MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
|
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,305 » Forum posts: 5,909 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Radyo Nedir - icadı ve Tarihçesi - Radyo Hakkında Bilgiler
Radyo, elektromanyetik radyo dalgalarındaki ses modülasyonunu önce elektronik ortama sonra da sese çeviren elektronik alet. Türk Dili dergisinde Kırgız Türkçesinde radyo anlamında kullanılan үналгы /ünalgı/ sözünün Türkiye Türkçesinde kullanılması da gündeme getirilmiştir. Radyoyu Marconi icat etmiştir.
Yayınlanan elektromanyetik dalgaları alıp, duyulabilen sese çeviren devrelerden oluşmuş cihaza Radyo denir.
1 . Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi.
2 . Elektrik dalgalarıyla düzenli olarak yayın yapan istasyon ve bu istasyonun programlarını düzenlemekle görevli kuruluş.
3 . Bu istasyonun yayınlarını alan araç:
İlk Radyo yayını 1907 de Berlin ile Kopenhag arası bir söz iletiminde yapıldı. 1910 da A.B.D.de bir müzik iletimi, 1914 de Belçika’da bir konser iletimi gibi cesaret verici olmayan birkaç deneme sonrası 1920 şubatında Büyük Britanya ‘da başladı.
Radyonun yaygınlaşması ise ancak 1955 yılında transistorlu alıcıların kullanımıyla başlar. Başlangıçta ulusal veya bölgesel hizmet veren radyo yayınlarında, kilometrelik dalgalar ( uzun dalga ) ve hektometrelik dalgalar ( orta dalga ) kullanılıyordu.
1930- 35 arası, dekametrelik dalgalarla (kısa dalga) yapılan yayınlar Deniz ötesi ülkelere erişme olanağı sağladı. Böylece radyo iletişim dünyasının vazgeçilmez araçlarından biri haline geldi.
Elektromanyetik dalga alıcısı; Radyo dalgaları'ndaki ses modülasyonunu önce Elektronik ortama sonrada sese çeviren elektronik alet; alıcı.
Radyolar ( radyo alıcıları ) elektromanyetik tayfın belli bir aralığını dinlemek üzere dizayn edilir. Radyonun seçicilik ve hassaslık faktörlerine göre kalitesini değerlendirmek mümkündür - Q faktörü.
Popüler radyolar iki tür modülasyonu almak üzere dizayn edilmişlerdir: AM ( Genlik Modülasyonu ) ve FM ( Frekans modülasyonu )
Genlik modülasyonunun; taşıyıcılı yayın, SSB ( Single side band - Tek bandlı yayın) ve CW ( Continuous Wave - Daimi dalga ) olmak üzere alt bölümleri vardır.
Normal bir radyo alıcısında Orta Dalga ( MW - Mid Wave ) ve FM, bazen de uzun dalga ( LW- Long wave ) bulunmaktadır.
Kısa dalga ( SW- Short Wave ) radyoları kalitesine ve çeşidine göre alış tayfi değişmektedir. İstasyonlar genelde AM ( genlik modülasyonu ) ( Amplitude Modulation ) ile yayın yapmaktadır. Bu tür yayınları dinleyenlere SWL ( Short Wave Listener- Kısa Dalga dinleyicisi ) denmektedir.
Yeni çıkan XM radyo türü de uydudan yüksek frekanslı sayısal yayınları almak üzere dizayn edilmiştir. Halen ABD'de ticarî olarak piyasaya sunulan bu radyo türünde ses kalitesi oldukça yüksektir. Halen aboneliğe dayalı ve belli bir ücret karşılığı tüm kıtaya kesintisiz ve reklamsız şifrelenmiş radyo yayını yapılmaktadır.
Teknolojinin son yıllarda hızla gelişmesine paralel olarak ve internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber, internet üzerinden yayın yapan radyoların sayıları hızla artmaktadır.
Radyonun Tarihi icadı - Radyoyu kim icat etti
İtalyan Mucit Guglielmo Marconi radyoyu icat eden kişi olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak radyonun kendi icadı olduğunu iddia eden birçok kişi ortaya çıkmıştır. Telsiz telegraf patentine sahip olan Nikolai Tesla, Olive Lodge bu iddiayı ortaya atanların başında gelir. Rus mucit Alexander Stepanovitch Popov ise anlaşılabilen ilk radyo dalgalarını iletmeyi başarmış ancak bu icadı için Patent almamıştır. Daha pek çok insan vardır fakat ticari başarıyı yakalayan kişinin Marconi olduğu herkesçe kabul edilir.
İlk Radyoyu kim buldu
Popov, Lodge ve Marconi, Edward Branly'nin bulduğu Branly Tüpü adı verilen ve radyo dalgalarını saptamak için kullanılan bir aracı geliştirmeye çalışıyorlardı. 1890 yılında başlayan bu geliştirme çabaları 1895 yılında Marconi ve Popov'un birbirlerinden habersiz bir şekilde geliştirmeleri ile sonlanacaktı. 1896 yılında ise ilk defa Popov tarafından "Heinrich Hertz" ismi Mors alfabesi kullanılarak anlaşılır bir şekilde iletildi.
İtalya'da aradığı desteği bir türlü alamayan Marconi sonunda İngiltere'ye gitti ve burada ilk radyonun patentini aldı. Bu patent alımının ardından birçok farklı versiyonu üretildi. Lee De Forest ve Edwin Howard Armstrong Amerika'da radyo teknolojisinde çok büyük değişiklikler yaptılar. Tüpler ve devreler kullanarak bambaşka bir hal kazandırdılar. 1947 yılında transistorun icadı ise radyo teknolojisi için bir devrim olmuştur.
Radyonun çalışma prensibi
Ses dalgaları farklı frekanslarda titreşir; bu titreşimler mikrofonlarla toplanır ve elektrik sinyallerine dönüştürülür. Bu sinyaller amplifikatör denen yükselteçlerden geçirilerek güçlendirilir ve ardından osilatör denilen vericide üretilmiş daha yüksek frekanstaki taşıyıcı dalgaların üzerine bindirilir. Bunun için her iki dalganın üst üste gelmesi gerekir.Bu işleme modülasyon ve işlemi yapan cihaza modülatör denir. Devreden çıkan akım tekrar amplifikatörde yükseltilir ve ses sinyalleri şeklinde antene ulaşır, oradan da elektromanyetik dalgalar biçiminde yayılır. Radyo alıcısında ise taşıyıcı dalgalar Anten tarafından alınır, radyo frekans yükselticisinde güçlendirilir.Ses frekansları dedektörde ayrılır ve yeniden yükseltgenerek elektrik salınımları olarak hoparlörlere gönderilir ve burada ses titreşimlerine dönüştürülür.
Radyo alıcıları
Radyolar (radyo alıcıları) elektromanyetik tayfın belli bir aralığını dinlemek üzere tasarlanır. Radyonun seçicilik ve hassaslık faktörlerine göre kalitesini değerlendirmek mümkündür - Q faktörü.
Popüler radyolar iki tür modülasyonu almak üzere dizayn edilmişlerdir: AM (Genlik Modülasyonu) ve FM (Frekans modülasyonu)
Genlik modülasyonunun; taşıyıcılı yayın, SSB (Single side bant- Tek bantlı yayın) ve CW (Continuous Wave- Daimi dalga) olmak üzere alt bölümleri vardır.
Normal bir radyo alıcısında Orta Dalga (MW- Mid Wave) ve FM, bazen de uzun dalga (LW- Long wave) bulunmaktadır.
Kısa dalga (SW- Short Wave) radyoları kalitesine ve çeşidine göre alış tayfi değişmektedir. Aşağıdaki bantlar uluslararası yayın yapan kurumlara ayrılmıştır. Bu istasyonlar genelde AM (genlik modülasyonu) (Amplitude Modulation) ile yayın yapmaktadır. Bu tür yayınları dinleyenlere SWL (Short Wave Listener - Kısa Dalga dinleyicisi) denmektedir.
Radyo dalgalarının bir başka belirleyici özelliği de genliğidir. Genlik, radyo dalgasının salınım sırasında ulaştığı en yüksek salınım şiddetidir. Radyo kanallarının şifrelenmesinde genelde frekans ve genlik değerleri kullanılır. AM radyolarda genlik değeri değiştirilerek, FM (Frequency Modulation - Frekans Modülasyonu) radyolarda da kendilerine verilen frekans aralığında dalganın frekansı değiştirilerek şifreleme yapılır.
Radyo antenleri yalnızca belirli frekanstaki yayınları almak üzere ayarlandığı için geri kalan radyo dalgalarını algılamaz. Radyo dalgaları içine gizlenmiş şifreler, alıcı tarafından çözülüp, hoparlörler üzerinden dinlenilen ses dalgalarına dönüşür.
Bu bantların arasında amatör radyoya, ticari gemilere ve askeriyeye ayrılmış bantlar bulunmaktadır. Genelde bu yayınlar SSB, CW, RTTY modülasyonlarını içermektedir. Bu tür yayınları almak için radyonun BFO (Beat Frequency Oscillator -Vuru Frekans Osilatörü) denilen ek bir devreye ihtiyacı vardır. Taşıyıcıyı suni olarak oluşturan bu devre ile gönderme sırasında bastırılan taşıyıcı tekrar ilâve edilerek, sinyallerin normal bir radyo alıcısı ile dinlenilebilmesi sağlanır. Bu tür radyolarda ses bandının genişliğini de değiştirmek mümkündür.
Yeni çıkan XM radyo türü de uydudan yüksek frekanslı sayısal yayınları almak üzere dizayn edilmiştir. Halen ABD'de ticarî olarak piyasaya sunulan bu radyo türünde ses kalitesi oldukça yüksektir. Halen aboneliğe dayalı ve belli bir ücret karşılığı tüm kıtaya kesintisiz ve reklamsız şifrelenmiş radyo yayını yapılmaktadır.
Teknolojinin son yıllarda hızla gelişmesine paralel olarak ve internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber, internet üzerinden yayın yapan radyoların sayıları hızla artmaktadır.
Türkiye'de radyo
Tarihi gelişim
Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında "Telsiz tesisi hakkında kanun" adıyla bir yasa çıkarılarak ülke genelinde bir telsiz şebekesi kurulmasına karar verildi. Bu amaçla açılan ihale sonucu bir Fransız şirketi telsiz şebekesini yani radyo vericisi kurma işlemini üstlendi. Fransız şirketi 1925 yılında Ankara ve İstanbul'da çalışmalarına başladı. Telsiz vericilerinin inşaatı sürerken radyo yayınının nasıl yapılacağı bilinmiyordu. Bunun için ilk çalışmaları İleri gazetesinin sahibi Sedat Nuri Bey başlattı. Sedat Bey bunun için bir şirket kurdu. 1926 yılında vericilerin yapım işlemi tamamlandığında radyonun kuruluş çalışmaları da başlamıştı. Fakat bu iş için yeterli maddi kaynak yoktu. Sedat Bey bu fikrinden tanıdığı bir ajans sahibine ve o dönemde Mustafa Kemal'in emriyle banka kuran Celal Bayar'a bahsetti. Onlardan bu iş için maddi destek istedi. Sedat Bey, radyonun sadece maddi destekle olmayacağını biliyordu. Teknik destekte şarttı. Bunun için de yeğeni, telsiz meraklısı Hayrettin Bey'e konuyu açtı. Hayrettin Bey işinde uzman biriydi. Çünkü Sultan II. Abdülhamid döneminde evden eve telgraf hattı kurabilen biriydi. Hayrettin Bey bunun üzerine çalışmalara başladı. Projenin hayata geçirilmesi için çalışmalara başlanmıştı. Fakat başlangıç aşamasında bazı sorunlar ortaya çıktı. Hükümetten bazı kişiler radyonun kurulmasına karşıydı. Ülkenin ve milletin henüz çok geride olduğunu, birçok kişinin bunu hazmetmesinin zor olduğunu, bunlar aşılsa bile eldeki teknik elemanın ve malzemenin yeterli olmayacağını söylediler. Hayrettin Bey onlarla aynı görüşte değildi. Dünyada en çok plak satışının Türkiye'de olduğunu, halkın dinlemeye meraklı olduğunu anlattı. Onun bu çabaları radyo karşıtlarını ikna etmeye yeterli olmadı. Sonunda bu girişimden Mustafa Kemal'e bahsetmeye karar verildi. Mustafa Kemal'in, "Getirsinler de dinleyelim o vakit." demesi üzerine Hayrettin Bey bütün teçhizatı Orman Çiftliği'ne götürdü. İstasyon ararken bir Rus radyosu çıktı. Mustafa Kemal bir müddet dinledikten sonra birden ayağa kalkarak "Efendiler, bakınız Ruslar şu anda propaganda yapmaktalar. Bu radyo bize ziyadesiyle gerekli." deyip radyonun hemen kurulmasını emretti. Hükümet, Mustafa Kemal'in bu isteğiyle radyo sisteminin kurulmasına karar verdi. O tarihlerde birçok ülkede radyo yayını olmasına rağmen henüz hiçbir ülkede güçlü ve gelişmiş bir radyo istasyonu yoktu. Diğer ülkelerdeki radyolarının toplam verici güçleri 116 kiloWatt'tı. Ankara ve İstanbul'da kurulacak istasyonların verici güçleri ise 20 ve 250 kiloWatt'tı. Bunlar en güçlü vericiler olarak kurulmuştu. Yapılacak radyo yayınlarının Avrupa'nın her yerinden dinleneceği tahmin edilerek yayınların Türkçenin yanı sıra Fransızca ve Almanca dillerindende yapılması planlanmıştı. Nihayet takvimler 6 Mayıs 1927'yi gösterdiğinde ilk radyo yayını da başlamıştı. Ankara'da ilk yayınsa Kasım 1927'de yapıldı. Radyonun Anadolu'ya yayılması 1940 ve 1950 yıllarında olmuştu. 1970'li yıllardaysa Türkiye'nin tamamında dinlenmeye başlamıştı.
Gününmüzdeki Türkiye'nin en iyi 10 radyo programı
Sabah kalktığımızda, trafikte, yolculuğa çıktığımızda veya gece uykumuz kaçtığında... Elimiz radyoya uzanır. Peki müziğin en iyisini, sohbetin en tatlısını bulabileceğiniz radyo programları hangileri?
1) UYKUNUZU AÇACAK
GEVEZE SHOW / VIRGIN RADIO
Bu yayının takipçileri güne hareketli şarkılarla başlamanın yanı sıra her gün üç ilginç haber de öğreniyor. Saffet Emre Tonguç, “Geveze’nin muhteşem hikâyelerini çok iyi bir diksiyonla anlatmasına bayılıyorum” diyor.
İstanbul 106.2, Ankara 93.8, İzmir 103.1
2) UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ ALBÜMLER
BİR ZAMANLAR / RADYO D
Hakan Eren, Türk pop müziğinin unutulmaya yüz tutmuş albüm ve plaklarını günümüze taşıyor. Suat Kavukluoğlu, “Bir radyo programından çok daha fazlası. 45’liklerin yeniden patlamasında etkisi büyük” diyor. Pazar ve pazartesi 21.00-23.00
İstanbul, Ankara ve İzmir 104.0
3) KURU HABERLE YETİNMEYİN
NİHAT’LA MUHABBET / SHOW RADYO
Sabah işe veya okula giderken kuru haberlerle yetinmek istemiyorsanız bu program doğru adres. Naim Dilmener, “Nihat Sırdar ülkede ve dünyada olup biteni akıl, kalp ve mizahla aktarıyor” diyor. Hafta içi her gün 07.00-09.00
İstanbul 89.8, Ankara 88.8, İzmir 89.6
4) BOL BOL KAHKAHA ATTIRIYOR
BAY J / POWER FM
25 yıldır radyoculuk yapan Bay J, programında kendi hayatından hikâyelere ve ülke gündemine ilişkin konulara yer veriyor. Yayında kadınlar hakkında ilginç bilgilere de rastlayabilirsiniz. Hafta içi her gün 19.00-21.00
5) SÜRPRİZLERLE DOLU
MATRAX / SHOW RADYO
2002’den beri Zeki Kayahan Coşkun’un hazırlayıp sunduğu program oldukça eğlenceli. Coşkun, yayına bağlanan dinleyicilere bazen deneyler yaptırıyor, bazen şarkılar söyletiyor... Hafta içi her gün 22.00-01.00.
İstanbul 89.8, Ankara 88.8, İzmir 89.6
6) TOPLUMSAL KONULAR VE MİZAH
GAZOR / BEST FM
1995’ten beri radyoculuk yapan Cem Arslan, toplumsal konularda oldukça hassas. Yayında mizah kokan bir konu seçip bunun üzerine interaktif bir yayın yapıyor. Genç Mücahit’le atışmaları da oldukça keyifli. Hafta içi her gün 18.00-20.00
İstanbul, İzmir 98.4, Ankara 98.3
7) MÜZİK HAKKINDA HER ŞEY
GÜLŞAH GÜRAY / RADYO EKSEN
Hem müzik dünyasından son haberleri hem de güne pozitif başlayacağınız enerjik şarkıları dinleyebilirsiniz. Kanat Atkaya, “Güne başlamak için sert bir kahve ve Gülşah’ı dinlemekten daha iyi bir yöntem bilmiyorum” diyor. Hafta içi her gün 07.00-10.00
İstanbul 96.2
8) GÜNDEMİ Tİ’YE ALIYORLAR
ARAGAZ / METRO FM
Kadir Çöpdemir ve Pascal Nouma’nın sunduğu program ‘Trafik hiç bitmesin’ dedirtiyor. Gündemi ti’ye alıyorlar, özellikle de magazin konularını... Pascal’ın aksanı da dikkat çekici.Hafta içi her gün 06.30-09.20
İstanbul, Ankara ve İzmir 97.2
9) ÇEVRE ONLARDAN SORULUR
EKONOMİ EKOLOJİ/ AÇIK RADYO
İki gazeteci, bir akademisyen ve bir aktivist... Pelin Cengiz, Serkan Ocak, Barış Baykan ve Mahil Ilgaz’ın hazırlayıp sunduğu program Türkiye’nin dört bir yanındaki çevre sorunlarını masaya yatırıyor. Perşembe 10.30-11.00.
İstanbul 94.9
10) TRAFİĞİ KATLANILIR KILIYOR
TALK RADYO / VIRGIN RADIO
Okan Bayülgen 15 yılın ardından yeniden radyo programı yapıyor. Akşam trafiğiyle boğuşanlara destek olan programa Burcu Bakdur’un sobeti de renk katıyor. Hafta içi her gün 18.00-20.00
İstanbul 106.2, Ankara 93.8, İzmir 103.1
Tırnak Makası Hakkında Bilgiler
Önemi bakımından çok değerli bir icat olan tırnak makası Çinliler tarafından keşfedilmiştir. Tırnak makası ile sadece uzayan tırnaklarımızı değil bunun yanında parmaklarımızın kenarlarında uzayan et parçalarını da kesmemize yarar.
Makas Kumaş kağıt bez saç gibi maddeleri kesmek için kullanılan perçinli bir eksen ile ortadan birbirine eklenen kestirmek için biri diğerine yaklaştırılan iki çelik bıçak parçası.
İnşaatçılık sektöründe bir çatının kendi ağırlığı ile kar rüzgar ve buna benzer yükleri taşıyabilmesini sağlayan ağaç ve demir kiriş sistemine iki tren yolunun üçüncü bir tren yolu ile kesiştiği yere tren katarlarının bir hattan diğer hatta geçmesini sağlamak için rayları açıp kapamaya yarayan otomatik cihazlara da makas adı verilir. Motorlu ve motorsuz vasıtaların tekerleklerinin iç tarafındaki iğ denen kısma yassı çelik levhalarının üstüste konarak meydana getirdikleri sistem de bu isimle anılır.
Makas çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Lambanın bulunmadığı mumların aydınlatmada kullanıldığı devirlerde yanan mum fitillerini kesip temizlemek için mum şamdanlarının yanında üst kısımlarında kutu şeklinde hazneleri bulunan makaslar vardı.
Osmanlılarda makasçılık 15 ve 16. asırlarda bir sanat dalı olarak en yüksek seviyeye çıkmıştır. Makaslar ne kadar hafif olursa o kadar değerlidir. Bunun yanında makasın yapımında kullanılan çelik cinsi de çok mühimdir.
Makasların yapılış ve kullanılış şekillerine göre çeşitleri ve biçimleri vardır: Kullanılmaları da değişiktir: Teneke ince kağıt saç kumaş bez gibi maddeleri kesmek için kullanılan makaslar tek elle kullanılır. Bahçıvanların otları ve buna benzer ağaçları aynı boyda kesmek için kullandıkları ağaç saplı makaslar ile kalın saç levhaları demir ve madeni telleri kesmede kullanılan makaslar çift elle kullanılır. Bunlardan başka kartonculuk ciltçilik ve konfeksiyonculukta büyük topları kesmek için kullanılan makaslar ise tezgah üzerinde oturtulmuş bir şekilde otomatik olarak kullanılır.
Kullanılan başlıca makas çeşitleri: Kağıt makası tırnak makası terzi makası bahçe makası çit makası bahçıvan makası düğme makası cep makası dal makası oya makası mum makası dikiş makası bıyık makası teneke makası biçki makası demir kesme makası ile bir de kumaşı tırtıllı şekilde kesmek için ağzı oyuk oyuk olan “Sürfile” makasıdır.
Manikür Pedikür deyip geçmeyin onun da sıkı bir tarihi var
Hiç düşündünüz mü, günlük yaşamda özellikle kadınlar için vazgeçilmez olan, erkekleri de hızla içine çeken 'el ve ayak bakımı' ne zamandan beri biliniyor ve uygulanıyor? Manikür setleri koleksiyonuma katılan her bir parçayla derinleşen araştırmalar sırasında fark ettim ki, manikür ve pedikür tarih boyunca hep var olmuş, hep ilgi görmüş.
Maniküre kelimesi Latince el anlamına gelen “manus” ve bakım-önem vermek-ihtimam göstermek anlamına gelen “cura” kelimesinden türemiş. Bilinen tarihi bizi çok eskilere götüren manikür uygulaması, belli ki seyyahlarla, ticaret yollarıyla ve kültürlerin kaynaşmasıyla dünyanın farklı alanlarına yayılmış, uygulanış şekliyle gelişmiş ve teknik olarak da evrilmiş.
ESKİ MISIR'DA STATÜ SEMBOLÜYDÜ
El ve ayak bakımı tarihi çok eskilere gidiyor. MÖ 3000'li yıllarda, Eski Mısır’da, tırnakların farklı boylarda ve değişik renklerde olması sosyal statünün gereğiydi. Yapılan kazılarda bulunan mumyaların tırnaklarının cilalı ve kına sürülü olduğu tespit edilmiş. Soyluluk ve zenginlik, genellikle tırnak üstüne sürülen renklerle ifade edilmiş. İşçi ve köylü sınıfı da el-ayak bakımı konusunda çok istekliymiş ama cila olarak sadece şeffaf ve parlak olmayacak şekilde natürel renkler kullanabilmişler. Tırnaklarını uzatamamışlar ve tırnaklarına renkli boyalar sürememişler. Bu devirde yaşayan köleler için kesinlikle yasak olan manikür, onların kolay tanınmasını da sağlamış.
600 yıl önce Çin’de varlıklı kişiler, tırnak bakımlarında altın ve gümüş renklerini tercih etmiş. Tırnakların üstüne sürülen sıvının, yani bugünkü adıyla ojenin kalıcı olması için de yumurtanın beyaz kısmıyla birlikte kemik unundan çıkartılan jelatin ve kauçuk kullanılmış. Ming hanedanlığında aristokrat sınıfa ait kadınlar, siyah ve açık kırmızı tonlarda tırnaklarını boyamış, tırnaklarının uzun ve bakımlı olmasına önem vermişler.
ORTAÇAĞ'DA TIRNAKLAR SEKİZ GÜNDE BİR KESiLİRDİ
Ortaçağ boyunca özellikle Avrupa’da günümüzden çok farklı bir temizlik anlayışı olduğunu biliyoruz. Bu zaman diliminde insanlar yıkanmak yerine silinmeyi tercih etmişler. Temizlenme de özellikle aristokratlar için sık sık temiz iç çamaşır değiştirmekle sağlanmış. Suyun vücuda teması hoş karşılanmasa da, genellikle sadece ellerin temizliği suyla yapılmış. Hollandalı eğitim kitapları yazarı Desideius Erasmus 1530 yılında yazdığı sağlık kılavuzunda parmak bakımını da anlatmış ve tırnakların sekiz günde bir kesilmesini söylemiş. Bu yıllarda kısa tırnağın sağlıklı olduğu hep vurgulanmış. Bu dönemde Osmanlı kadınları da yarısına kadar kına sürdükleri tırnaklarını uzatmadan kesiyorlardı. Zaten Anadolu'da el bakımında kına kullanımı hiç eksik olmamıştı.
18'inci yüzyılda makas, tırnak bakımının vazgeçilmez parçası olmuş ve manikür aletleri dikiş setleri içinde yer almış. İlginçtir, el ve ayak bakımında ölü derinin makasla alınması da bu yıllarda denenmiş.
İLK TÖRPÜ PORTAKAL AĞACI KABUĞUNDAN
19'uncu yüzylı başlarında manikür setlerinin içindeki aksesuarların nicelik ve nitelik olarak gelişim göstermesi, özellikle 1830'da doktor Sits tarafından gerçekleştirilmiş. Doktorun hastaları üzerinde ilk kez portakal ağacı kabuğundan yaptığı törpüyü kullanması kısa sürede Amerika’ya, sonrasında da dünyanın her yerine yayılmış. Kısa ve ucu keskin olarak törpülenmiş tırnaklar moda olmuş. Bugün filmlere, tiyatrolara, genellikle kadın hayatının dramatize edildiği edebi eserlere ve sohbetlere konu olan “tırnakları törpülemek” o günden başlayan bir süreçte özellikle kadınların vazgeçilmezi olmuş. El ve ayak bakımı ilk zamanlarda lüks olarak algılansa da hızla tüm sosyal katmanlara yayılmış.
OJEYİ BİR DOKTOR TESADÜFEN KEŞFETTİ
Sanayi Devrimi el ve ayak bakımına da yansımış. Gelişimi günümüze kadar artarak ilerleyen akrilik içerikli ojeler, bir doktor tarafından tesadüfen keşfedilmiş. Keskin makaslar, törpüler, fırçalar ve dar alanlarda tırnak derisine bakım yapabilecek şekilde geliştirilmiş metal aksesuarlar tasarlanmış. Günümüzde manikür seti içinde düşünemeyeceğimiz çok şey o yıllarda aynı çanta içinde kullanılmış. Koleksiyoncuları peşinden koşturan bu dönem manikür setlerinde yeni üretilmeye başlanan minik gümüş kurşun kalemler, korse sıkıcısı, çekecek, kürdan, kulak temizleme çubuğu ve parfüm şişesi de yerleştirilmiş. Tabii ki tutma yerleri de önemsenmiş, gümüş, sedef, fildişi, abanoz, hatta altın gibi değerli malzeme sap yapımında kullanılmış.
Manikür aletlerinin içine konduğu çantalar da her zaman gösterişli olmuş. Nadide deriler, ipek ve kadife kaplı kılıflar ilk görüşte göze hoş gelecek şekilde tasarlanmış. Yine bu yıllarda, aromatik yağlar, yumuşak pamuklu bezler, sürülen renkli ojelerin ve yağların çıkartılması için denenen asit tipleri ile gelişen masaj teknikleri de manikürün günümüze uzanan yolculuğunda etkili olmuş.
1870-1880’li yıllara gelindiğinde, el yapımı deri çantalar içine yerleştirilen manikür setlerinin her yerde bulunabildiği, gözde dükkânların özenle süslenen vitrinlerinde sergilendiği biliniyor. Kadın çantalarının vazgeçilmez parçası ve en gözde hediye haline gelmiş. Aynı zamanda uzman manikürcüler yetişmesiyle, şehirlerin en popüler caddelerinde manikür bakımı yapan yerler açılmaya başlanmış. El ve ayak bakımı neredeyse sosyalleşmenin yeni yüzü olmuş.
Manikür setleri koleksiyonuma her baktığımda, insanoğlunun kendini bakımlı ve güzel görme isteğinin hep var olduğunu ve hep var olacağını tekrar düşünüyorum.
Makas Nedir? Makas Hakkında Bilgiler
Mısırlılar ilk kumaş kesicisini icat etti.
İlk makas benzeri yaylı araçlar muhtemelen Bronz Çağı'na dayanır. C şekilli yaylara bağlı kesiciler bulunduğu makaslar ise M.S. 1500 yılında Mısır'da sanat eserlerinden silüetleri kesip çıkarmak için kullanıldı.
Antik Roma'da ve Asya'nın bazı bölgelerinde kullanılan menteşeli makaslar, bronz ve demirden yapılmaydılar ve 16. yüzyıl Avrupası'nda kullanılanılanlara benziyorlardı. Makas ve benzeri araçların kullanımı, demir dövme yöntemlerinin iyileşmesi ile doğru orantılı olarak arttı. 1761 yılında Robert Hinchcliffe, dökme demirden yapılan makası Sheffield'da icat etti. O dönemde üretilen makasların pek çoğu el ile dövülmüştü ancak on dokuzuncu yüzyılda yüksek miktarda üretimi desteklemek amacıyla makasların tasarımı sadeleştirildi.
Makaslarda kullanılan çelik, makasın kalitesine göre değişen miktarlarda karbon içermektedir. Şahmerdan (serbest düşmeli tokmak) kullanılarak kırmızı renkli sıcak çelik çubuklardan kesiciler oluşturuldu. Kesiciler daha sonra kesildi ve sertleştirildi. Çelik, %0.55 ve %1.03 arasında değişen oranlarda karbon içermektedir. Daha fazla karbon, bazı uygulamalarda daha sert kesicilerin oluşturulması anlamına gelir.
Tıbbî uygulamalarda ve diğer özel kullanım alanlarına hizmet eden makaslar, paslanmaz çelik kullanılarak üretilir. Daha ucuz makaslar ise daha yumuşak çelikler üzerinde soğuk baskı tekniği kullanılarak üretilir. Tenekeci makasları da ev makaslarının üretiminde kullanılan tekniklere benzer teknikler kullanılarak üretilir.
Kâğıt, kumaş, bez gibi levha halindeki ince şeyleri kesmeye yarayan, ortadan birbirine bir mille tutturulmuş iki bıçaktan meydana gelmiş kesme âletidir. Kâğıt makası, bez makası, mum makası, dikiş makası, tırnak makası, teneke makası, biçki makası gibi birçok çeşitleri vardır.
Eskiden, yazıya verilen önemden dolayı, kâğıt makaslarının çoğu altın kakma süsle bezenir, saplarında iki parmağın geçirilebileceği halkalı tutacaklar bulunurdu. Gene eskiden, mumların yanan fitillerini kesip temizlemek için şamdanların yanından eksik edilmeyen bir çeşit makas daha vardı. Bu mum makaslarının bıçakları üzerinde küçük kutu biçiminde, kapaklı bir hazne bulunurdu. Kesilen fitil parçası bu kutuda kalarak yere düşmez, ortalığı kirletmezdi.
Bu iki makasın dışında kalan makas çeşitleri hâlâ kullanılmaktadır. Bunlar birbirinden çok küçük özelliklerle ayrılır. Meselâ dikiş makasları irice, keskin; tırnak makasları küçük, bazı şekillerinde uçları kıvrık, biçki makasları dikiş makaslarından daha uzun, ağır olur; «sürfile» makaslarının ağızları kumaşı tırtıllı kesecek şekilde oyulmuştur.
Demiryollarında, bir katarı bir hattan öbür hatta geçirmek için, rayları açıp kapayan düzene de «makas» denir.
Dondurma Hakkında Bilgiler ve Dondurma Hakkında Her Şey
Sıcak bir yaz gününde yenen iyi bir dondurmanın tadı başka hiçbir şeyde yoktur. Peki dondurmanın herkesi gülümseten sırrı ne? İşte dondurma hakkında bilmeniz gereken her şey…
Süt, ya da meyva sularının özel usullerle dondurulmasıyla yapılan bir tatlıdır. Genç, yaşlı herkesin sevdiği dondurma, hem serinletici, hem de besleyici bir yiyecektir.
Dondurma yapmak için, krema, süt, şeker, mısır nişastası, ya da salep, bazan da yumurta bir araya konarak karıştırılır. Süt daha önceden kaynatılmış, ya da pastörize edilmiş olmalıdır. Kimi vakit, vanilya gibi özel koku verici maddeler de konur. Bunların hepsi,’ dondurma makinesine konmadan önce, iyice karıştırılır.
Dondurma makinesinde dikkat edilecek en önemli nokta, karışımın sürekli olarak karıştırılmasıdır; yoksa dondurma gereken kıvamı bulmaz; dondurma kabının yanlarına gelen karışım ortadakilerden daha önce donar. Bir süre karıştırıldıktan sonra, buz billurları meydana gelmeye başlar.
