durmuşlar (fazlını ve lütfunu ummaktalar) ve ben, sana muhtaç olanlar içerisinde en çok ihtiyacı olanım. O halde, geniş rahmetinle yoksulluğumuzu gider; rahmetini bizden esirgeyerek bizi ümitsizliğe düşürme. Aksi takdirde seninle mutlu olmak isteyeni bedbaht etmiş, fazlından yardım umanı mahrum bırakmış olursun. O zaman da senden başka kime yönelebilir, kapından başka hangi kapıya gidebiliriz ki !
Sen (her türlü eksiklikten) pâk ve münezzehsin; biz ise dualarına icabet etmeyi söz verdiğin çaresizleriz; sıkıntılarını gidermeyi vaad ettiğin sıkılmışlarız. Ve sen, rahmetini dileyenden rahmetini esirgemez, senden medet umanı medetsiz bırakmazsın! Çünkü bu, iradenle uyuşmaz, büyüklüğüne yakışmaz. O halde, sana yalvarıp yakarmamıza (bakarak bize) acı ve kapına geldiğimiz için (lütfunla) bizi zengin kıl.
Allah ım, sana isyan etmek üzere şeytana uyunca o, üstümüze güldü. Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve senin için onu (şeytanı) terkettikten, ondan yüz çevirip sana yöneldikten sonra tekrar onu üstümüze güldürme.
Güzel Akıbet İstemiyle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey, anılması ananlar için şeref olan; ey, şükrü şükredenler için zafer olan ve ey, itaati itaat edenler için kurtuluş olan (yüce Allah), Muhammed ve âline salat eyle ve kalplerimizi seni anmakla diğer anmalardan, dillerimizi sana şükretmekle diğer şükürlerden ve uzuvlarımızı sana itaat etmekle diğer itaatlerden alıkoy. Şayet bizim için işten artakalan boş bir zaman mukadder ettiysen, onu selamet boş zamanı kıl, ondan bir günah veya bir yorgunlukla ayrılmayalım. Böylece, kötülükleri yazan melekler, kötülüklerimizin anılmadığı tertemiz bir sayfayla ve iyilikleri yazan melekler de, yazdıkları iyiliklerimizle bizden hoşnut olarak geri dönsünler.
(Allah ım,) Muhammed ve âline salat eyle ve Hayatımızın günleri bittiği, ömrümüzün süresi sona erdiği ve kabul etmekten başka çaremiz olmayan kaçınılmaz davetin (ölüm) gelip çattığı zaman, amellerimizi yazan meleklerin bizden kaydettikleri son ameli, kabul olmuş bir tövbe kıl ki, artık işlediğimiz bir günah veya isyandan dolayı bizi hesaba çekmeyesin.
(Rabbim,) Kullarını hesaba çektiğin gün tanıkların (melekler, peygamberler ve imamlar) gözleri önünde günahlarımızı örttüğün perdeyi açarak bizi rezil etme. Hiç kuşkusuz sen, sana yalvarana pek merhametlisin; seni çağıranı cevapsız bırakmazsın.
Günahları İtiraf Edip Yüce Allah´a Dönüş İstemi Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, senden (bir şey) istememe üç haslet engel oluyor; bir haslet de senden (bir şey) istemeye itiyor beni.
(Rabbim,) Yerine getirmediğim, getirmekte ağır davrandığım emirlerine, tereddüt etmeden işlediğim yasaklarına ve şükrünü eda etmekte kusur ettiğim nimetlerine bakınca, senden (bir şey) istemeye utanıyorum. Sana yönelenlere, hüsnü zanla dergâhına gelenlere olan lütuf ve fazlını görünce de, senden istekte bulunmaya cüret ediyorum. Çünkü, senin bütün ihsanların bir lütuf, bütün nimetlerin karşılıksız bir bağıştır.
Ey mâbudum, şimdi ben, zilletle boyun eğmiş bir halde izzet kapının önünde durmuş, çoluk çocuğu çok, fakr-u zaruret içindeki biri gibi utanarak senden (lütuf ve merhametini) dileniyorum ve itiraf ediyorum ki, bana ihsanda bulunduğun zaman sana karşı gelmemeye gayret etmekten başka bir şey yapmış değilim ve hiçbir zaman da senin lütuf ve fazlından mahrum kalmamışım.
Şimdi ey Rabbim, katında kötü şeyler kazandığımı ikrar etmek, bana bir yarar sağlar mı Çirkin işler yaptığımı itiraf etmek, beni senden (senin azabından) kurtarır mı Yoksa, bulunduğum durum itibariyle gazabını mı hakkettim ! Yoksa seni çağırırken gazabınla mı cevap vereceksin !
Seni tenzih ediyorum! Tövbe kapısını yüzüme açık bıraktıktan sonra senden ümit kesmem. Aksine, günahları büyük, bahtı dönmüş, amel zamanının bittiğini, ömrünün sona erdiğini görüp senden kurtulamayacağını, senden kaçamayacağını anlayınca, tertemiz bir kalple sana dönüp ihlasla tövbe eden, sonra da karşında eğilip bükülerek, başını aşağı salarak, korkudan dizleri titreyerek gözyaşları suratını ıslatmış bir halde kısık bir sesle seni çağıran, sana yalvaran, kendine zulmetmiş, Rabbinin saygınlığını küçümsemiş hakir bir kul gibi; ey merhametlilerin en merhametlisi; ey merhamet arayanların yöneldiği en merhametli zat; ey mağfiret dileyenlerin etrafında dolaştığı en şefkatli Zât-ı Kibriya; ey affı cezalandırmasından çok olan; ey rızası gazabından bol olan; ey güzel affıyla yaratıklarına minnet koyan; ey kullarını tövbelerinin kabul olacağına alıştıran; ey kötülerin tövbeyle ıslah olmalarını sağlayan; ey kullarının az amellerine razı olan; ey onların az amellerine çok mükâfat veren; ey dualarına icabet etmeyi onlar için tazmin eden ve ey lütfuyla onlara en iyi ödülü vereceğini vaad eden (yüce Allah)! diyerek seni çağırırım, sana yalvarırım. Çünkü ben, sana isyan edip de bağışladığın en isyankâr, mazeret gösterip de mazur gördüğün en kötü ve tövbe edip de tövbesini kabul ettiğin en zalim kişi değilim.
Buradan sana yönelerek, kaçırdığı fırsatlara pişman olan; devşirdiği günahlardan korkan; yaptıklarından utanç duyan; senin indinde büyük günahı affetmenin büyük bir şey olmadığını, bunun sana göre kolay bir iş olduğunu, hadsiz hesapsız suçlara göz yumabileceğini bilen ve sana en sevimli kulun; sana karşı büyüklük taslamayı terkeden, günahlardan sakınan ve sürekli bağışlanma talebinde bulunan kul olduğunun bilincinde olan biri olarak tövbe ediyorum.
(Ey Rabbim,) Büyüklük taslamaktan, günahlara devam etmekten sana sığınırım. Kusur ettiğim hususlarda senden bağışlanmamı dilerim. Âciz olduğum, güç yetiremediğim konularda senden yardım isterim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve üzerime farz ettiklerini bana bağışla; hakkettiğim cezalandırmalarından beni kurtar; günah ehlinin korktuğu (cehennem azabı)ndan bana güvence ver. Çünkü sen, af ile dolusun; mağfiret için umulansın; bağışlama ile tanınmışsın; hacetimi senden başka kimseden dilemem; günahımı senden başka bağışlayacak olan yoktur. Her türlü eksiklik sıfatından münezzehsin sen. Senden başka kimse bana zarar veremez, senden başka kimseden korkmam. Hiç şüphesiz, sen takva ehlisin; mağfiret ehlisin. Muhammed ve âline salat eyle ve hacetimi gider, dileğimi kabul et; günahımı bağışla, korkumu güvene çevir. Hiç kuşku yok, sen her şeye kadirsin ve bunlar sana pek kolaydır. Âmin, ya Rabbe l-âlemin.
Yüce Allah´tan Hacetleri İsteme Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, ey hacetlerin isteneceği son merci; ey isteklerin katında elde edilebileceği tek kimse; ey nimetlerini parayla satmayan; ey bağışlarını minnet ederek bulandırmayan; ey kendisiyle ihtiyaçlar giderilen, onsuz ihtiyaç giderilemeyen; ey kendisine rağbet edilen, kendisinden yüz çevrilmeyen; ey hazinelerini dilenmeler tüketmeyen; ey hikmetini vesileler değiştirmeyen; ey muhtaçların hacetleri kendisinden kesilmeyen ve ey dua edenlerin duası kendisini zahmete düşürmeyen (yüce Allah)! Yaratıklarına muhtaç olmamakla övünmüşsün ve de öylesin, onlara hiçbir ihtiyacın yoktur. Onları da muhtaçlıkla nitelemişsin ve de öyledirler, her yönleriyle sana muhtaçtırlar.
Kim ihtiyaç gediklerini senin katından kapamak ister ve seninle fakirliğini gidermeye azmederse, hiç kuşkusuz, hacetini, bulabileceği yerde aramış, dileğine kavuşabileceği yöne yönelmiştir.
Kim de, hacetini yaratıklarından herhangi birine götürür veya senden bağımsız olarak onu, hacetinin giderilmesi noktasında sebep kabul ederse, hiç şüphesiz, kendini yoksunluğa maruz bırakmış, senin lütuf ve ihsanını kaybetmeyi hakketmiştir.
Allah ım, benim, kendi çabamla ulaşamayacağım, kendi planlarımla elde edemeyeceğim bir hacetim var ki, nefsimin aldatmasıyla onu, hacetlerini sana getiren, dileklerinde sana muhtaç olan (kendim gibi) birine götürdüm. Bu da hatakârların hatalarından bir hata, günahkârların sürçmelerinden bir sürçmedir. Sonra, senin hatırlatmanla gafletimden uyandım; verdiğin başarıyla hatamın farkına vardım; yardımınla sürçmemden geri döndüm ve: Rabbim her türlü eksiklik sıfatından münezzehtir! Muhtaç biri, (kendisi gibi) muhtaç birinden nasıl bir şey dilenebilir ! Yoksul biri, (kendisi gibi) yoksul birine nasıl rağbet edebilir ! dedim.
Onun için rağbetle sana geldim; güvenle ümidimi sana getirdim ve bildim ki, senden dilediğim şeyler ne kadar çok olsa da, zenginliğinin yanında az kalır; senden istediğim şey ne kadar büyük olsa da, geniş rahmetinin yanında küçük kalır; keremin, kimsenin dilenmesinden dolayı daralmaz; bağışlarla tanıdığımız elin her elin üstündedir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat et ve bana, hak kazanma esasına dayanan adaletinle değil, lütuf ve ihsana dayalı kereminle muamele et. Çünkü ben, eli boş geri çevrilmeyi hakkettiği halde, sana rağbet edip de kendisine bağışta bulunduğun ilk kişi değilim; mahrum bırakılması gerektiği halde, senden (rahmetini) dilenip de kendisine lütufta bulunduğun ilk kimse de değilim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve duama icabet et; çağrıma yakın ol; sızlamama acı; sesimi işit; sana olan ümidimi kesme; beni sana bağlayan sebebi (dua bağını) koparma; bu ve diğer hacetlerimde beni kendinden başkasına yöneltme ve bana zoru kolaylaştırarak, bütün işlerde hakkımdaki takdirini güzelleştirerek, oturduğum yerden kalkmadan önce istediğimi başarıyla sonuçlandırarak hacetimi gider, dileğime kavuştur beni. Böylece beni, velayetin ve koruman altına al. Muhammed ve âline ardı arkası kesilmeyen, süresinin bitimi olmayan, günden güne artan, kalıcı bir salatla salat eyle ve bunu dileğimi elde etmem için bir yardımcı sebep kıl. Hacetlerimden biri de...
(Burada hacetini dile getirir, sonra secde eder ve secdede şöyle dersin:)
(Ey Rabbim,) Fazlın yalnızlığımı gidermiş, ihsanın bana kılavuzluk etmiştir. O halde, kutsal zatın ve Muhammed ile Ehl-i Beytinin -salatın onlara olsun- hürmetine, beni istediğini elde edememiş, ümitleri boşa çıkmış bir halde dergâhından geri çevirme.
Haksızlığa Uğradığı Veya Zalimlerden Hoşlanmadığı Bir Davranış Gördüğü Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey zulümden şikâyetçi olanların halinden haberdar olan; ey onların başlarına gelenlerden haberdar olabilmek için tanıkların tanıklıklarına ihtiyacı olmayan; ey yardımı mazlumlara yakın olan ve ey desteği zalimlerden uzak olan (yüce Allah); verdiğin nimetlerin şımarıklığıyla ve yaptıklarından dolayı kendisini hemencecik cezalandırmamana aldanarak falan oğlu filanın bana yaptığı haksızlığı, hakareti gördün, bildin. Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kuvvetinle bana zulmedeni ve düşmanımı bana zulmetmekten alıkoy; kudretinle onun bana karşı düşmanlığının keskinliğini kır; (benimle uğraşmaya zaman bulmayacak şekilde) onu meşgul et ve onu düşmanlarına karşı âciz, güçsüz kıl.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana zulmetmeyi düşmanıma kolaylaştırma; ona karşı bana güzel yardımını esirgeme; onun gibi davranmaktan beni koru ve beni onun düştüğü duruma düşürme.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve düşmanıma olan öfkemin şifası, ona duyduğum kinin yatıştırıcısı olarak ona karşı bana peşin bir imdatta bulun.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve düşmanım tarafından uğradığım zulme karşılık affını, gördüğüm kötü muameleye karşılık da rahmetini halime şamil kıl. Çünkü, gazabının dışında, hoşlanılmayacak her şey küçüktür; öfkenin yanında, başa gelecek her musibet aynıdır.
Allah ım, zulme uğramamı bana sevdirmediğin gibi, zulmetmekten de koru beni. Allah ım, senden başka kimseye şikâyette bulunmam. Senin dışında hiçbir hükümdardan yardım istemem. Pâk ve münezzehsin sen! O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve duamı icabetle buluştur; şikâyetimi durumumda değişiklik yaparak ortadan kaldır.
Allah ım, adaletinden ümidimi yitirmekle beni imtihan etme. Hasmımı da bana zulmetmeyi sürdürmeye ve hakkımı elimden almaya teşvik olacak şekilde cezalandırmandan emin kılmakla sınama. Onu en kısa zamanda zalimlere vaad ettiğin cezayla tanıştır. Beni, zorda kalanlara söz verdiğin imdadınla buluştur.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni yararıma ve zararıma olan hükmü kabul etmeye muvaffak et. Beni, bana verdiğine de, benden aldığına da razı kıl. Bana en doğru olanı göster ve (hiçbir tehlikesi olmayan) en salim işe ata.
Allah ım, şayet bana zulmeden adamdan hakkımı ve intikamımı almayı, hasımların bir araya getirilip aralarında kesin hüküm verileceği güne (kıyamete) ertelemeyi benim için seçmiş isen, o zaman Muhammed ve âline salat eyle ve samimi bir azim ve sürekli bir sabırla bana yardım et; kötü arzulardan, tamah ehlinin ihtirasından beni uzak tut; (ahirette) benim için biriktirdiğin sevabı, düşmanım için hazırladığın azabı gönlümde canlandır; bunu hükmettiğinle yetinmeme, seçtiğine güvenmeme sebep kıl. Âmin, ya Rabbe l-âlemin. Hiç kuşkusuz sen, büyük lütuf sahibisin ve sen her şeye kadirsin.
Hastalandığı Veya Bir Musibet ve Belayla Karşılaştığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, geçmişte hep yararlandığım beden sağlığından dolayı hamd sana mahsustur. Vücudumda meydana getirdiğin illetten dolayı da övgü yine sana özgüdür. Çünkü, ey Rabbim, şu iki durumdan hangisi için sana daha çok şükretmem gerektiğini ve şu iki vakitten hangisi için sana daha çok hamd etmem icap ettiğini bilemiyorum: Temiz rızklarından afiyetle istifade etmemi, rızanı ve fazlını elde etmek için neşeyle çalışmamı ve yerine getirmeye muvaffak kıldığın itaatlere güç yetirebilmemi sağlayan sıhhat zamanı için mi Yoksa günahlardan temizlenmeme, üzerimdeki hatalar yükünün hafiflemesine, içine gömüldüğüm kötülüklerden kurtulmama, tövbe etme gerekliliğini anlamama ve günahların üzerimde bıraktığı izleri silmem gerektiğini hatırlamama yarayan illet zamanı için mi Hele bunlara, bir de hiçbir zahmet çekmediğim, sırf senden bir lütuf ve ihsan olarak iki yazıcı meleğin benim için yazdıkları temiz ameller eklenirse (o zaman bu iki durumdan hangisinin daha hayırlı olduğunu anlamak daha bir güç olur).
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve benim için razı olduğun şeyi bana sevdir; üzerime indirdiğin (musibet)i bana kolaylaştır; geçmişteki pisliklerimden beni temizle; eski kötülüklerimin üzerimdeki izlerini sil; sağlığın tatlılığını bana göster; selametin serinliğini bana tattır ve hastalığımdan çıkışımı affına, düşüşümden kalkışımı bağışlamana, üzüntümden kurtuluşumu sevincine, bu zorluğu aşmamı genişliğe yönelik kıl. Hiç kuşkusuz sen, karşılıksız iyilik yapan, hakketmeden nimet veren, çok bağışta bulunan, büyüklük ve yücelik sahibi kerimsin.
Günahlarının Bağışlanması ve Kusurlarının Affedilmesi İçin Yalvardığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, ey rahmetinden günahkârların medet umduğu; ey darda kalanların ihsanını anmaya sığındığı; ey korkusundan hatalıların şiddetle ağladığı; ey kimsesi olmayan garibin munisi; ey her gamlı tasalının ferahlığı; ey yardımsız bırakılmış yalnızların imdadı; ey dışlanmış muhtaçların destekçisi! Sen, rahmeti ve ilmiyle her şeyi kuşatansın. Sen, her yaratığa nimetlerinden bir pay ayıransın. Sen, affı cezalandırmasından üstün olansın. Sen, rahmeti gazabının önünde koşansın. Sen, ihsanı, eli boş geri çevirmesinden çok olansın. Sen, rahmetinin genişliğine bütün yaratıkların sığdığı Zât-ı Kibriya sın. Sen, ihsanda bulunduğundan karşılık beklemeyensin. Sen, kendisine karşı geleni cezalandırmakta aşırı gitmeyensin.
Ben ise, ey Rabbim, Çağrına icabet ettim, emrine boyun eğdim diyen, dua etmekle görevlendirdiğin kulunum. (Zelilliğinin ifadesi olarak) Önünde yerlere kapanmış, hatalarından dolayı sırtında ağır bir yük taşıyan, ömrünü günahlarda tüketen, karşı gelinecek biri olmadığın halde cahilliğiyle sana karşı gelen bir zavallıyım. Şimdi sen, ey Rabbim, sana yalvarıp yakarana acıyacak mısın ki, ben de çokça yalvarıp yakarayım ! Veya sen, (korkundan) ağlayanı bağışlayacak mısın ki, ben de hemen ağlayayım ! Ya da sen, zelilce yüzünü toprağa sürenin hatalarını affedecek misin ! Yahut sen, sana güvenerek fakirliğinden sana yakınanı zenginleştirecek misin !
İlahi, senden başka ihsanda bulunacak birini tanımayanın ümidini boşa çıkarma. Senden başka ihtiyacını giderecek birini bilmeyeni yardımsız bırakma. İlahi, Muhammed ve âline salat eyle ve sana gelmişken benden yüz çevirme. Senden dilemişken beni yoksun bırakma. Dikilip önünde durmuşken alnıma vurarak beni geri çevirme. Sen, kendini merhametle vasıflandırmışsın. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana merhamet et. Sen, kendini affedicilikle adlandırmışsın. O halde beni affet.
İlahi, korkundan akan gözyaşlarımı, haşyetinden çarpan kalbimi ve heybetinden titreyen bedenimi görüyorsun. Yaptıklarımdan dolayı senden utanç duymaktayım. Bu yüzden sana yalvarırken sesim kısık, seni çağırırken dilim tutuktur.
Ey Rabbim, hamd sana mahsustur. Nice ayıbımı örtüp beni rüsvay etmedin. Nice günahlarımı gizleyip beni teşhir etmedin. Nice çirkin işler işledim, ama sen onların üzerindeki perdeyi açmadın; onların çirkinlik ve rezillik gerdanlığını boynuma takmadın; ayıplarımı arayan komşularıma ve bana verdiğin nimetleri kıskananlara onları bildirmedin. Ancak bunca lütuf ve şefkatine rağmen yine de ben bildiğin kötü işlerime devam ettim! O halde ey Tanrım, rüşdü konusunda kim benden daha cahil olabilir ki ! Nasibi hususunda kim benden daha gafil olabilir ki ! Bana verdiğin rızkları, beni sakındırdığın günahlara harcadığım zaman kim nefsini ıslah etmeye benden daha uzak ! Senin davetinle şeytanın daveti arasında kalıp da şeytanı tanımakta kör olmadığım, ondan bildiğimi unutmadığım halde, senin davetinin sonunun cennet, onun davetinin sonunun cehennem olduğunu bilerek onun davetine uyduğum zaman benden daha çok batıla dalan, kötülüğe girişen kim olabilir ! Pâk ve münezzehsin sen. Kendi aleyhime tanıklık ettiğim hususlar, açığa vurduğum gizlilikler ne kadar ilginç! Ancak benim böyle olmama rağmen senin bana karşı böyle yumuşak olman, beni hemen cezalandırmaman daha da ilginç! Ne var ki bu, benim senin katındaki değerimden değil; gazabını gerektiren günahlardan vazgeçmem, aşağılayıcı kötü huylarımdan sıyrılmam için senin bana tanıdığın bir fırsat ve bana ihsan ettiğin bir lütuftur. Bir de beni affetmek, beni cezalandırmaktan daha sevimlidir sana.
Benim ise ey Rabbim, günahlarım o kadar çok, eserlerim o kadar çirkin, fiillerim o kadar kötü, batıla dalışım o kadar pervasızca, itaatin hususunda o kadar bilinçsiz, azap vaadinin karşısında o kadar umursamazım ki, ayıplarımı saymaktan, günahlarımı söylemekten bile âcizim.
Ancak günahkârların durumunu düzeltecek şefkatine göz dikerek, hatalıların boynunu masiyet köleliğinden kurtaracak rahmetini ümit ederek bu sözlerle kendimi kınamaktayım.
Allah ım, işte boynum; günahların kölesi olmuş! O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve (günahlarımı) affederek beni bu kölelikten kurtar! Ve işte sırtım; hataların ağırlığı altında ezilmiş! O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve lütf-u kereminle yükümü hafiflet!
