MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
|
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,306 » Forum posts: 5,910 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Bilgisayar Programcılığı ve Programlama Dilleri
Bilgisayar Programcılığı[/color]Nedir bu bilgisayar programcılığı ? Zor mu? Deli işi mi?Evet birçok kişi bilgisayar programcılarının ne ile uğraştığını bilir fakat nasıl uğraşıp neler yaptığını pek bilmez... Bu konulara sayfamda biraz özet olsa da değineceğim. Önce bilgisayar dünyasında sıkça kullanılan bir kelimeden bahsedeyim yazılım...Yazılım(software) kelimesi bilgisayar programlama dilleriyle oluşturulan dökümanları, dosyaları ifade eder. Yani bilgisayarınızda işletilmek, çalıştırılmak üzere tasarımlanmış dosyalar yazılım kapsanına girer.Bu dosyalar nasıl yapılır ?Yazılım programlama dilleri ile tasarlanır ve yazılır,programlama dili de nedir? derseniz.Programlama dilleri, bilgisayarınızın donanımını(ekran kartı, ses kartı, modem, mouse, klavye...) sizin en rahat biçimde kullanabileceğiniz düzeye getirmeye çalışır. Yani bilgisayarın o soğuk 1010110 gibi rakamlarını sizin zevkle kullandığınız programlara, işletim sistemlerine, oyunlara çevirir.Örneğin kullanılmakta olan Windows işletim sistemi onbinlerce sayfa milyonlarca bilgisayar kodunun biraraya gelmesinden oluşur. İşte işin tüm zorluğu, o kodların arasında dolaşan, hata mesajlarını günlerce kodları gözden geçirerek arayan, sandalye tepesinde saatlerce aynı ekrana bakarak ilginç görüntüler sergileyen programcıların üzerindedir...Bilgisayar programcıları işini zevkle yapan ve işini bir hobi edinmiş insanlardan oluşur, en azından öyle olmalı. Aksi halde yoğun konsantrasyon ve sabır isteyen bu işi yapmak aşırı zorlaşır. Neyse... Programlama dillerinden bahsediyorduk Programlama dilleri kendi aralarında sınıflara ayrılmışlardır. İnsanın en zor öğrenebileceği, anlayabileceği yani 1100101 gibi makina kodlarına yakın diller en düşük seviyeli(low level) programlama dilleri, insanın en kolay anlayıp kullanabileceği ve insan diline yakın özellikler gösteren diller ise en yüksek seviyeli(high level) programlama dilleridir. Şimdi bu sınıflandırmaya örnekler verelim;
Çok yüksek seviyeli diller : VisualBasic, VB.NET, Acces , Foxpro ...
Yüksek seviyeli diller: Pascal ,Basic ,Fortran...
Orta seviyeli diller: C ,C++, C# , Java ,ADA...
Düşük seviyeli diller: Assembly...
Makina dilleri: Bilgisayarın çalışma dilleri 1 ve 0'lardan oluşur...
Bu dillerin kullanıldığı alanlara örnek verirsek;
Bilim ve Mühendislikte: Pascal ,C ,C++ ,Java ,Fortran...
Veritabanı Programcılığında: Dbase ,Acces ,Foxpro ,Sql...
Yapay Zeka Kullanımında: Prolog ,Lisp...
Sistem Programcılığında: C ,C++ ,Java ve sembolik makina dilleri...
Bir bilgisayar programı nasıl yazılır ?Bir yazılım değişik dillerle oluşturulabilir fakat izlenen yöntemler genelde birbirine benzer.Örneğin Algoritma...Algoritma, elimizdeki sorunun çözümüne gidebilmek için tasarlanan yollar,yöntemlerdir. Örneğin bir arkadaşınıza daha önce gitmediği bir yerdeki bir postaneyi tarif edeceksiniz. Bunun için anlatımda genelden özele giden bir yol izlersiniz. Önce gideceği semti sonra caddeyi sonra postanenin olduğu yönü tarif eder son olarak da kolay bulması için postanenin çevresindeki göze batan özelliklerden bahsedersiniz.İşte bu yaptıklarınız bir algoritmadır. Ve amacınız arkadaşınıza postaneyi bu algoritma yardımıyla tarif etmektir...Bilgisayar programlama dilleri de programcılıkta bunu gibi yöntemler kullanarak çözüme gider. Algoritmanın uzunluğu kullanılan programlama dilinin seviyesi ve problemin karmaşıklığı ile doğru orantılıdır.Yapılan algoritma ve tasarımdan sonra yazılım aşamasına gelinir ve bu aşamada yapılacak programın kullanım ömrü, programın kullanım düzeyi ve hangi amaçla kullanılacağı gibi soruların cevaplarına bakılarak programlama dili seçilir. Dil seçimi bazı kriterlere göre yapılmaktadır, örneğin kısa sürmesi ve görsel tasarım içermesi, veritabanı iletişimi yoğun kullanılması gereken bir program yapmamız gerekiyor olsun. Bu durumda Assembly dili ile yola çıktığımızda bahsedilen proje birkaç kişilik deneyimili bir programcı grubu ile birkaç yıl alır. C ile iki programcı aynı işi üç dört ayda VisualBasic veya Delphi ile bir programcı bahsedilen işi bir iki aya yakın bir sürede yapabilir.Başka bir açıdan örnek verirsek örneğin bir ekran kartı programlamamız gerekiyor ve bu kartın driver'ını ( sürücüsünü ) biz yazacağız. Bu durumda bu işi VB veya Delphi ile yapmamız imkansızdır, kullanmamız gereken diller öncelikle Assembly ve C/C++ olmalıdır.Evet, programlama dillerinin kendi alanları vardır ve her dil kendi branşında kullanıldığı sürece başarılı ve etkili kullanılmış olur. Buraya kadar anlattığımı özetlersem.Bir bilgisayar programı yazmak için belli aşamalar vardır ve bu aşamalar geçildiğinde kodlamaya başlanabilir. Bunlar:
Analiz
Algoritma
Dil Seçimi
Kodlama
Analiz ile gerçekleştirilmek istenen proje tasarımlanır ve parametreleri araştırılır.Algoritma ile adımlar tayin edilir. Dil seçimi ile en uygun programlama dili seçilir. Ve kodlamaya başlanır...Kod yazıldıktan sonra da bazı aşamalardan geçer bunlar da genel olarak :
Test ve Debug
Pilot denemeler ve ilk versiyon denemeleri
Hazır halde çalışır programı sunma
Programlama DilleriBu bölümde programlama dillerinin kullanıldıkları alanları ve özelliklerini inceleyeceğiz. Programlama dilleri uygulama alanlarına göre dörde ayrılır:
Bilimsel ve Mühendislik Alanında : Üniversitelerde ve bilimsel kuruluşlarda mühendislik veya matematik hesapları için kullanılan bu dillere örnek; Pascal, C, C++, Java dilleridir.
Veritabanı Kullanımında : Genellikle Personel kayıtları, fabrika stok veya depo denetimi gibi veritabanı gerektiren işlemlerde kullanılan diller;DBASE,SQL,FOXPRO,PARADOX gibi veritabanı dilleridir.
Sistem Programcılığında : İşletim sistemlerinin ve sistem programlarının yazılımında kullanılan dillere örnek, C ,C++ ,Java ve makina dilleridir.
Genel Amaçlı kullanım : Çeşitli konularda uygulama geliştirmek için kullanılan dillere örnek,C ,C++ ,Java ,VB ve Pascal'ı verebiliriz.
Son yıllarda programlama dillerinde nesneye yönelik tasarımlar yapılmış ve bu dillerin çoğunun nesneye yönelik programlama yapabilen uyarlamaları çıkmıştır. Nesneye yönelik programlama, programcının kendi sınıfını ve nesnesini oluşturup bunun üzerinde işlemler yapmasına olanak sağlayan ve programlama dillerinin geldiği son aşamalardan birisidir. Bu konu oldukça kapsamlı olup bunun geniş açıklamasını burada yapmayacağım.OOP(Object Oriented Programming) yani Nesneye Yönelik Programlama'nın kullanılmasıyla ve Visual programcılığın da gelişmesi ile beraber ortaya oldukça güzel görünümlü ve kullanışlı programlar çıkmaya başladı. Bu bilgisayar programlarına olan ilgiyi arttırdı ve bu konulardaki araştırmaları hızlandırdı. Sonuçta şu anda, pekçok dilin artık nesneye yönelik olan ve visual özellikler içeren sürümleri kullanılmakta ve tercih edilmektedir. Örneğin: C++ ,Visual C++ ,C++ Builder ,Delphi ,Java...İnternet'in de yaygınlaşmasıyla programlama dillerine yeni özellikler eklendi ve internet'te kullanılabilecek nitelikte görsel özellikli diller çıkarıldı. Örneğin HTML, kullanıcının dikkatini çeken renkli ve hareketli arabirimiyle her geçen gün yeni ekler ile gelişmektedir. JavaScript ve VBScript iki script dili olarak HTML'ye getirdiği ek özelliklerle çokça kullanılır oldu. Ve asp ile veri tabanını aktif kullanıma sunma, aktif sayfalar hazırlama olanağı elde edildi.Görüldüğü gibi özellikle internet'in gelişmesi ile birlikte programlama dillerinin yapılacak işe veya kullanılacak platforma göre değişik özellikler gösteren uyarlamaları çıktı. Bu durumda web teknolojisini izleyen ve internet üzerinde yazılım geliştirmek isteyen bir programcının javascript ,vbscript ,java ,HTML gibi dilleri bilmesi ve bu konularda kendini geliştirmesi gerekir. Uygulama programlarına ,ticari programlara, veya işletim sistemlerinin kullanımına yönelik yazılım geliştirmek isteyen programcıların da C++ ,Java ,Delphi gibi son zamanların en popüler dilleri üzerinde çalışması, bunları öğrenmesi gerekir.Internet programcılığı, esnek mimari, OOP gibi konularda söylenmesi gereken önemli bir nokta da Java'nın programlama dünyasına getirdiği önemli bir özelliktir. Java nın çıkması ile atılan önemli bir adım da platform'dan yani işletim sisteminden bağımsız olarak çalışan, her sistemde çalışabilen, programların yazılabilmesidir. İleriye yönelik bir bakış açısı ile bakıldığında cep bilgisayarlarının, kablosuz cihazların, cep telefonlarının sıklıkla kullanılacağı ve artık PC lerin döneminin kapanmaya başladığı düşünülürse birçok cihazda çalışabilecek programların yazılmasının önemi anlaşılabilir. Java son yıllarda programlama dünyasına gelmiş en iyi programlama aracıdır ve yeni çıkacak programlama dillleri de Java'nın birçok özelliğinden esinlenmektedir.Şimdi programlama dillerine özet bir bakış yapalım;CYapısal programlama dilleri arasındadır. Öğrenilmesi zaman almasına rağmen oldukça kullanışlı ve esnek yapısı ile adından yıllarca bahsettirmiş, bilgisayar programcılığının temel dillerinden biridir. C ile bilgisayarınıza bir sistem yazmaktan bir oyun yazmaya veya printer kontrolü yapmaya kadar her türlü işlem yapılabilir ve bu özelliği sayesinde kullanım alanı çok geniş bir dildir.C++Nesneye yönelik programlama yapabilen diller arasındadır. C'nin saydığımız tüm özelliklerine ek olarak güçlendirilmiş nesne yönetim özelliği ile şu anda bilgisayar dünyasının en çok kullanılan dillerinden biridirC#Nesneye dayalıdır(OOP). C++ ın ve Java'nın pozitif yönlerini bünyesinde birleştirmiş yeni bir dildir. Programcıya internet uygulamaları ve yerel uygulamalar yazmakta bazı kolaylıklar getirmiştir. İleriye dönük olarak microsoft'un java teknolojisine rakip olarak ortaya sürdüğü bir programlama dilidir ve microsoft'un bu konulardaki (internet uygulamaları) yelpazesini genişletmeye yönelik bir atılımdır. Microsoft teknolojileri kullanacak programcıların C#'ı öğrenmeleri zamanla gerekecektir ve öncelikle öğrenilmeye başlanması da avantaj getireceği açıktır.JavaNesneye yönelik dillerdendir. Son yıllarda geliştirilmiş bir dil olup modern ve yenlikçi altyapısı ve visual özellikleri ve sürekli gelişen kütüphane (library) desteği ile gün geçtikçe kullanımı artan bir dil olmuştur. Java dili hemen hemen her alanda kullanılabilen esnek ve güçlü bir dildir.VB.NETNesneye dayalı bir dildir. VisualBasic(VB) teki biçok özellik bu dilde yeniden yapılandırılarak değişmiştir. Yapısına bakılırsa VB den ayrı yeni bir dil geliştirilmiş denilebilir. Eklenen bazı özellikler ile VB de yapılamayan birçok işlem artık yapılabilmektedir ve OOP nin özellikleri desteklenerek daha verimli kod yazmaya olanak sağlanmıştır. VB programcılarının VB.NET'e geçişleri kolay olmayacak olsa da VB yerine VB.NET kullanımı gün geçtikçe artacaktır. VB.NET internet uygulamalarından yerel uygulamalara kadar kullanım imkanı geniş bir dildir.DelphiPascal tabanlı bir dil olup nesneye yönelik programlama yapabilme özelliği taşır. Öğreniminin çok zor olmayışı ve üniversitelerde pascal eğitiminin ağırlıklı verilmesi nedenleriyle çoğu bilgisayar programlama öğrencisinin tercih ettiği bir dildir.Visual programlama özelliği taşır.PascalPascal Yapısal bir dildir, C 'ye benzerlik gösterir. Öğrenilmesinin zor olmayışı ve bilgisyar eğitimi veren okullarda okutulan bir ders olması sebebiyle kullanım alanı genelde üniversiteler ve bilimsel hesaplamalar yapan kurumlardır.VisualBasicBasic tabanlı bir dil olup öğrenilmesi kolay, kullanım alanı geniş bir dildir. Özellikle görsel uygulamalarda projenin arabiriminin hızlı yazılmasını sağladığı için genelde kullanıcı arabirimi tasarımlarında kullanılır. Kapsamlı veya çok kullanıcılı uygulamalarda kullanılmaz. Kullanıcı sayısı az olan veya kısa sürede bitmesi gereken küçük ölçekl projelerde tercih edilen bir programlama aracıdır. Yoğun olarak kullanılmaktadırProgramlama dillerinin hepsini incelemeye imkan olmadığından çok kullanılan bir kısım dilden bahsettim. Her dilin kullanım amacı ve yönelimi farklı olabilir önemli olan hedeflediğiniz konularda size yardımcı olacak dili seçip onunla çalışmanızdır.
Bordo Bereliler Kimdir? Özellikleri Nelerdir?
Özellikleri
1-Subay Astsubay uzman jandarmalardan oluşuyor.
2-üç-üçbuçuk yıl eğitim alıyorlar.
3-Gönüllülük esasına göre seçiliyorlar.
4-Yurt içinde 72 haftalık temel nitelikli kursları var.
5-Daha sonra ihtisas alanına göre 10-52 hafta arasında değişen yurt içi ve yurt dışı ihtisas eğitimleri var.