FARKLI ÜLKELERDE İLKLER VE ENLER
* New York’ta ilk dondurma satışı 1774 yılında başlar. 1843 yılında da Philadelphia’lı ev kadını Nancy Johnson, elle çalışan ilk dondurma makinesini icat eder. ◊ İlk endüstriyel üretimi 1851 yılında ABD’nin Boston kentinde yapılır.
* Dünyanın dondurmayı mükemmel bir yaz hoşluğu olarak kabul etmesi İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusuna bu lezzeti dağıtılmasıyla başlar. İkinci Dünya Savaşı’nın bitişi dondurma yiyerek kutlanır.
* Dünyada en fazla dondurma tüketen ülke ABD. Ortalama bir insan 48 kutu dondurma yiyor. Amerikan ailelerinin yüzde 98’inin buzluğunda her zaman dondurma bulunur. ◊ Dünyanın en büyük dondurma tatlısı (sundae) 1988 yılında Kanada’nın Alberta eyaletinde yapıldı ve ağırlığı 24 tondu.
* Dünyada en sevilen dondurma çeşidi vanilyalı, ikincisi çikolata, üçüncüsü de çileklidir.
* Dondurma külahı 1904 yılında ABD’nin St. Louise kentinde yapıldı.
* Bir külah dondurma ortalama 50 yalayışta biter.
* Türkiye dünyada, dondurmayı yalnızca yaz mevsiminde tüketme alışkanlığı en yüksek ülkedir. Dünyanın en soğuk ülkelerinden biri olan Finlandiya’da ise, kişi başı tüketim 9, Türkiye’de 3,5 litredir.
* Kanada’da dondurma yaz mevsiminden daha çok kışları tüketilir.
Sütün, şekerin, suyun, yumurtanın ve meyvelerin karıştırılarak dondurulmasıyla ortaya çıkan dondurma, her toplumun damak zevkine ve kültürüne bağlı olarak farklılıklar gösterir fakat yine de 7'den 70'e herkesin çok sevdiği bir tatlıdır. İşte bu keyifli ve vazgeçilmez yiyecek hakkında daha önce hiç duymadığımız bilgiler;
Dondurma, eski tarihlerde buzdan yapılmaktaydı. Süt bazlı dondurmaların üretilmeye başlaması ise 10. yüzyıldan sonraya tekabül etmekte.
Roma İmparatoru Nero’nun, dağın zirvesinde biriken kar ve buzları toplatıp özel bir odada muhafaza ettiği ve kendisine sunulan meyvelerin üzerine konulmasını istediği bilinmektedir.
Marko Polo 1254-1324 yılları arasında ziyaret ettiği Çin’de ilk kez dondurmayı denemiştir. Avrupa, dondurma ile 13. yüz yıldan sonra Marko Polo’nun Çin’den İtalya’ya dönmesi sayesinde tanışmıştır.
Dondurmanın sanayi üretimi 1851 yılında Amerika’nın Boston eyaletinde başlamıştır.
İlk dondurma reklamı 18 Eylül 1849 tarihinde Ceride-i Havadis gazetesinde yer almış ve Beyoğlu Alman konsolosluğu karşısında açılan bir şekerci dükkânında satılan dondurmanın reklamı yapılmıştır. Resim ve çizimlere yer verilmeyen metin içerikli reklamda “nefis” ve “gayet ucuz” gibi sloganik sözcükler görülür.
ilk basılı yemek kitabı olan 1882 tarihli Ayşe Fahriye’nin “Ev Kadını” adlı kitapta kaymaklı, vanilyalı, kahveli, limonlu, vişneli, frenküzümlü, çilekli, kızılçıklı karadutlu, kayısılı, kavunlu dondurma tarifleri bulunmaktadır. Bu tarifler hep dondurma kutularında yapılacak şekilde verilmiştir. Ancak 1930’lu yıllarda artık evlere girmeye başlayan buzdolapları dondurma tariflerine de değişiklik getirir.
Dondurmanın İkinci Dünya Savaşı sırasında askeriyelere dağıtılması tüm dünya tarafından kabul edilen bir yaz lezzeti olmasını sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi dondurma yenerek kutlanmıştır.
Dünyanın en büyük dondurması 1988 yılında Kanada’da üretilmiştir. Dondurmanın toplam ağırlığı tam olarak 24 tondur.
İstatistiklere göre en çok tercih edilen dondurma çeşidi vanilyalı dondurmadır. Sırasıyla çikolatalı, çilekli ve kurabiyeli dondurma çeşitleri diğer en çok tüketilenler arasındadır.
Bugüne kadar üretilen en ilginç dondurma çeşidi sosisli sandviç aromalı dondurmadır.
İstatistiklere göre en çok dondurma satılan gün Pazar’dır.
Tarihçilere göre Büyük İskender, nektar ve bal aromalı buz yemeyi severdi.
Temmuz ayı Amerika’da “Ulusal Dondurma Ayı” olarak kabul edilmektedir.
Dondurulmuş muhallebi ve dondurulmuş yoğurt da bir tür dondurma çeşidi sayılmaktadır.
O zaman, dondurma olmuş demektir. Fındık, fıstık gibi maddeler bundan sonra katılır. Satış için yapılan dondurmalar büyük makinelerde hazırlandıktan sonra, kâğıt, ya da plastik maddelerden yapılmış özel kaplara konur. Bunlar, yeniden sıfırın altında bir soğuklukta saatlerce tutulacak olursa, iyice katılaşır.
Meyvalı dondurmaların yapımı da sütlü dondurmalar gibidir. Ancak, bunlarda süt yerine meyva suyu kullanılır.Dondurma birçok şekillerde yapılarak çeşitli adlar altında piyasaya sürülmektedir. Bunların hepsinin aslı bîrdir, kıvamları değişiktir.
Evde Dondurma Yapımı Tarifleri-Evde Kolay Dondurma Yapımı
Evlerde dondurma yapmak için eskiden dondurmacıların yararlandığı kapların küçüğü kullanılırdı. Bu kaplar içi içe iki kovaya benzer.
Dıştaki ağaçtan yapılmıştır. İki kabın arasına buz konur; bu buz tuzla karıştırılır. Bu sayede O0,nin altında bir soğukluk elde edilir. İçteki kaba dondurma karışımı konur. Makinenin kolu çevrilince, hem bu kap döner, hem de içindeki karışım, madenî kollarla durmadan karıştırılmış olur.
Şimdi bunun yerini elektrikli makineler almıştır. Bu makinelerin bir de pervanesi vardır. Makine buz dolabının içine konur, hazırlanan sıvı dondurma karışımını dondurma haline getirir. Evde dondurma yapmanın bir başka yolu da, karışımı buz dolabının buz kaplarına koymaktır. Bir süre sonra karışım alt ve yanlarından donmaya başlayınca, çıkarılır, başka bir kaba konarak iyice karıştırılır, yumurta dövücüyle dövüldükten sonra, gene buz dolabına konur.
-Dondurmanın 17. yüzyılda Fransa'da ortaya çıktığı düşünülüyor.Buna rağmen bir rivayete göre 13. yüzyılda Roma imparatorunun karların meyve suyuyla tatlandırılması için meyve sularını dağlara gönderdiği söylenir.
-Dondurma külahının fikri 1903 yılında bir İtalyan tarafından bulundu.Ve patentlendirildi.Fakat 1904 yılında St. Louis Dünya Fuarında Suriyeli bir waffle satıcısının dondurma satıcısına yardım etmek için hamurları külah şeklinde yapması külahı popülerleştirmiştir.
-Uluslararası Süt Gıdaları Birliği'ne göre, bugün ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 20 litre dondurma yiyor.
-En çok satan dondurma aromaları pazarın yüzde 33'ünü oluşturan vanilya ve yüzde 19'unu oluşturan çikolata.
-En büyük dondurma konisi 2.81 metre uzunluğunda olup İtalyan Della Vecchia ve Andrea Andrighetti tarafından üretilmiştir.
-Karabuğdaylı,biralı ve parmesanlı dondurma üreten dondurmacılar vardır.
-Haziran, en çok dondurmanın üretildiği aydır.
-ABD'nin orta bölgesi en çok dondurma ve dondurmayla ilgili dondurulmuş ürünler üreten bölgedir.
-California Amerika'da en çok dondurma üreten eyaletidir.
-Bir top dondurmayı bitirebilmeniz için ortalama 50 defa yalamanız gerekir.
-5 kişiden 1'i dondurmalarını hayvanlarıyla paylaşıyor.
-Amerika'da bir ürün dondurma olarak etiketlenecekse en az %10 süt yağı bulundurmalıdır.
-ABD, Temmuz ayını Ulusal Dondurma Ayı olarak kutluyor.
-ABD, Dünyada'ki en çok dondurmayı üreten ülkedir.
-Dondurma 1660'da Fransa'da halka sunulmuştur.
-Kilo vermek için hazırlanmış bir dondurma diyeti mevcut.
-Missouri, 2008 yılında Dondurma Külahını Resmi Devlet Tatlısı olarak belirledi.
-Pazar günleri haftanın herhangi bir gününden daha fazla dondurma satılıyor.
-Bir zamanlar, Kansas'ta vişne pastasına dondurma servis etmek yasalara aykırıydı.
-Rupert Grint'in ilk hayali dondurmacı olmaktı. Ve Harry Potter filmlerinden kazandığı parayla bir dondurma arabası satın aldı.
-Kanada'da kış aylarında yaz aylarına göre daha fazla dondurma satılmaktadır.
-Amerika'da ilk dondurmacı 1776 yılında açıldı.
KİM İCAT ETTİ?
Dondurmanın bilinen bir mucidi yok; haliyle rivayet muhtelif. İncil’de Kral Süleyman’ın ‘hasat zamanı buzlu içecekler tükettiğine’ dair ifadeler mevcut; Büyük İskender’in bal, meyve, şarap ve yemişlerle tatlandırılmış buz yemeyi sevdiği rivayet ediliyor. ‘Roma’yı yakan zalim imparator’ Neron’un, meyveyle karıştırılmak üzere buz getirmeleri için kölelerini dağlara gönderdiği belirtiliyor.
KÖKENİ ÇİN’DE
Ancak tarihçilere göre, bugün bildiğimize benzeyen, yani sütle yapılan ‘ilk dondurma’nın kökeni tam 2 bin 200 yıl önceye, Asya’ya dayanıyor. Zira Çinlilerin M.Ö. 200’lerde bir tür süt-pirinç karışımını karda dondurarak elde ettiği yiyecek, ilk sütlü ‘dondurma’ olarak kabul ediliyor. 7. yüzyıla gelindiğindeyse, İmparator Tang ‘işi ilerletmiş’ görünüyor. Kaynaklara göre, Tang’ın tam 94 ‘buzcu’su varmış. Görevleri, manda sütüyle karıştırılıp kafurla tatlandırılmak üzere hanedana dağlardan buz getirmekmiş.
AVRUPA’YA MARCO POLO GETİRDİ
Peki Çinlilerin sütlü dondurma ‘icadı’, bugün anavatanı sanılan İtalya’ya nasıl geldi? Burada iş, yaklaşık 600 sene sonra, Marco Polo’ya düşmüş. Venedikli seyyah, 13. yüzyılda meşhur Çin gezisinden Avrupa’ya döndüğünde cebinde dondurma tarifleri de varmış. İşte o tarifler, aşçılar tarafından sürekli geliştirilerek 16. yüzyıla gelindiğinde dondurmaya dönüşmüş.
VOLTAIRE VE DIDEROT’NUN GİTTİĞİ DONDURMACI
Söylencelere göre, dondurma Fransa’ya, Kral 2. Henry ile evlenen İtalyan soylu Catherine de Medici’nin aşçıları tarafından 1553’te götürülmüş. 17. yüzyılda hüküm süren İngiltere Kralı 1. Charles sofrasından dondurmayı eksik etmezmiş. Hatta tarifini kimselerle paylaşmaması için aşçısına hatırı sayılır miktarda bir ödeme yapmış.
Dondurma hakkında her şey
Sıcak bir yaz gününde yenen iyi bir dondurmanın tadı başka hiçbir şeyde yoktur. Peki dondurmanın herkesi gülümseten sırrı ne? İşte dondurma hakkında bilmeniz gereken her şey…
Café Procope. Fransa Ulusal Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan bu gravürde, Voltaire (elini kaldıran) ve Diderot ‘dondurmacı’da.
Dondurmanın Avrupa’da aristokratların sofrasından çıkıp biz fanilere ulaşmasını ise Sicilyalı bir göçmene, Francisco Procopio Cuto’ya borçluyuz. Procopio 1670’de Paris’in ilk kafesi olan Café Procope’u açmakla kalmayıp, kenti dondurmayla tanıştırdı. Yarattığı trend öyle ‘tatlı’ydı ki, 1676’ya gelindiğinde Paris’te dondurmacı sayısı 250’ye ulaşmış, dondurma pastane ve restoranların da menüsüne girmişti.
Avrupa’da hızla yayılan dondurma modası, Kuzey Amerika’ya ise 18. yüzyılın ortalarında ulaştı. İlk dondurma fabrikası ABD’de, Jacob-Fussell tarafından 1851’de kuruldu. 20. yüzyılda soğutucuların ve yeni nesil dondurma makinelerinin icadı gibi teknolojik gelişmeler dondurmayı iyice yaygınlaştırdı.
GELATO, SORBE, MARAŞ… NE FARKI VAR?
Dondurma en basit tanımıyla süt, şeker ve meyveyi, yumurta, salep, nişasta veya guar zamkı gibi kıvam vericilerle karıştırıp dondurarak yapılır. Ancak tabii ki bu kadar kolay değil; her ustanın kendi formülü, her yöntemin kendi inceliği, her markanın kendi hedefi var. Sütün cinsi veya kullanılan makineden, kıvam vericinin ne olduğuna ve dondurmanın kaç derecede muhafaza edildiğine uzanan parametreler, lezzette belirgin değişime yol açıyor. Peki hangi tip dondurma nasıl yapılıyor?
İTALYAN TAZELİĞİ: GELATO
Son yıllarda Türkiye’de de epey popüler olan klasik, ‘taze’ İtalyan dondurması. Geleneksel olarak ‘artisan’ bir felsefeyle, günlük süt, krema ve taze meyvelerle yapılıyor. Raf ömrünü uzatmak için katkı maddesi kullanılmıyor, yani taze tüketiliyor; ki en önemli özelliği de bu.
‘Gelato’nun bir diğer tanımlayıcı özelliği, çok az hava içermesi. Endüstriyel dondurmalar maliyeti düşürmek için bol miktarda havayla adeta köpürtülürken, gelatoda hava oranı geleneksel olarak yüzde 25-30’u geçmiyor. Yumuşaklığını koruması için -12 ila -15 derece arasında muhafaza ediliyor. Tüm bunlar şu anlama geliyor: Gelato diğer dondurmalara kıyasla daha yoğun, daha kıvamlı. Geleneksel bir ‘gelato’da meyve tadını daha çok almamızın nedeni de bu. Bu dondurmada yağ ve şeker oranları da diğerlerine kıyasla yüzde 50-60 oranında daha düşük. Doğal ürünlerle yapılması, ‘hava basılmaması’ ve el işçiliği, ‘artisan’ gelatonun maliyetini artırıyor.
MEYVENİN EN TATLI HALİ: SORBE
Etimolojik kökeni ‘şerbet’e dayanıyor; ‘karsambaç’ı andırıyor. En basit tanımıyla, ‘dondurulmuş meyve püresi’. Ayırt edici özelliği, içinde süt bulunmaması. Şeker ve suyun mevsimsel meyveler ile belli oranlarda karıştırılmasıyla yapılıyor, meyve tadını öne çıkarmak için limon suyu da kullanılıyor. Süt içermediği için aslında teknik olarak dondurma kategorisinde sayılmıyor. Şeker yerine bal kullanılabiliyor; meyvenin tadına veya tarife göre ‘sıfır şeker’le yapılanları var. Reçeteler meyveden meyveye, mevsimden mevsime, ustadan ustaya değişiyor. Vegan ve vejetaryenler için en serin lezzet…
MARAŞ’TAN BAŞKA YERDE YOK!
Gerçek Maraş dondurması yapmak için uyulması gereken kurallar, tıpkı bu dondurmanın kendisi gibi ‘sert’. Keçi sütü ve salep kullanılması şart; tekniği bilen ustalar tarafından dövülerek dondurulması, bu sayede elastik hale getirilmesi gerekiyor.
Bu dondurmayı benzersiz kılan ana faktör ise Maraş’ın kendi doğal aroması… Zira kenti kuşatan Ahir Dağı’nın faunasından beslenmiş keçilerin sütü kullanılıyor, salep de yine bölgedeki yabani orkidelerin yumrularından elde ediliyor. Maraş dondurmasının parlak beyaz rengi ve satırla kesilmesini gerektiren kendine özgü sertliği de keçi sütünden geliyor. Gerçek Maraş dondurmasında ‘hacim genişlemesi’, yani içine basılan havanın oranı yüzde 50’yi geçmiyor. Makbulü, çatal ve bıçakla yenecek kadar sert, kıvamlı olanı…
‘SANAYİ TİPİ’ DONDURMA
Bir de ‘market dondurması’ diye bildiğimiz endüstriyel dondurma var. Yağ oranı bazı ‘modeller’de yüzde 15’i aşıyor; hacminin genişlemesi için çok yüksek oranda hava basılıyor. Doğal dondurmaların aksine, içinde bitkisel yağ, glikoz şurubu, soya aroması, peyniraltı suyu ve kıvam artırıcılar gibi maddeler var. Uzmanlara göre, ‘gerçek’ dondurma değil.
3) NEDİR BU ROMA DONDURMASI?
Bir ara her köşe başında karşımıza çıkardı: ‘Meşhur Roma Dondurmacısı’, ‘Gerçek Roma Dondurması’, hatta ‘Öz Hakiki Roma Dondurması’… Gelgelelim, Roma’da ‘Roma dondurması’ diye bir şey yok! İtalya’da dondurma yapım teknikleri ve tarifler (ülkedeki diğer her şey gibi) güneyden kuzeye yol boyu değişiyor. Fakat hepsinin ortak adı ‘gelato’. Peki o zaman nedir bu ‘Roma Dondurması’?
‘Dondurma canavarı’ çocuklardan biriyken, bir yazlık sitedeki Roma Dondurmacısı’nın makinesine saçlarımı kaptırmıştım. Kaymaklı dondurmayı karıştırdığı sırada oluşan helezonik şekillerden gözlerimi alamamıştım… Alın çizgimin hemen bittiği yerde, pek de küçük olmayan bir alanda saçlarım olmasızın gezmek zorunda kaldığım ayların travmasını yine Roma Dondurması yiyerek atlattığımı sanıyordum ki, o makine bir kez daha karşıma çıktı!
“Adı neden Roma Dondurması?” sorusuyla aradığım bir dizi dondurmacıdan “İtalya’nın başkenti olduğu için” yanıtını aldım. “Dondurmayı ilk bulan Çinliler ama ilk kullanan İtalyanlar” gibi fıkravari bir yanıt da geldi. İşin aslını, Büyükada’da 1962’den bu yana hizmet veren Büyükada Roma Dondurmacısı’ndan Hasan Usta anlattı. Yanıt, bizzat o makinede saklıydı!
MAKİNA + TAZELİK = ROMA DONDURMASI!
İşte o makina! (Fotoğraf, Cattabriga’nın sitesinden alınmıştır.)
Hasan Usta’nın aktardığına göre, hikâye bir yanıyla şöyle: Bolognalı Otello Cattabriga, 1927 yılında ilk otomatik dondurma makinesini icat eder. Dondurma karışımını dikey bir eksende hem soğutup hem karıştıran bu makine, güç gerektiren geleneksel el yapımı tekniği bir adım öteye taşır. Sektör kendi adına devrim yaşar: Dondurma üretimi hızlanır, imalathanelerde kadınlar da çalışmaya başlar, makine ve mucidinin ünü yayılır. Türkiye’de de bu marka makineyi kullanan dondurmacılar açılır; janjanlı ve itibarlı dükkan ismi arayışlarında, muhtemelen kulağa daha ‘seksi’ geldiği için ‘Romalılık’ tercih edilir. Mucidin Bolognalı olduğu unutulur…
Hikâyenin bir diğer yanına da, Ortaköy’ün ünlü Roma Dondurmacısı Liji’nin sahiplerinden Fuat Güler dikkat çekti. Güler “Neden Roma?” sorusuna hiç duraksamadan, “Taze olduğu için” yanıtını verdi. Türkiye’deki her Roma dondurmacısının İtalyan usulü günlük taze dondurma çıkarıp çıkarmadığı meçhul ama Liji, Büyükada ve Yeşilköy gibi ‘eski Romalılar’ hala bu yöntemle üretim yapıyor.
4) ELVIS’TEN UZAYA, 9 ‘İLGİNÇ’ BİLGİ
SALEP İHRACATI YASAK: Türkiye’de dondurmaya kıvam vermek amacıyla yaygın olarak kullanılan salebin ihracatı yasak. Zira dondurma düşkünlüğümüz salep orkidesini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş durumda. MADO, bu tehlikeye karşı özel yetiştirdiği salebi, eğitim verdiği köylülere toplatıyor.
SARAYIN TERCİHİ FISTIKLI: Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yabancı konuklara ve özel davetler sırasında
dondurma ikram edildiği biliniyor. Menülerde en sık rastlanan çeşit fıstıklı.
FESTİVAL ZAMANI: Maraş’ta, Maraş dondurmasını tanıtmak için her yıl dondurma festivali düzenleniyor.
dondurma 13ÜNİVERSİTESİ, MÜZESİ VAR: İtalyan dondurma makinesi markalarından Carpigiani, 2012’de Bologna’da bir ‘dondurma üniversitesi’ ve müzesi açtı. Müzede, dondurmanın tarihine dair 10 bin fotoğraf ve belge, video- röportajlar, 20 orijinal makine ve çeşitli aletler sergileniyor.
KÜLAHI GEÇ GELDİ: Dondurmayla külah ilk defa, ABD’nin St. Louis kentinde 1904’te düzenlenen Dünya Fuarı’nda buluştu.
NEDEN SUNDAE: ABD’de sos ve şuruplarla servis edilen, Türkiye’de de bazı zincir fast-food restoranlarında satılan dondurmalı tatlı ‘Sundae’, adını din adamlarına verilen bir tavizden alıyor. Söylenceye göre, dönemin moda içeceği dondurmalı sodanın satışı, Evanston kasabasının din adamları tarafından dikkat dağıttığı gerekçesiyle pazar günleri yasaklanmış. Gelirinden olmak istemeyen esnaf çareyi yasağın etrafından dolanmakta bulunmuş; soda yerine şurup kullanarak yeni bir tatlı icat etmiş: Ice Cream Sunday (Pazar dondurması). Ancak kiliseyi daha da kızdırmamak için sondaki ‘y’ harfi değiştirilmiş.
ASTRONOTLARIN AKLINDAN ÇIKMIYOR: NASA’ya göre, Amerikalı astronotların uzayda en çok özlediği üç gıdadan biri dondurma. Diğer ikisi, pizza ve gazlı içecek.
KRAL’IN SON TERCİHİ: Rock’n Roll’un Kralı Elvis Presley’nin ölümünden önce son yediği şey dört top dondurma ve çikolata parçalı bisküviydi.
REKLAM HİLESİNE DİKKAT: ABD’de bazı dondurma reklamlarında erimiş bir görüntüden kaçınmak için patates püresi kullanıldığı biliniyor.
5) NEREDE YEMELİ?
ALİ USTA
Ünü İstanbul’u aşan Ali Usta 1969’dan bu yana hizmet veriyor. Günün hemen her saati önünde uzanan kuyrukla Moda’nın simgesi. 70’e yakın çeşitten her gün 35-40’ı tezgahta bulunabilir. Kavrulmuş badem tanelerini göz ardı etmenin imkânsız olduğu bademli ve antep fıstıklı dondurmasının yanı sıra tarifini sakladıkları şeker pembe ‘Santa Maria’sı meşhur. Müdavimleri arasında Acun Ilıcalı, oyuncu Emre Kınay ve Fenerbahçeli futbolcular var.
Topu 4, kilosu 60 TL.
BAYLAN PASTANESİ
İstanbul’un en eski pastanesi; 62 yıldır tadına doyulamayan ‘Kup Griye’nin mucidi. Avrupa’nın bazı pastanelerinde ‘Coupe Baylan’ adıyla yapılan bu tatlıyı, “Vanilyalı ve karamelli dondurmanın kremşanti, balbadem ve karamel sosuyla karşı konulamaz karışımı” diye niteliyorlar. Tarifi 1954’ten bu yana hiç değişmemiş.
Kup Griye: 17 TL.
BEŞİKTAŞ ROMA DONDURMACISI
Beşiktaşlıların 1962’den bu yana ‘vazgeçilmez’ uğrak noktası. İnek sütü kullanıyorlar, taze meyveleri tercih ediyorlar. Meyvelilerin yanı sıra tarçınlı, karamelli ve çikolatalı dondurmaları meşhur.
Topu 2.5, kilosu 34 TL
BALKAYMAK
1980’den bu yana Moda’da. Balı Erzincan’dan, keçi sütü Bafra’dan, salebi Kastamonu’ndan geliyor. Çikolatalısında bile diyet seçeneği var. En çok sattığı çeşitler balkaymak, karadutlu ve damla sakızlı. Turkuaz renkli ‘İtalyan karamel’ modeli, yani karamelli-sakızlı dondurması da mutlaka denenmeli. Ünlü müdavimleri arasında Ali Sunal, Ceyda Düvenci ve Kenan İmirzalıoğlu’nu sayıyorlar. 5 yıldızlı otellere satış yapsalar da, imalathaneleri hala Moda’da.
Topu 3.5, Kilosu 45 TL.
BÜYÜKADA ROMA DONDURMACISI
Büyükada’nın en işlek noktasında, İskele Caddesi’nde 1960’dan bu yana hizmet veriyor. 30 civarında çeşidi var; karpuzlu ve karadutlu çok lezzetli. Girişte müşterileri güleryüzle karşılayan Hasan Usta, “Bebekken ilk dondurmalarını buradan yiyenler şimdi bana ‘dede’ diyor” sözleriyle Adalıların gözündeki yerini özetliyor.
1 topu 1.5 TL, 5 topu 5 TL.
CREMERIA MILANO
İtalyan Benucci ailesinin ‘1930’ların gerçek İtalyan dondurma lezzetini canlandırma’ mottosuyla kurduğu Cremeria Milano’nun Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da da şubeleri var. Süt, krema, yumurta, şeker ve taze meyve gibi doğal malzemelerle yapılan Milano usulü ‘artisan’ dondurma satıyor. Özellikle Bebek şubesi ünlüler geçidine sahne oluyor; Ebru Akel, Çetin Tekindor ve Kıvanç Tatlıtuğ müşterileri arasında. Mojitolu dondurması popüler, hindistancevizli ve bitter çikolatalısı enfes.
Topu 6, iki topu 11, kilosu 60 TL.
DONDURMACCI
Yüzde 100 doğal dondurma yapıyorlar; hiçbir katkı maddesi veya yapay tatlandırıcı kullanmıyorlar. Fıstık Antep’ten, fındık Giresun’dan, portakal Antalya’dan, salep Maraş’tan geliyor. Mevsimsel meyvelerle ürettikleri dondurmanın çeşidi yıl boyunca 100’e yaklaşıyor. Manda sütlü ve tuzlu karamelli dondurmaları ile vişneli sorbesi mutlaka denenmeli.
Küçük topu 2.5, büyük topu 3,5, kilosu 60 TL.
DONDURMINO
Alaçatı’dan sonra ikinci şubesini Karaköy’de açtı. ‘Türkiye’de sadece bir çiftlikte var olan’ Jersey sütünü kullanarak gerçek manada İtalyan ‘gelato’su yapıyorlar. Nutella’dan acı bademe, lavanta-biberiye-fesleğen karışımından incirli-cevizli ve limoncello’ya uzanan 70 çeşit dondurması var. Spesiyalleri, İtalyan peyniri Mascarpone üzerinde çıtır çikolata bulunan ‘Besame mucho (Beni daha çok öp)’. Her gün değişen ‘şefin spesiyali’ni de unutmamalı.
Topu 5, kilosu 80 TL.
GIRANDOLA
Gerçek İtalyan dondurmasının İstanbul’daki en iyi adreslerinden biri. En az 20 çeşit dondurma her daim mevcut. After Eight, Yalancı Mojito, Portakallı Bademli gibi çeşitleri mevcut; hepsi taze. Tarçın-elma mutlaka denenmeli.
Topu 6, kilosu 60 TL.
GÜNEŞ DONDURMA
1975’ten bu yana Bebek’te. 15 sene önce kış mevsiminde de hareketlilik sağlamak için waffle işine girmişler ama “Asıl işimiz dondurma, biz eski dondurmacıyız” diyorlar. 22 çeşitten denenmesi ‘elzem’ olanları, karadut, sakız, limon ve kavunlu dondurmaları. Müdavimleri arasında şarkıcı Pakize Suda, futbolcu Arda Turan ve ‘ikoncan’ Eda Taşpınar var.
Bir topu 2.5, kilosu 45 TL.
KURTULUŞ DAMLA DONDURMACISI
1989’dan bu yana bölgenin en meşhur dondurmacılarından biri. 11 çeşit dondurmaları arasında en beğenilenleri, sade, çikolatalı, limonlu ve çilekli.
Topu 1.75, kilosu 32 TL.
LİJİ ROMA DONDURMACISI
İlk şube 1962’de Kınalıada’da açılsa da 1974’te kapanmış. 1982’de yeniden açıldığı Ortaköy’de, Dereboyu Caddesi’nde hizmet veriyor. Balkan göçmeni sahipleri, esasında ‘1939’da Sofya’da açıldıklarını’ vurguluyor. Özelliği, doğal malzemelerle günlük dondurma çıkarması. Tahinli-cevizli, fıstıklı ve damla sakızlı dondurmaları meşhur.
Topu 2, kilosu 40 TL.
MİNİ DONDURMA
1968’den bu yana Bebek’te adı gibi ‘mini’ bir dükkanda, önünde uzayan kuyruklara rağmen ikinci bir şube açmadan hizmet veriyor. 22 çeşit dondurması var. Meşhur damla sakızlı dondurmasının sakızı bizzat Sakız Adası’ndan, sütü özel bir çiftlikten geliyor. Kendi özel tavsiyeleri, damla sakızlı, bal-bademli, kestaneli ve tabii ki, ‘piyasada başka hiçbir yerde yok’ diye anlattıkları ünlü güllü lokumlu dondurma. “Müdavimleriniz kim?” sorusuna “Orhan Gencebay bal-bademliye bayılır, Ebru Şallı güllü lokumlu yer” yanıtını alıyoruz.
Topu 2.5, kilosu 45 TL.
NAZMİ USTA’NIN GİRİT SAKIZ DONDURMASI
Eski Foça’nın 30 yıldır eskimeyen yüzü. Sakızlı dondurması ve önünde uzanan kuyrukla meşhur. 35 çeşit dondurma yapıyor, 20’sini her gün tezgahta bulmak mümkün. Sakızı Sakız Adası’ndan, karadutu Tire’den, fıstığı Antep’ten getiriyor. Cevizli dondurmasının cevizi daha iç kemiği oluşmadan toplanıyor, kavunlu sorbesinde mutlaka topatan kavunu kullanılıyor. Müdavimleri arasında eski Beşiktaşlı futbolcu Metin Tekin var.
Topu 1,5 kilosu: 25 TL.
YAŞAR PASTANESİ
MADO’nun ‘doğum yeri’, bir tür ‘Maraş dondurması müzesi’. 1980’de Maraş’ta açılan Yaşar Pastanesi, dört kuşaktır dondurmacılık yapan sahiplerinin aile yadigarı eski eşyaları ve dövme ustalığının sergilendiği ‘Maraş dondurması’ şovları ile turist mıknatısı sayılıyor.
Kilosu: 28 TL.
YAŞAR USTA’NIN SORBE VE DONDURMASI
Yaşar Usta tam 54 yıldır dondurma yapıyor; dondurma ve sorbelerinin büyüsünü şöyle anlatıyor: “Dondurmanın sırrı gayet basittir. Dört püf noktası vardır. Birincisi temizliktir. İkincisi dürüstlüktür. Üçüncüsü sevgidir. Dördüncüsü tüm müşterileri ailenin bir ferdi olarak görmektir.” İlk şubeyi Bostancı’da açmış; bugün Bostancı, 4. Levent, Bağdat Caddesi, Koşuyılu, Cihangir, Kadıköy ve Bakırköy’de şubeleri var. Kavunlu sorbe ve cicibebeli dondurması çok lezzetli. Cihangir şubesinin müdavimleri arasında Orhan Pamuk ve Kenan İmirzalıoğlu da var.
Kilosu 60 TL.
YEŞİLKÖY ROMA DONDURMACISI
1970’de iki kardeş tarafından kurulmuş, bugün ikinci nesi tarafından işletiliyor. İtalyan tipi dondurma yapıyorlar; sırları da taze malzeme kullanmaları. Müdavimleri arasında Galatasaraylı sporcular, özellikle de basketbolcular var. Yaklaşık 20 çeşit dondurmasının en beğenilenleri kestaneli, çikolatalı ve kaymaklı. Bu yaz ‘İtalyan karameli’ni de denemeli…. Topu 2, kilosu 40 TL.