İlahi, eğer gözkapaklarım dökülene kadar sana yalvarıp ağlasam; sesim tıkanana kadar feryat etsem; ayaklarım şişene kadar sana ibadet etmeye dursam; belkemiğim yerinden ayrılana kadar sana rüku etsem; gözlerim çanaklarından çıkana kadar sana secde etsem; ömrüm boyu yerin toprağını yesem; hayatımın sonuna kadar kül suyu içsem; bu arada dilim tutulana kadar seni ansam ve utancımdan başımı göğe doğru kaldırmasam; bütün bunlarla, tek bir günahımın bile affını hakketmiş olmam. Eğer mağfiretini hakkettiğim zaman beni bağışlıyorsan, affına layık görüldüğüm zaman beni affediyorsan, bu kesinlikle hakkederek kazandığım, layık olarak hakkettiğim bir şey değildir. Çünkü ben, sana ilk karşı gelişimde zaten cehennemi hakketmiştim. Onun için eğer beni cezalandırsan, katiyen bana zulmetmiş olmazsın. Ama yine de sen, ey Tanrım, rahmetinle beni kuşatıp günahlarımı açığa vurarak beni rüsvay etmiyorsun; kereminle bana fırsat tanıyıp beni hemen cezalandırmıyorsun ve lütfunla bana yumuşak davranıp nimetlerini elimden almıyor, ihsanını bulandırmıyorsun. O halde (ey Rabbim), uzun bir süredir ağlayıp sızlamama, çaresizliğimin had safhaya ulaşmasına ve durumumun vahametine bakarak bana acı!
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni günahlardan koru; itaatine muvaffak kıl; (sana doğru) güzel bir dönüşü bana nasip eyle; tövbeyle beni temizle; özel korumanla beni destekle; sağlıkla işlerimi düzene koy; mağfiretinin tadını bana tattır; beni affının özgürü, rahmetinin azatlısı kıl; benim için gazabından güvencede olduğumu yaz; ahiretten önce dünyada bunun müjdesini bana ver; bu müjdenin alametini, belirtisini bana tanıt, bildir. Hiç kuşku yok, bunlar, senin geniş rahmetini daraltamaz; sonsuz kudretini aşamaz; hilmine galip gelemez ve ayetlerinin kılavuzluk ettiği bol bağışlarını zorlayamaz. Çünkü sen, hiç kuşkusuz, dilediğini yapar; irade ettiğini hükmedersin. Sen her şeye kadirsin.
Şeytandan Söz Edildiğinde Ondan,Onun Düşmanlığından ve Tuzaklarından Allah?a Sığınınca Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, kovulmuş şeytanın vesveselerinden, hile ve düzenlerinden, sözlerine aldanıp tuzaklarına düşmekten, bizi itaatinden çıkarıp saptırmaya yeltenmesinden, bizi sana isyan ederek alçaltmaya göz dikmesinden, bize güzel gösterdiğini güzel görmekten, bizim için hoşlanmadığı şeylerin bize ağır gelmesinden sana sığınırız.
Allah ım, sana kulluk etmekle onu bizden kovup uzaklaştır. Senin sevgini elde etme gayretimizle onu hor ve zelil kıl. Bizimle onun arasında yırtıp parçalayamayacağı bir perde, delip geçemeyeceği bir engel oluştur.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve şeytanı bir kısım düşmanlarınla meşgul ederek bizden alıkoy. Güzel denetiminle bizi ondan koru. Haince davranışlarına karşı bize kifayet et. Sırtını bize çevirerek bizden uzaklaşmasını sağla; bir daha çevremizde ayak izlerine rastlamayalım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve şeytanın saptırmasına karşın bizi hidayetten faydalandır. Onun azdırmasına karşın bizi takvayla donat. Bizi onun helak yolunu değil, (senin) rüşd yolunu kat etmeye muvaffak kıl.
Allah ım, onun kalplerimize girişini engelle; sahip olduğumuz şeylerde onun için bir yer ayırma.
Allah ım, onun güzel göstermeye çalıştığı batılı bize tanıt. Tanıttıktan sonra da bizi ondan koru. Onu nasıl aldatabileceğimizi bize öğret. Ona karşı nasıl hazırlıklı olabileceğimizi bize ilham et. Bizi ona güvenme gafleti uykusundan uyandır. Yardımını esirgemeyerek bizi ona karşı muvaffak eyle.
Allah ım, kalplerimize onun amelini yadsımayı içir. Hilelerini bozabilmek için lütfunu bizden esirgeme.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onun sultasını bizden geri çevir; bizden ümidini kessin; bizi günaha sürüklemeye tamah etmesin.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve babalarımızı, annelerimizi, çocuklarımızı, eşlerimizi, yakınlarımızı, akrabalarımızı, komşularımızı ve tüm mü min erkek ve kadınları şeytana karşı sağlam bir yere, koruyucu bir kaleye ve ulaşılmayacak bir sığınağa al. Onlara, kendilerini ondan koruyacak zırhlar giydir. Onlara, ona karşı etkili olacak silahlar ver.
Allah ım, rububiyetine tanıklık eden, vahdaniyetinde kuşkusu olmayan, ubudiyetin (kulluğun) hakikatiyle şeytana düşmanlık eden ve rabbanî (ilahî) ilimleri öğrenmekte ona karşı senden yardım isteyen herkesi bu duamın kapsamına al.
Allah ım, onun düğümlediğini çöz; bitiştirip birleştirdiğini yar, ayır; tedbirini boz; azmettiği zaman ona engel ol; sağlamlaştırdığını yık.
Allah ım, onun ordusunu hezimete uğrat; düzenini boz; kalesini yık ve burnunu yere sür.
Allah ım, bize onun düşmanlarının saflarında yer ver; dostlarının arasından çıkar; tutkularımıza uymamızı istediği zaman ona itaat etmeyelim; çağırdığı zaman davetine icabet etmeyelim; emrimizi dinleyenlere ona düşmanlık etmeyi emredelim; nehyimize uyanları ona uymaktan sakındıralım.
Allah ım, nebilerin sonuncusu, resullerin efendisi Muhammed e ve onun tertemiz Ehl-i Beytine salat eyle; bizi, çoluk çocuğumuzu, kardeşlerimizi ve tüm mü min erkek ve kadınları sığındığımız şeylerden koru. Korkusundan, senden güvence dilediğim şeylerden bana güvence ver; dualarımızı işit; gaflet ettiklerimizi bize ver; unuttuklarımızı bizim için koru ve böylece bizi salihlerin derecelerine, mü minlerin mertebelerine ulaştır. Âmin ya Rabbe l-âlemin.
Korktuğu Bir Durum Kendisinden Uzaklaştığı Veya İstediği Şeye Çabuk Ulaştığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, kaza ve kaderinin güzelliği ve benden uzaklaştırdığın bela karşısında hamd sana mahsustur. O halde rahmetinden payımı sadece sahip bulunduğum sıhhat ve afiyet kılma ki, sevdiğim durum (sıhhat ve afiyet) sebebiyle (ahirette) bedbaht olayım; sevmediğim durum (hastalık, bela ve musibet) sebebiyle de başkası (ahirette) mutlu olsun!
Şayet gündüzü gece ettiğim, geceyi gündüz ettiğim bu sıhhat ve afiyetin ardından (ahirette) kesintisi olmayan bir bela, altından kalkılmayacak bir vebal gelecekse, benim için sona sakladığını (belayı) öne geçir, öne geçirdiğini (afiyeti) sona sakla. Çünkü sonu fena olan bir şey çok değil; sonu beka olan bir şey de az değildir. (Allah ım,) Muhammed ve âline salat eyle.
Yağmur Talebiyle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, bizi yağmur suyuna doyur; yerde güzel bitkiler bitirmek için ufuklarda hareket halinde olan bulutlardan üzerimize bol yağmur indirerek bizi rahmetine boğ. Meyveleri yetiştirerek kullarına ihsanda bulun; gülleri ve çiçekleri açtırarak şehirlerini ihya et. Değerli yazıcı (veya elçi) meleklerini faydalı, bol, kapsamlı, şiddetli, hızlı ve acil bir yağışa tanık kıl. Onunla öleni dirilt; kaybedileni kazandır; rızkları bol et. Bize bolluk ve afiyet getirecek, yağışlı ve gürültülü, birikmiş bulutlar gönder; yağışı sürekli, çakışı ve gürlemesi aldatıcı olmasın.
Allah ım, kuraklığı bertaraf edecek, bitkileri yeşertecek, yatanı kaldıracak, solanı canlandıracak, kapsamlı ve bol yağmur gönder bize.
Allah ım tepelerden boşanacak, kuyuları dolduracak, nehirleri akıtacak, ağaçları yeşertecek, bütün şehirlerde fiyatları ucuzlatacak, insanları ve hayvanları sevindirecek, bizim için temiz rızkları tamamlayacak, ekinleri yeşertecek, sağmal hayvanların sütünü bol edecek ve gücümüze güç katacak bir su gönder bize.
Allah ım, (bulutların) gölgesini öldürücü, soğuğunu uğursuz, yağışını taşlayıcı (azap), suyunu acı ve tuzlu kılma.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve göklerin ve yerin bereketlerinden bize rızk ver. Hiç şüphe yok, sen her şeye güç yetirensin.
Yüce Erdemler ve Beğenilen Davranışlarla İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve benim imanımı en kâmil iman, yakinimi en üstün yakin kıl; niyetimi niyetlerin, amelimi amellerin en güzeline ulaştır.
Allah ım, lütfunla niyetimi halis kıl; katındakine (rahmetine) yakinimi doğrult; kudretinle bozulan durumumu düzelt.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni meşgul edecek sorunların çözümünde bana yet; yarın hesabını soracağın şeylerle uğraştır beni; günlerimi yaratılışımın amacı olan ibadetle geçirmemi sağla; beni zenginleştir; rızkımı bol eyle; rızkı beklemekle beni imtihan etme; beni aziz kıl; kibre duçar eyleme; sana kul olmaya muvaffak eyle; kulluğumu, ibadetimi ucb (kendinden ve yaptığından hoşlanmak) ile fasit etme; benim elimle insanlara hayır ulaştır; minnet edip de onu batıl etmeme engel ol; yüce huyları bana ihsan et ve övünmekten beni koru.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni insanların gözünde bir derece yükselttiğinde kendi gözümde bir derece düşür; bana insanlar arasında açık bir izzet verdiğinde kendi yanımda aynı ölçüde gizli bir zillet ver.
Allah ım, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve beni (başka hiçbir şeyle) değiştirmeyeceğim güzel bir hidayet, asla vazgeçmeyeceğim hak bir yöntem ve şüphe etmeyeceğim doğru bir niyet ile faydalandır. Ömrüm sana itaatle geçtiği sürece beni yaşat. Ömrüm şeytanın otlağı olduğunda, öfkene yakalanmadan, gazabın kesinleşmeden ruhumu kabzet.
Allah ım, ayıplandığım kötü hasletimi ıslah et; kınandığım çirkin huyumu güzelleştir ve eksik olan güzel sıfatımı tamamla.
Allah ım, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve düşmanların bana olan buğzunu muhabbete, zulüm ehlinin hasedini sevgiye, iyilerin kötü zanlarını güvene, yakınlarımın düşmanlığını dostluğa, akrabalarımın kötü davranışlarını iyiliğe, dostların ilgisizliğini yardıma, müdara edenlerin zahirî dostluklarını gerçek dostluğa, muaşeret edenlerin yüz ekşitmelerini güler yüzlülüğe ve zalimlerden korkmanın acılığını emniyet tatlılığına dönüştür.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana zulmedene karşı kendimi müdafaa edecek bir el; bana husumet edene karşı kendimi savunacak bir dil, bana inat edene karşı bir zafer, bana hile yapana karşı bir hile, beni ezene karşı bir güç, beni yerene karşı yalanlama cesareti, beni tehdit edene karşı bir esenlik ver bana; ve beni doğru yola davet edene itaat etmeye, gerçeği gösterene uymaya muvaffak eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni; beni aldatana karşı dürüst ve samimi davranmaya; beni terkedene iyilikle karşılık vermeye; benden esirgeyeni bağışla ödüllendirmeye; benimle ilişkisini keseni, ilişkide bulunmakla mükâfatlandırmaya; gıybetimi edene, güzellikle anmakla muhalefet etmeye ve iyiliğe teşekkür edip kötülüğe göz yummaya muvaffak eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve adaleti yaymada, öfkeyi yutmada, kin ve adaveti söndürmede, ayrılıkçıları birleştirmede, kırgınların arasını bulmada, iyilikleri ortaya çıkarmada, kötülükleri gizlemede, yumuşak huylulukta, alçakgönüllülükte, güzel muaşerette, ağırbaşlılıkta, insanlarla iyi geçinmede, erdemlere doğru koşmada, (her halükârda) iyilik etmeyi yeğlemede, insanların kabahatini yüzlerine vurmamakta, müstahak olmayana bağışta bulunmamakta, güç de olsa hakkı söylemede, çok da olsa iyi söz ve fiillerimi az bulmada, az da olsa kötü söz ve işlerimi çok bulmada salihler gibi olmaya, onların süsüyle süslenmeye, muttakilerin ziynetini kuşanmaya muvaffak eyle beni.
İtaatimin devamlılığı, cemaattan ayrılmayışım ve kendi uydurdukları görüşlerle amel eden bid at ehlinden uzak duruşumla da bu sıfatları bende kâmil eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana en bol rızkı yaşlandığım zaman ve en kuvvetli gücü bitkin düştüğüm zaman ver. Beni, sana kullukta tembelliğe, yolunu bulmakta körlüğe, sevginden başka bir şeyi talep etmeye, senden uzaklaşanla bir arada olmaya ve seninle birlikte olandan ayrılmaya müptela etme.
Allah ım, beni zor durumda kaldığımda senin (gücün)le hamle eder, ihtiyacım olduğunda senden ister ve düşkünlüğümde sana yalvarır kıl. Beni, zor durumda kaldığım zaman senden başkasından yardım dilemekle, ihtiyacım olduğu zaman senden başkasından istemeye tenezzül etmekle ve korktuğum zaman senden başkasına yalvarmakla sınama. Yoksa, beni yardımsız bırakmanla, ihsanını benden esirgemenle ve benden yüz çevirmenle karşı karşıya kalırım; ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah ım, şeytanın kalbime attığı arzu, zan ve hasedi; büyüklüğünü anmaya, kudretin hakkında düşünmeye, düşmanlarına karşı tedbir almaya dönüştür. Onun (şeytanın) dilime akıttığı çirkin ve saçma lafları, ırz sövüşünü, haksız tanıklığı, bir mü minin arkasında ettiğim gıybeti, birinin yüzüne karşı ettiğim küfrü ve bunlara benzer şeyleri senin hamdini dile getirmeye, seni çokça övmeye, seni yüceltme çabasına, nimetlerine şükretme gayretine, ihsanını itiraf etmeye, nimetlerini saymaya çevir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle. (Allah ım,) Bana yönelik zulmü defetmeye kadir olduğundan asla zulme uğramayayım! Benden intikam almaya gücün yettiğinden asla zulmetmeyeyim! Beni kolayca hidayet edebileceğin için asla sapmayayım! Rızkımın bolluğu senin katında olduğundan hiçbir zaman fakir olmayayım! Gücüm senden olduğundan asla haddimi aşmayayım!
Allah ım, mağfiretine yönelmiş, affını umarak yola koyulmuşum. Lütuf ve keremine güvenerek günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Ancak mağfiretini gerektirecek bir şeyim, affını hakkedeceğim bir amelim yoktur. Dolayısıyla sadece senin fazl-u keremine güvenebilirim. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve fazl-u keremini benden esirgeme.
Allah ım, dilime, kullarının hidayetine vesile olacak sözleri cari kıl; bana takvayı ilham et; beni en temiz şeye muvaffak et ve en beğenilen işe ata.
Allah ım, beni örnek yola sevket; dinin üzere ölüp, dinin üzere dirilmeyi hakkımda kararlaştır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni ifrat ve tefrite düşmekten koru, itidalli olmaya muvaffak et. Beni dürüstlük ehlinden, doğruluk kılavuzlarından ve salih kullarından kıl. Kıyamette felahı ve cehennemden kurtuluşu bana nasip et.
Allah ım, kurtuluşuma sebep olacak şeyi kendin için benden al; ıslah olmama vesile olacak şeyi de bırak bana kalsın. Senin koruman olmazsa, hiç şüphesiz ben helak olurum.
Allah ım, üzüldüğüm zaman hazırlığım sensin; mahrum edildiğim zaman ihsanını umacağım sensin; gamlanıp kederlendiğim zaman imdada çağıracağım sensin. Kaybedilenin yerini dolduracak; bozulanı düzeltecek ve hoşlanmadığını değiştirecek olan, senin yanındadır. O halde, beladan önce afiyet, istemeden önce zenginlik, sapıklıktan önce hidayet nimetiyle minnet et bana. Kulların eziyetlerine karşı bana yet; dönüş (kıyamet) gününün emniyetini bana ihsan et ve irşad (doğruya ve kemale iletme) görevini iyice yerine getirmeye muvaffak et beni.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve lütfunla tüm kötülükleri benden uzaklaştır; nimetinle beni besle; kereminle beni ıslah et; ihsanınla beni tedavi et; rahmetinin gölgesine al beni; rızanla kuşat beni; işler karıştığı zaman en doğrusunu, ameller benzeştiği zaman en temizini yapmaya, yollar çeliştiği zaman en beğenilmişini seçmeye muvaffak et beni.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana ihtiyaçsızlık tacını giydir; beni üstlendiğim görevleri layıkıyla yerine getirmeye muvaffak et; bana gerçek hidayeti merhamet et; zenginlikle azdırma beni; güzel bir yaşantı nasip et bana; yaşantımı zorluklarla dolu bir yaşantı kılma ve duamı geri çevirme. Çünkü ben senin karşında birini tanımıyor, seninle birlikte birini çağırmıyorum.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve israf etmeme engel ol; rızkımı zayi olmaktan koru; malımı bereketlendirerek çoğalt ve ondan infak ettiklerim hususunda iyilik etmenin yolunu göster bana.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve para kazanmanın zorluklarına karşı bana yet; hesaba katmadığım, sanmadığım yollardan rızkımı ver; rızk peşinde koşarak ibadetinden geri kalmayayım, geçimimi sağlamak için vebal altına girmeyeyim.
Allah ım, kudretinle aradığımı bana ver ve izzetinle korktuğumu başıma getirme.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve rızkımı bol ederek haysiyetimi koru; rızkımı daraltarak rızklarını senden alan kimselerden rızk isteme, kötü insanlardan bağış talebinde bulunma bayağılığına düşürüp verenleri övme, esirgeyenleri yerme durumunda bırakma beni. Çünkü gerçekte veren de, esirgeyen de sensin, onlar değil.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve sana ibadette yararlanacağım sıhhat, dünyaya meyilsizlikte faydalanacağım boş vakit, amele dönüştüreceğim ilim ve itidalli olmamı sağlayacak takva ver bana.
Allah ım, ömrümü affınla sona erdir; emelimi rahmetini ummaya yönelik kıl; rızana ulaşma yollarını benim için kolaylaştır ve bütün hallerimde amelimi güzelleştir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve gaflet ettiğim zamanlarda seni anmak için beni uyar; mühlet verdiğin günlerde (dünya hayatında) beni, sana itaatte kullan; sevgine doğru düz bir yol göster bana; o yolda yürümekle dünya ve ahiret hayrını tastamam ver bana.
Allah ım, Muhammed ve âline, ondan önce yaratıklarından herhangi birine ettiğin ve ondan sonra herhangi birine edeceğin en üstün salat ile salat eyle. Dünyada bize güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve rahmetinle beni cehennem azabından koru.
Bir Şey İçin Üzüldüğü ve Günahlardan Dolayı Tasalandığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah´ım, ey güçsüz kişiye yeten, korkunç şeyden koruyan! Günahlar beni yalnızlığa itmiş, artık benimle birlikte olacak biri yok; gazabına uğrayarak güçsüz düşmüşüm, artık bana güç ve destek verecek biri yok; seninle karşılaşma korkusu içindeyim, korkumu dindirecek biri yok! Sen beni korkuttuktan sonra kim bana güvence verebilir ki Sen beni yalnızlığa ittikten sonra kim bana yardım edebilir ki Sen beni güçsüz kıldıktan sonra kim beni güçlendirebilir ki Ey mâbudum, kula rabbinden başkası; yenilgiye uğrayana galip olandan başkası güven verebilir mi Aranana, arayandan başkası yardım edebilir mi
Ey Rabbim, bütün bu sebepler senin elindedir ve kaçış sana doğrudur. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve kaçışıma güven ver, dileğimi kabul buyur.
Allah ım, eğer kerim yüzünü benden çevirir, veya büyük fazlını benden esirger, veya beni rızkından mahrum eder, veya (rahmetinin) sebebini keser isen, hiç kuşkusuz, arzularımdan hiçbirine ulaşamam, katındakini elde edemem. İlla ki sen olacaksın, sen yardım edeceksin! Çünkü ben senin kulunum, senin yed-i kudretindeyim, perçemim senin elindedir.
Senin fermanının karşısında benim bir emrim olamaz; hükmün hakkımda geçerlidir; hakkımdaki kaza ve kaderin adalete dayalıdır; saltanatından çıkmaya gücüm yetmez; kudretinden dışarı çıkamam. Sevgini cezbetmek, rızanı kazanmak ve katındakine ulaşmak ancak sana itaatle ve bol rahmetinin sayesinde mümkündür.
İlahi! Zelil bir kulun olarak sabahlayıp akşamlamaktayım. Senin yardımın olmadan kendim için ne bir yarara, ne bir zarara malik değilim. Kendim hakkında buna tanığım; güçsüzlüğümü, çaresizliğimi itiraf etmekteyim. O halde, bana vaad ettiğini yerine getir; verdiğini tamamla. Çünkü ben, senin miskin, mütevazı, güçsüz, zarara uğramış, hakir, fakir, alçak, korkak, himayene muhtaç kulunum.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni, nimete boğduğun zaman seni anmayı unutanlardan, imtihan ettiğin zaman ihsanından gaflet edenlerden kılma. Refahta veya sıkıntıda, zorlukta veya kolaylıkta, afiyette veya belada, nimette veya mihnette, bollukta veya kıtlıkta, yoksullukta veya zenginlikte, hangi durumda olursam olayım, geciktiği için duasına icabet etmenden ümidini kesenlerden etme beni.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bütün hallerimde senamı, övgümü ve hamdimi sana mahsus kıl ki, dünyadan bana verdiğinle sevinmeyeyim; dünyada benden esirgediğinden dolayı üzülmeyeyim. Kalbimi takva ile tanıştır; bedenimi benden kabul edeceğin işlerde çalıştır; nefsimi sana itaat etmekle meşgul ederek diğer şeylerden alıkoy. Öyle olayım ki, senin gazabına sebep olacak bir şeyi sevmeyeyim; hoşnutluğuna sebep olan bir şeyden de nefret etmeyeyim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kalbimi sevgin için boşalt; zikrinle meşgul et; korkun ve haşyetinle ona hayat ver; özleminle ona güç ver; onu sana itaat etmeye istekli kıl; yolların sana göre en sevimlisinde yürüt onu ve hayatım boyunca katındakini arzu etmekle ona boyun eğdir.
Takvayı, (ahiret yolculuğu için) dünyadan edinecek azığım kıl; yolculuğumu rahmetine doğru gerçekleştir; hoşnutluğuna girmeyi nasip et bana; yerimi cennetinde kıl; bana bir güç ver ki, hoşnutluğunun tümünü kaldırabileyim; kaçışımı sana doğru kıl; katındakini sevdir bana; kalbimi kötü insanlardan ürküt; seninle, dostlarınla ve sana itaat edenlerle ünsiyeti ihsan et bana. Facir ve kâfirin minneti altında bırakma beni; onların bana bir ihsanı olsun isteme; beni onlara muhtaç etme. Gönlümün rahatlığını, yalnızlığımın giderilmesini, zenginliğimi ve ihtiyaçlarımın karşılanmasını seninle ve iyi kullarının vasıtasıyla kıl.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onlarla birlikteliği bana nasip et; beni onların yardımcısı kıl; sana müştak olma ve sevdiğin, beğendiğin işi senin için yapma nimetini bana ihsan eyle. Hiç şüphesiz, sen her şeye kadirsin ve bunlar sana pek kolaydır.
