MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC Bayrak

Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
» Members: 7
» Latest member: Muhammed
» Forum threads: 5,306
» Forum posts: 5,910

Full Statistics

DOWNLOADEN
"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)

AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)




Osmanlı tuğrasının üzerindeki 30 sembolün anlamı

İngiltere’de 1346′da Kral III. Edward tarafından Dizbağı Nişanı‘nın geleneği ortaya çıkarılmıştı. Bu gelenekte şöyle bir uygulama vardır: Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra‘da Windsor Sarayı‘nda bulunan Saint George Kilisesi‘nin duvarında asılmaktadır. Ancak o zamanlarda Osmanlı Padişahı’nın arması henüz bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul‘a gelerek araştırmalarda bulunan Young‘a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur.

İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu, ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti’nin Londra Sefiri Kostaki‘ye teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul’a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdülmecit de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması İngiltere‘nin Saint George Kilisesi‘ndeki yerini alır. Kraliçe Victoria‘nın Charles Young‘a tasarlattığı arma, Sultan II. Abdülhamit döneminde ise terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşmuş olur.



İşte Osmanlı tuğrasının üzerindeki 30 sembolün anlamı:

1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir.

2- II. Abdülhamit’in tuğrasıdır.

3- Sorguçlu serpuş: Osman Gazi”yi ve tahtı temsil eder.

4- Yeşil Hilafet sancağı.

5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur.

6- Çift taraflı teber.

7- Toplu tabanca.

8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.

9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.

10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.

11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862′de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.

12- Asa ve şeşper

13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.

14- Bereket boynuzu

15- Nışan-ı iftihar

16- Yay

17- Mecidi nişanı

18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir

19- Şefkat nişanı, 1878′de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.

20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)

21- Kılıç

22- Top, topçu ocaklarını temsil eder.

23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.

24- Mızrak.

25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.

26- Tek taraflı teber (balta)

27- Bayrak

28- Osmanlı sancağı

29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remz eder

30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder.


Etiketler : Osmanlı tuğrasının, üzerindeki, 30 sembolün, anlamı,Osmanli armasi, ne manaya geliyor,
DEVAMINA BAK


Plato Nedir? Oluşumlarına Göre Platolar ve Türkiyenin Platoları Nelerdir?

Anadolu 3. zaman boyunca düzleşme gösteren ve bu düzleşmesini 4. zamanda yükselme ile tamamlayarak bugünkü şekline ulaşan, yükseltisi fazla yer şekillerinin oluşturduğu bir bölgedir. Türkiye sınırları içerisinde kalan Anadolu’da bu özelliğine bağlı olarak akarsular sayesinde derin vadilerle parçalanmış ve çevresi içerisinde yüksek kalan yerler olan plato oluşumu çok fazla görülür. Platolar yüksekliğe bağlı olarak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ortaya çıkarken, oluştuğu bölgenin yapısına göre 4 farklı oluşumla meydana gelmiştir.

Plato bakımından zengin olan Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde de çeşitli oluşumlarla ortaya çıkmış dağlar ve ovalar arası geçiş bölgeleri bulunmaktadır. Plato en basit ifadeyle akarsular tarafından derin vadilerle yarılmış düzlüklerdir.
Ülkemiz engebeli ve dağlık bir coğrafi yapıya sahip olmasına rağmen plato sayılarımız da bir hayli fazladır. Platoları yaran akarsular çok derin vadiler oluşturduğundan, bu sulardan tarım alanında yararlanılamaz.

Plato Nedir? Türkiye'deki Platolar ve Özellikleri

Akarsular tarafından derin vadilerle parçalanmış düz veya hafif engebeli yüksek düzlüklere plato denir.

Genellikle eş anlamda kullanılan plato ile yayla sözcüğünü birbirinden ayırmak gerekir.

Çünkü yayla daha çok yaz aylarında hayvancılık faaliyeti ve dinlenme amaçlı kullanılan geçici yerleşim alanı iken plato, bir yeryüzü şeklidir.

Günümüzde turizm etkinliklerinin yapılmaya başlandığı yaylalarda hayvancılık faaliyeti esastır.

Türkiye’deki önemli yer şekillerinden biri de platolardır. Büyük bir bölümü aşınmaya uğramış olan Anadolu’nun Dördüncü Jeolojik Zamanda toptan yükselmesi platoların geniş alan kaplamasına neden olmuştur.

Ancak ülke genelindeki toptan yükselmenin bölgelere göre farklı olması, platoların farklı yükseltilerde yer almasını sağlamıştır.

Örneğin, Güneydoğu Anadolu’da platolar 600-700 m yükseklikte yer alırken, İç Anadolu’da 1000-1500 m, Doğu Anadolu’da ise 1800-2500 m arasında bulunmaktadır.

Ülkemizdeki platoları oluşumlarına göre şöyle sınıflandırabiliriz:

Yatay duruşlu platolar:


Kumlu, killi ve kalker özelliğindeki yatay uzanışlı tabakalara sahip eski tortuların akarsular tarafından yarılması ile oluşmuştur.

Ülkemizin en geniş plato alanına sahip olan İç Anadolu Bölgesi’nde bu tür platolara sıkça rastlanır. Bunlardan Obruk platosu, Tuz Gölü’nün güneyi ile Konya Ovası arasında uzanır.

Tuz Gölü’nün batısında Cihanbeyli ve kuzeybatısında Haymana Platosu yer alır. Yukarı Kızılırmak bölümünde bulunan Bozok ve Uzunyayla platoları ile iç Batı Anadolu Bölümü’ndeki Uşak-Eşme, Kütahya-Afyon arasında yer alan Yazılıkaya da bu tür platolardandır.

Yer şekilleri bakımından sadeliği ile dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Bölgesi de yatay uzanışlı platolara sahiptir.

Batıda yer alan Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları bu tür platolar arasında yer alır. Bölgenin diğer platoları; Diyarbakır Havzası, Mardin ve Mazıdağı çevresindeki parçalı arazilerdir.

Lav platoları:


Volkanik faaliyetlerin yaygın olduğu alanlarda lav akıntılarının çukurları doldurması sonucu meydana gelen hafif dalgalı düzlüklerin akarsular tarafından yarılması ile oluşmuşlardır. Bu tür Platolar daha çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde görülür.

Erzurum-Kars platoları ile Allahüekber ve Yalnızçam Dağarı üzerinde yer alan bazı düzlükler bunlara örnektir. Ayrıca toptan yükselmenin en fazla olduğu Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin en yüksek platolarına sahiptir.

Karstik platolar:

Su ile kolaylıkla çözünen kalkerli yapıya sahip arazilerde akarsu aşındırması sonucu oluşmuşlardır. Akdeniz Bölgesi’ndeki Taşeli platosu bu türdendir.

Aşınım platoları:

Uzun yıllar boyunca aşınan yüzeylerin yükselmesi ile susurlar. Ülkemizin dağlık bölgeleri olan Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde bu tür platolara rastlamak mümkündür.

Orta Karadeniz Bölümü’ndeki Canik ve Giresun dağları üzerindeki düzlükler ile Fatsa ve Şebinkarahisar arasındaki Perşembe Platosu, bunlara örnektir.

Türkiye’nin ortalama yükseltisi en az bakımından en alçak bölgesi olan Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca ve Kocaeli Platoları da birer aşınım platosudur.

Ülkemizdeki platoların genel özellikleri:

• Ortalama yükseltileri genel olarak 1000 m’nin üzerindedir.
• Büyük bir bölümünde tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Daha yüksek olanlarda ise büyükbaş hayvancılık faaliyeti ön plana çıkar. Bu nedenle platolar, ovalardan sonra Türkiye ekonomisine katkısı olan ikinci önemli yer şekilleridir.
• Platoların ortalama yükseltisinin fazla olması ülkemiz genelinin toptan yükselmelere uğradığını gösterir.
• Ovalardan sonra nüfusun yoğunlaştığı önemli yerleşim alanlarıdır.
• Bazı platolarımızda yaylacılık faaliyetleri de yapılmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan platolarda akarsuların derin vadiler içinde akması, yaz aylarının kurak geçmesi sulama sorununu ortaya çıkarmıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla söz konusu sorunun büyük bir bölümü çözümlenmiş olacaktır.

Türkiye’nin Platoları

Türkiye’nin platoları kpss coğrafya Türkiye’nin yeryüzü şekilleri konuları içinde işlenmektedir. Ülkemizde yer alan platoların özelliklerini iyi kavrayabilirsek, hangi platonun hangi bölgede yer aldığını daha rahat kavrayabiliriz.
Türkiye’nin Platoları

Plato, akarsular tarafından derin vadilerle yarılmış düzlüklere denilmektedir. Kpss coğrafya dersinde Türkiye’nin platoları incelenirken, hangi platonun hangi özelliğine sahip olduğunu ve nasıl oluştuğunu analiz edebilmeliyiz. Bu yüzden ülkemizde yer alan platoların özelliklerini sıralayalım.

    Türkiye’de platolar geniş yer kaplamaktadır. Engebeli ve dağlık bir ülke olmamıza rağmen bu kadar çok plato olmasının sebebi, 3. ve 4. jeolojik zamanlarda ülkemizde gerçekleşen toplu yükselmedir.

Platolar 3. ve 4. zamanda gerçekleşen toplu yükselmenin bir kanıtıdır.

    Platoları yaran akarsulardan tarım sulamasında yararlanmak zordur.

Bunun sebebi akarsuların oluşturduğu derin vadi şeklidir. Vadi çok derin olduğu için tarım alanında sulamadan yararlanamayız.

    Yüksek platolarda büyükbaş mera hayvancılığı, alçak platolarda ise tarım ve küçükbaş hayvancılığı gelişmiştir.

Oluşumlarına Göre Türkiye’nin Platoları

Türkiye’nin platoları oluşumlarına göre dörde ayrılmaktadır.

1) Volkanik Platolar: Lav tabakalarının akarsular tarafından yarılmasıyla oluşan plato çeşididir.

    Ülkemizdeki en yüksek platolar volkanik platolardır.
    Toprakları verimlidir. Ancak yükseklik ve iklim şartları elverişsiz olduğu için tarım pek yapılamaz.
    Çayır ve iğne yapraklı ormanlar bu platolarda yer alır.
    Yağış rejimi ve yükseltisi nedeniyle yazları sıcak ve kurak geçmez.