Raşidi Tarkatı Tesbihi - Abaküs Tesbih Nedir - Nasil Kullanılır?
Abaküs Tesbih Demek : Normal namaz tesbihlerinin dışında, yüksek sayili zikirleri çekebilmek için, hafızalı tesbih, veya zikir sayar, ve hesap makinası veya küçük ilk bilgisayar modeli demekdir. Bu Tesbihlerde normal sayaç boncuklarının haricinde, imamenin üstünde zikrimize uygun olacak kadar, mesela 10 tane daha sıyrılabilir boncuk bulunan, ve yine tesbihin alt ortasında, yine extra eklenmiş ikinci kadran boncuklar bulunan, ve yine belli bir boncuk aralığından sonra, extra eklenmiş, yine mesela 10 boncuklu üçüncü kadranı (çarkı) olan tesbihlere "Abaküs Tesbih" denilir. yani abaküs saymak içindir ki, kolay saymak ve saydığınıda hesap makinesi gibi hafızada tutmak için, işde mesala ara boncuk(10 Boncuklu), kadran boncuklarını tesbihin ilk 10 boncuğudan sonra bağlarsak, mesela her 3 fatiha ile 7 ihlas okuduğumuzda, 10 boncuk tamam olmuş ve bir devir tamam etmiş oluruz. Mesal Raşidi Tarkatındaki silsileye fatihalar ısmarlanırken kullanmak için, ve bu bir deviri tamam ettiğimiz fatiha ve kulhuyu, bir şeyhe veya peygambere ve yakınımıza hediye edince, o çarkdan bir boncuk geriye sığarızki, yani abaküs sistemi ile, haaa tamam birinci silsile ismine okudum diye hafızaya almış oluruz, ve sonra ikinci 7 ihlas 3 fatiha daha, ve ikinci boncuk... ve böylece abaküs işlemi, yine mesela 66 bin Allah zikri , veya yüksek sayıdaki esmayı çekerken, tesbihi tam olarak Allah zikri ile çekdik, ve bir devir yapınca, o yan çarkdan bir boncuk sığadık, ve 100 çekdik diye hafızaya alıp bilmek için, ve on boncuk sığayınca bu sefer imamenin üstündeki binli (1000) çarkdan bir boncuk yukarı sığarız ki, abaküs sistemi ile bu sefer, bin(1000) Allah çekdiğimizi biliriz hafızaya almış oluruz, ve böylece bu sefer mesala altı bin çekecek isek bu her bin çekdikce, imamenin üstündekileri sığadık ve 10 defa yani 10 a tamam olunca 10 000 etti ve, bu sefer en altta ortadaki kadrandan bir boncuk sığarız ki yani 10 bin Allah dedik biliriz, ve altı boncuk sığanınca 60 000 Allah zikri tesbih edildi biliriz, ve böylece tesbihin, zikir sayanın abaküsün hafızasına alırız. ve bununda altı tane olunca altmış bin (60 000) Allah çekdik bilmiş oluruz. Yani abaküs tesbih demek, işde aynen ilkokulda kolay saymak, ve kaç saydığımızı bilmek için bir hesap aracıdır, ve bunu yapan, zikiri sayan abaküs ismine, abaküs tesbih denilir. ve bilgisayarın ilk modelidir ve din alimleri ve peygamberlerin birine verilmiş mucize ve ilimdir, ve Allah ı zikir için keşfedilmiş olan, ilk hafızalı hesap makinası, ve ilk bilgisayarın ana modeli, ve o nun bugün ne hale geldiğini düşünürsek, yani insanlık baya baya cağ atladı, artık islamın bulduğu keşfettigi biligsayarı,
artık islam dininden ve müslüman olmayanlar, çitayı nereye kadar taşıdılar, görün bakın, islam ise haala tesbihde kaldı malesef, hatta Türkler ise sadece 33 lü 99 lu tesbihde kaldılar, bu "Abaküs Tesbih" nedir onu bile bilmezler yani.
Schrems, 27 Haziran 2017
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar © glan
Abaküs Tesbih örnekleri Resimleri - Raşidi Tarkatı Abaküs Tesbih modelleri
[attachment=188548]
[attachment=188549]
[attachment=188550]
[attachment=188551]
Otomobil Markalarinin Tarihi
[font=Georgia]Araba markaları hakkında detaylı bilgilere, araba marka tarihleri ve kuruluş hikayelerine, buradan ulaşabilirsiniz. İster ikinci el araba arayın, ister sıfır kilometre bir araba modeli satın almayı düşünüyor olun, otomobil almaya karar vermeden önce iyice araştırmanın yanında otomobil markası hakkında da biraz bilgi edinmek isteyebilirsiniz. Aşağıdaki listeden dilediğiniz otomobil markası logoları Altındao otomaobil markası hakkında detaylı bilgileri bulacaksınız.
Alfa Romeo
Alfa Romeo Hakkında
1906 yıllında Portobello da Alexandre Darracq tarafından kurulan otomobil fabrikası yaşadığı olumsuzluklar nedeni ile 1910 senesinde elinde bulundurduğu coğunluk hisselerini Ziraatbankası destekleyen işadamlarına satmak zorunda kalmıştır. Società Anonima Lombarda Fabbrica Automobili kısaca A.L.F.A kuruldu ve işin başına desinatör Giuseppe Merosi atandı.
Çok kısa bir süre sonra Alfa fabrikasından 24 HP ile ilk Alfa Romeo piyasaya sürülmüştür. Alfa Romeo otomobil piyasasının olumsuz seyri ithalatın zorlaşması ve silah sanayii yararına kuruluşundan hemen beş sene sonra iflasını ilan etmek zorunda kalmışlardır. Napolili makina sanayi fabrikası sahibi Nicola Romeo firmayı devir alarak fabrikayı silah sanayisine çevirmiştir.
Savaşın sonunda ülkede oluşan olumlu hava ülkenin en büyük sanayiicisi Nicola Roma’ yı tekrar otomobil sektöründe yer almaya itmiştir. Alfa Romeo Merosi tarafından tasarlanan RL & RM spor modellerini piyasaya sürmüştür. O zamanlar daha tanınmayan Enzo Ferrari Alfa Romeo sürücü olarak Alfa Romeo’ ya katılmıştır.
Bu arada Vittorio Jano Fiat tarafından transfer edildi. Ancak onun tarafından tasarlanan 140 PS lik güçlü yarış arabası olan P2 1924 Dünya şampiyonu olarak Alfa Romeo’ yu dünya markası yapmıştır.
Bundan sonra Alfa Romeo yarış dünyasında başarıdan başarıya koşmaya başladı. Bu sayede Alfa Romeo Motorspor dünyasında kendine sağlam bir yer edinmiş oldu. Enzo Ferarri Alfa Romeo gayri resmi parkuru Scuderia Ferrari hayata geçirdi. Ancak global kriz Italya’ ya da ulaşmıştı. Alfa Romeo bundan böyle lokomotif ve tarım makinası yapımını bırakmak zorunda kalmıştır. 1929 yıllında borsanın çöküşü Alfa Romeo’ yu da yıkımın eşiğine getirmişti. Alfa Romeo’ yu kurtarma politikası planı altına devlet şirketi devir alıp, şirketi otomobil üreticisi Finmeccanica-Grubuna dahil ederek önceliği TIR ve uçak motoru sektörüne geçmişti. Bunun yanında orta dereceli motorspor başarıları şirketin yan işi haline gelmiştir. Bundan dolayı Enzo Ferrari ayrılma kararı vererek kendi şirketi ile yola devam etmeye karar verdi.Bu arada Italya’ nın Almanya safında 2. Dünya Şavaşına katılması ile Alfa Romeo tarihinde ikinci kez silah sanayisine atılmış oldu.
Şavaş sonunda şirket sesizce Lüks araba yapımından seri üretime geçiş yapmıştır. Giuletta Model serisi ile de ilk seri üretim patlamasını yaşamış oldu. Giuletta modelinin tanıtımı ile Alfa Romeo yine Motorsporları otoritesinden kabul görmeye başladı ve bununla birlikte motorsporlarında başarılar da tekrar gelmeye başladı. Ancak pas sorunu ve Kalite problemi 1980 yıllarda markanın imajını sarstı. Alfa Romeo 33 ve 90 la birlikte kalitenin yükselmesi ve efsanevi Alfa Romeo 75 ve 164 piyasaya sürülmesi bile Alfa Romeonun 1987′ de Fiat da geçmesine engel olamadı.
Daha iki yıl sonra Alfa Romeo zarardan kurutulup, yeni modelerin Alfa Romeo 145, 146 ve 147 Kompakt sınıfında ayaklandı. Bunun yanında 2000 yılında Alfa Romeo 156 yılın aracı seçildi. 156 GTA şimdilerde bile bir klasik haline gelmiştir.
Aston Martin
Aston Martin Hakkında
1913 yılında Lionel Martin ve Robert Bamford, Bamford & Martin Ltd. olarak Singer markasını satan bir galeriyi Doğu Londra’ da kurarlar. İkiside birer tutkulu araba yarışcısıdır. Ancak Singer markalı araçları ile istedikleri hızlara ulaşamıyorlardı. 1914 yılında Lionel Martin Singer markalı aracı ile Aston Hill yarışına katılırlar ve bu yarış ile birlikte Aston Martin ismi oluşur.
İlk Aston-Martin portotip Coal Scuttle 1915 yıllında ve tam ikinci portotipin bitim aşamasında Bramford seri üretime ilgisinin olmadığını anlayarak şirketden ayrıldı. Amerikalı bir milyoner cocuğu Graf Louis Vorow Zborowski, Bamford’un yerini aldı. Bu sayede şirketin finansal bir rahatlama içinde girdi. Graf Louis Vorow Zborowski aynı zamanda araba yarışcı olarak 1922 yıllında ilk büyük başarıyı elde etti. Brooklands’ daki yarışda ulaşılan 122 km/s on dünya rekoru kırmış oldu. 1924′ deki Monza büyük ödül yarışmasındaki kazada hayatını kaybetti. Bununla birlikte Lionel Martin şirketin finansal dengesini koruyamadı. Gelen yardımlarla da bunu başaramayan Lionel Martin şirketin iflasını istedi ve şirketen ayrılmak zorunda kaldı. Kendisi 20 yıl sonrada bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti.
Daha önce de Aston Martin finansal destek veren Lord Charnwood , Augustus Cesare Bertelli ve William Somerville Renwick ile birlikte şirketi alırlar. 1927 yılından itibaren başarılar Aston-Martin-Modelleri olan International, Le Mans, Mark II & Ulster gelir. 1932 yılında Sir Arthur Sutherland Aston Martin Motors Ltd. satın alarak oğlunu müdür olarak atıyor. Yarış pistlerindeki başarıları sokaklara da taşımak adına normal arabalar üretme kararı veriliyor. Bu kararla okadar başarılı olunuyor ki, ilk Aston Martin Fan Kulübü kuruluyor. Aston Martin Owners Club şu anda 5.000 üyeye sahip. Aston Martin yarışlardan kendilerini geri çekince Bertelli 1936 yıllında şirketden ayrılır.
Aston Martin kurulduğu dan bu yana her iki haftada bir araç üretir. 1945 e kadar 700 araç üretilmiştir. Atom Aston Martini ikinci Dünya Savaşından önceki son projesidir. 1941 yıllında üretım durdurulmak zorunda kaldı. İkinci dünya Savaşının ardından Aston Martin tekrar finansal bir kriz ile karşı karşıya kalmıştır. Bundan faydalanan Traktör satışı yapan İngiliz işadamı David Brown Aston Martin Limitedi tam 20.000 Pound‘ a satın alır. Hemen bunun ardından spor araba fabrikası olan Lagonda satın alarak bunu Aston Martine entegre eder. 1948 da Drophead-Coupés DB1 olarak üretilir ve bunu DB2 takip eder. 1958 yıllında üretilen DB5 Aston Martin sayesinde sirketin imajını sağlam temellere oturtuyorlar. Ekim 1963 yıllında tanıtılan DB5 James Bond un Filmin de kullanılması ile efsane olarak yerini aldı. 1972 yıllında ki finanz krizi Aston Martin Lagonda Ltd. Birminghamer işadamlarına satılmadan önce yeni çag olarak bilinen DBS V8 i de gördüler. 1989′ a kadar Vantage, Volante & Vantage Zagato üretildi ve bundan sonra Virage modeli üretilen en iyi model olarak tarihe geçti. 1991 yıllından beri Aston Martin Ford Motor Company altında üretime devamediyor.
Audi
Audi Hakkında
14 Kasım 1899 yılında August Horch tarafından Köln- Ehrenfeld’ de kurulan A. Horch & Cie firması 1901′ de ilk arabalarını piyasaya sürdüler. 1902 yılında şirket Sachsen Eyaletindeki Reichenbach’ a taşındı. 1904 yılında şirket anonim şirkete çevirilerek şirketin ismi A. Horch & Cie Motorwagen-Werke AG olarak değiştirildi. Bu değişiklikle birlikte şirket tekrar Zwickau adinda başka bir şehire taşınır. 1907 yılında denetleme kurulu ile August Horch arasında anlaşmazlıklar yaşanmaya başladı. Bu sorun 16.07.1909′ da August Horch’ un şirketten ayrılıp kendi şirketi Zwickau’ da Horch Automobil-Werke GmbH kurması ile sonuçlandı. Bundan sonra isim davası kendi aleyhinde sonuçlanarak eski almancada anlamı “Dinle!” olan “horch”, Latincede aynı anlama gelen Audi’ yi markası olarak kullanmaya başladı.
Firma tarihinde 29.06.1932 çok önemlidir. Bu tarihde Sachsen eyaletinin dört araba markası Audi, DKW, Horch ve Wanderer, Auto Union AG ismi altında Zwickau’ da bir çatı altına girmiş oldu. Bu birleşme birbirine bağlı dört halka da bugün Audi’nin logosu olarak kullanılmaktadır. Otuzlu yılların ortasına kadar Auto Union AG silahlı kuvvetler için en önemli araba üreitcisi oldu. 1940′ dan itibaren başlayan savaş ile birlikte sadece silah sanayii için üretim yapılmıştır.
Sovyetler birliği emri ile şirketin tüm mal varlığına el konularak şirket 17.08.1948′ de idari mahkeme sicilinden de silinerek komple feshedilmiştir. Bir yıl sonra 03.09.1949 yılında Auto Union GmbH olarak Bayer eyaleti İngolstadt’ a kurulmuştur.
1958 yılında Auto Union % 100 kısmı ile Daimler-Benz AG altında bir şirket olmuş ve 1965′ de de Volkswagen AG tarafından satın alınarak el değiştirmiştir. 1969 yılında Auto Union VW’ nın Audiyi satın almasından önce satın aldığı araba ve motor üreticisi NSU ile birleştiler. Bu sayede Audi NSU Auto Union AG olarak Neckarsulm kurulur.
İlk Audi 100 yıl 1968′ de banta çıkmaya başladı, bundan dört yıl sonrada Audi A80 üretilir. 1980 yılında tanıtılan Audi Quattro araba sektöründe bir devrim olur. Bundan önce bu teknoloji jeeplerde ve tırlarda kullanılmaktaydı. Motorspor dünyasından gelen başarılarla birlikte bu teknoloji tek tek bütün modellerde de kullanılmaya başlandı. 1982 yılında ücüncü kuşak Audi 100, 1986 yılından itibaren Audi 80 piyasaya sürülür. Bundan sonra da şirket ismi Audi AG olarak değiştirilerek merkez Neckarsulm’ da Ingolstadt’ a alınır. 1988 yılında V8 motoru ile birlikte üst sınıf araba katagorisine de adım atmayı başarır. 1994′ de A8 piyasaya sürülür. Audi 80 artık A4 Audi 100 , A6 olarak üretime devam eder. 1996 yılında A3 ile spor sınıfında da üretime başlar. Bunu Sportcoupe arabası Audi TT izler ve iki yıl sonra da tüm kaportası alüminyum olan Minivan A2 izler.
Audi AG altı ülkede ve üç kıta da olmak üzere üretim yapmaktadır. Güncel olarak üretilen modeller A2, A3, (5 kapılı olan Sporback dahil) , A4, A5, A6, A8 ve TT ve bunun yanında Allroad Allroad Quattro, ve Offroad- Station Vagon dur. A4 hem Sedan hem Station Vagon hemde Üstü Açık / Cabriolet olarak üretimdedir. Bunun yanında spor modeller olarak S4 ve Quattro-Model RS4 üretiliyor. Lüks otomobil A8 aynı zamada uzun version olarak 12 silindirli üretilmektedir. TT modeli aynı zamanda Üstü Açık / Cabriolet olarak da üretilmekte.
Bentley
Bentley Hakkında
Bir tren mühendisi olan Walter Owen Bentley tarafından kurulan ve günümüzde Volkswagen AG çatısı altında yoluna devam eden İngiliz marka, 1910′ lu yılların başından beri otomobil tarihinin en prestijli ve lüks modellerini üretmesiyle tanınıyor.
Savaş sırasında Kraliyet Hava Kuvvetlerinde uçak motorları için alüminyum supaplar geliştiren Walter Owen, edindiği tecrübelerin de yardımıyla 1919 yılında Bentley Motors’ u kurdu.
1980 yılı aynı zamanda Bentley markasının yeniden yükselişe gectiği yıl oldu. İngiliz havacılık şirketi Vickers Group tarafından satın alınan şirket için dönüm noktası oldu. 1997 yılında Vickers Gruop, Roll-Royce Gurubunu satmaya karar verdi.
Yapılan görüşmeler sonunda sağlanan anlaşma ile Rolls-Royce markası BMW çatısı altına girerken, Bentley markasıda Volkswagen AG’ ye katıldı.
2002 yılı içerisinde Volkswagen AG çatısı altına resmen giren ve Rolls-Royce ile yollarını tamamen ayıran köklü İngiliz markası, tekrar katılmaya başladığı Le Mans yarışları ve retro tasarımlı lüks, sportif ve prestijin mükemmel kombinasyonu olarak nitelendirilen Continental R, Continental GTC, Continental Flying Spur gibi yeni nesil modelleriyle geçmiş günlerdeki başarılarının üstüne çıkabilen bir performans göstermesiyle dikkat çekiyor.
Bentley markasının Türkiye’ deki iş ortağı Doğuş Otomotiv’ dir.
BMW
BMW Hakkında
1971 yılından beri BMW markası, Mini ve Rolls- Royce Motors Cars ile birlikte BMW Groupe çatısı altında yer almaktadır. Firma Karl Rapp ve Gustav Otto tarafından Bayerische Flugzeugwerke adında kurulmuş ve daha sonra Bayerische Motoren Werke GmbH olarak isim değiştirmiştir. Birinci dünya savaşı esnasında BMW uçak motoru üretimi yapan bir firmaydı ve bu bugüne denk şirketin logosuna yansımıştır. Bu yüzden parçalı amblemin mavi kısmı gökyüzünü beyaz kısmıda uçak pervanesini temsil etmektedir. 1923 yılında ilk BMW motorsiklet olan R32 piyasaya sürülmüştür. 1928 senesinde küçük araba üretimi Dixi yapılan Eisenach fabrikasını satın alınması ile otomobil sektörüne girer. 22 Mart 1929 yıllında ilk BMW yi 3 ve 15 beygirlik versiyonunu Austin Seven Lisansı ile üretir. İlk tek üretilen BMW küçük binek araç 3 ve 20 beygirlik versiyonları 1932 yılı ile 1934 yılı arasında 7000 adet üretilmiştir. 1933 yılında efsanevi model 303 üretilmiştir. Bu yıl icersinde BMW motorsporunda da boy göstermeye başlar. İlerleyen yıllarda Ernst Henne isimli sürücüsü ile başarılar gelir.
İkinci dünya savaşı sırasında BMW uçak üretimi ve mobilet üretimi yapar. Savaşın ardından Eisenacher Fabrikası Sovyetler Birliğine verilir. Savaş öncesi modeller burda üretilmeye devam edilir. Burda tüm makinaların olması buna olanak sağlamaktadır. BMW ismi kullanılmaya devam edilir ve ancak merkez Münih buraya bir etkisi kalmamış ve bu ismin kullanılmasını 1952 yılında mahkeme kararı ile engeller. Ve bundan sonra doğu Almanya’ daki bu şirket araçlarını EMW olarak sunmaya devam eder.
Münih ve Allach’ daki BMW fabrikaları 1945′ de Amerika askeriyesinin emri ile kapatılır. Üç yıl sonra R24 modeli ile savaş sonrasındaki ilk motor piyasaya sürülür. 1951 yıllında BMW 501 modeli ile Lüksotomobil sektörüne giriş yapar. Ancak bu üretim, üretim malliyetlerin yüksek olması şirkete zarar ettirir. 50 yılların ortasında motorsiklet pazarındaki durgunluk şirketi zor durumda bırakır. Şirket iflasın eşiğine gelir. Bu durumdan 1955′ de küçük araba modeli olarak piyasaya sürülen Isetta ile aşılabilinir.
1962 yıllında mühendis Herbert Quandt tasarlamış olduğu BMW 1500 modeli ile ilk orta sınıf otomobilini piyasaya sürer. Bunun takibinde 1800 und 2000 modelleri de piyasaya sürülür. 1966 yılında çift sıfır olarak tabir edilen (1602, 1802 ve 2002) modeller BMW beklenen başarıya ulastırır. 1972 yıllında tekrar 5 serisi ve üç yıl ara ile bugüne kadar üretilen en başarılı BMW modeli boy gösterir. 1976 ilk 6 serisi –Coupé, bir yıl sonra üst sınıf 7 serisi BMW ve 1972 de 2 jenerasyon olan ve günümüzde de hala beğenilen E30 3serisi BMW ler piyasaya sürülür. 1985 M sınıfı ilk spor sedan modeli olan M5, bir yıl sonra da M3 ve onuda takip eden yılda en önemli modeli 7 serisi olan ilk 12 silindirlik Alman aracı 750 iL üretilmiştir. 1988 yılında iki koltuklu ilk aracı Roadster Z1 üretilmeye başlanır ve bu serüven ancak bir yıl kadar sürer. 1990 3 jenerasyon 3 serisi E36 olarak bilinen model ve 1998 de de E46 ile takip eden bir serüven başlar. 1996 yıllında tekrar iki koltuklu bir arac olan Z3 ve onun da 2003 de Z4 modeli üretilmeye başlanır. 2005 den bu yana beşinci jenerasyon 3 serisi üretilmektedir.
BMW Groupe toplam 7 ülkede 23 üretim yaptığı fabrika ile faliyetlerine devam etmektedir. Montajlama işlerini uzak doğuda yaptırmaktadır.
Aktuel modeller 3 serisi, 5 serisi , 6 serisi ve 7 serisi ve bunun yanında spor modeller M3, M5 ve M6. 1 serisi Golf Sınıfında sınıflandırılmış ve 2004 den beri üretimde. SUV (Sports Utility Vehicle) arazi araçları modeli X5 bunun kardeşi X3 üretimine devam edilen araçlar içinde yer alır. 3 Serisi ve 6 serisi aynı zamanda üstü açık ve M3 olarak da bulunur.
Bugatti
Bugatti Hakkında
1881 yılında İtalya’ da Milano şehrinde doğan Ettore Bugatti, 1897 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra Milano Sanat Akademisine kabul edildi. Ettore, hem eğitimine devam ederken bir yandan da Prinetti&Stucchi isimli bir bisiklet üreticisinin yanında çalışmaya başladı. Teknoloji ve mekaniğe olan ilgisi nedeniyle otomobillerle de ilgilenmeye başlayan genç Ettore, De Dion motorlar donatılmış üç tekerlekli bir motosiklet yaparak yarışlara katılmaya başladı. 1898 yılında Prinetti&Stucchi çatısı altında ilk dört tekerlekli aracını üreten Ettore, önde iki ve arka da iki olmak üzere toplam dört motorlu aracına daha sonra bu araca Type 1 adını verdi. 1901 yılında üretilen Type 2 ise Milano Otomobil Fuarı’ nda altın madalya ile ödüllendirildi.
Zengin bir Fransız olan Baron de Dietrich ile anlaşan Bugatti, 100 otomobillik bir anlaşma yaparak ilk kez seri üretime geçti. Dietrich-Bugatti adıyla üretilen otomobillere Type 3, Type 4 ve Type 5 adları verildi ve 1904 yılına kadar üretim devam etti. Daha sonda Dietrich ile anlaşmasını fesheden Bugatti, 1905 yılından itibaren Mathis şirketiyle anlaşarak dört silindirli motora ve dört ileri manuel vitesli şanzımana sahip yeni modeller üretmeye başladı. Hermes olarak da bilinen Type 6 ve Type 7 modellerini, Alman motor üreticisi Deutz için ürettiği Type 8 ve Type 9 modelleri takip etti.
Daha sonra bir Alman bankasıyla anlaşan Bugatti, Fransa’nın Almanya sınırı yakınlarında kendine bir fabrika kurarak otomobil ve uçak motorları üretmeye başladı. Günümüzde de kullanılan Bugatti amblemini taşımaya başlayan ilk model olan 10, 1910 yılında düzenlenen Paris Otomobil Fuarı’nda gün ışığına çıktı. Aynı yıl beş otomobil üretip satan Bugatti, yarış kariyerinde de önemli adımlar atmaya başladı. 1911 yılında Fransa Grand Prix’ sinde elde edilen ikinciliğin ardından Bugatti yeni bir finansal başarıya imza attı. 19 modelinin motorunu Peugeot’ yla ortak üretilen Bebe modelinde kullanmaya başlayan Bugatti, gelecekte üreteceği modeller için önemli bir kaynak elde etmeyi başardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Amerika hükümetleri için uçak motoru üreten Bugatti, savaş sonrasında ürettiği ilk model olan 13’ü 16 supaplı ve 8 silindirli modern bir motorla donattı. 29 ve 30 modellerini de 8 silindirli ve 60 HP’lik bu motorla donatan Bugatti, bir çok yarışta ikincilik ve üçüncülük elde eden taraf oldu. 1924 yılında üretilmeye başlanan 8 silindirli 24 supaplı ve 90 HP’ lik Type 35 ise, Lyon GP’ sinde birinciliğe ulaşarak, Bugatti takımına ilk birinciliğini kazandırdı. Type 35 ile 130 HP’ lik versiyonu olan Type 35 B, aynı zamanda 1931 yılında kadar çeşitli yarışlarda iki binin üzerinde zafere imza atarak bugün bile kırılamayan bir rekorun sahibi oldu.
1927 yılında 12.7 litre ve 8 silindirli 300 HP’lik motorla donatılmış Type 41 Royale modelinin üretimine başlayan Bugatti, bu modelden 750 adet üreterek hepsini satma başarısını gösterdi. 1930 yılında cabrio modeli olan Type 50′ yi üretmeye başlayan üretici, bu modelini 5.0 litrelik ve 200 HP’ lik bir motorla donattı. 1937 yılında Jean Pierre Willie ve Jean Veyron’ dan oluşan Bugatti takımı 175 HP’lik Type 57 G diğer adıyla Tank modeliyle ilk Le Mans zaferine imza attı. Bu arada finansal açıdan sıkıntılar çekmeye başlayan Ettore Bugatti’yi oğlu Jean’ ın Le Mans yarışları için gerçekleştirilen testler sırasında ölmesi ve hemen ardından başlayan İkinci Dünya Savaşı derinden etkiledi.Savaş sırasında faaliyetlerini tamamen durduran Bugatti, 1947 yılında akciğer enfeksiyonundan hayatını kaybetti. Şirket, Ettore Bugatti’nin kontrolündeyken 7 bin 600 adet araç üretmiş ve bunların tamamını satabilmeyi başarmıştı.
Ettore’ nin diğer oğlu Rolando Bugatti şirketin yönetimini üstlenerek yola devam etme kararı aldı. İlk olarak, 1951 yılında Type 101 modeli üretilmeye başlandı. Bu arada Hispano-Suiza-Mericier isimli yedek parça şirketi, Bugatti’ nin Molsheim fabrikasını satın aldı. 1956 yılından itibaren otomobil üretimini tamamen durduran Bugatti markası, 35 yıl süren bir uyku dönemine girmiş oldu.
Bu dönem içerisinde otomobile yönelik hiçbir girişimde bulunmayan Bugatti markası, 1989 yılında İtalyan işadamı Romano Artioli tarafından yeniden hayata döndürüldü. 550 HP’ lik 12 silindirli ve 60 supaplı motora sahip EB 110 GT, 1991 yılında Paris Otomobil Fuarı’ nda tanıtıldı. Yürüyen aksamı karbon fiberden üretilen monokok şasili EB 110′ un gövdesi de alüminyumdan üretilmişti. Bir yıl sonra daha hafif yapıya sahip EB 110 SS ( Sport Stradale) tanıtıldı. 352 km/s’lik maksimum hıza erişebilen EB 110 SS, 0-100 km/s hızlanmasını 3.2 sn’de tamamlıyordu. EB 110 serisinden 150 civarında sipariş alan Bugatti markası, yeniden üretime geçerken 1994 yılında ve ardından 1996 yılında Le Mans yarışlarına yeniden katıldı. 1997 yılında Bugatti, EB 110 SS ile Finlandiya’da gerçekleştirilen bir organizasyonda, 296.8 km/s’lik hıza ulaşarak buz üstünde hız rekoruna imza attı. 1993 yılında, Cenevre Otomobil Fuarı’nda Bugatti yeni bir konsept otomobili olan EB 112’yi tanıtmış. Dört tekerlekten çekişli EB 112 konsepti, aynı zamanda dört kapılı bir sedan coupe tasarımına sahipti. 6.0 litrelik 12 silindirli ve 460 HP güç üreten motorla donatılan EB 112, Italdesign ile birlikte geliştirilmiş ve tasarlanmıştı. Bugatti için her şey yolunda denilirken, İtalyan işadamı Artioli’ nin şirketinin iflas etmesi, markanın yeniden sessizliğe gömülmesine neden oldu.
1998 yılında ise Bugatti’ nin tarihinde çok önemli bir sayfa açıldı. Volkswagen Group, markanın tüm haklarının satın alarak, Bugatti’ yi kanatlarının altına aldı. Aynı yıl, Cenevre Otomobil Fuarı’ nda Bugatti EB 218 tanıtıldı. Italdesign tarafından tasarlanmış olan EB 118, VW tarafından geliştirilmiş olan 6.3 litre ve 18 silindirli 555 HP’ lik benzinli bir motorla donatılmıştı. Tam anlamıyla mühendislik abidesi olan alüminyum gövdesi ve çarpışmalara karşı daha dayanıklı güçlü şasisi sayesinde dikkat çeken EB 118, dört tekerlekten çekişli olarak tasarlanmıştı. Bir yıl sonra, yine Cenevre Otomobil Fuarı’ nda bir başka konsept aracı sergileyen VW bünyesindeki Bugatti, büyük sükse yarattı. Tanıtılan ilk konsept aracı olan EB 218′ i, Frankfurt Otomobil Fuarı’ nda tanıtılan EB 18/3 Chiron takip etti. Aynı yılın sonlarında düzenlenen Tokyo Otomobil Fuarı’ nda ise 18 silindirli motora sahip EB 18/4 Veyron tanıtıldı. 2000 yılı ise Bugatti markası için pazar araştırmalarının ve model çizgisinin belirlendiği yıl oldu. Sırasıyla Detroit, Cenevre ve Paris Otomobil Fuarı’ larında tanıtılan EB 16.4 Veyron isimli yeni konsept otomobili, markanın yeniden seri üretim modelinin hazırlığını oluşturuyordu. 2001 yılında ise EB 16.4 Veyron’ un konsept aracında olduğu gibi benzer teknik özelliklerle üretilmeye başlanmasına karar kılındı. 2003 yılında Kuzey Amerika pazarına yönelik tanıtımı gerçekleştirilen Bugatti 16.4 Veyron’ un “Pur Sang” adı verilen karbon fiber/alüminyum gövde unsurlarına sahip özel versiyonu ise 2007 yılında tanıtıldı. Bununla birlikte 2003–2005 yılları arasında Bugatti Engineering’ in CEO’ ’uğunu yapan ve Bugatti 16.4 Veyron’ un geliştirilme sorumluluğunu üstlenen Dr. Franz Joseph Paefgen, Bentley’ in yanı sıra Bugatti’nin de başkanlığına atandı.
Buick
Buick Hakkında
Buick 19 Mayıs 1903 yılında İskoçya kökenli David Dunbar Buick tarafından Detroit Michigan’ da Buick Motor Company adı altında kurulmuştur.Aynı yıl içinde bocalamaya başlayan şirket James H. Whiting tarafından satın alınmış ve Flint, Michigan eyaletine taşınmıştır.Daha sonra, 1904 yılında William C. Durant tarafından kendi şirketi ile birleştirilmiştir. David Dunbar Buick kendi hisselerini satmış ve 25 yıl sonra ölmüştür.