İşlerin Zorlaştığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, kendimle ilgili, daha çok senin elinde olan bir iş (nefsimi ıslah) ile beni yükümlü kılmışsın. Oysa ona da, bana da benden çok senin gücün yeter. O halde, kendimle ilgili, seni benden hoşnut edecek şeyi ver bana, ve hoşnutluğuna sebep olacak şeyi sıhhat ve selamet içinde kendin için al benden.
Allah ım, zorluğa katlanacak takatım, belaya sabredecek gücüm, yoksulluğa dayanacak kudretim yok. O halde, rızkımı esirgeme benden; kullarına terketme beni; hacetimi sen gider; işlerimi sen üstlen. Rahmet gözüyle bana bak ve tüm işlerimde, acı(Zeker) yardım et bana. Çünkü eğer beni kendi halime terketsen, tüm işlerde âciz kalırım; yararıma olan hiçbir işi yapamam. Kullarına terketsen, asık suratlarıyla karşılaşırım. Yakınlarıma bıraksan, bir şey vermezler bana. Verseler de, az ve faydasız şeyler verirler; uzun süre de başıma kakarlar, çokça kınarlar beni.
O halde, ey Allah ım, fazlınla beni zengin et; büyüklüğünle beni yücelt; bol bağışınla elimi açık kıl ve katındakiyle yet bana.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni hasetten kurtar; günahlardan koru; haramlardan geri durdur; sana karşı gelmeye cüretlendirme; tutkum sen olasın; senden gelen her şeye rıza göstereyim. Rızk, ihsan ve nimet olarak bana verdiğin şeyleri bereketli ve kutlu kıl. Tüm hallerimde beni her türlü kötülükten koru; ayıplarımı kimseye açma; beni kendi korumana al, kimse bana zarar veremesin.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bedenimin gücü yetmese de, kuvvetim yetersiz kalsa da, gücümü aşsa da, malım ve sermayem çıkışmasa da, hatırımda olan veya unuttuğum, itaatin yönünde kendin için veya yaratıklarından biri için bana gerekli ve farz kıldığın her şeyi benden taraf öde. Ey Rabbim, nefsime uyarak ihmal ettiğim, ancak senin, aleyhimde ihsa ettiğin farzları bol bağışınla ve geniş rahmetinle benden taraf öde (onlardan dolayı beni sorgulama). Çünkü sen, ihsanı ve rahmetiyle her şeyi kuşatan cömertsin. (Onları benden taraf öde ki,) Sana kavuşacağım gün iyiliklerimle takas edeceğin veya kötülüklerimi arttıracağın bir farz üzerimde kalmış olmasın, ey Rabbim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve sana kulluk vazifesini yerine getirmekle ahiretim için çalışma isteği ver bana. Onun (kulluğumun) içtenliğine kalbim tanık olsun; bana galip olan durum dünyaya meyilsizlik olsun; iyi işleri şevkle yapayım; cezalarının korkusuyla kötü işlere yaklaşmayayım. Ve bana bir nur ver ki, insanlar arasında onunla yürüyeyim; karanlıklarda onunla yolumu bulayım; hak ile batıl birbirine karıştığında, şüpheye düştüğümde onunla aydınlanayım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kendisine ulaşmak için sana yalvardığım şeyin (cennetin) tadını ve kendisinden korunmak için sana sığındığım şeyin (cehennemin) tasasını duyuyormuşçasına, ödüllendirilme sevincinin özlemini ve cezalandırılma üzüntüsünün korkusunu ver bana.
Allah ım, hiç kuşkusuz, sen, dünyam için de, ahiretim için de yararlı olanı biliyorsun. O halde, ihtiyaçlarım hususunda lütufkâr ol bana.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kolaylık ve zorlukta, sağlık ve hastalıkta bana verdiğin nimetler karşısında sana şükürde kusur ettiğim zaman; korku, emniyet, hoşnutluk, gazap, zarar ve kâr hallerinde meydana gelen hadiselerle ilgili olarak senin için farz olan şeye razı olmanın sevinç ve huzurunu yaşayabilmek için gerçeği ver bana.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve göğsümü hasetten temizle ki, insanlardan hiçbirini kendisine verdiğin bir nimetten ötürü kıskanmayayım; onlardan herhangi birinde din, dünya, sağlık, takva, zenginlik ve refahla ilgili bir nimet gördüğüm zaman (onu kıskanacağıma) ondan daha iyisini yalnız seninle ve yalnız senden -ki ortağın yoktur- kendim için isteyeyim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana dünya ve ahirette, hoşnutluk ve gazap halinde hatalardan korunmayı, sürçmelere duçar olmamayı nasip et. Her halükârda itaatinle amel etmeye, dostların ve düşmanların hakkında senin hoşnutluğunu diğer her şeye tercih etmeye muvaffak et beni. Düşmanım, zulüm ve cevrimden güvende olsun; dostum eğilim ve tutkumun alçalmasından ümidini kessin.
(Allah ım,) Beni genişlikte de, zor durumda kalıp ihlas ile sana yalvaranların yalvardığı gibi yalvaranlardan kıl. Hiç kuşkusuz, sen pek yücesin, övgüye layıksın.
Allah´tan Afiyet ve Şükrünü İstediği Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah´ım, Muhammed ve âline salat eyle ve katından olan afiyet elbisesini giydir bana; afiyetine bürü beni; afiyetinle koru beni; afiyetinle ikram et bana; afiyetinle zengin et beni; afiyetinle bağışta bulun bana ; afiyetini ver bana; afiyetini döşe benim için; afiyetini hakkımda salih kıl; dünya ve ahirette afiyetini ayırma benden.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve yeterli, şifa bahşedici, yükselip gelişen bir afiyet ver bana; bedenimde sıhhat üretecek bir afiyet, dünya ve ahiret afiyeti.
Dinim ve bedenimde sıhhat, emniyet ve selamet, kalbimde basiret, işlerimde ilerleme, senin için haşyet, senden korkma, bana emrettiğin itaatleri yerine getirme, nehyettiğin günahlardan sakınma nimetleriyle lütufta bulun bana.
Allah ım, bu yıl ve ömrüm boyunca her yıl haccı, umreyi ve salavatın, rahmetin ve bereketlerin ona ve âline olsun, Resulünün ve Ehl-i Beytinin kabirlerinin ziyaretini bana nasip eyle. Bunları katında kabul buyurulmuş, karşılığı verilmiş, övgüyle anılmış ve indinde (ahiretim için) biriktirilmiş amellerimden kıl.
Dilimi hamdin, şükrün, zikrin ve güzel övgünle konuştur; kalbimi dininin doğruları için aç. Kendimi ve soyumu; kovulmuş şeytandan, öldürücü olan veya olmayan zehirli hayvanın ve tüm canlıların kötülüğünden, nazardan, her azgın şeytanın şerrinden, her zalim sultanın şerrinden, her isteği yerine getirilen nimet azgınlarının şerrinden, her güçsüz ve güçlünün şerrinden, her şansız şerefsiz ve şanlı şereflinin şerrinden, her küçük ve büyüğün şerrinden, her yakın ve uzağın şerrinden, cinler ve insanlardan Resulün ve Ehl-i Beytine karşı bayrak açanların şerrinden ve perçemi senin elinde olan her hayvanın şerrinden sana sığındırırım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bana kötü bir niyetle yaklaşanın kötülüğünü benden geri çevir; hilesini benden uzaklaştır; şerrini benden defet; tuzağına kendisini düşür; gözü beni görmesin; kulağı beni duymasın; kalbi beni anmasın; dili benden söz etmesin; başını ezesin; izzetini zillete dönüştüresin; kudretini kırasın; büyüklüğünü bozup kendisini alçaltasın; beni onun her türlü zararından, şerrinden, alayından, hasedinden, düşmanlığından, hilesinden, tuzağından, piyade veya süvari güçlerinden koruyasın. Hiç şüphesiz, sen, izzet ve kudret sahibisin.
Anne ve Babası Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, kulun ve resulün olan Muhammed e ve onun tertemiz Ehl-i Beytine salat eyle; salatlarının, rahmetinin, bereketlerinin ve selamının en üstünüyle onları özgünleştir.
Allah ım, ey merhametlilerin en merhametlisi, anne ve babamı katındaki saygınlık ve özel salatın ile özgünleştir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve anne ve babam için bana farz olan şeylerin bilgisini ilham yoluyla bana bildir. Bu bilginin tamamını bana ver ve beni bildiklerimi eksiksiz olarak pratiğe dökmeye, onları uygulamaya geçirmekte tembellik etmemeye muvaffak et.
Allah ım, Muhammed ile bizi onurlandırdığın gibi ona ve âline salat eyle; Muhammed sebebiyle bizim için insanlar üzerinde bazı haklar farz ettiğin gibi ona ve âline salat eyle.
Allah ım, öyle et ki, zalim sultandan korkar gibi onlardan (anne ve babadan) korkayım; şefkatli anne gibi onlara iyilik edeyim. Anne ve babama itaatimi ve onlara iyi davranmamı, uyku düşkünü kimsenin uykusundan daha göz aydınlatıcı ve çok susamış kimsenin içtiği sudan daha yürek serinletici kıl; onların isteğini kendi isteğime tercih edeyim; onların hoşnutluğunu kendi hoşnutluğumdan önde tutayım; az da olsa onların bana yaptığı iyiliği çok, çok da olsa benim onlara yaptığım iyiliği az göreyim.
Allah ım, onlara karşı sesimi kıs; sözümü güzelleştir; huyumu yumuşak, kalbimi şefkatli kıl; onlara karşı rıfk ile davranmaya, onlara sevgiyle yaklaşmaya muvaffak et beni.
Allah ım, beni eğitmelerinin karşılığını ver onlara; beni ağırladıklarından dolayı onları ödüllendir; küçüklüğümde benden korudukları şeyleri onlar için koru.
Allah ım, benden taraf onlara dokunan eziyeti, benden onlara ulaşan kötülüğü veya onların benim yanımda zayi olan hakkını; günahlarının bağışlanmasına, derecelerinin yükselmesine, iyiliklerinin fazlalaşmasına vesile kıl; ey kötülükleri kat kat fazlasıyla iyiliklere çeviren (yüce Allah).
Allah ım, onların bana karşı kötü sözlerini, haksız davranışlarını, zayi ettikleri haklarımı, hakkımda kusur ettikleri vazifelerini onlara bağışladım, ihsan ettim ve vebalinin onlardan kaldırılmasını istiyorum senden. Çünkü ben; onları bana karşı kötü niyetlilikle itham etmemekte, bana iyilik etmekte ihmalkârlıkla suçlamamakta ve hakkımda yaptıklarından şikâyetçi olmamaktayım, ey Rabbim.
Onların, üzerimdeki hakkı pek büyüktür; iyilikleri çok eski günlere dayanmaktadır. Onlara karşı minnettarlığım, adalet ölçüsüyle onları kısas etmemden veya yaptıklarının misliyle karşılık vermemden çok daha büyüktür. (Onları kısas etmeye veya misillemede bulunmaya kalkışırsam) O zaman, ey Tanrım, uzun süre beni yetiştirmekle uğraşmaları ne olur ! Beni korumak için çektikleri zahmetler nereye gider ! Benim rahatlığım için katlandıkları zorluklar nerede kalır !
Hayır, kesinlikle onların hakkını ödeyemem; onlar için bana farz olanı yerine getiremem ve onlara hizmet etme vazifesini hakkıyla ifa edemem. O halde, (ey Rabbim,) Muhammed ve âline salat eyle ve (bu hususta) bana yardım et, ey kendisinden yardım istenilenlerin en iyisi; (onlara karşı vazifemi yerine getirmekte) bana başarı ver, ey kendisinden medet umulanların en doğrusu; ve beni, herkesin zulme uğramadan kazandığıyla cezalandırılacağı gün (Casiye/23) anne ve babalarına kötü davranıp onları incitenler zümresine katma.
Allah ım, Muhammed e, âline ve zürriyetine salat eyle ve özellikle mü min kullarının babaları ve annelerine verdiğini benim anne ve babama ver, ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah ım, namazlarımın ardında, gecelerimin bir bölümünde ve gündüzlerimin her saatinde onları anmayı bana unutturma.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni onlara dua etmem sebebiyle bağışla; onları da bana yaptıkları iyilikler sebebiyle kat i bir mağfiretle bağışla; benim aracılığımla kesin bir hoşnutlukla onlardan razı ol ve onları ağırlayarak (cennetteki) selamet yerlerine ulaştır.
Allah ım, eğer onları benden önce bağışlayacak olursan, onları bana şefaatçi kıl ve eğer beni onlardan önce bağışlayacak olursan, beni onlara şefaatçi kıl. Şefkatinle, mağfiret ve rahmetinin mahalli olan saygınlık evinde (cennette) bizleri bir araya getir. Hiç kuşkusuz, sen, büyük fazl ve ezelî nimet sahibisin ve sen rahmedenlerin en merhametlisisin.
Çocukları Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, çocuklarımın kalmasıyla, onları benim için ıslah etmekle ve benim onlardan yararlanmamla bana minnette bulun. Allah ım, benim için onların ömrünü uzat; (dünyadaki) sürelerini çoğalt; küçüklerini yetiştir; güçsüzlerini güçlendir; bedenlerini, dinlerini ve huylarını sahih ve salim kıl; canlarına, vücutlarına ve benim için önemli olan her şeylerinde onlara sağlık ver ve benim elimle rızklarını bol et.
Onları; iyiler, takvalılar, görenler, işitenler, sana itaat edenler, dostlarını sevenler, onların iyiliğini isteyenler, tüm düşmanlarına karşı çıkan ve onlara buğzedenler kıl. Âmin.
Allah ım, onlarla pazımı güçlendir; eğriliğimi düzelt; sayımı çoğalt; meclisimi süsle; anımı dirilt; gıyabımda onlarla bana yet; hacetime ulaşmakta onlarla bana yardım et; onları beni sevenler, bana acıyanlar, bana yönelip benden yüz çevirmeyenler, bana karşı doğrular, sözüme bakanlar, sözümden çıkmayanlar, beni incitmeyenler, bana muhalefet etmeyenler ve bana karşı suç işlemeyenler kıl.
Onları eğitip yetiştirmekte ve onlara iyi davranmakta bana yardım et; kendi katından onlarla (mevcut olanlarla) birlikte bana erkek çocuklar da ver; bunu hakkımda hayırlı kıl ve senden istediklerime ulaşmakta onları bana yardımcı kıl. Beni ve soyumu kovulmuş şeytandan koru. Çünkü sen bizi yarattın; (iyilikleri) bize emrettin; (kötülüklerden) bizi sakındırdın; bizi emrettiklerinin sevabını kazanmaya özendirdin; emrine muhalefetin cezasından korkuttun; bize hile yapan bir düşman yarattın; bizi ona musallat etmediğin yönlerden onu bize musallat ettin ; onu göğüslerimize yerleştirdin; kanımızla birlikte damarlarımızda akıttın; biz gaflet etsek de o etmemekte; biz unutsak da o unutmamakta; senin cezalandırmandan bize güven vermekte; senden başkasından bizi korkutmakta; çirkin bir işe niyetlendiğimiz zaman bizi onu işlemeye cüretlendirmekte; iyi bir işe niyetlendiğimiz zaman bizi ondan alıkoymakta; nefsani tutkularla bize dokunmakta; şüpheleri gözlerimizin önüne dikmekte; vaadde bulunduğu zaman yalan söylemekte; bizi arzularla oyaladığı zaman sözünde durmamakta. Şu halde, eğer sen, onun hilesini bizden geri çevirmezsen, bizi saptırır ve eğer bozgunculuğundan bizi korumazsan, bizi (doğruluktan) kaydırır.
Allah ım, bizi kendi sultana alarak şeytanın sultasından kurtar ve sana yalvarışımızın çokluğuyla onu bizden alıkoy; böylece onun hilesine karşı senin koruman altında olalım.
Allah ım, tüm isteklerimi bana ver; hacetlerimi reva et; icabeti benim için garantilediğin halde onu benden esirgeme; dua etmemi emrettiğin halde duamı geri çevirme; dünya ve ahirette bana yarayacak, hatırımda olan veya unuttuğum, dile getirdiğim veya sakladığım, açıkladığım veya gizlediğim her şeyi bana ihsan et. Bütün bunlarda, senden yardım isteyerek kendini düzeltenlerden; senin katında arayarak başarıyı bulanlardan; sana güvenerek muradına erenlerden; sana sığınarak korunanlardan; seninle alış-veriş yaparak kazananlardan; izzetinle güven bulanlardan; fazlından kendilerine bol helal rızk verilenlerden; bağışın ve kereminle zengin olanlardan; seninle zilletten izzete kavuşanlardan; adaletinle zulme uğramayacaklarından emin olanlardan; rahmetinle belalara karşı bağışıklık kazananlardan; zenginliğinle fakirlikten zenginliğe erişenlerden; korumanla günahlardan, kaymalardan ve hatalardan korunmuş olanlardan; sana itaat ederek hayra, rüşde ve doğruya muvaffak olanlardan; kudretinle günahlarla aralarına perde çekilenlerden; sana karşı gelmenin her türlüsünü bırakanlardan ve senin komşuluğunda yer alanlardan kıl beni.
Allah ım, tevfikin ve rahmetinle bütün bunları bize ver; cehennem azabından bizi koru, kendim ve çocuklarım için dünya ve ahirette istediğimin aynısını, erkeğiyle kadınıyla tüm müslümanlara ve mü minlere de ver. Hiç kuşkusuz, sen yakınsın, icabet edensin, işitensin, bilensin, affedensin, bağışlayansın, şefkatlisin, acıyansın.
Ve, bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.
Komşuları ve Dostlarını Andığında Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve hakkımızı bilip düşmanlarımıza muhalefet eden komşularım ve dostlarım hakkında en üstün yardımınla bana yardım et. Güçsüzlerine rıfk ile davranmakta, ihtiyaçlarını karşılamakta, hastalarını ziyaret etmekte, doğruyu arayanlarına yol göstermekte, danışanlarına öğüt vermekte, (konuk olarak) gelenlerini ağırlamakta, sırlarını gizlemekte, ayıplarını örtmekte, mazlumlarına yardım etmekte, (genellikle komşuların birbirinden ödünç alma ihtiyacını duydukları kazan, kepçe, merdiven, balta vb. gibi) ev eşyalarını onlardan esirgememekte, bol ihsanla hal hatırlarını sormakta ve onlar istemeden önce gerekli olan şeyleri kendilerine vermekte onları (ve beni) senin sünnetini ayakta tutmaya ve güzel edebinle edeplenmeye muvaffak et.
Allah ım, kötülük edenlerine iyilikle karşılık vermeye, zulmedenlerinden af ile vazgeçmeye, tümünün hakkında iyimser olmaya, hepsine iyilik etmeye, iffetin gereği olarak gözümü onlardan indirmeye, alçakgönüllülük olarak onlara yumuşak davranmaya, belaya duçar olanlarına acımaya, arkalarında da dostluğumu ve sevgimi açığa vurmaya, nimetlerinin kalıcı olmasını istemeye, kendi akrabalarım için gerekli bildiğimi onlar için de gerekli bilmeye ve yakınlarım için riayet ettiğim şeylere onlar için de riayet etmeye muvaffak et beni.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onların da bana böyle olmasını sağla; onlardan en çok faydalananlardan kıl beni; hakkımda gözlerini aç, beni daha iyi tanısınlar, faziletimi bilsinler; onlar benimle mutlu olsunlar, ben de onlarla mutlu olayım. Âmin, ya Rabbe l-âlemin.
Sınır Bekçileri Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve izzetinle müslümanların sınırlarını sarp ve sağlam kıl; gücünle bekçilerini kuvvetlendir ve kereminden bağışlarını bol et.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onların sayısını çoğalt; silahlarını keskinleştir; etraflarını koru; dört bir yanlarını kuşatarak düşmanın onlara ulaşmasına engel ol; topluluklarını birleştir; işlerini yönet; onları azıksız bırakma; yiyeceklerini sen üzerine al; nusretinle onları destekle; sabırla onlara yardım et ve düşmanların hilelerine karşı onların gözlerini aç.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve onlara tanımadıklarını tanıt; bilmediklerini öğret ve görmediklerini göster.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve düşmanla karşılaştıkları zaman aldatıcı, mağrur edici dünyayı anmayı unuttur onlara; saptırıcı mal düşüncesini kalplerinden çıkar; gözlerinin önüne cenneti dik; onlar için hazırladığın ebediyet yurtlarını, ağırlanacakları evleri, siyah gözlü, beyaz yüzlü güzel kadınları (hurileri), çeşit çeşit içeceklerle akan ırmakları, türlü türlü meyvelerle sarkan ağaçları gözlerinin önünde canlandır; hiçbir düşmana sırt çevirmeyi düşünmesin, kaçayım demesinler.
Allah ım, böylece düşmanlarını hezimete uğrat; tırnaklarını bunlardan kes; silahlarıyla aralarına ayrılık sal; yüreklerinin ipini kopar; azıklarını onlardan uzaklaştır; yollarını şaşırt; yönlerini saptır; yardımını onlardan kes; sayılarını azalt; kalplerini korkuyla doldur; ellerini-kollarını bağla; dillerini konuşamaz kıl; onların hezimete uğramasıyla arkalarındakileri darmadağın et; onları arkalarındakilere ibret vesilesi kıl ; onları rezil rüsvay ederek onlardan sonrakilerin arzulara kapılmalarına engel ol.
Allah ım, kadınlarının rahimlerini kısır kıl; erkeklerinin döllerini kurut; binitlerinin ve hayvanlarının neslini kes; göklerinin yağmasına, yerlerinin yeşertmesine izin verme.
Allah ım, bununla İslam ehlinin tedbirini güçlendir; yerleşim merkezlerini sağlamlaştır; mallarını arttır; vakitlerini düşmanlarla savaşarak, onlarla uğraşarak geçireceklerine sana ibadet ederek, seninle râz-u niyaz ederek geçirmelerini sağla; yerin dört bir yanında yalnızca sana ibadet edilsin; yalnızca sana boyun eğilsin, sana secde edilsin.
Allah ım, her bölgenin müslümanlarına, karşılarındaki müşriklere yetecek gücü ver; katından ard arda göndereceğin meleklerle onlara yardım et; tüm yeryüzünde müşrikleri toprağın (karanın) bittiği yere kadar hezimete uğratarak öldürsün ve esir etsinler; veyahut da, Sen Allah sın, senden başka ilah yok; teksin, ortağın yok. diye ikrar etsinler.
Allah ım, yeryüzünün dört bir yanında düşmanların olan tüm şirk milletlerini bu duruma düşür.
Allah ım, müşrikleri müşriklerle uğraştırarak müslümanların sınırlarına saldırmalarına; sayılarını, güçlerini azaltarak müslümanların zayıflamalarına ve tefrikaya düşürerek müslümanlara yüklenmelerine engel ol.