Erzurum – Kars Platosu ve Ardahan Platosu ülkemizdeki volkanik platolara örnek teşkil eder. Kpss genel kültür coğrafya sorularında platolardan en çok Erzurum-Kars Platosu ile ilgili soru çıkmaktadır.
Erzurum – Kars platosunda yıl içinde yağış en çok yaz aylarında düşer. Buna bağlı olarak da gür otlaklar oluşur. Dolayısıyla büyükbaş mera hayvancılığı bu bölgede gelişmiştir.

2) Karstik Platolar:
Kalker ve Jips gibi eriyebilen ya da çözülebilen kayaçların bulunduğu arazilerin akarsular tarafından aşındırılması sonucu oluşan platolardır.
Akdeniz Bölgesindeki Taşeli Platosu ve Antalya’nın batısındaki Teke Platosu karstik platolara örnek teşkil eder. Bu platoların geçirimli arazi yapısı ve taban suyunun düşük olması toprağın verimsizliğine, dolaylı olarak da nüfusun seyrek olmasına sebebiyet vermiştir.

3) Tabaka Düzlüğü Platoları:
Tabaka uzanışı yatay duruşlu olan tortulların akarsular tarafından derin bir şekilde yarılması ile oluşan platolardır. Genellikle İç Anadolu Bölgesinde yaygın olan bu platolarda tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yaygındır.
İç Anadolu Bölgesinde yer alan Haymana Platosu, Cihanbeyli Platosu, Obruk Platosu, Bozok Platosu, Uzunyayla Platosu ; Ege Bölgesinde yer alan Yazılıkaya Platosu ; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan Gaziantep Platosu ve Şanlıurfa Platosu tabaka düzlüğü platolarına örnektir.

4) Aşınım Platoları: Aşınma sonucu düzleşen yerlerin herhangi bir yükselme olmaksızın sonraları akarsular tarafından yarılması sonucu oluşan platolardır.
Marmara Bölgesinde yer alan Çatalca – Kocaeli Platosu ve Karadeniz Bölgesinde yer alan Perşembe Platosu aşınım platolarıdır.
Türkiye’nin platoları içinde en alçak plato Çatalca Kocaeli platosudur. Çatalca-Kocaeli platosu nüfusun en yoğun olduğu, sanayileşmenin en fazla olduğu ve doğal yapının en çok bozulduğu plato özelliğini taşımaktadır.
DEVAMINA BAK


Saç Kaynağı Nedir Nasıl Yapılır, Kaynak Çeşitleri Nelerdir

Günümüzde kadınların sık olarak kullandığı kaynak saçlar, kısa saçların uzun ve gür görünmesine yarayan, birçok farklı şekilde yapılabilen
uygulamalardır. Kullanışlı olup olmadıkları ise tartışılır.

Titiz olan ve saç bakımına özen gösteren kişilerin kullanması oldukça zordur. Yaptırmaya karar vermeden önce iyi düşünmekte yarar var. Sonrasında vazgeçtiğinizde de zor bir süreç sizi bekliyor olacaktır.
Söze her ne kadar olumsuz yönleriyle başlasak da, saç kaynakları oldukça kullanışlı, kadınların bir çok yönden işine yarayan uygulamalardır. Örneğin saçlarınızı kestirdiniz ve pişman oldunuz. E bir de yavaş uzayan bir saçınız varsa işiniz daha da zor. Saçlarınızın eski haline gelmesi için aylarca beklemeniz gerekecek. İşte saç kaynağı uygulamaları tam da bu noktada işinizi kolaylaştırıyor. Güvendiğiniz bir kuaföre, doğru tekniklerle yaptıracağınız saç kaynağı sayesinde, saçlarınız eski uzun ve havalı haline dönüşebilir. Bunun yanında bazı kadınların yapı itibariyle saçları çok seyrek olabiliyor. Saç aralarına atılan kaynaklar sayesinde saçlar olduğundan çok daha sık ve gür bir görünüm kazanabilmektedir. Bunda da yine önemli olan püf nokta işinin ehli birine yaptırmak ve saçlarınıza doğal bir görünüm vermektir.

Saç Kaynağı Nasıl Yapılır, Kaynak Çeşitleri Nelerdir

Saç kaynağı, kadınların en önemli noktaları saçlarıdır. Neredeyse tüm kadınlar saçlarına çok önem ve özen gösterirler. Saç güzellikleriyle de dikkat çeken birçok kadın vardır. Bununla birlikte kadınlar saçlarına bakımlarını ve renk değişimleri, kırık aldırma vs. gibi işlemleri iyice arttırmış ve sıklıkla kuaföre gider olmuşlardır. Günümüzde kadının saç bakımıyla alakalı birçok yöntem vardır. Bu yöntemlerden biri olan saç kaynağından sizlere ayrıntılarıyla bahsedeceğiz.

Saç Kaynağı Uygulaması Genelde Neden Yapılır

Genelde bayanların bu uygulamaya başvurma sebebi şudur; saçları çabuk uzamayan ya da seyrek cansız saçlar gibi sıkıntılar yaşayan bayanlar bu uygulamaya başvururlar. Bu uygulamayla birlikte çok şık ve göz alıcı saçlara sahip olabilmektesiniz.

Saç Kaynağı Nedir

Kadınlar bu senede bu uygulamayı çok kullanmaktadır. Peki bu saç kaynağı nedir? Şöyle ki saç kaynağı saçları kısa olan ama uzun olmasını isteyen kadınların kaynak yaptırarak saçlarının uzun gözükmesini sağlamaktadır. Saç kaynağıyla beraber gür ve güzel saçlara sahip olabilen bayanların bazıları ise sadece zevk için yani farklı renkler ve tonlar için bu yönteme başvurabilmektedir. Bu kaynaklar herkes tarafından çok kullanım görse de bazı kişiler için hiç uyumlu olmamasıyla bilinmektedir. Bunun sebebiyse gerçekten saç kaynağı dışında, normal bir zamanda saçıyla çok uğraşan, çok ilgilenen ve çok bakım yapan kişi saç kaynağından rahatsız olmaya başlar. Bu kişiler için bu uygulama pekte uygun değildir. Saç kaynağını yaptırdınız sonrasında ise vazgeçtiniz diyelim o zaman biraz zor zamanlar yaşamanız çok mümkündür. Bu yüzden bu uygulamaya başvurmadan önce kesinlikle çok düşünülmelidir.

Size olabilecek dezavantajlarından bahsettik. Ancak kullanım sayısıyla birlikte de beğeni almış ve hoş bir pozisyona gelmiş bir uygulamadır. Örnek olarak saçlarınızı kesmeye karar verdiniz. Sizde kısa saçın daha çık duracağını düşündünüz. Ancak saçlarınız kısalınca beklediğiniz şıklık veya istediğiniz saçlar ortaya çıkmadı işte o zaman bu yönteme başvurmanız biraz daha mantıklı olacaktır. Özellikle bu yönteme başvuran kişiler saçları yavaş uzayan, kısa saçlı insanlardır.

Saç Kaynağını Herkes Yapamaz

Saç kaynağı yaptırmaya karar verdiğinizde sıkı bir araştırma yapmalısınız. Belirli ve iyi bir kuaförünüz varsa talebinizi ileterek bu uygulamadan faydalanın. Bu şekilde eski daha güzel olduğunu düşünen saçlarına kavuşmuş olan birçok kişi var. Saç kaynağı olayının bir de her saç ile uyumu söz konusu değildir. Sizin saçlarınızla yapmak istediğiniz kaynak şeklinin uyumu oldukça önemlidir. Saçlarınız çok hassas ve çok kırılgansa aynı zamanda da çok boyatma durumunuz söz konusuysa saç kaynağı ek tavsiye edilmeyecektir.

Saç Kaynağı Nasıl Yapılır

Saç kaynaklı, normal saçların 0,7 milimetre ile 1 santimetre arası kadar mesafeden başlatılmaktadır. Düzenli şekilde takibi sağlanmalı ve teyit edilmelidir. Bu takip sizin içinizi ferahlatacaktır. Saçtan saça değişen uzama süreleriyle birlikte yaklaşık 7 ay civarında bu kaynaklar sökülerek tekrar gereken mesafelere uygulanmaktadır.

Saç Kaynağı Çeşitleri

Saç kaynağı, çeşidi olarak 5 tanedir.

    Silikon Kaynak
    Halkalı (Boncuk) Kaynak
    Poliüretan Kaynak
    Keratin (Mikro) Kaynak
    Tres Kaynak

DEVAMINA BAK


Kültür Nedir? Özellikleri işlevleri ve Kazanılması Nasıl Olur ?

KÜLTÜR

Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir.

Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır.


Kültür, genel olarak iki öğeden oluşur

a) Maddi Kültür Öğeleri: Binalar, her türlü araç-gereç, giysiler vb.

b) Manevi Kültür Öğeleri: İnançlar, gelenekler, normlar, düşünce biçimleri vb.

Kültürün maddi ve manevi öğeleri arasında sürekli bir etkileşim vardır. Birinde meydana gelen bir değişim diğerini de etkiler.
turkforumuz.biz'den alınmıştır
Kültür, toplumun doğal çevresinden yani coğrafi koşullardan etkilenir. Örneğin, dağlık bölgelerde yaşayan toplumların kültürüyle verimli ovalarda yaşayan toplumların kültürü birbirinden farklıdır.


KÜLTÜRÜN ÖZELLİKLERİ


* Kültür görelidir. Yani her toplumun kendine özgü kültürü vardır.
* Kültür tarihseldir. Yani geçmişten günümüze süregelmektedir.
* Kültür insan eseridir. İnsanlar hem kültürü oluştururlar hem de kültürden etkilenirler.
* Kültür durağan değildir. Zaman içinde değişir. Maddi öğeler daha hızlı değişir. Ayrıca her toplumda kültürel değişim hızı birbirinden farklıdır.

KÜLTÜRÜN İŞLEVLERİ

* Birey davranışlarını yönlendirerek toplumsal düzeni sağlar
* Topluma kimlik kazandırır. Toplumu diğer toplumlardan farklı kılar
* Toplumsal dayanışma ve birlik duygusu verir. “Biz bilinci”
* Toplumsal kişiliğin oluşmasını sağlar. “sosyalleşme”


KÜLTÜRÜN KAZANILMASI


İnsanların toplumları, ülkeleri birbirinden farklı da olsa biyolojik olarak birbirlerine benzerler, ama inanç, düşünce, tutum ve olayları algılayış tarzı bakımından farklıdırlar.