1899 ve 1902 yılları arasında Walter Marr tarafından Detroit Michigan’ da 2 farklı prototip araba yapılmıştır.1901 ve 1902 yıllarında yapılan prototipler Oldsmobil Curved Dash cinsi kollu dümenli direksiyon sistemlerine sahipti.1904 yılında başka bir prototip James H.Whiting tarafından geliştirildi ve farklı dayanıklılık testlerine tabi tutuldu.Bu model halka satışa çıkarılmasına karar verilen ilk model olmuştur.
İlk satışa çıkarılan Buick Modeli 1904 yılında Flint, Michigan’ da üretilen Model B’ dir. Bu yılda 37 tane Buick üretilmiş ve satılmıştır. Günümüze kadar ne yazık ki bu modellerden hiç biri korunamamış ve kalmamış olduğu gibi arabalar hakkında herhangi bir belge yada resim de yoktur. Bununla birlikte,2 adet taklit benzer araba günümüzde Flint’ teki Buick Gallery & Research Center’ da sergilenmektedir.Bu iki arabanın yapılmasında o yıllarda fabrikasyon olarak kullanılan malzemeler kullanılmıştır. En önemli kısmı ise 1904 yılında yapılmış olan orjinal motorların yeniden yapılmış taklitlerinde yer almasıdır.
Model B’de kullanılan motor ve şasi mimarisi 1909 model ‘Model F’ de kendini hissettirmektedir. Buick markasının başarılı olmasındaki en önemli etken, Eugene Richard tarafından patenti alınan ‘silindir başında sübap’ teknolojisinin kullanılmaya başlamasıdır.
General Motors’ un kurulması Buick’ in başarılı olmasına bağlıdır.1904 model Buick’ in mimari yapısı, günümüz araba standartlarını belirleyen bir etken olmuştur.İlk önceleri kullanılan krank milini ortalayan ve karşılıklı yerleştirilmiş silindirler ( 2 silindirli motor) şasede istenmeyen sarsıntılar oluşturmuşlarsa da, sonradan motorun şasede yer değiştirip orta tarafa doğru alınmasıyla daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.
William C. Durant ile beraber Buick Amerika’ daki en büyük otomobil üreticisi haline gelmiştir. Elde edilen kar kullanılarak, Durant bir çok şirketi bünyesine katmış ve sonuçta General Motors ortaya çıkmıştır. İlk önceleri, General Motors içindeki tüm alt markalar birbirleriyle rekabet etmeye başlamış, fakat Durant buna dur demiştir. O, G.M. içindeki her bir alt markanın belli bir sınıf alıcıyı hedeflemesini ve üretimin buna göre planlanmasını istemiştir.Yeni yapılanma sonunda, Buick marka olarak en üst sınıflarda yer almış, fakat Cadillac bir üst sınıf ve prestij sembolü olarak kalmıştır. Bu pozisyon günümüzde dahi G.M. bünyesinde geçerliliğini korumaktadır.
İlk önceleri Buick İndianapolis Motor Yarışmaları’ nda yapılan ilk yarışın galibi Napier ‘i ( bir İngiliz araba üreticisi, özellikle savaş uçaklarında kullanılan motorları çok ünlüdür) izler olmuştur. 1911 yılında Buick ilk kapalı kasalı arabayı, Ford’un 4 yıl öncesinde üretmiştir.1929’da Buick fabrikası, fiyatı Oldsmobile ve Buick arasında olan kardeş marka ‘Marquette’ i yaratmış, fakat ne yazık ki bu marka 1930’da üretimini bitirmek zorunda kalmıştır.
Buick markasının tüm satışları 1984 model yılında en tepe noktadan düşüşe geçmeye başladı.Petrol fiyatlarındaki artışla beraber, turbo şarjlı, performanslı , küçük ve yeni arabaların ortaya çıkması, geleneksel büyük sınıf Amerikan arabası modellerine olan talebi daraltmaya başladı. Bunlara bağlı olarak ,lüks sınıf büyük coupeler, büyük sınıf ve orta sınıf Amerikan arabaları 1985-1990 yılları arasında daha az satın alınır oldu. Bir çok Buick modeli kompakt ve performans segmentindeki araçlar yüzünden üretimden kalktı.
İdeal Buick müşteri profili rahatı seven, büyük olasılıkla Cadillac alacak kadar parası olmayan veya çok dikkat çekmek istemeyen, bununla beraber normal standart arabaların daha üzeride bir arabaya sahip olmak isteyen bir kitledir. Zaman geçtikçe, Buick markası G.M. bünyesinde geleneksel ama lüks bir marka olmaya başlamıştır.Bu sırada Cadillac daha sıra dışı ve biraz daha abartılı bir lüks segment oluşturma yolunda ilerlemiştir. Buick, dünyadaki en eski otomobil markalarından biridir.(Mercedes-Benz, Renault, Peugeot, FIAT, Cadillac, Daimler ve üretimden kalkan Oldsmobile ile beraber)
Günümüzde, Buick hakkında G.M. ‘un masraf kalemlerini azaltmak için üretimi durduracağı ile ilgili olarak bir sürü spekülasyon vardır. G.M.’un planladığı Zeta Projesinin durdurulması ( yeni bir arkadan itişli araba modelinin Buick Müşterileri ile tanıştırılması)da bu spekülasyonlara eklenebilir. G.M. aynı zamanda Buick, Pontiac ve GMC Kamyon/Pikap markalarını birleştirip tek bir çatı altında toplamayı da düşünüyor. Zeta projesi halihazırda devam ediyor, ( VE Commodore ve yeni Chevrolet Camaro) bu şekilde Buick markasının yaşama şansı hala yüksek.
Buick 2005 yılında kendi içinde üretimdeki bir çok modeli birleştirmeye başladı. Century ve Regal modellerini La Crosse ile değiştirdi. LeSabre ve Park Avenue modelleri Lucerne ile yer değiştirdi. Jeep sınıfındaki Rendezvous ve Rainier modelleri 2007 yılında sonlandırıldı ve 2008 model Enclave üretilmeye başlandı.2008 yılında aynı zamanda az satan Terraza minivan modeli de üretimden kaldırılmış oldu.Böylece Buick markası altında Amerika’ da sadece 3 model kalmış oluyor.2008′ de, her bir yetkili Buick satıcısında aylık ortalama satılan arac satış rakamı 4′ ten 3 arabaya inmiş durumdadır.
Yine aynı şekilde, geleceğin Buick modellerinde Çin’ de üretilen Buick iç ve dış dizaynlarında yapılan geliştirmeler yer alacak. Bu genel olarak Buick’ in Çin’ de yarattığı büyük rekabet ve başarının bir göstergesi olarak düşünülebilir. Motor Authority aynı zamanda Buick’ in Amerika’ da Excelle modelini de 2009′ da üretmeye başlayacağını bildirmiştir. Diger Çin’ de üretilen modeller Park Avenue Amerika’ daki mevcut modellerin geliştirilmiş ve makyajlanmış hali gibidir.Amerika’ nın saygın kurumlarından ABC News’in bir haberine göre G.M. mevcut finansal krizden çıkabilmek için Buick markasını satmayı düşünmektedir.
Buick’in ambleminde bir yuvarlağın içinde üç tane birbirine geçmiş soldan birbirine yakın dik kalkan vardır. En soldakinden başlamak üzere, kırmızı, beyaz ( bazen açık gri) en sağdaki ise mavidir.Bu dizayn üç kalkan olarak bilinir ve 1959 yılında 1960 model yılı için 3 Buick modelinde LeSabre-İnvicta and Electra’ da kullanılmaya başlamıştır. Kalkanlar Buick’ in kurucusu olan Buick ailesinin ‘Aile Amblemi’ nden esinlenilerek oluşturulmuş, ufak tefek değişiklikler yapılarak 1930′ lardan beri Buick markası taşıyan değişik modellerde kullanılmıştır.Geleneksel bir versiyon 1980′ lerden beri Electra modelinde görülmeye başlamıştır.
Cadillac
Cadillac Hakkında
Henry Martin Leland 1843′ te Vermont’ ta doğdu. 1890′ da ailesi ile birlikte Detroit’ e taşındı. Zengin bir keresteci olan Robert C. Faulconer ve bir makine dizayncısı olan Charles H. Norton ile birlikte Leland, Faulconer and Norton şirketini kurdular. 1894′ te norton krank mili üretmek için kendi şirketini kurdu ve bu ortaklıktan ayrıldı. Leland and Faulconer ise fren imalatına başlayarak bu konuda ilerledi. 1896′ da şirket buhar makineleri ve deniz taşıtları için benzin motorları imalatına başladı.
Haziran 1901′ de Leland, Olds Motor Works şirketi ile Oldsmobile’ ler için motor üretmek ve geliştirmek için anlaştı. Yeni tasarladığı motorlar ile beygirgücünü %23 artırmayı başardı. Fakat şirket yöneticileri tarafından bu icat, mart ayında çıkan yangın nedeni ile duran üretimlerinin, bu yeni motor üretilmeye başlanırsa tekrar duracağı ve zarar edecekleri sebebiyle uygulamaya konulmadı. Henry Leland bunun üzerine bir yıl sonra Henry Ford ile birlikte çalışmaya başladı.
Ağustos 1902′ de, Ford Otomobil Teşebbüsü’ nün finansal yatırımcıları olan William Murphy ve Lemuel W. Bowen, Leland için danışmanlık teklif ettiler. İki yatırımcı Ford’ un yarış arabaları tasarlamaması dolayısıyla hayal kırıklığına uğramışlardı. Bu yüzden Leland’ ın danışmanlığında şirket hisselerini satmak istiyorlardı. Leland ise Olds tarafından reddedilen yeni motoru göstererek, iki yatırımcının piyasa dışına çıkmamaları için ikna etti. Böylece, Ford’ dan ayrılan yatırımcılar ile birlikte Cadillac Automobile Company kurulmuş oldu. Cadillac ismi 18.yy başında Detroid’ i keşfeden kâşif Le Sieur Antoine de la Mothe Cadillac’ tan esinlenilmiştir. Cadillac’ ın ilk başkanı ise C.A. Black olmuştur.
İlk Cadillac, 17 Ocak 1902 tarihinde tamamlanmıştır. İlk Cadillac’ ın test sürüşünü ise daha sonra Brush Runabout’ u dizayn edecek olan 24 yaşındaki Alanson P. Brush yapmıştır. Ocak ayındaki New York otomobil fuarında görücüye çıkan Cadillac haftanın yarısında 2286 adet satmış ve satışları kapatılmak zorunda kalınmıştır.
1903 yılında Cadillac model isimlerinde “A” kullanmamıştır. Daha sonra ise 1904 Model A ile başlayarak tüm tek silindirli, çift ön makaslı modellerde “Model A” kullanılmıştır.
Cadillac Model A’ yı en çok satılan araba yapan etmen zarafetiydi. Tek silindir bakır kaplı 10 silindirlik motoru, 2 hızlı vitesi ve merkezi zincirli frenleri ile çok zarif bir otomobildi. Yıllar geçtikçe değeri azalmak yerine hep arttı. Cadillac Model A’ dan sonra yeni otomobiller piyasaya çıksa da onun yeri motor tutkunları için çok farklı olmuştur. Ayıca Cadillac Model A 750$ gibi düşük bir fiyat ile piyasaya çıkmıştır. 4 kişilik modeli ise 850$’dan satılmıştır. Halk arasında emniyetli sürüşü, rahatlığı, ucuzluğu ve üstün çekiş ve tırmanma performansıyla çok iyi bir izlenim bırakmıştı. Öyle ki; reklâm panolarında hep ya yüklü vagonları yokuş yukarı çekerken yada binaların merdivenlerinden çıkarken boy gösteriyordu.
Haziran 1903’te F.S. Bennett Cadillac’ ı ilk yurtdışına çıkartan kişi oldu. Bennett İngiltere’ deki Sunrising Hill tırmanışına bu Cadillac ile katıldı ve 7. oldu. Fakat cadillac yarışmadaki tek bir silindirli aracıydı. Diğer yarış araçlarında 2 veya 4 silindir bulunuyordu. Yine aynı yıl katıldığı İngiltere’ deki “One Thousand Mile Reliability Trial” yarışmasında kendi fiyat aralığında toplam puanlamada 4. olmasına rağmen güvenlik dalında 1. oldu.
1903′ te Cadillac motor, vites ve fren sistemlerinin geliştirilmesi için Leland&Faulconer şirketiyle anlaştı. Leland’ ın çok titiz çalışmalarıyla gelişmeler sürdürüldü. Fakat Cadillac’ ın Cass Avenue’ deki şasi ve beden montaj bölümü üretim hızına yetişemiyordu. Ocak 1905′ te Cadillac Lland and Faulconer şirketiyle Cadillac Motor Car Company adı altında birleşti. Genel Müdür Henry Leland oldu. Henry Leland’ ın oğlu Wilfred ise Murphy’ nin altında mali işler müdür yardımcısı oldu.
Tek silindirli Cadillac 1909 yılına kadar üretildi. Tek silindirli Cadillac’ ın en büyük başarısı ise 1908 de İngiltere’ de yaşandı.
1903 şasisinde, iki eliptik fren istemiyle donatılmış açılı çelik gövde ve ön-arka boru dingiller vardı. Direksiyon simidi, direksiyon dişlisi kontrol kolları ile birlikte sağ tarafa konuldu. Tek şambriyelli lastikler 12 jant ile 22 inç (56cm) tahta tekerleklerin üzerine tutturulmuştu (prototipte 14 jant kullanılmıştı). Motor daha çok Leland & Faulconer’ in küçük herkülü diye anılıyordu. Tek silindir ön koltuğun sol alt tarafına yerleştirilmişti. Radyatöre bağlı pervane motoru da ön tarafa yerleştirilmişti. Sökülebilir motor silindiri özel bir bakır ve demir karışımı kullanılarak su ceketli olarak dökülmüştü. Aynı zamanda sökülebilir patlama odası vardı. Dikey valflar silindir oluğuyla bağlantılı ve silindire dikti. Egzoz borusu en alt tarafta şanzımandan gelen bir itme kolu ile bağlıydı. Emme valfı ise en üstte ekzentrik milinden gelen kol ile bağlıydı. Benzin sürücünün altındaki bir depodan yerçekimi yardımıyla iniyordu.
Şanzıman 2 ileri ve bir geri vitesten oluşuyordu. İleri vitesler 3:1 ve 1:1 oranındaydı. Toplam oran 3.1:1 ile 5:1 arasında ve dişli sayısındaki kombinasyona göre değişiyordu. Birincil dişlide 9 veya 10 ikincil dişlide ise 31, 34, 38, 41 veya 45 diş bulunuyordu. Aracın kullanım yerine göre dişli kombinasyonu ayarlanıyordu. Düşük oranlar Runabout serisinde düz ve engebesiz yollar için, yüksek oranlar ise dağlık yollarda veya taşıma amaçlı üretilen araçlarda kullanılıyordu. Ayrıca dişlilerin nasıl değiştirilebilineceği müşterilere öğretiliyordu.
Seri numaralar kullanılmıyordu. Krank üzerinde iki yere motor numarası yapıştırılıyordu. Motor numaraları 1902′ de üretilen 3 prototiple birlikte 1′ den 2500′ e kadardı.
Caterham Cars
Caterham Cars Hakkında
Caterham Cars, Birleşik Krallık merkezli bir hafif ağırlıklı spor otomobil üreticisidir. Şirket, 1973 yılında kurulmuş olup özellikle Lotus Seven replikası olan Caterham 7 modeli ile tanınmaktadır. Şirketin merkezi Crawley'de yer almaktadır.
Caterham Cars, 27 Nisan 2011 tarihinde Team Lotus'un sahibi Tony Fernandes tarafından satın alındı
Chery
Chery Hakkında
Chery Automobile Co., Çin’ in Anhui eyaletinin 5 yerel devlet firması tarafından 18 Mart 1997′ de kurulmuştur. On yıl gibi kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen Chery, 2007 yılında Çin otomotiv pazarında 381.000 adetlik satış rakamıyla dünya devlerinin bulunduğu Çin pazarında 4. sırada yer almayı başarmıştır. Böylece uzun zamandır tekelleşmiş olan Çin-yabancı ortak sermayeli otomobil üreticileri arasında kendine yer edinerek gücünü kanıtlamıştır.
Chery kurulduğu günden itibaren hem iç hem de uluslararası pazardaki konumunu geliştirmeye önem vermiştir. Prensibi ” iç pazardaki konumunu pekiştimek, uluslararası pazardaki konumunu güçlendirmek ” olan Chery, Çin’ in ilk bütün araç, CKD, motor ve araç yapım teknoloji ve ekipmanı ihracatçısı olmuştur. Rusya, Ukrayna, Mısır, Malezya, İran ve Arjantin’ de de üretim tesisleri olan Chery, dünyanın 60′ dan fazla ülkesine ve bölgesine ürün ihracatı gerçekleştirmektedir. Chery ihracat hacmiyle Çin pazarında 4 yıl üst üste ihracat sıralamasında 1. sırada yer almıştır. Chery Çin’ de 2 araç fabrikası, 2 motor fabrikası, 1 vites kutusu fabrikası, 1 Otomotiv Mühendisliği Araştırma Enstitüsü ve 1 Otomobil Planlama ve Tasarım Enstitüsü ve Ar-Ge merkezine sahiptir.
Toplam 23.000 çalışana, yıllık 650.000 araç üretim kapasitesi, 400.000 motor ve 300.000 vites kutusu üretebilme kapasitesine sahip olan Chery’ nin üretim kapasitesi 2010 yılında 1.000.000 adede ulaşacak. Küçük şehir otomobillerinden arazi araçlarına uzanan geniş model alanıyla Chery 2007 sonu itibariyle Çin’ in en çok model üreten binek araç markası olmuştur.
Chevrolet
Chevrolet Hakkında
Bir söylentiye göre, 1896-1897 yılları arasında Fransa’ da yaşayan sıradışı bir adam bisiklet atölyesinde çalışırken ” Chevrolet ” ismi ile Amerika’ nın en zengin ailelerinin arasına katıldı.
İsviçre’ nin La Chaux-de-Fonds kentinde bir saatçinin oğlu olan Louis’ in 11 yaşında çalıştığı bisiklet atölyesinde ” hızlı bir bisiklet ” üretip babasının katı ilkelerine rağmen yarışlara katılarak birinci oldu ve aldığı ödülle altı kardeşinin ve ailesinin geçimini sağladı. Chevrolet’ in güçlü pedalları ona geleceğini sundu.
1896- 1897 yılları arasında Amerika’ nın saygın iş adamlarından Vanderbilt üç tekerlekli motorsikletini tamir ettirmek için Louis’ in tamirhanesine uğradı ve yeteneğini gördükten sonra onu Amerika’ ya götürmek için ikna etmeye çalıştı. Louis Paris’ te Darracq’ la eğitiminden sonra Kanada’ da şöför ve makinist olarak görev yaptı. Louis Chevrolet 1901′ de nihayet rüyasını gerçekleştirerek New York’ ta De Dion-Bouton’ da çalışmaya başladı. Sonraki dört yıl burada motor tasarımı üzerinde çok çalıştı ve 1905′ te motor yarışlarında dünya rekoru kırdı ve 15 yıllık yarış hayatına ilk adımını attığı yıl sevgilisiyle evlenerek yuva kurdu.
Chevrolet’ in yarış kariyeri 1907′ de Buick Bug lastiklerini kullanmasıyla zirveye çıktı. Buick, William Crapo Durant tarafından önemli otomobil markası haline getirildi. Buick, 1908 de New Jersey’ de daha sonra ismine General Motor olarak devam edecek olan Durant General Şirketi’ nin bir parçası oldu. 3 Kasım 1911′ de Durant ve Chevrolet güçlerini birleştirerek Chevrolet Motor Otomotiv Şirketi’ ni kurarak efsanenin doğmasını sağladılar.
Durant’ ın vizyonu Chevrolet Şirketi’ nin gücüne güç katmak oldu. Böylece Chevrolet markası kısa zamanda kalite, değer, güvenirlilikle eş anlamda anılmaya başlandı, öyle ki Chevrolet 40 yıllık (1936-1976) Ford otomobillerini geride bıraktı.
Chevrolet’ nin ekonomik, küçük ve orta büyüklükteki yeni serisi 1 Şubat’ ta lanse edildi.
Otomobil Markalarinin Tarihi
Araba markaları hakkında detaylı bilgilere, araba marka tarihleri ve kuruluş hikayelerine, buradan ulaşabilirsiniz. İster ikinci el araba arayın, ister sıfır kilometre bir araba modeli satın almayı düşünüyor olun, otomobil almaya karar vermeden önce iyice araştırmanın yanında otomobil markası hakkında da biraz bilgi edinmek isteyebilirsiniz. Aşağıdaki listeden dilediğiniz otomobil markası logoları Altındao otomaobil markası hakkında detaylı bilgileri bulacaksınız.
Chrysler
Chrysler Hakkında
Yirminci yüzyılın başında ilk arabasını satın alan Walter P.Chrysler, gelişen teknolojiyi daha iyi öğrenebilmek adına arabasını 25 kere parçalarına ayırmıştır. 1924 yılında kendi adını taşıyan ilk arabası Chrysler Six’i üretmiştir. Walter Chrysler arabasını New York’ta bulunan otomobil fuarında tanıtmak istediğinde, aracının üretim durumuna hazır bulunmadığı gerekçesiyle amacına ulaşamadı ve arabasını New York’ta bulunan Commodore otelinin büyük giriş salonuna park etti. Araç, gazeteciler ve yatırımcılar tarafından çok dikkat çekince, medyada büyük yankı buldu ve aynı yıl içerisinde üretime geçti, 32.000 adetin üzerinde bir satış yapıldı.
6 Temmuz 1925’de daha önce kendisininde çalışmış olduğu motor şirketiyle birlikte kendi firmasını kurdu. Yıl sonuna kadar Amerika’da 3.800 Chrysler satıcısı oluşmuştu ve genç firma yaklaşık yılda 17,4 milyon dolar kazanmıştı. 1927 yılında ilk cabriolet araç piyasaya sürüldü. Chrysler, Dodge firmasınıda kendisine dahil ederek Amerika’nın en büyük otomobil üreticilerinin arasında yer aldı.
Chrysler ikinci dünya savaşından sonra Town and Country adındaki kenarları ve arkasında bulunan tahta uygulamalarından dolayı unutulmaz olan araba modelini üretti. 1955 yılında firma 300 PS gücünde olan dünyanın en güçlü limuzinlerini tanıttı. İki yıl sonra spor araba Dart’ ı ve 1958 yılında ise otomatik hız kontrolüne dayanan ve günümüzde Tempomat diye bilinen bir sistemi sundu.
Chrysler 1970’ li yıllarda sarsıcı ve derin bir krize doğru sürüklendi ve milyon zararlar etti. 1979 yılında yönetim sayesinde ele geçen kredi, yeni modeller üretmeleri için büyük bir fırsattı. Chrysler 80’ li yıllarda uyguladığı strateji sayesinde krizden kurtulmayı başardı.
Krizin ardından sırasıyla 1981 yılında Cabrio Le Baron üretildi ve iki yıl sonra da bir küçük otobüs ve normal aracın birleşimini andıran görüntüsüyle Voyager modeli piyasaya sürüldü. Chrysler, Voyager modeli ile neredeyse on milyon satış yakalamayı başardı. 1987’de ise Americans Motors Corporation’ ı satın alarak Jeep markasını da satın almış oldu. Spor araba modeli Viper ve üst sınıf limuzinler 90’ lı yıllarda üretildi.
1998 yılında artık 75 yıllık bir geçmişi olan Chrysler firması, Daimler-Benz firması ile birlikte, merkezi Stuttgartta bulunan Daimler Chrysler adini alarak yeni bir firma oldu. 1999 yılında ise Motor Trend adlı bir dergi tarafından 300M modeli yılın arabası seçildi. 2000’ li yıllarda ise, PT Cruiser, Grand Voyager, Cabrio olarakda kullanılabilen Sebring, Crossfire Sportcoupe, Crossfire Roadster, 300 Touring gibi yeni ve etkileyici modeller ürettildi.
Citroen
Citroen Hakkında
Otomotiv tarihinde çığır açan pek çok yeniliğe imza atan Citroën, 1919 yılında André Citroën tarafından kuruldu. Citroën soyadı, tüccar olan büyük büyük büyükbabasının sonradan “Citron” olarak değiştirilen “Limoenman” soyadından geliyordu; “küçük limonları olan adam”…
Henüz 34 yaşındayken “ dişli takımı ” üretmek üzere kendi şirketini kuran André Citroën, otomotiv endüstrisinde daha sonraları bir dev olarak anılacaktı. Citroën’ in hafızalara kazınan sembolü ” double chevron ” (rütbe işareti) ise André Citroën’ in kendi buluşu olan üçgen dişli sistemine bir göndermedir.
İşte otomotiv tarihin Citroën tarafından konan temel taşları:
4 Haziran 1919′ da Citroën markalı ilk otomobil satıldı: 10 HP A Type Torpedo. Citroën, Avrupa’ nın ilk seri üretim otomobili A Type’ ı otomotiv tarihine kazandırmıştı. Daha sonra,1924 yılında A Type ile kazanılan deneyim sayesinde B serisinin üretimine geçildi. Seri içinde dünyanın ilk çelik karoserli otomobili BlO yer aldı. 1933 yıllında Citroën 8CV, 93 km/s ortalama hız ve 300.000 km yol ile uzun mesafede dünya rekorunu kırdı.
Citroën 1934 yıllında dünyada ilk önden çekişli otomobilin seri üretimine başladı.1938 yıllında C serisiyle birlikte bir ilke daha imza atan Citroën, model gamını genişletmeye ve sektöründe öncü olmaya devam etti. 1938 yılında Citroën dünyanın ilk “hydropnömatik süspansiyonlu” otomobili La 15 Six’ i icat etti.
1955 yılında Citroën dünyanın fren disklerini standart olarak sunan ilk otomobili DS’ i icat etti. Yüzyılın otomobili olarak övgülere doymayan DS, ” gerçekleşen bir düş, bir mucize ” olarak tanımlanmıştı. Tanrıça anlamına gelen “déesse” kelimesinin okunuşu olan DS, otomotiv dünyasına bir mit olarak girdi ve hep öyle kaldı.
1978 yılında ” Dünyanın ilk en hızlı turbosuz otomobili ” La CX 2500 Diesel’ i icat etti. Aynı yıl yine ” dünyanın ilk tam elektronik ateşleme sistemine sahip otomobili ” La LNA’ yı satışa sundu.
1989 yılına gelindiğinde Citroën, herkesi yine şaşırttı: Dünyanın ilk hidroaktif süspansiyonlu otomobili XM sahnedeydi. 1994 yılında Citroën AX Eco 2,7lt/100 km ile yakıt ekonomisinde dünya rekorunu kırdı. 1996 yılında Saxo’ nun lansmanı yapıldı. 27.000 ziyaretçi aracın üretildiği yere, Aulnay’a geldi.
1997 senesinde ise 1.581.378 adet satılan ZX’ in üretimi sona erdi ve Xsara lanse edildi. 2000′ in Kasım ayında, Citroën, otomobil endüstrisinde bir ilk olan ISO 9001 (versiyon 2000)’ i aldı. C mirası yeniden gündeme geldi. Tarih yeniden canlandırıldı ve nostalji teknolojiyle buluştu. C serisindeki otomobiller, bulundukları segmente, kullanım amacına, donanımına göre numaralandırılıyor ve adlandırılıyor. En küçük model C1 ve en büyüğü C8 gibi.
2002 yılında ise Citroën yeni bir satış rekoru kırdı: 1 312 000 araç.. 2004 yılında İspanyol basını C2′ yi, Brezilya basını da C5 ve Xsara Picasso’ yu yılın en iyi aracı seçti. Yine aynı yıl içinde C4 modelinin hatchback ve coupé versiyonlarının tanıtımı Mondial’ de gerçekleştirildi. 2005 senesinde C serisinin prestij aracı olarak kabul edilen C6 modeli Frankfurt Fuarı’ nda ilk defa sergilendi.
2007 yılında Citroën Jumpy, 20 gazeteciden oluşan uzman jürinin oylaması sonucunda ” 2008 – Yılın Ticari Aracı ” ödülünü aldı. Citroën’ in ilk sedan aracı C4 Sedan Avrupa’ da ilk olarak Türkiye’ de lanse edildi.2008 yıllında Citroën’ in yerli aracı Nemo ” 2009- Yılın Ticari Aracı ” ödülünü aldı.
Dacia
Dacia Hakkında
1996 yılında Romanya hükümetinin açmış olduğu ihale sonucu kurulmuş, adını Romanya topraklarının eski adı olan Dacia’dan alan , 1999 yılında Renault bünyesine geçen Romanyalı otomobil üreticisi.1968 yılında bütün parçaları Fransa’dan ithal edilerek montajı yapılan ve Piteşti’deki fabrikasında boyanan Renault 8 modelini Dacia 1100 adıyla piyasaya vererek üretime başladı. Dacia 1100, 4 kapılı 5 kişilik karosere ve arkadan konumlandırılmış 1100 cc’lik 4 silindirli 46 BG gücünde motora sahipti. 133 km/sa. azami hıza sahipti ve 100 km’de ortalama 6,6 lt benzin tüketiyordu. Dacia 1100 modeli 1971 yılına kadar üretimi devam etmiştir.
1969 yılında Renault 12 modeli Fransa’da üretilmeye başlayınca Dacia da 1300 adı ve kendi logosu altında 12’yi montajlamaya başladı. Dacia 1300’lerde 1289 cc’lik 54 bg motor kullanıldı. Azami hızı 144 km/saatti ve 100 km’de 9,4 lt yakıt tüketmekteydi. Türkiye’de Renaut 12’lerin üretimine Dacia’dan 2 yıl sonra 1971 yılında başlanmıştır.
Dacia 1300 montaja başlandıktan itibaren donanım farkı olan üç sürümle satışa sunuldu. Bunlar 1300 Standart, 1300 Super ve 1301 modlleridir. 1301 sadece Romanya Komünist Partisi üyeleri için üretilen bir modeldi ve bugünün araçlarında standart olan arka cam rezistansı ve 1300 modellerinde olmayan başka donanımlar içeriyordu.
1973 yılında Fransa ile aynı anda Renault 12 Break olarak adlandırılan ve 12’nin Türkiye’de en popüler modeli olan Station Wagon Romanya’da 1300 Break adıyla üretilmeye başlandı. Yine 1975-1982 yılları arasında kısıtlı sayıda (1500 kadar) 1302 adıyla bir pick up modeli de üretildi. 1302 modelinin çoğu Fransızların eski sömürgesi olan Cezayir’e ihraç edildi. Bu dönemde Renault’nun orta üst sınıfta bulunan 20 modeli de montaj yöntemiyle üst düzey Romen yöneticilerin kullanımına sunuldu.
1979 yılında Renault 12 ve dolayısıyla Dacia 1300 makyaj geçirmiş ve bir Doğu Avrupa markası şaşırtıcı olarak çeşitli donanım seçenekleri bu yıllarda ürün gamına eklenmiş (Standart, MS, MLS, S, TL, TX) baz modelin adı 1310 olarak değiştirilmiştir. İlerki yıllarda da 1185 cc’lik Dacia 1210, 1397 cc’lik Dacia 1410 modelleriyle ürün gamı genişlemiştir. 1981 yılında Dacia 1310 baz alınarak tasarlanmış tek kapılı 1310 Sport ve daha sonra da Dacia 1410 bazlı bir 1410 Sport modelleri sınırlı sayıda üretilmiştir.
Dacia 1981 yılından sonra uyguladığı çeşitli makyajlarla Renault 12 modelini üretmeye devam etmiş, 2 ve 4 kapılı pick up’lar dışında 1310 modeli baz alınarak hatchback modeli ve 12 modelinin tamamen dışında küçük boyutlu ve motorlu 500 Lastun modelini 1988-89 yıllarında kısa bir süre için üretilmiştir.
Dacia eski bir Peugeot modeli olan 309’u baz alarak ürettiği Solenza modeliyle özellikle Romanya’da önemli satış rakamlarına ulaştı. Daha önceki modeli Süper Nova’nın iyileştirilmiş versiyonu olan Solenza 1999 yılında Renault’nun Dacia’yı dünya markası yapmak için geliştirmesine büyük katkılar sağladı.
Daewoo
Daewoo Hakkında
Kore dilinde “Büyük Kainat” manasına gelen Daewoo, 72.000 bin çalışanı ile 150 ülkede ” Daewoo Ruhu”nu yaşatıyor. Bu ruhun üç temel ögesi yeniliklerden korkmayan, yaratıcılık, yüksek hedeflere ulaşmak ve ve o hedeflere ulaşmak için kişisel öz veriler olarak tanımlanıyor.
Merkezi Seul’de olan Daewoo grubunun bünyesinde 30 şirket bulunuyor. Bunlar ticaret, inşaat, otomotiv ve parça üretimi, tüketiciye yönelik elektronik aletler, bilgisayar, telekomünikasyon, aerospace ve gemi inşaatı, finansal hizmetler ve otelciliği kapsıyor.