Allah ım, kalplerinden güveni, bedenlerinden gücü al götür. Dikkatlerini dağıtarak entrika üretmelerine, hile yapmalarına engel ol. Erlerimizle karşı karşıya gelme, kahramanlarımızla çarpışma cüretini onlardan al. Bedir de yaptığın gibi köklerini kazıyacak, kuvvet ve şiddetlerini biçecek, topluluklarını dağıtacak bir güçle meleklerinden oluşan bir ordu gönder onlara.
Allah ım, sularını veba (salgın hastalık) ile ve yiyeceklerini hastalıklarla karıştır. Şehirlerini yerin dibine geçir; üzerlerine sürekli bela indir; kuraklık ve kıtlıkla onları döv; azıklarını en verimsiz ve kendilerine en uzak topraklarda koy; kalelerin kapılarını onlara kapat; sürekli bir açlık ve acıklı bir hastalığa duçar et onları.
Allah ım, dinin en üstün din, hizbinin en güçlü hizip ve payının en kâmil pay olması için onlarla savaşan İslam gazileri ve mücahitlerini kolaylıklarla karşılaştır; işlerini düzelt; kendilerine başarılar ver; onlar için (iyi) arkadaşlar seç; onları destekleyerek güçlendir; rızklarını bol et; kendilerine neşat ver; (sevdiklerine duydukları) özlemlerinin sıcaklığını söndür; yalnızlık sıkıntısını onlardan gider ve çoluk çocuklarını anmayı onlara unuttur. Onlara iyi niyet ver; (hastalıklara karşı) onlara bağışıklık kazandır; selameti onlardan ayırma; yüreklerinden korkuyu çıkar; onlara şiddet ve cüret ver; yardımınla onları destekle; (Resulünün) siret ve sünnetleri(ni) onlara öğret; yargıda doğruyu onlara ilham et; riya ve gösterişi onlardan uzaklaştır; duyulup ünlenmek için iş yapmaktan kurtar onları; zikirleri, fikirleri, seferleri, konaklamaları senin yolunda ve senin için olsun.
Senin düşmanların ve kendi düşmanlarıyla karşı karşıya geldikleri zaman gözlerinde onları azalt; gönüllerinde onları küçült; bunları onlara galip kıl; onları bunlara üst etme; şayet bazılarına mutlu bir son mukadder edip şehitliği yazmışsan, düşmanlarını öldürüp esir aldıktan, müslümanların sınırları emniyete kavuştuktan ve düşmanların geri dönüp kaçtıktan sonra olsun bu.
Allah ım, gaziler veya sınır bekçilerinin evlerinde onların yerini dolduran, onların geride bıraktıklarının bakımını üstlenen, malının bir kısmıyla onlara yardım eden, onlar için herhangi bir savaş malzemesi temin eden, onları cihada teşvik eden, onlara dua eden, arkalarında saygınlıklarına riayet eden müslümanları da onlara verdiğin ölçüde, onlara verdiğinin misliyle ödüllendir; ahirette kendileri için hazırladığın lütf-u kereminden başka bu dünyada da yaptıklarının faydasını görüp sevinmeleri için peşin bir karşılık ver onlara.
Allah ım, İslam derdi olan, şirk ehlinin toparlanıp savaşmaya niyetlenmeleri kendilerini üzen, cihada azmedip de güçsüzlükten dolayı gidemeyen ya da bir ihtiyacını gidermek zorunda kalarak veya bir hadiseyle karşılaşarak geciken, iradesi dışında karşısına bir engel çıkan müslümanların da adlarını sana ibadet edenlerin, kulluk sunanların arasında yaz; onlara da mücahitlerin sevabını ver; onlara da şehitler ve salihler zümresinde yer ver.
Allah ım, kulun ve resulün Muhammed e ve Muhammed in âline salat eyle; öyle bir salat ki, tüm salatlardan yüce, tüm selamlardan üstün olsun; geçmişte dostlarından herhangi birine ettiğin en mükemmel salat gibi süresinin bitimi, sayısının sınırı olmasın. Hiç kuşkusuz, sen, büyük nimetler sahibi, övgüye layık, başlatan, geri döndüren ve dilediğini yapansın.
Allah a Yönelme Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, tam bir içtenlikle senden gayrisinden kopmuş, tüm varlığımla sana yönelmişim. İhsanına muhtaç olanlardan yüz çevirmiş, fazlından müstağni olmayanlardan istekte bulunmayı bırakmışım. Çünkü muhtacın muhtaçtan istemesinin düşüncesizlik, akılsızlık olduğunu anlamış, buna inanmışım
Allah ım, izzeti senden başkasının yanında arayıp da zelil olan; senden başkasından servet isteyip de fakirleşen, yücelik isteyip de alçalan nicelerini gördük! Akıllı adamın bunları görüp de ibret almasından ve seni seçerek doğruyu bulmasından daha doğal ne olabilir ki !
O halde ey Mevlam, isteklerimi diğerlerinden değil, yalnızca senden istiyorum; ihtiyaçlarımı diğerlerinden değil, yalnızca senden talep ediyorum. Herkesten önce çağıracağım yalnızca sensin. Ümidimde kimse sana ortak değil; duamda seninle birlikte olan biri yok; çağrımda sana ortak koşacağım biri yok.
Sayı birliği, zevali olmayan eksiksiz kudret sıfatı, güç ve kuvvet erdemi, yücelik ve yükseklik derecesi sana mahsustur, ey Tanrım.
Senin dışındakiler ise hayatlarında rahmet ve merhamete muhtaç, işlerinde başarısızlığa mahkum, içinde bulundukları şartlara yenik, durumları değişken ve nitelikleri sabit olmayan zayıf varlıklardır.
O halde, benzerlerin ve zıtların olmaktan çok yücesin; misillerin ve denklerin bulunmaktan çok büyüksün. Sen (her eksiklikten) münezzehsin; senden başka ilah yoktur.
Musibete Uğradığı Veya Günah Sebebiyle Kötü Duruma Düşen Birini Gördüğü Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, bilip de örtme ve haberi olup da cezalandırmama övgüsü sana özgüdür. Bizlerden her biri, birtakım ayıp işler yapmıştır, ama sen onu o işleriyle tanıtmamışsın; birtakım çirkin fiiller işlemiştir, ama sen onu rüsvay etmemişsin; kötülüklere bürünmüştür, ama sen kimseyi onun bu haline vâkıf kılmamışsın. Nice yasaklarını çiğnemiş, bize bildirdiğin nice emirlerini aşmış, nice kötülükleri kazanmış ve nice yanlışlıklara düşmüşüz ki, bakanlar-görenler değil, sen onları biliyordun ve onları açığa vurmaya herkesten çok kadirdin.
Fakat sen, bize bahşettiğin selamet haliyle, insanların ayıplarımızı görmesine, rezaletlerimizi duymasına engel oldun. O halde, ayıplarımızı örtmeni ve çirkin işlerimizi gizlemeni; bizler için kötü huydan ve çirkin işlerden engelleyici, günahları silen tövbeye ve övülen yola özendirici bir öğütçü kıl. Bunu en yakın zamanda gerçekleştir ve bizi senden gafil olmaya duçar etme. Çünkü artık sana yönelmiş ve günahlardan tövbe etmişiz.
Allah ım, yaratıklarının içinden beğenip seçtiğin Muhammed e ve onun, temiz kullarının seçkini olan soyuna salat eyle ve bizleri, emrettiğin gibi onları dinleyenler, onlara itaat edenler kıl.
Mal ve Servet Sahiplerine Bakınca Okuduğu Kaza ve Kadere Rıza Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ın hükmüne hoşnutluğumun ifadesi olarak, Allah a hamd olsun. Şehadet ederim ki Allah, kullarının geçimliklerini aralarında adaletle paylaştırmış ve tüm yaratıklarına lütfuyla davranmıştır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve beni insanlara verdiklerinle, onları da benden esirgediklerinle sınama; sonra insanları kıskanır, hükmünü yadırgarım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kazâna gönül hoşluğuyla razı olmamı sağla; hükmünün gerçekleştiği hususlarda göğsümü aç; bana, kazân sadece hayır üzere cari olur, dedirtebilecek bir güven ver; benden esirgediklerin için sana şükrümü, bana verdiklerin için olan şükrümden bol eyle. Yoksul biri için aşağılık, servet sahibi biri için de üstünlük düşünmekten beni koru. Çünkü gerçek şeref sahibi, sana itaat edişi sebebiyle şereflenen; gerçek izzet sahibi ise sana ibadet edişi sebebiyle izzet bulan kimsedir.
Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi tükenmeyen bir servetle faydalandır; yitirilmeyen bir izzetle destekle; ebediyet yurduna salıver. Hiç kuşkusuz, sen; birsin, teksin, samedsin (herkes sana muhtaçtır, senin kimseye ihtiyacın yoktur), doğurmamışsın, doğmamışsın ve kimse senin dengin olmamıştır.
Bulutlara ve Şimşeğe Baktığı ve Gökgürültüsünü Duyduğu Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, hiç kuşkusuz bu ikisi (şimşek ve gökgürültüsü), senin ayetlerinden iki ayet ve senin yardımcılarından iki yardımcıdır. Yararlı bir rahmet veya zararlı bir azap ile sana itaat etmeye koşarlar. Şu halde, bunlar vasıtasıyla bize azap yağmuru yağdırma ve bela elbisesi giydirme.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve şu bulutların yarar ve bereketini üzerimize indir; zarar ve zahmetini bizden geri çevir; onlardan bize bir musibet indirme; onlar vasıtasıyla geçimliklerimize bir afet gönderme.
Allah ım, eğer onları azap ve gazap olarak göndermiş isen; biz, gazabından sana sığınıyor, katından affını dileniyoruz. O halde, gazabını müşriklere yönelt, azap değirmenini dinsizlerin üzerinde döndür.
Allah ım, (gökten) su indirerek şehirlerimizin kuraklığını gider; rızk vermenle yüreklerimizden öfkeyi çıkar; bizleri kendinden başkasıyla meşgul etme ve ihsanının kaynağını bizlerden kesme. Hiç kuşkusuz, gerçek zengin, senin zengin ettiğindir ve gerçek sağlıklı, senin koruduğundur. Kimsenin, sana karşı bir savunması, galebeni engelleyebilecek bir gücü bulunmamaktadır. Dilediğine dilediğin gibi hükmedersin; irade ettiğinin hakkında irade ettiğini uygularsın.
Şu halde, hamd senindir, bizleri belalardan koruduğun için; şükür sanadır, bizlere verdiğin nimetlerden ötürü. Öyle bir hamd ki, tüm hamd edenlerin hamdini geride bıraksın; öyle bir hamd ki, yeri ve göğü doldursun. Hiç kuşkusuz, sen, ağır minnetlerle minnet koyan, büyük nimetler bahşeden, az hamdi kabul buyuran, şükrün azına da mükâfat veren, ihsanı güzel olan kerem sahibisin. Senden başka ilah yoktur; dönüş sanadır.
Allah´ın Şükrünü Yerine Getirmekten Âciz Olduğunu İtiraf Ettiğinde Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, hiçbir kimse şükrünün bir aşamasının sonuna ulaşmaz ki, yeni bir şükrü gerektirecek bir ihsanını elde etmiş olmasın. Yine, ne kadar çaba sarf ederse etsin, hiçbir kimse sana itaatte bir merhaleye ulaşmaz ki, lütuf ve ihsanın sebebiyle hakkettiğin gibi sana itaat etmiş olsun. Şu halde, en çok şükreden kulun bile, şükründen âciz; en çok ibadet eden kulun dahi, itaatinde yetersizdir.
Kimseyi, hakkettiği için bağışlaman ve kimseden, layık olduğu için hoşnut olman gerekmez. Bağışladığını lütfunla bağışlamış, hoşnut olduğundan fazlınla hoşnut olmuş olursun. Kabul ettiğin az şükrü şükranla karşılar, itaatin azını ödüllendirirsin. Öyle ki, sanki kulların, sensiz, şükürden kaçınma gücüne sahiptirler de veya şükretmelerinin sebebi senin elinde değilmiş de onun için, şükürlerinden dolayı onları ödüllendiriyor, büyük karşılıklar veriyorsun! Hayır Tanrım! Onlar, sana ibadet etmeye kadir olmadan önce, sen onların işlerinin malikiydin. Onlar sana itaate yönelmeden önce, sen ödüllerini hazırlamıştın. Çünkü senin sünnetin (geleneğin) lütufta bulunmak, âdetin iyilik yapmak ve yolun affetmektir.
Bütün yaratıklar, cezalandırdığın kimseye zulmetmediğine tanıktır; kötülüklerden kurtardığın kimseye lütfetmiş olduğuna şahittir. Hepsi de, senin için gerekeni yapamadığını ikrar eder. Bu yüzden, eğer şeytan onları aldatarak sana itaatten çıkarmasaydı, kimse sana karşı gelmezdi ve eğer şeytan, batılı hak görünümünde onlara sunmasaydı, kimse senin yolundan sapmazdı.
Her eksiklikten münezzehsin sen! Sana itaat edene de, karşı gelene de ne kadar cömertçe davranıyorsun! İtaat edeni, ondan taraf kendin üstlendiğin bir iş için ödüllendiriyorsun! Karşı gelene de, hemen cezalandırabileceğin halde mühlet veriyorsun! Her ikisine de hakketmediğini vermiş, ameliyle kazanamayacağını lütfetmişsin. Şayet itaat edene, sadece tarafından üstlendiğin amelin karşılığını vermek isteseydin, neredeyse hiçbir mükâfat alamaz, nimetini kaybederdi. Fakat sen kereminle, geçici kısa süreye, kalıcı uzun süreyle ve zevali yakın olan sona, bekası sürekli olan sonla karşılık verdin. Ayrıca, kendisine sana itaat etme gücünü veren rızkını yediği için, sevabından bir şey eksiltmeye kalkmadın; mağfiretini elde etmek için senin verdiğin araçları kullandığı için bir şey ödeme zorunda bırakmadın onu. Şayet böyle yapacak olsaydın, bütün zahmetleri, tüm çabaları, nimetlerinin en küçüğü karşısında sıfırlanır, diğer nimetlerine karşılık rehin alınması gerekirdi. Şu halde, sevabından en ufak bir şeyi bile nasıl hakkedebilirdi ki ! Hayır, nasıl !
Rabbim, sana itaat edip kulluk yolunu tutanın durumu bu. Emrine karşı gelip yasağını işleyene gelince; karşı gelme halini, itaate yönelme haline dönüştürsün diye hemen cezalandırmadın onu. Oysa o, sana karşı gelmeye yeltendiği ilk anda bütün yaratıklarına hazırladığın cezanın tümünü hakketmişti. Şu halde, hakkettiği cezayı vermeyip azabını geciktirmen, senden taraf bir özveridir, hakkından geçiştir.
O halde ey Rabbim, senden daha kerim olan kim var ! Ve bu keremine rağmen helak olandan daha bedbaht biri bulunur mu ! Hayır, bulunur mu ! Şu halde sen, ihsandan başkasıyla nitelendirilmekten çok daha kutlusun; adaletinin dışında bir şeyinden korkulmaktan çok daha kerimsin. Emrine karşı gelene cevretmenden korkulmaz; seni hoşnut edenin mükâfatını vereceğinden endişe edilmez.
O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve arzu ettiğimi bana ver; işlerimde başarılı olabilmem için hakkımda hidayetini artır. Hiç kuşkusuz, sen, çok ihsan eden kerem sahibisin.
Kulların Haklarından Dolayı Allah´tan Özür Dilediği ve Ateşten Kurtuluş İstediği Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, huzurumda zulme uğrayıp da yardım etmediğin mazlumdan, bana yapılıp da karşılığını vermediğim iyilikten, özür dileyip de özrünü kabul etmediğim kötü iş sahibinden, benden bir şey isteyip de kendime tercih etmediğim fakirden, boynumda hakkı olup da hakkını vermediğim inançlı hak sahibinden, ayıbına vâkıf olup da ayıbını örtmediğim mü minden, bulaşıp da terketmediğim günahlardan dolayı mazeretimi kabul etmeni istiyorum. Tanrım, bütün bunlar ve benzeri işlerim için, bir daha tekrarlamama engel olacak bir pişmanlıkla senden özür diliyorum.
Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve düştüğüm sürçmelerden pişmanlığımı ve yaptığım kötü işleri terketme azmimi, sevgini celbedecek bir tövbe kıl; ey tövbe edenleri seven.
Allah´tan Af ve Rahmet Dileme Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve benim haramlara olan isteğimi kır; günahlara olan ihtirasımı öldür; beni mü min ve müslüman erkek ve kadınlara eziyet etmekten alıkoy.
Allah ım, yasakladığın halde bana kötü bir laf eden, menettiğin halde bana saygısızlık yapan, sonra da benden helallık almadan ölüp giden ya da halen hayatta olan kullarına, bana yaptıkları kötülüklerini bağışla; beni incittikleri için onları cezalandırma; hakkımda işledikleri günahları onlara bildirme; benim yüzümden kazandıkları suçlardan dolayı onları rüsvay etme. Benim, onları böylesine cömertçe affetmemi ve karşılık beklemeden kendilerine verdiğim bu sadakayı, sadaka verenlerin en temiz sadakalarından ve sana yaklaşma çabasında olanların en üstün bağlantılarından kıl. Onları affetmeme karşılık sen de beni affet; onlar için yalvarışıma karşılık sen de bana acı. Böylece fazlınla hepimiz mutluluğu yakalayalım, nimetinle kurtuluşa erişelim.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve zarar verdiğim veya incittiğim, zulmettiğim veya zulme uğramasına sebep olduğum ve böylece hakkını zayi ettiğim veya hakkını almasına engel olduğum kullarını bol ihsanınla benden razı et ve eksiksiz olarak katından haklarını ver. Sonra da beni, hükmünü gerektirecek durumdan koru, adaletinin gerektirdiği cezadan kurtar. Çünkü senin cezalandırmana tahammül edecek, gazabına dayanacak gücüm ve takatım yoktur. Eğer beni hak üzere cezalandıracak olursan, helak olurum; rahmetine bürümeyecek olursan, bedbaht olurum.
Allah ım, ey mâbudum, senden bir şey hibe etmeni istiyorum ki, onu vermek senden bir şey eksiltmez. Senden bir şeyi kaldırmanı istiyorum ki, onu kaldırmak sana güç değildir. Tanrım, senden nefsimi bana hibe etmeni istiyorum. Çünkü sen, onu kendinden bir kötülüğü defetmek veya kendine bir yarar elde etmek için yaratmadın. Onu yarattın ki, böyle bir şeye gücün olduğunu gösteresin, benzerini yaratabileceğini kanıtlayasın. Ve senden taşıması bana çok güç olan günahlarımı kaldırmanı istiyor, ağırlığı altında ezildiğim sürçmelerime karşı yardımını diliyorum.
O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve zulmüne rağmen nefsimi bana hibe et (bağışla) ve rahmetinle ağır yükümü kaldır. Çünkü şu bir gerçek ki, rahmetin nice kötülere ulaşmış; affın nice zalimleri kapsamına almıştır. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve affetmenle, beni suçluların düştüğü yerden kaldırdığın, günahkârların düştüğü bataklıktan kurtardığın kimselerin örneği kıl. Onlar gibi ben de, gazabının esaretinden, adaletinin rehineliğinden kurtulan, affının ve ihsanının azatlısı olayım. Rabbim, eğer bunu yapsan, azabını hakkettiğini inkâr etmeyen, cezalandırmanı gerektiren işlerden yana kendini temize çıkarmayan birine yapmış olursun. Tanrım, senden korkusu, sana ümidinden çok olan; kurtuluştan yana ümitsizliği, kurtuluşa olan ümidinden güçlü olan birine yapmış olursun. Ümitsizliği, rahmetine ümidi olmadığından, ümidi de kendini aldattığından değil; kötülüklerinin arasında iyiliklerinin az olduğundan ve hiçbir günahı için geçerli mazereti olmadığındandır.
Sen ise ey Rabbim; doğruların, rahmetine bakarak aldanmayacağı; günahkârların, gazabına bakarak ümitsizliğe kapılmayacağı yüce Tanrısın ki, ihsanını kimseden esirgemez, hakkını da kimseden tam olarak almazsın. Anın, tüm anılanlardan yücedir; isimlerin, soyluların onlarla adlandırılmasından çok daha kutsaldır; nimetlerin tüm yaratıklar için yayılmıştır. Şu halde, bütün bunların övgüsü senindir, ey âlemlerin Rabbi.
Birinin Ölüm Haberini Aldığı Veya Ölümü Hatırladığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve uzun arzulara karşı bize yet; doğru amelle arzularımızı kısalt ki, bir saatin ardından diğer saati tamamlamayı, bir günün ardından diğer günü yaşamayı, bir nefesin peşinden diğer nefesin gelmesini ve bir adımı diğer adımın izlemesini arzulamayalım. Bizi uzun arzulara aldanmaktan, doğuracağı kötü sonuçlardan koru; ölümü gözlerimizin önüne dik; onu anmamızı geçici bir durum kılma; bizi, öyle salih bir amele muvaffak eyle ki, onunla sana dönüşte geç bile kaldığımızı anlayalım; bir an önce sana kavuşmayı isteyelim; ölüm, sevdiğimiz dostumuz, özlediğimiz arkadaşımız ve kavuşmak istediğimiz yakınımız olsun.
Ölümü bizim için mutluluk vesilesi kıl, ondan ürküp korkmayalım. Onu bizim için bedbahtlık ve zillet vesilesi kılma. Onu bizim için mağfiretine açılan bir kapı, rahmetine ulaştıran bir anahtar kıl. Bizi, doğru yoldan sapmayan hidayet ehli, gönüllü olarak itaat edenler ve günah işlemeyen, günahlarında ısrar etmeyen tövbekârlar olarak öldür; ey iyilerin mükâfatını üstlenen ve kötülerin işlerini düzelten (yüce Allah)!
Allah´tan Ayıpların Örtülmesi ve Günahlardan Korunma İstemiyle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve saygınlık döşeğini benim için yay; (kana kana içebilmem için) rahmet pınarlarının kaynağına indir beni; cennetinin ortasında yer ver bana; beni katından kovulmayla karşılaştırma; senden ümit kesme yoksunluğuna duçar etme; İşlediklerimle kısas etme; kazandıklarım hususunda sorgulama; gizlediğimi açığa çıkarma; örttüğümü açma; amelimi adalet terazisinde ölçme; halkın gözleri önünde halimi aşikâr etme; yayılması benim için utanç vesilesi olan şeyleri onlardan sakla; katında beni rüsvay edecek şeyleri onlardan gizle. Hoşnutluğunla derecemi yükselt; bağışlamanla saygınlığımı kâmil eyle; beni sağdakilerin (Ashabü l-Yemin) arasına kat; güvene kavuşanların yollarına yönelt; kurtuluşa erenler grubuna dahil eyle; benimle salihlerin meclislerini şen eyle. Âmin, ya Rabbe l-âlemin
Kur´an´ı Hatmettiğinde Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, hiç kuşkusuz, ben senin yardımınla Kitabını hatmetmeye muvaffak oldum. Sen onu, bir nur olarak indirdin; daha önce indirmiş olduğun kitapların koruyucusu-denetleyicisi, anlatmış olduğun tüm sözlerin en üstünü kıldın. Onu, helalini haramından ayıran Furkan, hükümlerini, yasalarını açıklayan Kur an, kulların için ayetlerini açıkladığın Kitap ve peygamberin Muhammed e -salavatın ona ve âline olsun- indirdiğin Vahiy olarak niteledin. Onu, dalalet ve cehalet karanlıklarında, uyanlarına yolu aydınlatan nur; doğrulama anlayışıyla dinleyenler için şifa; dili asla haktan sürçmeyen adalet ölçüsü; tanıklar için kanıtı sönmeyen hidayet nuru ve yolunu izleyenleri sapmaya karşı koruyan, koruması altına girenleri helak olmaktan kurtaran kurtuluş bayrağı kıldın.