Bu farklılığı ortaya çıkaran etkenlerin başında içinde yetiştikleri kültürel yapıdır. Bireyler, kültürü sosyalleşme süreciyle kazanırlar.

Sosyalleşme (Toplumsallaşma), (Sosyalizasyon):

Birey, içine doğduğu kültürel ortamın özellikleri ana-babasından, yakınlarından, arkadaşlarından, okuldan, sokaktan ve iş ortamından öğrenir. Ömür boyu süren bu öğrenme ve uyma sürecine sosyalleşme denir.

Birey sosyalleşme süreciyle içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olur. Olayları algılayış tarzından giyim tarzına, düşünüş tarzından davranış biçimine kadar her konuda kültürden etkilenir.

Sosyalleşme süreci, aynı toplumdaki bireyleri genel olarak birbirine benzetir. Ancak aynı kültürel ortamda da yaşasa her insanın yaratılış özellikleri farklı olduğu için kişilikleri birbirinin aynısı değildir.


KÜLTÜRLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR


1- Üst Kültür: Bir toplumda geçerli olan genel kültür özellikleridir. Toplumun her kesiminde bilinir ve benimsenir.

Örnek:
Genel Türkiye kültürü, genel Çin kültürü, genel İtalyan kültürü gibi…


2- Alt kültür:
Üst kültür içindeki din, dil, töre ve etnik köken bakımından kendine özgü özelliklere sahip toplulukların kültürüdür.

Örnek: Türkiye’deki Kürt, Laz, Alevi, Yörük kültürü, Amerika’daki Kızılderili, Zenci, Göçmen kültürü gibi…


3- Kültürleme: Toplumun, kendi kültürel özelliklerini yeni kuşaklara sosyalleşme yoluyla aktarmasıdır.

Örnek: Türk toplumunda yetişen bir kişi Türk gibi düşünür, davranır ve giyinir.
turkforumuz.biz'den alınmıştır
4- Kültürleşme: Farklı kültürlerin karşılıklı etkileşime girmesiyle gerçekleşen kültür alış-verişidir. Kültürleşme süreci sonunda her iki toplum da yavaş ya da hızlı değişir.

Örnek: Aynı mahallede oturan Türk ve Kürt toplulukların zamanla birbirini etkilemesi, Avrupa birliğine üye ülkelerin kültürel etkileşime girmesi


5- Kültürel Yayılma: Bir kültürde ortaya çıkan maddi veya manevi kültür öğesinin dünyadaki başka kültürlere yayılmasıdır.

Örnek: Spagettinin İtalya’dan, ulusçuluk fikrinin Fransa’dan, tütünün içmenin Kuzey Amerika yerlilerinden, yoğurdun Türklerden dünyaya yayılması gibi…


6- Kültürel Gecikme: Bir toplumdaki maddi kültür öğelerinde meydana gelen değişim hızına, manevi kültür öğelerinin ayak uyduramaması oluşan uyumsuzluk ve görgüsüzlük durumudur.

Örnek:
Cep telefonu (maddi kültür) hızla yaygınlaşmaktadır ancak onu kullanma görgüsü (manevi kültür) aynı hızda gelişmemektedir. Bunun sonucu olarak toplu mekânlarda yüksek sesle konuşulmakta, tiyatro, cami gibi yerlerde kapatmaya özen gösterilmemektedir. Ayrıca, apartman, kredi kartı, belediye otobüsü, sonradan görme zenginlik vb.


7- Kültürel Şok: Kendi kültür ortamından başka bir kültür ortamına katılan bireylerin yaşadıkları bunalım ve uyumsuzluk durumudur.

Örnek: Almanya’ya giden ilk Türk işçilerin uyum sorunları, kentten köye gelin olan bir kızın uyum sorunu, Doğuda bir köye atanan yeni İzmirli öğretmen vb…


8- Kültür Emperyalizmi: Emperyalizm, bir ülkenin başka bir ülkenin kaynaklarını sömürmesi demektir. Kültür emperyalizmi, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş diğer kültürleri özellikle kitle iletişim araçlarıyla etkilemesi ve kendine benzetmesidir. Kültür emperyalizmi, sömürgeciliği kolaylaştırır.
turkforumuz.biz'den alınmıştır
Örnek: Batı kültürü, TV programları ve filmleriyle diğer kültürleri giyim, eğlence ve tüketim alışkanlıkları bakımından kendine benzetmektedir. Böylece Batı, ürettiği ürünlere daha çok pazar bulacaktır.


9- Kültürel asimilasyon: Bir kültürün, kendi içindeki azınlık kültürü eritmesi ve kendine benzetmesidir. Asimilasyon normal bir süreçle olabildiği gibi devlet eliyle zorla da olabilir.

Örnek: Bulgar Türklerinin zamanla Slavlar içinde erimesi, Anadolu’daki Türklerden önceki eski halkların Türk kültürü içinde erimesi, Azteklerin Meksika kültürü içinde erimesi vb…


10- Kültürel Yozlaşama: Yabancı kültürlerin olumsuz etkisi ve toplumun kendi öz değerlerine yeterince sahip çıkmaması sonucu meydana gelen kültürel bozulmadır.

Örnek: Gençlerin batı kültürüne özenmesi, yardımlaşmanın yerini çıkarcılığın ve duyarsızlığın alması, anadilin yabancı kelimelerle yozlaşması, dini bayramların özünden uzaklaşıp tatile dönüşmesi, işyeri isimlerinin yabancı kelimelerden seçilmesi
DEVAMINA BAK


Geçmişten Günümüze Kadim Bilgelik Sırları

Eskilerde “Gizli ve Ulaşılmaz” olan evrensel bilgi, günümüzde merak eden, arayan, araştıran, ilgi duyanlar için her zamankinden daha fazlar gözler önünde artık. Bunlar aynı zamanda tüm insanlığın ortak mirası ve bazı temel soruların cevaplarını içeriyorlar. Kadim bilgelik sırları, ölmeden önce bilmeniz gereken sırlardır ve onları ne kadar erken öğrenirseniz o kadar engin bir hayat yaşarsınız. Böylece her yönden zenginliğe ulaşılabilir, maddi ve manevi dünya için sır kapıları önümüzde bir bir açılabilir.

Bu öyküler, Saabi bilgesi Hermason ile öğrencileri ve çevresindeki insanlar arasında geçmektedir. Öğretmen ve öğrenci arasında geçen konuşmalar, bilgelik sırlarına açılan bir kapı olacaktır sizler için. Öyküler, okuyanlara ibret alacakları ve aydınlanacakları dersler vermektedir.

1. Dürüstlük En Değerli Şeydir

Bir gün Hermason, çok büyük bir para karşılığında eflatun çimen satın aldı. Ticaret ile uğraşan başka bir adam onun dükkânına geldi ve o eflatun çimenin sahte olduğunu söyledi. Hermason ona inanmadı. Çimeni test etti ve hepsinin gerçekten sahte olduğunu anladı.

Diğer adam, “Merak etme, bu eflatun çimen ile hâlâ kumaş boyayabilirsin. Ondan sonra boyadığın kumaşı daha küçük dükkânlara düşük fiyatla satabilirsiniz.” dedi.

Ertesi gün birkaç tüccar, kumaşları satın almak için onun dükkânına geldi. Hermason sahte eflatun çimenle herhangi bir kumaşı boyamadı ve bu tüccarların önünde sahte çimenin hepsini yaktı ve “Başkalarının faydasını kurban edeceğime, paramı kaybetmeyi tercih ederim.” dedi.

Kazançta dürüstlüğü vurgulamak bir Saabi erdem geleneğidir. Hermason, diğerlerini kandırmak yerine kendisi büyük miktarda para kaybetmeyi tercih etti. Bu yüzden, onun işi gün geçtikçe daha da iyi oldu. Çocuklarının hepsi onun dürüstlüğünü takip etti ve çok başarılı oldular.

2. Yardımlaşın

Güney-Kuzey Hanedanlığı döneminde, Kuzey-Batı bölgesinde bir Aryan azınlığı tarafından kurulan Tahakan adında bir krallık vardı. Hervai, bu krallığının sultanıydı. Hervai’nin yirmi tane oğlu vardı; her biri güçlü, savaş yeteneğine sahip ve eşsiz uzmanlık alanlarına sahipti. Hervai, çok hasta olduğunda, bütün oğullarını yanına çağırdı ve her birine bir tane ok vermek istedi. Ondan sonra küçük oğlu Liyan’a, “Lütfen bir ok getir ve onu kır.” dedi. Liyan kolayca oku kırdı. Hervai dedi ki, “Lütfen on dokuz tane ok getir ve onları kır.” Liyan bu defa bohçaladığı okları kıramadı. Hervai, “Artık anlayabilir misiniz? Bir tane oku kırmak çok kolaydır; fakat bir bohça ok zor kırılır. Hepiniz bir bütün olarak çalıştıkça krallığımız sağlam kalacaktır.” dedi.

Hervai’nin söylediği “Bir tane oku kırmak çok kolaydır, fakat bir bohça ok zor kırılır.” sözü ve eski atalar tarafından söylenen “İnsanların kalbi, bir kişi gibi beraber atarsa, dağı bile taşıyabilir.” gibi sözler, insanların bir kişi gibi birlikte çalışmasının önemli olduğuna işaret eder.

3. Zorluklara dayanın

Hermason, öğrencilerine ders verirken, öğrencilerden biri soğuğa dayanamadı ve ayaklarını ısıtmak için biraz kömür aldı. Bunu gören Hermason, öğrencisine dedi ki: “Sen bu kadar genç bir öğrencisin, daha fazla gayretli ve dayanıklı olmalısın. Bu kadar ufak bir soğuğa nasıl dayanamıyorsun? Sarayda bir devlet lideri, karlı bir gün bile tan vaktinden önce imparatorun gelmesi için sıra halinde beklemek zorlundadır. Sen, kaçınılmaz soğuk havaya dayanmaya çalışmalısın. Eğer insan gençken rahat bir yaşam isterse, o yaşlanana kadar kesinlikle rahat yaşamaz. Eğer biri zengin ve asil olmadan önce zengin ve asil gibi rahat yaşamaktan hoşlanırsa, zengin ve asil olmayı elde etmesi zaten imkânsızdır.”