Kim Woo-Chong tarafından 1960’larda kurulan grup, ilk olarak tekstil ve hazır giyim ithalatı ve ihracatı ile iş dünyasına adım attı. Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren grubun sürekli değişen global dünyada özellikle endüstriyel gelişmeleri yönlendirmek amacı ile 1992’de bünyesinde Daewoo yüksek mühendislik enstitüsü kuruldu. Burada yapılan araştırmalar tüm alanlara yansıtılıyor.
Daewoo gurubun üretim ve hizmetleri kısaca özetlemek : “çelik ve metal ve bu endüstriye katkıda bulunan kimya grubu , medya ve elektronik eşya, bilgisayar ve ev otomasyonu, ağır makine endüstrisi, inşaat, tekstil, petrol ürünleri ve bunların uluslararası pazarlara dağıtımı, aerospace endüstrisi ve askeri ve savunma sanayi ürünleri, otomotiv üretim ve ihracatı, medya ve film endüstrisi, telekomünikasyon hizmetleri, ve finansal kurumu” Daewoo Grubu Seul Kore ve gerekse dünya çapında çalışmaları ile lider bir kuruluştur.
Daewoo, otomotiv alanında ise, binek otomobil, 4×4 ve hafif ticari araçlar ile kamyon ve otobüs gibi ağır ticari araçların üretimini ve 145’ten fazla ülkeye ihracını gerçekleştirmektedir.
“ISO 9001″ sertifikasını alan ilk Asyalı otomotiv şirketi olan Daewoo, birçok ülkede, özellikle de Doğu Avrupada üretim tesisleri kurmuştur. 14 ülkede toplam 17 tesiste üretilmekte olan Daewoo 2000 yılında üretim kapasitesini 2.5 milyon ünite olmasını hedeflemiştir. Dünya çapında ilk on otomotiv üreticisi arasına girmeyi hedefleyen Daewoo, ürün yelpazesini genişletecek, yeni modellerini bir süre sonra piyasaya sürecektir.
Daihatsu
Daihatsu Hakkında
Daihatsu, 1907 yılında Hatsudoki Seizo Co. Ltd. ismiyle kurulan ve ufak sınıf araçlar üreten Japon otomobil üreticisidir. 1907 yılında içten yanmalı motor üretimi ve satışı için kurulan şirket, 1951 yılına gelindiğinde Daihatsu Motor Co. Ltd ismini almıştır.
1907 yılında, Japonya’nın altı beygir gücündeki ilk benzinli motorunu üreten Daihatsu, ilk aracı olan 3 tekerlekli “HA Model”i 1930 yılında üretti. 1998 yılında Toyota, Daihatsu hisselerinin çoğunluğunu satın alarak markanın ana şirketi olmuştur. Yıllar içerisinde hızlı bir gelişim göstererek büyüyen Daihatsu, art arda üretim merkezleri açarak yeni araç modelleri geliştirmeye devam etti.
1965 yılının Temmuz ayında, elektrik ile çalışabilen araç üretebilmek için araştırma ve geliştirme çalışmalarına başlandı ve 1967 yılında tamamlanan çalışmalar sonucu, yüksek performanslı bir elektrikli araç geliştirildi. 1969 yılının Eylül ayında ise Fellow Van adlı elektrikli araç satışa sunuldu. 1977 yılında kompakt olarak üretilen Charade isimli araç, 1978 yılında yılın en iyi aracı seçildi. Merkez ofisi ve fabrikası Ikeda’da bulunan Daihatsu, burada; Daihatsu Terios Kid, Esse, Boon, Passo, Coo, Bb, Delta, Justy, DEX, Copen gibi modellerini üretmektedir. Daihatsu tarafından üretilen bir microvan modeli olan Daihatsu Hijet uzun yıllardır kullanılan araçlar arasında bulunmaktadır. Bunun yanı sıra son derece güçlü motor sistemi ile en zor şartlarda bile ağır yük taşımaya elverişli süspansiyon yapısına sahip Delta kamyonetler, kusursuz dayanıklılık sunar.
Daihatsu, satış ve üretim ağını dünya genelinde her geçen gün genişletmektedir ve günümüzde yaklaşık 130 ülkede servis, satış ve üretim ağı oluşturmuş durumdadır. Ürettiği araçlarda güvenliğin öneminin farkında olan ve araştırma geliştirme çalışmalarını buna uygun olarak titizlikle yürüten Daihatsu, gelişmiş güvenlik seviyesi sunan toplam gelişmiş fonksiyonlu gövde yapısı ile olası bir kaza durumunda hasarı minimumda tutmayı hedeflemektedir. Daihatsu kuruluşundan bu yana ürettiği araçlarda çevre kirliliğini en aza indirmeyi hedeflemiş ve buna uygun teknolojiler geliştirmeye çalışmıştır.
Ürettiği kompakt araçlar sayesinde karbondioksit ve sera gazı yayılımını en aza indirerek çevre dostu bir üretim prensibini benimsemiştir. Daihatsu, Akıllı Katalizör ve Katalizör Erken Aktivasyon Sistemi gibi son teknolojik gelişmeleri kullanarak çevre kirliliğini azaltmaya yönelik çalışmalar yürütmektedir. Temiz enerji üzerinde çeşitli çalışmalara imza atan Daihatsu, elektrikli ve yakıt hücreli araçların geliştirilmesi konusunda gün geçtikçe ilerleme kaydetmekte, çalışmalarını bu yönde geliştirmektedir.
Dodge
Dodge Hakkında
Dodge markası, Horace Dodge ve John Dodge kardeşler tarafından 1900 yılında kuruldu. İlk olarak Ford markasına yedek parça üretilmek amacıyla kurulmuştu. Yedek parça üretiminden sonra otomobil üretimine başlayan Dodge kardeşler, ilk üretime geçtiklerinde “Dodge Brothers Motor Vehicle Company” ismini kullanmışlardı. 1912 yılına kadar askeri araçlar da üreten Dodge, bu yıldan sonra sadece otomobil üretmiştir. “Ram” adını verdiği kamyonetlerinde logo olarak yabani keçi sembolünü tercih eden Dodge, otomobillerinde otoyol şeritlerini simgeleyen kırmızı logo kullanmaktadır.
1928 yılına gelindiğinde ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlayan Dodge, Chrysler A.Ş tarafından satın alındı. Chrysler A.Ş tarafından satın alındıktan sonra küçük hacimli otomobiller ve aile otomobilleri üretmeye başlayan marka, büyük buhrandan sonra çok büyük yatırımlar aldı.
90’lı yıllara kadar otomobil üretimine devam eden Dodge, 90’lı yıllardan sonra ağırlıklı olarak pikap ve kamyonet üretmeye başladı. 2002 yılında tekrar bir mali kriz yaşayan marka Chrysler ile birlikte Daimler Chrysler Otomotiv Grubu’na katıldı. Çeşitli yeni modellerle içinde bulunduğu finansal darboğazdan çıkmaya çalışan Dodge, krizi atlatamadı. Chrysler grubunun dağılmasıyla “Cerberus” tarafından satın alındı.
Chrysler grubunun parçası olarak Avrupa ve Asya’da çeşitli otomobil fabrikaları açan Dodge, beklediği satış rakamlarına ulaşamadı ve mecburen küçülmeye gitti. Günümüzde modern çizgilerle ve düşük hacimli motorlarla otomobil üretmeye devam eden Dodge’un geçmişine baktığımızda üretmiş olduğu modellerin neredeyse her birinin otomotiv tarihinin efsaneleri haline gelmiş olduğunu görüyoruz.
Dodge markasının ürettiği her otomobilde gücü ve kaliteyi bir arada sunması, Dodge modellerini efsane yapan nedenlerin başında geliyor. Girdiği ekonomik krizlerde bile çizgisini bozmayan Dodge, biraz da fiyatlarını yüksek tutması ve araçlarda kullandığı motor hacimlerinin de yüksek olması nedeniyle de krizlerden bir türlü çıkamamıştır. Dodge Avanger, Dodge Caliber, Dodge Charger, Dodge Challenger, Dodge Dakota, Dodge Durango, Dodge Magnum, Dodge Neon, Dodge Nitro, Dodge Ram ve Dodge Viper markanın efsane modelleri arasındadır.
Ferrari
Ferrari Hakkında
Enzo Ferrari, Modena şehrinde 1898 yilinda dünyaya geldi . Birinci Dünya Savaşı’nda babasını ve kardeşlerini kaybettikten sonra yalnız bir yaşamla 1916 yılında, henüz 18 yaşındayken buluşur. Yarışçılık kariyeri de bu dönemlerde başlar.1920 yılında, Alfa Romeo nun yarış pilotlarından biri olur; ismi de bu dönemde bir efsane misali kulaktan kulağa yayılır. O’nun da öncülüğünde Alfa Romeo araba yarışçılığının bir numaralı ismi oldu. Enzo Ferrari’nin hız tutkusu, daha önce hiç kimsenin ulaşamadığı hızlarda virajları dönebilme kabiliyeti yanısıra; arabasının ergonomisinden, motor aksamına herşeyiyle ilgilenmesi O’nu araba yarışları tarihinin ölümsüzleri arasına sokar.1929 yılında Scuderia Ferrari yi Alfa Romeo’nun yarış takımı olarak kurar. 1932 yılına kadar Enzo Ferrari yarışmaya devam etti; ancak oğlu Dino Ferrari’nin doğumuyla yarışlardan ayrılarak, otomobil fabrikasının işlerine geçer. Lakin bu dönemde, araba motorlarının güçsüzlüğü; hafif spor arabaların gelişmesi üzerine çalışmalara başladı.
Enzo Ferrari Kontrolündeki yarış takımı katıldığı tüm yarışları kazandı; sadece 1935 yılında Mercedes’e geçilir. 1935 yılında Mercedes’in bu yarışı kazanmasında Castrol’un deterjan bazlı motor temizleyicisi büyük rol oynar. Mercedes’in motorunu Alfa Romeo’dan daha üstün performanslı ve istikrarlı kılar. Ertesi yıl, Castrol ürünlerini Alfa Romeo da kullanmaya başlar; günümüzde de halen Castrol en üstün motor bakımı ürünlerini sunmaktadır.Enzo Ferrari’nin yarış otomobillerini yaratma becerisi; o’nu Alfa Romeo’nun sportif direktörü yapar. Ancak; Enzo Ferrari’nin detaylarına bakmadan imzaladığı direktörlük kontratında, ayrılması durumunda 4 yıl başka bir yarış takımında çalışamayacağı ve tasarım yapmasının yasak olduğu kuralı vardı. Böylece kendi yarattığı o güne kadar eşi benzeri görülmemiş otomobil ergonomisini geliştirmesine de izin verilmez.Enzo Ferrari’nin Alfa Romeo’dan ayrılması Direktörlükten ayrılmasıyla; Auto-Avio Costruzioni’yi kurdu. Bu şirket bazı yarış takımlarına parçalar satar. Doğduğu şehir Modena’da, küçük bir araba üretimi atolyesi kurdu; ve burada sadece kendisinin kullanması için bir araba yaratmaya çalışır. Ancak, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtalya zor günler geçirmektedir. Modena’nın bombalanmasıyla, tasarımına yeni başladığı arabayı da bitiremeden Maranello’ya taşınmak zorunda kalır. Yıllar sonra Ferrari Modena 360; Enzo Ferrari’nin kütüphanesinde kalan basit bir ön tasarımını baz alarak Pininfarina tarafından yapılacaktır.
Ferrari’nin kuruluşu ve maddi sorunlar :Maranello’ya kaçışı sonrasında, burada tekrar bir atolye kuran Enzo Ferrari; 1946 yılında, Dünya otomotiv tarihin en çok “düşlere” giren ismi Ferrari’yi kurar.Ferrari 1951 yılında İngiltere Gran Prix’sinin yanı sıra; LeMans’da 14 zafer kazanır. 1960 ve 1965 yılları arasında 6 yıl üst üste LeMans’ı kazanması da Ferrari’yi otomobil yarışçılığının en büyük ismi yapar. Ancak, gelişen dünya ekonomisi ile; profesyonelce işleyen şirketlerin hızına erişemez.Maddi olarak büyük sorunlar yaşayan Ferrari’nin yaşadığı bu sorun; halen günümüzde profesyonelce işlemeyen şirketlerin hazin sonunu simgelemektedir. Profesyonel bir şirketin bir banka’dan borç almaya çalışması gerekirken; Enzo Ferrari şirketi ayakta tutabilmek için İtalyan mafyası’ndan borç alır.
Dino Ferrari’nin ölümü :Ferrari Dinoİtalyan Mafyası’na borcunu geri ödeyemeyen Enzo Ferrari’nin oğlu, Dino Ferrari genel bakış açısına göre (filmlerde ve belgesellerde anlatıldığı üzere) İtalyan Mafyası tarafından zehirlenerek öldürülür. Bu konuda iki değişik bakış açısı daha vardır; mahkeme tutanakları “kas gelişememezliği” hastalığından öldüğünü yazar. O dönemde İtalyan medyası bunu Dino Ferrari’nin uyuşturucu kullanmasıyla da ilgili olduğunu sunmuştu; ancak Dino Ferrari 24 yaşında vefat etmesine rağmen arabalar üzerine müthiş bir bilgisi vardı. Formula 2 arabaları için V6 motorunu daha 23 yaşındayken düşünüp, Vittorio Jano’ya da ertesi yıl ölmeden önce teknik düşüncelerini iletmişti. Bu da, o’nun en son günlerinde bile oldukça zinde olduğunu gösterir.
1956 yılında Enzo Ferrari hukuksal anlamda bu olayın üzerine fazla gidemez, lakin bu dönemde gerek İtalya ve gerek Amerika Birleşik Devletleri’ndeki illegal yaşam ve mahkemeler; Sicilya’daki aileler tarafından yönetilmekteydi.Bu olayın üzerine, Enzo Ferrari; Ferrari’nin “Ferrari Dino” serisini yarattı. Bu tasarım Ford’un yarattığı en hızlı ve yarışlardaki en başarılı arabası Ford GT40 ‘a ilham kaynağı olacaktır.
Ferrari’nin Fiat’a satılması Maddi sorunlardan kurtulamayan Ferrari, hisselerinin bir bölümünü Fiat’a sattı. Bunun üzerine Ford 1963 yılında 18 Milyon dolarlık bir teklif sundu. Enzo Ferrari hemen hemen her konuda anlaşıp, ancak Ford’un yarış takımını kontrol etme isteği Enzo Ferrari tarafından reddeder ve anlaşma bozulur. Bu da Ford’un o dönemde yarışlara girmesine sebep olur. 1969 yılında oldukça güç durumda kalan Enzo Ferrari şirketin hisselerin yarısını Fiat’a vererek, yönetimden bir adım geri çekildi.1988 yılında da Fiat hisselerin %90′ına sahip olur. 2000′ li yıllara yaklaşılırken FIAT’ tın da hisselerin bir bölümünü ünlü bir İtalyan bankası olan Mediabanco’ ya satmasıyla Ferrari hisseleri bölünerek farklı kullanıcıların eline geçmiştir. (hatta bunların bir kısmını F1′ in ticari haklarının sahibi Bernie Eclestone’ un da aldığı söylenmektedir.Ford’un Ferrari tarafından hazırlıkları yapılmış, bir çok masrafa girilmiş projesinin iptal olması ardından; Ford “Ferrari” projesine “Ford GT40″ ismi altında devam etti. İki yıl deneme sonrasında, Ferrari’yi yarışlarda geçmesi de Amerikan otomobil yarışçılığının en büyük günlerinden biri olarak kabul edilir.
Pininfarina’nın Ferrari’yle buluşması ve Enzo Ferrari’nin ölümü
Ferrari Testarossa1969 yılı Ferrari’nin tarihindeki en önemli yıllardan biridir. Lakin bu yıl, Enzo Ferrari tasarımcı dostu Battista Farina’nın oğlu Sergio “Pinin”farina’ya çizdiği muhteşem çizgiler doğrultusunda şans tanıdı. Prototip olarak sunulan 1969 Ferrari 512s, 1967 Ferrari 206 Dino’nin daha ince ve modern çizgilerle yaratılmış halidir. Üretime geçen 1971 Ferrari BB ile Ferrari dünya otomobil dünyası arenasına tekrar girer.
1984 yılı, Pininfarina’nın otomotiv dünyasının yeni bir çağa başlatmasına şahit olur. Tüm zamanların en güzel tasarımlarından biri olarak gösterilen Ferrari Testarossa; satışa sunulur sunulmaz yüksek fiyatına rağmen lüks otomobillerde satış rekorları kırar. Testarossa, halen günümüz spor arabalarının çizgilerini örnek aldığı efsanevi bir otomobil haline dönüşür.
1988 yılında, Enzo Ferrari; Ferrari’nin 40′ıncı yılı için üretilen F40′ın sunulmasından bir yıl sonra vefat eder. Enzo Ferrari’nin, her ne kadar yaşamında son günleri olsa da; en çok beğendiği Ferrari’nin F40 olduğunu söylemiştir.Ferrari F40′ın ilk sahibi, dünya tarihinin en büyük futbolcularından biri olarak gösterilen Diego Armando Maradona’dır. AC Milan başkanı Silvio Berlusconi, Napoli’nin Serie A şampiyonu ve İtalya Kupası’nı Maradona ile 1987 yılında alması üzerine; kendisine transfer teklifinde bulundu. Napoli başkanı Corrado Ferlaino da, Maradona’yı Napoli’de tutabilmek için kendisine Ferrari tarafından üretilen tek siyah renk F40 ‘ı hediye etti. Maradona da halen günümüzde kararını Ferrari yüzünden verdiğini söylemektedir.
Enzo Ferrari’nin ölümü ardından Ferrari’nin şirket olarak çok daha profesyonelce işlemesi başlar. Lakin, hisselerin büyük bir çoğunluğu Fiat’a geçer.1990lı yıllarda Ferrari 1992 Ferrari 456 GT , 1994 F355 ve 1996 550 Maranello takibi senelerde sunan Ferrari; Dünya’nın dört bir yanında en güzel lüks spor araba olarak tanınmasını sağladı. Ferrari, kuruluşunun 50′inci yılında F50 modelini limitli sayıda üreterek dünyaya sundu.1979′ dan sonra Formula 1 pilotlar şampiyonluğunu ve 1984′ den sonra da takımlar şampiyonluğunu kazanamayan Scuderia Ferrari yarış takımı, 1990 yılında McLaren’ den ayrılan Alain Prost ile anlaştı. 1990 yılının son yarışı Suzuka Büyük Ödülü’ nde Ayrton Senna’ nın Alain Prost’ a kasıtlı çarpması sonucu şampiyonluğu kaçırdı. 1991 ve sonrasında yeteri kadar mücadeleci bir Formula 1 aracı üretemeyen Ferrari, birkaç yıl daha şampiyonluk mücadelesine giremedi.
1993 yılında takımın yönetimine Jean Todt’ un getirilmesi ile yeniden yapılanmaya giden Scuderia Ferrari, 1995 yılının sonunda 1994 ve 1995 yıllarının dünya şampiyonu Michael Schumacher ile anlaştı. 1996′ da kötü bir sezon geçiren takım, 1997 ve 1998 yıllarında şampiyonluk için tekrar güçlü bir aday olmasına rağmen yine son yarışlarda şampiyonluğu kaçırdı. Ferrari, 1999 İngiltere Büyük Ödülü’ nde 1. pilot Michael Schumacher’ in kaza yaparak ayağını kırması sonucu yarışlardan uzak kalmasına rağmen, Eddie Irvine ile şampiyonluk mücadelesine devam etti. Ferrari, pilotlar şampiyonluğunun yine son yarışta kaybetmesine rağmen, 1984 yılından beri kazanamadığı “Formula 1 Takımlar Şampiyonu” ünvanını kazanmayı başardı.
2000li yıllarda Ferrari Michael Schumacher 2005 ABD Grand Prix öncesi basın toplantısında2000 yılında Mika Hakkinen ve McLaren’ e karşı Michael Schumacher ile kazanılan pilotlar şampiyonluğu, 21 yıl sonra kazanılmış ilk “Formula 1 Pilotlar Şampiyonluğu” ünvanı olmasının yanında 5 yıl sürecek bir başarının da başlangıcı oldu.2001 yılında McLaren ve BMW.Williams’ ın ortak olduğu şampiyonluk yarışını önde tamamlayan Ferrari, 2002 yılında radikal özelliklere sahip F2002 adlı araç ile büyük bir üstünlük sağlayarak şampiyonluğu sezonun bitiminden çok önce elde etmeyi başardı. 2002 yılının sonunda Ferrari’ nin bu üstünlüğü nedeniyle Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA), Formula 1′ de masrafları azaltarak diğer takımların rekabet gücünü arttırmak amacıyla bazı kural değişikliklerine gitti.2003 yılında yeni kurallardan etkilenmesine rağmen tekrar hem takımlar hem de pilotlar şampiyonluğunu kazanmayı başardı.2004 yılında F2004 ile 18 yarışın 15′ ini kazanarak 2002′ deki üstünlüğünü daha da ileri taşıyan Ferrari, yine hem takımlar hem de pilotlar şampiyonluğunu kazanmayı başardı.Ferrari’ nin 2004′ ü de domine etmesinin üzerine FIA daha radikal kural değişikliklerine gitti. 2005 yılında aleyhine değiştirilen kurallara ayak uyduramayan Ferrari, araç ile lastik arasında yaşanan uyumsuzluk ve kural değişikliklerinin amacına ulaşmasi nedeniyle şampiyonayı ancak 3. olarak tamamlayabildi.
2006 yılında yapılan yeni kural değişiklikleri ve 3 litre V10 motordan 2.4 litre V8 motora geçişle birlikte yeniden bir toparlanma dönemine giren Ferrari, şampiyonluk mücadelesine tekrar ortak olmuştur.Monte Carlo Grand Prix’in de şampiyon pilot Michael Schumacher’in diğerlerini engellemek adına aracını yolda bıraktığı gibi bir suçlama yüzünden ve arından yaptığı motor değişikliği ile garajdan, diğer pilot Felipe Massa’nın da sıralama turlarında yaptıgı kazadan dolayı son sıradan başlaması ile tarihindeki en kötu sıralama ile başlamalarına rağmen Michael Schumacher muhteşem bir sürüş ile böyle zor bir pistte 5.’liği elde ederek şampiyon ruhunu ve tecrübesini ortaya koymustur.F2004, birçok otorite tarafından gelmiş geçmiş en iyi Formula 1 aracı olarak kabul edilir. Michael Schumacher de bu dönemde elde ettiği başarılarla üst üste rekorlar kırarak tüm zamanların en başarılı Formula 1 pilotu olmuştur.
2004 yılı itibari ile, Fiat Ferrari’nin %56’sını, Mediobanca %15′ini, Commerzbank %10′unu, Lehman Kardeşler %7’sini ve Ferrari’nin oğlu Piero Ferrari %10′una sahiptir.
Fiat
Fiat Hakkında
1 Temmuz 1899 tarihinde Palazzp Bricherasio’ da Società Anonima Fabbrica İtaliana di Automobili Torino (Torino İtalyan Otomobil Fabrikası Anonım Şirketi) kuruluş belgeleri imzalandı. 800.000 Liret değerinde bir şirket sermayesi, otuz hissedar tarafından imzalandı. Yönetim Kurulundan biri de, eşsiz girişimci enerjisi ile hemen kendini ön plana çıkaran Giovanni Angelli idi.
1900 yıllında Corsa Dante 35′ de ilk Fiat fabrikası törenle açılır. Fabrikanın 12.000 metrekarelik alanında 150 işci çalışmaktadır. Bu yıl, karşı karşıya sıralanmış iki veya üç koltuğu bulunan bir otomobil olan 3 1/2 HP modelinden otuz adet inşa etmiştir. Küçük bir gariplik: Aracın henüz geri vitesi yoktur.
İlk İtalyan turunda dokuz FİAT aracı hedef sınıra ulaşır. 1902, 24 HP Corsa’nın, yani Fiat’ın ilk gerçek yarış arabasının takdim edildiği yıl olur. Direksiyonda oturan Vincenzo Lancia ile firma, Sassi-Superga tırmanma yarışını kazanır. İkinci İtalya turunda Giovanni Agnelli Fiat 8 HP ile birlikte rekor kırar.
1906 yıllında Fiat firmasında 2.500 çalışan vardır. Üretimin üçte ikisi ihracata ayrılmıştır. Fiat, İtalya’da dört silindirli motora sahip hafif araçların üretimi için techiz edilmiş olan Ansaldi tesislerini devralırken, Birleşik Devletlerde de dikkate değer bir pazar payını ele geçirmiştir. Vincenzo Lancia, Milano’ da Coppa d’Ora’yu kazanır; Mathis ise, Fiat 40 HP ile Herkomer- Kupası’nda Targa d’Oro’yu ele geçirir.
Ford
Ford Hakkında
Ford otomobil şirketi, Henry Ford tarafından Highland Park, Michigan, A.B.D.’de 16 Haziran 1903 tarihinde kuruldu. Michigan’da iş dünyasına adım atan, otomotiv sektörü lideri Ford Motor Company 6 kıtada, 200 pazarda araç üretimi ve dağıtımı yapmaktadır. Dünya genelinde yaklaşık 325.000 çalışanı ve 110 fabrikasıyla Ford Motor Company’nin ana ve bağlı otomotiv markaları Aston Martin, Ford, Jaguar, Land Rover, Lincoln, Mazda, Mercury and Volvo’dur. Otomotivle ilgili hizmet kuruluşları Ford Motor Credit Company ve Hertz’i de kapsamaktadır.
Ford oldukça yüksek sayıda üretime geçerken; endüstrinin de genel anlamda gelişmesinde büyük rol oynadı. Ford, Eli Whitney ‘nin düşüncelerini kullanarak değişebilir parçaları kullanıyordu. Böylelikle, arabalar daha düşük masraflarda üretilebiliyor ve yenilenebiliyordu. 12 kişinin 28.000 dolar yatırım yaparak kurduğu Ford günümüzde en fazla otomobil satan marka konumuna gelmiştir. Henry Ford’un şirket ve fabrika çalışanlarının da otomobil sahibi olabilme olanağı sunarak geliştirdiği Ford Model T 1908 yılında piyasaya sunulmuştur. Henry Ford’un seri üretim metodunu bulması üretim hızının artmasına ve maliyetleri düşürmesiyle beraber 1913 yılında 12.5 saat olan şasi üretimi, 2 saat 40 dakikaya düşmüştür. Bunun yanı sıra, aynı dönem içerisinde çalışanlarının maaşlarını 2 katına çıkararak günlük 9 saatlik çalışma sürelerini de 8 saate düşürmüştür. Rakip şirketler bunu kapitalizme uygun görmese de yıl sonunda Ford Amerika’daki tüm arabaların %50’sini üretiyordu. 1918 yılında ise, ülkedeki arabaların yarısı Model T olmuştu. Bunun yanı sıra, bu modelin fabrika çıkış renginin siyah olmasının sebebi de siyah boyanın en hızlı kuruyan boya olmasıydı. 1927 yılında Model T yerini Ford Model A’ya bıraktı.
Birinci dünya savaşı sonrasında yaşanan Amerika’daki büyük çöküntü döneminde ise, Amerika’daki tüm şirketlerde olduğu gibi Ford da bir çöküntü yaşadı ve birçok fabrikasını kapatmak zorunda kaldı ve işçileri de işsiz kaldılar.
Ford Model T Roadster
2007 Ford Shelby GT500 İkinci dünya savaşı döneminde tank üreterek şirket ayakta kalmaya çabalarken, savaş sonrasında Ford tekrar eski günlerine dönmeye başladı.
1955 yılında, halka açık bir şirket olan Ford, sonraki yıllarda Kanada, Meksika, İngiltere, Almanya, Brezilya, Arjantin, Avustralya, Güney Afrika ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede fabrikalar açtı. Türkiye’deki ortaklığı %51 The Ford Motor Company, %49’u Otosan A.Ş’ye aittir. 3 Ekim 1997 tarihinde imzalanan bir anlaşma ile Ford ve Otosan hisselerini eşitledi. Böylece Otosan A.Ş. yeni ismiyle Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., yani Ford Otosan ortaya çıkmış oldu.
1997 yılında ortaklık eşitlenmesinden sonra Ford Avrupa’nın, ekonomik bulmadığı için askıya aldığı bir proje, Türkiye’nin üretim kabiliyeti ve ekonomik koşulları nedeniyle Türkiye’ye aktarıldı. Bu projenin gerçekleştirilebilmesi için 150.000 adetlik bir kapasiteye ihtiyac vardı ve İstanbul fabrikası bunun için uygun değildi. Böylece yeni bir yer arayışına başlandı. Birkaç alternatif yer değerlendirildi, sonunda Gölcük’te deniz yoluna açık bir arsa bulundu. Ulaşılan bu seviye ile Ford Otosan Kocaeli Fabrikası, Avrupa Ford Fabrikaları arasında oditörler tarafından 2002, 2003, 2004 ve 2005 yıllarında “Best Plant In The World” olarak adlandırıldı ve en iyi notu elde edip birinci oldu.
Bir dönem Ferrari’yi satın alan Ford, Enzo Ferrari’nin yarış takımını, Ford’un yönetmesini istememesiyle bu anlaşmayı bozdu. Bunun peşinden gelen büyük bir rekabet; Ford’un GT40 modeli ile Ferrari’yi yenmesiyle sona erdi. Bunun ardından bu efsane model hem yarışlardan, hem de üretimden çekildi. Bir nebze olarak belki Ford’un isterse dünyanın en iyi yarış arabasını da yaratabileceğini simgeliyordu bu zafer.
Ford’un merkezi günümüzde Dearborn, Michigan, A.B.D.’de bulunmaktadır. Bünyesinde Mercury, Lincoln, Jaguar, Volvo ve Land Rover’ı da bulunduran Ford ayrıca Mazda’ya da ortaktır. Bunun yanı sıra Amerika’nın en büyük araba kiralama şirketlerinden biri olan Hertz’in de sahibidir
GAZ Volga
GAZ Volga Hakkında
GAZ Volga (Rusça: Волга), GAZ tarafından üretilen üst orta sınıf otomobil modelidir. Adını Avrupa'nın en uzun nehri olan İdil Nehri'nden almaktadır.
Uzun yıllar Sovyetler Birliği'nde yüksek statü sembolünün somut bir örneği olarak bilinen Volga, taksi, ekip otosu, ambulans (station wagon) olarak, ayrıca devlet görevlileri, Komünist Parti üyeleri ve KGB örgütü tarafından kullanıldı. Bugün ise Volga modelleri, geniş ve ucuz aile otomobili olarak bilinmektedir. Selefi, firmanın 1946 yılında piyasaya çıkardığı Pobeda (Zafer), 1958 yılına kadar üretildi.
Volga, üretimine başlandığı 1956 yılından bugüne 3 nesil halinde üretildi. İlk kuşak, 1956-1970 yılları arasında üretilen GAZ M-21 Volga; ikinci nesil GAZ M-24 Volga, 1967'den 1992 yılına kadar (1982 yılından itibaren sadece sivil amaçlı satışlar için) üretildi. 1982 yılında 3102 modeliyle başlayan üçüncü nesil, daha sonra 31105 (2003-2010), 3102 (1982-1991, 2003-2010 yılları arasında ikinci üretim) ve 310221 station wagon (1997-2010, temeli 1972 GAZ M-24-02 ve 1996 GAZ 3110) modellerinden oluşmaktadır. GAZ bu dönem içinde Volga adı altında iki farklı (3105 ve 3111) otomobil de üretmiştir
Birinci nesil, GAZ-M-21 (1956-1970)
Firma Volga adını taşıyan ilk otomobilini 1950'li yıllarda geliştirdi. Lev Yeremeyev tasarımı birinci kuşak Volga'nın Sovyetler Birliği'nin ağır kış şartlarına ve zorlu yollarına dayanıklı, yerden yüksek oluşu, dönemine göre güçlü ve verimli motoru, 50'li yılların otomobillerinde yeni bir teknoloji olan takviyeli hidrolik kampana frenler ve paslanmaya karşı dayanıklı karoser gibi özellikleri mevcuttu.
1950'li yılların Amerikan otomobillerinin tasarımından izler taşıyan Volga, donanım özellikleriyle Sovyetler Birliği halkının en lüks arabasıydı (O yıllarda aracın fiyatının yüksek oluşu, halkın sadece %2'lik bir kısmının bu aracı alabilmesinde etkiliydi). Sürücü dahil altı kişilik taşıma kapasitesi ve dayanıklılığı aracın özellikle kamu hizmetinde (taksi ve ekip otosu olarak) kullanılmasını sağladı. Ayrıca daha hızlı ve güçlü V8 motorlu versiyonları da (GAZ-23) sadece KGB örgütüne tahsis edilmiştir.