A- YURT İÇİ TEMEL KURSLARI
-Muharebe temel eğitimi
-Göğüs göğüse muharebe
-Uzak mesafeli keşif devriye
-Sızma
-teşhis ve tanıma
-Hayatı idame
-kaçma kurtulma
-Hedef atrifi,Ateş tanzimi
-Psikolojik Harekat
-Tahrip
-Paraşüt
-Kurbağa adam
-Gayri nizami savaş
-Özel harekat türleri.konularında eğitilirler.
B-İHTİSAS KURSLARI
-yer ekip komutanlığı
-tahrip teknikleri.mayın ve bubi tuzakları
-İlk yardım
-Cerrahi müdahale teknikleri
-Mühimmat imha
-Hafif ve ağır silah uzmanlığı
-İstihbarat uzmanlığı
-Muhabere kursları
-psikolojik harekat kursları
C-YURT DIŞI KURSLARI
Ranger
-Hava İndirme
-Sivil İşler
-Halkla İlişkiler
-Hayatı İdame
-Psikolojik harekat
Tümü iyi paraşütçüdür. Çeşitli yabancı dilleri iyi bilirler.
Bordo berelilerin görevi özel harekât ve savunmadır. Yıllarca PKK dâhil birçok yasadışı örgüte kan kusturmuşlardır. Farklı aralıklarla yapılan dünya özel kuvvetler taarruz, savunma yarışmalarında 2 defa dışında hep birincilikle dönmektedirler. Ne amoru ne delta force'u bordo berelilerin önünde ayakta kalamadı. Almanya, Fransa dâhil birçok Avrupa ülkesi özel kuvvet eğitimi aldırmak için sıradalar. Ama bordo berelilere verilen eğitimin %30 u o ülkelere gösteriliyor.
Özel operasyonlarda sessizlik ve hız en önemli değerdir.
K.loca dedikleri kilitleri delta forte dâhil diğer ülkeler 10,13 saniye arası acarken bordo bereliler maksimum 7 saniyede acıyorlar.
200 metrede hâlâ nokta atışı yapabiliyorlar.
Ordudaki çoğu askerin hayalidir bordo bereli olmak. Ama bu iş her babayiğidin altından kalkabileceği bir iş değildir. Bordo bereliler çoluğunu çocuğunu, anasını babasını yok sayabilir.
Bordo bereli bildiğiniz askerlere benzemez. Tabiri yerindeyse yanında ailesini kesseler umursamazlar. O askerlerin eğitiminde duygusallık diye birsek yoktur. Komutanları vurun beni dese 2. emri beklemeden vururlar. Eğitimlerinde bir insanın başarabileceği noktanın üstünde ki işler için eğitim alırlar. Kısacası en ağır şartlar onlar içindir. İste bordo bereliler bundan dolayı bir numaradır. Iraktaki çatışmalarda komando ve piyade birlikleri PKK'lılarla çatışırken bordo berelileri her zaman çatışmanın arasına atarlar. Ve belki 3 saattir süren bir çatışma 20 dakikaya son bulur.
PKK mağarasında bulunan bir yazı;
Eğer bir asker sizi Gördüğü Zaman Durmadan Ateş Ediyorsa, Bilin Ki O Acemidir... Kurşununun Bitmesini Bekleyin... Bittiği Zaman Gidin Ve Kafasına Sıkın...
Eğer Sadece Sizi Gördüğü Zaman Ateş Ediyor Saklandığınız Zaman Duruyorsa O Bir Komandodur... Kaçın Ve Canınızı Kurtarın...
Eğer Sizi Gördüğü Zaman Ortadan Kaybolmuşsa Ve Etraf Sessizce Bilin Ki O Bordo Berelidir... Merak Etmeyin O Sizi Bulur...
PKK'lılara yakalandığı zaman sorulmuş;
'Türk askerinin geldiğini nasıl anlarsın'?
Şarjörünü üstümüze boşaltarak.
Komandonun geldiğini nasıl anlarsın'?
Yarım şarjörü üstümüze boşalttığı zaman
'Peki bordo berelinin geldiğini nasıl anlarsın'?
TAK!
Bordo Berelilerle ilgili 3 olay
Olay 1: Doğuda bir gece 12 kişilik bir komando birliği aldığı talimat üzerine dağa çıkıyorlar. Dağda gezerken PKK'lılarla çatışmaya giriyorlar. Ama PKK zannettikleri aslında o gece orda devriye gezen başka bir bordo bereli tim. Komandoların hepsi şehit düşüyor. Bordo berelilerde de ise hiç kayıp yok. Olaylar öğrenildiğinde Komando birliğinin komutanı çatışma yerine gidiyor. Gittiği zaman şehitlerin olduğu yerde yüzlerce bos kovan görüyor. Bölgeyi araştırdıklarında biraz aşağısında 12 bos kovan buluyorlar.
Şifrelerin birbirlerine söylenmemesi ve aradaki ihmalkârlıklar yüzünden 3 komutan ceza alıyor.
Olay 2: 11 kişilik bir bordo bereli timi bir köyün güvenliğini sağlıyor. Halk onlara çok samimi ve sıcak davranıyor. PKK'lılar bu timi bir gece pusuya düşürüp hepsini şehit düşürüyor. Ve kıyafetleri dâhil bütün eşyalarını alıp kendileri giyiyor. O köyde bordo bereliler şehit düştü diye bayram havası var. Aylarca korudukları o köyden bir hain PKK'lılara bilgi sızdırıyor. Köyün komple PKK'lı olduğu sonradan çıkıyor ortaya. PKK'lıların bu yaptığı anca 2.ci ayında çıkıyor ortaya. Ve oraya 4 kişilik bir bordo bereli birliği gidiyor.
Sonuç: 2 saat sonra o köyden tabiri caizse eser yok.
Olay 3: Amerikanın askerlerimizin kafasına çuval geçirdiği o olayda orda 2 bordo bereli vardı. Eğer orda başlarındaki komutan emir verseydi, ne oradaki 45 Amerikalı asker ne diğer 20 kişilik Kürtler hiçbiri sağ çıkmazdı. Orayı öyle bir savunurlardaki çok kanlı biterdi. Ve o binanın altında kilolarca patlayıcı vardı güvenlik için. En kötü ihtimal orayı uçurmaları bile bazı şeylere net bir cevap olurdu.
O olaydan sonra orda bordo bereli olduğunu o zamanki Amerikalıların basındaki komutan öğrendi ve telefonla genelkurmayı aradı.
'Askerlerinizin gösterdiği anlayış beni çok mutlu etti. Tanrıya bin şükür ki askerleriniz askerlerimizi evlerine sağsalım gönderdi'
Ayrıca bordo bereliler dünyada "güven atışı eğitimi" alan tek birlik.
Nedir bu güven atışı?
-iki adet bordo bereli karşı karşıya geçer.
-ilk önce ikiliden birisi başının üzerinde kitap büyüklüğünde bir hedef tutar.
-diğer bordo bereli iki elinde iki tabancayla yürüyerek o hedefe gerçek mermilerle ateş eder.
-yolun yarısına geldiğinde arkasını dönüp, tabancaları bacaklarının arasından hedefe doğru sıkmaya devam eder.
mermiler bitince roller değişir, bu kez ateş eden kişi hedefi tutar, atış sırası diğerine gelir.
bu eğitim hergün yapılır.
ÖZEL KUVVETLERE NASIL GİRİLİR?
Özel Kuvvetlere personel gönüllülük esasına göre Kıtalardan ve sınıf okullarından alınır.Türk Silahlı Kuvvetleri Özel Kuvvetler Komutanlığında görev alabilmek için öncelikle Subay, Astsubay veya Uzman Erbaş olmanız gerekmektedir.
Subay, Astsubay veya Uzman Erbaş alımına ilişkin başvuru tarihleri, başvuranlarda aranacak nitelikler ve başvurulara ilişkin diğer ayrıntılar, basın ve yayın kuruluşları vasıtasıyla duyurulmaktadır.
Dünyanın En Pahalı Yiyecekleri
Yiyecekler hayatımızı sürdürebilmemiz için en temel yaşamsal ihtiyaçlarımızın başında gelir. Bunun yanı sıra bazı çok pahalı besinler var ki bunları alıp yiyebilmek için hatırı sayılır miktarda bir parayı cüzdandan çıkarmamız gerekiyor. Hazır enflasyon "0" asgari ücret "3500TL" civarı iken işte dünyanın en pahalı yiyecekleri...
1. Beyaz Trüf Mantarı
Dünyanın en kıymetli mantarlarından olan ve yetişmesi son derece zor bu mantar türünün kilosu yaklaşık olarak 33.000 Türk Lirası. Hatta bazen 65.000 Türk Lirasına kadar fiyatları yükselmektedir. Başta İtalya ve Fransaââââ¬Å¡¬ââ⬢da yetişen trüf mantarı türü genellikle Michelin yıldızlı şefleri tarafından kullanılmaktadır.
Bilinen yemekleri;Domalan Mantarlı Yemek
Trüflü Risotto
Trüf Mantarlı PappardelleGidip de yumurta falan kırmayın yani üstüne elinize geçerse.
2. Safran
Ülkemizde de yetişen ve dünyanın en pahalı baharatı olan safran genellikle, Yunan, Fas, İran ve Asya mutfaklarında tercih edilir. İyi kalitede gerçek bir safranın kilosu yaklaşık 24.000 tl'dir.
Bilinen yemekleri;Safran Buhara Pilavı
Safran Çayı
3. Beluga Havyarı
Soyu tükenme tehlikesi altında olan Mersin balıklarının en büyüğü olan ve Hazar Denizi'nde bulunan Beluga cinsinden çıkarılan bu havyarın kilosu yaklaşık olarak 22.000 TL'dir. Beyaz renkli olanı çok ender bulunur ve bu yüzden çok daha pahalıdır.Bilinen Yemekleri;Genelde kanepe olarak şampanya veya buzlu vodka ile servis edilir.
4. Chocopolige (Le Madeline au Truffle)
Danimarkalı Fritz Knipschildt tarafından yaratılan Le Madeline au Truffle isimli çikolata çeşidinin kilosu 9000 TL'den satılmaktadır. Tamamen el yapımı ve doğal ürünler kullanılarak imal edilen bu çikolata üzerinde bazen saf altından süslemeler bulunur.
5. Matsutake Mantarı
Dünyada nadir bulunan mantar türlerinden biri olan bu mantar çeşidi trüf mantarına benzemekle birlikte Japon mutfağında daha çok kullanılmaktadır . Kilosunu 4500 TL'den satın alabileceğiniz bu güçlü aromalı mantar çeşidi Japonya'nın yanı sıra Kanada, İsveç, Japonya, Amerika, Çin ve Finlandiya'da yetişmektedir.
Bilinen Yemekleri;
Mısır Unlu Mantarı
6. Kopi Luwak Kahvesi
Asya Misk Kedisi'nin (Paradoxurus hermaphroditus) kahve çekirdeklerini yemesi ve hayvanın sindirim sisteminden geçmesi sonrası hazırlanan bu kahve çeşidinin kilosu 2600 TL'dir.Bir Mehmet Efendi olduğunu sanmıyorum.
7. Wagyu Eti
Bu et hakkında sayısız gerçek dışı hikaye üretilmiştir. Bunlardan bazıları hayvanlara masaj yapılması ve müzik dinletildiği yönündedir. Gerçek olan ise ineklerin, bira fabrikasından çıkan fermante edilmiş buğday ile beslenmeleridir. Bunun yanı sıra Japonya'nın temiz dağ havası ve suyu hayvanın etini daha değerli kılmaktadır. Kilosu yaklaşık 2200 TL'dir. Kıymanın kilosu 40 lira olunca şükredebiliriz artık.Bilinen Yemekleri;California mandalinalı Wagyu dana yanağı
Elma, çam fıstığı ve kuru üzümlü Katalan ıspanağı
Philly Cheesesteak
BONUS 1: Lux Gold Cupcake
O kadar yemeğin üstüne şöyle güzel bir tatlı.Tabi 1250$'ınız varsa. Bu cupcake Food Network ekibi tarafından şeftali, şampanya reçeli, özel Chateau d'Yquem tereyağı ve 24 Ayar altın yapraklarından yapılmıştır.
BONUS 2: Pizza Royale 007
Şef Domenico Crolla tarafından hazırlanan dünyanın en pahalı pizzası.Pizza; konyakta marine edilmiş ıstakoz, şampanyaya batırılmış havyar, sun blush denen özel domates sosu da dahil olmak üzere dünyanın en abartılı malzemelerine sahip.İskoç somonu ve geyik eti madalyonu, eski tarz vintage balzamik sirke ile füme edilip eklenmiş. Bu yeterli gelmediyse, pizzanın tepesinde yenilebilir 24-ayar altın gevreği var. Pizza Royale 007 "eBay" üzerinden Fred Hollows Vakfına 2000$'a satılmış.
Tek kötü yanı bir alana bir bedavası yok.
Eminönü'yle yarışır: Pule
Sırp mutfağından çıkan ve dünyanın en pahalı yiyecekleri listesine giren Pule peynirinin kilogramı yaklaşık 3.000 TL'ye satılıyor.
Puleââââ¬Å¡¬ââ⬢nin bu kadar pahalı olmasının en önemli nedeni dünya genelinde bu peyniri üretmek için gerekli olan dişi eşek sayısının yalnızca 100 olması.
Havyar teknolojisinde bir numara: Almas
İranââââ¬Å¡¬ââ⬢da üretilen ve altın kaplarda servis edilen Almas, dünyanın en pahalı hayvarı olarak Guinness Rekorlar Kitabıââââ¬Å¡¬ââ⬢nda yerini almış. Yalnızca Londra Caviar House & Prunier'da satılan Almas, 24 ayar altın kutularda talipleri ile buluşuyor.
Fiyatı ise 60.000 TL civarında. Ufak bütçeli kişileri de düşünen Caviar House, 3.000 TL'lik havyarlar da satıyor.
Peynir ve rakılık: Yubari
Densuke karpuzlarından alışık olduğumuz ilk hasat satın alması ve kazıklanması *öhöm* yüksek miktarda para verilmesi Yubari kavunlarında da gerçekleşiyor. Her yıl ilk hasat farklı ancak büyük rakamlar ile satılıyor.
Şimdiye kadar 55.000 TL'den daha yüksek bir fiyata satılmış olan Yubari kavunlarının da varlığı söz konusu. İlk hasat değil de biraz bekleseler market fiyatı 100 - 200 TL arası olacak halbuki.
Bir Adana değil: Densuke
11 kilogramlık adedi yaklaşık 14.000 TL'ye satılan Densuka karpuzu, Japonya'da yetişiyor. Normal karpuzlardan daha koyu bir dış yüzeye sahip olan karpuzun içinin oldukça iyi olduğu söyleniyor.
Yalnızca Hokkaido bölgesinde yetişen karpuzun bu listede yer almasının nedeni ile 2011 yılının ilk hasat döneminde bir iş adamının 14.000 TL'lik bir fiyatla karpuzu satın alması. Ancak sevinmeye vakit kalmıyor ve karpuzun ilk hasat sonrası satış fiyatının aslında 400 TL olduğunu öğreniyoruz.