4. Güvene İhanet Etmeyin

Hermason, öğrencilerine ders almaları için bir öykü anlatır:

Hayan adında bir komutan vardı. O, birkaç askerlerle 70 suçluya başkente kadar eşlik etme emri aldı. Tüm suçlular zincirle bağlandı. Onlar dağları tırmandılar ve nehirlerden geçtiler. Sayısız zorluktan sonra, en son başka bir şehre vardılar. Hayan, onlara dinlemeleri için emir verdi. Tüm suçlular yol kenarlarında iki veya üç kişilik gruplar halinde yattılar. Herkes çektiği zorluklar hakkında şikâyet etti. Onlara eşlik eden askerlerin hepsi de yorgundu. Hayan onlara baktı ve onların çektiği zorluklara daha fazla dayanamadı. Herkesi bir araya gelmeye çağırdı ve “Siz ülkenin yasalarına karşı geldiğiniz için ceza aldınız. Fakat size eşlik eden bu askerler masum insanlardır. Onlar sizinle aynı zorlukları çekti. Siz utanmadınız mı?”dedi.

Hayan’ın sözleri üzerine bütün suçlular büyük bir utanç duydu ve yüzlerini bile kaldıramadılar. Hayan, suçlu kişilerin zincirlerinin açılması ve askerlere de evlerine gitme emri verdi. Hayan suçlulara, “Bir daha artık zincirlerin sancısına dayanmak zorunda değilsiniz ve askerler de sizinle birlikte zorluk çekmeyecek. Siz, kendiniz başkente gitmelisiniz. Fakat siz belirli bir günde oraya varmalısınız. Öbür türlü ben sizin için ölmeliyim.” dedi.

Suçlular Hayan’ın dürüstlüğünden etkilendi. Onların hepsi, “Lütfen merak etmeyin. Siz bizi umursadınız, bize güveniyorsunuz, biz sözümüzü bozmayacağız. Hayan’a problem getiren kimseler korkunç bir şekilde ölecekler.” diye cevap verdi.

Belirlenen gün geldi. Tüm suçlular, hiçbiri kaçmamış bir halde tam zamanında başkente vardı. Sultan bu olayı duyduğunda çok şaşırdı. O, Hayan’ı çağırdı ve yaptıklarını takdir etti. O suçluları, suçluların eşlerini ve çocuklarını da çağırdı. Onlar için bir ziyafet verdi ve suçlarını affetti. Sultan bir de kararname imzaladı: “Tüm devlet memurları Hayan’ı örnek almalı, erdemleriyle vatandaşı etkilemeli. Vatandaş da o suçlular ve diğerleri gibi davranmalı, kötü insandan iyi bir insana değişmelidir. Eğer bu başarılı olursa, bu dünya barış içinde olacaktır ve ceza hukukuna gerek kalmayan günler hemen gelebilir.”

5. Değerlere Bağlı Kalın

Saray Mahkemesinde ‘Huling’ isimli yüksek bir devlet görevlisi vardı. O fakir olduğunda bile huzurlu kalabilen bir centilmendi. O dönemde, Saray Mahkemesi’nde çalışan liderler maaş kazanmazdı. Genellikle Huling dışındaki diğer tüm liderlerin hepsinin kendi malı vardı. O çok fakirdi ve sıkça oğullarının dağlardan topladığı tahtalar sayesinde kazandığı para ile yaşıyordu. Fakat böyle bir durumda bile o büyük amacını değiştirmedi. Saray Mahkemesi’nde, onun dürüstlüğü ve sultanı direkt olarak eleştirme cesarete sahip olan tek kişi olduğu bilinmekteydi. Mahkemesinde herhangi bir şey doğru yapılmadığında ise, imparator ile görüşme talep etmekteydi. Sultan, sıkça mahkemedeki diğer kişilerden Huling ile baş başa konuşabilmek için onları yalnız bırakmalarını isterdi. Huling’in söyledikleri bazen çok ateşli olmasına rağmen tam konunun merkezini vuruyordu. Bir gün Sultan ona çok güvendiği için onun pozisyonunu yükseltti. Bir yüksek dereceli görevli Sultan’a: “Majesteleri, siz Huling’i lider pozisyonunu yükseltmenize rağmen, o çok fakir!” Sultan şaşırdı ve “Bu nasıl mümkün olur?” dedi.

Görevli:
“O gerçekten öyledir. Karısı, düzgün kıyafetleri olmadığından misafirleri bile kabul edemez.” diye cevapladı. Sultan hemen Huling’in evine gitti. Huling’in otlarla yapılan evinde çok az sayıda oda vardı. Yatak üzerinde sadece kötü kumaştan yapılan eski bir yorgan vardı. Karısı eski bir pamuklu kıyafet giymekteydi. Mutfakta yemek için sadece biraz salatalık vardı. Sultan, derin bir şekilde duygulandı ve hemen Huling’e 500 top ipek ve 1000 kilo tahıl verdi ve o günden itibaren, Sultan ona daha da güvendi ve sıkça ona önemli görevler verdi.
DEVAMINA BAK


Benim Beynim Seninkini Döver

Çocukluk günlerimizde başımız sıkışınca başvurduğumuz ‘benim babam seninkini döver’ önermesini artık değiştirmenin zamanı geldi dostlar. Şimdi zaman, beyinleri tokuşturma zamanı. Hayat inanılmaz bir hızla ilerliyor. Bu ilerleyişin karşısında iki alternatifiniz var. Birincisi yaşlanmak ve ölmek! Bu en zahmetsiz olan alternatifimiz. İkincisi biraz çaba gerektiriyor. Beynimizi kullanmak ve hayatı yaşlandırmak!

“O nasıl olacak ki, hayat yaşlanır mı?” diyeceklere bir sözüm var: Hayatı bir kas yığını olarak yaşarsanız, yaşlanır ve öbür dünyanın yolunu tutarsınız. Ama hayatın her anını gerçek bir keşif ve hissediş ile yaşarsanız, hayat sizin diri ruhunuzu yaşlandıramaz. Her daim capcanlı kalırsınız.

Hayat akıp giden bir suya benzer. Eğer onu bir kaba hapsederseniz kısa süre içinde o kabın içinde bozulur ve kokar. Ama onu sonsuz bilgi okyanusuna taşırsanız her zaman parlaklığını ve canlılığını korur. Akan nehirler kokmaz. Düşünen insanın beyni kokmaz, çürümez ve yaşlanmaz.

Beyninizle mücadele edecekseniz, beyninizin her daim çarpışmaya hazır bir asker gibi olması lazım. Askerlerin yaptıkları antrenmanlar gibi biz de beynimize antrenman yaptırmalıyız.

Düşünmek, düşünmek, düşünmek... İşte hayatımızın sihirli kelimeleri… Bu kelime insan olmanın, canlı olmanın, düşünen bir varlık olmanın bize en büyük armağanı.

Ne yapın ne edin başkaları ile mücadelenizi beyniniz üzerinden yapın. Beyniyle savaşan beyniyle kazanır. Ve beynin bize sunduğu zafer, her zaman için başarı, mutluluk, ahenk, esenlik, barış ve huzurdur.

Hayatla barışık olmak için, yaşamla ahenkli bir yolculuk için, evrenle uyumlu olmak için, kalbinizle barış içinde olanız için tek yol var: Beyninizi kullanan insan olmak.

Düşündüğümüz için mi varız, var olduğumuz için mi düşünüyoruz?

Bu soruyu ‘Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar?’ ikilemi yaşatmaktan zevk aldığım için sormuyorum. Haddi zatında horozun bu soruya verdiği cevap çok manidardır: “Ben işimi görürüm gerisine karışmam.”

Hayat ve kişisel problemler karşısında da horoz gibi olmayı önemsiyorum. Sorunların altında kalmak ya da pes edip sorunları yok saymak yerine “Ben düşürüm gerisine karışmam.” demek gerekiyor. Zaten düşünme yolunun yolcusu olan herkes, hayatın sorunları karşısında hayatla didişmez, bilakis hayatın önüne geçerek, yaşadığı hayatı kendisi şekillendirir.

Peki, siz ne yapıyorsunuz? Hayatın karşınıza çıkarttığı problemlere sırtınızı dönüp, gerisin geriye kaçıyor musunuz? Yoksa onlarla yüzleşip her duvarı bir kapı olarak mı görüyorsunuz?

Her duvar bir kapıdır aslında. Ama duvarları engel olarak görenler asla, o duvarların aslında bizi başka kapılara götüren rehberler olduğunu anlayamazlar. Hayatımızdaki engeller olmasaydı, hayat hiç gelişir miydi? Hala mağara devrinde duvarlara resim yapan canlılar olarak hayat sürerdik. Ama hayatın içindeki her türlü engeller bizi muhteşem bir gelişmenin içine taşıdı. Bilgisayarda yazılmış bu kelimeleri, büyük matbaalarda basılmış ve kitap haline gelmiş bir şekilde okuyoruz. Bir düşünün ben bunları mağara duvarlarına yazsaydım ve siz okumak için benim mağaramda olsaydınız. Amma zor bir iş olurdu. Ama işte çok kolay bir şekilde bunu yapıyoruz. Neden? Çünkü bizden önceki insanlar buna kafa yordular, düşündüler, ürettiler.

Düşünmek sadece bizi geliştirmez. Bizim dünyamızı merkez alarak bütün hayatı değiştirir. Var mısınız? Harika bir hayat yaşamak, hayatı geliştirmek, hayatı anlamlı kılmak ve kendimizi keşfetmek için düşünmeye, beynimizi kullanmaya!

Adem efendi, atıp tutuyorsun da başımızdaki dertlerle mi uğraşacağız, yoksa düşünmenin peşine mi düşeceğiz?

Bu soru, ya da benzer sorular aklına gelenler bu bölümü okuyabilirler. “Yok abi, benim sorunum yok, aslanlar gibi düşünme konusunda ikna oldum.” diyenler diğer bölümü direkt geçebilirler.