"Volga dvadtsat' odin (Volga-21)" üretimine başlandığı 1956'dan banttan kaldırıldığı 1970'e kadar 639.480 adet üretilmiştir ve iki defa makyajlanmıştır. 1956 yılında tanıtım amacıyla 5 adet yapılmıştır. GAZ-22 Volga, firmanın ürettiği ilk station wagon olma özelliği taşımaktadır. Standartta ZMZ yapımı 2.45 litrelik sıralı 4 silindirli benzinli motoru 70-85 BG güç üretmekteydi. GAZ-23 ise Volga serisinin V8 motorlu versiyonudur. Belçika'daki distribütör firma Sobimpex SA, Volga M-21 ve ondan sonra gelecek olan M-24 modellerini sırasıyla 1.62 litre Perkins 4-99, 2.3 litre Rover ve 2.0 litre Indenor yapımı sıralı dört silindirli dizel motorlarıyla Belçika'da satışa sunmuştur[2]. GAZ-21'in üretimi devam ederken, bir sonraki kuşak otomobil GAZ M-24 Volga'nın üretimi başladı.
İkinci nesil, GAZ-24, GAZ-3102 ve GAZ-3110 (1970-2010)
GAZ-24
GAZ-24 (1st generation) "Volga" (front view).jpg
Genel Bakış
Diğer adı Scaldia-Volga M24
Scaldia-Volga M24D
Üretim Gorki, Sovyetler Birliği
Üretim yıl(lar)ı 1970-2010
Tasarım Leonid Tsikolenko
Nikolay Kireyev
Gövde ve Şasi
Gövde tipi 4 kapılı sedan
5 kapılı station wagon
Güç özellikleri
Motor 2.445 L ZMZ 24 I4
5.52 L ZMZ-2424 V8
Şanzıman 4 ileri manuel
3 kademeli otomatik (V8)
Boyutlar
Dingil mesafesi 2,800 mm
Uzunluk 4,735 mm
Genişlik 1,800 mm
Yükseklik 1,490 mm
Birinci seri, GAZ-24 (1970-1985)
GAZ, 1961 yılından itibaren yeni bir Volga modeli için tasarım çalışmalarına başladı. 1965 yılına kadar eskiz[3] çizimleri ve modellemeler üzerinde çalışıldı.1966 yılında GAZ, M-24 kod adıyla bu yeni otomobilin çalışan prototiplerini üretti. 1966-67 döneminde üretilen bu prototiplere göre Volga tamamen yenilenecekti. İç ve dış tasarımı döneminin orta sınıf Amerikan sedan araçlarıyla benzerlik gösteriyordu. Bu prototipler Sovyetler Birliği halkına ilk defa 1967 yılında tanıtıldı ve 1968 yılından sonra deneme üretimine geçildi. 1968-69 yılında yol testleri için sadece 1968'de 31 adet, 1969 yılında da 215 adet yapıldı. Esas seri üretim tarihi 1970 yılından daha erken değildir.
1971 Sovyet 10 kopeks'lik posta pulunda "Pre-Serial" olarak adlandırılan 1968-1969 M-24 Volga prototipi
Genel hatlarıyla Volga 24, öncülü gibi uzun yıllar boyunca zorlu iklim ve yol koşullarına dayanması amacıyla geliştirilmiş, yerden yüksek ve geniş bir otomobildir. Öncülü olan merdiven tip şasili M-21 modelinden farklı olarak M-24 monokok gövdeye sahiptir. Genişliği M-21 ile aynı kalsa da, boyu (4810 mm) ve dingil açıklığı (2800 mm) uzatılmış ve yüksekliği kısaltılmıştır (1436 mm). Seri üretim modeli prototiplerden farklı olarak sadece tekli farlar uygulanmıştır. M-24 Volga yurtdışı pazarında, Belçika'da Scaldia Volga M-24(D) markasıyla montajlanıp satıldı. M-24'e önceki neslinde olmayan aşağıdaki donanım özellikleri de eklenmişti:
Radyo (3 dalga ve anteniyle)
Hidrolik takviyeli çift devre servo fren sistemi, 4 tekerlekte kampanalı
Emniyet kemeri (Standart)
Isıtıcı
Lincoln tipi hız göstergesi
Kapılarda kol dayamalar
Elektrikli saat
Arka cam rezistansı
Bagaj ve motor kapağında lambalar
Alternatör
3 hızlı silecekler bulunuyordu.
Volga M-24, 1970'ten 1992'ye kadar 95 BG 2.4L (150 in3) sıralı 4 silindir ZMZ-24D ya da 5.53L (340 in3) ZMZ-505.10 V8 motor, 4 ileri düz ya da 3 ileri otomatik (sadece V8 versiyonu için) vites kutusu seçenekleriyle üretildi. Servo direksiyon opsiyon olarak bile sunulmadığı için çok ağır direksiyona sahip Volga 24'e Barja (Rus. mavna) lakabı takılmıştır.
M-24 Volga, Sovyetler Birliği halkının arasında yüksek statü sembolü olarak bilinirdi. Bir sivil için M-21 modelinde olduğu gibi bir M-24 sahibi olmak çok zordu. Sadece çok çocuk sahibi olan ailelere ve işi gereği ağır malzemeler taşıması gereken kişilere, resmen ispatladığı takdirde station wagon modeline sahip olmak için özel izin çıkarılırdı.
Varyantları
1971 yılında sedan Volga 24-01'in üretimi başladı ve bir yıl kadar sonra da taksi paketi tanıtıldı. Tamamen vinil iç döşeme ve 76 oktan benzinle çalışan düşük kompresyon otto motor bulunuyordu. 1977 yılında sıvılaştırılmış propanla çalışan Volga 24-07 modelinin üretimi başladı.
1972 yılında Volga 24-02 station wagon modeli piyasaya çıktı, 1 yıl sonra da aynı araçtan türetilen Volga 24-03 ambulans ve Volga 24-04 "Ahır" yük taksisi modeli tanıtıldı. Üç sıra koltuklu 8 kişilik 24-02 station wagon modelinde ikinci ve üçüncü sıra koltuklar katlanarak aracın tabanına gömülebiliyordu. Yedek lastik ve takımları ise bagajın altında dolap şeklinde bir bölmede saklanarak toz ve çamurdan etkilenmesi önlenmiştir. Arka dingilde yaprak yaylı süspansiyon sayesinde 400 kilogram taşıma kapasitesine sahip 24-02'nin formülü Volga serisinin sona erdiği 2010 yılına kadar değişmeden kalmıştır.
Dönemin SSCB lideri Leonid Brejnev'e 4 adet dört tekerlekten çekişli Volga 24-95 tahsis edilmiştir. Bu özel yapım araçlara V8 motor ve UAZ 469'un yürür aksamı uygulanmıştır[4]. Dört tekerlekten çekişli 24-95 modelinden günümüze sadece iki adet kalmıştır. Bir tanesi GAZ'ın müzesinde sergilenirken, diğer aracın bir şahsa ait olduğu düşünülmektedir.
1978 yılında üretilen Peugeot XDP 4.90 dizel motorla donatılmış Volga 24-56 1000 adetlik sınırlı üretimle Hindistan, Pakistan ve Singapur'a ihraç edilmiştir. Dizel motorlu diğer Volga'lardan farklı olarak Belçika'da montajlanmayan 24-56 GAZ'ın ürettiği son sağdan direksiyonlu araçtır.
Sedan ve station wagon modellerinden başka, SSCB'nin çeşitli bölgelerindeki atölyelerde üretilen birbirinden farklı modelde Volga kamyonet, Bronnitsy kentindeki askeri fabrikada üretilen ve askeri seremoniler için tasarlanmış Volga Cabriolet modelleri de mevcuttu. 1980 Moskova Olimpiyatları'nın meşalesi, ikişer adet GAZ M-24'ün eşliğinde taşındı. Bu araçlar, olimpiyatlar için sarı-beyaz renkleriyle boyanmıştır.
1985 yılından sonra GAZ, kamu görevlileri için 3102 modelini üretmeye başlayınca Volga 24-10 adında sadece sivil ve taksi kullanımına özel olarak satılan ikinci kez makyaj geçiren model piyasaya sürüldü. Bu model 1992 yılına kadar üretildi. 24-10 ve station wagon 24-12 modeliyle Volga serisinde ilk defa siyah plastik parçalar kullanıldı. 1980'li yıllarda otomotiv firmaları birim maliyetle daha fazla üretim yapabilmek amacıyla tampon, jant kapağı, iç döşeme ve yüksek sıcaklık altında çalışmayacak emme manifoldu ve sigorta kutusu gibi motor parçalarını ABS ve poliüretan gibi sert plastik malzemelerden imal etmeye başlamıştı. Bu modaya uyan GAZ, 24-10 modelinde ızgarada, "aerodinamik" jant kapaklarında ve direksiyon simidi dahil iç döşemede[5] plastik malzeme kullandı. Bununla birlikte kelebek camsız ön kapılar, yeni tasarım kapı mandalları ve daha az krom parçalar Volga 24-10'un görsel özellikleriydi.
Volga M-24'ün motoru ve yürür aksamı Letonya'da Rigas Autobusu Fabrika'da (RAF-Riga Otobüs Fabrikası) üretilen RAF 2203 minibüs modelinde ve Ermenistan'da imal edilen ErAZ 766 panelvan modellerinde de kullanıldı. M-24'ün yolcu kabuğu Volga'nın bir sonraki modellerine aynen uygulandı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra 24-10 modellerinin üretimi 1992 yılına kadar devam etti. Bu seneden sonra 24-10'un yerini 31029, 24-12'nin yerini 31022 modeli aldı.
Geely
Geely Hakkında
Geely Holding Group, 1986 yılından beri otomobil, motosiklet, otomobil motoru, şanzıman, otomobil parçalarının üretiminde faaliyet gösteren bir firmadır.
Çin’in En Büyük Kuruluşu
90’lı yıllara kadar Çin pazarında sadece parça ve motor tedarikçisi olarak faaliyet gösteren marka, ilk olarak 1997 yılında üretiği ilk aracıyla otomobil sektörüne tam anlamıyla adım attı. Bu süreçte otomotiv sektörünün öneminin farkında olan marka gelişim sürecinde ar-ge çalışmalarına 1 milyar 300 milyon dolardan fazla yatırım yaparak bulunduğu pazarda lider konuma yükselmeyi hedefledi. Çin pazarında üretim yapan en büyük özel sektör kuruluşu olmasıyla bilinen Çin’in General Motors’u denebilecek Geely Group, bu girişimleriyle buradaki pazarın gelişmesinde de önemli rol üstlendi.
Geely Volvo İle Dünyaya Açılıyor
Geely markasının Avrupa ile birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde de fabrikaları bulunmaktadır. Bu üretim tesisleri Çin’de Linhai, Ningbo, Xiangtan, Cixi, Jinan, Lanzhou, Taizhou, Shangai ve Çin dışında Rusya, Ukrayna, Venezuela, Malezya ve Güney Afrika’da bulunmaktadır. 2010 yılında 2 milyar dolar ödeyerek eski sahibi olan Ford’danVolvo markasını satın alan Geely Group böylelikle otomobil sektöründe kendisini bir adım daha ileriye taşıyacak dev atılımı gerçekleştirdi. Volvo’yu satın aldıktan sonra Avrupa’daki Ar-ge merkezlerine dokunmadı, fakat Çin’de üretim yapabilmek için tam 2 yıl bekledi. Bu sancılı süreçte bir CEO değiştirmek zorunda kalan marka Çin’deki üretiminin büyük kısmını Amerika pazarına pazarlamayı hedefliyor.
Geely markasının kendi ismi ile üretmiş olduğu bazı modeller ise Geely CK Echo 1.3,Geely Emgrand EC7,Geely Emgrand EC7 1.5 GSL, Geely FC, Geely MK Familia 1.5’dur. Geely Group Holding birçok otomobil teknolojisi üretmeye devam etmektedir.
Geely Emgrand modeli en tasarruflu 10 araç listesine girmeye hak kazanmıştır.
Otomobil Markalarinin Tarihi
Araba markaları hakkında detaylı bilgilere, araba marka tarihleri ve kuruluş hikayelerine, buradan ulaşabilirsiniz. İster ikinci el araba arayın, ister sıfır kilometre bir araba modeli satın almayı düşünüyor olun, otomobil almaya karar vermeden önce iyice araştırmanın yanında otomobil markası hakkında da biraz bilgi edinmek isteyebilirsiniz. Aşağıdaki listeden dilediğiniz otomobil markası logoları Altındao otomaobil markası hakkında detaylı bilgileri bulacaksınız.
Honda
Honda Hakkında
Honda ülkemizde daha çok motorlu taşıtlar sınıfısında binek, ticari araç ve motorsiklet ürün gamıyla uzun yıllardır tanınıyor olsa da binek ve ticari araçlar dışında, deniz araçlarında kullanılan su motorları , genel amaca yönelik olarak akaryakıtla çalışan motor ve jeneratörlerden çim biçme makineleri , endüstriyel otomasyonda sektöründe kullanılan robotlara kadar geniş bir üretim yelpazesine sahip Japon kökenli merkezi Tokyo’da olan uluslararası markadır.
Yılda yaklaşık 14 milyon adetle en büyük motor üreticisi olan HONDA, bugün 24 ülkedeki 124 üretim tesisi ve 6 farklı bölgedeki Araştırma Geliştirme merkezleriyle yaklaşık 150.000 kişiyi istihdam eden, faaliyet gösterdiği tüm sektörlerde kalitesini ispatlamıştır.
Birbirinden farklı sektörlerde herkes tarafından kabul edilmiş Honda markası nasıl doğdu ?
Daha küçük yaşlarda el imalatı bir fiil kendi otomobilini kendi üretme hayalleri kuran Soichiro Honda daha sonra hayallerinin gerçeğe dönüşümüne bir fiil emeğini de koyarak Takeo Fujisawa’yla beraber kurucu ortak olarak Eylül 1948´de Hamamatsu’da Honda markasının ilk temellerini attılar.
Global pazarda ismini ilk olarak 1947 yılında üretmiş olduğu motosikletlerle duyuran Honda, bu sektördeki kazanımlarını hızla yatırıma dönüştürüp en büyük Japon motosiklet üreticisi durumuna geldi.
1964 yılında seri otomobil üretimine başlayan Bay Soichiro Honda bir sene sonra, kendi üretimi olan aracıyla katıldığı Grand Prix sezon yarışlarında 1965 yılının Ekim´inde ilk GP’yi kazanmasıyla on yıl gibi kısa bir sürede dünya otomobil endüstrisinde başrol oyuncularından biri olmuştu.
Çalışma yaşamı boyunca ticari satış ve pazarlama kaygısından uzak, idealist bir mühendis tavrıyla tasarım ve buluşlar yapan Bay Soichiro Honda artık Honda markasının sadece kurucusu değil, aynı zamanda Honda´nın marka stratejisini kurgulayan insan olmayı başardı. Her zaman farklı olanı yaratma arzusu , yaratıcı fikir ve projelere her geçen yıl bütçesindeki sermaye payını arttırdı.
1975 yılına gelindiğinde Honda global pazarda otomotiv sektörünün başrol oyuncuları arasındaki önemli konumunu almıştı.Özellikle 1972 yılında üretimine başlamış olduğu Civic modeli, bu başrolde büyük rol oynamış Honda’nın 1980´ lerin başında dünyanın en büyük uluslararası Japon firmalarından biri olmasının temellerini atmıştı.
Geçmişe dönüp baktığımızda bu başarı hikayesinin temelinin çocukluk hayallerinin peşine düşmüş, tüm hayatını bu amaca adamış Bay Soichiro Honda’nın her zaman yeni ve farklı olanı yaratma arzusunun mevyesinden başka birşey olmadığını anlamak çok zor olmasa gerek.
Honda markasının ülkemizdeki faaliyetleri ve satışta olan otomobil sınıfına bakacak olursak:
İlk olarak 1972 yılında Suzuka fabrikasında üretimine başlanan Civic modeli Honda’nın Türkiye’de de bugüne kadar en çok satılmış binek aracıdır. Honda Türkiye 1992 yılında Anadolu Grubu’ yla Honda’ nın %50 ortaklığı ile Anadolu Honda Otomobilcilik A.Ş. adı altında kuruldu.
Gebze Şekerpınar’ da 1995 yılında ilk temelleri atılan Honda Türkiye fabrikası ilk olarak 1998 yılında sürekli üretime geçen fabrika, Ocak 2003 tarihinden itibarıyla %100 Honda Motor CO. yatırımıyla Honda Türkiye A.Ş. olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Honda’nın kilometre taşları:
1946 — Sohichiro Honda tarafından Hamamatsu’da kuruldu
1947 — İlk motosiklet motorunu üretti
1948 — Honda Motor Co. adını aldı
1949 — Dream D-type adlı 2 silindirli 98 cc’lik motosikleti üretti
1952 — Merkez ofisini Tokyo’ya taşıdı
1959 — Motosiklet yarışlarındaki ilk önemli başarısını İngilterede elde etti. Isle Of Man Tourist Trophy GP yarışlarında 6. , 7. , ve 8. sıraları alarak 125 cc markalar şampiyonu oldu.
1959 — American Honda Motor Co. Kuruldu
1960 — Motosiklet üretimi için Suzuka fabrikası kuruldu
1946-1963 — Yılları arasında değişik motosikletler üretmiş ve motor sporlarında önemli başarılar elde etmiştir
1963 — İlk spor otomobili S500’ü ve küçük pikap T360’ı üretti
1963 — Belçika’da motosiklet üretimine başladı
1964 — İlk kez girdiği Formula 1 yarışlarında 9. oldu
1965 — Mexico GP’sinde ilk zaferini kazandı
1965 — Portatif jeneratör üretimine başladı
1966 — S800 modeliyle ihracat atağına başladı
1967 — Suzuka fabrikasında küçük araçların üretimine başlandı
1972 — Civic modelinin üretimine başlandı
1976 — Brezilya’da motosiklet üretimine başlandı
1976 — Civic modelinin üretimi 1.000.000 adete ulaştı
1976 — Accord üretilmeye başlandı
1982 — Amerika’da Civic üretilmeye başlandı . ABD’de üretim yapan ilk Japon firması oldu
1985 — Integra , Today , Legend modelleri üretime başlandı
1986 — Kanada’da Accord üretimine başlandı
1988 — McLaren F1 ‘le şampiyonluk kazandı
1988 — Daha düşük atık gaz ve daha yüksek performans sunan VTEC motor geliştirildi
1988 — Yeni Zelanda’da otomobil üretimine başlandı
1989 — ABD Ohio ‘ da ikinci fabrika üretime başladı
1989 — Accord Inspire üretimine başlandı
1990 — Formula 1 teknolojisiyle üretilen NSX ve iki kişilik üstü açık Beat modelleri tanıtıldı
1991 — VTEC-E motoru Civic’ e uygulandı
1992 — İngiltere ve Filipinlerde otomobil üretimine başlandı
1994 — Pakistan’da otomobil üretimine başlandı
1994 — Minivan Shuttle (Odyssey) tanıtıldı
1994 — 2. kuşak NSX tanıtıldı
1995 — Türkiye Gebze Şekerpınarında fabrika temeli atıldı
1995 — Hafif arazi aracı CR-V ve 6. nesil Civic tanıtıldı
1997 — 3. kuşak NSX tanıtıldı
1997 — 5. kuşak Prelude tanıtıldı
1997 — Türkiye fabrikası Gebze Şekerpınarı’nda açıldı
2007 — Türkiye fabrikasında 8. nesil Civic (Sedan) üretimi başladı
Hummer
Hummer hakkında
Amerikan ordusu ‘80’li yılların başında tarihinin en önemli stratejik anlaşmalarından birisine imza attı. Partner, GMC şirketiydi ve beş yıl içerisinde 55 bin adet, 15 farklı konfigürasyona sahip olan çok amaçlı ordu aracı isteniyordu. Sağlam ve dayanıklı yapısı da aracın uzun ömürlü olmasındaki en büyük etkendi. Orijinal M998’in ağırlığı 2400 kg’a yakındı.
1992 Nisan’ı Humwee’nin ‘Hummer’ adı altında sivil kullanıma sunulması fikri ortaya atıldı.
Bu doğrultuda pek çok gelişkin teknolojiyi bünyesinde barındırmaktaydı. Ordunun daha önceden kullandığı ve halen kullanmakta olduğu M151, M274, M561 ve M880 gibi diğer araçların yerini alması için tasarlanmıştı.
Humwee’ler teslim alınmadan önce 600 bin milin üzerinde yol yaptılar ve her türlü zorlu koşulda test edildiler. Ordunun ve AM General’in uzman pilotları araçları başarısız kılmak için ellerinden geleni yaptı.
iyi olduğu gözlemlendi…
Humwee’nin bir başka avantajı da birçok farklı versiyona dönüştürülebilen bir platform üzerine inşa edilmiş olmasıydı. 15 farklı versiyon da aynı motoru, şasiyi ve şanzımanı taşımakla beraber; modüler üretim tekniği sayesinde bir kargo aracı, arazi jipi, silah taşıma ünitesi veya bir ambulans olarak da kullanılabiliyordu. Ayrıca o kadar kompakt bir makineydi ki, çalışan tüm parçaları ve yapısı hakkında sadece birkaç saatlik bir eğitim sonrasında bilgi alınabiliyor, daha da ötesinde bakım ve onarımını gerçekleştirecek kadar bilgi sahibi olunabiliyordu.
VE SON OLARAK 27 ŞUBAT İTİBARI İLE HUMMER EN PAHALI ARABASI 198.000 TL’DİR
Hyundai
Hyundai Hakkında
Grubun geçmişi 1940’ta Chung Ju Yung tarafından kurulan küçük bir tamir atölyesine dayanmaktadır. 1947’de kurulan Hyundai Engineering & Construction Company (HEC) Kore’nin savaş sonrası yeniden yapılanmasında kilit rol oynamış ve Grubun 60’lı ve 70’li yıllarda çelik, gemi yapımı, otomobil ve makine üretimi gibi değişik ağır sanayi sektörlerine girmesi için zemin oluşturmuştur.
1967’de Hyundai Motor Company’nin kurulması, grubun daha hassas teknolojiler gerektiren sanayi kollarına geçişini belirlemiştir. 1967’de kurulan Hyundai Motor Company bugün otomotiv üretiminde Kore’nin tartışılmaz lideri, dünyanın ise önde gelen otomotiv üreticilerindendir. Şirket 52.000’den fazla personeli ile Hyundai Grubu’nun temel taşlarından birini teşkil etmektedir. 1998 yılında firmasının da satın alınması ile Hyundai, Kore otomotiv pazarının %70’ini ele geçirmiştir.
Hyundai Motor Company’nin Güney Kore’deki fabrikaları haricinde Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Hindistan’da da global üretim merkezleri bulunmaktadır. Hyundai Otomotiv Grubu, 2005 yılı sonundaki global satışları itibariyle dünyanın en büyük 6’ncı otomotiv üreticisi konumunda bulunmaktadır ve 2010 yılı itibariyle 5’inciliğe yükselmeyi hedeflemektedir.
Hyundai Motor Company’nin yılda 1.5 milyon adetlik üretim kapasitesine sahip Ulsan fabrikası, dünyanın kompleks halindeki en büyük otomotiv üretim tesisidir.
Hyundai Grubu, bünyesindeki 45 şirketi ile Kore’nin ve dünyanın en büyük gruplarından birisidir. Dünya çapında 180.000’den fazla personeli bulunan Grup; motorlu araçlar üretimi, mühendislik, inşaat, gemi yapımı, çelik, petrokimya, makine, havacılık, elektronik ve finans sektörlerinde faaliyet göstermektedir.
Kibar Holding’in 1997 yılında Hyundai firması ile %50-%50 eşit ortaklık kurması ile Hyundai Assan Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. kurulmuştur. 1997 Temmuz ayında faaliyete geçen 125.000 araç/yıl üretim kapasiteli Ali Kahya tesisleriyle grup, Türk otomotiv sanayinde öncü kuruluşlar arasında yerini almaktadır.
Otomotiv tesisine hizmet verecek koltuk, iç donanım, taban ve tavan kaplamaları üreten yan sanayi şirketi ise hemen ana tesisler yanında faaliyete geçmiştir. Kibar Grubu şirketleri ISO 9002 Kalite Belgesi’ne sahiptir.
Infiniti
Los Angeles Fuarı’nın en heyecan verici konseptleri
8
Los Angeles Fuarı’nın en heyecan verici konseptleri
Infiniti Hakkında
Infiniti, 1989 yılında Nissan Motors’a bağlı olarak kuruldu. ABD, Kanada, Orta Doğu, Güney Kore ve Tayvan pazarı için üretim yapmaktadır. ‘’Sonsuza açılan yeni ufuklar’’ sloganını alan Infiniti, logosunu da bu slogandan almıştır.
Infiniti Q45 İle Adını Duyuruyor
Infiniti’nin ilk ürettiği model Q45’dir. Bu modelle oldukça başarılı olan Infiniti adını kısa sürede tüm dünyaya duyurdu. Ancak beklediği başarıyı Q45’de yakalayamadı.
Q45 sayesinde elde ettiği deneyim sonucunda reklam stratejisi ve satış politikasında yenilemeye giden Infiniti, ikinci modeli olan G37 modeliyle beklediği satış rakamına ulaştı ve rakiplerinin dikkatini çekmeyi başardı. Japon pazarında ürettiği lüks otomobillerle başarı yakalayan Infiniti Avrupa pazarına da açıldı. Avrupa pazarındaki rakiplerini de zorlamayı başaran Infiniti Qx4 modeliyle düşüşe geçti.
İlk SUV Infiniti Modelleri
90’lı yılların ortalarında mali krize giren marka cesur bir adım atarak piyasaya iki SUV model sürdü. G35 ve G37 model adlarını alan SUV araçlar başarılı oldu ve Infiniti’nin geçmiş başarısını yakalamasını sağladı. Lüks kavramını G35 ve G37 modellerinde başarılı bir şekilde uygulayan Infiniti, bu araçlarıyla Avrupa dahil olmak üzere bir çok pazarda rakiplerini geride bırakmayı başardı.
Sürüş destek sistemleri geliştirmeye başlayan Infiniti Q50’deki sürüş destek sistemiyle otomobil severlerin takdirini topladı. Bir çok başarıyı peş peşe yakalayan Infiniti Q50, bu güne kadar Infiniti’nin en çok başarı sağladığı araçlarından biri oldu.
Günümüzde de başarısını devam ettiren Infiniti 15 ülkede 230’dan fazla yetkili satıcı ve servis ile hizmet vermeye devam ediyor.
Isuzu
Isuzu Hakkında
Isuzu ismi Japonya’da ilk olarak 1934’te duyulmuştur. İsim, Japonya’nın en eski mabedi olan Ise Shrine of Mie yakınlarındaki Isuzu Nehri’nden gelmektedir. Şirket bugün bilinen “Isuzu Motors Ltd” ünvanını ise 1949 yılında almıştır.
Şirket Felsefesi, müşterilerine yüksek kaliteli ürün ve hizmet sunmak, sektörün ihtiyaçlarına katkıda bulunacak yeni teknolojiler geliştirmektir. Isuzu Motors Limited, dünyanın önde gelen ticari araç ve dizel motor üreticilerinden biridir. Her daim yeniliklerin önzüsü olan Isuzu, 1936 yılında Japonya’nın ilk dizel motorunu üretmiştir. Bugün ise çevre dostu dizel teknolojisi araştırmalarının öncüsü konumundadır. Isuzu ürünleri dünya çapında 130’dan fazla ülkede bulunmakta ve faaliyette bulunduğu 23 ülkede en azından bir ürün kategorisinde Pazar lideri konumundadır. Örneğin 2005 yılında Isuzu, Japonya 2-3 tonluk kamyonet pazarında %38,4 Pazar payına sahipti. Amerika’da ise üçüncü ve yedinci sınıf ithal LCF kamyonlarda Pazar liderliğini 19 yıl ardarda korumuştur.
Isuzu; Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya ve Asya’nın birçok bölümünde dizel motor üretim tesislerine sahiptir. Isuzu’dan başka hiçbir dizel üreticisi dünya çapında bu denli geniş bir dizel motor üretim ve satış ağına sahip değildir.
Isuzu Motors Limited 70 yıldan uzun bir süredir öncelikli olarak dizel motorlarla ilgili çalışmalar yapmıştır. Tarihi boyunca Isuzu, Japonya’da dizel motor alanında teknolojik yeniliklere öncülük etmiştir. Dizel motorları alanında iyi bir üne sahip olan Isuzu, 1936 yılında ürettiği Japonya’nın ilk hava soğutmalı oto dizel motorundan bu yana 19 milyona yakın dizel motor üretmiştir. Şirkete duyulan saygı sadece 70 yıllı aşan tarihçesinden değil aynı zamanda bunca yıl boyunca değişen toplumun ve pazarın ihtiyaçlarına akılcıl çözümler sunmasından kaynaklanmaktadır.
Sadece geçen sene 1,000,000 dizel motor üretemi yapan Isuzu, günümüzde üç Avrupalı üreticiyle birlikte, dünyanın en büyük dizel motor üreticileri arasında yer almaktadır.
Yılda 1,000,000’dan fazla dizel motor üreten Isuzu, 1000cc’lik güç ünitesinden 24 litrelik ağır iş makinalarının motorlarına kadar geniş bir ürün yelpazesine sahiptir.
Anadolu Isuzu
Anadolu Isuzu Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. Anadolu Grubu, Isuzu Motors Limited ve Itochu ortaklığında halka açık bir anonim şirkettir. Ana faaliyet alanı ise hafif kamyon, kamyonet ve küçük otobüs gibi ticari araçların üretimi ve pazarlanmasıdır.
Anadolu Isuzu’nun deneyimi ve birikimi 1965 yılında kamyonet ve motosiklet üretimine başlayan Çelik Montaj’a dayanıyor. 1986 yılına dek Skoda komyonet üretimini sürdüren şirket, 1983’te Isuzu ile lisans anlaşması yaparak Temmuz 1984’te İstanbul Kartal’daki fabrikasında Isuzu araçlarının üretimine başladı.
2 Temmuz 1999’da Gebze Şekerpınar’daki yeni fabrikasına taşınan ve Ağustos 1999’dan beri yeni fabrikasında üretim yapan şirketin ortaklık dağılımı ise aşağıdaki gibidir:
Anadolu Grubu : % 53.55
Isuzu (Japon) : % 16,99
Itochu (Japon) : % 12.74
Diğer : % 1.72
Halka Açık Hisseler : % 15
Anadolu Isuzu’nun Türk otomotiv sektöründe öncülük yaptığı konular arasında belkide en önemlisi müşteri memnuniyetini ön plana çıkaran hizmet anlayışı olmuştur. Kuruluşundan bu yana üretim, satış ve satış sonrasında kalite bilincine önem veren Anadolu Isuzu, çalışma sistemi olarak 1995 yılında tümüyle etkinliğe ulaşan Toplam Kalite Yönetimi’ni, 1996 yılından itibaren de ISO-9002 kalite güvence sistemini uyguluyor. Bu çalışmaların meyvesini 1998 yılında ISO-9002 kalite belgesiyle alan Anadolu Isuzu, ayrıca ürün kalitesinde Japon standartlarını hedef alarak, Isuzu’nun da desteğiyle üretimde KAIZEN çalışmaları yapıyor. 2003 yılında şirket TÜV tarafından ISO-9001:2000 kalite sertifikasıyla ödüllendirildi. 2005 yılında ise BVQI, şirketin uyguladığı çevre yönetimi sistemini onaylayarak, Anadolu Isuzu’yu ISO 14001 setifikasıyla ödüllendirdi. Son olarak 2006 yılında şirketin sahip olduğu 9001:2000 kalite belgesi BVQI tarafından yenilendi. Kal-Der Kalite Derneği üyesi olan Anadolu Isuzu, ilk defa 1996 yılında Kalite Ödülü’ne başvuran kuruluşlar arasındadır.
Anadolu Isuzu’da Önemli Tarihler:
1965 Çelik Montaj’ın kuruluşu
1981 Anadolu Otomotiv Sanayi isim tescili
1983 Isuzu ile teknik anlaşmaya varılması
1984 Isuzu Kamyon üretiminin başlaması
– Türkiye’de Japon lisansı ile üretilen ilk araç –
1985 NPR 59’un tanıtılması
1986 Isuzu / Itochu / Anadolu Endüstri Holding arasında ortaklığın başlaması
– Otomotiv sektöründe ilk Türk/ Japon ortaklığı –
AIOS’un kendi tasarımı olan midibüs araçların üretimine başlaması
1987 Midibüs üretiminin başlaması
1989 Belediye tipi araç üretimine başlanması
1991 NKR-Wide, hafif kamyon üretimine başlanması
1994 Ihracat faaliyetlerinin başlaması
1995 Toplam kalite yönetimine geçiş
Japon ortaklık payının %35’e çıkması
Anadolu Isuzu (ünvan değişikliği)
1996 ISO-9002 belgesi alınması
Yeni fabrika temelinin atılması
1999 Gebze Şekerpınar’daki yeni fabrikada üretime geçilmesi
NQR kamyon üretimine başlanması
2000 Turkuaz otobüs üretiminin başlaması
2001 Şasi ihracatina başlanması
2002 NQR 3 Dingil kamyon üretiminin başlaması
2003 Avrupa Birliği’ne Otobüs ihracatının başlaması
ISO 9000:2000 kalite belgesinin alınması
2004 Türkiye’de Isuzu markası ile araç üretiminin 20. yılının kutlanması
D-Max pick-up satışının başlaması
20. yılda 80.000. Isuzu’nun üretim hattından indirilmesi töreni
2005 2000. Turkuaz’ın üretim hattından indirilmesi
N-Serisi kamyon ve kamyonetlerin yenilenmesi
D-Max pick-up’ın yenilenmesi
Royal otobüsün turbo motoruyla Roybus adını alması
2006 Yeni görünümlü Turkuaz’ın üretimine başlanması
NPR, NQR, NQR 3D’nin yeni yüzleri ve motorları
NKR, NKR low, NKR Wide’in yenilenmiş yüzleri
Roybus, Classic ve Urban’ın yenilenmiş yüz ve motorları
2007 AB üyesi ülkelere ihraç edilen Turquoise modelinde Euro 4 motor kullanılmaya başlandı. Ön ve arka yüz tasarımları yenilendi
Ilk 9 metrelik otobüs modeli Citimark’ın lansmani yapıldı
D-Max 4×4 ve 4×2’nin dış ve iç tasarımı yenilendi
Iveco
Iveco Hakkında
IVECO 1975 yılında Fiat grup tarafından kurulan ve geniş bir ürün yelpazesine sahip ticari araç ve motor üreticisidir.