Yerinde ve cebinde duramaz: Buddha Jumps Over the Wall
Buddha duvardan atlıyor, parasını siz ödüyorsunuz. Buddha Duvardan Atlıyor adıyla servis edilen çorbanın içinde köpekbalığı yüzgeci, deniz hıyarı, ginseng, bıldırcın yumurtası ve daha nicesini bulunuyor.
Karman çorman görünen Buddha'nın fantezi çorbası, 380 TL'den satışa sunuluyor. Günümüzde bir mercimek çorbasını 5 TL'ye yiyebilenler için acı ama gerçek bir yemek.
Amerikan polisleri düşünceli: California Capitol City Dawg
Her şeyin pahalısı olur da hot dog'un pahalısı olmaz mı? Olur tabii ki. Maitake mantarı, Wagyu eti, siyah trüf hayvar ve Japon mayonezi ile hazırlanan hot dog'un seveni de çok.
380 TLââââ¬Å¡¬ââ⬢lik bir fiyata sahip olan hot dog yine de diğer yemeklerin yanında ucuz kalıyor.
Korsanların işi zor: Samundari Khazana
Samundari Khazana yani deniz ürünleri hazinesi olarak bilinen, her bir porsiyonu yaklaşık 7.000 TL olan yemek; havyar, deniz salyangozu, bir bütün ıstakoz ve yenilebilir altından oluşuyor.
Damak tadınıza nasıl gelir bilmiyoruz ancak cüzdanınıza iyi gelmeyeceği çok kesin.
Parite Nedir? Çeşitleri Nelerdir?
Günümüz finans piyasalarında dövizlerin ayrı bir yeri vardır ve kısa vadeli yatırımların olmazsa olmazıdır. Adı pek bilinmese de dövizlerle yapılan işlemler parite denen çiftler halinde yapılmaktadır. Şimdi bu kavramın ne olduğunu inceleyelim:
Döviz bürosu, banka veya forex gibi piyasalarda para birimleri ile yapılan işlemler, hep çiftler halinde gerçekleşmektedir. Yani dolar alıyorsanız bunu cebinizdeki Türk lirasını vererek yaparsınız. Cebinizdeki Türk lirasına karşılık gelen ölçüde dolar alabilirsiniz. Aynı zamanda doların, Türk lirası karşısındaki değerine göre bu işlemi yapmış olursunuz. İşte buna parite denmektedir.
Bir para biriminin, başka bir para karşısındaki değerine parite denir. Döviz bürosuna gidip dolar almak istiyorum dediğiniz zaman, yapacağınız işlem USD/TRY üzerinden gerçekleşmektedir. Gösteriminde ise para birimlerinin uluslararası kodları kullanılır ve bu şekilde gördüğünüzde size pek bir şey ifade etmeyebilir. Ama bu yazıdan sonra aslında bildiğiniz bir konu olduğunu rahatça anlayacaksınız.
Şimdi döviz çifti olarak da anılan bu kavramın ne olduğunu daha derinlemesine öğrenelim:
Parite Nedir?
Kısa bir tanım yapacak olursak; bir ülkenin para biriminin, başka bir ülkenin parası karşısındaki değerinin parite denir. Finans piyasalarında dövizlerle çiftler halinde işlem yapılır ve bunlar USD/TRY, EUR/USD, USD/JPY gibi gösterimlere sahiptir. Bu 3’lü harfler, para birimlerinin uluslararası kısaltmasıdır. Yapılan işlem ise ilk yazılan para biriminin, ikinci yazılan para birimine karşı değeri üzerinden gerçekleşmektedir.
En yüksek işlem hacmine sahip döviz çifti olan EUR/USD üzerinden açıklamaya devam edecek olursak;
-EUR/USD çiftinin anlamı, Euro para biriminin Amerikan doları karşısındaki değeridir.
-EUR = 2, USD = 1 diyecek olursak; EUR/USD’nin değeri 2 dolar olacaktır. Ayrıca 1 Euro = 2 Amerikan doları anlamına da gelmektedir.
-İlk yazılan para birimi baz (ana) para birimini ifade eder. Yani Euro baz dövizdir. Ayrıca Euro’daki değişime göre alım – satım kararı verilir.
-İkinci yazılan para birimi ise karşıt para birimini ifade etmektedir. Yani USD karşıt dövizdir. EUR/USD’nin değeri, karşıt döviz cinsindendir. Bu nedenle örneğimize göre 2 dolar değerinde denir.
-Yapılan işlem sonucunda elde edilen kar veya zarar karşıt döviz cinsinden ifade edilmektedir. Yani EUR/USD ile yapılan bir yatırım işlemi sonucunda elde edilen sonuç USD para birimi cinsinden hesaplanmaktadır.
Forex piyasası döviz çeşitliliğinin en yüksek olduğu yerdir. Çünkü neredeyse dünyanın tüm para birimleri ile işlem yapılmaktadır. Buna bağlı olarak da forex yatırım aracı çeşitliliği anlamında oldukça zengindir. Bu dövizlerle yapılan işlemler ise forex piyasasının yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Yatırımcılar, piyasanın hızlı yapısına ayak uydurarak, dövizlerde görülen değişimleri anlık olarak değerlendirebilmektedir.
Parite Çeşitleri Nelerdir?
Finans piyasalarında işlem gören 7 majör para birimi bulunmaktadır. Bu para birimlerinin majör olarak kabul edilmesinin nedeni, ait oldukları ülkelerin ekonomilerinin canlılığından kaynaklanmaktadır. Yani bu ülkelerin ekonomilerinin diğer ülke ekonomilerine göre çok daha sağlam ve dinamik olduğu bilinmektedir.
7 majör döviz dışındaki para birimlerine de minör denilmektedir. Bu açıklama üzerinden gidecek olursak; iki majör para biriminin oluşturduğu pariteye majör denilmektedir. Bir majör ve bir minör para biriminin oluşturduğu döviz çiftine ise minör adı verilmektedir.
Minör döviz çiftleri genellikle yerel yatırımcılar tarafından tercih edilmektedir. Örneğin; USD/TRY minördür ve genellikle Türk yatırımcılar tarafından tercih edilir. Bu para birimleri dışındakiler ise egzotik pariteleri oluşturmaktadır.
En Çok İşlem Gören Majör Pariteler
İki majör para biriminden oluşan döviz çiftlerine majör parite denilmektedir. Bu tip üzerinde iki para biriminin de kısmen etkisi bulunmasına rağmen bir para birimi daha etkili olmaktadır. Örneğin; EUR/USD bir majördür ve iki para birimi de değerine yön verdiği gibi USD daha etkili olmaktadır.
Tek tek majör pariteleri incelersek;
EUR/USD
Finans piyasalarında en yüksek işlem hacmine sahip enstrüman olduğu bilinmektedir ve forex piyasasında gerçekleştirilen döviz işlemlerinin %85’inin EUR/USD üzerinden yapıldığı bilinmektedir. Euro baz dövizi oluştururken, Amerikan doları karşıt dövizi oluşturmaktadır. Yapılan alım – satım işlemi sonucunda elde edilecek kar veya zarar durumu da Amerikan doları cinsinden ödenmektedir.
Değeri genel olarak Amerikan dolarının değerine göre değişkenlik göstermektedir. Doğal olarak; Amerikan ekonomisinde ve siyasetinde meydana gelen değişikliklerden direkt olarak etkilenmektedir. Euro’nun etkisinin hiç olmadığını söylemek ise yanlış olacaktır.
EUR/USD’nin bu kadar yüksek işlem hacmine sahip olmasının nedeni; ABD’de ve dünya genelinde yaşanan finansal kriz sonrasında Amerikan dolarının aşırı değer kaybı ve Euro’nun hızla değer kazanması sonucunda yatırımcıların bu değişkenlikten faydalanmak istemesidir. Kriz döneminde değerinde meydana gelen aşırı yükseliş yatırımcısının yüksek kazançlar elde etmesini sağlamıştır.
Günümüzde ise Amerikan dolarının geri kazandığı güç ve Euro’nun eski popülerliğini yitirmesi ile EUR/USD, yatırımcıların gözünde güvenilirliğini kaybetmiştir. Kriz dönemine göre daha az talep görmesine neden olmuştur. EUR/USD günümüzde daha çok kısa süreli alım-satım ve scalping yapan tecrübe sahibi yatırımcılar için en uygun yatırım aracı statüsündedir.
Son olarak EUR/USD’nin son 5 yıllık fiyat değişimine bakalım. 2013 – 2018 yılları arasında en yüksek seviyesini 5 Nisan 2014 tarihinde 1,3886 dolar ile görmüştür. En düşük seviyeyi ise 10 Aralık 2016 tarihinde 1,0419 dolar ile kaydetmiştir. En yüksek seviyeyi kaydettikten sonra yaklaşık 1 senede düşüş trendi göstermiştir. Öyle ki; 7 Mart 2016 tarihinde 1,0626 dolara kadar gerilemiştir. Ardından en düşük seviyeyi görene kadar 1,0885 – 1,1400 bandından dalgalanmıştır. En düşük seviyenin ardından da yükseliş trendine girmiştir.
USD/JPY
Amerikan doları/Japon yeninin oluşturduğu USD/JPY majördür ve yüksek işlem hacmine sahiptir. Amerikan doları baz dövizi, Japon yeni karşıt dövizi oluşturmaktadır. Alım – satım işlemi sonucunda elde edilen sonuç Japon yeni cinsinden ödenmektedir.
EUR/USD gibi karşıt döviz olan Japon yeni, seyir üzerinde daha etkilidir. Japonya ekonomisinin ihracata dayalı olması nedeniyle hükümet tarafından sıklıkla JPY değerine müdahale edilmektedir. Hatta 2013 yılında patlak veren kur savaşları tartışmasının ve G20 toplantılarının ana konusu da bu müdahaleler olmuştur.
USD/JPY aşırı dalgalanma gösteren bir döviz çiftidir. Amerikan dolarının yüksek işlem hacmine sahip bir para birimi olması, hassas bir enstrüman olmasının nedenidir. Bu nedenle ABD ekonomisinde meydana gelen gelişmeler, ABD’nin diğer ülkeler ve kıtalar ile ilişkileri, Amerika – Japonya ilişkileri, Amerika – Asya kıtası arasındaki ilişkiler, değerin yüksek dalgalanma göstermesine neden olacaktır.
Yatırımcıların iyi bir piyasa takibi yapması ve fiyat grafiklerini doğru analiz edip yorumlayabilmesi sayesinde kısa vadede yüksek kazanç elde edebilecekleri bir enstrüman olma özelliği taşımaktadır. Ama unutmamak gerekir ki; yüksek dalgalanma aynı zamanda yüksek oranda risk anlamına da gelmektedir.
USD/JPY’nin 2013 – 2018 yılları arasında kaydettiği en yüksek seviye, 1 Ağustos 2015 tarihinde 124,7340 yen olarak görülmüştür. En düşük seviye ise 8 Haziran 2013 tarihinde 95,4940 yen ile kaydedilmiştir. 2013 yılının Nisan ayından itibaren en yüksek seviyenin görüleceği tarihe kadar düzenli bir yükseliş kaydetmiştir. En yüksek seviye sonrasında 13 Ağustos 2016 tarihine kadar düşüş görülmüştür. Daha sonra da 105 – 110 bandında dalgalanmaya başlamıştır.
GBP/USD
İngiliz sterlini/Amerikan dolarından oluşan GBP/USD’nin değeri, İngiltere ekonomisi tarafından belirlenmektedir. İngiliz sterlini baz dövizi oluştururken, Amerikan doları karşıt dövizi oluşturmaktadır. Alım – satım işlemi sonucunda elde edilen kar veya zarar, Amerikan doları cinsinden verilmektedir.
Döviz çiftinin seyrinde, yıllardan beri süregelen Amerika – İngiltere rekabetinin bir örneği görülmektedir. Geçmiş yıllardan günümüze kadar olan değeri incelendiği zaman bu açıkça görülecektir. En yüksek değerine 1980’li yılların başında ulaşmıştır ve en düşük seviyesini de 1985 yılında görmüştür. Aynı zamanda Euro’nun kullanılacağı ve İngiliz sterlinin tedavülden kaldırılacağı spekülasyonu da büyük ölçüde değer ve güven kaybına neden olmuştur. Günümüzdeki değerini incelediğimizde ise 2000’li yıllardan bu yana % 50’den fazla değer kazandığı açıkça görülmektedir.
İngiliz ekonomisinde meydana gelen olumlu veya olumsuz herhangi bir gelişme, direkt olarak değerini etkileyecektir. Örnek vermek gerekirse; İngiliz ekonomisinde meydana gelen büyüme veya yüksek faiz uygulaması, GBP/USD’nin yükselişe geçmesine neden olacaktır. Bu nedenle de İngiliz hükümetinin sterlin ile ilgili yaptığı herhangi bir açıklama, müdahale ve makro ekonomik verilerin iyi bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.
GBP/USD’nin 2013 – 2018 yılları arasında kaydettiği en yüksek seviye, 28 Haziran 2014 tarihinde 1,7153 dolardır. En düşük seviye ise 4 Mart 2017 tarihinde kaydedilen 1,2157 dolardır. Uzun vadeli grafiğine göz atıldığı zaman, fazla dalgalanmadığı görülmektedir. Sterlin, güvenli liman olarak görülen bir para birimidir ve grafikte bu durum görülmektedir.
USD/CHF
Amerikan doları/İsviçre frangının değeri de Amerikan doları tarafından belirlenmektedir. İsviçre ekonomisinin dünyanın en sağlam ekonomisi olduğu bilinmesine rağmen, Amerikan doları çiftin seyrini etkilemektedir. Amerikan ekonomisinde meydana gelen herhangi olumlu veya olumsuz değişiklik direkt olarak değerine yansımaktadır.
USD/CHF hakkında söylenebilecek en net konu, son 10 yıl gibi uzun bir süreçte sürekli olarak değer kaybetmesidir. İsviçre ekonomisinin stabilitesi karşısında, Amerikan dolarının değer kaybettiği zamanlarda USD/CHF’nin değer kazandığı görülmesine rağmen; kayıp dönemleri daha uzun bir zamanı kapsamaktadır.
USD/CHF, hızlı yükseliş veya düşüş dönemleri yaşamamaktadır ve bu nedenle değer kaybettiğinde açığa alım işlemi ile kazanç elde etmek mümkündür. Aynı zamanda günümüzde en popüler piyasa olan forexin en çok kazandıran enstrümanları arasında yer almaktadır.
USD/CHF’nin 2013 – 2018 yılları arasındaki değişimlerine göz attığımız zaman; en yüksek seviyenin 10 Aralık 2016 tarihinde 1,0298 frank ile kaydedildiğini görüyoruz. En düşük seviye ise 10 Ocak 2015 tarihinde kaydedilen 0,8544 franktır. Mayıs – 2014’ten sonra sert bir çıkış göstermiş ve 0,8760 franktan 1,0183 franka 3 Ocak 2015 tarihinde ulaşmıştır. Bu tarihten sonra çakılmış ve 5 yılın en düşük seviyesi görülmüştür. Öyle ki; 3 Ocak 2015’te 1,0183 frank iken, 10 Ocak 2015’te 0,8544’e gerilemiştir. Ardından yine sert bir çıkış yapmış ve 2015 Mart ayının başında 1 frankın üzerine çıkmıştır.