Yahu zaten akşama kadar iş güçle uğraşıyorum. Kredi ödüyorum, taksitlerimi denkleştirmeye çalışıyorum. Arabanın kaskosunu yaptırmam lazım, emlak vergimin günü geçiyor, sen de geçmişsin karşıma beynini kullan, düşün, aklını çalıştır deyip duruyorsun. Ben hangi ara bu işlerden kurtulup da beynimle meşgul olacağım?

Haklısın kardeşim haklısın.

Ama o beyni kullanmamakta ısrar edersen hayatın hep böyle geçecek. Hiç bir zaman dingin bir zihne sahip olamayacaksın. Hayatı hep ucundan yaşayacaksın. Bunun adı ‘günü kurtarmak’. Oysaki ben sana hayatını kurtarmaktan, gelmiş, geçmiş ve gelecek tüm günlerini kurtarmaktan söz ediyorum.

Aslan ormanların kralıdır ama avıyla sadece bir kere karnını doyurabilir. Acıktığında tekrar avlanması gerekir. İnsan ise yiyeceklerini saklama teknikleri geliştirerek günlerce aynı besinleri tüketebilmektedir. Yani tek başına aslan olmak, kral olmak yetmiyor. Ormanın en güçlüsü, vahşi doğanın kralı da olsan, düşünme özelliğin yoksa aynı tekdüze hayatı yaşarsın. Ve binlerce yıl önce aslanlar nerede ise şu an da oradadır. İnsanoğlu ise mağaralardan çıkıp Mars’a ulaştı. Düşünmenin insana kattığı katma değer budur. Diğer canlıların durağanlığının aksine insan devamlı kendini geliştirebilmektedir.

Eğer yerinizde saymak istemiyorsanız aklınızı kullanırsınız. Günü kurtarmanın değil, hayatınızı kurtarmanın peşindeyseniz beyninizi kullanırsınız. İşi güce köle olup yaşamak yerine, hayatı gerçek anlamıyla yaşamak isterseniz zihninizi yorarsınız.
DEVAMINA BAK


Kişisel Gelişim Ne ile Başlar

Sabırlı olmayana, gelişimi devamlı olarak yapamayana, devamlı olarak gelişmiş insanlarla dostluk kurmayanın, onlardan daim olarak faydalanmasını bilmeyenlerin hayatta başarılı olamayacağı, gelişemeyeceğini söylemek kâhinlik olmamalı.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu,

Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından değil, kişiliğinden de faydalanmak istenmekle başlar. Sen de gelişmek istemekteysen beğendiğin yazıların yazarları ile tanışmak, onlarla dostluk kurma imkânın varsa onlarla dostluk kurmak, onlarla konuşmak da en azından kitap okumak gibi etki eder. Unutma ki her insan da okumasını bilene bir kitaptır.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Biliyorsun ben yıllarca yerel bir gazetede yazı yazdım. Bu gazetede yazı yazan bir gönül dostu daha vardı. Gaziosmanpaşa Üniversitesinin değerli öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Köksal Pabuççu. İkimizde aynı gazetede yazmamıza rağmen birbirimizi tanımayan iki yazardık.

Köksal bey içinden dermiş ki “Şu yazar kardeşim, etkili ve güzel, kalbime yerleşen yazılar yazmakta. Ben bu yazıları severim. Bu güzel yazıları yazan insan ile tanışmak lazım.” Ben de yazıları okuyarak buna benzer duygular taşırdım. Daha sonra Tokat öğretmenevinde buluşarak saatlerce sohbet ettik. Ailece görüşmeye başladık. Sonrasında ben onu iş yerinde, o da beni iş yerinde ziyaret etmeye başladı. Hatta bir gün okulda derslerine bile konuk etmekten hiç çekinmedi. Köksal Hoca ile arkadaşlığımız böyle başladı.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Ünlü bir bilim adamımız boşuna “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.” dememiş. Köksal Hocayı sık sık ziyaret etmeye Köksal Hocadan pozitif enerji almaya sık sık odasında ziyarete başladım. Onu ziyaret ettiğim bir gün, okulun koridorunda bir insanla sohbet ettiğini görerek merakla yanına yaklaştım ikisinin. Köksal Hoca aynı heyecanla beni onla tanıştırdı. Bu insan da kişisel gelişimi önemseyen ve insanları seven Prof. Dr. Fatih Coşkun Ertaş idi. Fatih Hoca da heyecanla benle tanışmasına sevindiğini, odasının iktisadi ve idari bilimler fakültesinde olduğunu söyledi. Her zaman bekleyeceğini o kadar samimi anlattı ki, kampüse her gidişimde onun odasına uğramaya başladım. “Dostumun dostu da benim dostumdur.” misali kaynaşmaya başladık.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Fatih Hoca tanıdıktan sonra, bizleri derslerine davet etmek istediğini her zaman söylerdi ama her ertelerdi. Bir gün “Hizmetkâr Lider Recep Yazıcıoğlu” kitabımız çıktı ve bu kitabımı ilk olarak Köksal Hoca ve aynı zamanda da Fatih Hoca’ya takdim etmekten zevk almıştım. Fatih Hoca da ona kitap armağan etmenin heyecanı ile “Sizi bir gün derse konuk edeceğim” dedi. Bende hemen kabul ettim.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Fatih Hoca kendini geliştirmeyi çok sevdiği ve öğrencilerinin de gelişmesini istediğinden, bizi derse davet etmiş ve bunu da zevkle yapmıştı. Bu derse konuk etmede beni 30 kişi dikkatle dinledi. Orada tanıştığımız Murat Mert Yeşildağ ile de devamlı görüşmeye başladı.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Sabırlı olmayana, gelişimi devamlı olarak yapamayana, devamlı olarak gelişmiş insanlarla dostluk kurmayanın, onlardan daim olarak faydalanmasını bilmeyenlerin hayatta başarılı olamayacağı, gelişemeyeceğini söylemek kâhinlik olmamalı. Hayatta herkes başarılı olmak ister ama kimse sabrederek bu isteğinin peşinden gitmez.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Sen de çevrende gelişen insanları, öğretmenlerini, arkadaşlarını dikkatle izlemeye ve onları sık sık ziyaret ederek diyalog kurmaya onların nasıl geliştiğini anlamaya bak ki, sende gelişesin. Mesleğinde başarılı olan insanlar, insan ilişkilerine dikkat eden, onlarla diyalogu ihmal etmeyen ve diyalog kurmak ve iletişim kurmak işini asla hafife almayan insanlardır.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Eskiden atalarımız “Merak ilmin hocasıdır” derlermiş. Ama bugün gençlerimiz merak etmeyen, ilgilenmeyen, kendisini geliştirecek insan ve kaynaklara ilgi göstermeyen insanlar. Bugün denmekteki üniversitelilerin % 56’sı işsiz. Bunun suçlusu olarak kalitesiz üniversite eğimini göstermek işin kolayına kaçmak demek. Üniversite fizik veya kimya öğrenen insan iletişimi de öğrenmekten, hayatına uygulamaktan geri kalmasa acaba gene işsiz kalır mıydı acaba?

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Bizler hep başkasını suçlarız. Her şeyin suçlusu çoğu zaman kader kısmette olur. Ama adım atmayı cesaret göstermeyi, merak etmeyi, bizi geliştirecek insanlar yanımıza geldiği zaman onlarla çocuklarımızı çevremizle tanıştırmayı, öğretmen isek öğrencilerimizle tanıştırmayı külfet sayarız. Hâlbuki tanıştırmak kaynaştırmak zevkli ve huzur veren bir uğraştır.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Köksal Hoca ile tanıştım o Fatih Hocayla tanıştırdı. Fatih Hoca öğrencisi Murat Mert ile tanıştırdı konferansta, o da bizi ev arkadaşları ile Kişisel Gelişim kulübü üyeleri ile tanıştırdı. Halka böylece genişledi. Gelişen insan arttı.

Sevgili kişisel gelişim yolcusu dostum,

Sen bu yazıyı okuyacaksın. Beğendinse sevdiğin insanlara vereceksin. Onlar okuyacak. Onlarda beğenirse başkasına tavsiye edecek. Merak etmelerini sağlayacak halka halka gelişim olacak gelişen birey gelişen bir grup, gelişen grup gelişen ili, gelişen ülkeyi… Böylece gelişen bir dünya ve gelişen bir gelecek olacak.

Unutma her şey bir merakla ve bir tanışma halkası ilke başladı.

Dünyaya gelmemiz bile Adem ile Havva’nın yasak meyveyi merak ile yemesiyle başladı düşün artık…

Turan Yalçın
DEVAMINA BAK


Sosyal Düşünme Becerisi

Çocuklar doğdukları andan itibaren sürekli bir fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişim içindedir.Anne babalar, yetişkinler çocukların doğumlarından itibaren tüm gelişim alanları ile birebir ilgilenirken, sosyal becerilerinin de önemli olduğunu ancak belirli bir yaşa geldikten sonra fark etmeye başlarız. Başkaları ile iletişim pek çok çocuğun keyifle yaptığı bir iş iken, bazı çocuklar için ilişki kurma ve ilişkiyi sürdürme son derece karmaşık ve zor bir iştir.

Özellikle okul hayatında çocukların kendilerini saklaması imkansızdır. Okula devam eden bir öğrenci iseniz, diğer çocuklar tarafından sürekli olarak gözlenir ve test edilirsiniz. Bu gözlemler sonucunda sizi sevip sevmemeye, hayran olup olmamaya, arkadaşlık kurup kurmamaya karar verilir. Anlaşabileceğiniz arkadaşlar tarafından kabul görür ve sevilirseniz okul sizin için çok eğlenceli bir hale gelir.

Bazıları için bu çok kolaydır. Popülerlik oyununu nasıl oynayacaklarını bilirler ve ustaca oynarlar. Ancak bazı çocuklar için okulun gerektirdiği sosyal beceriler büyük bir sorun teşkil eder. İyi ilişkiler kuramazlar ve çoğunlukla aldıkları sosyal yaralar yüzünden acı çekerler. Sosyal baskı akademik baskıdan daha zorlayıcıdır.