Allah ım, onu tilavet etmekte bize yardım ettiğin, güzel ibarelerini söyleyebilmek için dilimizin düğümlerini çözdüğün gibi, bizi ona hakkıyla riayet eden, muhkem ayetlerine teslimiyet inancıyla onu din edinen, açık ayetlerle açıklanması gereken müteşabih ayetleri ikrar ve kabul edenlerden kıl.
Allah ım, sen onu mücmel (kapalı) olarak peygamberin Muhammed e -Allah ona ve âline salat etsin- indirdin; acayibinin (hayret edilecek şeylerinin) bilgisini tastamam ona ilham ettin; tefsirinin bilgisini miras olarak bize (Ehl-i Beyt) verdin; böylece bizi onun bilgisine cahil olanlardan üstün kıldın ve bize onu taşıma gücünü vererek taşımaya güç yetiremeyenlerin üstüne çıkardın.
Allah ım, kalplerimizi onun taşıyıcıları kıldığın, rahmetinle bizi onun yüceliği ve üstünlüğüyle tanıştırdığın gibi, onunla (insanlara) hitap eden Muhammed e ve onun bekçileri olan âline salat eyle ve bizleri, onun senin katından olduğunu itiraf edenlerden et ki, onu doğrulamakta kuşkuyla karşılaşmayalım, onun doğru yolundan sapmayalım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi onun (Kur an ın) ipine sarılanlardan, müteşabihlerinden sağlam kalesine sığınanlardan, kanadının gölgesinde oturanlardan, sabahının aydınlığıyla yolu bulanlardan, ışığının parıldamasına uyanlardan, lambasıyla aydınlananlardan ve hidayeti ondan başkasında aramayanlardan eyle.
Allah ım, insanları sana doğru yöneltmek için Kur an vasıtasıyla Muhammed i bir bayrak olarak diktiğin, âline de sana götüren hoşnutluk yollarını bildirdiğin gibi, Muhammed ve âline salat eyle ve Kur an ı bizler için saygınlık menzillerinin en şereflisine ulaşma vesilesi, selamet mahalline yükselme merdiveni, kıyamet sahnesinde kurtuluş sebebi ve ebediyet yurdunun nimetlerine kavuşma aracı kıl.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve Kur an vasıtasıyla günahların ağırlığını üzerimizden indir; iyilerin güzel huylarını bize ver; bizi gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında senin rızanı kazanmak için onu (Kur an ı) ayakta tutanları izlemeye muvaffak eyle. Böylece bizi, onun temizlemesiyle tüm pisliklerden temizle; nuruyla aydınlanan ve arzulara kapılmayarak amelden geri kalmayanlardan eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve gecelerin karanlıklarında Kur an ı bize munis kıl. Onunla bizi, şeytanın dürtmelerinden, vesveselerin itmelerinden koru; adımlarımızın günahlara doğru atılmasına, dilimizin batıla dalmasına, uzuvlarımızın günah işlemesine engel ol ve gafletin dürdüğü ibret sayfalarını aç. Böylece bizi, sarp ve köklü dağların bile taşıyamadıkları acayibini (ilginç gerçeklerini) ve (insanları kötülüklerden) menedici kıssalarını anlamaya muvaffak eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve Kur an la dışımızın iyi görünümünü sürekli kıl; vesveselerin içimizin sağlığını bozmasına engel ol; kalplerimizin kirini ve günahlara bağlılığımızı gider; dağınık işlerimizi bir araya topla; her şeyin sana sunulduğu mahşerde, günün en sıcak saatlerinin susuzluğunu bizden gider ve büyük korku (kıyamet) günü kabirlerden çıkarıldığımız zaman güven elbiselerini bize giydir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve Kur an la yoksulluğumuzu gider; rızkımızı bol et ve bizleri refaha kavuştur. Onunla bizleri kınanmış huylardan ve kötü ahlaktan kaçındır; küfrün derin kuyusundan ve nifaka yol açan şeylerden koru ki, kıyamette bizleri senin hoşnutluğuna ve cennetlerine götürsün; dünyada gazabından ve sınırlarını aşmaktan korusun ve katındaki helalleri helal, haramları haram kabul ettiğimize tanık olsun.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve ölüm vaktinde, canlar köprücük kemiğine dayandığı ve kimdir kurtarıcı dendiği (Kıyamet/26-27), ölüm meleği canları almak için gayb perdelerinin arkasından çıkıp ölüm yayından ayrılık oklarını fırlattığı, canlara tatmaları için anında öldüren ölüm zehrinden bir kadeh sunduğu, ahirete göçmemiz yaklaşıp amellerimiz boyunlarımıza bağlandığı ve buluşma günü gelip çatıncaya kadar kabirlere sığınmaktan başka çare kalmadığı zaman Kur an la, can verme üzüntüsünü, inleme zorluğunu ve can çekişme hırıldamalarını bizlere kolaylaştır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve yıpranma evine (kabre) girişimizi ve toprak katmanları arasında uzun süre kalışımızı bize kutlu et. Dünyadan ayrıldıktan sonra, kabirleri, konaklayacağımız yerlerin en iyisi kıl; rahmetinle kabirlerimizin dar oyuğunda yerimizi geniş et ve helak edici günahlarımız sebebiyle kıyametteki kalabalığın önünde bizi rüsvay etme. Her şeyin sana sunulduğu gün Kur an hürmetine yerimizin horluğuna acı; cehennem köprüsünün üzerinden geçerken köprü sallandığında sürçmeye karşı ayaklarımızı sabit kıl; tekrar dirilmeden önce kabirlerimizin karanlığını aydınlığa dönüştür; bizleri kıyamet gününün üzüntülerinden, felaket gününün şiddetli korkularından kurtar; pişmanlık ve üzüntü gününde zalimlerin yüzleri karardığı zaman bizim yüzümüzü ağart; inananların gönüllerinde bizim için bir sevgi oluştur ve yaşamı bizlere zorlaştırma.
Allah ım, kulun ve resulün Muhammed senin elçiliğini ilettiği, emrini haykırdığı ve kullarına öğüt verdiği gibi sen de ona salat eyle.
Allah ım, kıyamet günü peygamberlerin içinde bizim peygamberimizi -salavatın ona ve âline olsun- mevkice sana en yakın olan, en çok şefaat etme hakkına sahip bulunan, katında en kadri yüce ve nezdinde en çok sayılan peygamber kıl.
Allah ım, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve kurucusu olduğu dini yücelt; kanıtını (Kur an ı) ulula; terazisini ağır et; şefaatini kabul buyur; katındaki itibarını artır; yüzünü ak et; nurunu tamamla ve derecesini yükselt. Bizleri ise onun sünneti üzere yaşat; dini üzere öldür; apaçık yoluna sevkedip izinde yürüt; ona itaat edenlerden kıl; grubunun içerisinde haşreyle; havuzunun başında ona konak et ve kadehiyle kana kana ondan bize içir.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki, onu lütuf, kerem ve ihsanından umduğu en üstün makama ulaştırsın. Kuşkusuz sen, geniş rahmet ve büyük lütuf sahibisin.
Allah ım, elçiliğini iletmesinin, ayetlerini ulaştırmasının, kullarına öğüt vermesinin, yolunda cihad etmesinin karşısında, mukarreb meleklerine ve seçilmiş mürsel peygamberlerine verdiğin en üstün mükâfatı ona ver. Ve, selam ve Allah ın rahmet ve bereketleri ona ve onun tertemiz âline olsun.
Hilale Baktığı Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey, belirlenen yörüngelerde hızla dolaşan itaatkâr yaratık! Ben, seninle karanlıkları aydınlatan; belirsizleri açığa çıkaran; seni mülkünün ayetlerinden bir ayet, saltanatının alametlerinden bir alamet kılan ve büyüyüp küçülmen, doğup batman, aydınlanıp kararman ile seni hizmete alan kimseye inanmış bulunuyorum. Tüm bu durumlarda sen ona itaat etmekte; iradesine hemen teslim olmaktasın.
Her eksiklikten münezzehtir O! Seninle ilgili yönetimi ne kadar ilginç, hakkında öngördüğü düzen ne kadar incedir! O, seni yeni bir iş için yeni bir ayın anahtarı kılmıştır.
Beni ve seni yaratan, beni ve seni yöneten, bana ve sana şekil veren Rabbim ve Rabbin Allah tan istiyorum ki, Muhammed ve âline salat etsin ve seni, günlerin etkisizleştiremeyeceği kutluluk, günahların kirletemeyeceği temizlik hilali; afetlerden güvende olma, kötülüklere bulaşmama hilali; içinde uğursuzluk olmayan mutluluk, beraberinde zahmet getirmeyen bolluk, zorlukla karışmamış kolaylık, şerre bulaşmamış hayır hilali; emniyet, iman, nimet, ihsan, sağlık ve İslam hilali kılsın.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizleri, üzerlerine hilal doğan en hoşnut, hilale bakan en temiz ve bu ayda sana kulluk sunan en mutlu kimselerden kıl. Bu ayda bizleri tövbeye muvaffak et; günahtan ve emirlerine karşı gelmekten koru; nimetlerine şükretmeye alıştır; bağışıklık kalkanlarıyla donat ve kâmil bir şekilde sana itaat etmeye muvaffak ederek nimetlerini bizlere tamamla. Hiç kuşkusuz, sen, büyük nimetler sahibisin, övgüye layıksın. Allah, Muhammed e ve onun tertemiz âline salat etsin.
Ramazan Ayı Girdiğinde Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Hamd Allah a ki, kendisine hamd etmenin yolunu bize gösterdi ve bizi hamd ehlinden kıldı ki, ihsanına şükredenlerden olup iyilik yapanların mükâfatını alalım.
Hamd Allah a ki, bize dinini armağan etti, şeriatiyle bize minnet koydu ve ihsan yollarını bize tanıttı ki, nimetiyle o yolları katederek rızvanına ulaşalım. Öyle bir hamd ki, bizden kabul buyursun ve onunla bizden hoşnut olsun.
Ve hamd Allah a ki, oruç ayı, İslam ayı, temizlenme ayı, arınma ayı ve kıyam ayı olan ramazan ayını bu yollardan biri kıldı. İnsanlar için hidayet kaynağı olan, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delillerini içeren Kur an ı bu ayda indirdi. (Bakara/185)
Ona tanıdığı ayrıcalıklar ve faziletlerle diğer aylara olan üstünlüğünü ortaya çıkardı. Büyüklüğünü bildirmek için diğer aylarda helal ettiğini bu ayda yasakladı; ona belli bir vakit belirleyerek ondan öne geçirilmesine veya sonraya bırakılmasına müsaade etmedi.
Sonra da, gecelerinden belli bir geceyi bin aydan üstün kıldı ve onu Kadir Gecesi olarak adlandırdı. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh her iş için inerler. (Kadir/4) Esenliktir o gece; fecr doğuncaya kadar, sağlam kazası gereği kullarından dilediği için bereketi devam eder.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bu ayın değerini bilip saygısını gözetmeyi, bu ayda yasakladığın şeylerden kaçınmayı bize ilham et. Uzuvlarımızı günahlardan koruyup seni hoşnut eden şeylerde işleterek bizi bu ayda oruç tutmaya muvaffak et. Öyle olsun ki, kulaklarımızla boş şeyler dinlemeyelim; gözlerimizi eğlenceye dikmeyelim, ellerimizi sakıncalı bir şeye uzatmayalım; ayaklarımızı harama açtırmayalım; karnımıza helal ettiğinden başkası girmesin; dilimiz senin açıkladığından başkasını konuşmasın; bizi sevabına yaklaştıracak amelden başkası için zahmete düşmeyelim; azabından koruyacak amelden başkasını yerine getirmeyelim. Sonra da bütün bunları, riyakârların gösterişinden ve ün tutkunlarının ün hevesinden arındır ki, işlerimizi yalnızca senin için yapalım; senden başka bir amacımız olmasın.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi bu ayda, çizdiğin sınırlarıyla, koyduğun farzlarıyla, koştuğun şartlarıyla ve belirlediğin vakitleriyle (günlük) beş namazın vakitlerine vâkıf et. Bizi namazın yüce mertebelerine ulaşan, erkânını koruyan, onu vaktinde kılan, rükuunu, secdesini ve tüm üstün amellerini kulun ve Resulünün -salavatın ona ve âline olsun- getirdiği gibi en kâmil ve kapsamlı taharetle, en açık ve belirgin huşuyla yerine getiren kimselerden kıl.
Bu ayda bizi, akrabalarımızla iyilik ve ihsan üzere ilişki kurmaya; komşularımıza ikram ve bağışta bulunmaya; mallarımızı vebal olmaktan kurtarmaya; zekâtını ayırarak temizlemeye; bize dargın-küskün olanların gönlünü almaya; haksızlık yapanlara karşı insaflı olmaya; asla dost edinemeyeceğimiz, barış içinde yaşayamayacağımız senin düşmanlarının dışında, bize düşmanlık edenlerle barışmaya; bizleri günahlardan temizleyecek, kötülüklerden koruyacak, meleklerin bile yapamayacağı temiz amellerle sana yaklaşmaya muvaffak et.
Allah ım, bu ayın hürmetine ve bu ayın evvelinden sonuna kadar sana ibadet eden mukarreb melekler, mürsel peygamberler ve salih kulların hürmetine senden istiyorum ki, Muhammed ve âline salat edesin. (Allah ım,) Bu ayda bizi, kullarına vaad ettiğin saygınlığa ehil kıl; sana itaat etmekte âdeta yarışan kullarına vereceğin şeyleri bize de ver ve rahmetinle, bizi en yüksek makamı hakkedenlerin arasına kat.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi tevhidinde şirke düşmekten, övgünde kusur etmekten, dininde kuşkulanmaktan, yolunda körlüğe duçar olmaktan, senin için gerekenden gaflet etmekten ve düşmanın olan kovulmuş şeytana aldanmaktan koru.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve içinde bulunduğumuz bu ayın her gecesinde affınla (cehennemden) salıvereceğin, rahmetinle bağışlayacağın kulların varsa, bizi onlardan eyle ve bizi bu ayın en iyi ehli ve ashabından kıl.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve ramazan hilalinin gözlerden kaybolup gökyüzünden silinmesiyle günahlarımızı da sil; günlerinin sıyrılmasıyla veballerimizi bizden sıyır. Ramazan bitince hatalardan arınmış, kötülüklerden temizlenmiş olalım.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi bu ayda, eğrilirsek düzelt; kayarsak doğrult; şeytan bize musallat olursa bizi ondan kurtar.
Allah ım, bu ayı sana ibadet etmemizle doldur; vakitlerini sana itaat etmemizle süsle; gündüzlerinde oruç tutmaya, gecelerinde namaz kılıp dua etmeye, bağışlanmak için ağlayıp sızlamaya muvaffak et bizi; gündüzleri gafletimize, geceleri kusur ettiğimize tanık olmasın.
Allah ım, hayatta olduğumuz sürece diğer aylar ve günlerde de bizi böyle olmaya muvaffak et. Bizi, Firdevs e varis olup orada sürekli kalacak olan (Mü minun/11), Rablerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri çarparak veren ve iyiliklere koşuşup iyilik için yarışan (Mü minun/60-61) salih kullarından kıl.
Allah ım, her zaman, her an ve her halükârda, salat ettiğin kimselere ettiğin tüm salatların sayısıca, tüm o salatların, senden başka kimsenin sayamayacağı kadar kat kat fazlasıyla Muhammed ve âline salat eyle. Hiç kuşkusuz, sen, dilediğini yaparsın.
Ramazan Ayıyla Vedalaştığında Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, ey (nimet verdiği kimselerden) karşılık beklemeyen, ey hiçbir zaman bağışta bulunduğuna pişman olmayan ve ey, kuluna ameline eşit olarak karşılık vermeyen! Nimetin başlangıçtır; affın lütuftur; cezalandırman adalettir; öngördüğün hayırdır. Verdiğin zaman bağışını minnetle karıştırmazsın; esirgediğin zaman esirgemen zulüm değildir. Şükredene, şükrü sen ilham ettiğin halde, karşılık verirsin; hamd edene, hamdi sen öğrettiğin halde, mükâfat verirsin; öylelerinin kötülüklerini örtüyorsun ki, dileseydin rüsvay ederdin; öylelerine bağışta bulunuyorsun ki, dileseydin mahrum bırakırdın. Çünkü her ikisi de rüsvay olmayı ve mahrum bırakılmayı hakketmişti. Ne var ki sen, işlerini lütuf üzere bina etmişsin; kudretini affetmekle gösterirsin; karşı geleni hilimle karşılarsın; kendine zulümle kasdedene süre tanırsın; sana dönmeleri için onlara mühlet verirsin, onları hemen cezalandırmayıp tövbe fırsatı tanırsın ki, helak olanlarının sana karşı bir kanıtları olmasın; bedbaht olanları ancak defalarca mazur görülüp aleyhlerinde birçok kanıt biriktikten sonra bedbaht olsunlar. Tüm bunlar, affından ve kereminden kaynaklanmakta, şefkatinden ileri gelmektedir; ey Kerîm, ey Halîm.
Sen, (öyle şefkatli) bir mâbudsun ki, affına ulaşmaları için kullarına tövbe adında bir kapı açmışsın; şaşmasınlar diye vahyinden bir delil dikmişsin o kapıya. Kutludur ismin, buyurmuşsun ki: İçten bir tövbeyle Allah a dönün. Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve sizi (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamber i ve onunla birlikte inananları utandırmaz; nurları, önlerinden ve sağlarından gider; derler ki: Rabbimiz, nurumuzu bizim için tamamla ve bizi bağışla. Hiç kuşkusuz, sen her şeye kadirsin. (Tahrim/8)
Şimdi, sen bu kapıyı açmış, delilini de önüne dikmiş olduğun halde, o ağırlanma mahalline (cennete) girmekten gaflet edenin mazereti olabilir mi !
Sen öyle (cömert) bir mâbudsun ki, kullarından alacağın şeyin kıymetini artırarak onu paha biçilmez kılarsın. Kullarının seninle ticarette kâr etmelerini, sana gelerek fazlasıyla kazanıp kurtuluşa ermelerini istiyorsun çünkü. İsmin kutlu ve yücedir, buyurmuşsun ki: Kim iyilik getirirse, ona, onun on katı vardır; kim de kötülük getirirse, ancak onun misliyle cezalandırılır. (En am/160) Yine buyurmuşsun ki: Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir tane gibidir ki, her başakta yüz tane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. (Bakara/261) Yine buyurmuşsun ki: Kendisi için kat kat artırması üzere Allah a güzel bir borç verecek olan kimdir (Bakara/245)
Ve, iyilikleri kat kat artıracağına ilişkin Kur an da indirdiğin diğer ayetler...
Sen o yüce mâbudsun ki, kullarına gayb âleminden öyle gerçekler bildirmiş, onları öyle şeylere özendirmişsin ki, eğer bildirmeseydin, gözleriyle onları görmez, kulaklarıyla onları duyup kavrayamaz, düşünceleriyle onlara ulaşamazlardı. Buyurmuşsun ki: Beni anın, sizi anayım; bana şükredin ve sakın bana nankörlük etmeyin. (Bakara/152) Yine buyurmuşsun ki: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük edecek olursanız, hiç kuşkusuz, azabım çok şiddetlidir. (İbrahim/7) Yine buyurmuşsun ki: Beni çağırın, size icabet edeyim. Hiç kuşku yok, büyüklük taslayıp bana ibadet etmekten kaçınanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir. (Mü min/60)
Böylece, seni çağırmayı (duayı) ibadet, terkini de büyüklük taslamak olarak adlandırmış ve terki için aşağılanarak cehenneme girmeyi vaad etmişsin.
Böyle olunca, onlar da nimetinle seni andılar; ihsanınla sana şükrettiler; emrinle seni çağırdılar; kat kat fazlasını almak üzere senin için sadaka verdiler ki, gazabından kurtulup hoşnutluğunu kazansınlar.
Senin, kullarına yaptığını, bir yaratık diğer bir yaratığa yapmış olsaydı, iyilik vasfını alır, minnettarlıkla anılır ve mümkün olan her dille övülürdü. O halde, hamdine doğru giden bir yol, hamdini ifade edecek bir kelime ve hamdinle ilgili bir anlam var oldukça hamd sana özgüdür.
Ey, kullarına ihsan ve lütufta bulunarak onların övgüsünü kazanan; onları nimet ve bağışına boğan; bize olan nimetlerin ne kadar yaygın, ne kadar boldur; özel lütufların ne kadar çoktur! Bizi, seçtiğin dine, hoşnut olduğun İslam a, kolaylaştırdığın yola hidayet ettin; katındaki yakınlığa, indindeki saygınlığa ulaşmada gözlerimizi açtın.
Allah ım, sen, o görevlerin seçkinlerinden, o farzların özellerinden birini ramazan ayı kıldın. Bir nur olan Kur an ı o ayda indirerek, o ayda imanı (imanın gerektirdiği amelleri) kat kat artırarak, o ayda (geceleri ibadete) kalkmayı teşvik ederek ve içindeki bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesini ululayarak onu diğer aylardan ayırdın; tüm zamanlar ve asırların içinden onu seçtin ve onu yılın diğer vakitlerinden üstün kıldın. Sonra da onun vasıtasıyla bizi diğer ümmetlerden üstün kıldın; onun fazileti için öteki dinlerin mensuplarını değil, bizi seçtin. Biz de emrinle gündüzünde oruç tuttuk; yardımınla gecesinde ibadete kalktık; belki oruç tutup ibadete kalkmakla rahmetin halimize şamil olur, bu vesileyle sevabını kazanırız diye. Çünkü sen, katından umulanla dolusun; fazlından istenilen hususunda cömertsin ve sana yaklaşmak isteyene pek yakınsın.
Bu ay, gerçekten de beğenimizi kazanarak aramızda kaldı; bizimle iyilikle birliktelik yaptı ve bize âlemlerin en üstün kazancını kazandırdı. Sonra da vakti dolunca, süresi bitince, sayısı tamamlanınca bizden ayrılıp gitti. Şimdi biz, ayrılığı bize çok zor olan, bırakıp gitmesi bizi üzüp ürküten, ahdini bozmamamız, saygısını gözetmemiz, hakkını ödememiz gereken biri gibi onunla vedalaşıyoruz. Ve diyoruz ki:
Selam sana, ey Allah ın en büyük ayı ve ey Allah ın dostlarının bayramı.
Selam sana, ey bizimle birlikte olan vakitlerin en değerlisi ve ey günler ve saatler içinde en iyi ay.
Selam sana, ey arzuların yaklaştığı, amellerin dağıldığı ay.
Selam sana, ey varlığı pek değerli, yokluğu can yakıcı dost; ayrılığı üzücü olan ümit kaynağı.
Selam sana ki, gelişinle bizi sevindirdin, mutlu ettin; gidişinle bizi üzdün, canımızı yaktın.
Selam sana ki, kalpler sende yumuşar, günahlar azalır.
Selam sana ki, şeytana karşı bize yardım eder, iyilik yollarını bizim için kolaylaştırırsın.
Selam sana ki, cehennem ateşinden kurtulanlar sende çok olur; hürmetini gözeten saadete erişir.
Selam sana ki, günahları silmekte, ayıpları örtmekte üstüne yok.
Selam sana ki, suçlulara çok uzundun; inananların gönlünde pek heybetliydin.
Selam sana ki, günler seninle rekabet edemez.
Selam sana ki, her yönden esenlik olan bir aysın.
Selam sana ki, birlikteliğin bıkkınlık getirmez; muaşeretin kınanmaz.
Selam sana ki, bize bereket getirdin; bizden günahların kirini yıkayıp giderdin.
Selam sana ki, seninle vedalaşmamız bıkkınlıktan, orucunu terketmemiz yorgunluktan değildir.
Selam sana ki, vaktinden önce aranırsın; kaybetmeden önce üzüntün yaşanır.
Selam sana ki, bereketinle birçok kötülük bizden uzaklaşır; birçok hayır bize ulaşır.
Selam sana ve içindeki bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesine.
Selam sana ki, dün sana pek düşkün iken yarın özleminle yanıp tutuşacağız.
Selam sana ve artık mahrum kaldığımız faziletine; elimizden alınan geçmişteki bereketlerine.
Allah ım! Biz, bu ayla şereflendirdiğin; bedbahtların, onun vaktini bilmeyip bedbahtlıkları yüzünden faziletinden mahrum kaldığı bir zamanda lütfunla ondaki ibadetlere muvaffak ettiğin, bu ayın ehli kullarınız. Onunla tanışmak için bizim seçilmemizin, ondaki ibadetlere hidayet edilmemizin velisi sensin. Hakkını ödeyemedikse de onda tuttuğumuz orucu, kıldığımız namazı, az da olsa yaptığımız iyilikleri senin yardımına borçluyuz.
Allah ım, o halde kötülüğümüzü ikrar, ihmalkârlığımızı itiraf etmekle birlikte iyi işlerimizin övgüsü sana aittir. İçten gelen bir pişmanlık, gerçeği ifade eden bir mazeret bildirmekle katından, o ayda kaybettiğimiz faziletleri bizim için telafi etmeni diliyoruz. Allah ım, o ayda senin hakkını ödeyemediğimiz için bizi mazur gör; ömrümüzü önümüzdeki gelecek ramazana ulaştır. Ulaştırdıktan sonra da layık olduğun kulluğu sunmakta, o ayın hakkettiği itaati yerine getirmekte bize yardım et ve bizi zamanın aylarından bu iki ayda (bu ve gelecek ramazanda) hakkını ödeyebilecek iyi işlere muvaffak eyle.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bu ayda işlediğimiz küçük ve büyük suçları, içine düştüğümüz günahları, bilerek veya unutkanlıkla kendimize yaptığımız zulümleri ya da başkalarına ettiğimiz hakaretleri bize bağışla; örtünü kaldırarak bizi rüsvay etme; bu ayda düşmanlarımızı halimize sevindirme; kınayanların dilini üzerimize uzun etme; tükenmeyen şefkatin, eksikliği olmayan lütfunla bu ayda bizden yadırgadığın şeylere keffaret olacak, onları bağışlatacak amellere muvaffak et bizi.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bu ayın gitmesiyle başımıza gelen musibeti telafi et; bayram ve iftar günümüzü bizim için mübarek eyle ve bu günü, geçirdiğimiz en hayırlı, affını en çok çekici, günahı en iyi silici gün kıl.
Allah ım, bu ayın sıyrılmasıyla bizi de günahlarımızdan sıyır; onun çıkmasıyla bizi de kötülüklerimizden çıkar. Bizi onunla en çok mutlu olanlardan, onda payı en bol olanlardan ve ondan en fazla nasip alanlardan kıl.
Allah ım, kim bu aya hakkıyla riayet ettiyse; hürmetini hakkıyla koruduysa, gerektiği gibi hükümlerini yerine getirdiyse, layık olduğu gibi günahlardan sakındıysa, hoşnutluğunu kazanacak, rahmetini cezbedecek bir amelle sana yaklaştıysa, kudretinle aynısını bize de nasip et; fazlınla onun kat kat fazlasını bize ver. Çünkü senin fazlın eksiksizdir; hazinelerin kesinlikle azalmaz; ihsanının kaynakları asla kurumaz ve bağışın minnetsiz, tertemiz bağıştır.
Allah ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bize, kıyamet gününe kadar onu oruç tutanların, onda sana ibadet edenlerin tümüne vereceğin sevap kadar sevap yaz.
Allah ım, mü minler için bayram ve sevinç günü, İslam ümmeti için toplanma, bir araya gelme günü kıldığın bu iftar günümüzde, işlediğimiz tüm günahlardan, geçmişteki tüm kötü işlerimizden, gönlümüzden geçen tüm kötü düşüncelerden, tekrar günaha dönme düşüncesi olmayan, bir daha hata yapmamaya azmeden biri olarak, şek ve şüpheden arınmış, halis bir tövbeyle tövbe edip sana yöneliyoruz. Bu tövbeyi bizden kabul buyur; bizden razı ol ve bizi bu hal üzre sabit kıl.
Allah ım, içimizde cehennem azabına karşı öyle bir korku, cennet sevabına karşı öyle bir özlem meydana getir ki, tüm varlığımızla ibadetin tadını, günahın üzüntüsünü duyalım. Katında bizi, sevgini kazanan, itaate dönüşlerini kabul buyurduğun tövbe edenlerden kıl, ey adillerin adili.
Allah ım, babalarımızı, annelerimizi ve şimdiye kadar gelip geçen, kıyamete kadar gelecek olan tüm dindaşlarımızı bağışla.
Allah ım, mukarreb meleklerine salat ettiğin gibi peygamberimiz Muhammed ve âline salat eyle. Mürsel peygamberlere salat ettiğin gibi ona ve âline salat eyle. Salih kullarına salat ettiğin gibi ona ve âline salat eyle. Onların hepsine ettiğin salattan üstün bir salatla ona ve âline salat eyle. Öyle bir salat ki, bereketi bizi kuşatsın, faydası bize ulaşsın ve sayesinde duamız kabul olsun. Hiç kuşkusuz, sen, kapısına gelinen en kerim, kendisine güvenilen en yeterli ve ihsanı dilenilen en cömert zatsın; ve sen her şeye kadirsin.
Ramazan Bayramı Namazını Kıldıktan Sonra Ayağa Kalkıp Kıbleye Yönelerek ve Cuma Günleri Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey, kulların acımadığı kimseye acıyan; ey, kentlerin kabul etmediği kimseyi kabul eden; ey, kendisine muhtaç olanları küçültmeyen; ey sürekli kendisinden bir şeyler isteyenleri nasipsiz bırakmayan; ey, kendisine doğru kılavuzluk edenleri reddetmeyen; ey, ithaf olunan küçük şeyi de kabul buyuran; ey, hoşnutluğunu kazanmak için yapılan az ameli de ödüllendiren; ey, az amele büyük karşılık veren; ey kendisine yaklaşana yaklaşan; ey kendisinden yüz çevireni kendisine doğru çağıran; ey nimeti değiştirmeyen, cezalandırmakta acele etmeyen; ey, iyiliği kat kat artıran, kötülüğü bağışlayıp ortadan kaldıran! Arzular, kereminin sonuna ulaşmadan hacetlerine kavuştu; dilek kapları bol bağışınla hemen doluverdi; sıfatlar, seni anlatamadan dağılıp gitti. Çünkü her yücenin üstünde en yüce yücelik ve her ululuğun üstünde en onurlu ululuk sana aittir. Her büyük, senin katında küçüktür; her onurlu, senin onurunun yanında hakirdir.
Senden başkasına gidenler eli boş geri döndüler; senden başkasını arayanlar hüsrana uğradılar; senden başkasına konuk olanlar mahvolup gittiler ve senin fazlından nimet isteyenlerin dışında diğer nimet isteyenler kıtlığa duçar oldular.
Kapın isteyenlerin yüzüne açık; ihsanın dileyenler için mubah; imdadın imdat isteyenlere yakındır. Sana ümidi olanların ümitleri boşa çıkmaz; ihsanını isteyenleri mahrum bırakmazsın; mağfiretini dileyenleri azabına duçar etmezsin.
Sana karşı gelip muhalefet edenlerden rızkını esirgemezsin; seninle düşmanlık edenlere hilminle davranırsın; kötülük yapanlara iyilik yapmak âdetindir; haddi aşanlara mühlet vermek sünnetindir. O kadar mühlet verirsin ki, mühletine aldanarak, hakka geri dönmez, batıldan el çekmezler. Oysa sen, emrine dönmeleri için onlara mühlet verir; saltanatının sürekliliğine güvendiğin için onları hemen cezalandırmazsın. Sonuçta; saadet ehlinden olanları saadete kavuşturur, şekavet ehlinden olanları şekavetle baş başa bırakırsın. Hepsi de sonunda hükmüne dönecek, emrine boyun eğecektir. Uzun süre onlara mühlet verişin saltanatını gevşetmez; onları cezalandırmakta acele etmeyişin aleyhlerindeki açık kanıtını geçersiz kılmaz.
Kanıtın dimdik ayaktadır, geçerliliğini kaybetmez. Saltanatın sabittir, zevali olmaz. O halde, sürekli azap, senden yüz çevirenindir; hor edici ümitsizlik, senden ümidini kesenindir ve en kötü bedbahtlık, müsamahana aldananındır. Böyle biri azabında ne de çok bocalayıp duracak; cezanı çekmesi ne de uzun sürecek; kurtuluşla arası ne de uzak, içinde bulunduğu durumdan çıkması ne de zor olacak! Bütün bunlar, adil yargınla, insafa dayalı hükmünle olacak, kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. Çünkü sen daha önce kanıtlarını sergilemiş, mazeretlere yer bırakmamışsın; cehennemden korkutmuş, cennete teşvik etmişsin; örnekler vermiş, kıssalar anlatmışsın; uzun süre mühlet vermiş, cezalandırmayı geciktirmişsin; oysa hemen cezalandırmaya kadirdin. Süre tanıman âcizlikten, mühlet vermen gevşeklikten, azap etmekten sakınman gafletten, beklemen iyi geçinme isteğinden değildir. Böyle yapıyorsun ki, kanıtın daha açık, keremin daha kâmil, ihsanın daha bol, nimetin daha eksiksiz olsun. Bu, şimdiye kadar böyle olmuş, böyle devam edecek.
Kanıtın bütünüyle anlatılmaktan çok daha yüce; büyüklüğün künhüyle belirlenmekten çok daha yüksek; nimetin tamamıyla sayılmaktan çok daha fazla ve ihsanın en azının bile şükrü yerine getirilmekten çok daha büyüktür. Suskunluk, seni övme gücünü almış benden; çekingenlik, seni ululamaktan âciz kılmış beni. Yapabileceğim en fazla şey, Tanrım, aczimi itiraf etmektir. Bu yüzden kapına gelmiş, ihsanını dilenmekteyim.
O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve râz-u niyazımı işit; duamı kabul buyur; günümü başarısızlıkla sonuçlandırma; isteklerim hususunda reddetme beni; katından ayrılışıma ve tekrar sana dönüşüme değer ver. Hiç kuşkusuz, sen, dilediğini yapmakta güçlük çekmez, istenenden âciz kalmazsın. Çünkü sen, her şeye kadirsin. Günahlardan sakınmamız, itaate güç bulmamız ancak yüce ve büyük Allah ın yardımıyladır.
Arefe Günü Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Hamd, âlemlerin rabbi Allah ındır. Allah ım, hamd senindir; ey gökleri ve geri yaratan; ululuk ve ikram sahibi; rablerin Rabbi; her tapılanın Tanrısı; her yaratılanın yaratıcısı ve her şeyin varisi. Hiçbir şey O nun gibi değildir; hiçbir şeyin bilgisi O na gizli kalmaz; O her şeyi kuşatmış, her şey üzerinde gözeticidir.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Teksin, benzerin yok; birsin, eşin yok.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Cömertsin, cömertlik sana yakışır; ulusun, ululanmak senin hakkın; büyüksün, büyüklenmek sana ait.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Yücesin; yüceden de yücesin. Cezalandırman pek şiddetlidir.
Sensin Allah; Rahman sın, rahîmsin; ilim ve hikmet sahibisin.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. İşitensin, görensin; kadîmsin, her şeyden haberin var.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. En kerim kerimsin; en sürekli süreklisin.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Herkesten önce ilksin; her sayıdan sonra sonsun.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Yüceliğinle birlikte yakınsın; yakınlığınla birlikte yücesin.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Zarifsin, güzelsin; ululuk, büyüklük ve övgü sahibisin.
Sensin Allah; senden başka ilah yok. Nesneleri, aslı esası olmaksızın yarattın; şekillendirdiklerini örneksiz şekillendirdin; var ettiklerini birinin işine bakarak var etmedin.
Sensin ki, her şey için bir ölçü koydun; her şeyi kolaylaştırdın ve her şeyi belli bir düzene soktun.
Sensin ki, yaratmanda kimse sana yardım etmedi; işinde kimseye danışmadın; ne gözlemcin, ne benzerin olmamıştır.
Sensin ki, irade ettin, irade ettiğin kesinleşti; yargıladın, yargın adalet üzere oldu; hükmettin, hükmün tam yerini buldu.
Sensin ki, hiçbir mekân seni içine alamaz; saltanatın karşısında hiçbir sultan dayanamaz ve hiçbir kanıt ve açıklama seni susturamaz.
Sensin ki, her şeyin sayısını bilirsin; her şey için bir son öngörmüşsün ve her şeyi belli bir ölçüyle yaratmışsın.
Sensin ki, benliğin tahayyüllere sığamaz; düşünceler niteliğini derk edemez ve gözler bulunduğun yeri göremez.
Sensin ki, sınırlandırılmazsın ki, sınırlı olasın; temessül etmemişsin ki, bulunasın; ve doğurmamışsın ki, doğrulmuş olasın.
Sensin ki, karşıtın yok ki, sana karşı gelsin; dengin yok ki, sana üst olmaya yeltensin ve benzerin yok ki, seninle yarışmaya kalkışsın.
Sensin başlayan, icat eden, oluşturan, yepyeni bir şey ortaya çıkaran ve yaptığını güzel yapan.
Münezzehsin sen! Şanın ne kadar yüce; yerin ne kadar yüksek ve hakkı batıldan ayırışın ne kadar net!
Münezzehsin sen! Ne kadar da lütfu bol bir latifsin; ne kadar da merhametli bir şefkatlisin ve ne kadar da bilgili bir hikmet sahibisin!
Münezzehsin sen! Ne de güçlü bir meliksin; ne de eli açık bir cömertsin ve ne de makamı yüksek bir makam sahibisin. Güzellik, büyüklük, ululuk ve övgü sahibisin sen.
Münezzehsin sen! Elini iyiliğe açmışsın; hidayet senin katından bilinmiştir. Seni din için de, dünya için de arayan bulur.
Münezzehsin sen! İlminde geçen herkes sana boyun eğmiş; Arşının altında olan her şey büyüklüğünün karşısında küçüklüğünü itiraf etmiş ve tüm yaratıkların sana teslim olmuştur.
Münezzehsin sen! Sezilmez, duyulmaz, dokunulmazsın. Kimse sana hile yapamaz; seni azarlayıp kovamaz; seninle çekişemez; seninle yarışamaz; seninle tartışamaz; seni aldatamaz.
Münezzehsin sen! Yolun düz, emrin doğru ve sen ihtiyaçlar için başvurulan yegane dirisin.
Münezzehsin sen! Sözün hikmet, yargın son karar ve iraden kesindir.
Münezzehsin sen! Dilediğini kimse geri döndüremez; kelimelerini kimse değiştiremez.
Münezzehsin sen! Ey, ayetleri akılları durduran, gökleri meydana getiren, canları yaratan.
Hamd senindir; sürekliliğinle sürecek bir hamd.
Hamd senindir; nimetinle devam edecek bir hamd.
Hamd senindir; ihsanına paralellik arz edecek bir hamd.
Hamd senindir; hoşnutluğunu artıracak bir hamd.
Hamd senindir; bir hamd ki, her hamd edenin hamdiyle birlikte olsun ve hiçbir şükredenin şükrü ona ulaşmasın. Bir hamd ki, başkasına değil, yalnızca sana yaraşsın; onunla başkasına değil, yalnızca sana yaklaşılsın. Bir hamd ki, ilki (önceki nimetleri) sürdürsün; sonu (sonraki nimetleri) kalıcı kılsın. Bir hamd ki, gün geçtikçe kat kat artsın, durmadan çoğalsın. Bir hamd ki, koruyucu melekler onu sayamasın; yazıcı meleklerin kaydettiğinden çok çok fazla olsun. Bir hamd ki, yüce Arşına ve yüksek Kürsüne denk olsun. Bir hamd ki, sevabı katında tam olsun; mükâfatı her mükâfatı kapsasın. Bir hamd ki, dışı içiyle tutsun; içi samimiyet dolu olsun. Bir hamd ki, daha önce kimse öyle bir hamd etmemiş olsun; değerini senden başkası bilmesin. Bir hamd ki, sayısını çoğaltmaya çalışana yardımcı, hakkıyla yerine getirmek isteyene destekçi olsun. Bir hamd ki, yarattığın tüm hamdleri bir araya toplasın; daha sonra yaratacaklarını bir ipe dizsin. Bir hamd ki, sözüne ondan daha yakın bir hamd olmasın; onunla hamd edenden daha iyi hamd edici bulunmasın. Bir hamd ki, kereminle bolluğa sebep olsun, ihsanını kat kat artırsın. Bir hamd ki, büyüklüğüne, cömertliğine yakışsın; izzet ve celaline uygun olsun.
Rabbim, soylular soylusu, seçkinler seçkini, değerliler değerlisi, mukarreb kulun Muhammed e ve Muhammed in âline salatlarının en üstünüyle salat eyle; bereketlerinin en kâmiliyle ona bereket ver; rahmetlerinin en yararlısıyla ona rahmet et.
Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki, durmadan artsın; artışı ondan çok olan bir salat olmasın. Ona salat eyle; bir salat ki, sürekli büyüsün; ondan daha çok büyüyen bir salat olmasın. Ve, ona salat eyle; hoşnut olacak bir salat ki, onun üstünde bir salat olmasın.
Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki, onu hoşnut etsin; hoşnutluğunu artırsın. Ona salat eyle; bir salat ki seni hoşnut etsin; hoşnutluğunu artırsın. Ve ona salat eyle; bir salat ki, onun (Muhammed) için ondan başkasına razı olmaz, ondan (Muhammed) başkasını da ona ehil görmezsin.
Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki, hoşnutluğundan öteye geçsin; varlığın devam ettikçe ardı arkası kesilmesin; kelimelerinin bitmediği gibi asla bitmesin.
Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki; meleklerinin, nebilerinin, resullerinin ve itaat edenlerinin salatlarını derleyip toplasın; cinlerden ve insanlardan davetine icabet eden kullarının salatlarını kapsasın; yarattığın tüm yaratık türlerinin salatlarını bir araya getirsin.
Rabbim, ona ve âline salat eyle; bir salat ki, geçmiş gelecek tüm salatları kuşatsın. Ona ve âline salat eyle; senin ve herkesin beğeneceği bir salat ki, onunla birlikte diğer salatlar meydana getiresin; onu kaç katına katladıkça o salatları da öyle yapasın; günler geçtikçe onları senden başka kimsenin sayamayacağı bir şekilde kat kat artırasın.
Rabbim, onun tertemiz Ehl-i Beytine de (ayrıca) salat eyle. Onlar ki, işin (insanları doğru yola hidayet etmek) için onları seçtin; onları ilminin bekçileri, dinin koruyucuları, yeryüzündeki halifelerin ve kullarının üzerindeki hüccetlerin kıldın. İradenle onları pislik ve kirden tam anlamıyla temizledin. Onları, sana ileten vesile, cennetine götüren yol kıldın.
Rabbim, Muhammed ve âline salat eyle; bir salat ki, onlar hakkındaki bağışlarını ve onurlandırmanı artırsın; onlara olan ihsan ve nimetlerini tamamlasın; senden edinilecek kâr ve yararlardan nasiplerini bol etsin.
Rabbim, ona (Muhammed) ve onlara (Ehl-i Beytine) salat eyle; bir salat ki, başlangıcının süresi, süresinin sonu, sonunun bitimi olmasın.
Rabbim, Arşının ve onun altındakilerin ağırlığıca, göklerinin ve onların üstündekilerin tuttuğuca, yerlerinin ve onların altındakilerin sayısıca onlara salat eyle; bir salat ki, onları sana daha bir yakınlaştırsın; senin ve onların hoşnutluğuna vesile olsun ve benzeri salatlar hep devam etsin.
Allah ım, sen her zamanda dinini, kulların için hakkın bayrağı ve şehirlerde hidayet ışığı olarak diktiğin bir imamla güçlendirmişsin. Onun ipini kendi ipine bağlamış; onu hoşnutluğuna ulaşma vesilesi kılmış; ona itaati farz etmiş; ona karşı gelmekten sakındırmış; onun emirlerini yerine getirmeyi, yasaklarına uymayı, ondan öne geçmemeyi, ondan geri kalmamayı emretmişsin. O, sığınanların koruyucusu, inananların sığınağı, tutunanların sağlam kulpu ve âlemlerin güzelliğidir.
Allah ım, velin olan o imamı, kendisine verdiğin nimetlerin şükrünü yerine getirmeye muvaffak et. Bizi de aynı şeye muvaffak eyle. Ona, kendi katından yardımcı bir güç ver. Ona kolay bir fetih nasip et. En güçlü desteğinle ona yardım et. Gücünü artır; pazısını kuvvetlendir; onu sürekli gözet; koruman altında bulundur; meleklerinin yardımıyla onu başarıya ulaştır; her zaman galip olan ordunu ona yardıma sevket; onunla Kitabını, sınırlarını, yasalarını ve Resulünün -salavatın ona ve âline olsun Allah ım- sünnetlerini ayakta tut; dininin zalimlerce öldürülen nişanelerini dirilt; yolundaki zulüm paslarını, zorlukları gider; yolundan ayrılanları ortadan kaldır; dosdoğru yolunda eğrilik meydana getirmek isteyenleri mahv-u nabud eyle. Onu dostlarına karşı yumuşat; düşmanlarına karşı elini açık et; şefkatini, merhametini ve sevgisini halimize şamil eyle; bizi sözünü dinleyip itaat edenlerden, hoşnutluğunu kazanmaya çalışanlardan, yardımına koşanlardan, onu savunanlardan, bununla sana ve Resulüne -salavatın ona ve âline olsun Allah ım- yakınlaşmak isteyenlerden kıl.
Allah ım, onların makamlarını itiraf eden, takip ettikleri yolu takip eden, izlerinde yürüyen, kulplarından yapışan, velayetlerine sarılan, imametlerini kabul eden, emirlerine teslim olan, var güçleriyle onlara itaat etmeye çalışan, (ferec) günlerini bekleyen ve gözlerini onlara diken dostlarına da, büyüyüp artan, bereket dolu salatlarla sabah akşam salat eyle. Ve selam eyle onlara ve ruhlarına. Onların işlerini takva üzere bir araya topla; durumlarını düzelt; tövbelerini kabul buyur. Hiç kuşkusuz, sen, pek merhametlisin, tövbeleri kabul edensin ve bağışlayanların en iyisisin. Bizi de rahmetinle esenlik yurdunda onlarla birlikte kıl, ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah ım, bu, Arefe günüdür. Şerefli, değerli ve büyük bir gündür. Bu günde rahmetini yaymış, affını yaygınlaştırmış, bağışını çoğaltmış ve onunla kullarına lütufta bulunmuşsun.
Allah ım, ben ise, senin o (naçiz) kulunum ki, daha yaratmadan önce ve de yarattıktan sonra ona nimet verdin; onu dinine ilettiğin, hakkını ödemeye muvaffak ettiğin, (sağlam) ipinle koruduğun, hizbine (grubuna) aldığın, dostlarını sevmeye, düşmanlarına düşman kesilmeye hidayet ettiğin kimselerden kıldın. Daha sonra ona emrettin, emrini tutmadı; sakındırdın, sakınmadı; karşı gelmemesini öğütledin, karşı geldi. Ancak bunları, sana inat ederek ve sana karşı büyüklük taslayarak yapmadı. Tutkusu onu bu işlere sürükledi; düşmanın ve düşmanı (olan şeytan) da bu hususta ona yardımcı oldu. Yasaklarını irtikâp ederken tehdit ve korkutmalarını bildiği halde, affını ümit edip bağışlamana güveniyordu. Oysa kendisine verdiğin nimetlerle o işleri yapmamaya en çok layık olan kullarındandı.
Şimdiyse; hor, hakir, zelil, alçak ve azabından korkan biri olarak karşında durmuş, taşıdığım büyük günahları, işlediğim koca hataları itiraf ederek affına sığınıyor, rahmetini umuyorum. Kimsenin, beni senden koruyamayacağını, hakkımda verdiğin karara engel olamayacağını biliyorum.
O halde, suçlulara döndüğün rahmetinle bana dön; ellerini sana doğru uzatanlara verdiğin affını bana ver ve sana ümidi olanlardan esirgemediğin mağfiretini benden esirgeme. Bu günde benim için bir nasip ayır ki, onunla hoşnutluğundan bir pay elde edeyim.
Beni bu günde, sana kulluk sunan kullarının elde ettikleri şeylerden mahrum etme. Gerçi ben, onların sundukları iyi işleri sunmuş değilim ama, tevhidini sunmuş; zıddın, benzerin, ortağın olmaktan seni tenzih etmişim; emrettiğin kapılardan sana gelmiş, öyle bir vesileyle yakınlığını aramışım ki, kimse onun dışında başka bir vesileyle sana yaklaşamaz. Daha sonra bunu; tövbeyle sana dönüşüm, yüceliğin karşısında alçalıp küçülmem, hakkında iyi şeyler düşünmem ve katındakine güvenmem izlemiş; sana olan ümidim de -ki sana ümidi olup da ümidi boşa çıkan az olur- arkadan bunları desteklemiştir. Ve ben, böbürlenenlerin böbürlendiği gibi böbürlenerek, itaatleriyle övünenlerin övündüğü gibi övünerek, şefaat edenlerin şefaat edeceklerine güvenerek değil; hor, hakir, muhtaç, fakir, korkan, sığınak arayan biri olarak rahmetini dileniyorum. Bununla birlikte ben, azdan da az, alçaktan da alçak, zerre gibi veya zerreden de aşağıyım.
Şimdi, ey kötü işler yapanları hemen cezalandırmayan; şımarık zenginlere hadlerini bildirmekte acele etmeyen; ey lütfuyla sürçenleri affeden, fazlıyla suçlulara mühlet veren (yüce Allah)! Ben de sürçmüş, hata etmiş, kötü işler yapmışım ve suçumu itiraf etmekteyim. Sana karşı cüretkâr davranmış, bilerek karşı gelmişim; kullarından gizletmeye çalıştığım kötülükleri senin gözünün önünde irtikâp etmişim. Kullarından korkmuş, senden yana kendimi güvencede hissetmişim. Kahrından çekinmemiş, şiddet göstereceğinden korkmamışım. Aslında, kendime karşı cinayet işlemiş, kendi belama düşmüşüm. Utanmam yok; uzun sürecek bir zilletle karşı karşıyayım.
(Allah ım,) Mahlukatından seçtiğin, kendin için ayırdığın, yaratıklarından beğendiğin, işin için uygun bulduğun kimsenin (Muhammed Mustafa nın) hakkına ve ona itaati sana itaat, ona muhalefeti sana muhalefet, onu sevmeyi seni sevmek, ona düşmanlık etmeyi sana düşmanlık etmek olarak kabul ettiğin kimsenin (Hz. Ali nin) hakkına, bu günde beni, günahlardan sıyrılarak sana sığınan, tövbe ederek mağfiretini dileyen kimseyi bürüdüğün rahmetinle bürü; sana itaat edenlerin, katında kurb ve menzilet sahibi olanların işlerini idare ettiğin gibi benim de işlerimi idare et; ahdine vefa edip uğrunda zorluklara katlanan, hoşnutluğunu elde etmek için çalışıp çabalayan kimseye yettiğin gibi bana da yet.
Huzurunda ihmalkâr davrandığım, sınırlarını aşıp hükümlerini çiğnediğim için beni hesaba çekme. Yanındaki hayrı benden esirgeyip nimetinin bana ulaşmasında seni ortak etmeyen (zengin) kimsenin yavaş yavaş helake doğru ilerlediği gibi beni yavaş yavaş helake doğru götürme.
Gafillerin uykusundan, israfkârların uyuklamasından ve kendi haline terkedilenlerin esneyip durmasından beni uyandır. Kalbimi, tevazu ile sana itaat edenlerin, içtenlikle sana kulluk sunanların yaptığı şeylere yönelt; ihmalkârların düştüğü durumdan kurtar. Beni, senden uzaklaştıracak, senden alacağım payla arama girecek ve katında aradığım şeyden alıkoyacak şeylerden koru. Sana götüren hayırların yolunu, emrettiğin yönden hayırlarda yarışmayı ve istediğin gibi hayırlara düşkün olmayı benim için kolaylaştır.
Azap vaadini hafife alanlarla birlikte beni helak etme. Gazabını talep edenlerle birlikte beni yok etme. Yollarından sapanlarla birlikte beni mahvetme. Saptırıcı fitnelerden, eğlendirici belalardan beni kurtar ve aniden yakalayıvermek üzere bana mühlet verme. Benimle beni saptıracak düşmanın, helak edecek tutkunun ve benliğimi bürüyecek hüsranın arasına gir. Gazabından sonra kendisinden razı olmayacağın kimseden yüz çevirdiğin gibi benden yüz çevirme. Sana olan ümidimi boşa çıkarıp da rahmetin hakkında ümitsizliğe düşürme beni. Sevginden kaynaklanan yükümlülüklerden gücümü aşanı bana yükleyip de zor durumda bırakma beni.
Kendisinden hayır umulmayan, kendisine ihtiyaç duyulmayan ve bir daha dönüşü (tövbesi) olmayan kimse gibi beni elinden salıverme. Gözünden düşen, benliğini horluk bürüyen kimse gibi beni atma. Elimden tutarak alçalanların düştüğü duruma düşmekten, yoldan sapanların duçar olduğu korkuya duçar olmaktan, aldananların sürçtüğü yerlerde sürçmekten ve helak olanların düştüğü vartaya düşmekten koru beni. Köle ve cariyelerinin (kullarının) çeşitli sınıflarını müptela ettiğin şeylere karşı bağışıklık kazandır bana. Özen gösterdiğin, nimet verdiğin, hoşnut olduğun, övgüyle yaşattığın ve mutlu olarak öldürdüğün kimselerin ulaştığı yerlere ulaştır beni.
İyilikleri yok edecek, bereketleri götürecek amellerden uzaklaştır beni. Çirkin kötülüklerden ve rüsvay edici günahlardan sakınmayı kalbime ilham eyle. Beni, ancak senin yardımınla elde edebileceğim şeyle uğraştırarak hoşnutluğunu kazanabileceğim şeylerden alıkoyma. Katındakinden mahrum eden, sana kavuşturacak vesileyi aramaya engel olan ve sana yakınlaşmayı unutturan alçak dünyanın sevgisini kalbimden sök at. Gece ve gündüz seninle baş başa kalıp râz-u niyaz etmeyi benim için süsle (bu işin güzelliğini benim için aşikâr eyle). Bana, beni azabından korkmaya yaklaştıracak, yasaklarını irtikâp etmekten alıkoyacak ve büyük günahların esaretinden kurtaracak bir koruyucu güç ver.
Sana karşı gelme pisliğinden temizle beni; suçlar pasını gider benden; afiyet gömleğini eğnime giydir; bağışıklık ridasını üzerime çek; bol nimetlerinle beni bürü ve lütuf ve fazlını benim için aşikâr eyle. İşlerimi yoluna koyarak, yönümü doğrultarak bana yardımcı ol. Beni iyi niyetli olmaya, beğenilen sözler söylemeye ve güzel işler yapmaya muvaffak eyle.
Senin güç ve kudretin olmaksızın hiçbir şey yapamayacağımdan beni kendi güç ve kudretimle baş başa bırakma. Huzuruna çıkmak için diriltileceğim gün beni utandırma; dostlarının önünde beni rüsvay etme. Seni anmayı unutturma bana; şükrünü giderme benden; yanlma zamanlarında, nimetlerine cahil olanlar gafletteyken, şükründen ayırma beni; verdiğin nimetlere karşı seni övmeyi, yaptığın iyilikleri itiraf etmeyi ilham et bana.
Sana yalvarıp yakarmamı, yalvarıp yakaranların yakarmasından ve sana hamd etmemi, hamd edenlerin hamdinden üstün kıl. Sana ihtiyaç duyduğum zamanlarda beni yardımsız bırakma. (İyi olduğunu zannederek) Sana sunduğum amellerim sebebiyle beni helak etme. Sana inat edenleri, alınlarına vurarak geri çevirdiğin gibi beni geri çevirme. Çünkü ben, (onların aksine) sana teslim olmuş; elinde aleyhime kanıtlar olduğunu bildiğim halde lütufta bulunmaya daha layık, ihsan etmeye daha alışık, takva ve mağfiret ehli, affetmeye cezalandırmaktan daha layık ve (suçları) örtmeye (onları) açmaktan daha yakın olduğunu da biliyorum.
Şu halde, bana; istediğimi elde edebileceğim, sevdiğime kavuşabileceğim, hoşlanmadığını yapmayacağım ve sakındırdığına yaklaşmayacağım tertemiz bir hayat ver. Ölümümü, nuru önünde ve sağında giden kimsenin ölümü gibi kıl. Senin önünde zelil, yaratıklarının yanında aziz kıl beni. Seninle baş başa kaldığım zaman beni alçalt; kullarının arasında yücelt. Beni, bana muhtaç olmayan kimseye muhtaç etme; sana muhtaçlığımı arttır. Beni, düşmanlarımı sevindirecek duruma düşmekten, belaya duçar olmaktan, zillet ve zahmetten koru. Benden bildiğin kötülükleri, hilmi olmasaydı yakalamaya gücü yeten, teennisi olmasaydı hemen cezalandırabilecek durumda olan biri gibi, rahmetinle ört.
Bir kavme bir fitne veya bir kötülük dilediğin zaman, beni sana sığındığım için, ondan kurtar. Beni sahibi olduğun dünyada rüsvay etmediğin gibi, maliki olduğun ahirette de o duruma düşürme. Nimetlerinin evvellerini de, sonlarını da; yararlarının eskilerini de, yenilerini de bir arada bana ver. Yüreğimin taşlaşmasına sebep olacak bir mühlet verme bana. Güzelliğimi götürecek bir musibet indirme bana. Kadrimi küçültecek bir hakirliğe düşürme beni. Değerimin bilinmemesine sebep olacak bir eksiklik verme bana. Ümitsizliğe düşürecek, yüreğimi hoplatacak bir şekilde korkutma beni.
Azap vaadinden korkmamı, mühlet vermen ve korkutmandan sakınmamı ve ayetlerini tilavet ederken titrememi sağla. Gecemi sana ibadet etmek için beni uyandırmakla, yalnızlığımı senin için teheccüd etmekle, tenhalığımı sana ünsiyet, ihtiyaçlarımı sana açmak, ateşten kurtuluşumu dilemek ve azabından sana sığınmakla mâmur kıl.
Bir süreye (ölüm vaktine) kadar taşkınlığımda bocalayıp durmama, gaflet içerisinde sapıklığımı sürdürüp gitmeme müsaade etme. Beni, öğüt kabul edenler için öğüt, ibret alanlar için ibret ve bakanlar için fitne kılma. (Hilelerine karşı) Kendilerine hile yaptığın kimseler arasında bana hile yapma. Beni başkasıyla değiştirme; ismimde bir değişiklik yapma; bedenimi değişime uğratma. Beni, halkın gözünde gülünç bir duruma düşürme; kendin için alay konusu edinme; hoşnutluğundan başkasına uymaz ve senin için öç almaktan başka bir şey için zorluklara katlanmaz kıl.
Affının serinliğini, rahmetinin, merhametinin, katından olan rahatlığın ve nimetlerle dolu cennetinin tatlılığını bana hissettir. Bol lütfunla tüm zamanımı senin sevdiğin şeye ayırmanın ve var gücümle beni sana yaklaştıracak şeyler için çalışmanın tadını tattır bana; ve bana, armağanlarından birini armağan et.
Ticaretimi kârlı, dönüşümü zararsız kıl. Makamından korkut beni. Seninle görüşmeye müştak kıl beni. Küçük büyük, açık gizli hiçbir günah bırakmayacak halis bir tövbeyle bana dön (tövbemi kabul ederek tüm günahlarımı bağışla).
Mü minlere karşı kin beslemeyi gönlümden sök at. Sana karşı mütevazı olanlara kalbimi şefkatli kıl. İyilere nasılsan bana da öyle ol. Takvalıların süsüyle süsle beni. Gelecekler arasında benim için doğru bir dil (güzel bir ad), sonlar arasında büyüyüp gelişen bir anı bırak ve beni ilklerle aynı sahada buluştur.
Bol nimetlerini benim için tamamla. En değerli nimetlerini bana aşikâr eyle. Elimi yararlarınla doldur. En değerli bağışlarını bana doğru sevket. Seçkin kulların için süslediğin cennetlerinde beni temiz dostlarına komşu eyle. Dostların için hazırlanmış olan yüksek yerlerde kıymetli armağanlarınla beni bürü. Kendi katında benim için, güvenle sığınabileceğim bir sığınak, yerleşebileceğim ve gözümün aydınlanmasına sebep olacak bir mekân ver.
Büyük suçlarıma kıyasla bana muamele etme. Her türlü şek ve şüpheyi benden gider. Hak yolda her rahmetten bir kapı aç yüzüme. Bağışlarından olan payımı bol, ihsan ve fazlından olan nasibimi çok eyle.
Kalbimi katındakine güvenir kıl. Çabamı senin için olana ayır. Halis kullarına yaptırdığın şeyleri bana yaptır. Akıllar gaflette olduğu zaman kalbime sana itaat etmenin sevgisini içir.
Zenginlik ve afifliği, refah ve sağlığı, rahatlık ve bolluğu, güven ve afiyeti benim için bir araya topla. İyi işlerimi, onlara karışmış olan günahlar sebebiyle boşa çıkarma. Yalnız kaldığım zamanları deneme dürtüleriyle harap etme. Âlemlerden kimseye ağız açtırmayarak yüzümün suyunu koru. Fasıkların yanında olanı istememe engel ol.
Beni, zalimlerin destekçisi, Kitabını yok etmek üzere onların yardımcısı kılma. Bilmediğim bir yönden koruyucu bir kuşatmayla kuşat beni.
Tövbe, rahmet, şefkat ve bol rızkının kapılarını benim için aç. Çünkü ben, sana yönelenlerdenim. Benim hakkımda nimet vermeni tamamla. Hiç kuşku yok, sen, nimet verenlerin en iyisisin.
Ömrümün geri kalanını rızanı kazanmak için hac ve umrede geçirmemi kararlaştır, ey âlemlerin Rabbi.
Allah, Muhammed e ve onun tertemiz âline salat eylesin. Ve, ebediyete kadar selam olsun ona (Muhammed e) ve onlara (âline).
Kurban Bayramı ve Cuma Günleri Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah ım, bu, kutlu ve mübarek bir gündür. Yeryüzünün dört bir yanında müslümanlar bir araya toplanmış, biri rahmetini dilemekte, biri nimetini istemekte, biri ödülünü aramakta, biri azabından korkmakta. Ve sen, onların neye muhtaç olduğunu daha iyi bilirsin. Şu halde, cömertliğine, keremine ve isteğimin sana kolay oluşuna dayanarak senden, Muhammed ve âline salat etmeni istiyorum.
Ey (yüce) Allah, ey Rabbimiz, mülk de, hamd da sana aittir; senden başka ilah yoktur; hilim ve kerem sahibisin; şefkatlisin, büyük nimetler verirsin; yücelik ve ikram sahibisin; gökleri ve yeri yaratansın. Senden istiyorum ki, inanan kullarının arasında bir hayır, bir afiyet, bir bereket, bir hidayet, itaatin yönünde bir amel veya onları sana doğru iletecek, katındaki derecelerini yükseltecek, dünya ve ahiret hayrına sebep olacak bir hayır paylaştırdığın zaman benim payımı çok, nasibimi bol edesin.
Allah ım, mülk de, hamd da senindir; senden başka ilah yoktur; senden, yaratıklarının arasından seçip beğendiğin kulun, resulün ve habibin Muhammed e ve Muhammed in iyi, seçkin ve tertemiz âline, senden başka kimsenin sayamayacağı bir salatla salat etmeni, bizi bu günde seni çağıran salih kullarının arasına katmanı ve bizi de, onları da bağışlamanı istiyorum, ey âlemlerin Rabbi. Hiç kuşkusuz, sen, her şeye kadirsin.
Allah ım, hacetimi sana getirmişim; fakirliğim, muhtaçlığım ve miskinliğimle sana gelmişim. Amelimden çok mağfiretine ve rahmetine güveniyorum. Mağfiretin ve rahmetin günahlarımdan daha geniştir. Şu halde, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve tüm ihtiyaçlarımı gider. Çünkü sen, buna kadirsin ve bu iş sana kolaydır; ben sana muhtacım, senin bana ihtiyacın yok. Kesinlikle senden başkasından bir hayra ulaşmış değilim; senden başka kimse kesinlikle benden bir kötülüğü defetmiş değil; ne ahiretim için, ne de dünyam için senden başkasını ummuyorum.
Allah ım, kim, ihsanını ve bağışını umarak, bahşişini ve ödülünü temenni ederek bir mahluka gitmeye hazırlanırsa hazırlansın, ben, ey Mevlam, bu gün affını ve ihsanını umarak, bahşişini ve ödülünü temenni ederek sana gelmeye hazırlanmış bulunuyorum. Allah ım, şu halde, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve bu gün benim bu ümidimi boşa çıkarma; ey isteklerden dolayı zor durumda kalmayan, bağışta bulunmaktan dolayı hazinesi azalmayan (yüce Allah). Çünkü ben, daha önce yapmış olduğum iyi bir amele güvenerek ve Muhammed ve Ehl-i Beytinin -salavatın ve selamın ona ve onlara olsun- şefaatinin dışında herhangi bir mahlukun şefaatini umarak sana gelmiş değilim. Suçumu ve kendime kötülük ettiğimi ikrar ederek sana gelmişim; uzun süre büyük günahlarda direnmelerine rağmen günahkârları affetmene, rahmet ve mağfiretinle onlara dönmene sebep olan büyük affını umarak sana gelmişim. O halde, ey rahmeti geniş, affı büyük olan, ey büyük, ey büyük; ey kerim, ey kerim, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve rahmetinle bana dön; fazlınla bana lütufta bulun ve mağfiretinle beni huzura kavuştur.
Allah ım, bu makam (bayram ve cuma namazı kıldırma makamı) senin halifelerin ve seçkin kullarına aittir. Emin kullarına özgü kıldığın bu yüksek makamı, zorla onların elinden aldırlar. (Kullarını imtihan etmek için) Bunu böyle takdir eden sensin; emrin yenilgiye uğramaz; kesin kazânın ötesine geçilmez; dilediğin şey, dilediğin gibi dilediğin yerde ve dilediğin zamanda gerçekleşir. Daha iyi bildiğin ve irade ettiğin bir işten dolayı yaratıkların tarafından suçlanmazsın. Durum öyle oldu ki, seçmiş olduğun halifelerin yenik düştüler; zulme uğradılar; hakları ellerinden alındı; hükmün değiştirildi; Kitabın uzaklara atıldı; farzların öngördüğün yönlerinden saptırıldı; Peygamberinin sünnetleri terkedildi.
Allah ım, evvelden sona kadar onların düşmanlarına, düşmanlarının yaptıklarına razı olanlara, düşmanlarına uyanlara lanet eyle.
Allah ım, seçkin kulların İbrahim ve âl-i İbrahim e olan salatların, bereketlerin ve selamların gibi, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle. Hiç kuşkusuz, sen övgüye layıksın; büyüklük sahibisin. Onlar için mukadder buyurduğun kurtuluşu, esenliği, zaferi, iktidarı ve desteğini çabuklaştır.
Allah ım, beni tehvid ehlinden, sana inanan, Resulünü ve itaatlerini farz ettiğin imamları doğrulayan, bunu uygulamaya geçiren kimselerden eyle; âmin ya Rabbe l-âlemin!
Allah ım, gazabını hilminden başka bir şey defedemez; öfkeni affından başka bir şey geri çeviremez; azabını rahmetinden başka bir şey engelleyemez ve sana yalvarıp yakarmamdan başka bir şey de beni senden kurtaramaz. O halde, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve bize kendi katından, ey Tanrım, ölen kullarını dirilttiğin ve ölü şehirleri canlandırdığın kudretinle bir kurtuluş ver.
Tanrım, bana icabet etmedikçe, duamı kabul buyurduğunu bana bildirmedikçe beni üzüntüden öldürme; ecelim gelip çatıncaya kadar sağlık tadını bana tattır; düşmanlarımı sevindirecek duruma düşürme beni; onları bana musallat etme.
Tanrım, eğer sen beni yüceltecek olursan, artık kim beni alçaltabilir ! Ve eğer sen beni alçaltacak olursan, artık kim beni yüceltebilir ! Eğer sen bana değer verecek olursan, artık kim beni hor kılabilir ! Ve eğer sen beni hor kılacak olursan, artık kim bana değer verebilir ! Eğer sen bana azap edecek olursan, artık kim bana acır ! Eğer sen beni yok edecek olursan, artık kim sana engel olabilir, kim seni sorgulayabilir ! Ne var ki, senin hükmünde zulüm olmadığını, öç almakta acele etmediğini biliyorum. Çünkü, ancak elinden çıkacağından korkan acele eder; güçsüz olan zulme ihtiyaç duyar. Sen ise, ey Tanrım, bundan çok çok yücesin.
Allah ım, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve beni belaların hedefi, intikamının konusu kılma; bana mühlet ver; üzüntümü gider; hatalarımdan vazgeç ve bela ardından belaya duçar eyleme. Çünkü ve beni korumana al. Bu gün öfkene karşı senden güven diliyorum güçsüzlüğümü, çaresizliğimi ve sana yalvarıp yakarmamı görüyorsun.
Allah ım, bu gün gazabından sana sığınıyorum. Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve beni korumana al. Bu gün öfkene karşı senden güven diliyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana güven ver. Azabından kurtuluş istiyorum senden. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve beni (azabından) kurtar. Senden hidayet istiyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve beni (doğru yola) hidayet et. Senden başarı diliyorum. Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana başarı ver. Senden rahmetini diliyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve rahmetini benden esirgeme. Bana yetmeni istiyorum. Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana yet. Senden rızk istiyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana rızk ver. Senden yardım diliyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve bana yardım et. Senden, geçmiş günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Şu halde, Muhammed ve âline salat eyle ve beni bağışla. Senden, beni (günahlardan) korumanı diliyorum. O halde, Muhammed ve âline salat eyle ve beni (günahlardan) koru. Sen dilersen, artık hoşlanmadığın hiçbir işe dönmeyeceğim.
Ey Rabbim; ey Rabbim; ey çok şefkatli olan; ey büyük nimetler veren; ey celal ve ikram sahibi! Muhammed ve âline salat eyle ve senden istediğim, katında aradığım ve elde etmek için sana yöneldiğim tüm şeyleri bana ver. Onları benim için iste, mukadder et ve geçerli kıl. Onlardan benim için mukadder buyurduklarında bana hayır ve bereket ver. Onları vermekle bana lütufta bulun. Onlardan bana verdiklerinle beni mutlu eyle. Lütf-u kereminden ve indindekinin bolluğundan, istediğimden fazlasını ver bana. Çünkü sen, çok zengin, çok cömertsin.
Bunların ardından da ahiretin daha iyi olan nimetlerini ver bana; ey merhametlilerin en merhametlisi!
(Sonra dilediğin duayı eder ve Muhammed ve âline bin defa salavat getirirsin. İmam (k.s.) öyle yapıyordu.)
Düşmanların Hilelerinin Uzaklaştırılması ve Şerlerinin Geri Çevrilmesi İstemiyle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Rabbim, Sen bana doğru yolu gösterdin; ben boş şeylerle uğraştım. Sen, bana öğüt verdin; ben taş yürekli oldum. Sen, bana güzel nimetler verdin; ben sana karşı geldim. Sonra da, beni gaflet uykusundan uyandırdığın zaman çağrını duyup bağışlamanı diledim; bağışladın. Tekrar kötü işlerime geri dönünce de beni rüsvay etmedin. Şu halde, hamd sana özgüdür, ey Tanrım.
Pervasızca kendimi helak vadilerine attım; yokluk yollarına girdim. O vadilerde kahrınla ve o yollara girmekle cezalandırmanla karşılaştım. Beni sana yaklaştıracak tek şey, tevessül edebileceğim tek vesile ise, tevhid inancım ve hiçbir şeyi sana ortak koşmamış, seninle birlikte bir ilah edinmemiş olmamdır. Benliğimle sana kaçmış bulunuyorum. Çünkü günahkârın kaçacak yeri, nasibini zayi edip de iltica peşinde olanın sığınağı sensin.
Nice düşmanlar, düşmanlık kılıcını üzerime çekmiş, bana karşı bıçağının ağzını bilemiş, keskin tarafını benim için inceltmiş, öldürücü zehirlerini benim için hazırlamış, hedeften sapmayan oklarını bana doğru yöneltmiş, gözünü benden ayırmayarak bana bir kötülük dokundurmak ve acısını tattırmak için fırsat kollamıştır. Ama sen, benim bunlara dayanamayacağımı, benimle savaşmaya niyetlenenlerle baş edemeyeceğimi, bana kötülük etmek isteyenlerin çokluğu karşısındaki yalnızlığımı, aklım ermediği yerlerde bana pusu kurduklarını görünce, ey Rabbim, bana yardım etmeye başlamış; gücünle beni desteklemiş, düşmanımın keskin kılıcını köreltmiş; kalabalık bir topluluğu varken onu yalnız bırakmış; beni ona üst etmiş ve beni hedef alan oklarını kendisine geri çevirmiş; böylece, öfkesi yatışmamış, kini dinmemiş ve neye uğradığının şaşkınlığı içinde parmaklarını ısırarak geriye dönünce de ordusunu arkasında bulamamış bir halde onu benden defetmişsin.
Nice zalimler, bana entrikalar hazırlamış, tuzaklar kurmuş, sürekli beni denetlemiş, yırtıcı hayvanın pusuya yatıp avını yakalamak için münasip bir fırsat kollaması gibi pusumda yatmış, yüzüme güldüğü halde bakışlarıyla beni devirmek istemiştir. Ama sen, ey Rabbim, ne kadar yüce ve kutlusun, onun içinin hainliğini ve gizlediği şeyin çirkinliğini görünce, kazdığı çukura tepe takla kendisini düşürmüşsün; taşkınlığından sonra zelil bir halde, beni içinde görmek istediği tuzak ilmiğinde kendisini bulmuştur. Oysa senin rahmetin olmasaydı, onun başına gelen neredeyse benim başıma gelecekti.
Nice hasetçiler, beni çekemediğinden tükürüğünü yutamaz hale gelmiş; tükürüğü bir düğüm gibi boğazını tıkamış; bana olan öfkesi bir kemik gibi boğazına takılıp kalmış; keskin diliyle beni incitmiş; kendinde olan ayıplarla beni suçlayarak bana olan kinini açığa vurmuş; iftira oklarıyla haysiyetimi hedef almış; kendi zaaflarını bana isnat etmiş; hilesiyle bana kin beslemiş ve beni aldatmak istemiştir. Ama imdadını umarak, hemen icabet edeceğine güvenerek, rahmetinin gölgesine sığınanın yenilgiye uğramayacağını, desteğini arkasına alanın korkusu olmayacağını bilerek seni çağırınca, ey Rabbim, kudretinle beni onun şerrinden korumuşsun.
Nice felaket yüklü bulutları benden uzaklaştırmış; nimet yüklü bulutları üzerime yağdırmış; rahmet ırmaklarını akıtmış; sağlık elbiselerini giydirmiş; musibetlerin gözünü kör etmiş (kaynağını kurutmuş) ve üzüntü perdelerini kaldırmışsın.
Nice iyi zanları gerçekleştirmiş; ihtiyaçları gidermiş; düşenleri kaldırmış ve fakirlikleri zenginliğe dönüştürmüşsün.
Bütün bunlar, senin lütfun ve ihsanınla olmuştur. Oysa ben, tüm bu durumlarda sana karşı gelmek istemişim. Fakat bu kötü halim, ihsanını tamamlamana engel olmamıştır. Ve bunca ihsanın, beni gazabına sebep olan şeyleri irtikâp etmekten vazgeçirmemiştir. Ancak sen, yaptıklarından dolayı sorgulanmazsın.
Yüceliğine andolsun ki, senden bir şey istenildiği zaman vermişsin; istenilmediği zaman da kendin başlamışsın ve lütfun umulduğu zaman cimrilik yapmamışsın. Çünkü sen, ey Mevlam, ihsan, ikram, lütufta bulunmak ve nimet vermekten başka bir şey istemezsin. Ben ise, hep haramlarına düşmüş, sınırlarını aşmış ve azap vaadinden gaflet etmişim. Şu halde, hamd sana mahsustur, ey Tanrım, ey yenilmeyen güçlü ve acele etmeyen mühlet verici.
Bu; nimetlerin bolluğunu itiraf eden, onları kendi kusuruyla karşılaştıran ve kendisi hakkında (ömrünü) zayi etme tanıklığında bulunan kimsenin durumudur.
Allah ım, ben, Muhammed in yüce hakikatini ve Ali nin parlak gerçekliğini vesile edinerek sana yakınlık arıyorum; onları vasıta ederek şu ve şu kötülükten sana sığınıyorum. Zira zenginliğin karşısında bu iş sana zor değil; kudretin karşısında seni güçlüğe düşürmez. Çünkü sen, her şeye kadirsin.
Şu halde, ey Rabbim, rahmetin ve tevfikinin devam etmesi sayesinde bana, rızvanına doğru ağacağım ve cezandan korunacağım bir vesile ver; ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah´tan Korkma Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Allah´ım, sen beni eksiksiz-özürsüz yarattın; çocuktum, büyüttün ve yeterli miktarda rızk verdin.
Allah ım, ben, indirdiğin ve kendisiyle kullarını müjdelediğin Kitabında şöyle buyurduğunu gördüm: Ey, kendi aleyhlerinde haddi aşan kullarım, Allah ın rahmetinden ümit kesmeyin. Kuşkusuz, Allah bütün günahları bağışlar. (Zümer/53)
(Allah ım,) Geçmişte benden vuku bulan kötülükleri biliyorsun, hem de benden daha iyi. Amel defterimde aleyhimde sıralanan suçlardan dolayı yazıklar olsun bana! Eğer her şeyi kapsayan affının halime şamil olacağını umduğum yerler olmasaydı, (ümitsizlikten) helak olup giderdim. Eğer kulun, Rabbinden kaçması mümkün olsaydı, senden kaçmaya en layık olan ben idim. Yeryüzünde ve gökte hiçbir şey sana gizli olmamakla birlikte, (kıyamet günü) tüm gizlilikleri açığa vuracaksın. Karşılık verici olarak sen yeterlisin; hesap görücü olarak sen kâfisin. Allah ım, eğer kaçarsam beni bulursun; eğer firar edersem beni yakalarsın. O halde, işte mütevazı, zelil ve hakir biri olarak önünde durmuş bulunuyorum. Eğer cezalandırırsan, bunu hakketmişimdir ve adaletin bunu gerektirmektedir, ey Rabbim. Eğer affedersen, (buna da şaşmam; çünkü) eskiden de hep beni affetmiş; bağışıklık elbisesi giydirmişsin.
Allah ım, şu halde, saklı isimlerin ve perdelerin örttüğü güzelliğin hürmetine senden, bu tahammülsüz cana ve bu güçsüz bedene acımanı istiyorum. Güneş sıcağına dayanamayan bu zayıf beden, cehennem ateşine nasıl dayanabilir ! Yıldırım sesini duymaya tahammülü olmayan, gazabının sesine nasıl tahammül edebilir ! Allah ım, o halde bana acı. Çünkü ben, hakir ve değersiz bir adamım. Benim azaba çarptırılmam, zerre kadar olsun saltanatını arttıracak değil. Şayet bana azap edilmekle saltanatın artacak olsaydı, azaba karşı sabır dilerdim senden ve böyle bir şey senin olsun isterdim. Fakat, saltanat ve mülkün, itaat edenlerin itaatiyle artacak, günahkârların günahıyla azalacak olmaktan çok daha büyük, çok daha kalıcıdır, Allah ım. O halde, ey merhametlilerin en merhametlisi, bana rahmeyle; ey celal ve ikram sahibi benden vazgeç ve tövbemi kabul buyur. Hiç kuşku yok, sen, tövbeyi kabul edensin, rahîmsin.
Allah´a Yalvarıp Yakarma ve Boyun Eğme Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Rabbim, bana olan ihsanının güzelliği, nimetlerinin bolluğu, bağışlarının çokluğu karşısında ve benden esirgemediğin rahmetin, bana tamamladığın nimetin için sana hamd ederim. Çünkü hamde layıksın sen. Gerçekten de şükründen âciz olduğum nimetler vermişsin bana. Eğer senin ihsanın ve bol nimetlerin olmasaydı, nasibimi elde edemez, kendimi düzeltemezdim. Ne var ki, ben istemeden sen ihsanda bulundun; tüm işlerde bana yeterlilik verdin; tahammülü zor belaları benden uzaklaştırdın ve sakınılan kaderi başıma getirmedin.
Tanrım, nice zor belaları benden uzaklaştırdın; nice bol nimetlerle gözümü aydınlattın ve nice büyük iyilikler ettin bana! Çaresiz kaldığımda çağrıma icabet ettin; ayağım sürçtüğünde hatamdan geçtin ve düşmanlardan hakkımı aldın!
Rabbim , senden bir şey istediğimde cimri bulmadım seni; seni irade ettiğimde çekingen görmedim seni. Tam tersine, seni, duamı işitici, istediklerimi verici olarak buldum. Her halimde ve her anımda nimetlerini bol buldum. Şu halde sen, benim yanımda övülmüş birisin; ihsanın da pek makbul, pek güzeldir.
Canım, dilim ve aklım, hamdin hakkını ödeyecek, şükrün hakikatine ulaşacak, seni benden son derece razı edecek bir hamd ile sana hamd etmektedir. Şu halde, gazabından kurtar beni.
Ey, farklı görüşler beni yorgun düşürdüğü zaman sığınacak kale m! Ey, hatamdam geçen (şefkatli Rabbim)! Eğer ayıplarımı örtmeseydin, rezil olurdum. Ey yardımıyla beni destekleyen! Eğer senin yardımın olmasaydı, yenik düşerdim. Ey, padişahların, kendisi için boyunlarına zillet boyunduruğu koyduğu, galebesinden korktuğu kimse! Ey takva ehli ve ey güzel isimler sahibi! Senden, beni affetmeni ve beni bağışlamanı istiyorum. Zira ne suçum için bir mazeret gösterebilirim; ne galip olacak güce sahibim; ne de kaçacak bir yerim var. Senden, hatalarımdan geçmeni, beni mahveden ve beni kuşatıp helak eden günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Rabbim, o günahlardan tövbe ederek sana kaçmış bulunuyorum. O halde, tövbemi kabul buyur. Onlardan sana sığınıyorum; sığınma talebimi kabul et. Senden yardım istiyorum; yardımsız bırakma beni. Rahmetini dileniyorum; esirgeme benden. İpine sarılmışım; başkasına teslim etme beni. Seni çağırıyorum; eli boş geri çevirme beni.
Rabbim; miskin, düşkün, korkan, yoksul ve çaresiz biri olarak seni çağırıyorum.
Rabbim, dostlarına vaad ettiğin şeylere doğru koşmadaki zaafımı, düşmanlarını korkuttuğun şeylerden kaçınmadaki güçsüzlüğümü, üzüntülerimin çokluğunu ve tutkularımın dürtüsünü sana şikâyet ediyorum.
Rabbim , batınımın kötülüğünden dolayı beni rüsvay etmedin; günahlarımdan dolayı beni helak etmedin. Sen beni çağırdığında ağır davranmama rağmen, ben seni çağırdığımda hemen icabet ediyorsun. Dilediğim zaman ihtiyaçlarımı senden isteyebiliyorum. Nerede olursam olayım sırrımı sana açabiliyorum. Bu yüzden, senden başkasını çağırmam; senden başkasına ümit bağlamam. Lebbeyke lebbeyk! (Davetine icabet ettim, emrindeyim!) Sana şikâyette bulunanı duyarsın; sana güvenene yetersin; ipine sarılanı kurtarırsın ve sana sığınanın üzüntüsünü giderirsin.
Rabbim, şu halde, şükrümün azlığından dolayı beni ahiret ve dünya hayrından mahrum etme ve bildiğin günahlarımı bağışla. Eğer bana azap etsen, (bunu hakketmişim; çünkü) ben, ömrünü zayi eden, günahkâr, suçlu, ihmalkâr, nasibinden gaflet eden bir zalimim. Bağışlarsan da, sen, acıyanların en merhametlisisin.
Haceti Israrla Allah´tan İsteme Hakkındaki Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey, ne yerde ve ne de gökte kendisine hiçbir şey gizli kalmayan Allah! Ey Tanrım, kendi yarattığın şey nasıl sana gizli kalabilir ! Kendi yaptığın şeyi nasıl bilmezsin ! Kendi yönettiğin şey nasıl senden gizlenebilir ! Hayatı senin rızkına bağlı olan, nasıl senden kaçabilir ! Senin mülkünden başka gidecek bir yeri olmayan, nasıl senden kurtulabilir !
(Her türlü eksiklikten) Münezzehsin sen! Yaratıklarının senden en çok korkanı, seni en iyi tanıyanıdır; sana karşı en mütevazı olanı sana en çok itaat edenidir ve katında en değersiz (hor) olanı, senin rızkını yiyip senden başkasına ibadet edenidir.
Münezzehsin sen! Sana ortak koşan ve resullerini yalanlayan, saltanatından bir şey eksiltemez. Yargından hoşlanmayan, emrini geri çeviremez. Kudretini yalanlayan, kendini senden koruyamaz. Senden başkasına ibadet eden, senin elinden çıkmış sayılmaz. Ve, seninle karşılaşmak istemeyen, dünyada ebedi yaşatılmaz.
Münezzehsin sen! Makamın ne de büyük; saltanatın ne de galip; gücün ne de şiddetli ve emrin ne de geçerlidir!
Münezzehsin sen! Bütün yaratıklarına ölümü yazdın; seni birleyene de, seni inkâr edene de. Herkes ölümü tadacak, herkes sana dönecektir. Ne kadar kutlu, ne kadar yücesin sen. Senden başka ilah yoktur; teksin, ortağın bulunmamaktadır. Sana inanmış, elçilerini doğrulamış, Kitabını kabullenmiş, senin dışında her mâbudu inkâr etmiş ve senden başkasına ibadet edenlerden uzak olduğumu haykırmışım.
Allah ım, ben her zaman amelimi az bularak, günahımı itiraf ederek ve hatalarımı kabullenerek sabahlayıp akşamlamaktayım. Kendi aleyhimde haddi aşıp ölçüyü taşırmam, beni hor kıldı; amelim beni helak etti; tutkularım beni alçalttı ve şehvetlerim (nefsanî isteklerim) beni (her hayırdan) mahrum bıraktı.
Şu halde, ey Mevlam; uzun arzulara takılarak nefsi boş şeylerle uğraşan; damarlarının atmayışından bedeni gaflet içinde bulunan; nimetlerinin çokluğundan kalbi azmış olan; döneceği yer (ahiret) hakkındaki düşüncesi pek sığ olan; arzularına yenik düşmüş; tutkularına uyarak azmış; dünyanın sultası altına girmiş; ölümün gölgesini üzerinde hissetmiş; günahları çok olan; hatalarını itiraf eden; senden başka Rabbi, senin dışında velisi olmayan ve kendisini senden kurtaracak biri bulunmadığının, senden ancak sana kaçabileceyiğinin bilincinde olan biri olarak senden rahmetini dileniyorum.
Rabbim, bütün yaratıklarına farz olan hakkın; Resulüne, seni onunla tesbih etmesini emrettiğin büyük ismin ve eskimeyen, değişmeyen ve fani olmayan Kerîm Zâtının yüceliği hürmetine, senden, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat etmeni ve ibadetinle beni her şeyden müstağni kılmanı, korkunla dünya sevgisini benden gidermeni ve rahmetinle beni bol bağışlarına geri döndürmeni istiyorum.
Sana kaçıyor, senden korkuyor, senden medet bekliyor, seni çağırıyor, sana sığınıyor, sana güveniyor, senden yardım istiyor, sana inanıyor, seni vekil ediniyor ve senin lütf-u keremine itimad ediyorum.
Yüce Allah´a Boyun Eğmekle İlgili Duası
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Rabbim; günahlarım beni susturmuş, konuşamaz olmuşum. Hüccetim (mazeretim) yok çünkü. Kendi belamın esiri, amelimin rehini olmuşum. Hatalarım arasında bocalayıp durmaktayım; yolumu şaşırmış, ne yapacağımı bilmiyorum. Bulunduğum yer; hor ve zelil günahkârların, sana cüret eden bedbahtların ve vaadini küçümseyen yazıkların yeridir.
Münezzehsin sen! Hangi cüretle sana karşı geldim ! Neye aldanarak kendimi tehlikeye attım !
Ey Mevlam, sürçüp yüz üstü yere yığılmama ve ayağımın kaymasına acı. Hilminle cahilliğimi, ihsanınla kötülüğümü bağışla. Çünkü ben günahımı ikrar, hatamı itiraf etmekteyim. İşte elim ve işte perçemim! Yaptıklarımdan dolayı kısas edilmeye hazırım! Fakat sen, yaşlılığıma, günlerimin bitmesine, ecelimin yaklaşmasına, güçsüzlüğüme, düşkünlüğüme ve çaresizliğime acı.
Ey Mevlam, dünyadan eserim kesildiği, yaratıklar arasında anım silindiği ve unutulanlar gibi unutulup gittiğim zaman bana acı.
Ey Mevlam, cismim eskidiği, uzuvlarım dağıldığı, eklemlerim birbirinden ayrıldığı zaman çehrem ve durumum değiştiğinde bana acı. Yazıklar olsun bana, ne de gaflet içindeyim! Başıma neler gelecek neler!
Ey Mevlam, kabirden çıkartılıp diriltileceğim gün bana acı; o gün beni dostlarınla mahşur eyle; sevdiklerinin içine kat ve (rahmetinin) komşuluğunda yer ver bana, ey âlemlerin Rabbi.
Allah´tan Üzüntülerini Gidermesini İstediği Zaman Okuduğu Dua
İmam Zeynelabidin (k.s.) :
Ey üzüntüleri gideren, kederlere son veren; ey dünyada da, ahirette de Rahman ve Rahîm olan; Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve benim üzüntümü gider, kederime son ver.
Ey bir; ey tek; ey samed (ihtiyaçlar için başvurulan mutlak gani); ey doğurmamış, doğmamış ve dengi olmayan (yüce Allah)! Beni koru, temizle ve üzüntümü gider.
(Bu arada Ayete l-Kürsi ile Nâs, Felak ve İhlas surelerini okuyup sonra şöyle de:)
Allah ım, ben; oldukça muhtaç, gücü az, günahları çok ve senden başka ihtiyacını giderecek, güçsüzlüğünü güçlendirecek ve günahlarını bağışlayacak birini tanımayan biri olarak senden rahmetini dileniyorum.
Ey celal ve ikram sahibi, senden; yapanını sevdiğin bir amel ve emrinin geçerliliği hususunda gerçek yakine sebep olacak bir yakin istiyorum.
Allah ım, Muhammed ve âl-i Muhammed e salat eyle ve canımı doğruluk üzere al; dünyadan ihtiyacımı kes (dünyaya ihtiyacım kalmasın); katındakini arzu etmeye ve sana kavuşmaya müştak kıl beni ve gerçek anlamda sana güvenmeyi nasip et bana.
(Allah ım,) Bu güne kadar yazılmış (mukadder edilmiş) olan en iyi şeyi senden istiyorum ve bu güne kadar yazılmış olan en kötü şeyden sana sığınıyorum. Senden; sana kulluk sunanların korkusunu, yüceliğinin önünde alçalanların ibadetini, sana güvenenlerin (tevekkül edenlerin) yakinini ve sana inananların güvenini (tevekkülünü) istiyorum.
Allah ım, dileklerime olan rağbetimi, dostlarının dileklerine olan rağbeti gibi; korkumu da dostlarının korkusu gibi kıl. Hoşnutluğun doğrultusunda beni öyle bir amele muvaffak et ki, artık yaratıklarından herhangi birisinin korkusuyla dininden hiçbir şeyi terketmeyeyim.
Allah ım, işte benim isteklerim! Onlara karşı içimde büyük bir rağbet oluştur; onlardan dolayı beni mazur gör; onları istemek için ileri süreceğim delilleri bana ilham et ve o isteklerde bedenime bağışıklık ver (onlara layık olduğumu sınamak için bedenimi musibetlere duçar etme).
Allah ım, kim senden başkasına güveni veya ümidi olarak sabahlarsa sabahlasın, ben, tüm işlerde sana güvenerek ve sana ümidim olarak sabahlamışımdır. Şu halde, işlerin sonuç bakımından en iyi olanını benim hakkımda mukadder eyle ve rahmetinle beni saptırıcı fitnelerden kurtar; ey rahmedenlerin en merhametlisi!
Allah, Efendimiz olan elçisi Muhammed Mustafa ya ve onun tertemiz âline salat etsin.
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