AUD/USD
Avustralya doları/Amerikan dolarından oluşan AUD/USD çiftinin seyri, genel olarak uzun vadeli yatırımlar için uygun görülmektedir. Çünkü aşırı dalgalanma göstermemektedir. Avustralya doları baz dövizi oluştururken, Amerikan doları karşıt dövizi oluşturmaktadır ve elde edilen kar – zarar Amerikan doları cinsindendir.
Genel olarak Avustralya’nın ekolojik durumu, AUD/USD’nin seyrini etkileyen ana faktördür. Kuraklığın ve sel gibi felaketlerin hakim olduğu bir ekolojik sisteme sahip olması, Avustralya ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Buna bağlı olarak AUD/USD’nin değer kaybetmesine neden olmaktadır.
Avustralya doları, dünyanın en çok kullanılan 6. para birimini oluşturmasının yanı sıra forex yatırımcıları tarafından da yoğun talep gören bir dövizdir. AUD/USD en yüksek değerini 2010 yılında, en düşük değerini de 2001 yılında kaydetmiştir. Değeri üzerine her ne kadar Avustralya doları etkili olsa da Amerikan dolarında meydana gelen yükselişler ve Avustralya dolarının dış etkiler nedeniyle değer kaybetmesi değerinde büyük değişikliklere neden olmuştur.
AUD/USD’nin 2013 – 2018 yılları arasındaki fiyat değişimlerine göre; en yüksek seviye 6 Nisan 2013 tarihinde 1,0546 dolar ile görülmüştür. En düşük seviye ise 9 Ocak 2016 tarihinde 0,6997 dolar ile kaydedilmiştir. En yüksek seviyesini gördükten sonra gerilemeye başlamış ve en düşük seviyenin görüldüğü tarihe kadar düşmüştür. O günden beri de uzun vadeli bir yükseliş trendi gözlenmektedir.
USD/CAD
Amerikan doları/Kanada dolarından oluşan USD/CAD, son zamanlarda özellikle forex yatırımcılarının yoğun talebi ile karşılaşmaktadır. Amerikan doları baz dövizi, Kanada doları karşıt dövizi oluşturmaktadır.
2007 yılında Kanada doları, ilk defa Amerikan dolarından daha değerli bir para birimi olarak işlem görmüştür ve o dönemde USD/CAD en düşük değerini göstermiştir. Nedeni ise küresel finansal krizdir.
USD/CAD’nin 2013 – 2018 yılları arasındaki performansına baktığımız zaman; en yüksek seviye 9 Ocak 2016 tarihinde 1,4345 CAD ile kaydedilmiştir. En düşük seviye ise 4 Mayıs 2013 tarihinde 1,0070 CAD ile görülmüştür. En düşük ve en yüksek seviye arasında düzenli bir yükseliş trendine girmiştir. En yüksek seviyenin ardından 1,22 – 1,37 bandında dalgalanmaya başlamıştır.
EUR/JPY
Euro/Japon yeninden oluşan EUR/JPY de son yılların popüler enstrümanları arasındadır. Euro baz dövizi, Japon yeni karşıt dövizi oluşturmaktadır. İki para birimi tarafında da yaşanan gelişmeler sonucunda en yüksek değerini 2008 yılında göstermiştir. Bunun yanı sıra 15 yılı aşkın yatırım sürecinin yaklaşık 10 yılı değer kazanan bir yol izlemiştir.
2010 yılında en çok değer kazanan ve en çok kar getiren para birimi olarak Japon yeni belirlenmiştir. Bunun yanı sıra Amerikan doları karşısında büyük değer kaybı gösteren Euro nedeniyle de EUR/JPY, kazançlı yatırım işlemlerinin vazgeçilmezi olmuştur. Ayrıca Euro’nun birçok ülkede kullanılan para birimi olması ve Japon yeninin de birçok ülke üzerindeki etkisi nedeniyle yüksek işlem hacmine sahiptir.
EUR/JPY’nin 2013 – 2018 yılları arasındaki performansını izlediğimiz zaman; en yüksek seviyenin 29 Kasım 2014 tarihinde 148,4071 yen ile kaydedildiğini görüyoruz. En düşük seviye ise 2 Temmuz 2016 tarihinde 111,5316 yen ile kaydedilmiştir. En yüksek ve en düşük seviye arasında düşüş trendi göstermiştir. Ardından toparlanarak yeniden yükseliş trendine girmiştir.
EUR/GBP
Euro/İngiliz sterlininin oluşturduğu EUR/GBP, yüksek işlem hacimli enstrümanlardandır. Finansal kriz döneminde Euro’nun, sterlinden daha fazla değer kazanması, değerinin yükselmesine neden olamamıştır. Güçlü bir yapıya sahip olan İngiliz sterlininin bu nedenle değer üzerinde daha fazla etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda Euro’nun bazı Avrupa Birliği ülkeleri tarafından benimsenmemesi de hiçbir zaman sterlin kadar değerli olmamasının nedeni olmuştur.
EUR/GBP’nin 2013 – 2018 yılları arasındaki performansı izlendiği zaman; en yüksek seviyenin 19 Ağustos 2017 tarihinde 0,9218 sterlin ile kaydedildiği görülmektedir. En düşük seviye ise 11 Temmuz 2015 tarihinde 0,6972 sterlin ile kaydedilmiştir. Düşüş trendini, en düşük seviyeyi kaydederek gördükten sonra yeniden yükseliş trendine girmiştir ve en yüksek seviyeyi kaydetmiştir.
En Çok İşlem Gören Minör Pariteler
Bir majör ve bir minör para biriminden oluşan döviz çiftlerine, minör parite denmektedir. Minörler genel olarak yerel traderlar tarafından talep görmektedir. Yine de forex gibi küresel piyasalarda fiyat hareketleri ile dikkat çekebilmiştir. Minörlerin işlem hacimleri majörlere nazaran çok daha düşüktür.
En çok tercih edilen minör para birimleri; Yeni Zelanda Doları (NZD), Güney Afrika Cumhuriyeti Randı (ZAR), Singapur doları (SGD)’dır.
En yüksek işlem hacimli minör döviz çiftleri ise şu şekildedir:
* CAD/CHF (Kanada dolarının İsviçre frangı karşısındaki değeri)
* CAD/JPY (Kanada dolarının Japon yeni karşısındaki değeri)
* CHF/JPY (İsviçre frangının Japon yeni karşısındaki değeri)
* EUR/CAD (Euro’nun Kanada doları karşısındaki değeri)
* EUR/SGD (Euro’nun Singapur doları karşısındaki değeri)
* EUR/ZAR (Euro’nun Güney Afrika randı karşısındaki değeri)
* GBP/CAD (İngiliz sterlininin Kanada doları karşısındaki değeri)
* GBP/CHF (İngiliz sterlininin İsviçre frangı karşısındaki değeri)
* GBP/ZAR (İngiliz sterlininin Güney Afrika randı karşısındaki değeri)
* SGD/JPY (Singapur dolarının Japon yeni karşısındaki değeri)
* USD/ZAR (Doların Güney Afrika randı karşısındaki değeri)
Majör dövizler dışında işlem yapmak isteyen yerel yatırımcılar, bunu genellikle çapraz kur denilen işlemler üzerinden gerçekleştirir. Çapraz kur sisteminde; bir para biriminin dolar karşındaki değeri üzerinden, diğer para biriminin değeri hesaplanmaktadır. Yani Amerikan doları dışındaki iki farklı para biriminin dolar üzerinden hesaplanması sistemine dayanır. Örnek vermek gerekirse;
* 1 USD = 0,5 EUR ve 1 USD = 1,5 TRY olarak kabul edilirse, bu noktada oluşturulacak çapraz kur üzerinden EUR/TRY değeri bulunabilir. 0,5 EUR = 1,5 TRY ise 1 EUR = 3 TRY olacaktır. EUR/TRY de 3’e eşit olacaktır.
Dolar dışında en aktif dövizler ise Euro, Japon yeni ve İngiliz sterlinidir. Minör döviz çiftleri genel olarak bu şekilde hesaplanmaktadır ve tahmin edileceği üzere majör para birimi, değeri üzerinden daha büyük etkiye sahip olacaktır.
Kaynak: Borsanasiloynanir
Karikatür nedir? Karikatürün Tarihçesi
Karikatür bir kişinin bir şeyin ya da bir olayin tuhaf ve gülünç taraflarini meydana koyacak şekilde yapilan resim. karikatürler, güdülen amaçlara göre, şaka etmek, alay etmek ya da küçük düşürmek için yapilmiş olabilir. kuvvetli bir anlatim kudretini gerektirdiği için ince ve önemli bir sanat şubesidir. edebiyattaki mizah ve yerginin resimdeki şeklidir.
bugünkü anlamiyla karikatürün meydana gelişi rönesans devrine rastlar bizde xiv. yüzyilda başlayan karagöz oyunu bir çeşit karikatürdür. fakat karikatürlerin bulunduğu mizah dergileri ancak xix. yüzyilin sonlarina doğru çikmağa başlamiştir. son yillarda da karikatür sanati bizde, dünya ölçüsünde bir gelişme kazanmiştir.
Karikatür, herhangi bir insanın, fikrin veya bir olayın resimlendirilerek gülünç şekilde anlatılması. bir insanın veya bir olayın ayrıntılarına girmeksizin, kısa, düşündürücü ve özlü bir fikir vermek veya genellikle güldürmek için bazı özelliklerinin göze çarpıcı bir şekilde resimlendirilmesi. karikatür, bir resim sanatıdır. bu resimleri çizenlere karikatürcü veya karikatürist denir.
karikatür, özelliği itibarıyla tanınan, bilinen orijinalinden farklıdır. karikatür, konu olan bir kişinin veya bir olayın dikkati çekici özelliklerini ortaya koyar. çoğu zaman kişinin bazı özelliklerinin abartılmasını konu eden karikatür, o kişiyi hicvetmek, küçültmek ve onunla alay etmek vasıtası olarak da kullanılmaktadır. alay etmek, insanların birbirlerini hafife alması, rencide etmesi, onu küçük ve gülünç duruma düşürmesi demektir. bu hususta avrupalı filozof bergson insanlar, yalnız insanları veya insanlarla ilgili olayları gülünçleştirmeyi düşünmüşlerdir. demiştir.
Yazılı karikatürler , genellikle güncel veya bölgesel sorunları ele alan daha çok yergi ve gülmece etki taşıyan eserlerdir.
Portre karikatürler , çoğunlukla insanın yüz kısmı (tüm beden de alınabilir) karikatürize edilerek , (yüzdeki temel öğelerin , çarpıcı unsurların aşırı abartıya kaçmadan deforme edilmesi) çizilen eserlerdir.
Bant karikatürler , birden çok kareden oluşan , verilmek istenilen mizahi duygu son karede yer alan yazılı veya yazısız çizimlerdir.
Karikatür görsel iletişim sanatıdır.Psikoloji ve sosyoloji ile de yakından ilgilidir. Karikatür çizen bir kişinin duygu ve düşüncelerini özgürce yansıtabilmesi gerekmektedir. Bu özgürlüğün ; duygu ve düşüncelerin irdelenmesi , çarpık , komik , tutarsız yanların meydana çıkarılması olduğunu unutup "karikatür sanatı" alet edilerek yapılan hakaret içerikli çalışmaların da karikatür sanatına dahil edilmesi toplumlarda karikatüre karşı beğeni olduğu kadar tepkinin de oluşmasına neden olmaktadır.
Karikatürün kışkırtıcı olması önemli özelliklerinden biridir.Buradaki kışkırtıcılık ile hakaret aynı anlama gelmemektedir. Her ne kadar kışkırtıcılığın içinde hakaretin varlığı aransa bile , hoşgörü ve mizah sınırları içinde kalındığı sürece ortaya güzel mizahi eserler çıkabilmektedir.
Stil :
Karikatürün çiziminde , fırça , tarama ucu , dijital (bilgisayar) gibi araçlar kullanılır. Sanatçının kimliğini oluşturmasında kullandığı çizim araçları da belirleyici olmaktadır.
Çizgi stili sanatçıyı en çok belirleyen özelliktir.Adeta onun imzası gibidir.Karakterini ; üç parmaklı , kel vs. stillerde çizmesi onu tanımamızda yardımcı olur. Çizimlerde plastik sanatlardan (resim , grafik) faydalanılmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki ; karikatür sanatı sanat disiplinlerinin bazen katı gelen kurallarına da karşı durduğu için çizimlerde deformasyon , perpektif bozuklukları kullanmakta hiç bir sakınca yoktur. İnsanı , doğayı dilediğiniz gibi çizebilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken önemli unsur ; deformasyonun da görsel rahatsız ediciliği olmamasıdır.Aksi takdirde ortaya mizahi yönden yeterli de olsa bir yanı eksik eser çıkabilmektedir.
Benzerlik:
Karikatüristlerin Kabusu ! Bir sanatçı için olabilecek en kötü durumların başında yer alır. Yarışmadan ödül almanın keyfini sürerken bir anda karşınıza eserinizin pekçok benzerini koyuverirler.Yapılacak şey ya durumu görmezden gelmek ya da sessiz sedasız (biraz da kızarak) ödülü iade etmektir.
Bu durum genellikle ödüllü eserlerin başına geliyor gibi sanılmaktadır. Oysa ben dahil her çizerin benzer çalışmaları vardır. Kopya çalışmalara burada hiç değinmeyeceğim , çünkü onların sanat adına hiç bir değeri yoktur.Adı üstünde kopyadır ! Karikatür Sanatçısı doğası gereği kopya çekmez. Kopya çeken zaten karikatürist değildir. Bu kişinin öncelikle kendi değerlerini sorgulaması faydalı olacaktır.
İnternetin hızlı gelişimi bize bu konuda avantajlar da sunmaktadır.Binlerce çizerin eserine ulaşmak , iletişim kurmak kolaylaşmıştır.
Akla gelen ilk temayı çizmek karikatüristin düşeceği ilk tuzaktır.Benzer bir çizimi gördüğünüzde hiç kızmayın.Sizin gibi düşünen yüzlerce çizer var.
Benzersiz bir çalışma ortaya koyduğunuzu varsayalım.Benzersiz çalışmanız bir anda pek çok çizer tarafından kullanılmakta , esasen onlar da "benzer" çalışma yaptıklarının farkına varamamaktadırlar. Örneğin kum saati çalışması yaptınız.Başka bir çizer kum saatini alıp içine beyin yerleştirir , akışını gösterir , bir diğeri ağaç ... Rodin'in Düşünen Adam heykelini bilmeyen yoktur.Bununla değişik versiyonlarda her konuya uyumlu karikatür çizmek mümkündür. Oysa bunların tümü benzerdir.Beslendiği kaynakta temayı aldığı eserdir.
Çok eski devirlerden beri karikatürün yapıldığı bilinmektedir. pompei ve herculanın kazılarında, duvar ve vazolarda çeşitli karikatür örneklerine rastlanmıştır. esas karikatür sanatı, rönesans devrinde başlamıştır. fakat champfleury, eskiden yapılan resimleri karikatürden saymamaktadır. resme konu olan kişilerin özellikleri aydınlatılmadığı için karikatür sayılmaz. bunlara bürlesk denir.
taş, tuğla, vazo ve duvar gibi yerlere yapılan karikatür, baskı makinesi bulunup da kitaplar ve gazeteler yayınlanmaya başlayınca daha da gelişti.
18. yüzyılda yaşamış ispanyol ressamı goya, siyasi karikatürleriyle ün yaptı. aynı çağda yaşamış ingiliz ressamı william hogarth'da eserlerinde bu özelliğe çok yer verdi.
gazeteciliğe karikatürü ilk defa fransız ressamı charles philipon getirdi. hatta 1831'de paris'te la caricature gazetesini kurdu. ondan sonra ingilizler ve almanlar da karikatürü gazetecilikte kullanmaya başladı. ingiltere'deki ünlü siyasi mizah dergisi punch bu çığırın kısa zamanda gelişmesine yol açtı.
karikatür, kendine özgü sadeliği ve didaktik (öğretici) tarafı sebebiyle herkes tarafından benimsendi. karikatürde insanları veya tipleri hicivli olarak canlandırma şekli ilk olarak 16. yüzyılda olmuştur. mesela, agostino carracci ve giovanni bernini tarafından ele alınmıştır. 16. yüzyılın tanınmış karikatürlerinden birisi, küçük bir el arabasında midesini taşıyan ve bir yandan da kusan bir oburu tasvir eden alman karikatürüdür.
siyasi konuları gaye edinen karikatürler, 18. yüzyılda çoğaldı. luterciliğin ortaya çıkışı ingiltere'de hannover hanedanıyla jakobitler arasında meydana gelen olayları anlatan çizgiler önemli siyasi karikatürler arasında sayılmaktadır. son zamanlarda milletlerarası karikatürcüler arasında fransa'da sempe,ronald searle, guérin ve effel; ingiltere'de sir david low; almanya'da da p. simmel bilinmektedir. şair ve edipliklerinin yanında victor hugo ile alfred de musset birer karikatürcüydüler.
türkiye'de ilk karikatür; teodor kasap'ın 1870'te çıkardığı diyojen dergisi'nde görüldü. bilinen ilk türk karikatürcüsü ali fuat bey'dir.sultan abdülhamit döneminde kesintiye uğrayan mizah dergiciliğinde ikinci meşrutiyet'in ilanıyla birlikte bir patlama olur.bu dönemin en önemli karikatürcüsü cem'dir. damgasını vurduğu kalem ve çıkardığı cem dergilerinde batı anlayışına uygun olarak osmanlı devletini ve idarecilerini hicvetmiştir.bu dönemde birbiri ardına çıkan karagöz, geveze, dalkavuk, davul gibi dergilerde siyasi karikatürün ilk örnekleri verilmiştir. kurtuluş savaşı'na karşı aydede'de rıfkı ve kurtuluş savaşı yanlısı güleryüz'de sedat simavi de dönemin önemli imzalarıdır. cumhuriyet döneminin karikatürcü simgeleri olarak cemal nadir ve ramiz gökçe'yi görürüz. bu iki karikatürcü, çizdikleri sosyal ağırlıklı karikatürlerle türkiye'de bu sanatın geniş kitleler tarafından benimsenip sevilmesini sağlamışlardır.aynı dönemin çizerleri olarak münif fehim, sedat nuri, şevki çankaya, necmi rıza ayça, orhan ural, sururi gümen, salih erimez,ihap hulusi adları da anılmaya değerdir... 1940'ların sonlarına doğru çıkmaya başlayan marko paşa dergisinde mim uykusuz toplumcu gerçekçi karikatürün başyapıtlarını vermiştir. aynı dönemde ratip tahir de chp çizgisinde kalem oynatarak politik karikatürlerin başarılı örnekleriyle okuyucuyu buluşturmuştur. daha sonraki döneme damgasını vuran 1950 kuşağı karikatürcüleri ise batıdaki değişime paralel olarak karikatürde kara mizaha kayan ve yazısız olmaya özen gösteren bir anlayışla eserler verdiler...eflatun nuri,semih balcıoğlu, turhan selçuk, nehar tüblek, ferruh doğan,ali ulvi, güngör kabakçıoğlu, tonguç yaşar, yalçın çetin, altan erbulak,bedri koraman, mıstık, cafer zorlu gibi karikatürcüler bu dönemde ve daha sonra önemli yapıtlara imzalarını atmışlardır. aynı karikatürcü kuşağının en genç üyesi oğuz aral, 1972'de yayınlamaya başladığı gırgır dergisiyle, 1960'lar boyunca düşüş gösteren mizah dergiciliğine büyük bir ivme kazandırmış ve 1970'lerin sonunda 300 bin, 80'lerde 500 binin üzeri tirajları yakalamıştır.hayatın her alanını kucaklamaya çalışan gırgır karikatürcüleri arasında ilban ertem, nuri kurtcebe, irfan sayar, hasan kaçan, behiç pek, latif demirci, necdet şen, engin ergönültaş, mehmet çağçağ, tuncay akgün,ergün gündüz, zafer temoçin,birol bayram, metin üstündağ sayılabilir.aynı dönemde tan oral,sami caner, atilla kanbir, emre senan, kemal gökhan, behiç ak , musa kart, salih memecan gibi karikatürcüler de daha farklı tarzlarda gazete ve sergi karikatürleri çizmişlerdir...90'lı yılların sonlarına doğru yeni karikatür anlayışları filizlenmeye başlamış ve undergraund tarzda yaklaşımlar öne çıkmaya başlamıştır.bu son dönemin önde gelen adları arasında selçuk erdem, erdil yaşaroğlu, bahadır baruter, bülent üstün sayılabilir...
bugüne kadar bulunmuş ilk resimler, mağara duvarlarına çizilmiş hayvan resimleri, av sahneleri ve gene mağara duvarlarına basılmış el izleridir. bunlar, insanoğlunun soyut düşünme yeteneğini bu dönemlerde bile geliştirmiş olduğunu ispatladıkları için ayrıca değer taşırlar.teknoloji geliştikçe resim yapmakta kullanılan malzemeler de gelişmiş, bitki yağlarıyla elde edilen ve öylece kullanılan pigmentlerin yerini sentetik pigmentlerle yapılmış, sağlığa daha az zararlı, daha kalıcı, kullanımı daha kolay boyalar almıştır. tarih boyunca duvarlara, taşa, tahtaya, deriye, metallere, kumaşlara, kanvasa, kağıda (ve çeşitlerine), cama, sentetik malzemelere resim yapılmıştır.
içerik açısından bilinen ilk resim örneklerinin kötü ruhları uzak tutmak, bereket getirmek gibi dini inançlarla yapılmış oldukları tahmin edilir. mısır, çin ve hindistan'da m.ö. yapılmış resimler, gündelik hayatı betimlerler, hikayeler anlatırlar ve kılavuz nitelikleri taşırlar.
batı resmi, milattan sonra dini konuları sembolik bir şekilde resmetmeye odaklanmıştır ancak figürler hareketsiz, kompozisyonlar ise kuralcıdır. rönesanstan sonra dini konuların dışına çıkılmaya başlanmış, ressamlar eserlerine vermek istedikleri anlamlara göre nüanslar katmaya başlamışlardır. rönesans ile canlanan ve doğayı inceleyerek, detaylı şekilde, olduğu gibi resmetme arzusu perspektif tekniğinin geliştirilmesine yol açmıştır. leonardo da vinci'nin anatomi analizleri eşsizdir.
islam dini, allah yaratılarını taklit etmeyi insanoğluna yasakladığı için islami resimler 18. yüzyılın ortalarına kadar, daha çok soyut desenler ve yazının şekillendirilmesi hat sanatı, ebru ve minyatür ile sınırlı kalmıştır.
1860-1869 döneminde, pariste geromeun öğrencisi olan osman hamdi bey, ülkesine döndükten sonra gerçekleştirdiği yapıtlar ve sanayii nefise mektebi'ni kurmasıyla birlikte, resim sanatı doğu toplumlarında yaygınlaşmaya başlamıştır. günümüzde, dünya resim tarihinin önemli bir parçası olarak kabul edilen pek çok türk ressam bulunmaktadır.
1880'lerde, kimine göre tonalizm, kimine göre sembolizm akımlarıyla başlayan modern resim, konusunu avam insanda, onun gündelik yaşamında, psikolojisinde bulur. kompozisyon, ışık, renk, çizgi, perspektif konularında konmus kurallari yıkma, özgürleşme arzusu öne çıkar.
Karikatür Tarihi
Karikatür tarihi Paleolitik Çağa kadar götürülebilir. Ancak bugünkü anlamıyla ortaya çıkan karikatürlerin başlangıcını 17. yüzyıl olarak ifade etmek olasıdır. Önceleri sadece kişilerin portreleriyle ilgilenirken daha sonra olayları, sosyal konuları ele almış ve bu gelişmeler sırasında çizgi anlayışı ve teknik açısından da değişimler göstermiştir. Baskı makinasının gelişimine parelel olarak karikatür daha da yaygınlaşmıştır. Karikatür gazetelerle, dergilerle, sergilerle hedef kitlesine ulaşmaya çalışırken, daha sonra TV ye girmiş, bilgisayara girmiş internet ağı ile yepyeni bir iletişim olanağına kavuşmuştur.
Karikatür; insanların, varlıkların, olayların hatta duygu ve düşüncelerin doğala ters düşen, olağanla çelişen, gülünç yanlarını yakalayıp bunları kimi zaman da yazıyla desteklenmiş abartılı çizimlerle bir gülmece anlatımına dönüştürme sanatıdır.
Karikatür bir tek kare ile görsel anlatım aracı iken, bant karikatürler kullanılmaya başlanmış, çizgi öykü, çizgi roman gibi çeşitlenmeler ortaya çıkmıştır. Karikatürün altın çağı 20. yüzyıldır. Bu dönemde karikatürün sıkça kullanıldığı bir başka alan da sinema olmuştur. Çizgi öykülerin hareketlendirilmesiyle kısa ve uzun metrajlı filmler yapılmaktadır. Bilgisayar kullanımı ile çizgi film çalışmalarında hem görüntü zenginliğinden yararlanılmakta hem de zaman ve emek tasarrufu yapılmaktadırTüm bu gelişmelerle karikatür ne yapmak istiyor? Elbette basının birincil işlevi olan haber vermek anlamında karikatür de haber vermek istiyor. Bu haber verme karikatürün kendi kurgusu, kendi anlayışı çerçevesinde ve kendi üslubu ile oluşturuluyor. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sanatsal, felsefi, edebi ve psikolojik aktüaliteyle ilgilenen karikatür bunu okuyucuya iletiyorsa kuşkusuz bu bir haberdir.
Karikatür sanatı, özellikle gazete karikatürü gündelik politika ile ilgilenmiş ve ilgisini sürdürmektedir. Bir bakıma çizgiyle tutulmuş günlük tarih olarak ta değerlendirilmektedir. Bu hem ülkemizde hem de Batıda böyle süregelmektedir. Gazete karikatürleri kronolojik olarak izlendiğinde ülkenin tarihini, siyasal ve sosyal yaşamdaki değişimlerini, toplumsal aksaklık ve aykırılıklarını gözlemek olasıdır.
Karikatür, ders kitaplarında bir eğitim aracı olarak kullanılabilmektedir. Uzaktan öğretim yöntemiyle ders işlemede anlaşılmayı kolaylaştıran öge olarak yazılar, şemalar ve grafiklerin yanı sıra karikatürden de yararlanılmaktadır.
Karikatür bir grafik sanatı, bir görsel iletişim sanatıdır. O yüzden semantik ve estetik olarak incelenmelidir. Semantik yanı düşünce ve içeriği temsil eder, estetik yanı ise görsel iletinin sanatsal yanını oluşturur. Buradan yola çıkılarak karikatürün hem sanat tarihinde, hem de düşünce tarihinde yeri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ünlü Türk karikatürcüsü Ali Ulvi ERSOY; karikatürcünün, özellikle günlük gazete karikatürcüsünün estetik yönünü geliştirirken ekonomi, bilim, politika, felsefe, tarih ve edebiyat konularında bol kitap okumalı ki karikatürünü çizerken bütün bu alanlara başvurma olasılığı hep vardır demiştir.
Karikatür; sosyal bir gösterge, bir yansıtıcıdır. Psikoloji ile yakından ilgilidir. Bir kişiliğin, bir sosyal sınıfın, bir rolün belirgin çizgilerini açığa çıkarmak hem karikatürcünün, hem psikologun görevidir. Öyleyse karikatür sanatı ile psikoloji bilimi arasında önemli bir bağ vardır.
Daha önceki dönemlerde de örnekleri olmasına karşın, çağdaş karikatür 19. yüzyılda kitle iletişim aracı olarak gazete ve dergilerin yaygınlık kazanmasıyla gelismiştir. Türkiye'de ortaya çıkışı da bu alandaki gelişmelerle hemen hemen aynı döneme rastlar. Tanzimat döneminden sonra gazete ve dergilerin çoğalması ve baskı tekniklerindeki ilerleme anlatım aracı olarak grafik sanatlarından yararlanmayı da birlikte getirmiş, gazetelerde, dergilerde haberleri anlatan ya da destekleyen çizimler, resimleme çalismaları görülmeye baslamıştır. Bir süre sonra bu anlatım biçimlerinden batıda olduğu gibi eleştiri ve gülmece amacıyla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve uygulanmıştır.
Giderek bu işin uzmanı sanatcılar yetişmiş, hatta yalnız bu tür çizimlere dayanan gülmece gazete ve dergileri yayımlanmıştır. Türkiyede Karikatür: Karikatür Türkiye'de batı etkisi altında gelişmiş sanatlar arasındadır. Ama bize özgü sanatlar arasında karikatürün özelliklerini taşıyan yaratı alanları da bulunmaktadır. Sözgelimi, minyatürde çizimin önemli bir yeri vardır. Bazı minyatürlerde oldukça abartılmış figürlere rastlanır. Karagöz oyununda kullanılan figürler de fazlasıyla kendine özgü, abartılmış çizgilerle gülünç tipler çizerler. Karikatürün en önemli öğesi olan gülmece ise cok eskiçağlardan beri Anadolu insanının kullandığı bir dişavurum biçimidir. Hitit kabartmaları incelendiğinde, işlevi eğlencelerde insanları güldürmek olduğu anlaşılan kişileri canlandıran kabartmalara rastlanır. Nasreddin Hoca ve Bektaşi fikaraları ise daha yakın çağlardan örneklerdir. Ortaoyunu gibi gösteri sanatları özgün ve abartılı tiplerle gülmeceyi kullanan anlatım araclarıdır.
Bütün bu birikimler Türkiye'de karikatüre hazır bir ortam yaratmıştır diyebiliriz. Başlangıç Dönemi: Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867'de yayımlanmıştır. 1870'te Teodor Kasap'ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir. Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908'de II. Meşrutiyet'ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu. İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu.
Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu. Türkler'in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis'in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem'dir. Klasik Karikatür Dönemi : Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928'de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.
Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede enn önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur.
Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950'ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur. Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler'dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey'i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu'nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir.
Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür. Çağdaş Karikatür Dönemi : Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950'de başlar. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir.
Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir. Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır.
Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir. Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır.
Türkiye'de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır. Türk karikatürü 1960'tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı.
Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular.
Bu dönemin sonlarında, 1969'da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören'le birlikte Karikatürcüler Derneği'ni kurdu. Yeni Karikatür Dönemi : 1970'lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975'te de İstanbul'da, Tepebaşı'nda Türkiye'nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu. Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin'le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir.
Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral'dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971'den beri çıkan ve adı 1989'da Oğuz Aral'ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni'ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye'nin büyük gülmece dergilerinden Fırt'ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük'tür.
Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isiler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar. Karikatür günümüz Türkiye'sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamişlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.
Türk Karikatür Tarihi
Başlangıç Dönemi
Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867'de yayımlanmıştır. 1870'te Teodor Kasap'ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir.
Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908'de II. Meşrutiyet'ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu.
İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu. Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu.
Türkler'in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis'in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem'dir.
Klasik Karikatür Dönemi
Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928'de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.
Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede en önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur. Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950'ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur.
Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler'dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey'i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu'nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir. Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür.
Çağdaş Karikatür Dönemi
Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950'de başlar. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir. Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir.
Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır. Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır.
Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir.
Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır. Türkiye'de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır.
Türk karikatürü 1960'tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı. Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular. Bu dönemin sonlarında, 1969'da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören'le birlikte Karikatürcüler Derneği'ni kurdu.
Yeni Karikatür Dönemi
1970'lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975'te de İstanbul'da, Tepebaşı'nda Türkiye'nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu.
Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin'le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral'dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971'den beri çıkan ve adı 1989'da Oğuz Aral'ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni'ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye'nin büyük gülmece dergilerinden Fırt'ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük'tür. Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isiler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar.
Karikatür günümüz Türkiye'sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamişlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.
Rehber Gözüyle Süleymaniye ile Sultanahmet Cami inin Farkı
Süleymaniye ve Sultanahmet farkı
Son zamanlarda Süleymaniye Camii'ne grubunuzla gittiniz mi bilmem ama ben artık sık sık gidiyorum ve her gitiiğimde de müthiş zevk alıyorum.. Bir kere muazzam heybetli bir yapı ve işin uzmanı değilim ama anladığım kadarıyla restorasyonu gayet başarılı yapıldığından sanki yepyeni gibi görünüyor. Dıştan seyretmeye doyum olmuyor. Uzun kuyruklar ve insanı bunaltan aşırı kalabalık kesinlikle yok; dolayısıyla beklemeden hemen girebiliyorsunuz. Kapıdaki görevliler inanılmaz kibar saygılı ve efendi insanlar. Sultanahmet'te ki gibi tek sıra halinde cami görevlisi bayanın huzurundan geçip kıyafet kontrolüne tabi tutulmuyorsunuz ama buna karşın her ne hikmetse cami içinde de bir tane bile absürd şekilde açık saçık giyimli kimseyi de göremiyorsunuz...İçeri giriyorsunuz...insanı rahatsız eden hiç bir koku vs yok. İçerisi kalabalık olmadığından huzur içinde caminin her detayını inceleyebiliyor ve her köşesinde saklı güzellikleri keşfediyorsunuz. Grubunuza İslamın güzelliklerini ve Türklerin yaşadığı İslamı gururla anlatıyorsunuz.. Sonra Kanuni'nin türbesini de görüyorsunuz ve hemen yanındaki Hürrem'in türbesini de görünce her gruba ilginç gelebilecek güzel bir aşk hikayesini anlatabilme fırsatını yakalıyorsunuz. Vaktiniz varsa Koca Mimar Sinan'ın mütevazi türbesine de bir göz atıyorsunuz. Cami ve etrafında nerede gezerseniz gezin bir sakinlik, huzur ve rahatlık var. Yaklaşık 400 yıllık Kadın hastanesini, İmarethaneyi gösteriyorsunuz uzaktan. İşte Türk medeniyeti buydu diyorsunuz.. Yüzlerce yıllık devasa Kütüphanenin önünde durup.."İşte Osmanlı" diyorsunuz, "İşte İslam'ın güzelliği, ve işte Türklerin İslam anlayışının eşsiz yorumu" diye grubunuza güzel kısa bir nutuk çekiyorsunuz. Nefis bir cami turu oluyor.
Sultanahmet Camiini gezerken yaşanan olumsuzlukların hiç birini Süleymaniye de göremiyorsunuz. Zavallı Sultanahmet, o muhteşem yapı kimlerin elinde can çekişiyor...yıllardır doğru dürüst bir restorasyon yapılmamış, cami resmen eskimiş artık... girmesi bir dert çıkması bir dert, içerisi bambaşka bir dert..Koca kapılar dururken camiye girmek için küçücük bir koridoru kullanmak zorunda kalmalar ve her seferinde de "Eskiden Türkler bu kadar kısa boylumuydu ?" tipi alaycı sorularla karşılaşmalar..nasıl anlatacaksınız ki " bu esas giriş kapısı değil, aslında bu şekilde nizama sokulan turistler tek tek kıyafet kontrolünden geçiriliyor " diye....İtiş kakış,sırt sırta değerek yapılan bir gezi. İslamın ne yüce ne kutsal bir din olduğunu örneklerle anlatmak istiyorsunuz; kadınlar mendille burunlarını tıkıyor karşınızda. Çalınmış çinileri oradan buradan sırıtıyor. Turistleri davar güder " alooov, hooo, haaa" diyerek yönlendiren görevliler...Turistler kıyafetlerini inceleyen ve sert emrivaki tondan 2-3 kelime İngilizceyle bağırarak konuşan görevlilere ürkerek bakıyor, yanlış birşey yapmamak için...Çıkış kapısında yıllardır duran birilerinin insanların üzerine üzerine yıllardır "Doneyşınnn...doneyşın..." diye bağırmaları...Eskiden bu yoktu sonradan çıktı.. Şimdiki çıkış kapısında sanırım albumin'li olacak saygılı bir adam dururdu ve ayakkabıları çıkarıp orda bırakırdık ve o da bakardı..çıkınca da 3-5 birşeyler verirdik, bakmadan hızlıca cebine atar teşekkür ederdi. İç avluda da yaz kış belden aşağısı olmayan pala bıyıklı iri yapılı bir adamcağız kitap satardı. bazen fes takardı..Bir kere bile yanından geçerken grubuma "kitap alın" diye sormazdı..o kadar saygılı ve efendi biriydi.Çok severdim kendisini ve her seferinde kitabı ordan aldırmaya gayret ederdim..Şimdi Neredeyse her 3 adımda bir kitap satan yılışık tipler, ayakkabı boyacısı görünümlü “çarpıcı” tipler grupları, gezen insanları bezdiriyor; geldiğine pişman ediyor; üstelik de zabıta arabası ve görevlilerin önünde ! Caminin içi dışı hanutçu kaynıyor ve kimse görmüyor. Buradaki bazı görevliler tarafından grubunun başında tur yaparken azarlanan, kötü davranılan, kötü gözle görülen, hakaret edilen ve hatta tehdit edilen rehberler ise olayın bir başka trajik yönünü oluşturuyor. Kısaca her şey ama her şey bu cami de karman çorman olmuş durumda. Kitle turizmi öyle berbat bir şey ki işte gittiği yeri böyle Sultanahmet'te ki gibi berbat edebiliyor.
Süleymaniye de İstanbul da Sultanahmet’te…ikisini de yurdum insanı yönetiyor..Neden bu kadar fark var ? Neden birisi olması gerektiği gibi de birisi karanlık ortaçağları yaşıyor hala yönetim açısından..Bu camiyi birileri ele geçirmiş, sahiplenmiş ve kafalarına göre dizayn etmek istiyorlar olabilir mi acaba ? Bilemiyorum…
SONUÇ
Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Dünyaca ünlü Sultanahmet Camii ne yazık ki çok kötü günler geçiriyor…adeta can çekişiyor..Dili olsa belki de “yıkın beni de “ kurtulayım bu ızıdıraptan” diyecek. Bunun nedeni de camiinin koruyuculuğna soyunup yönetimini ele geçirmiş bir takım kişiler başta olmak üzere,bu eşsiz mabede sahip çıkmayan Vakıflar, Turizm’in bakanlığı olduğunu iddia edip te milyonlarca turist burada nasıl gezi yapıyor diye merak edip te bir kere bile dönüp bakmayan Turizm Bakanlığı görevlileri ve buraya milyonlarca turisti getiren 6500 acentayı temsil eden TURSAB’ın bu konularla hiç ama hiç ilgilenmemesi.
Oysa yapılması gereken basittir: Rehber gördüğü kötü bir durumu meslek odasında bildirecek, Meslek odası başkanı bunu Acentalar birliği başkanına bildirecek, onlar da Bakanlığa bildirecekler ve en sonunda Bakanlıkta Vakıflara bildirerek acil önlemler alınması sağlanacak. Kimse görevini yapmayınca da işte böyle iş bizim gibi sesini duyurmaya kalkan bireysel gayretlere kalıyor. Umarım bu yazıyı birileri okur da ilgili yerlere iletir ve sonuç getirecek bir takım önlemler için harekete geçerler artık. Kaynak: Süleymaniye ve Sultanahmet farkı - Ali Yalnız
Ali Yalnız
Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Ve lâ havle ve lâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm Tesbihatı Hakkinda Bilgiler
Subhânallâhi velhamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber Velâ havle velâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm
Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber zikrinin anlamı okunuşu ve arapçası
Okunuşu: Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Ve lâ havle ve lâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm
Anlamı: Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür.Azamet sahibi Yüce Allah’tan başkasında güç kuvvet ve kudret yoktur.
Arapçası: سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ للهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَر وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ
---
Bu tesbihat hakkında kitaplar dolusu bilgi yazılsa yine de eksik kalır. Şükrü zikri tevhidi ve ismi azamları içerisinde barındıran muhteşem bir tesbihattır. Bu tesbihatı günlük en azından 100 defa okumak çok faziletlidir.
Dualardan önce veya sonra okunması duaların tesirini artırır. Eğer tevekkül ve teslimiyet ile inanarak herhangi bir niyet ile okunsa niyet hasıl olur (biiznillah) Duaların kalıpları gönül kalıbına uyar ve gönül lisanı ile dua edilir ise bu duaların faydasını görmemek "İMKANSIZDIR"
Çok sıkıntılı durumda olana not: Ey kardeşim, ne dua etsem, ne duasını okusam, acaba kabul olur mu, benim duamdan ne çıkar şeklinde düşüncelerle vaktini harcama ! Bu yazıyı okudu isen bu tesbihatı gece gündüz okumaya başla. Yüce Allah'a hakkı ile tevekkül et. Düşün ki; Alemleri yoktan var eden Şanı Yüce Allah için her şey çok kolaydır. Allah kuluna kafidir. Allah'a dayanan ve sığınan boşa düşmez. Her şeyin sahibi olan Yüce Allah'a tevekkül ve teslimiyet ile gözyaşı ile hüzün ile yönel. Göreceksin ki Allah kuluna yeter.
Bu tesbihat ile ilgili Hadis-i Şerifler
Allahu teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.
Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.
Ebu Hureyre (R.A.)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illAllahu vallâhü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir."
"Her kim bu duayı okursa her okuyuşunda cennette kendisi için bir ağaç dikilir.”
Bir başka rivayette de İbni Mes"ud (ra) anlatıyor: “(sas) buyurdular ki: Miraç sırasında Hz. İbrahim"le karşılaştım. Bana: Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve haber ver ki, cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhanallahi, velhamdülillahi ve la ilahe illallahu vallahu vAllahu ekber cümlesidir. (Tirmizi: Daavat, 60).
Cennet hazinesi olan, "Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illAllahu vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.
Kur’an-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat [sürekli kalan iyi işler] geçmektedir. Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.)
Tekbir :Allahu ekber,
Tahmid :Elhamdülillah,
Tesbih :Subhanallah,
Tehlil :La ilahe illallah,
Temcid :La havle vela kuvvete illa billah
İsrafil (a.s) Peygamber Efendimize (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi : ” Ya Muhammed (s.a.v) , bir kimse ;
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illAllahu vAllahu ekber. Vela havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim.” (Allah eksik sıfatlardan beridir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.)tesbihini bin defa okursa ALLAHU TEALA ona beş haslet ihsan eyler ;
1. ALLAH (c.c) onu çok zikreden zümre arasına yazar.
2. Gece ve gündüzde kesndisini zikredenlerin en faziletlisi eyler.
3. Bu tesbihler, onun için Cennette dikili ağaçlar olur.
4. Bu tesbihler , o kimsenin günahlarını döker.Tıpkı bir ağacın kuru yapraklarını döktüğü gibi.
5. ALLAHU TEALA onu gözetir.ALLAHU TEALA bir kimseyi gözetirse ona azab etmez.
Nefsin Marifet Makami - Marifetullah Nedir?
(Kar©glanin 03.06.2015 Vaazi)
21 Şaban 2015 Çarşamba
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ
Sadakallahul Aziym Adiyat Suresi 9 - 10 - 11
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
E fe lâ ya’lemu izâ bu’siramâ fîl kubûr.Ve hussıle mâ fîs sudûr. İnne rabbehum bihim yevme izin le habîr
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kabirdekilerin halleri ortaya cikdiginda, ve onlarin
gögüslerinde olanlar (iman veya inkarlari ) bilinince ortaya cikinca . O
izin verilmiş biliglerdende, O gün Rabbiniz Haberdardir.(Rabbinizin
müsadesi kadarini bilebilirsiniz).
Sadakallahul Aziym Adiyat Suresi 9 - 10 - 11
[attachment=44896]
Allahümme Sallai ala muhammedin ve ala elihiu vesahibhi ve selleme teslimen, vettebiiyne illa anhü, ile yevmil kiyamet.
Yolculugumuza Başliyoruz :
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Berat gecesini geride biraktik ve yine sizin o berat gecesi
dediginiz gece, berat gecesi degildi, ve fakat biz bir fitneye sebeb
olmamak için, bunu dah önceden yazmadik ve kimseyede bugün degil, diye
gecen seneki hataya düşüp tartişmak durmunda da kalmadik. ve gecen hafta
cuma gecesi 15 iydi ve berat gecesiydi bizim hesabimiza göre, ve fakat
rabbimizin ise bize dahi senin hesabinda yalniş, bu gece degil yarin
gece dercesine, Allahu alem gecen hafta cumartesi sabahdi, Seda Akgülün
programinda, babasi dövecek diye evden kacan kücük berat in haberi
verildi, ve o gün gercek berat görülmüş oldu, ve o gece beratdi, her ne
kadar bunun için "tvem" özel bir müdahale ve gayret ettiysede, takdirden
öte köy yok. ve bu nasil olur denilince size kisaca anlatalim, ve
halbuki sizin o nisfuşşaban dediginiz gece, gercekden ay aynen aynin 15 i
gibi dolunaydi yani şabanin ortasi gibiydi amma, gel gelelim durum o
degil, cünkü eger bundan üc ay önce eger ayin son günü görülmemiş olsa
ve sonraki günde görülmemiş olursa , o ay 30 a tamalanir ve halbuki ay
ikinci gün görülse bile ikinci gün o ay 3 günlük bir hilal kalinliginda
olmasina ragmen, ikinci günü, daha biri alindigi için, 3 üncü günde
ikisi demek olur. ve böylece aylarda bir sapma meydana gelir, ve yine
ikinci ayda böyle, ücüncü ayda böyle, son gün 30 tamamlaninca demek
olurki: şabanin kameri 3 günlük olunca daha eger her ayda 2 gün sapma
olduysa biz Kameri 3 ayda 6 günlük hilal kalinginda kamer görülünce biz
daha birinde diye zannederz veya kabul etmemiz gerekir, cünkü Muhammed
dedi : "Hilali görün oruca başlayin , hilali görün iftar edin veya
bayram edin". dedi.
Böyle olunca bizim o Receb hidrellez ve mirac ve berat mucizelerimizin gercek oldugu ortaya cikmiş olur.
Berat demek ise "bare e" kelimesinden türemiş "El Bariu Allah"
yani eski borclari davalari mahkemeleri berat ettiren Allah, ve öyle
olunca berat demek işde önceden kalmiş o takvim sapmalarininda tekrar
düzeltildigi gece demek olur, yani eski hesaplarin affedildigi gece "Berat gecesi"
davalarin berat ettirildigi gece, yani falanci falani dövdü, dava iki
senedir sürüyor, filanci filani caldi, amma tövbe etdi, dava sürüyor, ve
berat gecesi oldu ve Berat ettiren Allah, Peygamberin sözü ile "o gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarinin yünleri sayisi adedince insani bagişlar yani (davalarini berat eder)."
---oOo---
Gecenki vaazlarmizda yazdigimiz Mehdinin zekriyanin hanimi ile
görüştürüldügünü ve zekeriyanin bir cocugu olacagni cebrail habeer
verince, ve cebrailin: zekeriyanin "bu naasil olur bu kasir karindami ve
bu yaşimdami dmesi üzre (o vakit 90 yaşinda idi) biz onu mehdi ile
görüşdürdük o olacakdir demesi. ve bizim dedigimizde isminde "R" olan
herkesen Mehdinin bir R yani ruh cikarabildigini cocuk yapabildigni
yazdik veya söyledik. ve amma zekirayada bir "R" var fakat zekeriyanin
hanimindada bir "R" varmi bilmiyoz cünkü haniminin ismini bilmiyoruz
dedik, bizim bu konudaki aciklamamizi duyan bir üstad ve prof. dediki bu
gece: Zekeriyanin haniminin ismi elizabet idi dedi, ve öyle olunca
marifet toprakda degil zekeriyada sakli imiş yani ZekeRiya
yani "R" onda sakli imiş. belli oldu yani. teşekkürler üstad. ve yine
Meryemdede Bir "R " var ondan dogan isanin da işde o babam dedigi ruh
babasi mehdinin, zamanda yolculuk edip geri gidip, meryemden isayi, ruh
yoluyla dogurttugunu yazmişdik zaten. ve geldik haziran ayina ve Arnold
teminatorun son filiminde bize ne fisildiyacak merak ediyorum, fim
yayinlandimi acaba, haziranda yayinlancakdi? hani terminatorun en son
bölümünde kurtariciyi zamanda geri gönderip kendi annesinden
dogurtuyorladi ya, dünya mahvolunca. bakalim son sürümde ne olcak, Allah
onlara ne keşfettirmiş.
---oOo---
Ve Mehdi bereketine Turunce rengine bir bereket geldi, ve fakat
turuncunun afetlerini yazmişdik daha önce, fakat tekrar hatirlatalim:
1 - Eger turunucu sevmeye ve giymeya başlayinca yalan söylemek
ihtiyaci hissder oldunsa, hemen turunucuyu terket ve kendine bir siyah
giy ve sonra beyaz giy ve format at. cünkü trunucu kürklü tilki bazen
yalan söylemeya başlar, masal masal maniki, Tilkinin kuyrugu var 12
olur.
2 - Eger hirsizilk ediyoyrsan, ufak ufak calmaya başladinsa
hemen trunucuyu terket format at. aynen turuncu meclis koltugunda oturan
(:::) amcalarin ve milletelvekillerinin devletin malini parasini
caldigi gibi. yani mehdi askesri calarmi hic? calmaz, amma Mehdi askeri
degilde, aslan degilde tilki olduysa calar.
3 - Kimseler sana inanmmaz olduysa yine turunucuyu terket,
cünkü sen mehdi Askeri degilsin, Aslan kürkü degil, tilki kürkü
giymişsin.
4 - Senin kicina heves edenler olmaya başladiysa turuncuyu
terket, sen mehdinin askeri olabilirsinde olmayadabilirsinde, yani
tilkinin kuyruguna hevesli cok kadin olur, yani kicina hevesli kadinlar
unutma.
5 - Anal ilişki yasak, yani her ne kadar portakal yerken,
portakala parmak atilsada, yani kadinlarin G punktunu uyarmasini
bilsende, penis ile oraya müdahele yasak. sende buna karşi cok istek ve
ilgi olduysa turuncuyu terket, Allah muhafaza bir gün sabir, iki gün
sabir ücüncü gün sabredemez surlari deler girersin.
5 - Aslanda olsan tilkide olsan yani turuncu kürk giyince,
kürkünü yüzmek isteyen yani derini yüzmek isteyen bircok düşmanin
olcakdir, eger mehdi askeriysen korkma yürü, demirden korksak trene
binmezdik de, gec o köprüyü.
---oOo---
Türklerde bir deyim vardir "Elimle koymuş gibi buldum." ve
bizim evmizide düzenlermizi koydugumuz bir odamiz var ve orda (matkap
anahtar tornavida pense,..) düzenlerimizin herbirinin bir yeri var, ve
fakat cocuklar oraya girnce düzeni alip kullandikdan somnra geri yerine
koymayi unutuyorlar. ve böyle olunca eger alinan aynen yerine geri
konmaz ise tekrar araninca yerinde bulunamaz. o bulamaz bu bulamaz,
hatta oradaki düzene bir yer tahsis eden bana sorsan, ben falan yerde
derim, ve fakat alinip yerine konmadiysa orda bulunamaz.
hani naasrettin hocadan biri adam para ister der ki: IRAFDA
tencere var onun icinde, git al istedigin kadarini der, adam gider bikr
mikdar alir gider. ve zaman gecer tekrar adam gelir tekrar para ister
yine nasrettin git ordan al der.
ve sonra yine zamaan gecer, ve adam yine gelir para ister, ve nasrettin yine, rafda tencerede var git onun icinden al der.
Adam almya gider, ve döner: "hoca icinde para yok" der
Nasrettin Kizar ve der:
Bre adam sen aldiklarini geri yerine koydunmuki tekrar isteyince yerinde para olsun der.
Yani gecen hafta anlattigimizi insanin dogasinin bozulmasi
bahsinede birazcik daha deginirsek, yani Allah insan için "biz onun en
güzel surette halkettik yarattik" buyuruyor,
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Sadakallahul Aziym Tin Suresi 9 - 10
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm.
Summe redednâhu esfele sâfilîn.
Meali:
Gerçekten de biz, insanı, en güzel bir sûrete sâhip olarak yarattık.
Sonra onun esfele safiline kadar derece derece rütbelendirdik.
ve her güzel ve salih iyi amel ile insanlar onda mertebe ve
derece kazanirlar, taaki onlarin üstünde memnun olmadiklari hicbirşey
kalmayasiya kadar.
Sadakallahul Aziym Tin Suresi 9 - 10
ve Allah, insani en güzel surette yaratmişken ,bilim adamiyiz
diyen ahmaklar sürüsü, onun dogasini bozup, burasi emme zekeri emme
kulagi, amma kuyrugu olsun, oralari degiştirip kendi istekleri
dogrultusunda oynarlarsa, insanoglu insanlikdan cikar, ve sonra insan
ararizda, insan yerinde bulunmaz olur, ey insan kardeşler.
Rabbim insani muhafaza edip, aradigimizda rafda insan bulmayi, mehdi cematine naasip ve müyesser kilsin.
---oOo---
Marifet nedir konusuna gelince hepimizin anasiri erbeasi, dört ana elementi: toprak, hava, su,ateş
ve bir cekirdek topraga dikilince, kökü topraga dogru,
filizleri havaya dogru, ve damarlari ile ve köklleri ile suya dogru, ve
yapraklari ile de güneşe dogru uzanir. ve sonra agac olunca gayesi
yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek olan
meyva vermekdir. ve meyva ilede insan bedenine yolculuk eder, ve tohumu
ilede gelcege dogru yolculuk eder. işde dal ve budak veermesi gaye
degil, onun gayesi meyva vermekdir. ve meyva verince insanogluna
yolculuk eder, ve insan meyvasini yiyince onun cekirdeginide dikmesini
ögrenmişdir, ve böylece onun yeniden dogmasi meyvadan ve insandan gecer,
ve insana kendini yeniden dikdirtip yeniden yeniden dogmak isteyen agac
bile, kokulu kokulu tatli lezzetli meyvalar verirken, ey insanoglu sen
niye yeniden dünyaya glemk için elzem olan yaratan yerini oynayip
zekrrini ve meninle tohumunla oynayip onu fasit tohuma cevirirsin.
dölsüz meyva, dölsüz insan oluşturmya calişirsin, bir agac kadar aklin
yokmu? bu kadarmi ahmaksin.
işde marifet meyva vermekdir ve hal böyle olunca bütün dinlerin
gayesi peygamberlein gayesi, bu insan denen varligin soyunun muhafazasi
icindir, ve din nedir denince, eger sen bundan başka birşey anliyorsan ,
savaş cihad anliyorsan, ahmak cihadda yine insanin korunmasi, özsoyun,
paksoyun korunmasi icindir. yoksa din neye gerekli olsun. ve hal böyle
olunca insan bozulunca kiyametinde kopma vakti gelmiş olur, aynen Nuh
tufani gibi bir tufan kopar, yahut büyük kiyamet kopuveririr başimiza.
yani insan gidince, bozulunca, dünyaninda bir önemi kalmaz olur.
Rabbim mehdi ve cemaatina insan kalmayi nasip etsin, ve
icindeki marifetini cekirdegini bulup, onu muhafaza etmeyi nasip
etsinki, ona cibilliyat denilir, ve o da elma ise, elma, at ise at,
sinek ise sineksin demekdir.
Amiyn
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı
Original Kar©glan
Hakikat ve Marifet Nedir -Nefsin ihsan Makamı Nedir?- Zirve 1 Kişiliktir, ve Orasi Keyif Yeri Degildir
(Kar©glanin 14 Mart 2016 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 31. ayet
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn
Meali :
Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).”
Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 31. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
عَلَّمَنِي رَبِّي
allemenî rabbî
Meali
“Rabbim bana öğretti.”
(Sadakallahul Aziym Yusuf Suresi 37. Ayet )
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
Meali
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk buluncakdir
(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 181. ayet )
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Dünyada da muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede cennet arzusu kalmaz. O cennet mârifetullahtır.”
( Hadis-i Şerif )
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Allah-u Teâlâ bu ümmete, her yüzyıl başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir.”
(Ebu Dâvud: 4391)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza Başliyoruz :
[attachment=44894]
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Top adamin vuruş hizina göre zirveye cikiyor ve sonra aşagi iniyor, yani zirve orda oturmak için degilmiş, yine ihsan makami orda oturup devamli kalmak için degildir,
Yine Hz. Muhammed Miracda En zirveye cikdi, ve sona geri döndü, yani orda kalmadi geri döndü, ihsan makamina cikan,Mirac edip Allahi gören veya görüyor gibi makamina, ihsan makamina cikan, orda Allahla bagdaş kurup oturmaz, orda keyif edip laka luka yapmaz, o makami meşgul etmez, geri dönüp ümmeti irşad eder,
"Koca Kari dünya bu gece bana göründü ve diyorkine: "Ne Ana Gördüm Ne Baba, Ne Evlat Gördüm Ne Koca, Ama Yinede Yaşadim Doya Doya.
imza (Hoşcakal, Yalan Dünya)
ve diyorki yaşlandim artik ben, daha 90 yaşindayken okuyup yaziyordum, şimdi gözlerim zayilfladi diyor, azalarim zayifladi diyor. ve bunamamiş daha akli başinda amma yaşlanmiş kaaporta (beden eskimiş) ve diyorki insanlik artik bu genc kalmayi bulsun diyor, ve bana yol aciyo, bunu insanlara ögret diye.
Hangi yigiti toprak yutmadiki, hangi ceylan gözler toprak olmadiki, hangi en tatli Yemek, Ya tuvalet olup, yada hücre olup sonunda topraga karişmadiki,
Kadinlar Rahim tabiatinda, cekici, icine yutucu, yani topragimiz ve dünyamiz, icine girince, ondan taze cocuk olarak dogurup cikariyor, o öldürücü indirici, indirmek rahmani indirmek, yine topraga kariştirmak, ve geri cagirmak üzere yapilandirilimiş. oysaki rahmanda, cocuk olup onu(rahmi) yirtip cikan, bir ayrik otu gibi bir filiz gibi onu(topragi) yirtip ciakabilcek bir tabiatta yaratilmiş olan, erkek ve rahmanlar, her ne kadar rahman (erkek cocuk) rahimin icinden ciksada, rahimde rahmanin zekerinden gecip gelmiyormu? meni babanin zekerinden inip geliyor, öyleyse rahmandan gecmeyen dogmaz, rahmini tanimayan dogamaz azizim.Tasavvufdaki "Seyri Süluk" ilmi bilgisi,o sülükdeki yolu bilmeyen tasavuf nedir bilmez. tasavvufu anlamyan ahmak, o sülükdeki yolculugu "meni olan lokmanin cocuk oluncaga kadarki seyahatini anlamaz. Babayi anlamayan nasil dogacakki, meni olmazki. Babadan gecince, anneyi anlamayan rahme dahil olamazkine, belki mastürbasyon olur, belkide dişari cikar amma, cocuk olup dogamaz,gizli alemden hakikat alemine gecmekdir, dogmak marifet ancak, o seyri sülükunu tamam edenler dogabilir yeniden, onun için bu gercek mürşidi kamillere ihtiyac var amma, onlar sana hakikati marifeti ögretiyorsa gercek mürşiddir, yoksa sen onun şeyh denen kimsenin temsili misal ile, tuvalet bekcisiysen, bilmem SOBASINI YAKIP KÜLÜNÜ ALIYORSAN, BUNUNLA iLiM ÖGRENiLMEZ, EşşEKLiGE DEVAM ET SEN AZiZiM, BU DÜNYANIN EşşEK OLARAK DOGACAKLARADA ihtiyaci var elbet, hangi dört kariya yeten erkek toprak olmadiki; en fazla misal ile, olsa olsa iki saatin sonunda, onun zekeride yorulup inip buruşmadiki, bu koca kari dünya ne diyor, sen gibi yigitlerden, elli tanesini 100 tanesini 1000,...gömdüde, diyorki "ne koca gördüm, ne baba" diyor bana, anladinmi ahmak, en kuvetli adam olsan, 60 yaşa gelince, o kaslarin sarkip buruşcak, aklin belki başindan gitcek, aynen Muhammed Ali gibi "kelebek gibi ucarim, ari gibi sokarim" diyordu bir zamanlar, bugün akli bile başinda degil belki, titrek sultan oldu, yani güvenme öyle gücüne, güvenme öyle güzelligine, güvenme öyle aklina, nice akilsizlar dolaşir bu dünyada, yusuf gibi dünya güzeli olsan, gömerler azizim, topraga katcak karişdircak yeniden yogurcak, en azindan ikinci el bir araba sanada vardir bu dünyada, senide katip karişdirip yenidin yogurcak bir ana, bir kadin bir rahim vardir, bir züleyha vardir, ve
Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”
(Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)
Diğer bir rivayette ise şu ifadelere yer verilmiştir:
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”
(age, H. No: 39384)
“Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, Hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir."
"Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır.” (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)
Bu hadisler ve ayetler gösteriyorki, genclik iksiri keşfedilcek, ve insanlar yaşlanmayacak, ve öyle(33 yaşinda) haşrolcak demek, öyle toplanir olcaklar, yani genclik iksiri buluncak, ve muhammed ne yapmişdir bu hadisi ile: Hani karanlik bir odadaki bir nesnenin yeirini bilen kimse, ona dogru elindeki el lambasini tutar, ve yanindakine der ki, ve bak burda ne var, "hadi onuda al" der gibi, muhammed bize bu gencliik iksirine işaret emişdir, ve bunun mümkün oldgunu, ve bizim bunuda zamani gelince alacagimizi, ve yedigimiz ictiklerimiz artik bizi yaşlandirmayacak oldugu, yani haşrolur demek: anlattik işde, almanyadan nutella, bilmem italyadan bedem, bilmem yunandan eşşek zeytini alip geldiler yedin, bunlar sende seni oluşturduysa, işde onlr sende haşroldu, toplandi demekdir. öyleyse öyle bir zaman da ahir zamanda, işde o topraktan cikanlari yiyecek amma, artik insanlari yaşlandirmaycak demekdir. ve bunun bulunmasi yiyeceklerdeki bir püf noktasinin keşfedilmesi ile olcak, oda nedir yine dönüp dolaşip rahmanda kaliyoruz, bunun sirri ise yine rahmanda, yani "ulu yarah" da gizli. buruşuk bir yarah nasil, oluyurda dimdik ve sert ve cap canli oluyor, arayip bulan, insanin nasil öyle 33 yaşindan daha fazla yaşlanmaycaginida bulabilir, iş rahmanda bitiyor, rahmani anla herşeyi anlarsin zaten, ahmak bilim adami, rahmani bilmeyen hicbirşeyi bilmez, Allahi bilmeyen, ahmakdir, kördür sagirdir dilsizidir, yani ahmakdir ahmak. ve bunun sirri ise, oraya belli sebebden dolayi kan hücüm etmesi, amma dayak yedin oraya kan hücum ediyor amma, kara bere oluyor, öyle hücüm etmiyecek, başka bir yolda hücüm etcek, yani onu dipdiri yapacak birşey, nedir o rahim ve Rahmi bilmek lazim, yine onun için görsel "aynel yakin", tatsal "hakkal yakin" duygusal "hissel yakin", "fiziksel yakin" yine girip cikcak "eşşek bakmakla bahar almaz" derler yani. Rahman ve Rahim dersi bitince ancak cözebilir bu insanoglun nasil 33 yaşindan daha fazla yaşlanilmaz, "genclik iksiri" nedir?
---oOo---
Gecenki vaazdaki evrim konusuna atfen yine şöyle bir aciklama yapiyoruz ki: Maymunlar uzun yillardir hayvanat bahcelerinde egitiliyor, ve insanlarla ic ice yaşayanlari var, ve onlar, birak kendi başlarina maymun iken gelişip insn olmayi, insan olanlardan bak bu böyle, şu şöyle diye ögretenler olmasina ragman, dah hayvanat bahscesindeki egitilmiş hic bir maynun ailesinden öyle insana daha cok benzryen bir maymun dogmadi .maymunlar yine maymun yine maymun, o halde hani maymun gelişdide, kendini gelişdirdide insan olduydu, lan angut, maymun dün degil belki ikibin yildir insanlarca egtiliyor, egtilmesine ragmen insan olmasini beceremiyorsa, o insan flan degildir , evrim diyde birşey yokdur ahmak cahil, ahmak evcrimci o maymundur maymun, ondan insan falan olmaz, kurbagidan da, prens olmasini falan beklemeyin ahmak evrimciler.
---oOo---
Tasavvufda Nefsin Mertbelri konusunda en son Nefsi Kamil ve Kamileyi anlattik, ve mürşdii kamildende bahsettik, yani kemal ilimini ögreten büyük ögretmen demekdir dedik, ve insanlara seyri sülük yolunu talim eden, ögreten ögretmendir dedik.
geldik ondan sonraki rütbe ve makam olan ihsan makamina
ve bu soruyu gelin cebrail aleyhisselama, muhammede sorduralim ve cevabini alalim .
HADİS-İ ŞERİF
* Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den: Şöyle demiştir: Bir gün Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (yanına) biri gelip: “Îmân nedir?” diye sordu. “Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh’a mülâkî olmağa (yâni Rü’yetu’llâh’a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır.” cevâbını verdi.
“Ya İslâm nedir?” dedi. “İslâm; Allâh’a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O’na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazanda da oruç tutmaktır.” buyurdu. (Ondan sonra)
“Ya ihsân nedir?” diye sordu. “Allâh’a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh’ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür.” buyurdu........
HADİS-İ ŞERİF
ve gelelim bu hadisi ve ihsan makamini, Karoglan hoca nasil anladi, ve nasil size anlatir :
Karoglanin dilinden ihsan makami nedir
evet muhammed dediki ihsan allahi görüyor gibi ibdet ertmekdir dedi ve Muhammed mirac etdi gitdi allahi ruyet etdi geldi ve artik Allah a olan imani mutmain oldu, ve aynel yakin bildi, galel yakin bildi, ve kelam etdi, hissel yakin bildi, ki allah vardir ve ve ona gaipden bilgiler verildiki ona, tam ve mutmain imani olsun diye, ve evvel odur ahir odur bildi, rahman odur rahim odur bildi, alim odir bütün bilgi onundur bildi. ve kaynagindan icdi o bilgileri, ve ve o makamdan selam ve salavat ile ümmetine geri gönderildi, eger muhammed miracda gerdi dönmeseydi, dünyadaki newton konunu denen, yer cekimi yasasi olmazdi, ve uzaydaki gibi cekim kuvveti olmazdi, oysaki onun zirveye cikdikdan sonra geri dönmesi, ümmetine gönderilmesi, ve ümmetini irşad etme görevi olan raşidlik verilmesi sebebiyle, ona bir raşid verildiki ve O Mehdi olan Raşiddir ögretmenidrki o ahir zmanda onun ümmetine Kemalat ilimini ögretir. o kef suresinde gecen ve heyyi'i olan raşidlik ikram edildi . ve o sayeda kainatin dünya denen kisminda newton kanunu yaratildi, cikdikdan sonra inmek veya gravitasyon dedikleri veyada taşi havaya atinca yere geri dönmesi ve düşmesi kanunu. öyle olunca muhammed geri geldi ve ümmetini irşad etdi ve bu irşad görevi ondan sonra raşid halifelerce devam ettirildi, bu Raşid halifeler dört halife ile sabit degildir, O nun muhamedin mirasini yüklenen alimlerce devam etmişdir, yani mürşdi kamillerce devam etmişdir ve etmekdedir, amma arada bul mürşidi kamil nerde var,.
Hani Fatihi Akşemseddin ardindan yönetti, istanbulun manevi fatihi diyorlar ya, yine hani onun babasi sultan Murad i Haci Bayram yönetti diyorlar diye, (:::) beyde kendine bir ulvi şahsiyet aradiki, onun fatih yapsin diye, amma ahmak, onu dünya lideri yapani Mehdiyi birakdida, başkalarini aradi, ve buldumu bulamadi, fetoya takildi, feto boş cikdi teröristin götü öpülür dedi gitdi öcalanin kicini öptü geldi, ne oldu ahmak oldu, olmadi, şamda namaz kilcaklardi olmadi ,oda boş cikdi marifet şamda namaz kilmakda degilki, oysa fetonun hocasi kilmiş, birde hutbe irad etmiş, hani nerde mehdilik, nerde kaldi o zaman. cübbeliye takildi, oda bu işidi yüşidi icad ettirdi ona, o da boş cikdi, cübbeli sarilki adamlar Allah deyip baş kesdiler marifet cübbede sarikdada degilmiş, ve şimdi menzil nakşilerine baglandi, yine hani ne oldu, şu hale bak kürt türk kavgasi daha beter oldu, Abdülbakinin kari kürt, ana kürt. akşama yataga girince kariyla kavgami etsin Türk Türkiye desinde, ne oldu, kari köylü oldular. Babalkari Abdülhekim nerden gelmiş, nereye konmuşlar, karinin köyüne konup, kari köylü olmuşlar zaten, artik Türk Türkiye diyebilirmi anasini karisini inkar edebilirmi, kan bagi kurdu o zalim soy ile, kari köylü, toprak bozuk, hüseyini, Hz Aliyi şehid edenlerin topragi, ne oldu ondanda birşey cikmadi, bu sefer (:::) türk türkiye demeye başladida, gec kaldin ahmak, vatan gitdi gidiyor, artik ne kaldi geriye, bir bak vatani ne hale sokdun, bu arkadan yönetilmek sevdasina, ve oralar ahmak ve ahmklarin topragi, Hz Hüseyinin kanini icen toprak , o zaman varmiki bu dünyada hakiki bir mürşidi kamil, (:::) bulamadiysa sen nereden bulcan diyenler olcakdir, ve ne dedi muhammed
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."
ve yine bir ayettede
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
Meali
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk buluncakdir
(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 181. ayet )
Zirve 1 Kişilikdir kardeşim, Zirvenin sahibi Zirvedeyken, Oraya ne Abdülbakisi ne Tayybi nede Cübbelisi oturabilir.
ey Abdülabaki ve sofileri sizde gikinizi cikarmaycaksiniz, sen yetişdirdigini omzuna almak ile sorumlusun ve ordaki zirveyi gören ben isem ve omzune basip cikdiysam sen alltaki görevini ifa et, ve kuleyi saglam tutmaya bak, yoksa bu kulenin üstüne birini daha cikarmaya kalkarsan, bu kule devrilirde, sende, bu da o da şu da heder olur,
bu rüyada burda biter The End kiyamet olur, anladinmi sesini kis otur yerinde şimdi.
---oOo---
Ve ihsan makaminda öyle her an Allah görülmez, ve aynen muhammed gibi, o gitdi gördü geri geldi, ve artik O nun her an gördügünü bildi, fakat o onu her an görmedi, ve görüyor gibi amel etdi, ve bunun bir misalide, ben Allahi görüyor gibi nasil amel ederim: ben sendeki Allahi görüpde, sana ona göre muamele edersem, öyle yapmiş olurum. mesala sen hakim isen ben seni görünce, ve yine mesala benim hakim ile bir işim varsa, sen benim hakkimda karar verceeksen, ben sen karar vereceksin diye degilde "Hakim olan Allah bana ne karar verecek" diye düşündügümde, sendeki Allahi görüp, sende, Allahin Hakim isminin tecelli ettigini bilipde, sana öyle davrandigimda, o zaman hakim olan allahin beni gördügünü, ve bana ne hüküm verecegini düşünmekle ihsan makaminda bir an bulunmuş oldum, sende bana: hakim isen, benim hakkimda bir karar verecegin zaman, Hakim olan Allah, bu Raşid hakkinda ne hüküm verirdi diye düşündügünde, ve öyle Adelet ve hikmetle bana hükmettiginde, o zaman ikimizde ihsan üzre olmuş oluruz. ve ben her zman senin için bunu düşünmem, cünkü, senin ismin Hakim Ahmet bey ise, ben bir an senin hakkinda o tefekküre vardim, ve sendeki Allahi gördüm, amma belki iki saat sonra, o tefekkürde olamayabilirim, cünkü zirvede, ihsan makaminda cikip oturulmaz, oraya cikarsin inersin, o yüzden, iki saat sonra ben sana yine "hakim olan allah" demeyebilirim, ve derimki falanci ahmet bey veya filanci fatmanin kocasi, Hakim Ahmet bey diye düşnür, ve senin o makamini unutur öyle muamele ederim, cünkü her an seni öyle"Hakim olan allah" diye düşününce, eger senden bir densizlik zuhur ederse, o zaman inkara giderim, ve haşa huzur Allahi edebsizlik etmekle itham etmiş olurum. ve insan cigdir her an bir dengeszilik edebilir, bir günah işleyebilir, halife oldugunu unutabilir, nitekim havva ile Ademde unuttular halife olduklarini, ve hata etmedilermi zaten. haa burda büyük SIR onlar hata edince cürmünüde cekdiler, cezaya layik oldular ve atildilar cennetden, o sonraki durum amma, ve ihsan tefekkürü bir anlikdir, o makam her an meşgul edilmez demekde budur , yoksa seni her ano makmda diye öyle tefekkür edince, senin Allahi unutugun zamanlari hesab etmemiş olurum, ve sana da şeytanin tasallut edip, bir an seni gafil birakabilcegi, ve sana allahi unutturabilcegini hesap etmemiş olurumki, bu büyük hata olur, ve şeyh mürüdlerince öyle yüceltilirki, ve gözlerinde öyle büyürki, o hic hata etmez sanilir, oysaki Adem gibi ulul azim bir peygamber, gafil kalabildiyse, senin şeyh amca ademden dahami üsütün, ahmak sofi, ahmak mürid, O da gaflete düşebilir, hata edebilir unutma bunu, ve o tefekkürde ifrat derecesine varirisan, işde (:::), ne cevizler kirar amma, dangillar onu cok yücelttiginden, hatasini gözardi ederler, ve (:::) çalsada, adam diyor ki, çalsin, çaliyor amma hizmet ediyor, köprü yaptiya, bilmem ne yaptiya, diye onun hatalarini ört bas edip, onu haala en yüce görmeye devam ediyor. ve oda artik ofurddukca ofurddu, ve nerdeyse kendini tanri ilan etcek ,bir firavunlugunu ilan etmedigi kaldi zaten ahmagin, şeyh ucmaz mürüd ucurur bu olsa gerek herhalde.
ve atalar bunu şu vecizeli amma biraz komik sözle ifade etmişler:
"Gönül düşmüş bir boka , o da, O na mis gibi koka"
Rabbim Ben ve Cemaatime, şeytanin kendi askeri olan, o hata edenlere, "temiz gösteren şeytan filtreslyle bakip" , poh ve pis mikrop, vahşi hayvan cibilliyatli, Firavun nemrut gibi dangil cibilliyatlilarida, Allah gibi görmekden muhafaza etsin.
---oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---OoO---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 14 Ocak 2016 Salı
Original Kar©glan
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