Sosyal beceri sorunu yaşaya çocuklar hakkında sıkla söylenen ifadeler şunlardır:

‘Hiçbir arkadaşının doğum gününe davet edilmiyor…’
‘Ben bu yaşta iken telefonlar susmazdı ama onu kimse aramıyor…’
‘Arkadaşları ona ‘ezik’ adını takmışlar, çok üzülüyor…’
‘ O kadar dalgacı ve kaba ki onun diline düşmemek için kimse ona bulaşmıyor ve arkadaşlık etmiyor…’
‘Patavatsızın teki…’
‘O kadar kendini beğenmiş ki, sürekli övünüyor. Onunla birlikte olmak çok sıkıcı…’
‘Ne zaman yanımıza gelse, bir bahane bulup uzaklaşıyoruz…’
‘Her şakasının sonu kavga ile bitiyor…’
‘Çok sıkıcı biri…’

EZGİ’NİN HİKAYESİ

Ezgi artık alay edilmeye alışmıştı. Herkes ona ‘Ezik Ezgi’ diyordu. Çok utangaçtı. Konuşurken sesi bile işitilmiyordu. Silik ve renksiz olduğunu o da farkında idi ama bunu değiştiremiyordu. Varlığı ile yokluğu belli bile olmuyordu. Kimse onu doğum günü partisine davet etmediği halde , o kendi doğum gününe tüm sınıfı davet etmişti. Ama sadece bir arkadaşı gelmişti. O da annesinin zoru ile.

Son haftalarda okuldan oldukça mutsuz bir şekilde dönmeye başlamıştı. Çünkü sınıfın en popüler dört kızı onunla dalga geçmeyi eğlence haline getirmişlerdi. En son çıkardıkları dedikodu onu çok utandırmıştı. Sınıfın en yakışıklı çocuğu olan Murat’ a yazılmış bir aşk mektubunu tüm sınıfa dağıtıp, bu mektubu Ezik Ezgi’nin yazdığını söylemişlerdi. Murat da Ezgi ile dalga geçmişti. Tüm bu olanlar karşısında Ezgi kendini savunmaya çalışsa da kimse onu dinlememişti bile…Öğretmene de söyleyememişti. Çünkü kızlar ‘bunu öğretmene ispiyonladığın taktirde başına geleceklerden sen sorumlusun’ diyerek onu tehdit etmişlerdi.

Oldukça başarılı bir öğrenci olmasına karşın popüler olmayı bir türlü beceremiyordu. İyi notlar aldığında da ‘inek’ dedikleri için çok üzülüyor ve en iyi notu almamaya çalışıyordu.

Diğer kızların ortak ilgi alanları onu hiç ilgilendirmiyordu. Şık giysiler, Akmerkez turları, yakışıklı oğlanlar, aşk filmleri, dedikodular, ev partileri ona göre değildi. O daha çok denizaltı dünyası, böcek koleksiyonu ve web sitesi tasarımı gibi konular hakkında konuşmak istiyordu.

Birkaç kez annesinin yakın arkadaşı Suzan Hanım kızı Özge’ye çok ısrar ettiği için Özge’nin Pijama partisine davet edilmiş ve heyecanla gitmişti. Ama sonuç tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Nerede, ne zaman, nasıl konuşacağını bilemediği için sürekli potlar kırmış, yersiz şakalar yapmış ve konuşulan konulara ayak uyduramayıp sık sık komik duruma düşmüştü.
Kendisinin neden sevilmediği hakkında hiçbir fikri olmayan Ezgi bu sorunu nasıl çözeceğini bilemiyordu.

On iki yaşına gelmişti ve hala yalnızdı. Anne ve babası da Ezgi’nin durumunu farkında idiler. Önceleri bunun gelip geçici bir durum olduğunu düşünerek çok üzerinde durmamışlar ve yıllar böylece akıp gitmişti. Son haftalarda iyice mutsuz bir genç kız haline dönüşen Ezgi için artık endişelenmeye başlamışlar ve bir psikologdan danışmanlık almaya karar vermişlerdi.

SOSYAL BAŞARININ ÜÇ ALTIN ANAHTARI

Sosyal başarı için üç sıradan ama önemli iş vardır: Arkadaş edinmek, popüler olmak, politik olmak.

1. Arkadaş edinme; Arkadaşlık yakın olma, paylaşma ve karşılıklı destek gerektirir. Bazıları derin ve duygu paylaşımı olan güçlü arkadaşlıklar kurar. Bazıları ise daha sosyal amaçlı, yüzeysel ama eğlenceli arkadaşlıkları tercih eder. ‘Yakın bir arkadaş’ özgüven eksikliği ve yalnızlık için müthiş bir sigortadır.

2. Popüler olma; Popüler olmak diğerleri tarafından ne kadar saygı duyulduğunuz ve beğenildiğiniz ile ilgilidir. Bazı çocuklar popülerdir ama güçlü arkadaşlıkları yoktur. Yüzeysel ilişkiler kursalar da kendilerini sevdirmeyi bilirler. Olumlu bir şöhret pek çok çocuğun can attığı bir şeydir. Popüler çocuklar genellikle doğru zamanlarda doğru şeyler yapmayı çok iyi bilirler. Çocuklar arasındaki popülarite şu şekilde alt gruplara ayrılabilir.

Akranlarının tümü tarafından sevilen Popüler Çocuklar.
Bazı gruplar tarafından sevilirken, bazıları tarafından da hoşlanılmayan Tartışmalı Çocuklar.
Okulda çok tanınmayan ama sosyal olarak kabul gören İyi Huylu Çocuklar.
Kimse tarafından fark edilmeyen İhmal Edilen Çocuklar.
Ciddi biçimde dışlanan, kaba davranışlara maruz kalan, alay edilen Reddedilen Çocuklar.
Popüler olmak çoğunlukla arzu edilen bir sosyal konumdur. Ancak bazı çocuklar o kadar popülerdir ki, arkadaşlıklar ve olaylar o kadar çekicidir ki, akademik yaşantıları çok geri planda kalır ve okul başarısızlığı başlar. Bazıları ise popüler olmak uğruna arkadaşlarına o denli önem verirler ki onların yadırgayabilme ihtimali olan hiçbir şeyi yapmayarak ve tamamen onların beğenilerine göre hareket ederek, onların kopyası olmaktan öteye gidemezler.

Oysa çocukların pek çoğunun kendilerine özgü önemli özellikleri ve kaliteleri vardır ve bunlar bazen arkadaşlıkların hatırına kaybolup giderler. Bu değerlerden ‘Ya arkadaşlarım tuhaf karşılarsa’ ya da ‘Ya beğenmezlerse’ diyerek vazgeçmek uzun vadede önemli bir kayıptır. Aslında uğruna kendi değerlerinden ödün verecek derecede popülerliği ve tamamen yalnız ve mutsuz olmayı aşırı uçlar olarak kabul edersek, bu iki nokta arasında kendi kişilik yapımıza en uygun noktayı seçerek, sosyal dengeyi sağlamak en doğrusudur.

3. Politik olma; Bazı çocuklar çok politiktir. Kendilerine yardımı dokunacak veya zarar verecek kişileri hemen sezinleyerek ona göre davranırlar. İlgi göstermeyi, iltifat etmeyi bilirler. Okulda öğretmenlerin ‘değerlendiren’ konumunda olduğunu fark eden pek çok çocuk onlarla pozitif bir etkileşim içine girerler. Onların gözüne girmeyi başarırlar. Bazıları ise tüm bunların yağcılık olduğunu iddia ederek yetişkinlerle veya kendilerinden daha nüfuzlu kişi veya çocuklarla iyi bir etkileşim kuramazlar. Önemli olan kişiliğinizden ve dürüstlüğünüzden ödün vermeden ‘becerikli politikacılar’ olabilmektir.

Sosyal Başarı İçin Gerekli Beceriler:

1. İlişkiyi Başlatmak:

İlişkiyi başlatmak için karşımızdaki kişiden gelen sinyalleri göz ardı etmemeliyiz. Öncelikle karşımızdaki kişiyi çok iyi izlemeli ve söylediklerini, duygularını ve bakış açısını kavramaya çalışmalıyız.
İlişkiyi başlatmanın bir başka yolu da çok açık sözlü ve direkt olmamaktır. Fazla direkt ve açık yaklaşımlar pek çok durumda işlemez. Yavaş ve temkinli hareket yeni tanışmalarda daha işe yarar bir tutumdur.Örneğin; ‘Ne hoş bir çocuksun, haydi artık benim en yakın arkadaşım ol’ demek yerine, ‘Yarın birkaç arkadaş sinemaya gideceğiz, sen de bize katılmak ister misin?’ tarzında bir yaklaşım daha olumlu sonuçlanacaktır.
Biri ile yeni tanıştığınızda ona yıllardır tanışıyormuşsunuz gibi davranamazsınız. Örneğin; ona tüm sırlarınızı veremezsiniz, ağır şakalar yapamazsınız. Acele ederseniz karşıdaki kişi tarafından yadırganırsınız.
Biri ile arkadaş olmak istiyorsanız ilgi alanlarınızın bir miktar çakışması gerekir. Bu nedenle karşımızdaki kişinin ilgi alanlarını anlamaya çalışıp, size uyup uymadığını test etmek yeni ilişkiler için gereklidir. Böylece sizin için doğru bir arkadaş olup olmadığı hakkında fikriniz olur.
2. İlişkiyi Sürdürmek:

İlişkiyi başlatabilirsiniz ama sürdürmek de emek ister. Arkadaşlarınızın size hangi zamanda ve ne konuda ihtiyacı olduğunu düşünmelisiniz.
Birkaç kişi bir araya gelince anlaşmazlıklar ve tartışmalar kaçınılmazdır. Önemli olan bu doğal anlaşmazlıklarla nasıl baş ettiğinizdir. Problem karşısında konuşabilir, birbirinize karşı dürüst olabilir, duygularınızı paylaşabilir ve gerekli değişiklikleri yapabilirseniz arkadaşlığınıza zarar vermeden problemi çözebilirsiniz. Ancak anlaşmazlık karşısında bağırıp çağırır, eleştirir, kinlenir ve fiziksel saldırıda bulunursanız arkadaşlığınız tamir edilemez yaralar alabilir.
3. Sosyal Sinyalleri Doğru Yakalama, Kullanma ve Manevra Yapabilme:

İlişkide bulunduğunuz kişilerden size pek çok sinyal gelir. Bu sinyallerin önemli olanlarını ayırt edebilen ve yakalayabilen bir anteniniz varsa şanslısınız. Sinyaller bize ilişkiyi nasıl sürdürebileceğimiz ile ilgili çok değerli bilgiler verir. Sinyallerin bir kısmını karşınızdaki kişinin yüz ifadelerinden çıkarabilirsiniz. İfadelerdeki küçük ipuçları bize karşımızdaki kişilerin duyguları hakkında bilgi verir. Sosyal beceri sorunu olan bazı çocuklar yüz ifadelerini okuyamaz. Aynı zamanda sözel ifadeler, tonlamalar, beden dili de bizlere önemli sinyaller gönderen değerli kaynaklardır. İyi izleme ve dinleme gerektiren bu beceride dikkat sorunu olan bazı çocuklar da zorlanırlar.
Bazı durumlarda hatanızı farkına varıp, ustaca bir manevra yapmanız gerekebilir. Kimi çocuklar bu konuda ustadır. Söylediklerinin garip kaçtığını farkına varır varmaz ‘sadece şaka yapmıştım’ gibi yeni bir söylemle ortamı yumuşatıverirler veya birini kızdırdıklarını fark ettiklerinde en uygun anda hemen özür dileyebilirler.
Nasıl Algılandığımız İle İlgilenme: Çevremize verdiğimiz imaj önemlidir. Bazı çocukların iyi bir imajı vardır ve bunu sürdürebilirler. ‘Kendilerini satma’ yetenekleri yüksektir. Bu konuda aşırı uçlarda davranan çocuklar da olabilir. Bazıları aşırı derecede gösteriş yaparlar, övünürler ve caka satarlar. Sürekli olarak nasıl algılandıkları ile ilgilendikleri için başkalarına göre yaşar hale gelirler. Kendilerine has özelliklerini kaybederler. Bazıları ise çok silik ve iddiasızdır. Nasıl göründükleri ve algılandıkları ile hiç ilgilenmezler. Bu konuda dengede durmak önemli bir beceri ister.
4. Sosyal Dili Kullanabilmek ve Takip Edebilmek:

Sosyal dil eğitim dilinden çok farklıdır. Eğitim dilinde başarılı olan pek çok kişi sosyal dilde başarısız olabilir.Konuşma tarzımız çok önemlidir. Aşırı derecede övünen, düşmanca, alaysı, monolog halindeki konuşma stilleri çevremizdeki kişileri rahatsız eder ve uzaklaştırır.

Moda Kelimeleri Bilmek: Her dönemin moda kelimeleri ve söylemleri vardır. Bunlar dönem dönem yenilenir. Örneğin: ‘ezik’, ‘dehşet bir şey’, ‘karizmatik’, ‘cool’, ‘dinozor’, ‘gıcık’, ‘kıro’, ‘yamuk’, ‘kolpalama’, ‘tiki’, ‘kal geldi’ gibi söylemler yıldan yıla, şehirden şehire farklılıklar gösterebilir. Çocuklar ve gençler arasındaki bu özel dili yetişkinler çoğu kez tam olarak anlayamaz. Bu özel dili doğru olarak kullanamayan çocuklar akran sohbetlerine ayak uyduramayabilirler.
Duygu İfadesi: Kelimeleri, cümleleri ve yüz ifadelerimizi duygularımızın anlaşılmasına izin verecek şekilde kullanabilmeliyiz. Aslında üzgünsek ama sesimizin tonlaması kızgın gibi çıkıyorsa karşımızdaki kişi bizi yanlış anlayacaktır. Veya kızdığımız bir olay karşısında gülüyorsak, anlaşılmamız zor olabilir. Duygularımızı kelimelere ve ifade şeklimize doğru yerleştirebilmek önemli bir beceridir.
Vites Değiştirebilme: Kiminle, nerede konuştuğunuza bağlı olarak konuşma şeklimizi değiştirebilmek sosyal dilin önemli gerekliliklerindendir. Müdürünüzle en iyi arkadaşınızla konuştuğunuz gibi konuşamazsınız. Gerekli durumlarda bir sitilden diğerine anında geçebilmelisiniz.
Konu Seçme ve Sohbeti Sürdürme
oğru şeyi, doğru zamanda, doğru miktarda konuşmak önemlidir. Bazı çocuklar konuşacak konu bulmakta, bazıları doğru bir konu seçmekte, bazıları ise konuyu sürdürmekte zorlanırken; Bazıları da bu konuda yetişkinleri bile alt edecek derecede ustadır.
Durulması Gereken Noktayı Bilmek: Bazı çocuklar nerede durmaları gerektiğini bilemezler. Çok konuştukları için sıkıcı olabilirler. Espirinin dozunu kaçırdıkları için kırıcı olabilirler. Durmaları gerektiğine dair sinyalleri alamazlar.
İltifat Etme: Bazıları konuşurken karşıdaki kişiye hiç odaklanmazlar. Onun sahip olduğu değerleri görmezden gelirler. Oysa bunları farkına varıp, ona sözel olarak ifade etmek karşıdaki kişiyi çok hoşnut eder. Bazıları ise bunun dozunu kaçırarak aşırı boyutlara getirirler. O kadar çok iltifat ederler ki , rahatsız edici olmaya başlarlar. Aşırıya kaçmadan doğal iltifatlar yapabilmek önemli bir sosyal beceridir.
Sosyal Düşünme Sisteminde Güçlükleri Olan Çocukların Tipik Belirtileri

Aşağıdaki belirtilerin tümünün birden aynı çocukta görülmesi beklenemez. Bu belirtilerden ancak bir grubu bir çocukta görülebilir. Ancak sosyal beceri eksikliği olan her bir çocuk birbirinden farklıdır ve dolayısı ile farklı belirti gruplarına sahiptir.

Derin ve güçlü arkadaşlıklar kuramaz.
Akranlarının çoğu ondan pek hoşlanmazlar. Fazla aranıp, sorulmaz.
Akranları arasında kötü bir şöhreti vardır.
Politik değildir. Kime ne zaman,nasıl davranacağı konusunda esnek davranamaz.
Yetişkinlerle iletişimi zayıftır.
İlgi göstermeyi, iltifat etmeyi bilmez.
Konuşma tarzı rahatsız edicidir. (Ör: düşmanca, fazla övünen vb.)
Monolog halinde konuşur.
Duygularını ifade edemez.
Şaka ve ciddiyi ayırt edemez.
Konuşma tarzını birlikte olduğu insanlara göre değiştiremez.
Sohbet etme becerisi yoktur.
“Kendini satma” yeteneği yoktur.
Nasıl bir “imaj” verdiği ile hiç ilgilenmez.
Takım çalışmalarında başarısızdır.
Çatışmaları çözümlerken saldırgan tutumlar içine girer.
Sosyal Düşünme Sisteminde Güçlükleri Olan Çocuğa Yardım

Çocuğunuzun problemlerini onun yerine siz çözmeyin. Bazı çocukların aileleri çocuklarının problemlerini kendi problemleri gibi algılayabilirler. Kimi anne babalar ise çocukları mutlu yaşatmak amacıyla önlerindeki her engeli kaldırarak, problemin oluşmasına bile olanak vermezler. Bu tutumların yararlarından çok zararları vardır. Aslında bu aileler çocuklarına şu mesajı vermektedir: “Sen problemlerinle tek başına baş edecek kadar güçlü değilsin.” Bu çocuklar yetişkin olduklarında bile anne ve babalarına bel bağlamayı sürdürürler. Çocuğun problemini çözmek yerine destekleyici ve ilgili olmak ve çocuğun kendi metodları ile problemlerini çözmesine fırsat tanımak gerekir. Probleme saplanıp kaldığında ise rehberlik edilebilir ama sabırlı olup, doğru çözümümüzü vermemek ve çocuğumuzun kendi doğrusunu bulması için fırsatlar vermek iyi bir yoldur.
Kendi problemlerini çözmesi için çocuğunuza zaman tanımak gerekir. Onun çabalarını hemen kritik edip, eleştirmemeliyiz. Öğüt vermeye başlamamalıyız. Çok sevdiğimiz çocuğumuz belki de kötü bir çözüm yolu seçerek, problem karşısında zayıf kalabilir. Bu durumda hemen durdurur, sertçe eleştirir ve uyarırsanız, uğraşmaktan vazgeçecektir. Çocuğunuz problem çözme becerilerini arttırmaya çalışırken sonuçtan çok sürece odaklanmalısınız. Eğer probleme yaklaşımı iyi ama işler planlandığı gibi gitmiyorsa, yaklaşımı için onu övebilir ve doğru bir adım attığını söyleyebilirsiniz. Nelerin yanlış gittiğine dair değerlendirme yapmasına yardımcı olabilirsiniz.
Çocuğunuzu ancak çok gerekli durumlarda çocuğunuzu ona çok fazla hissettirmeden koruyun.Çocuk ciddi bir biçimde arkadaşları tarafından horlanıyor, itilip kakılıyor ise anne baba olarak en azından okulu bilgilendirmeliyiz. Takılmanın giderek aşağılanma boyutlarına ulaşmasına izin vermemeliyiz. Ancak bu ‘gizli koruma’ çocuğunuzun karşılaştığı her problemde değil, ancak çok ciddi boyutlardaki problemlerde devreye girmeli ve mümkünse çocuğunuz tarafından hissedilmemelidir.
Onlara model olun. Kendi sosyal problemlerinizi ve nasıl çözümlediğimizi anlatarak onlara öğüt vermeden örnek alabilecekleri çözüm modelleri verebiliriz. Çocuklarımız karşısında iyi bir problem çözücü olmalıyız. Yani pek çok alternatif çözüm yollarını görebilen, fevri davranmayan, yavaş ve akılcı düşünen problem çözücüler olarak doğru davranış modelleri sergilemeliyiz.
Çocuğunuza başka açılardan bakma becerisini öğretin. Karar vermeden önce karşımızdaki kişinin yerine geçerek neden böyle yaptığını anlamaya çalışmak sosyal problemleri çözerken önemlidir.
Çocuğunuza hedef belirlemeyi ve hedefe ulaşmak için denenebilecek yolları listeleyerek değerlendirmeyi öğretin. Problemin nasıl sonlanmasını istediğinize karar verip, hedefi belirlemeyi ve daha sonra da bu hedefe ulaşmak için yapılabilecekleri listelemeyi çocuklara öğretebilirsiniz. Bazı çocuklar tek bir çözüme odaklanır. Önce akla gelen tüm çözümler listelendikten sonra, pratik olmayan, başka problemlere yol açabilecek çözümler liste dışı bırakılmalıdır. Daha sonra da problemi en iyi çözecek yol seçilebilir. Kararı sonunda şayet işler çocuğunuzun ümit ettiği gibi gitmediyse hemen vazgeçmemesi istenebilir. Bu durumda çözüm listesinde bir başka çözüm yolunu devreye sokarak bir deneme daha yapması için teşvik edilebilir.
Sosyal uyumu pek de umursamayan ve kendine özgü olmayı tercih eden çocuklarınızı saygıyla karşılayın. Bazı çocuklar bu konuda çok cesaretlidir. Akranları tarafından beğenilmeyi çok da umursamazlar. Farklı giyim tarzları, farklı beğeni ve uğraşları ile diğerleri tarafından kabul görmeme riskini göze alırlar. Pek çok durumda diğerleri tarafından ‘garip’, ‘tuhaf’ olarak adlandırılsalar bile kendi yollarında devam ederler. Kimse ile doğru dürüst konuşmayan, tenefüslerde kitabını okuyan, şiir yazan, çizgi film karakterleri yaratan, sürekli köpek balıklarından söz eden çocuğunuz gerçekten mutlu ise ve farklı olmak hoşuna gidiyorsa onu rahat bırakın ve hatta sosyal cesareti için tebrik edin. Ancak burada dikkat etmeniz gereken tek nokta bu mutlu ve kendinden hoşnut görüntünün bir savunma mekanizması olmadığından emin olmaktır.
DEVAMINA BAK