Hafif sınıf ticari araç , orta sınıf ticari araç ve ağır sınıf ticari araçları hem on road hem de off road yol şartlarına göre üreten , dizayn eden ve pazarlayan Iveco , aynı zamanda yolcu araçları , savunma araçları , sivil savunma , itfaiye gibi araçları da üretmektedir. Bu araçları üretirken de en ileri teknoloji dizel,doğalgaz ve hibrid gibi yakıt sistemlerini kullanmaktadır.
28.000 kişinin çalıştğı Iveco , 16 ülkede , 27 üretim tesisi ve 5 araştırma merkezine sahiptir. Ülkemizde Iveco, faaliyetlerini Iveco Araç A.Ş. ile sürdürmektedir. Iveco Araç 14 3S bayisi ve 54 adet servisi ile tüketiciye hizmet vermektedir. Türkiye’deki firma merkezi Samandıra’dadır.
Türkiye de bulunan ürün yelpazesi , Daily van-şasi , Daily 4X4 şasi , Eurocargo kamyon , Trakker inşaat kamyonu , Stralis çekici ve Eurobus midibüsden oluşmaktadır.
Jaguar
Jaguar Hakkında
Jaguar’ın geçmişine baktığımızda izler bizi İngiltere’nin kuzeyinde bir sahil kasabası olan Blackpool’a ulaştırır.
Bill Lyons 1922 yılında Swallow Sidecar Company’i kurdu. Şirket, ilk günlerinde, Blackpool’da oldukça gösterişsiz ve ikinci katta bulunan bir mekanda, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az işçiyle üretime başladı.
1935 yılında ‘Jaguar’ ismi kendini ilk olarak tamamen yeni bir salon ve spor araba serisi ile duyurdu. Altmışların sonlarına doğru Jaguar piyasanın çok daha dar bir kesimine hitaben pek çok salon modeli üretti.
1984 yılındaki sermaye hareketinin ardından Jaguar ciddi anlamda bir büyüme ve gelişme kaydetti.
1960 yılından bu yana Daimler firması ile ortak olan Jaguar her zaman en lüks ve en çok satan modellerinin ‘Daimler’ olmasından büyük gurur duymaktadır.
1990 yılında Ford firması tarafından alınmıştır.
Güç ve zariflik. Jaguar, arabalarındaki zıplayan jaguar figürünü, meydana gelebilecek kazalarda, yayaların yaralanma riskini azaltmak için değiştirdi.
Firma, ürettiği yeni modellerine jaguar yerine, jaguar resimli bir plaket monte ediyor.
Jeep
Jeep Hakkında
1940 yılında Amerikan ordusu hafif, manevra yeteneği güçlü, sağlam, güvenli ve seri bir genel maksatlı araç istiyordu. Detaylı niteliklerin tam olarak karşılanması gerekiyordu ve üç şirket bu amaçla rekabete girişti.
Yansa 135’in üzerinde şirket katıldı ve sadece 49 günde bir prototip ve ayrıca yine 75 günde 70 test aracı üretmek için kıyasıya bir mücadele başladı.
Bunlar arasından sadece üçü ordunun yüksek beklentilerine cevap verebildi: American Bantam, Willys-0verland ve Ford. Nihayet, Ford ve Bantam modellerindeki bazı yenilikleri alarak bunlar arasından sıyrılan Willys-0verland (özellikle 738,74 $’lık fiyatıyla) oldu.
Böylece, Toledo, Ohio’daki Willys 0verland’in ikinci dünya savaşında Willys MB üretmek için Amerikan Ordusuyla sözleşme imzalamasıyla “Jeep” serüveni 23 Temmuz 1941’de başlamış oldu.
“MB” daha sonra çoğumuzun sadece “Jeep” adıyla bildiği bir efsaneye dönüştü.
Yüzde yüz Daimler Chrysler A.Ş. sermayesi ile 2000 yılında kurulan Chrysler Jeep Ticaret A.Ş. Türkiye’de Chrysler, Jeep ve Dodge marka otomobillerin satış, satış sonrası ve yedek parça hizmetlerini sunmaktadır.
Kia
Kia Hakkında
Kore‘nin ilk bisiklet ve otomobil üretici firması olan Kia Motors,1944 yılından bu yana, kararlılığı ve yaratıcı teknolojisi ile Kore’yi global otomotiv pazarına sokmakta öncü olmuştur.
1998 yılında Hyundai ve Daimler-Chrysler ortaklığındaki konsorsiyum tarafından satın alınmıştır.
Kia gerçek anlamda atılımını bu noktadan sonra gerçekleştirmiştir.
Vizyonunu genişleten Kia Motors şirketi, araştırma-geliştirme faaliyetlerine çok önem vermiştir.
Kia Motors ABD’deki başarısını Avrupa’ya taşımak için Avrupa müşterisine yönelik ürünlerini pazara sokmuştur.
Cerato, Rio Picanto, Magentis gibi modelleriyle ülkemizde çok başarılı satış grafikleri yakalayan Kia asıl başarıyı SUV modelleri olan Sorento ve Sportage ile yakalamıştır.
Türkiye’de üst üste 4 yıl boyunca “en çok satan 4×4″ ünvanını elinde bulunduran Sorento’nun en yakın rakibi yine Kia modeli olan Sportage’dır.
Kia’nın adı bile, bu Uzakdoğu ülkesinin amacını açıklamaya yetiyor.
Çünkü Kia, Kore dilinde “Doğu’nun yükselişi” anlamında kullanılıyor. Firmanın kurucusu Chul Ho Kim tarafından 1952 yılında kararlaştırılan bu ismin, yavaş yavaş anlamının amacına ulaştığını söylemek yanlış olmaz.
Firmanın izlediği bu global düşünce, marka adını çevreleyen elipsin dünyayı simgelemesiyle anlatılıyor..
Koenigsegg
Dünyaca bilinen ve herkesin ismini duyduğu Mercedes, BMW, vs. köklü, kaliteli araba üreticilerinden çok farklı bir marka ile karşınızdayız: Koenigsegg…
İtiraf etmek gerekirse bizim için telaffuz etmesi de biraz zor. Türkiye’de seri üretime yönelik faaliyetlere girişse Koenigsegg’in pazarlama aşamasında daha bu sebepten dolayı büyük bir dezavantajı olurdu. Ama az bilinmesinin temel sebebi bu değil. Koenigsegg; dünyada sadece çok zengin ve spor araba meraklısı olanların portföyünde yer alan, özel modellerle meşgul olan bir üreticidir. Tabi bilmezsiniz…
Koenigsegg nerenin malı?
Bu tarz kelimelere aşina olanlar hemen İskandinav kokusunu almıştır. Hangi ülke diye soracak olursanız Koenigsegg; İsveçli bir araba markasıdır. Yani çelik endüstrisi ve ağır sanayideki İskandinav güvenilirliğinin arabaya dönüştürülmüş halidir. Birçok modelindeki göz kamaştırıcı metalik rengi, spor arabalara ilgi duymayanların bile enteresan tepkiler verebilmesini sağlayan dış tasarımı ile Koenigsegg; gerçekten farklı bir yaklaşımı olduğunu ıspatlamaktadır.
Koenigsegg’in sahibi kim?
Genç sayılabilecek bir marka olan Koenigsegg’in kurucusu da sahibi de hala aynıdır. 1994 yılında Christian von Koenigsegg tarafından kurulmuştur.
Hakkı yenen mucit von Koenigsegg
Christian’ın hikayesi aslında pahalı spor arabalar üretmekten çok daha fazlasına dayanmaktadır. 1974 yılında dünyaya gelen Christian; çocukluğundan beri makinelere, onların işleyişlerine ve mekanizmalarına meraklı olmuştur. Onun u düşüncelerini hayatı boyunca gerçeğe dökmeye çalışmaktan vazgeçmemesini sağlayan en önemli dönüm noktası; 5 yaşındayken izlediği, Norveçli bir bisiklet-motosiklet tamircisinin kendi bilgisi ve çabasıyla kendi yarış arabasını yapışını anlatan “Pinchcliffe Grand Prix” adlı film olmuştur. Bu film; Christian’ın spor araba tutkunluğunun bilinçaltına iyice yerleşmesini sağlamıştır.
Bu ilgi alanı doğrultusunda makine aksamları ve diğer tüm mekanik konuları büyük bir tutkuyla öğrenmeye devam eden Christian; bu becerisini geliştirmek için bulduğu bütün kamera, saç kurutma makinesi, tost makinesi, vs. küçük ev aletlerini sökerek nasıl çalıştıklarını öğrenmeyi hobi haline getirmiş; edindiği bu tecrübeler de ona makine teknolojilerinde yeni bakış açıları geliştirebilmesi için gerekli altyapıyı vermiştir. Öyle ki; henüz 17 yaşındayken yaşadığı çevrede en iyi mobilet tamircisi olarak nam salmıştır.
Teknik konuların yanı sıra Christian; bilgisayar konusunda da ileri görüşlülüğünü göstermiştir. Henüz 1990’lara yeni girildiği sıralarda; bir gün çok küçük hafıza kartlarının bir CD’den çok daha fazla müzik barındırabilecek duruma geleceğini ve insanların CD çalar yerine bu kartları çalıştıran cihazlar kullanacağı ön görüsünde bulunmuştur. Hatta bu görüşünü hayata geçirmeyi de teşebbüs etmiştir ama üstüne gitmemiştir. Gerisini biliyorsunuz…
1991 yılında da birbirine yapıştırıcı veya geçmeli olarak bağlanan döşeme ve parkelere ihtiyaç kalmamasını sağlayacak bir çözüm bulmuş; “click” olarak adlandırdığı bu icadı ilk olarak Belçika’da döşeme ve parke üretimi yapan üvey babasına sunmuştur. Üvey baba üvey babalığını yapmış ve Christian’ın fikrini mantıksız bulmuştur. Daha sonra sunum yaptığı birçok üreticiden de olumsuz cevap alınca bu fikrini askıya almıştır. 1995 yılında ise; bir İsveçli ve bir Belçikalı üretici Christian’ın buluşunun bire bir aynısının patentini almış, üstüne utanmadan bunu “click” olarak adlandırmış ve piyasaya sürmüştür. Günümüzde bu ürünler milyar dolarlık bir endüstriye sahiptir.
Ders: Eğer bir şey icat ederseniz insanlara sunarken Arşimet’in “Evraka” tarzı gibi heyecanlanmayın. Temkinli olun.
Christian von Koenigsegg spor araba sektörüne giriyor
Başka sektörlerde kendi hatalarından çok hain ve kalleş insanlar yüzünden başarısız olan Christian; en sonunda çocukluğundan beri içinde olduğu arabalar, makineler, mekanik çözümler, vs. konularına yoğunlaşmaya karar vermiş ve 1994 yılında, henüz 22 yaşındayken Koenigsegg markasını kurmuştur. Ama bu şirketi kurar kurmaz üretime başlamamış; uzunca bir süre yaratıcı ve inovatif çözümlere odaklanmıştır. Öyle ki; kamuda kullanılabilecek ilk modeller ancak 2002 yılında tanıtılabilmiştir.
Koenigsegg’in uluslararası çapta gerçek anlamda ismini duyurmasını sağlayan model ise 2006 yılında üretilen CCX olmuştur. Bu araç; sadece kendisi için üretilen motoru ile kullanıcısının daha da özel hissetmesini sağlamaktadır.
Hemen sonrasında çevre koruma ve hava kirliliğiyle mücadele kurallarına dikkat edilerek üretilen CCXR ise; 2009 yılının Mart ayında Forbes dergisi tarafından dünyada gelmiş geçmiş en iyi araba olarak seçilmiştir.
2010 yılının Aralık ayında ise daha önce eşi benzeri görülmemiş bir model olan Koenigsegg Agera ile “BBC Top Gear Hypercar” ödülünü kazanmıştır.
Koenigsegg kimin?
Günümüzde şirketin işlerinin başında hala Christian von Koenigsegg bulunmaktadır. 25 mühendisi ve 97 çalışanı ile şirket; spor arabalar için inovatif çözümler üretmeye ve araçları için gerekli donanımları kullanıcılara temin etmeye devam etmektedir.
Lada
Lada Hakkında
Volga Otomobil Fabrikası 27 Temmuz 1966 yılında, Kuibyschewer (bugünkü adı ile Samara) bölgesinde, yıllık 600.000 otomobil kapasitesi ile üretime başlamıştır. Bu üretim için ıtalyan Fiat ile 1966 yılında teknoloji ve lisans anlaşması yapılmış olup, şirketin yönetimine ülkenin otomobil bakanı Viktot Nikolayavich atanmıştır.
1967 yılının Nisan ayında ilk Jiguli otomobilller (sonraki modeller Lada adını almıştır) üretim bandından çıkmaya başlamıştır.
Aracın projelendirme aşamasında Fiat, Moskova Enstitüsü Nami ve şirketin araştırma – geliştirme departmanı birlikte yer almışlardır. Fiat 124 adı ile 1966 yılında sınıfında yılın otomobili seçilen bu model VAZ 2101 adı ile de ülkesinin en popüler otomobili olma sözünü veriyordu.
1971yılının Mart ayında yıllık 220.000 adet otomobil üretim kapasitesine ulaşan fabrika 1972 yılının Ocak ve yine aynı yılın Eylül ayında kapasitesini arttırmış, Aralık 1973 yılında ise fabrika bütün olanakları ile tam kapasite üretime ulaşmıştır.
Avtovaz yıllık 750.000 adet imalat kapasitesi ile Rusya ve Doğu Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisi konumundadır. 1970 – 2003 yılları arasında 600.000 adeti Vega modeli olmak üzere toplam 22 milyon araç üretmiştir.
Ayrıca lisans anlaşmaları ile aralarında Ukrayna, Kazakistan, Mısır ve Ekvator ülkelerinin de bulunduğu 18 ayrı montaj tesisleri de faaliyet göstermektedir.
Otomobil Markalarinin Tarihi
Araba markaları hakkında detaylı bilgilere, araba marka tarihleri ve kuruluş hikayelerine, buradan ulaşabilirsiniz. İster ikinci el araba arayın, ister sıfır kilometre bir araba modeli satın almayı düşünüyor olun, otomobil almaya karar vermeden önce iyice araştırmanın yanında otomobil markası hakkında da biraz bilgi edinmek isteyebilirsiniz. Aşağıdaki listeden dilediğiniz otomobil markası logoları Altındao otomaobil markası hakkında detaylı bilgileri bulacaksınız.
Lamborghini
Lamborghini Hakkında
Ferruccio Lamborghini (28 Nisan, 1916-20 Şubat, 1993); İtalyan araba üreticisi Lamborghini markasının babasıdır. Ferruccio Lamborghini (bundan sonra Lamborghini olarak kısaltılmıştır.) Renazzo di Cento adında Ferrara’nın ufak bir köyünde doğmuştur.
İkinci Dünya Savaşı’nın öncesi ve sonrasında önemli bir traktör üreticisi olan Lamborghini’nin bir Ferrari’si vardı. Kısa bir zamanda fark etti ki bazı debriyaj aksamları aslında kendi traktörlerinde kullandıklarıyla aynıydı. Enzo Ferrari ile görüştü ve onu bu konuda eleştirdi. Ama Ferrari onu sadece basit bir traktör üreticisi olarak görüyordu, ve dinlemeyi reddetti.
Lamborghini Ferrari’ye rakip kendi spor arabalrını üreterek intikamını almaya yemin etti. İlk arabası olan Lamborghini 350GT, Lamborghini’nin Ferrari’yi eleştirdiği her konuda Ferrari’den daha üstün bir araçtı. Üçüncü modeli olan Miura o dönemdeki rakipleri Ferrari’nin 250 GTO ve 365 GTB/4 Daytona’sı ile karşılaştırıldığında efsanevi ve döneme damgasını vuran bir arabaydı.
Şirketin logosunda bulunan boğa ise, Lamborghini’nin burcu olan boğa burcundan gelmektedir. Miura adı ise güreşçi boğaları eğiten Don Eduardo Miura adında bir eğitmenin adından gelir. Meşhur Countach’ın hikayesi ise ilginçtir: Arabanın tasarımını gördükten sonra oradakilerden biri “Countach!” (yerel dilde kullanılan bir ünlem) diye bağırmıştır, ve bu arabanın adı olarak kalmıştır.
Ferruccio Lamborghini çok iyi bir spor araba tutkunuydu, sahip olduğu arabalar arasında bir Ferrari de vardır. Yaygın bir rivayete göre arabanın debriyajı bozulunca onu fabrikasına geri götürmüştür. Enzo Ferrari’nin ise buna karşılık ‘Bir traktör üreticisinin yüksek performanslı spor arabalardan anlaması beklenemez’ diyerek onunla görüşmeyi reddetmiştir. Bunun ardından debriyajı kendisi beklemediği kadar kolay bir biçimde tamir etmiş ve spor araba işine girmeye karar vermiştir. (Hikaye kimilerince şöyle anlatılır: Feruccio günün birinde kendi traktörlerindeki debriyaj sisteminin fiyatı dışında Ferrari debriyaj sisteminden bir farkı olmadığını görüp biraz bozulmuştur, ve sonuçta işe girmeye karar vermiştir.) Lamborghini Perugia’da 1993 yılında 76 yaşındayken vefat etmiştir.
Lancia
Lancia Hakkında
Vincenzo Lancia 24 ağustos 1881 tarihinde Fobello, Val Sesia, İtalya’da doğmuştur. Babası Giuseppe Cavalier konserve gıda maddelerinden servet kazanmış bir aristokrattır. Ailenin maddi durumları el verdiğinden yazları Fobello’daki villada, yılın geri kalan bölümünü ise Torino’da Vittori Emanuele caddesindeki evlerinde geçirmişlerdir. Baba Lancia dört ocuğunun her birisi için çoktan bir gelecek düşünmüştür: Giovanni, Arturo, Maria ve Censin diye çağırdıkları Vincenzo. Vincenzo’nun avukat olması kararlaştırılmıştır. Ancak okulda Censin’in dersleri tam bir felakettir. Uyanık bir çocuktur, hatta biraz da fazla uyanıktır ama bunu derslerine yansıtamaz. Dikkati dağınıktır, isteksizdir. Sonunda babası istemeyerek de olsa avukatlık fikrinden vazgeçer. Bunun yerine Censin on iki yaşında iken en azından muhasebeci olması için kendisini bir yatılı okula gönderir.
Genç Vincenzo Lancia’yı derslerinden kopartan şey, aile evinin avlusunda Ceriano kardeşlerin açmış oldukları atölyedir. Burada, halk arasında daha büyük ilgi görmesi nedeni ile bir İngiliz ismi olan Welleleys marka bisikletler yapıp satmaktadırlar. Censin Ceirano’ların atölyesine sık sık uğramaktadırr ve kısa sürede bir makine kalfası haline gelir.
Daha sonra bu iki kardeş ilk otomobilleri üzerinde çalışmaya başlayınca, genç Vincenzo motorlara hayran kalır. Kolejden kaçar ve babasından Ceirano’larda çalışma iznini kopartır.
Muhasebeci olarak işe alınır (görünüşe bakılırsa bunu baba Lancia istemiştir çünkü muhasebeci olmak mekanik ustası olmaya göre kulağa daha hoş gelmektedir) ancak Vincenzo muhasebecilik yerine motorları tamir etmekle meşgul olmaktadır.
1899’da Ceirano kardeşler birkaç finansör bularak mühendis Aristide Faccioli tarafından tasarlanan küçük bir araç imal etmeye başlarlar. Welleyes otomobil büyük bir başarı kazanmıştır ama Ceirano kardeşler talebe cevap veremezler.
Aynı yılın Temmuz ayında Giovanni Agnelli’nin teklifini kabul ederler ve çok yakında 3,5 HP Fiat’ın temeli olacak Welleyes otomobilin bütün patent ve tesislerini toplam 30 bin lirete satarlar. On sekizindeki Lancia ve henüz işe girmiş bulunan akranı Felice Nazzaro test sürücüleri olarak Fiat tarafından işe alınır.
İlk yıllarda Fiat, yarışlarda aktif olarak yer alır. Bu hızlı arabaların direksiyonunda ise Lancia ve Nazzaro bulunmaktadır. Nazzaro sürüş esnasında tam bir “stilisttir”. Lancia ise mekanik bir aksilik çıkmadığı zaman çok daha hızlıdır.
İşinde titiz ve gayretli olan Lancia, dışarıda ise şen ve kaygısızdır. Küçüklüğünden beri iri ve gürbüz bir çocuk olan Lancia, yetişkinliğinde boğazına düşkün, arkadaşları ile yemesini içmesini seven ve operaya aşık bir kişidir. Tam bir müzik tutkunudur ve bir Wagner hayranıdır.
1906’da imalatçı olur ve 29 kasım günü arkadaı Claudio Fogolin ile Lancia’yı kurar.
1922’de artık başarılı bir sanayici iken sekreteri Adele Miglietti ile evlenir ve üç çocukları olur: Anna Maria, Gianni ve Eleonora. Vincenzo Lancia sıklıkla denemelere şahsen katılarak yeni modellerin gelişimini bizzat takip etmektedir.
Ölüm henüz 56 yaşına bile varmamışken 15 şubat 1937 günü geldi. Gece bir kalp krizinin kurbanı oldu. Geçici bir rahatsızlık yaşadığını düşünüp karısını uyandırmak istememiştir. Sabah saat yedide ailie doktorunu çağırtır ve doktor hemen gelir. Ancak yapacak hiç bir şey yoktur.
Otomobil tarihinin en önemli sayfalarını yazan kahramanlarından bir tanesi hiç beklenmedik bir anda ölür. Sezgisellik, orijinallik ve cesaret üreticilik işinde kendisini diğerlerinden ayıran özelliklerdir. Ruhsal vasiyetinin hala bir otomobil olması bir rastlantı değildir: Aprilia.
Şirket geleneği ile insanın erdemini birleştirmiş gibi duran bu model ilk anda bir tereddüt ve şaşkınlık yaratmıştır. Çizgileri çok iddialı ve teknolojsi çok yenilikçidir. Lancia’nın bu modelinin yolların kraliçesi olması için bir süre beklenmesi gerekmiştir: Hızlı ve çok dengeli bu otomobil inanılmaz derecede modern stili ile herkes tarafından takdirler karşılanmıştır.
Bütün bunları ön gören ise sadece Vincenzo Lancia’nın dehası idi.
Land-rover
Land-rover Hakkında
İlk Land Rover 1947’de İngiliz araba şirketi Rover’da baş tasarımcı olan Maurice Wilks tarafından Newborough, Anglesey’deki çiftliğinde tasarlanmıştı. Wales’deki yazlık evinde bir yaz kullandığı bir II.Dünya Savaşı Amerikan Jipinden esinlendiği söylenmektedir. İlk Land Rover prototipinde ‘orta direksiyon’ Jip şasisi üzerine yerleştirilmişti. Göze çarpan bir özelliği hafif, paslanmaz, özel Birmabright adı verilen aliminyum ve magnezyum karışımından yapılma gövdesiydi. Bu materyalin kullanılması savaş sonrası çelik kıtlığına karşın savaş sonrası uçak aliminyumunun bolluğunun bir sonucuydu. Bu metalin korozyona direnci, aracın en zor koşullarda bile dayanaklılığıyla ünlenmesini sağladı. İlk renk seçenekleri askeri uçak kokpit boyası fazlalarıyla kısıtlanmıştı, bu yüzden ilk araçlar gölgeli açık yeşil olarak çıkmıştı; yakın zamana kadar tüm modeller dayanıklı gövde bölümü merdiven-şekilli şasi özelliğine sahipti.
Seri 1 gibi ilk araçlar, sahra hizmetine göre tasarlanmıştı; Rover ilanları araçların millerce muz yağı üzerinde sürüldüğünü göstermekteydi. Şimdi daha karmaşık servis şartlarıyla bu pek seçeneklerden biri değil. İngiliz Ordusu servis kolaylığı açısından mekanik olarak basit olan 2.5 litrelik, 4 silindirli, 300 Tdi motorlu versiyonları elektronik kontrollü 2.5 litrelik, 5 silindirli TD5’lere tercih etmektedir. Bu motor, aynı zamanda Land Rover’ların lisansla üretildiği ve aynı motorun yerel olarak üretilen Ford pick-up kamyonlarda da kullanıldığı ihraç piyasalarında Ford’un Brezilya tesisinde üretilen ünitelerle yapılmaya devam etmektedir. TDi motor üretimi burada 2006’da bitmiş, bu seçenek artık Land Rover tarafından sunulmamaktadır. Brezilya’nın International Motors’u güç ve tork’da eşdeğer bir artışla 300TDi’ın 2.8 litrelik versiyonu olan 2.8 TGV Devir Gücünde motor seçeneği sunmaktadır.
Ford tarafından satın alındıktan sonra, Land Rover Jaguar’la yakın ilişki içerisinde olmuştur. Birçok ülkede ortak satış ve dağıtım kanalını (ortak bayileri de kapsayan) paylaşmakta ve bazı modellerde parçaları ve üretim tesislerini de paylaşmaktadırlar.
Lexus
2015 Tokyo Otomobil Fuarı'nın En Çok İlgi Gören Otomobilleri
13
2015 Tokyo Otomobil Fuarı'nın En Çok İlgi Gören Otomobilleri
İstanbul Autoshow 2015
30
İstanbul Autoshow 2015
Lexus Hakkında
Otomobil üreticisi Toyota’nın ABD pazarı için kurduğu lüks otomobil markası Lexus, 1989 yılında üretime başladı. Lexus üretimine ilk olarak 2 sedan otomobil ile başladı. 1989 yılında üretilmeye başlanan LS 400 ve ES 250 tüketici şikayetleri göz önüne alınarak tasarlandı. 1991 yılına gelindiğinde ES 330, SC 300 ve SC 300 spor otomobilleri ile Amerika’da Mercedes-Benz ve BMW’den sonra en çok satılan ithal marka haline geldi.
1994 yılına gelindiğinde tamamen yenilenen ikinci nesil LS400 satışa sunuldu. Bir sonraki yıl ise Amerikan hükümeti tarafından önerilen Japon lüks otomobillere %100 tarifeli bir anlaşma ile Amerika ile Japonya arasında ticaret savaşı başladı. Ardından aynı yıl içerisinde LX 450 lüks spor otomobil hizmeti verileceği açıklandı. 1999 yılında Amerika’da 1 milyonuncu aracını satan marka bir yıl sonra ABD’de en çok tercih edilen lüks marka konumuna yükseldi.
2005 yılında ilk lüks hibrid aracı RC400h’yi tanıtan Lexus, ilk kez Japonya’da otomobillerini satmaya başladı. Üretilen araçlardan bazıları; LF-LC konsept,GS 350, GS 450h, ES 350, ES 300h hibrid, CT200h,350C IS, 250C, RX 350, RX 450h ve LS 600hl.
Lincoln
Lincoln Hakkında
Lincoln Ford Motor tarafından üretilen lüks sınıfa yönelik bir markadır. 1961 model Lincoln Continental, Amerikan lüks otomobil anlayışını değiştiren otomobil olarak tarihe geçti.
İkinci Dünya Savaşından 1960’a kadar Ford firması, Lincoln’ ü Amerika’nın en çok lüks otomobil satan markası haline getirebilmek için çok ciddi para harcadı. Eğer Continental Mark II’yi de Lincoln sayarsak firma 15 yıl içinde tam 5 modelin kasasını tamamen yeniledi.
Üç tane tamamen yeni motor lanse etti. Ayrıca Michigan ve Wayne’de iki yeni fabrika açtı.
Bordinat ve ekibi 1958- 60 arasında üretilen Lincoln’ lerin tasarım çizgisini koruyarak 1961 model Lincoln’ü tasarlamaya başladı.
Mark II’ den esinlenen Thunderbird tasarımı bir anda 1961 model Lincoln oldu. Ve Bordinat’ ın ısrarla üzerinde durduğu devamlılık meselesi 1961 Lincoln ile başlamış oldu. Otomobilin tasarımında tek geleneksel nokta önde yer alan krom kaplamalı ızgara idi.
Continental’in tasarımındaki en önemli mesele sadelik idi. O günlerde Amerikan lüks otomobil anlayışı inanılmaz renk kombinasyonları, aşırı lüks ve gösteriş amaçlı üretiliyordu. Lincoln ise içinden dışına tamamen sade bir gösteriş sunuyordu müşterilerine.
Bu nedenle galerilerde sergilenmeye başlanan Continental otomobiller önce yadırgandı. Ancak ilk ayın sonunda Lincoln satışları tavana vurmuştu bile.
Cadillac tarafında ise işler artık karışıktı. Ve liderlik yavaş yavaş Lincoln’ e doğru kayıyordu.
Ve Continental Amerikan Lüks otomobil anlayışını değiştiren otomobil olarak tarihe geçti.
Lotus
Lotus Hakkında
Lotus 50 yılı aşkın bir süredir varlığını sürdürmektedir, kısa bir zamanda tarihin bir çok yerinde yer almıştır ve yönetmiştir. Dünya`nın en iyi bazı yarış arabalarının yaratılmasında değil globalleşme içerisinde otomotiv mühendislik danışmanlığı yaparak büyümeye başlamıştır.
Şirket kurucusu Colin Chapman 1948`de ilk özel yarış arabasını yaptığı zaman, motorsporları yetişkin sürücü gücüyle Lotusun arkasındaydı. Bu tarihsel açıklamada okuduğunuz gibi Lotus yarışları ile cadde araçları arasında bir bağ var, ilk yıllarda Chapman sadece cadde araçları üretti sadece yarış tutkusunu finanse edebilmek için.
Bu apaçık değecek bir taktikti çünkü Lotus takımı 7 formula 1 şampiyonluğu ve 6 pilotlar şampiyonluğu kazandı. Bundan sonra Lotus arabaları tüm Dünya`da yüzlerce yarış ve şampiyonluk kazandı.
Motorsporları mirasımız Bugün kü Lotus tan kalmaktadır, şirketin tarihi vaadindeki gibi geliştirdiği araçlarda en üstün kullanım ve performans sunmak, cadde araçları dizayn ederkende odaklanmamıza yardım ediyor.
Yalnızca şirketin geçmişindeki lezzeti yansıtmak için tasarlanmış Dünya`da ki en iyi spor arabalarının üretimindeki yenilik ve tek fikir aramızdaki kan bağını ispatlamaktadır.
Maserati
Maserati Hakkında
14 Aralık 1914’de Bologna’da bir araya gelen Alfieri, Ettore, Ernesto ve Bindo Maserati kardeşler: “Società Anonima Officine Alfieri Maserati”yi kurdu. Bu isim yıllar boyu yarış pistlerinde başarıyı, gücü ve prestiji temsil edecekti.
Bu kardeşlerin ürettiği ilk otomobil, 1926’da ürettikleri Tipo 26 oldu. 1.5 litre hacminde superchargerlı, düz 8 silindirli motoru 5300 dakika devirde 120 HP güç üreten bu otomobilin radyatörün altındaki bilinmedik amblem, Bologna’nın ünlü heykeli Neptün’ün oklarını hatırlatıyordu. Tipo 26, ilk başarısını 25 Nisan 1926’da Targa Florio’da, Alfieri Maserati ve mekaniği Guerino Bertocchi ile elde etti. Kendi klasmanlarında birinci, genel klasmanda dokuzuncu olmuşlardı.
İlk birinciliğin gelmesi için fazla bir zamanın geçmesi gerekmedi. Maserati 1929’da Borzacchini- E.Maserati ikilisiyle, Tripoli Grand-Prix’si ve Mille Miglia’yı kazandı. Aynı yıl, Borzacchini, iki Tipo 26 motor bloğunun birleştirilmesi ile üretilen muhteşem V16’ya sahip otomobiliyle 3-5 litre arası Dünya Hız Rekorunu kırdı. Cremona’da yakınlarında bulunan 10 km’lik bir piste kırılan bu rekorda Maserati’nin ortalama hızı 246.069 km idi ve bu rekor 8 yıl kırılamadı. Bu rekor Maserati’nin satışlarını arttırmakla kalmadı, aynı zamanda imajının gelişmesini sağladı.
Güçlü V4 yerini 26M’e bıraktı. Bu dönem Maserati pilotları için altın çağlardı: Arcangeli, Varzi ve Fagioli, 8C 2800 ile Monza’yı kazandılar. Daha sonra Alfieri Maserati, teknolojik olarak daha gelişmiş olan 4 silindirli 1088 cc turbosarjlı 4 CTR modelini yarattı. Bu model Alfieri’nin en son eseri oldu; 44 yaşında 3 Mart 1932’de hayata gözlerini yumdu.
1933’de sahneye Nuvolari çıktı ve 8C modeliyle Belçika Grand-Prix’sinde, The Coppa Ciano ve Nice Grand-Prix’sinde birincilikler kazandı.
1939’da Formula kuralları, atmosferik motorlar için 4500 cc, turbo şarjlı motorlar için 3000 cc olarak değişti. Maserati, gene turbo motoru seçti ve 8 silindirli 6300 dd’de 350 HP güç üreten 8CTF’yi çıkardı. Aynı yıl, firma için çok geçti; Amerika’da satılan bir 8CTF, Wilbur Shaw ile ındianapolis 500’ü kazandı. Gene 1939’da Maserati, Orsi Ailesi tarafından satın alındı ve Viale Ciro Menotti’ye taşındı. Alberto Massimino yeni baş mühendis olarak atandı.
Yeni sahipler başarı ile ilk tanışmalarını 22 Nisan 1946’da Gigi Villoresi tarafından bir 4CL ile kazanılan Nice Grand-Prix’si ile yaptılar. Aynı yıl Sommer, Marseilles Grand-Prix’sini de kazandı. Savaş sonrası dizayn edilen ilk model A6 Sport olmuştu. Aynı yıl bu otomobil Pininfarina tarafından 1.5 litre 6 silindirli 64 HP’lik bir touring coupé’ye dönüştürüldü . Bu Maserati’nin ilk yol otomobili oldu.
1953’de, Maserati motor yarışlarına geri döndü ve mühendis Gioacchino Colombo’yla anlaşarak çok daha güçlü bir model olan A6 GCM’yi üretti. Daha sonra bu model A6 GCS adıyla yol otomobili halini aldı.
1954 yılında Maserati yeni bir spor otomobili dünyaya tanıttı, ancak bu model diğerleri gibi bir yarış otomobilinden dönüştürülmüş bir model değildi. A6 G54 adını alan model düz 6 silindirli 1985 cc hacminde ve 150 HP gücündeydi. Dizaynı Allemano, Frua ve Zagato tarafından yapılmıştı ve coupé ya da spider olarak sipariş edilebiliyordu.
1957 yılına gelindiğinde, Stirling Moss, 250 F ile sayıca çok zaferler kazanmasına rağmen F1 şampiyonu unvanını alamadan Maserati’yi bıraktı. Yerini Fangio aldı, ve zaferlerine Arjantin Grand-Prix’sini kazanarak başladı. Bu yarışta ilk üç podyum da Maserati’nin olmuştu. (1.Fangio 2.Behra 3.Menditeguy). Yılın sonunda Fangio 250 F ile F1 şampiyonu olmayı başardı. Aynı yıl Maserati , gerçek bir güç makinesi olan 4.5 litrelik 8 silindirli 400 HP’lik 450S modeliyle Dünya Spor Otomobiller şampiyonasında birinci olarak zaferlerine bir yenisini daha eklemişti.
Ancak yıl sonunda Maserati, hiç beklenmedik bir şekilde, artık yarış otomobili üretmeyeceğini, sadece yol otomobili üretmeye konsantre olacağını açıkladı. Gerçekten Maserati, o tarihten sonra hiç yarış otomobili üretmedi; ancak Tipo 60, 61 “birthcage” gibi mekanik olarak kusursuz sanat eserlerini ortaya çıkardı.
Sadece yol otomobilleri üretme kararının alınmasına dünya ekonomik konjonktüründeki büyük değişmelerin şirketlerin mali yapıları üzerindeki olumsuz etkileri neden olmuştu. Bu karardan sonra üretilen modeller çok parlak sayılmazlardı ( A6, A6G, A6G/54)
Ancak 1957-1975 arasında üretilen on bir model, ıtalyan Spor Otomobilleri tarihinin en başarılı modellerinden olmuştur.
Maserati bir spor otomobilin her zaman rahatsız, kullanımı son derece zor ve gürültülü olması gerekmediği düşüncesinden yola çıkarak Grand Tourer adlı model tipini yarattı. Bu büyük geleneğin ilk örneği ise 3500 GT Touring Coupé (1957-1964) ve Vignale’nin hazırladığı Spider versiyonu olmuştur. Bu modeli, Shah of Persia versiyonuyla ünlü 5000 GT (1959-1964), Vignale Sebring (1963-1969), Quattroporte (1963-1969), Mistral (1963-1970), Mexico (1966-1972), çokzarif bir model olan Ghibli (1966-1973), Vignale’nin dizaynı dört kişilik coupé Indy (1969-1976) modelleri izlemiştir.
1968 yılında Orsi ailesi Maserati’yi Citroen’e sattı. Citroen de Maserati’nin teknoloji birikimini kendi otomobillerinde kullanmaya başladı, bunun sonucu olarak da Citroen SM Coupé’de altı silindirli Maserati motoru kullanıldı. Yeni yönetimin aldığı ve Maserati’nin geleneklerine tamamen aykırı kararlardan birisi de ilk defa alışılagelmiş önden motor konuşlandırması yerine ortadan motorlu iki modeli piyasaya sunmaları olmuştur: 90 derecelik V8 motora sahip Bora (1971-1979) ve 90 derece V6 motorlu Merak (1972-1983). Her iki model de Italdesign imzasını taşıyordu. Citroen daha sonra SM mekaniklerinin kullanıldığı bir önden çeker olan Quattroporte’yi üretti. Çok az sayıda üretilen bu model hiçbir zaman teknik yeterlilik belgesi alamadı.
1973 yılı Khamsin piyasaya sürüldü. Bertone imzalı kaporta son derece keskin hatlara sahipti. Aynı yıl petrol krizi nedeniyle Maserati satışlarında da kriz yaşandı ve Citroen Maserati’yi bıraktı.
1976 yılında Alejandro De Tomaso firmayı satın aldı ve yeniden organize etti. Aynı yılın ilkbaharında firma yeni modelini Cenevre Fuarı’nda sergiledi. Kyalami adı verilen model De Tomaso Longchamps dan esinlenilerek üretilmişti. Bu yılı izleyen Torino Fuarında ise yeni Quattroporte III tanıtıldı. Bu model 8 silindirli 300 HP’lik yeni bir motora sahipti ve Giugiaro tarafından çizilmişti.
1981-1993 yılları arasında Maserati 6 ve 8 silindirli çok sayıda motor üretmiştir : 2.0, 2.5, 2.8 ve 3.2 litre motorlar , Bi-Turbodan Spider’a kadar bir çok modelde kullanıldı.(420, 430, 2.24v, 4.24v gibi)
1993’de Fiat Auto Maserati’yi satın aldı.
1994 yılında Maserati iki yeni makyajlanmış modeli piyasaya sürdü : Ghibli(MY94) ve özel versiyon KS (Sports Kit)
1995’de Ghibli’nin yeni versiyonu (resmi olmayan ismi) GT çıkarıldı. 1996 yılında Quattroporte’nin 8 silindirli motoru (3.2 litre V8 335 HP) çıkarıldı.
1997 yılında hisselerinin %50’I Ferrari S.p.A. tarafından satın alındı ve Ferrari’nin payı 1999 yılının Aralık ayında %100’e çıktı.
1999 yılında tamamen yeni bir konsept ortaya çıktı : 3200 GT . 370 HP’lik çift turbolu 3.2 litre 8 silindire sahip Giugiaro /Italdesign imzası taşıyan bu model Maserati’nin tarihinde üretilmiş en başarılı modellerden biri olarak yerini aldı. Aynı yıl Quattroporte’nin makyajlanmış modeli olan Quattroporte Evoluzione de piyasaya sürüldü. Motor seçenekleri bu modelde değişmedi. Ferrari’nin yönetimi ele almasından sadece 1 yıl içinde satışlar tam üç kat arttı.
2001 senesinde Spyder atmosferik 4.2 lt. motor ve 390 HP gücü ile satışa sunuldu. 2002 senesinde Coupé de ise mevcut 3.2 lt motor yerini atmosferik 4.2 lt ve 390 HP’ye bıraktı. 2001 senesi sonunda üretimine son verilen Quattroporte Evoluzione’nin yeni versiyonu 2003 senesinde dunyaya tanıtılacak.
Bugün Maserati tamamen Ferrari’nin yönetimi altında 22. Yüzyıla güvenle bakıyor.
Maybach
Maybach-Motorenbau GmbH veya bilinen adıyla Maybach, Wilhelm Maybach ve oğlu Karl'ın kurduğu bir Alman motor şirketidir. Zeplinler için motor üreterek başlamışlar; ardından büyük ve lüks otomobiller de üretmişlerdir.
II. Dünya Savaşı'nda Alman panzerleri için de motor üretmişlerdir.
Bugün şirket merkezi Friedrichshafen ve Daimler'in bir parçasıdır.
İlk üretime geçtiğinde iki modeli (Maybach 57, Maybach 62) varken seriye eklenen 57s, 62s, Exelero, Landaulet ve Zeppelin modelleriyle ürün gamı yediye çıkartılmıştır.
Mazda
Mazda Hakkında
Mazda ilk olarak 1920 de Bay Jujiro Matsuda ve bir kaç arştırmacı tarafından Hiroşimada Toyo Cork Kagyo Ltd. adı altında kuruldu.Bu şirket şişe mantarı üretiyordu daha sonra adı Abemaki Ağaç Şişe Mantarı Şirketi olarak değiştirildi.
1929 yılına gelindiğinde şirket makine parçaları üretmeye başladı,aynı yıl ilk aracı olan (aslında motosiklet)üç tekerlekli 30 modelini üretmeyi başardı. Araç o kadar başarılı olduki Çin’e MAZDA-GO-A adı altında ihraç edilmeye başlandı.
1934 te şirket adını Mazda olarak değiştirdi. Aslında bay Matsuda mütevazi kişiliği ile tanınan biriydi ama gerek markanın imajı gerekse ailesinin isminin çok fazla ön plana çıkmasını istememesinden dolayı Zoroastrian dininin tanrısı olan Ahura mazda ile özdeşleşsin amacıyla isim mazda olarak kaldı. Aynı tarihte küçük 8 tekerlekli kamyonların üretimine başlandı ve marka ismide üstlerine kondu.
1935 te Mazda, sırf üretim kaabileyetinin artması amacıyla Kaya delgeçleri ve ölçü blokları üretmeye başladı.
1936da şu anki logoya benzer ama aynı olmayan ‘uçan M’figürü kullanılmaya başlandı. Bu figür Mazdanın anavatanı olan hiroşimayı temsil ediyordu ve aynı zamanda mazdanın Ahura mazdanında özellikleri olan çeviklik, hız ve yeni ufuklara süzülmeyi ifade ediyordu.
1940’ta İlk küçük sedan geliştirilmeye başlandı ama II.dünya savaşının patlak vermasiyle çalışma rafa kalktı ve ordu için arazi araçları üretimi başladı. 6 Ağustos 1945 teki atom bombası fabrikanın yarısını tahrip etti. Savaş sonrası fabrika tekrar inşa edildi ve üretim başladı.
1960’da Mazda ilk dört kapılı aracı olan R360 Coupe yi üretti.
1961 de NSU ile teknolojik ortaklık kurulup Wankel motorlara yönelik çalışmalar başladı. Bu yıl aynı zamanda mazdanın geleneksel benzinli motor,dizel motor ve wankel motor için beraber adım attığı bir yıl oldu. Bu yıl ilk pikap B1500 üretildi.
1962 de Carol 600 piyasya çıktı ve 1963 te üretim adeti 1 milyonu aştı.
1964’te İlk Familia 800 ve 100 yapıldı. 1965 te ingiliz firma Perkins Services’le dizel motorlar üzerine teknolojik ortaklık kuruldu.
1967 ve1968 Mazdanın patlama yaşadığı yıl oldu ve Avrupa pazarına Wankel motorlu Cosmos 110S ile girildi. Kia ile işbirliği anlaşması yapıldı (tabi teknoloji sattılar. 1970 te Japon intikamı başladı ve Amerikaya giriş yapıldı ve Capella RX2 tanıtıldı. 1973 yılında İhracat adetleri 1.000.000 adede ulaştı. 1996 yılında ISO 9001 Kalite Belgesini almaya hak kazanan ilk Japon Otomobil üreticisi ünvanını aldı.
2000 Mazda Hiroşima Üretim Merkezi ISO 14000 kalite belgesini almaya hak kazandı…
McLaren
McLaren Hakkında
Mclaren, 1963 yılında Yeni Zelanda F1 pilotu Bruce Mclaren tarafından Formula 1 takımı olarak kuruldu. Bruce Mclaren, bir yıl sonra küçük bir ekiple birlikte ilk spor otomobilini üretti. V8 motoruyla Kanada-Amerika Challenge Kupası’nı kazanan ekip, Scuderia Ferrari’den sonra en başarılı ekip olma yolunda ilk adımı attı.
Mclaren Formula 1 takımı olarak kurulmasına rağmen, Monaco Grand Prix’sine ilk olarak 1966 yılında katıldı. Formula 1’de Mclaren Mercedes adıyla katılan ekip, 1974 yılında Emerson Fittipaldi ile ilk şampiyonluğunu elde etti. Aynı yıl içerisinde Mclaren Mercedes takımı 1995 yılına kadar sürecek ünlü Marlboro sponsorluğunu da kazandı.
1981 yılında Ron Dennis’in takımı Project 4 ile birleşmesinin ardından bugünkü Mclaren takımı ortaya çıktı. Birleşmenin ardından üretilen otomobillerde MP4 (Marlboro Project 4) adı en başta kullanıldı. Formula 1, 1980’lerin sonrasında Mclaren takımına Ayrton Senna ve Alain Prost’un katılmasıyla efsane yarışlara sahne oldu. 1990’lı yıllarda Williams Renault takımının güçlenmesiyle zor durumda kalan Mclaren takımı, Honda’dan motor temin etmekten vazgeçti. Formula 1’den edinilen tecrübe ve deneyimler lüks spor otomobil üretiminde etkili oldu.
Karbon fiber şasi o güne dek hiçbir otomobilde kullanılmamıştı. Tecrübe ile geliştirilen şasi ilk olarak F1 yarışında denendi. İlk olarak 90’lı yıllarda otomobillerde denenen karbon fiber gövdeli otomobil büyük ilgi topladı. 1992 yılında nihai yol otomobili McLaren F1 fikri artık şekillenmişti ve bu yıl 64 adet standart yol versiyonu üretildi. Aynı yıl 5 Le Mans yol versiyonu (LM), 3 uzun kuyruklu yol versiyonu (GT), 5 prototip (XP), 28 yarış otomobili (GTR) ve bir Le Mans prototipi (XP LM) olmak üzere toplam 106 araç üretilmiştir.
Zirveden giderek uzaklaşan Mclaren, 1995 yılında Mercedes’le motor anlaşması yaparak bir yıl sonra başarılı tasarımcı Adrian Newey’i de kadrosuna kattı ve eski günlerine tekrar döndü. 1992 yılında başlanan McLaren F1 otomobilinin üretimi ise 1998 yılında sona erdi. McLaren yol otomobilleri ise geliştirilerek üretilmeye devam etti.
Mika Hakkinen’le 1998 ve 1999 yılında tekrar McLaren şampiyon oldu. 31 Mart 1998’de 386,7 km hıza ulaşabilen otomobili üreten McLaren bu rekoru elinde 7 yıl tutmuştur. Ancak 1999 yılından sonra Mclaren, bir türlü istediği başarıyı yakalayamadı. 2007 yılında Lewis Hamilton ve Fernando Alonso ile iyi bir çıkış yakalasa da casusluk skandalı nedeniyle puanları silindi. Bu skandala rağmen Pilotlar Şampiyonası’nda iddasını sürdürdü fakat son yarışta Ferrari pilotu Kimi Raikonen’e Pilotlar Şampiyonluğu’nu kaptırdı. Son olarak bir yıl sonra Mclaren, Brezilya Grand Prix’nde Lewis Hamilton ile Pilotlar şampiyonu oldu.
Yarışçı kimliği her zaman için ön plana çıkan McLaren halen dünya çapında 50 bayisi ile küresel bir ağ kurmuş bir otomobil üreticisidir. McLaren’in önemli bazı modelleri ise P1, MP4-12C, 12C GT3, 650S GT3, F1, F1 LM, F1 Puru White ve F1 Jet.
Mercedes-Benz
Mercedes-Benz Hakkında
1876 yılında Nikolaus August Otto, uzun yıllardan beri sürdürülen “Güç Kaynağı” arayışına son vererek ilk dört zamanlı gaz motorunu üretti.Otto`nun yaptığı 4 zamanlı motorda ateşleme alevle yapıldığı için motor devri ancak dakikada 150-200 devire çıkabiliyordu. Kontrollü bir ateşlemesi olmayan bu motor geniş bir uygulama alanı bulamadı.
Otto`nun çalışma arkadaşlarından Daimler , Ottodan ayrılarak kurduğu atölyede sıcak boru ateşlemesi denilen bir sistemi geliştirdi. Boru sıcaklığı ayar edilerek , motor devrini ve çalışmasını kısmen kontrol altına aldı. Böylece motor devrini 800-1000 d/d`ya çıkarmayı başardı. Bu içten yanmalı motorların otomobillerde kullanılabileceğini ortaya koydu. Fakat motorlarda hâlâ yakıt olarak hava gazı kullanılıyordu.
Bundan sonraki çalışmalar havagazının yerine benzinin kullanılmasını sağlamak için; benzini pülverize ederek hava ile karıştırılması üzerinde yoğunlaştırıldı. Bu amaçla Daimler Almanya`da , Forest Fransa`da çalışmalar yaptılar. Forest , filit tulumbası esasına göre çalışan ilk karbüratörü yaptıysa da başarılı olamadı.
Daimler ise, havayı sıvı yakıt içerisine iterek yakıtı zerrelerine ayırıp bu zerreleri de ateşlemeden önce sıcak boru temas ettirerek buhar haline getirmeye çalıştı. Sonunda Daimler bu iki prensibi birleştirerek arkadaşı Wilhelm Maybach ile birlikte bugünkü modern karbüratörlerin esasını teşkil eden ilk şamandıralı karbüratörü yaptı. 1885 yılında Reitwagen adında bir motorlu bisiklet de üretti.
Bu çalışmalar devam ederken Alman mühendisi Karl Benz Daimler’in motoruna kendi bulduğu ilk elektrikli ateşleme sistemini de ekleyerek ticari yönden daha elverişli içten yanmalı motoru üretti. Gottlieb Daimler şamandıralı karbüratör yaparak içten yanmalı motorların gelişmesine katkıda bulunsa da yaptığı motoru bisiklet, kayık, at arabası gibi taşıtlara monte etmeye çalışarak Karl Benz`in gerisinde kaldı.
At kullanılmadan kendiliğinden hareket edebilen anlamındaki auto+mobile kavramının ortaya atılmasından sonra ilk otomobilin doğumu, bugün Otto motoru olarak bilinen bu motorun geliştirilmesinden tam 10 yıl sonra gerçekleştirildi. Karl Benz 3 tekerlekli otomobili yaparak fabrika etrafında deneme turları atmıştır. Bu esnada karısı ve işçileri heyacan içinde bağıra çağıra peşinden koştukları bilinir. Ancak araç dört turdan sonra bozulmuştur. 9 Ocak 1886 tarihinde Mannheim’li fabrikatör Karl Benz, Berlin’deki imparatorluk Patent Bürosu’na baş vurarak “Gaz motoruyla hareket eden araç” için patent hakkını aldı.
Aynı yıl “Kendi kendine hareket eden otomobil” rüyasıyla uğraşan bir başka kişi, Gottlieb Daimler, Stuttgart yakınlarındaki Cannstatt kasabasında önemli bir başanya imzasını attı: Gottlieb Daimler ilk motorlu otomobilini denedi.
Birbirine çok yakın mekanlarda, ancak birbirlerinden habersiz olarak otomobillerini geliştiren Daimler ve Benz buluşlarıyla yeni bir çağın açılmasına, dünyanın tam anlamıyla harekete geçmesine neden oldular.
Daha sonraki yıllarda Karl Benz’in şirketi “Benz&Cie” ve Gottlieb Daimler’in şirketi “Daimler Motoren – Gesellschaft” birbirlerine rakip olarak otomobil ürettiler. İlk otomobillerin çoğu, dişlileri olmadığı için yokuş çıkamıyor, önce durup sonra geriye doğru inmeye başlıyordu. 1893`da yapılan Benz Victoria marka arabada bir deri kayışı küçük bir kasnağa bindiren bir kol kullanılmıştı. Bu düzenek tekerleklerin daha yavaş dönmesini ve yüksek manivela gücünün arabayı yokuş yukarı tırmandırmasını sağlıyordu.
Benz Fabrikası 1896`ya kadar 130 araç üretti. 1894 yılında piyasaya sürülen Benz Velo önemli sayıda satılan ilk araç olmuştu.
1897 yılında Fransa’nın Nice kentinde yaşayan Avusturyalı tüccar ve Avusturya Nice Başkonsolosu Emil Jellinek, Daimler fabrikasını ziyaret ederek bir otomobil satın aldı. Uluslararası finans dünyası ve aristokrasi ile iyi ilişkiler içinde olan Jellinek, Daimler otomobili ile Fransız Riviera’sında büyük ilgi topladı. Daha sonra Jelinek 1899′da 23 beygir gücünde motorla donatılmış bir Daimler yarış otomobiline büyük kızı Mercedes ‘in adını vererek bu araçla Nice’de bir yarışa katıldı ve birinci oldu. Bu başandan sonra Jelinek, Daimler fabrikasına 36 otomobil sipariş verdi ve bu araçların “Mercedes” adını taşımalarını şart koştu.
Emil Jelinek’in elde ettiği satış başarısı üzerine Daimler, 1901 yılından itibaren ürettiği araçları “Mercedes” olarak adlandırmaya karar verdi. Mercedes İspanyolca konuşulan ülkelerde çok kullanılan bir isimdir. Kelime olarak da Mars gezegeninin ispanyolca adıdır. Lütuf ve zerafet anlamına da gelmektedir. 23 Haziran 1902 tarihinde Mercedes marka adı olarak tescil edildi. 26 Eylül 1902 tarihinden itibarende kanunlarca koruma altına alındı.
Mercedes logosunun anlamı
Şirketin kurucusu Gottlieb Daimler, Deutz’daki motor fabrikasındaki görevinin ilk yıllarında, Köln ve Deutz manzaralı evinin tepesine bir yıldız amblemi koymuş, eşine yazdığı mektuplarda bu yıldızın günün birinde başarıyı ve gücü temsil edeceğini ve fabrikasının üzerinde parlayacağını söylemişti. Yıldız Daimler’in, motorlu araçların “karada, suda, havada” evrenselliğini simgelemektedir.
1909′da tescil edildi. 1916 yılında yıldızın etrafı, içinde dört küçük yıldızın ve Mercedes isminin yer aldığı bir daireye çevrildi. 1926′da Daimler-Benz birleşmesi ile Benz’in defne yapraklarından çelengi yıldızın etrafını sardı.
Mercedes Türkiye`de:
1967 yılında Daimler-Benz AG’nin % 36 ortaklığı ile Otomarsan ünvanıyla İstanbul’da kurulan Mercedes-Benz Türk, 0 302 tipi otobüslerin üretimine, 1968 yılında başlamıştır.
Üretime başladıktan sadece 2 yıl sonra, 1970’te ihracata başlayan şirket, 1984 yılında Mercedes-Benz Türkiye Genel Mümessili olmuştur.
1986 yılında ise Türkiye’nin büyüme potansiyeline paralel olarak Orta Anadolu ili Aksaray’da kamyon fabrikası üretime geçmiştir.
Kasım 1990’da şirketin ticari ünvanı Mercedes-Benz Türk A.Ş. olarak değişmiştir.
500 Milyon Euro’yu aşan yatırım hacmiyle Mercedes-Benz Türk A.Ş. bugün Türkiye’nin en büyük yabancı sermaye yatırımlarından biridir ve 4.400 personel istihdam etmektedir. Bunun yanı sıra ülke çapındaki bayi ve satış sonrası hizmetler ağında 2.500 kişi çalışmaktadır. Daimler AG’nin Mercedes-Benz Türk sermayesindeki payı % 67’dir.
Günümüzde İstanbul’da Hoşdere Fabrikası’nda şehirlerarası ve belediye tipi otobüsler, Aksaray Fabrikası’nda ise hafif, orta ağır ve ağır sınıf kamyonlar ve çekiciler üreten Mercedes-Benz Türk’ün bu tesisleri Daimler AG’nin geliştirme ve üretim ağının önemli parçalarını oluşturmaktadır. Şirket, sadece Türkiye’de üretilen modelleri de kapsayan ürünlerinin yurtiçi satışlarını ve ihracatını da yapmaktadır. Ayrıca Mercedes-Benz marka hafif ticari araç ve Daimler AG çatısı altındaki tüm otomobil markalarının ithalatını ve satışını yapan Mercedes-Benz Türk, 2007 yılında toplam 28.609 adet araç satışı gerçekleştirmiştir.
En güncel teknolojilerle donatılan, yüksek kaliteli ürünleri sayesinde Mercedes-Benz Türk, Türkiye şehirlerarası otobüs pazarında % 63,8’lik, 6 ton üzeri kamyon pazarında ise % 30,1’lik pazar payıyla lider konumundadır.
Şirket, Türkiye’nin otobüs ve kamyon ihracatında da öncü konumundadır (2007 yılında 2.415 adet otobüs ve 6.248 adet kamyon ihraç edilmiştir). Batı Avrupa ülkelerinin Mercedes-Benz Türk’ün en önemli ihracat pazarlarını oluşturması ayrıca dikkat çekmektedir.
Mercury (otomobil)
Mercury, Ford Otomotiv Grubu bünyesinde yer alan , sadece Amerika pazarına satışı yapılan otomobil markasıdır. Ford'un modellerini başka bir isim altında üretmektedirler.
Güncel modelleri
Mercury Grand Marquis (1983-günümüze)
Mercury Mariner (2005-günümüze)
Mercury Mariner Hybrid (2006-günümüze)
Mercury Milan (2006-günümüze)
Mercury Montego (1968-1976, 2005-2007)
Mercury Monterey (1950-1974, 2004-günümüze)
Mercury Mountaineer (1997-günümüze)
Bugünkü modelleri
Mercury Marauder (1963½-1965, 1969-1970, 2003-2004)
Mercury Cougar (1967-1997, 1999-2002)
Mercury Villager (1993-2002)
Mercury Sable (1986-2005, 2008)
Geçmiş modelleri
Mercury Bobcat (1975-1980)
Mercury Brougham (1967-1968)
Mercury Capri (1979-1986, 1991-1994)
Mercury Colony Park (1957-1991)
Mercury Comet (1960-1977)
Mercury Commuter
Mercury Custom (1956)
Mercury Cyclone (1964-1972)
Mercury Eight
Mercury LN7 (1982-1983)
Mercury Lynx (1981-1987)
Mercury M-Series (1946-1968, Canada)
Mercury Marquis (1967-1986)
Mercury Medalist
Mercury Meteor (1962-1963)
Mercury Monarch (1975-1980)
Mercury Montclair (1955-1960, 1964-1968)
Mercury Montego (1968-1976, 2005-2007)
Mercury Monterey (1950-1974)
Mercury Mystique (1995-2000)
Mercury Park Lane (1958-1960, 1964-1968)
Mercury Park Lane Brougham (1967-1968)
Mercury S-55
Mercury Topaz (1984-1994)
Mercury Tracer (1988-1999)
Mercury Turnpike Cruiser (1957-1958)
Mercury Voyager
Mercury Zephyr (1978-1983)
MG Motor UK
Die MG Motor UK Ltd. war ein Automobilhersteller im Longbridge-Distrikt der Stadt Birmingham im Vereinigten Königreich Großbritannien und Nordirland. Der Markenname lautet MG, als Nachfolger der britischen Automarke MG. Die Endmontage von Bausätzen wurde im Herbst 2016 eingestellt, seitdem vertreibt die Firma zwei Modelle der Marke, die vollständig in China produziert werden.
Das Unternehmen wurde am 12. April 2006 als Nachfolgeunternehmen der MG Cars Ltd. gegründet und ist zurzeit eine einhundertprozentige Tochtergesellschaft der Shanghai Automotive Industry Corporation (SAIC). Bis in den Frühling des Jahres 2009 hinein war die englische Niederlassung unter dem Namen NAC MG UK Ltd. bekannt und gehörte der Nanjing Automobile Group an, welche mittlerweile von der SAIC aufgekauft worden ist.
Die Arbeit nahm das Unternehmen im August 2008 mit der Endmontage des MG TF LE500 auf. Im September 2010 kam als zweites Modell schließlich der MG 6 in der Karosserieform mit Fließheck hinzu. Später wurden der MG 3 und die zweite Generation des MG 5 aus fast fertigen Bausätzen (Semi-knock-down Kits) endmontiert.
Die Endmontage mit zuletzt 25 Arbeitnehmern wurde im Herbst 2016 eingestellt. In Longbridge befindet sich weiterhin das SAIC Motor Technical Centre (SMTC), in dem die Modelle der chinesischen Marke MG von 400 Mitarbeitern entworfen und entwickelt werde
Mini
Mini Hakkında
Sir Alec Issigonis, 1959 yılında küçük ve pratik bir otomobil yarattığında, hiç kuşkusuz bu otomobilin 47 yıl boyunca insanların hayatlarının bir parçası olacağını, hatta yaşam stillerini belirleyen nadir bir tasarım objesine dönüşeceğini hiç düşünmemişti.
1946 yılında Sir Alec Issigonis ile tanışan John Cooper, Mini`nin yüksek performanslı ve yarış amaçlı bir modelinin de olması gerektiğini düşünüyordu. George Harriman, Cooper`ı 1961 yılında görevlendirdi ve 150.000 adet Mini Cooper üretildi.
1965 Monte Carlo Rallisi’nde, başlangıç çizgisinde altı adet Mini Cooper S vardı. Timo Makinen ve Paul Easter 1965’de açık arayla birinci olurken 1967’de ise Rauno Aaltonen ve Liddon, Mini takımı için şapka çıkartılacak başarılara devam ettiler.
Yanlamasına yerleştirilmiş motorları sevdirdi, tasarım kurallarını yeniden yazdı ve sosyal bir devrimin parçası haline geldi. Minik dev Mini, 1995 yılında İngiliz otomobil dergisi Autocar okuyucuları tarafından Yüzyılın Otomobili seçildi.
1959-2000 yılları arasında üretilen Mini, küçük harflerle yazılırken, Frank Stephenson liderliğindeki MINI Proje Takımı ile modern çizgilerine ulaşan günümüz MINI’leri büyük harflerle yazılıyor. MINI markanın ismi iken “Cooper” ise model ismini belirtiyor.
Mitsubishi
Mitsubishi Hakkında
Mitsubishi’nin tarihi modern Japonya’nın tarihiyle paraleldir. Kurucu Yataro Iwasaki, güçlü Tosa klanının evi olan Shikoku adasında bir şehir olan Kochi’dendi. Klan için çalışmaktayken Osaka ticari operasyonlarının yönetimiyle kendini kanıtlamıştı. 1870’de klandan kiraladığı üç tane buharlı gemiyle kendi taşıma şirketini kurdu. Bu Mitsubishi’nin başlangıcı oldu.
Şirket Mitsukawa Shokai, Mitsubishi Shokai, Mitsubishi Jokisen Kaisha (Mitsubishi Buharlı Gemi Şirketi), Yubin Kisen Mitsubishi Kaisha (Mitsubishi Posta Buharlı Gemi Şirketi) gibi birkaç isim değiştirerek hızlıca büyümeye devam etti.Mitsubishi Buharlı Posta Gemisi Şirketi Çin’e ve Rusya’ya hizmetini resmen başlattı ve denizaşırı hatlarda gerçek bir monopolinin tadını çıkardı. Ama politik rüzgarlar 1880’lerin başından Mitsubishi’nin aleyhine döndü ve hükümet bir rakibin kurulmasına sponsor oldu. Bunu takiben ortaya çıkan rekabet iki şirketi de neredeyse iflas ettiriyordu.
Hükümetin konuya el koyması geçici ateşkes sağladı. Ama amansız rekabet 1885’de Yataro öldüğünde yeniden başladı ve erkek kardeşi Yanosuke tarafından sürdürüldü. İhtilaf 1885’de hükümet- hakemliğinde bir birleşmeyle sonlandırılarak —günümüzün NYK Line’ı, Nippon Yusen yaratıldı.
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