Bilişim Terimleri Sözlüğü

3G: Daha geniş bir frekans bandından gerçekleştirdiği yüksek hızda veri transferi sayesinde, geniş bir multimedya içeriği sağlayan teknoloji.
4:3 görüntü oranı: Görüntü genişliğinin görüntü yüksekliğine olan oranı. TV’lerde genellikle 4:3 oranı vardır.
AIFF: Apple tarafından kullanılan bir ses saklama formatı.
Altimetre: Yükseklik ölçen alet.
Ambilight 2: Televizyonun sağ ve sol taraflarına yerleştirilmiş aydınlatma sistemiyle duvara ekrandaki ana rengin yansıtılması.
ANSI Lumens: Projektörlerin genel parlaklığını ölçen birim
AVC (Advance Video Codec): Dijital video sıkıştırma yöntemi.
Blu-Ray: DVD kaydında kullanılandan daha düşük frekansta laserle yazılan ve bu sayede 27 GB’a kadar hafıza kapasitesine sahip olan yeni format.
BPM: Bir dakika içindeki vuruş sayısını veren değer. Elektronik müzik türlerinde bu değer farklılaşır.
CAM: Uydu sistemlerinde kullanılan şifrelemeleri çözmeye yarayan kartlara verilen genel ad.
CCD (Charge Coupled Device): CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın üç ana renk olan kırmızı, yeşil ve mavi (RGB) için ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.
CMOS: Üzerinde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar.
Crossfader: Bir şarkı biterken o şarkının sesini kısıp diğer şarkıyı önce kısık sesle başlatan ve ilerde sesini açan cihaza verilen addır.
CRT (Cathode Ray Tube): Uçlarında elektron çarptığı zaman parlamak üzere ayarlanmış fosfor tabakası bulunan, böylece ekranda görüntü oluşumunu sağlayan tüpler.
DAB: Avrupa’da özellikle de İngiltere’de FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar sayesinde iletilebilmektedir.
DLP (Digital Light Processing): Video görüntülerini - her biri bir piksele karşılık gelen, binlerce minik aynadan yansıtarak ışık kaynağı olarak kullanan projektör teknolojisi.
DVB-H (Digital Video Broadcasting-Handheld): Mobil cihazlarda dijital televizyon yayınlarının izlenmesine olanak sağlayan yayın teknolojisi.
DVD authoring: MPEG dosyalarını VOB formatına dönüştüren DVD hazırlama programı.
DVD-RAM: Üzerine birden çok kere yazılıp silinebilinen yüksek kapasiteli DVD disklere verilen genel ad. Bu diskler sadece destekleyen markaların ürünlerinde çalışabilir.
DVI (Digital Video Interface): DVD oynatıcı ve diğer HDTV elemanları gibi, bir video kaynağını HDTV ya da HDTV monitörüne bağlamak için kullanılan bir dijital arayüzdür. DVI-D: Sadece dijital sinyalleri destekleyen DVI bağlantısı. DVI-I: Hem analog hem dijital sinyalleri destekleyen DVI bağlantısı.
Firewire: Apple ve dijital kamera üreticileri tarafından uzun süredir kullanılan USB benzeri bir seri bağlantı noktasına verilen ad. Yüksek hızda veri transferine olanak sağlar.
Full-frame: Tam kare. Fotoğraf makinesinde, 35 mm filme denk görüntü kalitesi sağlar. Diğer bir avantajı ise geniş açı lenslerin odak uzaklığını büyütmeden kullanımına olanak sağlamasıdır.
GPRS: General Packet Radio Service. Mobil İnternet’e çabuk erişim için artırılmış kapasite ve daha yüksek veri oranları sağlayan, paket bazlı bir veri aktarma teknolojisidir.
GPS: Global Positioning System olarak açılımı olan uydu bazlı radyo navigasyon sistemine verilen addır.
h264: Eşit data/saniye koşullarında MPEG4’ün tam dört katı büyüklüğünde görüntü sağlayacak olan video formatı.
Hatchback: Bagaj kısmı kabine dahil, 5 kapılı otomobillere verilen ad
HD: Hi-definition’un yani yüksek çözünürlüğün diğer kısaltması.
HDMI: HDMI, DVD diskler ya da HD (high definiton-yüksek tanımlamalı) video sinyalleri gibi orijinal kaynaklardan gelen en üst kalitede, titreşimsiz, sıkıştırılmamış dijital görüntü ve sesleri, kalitesinden hiçbir şey kaybettirmeden dijital iletimini sağlar.
HDMI: Dijital ortamlardan ses ve görüntünün aktarılmasını sağlayan çok kanallı bir iletim yöntemi.
Hi-Fi (high-fidelity): Orjinal sesi ya da görüntüyü mümkün olan en az derecede bozarak yeniden oluşturan teknoloji.
IPTV: İnternet bağlantılı gelişmiş televizyon içeriği sağlayan yayıncılık teknolojisi.
Java: Sun Microsystem tarafından geliştirilen bir bağımsız makine kodlama dili.
LAN (Local Area Network): Yerel alan ağı.
LCD: Yarı şeffaf cam bir panelden oluşur. Bu düz panel teknolojisi likit kristalleri iki cam tabaka arasında toplar. Likit kristallerden geçen elektrik akımı küçük kristallerin ışığın geçemeyecek şekilde dizilmesini sağlar. Böylece her kristal tanesi ışığın geçmesini engelleyen ya da geçmesine izin veren bir tanecik olma özelliği taşır. Küçük likit kristallerin her biri bir pikseli yaratır ve görüntü oluşur.
M1-DA: Bir DVI girişi türü.
MBxD-Picture Card: Hafıza kartı standardı
M-crew: Sony’nin netmd serisi müzik setleri ve mdplayer’i ile bilgisayarı bağlayan ve bilgisayardan setin yönetimi sağlayan basit bir ara program.
MP4: Moving Picture Experts Group tarafından üretilmiş, multimedya içeriklerini saklamak için kullanılan bir dosya formatıdır.
MPEG4: Microsoft tarafından desteklenen ve DIVX’lerin kaydedildiği dijital video formatı.
NetFront: PSP’nin 2.0 versiyonuyla birlikte gelen web browser.
PictBridge: 2002 yılında Canon, Fuji, Olympus, HP, Seiko, Epson ve Sony tarafından oluşturulan, uyumlu dijital fotoğraf makinesi ve yazıcı arasında USB üzerinden doğrudan baskı imkanı sağlayan standardının adı.
Progresif tarama / Progressive scan: Görüntülenen her karenin yukarıdan aşağıya tamamen tarandığı gelişmiş tarama sistemi.
RPG: Bir karakter yaratıp onun gelişimini farklı seçenekler üzerinden devam ettirdiğiniz oyun türü. En önemli örnekleri Worlds of Warcraft ve Diablo’dır.
RSS: Düzenli olarak bilgi yüklenen sitelerin takipçilerine kolaylık sağlamak amacıyla siteye eklenen yeni bilgileri görmeyi sağlayan bir XTML formu.
Scart: Euroconnector ya da Peritel olarak da bilinir. Uydu receiver’larını, televizyon setlerini ve diğer görsel ekipmanları bağlamak için Avrupa’da çok kullanılan 21 pin’li bir konnektördür
Schneider Kreuznach Variogon: Fotoğraf karelerinde kenardan kenara parlaklık ve keskinlik sunan optik lens özelliği.
SD kart: Hızlı okuma/yazma imkanı sunan bir hafıza kartı.
SDIO (Secure Digital Input Output): Güvenli olmasıyla öne çıkan bir hafıza kartı standardı
Smartcast: Veri hizmeti sağlayan teknoloji.
Surround: Dinleyiciyi odanın farklı noktalarından gelen seslerle çevreleyip, konser ya da tiyatrodaymış hissini veren simülasyon.
S-video: Renk ve parlaklık bilgilerini ayrı ayrı gönderen kaliteli video çıkışı.
Tuning: İngilizce’de ayarlamak anlamına gelir. Özellikle radyo istasyonları arasında gezmek yerine kullanılır
UPnP (Universal Plug and Play): Çeşitli donanımların bilgisayar tarafından network üzerinden dahi kullanılabilmesini sağlayan standart.
V6: 6 silindirli bir arabanın silindirlerinin dizilme şekillerinden biri.
VoIP: İnternet üzerinde bedava ya da çok düşük fiyatlara telefon görüşmesini mümkün kılan protokolün kısaltması.
WAV: Microsoft ve IBM tarafından kullanılan dijital ses kayıt formatı.
Wi-Fi: “Wireless Fidelity” kelimelerinin kısaltması olup kablosuz bağlılık veya kablosuz bağlantı anlamına gelir.
DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC Bayrak

WEB-TUNCA

Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var
Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi


GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE
F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ
"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)

MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca