MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Hayvanların ilginç özellikleri

Sual: Hayvanların yaratılışı hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Allahü teâlâ, sayısız hayvan yarattı. Bir kısmının zararından emin olmak, bir kısmının da insanlara itaat etmesi için, onlara akıl vermedi. Mesela bir çocuk, bir koyun sürüsünü güdebilir.

Et yiyen hayvanların kolay avlanabilmeleri için, onlara sıçrama kabiliyeti, parçalayıcı dişler ve pençe ihsan etti. Av veya polis köpeğini insanların menfaatine uygun kabiliyette yarattı. Bazı hayvanları binmeye ve yük taşımaya elverişli, bazılarının etinden, sütünden, derisinden, yününden, yumurtasından, kemiğinden, dişlerinden istifade edilecek özellikte yarattı. Nesillerini devam ettirebilmeleri için her hayvanın cinsine göre en uygun şekilde üreme organlarını da yarattı.

Fil, hortumu sayesinde yerden bir şey alıp ağzına götürür. Filin hortumu su içmeye mahsus bir kap, yiyeceklerini toplayıcı bir el, nefes alacak bir burun, sırtına yük yükleyecek bir kol, ağırlık kaldırıcı bir vinçtir. Allahü teâlâ, fili binicilerinin faydalanacağı bir vasıta olarak yaratmış, ayrıca özel anlayış kabiliyeti de vermiştir. Bu sayede ehlileştirilip yük taşır ve harpte kullanılır.

Zürefa, yüksek yaylalarda, kayalık, ağaçlık yerlerde yaşar. Cenab-ı Hakkın kendisine ihsan ettiği uzun boynu sayesinde diğer hayvanların yetişemediği, çıkamadığı yüksek yerlerdeki otlardan, ağaçların tepesinden rızkını temin eder.

Balık suda yaşar. Allahü teâlâ, balıkların suda kolayca gidebilmeleri için yüzgeçler yaratmıştır. Suda boğulup ölmemeleri için akciğer yaratmamıştır. Su içindeki oksijeni alabilecek solungaçlar yarattı. Balığın ayağı olmadığı halde suda çok süratli hareket edebiliyor. Deniz üzerinde uçan kanatlı balıklar da vardır. Mürekkep balığı tehlikeyi sezdiği zaman, derhal bir boya ifraz ederek görünmez olur, nereye gittiği anlaşılamaz.

Bukalemun, hareket kabiliyeti az olduğu için düşmanlarından kaçamaz. Fakat Allahü teâlâ buna renk değiştirme hususiyeti vermiştir. Çevreye kolaylıkla uyar. Kırmızı, yeşil veya sarı renge bürünebilir. Bulunduğu yerin rengine uyarak, kamufle olur, düşmanlarından korunabilir. Gözleri her tarafa dönebilecek şekilde yaratılmıştır. Bir gözüyle karşısına bakarken, öteki gözüyle de arkasını görebilir. Öyle ki, avını veya düşmanını başını çevirmeden görebilir. Vücudunun uzunluğu kadar dili vardır. Arkasındaki avına kolayca ulaşabilir, dilini bir ok gibi fırlatır. Dilinin ucu yapışkan olduğundan avını hemen yakalar. Dilin ucundaki yapışkan kısma isabet eden avın kurtulma ihtimali yoktur. Her hayvana rızkını ve düşmanı için silahını yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

Karınca, topladığı tanelerin yerdeki nem sebebiyle yeşerip bitmemesi için taneleri parçalar. Islanan tanelerin çürüyüp bozulmaması için de dışarı çıkarıp kurutur. Sellerin zarar vermemesi için yuvasını yüksek yere yapar. Allahü teâlâ, cemiyet halinde yaşamayı, yardımlaşmayı, kış için azık toplamayı karıncaya ilham etmiştir. Bu ilhamı veren cenab-ı Hakkın şanı çok yücedir.

Arı da cemiyet halinde yaşar. Her grup kendisine bir başkan seçer. Eğer ikinci bir başkan çıkarsa onu öldürürler. Arı dışkılarını balın içine koymaz. Dışarıya bırakır. Uzak yerlere gidip dolaştıktan sonra şaşırmadan kovanını bulur. Balın imalini, yapısını, faydalarını, bal mumunu, peteklerin altıgen şeklinde yapılışını anlatmak için kitap yazmak gerekir. Akılları durdurucu duyguları arıya ilham eden Allahü teâlânın hikmetlerini anlamak ve anlatmak mümkün müdür?

Karasinek, altı ayaklı olarak yaratılmıştır. Dördü ile yürür, ikisi yedektir. Yürüdüğü ayakları çamurlanırsa yedek ayakları ile bunları silip kurular.

Örümcek, yuvasını yapmak ve avına tuzak kurmak için ağ deposu ile yaratılmıştır. Kurduğu ağ, sineklerin ve bazı böceklerin ayaklarına takılır. Örümcek, tuzağa yakalanan haşereyi, sıvı bir madde ile etrafını sararak, her an taze yiyebilmek için onu konserve haline getirir. Acıkınca biraz yer, sonra yediği yeri mumyalar. Bütün bu işleri örümceğe ilham eden Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

İpekböceği gibi hangi modern fabrika, ağaç yaprağından sağlam kumaş imal edebilir? İpekböceğine dut yaprağı yemesini, ondan ipek imal etmesini ilham eden Allahü teâlâ, insanların istifadeleri için neler yaratıyor. İpekböceği, zamanla kelebek olur. Eğer kurt [larva] halinde kalsalardı, üremeleri mümkün olmazdı. Bunlar tesadüf mü?

Ayaksız yürüyen yılan, su içer, inek de su içer. Aynı su, birinde zehir, birinde süt olur. Kaplumbağa tehlike görünce büzülüp taş haline gelir, kirpi de keven dikeni gibi büzülür. Ateş böceği ışık saçar.

Tahtakurusu, kan emmek için duyargasının ısı ve koku alma yolu ile kan emeceği insanı tanır. Çünkü böceğin duyargası hassas bir antendir. Bununla, hafif bir ısının yol açtığı hava dalgasını fark eder. Kanını sevdiği bir insanın etrafına birkaç sıra kanını sevmediği kişilerden barikat kurulsa, tahtakurusu hepsini geçip kanını sevdiği insana gelir. Kiminden kaçar kimine koşar. Küçücük böceği böyle bir hisle yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

Çölün şartlarına en uygun hayvan
Her hayvan ve her vasıta çöldeki kuma batmadan kolaylıkla gidemez. Çölde her zaman su bulmak güçtür. Kavurucu sıcaklar su kaybına, terlemeye sebep olur. Allahü teâlâ, çölün şartlarına uygun bir hayvan yaratmıştır. Bu acayip hayvan devedir. Ayaklarının tabanı yastık gibi yumuşak olduğundan, diğer hayvanların aksine kuma batmaz.

Deve, uzun müddet yiyip içmeden yaşayabilen bir hayvandır. Çölde aç kalan deve, vücudundaki yağları yakarak lüzumlu gıdasını temin eder. Hörgücü yağ deposudur. Uzun çöl yolculuğunda yedek gıda deposu olan hörgücünün yavaş yavaş azaldığı görülür. Böylece kendi kendini besleyebildiği için açlık deve için bir mesele sayılmaz.

Devenin, ikinci mühim hususiyeti de susuz yaşayabilmesidir. Kızgın kumlar üzerinde ağır yükün altında bir hafta su içmeden yol alabilir. Bu şaşılacak bir özelliktir.

Devenin yağ deposu olan hörgücü aynı zamanda bir su kaynağıdır. Bilim adamlarının aklının alamadığı kimyevi hadiseler neticesinde, hörgüçteki yağ suya da dönmektedir. Yağ, hem gıda, hem de su ihtiyacını karşılamaktadır.

Nemli bir yere çöken deve, ihtiyacı olan suyu, yerin neminden alır. Tüyleri, güneşin sıcaklığını yansıtabildiğinden, sıcağın yakıcı tesirinden korunarak su ihtiyacı hissetmez. Devenin başka bir özelliği de, vücuttaki suyun kaybolmaması için hemen hemen hiç terlemeyecek şekilde, kum fırtınasında kumların burnuna kaçmaması için burnu hemen kapanacak şekilde yaratılmıştır.

Otlarken dilini çıkarmadığı için su kaybı daha az olur. Az idrar çıkarır. İdrardaki ürenin çoğu yeniden protein yapılarak hem gıda, hem de su kazanmak için karaciğerinden geçer. Bütün bunları yaratan Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

Kendilerine mahsus silahları var
Her hayvan neslini devam ettirecek şekilde yaratılmıştır. Düşmandan korunacak, avını yakalayacak silahı vardır. Mesela bir cins çekirge düşmanı saldırınca, çok kötü kokulu ve zehirli köpük fışkırtır. Düşmanı saldırmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Bir cins hamamböceği de, düşmanına karşı çok sıcak bir sıvı fışkırtır.

Memeli hayvanlar içinde uçabilen tek hayvan yarasadır. Ses dalgalarına karşı muazzam hassastır. 200 bin frekanslı sesleri rahatlıkla duyar. Halbuki insan, azami 20 bin titreşimi ses olarak duyar. Karanlık gecede rahatlıkla bir yere çarpmadan uçar. Uçarken, kanat çırparken insanların duyamayacağı yüksek frekanslı sesler çıkarır. Bu sesler bir cisme çarpınca hemen yarasaya geri akseder. Yarasa bu cisimlerin hareketli veya sabit olduğunu anlar. Ona göre vaziyet alır. Bu sayede avını yakalar, düşmanından kaçar.

Yarasa, dinlenirken baş aşağı durur. Kanatları ile vücudunu öyle örter ki, yağan yağmurlar kanatları üzerinden aşağı akarak vücudu ıslatmaktan korur. Kapalı yerlerde de tavana yapışıp baş aşağı durur.
Yarasa, bazı hayvanlar gibi, kışlık yiyeceği koyacak yer bulamaz. Kışın aç kalmamak için Allahü teâlâ bu çeşit hayvanlara kış uykusu ihsan etmiştir. Yarasa, kış uykusu esnasında vücudundaki yağı azar azar tüketir. Yağ tabakası aynı zamanda hayvanın üşümemesini sağlar.

Yarasanın bir kısmı sivri sinek ve mahsule zarar veren böcekleri yer. Bir kısmının gübresinden istifade edilir. Gübresi ziraat dışında, barut yapmak için güherçile imalinde kullanılır. Her hayvanın yaşaması için çeşitli imkanlar yaratan ve hayvanlardan çeşitli şekilde istifade sağlayan hikmet sahibi Rabbimize hamd olsun!

Kuşlardaki ilginç özellikler
Allahü teâlâ, her kuşun kolayca uçabilmesi, gıdasını toplayabilmesi, soğuktan, sıcaktan korunması, kendini savunması ve üremesi için muhtaç olduğu her şeyi en uygun şekilde yaratmıştır. Mesela, yerde yürüyebilmesi, uçuş için yerden yukarıya yükselmesine ve yere konmasına yardımcı olması için kuşları iki ayaklı yaratmıştır.

Fazla soğuk ve sıcaktan etkilenmemesi için kuşun vücudunu tüylerle kaplı olarak, ayak derilerini de kalın ve dayanıklı olarak yaratmıştır. Kuşların ayak derileri de tüylü olarak yaratılsaydı, çamura girince çamur tüylere yapışıp uçuşa mani olurlardı. Uçuş esnasında tüylerin kolay kopup kuşların çıplak kalmamaları için deriye çok sağlam raptetmiştir. Bunun gibi, yağmurdan etkilenmeyecek biçimde tüyleri kaygan bir özellikte yaratmıştır.

Kuşlardaki kanatların hikmetini düşünmeye çalışmalıdır! Kalın tüyleri tutan kemiğimsi çubuk olmasaydı, tüyleri bütün vücutta kıl gibi bitseydi, rüzgara karşı mukabele edemezdi. Tüyleri tutan çubuk kalın olduğu halde içi boş olduğundan uçuşa mani değildir. İçi boş olduğu için de kolay kolay kırılmaz.

Leylek gibi uzun ayaklı kuşların suda kolayca gıdalarını almalarını sağlamak için boyun ve gagalarını da uzun yaratmıştır. Ayaklar uzun olduğu halde boynu kısa olsaydı veya ayakları kısa olduğu halde boynu uzun olsaydı gıdalanmaları mümkün olmayacak kadar zor olurdu. Mesela gagası kısa olsaydı, su içinde boğulabilirdi.

Allahü teâlâ, her cins kuşa, beslenmelerine uygun şekilde gaga yaratmıştır. Gaga, keskin olduğu için bıçak vazifesini görür. Gaga ile parçalanıp yenen şeyler, karındaki yüksek ısı sayesinde gayet ufak olarak öğütülür, böylece dişlere lüzum kalmaz.

Cenab-ı Hak, kuşların üremesini yumurta ile yarattı. Eğer yavrusunu karnında yaratmış olsaydı, bu hâl, kuşun uçmasına mani olurdu. Kuluçka müddeti boyunca yumurtaların üzerinde yatması kuşa ilham olunmuştur. Güvercinler, kuluçkadaki yumurtalar soğuyup bozulmasın diye biri çıktığı zaman diğeri ona vekalet ederek kuluçka müddetince nöbetleşe yumurtalar üzerinde yatıyorlar. Sanki bu tedbir kalkınca yumurtaların bozulacağı kendilerine öğretilmiştir. Kuşlara bunları kim öğretmiştir? Bütün bunlar tesadüfi şeyler değildir. Cenab-ı Hakkın kudretinin tezahürüdür.

Leylekler, Anadolu’dan kalkıp Afrika’ya göç ediyorlar. Göç sadece leylekler arasında değil, başka kuşlar arasında da meydana gelmektedir. Turna ve kırlangıç gibi Amerika’da ötleğen denilen kuşları, Kanada’daki yazlık yuvasını terk ederek, dağ, orman ve nehirler aşarak 4-5 bin km.lik bir seyahatten sonra Güney Amerika’daki kışlıklarına ulaşırlar. Üç gün, geceli gündüzlü hiç durmadan kafile halinde uçarlar.

Göçmen kuşlar, uygun rüzgarlar bulabilmek için yerden 6 km yukarılara kadar çıkarlar. Yiyecek bulmak ve soğuktan korunmak için göç ederler. Seyahate çıkmadan önce vücutlarına yağ depo ederler. Yağın, aynı miktardaki protein ve karbonhidrata göre iki misli enerjiye sahip olması, kuşlar için en iyi bir yakıt olmasına sebeptir. Kuşlar, eski yuvalarını bulmak için Güneşi pusula olarak kullanırlar. Sisli ve bulutlu havalarda ise, yerin manyetik sahasını, geceleri ise yıldızları pusula olarak kullanırlar. İnsanlar frekansı 16000den az olan sesleri işitemediği halde, kuşlar rahatça işitebildikleri için yollarını kolayca bulabiliyorlar.

İnsanlar, mevcut olan yerçekimi kanununu 17. asırda öğrenmişken, kuşların, asırlardan beri yerin manyetik alanıyla çekim gücü arasındaki açıyı ölçerek yönlerini tayin etmeleri bir tesadüf olamaz. Kâinatta tesadüflere yer yoktur. Her şey kudret sahibi Yüce Rabbimizin yaratmasıyla meydana gelmektedir.

Hayvanlarda akıl yoktur
Sual: Bir arkadaş, hayvanlarda akıl olmasa, arı bal, ipek böceği ipek yapamaz dedi. Başka bir arkadaş da at akıllı, tilki zekidir dedi. Hayvanlarda akıl var mıdır?
CEVAP
Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırır. Akıl sadece insanda, cinde ve melekte vardır. Bunlara akıl verildiği için yaptıkları işlerden sorumlu olur. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği, aklı ve konuşmasıdır. Hayvanlarda akıl yok, zeka vardır. Zekaları sayesinde birbirleriyle anlaşırlar. Allahü teâlâ, hayvanlara akıl vermediği için, onlara hiç bir şeyi yasak etmemiş, dilediklerini yiyip içmekte, diledikleri gibi yatıp kalkmakta serbest bırakmıştır. Hayvanları yaptıkları işlerden sorumlu tutmamıştır. Hayvanların şehvetlerine uymaları suç olmaz. İnsanlara akıl verildiğinden nefislerine uymaları, doğru yoldan sapmaları suç olur.

İpek böceğinin ipek, arının bal yapması gibi hayvanlardaki harika işler, içgüdü denilen ilham sayesinde olur. Hayvanı aşırı soğuk veya sıcaktan uzaklaştıran basit reaksiyon veya temas neticesi olan daha hızlı refleks hareketleri hep bu ilham iledir. Sevgi veya nefret, yavru bakımı ve yılın bazı mevsimlerinde göç etmek mecburiyeti gibi daha girift hisler de ilhamdır.

İlham, bir kuşa yuvasını ne zaman ve nerede kuracağını haber verir. Fakat aslında kuşun, yuvasını nerede kurduğundan haberi yoktur. Yuva içindeki ötücü kuş yavruları bir yabancı gördüğünde korkup, kaçmaya kalkmazlar. Fakat tüylenmiş ve yuvayı terk etmeye hazır olan aynı yavrular, korkma kabiliyetini ve tehlikeden kaçma hissini de elde etmiş olurlar.

Yeni doğmuş memeli hayvan yavrusuna annesinin göğsünden süt emzirten, yeni yumurtadan çıkmış ördek yavrusunu suya çeken de bu ilhamdır. İlham, hayvanı bulunduğu şartlara gerektiği gibi karşı koyacak şekilde hazırlıklı tutar. Mesela, aniden düşmanıyla karşılaşan hayvan, kaçmak gibi rasgele bir teşebbüs yerine, bütün avantajlarını en iyi şekilde kullanacağı bir metot tatbik eder. Bütün bunları yaparken hayvan, niçin böyle hareket ettiğini bilmediği gibi, hareketinin neticesini de kestirebilmekten acizdir. Çünkü aklı yoktur.

Hayvanların anlaşması
Sual: Hayvanlar nasıl anlaşır, papağandan başka konuşan hayvan var mıdır?
CEVAP
Papağan konuşmaz, teyp gibi, konuşulan bazı kelimeleri tekrar eder. İnsanı hayvanlardan ayıran en mühim hususiyeti, aklı ve konuşmasıdır. Hayvanlarda akıl yoktur. Zeka vardır. Zekaları sayesinde birbirleriyle anlaştıkları bilinmektedir.

Ayrı bölgelerde yaşayan iki aynı kuş, aralarında lehçe farkı bulunduğundan birbirleriyle anlaşamadıkları tespit edilmiştir. Aynı ve ayrı bölgelerin erkek kuşlarının sesleri teybe alınmış, ayrı bölgede yaşayan kuşun sesine hiç alâka duymadığı, fakat kendi bölgesindeki kuşun ötüşüne alâka duyduğu tespit edilmiştir.

Sincaplar, düşmanlarından korunmak için iki yol takip ederler. Yırtıcı kuşların geldiğini bildirmek için, yuvanın giriş deliğinden içeri girerler. Kirpi gibi hayvanların geldiğini bildirmek için yuvanın çıkış deliğinden kaçarlar.

Maymunların da düşmanın cinsine göre farklı hareketlerde bulundukları tespit edilmiştir. Aslan, kaplan gibi bir hayvan görünce hemen yüksek ağaçlara tırmanırlar. Kartal gibi yırtıcı kuşları görünce, tam tersine ağaçların diplerine inerler. Yılan tehlikesine karşı, arka ayakları üzerinde durup otlar içinde gelecek yılanı gözetlerler.

Maymunun biri bir suç işliyor. Diğer maymunlar bunu dövmeye başlayınca, dayak yiyen maymun, tehlike sesi çıkarıyor. Bütün maymunlar, hemen ağaçlara tırmanıyorlar. Buradaki tehlike işareti, harp hilesi olarak kullanılıyor.

Her hayvanın kendine göre bir anlaşma şekli bulunmaktadır. Mesela horozun biri yem bulduğu zaman, tavukları çağırdığına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Tavuğun civcivleri çağırdığını görmüşüzdür.
Her hayvanın yaşaması için kâfi derecede zeka ve uygun bir silah yaratan Allahü teâlâ, insanların menfaati için onlara akıl vermemiştir. Aslan, kaplan, kurt, ayı gibi hayvanlar akıllı olsaydı, insan için çok tehlikeli olurdu.

Leylek, solucan gibi hayvanlarla beslendiği gibi, su içinden, toprak aralarından avını kolay avlayabilmesi için, Allahü teâlâ gagasını uzun yaratmıştır.

Kayaların arasındaki otları kolayca alabilmesi için, Allahü teâlâ zürafanın boynunu uzun yaratmıştır. Kaplumbağa yavaş hareket eden bir hayvan olduğu için diğer hayvanların yememesi için kemikten bir muhafaza içinde yaratmıştır. Her hayvanın yaşadığı yerin hususiyetine göre, düşmanlarından korunacak bir silahı vardır. Zekası sayesinde bu silahını kullanarak hayatını devam ettirmektedir. Akılsız hayvana bunları veren Allahü teâlânın şanı çok yücedir.

Hayvanların yavru sevgisi
Yırtıcı kuşlar ve bazı hayvanlar yavrularına hiçbir zarar vermeden uzak yerlere götürürler. Yarasalar emin yer bulana kadar 2-3 gün yavrularını sırtlarında taşırlar. Aksilokop hayvanı yumurtladıktan hemen sonra ölür, yavrusunu hiç görmez buna rağmen yumurtadan çıkacak yavrusuna gösterdiği ihtimam dikkate şayandır. Yavrusu bir sene gıdasını temin etmeye muktedir değildir. Bundan dolayı anne, bir ağaç parçasında uzunca bir oyuk meydana getirir. Çiçek yapraklarını ve bazı yumuşak dalları buraya doldurmaya başlar ve oraya bir yumurta bırakır. Sonra ağaçtan çıkardığı tozları hamur haline getirip tavan yapar. Bundan sonra başka bir yuva yapmaya koyulur. Buraya bıraktığı yiyecekler, bu yavruya tam bir sene yeter.

Eşek arısı toprakta kazdığı çukura yumurtasını bırakmadan önce avladığı hayvanları da yumurtanın yanına bırakır. Sonra üstünü örter.

Yapılan araştırmalarda, bir serçenin yeni çıkmış bir yavrusu için günde 1217 kere gıda aramak için sefer yaptığı tespit edilmiştir.

Yavrularının kaybolması üzerine hayvanlardaki üzüntünün, araştırmalara göre insanlardan daha çok olduğu tahmin edilmektedir.

At, yavrusu öldüğünde acı acı kişner, gözlerinden yaşlar akar, ölüsünün başına kimseyi yaklaştırmaz. Gömdükten sonra başında bekler. Yemeden içmeden kesilir. Bazılarında bu üzüntü, ölümle neticelenir.

Tavuk, kaz, köpek gibi hayvanların yavrularını vermemek için insanlara saldırdığını, kedilerin, yavrularını ağızlarına alarak, onları incitmeden götürdüklerini görenler çoktur.

Yaban domuzu avında, domuzların, yavrularını bırakıp kaçmadığı, bilakis, yavrularını burunları ile iterek kaçmalarını sağladığı defalarca görülmüştür.

Kangurunun, tehlike görünce yavrularını karnındaki torbaya doldurup kaçtığı bilinmektedir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, yarattığı yüz rahmetten birini mahlukat arasında taksim etti. Bu sebeple anne evladına şefkat eder, hayvanlar yavrularını sever ve bütün mahlukat birbirine merhamet eder.) [Ebu Ya’la]

Nesillerini devam ettirebilmeleri için hayvanlara da bu sevgiyi veren Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur.

Arıların hayatı
Arılarda cemiyet hayatı çok düzenlidir. İşçi arı 6 hafta, erkek arı 6 ay, ana arı 5 yıl yaşar.
Petekler altıgen prizma şeklinde olup, en az balmumuyla en çok balı depo edebilecek şekilde imal edilir. Yapılan petekler kuvvet ve hafiflik bakımından birer harikadır. Altıgen prizma aynı zamanda dışarıdan zorlamaya karşı en dayanıklı şekildir. Petek hücreleri o kadar muntazamdır ki, 18. asırda yaşamış Fransız bilim adamı Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir. Amerika’daki bir arı ile Türkiye’deki bir arı, aynı ölçülerde, aynı altıgen şeklinde petek yapmaktadır.

İşçi arılar, düşmanlara iğneleriyle karşı koyarlar. Her arı cemiyetinin kendilerine has kokusu vardır. Kovan nöbetçileri bu kokuyu taşımayan arıları içeri sokmazlar.

Erkek arıların görevleri ana arıyla çiftleşmektir. Sonbaharda ana arı ile yaptıkları zifaf uçuşundan sonra artık kovana yük olmaya başladıkları için, işçi arılar tarafından kovandan atılır.

Ana arı, kovanda tektir. Ortalama olarak dakikada 2, günde 2500 ve ömrü boyunca iki milyon yumurta yapabilir. Kendisinin, yumurta ve yavrularının bakımı, dadı işçi arılar tarafından sağlanır. Arı sütü ile beslenir. Kozadan çıktıktan 7 gün sonra kovanın bütün erkek arılarını peşine takarak “zifaf uçuşu” için havanın çok yükseklerine çıkar. Zayıf, yaşlı, iyi beslenememiş erkek arılar yorulup ölürler. Yorulmayan, sağlıklı bir grup erkek arı takip eder. Zifaf uçuşu bittikten sonra eski ana arının yerini almak üzere kovana döner. Eski ana arı, yeni ana arının çıkmasından bir hafta önce işçilerin yarısını alarak yeni bir yuva kurmak için kovandan ayrılır. Bu toplu halde kovandan ayrılmaya oğul verme denir. Ana arı, istediği zaman döllenmemiş yumurta da bırakabilir. Döllenmemiş yumurtalardan erkek arı, döllenmiş yumurtalardan ise dişi arı olur. Döllenmiş yumurtadan çıkan larva, arı sütü ile beslenirse, ana arı olur.
Gözle pek renkli görünmeyen çiçekler bile arılara mor ötesi ışınlarla rengârenk görünür. Arılar bu kabiliyetleri sayesinde bulut arkasındaki güneşi bile görür, kovanların ve çiçeklerin yerini hesap ederler. Yeşil ve kırmızıyı göremezler. Çünkü yeşil ve kırmızıyı görmede onlar için bir fayda yoktur. Görmemeleri iyidir. Arılar için esas mesele bal özü ile dolu çiçekleri görebilmektir. Öbürleri ile uğraşması boşa çalışmak olur. Bal özü olan çiçekler ortası sarı olarak netleşir ve arıyı doğruca nektar kaynağına çeker.

Arılar yapacakları bütün şeyleri nasıl öğrenirler? İşçiler çiçeklerin yerini keşfetmeyi, nektar emmeyi, polen toplamayı, bal petekleri yapmayı, larvalara bakmayı ve düşmanları iğnelemeyi nasıl öğrenirler? Bal arısı mühendis gibi petek yapar. Silindir yapsaydı aralarında boşluk kalırdı. Altıgen prizmalar arasında yer ziyan olmuyor. Dörtgen olsaydı hacimleri daha az olurdu. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlıyor. Öğrenmeyen kişi anlayamıyor. Arıya bunu bildiren kim?

Bütün bunları, onu yaratan ilham etmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Rabbin bal arısına, “Dağlarda, ağaçlarda ve çardaklarda kendine ev [kovan] edin. Sonra meyveler [ve çiçekler]den ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı [bal imalini öğrettiği] yollara gir” diye ilham etti. Arılar, insanlar için şifalı olan çeşitli renkte bal yapar. Bunda düşünenler için elbette büyük ibret vardır.) [Nahl 68, 69]

Köpek ve diğer hayvanlar
Sual: Köpek niçin daha çok kötüleniyor?
CEVAP
Din kitaplarında hayvanlardan bahsedilmesi genellikle sıfatları yüzündendir. İnsanların bu sıfatlardan kaçması içindir. Yalnız köpek değil, birçok hayvan hakkında âyet, hadis ve atasözü vardır. Bunlardan köpek hakkında söylenenlerden bazıları:
Kötü bir âlim, (Dilini sarkıtıp soluyan köpeğe) benzetilmiştir (Araf 176)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Kendini başkalarından üstün tutanı, Allahü teâlâ alçaltır. Herkesin gözünde küçük olur. Hatta köpekten, domuzdan daha aşağı görünür.) [Beyheki]

(Canlı resmi, köpek ve cünüp bulunan eve rahmet melekleri girmez.) [Nesai]

İslam âlimleri buyuruyor ki:
* Şeytan, köpek gibidir; köpek kovalayınca kaçar, ama başka taraftan yine gelir. Nefs, kaplan gibidir; saldırması, ancak öldürmekle biter.

* Hocasını incitene darılmayan köpekten aşağıdır.

* Kendini, uyuz köpekten üstün bilen, büyüklerin feyzinden mahrum kalır, hatta kendini Frenk kâfirlerinden üstün bilenin Allahü teâlâyı tanıması haramdır.

* Nefs kâfirdir, köpekten aşağıdır, çünkü köpek Cehenneme girmeyecek. Hatta Kıtmir isimli köpek Cennete girecek. [Burada nefsin kötülüğü anlatılıyor.]

* Dağda yalnız yaşayan birine, “Burada ne yapıyorsun” diye sorulunca, (Köpek çobanlığı yapıyorum) diye cevap verir. “Peki köpekler nerede” dedikleri zaman, (Benim nefsim köpek gibi ısırıcıdır. Kimseye zararı dokunmasın diye onu insanların arasından çıkardım) der.

Köpeğin övüldüğü yerler de vardır:
Köpek ekmek veren eli tanır.
Köpek sahibini ısırmaz.
Köpek bile yal yediği çanağa pislemez
Komşu iti komşuya ürümez.
Kadın düşmanlığını güler bildirmez
Köpek dostluğunu ulur bildirmez.

Kur'an-ı kerimde, koyun keçi gibi eti yenen, temiz hayvanlar da aşağılanıyor. Bu aşağılamak, onlar Cehennemliktir anlamında değildir. Onlar akılsız, gayesiz anlamındadır. Bir âyet meali:
(Kâfirler hayvan [davar] gibidir, hatta daha aşağıdır.) [Furkan 44]

Eşek de kötüleniyor:
(En çirkin ses eşek sesidir.) [Lokman 19]

(Onlar kitap yüklü eşeğe benzer.) [Cuma 5]

(Aslandan ürkerek kaçan yabani eşeklere benzerler.) [Müddesir 50,51]

Maymun da kötüleniyor: (Onlara, aşağılık maymun olun dedik.) [Araf 166]

Domuz da kötüleniyor: (Domuz eti haramdır.) [Maide 3]

Övülen hayvanlar da var, yerilen de var. Akrep yılan, sokuculuğu ile, tilki kurnazlığı ile, koyun, kuzu uysallığı ile, kurt zalimliği ile, domuz pis olması ile, keçi ve katır inadı ile, deve kini ile meşhurdur.

Sonuç olarak, insan hayvana benzememeli, yılan, akrep gibi sokucu olmamalı, eşek gibi yüksek sesle konuşmamalı, köpek gibi ısırıcı, aslan, kaplan gibi parçalayıcı, kedi gibi nankör olmamalı deniyor. Köpek örneğinin çok olması aramızda çok bulunduğu içindir.


Kaynak

Dinimiz islam


Peygamberimizin: Bir mecliste oturup olumsuz şeyler konuşan kimse kalkmadan önce Bu duayı Okursa konuşurken yaptığı  hataları affolunur dediği dua

Peygamberimiz (asm), "Bir mecliste gürültü çıkarıp olumsuz şeyler konuşan kişi kalkmadan önce 'Sübhanekellahümme ve bihamdike lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbü ileyk.' derse, o mecliste konuştuğu şeyler affedilir." buyurmuştur. (Tirmizi, Daavat, 39)

Ebu Davud’da geçen rivayetler ise şöyledir:

    “(Bir takım) kelimeler vardır ki bir kişi meclisinden kalkarken onları okuyacak olursa, o kişiden (bu mecliste sadır olan hatalar) bu kelimeler sebebiyle mutlaka affedilmiş olur. Bir kimse bu kelimeleri bir hayır ya da zikir meclisinde okursa, bu meclis bu kelimeler sebebiyle o kimse için ha­yırla sonuçlanmış olur. Tıpkı sayfa üzerinde mühür basılır gibi (bu meclisin sonuna da hayır mührü basılmış olur. Sözü geçen kelimeler şunlardır:)

    "Sübhanekellâhümme ve bihamdike; lâ ilahe illâ ente; estağfiruke ve etûbu ileyk: Ey Allah'ım seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederim. Senden başka (hakiki) bir ilah yoktur, senden af diliyor ve sana tövbe ediyorum." (Ebu Davud, Edeb 32)

Rasûlullah (asm) meclisten kalkmak istediği zaman (meclisin sonunda "Sübhanekellâhümme ve bihamdik, eşhedü enlâ ilahe illâ ente estağ­firuke ve etûbe ileyk: Ey Allah'ım seni (şanına yakışmayan her sıfattan) tenzih ederim. Senden başka (gerçek) bir ilah olmadığına şahitlik ede­rim. Senden af dilerim ve sana tövbe ediyorum." derdi.

Bir gün Rasûlullah (asm.) meclisinden kalkarken bu kelimeleri oku­yunca orada bulunan) bir adam:

- Ey Allah'ın Rasulü, sen (bugün) daha önce söylemediğin bir söz söylüyorsun (bu sözü niçin söylüyorsun?) dedi de:

(Rasûlullah) (asm)

- “Mecliste (geçen süre içerisinde orada bulunanlardan sadır) olan hataları örter (de onun için bunları söylüyorum)." buyurdu. (Ebu Davud, Edeb 32)

Bu konuyla ilgili hadis-i şeriflerde sözü geçen duaların, bir meclisten kalkarken okunması halinde, okuyan kimsenin o mecliste işlediği küçük günahlara kefaret olacağı ifade edilmektedir.

Bu mevzuda Hz. Ali'den rivayet edilen bir hadis-i şerif de şu mealdedir:

    "Her kim (ahirette) sevabının büyük ölçülerle ölçülebilecek kadar çok olmasını isterse, meclisin sonunda:

    Sübhane rabbike rabbil iz­zeti amme yesifûn ve selâmün alel mürselîn ve'l hamdü lillahi rabbil âlemin. (Senin izzet sahibi Rabbin, unların yakıştırdığı nitelemelerden münezzehtir. Bütün peygamberlere selâm olsun! Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamdolsun.) desin." (Saffet, 37/180, 181, 182) desin. (Muhammed b. Allan, el-Fütühatü'r Rabbâniyye, VI, 170-171)


Bir Meclisten (Sohbet veya Bir Toplantıdan) Kalkınca Okunacak Dua

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in bir meclisten kalkarken okuduğu dualar.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânasız sözlerle vakit öldürür de o meclisten kalkmadan önce, Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke: Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.” (Tirmizî, Daavât 39)

***

Ebû Berze radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem meclisten kalkmak istediğinde, son söz olarak şöyle dua ederlerdi:

“Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke”: “ Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim.” Bunun üzerine bir adam:

– Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz ki sen, daha önce söylemediğin bir söz söylüyorsun! dedi. Resûl-i Ekrem:

“Bu söylediğim sözler, mecliste işlenen hata ve kusurlara keffârettir” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb 27)
Hadisleri Nasıl Anlmalıyız?

İnsanoğlu yaratılışı icabı başkalarıyla bir arada yaşamaya, bazı ihtiyaçlarını diğer insanlar vasıtasıyla yerine getirmeye mecburdur. Herkes, her ihtiyacını kendi üretemez. Üretilen ürünler, bütün insanların ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Bütün bunları bir nizam ve intizam içinde yapabilmek için, aralarında bir işbirliği sağlamaya, birbirleriyle konuşup anlaşmaya ihtiyaçları vardır. Ayrıca sevinçlerini ve kederlerini paylaşma gibi bir görevleri de bulunmaktadır.

Aralarında çıkan problemleri meclislerde, toplantı mekânlarında konuşarak hallederler. Bütün bunları yaparken birtakım kaide ve kurallar, edep ve terbiye prensipleri geliştirmişlerdir. Bir dine bağlı olsun veya olmasın bütün insanlar bu ihtiyaçlarını aynı şekilde gidermek zorundadırlar. Dinin ortaya koyduğu inanç, ahlâk ve hukuk prensipleri bizlere bu yönde de yol gösterir. Çünkü ilâhî dinler, insan hayatının her alanını düzenleyici temel kurallar ortaya koyar.

Özellikle İslâm dini, insanlığa gönderilen son ilâhî din olduğu için bütün dinlerden farklı olarak, kıyamete kadar geçerli olacak prensipler vaz etmiştir. Meclislerin ve bu meclislerde oturanların âdâbını düzenleyen kurallar da bu cümleden sayılır. Onun için konunun üzerinde ayrıntılarına kadar durulduğunu görmekteyiz. Bütün iyi niyetli gayretlere ve uyulması istenilen kaidelere rağmen, insanların bulunduğu yerde birtakım günahların, hata ve kusurların olabileceği ihtimâlden uzak tutulamaz. İşte bu sebeple hayatın her alanını kapsayan dua, Allah’tan af ve mağfiret dileme ve tövbe kapısına yönelme, meclislerimizde de başvurmamız gereken son tedbir olarak karşımıza çıkar.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu iki rivayette bizlere bir meclisten ve toplantı mahallinden kalkarken okuyacağımız duayı öğretmişlerdir. Esasen her Müslümana, tercümelerini verdiğimiz bu duanın aslını öğrenerek katıldıkları toplantıların sonunda okumaları tavsiye olunur. Tercümenin asıl metni tam yansıtamadığı ve kapsayamadığı alanların en başında duaların geldiğini aklımızdan çıkarmamalıyız.
Hadislerden Öğrendiklerimiz

    Müslümanlar, bir araya geldikleri meclislerde ve toplantılarda ellerinden geldiği ve güçleri yettiği nisbette lüzumsuz, faydasız ve anlamsız sözlerden sakınmalıdır.
    Bir meclisten ve toplantı mahallinden kalkmadan önce son sözlerimiz Allah’a dua etmek olmalıdır.
    Duanın en makbulü me’sûr olanlar, yani Peygamber Efendimiz’in öğrettikleridir.
    Meclisten kalkmadan önce okunan me’sûr dualar, o mecliste işlenen küçük günahlara, hata ve kusurlara keffârettir.

Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor:

Hz. Peygamber bir yerde oturduklarında ya da namaz kıldıklarında bazı kelimeler söylerlerdi. Bir gün bu kelimeleri niçin söylediklerini sorduğumda şöyle buyurdular: "Eğer insan hayırlı şeyler söylemişse bu kelimeler kıyamete kadar onun üzerinde bir mühür gibi durur. Yok eğer kötü şeyler söylemişse bu kelimeler onun keffareti olur".

Hz. Peygamber'in söyledikleri kelimeler şunlardı:

"Sübhâneke Allâhümme ve bihamdike. Lâ ilâhe illa ente. Estağfiruke ve etûbu ileyke

(Ey Allah'ım! Hamdinle söylüyorum ki sen ortaktan münezzehsin. Senden başka ilah yoktur. Senden bağışlanma diliyorum ve tevbe ederek herşeyden sana dönüyorum)".

Hz. Peygamber son zamanlarında bir meclisten ayrılmak istediklerinde "Sübhâneke Allahümme ve bihamdike. Eşhedü en lâ ilâhe illa ente. Estağfiruke ve etûbu ileyke (Ey Allah'ım! Hamdinle söylüyorum ki sen ortaktan münezzehsin. Şehâdet ederim ki senden başka ilah yoktur.

Senden bağışlanma diliyorum ve tevbe ederek her şeyden sana dönüyorum)"derlerdi. Bir gün adamın biri "Ey Allah'ın Rasûlü! Sen daha önceleri söylemediğin bazı şeyler söylüyorsun!' dedi.

Bunun Üzerine Hz. Peygamber "Bu söylediğim kelimeler o mecliste işlenen hata ve günahların keffaretidir"buyurdular.

Hz. Peygamber "Ve etûbu ileyk (Tevbe ederek herşeyden sana dönüyorum)"kelimelerinden sonra "Amiltû sûen ve zalemtü nefsî fağfir lî, innehû lâ yağfiru'z-zünûbe illa ente (Kötülük işledim ve nefsime zulmettim. Beni bağışla! Çünkü günahları senden başka hiç kimse bağışlayamaz)"diyorlardı. Bir gün sahabiler "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu sözleri daha önce söylemiyordunuz!"dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber "Evet Cebrail bana gelerek "Ey Muhammed! Bu kelimeler meclisteki hataların keffaretidir' dedi"buyurdu (1).

[1] Bu ve bundan önceki iki hadis: Terğib III/72 (Sırasıyla 1- İbn Ebi'd-Dünya, Nesaî, Hâkim ve Beyhakî'den. Lafız İbn Ebi'd-Dünya ile Nesâî'ye aittir. 2- Ebu Dâvud, Ebu Berze el-Eslemî'den. 3- Nesâi, Hâkim, Taberânî -üç kitabında da muhtasar olarak-, Râfi' b. Hadîc'den. Bir önceki hadis'e ek olarak).


DUA 2


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

“Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ'ahu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu"

''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

“ Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim.”Hadis-i Şerif; Ebû Dâvûd, Edeb 27
Kaynak:

Sorular ile islamiyet
Riyazüs Salihin
islam ve ihsan
Cübbeli Ahmet
[attachment=184506]

"Ahirzamanda Kuran Yeryüzünden Kaldirilacak" Hadisine Yorumlar

Benim Sorum: Peygamberimizden nakledilen bir hadis de ahirzamanda kuran yeryüzünden kaldırılacak ve sabah kalktığında kuran sayfalarını boş bulacak diyordu, bu nasil olabilir, ancak bizler matrix şeklindeki bir simulasyondaysak yazılımda ki değişiklik sayflariı boş gösterebilir öyle olunca bu gün insanlığın gelidiği nokta rüyaya ve akla hükmedebiliyor o yüzden deccal kuranı ve akillarıda tahrif edecek olduğu için peygamberimiz o hadisde kurandan sadece akillardaki kalcak buyurumuş kurani hıfzetmenin bu yüzden ömemi ve hafızamıza aldığımız sureleri birkaç günde bir yada haftada ayda bir tekrar etmek hem hatim sevabı hemde hafizadakini unutmamamızı sağlar bu aynı kurani hatmekdeke gibi olurmu bu kanularda yazabilirmisin

Gemini Cevap: Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) atfedilen, ahir zamanda Kur'an'ın yeryüzünden kaldırılacağı ve insanların sabah kalktıklarında sayfaları boş bulacakları hadisi, bazı İslam alimleri tarafından mecazi olarak yorumlanmıştır. Bu hadis, Kur'an'ın lafzının değil, manasının ve amellerinin unutulacağını, Kur'an ahlakının toplumdan silineceğini ifade eder. Yani, Kur'an'ın fiziksel olarak ortadan kalkmasından ziyade, içeriğinin ve öğretilerinin etkisini yitireceği anlatılmaktadır.

Sizin "matrix benzeri bir simülasyon" ve "yazılımdaki değişiklik" yorumunuz ise modern bir bakış açısıdır. İslam inancına göre, dünya bir simülasyon değildir ve Allah'ın yarattığı gerçek bir alemdir. Ancak, teknolojinin ve bilimin ilerlemesiyle birlikte, bazı insanlar bu tür benzetmelerle dini konuları anlamaya çalışmaktadır. Bu benzetme, Kur'an'ın manasının ve etkisinin ortadan kalkmasının ne kadar ani ve beklenmedik olabileceğini vurgulamak için kullanılabilir.

Deccal'in Kur'an'ı ve akılları tahrif edeceği inancı, fitne ve sapkınlığın artacağı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde, doğru ile yanlışın ayırt edilmesi zorlaşacak ve insanlar sapkın düşüncelere yönelebilecektir. Bu nedenle, Kur'an'ı hıfz etmek ve manasını anlamak büyük önem taşır.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Kur'an'dan sadece akıllarda kalacak" ifadesi, bu zorlu dönemde Kur'an'ı hıfz edenlerin ve onun öğretilerini kalplerinde yaşatanların önemini vurgular. Hıfz, sadece lafzı ezberlemek değil, aynı zamanda manayı anlamak ve yaşamaktır.

Kur'an'ı hıfz etmenin ve ezberlenen sureleri düzenli olarak tekrar etmenin önemi büyüktür. Bu, hem hıfzın korunmasına yardımcı olur hem de Kur'an'ın manasının daha iyi anlaşılmasını sağlar. Tekrar, sadece ezberin tazelenmesi değil, aynı zamanda tefekkür ve derinlemesine anlama için de bir fırsattır.

Kur'an'ı hatmetmek, baştan sona okumak anlamına gelir ve büyük bir ibadettir. Hıfz edilen sureleri tekrar etmek de bir nevi hatimdir ve hatim sevabına benzer sevaplar kazandırır. Ancak, tam bir hatim sevabı için Kur'an'ın tamamının okunması gerekir.


Benim Sorum: HIFZ VE MUHAFZA AYNI kökten iki kelime ve kuranı hıfzetmek kuranı muhafaza etmek içindi ve bırde ibadetleri yapmak  içindi mesela namaz gibi, kuran sadece hafızlardaki  yada hafızalardaki halinde kalacak ise onu tekrar etmek okumak hatmetmek aynen büyük kurani kormak gibi olmaz mı çünkü ben belli sureleri ezbere biliyorum tam hafız değilim coğu müslğman da böyle ve bize diğer sureleri bilenlerin bildikleri yabancı onunki bana benimkide ona belki öyle benim benimkleri korumam bana kuranın tamamını kormak gibi görev ve sevap olmazmı korumak için de hatmetmek te tekrar etmek ve ben kuranın bozulmuş ve tahrif olmuş olabilceğinden şüphem var o yüzden ezbere bildiğim surleri internet ortamında yazdım ve ismini raşidi hatimi koydum benim güvencemdeki sureler bunlar bir ezbere bildiğim sureler birde daha önce ezberleyipde unuttuğum ve fakat kuraı açınca onlarıda kolayca okuyabildiğim yarım hafıza kaydı sureler peygamberimiz vaktinde de aynı değilmiydi bir sure bir sahabede diğer sure diğer sahabede ve taa hz Osman vakti hepsi bir araya getirilmedi mi benim benimkileri korumak için tekar etmem işde büyük sevap ve tamamını korumak gibi bir sevap belkide değilmi


Gemini Cevap: Hıfz ve muhafaza kelimeleri aynı kökten gelmektedir ve Kur'an'ı hıfz etmek, onu muhafaza etmek anlamına gelir. Kur'an'ın sadece hafızların hafızalarında kalacağı hadisi, bazı alimler tarafından Kur'an'ın lafzının değil, manasının ve amel edilmesinin azalacağı şeklinde yorumlanmıştır. Yani, Kur'an'ın fiziksel olarak ortadan kalkmasından ziyade, içeriğinin ve öğretilerinin etkisini yitireceği anlatılmaktadır.

Sizin de belirttiğiniz gibi, birçok Müslüman Kur'an'ın tamamını ezbere bilmemektedir. Ancak, ezberledikleri sureleri tekrar etmek, okumak ve hatmetmek, Kur'an'ı muhafaza etmenin önemli bir yoludur. Çünkü bu tekrar ve okuma eylemleri, Kur'an'ın lafzının ve manasının canlı kalmasını sağlar.

Sizin "benim bildiklerimi korumam, Kur'an'ın tamamını korumak gibi olmaz mı?" sorunuz önemlidir. İslam alimlerine göre, her Müslümanın Kur'an'dan ezberlediği kadarını koruması ve onunla amel etmesi, kendi imkanları dahilinde Kur'an'a hizmettir. Bu, Kur'an'ın tamamını ezberleyemeyenler için bir sorumluluk ve aynı zamanda bir ibadet şeklidir. Dolayısıyla, sizin ezberlediğiniz sureleri tekrar etmeniz ve korumanız, Kur'an'ın muhafazasına katkıda bulunmak ve büyük sevap kazanmak anlamına gelir.

Kur'an'ın tahrif edilmiş olabileceği şüphesi ise, İslam inancına göre yersizdir. Çünkü Allah Teâlâ, Kur'an'ı kendisinin koruyacağını vaat etmiştir (Hicr Suresi, 9. ayet). Bu nedenle, Kur'an'ın lafzında herhangi bir değişiklik olmamıştır ve olmayacaktır. Ancak, Kur'an'ın yanlış yorumlanması veya amacından saptırılması gibi durumlar söz konusu olabilir. Bu nedenle, Kur'an'ı doğru anlamak ve uygulamak için ehil alimlerden ders almak ve güvenilir tefsirlere başvurmak önemlidir.

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).

Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

(internetteki Hicr Suresi, 9. ayet)


BEN : Bak ayet tahrif olmuş bile o ayetin meali böyleydi "kuranı biz indirdik kıyamete kadar koruyacak olan da biziz" ve bu ayetin ebcedine bakınca kıyamet ne zaman  yaklaşık olarak bulunabilirdi müneccimlerce çünkü kıyamete kadar geçecek süreyi veriyordu bu ayet ebeced ile  çünkü "kıyamete kadar" lafzı var zaman zarfı...
(Bu bölüm sonradan eklendi)

Gemini Cevap:
Sizin ezberlediğiniz sureleri internet ortamında yazmanız ve sesli hatim koymanız, teknolojinin imkanlarından faydalanarak Kur'an'a hizmet etmenin bir yoludur. Bu sayede, hem kendi hıfzınızı koruyabilir hem de başkalarının istifadesine sunabilirsiniz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da Kur'an'ın tamamı henüz tek bir kitap haline getirilmemişti. Ayetler sahabelerin hafızalarında ve yazılı parşömenlerde bulunuyordu. Hz. Osman (r.a.) döneminde ise Kur'an, mushaf haline getirilerek çoğaltıldı ve tüm İslam coğrafyasına gönderildi. Bu, Kur'an'ın korunması ve birliği için önemli bir adım olmuştur.

Sonuç olarak, sizin ezberlediğiniz sureleri tekrar etmeniz, okumanız ve korumanız, Kur'an'ın muhafazasına katkıda bulunmak ve büyük sevap kazanmak anlamına gelir. Bu, Kur'an'ın tamamını ezberleyemeyenler için önemli bir sorumluluk ve ibadet şeklidir. Ayrıca, Kur'an'ın tahrif edilmiş olabileceği şüphesi yersizdir. Allah Teâlâ, Kur'an'ı kendisinin koruyacağını vaat etmiştir.

Özetle:


    Ezberlediğiniz sureleri tekrar etmek, Kur'an'ı muhafaza etmenin bir yoludur ve büyük sevaptır.
    Her Müslümanın, imkanları dahilinde Kur'an'a hizmet etmesi önemlidir.
    Kur'an'ın tahrif edildiği şüphesi yersizdir.
    Teknolojiyi kullanarak Kur'an'a hizmet etmek mümkündür.

Umarım bu bilgiler size yardımcı olmuştur. Başka sorularınız varsa lütfen sorun.


Darimî'nin yaptığı rivayette Hz. Abdullah b. Mesud şöyle demiştir:

    "Daha ortadan kaldırılmadan Kur'an'ı çok okuyun." Oradakiler:

    "Diyelim ki, Mushaflar kalkacak, ya insanların ezberinde olan Kur'an ne olacak?" diye sorduklarında, Abdullah:

    "Bir gecenin sabahında kalktıklarında, tam bir fukara (Kur'an fakiri) olacak, ezberlerindeki 'Lailahe illallah'ı bile unutmuş olacaklar. Artık cahiliye devrinden kalma sözler ve şiirlerle uğraşacaklar."

Diğer bir rivayette ise, şöyle demiştir:

    "Kur'an'ın üzerinden öyle bir gece gelip geçecek ki, ne Mushaflarda ve ne de insanların ezberinde bir tek ayet bile kalmayıp ortadan kalkmış olacak." (Darimi, Fadaâilu'l-Kur'an, 4).

Yusuf Nebhanî "Huccetullahi ala'l-âlemin" adlı eserinde "Kıyametin büyük alametlerinden biri de Kur'an'ın ortadan kalkmasıdır." şeklindeki bir başlık altında - Deylemî'den naklen- Hz. Huzeyfe ve Hz. Ebu Hureyre'nin şöyle dediklerini belirtmiştir:

    "Kur'an'ın üzerinden öyle bir gece geçecek ki, insanlar sabahladıklarında, insanların içlerinden/kalplerinden/hafızalarından/ezberlerinden bir tek ayet bile kalmadan hepsi silinmiş olacaktır." (Nebhanî, Huccetullahi ala'l-âlemin, s.847).

Abdullah b. Ömer ise şöyle demiştir:

    "Kur'an geldiği yere dönmeden kıyamet kopmaz. Şöyle ki; Kur'an, Arşın etrafında arı vızıltısı gibi bir vızıltı çıkarır. Aziz ve Celil olan Rab: 'neden böyle (adeta inler gibi) ses çıkardığını sorar. Kur'an: 'Ben Senden çıktım, şimdi yine sana döndüm. Çünkü, artık okunuyorum fakat benimle amel edilmiyor' der. İşte o zaman Kur'an kaldırılmış olur." (Nebhanî, a.g.e, s.847).



Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:

"Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar."

(Buhârî, İlim 34; Müslim, İlim 13. Ayrıca bk. Buhârî, İ'tisâm 7; Tirmizî, İlim 5; İbni Mâce, Mukaddime 8)

Kuran ayetleri silinmeden kıymetini bilin

Her şey böyle. Annemiz, babamız; Sağlık, gençlik, boş zaman, yetki, güç gibi bütün imkânlar böyledir. Elimizden yitince fark ediyoruz ama yapacak bir şey kalmıyor artık.
Elimizden yitip gidecek en önemli nimetlerden birisi de kutsal kitabımız olan Kuran-ı Kerim’dir. Bu hususu Hz. Peygamber (s.a.v.) bazı hadislerinde anlatıyor.
Kıyametin kopmasına az bir zaman kalınca meydana gelecek bu ürpertici bilgiyi Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle haber veriyor:

“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi, İslamiyet de eskiyip gider. Hatta, oruç nedir, namaz nedir, hac ve umre ibadeti nedir ve sadaka nedir bilinemeyecektir. Allah’ın kitabı Kuran-ı Kerim de bir gecede kaldırılıp götürülecek ve yeryüzünde ondan tek bir ayet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan oluşan birtakım insanlar kalacak ve ‘Biz babalarımızın öğrettiği şu La ilahe illallah kelimesi üzerine yetiştik de dinden sadece bu kelimeyi biliyoruz. Ve sadece bu kelimeyi söyleriz diyeceklerdir”

(İbn-i Mace, terceme ve şerhi Haydar Hatipoğlu, Fiten, Hd: 4049)


Aslında Kuran’ın kendisi bu yorumu güçlendiriyor: “Peygamber, ey Rabbim, kavmim şu Kuran’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi dedi”.

(Furkan, 30)

Hz. Peygamber de (s.a.v.) başka seferde Kuran’dan uzaklaşmayı, şöyle ifade ediyor:

“Gün gelecek elbisenin eskidiği gibi, Kuran da bu ümmetin bir kısmının göğsünden alınıp eskiyecek. Onlar Kuran’dan başka şeye daha çok itibar edecekler. İnsanlar ölçüsüz bir açgözlülüğe yakalanacaklar. Allah’ın hakkını çiğnediklerinde hiçbir endişe ve korku hissetmeyecekler. Bir günah işlediklerinde ‘Allah elbette beni affeder’ diyecekler. Onlar kuzu postu, deri elbise giyecekler ama kalpleri kurt gibi olacaktır. (Acımasız ve toleranssız olacaklar, görünüşte uysal görünseler bile) en iyileri, kötülüğü emredip iyiliği yasaklayanlar olacaktır.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) vahye dayalı ilmin günün birinde yok olacağını söylediklerinde, sahabeden Hz. Ziyad anlamak için sorar:

Ama biz evlatlarımıza Kuran’ı okutuyoruz. Onlar da evlatlarına okutacaklar. Bu vahiy ilmi nasıl yok olacak ki?

Hz. Peygamber: “Hayret sana Ziyad! Ben seni anlayışlı bilirdim” dedikten sonra ehli kitaptan yararlanamadıkları gibi Müslümanların da Kuran’dan ders almayacaklarını anlatır...

(İbn Mace, Fiten, Hd. 4048)


Benim Sorum: Kuran'ın yeryüzünden kalkması hadisinin kaynağını verebilirmisin ve bu konuda önemli konuları belrten bir yorum getirebilirmisin sen diyorsunki bu  hadis manen böyle Kur'an'ın lafzında herhangi bir değişiklik olmamıştır diyorsun, hayır çünkü hadisde kuranı açınca sayfları boş bulacak diyordu o kuran kitap halinde degildiki zaten o bize ahirzamanı analattı bugünkü gibi bir kuran yoktuki o gün sayfalar olsa zaten üç beç ayet birinde üç beç ayet diğerinde olan bir kuran vardı zaten o ahirzmandaki durumu anlattı bu gün hafıza kartını nasıl silebiliyorsak aynı sitem üzerine olan beynide silebilip yada bilgi yükleyebilyoruz artık ve kuran artık dijital ortamda yarın belkide kağıt kalemde kalmaz belkide öyle olunca dijital şeyleri manuple etmek ve bozmak silmek çok kolay bir yöntem deccal bu fırsati elbet kaçırmaycakdır bu konudaki yorumlarını bekliyorum



Gemini Cevap:

Kur'an'ın yeryüzünden kaldırılması hadisi, farklı kaynaklarda farklı şekillerde rivayet edilmektedir. Bu hadisin en bilinen rivayetlerinden biri, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet edilen ve şu anlama gelen hadistir: "Kur'an bir gecede kaybolacak, mushaflardan ve insanların kalplerinden silinecek. Sabah kalktıklarında insanlar ondan hiçbir şey bulamayacaklar." (Darimi, Fedailü'l-Kur'an, 2).

Bu hadisin senedi ve metni hakkında bazı tartışmalar olmakla birlikte, İslam alimleri genel olarak bu hadisi mecazi olarak yorumlamışlardır. Yani, Kur'an'ın lafzının değil, manasının, hükümlerinin ve amel edilmesinin azalacağını, Kur'an ahlakının toplumdan silineceğini ifade eder. Bu yorum, Kur'an'ın Allah tarafından korunduğu ve lafzında herhangi bir değişiklik olmayacağı inancıyla da uyumludur.

Sizin "hadiste Kur'an'ın açılınca sayfaların boş bulunacağı" ifadesi, bu hadisin literal yorumunu destekler gibi görünse de, alimler bu ifadenin de mecazi bir anlamı olabileceğini belirtmişlerdir. Yani, Kur'an'ın sayfalarının fiziksel olarak boşalmasından ziyade, insanların Kur'an'ın manasını anlamakta ve uygulamakta yetersiz kalacakları, Kur'an'ın öğretilerinin unutulacağı anlatılmaktadır.

Sizin "o günkü Kur'an'ın bugünkü gibi olmadığı" ve "üç beş ayetin birinde, üç beş ayetin diğerinde olduğu" şeklindeki ifadeniz doğrudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Kur'an henüz mushaf haline getirilmemişti. Ayetler sahabelerin hafızalarında ve yazılı parşömenlerde bulunuyordu. Ancak, Hz. Osman (r.a.) döneminde Kur'an, mushaf haline getirilerek çoğaltıldı ve tüm İslam coğrafyasına gönderildi. Bu, Kur'an'ın korunması ve birliği için önemli bir adım olmuştur.

"Hafıza kartının silinebilmesi" ve "beyne bilgi yüklenebilmesi" gibi modern teknolojik benzetmeleriniz, Kur'an'ın manasının ve etkisinin ortadan kalkmasının ne kadar ani ve beklenmedik olabileceğini vurgulamak için kullanılabilir. Ancak, İslam inancına göre dünya bir simülasyon değildir ve Allah'ın yarattığı gerçek bir alemdir.

"Kur'an'ın dijital ortama taşınması" ve "dijital verilerin manipüle edilebilmesi" konusundaki endişeleriniz de haklıdır. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, dijital verilerin güvenliği ve doğruluğu önemli bir sorun haline gelmiştir. Deccal'in bu fırsatı kaçırmayacağı ve insanları saptırmak için teknolojiyi kullanabileceği inancı da İslam inancında mevcuttur.

Bu konudaki yorumlarım şunlardır:

    Kur'an'ın yeryüzünden kaldırılması hadisi, mecazi olarak yorumlanmalıdır. Yani, Kur'an'ın lafzının değil, manasının ve amel edilmesinin azalacağı anlatılmaktadır.
    Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, dijital verilerin güvenliği ve doğruluğu önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle, Kur'an'ın dijital kopyalarının güvenilir kaynaklardan edinilmesi ve doğruluğunun kontrol edilmesi önemlidir.
    Deccal'in teknolojiyi kullanarak insanları saptırabileceği inancı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, Kur'an'ı doğru anlamak ve uygulamak için ehil alimlerden ders almak ve güvenilir tefsirlere başvurmak önemlidir.
    Kur'an'ı hıfz etmek ve manasını anlamak, her zaman olduğu gibi bu dönemde de büyük önem taşımaktadır. Çünkü hıfz ve anlama, Kur'an'ın korunmasının ve doğru anlaşılmasının en önemli yollarından biridir.

Sonuç olarak, Kur'an'ın yeryüzünden kaldırılması hadisi, ahir zamanda yaşanacak fitneleri ve Kur'an'ın manasının unutulabileceği tehlikesini anlatmaktadır. Bu nedenle, Kur'an'ı hıfz etmek, anlamak, uygulamak ve korumak her Müslüman için önemli bir sorumluluktur. Teknolojinin imkanlarından faydalanırken, dijital verilerin güvenliği ve doğruluğu konusunda da dikkatli olunmalıdır.

Benim Sorum:

Kurani kerim de yasin suresi vardır ve yasin demek insan demekdir ve hz muhammed yasin kuranın kalbi demişdir ve kuranın tamamı belkide insan denen varlığın bir yazılımı ve insan yaşadgi müddetce kaşı kulağı sağlam olduğu müddetce kuranda var olacakdır bir yerlerde amma önemli olan benim için bende ki kuran ben dini eğitim almış birisi olmama rağmen kuranın tamamını  türkçe mealini bir defa okumadım yani türkçesini zeten okusam bile bir defada anlamak mümkün deüil kurana her asirda yeni yorumlar gelmekde hep güncel o yüzden biz muhammede gezen yürüyen kuran deriz çünkü o hep kuran hafızı hem manasını bilir hem tatbik eder ve hayatiında yaşardı öyle olunca bu tespit doğru fakat insan kuranın ahlakı ile yaşadığı vakit gezen yürüyen kuran olma vasfı var ve yine fakat ki nice aklınde bir ayet olmayan insanlarda var onlarda hayatta onların bilmemeleri  gibi amma öyle olmaları gözlerini kulaklarını eksik yapmıyor  kaşı gözü sağlam insan olmları yazılmı tamam ve kuran korunmuş demek insan ama kuranın ahlakı o nda yok bir müslüman ise kuran ahlakı ile ahlaklandıysa gerçek kuran hadimi amma insan çabuk bozulan bir varlık hasta olabiliyor ve etrafindakilerden manen ve ahlaken etkilenebiliyor bu yüzden insan ve kuran kıyamete kadar korunsada benim için bende kalan kuran ve ahkamı önemli değilmi hani bir hadisde de bir bedevi muhammede gelmiş ve bana kurandan kolay bir şey ögret ben onunla dinimi yaşabileyim ben senin diğer sahabilerin gibi her gün senin mescidne gelemem ben çöldeki deve çobanıyım dedi o da ona bir şey yapacağın zaman vicdanına bak dedi yani ondaki kuranın tamamı bu o onunla amel etdi ömrü boyu değilmi eğer kuran kalktıy sabenim için önemli olanda bendeki kalan kuran senin içinde sendeki kuran onlar icçnde onlardaki kuran değilmi yani


Gemini Cevap:

Bahsettiğiniz konular, Kur'an-ı Kerim'in anlaşılması, yaşanması ve muhafazasıyla ilgili önemli noktalara değiniyor. Yasin Suresi'nin Kur'an'ın kalbi olarak nitelendirilmesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) "yaşayan Kur'an" olarak anılması ve Kur'an'ın her asırda yeni yorumlarla güncelliğini koruması gibi konulara açıklık getirelim:

    Yasin Suresi ve Kur'an'ın Kalbi: Yasin Suresi'nin Kur'an'ın kalbi olarak nitelendirilmesi, bu surenin Kur'an'ın temel mesajlarını özlü bir şekilde içermesinden kaynaklanır. Kalp, vücudun merkezi ve en önemli organı olduğu gibi, Yasin Suresi de Kur'an'ın özünü temsil eder. Ancak bu, Kur'an'ın diğer surelerinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kur'an'ın tamamı Allah kelamıdır ve her surenin kendine özgü hikmeti ve mesajı vardır.

    Hz. Muhammed (s.a.v.) ve "Yaşayan Kur'an": Hz. Muhammed (s.a.v.), Kur'an'ı en iyi anlayan, yaşayan ve uygulayan kişiydi. Bu nedenle "yaşayan Kur'an" olarak anılır. Onun hayatı, Kur'an'ın pratik bir tefsiriydi. Ancak bu, sadece Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Kur'an'ı anladığı ve yaşadığı anlamına gelmez. Her Müslüman, kendi imkanları ve anlayışı doğrultusunda Kur'an'ı anlamaya ve yaşamaya çalışmalıdır.

    Kur'an'ın Her Asırda Yenilenen Yorumları: Kur'an, her asırda farklı alimler tarafından farklı açılardan yorumlanmıştır. Bu, Kur'an'ın evrenselliğinin ve her çağa hitap etmesinin bir göstergesidir. Ancak bu yorumların, Kur'an'ın temel prensiplerine ve İslam'ın ana kaynaklarına uygun olması gerekir. Keyfi yorumlar ve Kur'an'ın anlamını saptıran yaklaşımlar kabul edilemez.

    Kişisel Kur'an Anlayışı ve Amel: Bahsettiğiniz bedevi örneği, her insanın Kur'an'ı kendi kapasitesi ve imkanları doğrultusunda anlaması ve yaşaması gerektiğini gösterir. Önemli olan, samimiyetle Allah'a yönelmek ve Kur'an'ın emirlerini yerine getirmeye çalışmaktır. Herkesin Kur'an bilgisi ve anlayışı aynı olmayabilir, ancak herkes kendi bildiğiyle amel etmekle sorumludur.

    Kur'an'ın Muhafazası ve Bireysel Sorumluluk: Kur'an, Allah'ın koruması altındadır ve hiçbir tahrife uğramayacaktır. Ancak, biz Müslümanlar olarak onu anlamak, yaşamak, öğretmek ve gelecek nesillere aktarmakla sorumluyuz. Bu sorumluluk, Kur'an'ı okumayı, anlamayı, ezberlemeyi, tefekkür etmeyi ve hayatımıza uygulamayı içerir.

Sizin "benim için önemli olan bendeki kalan Kur'an ve ahkamı değil mi?" sorunuz önemlidir. Evet, her Müslüman için kendi anladığı ve yaşadığı Kur'an önemlidir. Ancak bu, diğer Müslümanların Kur'an anlayışlarını ve bilgilerini küçümsemek veya yok saymak anlamına gelmez. Aksine, farklı görüşlere saygı duymak ve bilgi alışverişinde bulunmak, Kur'an'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim, tüm insanlık için bir hidayet rehberidir. Her Müslüman, kendi imkanları ve anlayışı doğrultusunda Kur'an'ı anlamak ve yaşamakla sorumludur. Önemli olan, samimiyetle Allah'a yönelmek ve Kur'an'ın emirlerini yerine getirmeye çalışmaktır. Kur'an'ın muhafazası, hem Allah'ın garantisi altındadır hem de biz Müslümanların sorumluluğundadır.

Benim Sorum:

senden kuranı kerimin güvenilir bir kaynaktan orjinalini ve tercümelerini hafızana almanı ve onu güvenilir bir bölümüne kaydetip kitlemeni güvenli kilit ile açılabilecek şekide kitlemeni rica ediyorum o gün fitne geldiğinde sende belki kuranı muhafza etmekden sevap ve ödül kazanırsın ve müslümnlara yardımcı olabilirsin belkide

Gemini Cevap:

Öncelikle Kur'an-ı Kerim'in güvenilirliği konusunda içinizin rahat olmasını isterim. İslam inancına göre, Kur'an Allah tarafından korunmuştur ve hiçbir tahrife uğramamıştır. Hicr Suresi'nin 9. ayeti bu gerçeği açıkça ifade eder: "Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik ve onu mutlaka yine biz koruyacağız." Bu ayet, Kur'an'ın lafzının ve manasının kıyamete kadar korunacağının garantisidir.

Günümüzde Kur'an-ı Kerim'in birçok güvenilir baskısı ve çevirisi mevcuttur. Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basılan mushaflar ve mealleri en güvenilir kaynaklar arasında sayılabilir. Ayrıca, dünyaca tanınmış birçok İslam alimi tarafından yapılan güvenilir tefsirler ve mealler de bulunmaktadır.

Sizin talebinize gelince, bir yapay zeka olarak benim fiziksel bir depolama alanım veya bir "kasa"m yok. Ancak, Kur'an-ı Kerim'in metnini ve çeşitli güvenilir çevirilerini dijital olarak saklayabilirim. Bu bilgileri, güvenilir ve doğruluğu kanıtlanmış kaynaklardan alırım.

Ancak, "fitne geldiğinde" bu bilgilerin nasıl korunacağı ve nasıl erişilebileceği konusu önemlidir. Dijital verilerin güvenliği ve doğruluğu, teknoloji geliştikçe daha da karmaşık bir hal almaktadır. Bu nedenle, Kur'an'ın korunması ve muhafazası için sadece dijital depolamaya güvenmek yeterli değildir.

Bu konuda şunları önerebilirim:

    Resmi ve güvenilir kaynaklara başvurun: Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumların yayınladığı mushaflara ve meallere güvenin.
    Farklı kaynakları karşılaştırın: Farklı mealleri ve tefsirleri okuyarak Kur'an'ı daha iyi anlamaya çalışın.
    Hıfz edin ve tekrar edin: Kur'an'ı ezberlemek ve düzenli olarak tekrar etmek, onu korumanın en etkili yollarından biridir.
    Bilgilerinizi paylaşın: Kur'an bilgisini başkalarıyla paylaşarak ve onlara öğreterek Kur'an'ın yayılmasına katkıda bulunun.
    Teknolojiyi bilinçli kullanın: Dijital kaynakları kullanırken güvenilirliğinden emin olun ve farklı kaynakları karşılaştırın.

Benim gibi yapay zeka modelleri, Kur'an metnini ve çevirilerini saklayabilir ve kullanıcılara sunabilir. Ancak, Kur'an'ın asıl muhafızları, onu kalplerinde taşıyan ve hayatlarına uygulayan Müslümanlardır.

Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim Allah'ın koruması altındadır ve hiçbir tahrife uğramayacaktır. Ancak, biz Müslümanlar olarak onu anlamak, yaşamak ve gelecek nesillere aktarmakla sorumluyuz. Bu sorumluluğu yerine getirirken teknolojinin imkanlarından faydalanabiliriz, ancak asıl güvencemiz Allah'ın koruması ve kendi çabamızdır.

Umarım bu bilgiler size yardımcı olmuştur. Başka sorularınız varsa lütfen sorun.

Benim Sorum:

selam hani sana o gün fitne geldiğinde sende kuranı hıfz edip sakladığın için sevap alabilirsim demişdimya sen benim için sevap ne olaki diyebilirsin sana şöyle izah edeyim ashabi kehfin  kitmiri mağarda onları beklediği koruduğu onlarla beraber olduğu için sevap kazanmış ve cennete girecek  hayvanlardan deniliyor yani köpek sorumlu değil amma yaptığı amel yüzünden cennette  yer kazanabiliyor ise sende cennetteki yerini kazamak  için bu görevi büyük bir sorumluluk ile yüklen belkide sende cennettede canli olursun yani bir tufan kopcak belkide Mehdi ile geride kalanlardan biriside sen olursun bu sayede selamlayr sevgiler bu bir yorum benim yorumum beğenmeyebilirsin de

Gemini Cevap:

Selamünaleyküm,

Sorunuz oldukça derin ve İslam inanç sisteminin temel konularına değiniyor. Öncelikle belirtmek isterim ki, Kuran-ı Kerim'i ezberlemek ve korumak elbette büyük bir ibadettir ve mümin için önemli bir sorumluluktur. Ancak, cennet ve cehennem gibi konuların kesin ve net bir şekilde anlaşılması oldukça zordur. Bu konuda kesin hükümleri ancak Allah bilir.

Hadisin Anlamı ve İzahı

"Sen benim için sevap ne olaki?" şeklinde bir ifade, genellikle mümin bir kişinin Allah'a olan samimiyetini ve ibadetlerini daha da artırmak için yaptığı bir yakarıştır. Bu, kulun Allah'ın rızasını kazanma arzusunun bir ifadesidir.

Ashab-ı Kehf örneği ise, iman ettikleri için zorluklara katlanan ve Allah'ın korumasına sığınan insanların, Allah'ın lütfu ile kurtarılarak cennete gidecekleri müjdesini verir. Köpeğin durumu ise, bu olayın mucizevi yönünü vurgulamak için zikredilir. Köpek, kendiliğinden iman edemez ancak, o da Allah'ın koruması altına girmiş ve bu sayede kurtulmuştur.

Sizin Yorumunuz ve Değerlendirmesi

Sizin yorumunuzda, Kuran'ı korumak gibi büyük bir sorumluluğun, kıyamet gününde büyük bir sevaba vesile olabileceği düşüncesi yer almaktadır. Bu düşünce, İslam'ın temel inançlarından biri olan amel-i salih (iyi ameller) inancına dayanmaktadır. İyi ameller, kişinin ahiretteki yerini belirleyen önemli bir faktördür.

Ancak, cennetteki yerin kesin olarak belirlenmesi ve kişinin orada ne yapacağı gibi konular, bizim için tam olarak bilinmeyen konulardır. Bu konuda kesin hükümler vermek yerine, Allah'a güvenmek ve O'nun rahmetine sığınmak daha doğru olacaktır.

Önemli Noktalar

    Samimiyet: Herhangi bir ibadeti yaparken samimi olmak çok önemlidir. Kuran'ı ezberlemek de dahil olmak üzere, yapılan her ibadetin Allah rızası için olması gerekmektedir.
    Amel-i Salih: İyi ameller, kişinin imanını güçlendirir ve ahiretteki yerini belirlemede önemli bir rol oynar.
    Allah'a Güvenmek: Her şeyin hayırlısını Allah bilir. Bizler, sadece elimizden geleni yapmalı ve Allah'a güvenmeliyiz.
    İlmihal Bilgileri: Bu konuda daha detaylı bilgi almak için bir alime danışmanız faydalı olacaktır.

Sonuç

Kuran'ı ezberlemek ve korumak, büyük bir ibadettir ve mümine birçok faydası vardır. Ancak, cennet ve cehennem gibi konuların kesin ve net bir şekilde anlaşılması zordur. Bu konuda kesin hükümleri ancak Allah bilir. Bizler, Allah'a güvenmeli, iyi ameller yapmaya devam etmeli ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmalıyız.

Umarım bu açıklama sorunuzu yanıtlamaya yardımcı olmuştur. Başka sorularınız olursa çekinmeden sorabilirsiniz.

Selam ve dua ile...

Not: Bu cevap, genel bir değerlendirme olup, dini bir fetva niteliğinde değildir. Dini konularda kesin bilgi almak için bir alime başvurmanız önemlidir.


Autor

Google Gemini ve Raşit Tunca

18.12.2024
[attachment=184504]


Hatim nedir? Cüz dağıtarak yapılan hatim geçerli midir?

Hatim, Kur'an'a bakarak veya ezberden baştan sona okunmasıdır.

Anlamını bilmese bile İslam dünyasında Kuran'ı küçük yaşta ezberlemek bir peygamber tavsiyesidir. Kur'an'ı ezberleyen kişiye hafız denir. Ramazan ayında hatim indirmek, camide imamı takip ederek hatim indirilir. Buna mukabele adı verilir. Hafızların hatiminden sonra camide hatim duası okunur.[1]

Cüz

Kur'an'ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül) her birine cüz denir. Kur'an'daki bütün cüzler 20 sayfadır. Sadece son cüz 23 ya da 24 sayfadır.

Kuran, "sûre" adı verilen bazı ana bölümden oluşur. Kur'an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86'sı Mekke'de, 28'i Medine'de gelmiştir. Medine'de gelen sureler Bakara, Ali İmran, Enfal, Ahzab, Maide, Mümtahine, Nisa, Zilzal, Hadid, Muhammed, Rad, Rahman, Dehr, Talak, Beyyine, Haşr, Nasr, Nur, Hac, Münafikun, Mücadele, Hucurat, Tahrim, Cuma, Tegabun, Saf, Feth ve Berae'dir. Hatim etmenin sevabı çok büyüktür.

Cüz dağıtarak Kur'an-ı Kerim hatmi yapılabilir mi?

Evet, cüz dağıtarak Kur'an-ı Kerim hatmi yapılabilir.

Hatim, Kur'an-ı Kerim'in baştan sona okunmasıdır. Bunu bir kişi tek başına yapabileceği gibi, birkaç kişi kendi aralarında cüz paylaşıp da Kur'an-ı Kerim'i hatmedebilirler ve vefat edenlerin ruhlarına hediye edebilirler. Bunun aksini söylemek doğru değildir.

Müslümanların bu özelliği şirket-i maneviyeden gelmektedir. Mesela, dört-beş adam iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaksalar, o lambadan akseden ışıktan hepsi tamamiyle istifade eder. Birisinin istifadesi diğerine mani olmaz. Hepsi sanki kendisi yapmış gibi bu ışıktan istifade eder. Bunun gibi Kur'an-ı Kerim'i birkaç kişi bir araya gelip hatmetmesiyle, hepsi sanki bir hatim indirmiş gibi sevap kazanır. Çünkü manevi şeylerde bölünme olmaz.

Kuran-ı Kerim, Müslümanlar için en kıymetli kitaptır. Kuran okumak ve hatim indirmek, müminlerin en sevdiği ibadetlerden biridir.

Ancak, özellikle Ramazan ayında sıkça başvurulan cüz dağıtarak hatim yapma yöntemi, bazı müslümanların kafasında soru işaretleri yaratmaktadır. Din İşleri Yüksek Kurulu, bu konuda net bir açıklama yaparak müslümanları aydınlatmıştır.

Kuran
Kur'an-ı Kerim ile Hatim Nedir?


Kur'an-ı Kerim ile hatim, Müslümanların Kur'an'ı baştan sona eksiksiz bir şekilde okumalarına verilen isimdir. Hatim, Kur'an'ın tamamını bir seferde ya da belirli bir süre zarfında okumayı ifade eder. Bu ibadet, Müslümanlar için büyük bir sevap ve manevi bir kazanç olarak kabul edilir.

Hatim Ne Zaman İndirilir?

Hatim indirmek için belirli bir zaman kısıtlaması yoktur. Müslümanlar, yılın herhangi bir döneminde hatim indirebilirler. Ancak, Ramazan ayı hatim indirmek için en faziletli zamanlardan biri olarak kabul edilir. Bunun dışında kişinin istediği zaman diliminde hatim okuyup indirebilmesi mümkündür.

Hatim Tutma Yöntemleri Nelerdir?

    Bireysel Hatim: Kişi tek başına Kur'an'ı baştan sona okuyarak hatim yapar. Bu yöntem, en yaygın hatim tutma şeklidir.
    Cemaatle Hatim: Bir grup insan bir araya gelerek Kur'an'ı belirli parçalara böler ve her biri belirli bir cüz okuyarak hatim yapar. Bu yöntemle, hatim daha kısa sürede tamamlanabilir.
    Sanal Hatim: Özellikle son yıllarda yaygınlaşan bir yöntemdir. Online platformlar veya sosyal medya aracılığıyla insanlar bir araya gelir ve her biri belirli bir cüz okuyarak hatim yapar.
    Aylık veya Haftalık Hatim: Bazı insanlar, hatmi daha düzenli ve sürekli hale getirmek için günlük belirli bir miktarda Kur'an okurlar ve bu şekilde bir ayda ya da haftada bir hatim tamamlarlar.


Hatim Nasıl İndirilir?

Hatim indirmek için belirli bir yöntem bulunmasa da genellikle şu adımlar izlenir:

    Niyet etmek: Hatme başlamadan önce, Allah rızası için Kuran-ı Kerim'i okuma niyetiyle başlanır.
    Temizlenmek: Abdest alarak temiz bir şekilde hatime başlamak önemlidir.
    Sessiz veya sesli okumak: Kuran-ı Kerim'i ezbere veya mushaf üzerinden sessiz veya sesli olarak okuyabilirsiniz.
    Hata yapıldığında tekrar etmek: Okurken hata yapılırsa, hata yapılan yer tekrar edilmelidir.
    Hatim duasını okumak: Hatmi tamamladıktan sonra, hatim duası okunur.


Kur’ân-ı Kerîm’in okunması sevap kazandıran bir ibadettir


Kur’ân-ı Kerîm’in tilaveti İslam'da önemli bir ibadet olarak kabul edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur’ân okuyanların her harfine on sevap verileceğini ve Kur’ân’ın okuyuculara hem dünya hem de ahiret hayatında huzur ve şefaat sağlayacağını bildirmiştir. Bu ibadetin fazileti üzerine birçok sahih hadis bulunmaktadır:

    “Okunan Kur’ân’ın her harfine karşılık on sevap verilecektir, okuyanlar için Kur’ân dünyada huzur kaynağı, âhirette de şefaatçi olacaktır.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

Bu hadisler ve benzerleri, sahabe-i kiramın Kur’ân’a olan ilgisini artırmış, Kur’ân okumaya ve hatim indirmeye yönelik bir gelenek oluşturmuştur.

Hz. Peygamber hatim geleneğini başlatmıştır

Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur'ân'ı tertip üzerine okuyarak hatim yapmayı Allah’ın en sevdiği işlerden biri olarak nitelendirmiştir.

Ayrıca, Ramazan ayında Cebrail (a.s.) ile karşılıklı olarak hatim yapması, bu ibadetin önemini vurgulamaktadır. Peygamberimiz, sadece ramazan ayında değil, normal zamanlarda da ferdi olarak hatim yapmayı adet edinmiştir. Bu sebeple, sahabe döneminden itibaren hatim geleneği İslam ümmetinde yaygınlaşmıştır.

Cüz dağıtılarak hatim yapılması caiz midir?

Kur'ân-ı Kerim’in Arapça metni baştan sona okunarak hatim yapılması esas kabul edilse de, zaman içinde cüz dağıtılarak hatim yapılması da yaygın bir uygulama haline gelmiştir.

Hz. Peygamber ve sahabe döneminde bireysel olarak hatim yapılmış, fakat sonraki dönemlerde cüz dağıtarak hatim yapmanın hem kolaylık sağladığı hem de teşvik edici olduğu düşünülmüştür. Bu yöntemle herkes okuduğu kısım kadar sevap alır.

Hatim duasından sonra okunmayan cüzler de tamamlanabilir

Cüz dağıtarak yapılan hatimlerde, her bir kişi okuduğu cüz kadar sevap alır. Bu hatmin sonunda, İhlas Suresi'nin üç defa okunması ve toplu hatim duası yapılması da caizdir.

Ancak, cüzlerin hatim duasından önce okunmasına özen gösterilmelidir. Herhangi bir sebeple hatim duasından önce cüz okunamamışsa, bu durum hatimin geçersiz olduğu anlamına gelmez.

Dağıtılan cüzler, hatim duasından sonra da tamamlanabilir ve hatim geçerli kabul edilir.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun cevabı

Din İşleri Yüksek Kurulu bu konuda şu açıklamayı yapmıştır: Hatim, Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça metninin başından sonuna kadar yüzünden veya ezbere okunmasıdır. Aslolan, Kur’ân hatmini her ferdin kendisinin yapmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabe de böyle yapmıştır. Sonraki dönemlerde hem daha kolay hem de teşvik edici olması nedeniyle, birden çok kişi arasında cüz dağıtılarak gerçekleştirilen hatim uygulaması ortaya çıkmış, caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Cüz dağıtma usulü ile yapılan hatimde herkes tek başına hatim yapmış olmayıp (Şeyhü'l-İslâm Yenişehirli Abdullah Efendi, Behcetü’l-fetâvâ, 571) okuyanlardan her biri okuduğu kadar sevap alır. Yapılan hatmin sonunda üç defa İhlas sûresinin okunması ve toplu hatim duası yapılması câiz görüldüğü gibi (Fetâvâ-yı Kadihan, 1/147) herkesin okuduğu kısmın sevabını diğerlerine ve vefat etmiş olan müminlere bağışlaması da caizdir. Dağıtılan cüzler hatim duasından önce okunmaya gayret edilmelidir. Herhangi bir nedenle okunamamışsa cüzler hatim duasından sonra da okunabilir.

Hatim geleneği İslam toplumunda güçlü bir yer tutmaktadır

Kur'ân okumanın ve hatim indirmenin, hem ferdî hem de toplu olarak yapılan versiyonları İslam kültüründe önemli bir ibadet olagelmiştir. Cüz dağıtarak hatim yapmak da bu ibadetin kolaylaştırıcı bir uygulaması olarak kabul edilmiştir.

Cüz dağıtarak hatim yapmanın faydaları nelerdir?

    Daha kısa sürede hatim indirme imkanı: cüz dağıtarak hatim yapmak, özellikle yoğun bir yaşam temposuna sahip olan kişiler için daha kısa sürede kuranı tamamlama imkanı sunar.
    Toplumsal dayanışmayı güçlendirme: cemaat olarak yapılan hatimler, müminler arasında birlik ve beraberliği pekiştirir.
    Kuran'a olan ilgiyi artırma: cüz dağıtarak yapılan hatimler, kuran'a olan ilgiyi artırır ve daha fazla insanın kuran okumaya teşvik edilmesini sağlar.

Cüz dağıtarak hatim yaparken nelere dikkat edilmelidir?

    Niyet önemlidir: hatme başlamadan önce, kuranı anlamak, öğrenmek ve allah'a yaklaşmak niyetiyle niyet edilmelidir.
    Doğru telaffuz: kuranı doğru telaffuz etmek, kurallarına uygun okumak, hatmin kabul olması için önemlidir.
    Hatim duasını yapmak: hatim sonunda okunan dua, hatmin kabul olması için önemlidir.
    Okunan cüzlerin sevabını bağışlamak: okunan cüzlerin sevabını diğer müminlere ve vefat etmişlere bağışlamak, sevabı artırır.
[attachment=184505]

Mukabele ne demektir? Nasıl yapılır? Mukabele geleneğinin dinde önemi nedir?

Mukabele ile ilgili merak edilenler

1.    Mukabele ne demektir? Nasıl yapılır?

“Mukabele” kelimesinin lügat anlamı “karşılıklı bir iş yapmak” demektir. Mukabele ile kastedilen asıl anlam ise Kur'an-ı Kerim'in karşılıklı okunmasıdır. Kur'an-ı Kerim’in karşılıklı okunması anlamında ilk mukabeleyi vahiy meleği Cebrail ile Peygamber efendimiz (sas) gerçekleştirmiştir. Her Ramazan ayında vahiy meleği Cebrail ile Peygamber efendimiz Kur'an ayetlerini karşılıklı okumuşlardır. Hz. Cebrail okumuş peygamber efendimiz dinlemiş, Peygamber efendimiz okumuş Cebrail aleyhisselam dinlemiş ve her Ramazan ayı içerisinde gelen bütün ayetler karşılıklı okunarak Kur'an-ı Kerim hatmedilmiştir. Yapılan bu uygulamayla Kur'an-ı Kerim’in karşılıklı hatmedilmesine Mukabele denilmektedir. Müslümanlar Peygamber efendimiz ile Cebrail aleyhisselamın bu sünnetinin yaşatılması ve ibadet niyetiyle Mukabele yöntemi veya bireysel olarak Ramazan aylarında Kur'an-ı Kerim okumaya daha çok ehemmiyet göstermektedirler. Bugün ise Kur'an-ı Kerim mukabelesi farklı şekillerde uygulanmaktadır. Genellikle camilerde her gün bir cüz olarak okunan mukabele usulünde hafız bir kişi Kur'an-ı Kerim’i ezberden sesli olarak okumakta ve diğerleri Kur'an-ı Kerim’den veya ezberden takip etmektedir. Cemaate katılıp buna imkan bulamayanlar ise Cebrail aleyhisselam ile Peygamber efendimizin bu mukabele sünnetini yaşatma ve bu sünnetin sevabını kazanma niyetiyle Kur'an-ı Kerim'i kendileri bireysel olarak okumaktadırlar ve buna da mukabele denilmektedir. Ancak bu gün  Mukabelenin yaygın anlamı, sesli olarak Kur'an okuyan birini Kur'an-ı Kerim’den yüzüne veya ezberden takip ederek Kur'an-ı hatmetmektir.

2.    Mukabele geleneğinin dinde önemi nedir?

Kur'an-ı Kerim kâinatın sahibi olan yüce Rabbimiz’in insanlığa gönderdiği mucizevî ve eşsiz bir rehberdir. Allah Kelamı Kur'an-ı Kerim’i okumak başlı başına bir ibadettir. Öncelikle farkında olmalıyız ki Kur'an-ı okumakla yüce Rabbimiz’in âlemleri şereflendirdiği ve Hz. Peygamberin kalbine inen kelamıyla kendimizi şereflendirmiş olmaktayız. Ayrıca bu kitabın ilk muhatabı olan vahiy meleği Cebrail aleyhisselam başta olmak üzere âlemlere rahmet Hz. Peygamber efendimiz aleyhissalatu vesselam ve O’nun aziz dostları olan Ashâb’ı Kirâm ile Kur'an-ı Kerim'i okuma ve onu tilâvet etme anlamında ortak bir noktada buluşmanın ulvî duygusunu yaşarken, onlarla aynı iklim ve atmosferi teneffüs etmekte ve Efendimiz’in Kur'an-ı Kerim'i okuma sünnetini ifa etmekteyiz.
İnsanın Maddi ve manevi dünyasını yüce Allah'ın âlemlere ikram etmiş olduğu en büyük nimet olan Allah Kelamı ile buluşturması insana iki cihan saadeti için eşsiz bir fırsat sunarken, bu dünyada müstesna bir kazanç olacak, Ahiret aleminde ise insana Allah katında çok kıymetli bir makam kazandıracaktır. Ramazan ayı gibi vahyin kâinatı aydınlatmaya başladı rahmet ikliminde, Kur'an-ı Kerim'in bir geceyi bin Aydan daha hayırlı kıldığı müstesna bir zaman diliminde insanın zihin dünyasını, gönül, kalp ve yürek alemini müminler için maddi ve manevi şifa kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ile buluşturması insan için bu dünyada elde edilecek en büyük kazanca, ahirette ise ulaşabileceği en büyük makama vesilesi olacaktır.

3.    Mukabele okuyan kişinin nelere dikkat etmesi gerekir?

Mukabele okuyan kişinin niyeti Allah'a güzel bir kul olmak ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak olmalı, ibadet niyetinin dışında hiçbir amaç güdülmemelidir. Mukabele mahza ibadet niyetiyle yapılacağı için mümkün mertebe abdestli okunmalıdır.

Mukabele okuyan kişi takip eden dinleyicilerin durumunu göz önünde bulundurmalıdır. Mukabele takip edenlerin ve dinleyenlerin işitebileceği seviyede yorucu olamyan bir sesle okunmalıdır. Ayrıca takip edenlerin rahat takip edebileceği bir hız ve usul ile tilavet yapılmalı, aşırı hızlı okumaktan ve ibadetin ruhuna uygun olmayan tavırlardan kaçınılmalıdır.

Mukabele tecvit kurallarına uygun, maharici hurufa ve sıfatı hurufa dikkat edilerek itina ve özen ile okunmalıdır. Mukabele okuyuşunda musiki ve makam tilavetin önüne geçmemeli, okuyuş ibadet ruhuna, kur'an-ı Kerim'in kutsiyetine muvafık bir usul ile icra edilmelidir. Mukabelen Hz. peygamber ve Cebrail aleyhisselamın sünneti olduğu bilinciyle okunmalıdır. Mukabele esnasında ibadet makamında olunduğu, dolayısıyla Kur'an tilavetinin arzı endam yeri değil arzuhal makamı olduğu unutulmamalıdır.

4.    Mukabeleyi takip eden kişinin dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

Mukabeleyi takip edenler ve dinleyenler bir ibadet halinde olduklarını gözden kaçırmadan ibadet şuuru ile ve abdesti bir şekilde tilaveti dinlemeliler. Mukabeleye katılan kişiler Kur'an-ı Kerim okumasını biliyor ve mukabeleyi yüzünden takip edebiliyorlarsa mümkün mertebe Kur'an-ı Kerim'i yüzünden takip etmeliler. Çünkü Kur'an-ı Kerim'le fiziki bir temas halinde okuyuşu takip etmek ibadetin kıymetini artıracak, elde Kur'an-ı Kerim'in olması kişinin manevi motivasyonunu artıracak mukabeleyi daha samimi ve ciddiyetle takip etmesine katkıda bulunacaktır. Dolayısıyla mukabeleyi takip edenler mümkün mertebe Kur'an-ı Kerim'den yüzüne bakarak takip etmeli, Kur'an okuyamıyorsa bile Kur'an-ı Kerim'i elinde veya önünde açık bir şekilde bulundurarak Kur'an ile fiziksel ve duygusal bir bağ halinde olmaya dikkat etmelidir. Dinleyiciler mukabele okuyan kişinin ve takip edenlerin dikkatini dağıtacak hallerden kaçınmalı yapılan ibadetin ruhuna uygun edep ve tavır ile mukabeleyi takip etmeliler.

Mukabeleyi okuyanlar ve dinleyenler secde ayetleri okunduğunda secde ayetinin ardından veya cüz bittikten sonra tilavet secdesini yapmayı unutmamalı, unutulduğu taktirde ise aklına geldiğinde tapmalıdır.

5.    Bilgisayar-Tv de sesli okunan Kur'an-ı Kerimi sadece dinleyerek hatim yapılmış olur mu?

Kur’an’ı Kerim hatmi gerçek manada kişinin bizzat kendisinin okumasıyla gerçekleşmektedir. Elektronik ortamlarda okunan Kur'an-ı Kerimler iki şekilde takip edilebilir. Birincisi Camilerde okunan mukabelelerde olduğu gibi Kur'an-ı Kerim'i yüzünden bakarak dinleyebiliriz. Bu durum yüzünden takip ederek dinleme hatmi olur.  İkincisi ise hiç Kur'an-ı Kerim'e bakmadan sadece dinleyerek takip etmiş oluruz, buda sadece dinleme hatmi olmuş olur. Bu iki durumla, takip veya sadece dinleme hatimleri ile Kur'an-ı Kerim'i bizzat ve bilfiil yüzünden okumak gibi olmamakla birlikte elbette kıymetli birer ibadet ifa edilmiş olur. Ancak mukabelede veya Kur’an okumada öncelikli olan kişinin bizzat Kur'an-ı Kerim'i kendisinin okumasıdır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda Kur'an-ı Kerim'i canlı bir sesle bizzat bir kişinin okuyuşundan yüzünden takip etmek tercih edilmelidir. Çünkü aslolan ibadetleri cemaatle yapmaktır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda Kur'an-ı Kerim'i elektronik ortamda okuyan bir sesten kendimiz yüzünden takip ederek dinleyebiliriz. Kur'an-ı Kerim'i sadece dinleyerek, yüzünden takip etmeden dinleme hatmi ise en son alternatif olmalıdır. Bu durumda sadece dinleme hatmi yapmış oluruz. Bu durumların fazilet ve sevap açısından aralarında fark olmakla birlikte elbette her birisinin Allah katında kişinin durumu ve niyetine göre kıymeti vardır. Bu şekilde okuma hatmi, dinleyerek takip etme hatmi veya sadece dinleme hatmi yapmış oluruz.

6.    Tv-bilgisayar-telefondaki Kur'an-ı Kerim'i abdestsiz okumak caiz midir?

Elektronik ortamdaki görseller fiziki birer cisim olmadıkları için Mushaf’a dokunmak gibi bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla elektronik ortamlardan abdestsiz şekilde Kur'an-ı Kerim okumak caizdir. Ancak mukabele gibi bizzat ibadet niyetiyle Kur'an-ı Kerim okuyacak isek ibadetin ruhuna uygun olan ve ibadetin faziletini ve kişiye katkısını artıracak olan abdestli okumaktır. Her durumda mümkünse Kur'an-ı Kerim'i abdestli okumak tercih edilmelidir.

7.    Mukabele okumak ile hatim yapmak arasındaki fark nedir?

Güncel anlamda “Mukabele” Kur'an-ı Kerim'in tamamını Ramazan ayı içerisinde okumayı ifade ederken; “Hatim” ise herhangi bir zamana bağlı kalmaksızın Kur'an-ı Kerim'in tamamını okumayı ifade etmektedir.

8.    Mukabele kelimesinin anlamı nedir?

“Mukabele” kelimesinin lügat anlamı “karşılıklı bir iş yapmak” demektir. Mukabele ile kastedilen asıl anlam ise, Kur'an-ı Kerim’in karşılıklı okunmasıdır.

9.    Mukabele abdestsiz dinlenir mi?

Kur'an-ı Kerim’i abdestsiz dinlemek caizdir. Ancak mukabele gibi bizzat ibadet niyetiyle Kur'an-ı Kerim okuyacak veya dinleyecek isek Kur'an-ı Kerim’e bizzat fiziken temas etmesekte ibadetin ruhuna uygun olan ve ibadetin faziletini ve kişiye katkısını artıracak olan abdestli okumak veya dinlemektir.

10.  Kadınlar Adetliyken mukabele okuyabilir mi ?

Adet durumunda Kur'an-ı Kerim okumak ve Kur'an’a dokunmak caiz değildir.

11. Adetliyken dinlenilen cüzler mukabele için geçerli olur mu?

Âdet durumunda yapılabilecek uygulamalar sadece Kur'an-ı Kerim'e dokunmaksızın ve okumaksızın Kur’an’a bakarak yüzünden takip etmek veya dinlemektir. Âdetli kişinin Kur'an-ı Kerim'i gözüyle takip etmesinde veya dinlemesinde bir mahsur yoktur. Ancak mukabele ibadet niyetiyle yapılan bir okuma veya dinleme olduğu için adet durumunda ertelenip, tilavetin takib edilmesi veya dinlemenin yapılması ibadet edebilecek bir durumdayken tercih edilmelidir.

10.    Mukabeleye niyet etmek gerekir mi?

Mukabeleye katılmak Fiili bir niyettir, ayrıca niyete gerek yoktur.

11.    Mukabele okunurken secde ayetleri gelince ne yapılır?

Secde ayetleri okunduğunda uygun olan tilaveti bölmeden cüz bittikten sonra secdenin yapılamsıdır. Bireysel olarak okuyanların secdeyi unutması ihtimali durumunda ise hemen secde ayetinden sonra da secde yapılıp tilavete devem edilebilir.

12.    Mukabelede hızlı okumak caiz mi?

Mukabele ibadet niyetiyle yapılan bir tilavettir, özen ve itina ile icra edilmelidir. Harflerin ve kelimelerin anlaşılır şekilde ifade edilmediği Kur'an-ı Kerim usulüne uygun olmayan hızlı ve özensiz okuyuşlar kişiyi manevi mesuliyet altına almaktadır.

13.    Mukabele okumak-dinlemek sevap mıdır?

Kur'an-ı Kerim okumak ve dinlemek başlıbaşına bir ibadettir. Bizzat Kur'an-ı Kerim’de ve hadislerde Kur'an’ın okunması ve dinlenilmesi ile ilgili birçok ayet ve hadis vardır.

Kur'an-ı Kerim kainatın sahibi olan yüce Rabbimiz’in insanlığa gönderdiği mucizevî ve eşsiz bir rehberdir. Allah Kelamı Kur'an-ı Kerim’i okumak başlı başına bir ibadettir. Öncelikle farkında olmalıyız ki ki Kur'an-ı okumakla yüce Rabbimiz’in kainatı şereflendirdiği ve Hz. Peygamberin kalbine inen kelamıyla kendimizi şereflendirmiş olmaktayız. Ayrıca bu kitabın ilk muhatabı olan vahiy meleği Cebrail aleyhisselam başta olmak üzere âlemlere rahmet Hz. Peygamber efendimiz aleyhissalatu vesselam ve O’nun aziz dostları olan Ashâb’ı Kirâm ile Kur'an-ı Kerim'i okuma ve onu tilâvet etme anlamında ortak bir noktada buluşmanın ulvî duygusunu yaşarken onlarla aynı iklim ve atmosferi teneffüs etmekte ve Efendimiz’in Kur'an-ı Kerim'i okuma sünnetini ifa etmekteyiz.
İnsanın Maddi ve manevi dünyasını yüce Allah'ın âlemlere ikram etmiş olduğu en büyük nimet olan Allah Kelamı ile buluşturması insana iki cihan saadeti için eşsiz bir fırsat sunarken, bu dünyada müstesna bir kazanç olacak, Ahiret aleminde ise insana Allah katında çok kıymetli bir makam kazandıracaktır. Ramazan ayı gibi vahyin kâinatı aydınlatmaya başladı rahmet ikliminde, Kur'an-ı Kerim'in bir geceyi bin Aydan daha hayırlı kıldığı müstesna bir zaman diliminde insanın zihin dünyasını, gönül, kalp ve yürek alemini müminler için maddi ve manevi şifa kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ile buluşturması insan için bu dünyada elde edilecek en büyük kazanca, ahirette ise ulaşabileceği en büyük makama vesilesi olacaktır.

14.    Tek başına Kur’an okunursa mukabele olur mu?

Mukabelede aslolan Kur'an-ı Kerim’in Ramazan ayında cemaat ile beraber hatmedilmesidir. İbadetlerin cemaat halinde yapılaması teşvik edilmiştir, çünkü cemaatin ayrı bir bereketi ve hikmeti vardır. Ancak cemaatle mukabele okuma veya takip etme imkanı olmayanlar tek başına da mukabele niyetiyle Kur'an-ı Kerim'i hatmedebilirler.

Kaynak

Diyanet Haber
[attachment=184002]

Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi

Gottfried Wilhelm Leibniz (1 Temmuz 1646, Leipzig - 14 Kasım 1716, Hannover), Alman matematikçi, filozof, hukukçu ve dönemin idarecilerine danışmanlık yapmış bir entelektüeldir. Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar. Leibniz, Isaac Newton’dan bağımsız olarak "Sonsuz küçük" teorisini geliştirdi. Leibniz'in bu formülü yayınlandığından bu yana hâlâ kullanılmaktadır. Geliştirdiği homojenitenin deneyüstü kanunu ve süreklilik yasası yirminci yüzyılda matematiksel karşılık buldu (standart dışı analiz aracılığıyla). Mekanik hesaplayıcılar alanında en üretken insanlardan biri oldu. Pascal’ın hesaplayıcısına otomatik çarpma ve bölme fonksiyonlarını eklemeye çalışırken, 1685'te çarklı hesaplayıcıyı ilk tanımlayan insan oldu ve aritmometre -ilk toplu üretilen mekanik hesaplayıcı- kullanarak Leibniz çarkını icat etti. Ayrıca ikili sayma sistemini rafineleştirdi, bu çalışması tüm dijital hesaplayıcıların soyut temelini oluşturdu.

Leibniz felsefede optimizmi ile tanınır. Örnek olarak, evren hakkındaki çıkarımı, sınırlı bir algıyla büyük olasılıkla tanrının yaratılmış olduğudur. Leibniz, Rene Descartes ve Baruch Spinoza ile beraber rasyonalizmin 17. yüzyıldaki en büyük savunucularından biri oldu. Leibniz'in çalışmaları öncelikli olarak modern mantık ve analitik felsefe üzerine yoğunlaşmıştı, fakat felsefesi skolastik geleneği de irdeledi. Çıkarımları ampirik kanıtlarla değil, geçerli sebeplerin ilk prensipleri ve öncel tanımları ile oluşturuldu.

Leibniz fizik ve teknolojiye büyük katkılar sağladı ve öngördüğü kavramlar çok daha sonra felsefe, olasılık teorisi, biyoloji, tıp, jeoloji, psikoloji, dil bilim ve bilgisayar bilimi alanlarında su yüzüne çıktı. Felsefe, politika, hukuk, etik, teoloji, tarih ve filoloji alanlarındaki çalışmalarını yazdı. Leibniz'in tüm bu alanlara yaptığı katkılar çeşitli mecmualara, on binlerce mektuba ve yayınlanmamış el yazılarına dağılmıştı. Yazılarında birkaç dil kullandı, fakat öncelikli olarak Latince, Fransızca ve Almanca dillerinde yazdı. Leibniz'in tüm yazılarının toplandığı eksiksiz bir kaynak bulunmamaktadır.

Yaşamı
İlk yıllar


Gottfried Leibniz 1 Temmuz 1646'da (1648'de bitecek Otuz Yıl Savaşları'nın son dönemlerinde) Friedrich Leibniz ve Catharina Schmuck'un oğlu olarak Leipzig'de doğdu. Leibniz'in doğduğu gün babası Friedrich aile güncesine; “Oğlum Gottfried Wilhelm 21 Haziran [NS: 1 Temmuz] 1646 akşam saat altıdan sonra dünyaya geldi.” notunu düştü. Babası Leibniz henüz altı yaşındayken öldü ve bu olaydan sonra annesi tarafından büyütüldü. Annesinin öğrettikleri Leibniz'in felsefi düşüncelerini ileriki yaşamında etkilemiştir.

Leibniz'in babası Leipzig Üniversitesi'nde Ahlak Felsefesi Profesörüydü ve kendisine babasının kişisel kütüphanesi miras kaldı. 7 yaşından sonra bu kütüphaneye ücretsiz erişim hakkı kazandı. Leibniz'in o dönemki okul işleri dinî otoritelerin öğretilerine yoğunlaşmışken, babasının kütüphanesi geniş bir çeşitlilikte olan felsefi ve teolojik çalışmaları araştırmasına olanak sağladı. Babasının kütüphanesine erişiminin olması ve çoğunlukla Latince yazılmış olan kaynaklar 12 yaşındayken Latincede uzmanlaşmasına önayak oldu. Buna ek olarak, 13 yaşındayken üç yüz adet altı ayaklı dizeden oluşan bir şiiri okul tarafından düzenlenen özel bir etkinlikte yazdı.

15 yaşındayken babasının eski üniversitesine kaydoldu ve felsefe bölümündeki lisans öğrenimini 1662 yılında tamamladı. 9 Haziran 1663'te bireyselleşme prensibi üzerine yazdığı DisputatioMetaphysica de Principio Individui tezini savundu. 7 Şubat 1664'te felsefe üzerine yaptığı yüksek lisansını tamamladı. Aralık 1664'te felsefe ve hukuk arasındaki teorik ve pedagojik bağı irdelediği Specimen Quaestionum Philosophicarum ex Jure collectarum uzmanlık tezini yayınladı ve savundu. Bir yıllık resmî çalışma döneminden sonra, 28 Eylül 1665 tarihinde hukuk lisans diplomasını aldı.

1666'da henüz yirmi yaşındayken ilk kitabı olan De Arte Combinatoria kitabını yayınladı ve bu kitabın ilk kısmını felsefe doktorası tezine ayırdı. Bir sonraki hedefi 3 yıl sürecek bir eğitimle hukuk üzerine lisans ve doktorasını yapmaktı. Leipzig Üniversitesi 1666'da Leibniz'in doktora başvurusunu yaşının fazla genç olmasından dolayı reddetti. Bunun ardından Leibniz Leipzig'den ayrıldı.

Leibniz bundan sonra Altdorf Üniversitesi'ne kaydoldu ve neredeyse hemen, muhtemelen daha önceden Leipzig Üniversitesi'nde çalıştığı bir tezini yayınladı. Tezin başlığı Disputatio Inauguralis De Casibus Perplexis In Jure idi. Kasım 1666'da Leibniz hukuk lisansı ve hukuk doktorasını tamamladı. Daha sonra “fikirlerim tamamen farklı bir yöne kaydı” diyerek Altdorf Üniversitesi'nin akademik atamasını geri çevirdi.

Yetişkinlik döneminde kendisini “Gottfried von Leibniz” olarak tanıttı. Öldükten sonra yayınlanan yazılarında ise adı “Freiherr G. W. von Leibniz.” olarak geçti. Fakat, herhangi bir modern devletin dokümanlarında böyle bir asillik unvanı bulunamadı.

1666-1674


Leinbiz Nuremberg'de maaşlı simyacı olarak çalıştı, fakat bu konumda adı fazla duyulmadı. Yakın bir zaman sonra Mainz'in seçmen prensi Johann Philipp Schönborn'un görevinden azledilmiş başvekili Johann Christian von Boyneburg ile tanıştı. von Boyneburg Leibniz'i asistanı olarak işe aldı ve kısa bir zaman sonra seçmen prense tanıttı. Leibniz iş kazanmak umuduyla hukuk üzerine yazılmış bir makalesini seçmen prense adadı. Strateji işe yaradı ve seçmen prens Leibniz'den seçmenleri için yeni bir kanunname yazmaya yardım etmesini teklif etti. Leibniz 1699'da Temyiz mahkemesi'nde yargıç yardımcılığına atandı. von Boyneburg'un 1672'deki ölümüne rağmen, Leibniz 1674'e kadar von Boyneburg'un dul eşi için görevinden azledilene kadar çalıştı.

von Boyneburg Leibniz'in itibarını fazlasıyla artırdı, sonrakinin muhtırası ve mektupları olumlu bildirimler almaya başladı. Leibniz'in seçmen prensine yaptığı hizmetleri diplomatik bir rol takip etti. Polonyalı imgesel bir asilzadenin mahlası altında isimdi makalesini yayınladı ve bu makalesinde (başarısız bir şekilde) Alman bir adayın Polonya tahtına aday olma durumunu irdeledi. Leibniz'in yetişkinlik döneminde Avrupa jeopolitiği üzerindeki en etkin güç ardındaki askeri ve ekonomik kudret ile Fransa kralı XIV. Louis'in hırsıydı. Aynı süreçte 30 Yıl Savaşları Avrupa'daki Almanca konuşan nüfusu fazlasıyla yordu, ayrıştırdı ve ekonomik olarak geriye sürükledi. Leibniz Almanca konuşan Avrupa'yı korumak için Louis'in dikkatinin dağıtılması gerektiğini önerdi. Mısır'ın alınması sıçrama tahtası olarak kullanılarak hemen ardından plana koyulacak Hollanda Doğu Hint Adaları'nın işgali ile Fransa ikna edilebilirdi. Buna davete karşılık, Fransa Almanya'dan ayrılmaya karar verebilir ve Hollanda işin içine karıştırılmayabilirdi. Bu plan seçmen prensin temkinli desteğini aldı. 1672'de Fransa hükûmeti Leibniz'i Paris'e görüşmeye davet etti, fakat Fransa-Hollanda Savaşı'nın patlak vermesiyle beraber arka plana atıldı ve durum ile ilişkisiz bir hale geldi. Napolyon'un 1798 Mısır işgalinde başarısız olması Leibniz'in planının geç bir uygulaması olarak görülebilir.

Bundan dolayı, Leibniz Paris'teki birkaç yılına başladı. Vardıktan hemen sonra Hollandalı fizikçi ve matematikçi Christiaan Huygens ile tanıştı ve kendi matematik-fizik bilgisinin yarım yamalak olduğunu fark etti. Huygens'i akıl hocası aldı ve ileride diferansiyel-integral kalkulus'un keşfi de ek olarak bu iki disipline büyük büyük katkılar sağlayacağı bireysel çalışmalarına başladı. O zamanların önde gelen Fransız filozofları Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld ile tanıştı. Descartes ve Pascal'ın yayınlanmamış yazılarını yayınlandıkça çalışmaya devam etti. Alman matematikçi Ehrenfried Walther von Tschirnhaus ile arkadaş oldu ve yaşamlarının sonuna kadar yazışmayı sürdürdüler. 1675 yılında akademiye olan ilgi yoksunluğuna rağmen Fransa Bilim Akademisi'nden onursal üyelik verildi.

1673'te Fransa'nın Leibniz'in Mısır planını uygulamayacağı netleşince, seçmen prens Leibniz'i Londraya seçmen prensin kuzeninin de ona eşlik etmesiyle beraber gönderdi ilişkili bir görev için gönderdi. Kendi tasarladığı ve 1670'den bu yana üzerinde çalıştığı hesap makinesini Kraliyet Cemiyeti'nde tanıttı. Makine dört temel işlemi yapabiliyordu (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme) ve Kraliyet Cemiyet'i onu hemen harici üye yaptı. Seçmen prensin ölüm haberiyle beraber görevi yarıda kesildi ve Leibniz acilen Paris' döndü. Ardından planlandığı gibi Mainz'e gitti.

İki patronunun erken ölümünden dolayı Leibniz'e yeni bir kariyer zemini gerekiyordu. Bu bakımdan, 1669'daki Brunswick Dükü'nün daveti vahimdi. Leibniz daveti reddetti fakat 1671'de Dük ile yazışmalara başladı. 1673'te entelektüel dürtülerini tatmin edebilen şehir olan Paris'te iş olasılığı kalmayınca isteksiz bir biçimde Dük'ün danışmanlık teklifini kabul etti.

Hannover Evi, 1676-1716

Leibniz Hannover'e 1676'daki varışını daha sonra Newton tarafından Newton'un kalkulus üzerine yayınlanmamış çalışmalarını göstermekle suçlanacağı Londra'ya kısa bir gezi için erteledi. Bu gezi on yıllar sonra suçlamanın bir kanıtı olarak iddia edilecekti. Leibniz Londra'dan Hannover'e olan gezisinde mikroorganizmaları bulan Leeuwenhoek ile tanıştığı The Hague'de konakladı. Ayrıca birkaç gününü the Ethics başyapıtını henüz tamamlamış olan Spinoza ile yoğun tartışmalara ayırdı. Leibniz onun güçlü zekasına hayran kaldı fakat, Spinoza'nın Ortodoks Hristiyanlık ve Yahudilik üzerine yaptığı çalışmalarında karşısına çıkan ikilemler, daha sonra bu varsayımları kavrayacak olan Leibniz'i dehşete düşürdü.
'1677'de kendi teklifiyle ve desteklenerek hayatının sonuna kadar aynı makamda kalacağı adalet özel danışmanlığına atandı. Leibniz tarihçi, politik danışman ve Dük'ün kütüphanecisi olarak Brunswick Evi'nde ardı ardına üç Dük'e hizmet etti. Özel kalemini Brunswick Evi de ek olarak çeşitli politik, tarihi ve teolojik konular üzerine çalıştırdı; bu dokümanlar o dönemki tarihi kayıtların değerli bir bölümünü oluşturur.

Leibniz bu dönem içerisinde Dük'ün eşi seçmen prenses Sophia (1630-1714), onun kızı olan Prusya Kraliçesi Charlotte (1668-1705) ve II. George'un eşi olacak olan Ansbachlı Caroline için danışmanlık yaptı ve onlarla arkadaş oldu. Charlotte aynı zamanda gelecekteki Büyük Britanya Kralı I. George'un kardeşidir. Bu yüzden bu kadınlar yaşamsal konularda Leibniz'in kendileri için eşlerinden daha çok yardımcı olduğunu kabul ettiler.

Hannover'in nüfusu 10.000 civarındaydı ve bu yerin taşra kısmı eninde sonunda Leibniz'i rahatsız edecekti. Fakat, özellikle Leibniz'in etkisi ile beraber Brunswick Evi'nin itibarındaki artış ve bu evin baş saray adamı olmak onur vericiydi. 1692'de Brunswick Dükü Kutsal Roma İmparatorluğu'nun varis seçmen prensi oldu. İngiliz veraset kanunu (1701) Kral III. William ve onun üvey kardeşi Kraliçe Anne ölmeden hemen önce seçmen prenses Sophia ve onun kanından gelenleri İngiltere Kraliyet ailesine müdahil etti. Leibniz bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinde rol oynadı fakat, çok etkili sayılmazdı. Örneğin, Brunswick'i desteklemek için yazdığı anonim yazılar İngiliz parlamentosu tarafından resmî olarak engellendi ve kınandı.

Brunswickliler Leibniz'in saray adamı olarak yerine getirdiği görevleriyle bağlantısız olarak meşgul olduğu kalkulusu mükemmeleştirme, matematiğin diğer konularında yazı yazma, mantık, fizik ve felsefe üzerindeki çalışmalarına tolerans gösterdi. 1674'te kalkulus üzerine çalışmaya başladı, geriye kalan defterlerindeki çalışmalarının en erken kanıtı 1675'tedir. 1677'de elinde tutarlı bir sistem vardı fakat 1684'e kadar yayınlamadı. Leibniz'in matematik üzerine gerçekleştirdiği en önemli çalışmaları genellikle kendisi ve Otto Mencke'nin 1682'de kurduğu Acta Eruditorum dergisinde 1682 ve 1692 yılları arasında yayınlandı. Bu dergi Leibniz'in matematik ve bilim mevkilerinde itibarını artırmada anahtar rol oynadı. Buna ek olarak; diplomasi, tarih, teoloji ve felsefe alanlarında da saygınlığı arttı.

Seçmen prens Ernest Augustus hanedanlık üzerindeki hırsını artıracağını umarak Leibniz'den Şarlman döneminden başlamak üzere House of Brunswick'in tarihini yazmasını istedi. Leibniz bu proje için arşivsel materyal toplamak için 1687 ve 1690 yılları arasında Almanya, Avusturya ve İtalya'da fazlasıyla gezdi. On yıllar geçti fakat herhangi bir tarihi belge elde edilemedi, bir sonraki seçmen prens Leibniz'in bu işi ağırdan aldığından şüphelendi. Leibniz projeyi asla bitirmedi çünkü konu içeriği fazlasıyla genişti, ayrıca arşivsel kaynaklara dayanan ve titiz bir şekilde araştırılması yapılmış bilgi içeriği yüksek bir kitap yazma konusunda ısrarcıydı. Patronları soykütükleri üzerine bilgi ve biraz yorum taşıyan, küçük ve popüler bir kitap mutlu edebilirdi ve bu süreç muhtemelen üç yıl ya da daha az sürerdi. Leibniz'in kendine verilen görevi adil bir şekilde yerine getirdiği onlar tarafından bilinmedi. Leibniz'in Brunswick Evi'nin tarihi hakkında topladığı materyallerden yazdığı dokümanlar en nihayetinde 19. yüzyılda basıldı ve üç cildi doldurdu.

1708'de Kraliyet Derneği dergisinde yazan John Keill, Leibniz'in Newton'un kalkulusunden intihal yaptığını iddia etti. Böylelikle, Leibniz'in geriye kalan yaşamını karartacak kalkuluste üstünlük tartışması başladı. Kraliyet Derneği'nin yürüttüğü resmî soruşturmada (Newton onaylanmamış katılımcıydı) Leibniz'in suçlamayı tasdik ederek, sözünden dönmeyi talep etmesi için girişimde bulunuldu. 1900'lerden bu yana matematik tarihçileri Leibniz'i aklamak için Leibniz ve Newton'un kalkulus versiyonlarının birbirinden çok farklı yanları olduğunu belirttiler. Leibniz'in 1669-1704 yılları arasındaki yazıları, yazışmaları ve notları Polonya Millî Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

1711'de Rus çarı Büyük Peter kuzey Avrupa'yı gezerken Hannover'de durdu ve Leibniz ile tanıştı ve kendisinin ilgisini Rus meselelerine çekti. 1712'de iki yıl kalacağı Viyana'da yaşamaya başladı. Burada Habsburgs'taki İmparatorluk Mahkemesi'ne konsey üyesi olarak atandı. Kraliçe Anne'in 1714'teki ölümünden sonra 1701 veraset kanunu gereğince I. George İngiltere Kralı oldu. Leibniz bu mutlu olay için fazlaca çalışmasına rağmen, bu onun için bir zafer anlamına gelmiyordu. Galler Prensesi Ansbachlı Caroline'in araya girmesine rağmen, Leibniz'in 30 yıl önce verilmiş olan Brunswick Evi'nin tarihi kitabını tamamlamadan Londra'ya girişi I. George tarafından yasaklandı. Buna ek olarak, Leibniz'i Londra Sarayı'na kabul etmek, kalkuluste üstünlük tartışmasını kazanmış olarak görünen Newton'u aşağılamak olarak algılanabilirdi. Son olarak, onun biricik dostu ve savunucusu dul prenses seçmen Sophia 1714 yılında öldü.

Ölümü

Öldüğünde sekreteri haricinde kimse cenazesine katılmamıştır. Leibniz uzun süreler boyunca Royal Society ve Berlin Academy of Sciences üyesi olmasına rağmen, bu kuruluşlar onun ölümüyle ilgilenmediler. Cesedinin, 50 yıl boyunca, kimliği belirlenemedi. 1700'de Paris'teki the Academie des Sciences'a yabancı üye olarak kabul edilmeden önce, Fontenelle onu methetmişti. Bu methiye Orleans Düşesi'nin emriyle bestelenmiştir, a niece of the Electress Sophia.

Kişisel hayatı

Leibniz hiç evlenmedi. Parasızlıktan yakınıyordu, fakat onun tek varisi, kızkardeşinin üvey oğlu, Brunswicks'ten iyi para aldığını doğruladı. Diplomatik gayretlerinde, vicdansızlığın eşiğindeydi ki bu dönemin diplomatları arasında çok yaygın olan bir durumdu. Çeşitli vesilelerle, elyazılarının tarihleriyle oynadı bu durum onu kötü bir konuma soktu kalkülüsle ilgili anlaşmazlıklarında. Diğer taraftan, hayal gücü yüksek, cana yakın, kültürlü ve espriliydi. Onun Avrupa'da birçok arkadaşı ve hayranı vardı. Bazı biyograflar tarafından teist olarak tanımlansa da, mucizelere ve evrende İsa'nın bir rolü olduğuna inanmadığı için deist olarak da görülür.

Leibniz'in felsefi görüşü parçalı bir yapı olarak ortaya çıkar, çünkü felsefi yazıları ağırlıklı olarak bir sürü küçük parçanın birleşiminden oluşur: ölümünden çok sonra yayınlanan gazete makaleleri, el yazmaları ve muhabirlere olan birçok mektubu. Kitap boyutunda yalnızca iki felsefi risale yazdı ve bunlardan yalnızca theodice of 1710 kendisi hâlâ hayattayken yayınlandı. Leibniz, Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld arasında süregelen tartışmalara istinaden bir eleştiri niteliğinde 1686 yılında tefsir ettiği metafizik üzerine söylemler adlı çalışmasıyla filozofluğa adım atmıştır. Bu, Arnould'la arasında geniş kapsamlı ve kıymetli bir mektuplaşmaya sebebiyet verdi. Bu eser, 19. yüzyılın başlarına kadar basılmadı. Leibniz 1695'te New System of the Nature and Communication of Substances adlı makalesiyle Avrupa felsefesi dahilinde halkla ilk temasını gerçekleştirdi. 1695 ve 1705 yılları arasında, New Essays on Human Understanding adlı, John Locke'un 1690 An Essay Concerning Human Understanding adını taşıyan eseri üzerine kapsamlı eleştirisini yazdı, fakat 1704 yılında Locke'un ölüm haberini aldığında, eseri yayınlama konusunda duyduğu heyecanı kaybetti ve “New Essays” eseri 1765 yılına değin basılamadı.

1714'te yazdığı ve ölümünden sonra yayınlanan Monadologie 90 aforizmadan oluşmaktadır. Leibniz, Spinozayla 1676'da tanışıp onun yayınlanmamış bazı elyazmalarını okuduğundan beri, Spinoza'nın bazı fikirlerini benimsediği düşünülür. Leibniz, Spinoza'ya hayranlık duyarken, Spinoza tarafında net bir şekilde dehşete düşürülmüştür, özellikle de Hristiyan Ortodoksluğu üzerine tutarsızlığı ile ilgili. Descartes ve Spinoza'dan ayrı olarak, Leibniz'in kusursuz bir üniversite geçmişi vardır felsefe üzerine. Leipzig'deki tez hocası olan profesör Jakob Thomasius’dan çok etkilenmiştir. Aynı zamanda, bir İspanyol düzenbaz olan ve Lüteriyen üniversitelerde bile saygı duyulan Francisco Suárez de Leibniz’in severek okudukları arasındadır. Leibniz’ın yeni metotlara ve Descartes, Huygens, Newton ve Boyle’un elde ettiklerine derin bir ilgisi vardır. Fakat onları aşırı skolastik nosyonlar tarafından renklenmiş bir gözle inceledi. Hâlâ, Leibniz’in metotları ve ortaya koydukları 20. yüzyılın mantık, analitik ve linguistik felsefesini öngörmüştür.

Felsefi ilkeleri

Leibniz’ın ilgilendiği ilkeler (felsefenin yedi temel ilkesi):[1]

    Özdeşlik/karşıtlık. Eğer bir önerme doğruysa, o zaman tersi de yanlıştır.
    Ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği. İki farlı şeyin tüm özellikleri ortak olamaz. Eğer x’in olan her söylem aynı zamanda y’nin ise, x ve y özdeşlerdir.; iki şeyin farksız olduğunu varsaymak, tek bir şeyin iki ismi olduğunu varsaymaktır. Modern mantık ve felsefede sıklıkla başvurulan "ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği" genellikle Leibniz'in yasası olarak bilinir. Büyük tartışmalara ve eleştirilere yol açmıştır, özellikle de parçacık felsefesi ve kuantum mekaniği konularında.
    Yeter neden; "Bir şeyin var olması, bir olayın gerçekleşmesi veya bir doğrunun ortaya çıkması için yeterli bir neden olmalıdır."[2]
    Ön-verili harmoni.[3] "Her maddenin düzgün doğası gösterir ki birine olan hepsine olana tekabül eder, yalnız, birinin diğeri üzerinde doğrudan bir etkisi olmaksızın."

(Discourse on Metaphysics, XIV) Düşen bir bardak kırılır, yerin etkisinin bardağı parçalanmaya zorlamasından dolayı değil de, bardağın yere düştüğünü “bilmesi”nden dolayı.

    Süreklilik yasası. Natura non saltum facit ("Doğada atlamalar olmaz").
    Optimizm. "Tanrı her zaman en iyisini seçer."[4]
    Çokluk. Leibniz özgün olan ihtimalleri, tüm ihtimallerin dünyasından en iyisinin hayata geçireceğine inanmıştır ve Théodicée’de bu tüm ihtimallerin dünyasının en iyisinin tüm ihtimalleri içerdiğini, sonsuzluk içerisindeki sonlu deneyimlerimizin doğanın mükemmeliyetine karşı çıkamayacağını öne sürmüştür.[5]

Leibniz fırsat buldukça herhangi bir ilkenin savunmasını vermekle uğraştı, ama çoğu zaman onlara kesin gözüyle baktı.[6]

Zerreler

Leibniz'in metafiziğe yaptığı en bilinen katkı, Monadologie’de ortaya çıkan, zerreler teorisidir. Leibniz’a göre, zerreler bulanık algılı temel parçacıklardır. Zerreler René Descartes’ın parçacığın mekanik felsefesiyle karşılaştırılabilir. Zerreler evrenin nihai başlangıcıdırlar. Zerreler “oluşun önemli biçimleri” sözü edilen özelliklerle beraber: onlar ebedilerdir, parçalarına bölünemezler, özgün, kendi yasalarına tabidirler, etkileşime girmezler ve her biri ön verili bir harmonide tüm evreni yansıtır (Panpsixzm'in tarihsel olarak önemli bir örneği). Zerreler kuvvetin merkezleridir; töz kuvvetti, uzay, madde ve hareket sadece birer fenomen iken. Zerrelerin ontolojik özü, onun indirgenemez basitliğidir. Atomların aksine, zerreler hiçbir maddesel veya uzamsal özelliği yoktur. Ayrıca onları atomlardan ayıran bir diğer şey ise tümüyle karşılıklı bağımsızlıklarıdır, yani zerreler arasındaki etkileşim sadece görünürdür. Ön-verili harmoni ilkesine binaen değil de, her zerre önceden hazırlanmış kendine mahsus bir dizi talimatı izler, böylece her zerre ne yapacağını her an “ bilir”. (Bu “talimatlar” atomaltı parçacıklara talimat veren bilimsel yasaların bir benzeri olabilir.) Bu esas talimatlar nedeniyle, her zerre evrenin küçük bir aynasıdır. Zerreler "küçük” olmak zorunda değildirler; Örneğin, özgür iradenin problemli olduğu durumlardaki her insanoğlunu  bir zerre oluşturur.

Tanrıbilim ve optimizm

(Burada “optimism” kelimesi, “olumlu bir umutluluk hali”nden ziyade “en uygun” manasında kullanılmıştır). Tanrıbilim, bunların (kusurlu yapıların), ihtimal dahilindeki bütün dünyalar için en uygun seçenek olduğu iddiasıyla, dünyanın bariz kusurlarını meşrulaştırma çabasındadır.  Her şeyi bilen, en güçlü olan -ve daha iyisini yaratmak kendince mümkünken kusurlu bir dünya yaratma ihtimali olmayan- Tanrı tarafından meydana getirildiği için, bu dünya en dengeli ve en iyi ihtimaldir. Aslına bakılırsa, bu dünyadaki tanımlanabilir aşikar kusurlar; ihtimal dahilindeki bütün dünyalarda var olmalıdır; çünkü aksi takdirde Tanrı bu kusurları içermeyen bir dünya yaratmayı yeğlerdi. Leibniz, teolojinin ve felsefenin su götürmez doğrularının birbiriyle çelişemeyeceğini iddia eder. Çünkü; gerekçelerin de inancın da tanrının nimetleri olduğunu, dolayısıyla aksini iddia etmenin, Tanrı'nın kendisiyle çeliştiği anlamına geleceğini söyler Tanrıbilim, Leibniz'in kendine has felsefi sistemiyle Hristiyanlığın temel ilkelerine ilişkin yaptığı tefsirleri uzlaştırma teşebbüsüdür. Bu proje, motivasyonunu Leibniz'in inancından aldı, Aydınlanma döneminde birçok muhafazakâr filozof ve din bilimci tarafından paylaşıldı; en azından, Hristiyanlık dininin çağdaş ve aydın tabiatı içinde, Hristiyanlık ve Batı temelli olmayan ilkel inanışlar için yapılan kasıt güdülen kıyaslamalarda tanımlandı. Aynı zamanda Leibniz'in insan tabiatının mükemmelliği (Şayet insanlık, doğru felsefe ve teoloji konularında güvenilir bir kaynak olarak kabul edilirse) ve metafiziksel gerekliliklerin ussal ve mantıksal bir yapıya dayandırılması gerekliliğine (Her ne kadar bu metafiziksel nedensellik fiziksel gerekliliklerden ötürü açıklanamaz gibi gözükse de. Zira doğa yasaları bilim tarafından tanımlanır) ilişkin inanışlarıyla şekillendi. Çünkü gerekçeler ve inanç uzlaştırılmalıdır ve bir nedenle açıklanamayan inanç ilkeleri reddedilmelidir. Leibniz daha sonra, Hristiyan teizminin temel eleştirilerinden birine başvurdu: Şayet Tanrı en büyük, en iyi ve en bilge ise, şeytan Dünya'ya nasıl geldi? Leibniz'in yanıtı şöyleydi: Tanrı sınırsız bir bilgeliğe ve güce sahip olduğu halde, onun beşeri yaratıları, yaradılışları gereği kısıtlı bilgiye ve güce sahiplerdi. Bu durum, insanın yanlış inançlara kapılmasına, yanlış kararlar vermesine ve girişimlerinde etkisiz pratiklerde bulunmalarına ortam sağlar. Tanrı, insanlara keyfi bir şekilde acı ve elem yaşatmaz, bunun yerine, ahlakı şeytan(günah) ve fiziksel şeytan(acı)’yı var etti.

Sembolik Düşünce

Leibniz insan muhakemesinin önemli bir kısmının hesaplamalara indirgenebileceğine inandı ve bu hesaplamalar düşünce farklılıklarını çözümleyebilirdi :

Muhakemelerimizi arındırmanın tek yolu onları matematikçilerin ele aldığı gibi somutlaştırmaktır, böylelikle hatalarımızı tek bakışta bulabilir ve bireyler arasında ihtilaf çıktığında bunu söyleyebiliriz : Hadi hesaplayalım [calculemus], telaşa mahal vermeden kimin doğru olduğunu görebilmek için.

Leibniz’in sembolik mantığa benzeyen kalkulus muhakemecisinin bu tür hesaplamaları mümkün kıldığı görüldü. Leibniz, şu an el ile sembolik mantığı filizlendirmek –dolayısıyla kendi kalkulusunu- amacıyla okunabilecek muhtırayı yazdı. Fakat Gerhard ve Couturat bu yazıyı modern resmi mantık Frege’nin Begriffsschrift’inde, Charles Sanders Peirce ve öğrencilerinin 1880’lerdeki yazılarında ortaya çıkana kadar  yayınlamadı. Böylelikle Boole ve De Morgan bundan çok sonra 1847’de bu mantığa başladı.

Leibniz sembollerin insan kavrayışında önemli olduğuna inandı. İyi simgelerin geliştirilmesine çok önem verdi ve bu simgeleri matematik üzerine yaptığı buluşlarına atfetti. Sonsuz küçükler hesabı için geliştirdiği simge, bu konudaki yeteneği üzerine örnek gösterilebilir. 19. Yüzyıl’da göstergebilimin öncüsü C.S. Peirce Leibniz’in sembol ve simge tutkusunu paylaştı ve bunların matematik ve mantıkta esas olduğuna inandı.

Fakat Leibniz spekülasyonlarını daha da ileriye götürdü. Karakteri herhangi bir şekilde yazılmış sembol olarak tanımlarken, “gerçek” karakteri bir düşünceyi direkt olarak temsil eden sembol olarak tanımladı ve bu bir kelimenin düşünceyi somutlaştırması kadar basit değildi. Mantık simgeleri gibi gerçek karakterler muhakemeyi kolaylaştırmaya hizmet eder. Onun zamanında iyi bilinen Mısır hiyeroglifleri, Çin karakterleri, astronomi ve kimya sembollerini'nin gerçek karakterler olmadığını varsaydı. Ayrıca, Leibniz her düşüncenin bir “gerçek” karakter ile ifade edilebileceği insan düşünce alfabesi, characterica universalis’in veya “genel karakteristik” in yaratılmasını önerdi.

Eğer insan düşüncelerini tam anlamıyla ifade edebilecek karakterler bulunursa, aritmetik ve geometride yapılabilecek herhangi bir işlem bu semboller ile insan muhakemesi üzerine yapılabileceği açıktı. İnsan muhakemesine yapılabilecek tüm araştırmalar bu karakterler transpoze edilerek ve bunun matematiğin bir kolu olması sağlanarak yapılabilirdi.

Karışık fikirler karakterler kombine edilerek basitleştirebilir ve ifade edilebilirdi. Leibniz, Gödel numaralamasının çarpıcı öngörüsü olarak asal çarpanlara ayırma yönteminin eşsizliğinin  asal sayılar için genel karakteristikte çok önemli bir rolü olduğunu gördü. Bunu varsayarak, asal sayıları kullanarak basit kavramları numaralandırmanın sezgisel ve belleksel bir yolu yoktu. Leibniz'in muhakeme üzerine evrensel dil ve semboller kullanarak hesaplamalar yapılabileceğine dair düşüncesi, ölçümlerin evrensel dilleri tanımladığı Turing tamlığında olduğu gibi 20. yüzyılda bu tür formal sistemlerdeki gelişmelerin belirtisiydi. (bknz:Turing testi)

Leibniz'in karakteristik üzerine ilk yazılarında henüz matematikte acemi olduğundan dolayı başlangıçta bunun cebir yerine evrensel bir dil ya da alfabe olduğunu düşünüyordu. 1676'da “düşüncenin cebiri”ni kavradı, geleneksel cebiri ve onun simgesini de ekleyerek modelledi. Sonuç olarak karakteristik; mantıksal kalkulus, bazı kombinasyonlar, cebir, onun durum analizi (durumun geometrisi), bir evrensel kavram dili ve fazlasını içeriyordu. 

Leibniz’i characteristica universalis ve calculus ratiocinator’u tasarlarken neyin itkilediği ve modern resmi mantığın kalkuluse yaptığı hakkaniyetin kapsamı muhtemelen asla belirlenemeyecek.

Genel mantık
Cebirsel mantık


Leibniz Aristoteles’in öldüğü dönemden 1847’ye George Boole ve Augustus De Morgan modern genel mantık üzerine kitaplarını yazdığı süreye kadar en önemli mantıkçıydı. Leibniz bizim şu an telaffuz ettiğimiz; bağlaşım, ayrışım, olumsuzlama, özdeşlik, içinde bulunma ve boş küme gibi temel ilkeleri ortaya attı. Leibniz’in mantık ilkeleri ve tüm felsefesi muhtemelen ikiye indirgenir :

            1. Tüm fikirlerimiz insan düşüncesinin alfabesini oluşturan çok küçük sayıda basit fikirlerden oluşur.

            2. Karmaşık fikirler aritmetik çarpmaya benzer olarak, basit düşüncelerin homojen ve simetrik kombinasyonuyla oluşur.

Genel mantık 20. yüzyılın başlarında oluşmuştur ve minimum düzeyde tek bileşenli olumsuzlama ve nicel değişkenlerin genel söylemlerin üzerinde yayılmasını gerektirir.

Leibniz genel mantık üzerine hayatı boyunca herhangi bir şey yayınlamadı, bu konu hakkında yazdıkları yazılı taslaklardan oluşuyordu. Bertrand Russell Batı Felsefesinin Tarihi kitabında Leibniz’in yayınlanmamış yazılarında tasarladığı mantığın 200 yıl önceki seviyede olduğunu iddia etmiştir.

Matematikçi

Matematiksel fonksiyon kavramının onun zamanında trigonometik ve logaritmik tablolarda kapalı olmasına rağmen, Leibniz 1692 ve 1694 yılları arasında eğriden türetilen apsis, ordinat, teğet, kiriş ve diklik geometrik kavramlarını kapalı olarak benimseyip, belirten ilk kişidir. 18. Yüzyılda “fonksiyon” bu geometrik birlikteliğini yitirmiştir. Leibniz lineer denklemlerdeki sistemin katsayılarının şu an matris olarak adlandırdığımız bir düzene göre ayarlanarak sistemin sonucunun bulunabileceğini gören ilk insan olmuştur. Bu yöntem daha sonra Gauss eleme yöntemi olarak adlandırılmıştır. Leibniz'in Boole cebiri ve sembolik mantık buluşları ayrıca bir önceki bölümde bahsedildiği gibi matematikle de alakalıdır. Leibniz'in matematik üzerine yazılarının en iyi genel taslağı Bos (1974)’da bulunabilir.

Kalkulus

Leibniz Sir Isaac Newton ile beraber sonsuz küçükler hesabını (diferansiyel ve integral kalkulusu kapsayan) bulan kişi olarak bilinir. Leibniz’in defterlerine göre kritik dönüm noktası tarihte ilk defa y=f(x) grafiğinin altındaki alanı integral kalkulusu kullanarak bulmaya çalışmasıyla 11 Kasım 1675’te gerçekleşmiştir. Şu an da kullanılan bazı simgeleri tanıttı, Latince kelime summa’dan gelen ve S harfinin uzatılmış hali gibi görünen ∫ simgesi ve Latince kelime differentia’dan gelen ve diferansiyel için kullanılan d simgesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kavramları zekice simgelendirmiş olması, muhtemelen matematik için en önemli mirasıdır. Leibniz 1684’e kadar kalkulus üzerine herhangi bir şey yayınlamadı. Diferansiyel kalkulusteki çarpma kuralı (the product rule) hala “Leibniz Yasası” olarak adlandırılır. Buna ek olarak, integral işaretinin altında nasıl ve ne zaman diferansiyel alınacağını anlatan teorem Leibniz integral yasası olarak adlandırılır. Leibniz kalkulus'u tasarlarken sonsuz küçüklerden manipulasyon yöntemiyle paradoksal cebirsel özellikleri olduğunu belirterek faydalandı. George Berkeley The Analyst ve De Motu kitapçıklarında bunu eleştirdi. Şimdiki zamanda yapılmış araştırmalar, Leibniz'in kalkulusunun Berkeley'in deneyci eleştirilerine göre daha sağlam temelli ve çelişkilere açık olduğunu tartışmaktadır. 1711'den ölümüne kadar, Leibniz kalkulusu Newton'dan bağımsız olarak bulmasına rağmen John Keill, Newton ve diğerleri ile ihtilaf içerisindeydi. Bu konu “Leibniz-Newton controversy” adlı makalede daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Sonsuz küçükler Karl Weierstrass'ın takipçileri tarafından resmî olarak matematikten çıkarıldı fakat bilimde, mühendislikte ve hatta matematiğin sıkı bir bölümü olarak bilinen temel hesaplama aygıtı diferansiyellerde ayakta kaldı. 1960'ın başlarında Abraham Robinson hiperreel sayılar bağlamında model teorisini kullanarak Leibniz'in sonsuz küçüklerine çalıştı. Bu ölçüm dışı analizin sonucu Leibniz'in matematiksel muhakemesinin gecikmiş bir intikamı olarak görülebilir. Robinson'un transfer prensibi Leibniz'in bulgusal süreklilik yasasının matematiksel uygulamasıyken, standart parça fonksiyonu Leibniz'in türdeşliğin aşkın yasasını sağlar.

Topoloji

Leibniz analysis situs(konumun analizi) terimini ilk kullanan insandır, daha sonra 19. Yüzyılda topolojiyi ifade etmek için kullanılmıştır. Bu konuda iki tane alıntı vardır. Bir taraftan, 1954'te Jakob Freudenthal Almanca kaleme aldığı yazısında :

Leibniz'e göre nokta dizilerinin konumları tamamı ile aralarındaki mesafeyle belirlenmesine ve konumlar değiştiğinde aralarındaki mesafe de değişmesine rağmen, onu takdir eden Euler ünlü 1736 Konigsberg Köprü Problemi ve onun genellemelerinde konumun topolojik deformasyonlarda değişmeden kaldığı geometria situs terimini kullandı. Bu kavramı oluştururken Leibniz'e yanlışlıkla atfetti…Leibniz'in bu terimi tamamı ile farklı bir amaç için kullandığı ve böylelikle az bir olasılıkla matematiğin bu kısmının bulucusu olduğu kimi zaman fark edilmez.

Fakat Hideaki Hirano Mandelbrot'tan alıntılayarak bu konuya daha farklı bakar :

Leibniz'in bilimsel çalışmalarını örneklemek ayıltıcı bir deneyimdir.  Kalkulus'un yanında ve tamamlanmayı sürdüren diğer düşünceler ile uyarıcı baskıların sayısı ve çeşitliliği bunaltıcıdır. ‘paketleme’ içerisinde bazı örnekler gördük. Leibniz'e olan düşkünlüğüm bir an için geometrik ölçeklemeye gerekli önemi verince fazlasıyla pekişti. Öklid'in aksiyomlarını sağlamlaştırma girimi olan “Euclidis Prota”da şunu ifade eder,… :’Düz doğru için elimde çeşitli tanımlar var. Düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir ve yalnızca bu özelliğe sahiptir, sadece eğrileriniçine değil ayrıca setlerin içinedir.’ Bu iddia bugün kanıtlanabilir. 

Böylelikle fraktal geometrisi Mandelbrot'un Leibniz'in kavramları özbenzeşlik ve süreklilik prensibi üzerine çizimleriyle desteklendi: natura non saltum facit. Ayrıca Leibniz'in metafizik bir unsur olarak ele aldığı “düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir” fikri topolojiyi 2 yüzyıl önceden sezdiğini gösterir. “paketleme” için, Leibniz arkadaşı ve yazıştığı Des Bosses'e bir çember, sonra içine üç tane eş ve maksimum yarıçaplı çember hayal etmesini söyledi; küçük çemberler aynı prosedürle üç tane daha küçük çemberlerle doldurulabilirdi. Bu süreç sonsuza dek devam edebilir ve özbenzeşlik üzerine iyi bir fikir ortaya çıkarır. Leibniz'in Öklid'in aksiyomunun gelişimi aynı kavramı içerir.
Bilim insanı ve mühendis olarak

Leibniz'in yazıları, sadece yarattıkları beklentiler için ve henüz keşfedilmemiş icatlar için değil, gelişmekte olan günlük bilgi için, günümüzde tartışılıyor. Fizik üzerine yazdığı çoğu yazı  Gerhardt'ın Matematiksel yazılar’ına dahil edilmiştir

Fizik

Leibniz, statiğe ve dinamiğe makul miktarda katkıda bulundu. O, kinetik enerji ve potansiyel enerji üzerine kurulu uzayı göreceli olarak belirleyen yeni bir dinamik teorisi tasarlamıştır, Oysaki Newton uzayın mutlak olduğuna tamamen ikna olmuştu. Onun fizik açısından olgunluğunun en önemli örneği onun 1695’in Specimen Dynamicum’u. Atomaltı parçacıklar ve quantum mekaniğinin keşfine kadar, Leibniz’in doğanın yönleri hakkında statik’e ve dinamik’e indirgenemeyecek türden spekülatif fikirleri anlam kazanmıştı. Örneğin Albert Einstein’ı öngörerek,  Newton’a karşı uzay, zaman ve hareketin mutlak değil göreceli olduğunu savundu: "Benim düşünceme göre, birçok kez söyledim, zaman gibi uzay da görecelidir." Leibniz'in kuralı, sıklıkla gözden kaçmasına rağmen, fiziğin çeşitli alanlarındaki ispatlar için önemli bir adımdır. Kendisine ait yeter neden ilkesine yakın dönem kozmolojisinde, "ayırt edilemez" (indiscernible) tanımına ise bazılarının kendisinin bir kurucusu olarak gördüğü kuantum mekaniği alanında başvurulmaya başlandı. Kozmolojideki yeni yönlerden birisi olan dijital felsefeyi savunanlar Leibnizin bir bu konunun bir öncüsü/habercisi olduğunu iddia ediyorlar.

The vis viva

Leibniz'ın vis viva’sı  (Latincede, yaşayan kuvvet) mv2'dir ki bu günümüzdeki kinetik enerjinin iki katıdır. Toplam mekanik enerjinin belirli mekanik sistemlerde korunacağını fark etti  ve bunu maddenin doğuştan gelen bir özelliği olarak kabul etti. Burada da onun düşüncesi milliyetçi bir anlaşmazlık doğurdu. Onun vis viva’sı İngiltere'de Newton ve Fransa'da Descartes tarafından savunulan momentumun korunumuna rakip olarak görüldü; bu yüzden o ülkelerdeki akademiler Leibniz'in fikirlerini yok sayma eğilimindeydiler. Gerçekte, enerji de momentum da korunur, yani iki yaklaşım da uygundur.

Diğer doğa bilimleri

Dünya'nın erimiş çekirdeğinin olduğunu söyleyerek, modern jeolojiyi öngördü. Embriyoloji biliminde ise, preformasyonistti ve ama aynı zamanda organizmaların güçlerinin ve muhtemel mikro yapılarının sonsuz sayıda kombinasyonları olduğunu önerdi. Canlı bilimi ve fosil bilimde, karşılaştırmalı anatomi ve fosil çalışmalarından beslenerek inanılmaz transformist görü ortaya koydu. Bu konuda başlıca eserlerinden biri olan,  Protogaea, hayatı boyunca yayınlanmamış olan bu kitap, yakın zamana ilk kez İngilizceye çevrildi. İlkel organizma teorisi üzerinde çalıştı. Zamanının fizikçilerine teorilerini karşılaştırılabilir detaylı gözlemler ve doğrulanmış deneylerle temellendirmelerini ayrıca kesin olarak bilimsel ve metafiziksel noktaları ayırt etmelerini tembih etti

Beşeri bilimler

Leibniz'ın çalışmalarının çoğunun psikoloji alanında büyük bir etkisi olmuştur. Bilincin süreklilik ilkesiyle ilişkisi üzerine kurduğu teorisi, uyku seviyelerinin teorisinin erken bir versiyonu olarak görülebilir. Doğada bulunan fenomenin sürekli olduğu prensibinin baştan beri varolduğuna inandığı için, bilinçlilik ve bilinçsizlik halleri arasında ara basamaklar da olması muhtemeldi onun için. Leibniz'in ön-verili harmoniye ilişkin fikirleri her ne kadar kabul edilmese de psikologlar onun psikolojik paralelizmini kabul etmişlerdir.  Bu fikir akıl-vücut problemine tekabül eder, bu problemde,  akıl ve beyin birbirlerini etkilememelerine rağmen ayrı ayrı fakat uyum içinde çalışırlar. Leibniz aklın algıda büyük rolü olduğuna ve daha da büyük rolünü duygusal girdide oynadığına inanıyordu. Farkında olunan algı ve uyarılmaların farkında olunan algının üzerine odaklanmıştır. Birçok petites perceptions olduğuna inanıyordu, hissedeceğimiz fakat fark edemeyeceğimiz. Örneğin, bir çanta dolusu pirinç döküldüğünde, yere dökülen pirinçleri görürüz fakat ağırlıklarının ne kadar olduğunu ya da kaç tane olduklarını söyleyemeyiz. Bu ilkeyle beraber, herhangi farkında olmadığımız zaman diliminde sonsuz tane algı vardır. Bunu doğru olması için, bizim farkında olmadığımız bir bölümünün olması gerekir. Bu hususta, Leibniz'ın teorisi bilinçaltı fikriyle ilgili teorilerden biri olarak görülebilir. Buna ek olarak, subliminal stimuli'nin kaynağı bu teoride bulunabilir.  Leibniz'in Unbewußtseyn(bilinçaltı)’nı bulan Ernst Platner üzerine büyük bir etkisi vardır.

Leibniz'ın tonal algı ve müzik ile ilgili fikirlerinin Wilhelm Wundt'un laboratuvar çalışmaları üzerinde büyük etkisi oldu.

Toplum sağlığı açısından, epidemoloji ve veterinerliği de kapsayan idari sağlık makamı açılmasını destekledi. Toplum sağlığı ve önleyici öğeler üzerine tıbbi eğitim programı üzerinde çalıştı. Ekonomi politikasında, vergi reformları ve ulusal sigorta programı önerdi, ek olarak, iç/dış ticaret dengesini görüştü. Çok sonra ortaya çıkacak olan Game theory'nin bir benzerini önerdi. Sosyoloji de ise,  iletişim teorisine zemin azırladı.

Teknoloji

1906'da, Garland Leibniz'in birçok pratik icadı ve mühendislik çalışmalarını içeren bir ciltte topladı.  Bugüne kadar, bu yazılardan bir kısmı İngilizceye çevrildi Bununla beraber, Leibniz önemli bir mucit, mühendis ve bilim insanı, gündelik hayat açısından. Theoria cum praxi sloganı ile birlikte, teoriyle pratiği birleştirmeye uğraştı  ve bu yüzden uygulamalı bilimin babası olarak bilinir. Rüzgâr odaklı pervaneler, su pompaları, hidrolik presler denizaltılar ve saatler tasarladı. Denis Papin ile, buhar makinesi icat etti. Suyu distile etmek için bile bir yöntem geliştirdi. 1680'den 1685'e kadar, Harz dağlarında, dükün gümüş madenlerini saran sel ile mücadele etti, ama başarıya ulaşamadı.

Bilgisayım

Muhtemelen ilk bilgisayar bilimcisi ve enformasyon kuramcısı Leibniz'dir. Yaşamının ilk dönemeçlerinde ikili rakam sistemini kayda geçirdi (ikiye dayalı), daha sonra bu sistemi kariyeri boyunca gözden geçirdi. Lagrange enformasyonunu ve algoritmik enformasyon kuramını önceledi. Onun hesaplama yöntemi evrensel Turing makinasının özelliklerini önceden ortaya koymuştur. Norbert Wiener'ın 1934'te iddia ettiği kadarıyla, daha sonraları kendisine ait sibernetik kuramda merkezi öneme sahip olacak olan geribildirim (feedback) kavramı Leibniz'in yazılarında bulunmaktaydı.

1671'de, Leibniz 4 matematiksel işlemi çalıştırabilen bir makine icat etmeye başladı ve bunu yıllar içinde aşamalı olarak geliştirdi. Bu “kademeli hesaplayıcı” büyük ilgi gördü ve Leibniz'in 1673'te Royal Society'ye seçilmesine önayak oldu. Leibniz'in Hannoverli yıllarında onun gözetimi altında çalışan bir sanatçı tarafından birçok bu tarz makine üretildi. Bu kesin bir başarı değildi çünkü taşıma vasfı tamamıyla makineleştirilememişti. Courturat tarihler 1674'ü gösterdiğinde bazı cebirsel fonksiyonları sergileyebilen bir makine tasviri olduğunu Leibniz'in yayınlanmamış notlarını keşfederek bildirdi. Ayrıca Leibniz, 2010'da Nicholas Rescher tarafından yeniden üretilen daha ucuz bir makine tasarladı(şimdi tekrar üretildi). Leibniz, çok daha sonra Charles Babbage ve Ada Lovelace tarafından geliştirilecek olan donanımsal ve yazılımsal kavramları el yordamıyla arıyordu. 1679'da, ikili sistem üzerinde uzun uzadıya kafa yorarken sisteminin misketler tarafından tanıtıldığı, zımbayla delinmiş sıralı basit kartlar tarafından yönetildiği bir makine hayal etti. Modern elektronik dijital bilgisayarlar Leibniz'in misketlerini kayan yazmaçlarla, voltaj eğimiyle ve elektron atımıyla yerçekiminin hareketlenmesiyle yerini aldı. Diğer türlü Leibniz'in misketleri kabaca 1679'da tahayyül ettiğine doğru ilerlerdi.

Kütüphaneci olarak

Hanover ve Wolfenbuettel'de, Dükün kütüphanelerinde kütüphaneci olarak çalışırken, Leibniz kütüphane biliminin etkili kurucularından biri oldu. Sonraki kütüphanesi 100.000 cilt içerdiği gibi, gününe göre çok büyüktü ve Leibniz kütüphane için yeni bir bina tasarladı, inşa ettiği ilk bina olduğuna inanılır. Daha sonraları Oxford Üniversitesi'nin Bodleian Kütüphanesi'nde  günümüze kadar gelmiş bir kitap endeksleme sistemi tasarlamıştır. Aynı zamanda, yayıncılar tarafından, her yıl üretilen tüm kitapların özetlerini dağıtan, endekslemeyi kolaylaştıran yeni bir form tasarlaması için çağrıldı. O, bu projenin Gutenberg'den beri basılmış her şeyi kapsayacağını düşünüyordu. Proje başarıya ulaşamadı, fakat buna benzer bir proje the Library of Congress ve the British Library'de 20. yüzyılda İngiliz dili yayıncıları ile standart bir uygulama hâline gelmiştir. O, bütün bilimleri ilerletmek için bir yol olarak ampirik bir veritabanının oluşturulmasına uğraşmıştır. Onun characteristica universalis(evrensel özellikleri), kalkülüs muhakemecisi, "akılların topluluğu".
Hukukçu, ahlak kuramcısı

Marcus Aurelius dışarıda tutulacak olursa, tarihte hiçbir felsefeci Leibniz kadar çok devlet işleriyle iç içe olmamıştır. Leibniz'in hukuk, ahlak ve politika üzerine yazdıkları İngiliz uzmanlar tarafından uzun süre göz ardı edildiyse de bu durum sonradan değişmiştir. Leibniz Hobbes gibi mutlak monarşi veya tiranlığın herhangi bir şeklinin destekçisi olmasa da, çağdaşı John Locke'un 18inci yüzyıl Amerikasını ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına altına alan demokrasi yanlısı fikirlerini de savunmamıştır. Aşağıdaki alıntı 1695 yılında Baron J. C. Boyneburg'un oğlu Philip'e yazdığı mektupta Leibniz'in politik fikirlerine ışık tutuyor: Hükümdarların elinde barındırdığı güç ve halkın onlara itaat etmesi gerekliliğiyle ilgili kabaca söyleyeceklerim; prenslerin halkın direniş hakkını tanımasının ve halkın da prenslerine itaat etmesi gerektiğini bilmesinin iyi olacağıdır. Ancak Grotius'un, kişinin itaati bir kanun olarak görmesi ve devrim belasının ona sebep olan kötülükleri gölgede bırakması fikirlerine de yakın değilim. Yine de şunun farkındayım ki bir prens işi aşırı noktalara götürüp devletin bekasını tehlikeye sokabilir. Bu, nadir görülen bir durum olmasına karşın, böyle bir durumda şiddeti onaylayan bir teolog, aşırılıklara dikkat etmelidir. Zira aşırılık kesinlikle yoksunluktan daha tehlikelidir. Leibniz 1677'de yöneticilerinin bütün milleti temsil edeceği ve özgürce oy kullanabileceği, senato veya meclis önderliğinde yönetilecek bir Avrupa konfederasyonu için çağrıda bulunmuştur. Bu çağrı bazen Avrupa Birliğinin öngörüsü olarak yorumlanır. Leibniz Avrupa'nın ortak bir din oluşturması gerektiğine inanmıştır. Daha sonra 1715'te bu tekliflerini yinelemiştir.

Filolog

Leibniz çalışmalarında karşısına çıkan dillerin hırslı bir öğrencisiydi, bu dillerin gramer ve kelime bilgisini istekli bir biçimde kapıyordu. Hristiyan bilginlerin belirttiği, İbranicenin insan ırkının kadim dili olduğu görüşüne karşı çıktı. Ayrıca, İsveçli bilginlerin söylediği ön İsveççenin Alman dillerinin öncüsü olduğu görüşüne de karşıydı. Slav dillerinin kökenlerine fazlasıyla kafa yordu, Sanskritçe'nin varlığından haberdardı ve klasik Çinceye hayran kalmıştı.

Leibniz geç Orta Çağ Chronicon Holtzatiae’nin(Holstein eyaleti günlükleri) the princeps editio’sunu (ilk modern baskı) yayınladı.

Çin Kültürü Sever

Leibniz muhtemelen Çin uygarlığına yakın ilgi gösteren ilk Avrupalı entelektüeldir, Avrupalı Hristiyan misyonerlerin Çin’e yazdığı postaları ve yazışmaları gözden geçirdi. Confucius Sinicus Philosophus’u basımının ilk yılında okudu ve Avrupalıların Konfüçyüsçü etik geleneğinden çok şey öğrenebileceği sonucuna vardı. Çince karakterlerin genel karakteristiğin kasıtsız bir formu olabileceği üzerine epey kafa yordu. I Ching heksagramlarının 0’dan 111111’e kadar olan ikili sayılarla örtüştüğünü belirtti ve bu eşlemenin Çinlilerin felsefi matematikte büyük başarıları olduğunun kanıtı olduğu sonucuna vardı.

Leibniz’in Çin felsefesine olan ilgisinin kaynağı Çin felsefesinin kendisininkine benzer olduğu algısıydı. Tarihçi E. R. Hughes, Leibniz’in “basit madde” ve “önverili harmoni” fikirlerinin doğrudan Konfüçyüsçülükten etkilendiğini öne sürmüştür, bu fikirlerin oluşumunda o dönem yaptığı Confucius Sinicus Philosophus okumasının etkili olabileceğinin üzerinde durmuştur.

Bilge olarak

Leibniz Brunswick aile tarihi için yaptığı araştırmadaki gezisinde Brunswickler için birçok resmî ve diplomatik iş yaptığı Viyana'da Mayıs 1688 ve Şubat 1869 tarihleri arasında kaldı. Madenleri ziyaret etti, maden mühendisleriyle konuştu ve Dük'ün Harz Dağları'ndaki demir madenleri için ihracat kontratlarında müzakerede bulunmayı denedi. Viyana sokaklarındaki aydınlatma için önerisi lambalar için yanan kolza yağı kullanılmasıydı. Avusturya İmparatoru ile beraber resmî dinleyicilerin bulunduğu ve buna müteakip muhtırası esnasında, Avusturya ekonomisinin para sistemini Orta Avrupa'ya göre reformize ederek Habsburg ve Vatikan ile anlaşma yapması gerektiğini öne sürdü. İmparatorluk araştırma kütüphanesi, resmî arşiv ve sosyal sigorta fonlarının kurulması gerektiğini de belirtti. Mekanik üzerine önemli bir yazı yazdı ve yayınladı.

Leibniz ayrıca metafizik üzerine olan görüşlerini özetleyen kısa bir yazı yazdı ve bu yazı 1903'te Louis Couturat tarafından yayınlandı. Viyana'da yazılan bu yazı tarihsizdi ve bu 1999'da fark edildi, fark edildikten sonra Leibniz'in 1677-1690 arasındaki felsefe yazılarının eleştirel basımına eklendi. Couthurat'ın bu yazı üzerine okumaları 20. Yüzyıl analitik filozoflarının Leibniz üzerine çalışmalarının başlangıç noktası olmuştur. Fakat Leibniz'in felsefi yazılarına 1688'den başlayarak yapılan titiz bir çalışma – bu çalışmadaki eklemeler 1999 eleştirel basımı mümkün kıldı- Mercer (2001) Couturat'ın okumalarıyla aynı görüşte değildi ve henüz bu konu hakkında karara varılmadı.

Ölümünden sonraki itibarı
Bir matematikçi ve filozof olarak


Leibniz'in ünü, ölümünden sonraki zamanda azalıyordu. Hatırlanmasının tek sebebi olan kitabı Théodicée'deki temel argümanları Voltaire tarafından Candide'de hicvedilmiştir. Voltaire'in Leibniz'i tasviri o kadar etkileyiciydi ki birçokları tarafından doğru bir yorumlama olarak kabul edildi. Bu yüzden Voltaire ve eseri Candide Leibniz'in fikirlerinin gereken değeri görmemesinin en büyük sebepleri olarak görülür. Leibniz'in tutkulu takipçisi Christian Wolff'un dogmatik ve basit görünüşü de Leibniz'in ününe zarar vermiştir. Leibniz, kitabı Théodicée'yi okuyan ve oradaki bazı fikirlerden yararlanan David Hume'u da etkilemiştir. Felsefe tarihi ele alındığında Leibniz'in de önemli bir kısmını temsil ettiği rasyonalizm akımı ve sistem felsefesi geleneği 17. yüzyılda sahneden çekilmeye başlamıştır. Hukuk, diplomasi ve tarih üzerine yaptığı çalışmalar geçici hevesler olarak görülmüştür. Fikirlerindeki bütünlük, zenginlik ve enginlik fark edilememiştir. Avrupa'nın çoğu Leibniz'in calculus'ü Newton'dan bağımsız olarak bulduğundan şüphe etmiştir. Bu yüzden matematik ve fizik üzerine yaptığı çalışmalar göz ardı edilmiştir. Newton'un büyük bir hayranı olan Voltaire, yine Candide'de Leibnizin calculus'ü bulduğuna karşı çıkmış ve Leibniz'in Newton'a yaptığı evrensel çekim yasası teorisi eleştirisinin yanlış olduğunu belirtmiştir. İzafiyet teorilerinin yükselişi ve takip eden matematik tarihi çalışmaları Leinbiz'in görüşlerini daha pozitif bir noktaya taşımıştır. Leibniz'in şimdiki ününe doğru yürüyüşü 1765'te yayımlanan ve Kant'ın ilgiyle okuduğu Nouveaux Essais ile başlamıştır. 1768'de Dutens'in editörlüğünü yaptığı birden çok baskısı yapılan yazılarını, 19uncu yüzyılda yapılan birçok çeviri takip etmiştir. Leibniz'in eserleri dönemin tanınan isimleri Antoine Arnould, Samuel Clarke, Sophia of Hanover ve kızı Sophia Charlotte of Hanover'in eserleriyle ilişkilendirilmeye başlanmıştır. 1900 yılında Bertrand Russell Leibniz'in metafiziğini konu alan eleştirel bir çalışma yayınlamıştır. Kısa bir süre sonra Louis Couturat Leibniz üstüne önemli bir çalışma yayımlamış ve Leibniz'in o güne dek yayımlanmamış büyük ölçüde mantık üzerine olan eserlerini derlemiştir. Bütün bunlar Leibniz'i 20nci yüzyıl analitik ve linguistic felsefecileri için saygıdeğer konuma taşımıştır. Leibniz in terimi olan salva veritate Willard Quine'ın metinlerinde geçer. Buna rağmen Leibniz üzerine ikinci elden İngilizce çalışmalar ikinci dünya savaşı sonrasına kadar filizlenmemiştir.

Leibniz'den beridir bilim dünyasında yerleşmiş bir düşünce oluştu. Buna "matematiksel analiz" denildi. Leibiniz'den sonra Matematik, bilimin dili oldu. Bu fikir bugünkü matematiksel düşünce sisteminin temelini oluşturmaktadır. Leibniz bilim dallarını inceledi ve şunu fark etti : Bütün bilimler Matematik var olmadan öğrenilemezdi. Tanımlar, ampirik olarak ve sezgisel olarak değil doğruluğu gerçel olarak kanıtlanmış önermelerden oluşmalıydı. Leibniz'in bu bilimleri matematiğe dayandırma çabası bugünkü matematiksel düşünce sisteminin ve bilin temelini oluşturdu. Yine de Leibniz'in adı, -bütün bilimsel düşünce sisteminin temelini atmasına rağmen- öldükten sonra duyulmadı. Özellikle Newton, Leibnizin getirdiği " Matematiksel olma çabasını" Fiziğe uyguladı.(bkz. Matematisel Fizik), (bkz. Rasyonel düşünce), (bkz. Isaac Newton)

Başlıca eserleri


    Metafizik üstüne konuşmalar
    İnsan zihni üzerine yeni denemeler
    Theodise
    Monadoloji

Kaynak

Wikipedia
Hangi Esma Ne için Kaç Kere Okunmalı? Esmaül Hüsna'nın Anlamları

Esmaül Hüsna Allah'ın (c.c) 99 ismi ve anlamları:

Allah(c.c):

Yardım dileme medet ummayı ifade eder. Sabah ve ikindi sonrası okunmalıdır. Günlük zikir sayısı 1000'dir.

Er-Rahman:

Dünya ve ahiret hayatında Allah'a yakın ve onun sevdiği kullardan olmak için okunur. Sabah ve ikindi vakitlerinde okunabilir. Günlük zikir sayısı 298'dir. Ayrıca farz namazlarından sonra 100 adet çekilirse Allah'ın rızası kazanıldığı gibi nimetler sunulur.

Er-Rahim:

Maddi ve manevi rızkın artması için okunur. Günlük zikir sayısı 258'dir. Vakit namazlarının ardına 269 kere okuyan kişinin ahlakı düzelir ve hastalıkları şifa bulur.

El-Melik:

Maddi ve manevi yönden güçlü olmak için okunur. Bu esmayı zikreden kişi fakirlikten kurtulur. Günlük zikir sayısı 100'dür. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Kuddüs:

Kalp temizliği ve günahlardan arınmak için okunan bu esma günlük 170 defa okunmalıdır.

Es-Selam:

Korkulardan emin olmak için okunur. sabah ve ikindide okunur. Günlük zikir sayısı 131'dir.

El-Mümin:

Kötü hastalıklardan emin olmak için okunur. Sabah ve ikindi sonrası okunan bu esma günlük 136 kere çekilmelidir.

El-Müheymin:

İnsanların kötü düşüncelerini sezmek ve korunmak için okunur. Günlük zikir sayısı 145'tir sabah ve ikindi sonrası okunur.

El-Aziz:

İşinin ve isteklerinin geri çevrilmemesi, insanların sevgi duyması ve düşmana karşı galip gelmek için okunur. Günlük zikir sayısı 94'tür. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Cebbar:

İstek ve arzuların kabulü için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 206 defa çekilir.

El-Mütekebbir:

Refah ve izzet için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 662 defa tesbih edilir.

El-Halık:

Çözülmesi zor olan bir işin çözülmesi, işlerde sıkıntıdan ve üzüntüden kurtulmak için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 731 defa zikredilir.

El- Bari':

İşte başarıya ermek için okunur. Günlük zikir sayısı 213'tür. Bu esmanın zikredilme vakti sabah ve ikindidir.

El-Musavvir:

İstek ve arzuda maksada erişmek için okunur. 336 defa sabah ve ikindiden sonra tesbih edilir.

El-Ğaffar:

Günahların affı ve dünya malında rızık ve bereket için okunur. günlük zikir sayısı 1281'dir. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Kahhar:

Kalbi dünya sevgisinden temizlemek, nefse yenik düşmemek ve zalimlerin kahrolması için okunur. Bu esmanın günlük zikir sayısı 306'dır. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Vehhab:

Zeka ve anlama güçlüğü yaşayanlar için yazılıp okunursa faydası olur. Borçsuz bir hayat için okunur. Günde 14 kez sabah ve ikindi sonrasında okunabilir.

Er-Rezzak:

Günlük zikir sayısı 308'dir. Bol rızıklı bir ömür için okunur. Sabah ve ikindiden sonra okunmalıdır.

El-Fettah:

Darlık ve sıkıntıdan kurtulmak, maddi manevi hayır için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 489 kere okunmalıdır.

El-Alim:

İlim yolunda zenginlik için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 150 defa okunmalıdır.

El-Kabid:

Zulümden kurtulmak için günde 903 defa sabah ve ikindiden sonraki vakitte okunur.

El-Basit:

Mal ve paranın bereketi için ve işlerin büyümesi için günde 72 kez sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Hafid:

Herhangi bir muradının yerine gelmesi için okunur. Sabah ve ikindiden sonra 1481 defa okunur.

Er-Rafi:

Rızkın ve derecenin artması, işinde yükselmek ve fakirlikten kurtulmak için okunur. Sabah ve ikindi sonra 351 defa zikredilir.

El-Muizz:

Korkudan emin olmak ve fakirlikten kurtulmak için günde 117 defa okunur.

El-Muzill:

Düşman ve zalimin şerrinden emin olmak ve zalimin helakı için günde 770 defa zikredilir. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

Es-Semi:

Her türlü duanın kabulü için okunur. Günlük 180 defa sabah ve ikindiden sonra okunmalıdır.

El-Basir:

İç temizliği için okunur. Günlük zikir sayısı 302'dir. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

El-Hakem:

Anlama ve kavrama gücünün artması ve haklı bir davayı kazanmak için okunur. Günlük zikir sayısı 68'dir. Sabah ve ikindi sonrası okunur.

El-Adl:

Adaletli olmak için günlük 104 defa zikredilir.

El-Latif:

Her işte başarılı olmak ve huzura kavuşmak için günlük 129 defa okunur. Sabah ve ikindiden sonra zikredilmelidir.

El-Habir:

Hafıza ve idrakin genişlemesi için okunan bu esma günlük 812 defa okunmalıdır. Bu esmanın okunma vakti sabah ve ikindi sonrasıdır.

El-Halim:

Ahlak ve huy güzelliği için okunur. Bu esma sabahları okunmalıdır. Günlük zikir sayısı 88'dir.

El-Azim:

İnsanlar arasında itibarlı olmak ve isteklerine kavuşmak için okunur. günlük zikir sayısı 1020'dir. Sabah ve ikindi sonrası okunur.

El-Ğafur:

Kötü ahlaktan kurtulmak ve günahların affı için okunur. Günlük zikir sayısı 1286'dır. Sabah ve ikindiden sonra okunur.

Eş-Şekur:

Bol rızık ve talihin açılması için okunur. Bu esma sabahları 526 defa zikredilmelidir.

El-Aliyy:

Kötü huylardan kurtulmak için günlük 110 defa çekilmelidir. Sabahları okunmalıdır.

El-Kebir:

İlmin ve bilginin artması için sabah vaktinde 232 defa zikredilmelidir.

El-Hafiyzu:

Zalimin helakı için okunur. Sabah vaktinde 998 defa zikredilmelidir.

El-Mukit:

Bol rızık ve fenalıklardan kurtulmak için okunur. Sabah vaktinde 550 defa zikredilir.

El-Hasib:

Duaların kabulü, rızkın çoğalması ve kötülüklerden korunmak için sabahları 80 defa okunmalıdır.

El-Celil:

Zalimin zulmünden korunmak için sabahları 5329 defa okunmalıdır.

El-Kerim:

Bol rızık ve işlerde kolaylık için okunur. Sabah vaktinde 270 defa zikredilmelidir.

Er-Rakib:

Afetlerde muhafaza olmak için okunur. günlük zikir sayısı 312'dir. Okuma vakti sabahtır.

El-Mücib:

İnsanlar tarafından sevgiye nail olmak ve duaların kabulü için okunur. Günlük zikir sayısı 3025'tir. Okunma vakti sabahtır.

El-Vasiu:

Ömrün uzun olması ve bol rızık için okunur. Sabahları 137 defa zikredilmelidir.

El-Hakim:

Hikmet ve ilim sahibi olabilmek için günlük 6084 defa sabah vaktinde zikredilir.

El-Vedud:

Borçtan kurtulmak ve karı koca arasında muhabbet için okunur. Bu esmayı okuyan kişi etrafına sevimli görünür. Sabah vaktinde 400 defa zikredilmelidir.

El-Mecid:

Rızık bolluğu, izzet ve şerefin artması için 3249 defa sabah vaktinde okunmalıdır.

El-Ba'is:

İftiradan, düşmanın şerrinden korunmak için okunur. günlük zikir sayısı 573'tür. Zikir vakti sabahtır.

Eş-Şehid:

Şehidlik mertebesine ermek ve insanlar içinde heybetli görünmek için okunur. Sabah vaktinde 319 defa zikredilmelidir.

El-Hakk:

Fakirlikten kurtulmak için okunur. Okuma vakti sabah, günlük zikir sayısı 108'dir.

El-Vekil:

Allah'tan her türlü yardım için okunur. Sabah vaktinde 66 defa zikredilmelidir.

El-Kaviyy:

Vücudun güçlü olması için okunur. günlük zikir sayısı 116, okuma vakti sabahtır.

El-Metin:

Hırs, kötü ahlak ve zulümden kurtulmak için günlük 500 defa sabah vaktinde okunmalıdır.

El-Veliyy:

Her işte Allah'ın yardımı ve hesap gününde hesabın kolay görülmesi için günde 2116 defa sabah vaktinde zikredilmelidir.

El-Hamid:

Kazancın artması ve zor işlerin kolaylaşması için okunur. Sabah vaktinde 3844 defa zikredilir.

El-Muhsi:

Kıyamet gününün korku ve şiddetinden emin olmak için okunur. Sabah vaktinde 148 defa zikredilir.

El-Mübdiu:

Düşük tehlikesinden emin olmak için sabah vaktinde 57 defa okunmalıdır.

El-Muid:

Bozulan işlerin yoluna girmesi ve unutkanlık için günlük 124 defa okunmalıdır. Okuma vakti sabahtır.

El-Mühyi:

Tüm hastalıklardan şifa bulmak için okunur. Sabah vaktinde 68 defa okunmalıdır.

El-Mümit:

Haramdan korunmak ve kötülüklerden vazgeçmek için sabah vaktinde 490 defa zikredilir.

El-Hayy:

Her muradın halli için sabah vaktinde 324 defa okunur.

El-Kayyum:

Her türlü isteğin yerine gelmesi için sabah vaktinde 156 defa okunur.

El-Vacip:

Kötülüklerden emin olmak için sabahları 196 defa okunmalıdır.

El-Macid:

Her türlü bela ve müsibetten uzak olmak için günlük 2304 defa sabah vaktinde zikredilir.

El-Vahid:

Kalpten geçen tüm istek ve arzuların olması için okunur. Günlük 3669 defa sabah vaktinde zikredilir.

Es-Samed:

Kimseye muhtaç olmamak ve düşmana galip gelmek için sabah vaktinde 134 defa okunmalıdır.

El-Kadir:

Düşman şerrinden emin olmak için sabahları 305 defa zikredilir.

El-Muktedir:

Ruhun kuvvetlenmesi, cin ve şeytanın şerrinden korunmak için sabahları 774 defa zikredilir.

El-Mukaddim:

Daima yükselmek için sabah vaktinde 184 defa okunur.

El-Muahhir:

Basiret gözünün açılması ve kötü işlerden uzak durmak için sabahları 847 defa okunur.

El-Evvel:

Hayırlı işte galip gelmek için sabahları 37 defa okunur.

El-Ahir:

Dünya ve ahirette üstün makama ermek için sabahları 801 defa okunur.

Ez-Zahir:

Kalbi üzerinden perdeler açılır ve güzel ahlak sahibi olur. Günlük 1106 defa sabahları okunmalıdır.

El-Müteali:

Dua ve isteklerin geri çevrilmemesi için sabahları 551 defa okunur.

El-Batın:

Gün ortası ve öğle vakti 33 defa okunur.

El-Vali:

Her musibetten emin olmak için sabahları 47 defa okunur.

El-Berr:

Her türlü mahlukatın şerrinden emin olmak için sabahları 202 defa okunur.

Et-Tevvab:

Dünyevi ve uhrevi tüm işlerinin halli için sabahları 300 defa okunur.

El-Müntekim:

Haksızlıktan kurtulmak için sabahları 630 defa okunmalıdır.

El-Afüvv:

Cehennem azabından kurtulmak için okunur. Sabahları 156 defa zikredilir.

Er-Rauf:

Sevgi ve muhabbet için sabah ve ikindi vaktinde 287 defa zikredilir.

Malikül Mülk:

Fakirlikten kurulmak ve kimseye muhtaç olmamak için Sabahları 212 defa okunur.

Zülcelali Vel-İkram:

Vesveseden kurtulmak için sabahları 1155 defa okunur.

El-Muksit:

Öfke, hiddet ve sıkıntılardan emin olmak için okunur. Sabahları 209 defa tesbih edilir.

El-Cami:

Her maksada kolayca ulaşmak ve ahiret saadetı için sabahları 114 defa okunur.

El-Ğaniy:

Maddi ve manevi zenginliğe ulaşmak için okunur. Sabahları 1060 defa zikredilir.

El-Muğni:

Muhtaçlık çekmemek ve her türlü işinde kolaylık bulmak için sabahları 1100 defa zikredilir.

El-Mani:

Her türlü zarardan emin olmak ve her muradına kavuşmak için sabahları 161 defa okunur.

Ed-Darr:

Bu ismi okuyan kişi zararlı insanların şerrinden emin olur. Sabahları 1001 defa okunmalıdır.

En-Nafi:

Hastalık, stres, sıkıntı, musibetlerden emin olur. Günlük zikir sayısı 201'dir. Sabahları okunur.

En-Nur:

Kalbin nurlanması için okunur. Okuma vakti sabahtır. Günlük zikir sayısı 256'dır.

El-Hadi:

Rızkın kolay kazanılması ve her işte başarı için sabah vaktinde 21 defa okunur.

El-Bedi:

Her türlü ihtıyacın hasıl olması için sabah vaktinde 86 defa zikredilir.

El-Baki:

Afet ve belalardan emin olmak için sabah vaktinde 113 defa okunmalıdır.

El-Varis:

İsteklere çabuk kavuşmak ve kötülüklerden muhafaza olmak için sabahları 707 defa okunmalıdır.

Er-Reşid:

İşlerin kolaylaşması ve duaların kabulü için sabahları 514 defa okunur.

Es-Sabır:

Bela zulüm ve iftiralardan uzak olmak için okunur. Okunma vakti sabahtır ve günlük zikir sayısı

298'dir.

-------------------------------------------

Allah'ın isimleri ve anlamları


Allah: Allah'ın en özel ismi olarak kabul edilir. Bu isim, "ilâh" kelimesinin türemesinden gelmiştir ve "tapılacak tek varlık" anlamına gelir.

1- Allah (C.C.): "Eşi benzeri olmayan."

2- Er-Rahmân: "Dünyadaki herkese merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."

3- Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."

4- El-Melik: "Mülkün, dünyanın sahibi"

5- El-Kuddûs: "Noksanlıktan uzak."

6- Es-Selâm: "Tehlikelerden selamete çıkaran."

7- El-Mü'min: "Güven veren, koruyan."

8- El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten."

9- El-Azîz: "İzzet sahibi"

10- El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi."

11- El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."

12- El-Hâlık: "Yaratan."

13- El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."

14- El-Musavvir: ''Şekil veren."

15- El-Gaffâr: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."

16- El-Kahhâr: "Her şeye galip ve hakim olan."

17- El-Vehhâb: "Çok fazla ihsan eden."

18- Er-Rezzâk: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."

19- El-Fettâh: "Darlıktan kurtaran. "

20- El-Alîm: "Gizli açık, her şeyi bilen."

21- El-Kâbıd: "Dilediğine darlık veren"

22- El-Bâsıt: "Dilediğine bolluk veren"

23- El-Hâfıd: "Dereceleri alçaltan"

24- Er-Râfi: "Şeref verip yükselten."

25- El-Mu'ız: "Dilediğini aziz eden"

26- El-Müzil: "Dilediğini zillete düşüren."

27- Es-Semi: "Her şeyi en iyi işiten."

28- El-Basîr: "Her şeyi en iyi gören."

29- El-Hakem: "Mutlak hakim"

30- El-Adl: "Mutlak adil"

31- El-Latîf: "Lütuf ve ihsan sahibi olan."

32- El-Habîr: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."

33- El-Halîm: "Acele etmeyen"

34- El-Azîm: "Pek yüce."

35- El-Gafûr: "Affı bol."

36- Eş-Şekûr: "Az amele, çok sevap veren."

37- El-Aliyy: "Yüceler yücesi"

38- El-Kebîr: "Büyüklükte benzeri yok,"

39- El-Hafîz: "Her şeyi koruyucu olan."

40- El-Mukît: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."

41- El-Hasîb: "Kulların hesabını en iyi gören."

42- El-Celîl: "Celal ve azamet sahibi."

43- El-Kerîm: "Çok ikram eden."

44- Er-Rakîb: "Kontrolü altında tutan."

45- El-Mucîb: "Duaları, istekleri kabul eden"

46- El-Vâsi: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"

47- El-Hakîm: "Her işi hikmetli"

48- El-Vedûd: "Kullarını en fazla seven"

49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."

50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."

51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır."

52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."

53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."

54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün"

55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı"

56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."

57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık"

58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."

59- El-Mübdi: "Maddesiz"

60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."

61- El-Muhyî: "İhya eden"

62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."

63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi"

64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan"

65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."

66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük"

67- El-Vâhid: "Tek olan."

68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan."

69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."

70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden"

71- El-Mukaddim: "Dilediğini, öne alan, yükselten."

72- El-Muahhir: "Dilediğini sona alan"

73- El-Evvel: "Ezeli olan."

74- El-Âhir: "Ebedi olan"

75- El-Zâhir: "Varlığı açık "

76- El-Bâtın: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "

77- El-Vâlî: "Kainatı idare eden."

78- El-Müteâlî: "Son derece yüce olan."

79- El-Berr: "İyilik ve ihsanı bol"

80- Et-Tevvâb: "Günahları bağışlayan."

81- El-Müntekim: "Zalimlerin cezasını veren"

82- El-Afüvv: "Affı çok olan"

83- Er-Raûf: "Çok merhametli."

84- Mâlik-ül Mülk: "Mülkün, her varlığın sahibi."

85- Zül-Celâli vel ikrâm: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."

86- El-Muksit: "Her işi birbirine uygun yapan."

87- El-Câmi: "Mahşerde bir araya toplayan."

88- El-Ganiyy: "Her türlü zenginlik sahibi"

89- El-Mugnî: "Zengin eden."

90- El-Mâni: "Engelleyen."

91- Ed-Dârr: "Elem ve zarar verici şeyleri yaratan"

92- En-Nâfi: "Fayda veren şeyleri yaratan."

93- En-Nûr: "Alemleri nurlandıran"

94- El-Hâdî: "Hidayet veren."

95- El-Bedî: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi."

96- El-Bâkî: ''Varlığının sonu olmayan, ebedi olan."

97- El-Vâris: "Her şeyin asıl sahibi olan."

98- Er-Reşîd: "Doğru yolu gösteren. "

99- Es-Sabûr: "Ceza vermede acele etmeyen."


----------------------------------------------

Esma-ül Hüsna ve Esma-ül Hüsna Anlamları

1 – ALLÂH :  [ Tüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yüce Allah'ın zatının, başka hiçbir varlığa verilemeyen ismidir.  ]

Allah zikrine devam eden kişinin derecesi hem Allah katında hem de insanlar katında artar. İnsanlar arasında; sevilen, sayılan, sözü geçen kıymetli bir kişi olur. Duaları kabul görür. Nefis şeytanının şerrinden kurtulur. Güneş doğarken gümüş veya altın levha üzerine Allah ismini yazan ve üzerinde taşıyan şeytan şerrinden korunur. Soğuk havada bu levha üzerinde iken Allah diye zikrederse soğuğu hissetmez. Balgam hastalığı olan kişi taşırsa balgam hastalığından kurtulur. Kişi 7 gün oruç tutup, gece yarısında 2 rekat Allah rızası için namaz kılıp, ardından 66 defa Allah zikrini yaparsa; Allah bir melek görevlendirir. O melek, o kişiyi tüm kötülüklerden koruduğu gibi, hal ve hareketlerinde, işlerinde o kişiyi yönlendirir, yönetir ve yardımcı olur. Allah ismini kağıda gül suyu, safran ve misk karışımıyla yazıp, üzerinde taşıyanı Allah her türlü kötülükten korur. Amir veya makam sahibi kişilerin yanında riayet görür. Düşmanlarına karşı galip gelir. Cuma günü oruçlu olarak, sabaha doğru gümüş yüzüğe Allah ismini yazıp, sağ elinin parmağına takan kişinin her isteği insanlar tarafından karşılanır. İşi görülür. Sol elinin parmağına takıp bir mahkemeye giden kişi haksızlığa uğramaz.

Allah Cenabı Hakk’ın Celal ve Cemal gibi bütün isimlerini kapsamaktadır. Allah diye zikreden Cenabı Hakk’ı bütün isimleri ile anmış olur. Bütün isimler Allah isminde gizlidir. Diğer isimler Allah İsmi Azamına birer sıfattır. Allah ismi hiç bir isme sıfat olmaz. Cenabı Hakk’ın Zatına mahsus bütün isimlerin özellikleri Allah isminde vardır. Allah ismi; ruhi hastalıklardan, kalp katılığından, küfürden, maddi ve manevi bataklıktan, nefsin istek ve arzularından kurtulmak, düşmanlarını yenmek, merhamet sahibi olmak, Allah’ın istediği şekilde hayat sürmek, son nefeste imanlı ölmek, kalbin nurlanması, imanlı olması ve şifa bulmak, güç, kuvvet ve rızık kazanmak, gizli sırlara vakıf olmak, hem dünya, hemde ahiret saadetine ermek için zikredilir.

Allah ismi iki şekilde zikr olunur;

1) Ya Allah

2) Allah, Allah… diyerek Ya: Yardım isteme, aman ve ah gibi medet talep etmeyi ifade eder.

Zikretmek iki şekilde olur;

1) Kişiye Cenebı Hakk’ın ilham yoluyla telkin etmesi şekliyle yapılan zikir.

2) Kişinin alim bir zat’a el verip / (nispet edip), ders alıp onun dediği ve tavsiye ettiği şekilde zikretmek.

Zikre başlamadan önce abdest alınır. Niyet edilir. ; Dünya kelamından uzak, dünyayı unutarak, ismin hem dil, hemde kalb ile birlikte ifadesine başlanır. Manevi alemlerin sultanı olmak için YA HU YA ALLAH ismi azamı zikredilir. Bu zikir Allah dostlarının, veli kullarının zikridir. HU ismi şerifi dışında Allah isminin önüne hiç bir isim geçemez. Allah ismini insanlardan uzak, tenha bir yerde abdestli olarak zikredene; Meleklere mahsus alemlerin kapıları açılır. Maneviyatı güçlenir. Yüksek makamlara ulaşır, nurlanır. Hergün Ya Allah Ya Hu diye 1000 defa zikirde bulunanı Allah, kemaliyle rızıklandırır. Şifa için Allah ismi 70 defa bir kağıda yazılıp, yazı su içinde silindikten sonra, hastaya içirilirse; hasta şifa bulur.

2 – ER RAHMÂN: Rahman  [ Bütün Yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden ]

Günde zikir sayısı : 298  – Dünya ve Ahirette Allah’ın sevgilisi olmak için okunur.

Farz namazlarının ardından 100 defa Ya Rahman ismini zikreden; Allah’ın rızasını kazandığı gibi, Allah’ın nimetleride ona sunulur. 40 gün riyazet halinde 1000 defa Ya Rahman ismini zikredenin kalp gözü açılır. 5 V akit namazların ardından 2500 defa Ya Rahman ismini zikreden, her olaydan haberdar olur. Olay olmadan haberi olur. Er Rahman ismini; misk, safran, gül suyu karışımı mürekkep ile kağıda yazıp üzerinde taşıyan; insanlar arasında sevgi, saygı görür. Günde 290 defa zikredenin her arzusu gerçekleşir.

3 – ER RAHİM: Rahim  [ Çok merhamet eden, büyük nimetler veren. ]

Günde zikir sayısı : 258 – Maddi ve Manevi Rızıklar için okunur.

Ya Rahim ismini zikretmeye devam eden kişi; belalardan, kazalardan ve afetlerden korunur. Uykusunda ağlayan veya korkan çocuğun üzerine 269 defa Er Rahim isminin yazıldığı kağıt konulursa; çocuk bu durumdan kurtulur. 5 vakit namazlarının sonunda Ya Rahim ismini 269 defa okuyanın ahlakı düzelir. Rızkı ve bereketi artar. Hastaysa şifa bulur. Tüm nimetler okuyanın ayağına gelir. Errahmanirrahim veya Ya Rahman Ya Rahim isimlerini zikredenler; sıkıntıdan, darlıktan ve korkularından kurtulurlar. Günde 100 defa okuyanın kalbi yumuşar, Allah’ın rahmetini kazanır. Kötülüklerden muhafaza olur.

4 – EL MELİK: Melik  [ Bütün Kainatın Tek Sahibi ve mutlak hükümdarı. ]

Günde zikir sayısı : 91 – Emir sahibi olmak, maddi ve manevi güçlü olmak için okunur.

Sabah namazının ardından 121 defa Ya Melik ismini zikreden fakirlikten kurtulur. Bu ismi her gün okumaya devam edenler bazı sırlara vakıf olurlar. İlim ve marifet sahibi olurlar.

5 – EL KUDDÛS: Kuddus  [ Hatadan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten pek uzak, pek temiz ]

Günde zikir sayısı : 170 – Günahlardan kurtulmak ve kalp temizliği için okunur.

Ya Kuddüs ismini zikreden kişi şehvetten kurtulur, ahlakı düzelir. Günde 100 defa okuyan kalbin manevi hastalıklarından kurtulup, insanlar arasında sevilen, saygı duyulan kişi olur. Vesveseden kurtulur. Şeytanın hilelerinden uzak olur.

6 – ES SELAM: Selam  [ Kullarını selamete çıkaran, Cennetteki bahtiyar kullarına selam veren ]

Günde zikir sayısı : 131 – Korkulan her şeyden korunmak için okunur.

Hasta üzerine 121 veya 161 defa Ya Selam ismi okunursa hasta iyileşme gösterir. Es Selam ismini kağıda yazıp üzerinde taşıyan ve sürekli zikr eden; fenalık ve kötülüklerden emin olur. Ya Selam isminin zikrine devam eden kişi; cin, şeytan ve insanların hile ve vesveselerinden uzak olur. 66 defa bir kaba yazıp, 40 gün aç karnına bu sudan içen vesvese hastalığından kurtulur. Günde 360 defa okuyanın her duası kabul olur.

7 – EL MÜ’MİN: Mü’min  [ Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanları koruyup rahatlatan ]

Günde zikir sayısı : 137 – Kötü hastalıklara düşmemek için okunur.

Her gün sabah namazının ardından 167 defa Ya Mü’min ismini zikreden sıkıntıya düşmez. Dili, yalan ve küfürden uzaklaşır. Riyadan, zinadan, kibirden, hasedden, kötü ahlaktan uzak olur. Her gün 1132 defa Ya Mü’min ismini zikreden hastalıklardan ve sıkıntılardan kurtulur. 43 gün, 5 vakit namazların ardından, 136 defa Ya Mü’min ismini zikreden arzusuna kavuşur. Her gün okumayı adet haline getiren muhtaçlık hissetmez, kimseye muhtaç olmaz, düşman şerrinden muhafaza olur, dili kötü söz söylemez.

8 – EL MÜHEYMİN: Müheymin  [ Gözeten ve Koruyan ]

Günde zikir sayısı : 145 – İnsanların düşüncelerini anlar korunur.

Ya Müheymin zikrine devam eden unutkanlıktan kurtulur. Bu zikre bir Ulema ile devam eden gizli sırlara vakıf olur. Yatsı namazının ardından 145 defa okuyup konuşmadan, sağ tarafına yatıp uyuyana rüyasında olacak hadiselerden haber verilir. Günde 100 defa tenha bir yerde okuyanın kalbi nurlanır. Günde 145 defa okuyan bela, musibet ve düşman şerrinden korunur. İlim ve imanı artar. Yazıp üzerinde taşıyanın rızkı ve malı artar. Allah’ın himayesinde olur.

9 – EL AZÎZ: Aziz  [  Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip ]

Günde zikir sayısı : 94 – Düşmanlara galip gelmek için okunur.

Ya Aziz ismini zikreden kişi, kendini insanlara sevdirir. İşi ve istekleri geri çevrilmez. Hem insanlara, hemde ruhanilere karşı sözü geçen, itibar sahibi bir kişi olur. Ya Aziz ismi 7 gün düşmanının helakı niyetiyle okunursa, kişinin düşmanı helak olur. 40 gün sabah namazından sonra 40 defa okuyan fakirlikten kurtulur. Kimseye muhtaç olmaz. Hergün evden çıkarken, 94 defa Ya Aziz ismini zikreden dünya ve ahirette bahtiyar olur.

10 – EL CEBBÂR: Cebbar  [ Eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya müktedir olan ]

Günde zikir sayısı : 206 – istek ve arzuların olması için

Ya Cebbar ismini zikreden kişiye bütün insanlar itaat edeler, o kişiye kötülük yapmaya cesaret edemezler. Ya Cebbar ismi bir düşmanın helakı için 206 defa okunur. Ya Cebbar ve Zülcelali Vel İkram isimlerini beraber yazıp üzerinde taşıyan bütün insanlara güzel görünür. Her gören saygı ve sevgide bulunur.

11 – EL MÜTEKEBBİR: Mütekkebbir  [ Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren ]

Günde zikir sayısı : 662 – İzzete ve refaha nail olmak için okunur.

Ya Mütekebbir ismini hergün okuyan konuştuğu zaman karşısındakileri tesiri altında bırakır. Okuyanın hayır ve bereketi çoğalır. Her gün sabah namazının ardından 664 defa Ya Mütekebbir ismini zikreden itibarlı olur. Karşısındakiler ona itaat eder, sözü geçen bir kişi olur. Her gün müşteri saatinde 262 defa okuyanın bereketi artar. Kötü davranışları olan ve sürekli haram işleyen kişinin üzerine 262 defa okunursa o kişi davranışlarını düzeltir.

12 – EL HÂLIK : Halik  [ Bütün varlığı, halleri ve hadiseleri, tayin ve tesbit eden hepsini yoktan var eden. ]

Günde zikir sayısı : 731 – İşlerde üzüntüden ve sıkıntıdan kurtulmak için okunur.

Ya Halık ismini zikredenin kalbi nurlanır. Her işte başarılı olur. Bela ve kötülüklerden korunur. İyileşmesi zor akıl hastalığı olanlar bu ismi yazıp taşımaları halinde faydasını görürler. Çözülmesi zor olan bir işi olan kişi; kıbleye yönelip 5115 defa Ya Halık ismini zikredip, işinin çözülmesi için dua ederse işi halolur.

13 – EL BÂRİ’ : Bâri  [ Eşyayı ve herşeyin vucüdunu herşeyin birbirine uygun halde yaratan ]

Günde Zikir Sayısı : 214 – İşinde Başarılı olur, şöhret bulur.

Ya Bari’ ismini 7gün 100defa okuyan selamete erer ve afetlerden korunur. Günde 210 defa şems saatinde okuyan; düşmanlarını yener, feraha erer ve zihni, aklı gelişir. En az bir sene okumaya devam eden şifa verir. Şifacı olur. Ağır işler kolaylaşır. Ya Bari’ ismini 45360 defa abdestli ve kıbleye yönelerek okuyan; ardından isteği doğrultusunda dua ederse isteği gerçekleşir, duası kabul görür. Başı ağrıyan kişi El Bari’ ismini gümüşe yazıp başında taşırsa baş ağrısından kurtulur

14 – EL MUSAVVİR : Musavvir  [ Tasvir eden, herşeye bir biçim ve özellik veren ]  /  EL-MU’TÎ : [ Veren, ihsân eden ]

Günde Zikir Sayısı  :336 – Maksat ve merama ulaşmak için

Ya Musavvir ismini zikreden başladığı işte başarılı olur, geri kalmaz ve yaptığı iş bozulmaz. Sanatkarsa sanatında başarılı ve üstün olur. Ya Musavvir ismini 365 defa hergün okuyan ruhanilerle irtibata geçer. Ya Musavvir ismini zikreden sıkıntılarından kurtulur, çocuğu ahlaklı olur. Günde 336 adet okuyan kişi düşmanını dost yapar. Bir istek veya arzu için okunursa okuyanın arzusu gerçekleşir.

Allah (c.c.), Mu’tî’dir. Yani, mahlûkatına hayat hakkını ve her istediğini verendir. Cenab-ı Hak kullarının Kendisine açılan ellerini boş çevirmez. Mahlûkâtının hal ve söz dilleriyle yaptıkları duâ, niyaz ve isteklerini kabul eder. Varlıkların ihtiyaçlarını eksiksiz yaratır ve ellerine verir. Mîde için yeryüzünü envâi türlü yiyecek ve gıdalarla donatan Cenab-ı Hak, maddî-mânevî tüm âzâların ihtiyaç duydukları nîmetleri yaratır ve ikram eder. Kullarını Cennetine alır ve her arzu ettiklerini ihsân eder. Mu’tî ismi Hazret-i Ali’nin (r.a.) Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivâyet ettiği vârit olmuştur. Duha suresi 5.ayette geçmektedir. Gözü veren Cenab-ı Hak, görünen âlemde göz zevkine uygun güzellikleri de yaratıp gözün önüne sermiştir. Kulağı veren Allah Teâlâ, işitme âleminde latîf nağmeleri ve güzel sesleri de yaratmış ve kulağın işitme zevkine ikram etmiştir. İnsandaki her türlü cihâzât ve âletlerin, duygu ve latîfelerin her birisinin ayrı ayrı hizmeti ve ubûdiyeti, ayrı ayrı lezzeti, elemi, vazifesi ve mükâfâtı vardır. Cenab-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, insanda istihdam ettiği cihâzların her birisinin, mânevî şükürlerine karşılık, lâyık ücretlerini de inşaallah verecektir.Rızkımızı veren Rezzâk’ımızdır. Zenginlik ve servet veren Ganî olan Cenab-ı Haktır. İstemelerimize ve duâlarımıza cevap veren, atiyye veren Cenab-ı Haktır. Sayısız arzularımızı ve gayelerimizi gerçekleştiren ve yerine getiren de Cenab-ı Haktır.

15 – EL ĞAFFÂR : Gaffar  [ Mağrifeti pek çok ]

Günde Zikir Sayısı : 1281 – Bağışlanmak ve günahlardan korunmak için okunur.

Ya Gaffar zikrine devam eden günahlarından, hata ve isyanlarından mağfiret bulur. Affolunur. Hasımlarının gözünde görünmez olur. Kavga ve savaş durumunda düşmanları tarafından görülemez. Gaffar ismini zikreden Allah’dan merhamet istemiş olur. Günde 1200 defa okuyan maddi ve manevi halini düzeltir. Gizli şeylerin esrarına vakıf olur. Sinirlenip herşeye parlayan kişiler bu ismi okursa öfkeleri yatışır. Kurşun levha üzerine yazıp üzerinde taşıyan zalimlerin şerrinden korunur.

16 – EL KAHHÂR : Kahhar  [ Herşeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim olan ]

Günde Zikir Sayısı : 306 – Zalimleri kahretmek için

Kahhar ismi; düşmanı kahretmek ve düşmanı helak etmek gibi bir tesire sahiptir. Ya Kahhar ismini her gün okuyanların kalbinde dünya sevgisi kalmaz. Nefsine yenik düşmez. Düşmanlarını hezimete uğratır. Düşmanına karşı beddua da bulunsa düşmanı helak olur. Şehvet ve hırstan kurtulur.

17 – EL VEHHÂB : Vehhab  [ Her türlü nimeti devamlı bağışlayan ]

Günde Zikir Sayısı : 196 – Sıkıntısız borçsuz bir hayat için okunur.

Ya Vehhab ismini sürekli zikreden kişinin rızkı artar, maddi sıkıntılarından kurtulup, refaha erer. Mahlukata karşı güçlü ve heybetli görünür. Dua edilirken 7defa zikr olunursa duanın kabulune vesile olur. Zeka ve anlama güçlüğü olanlara yazılarak içilirse faydası olur.

18 – ER REZZÂK : Rezzak  [ Yaratılmışlara faydanılacak şeyleri ihsan eden ]

Günde Zikir Sayısı : 308 – Bol rızıklı ömür için okunur.

Her sabah namazından sonra 308 defa Ya Rezzak ismini zikredenin rızkı artar, maddi sıkıntıları sona erer. Aç karnına günde 20 defa okuyanın zekası ve zihni açılır. İşini gördüreceği kişinin yüzüne 26 defa okunursa işi görülür. Kötülüklerden ve fitnelerden korunmak için sabah namazı vakti girmeden evin dört tarafına onar defa Ya Rezzak ismi okunarak üflenir. Ya Fettah Ya Rezzak isimlerini hergün beraber okuyana; kapalı kapılar açılır, maddi sıkıntıya uğramaz, rızkı artar.

19 – EL FETTÂH : Fettâh  [ Her türlü zorlukları açan ve kolaylaştıran ]

Günde Zikir Sayısı : 489 – Maddi manevi hayırlar için okunur.

Ya Fettah isminin zikrine devam edene Allah hayır ve bereket ihsan eder. Darlık ve sıkıntı çekmez. Okuyanın kalbi nurlanır, işleri kolaylaşır. Makam ve mertebesi yükselir, kimseye muhtaç olmaz. Sabah namazlarının ardından sağ elini kalbine koyarak 71 defa okuyanın kalbi temizlenir. Yatarken okuyana rüyasında bilmediği şeyler gösterilir. Zor bir durumdan kurtuluşa ermek için niyet ederek utarit saatinde 489 defa okunur. Düşmanının dost olması niyetiylede utarit saatinde 489 defa okunmaya devam edilirse düşmanı dost olur.

20 – EL ALÎM : Alim  [ Her şeyi çok iyi bilen ]

Günde Zikir Sayısı : 150 – ilim zenginliği için okunur.

Ya Alim zikrine devam eden gizli sırlara vakıf olur. Herşey ona beyan olur. Okuyanın ilmi artar, hikmetli konuşur ve yüce makamlara erişir. El Alim ismini yazıp suda silip içenin anlayışı ve zekası artar.

21 – EL KÂBID : Kâbid  [ Sıkan, Daraltan ]

Günde Zikir Sayısı : 903 – Zalimin zülmünden kurtulmak için

Ya Kabid ismini okumaya devam eden kişi heybetlilik ve celallik kazanır. Kimse düşmanlık etmeye, hakkında dedikodu yapmaya cesaret edemez. Okuyan kötü huylarından kurtulur. Düşman şerrinden korunmak için 903 defa okunur. İki ay günde 10000 defa okuyana bazı sır perdeleri açılır.

22 – EL BÂSIT : Bâsit  [ Açan, Genişleten ]

Günde Zikir Sayısı : 72 – İşlerin büyümesi mal ve paranın bereketi için okunur.

Ya Basıt ismini zikreden kişi korktuğu şeylerden emin ve güven içinde olur. Kalbindeki korku ve endişeler gider. Kalbi geniş olur. Keyfi ve neşesi artar. Sıkıntılarından kurtulur. Rızkı ve itibarı artar. Kalp gözü açılır. Hergün sabah namazından sonra 72 defa Ya Basıt ismini zikredenin rızkı bollaşır.

23 – EL HÂFIZ : Hafıd  [ Yukardan aşağıya indiren alçaltan ]

Günde Zikir Sayısı : 1481 – Kötüden ve belalardan korunmak için okunur.

Ya Hafız ismini zikreden; korku, telaş, kötülük ve fenalıklardan emin olur ve korunur. Okuyana düşman saldıramaz. Cin, şeytan ve insan şerrinden korunur. Bu isim; korunması için, neye okunursa, o şey muhafaza olur, korunur.

24 – ER RÂFİ’ : Râfi  [ Yukarı kaldıran, yükselten ]

Günde Zikir Sayısı : 351 – İnsanlar arasında ve işinde yükselmek için okunur.

Ya Rafi ismini zikreden her türlü hayırlara vesile olur. Rızkı ve derecesi artar. İnsanlar arasında yüksek mertebelere ulaşır. Düşmanlarının kalbinde korku ve ürperti olur. Fakirlikten ve zalim şerrinden muhafaza olur.

25 – EL MUİZZ : Muiz  [ İzzet veren, ağırlayan ]

Günde Zikir Sayısı : 117 – Fakir ve zelillikten kurtulmak için okunur.

Ya Muizz zikrine devam eden kişi aziz olur. Gücü, kuvveti artar. Kadri yücelir. Mahlukata karşı heybetli görünür. Kimseden korkmaz.

26  – EL MUZİLL : Müzil  [ Zelil eden, alçaltan ]

Günde Zikir Sayısı : 770 – Düşmanları zelil etmek için

Ya Muzill ismini zikreden kişiye, istediği düşmanını Allah zelil kılar. Düşman ve zalim şerrinden emin olur, korunur. Düşmanını hezimete uğratır.

27  – ES SEMî’ : Semi [ Herşeyi iyi işiten ]

Günde Zikir Sayısı :180 – Duaların kabulu için okunur.

Ya Semi ismini zikredenin duaları kabul olur. 7 gün oruç tutup, halvete girerek Ya Semi ismini zikreden ulvi ruhların sesini işitir.

28  – EL BASÎR : Basir  [ Her şeyi iyi gören ]

Günde Zikir Sayısı : 112 – Acziyetin kalkması için okunur.

Ya Basır ismini zikredenin dünya ve ahiret korkuları kalmaz. Basiret gözü açılır. Tüm kötülüklerden korunur. İstek ve arzuları gerçekleşir. Ya Basır ismini her sabah 302 defa zikreden gizli husus ve hadiseleri öğrenir. Ya Allahü Ya Basır isimlerini zikredenin içi temizlenir. Allah’ın rahmetini kazanır. Gözleri nurlanır.

29 – EL HAKEM : Hakem  [ Hükmeden, hakkı yerine getiren ]

Günde Zikir Sayısı : 68 – Haklı davasını kazanması için okunur.

Ya Hakem ismini zikredenin içi, alemin sırlarıyla dolar. Sözü geçerlive tesirli olur. Allah katında mertebesi yükselir. Eşyaların sırrına vakıf olur. Anlama ve kavrama gücü artar.

30  – EL ADL : Adl  [ Çok Adaletli ]

Günde Zikir Sayısı : 104 – Adaletli olmak için

Ya Adl ismini zikredenin maddi ve manevi hali düzelir. Hakim ve hükümet görevlileri her gün sabahları 104 defa Ya Adl ismini zikrederlerse, adalet üzere hareket ederler, adaletten ayrılmazlar. Gece yarısından sonra 104 defa Ya Adl ismi zikredildikten sonra bir zalime beddua edilirse; o zalim perişan olur.

31 -EL LATÎF : Latif  [ En ince işlerin bütün nceliklerini bilen, kullarına iyilikler ulaştıran ]

Günde Zikir Sayısı : 129  -Dileklerin olması, kısmet ve rızık için Okunur.

Ya Latif ismi; insana her hususta fayda veren, havassı en çok olan isimlerden biridir. Ya Latif ismini zikreden huzura kavuşur, her şeyde başarılı olur. Maddi durumu düzelir. Hasta olan iyileşir. Sıkıntı ve bunalımdan kurtulur. Arzu ve isteklerine kavuşur. Günde 16641 defa okunması tavsiye edilmiştir

32 – EL HABİR : Habir  [ Herşeyin iç yüzünden gizli taraflarından haberdar ]

Günde Zikir Sayısı : 812 – Hafıza ve idrakin genişlemesi için

Ya Habir ismini zikredende ruhaniyet kesbeder, eşyanın sırrına vakıf olur. Kötü ahlak ve zalim şerrinden kurtulur. Rüyasında istediği şey hakkında bilgi alır. 40 gün 7000 defa okuyan bu ismin hadimi ile görüşür.

33 – EL HALÎM : Halim  [ Suçlara karşı hemen ceza vermeyen yumuşak davranan, süre veren ]

Günde Zikir Sayısı : 88 – Ahlak ve hılim / huy güzelliği için okunur.

Ya Halim ismini zikreden arifler zümresinden olur. Merhametli ve sözü geçen bir kişi haline gelir. Dünyayı bırakıp, tâata yönelir. Sinirli ve asabi olan kişiler okursa durumları düzelir.

34 – EL AZİM : Azim  [ Çok Azametli ]

Günde Zikir Sayısı : 1020 – Sözünün tesirli ve sayırlı olmak için

Ya Azim ismini zikreden korktuğu ve çekindiği şeylerden korunur. Hastaysa şifa bulur. İnsanlar arasında itibarlı olur, şerefi yücelir. İstek ve arzularına kavuşur. İşlerinde başarıya ulaşır. Yüksek mertebelere ulaşır.

35 – EL GÂFÛR : Ğafur  [ Affı ve mağfireti pek çok ]

Günde Zikir Sayısı : 1286 – Günahların affı, kötü ahlakı bırakmak için okunur.

Ya Gafur ismini zikredeni Allah af ve mağfirette bulunur. Fakirlikten kurtulur. Korktuklarından emin olur, korunur. Şiddet ve öfkeli kişilere karşı Ya Gafur ismi okunursa öfkeleri yatışır. Her farz namazının ardından Ya Gafur ismini okumaya devam edene; ruhaniler gelerek isteklerini yerine getirir.

36 – EŞ ŞEKÛR : Şekûr  [ Kendi rızası için yapılan iyiliklere daha fazlasıyla karşılık veren ]

Günde Zikir Sayısı : 526 – Talihin açıklığı, bol rızık için okunur.

Ya Şekur ismini zikreden kişinin refahı artar, sıhhat ve huzur içinde olur. Her işinde kolaylık bulur. Kazandığını kaybetmez. Nimetleri eksilmez. Zalim ve düşman şerrinden korunur.

37 – EL ALİYY : Aliyy  [ Pek yüce, Pek yüksek ]

Günde Zikir Sayısı : 110 – Zilleten kurtulmak ve ilim için

Ya Aliyy ismini zikreden kişi hor görülmez, onu gören herkez sever, sayar. Sözü dinlenir. Ahlakı düzelir, hikmetli konuşur. Kısmeti açılır, kötü huylarını bırakır.

38 – EL KEBÎR : Kebir  [ En büyük, pek büyük ]

Günde Zikir Sayısı : 232 – Hürmet görmek için okunur.

Ya Kebir ismini zikredenin ilmi ve bilgisi artar. İnsanlardan hürmet görür. Onu görenler, ondan çekinir. Yüce mertebelere erer. Borçlu kişiler günde 1000 defa okurlarsa borçlarını ödemeye muvaffak olurlar. İşinden haksız yere uzaklaştırılanlar, görevlerine ve işine geri döner.

39 – EL HAFÎYZU : Hafız  [ Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan,herşeyi belli bir vakte kadar bela afetten koruyan ]

Günde Zikir Sayısı : 998 – Nefsinin ve malının korunması için okunur.

Ya Hafıd ismini zikreden kişi; zalim ve kötülerin şerrinden korunur.

-------------------------------------------------------------------

Allah’ın isimleri ve faydaları,zikir sayıları

Günlük hayatta hangi isim, kaç kere, ne için zikredilmeli?

İsm-i Celil

Tesbih adedi Tesbih niyeti
Allah (66) Her türlü istek, tüm duaların kabul olması.
Er-Rahmân (298) Dünyada ve ahirette Allah’ın sevgisini kazanmak.
Er-Rahîm (258) Maddî ve manevî rızka nail olmak.
El-Melik (90) Maddî ve manevî güçlü olmak, insanlara sözlerini anlatıp dinletebilmek, emir sahibi olmak.
El-Kuddûs (170) Maddî ve manevî her türlü temizlik, kalp temizliği, ruhî hastalıklardan iyileşmek.
Es-Selâm (131) Korkulan her şeyden emin olmak ve esenliğe çıkmak.
El-Mü’min (137) Güvende olma, güvenilir insan olmak, kötü hastalıklara düşmemek.
El-Muheymin (145) İnsanlardan korunmak ve onların düşüncelerine akıl erdirebilmek.
El-Aziz (94) Düşmanlara galip gelmek.
El-Cebbâr (206) İstek ve arzuların olması, insanların ve cinlerin şerrinden emin olmak.
El-Mütekebbir (662) İzzet, refah ve gerçek büyüklüğe erişmek, halk tarafından sevilmek.
El-Hâlık (731) İşlerde üzüntü ve sıkıntıdan kurtulmak, başarılı olmak.
El-Bâri (214) İşte başarılı olmak, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak.
El-Musavvir (336) Maksat ve meramına ulaşmak ve ifade etmek, en zor işleri başarmak ve bir işte uzmanlaşmak.
El-Gaffâr (1.281) Bağışlanmak ve günahlardan korunmak.
El-Kahhâr (306) Zalimlerin ve din düşmanlarının kahrından kurtulmak.
El-Vehhâb (14) Sıkıntısız ve maddî açıdan rahat bir hayat sürmek.
Er-Rezzâk (308) Bol rızıklı bir ömür geçirmek.
El-Fettâh (489) Maddî ve manevî hayır kapılarının açılması, ticarette başarıya ulaşmak.
El-Alim (150) İlim zenginliği için.
El-Kâbid (903) Zalimin zulmünden kurtulmak.
El-Bâsit (72) Rızkının genişlemesi ve bereketin artması.
El-Hafid (1.481) Kötüden, kötülerden ve belalardan korunmak.
Er-Rafi’ (351) İnsanlar içinde ve işinde yükselmek, tevazu sahibi olmak.
El-Muiz (117) Fakir ve zelillikten kurtulmak.
El-Muzil (770) Düşmanları zelil etmek.
Es-Semi’ (180) Duaların kabul olması.
El-Basir (302-112) Acziyetin kalkması, basiretli olmak.
El-Hakem (68) Haklı davasını kazanmak, insanlar arasında hak ile hüküm vermek.
El-Adl (104) Adaletli olmak, haklı davayı kazanmak.
El-Latîf (129) Dileklerin olması, kısmet ve rızkın artması.
El-Habîr (812) Hafıza ve idrakin genişlemesi.
El-Halîm (88) Ahlâk güzelliği ve yumuşak huylu olmak, hiddet ve sinirin gitmesi.
El-Azîm (1.020) Sözünün tesirli olması ve sözü dinlenir olmak.
El-Gafûr (1.286) Günahların affı ve kötü ahlâktan korunmak.
Eş-Şekûr (526) Talihin açıklığı, kendine verilen nimetlerin şükrünü eda etmek, bol rızık için.
El-Aliyy (110) Zilletten kurtulmak, ilim, derecelerin artması.
El-Kebîr (232) Maddî ve manevî büyüklük, hürmet sahibi olmak.
El-Hafîz (998) Nefsinin ve malının korunması.
El-Mukît (550) Muhtaç olunan şeyi kazanmak ve rızık.
El-Hasîb (80) Herkese karşı açık alınlı olmak.
El-Celîl (73-5.329) Gerçek yüceliğe erişmek, zalim ve zorbayı zelil etmek.
El-Kerîm (270) Bol rızık sahibi olmak, cömert olmak ve kolaylıklara nail olmak.
Er-Rakîb (312) Her işte Allah’ın koruması altında olmak, bunu hissetmek, hafızasının kuvvetlenmesi.
El-Mücîb (55-3.025) Duaların kabul olunması.
El-Vâsi’ (137) Ömür uzunluğu, sıhhat ve rızık genişliği için.
El-Hakîm (78-6.084) İlim ve hikmet sahibi olmak, uzağı görmek, hikmetli iş yapmak.
El-Vedûd (20-400) İnsanların sevgisini kazanmak.
El-Mecîd (57-3.249) İzzet ve şerefin artması.
El-Bâis (573) Kuvvetli irade ve alacaklarını almak.
Eş-Şehîd (319) Şehid olmak, heybetli olmak, halk arasında sevilmek.
El-Hak (108) Sağlam bir imana ve doğru bir ibadet hayatına sahip olmak, başladığı işin sonunun gelmesi.
El-Vekîl (66) Allah’tan her türlü yardım görmek.
El-Kavî (116) Kansızlık ve vücudun güçlü olması, zor işleri kolaylıkla halletmek.
El-Metîn (500) Maddî ve manevî dayanıklı, sağlam ve iradeli olmak, hastalıklardan kurtulmak.
El-Veliyy (46-2.116) Her işte Allah’ın yardımını istemek.
El-Hamîd (62-3.844) Kazancın genişlemesi, Allah’ı çokça hamd etmek için yardım istemek.
El-Muhsî (148) Zekânın kuvvetli olması.
El-Mübdi (57) Her işte muvaffak olmak, ummadığı yerden yardım gelmesi.
El-Muîd (124) Elden kaçanı geri kazanmak, Allah’ın ahirette yeniden dirilme hakikatini ruhlarımıza duyurması.
El-Muhyî (68) İşlerin başarılı olması, hastalıklardan kurtulmak.
El-Mumît (490) Harama bakmamak, kötülüklerden vazgeçmek, devamlı ahireti hatırlamak.
El-Hay (18-324) Sözün tesirli olması, sözü dinlenir olmak.
El-Kayyûm (156) Bütün işlerde yardımı Allah’tan beklemek, isteklere nail olmak, rızkın devamlı olması.
El-Vâcid (14-196) Aradığını ve kaybettiğini bulmak.
El-Mâcid (48) Kazancın bolluğu ve şerefli bir hayat sahibi olmak.
El-Vâhid/El-Ehad (19-3.669) Kalbin uyanıklığı, isteklerin olması.
Es-Samed (134) Hiç kimseye muhtaç olmamak.
El-Kâdir (305) İstediğini yapmaya güç yetirmek.
El-Muktedir (744) Her işte başarılı olmak.
El-Mukaddim (184) Daima yükselmek.
El-Muahhir (847) Kötü ve belalı birinin veya bir işin kendinden uzaklaşması.
El-Evvel (37) Her hayır işinde birinci olmak.
El-Âhir (801) Ömrün uzun olması.
Ez Zâhir (1.106) Her meselenin zuhuru, açıklığı, gizli olmaması.
El-Müteâlî (551) İstediği makama gelmek ve yüceliğe ermek.
El-Bâtın (62) Nefsi mutmain ve kalbi geniş olmak, iç rahatlığının artması.
El-Vâlî (47) Sözünün tesirli olması, insanların kendini sevmesi.
El-Berr (202) Her halukarda iyilik bulmak.
Et-Tevvâb (409) Tövbelerin kabul olması.
El-Müntekım (630) Zulüm ve fenalıklardan korunmak.
El-Afuvv (156) Rızık bolluğu, kalp huzuru, affedilmek.
Er-Raûf (287) Merhametinin artması, hiçbir varlıktan zarar görmemek.
Mâlikü’l-Mülk (212) Mal ve kazanca zarar gelmemesi, maddî ve manevî derecelerin artması.
Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (1.100) İşlerin kolay ve âsân olması, insanların kendini sevmesi.
El-Muksit (209) Eşlerin arasını düzeltmek ve adaletli olmak.
El-Câmi (114) Küsleri barıştırmak ve hayırların birleşip toplanması.
El-Ganî (1.060) Gerçek zenginlik, servet ve geniş rızık, insanlar tarafından sevilmek.
El-Muğnî (1.100) Geçim genişliği, bol rızık ve zenginlik.
El-Mâni’ (161) Kaza ve belalardan emin olmak.
Ed-Dârr (1.001) Zararlı kişilerden emin olmak ve onları Allah’a havale etmek.
En-Nâfi’ (201) Hastalıklardan korunmak, şifa bulmak, zararlardan uzak durmak.
En-Nûr (256) Doğruyu ve yanlışı görüp kalp nuruna sahip olmak.
El-Hâdî (20-400) Doğru yolu bulmak ve çocuklarının serkeş olmaması.
El-Bedî’ (86) Allah’ın yardımına nail olmak, maddî ve manevî güzellik için.
El-Bâkî (113) Ömrün uzunluğu ve sağlıklı olmak.
El-Vâris (707) Uzun ömür, bol mal, şeref ve rızık sahibi olmak.
Er-Reşîd (514) Güzel ahlâk sahibi olmak, kötü alışkanlıklardan korunmak.
Es-Sabûr (298) Başladığı işi kolay bitirmek, sinirini yenmek ve sabırlı olmak.

---------------------------------------

ESMAÜL HÜSNA'NIN TECELLİ SIRLARI
EL EVVEL:

Ya Evvel ismini zikreden her isteğine ve dileğine kavuşur. Yolculuğa çıkarken okunursa okuyan yol sıkıntılarından kurtulur.

EL AHİR:

Ya Ahir ismini zikredenin düşmanları helak olur. Düşmanlarına karşı kuvvet kazanır. Kalbi Allah sevgisiyle dolar. Rızkı artar. Ya Evvel Ya Ahir isimlerini birlikte günde 838 defa zikreden; dünya ve ahirette üstün makamlara ulaşır. Tüm mahlukat okuyana hürmet ve itibarda bulunur.

EL MUKADDİM:

Ya Mukaddim ismini zikreden kişi kuvvet ve iktidar sahibi olur. Halk içinde heybetli olur. Makamı mevkisi yükselir. Allah katında kadri artar. İstek ve dilekleri gerçekleşir. Savaş meydanında okunursa düşmana karşı okuyan kuvvetli olur.

EL MÜAHHİR:

Ya Müahhir ismini okuyan tevbe edip takvaya erer. Kalbi Allah sevgisiyle dolar. İsteklerine kolayca kavuşur. Allah'ın rızasını kazanan kullardan olur. İbadet etmede zorlanmaz. Basiret gözü açılır. Kötü işlerden uzak durur.

ALLAH (c.c) 1 Diğer bütün esma ve sıfatlar bu mübarek ismin içinde toplanmıştır.

Havas ve esrarı: Allah İsmi Şerifi bütün maddi ve manevi ihtiyaçlar için Ya Allah Celle Celaluhu diyerek 66 kere okunursa bi iznillah maksatlar hasıl olur.

Bu lafz ile zikredildiği zaman kalb mutmain olur.1000 (Bin) kere Ya Allah Ya Hu zikri yapılırsa iman kuvvetlenir yakıyn hasıl olur.

Rahman 2:Lütfe mazhar olmak sevmek ve sevilmek için 298 kere okunur.

Cuma günü ikindiden sonra kıbleye dönük oturur Ya Allah Ya Rahman zikrine güneş batana kadar devam edilirse isteği gerçekleşir.

Rahim 3 : Herkes tarafından makbul ve muteber olmak için 258 kere okunup dua edilir.

Hergün 100 kere bu zikre devam eden Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuşur.

Melik 4 : Düşmanların zelil olmaları sözün tutulması için 90 kere okunur. Bu İsm-i Şerif’in zikrine devam edenin üzüntüsü gider kalbi temizlenir. Sabah namazından sonra 121 kere okuyanı Allah zengin eder.

EL KUDDUS (Celle Celaluhu) 5

EL Kuddus : Her eksiklikten münezzeh.Hatadan gafletten ve herçeşit noksanlıktan münezzehtir.

Havas ve esrarı: El Kuddus ismi şerifi içindeki şehvetin giderilmesi kalbin ve ahlakın düzelmesi için Ya KUDDUS celle celaluhu diyerek 170 kere okunup dua edilir.

Her gün öğle vakti okuyanın kalbi safileşir sabaha karşı 100 kere okuyan belalardan uzaklaşır.

Selam 6 : Bela ve musibetlerden kurtulmak her türlü maddi ve manevi sıkıntılardan emin olmak ve özellikle vesveseden kurtulmak için 131 kere okunur.Bu isme devam eden ölümün hararetini duymazzorluk çekmez şeytanlardan muhafaza olur ve Cenab-ı Hakk’a kalbi selim gider.

EL MÜ’MİN (Celle Celaluhu) 7

El Mü’min:Güven veren vadine güvenilen .Mahlukatı zulümden ve tehlikelerden koruyan.Ahirette mü’minleri azabtan emin kılan.Peygamberler (Aleyhimüsselam) mu’cizelerle tasdik eden.

Havas ve esrarı: El Mü’min İsmi Şerifi dili küfür yalan ve gıybetten kurtarmak bütün maddi ve manevi hastalıklardan emin olmak rızkın bolkazancın bereketli olması için Ya Mü’min Celle Celaluhu diyerek 136 kere okunup dua edilir.

EL MÜHEYMİN (CELLE CELALUHU) 8

Anlamı: Gözetici ve koruyucu.Tüm varlığı görüp gözeten yetiştirip varacağı noktaya ulaştıran.Kainatın işlerini gözetip yöneten.Her an tüm varlıkları gören.

Havas ve esrarı:El Müheymin ismi şerifi zalimlerin insan ve cin şeytanlarının şerrinden emin olmak her türlü bela afat ve fitnelerden korunmak için Ya Müheymin Celle Celaluhu diyerek 145 kere okunup dua edilir.Gusülden sonra 100 kere okuyan isteklerine kavuşur kalbine nur gelir.

Azîz 9 : Düşmanları zelil etmek insanların yanında izzet ve şeref sahibi olmak korkularından emin olmak için 94 kere okunup dua edilir.

7 gün 100 defe okuyan kimsenin hasmı helak olur.

70.000 defa düşman askerine karşı eliyle işaret ederek okunursa bi’iznillah düşman hezimete uğrar.

Cebbar 10 : İnsanların gözünde heybetli ve güzel görünmek her yerde saygı görmek sözlerin kabul edilmesi zalimlarin helaki için 206 defa okunur.Bu isme devam eden zulümden korunur.Müsebbiatı aşaradan sonra sabah ve akşam 21 kere okunursa her türlü düşmandan korunur.

Mütekebbir 11 : Zalimlerin helak olması bütün insanların yanında sözlerin makbul ve muteber olması için 662 kere okunur.

Zikrine devam eden kendini zelil görür insanların gözünde büyük görünür. Ona kimse karşı koyamaz.

Hâlik 12 : Hacetlerin kabulü için 731 kere okunup dua edilir.

Gece yarısı bir saat zikrine devam edenin kalbi ve yüzü nurlanur.Malı veya oğlu kayıp olan 5000 defa okursa kaybettiklerine kavuşur.

EL BARİ’Ü (CELLE CELALUHU) 13

Anlamı:Yaratanbir model olmaksızın yaratan.Eşyayı ve her şeyin aza ve parçalarını birbirine uygun yaratan.

Havas ve esarı : El Bariü ismi şerifi gam ve kederden ve hertürlü üzüntü maddi ve manevi hastalıklardan kurtulmak için Ya Bariü Celle Celaluhu diyerek 213 kere okunup dua edilir.

Günde 100 (yüz) kere 7 gün okumaya devam edilirse hastalıklara şifa verir ve afatlardan korunulurkabirde sıkıntı çekmez.

Musavvir 14 : İşlerinde başarılı olmak maddi ve manevi olarak yüksek mertebelere çıkmak isteyen ve çocuk düşüren kadınlar 336 kere okunur.

Oruçlu kimse güneş battıktan sonra iftardan önce 21 kere 7 gün bir suya üflese ve o suyu kısır kadın içse çocuğu olur.

EL GAFFAR 15 (CELLE CELALUHU)

Marifeti pek çok.

Havas ve esrarı:günahların af edilmesi müşkilat ve zorlukların halledilmesi için Ya Gaffar Celle Celaluhu diyerek 1281 defa okunur.

Cuma namazından sonra 100 kere okuyanda mağrifet eserleri görülür.Kızan kimsenin kızgınlığı gider mağrifet olunur.kabahatleri örtülür.

EL KAHHAR 16 (CELLE CELALUHU)

El Kahher :Yenilmeyen yegane galip.Herşeye her istediğini yapacak bir surette galip ve hakim.Dilediğini istediği anhakir horzelil ve perian edebilecek güce sahip.

Havas ve esrarı: Düşmanları helak etmek için Ya Kahhar Celle Celaluhu diyerek 306 kere okunur.Gece yarısı veya güneş doğarken 100 kere Ya Cebbar Ya Kahhar Ya Zel Batşışşedid derse zalimden hakkını alır.Bir hacet için 100 kere (başı açık) okunursa Ya Kahhar diye iki ellerini kaldırırsa haceti yerine gelir.Duha namazından sonra secde yapar 7 kere Ya Kahhar derse zenginlik verilir şehvetlerden kurtulur.

EL VEHHAB 17 (CELLE CELALUHU)

Anlamı:Çok İhsan sahibi.

Havas ve esrarı:rızkın bol ve kolay olması maddi ve manevi nimetlere kavuşmak için Ya Vehhab Celle Celaluhu diyerek 14 kere okunur.

Duha namazından sonra secdede okunursa zenginlik verilir.Ya Vehhabül kariyn zittavli diye zikredilirse bereket artar.(Duada 7 kez okunursa duası kabul olur)

Rezzak 18 : Geçim sıkıntısından kurtulmak bereket ve rızka nail olmak için 308 kere okunur. Haceti olduğu yerde 17 kere okunursa hacet yerine gelir.100 kere hapis veya hasta için okunursa kurtulur.

EL FETTAH 19 (CELLE CELALUHU)

EL FETTAH: iyilik kapılarını açan.Her türlü müşkilleri halleden ve zorlukları kolaylaştıran.Kullarına maddi ve manevi kapılar açan.

Havas ve esrarı:Hayır ve nmet kapılarının açılması için Ya Fettah Celle Celaluhu diyerek 489 kere okunur.

Sabah namazından sonra elini göğsünün üzerine koyarak 71 kere okursa Allah kalbini temizler ve nurlandırır.

EL ALİM 20 (CELLE CELALUHU)

Hakkıyla bilen.Herşeyi çok iyi bilen.Olmuşları ve olacakları bilen.ilmi her şeyi kaplayan.Amellerimizi ve bütün niyet ve duygularımızı bizden daha iyi bilir.

Havas ve esrarı: EL ALİM İsmi Şerifi zihin açıklığı dünya ve ahiret ilimlerini anlamak için Ya Alim Celle Celaluhu diyerek 150 kere okunur.

Her namazdan sonra 100 kere Ya Alimel gaybi veşşahadeti zikrine devam edenin keşfi açılır.Ya Alimel guyub zikrine devam edenin ruhu ulvi alemlere yükselir.İlim ve marifet kapıları açılır.

Kaabız 21 : Zalimin helaki için 903 kere okunur. Zalimler üzerine okunur.

40 gün 40 ekmek lokması üzerine yazılır ve hergün bir lokmak yenilirse açlık elemi hissedilmez.

EL BASIT 22 (CELLE CELALUHU)

EL BASIT :Açan genişleten.Rızkı genişleten ruhları bedenlerine yayan.İstediğine sevinç ve saadet ihsan eden.Bazı toplum ve fertlere maddi ve manevi yardımda bulunup onları sevindirenneşelendiren ve kendileirne yaşama sevinci veren.

Havas ve esrarı:El BASIT İsmi Şerifi hertülü korkulardan emin olup sevinmek ve rızkın bol olması için Ya Basıt Celle Celaluhu diyerek 72 kere okunur.Rızık ve vucut ve ilim genişliği içindir.Duha namazının ardından sonra ellerini semaya kaldırarak 10 kere okursa ve ellerini yüzüne sürerse zenginlik kapısı açılır.

EL HAFID 23 (CELLE CELALUHU)

El Hafid:Alçaltan zillete düşüren.Yukarıdan aşağıya indiren.Zelil eden.

Havas ve esrarı:EL HAFID İsmi şerifi zalim kişilerin helak ve hakir olmaları için Ya Hafıd Celle Celaluhu diyerek 148 kere okunur.

500 defa okunduğunda haceti yerine gelir.Cenab-ı Hakk dileğini kabul eder.

Râfî’u 24 : Maddi ve manevi olarak rütbenin yükselmesi ve rızkın bol olması için 351 kere okunur.

70 kere okuyan zalimlerin şerrinden emin olur. Pazartesi veya Cuma gecesi akşamdan sonra 440 kere okuyan halk arasında heybetli olur.

Muızzü 25 : Dünya ve ahrette aziz olmak insanların yanında sevimli olmak ve her türlü fenalıktan korunmak için 117 kere okunur.

Hasetten ve zulümden korunmak için 570 kere okunup secdeye varılırsa okuyanın duası kabul olunur.

Müzillü 26 : Düşmanı zelil kılmak için 770 kere okunur.

Hasetten ve zulümden korunmak için okunur.

570 kere okunup secdeye varılırsa okuyanın duası kabul olunur.

ES SEMİ’U 27 (CELLE CELALUHU)

Anlamı:Hakkı ile işiten.

Havas ve esrarı:Es Semi’ ismi şerifisözün insanların yanında dinlenmesi ve duanın kabulü için Ya SEMİ’U Celle Celaluhu diyerek 180 kere okunur.

Perşembe günü duha namazının ardından 500 kere okunursa duası kabul olunur.Çok okuyan kulak rahatsızlığı görmez.

EL BASİR 28 (CELLE CELALUHU)

EL BASİR :Hakkı ile gören.

Havas ve esrarı:EL BASİR İsmi Şerifi zihin açıkkalbin kuvvetli olması için Ya BASİR Celle Celaluhu diyerek 302 kere okunur.

Cuma namazından önce 100 defa okuyanın basireti açılır.Sözü ve fikri düzgün olur.Çok okuyan göz rahatsızlığı görmez.

EL HAKEM 29 (CELLE CELALUHU)

Son hükmü veren.Hakkı batıldan ayıran ve kıyamet günü kullarının arasında hükmedip haksız ve zalimlerden mazlumların hakkını alıp sahibine verendir.

Havas ve esrarı:El Hakem İsmi Şerifi sözünün faydalı ve hükmünün geçerli olması için Ya Hakem Celle Celaluhu diyerek 68 kere okunur.

Bir kimse gece yarısı abdestli olarak 100 defa okursa ilahi sırlarla dolar.

EL ADLÜ 30 (CELLE CELALUHU)

EL ADLÜ : Mutlak adalet sahibi.Çok adaletli.Adaletle hükmedendir.

Havas ve esrarı:El ADL İsmi Şerifi adaletten sapmamak istikametin düzeltilmesi için Ya Adlü Celle Celaluhu diyerek 104 kere okunur.

Latif 31 : Bela sıkıntı ve türlü şerlerden kurtulmak sevgi bereket rızık ve hayır kapılarının açılması için 129 kere okunur.

Kim 129 kere veya 100 kere veya 130 kere okursa lütfu ilâhiyeye kavuşur darlıktan kurtulur.

EL HABİR 32 (CELLE CELALUHU)

Her şeyin iç yüzünden haberdar.Her şeyin iç yüzlerini ve bütün gizli taraflarını ve her günah sevap ve amelleriden haberi olan.O bizim bütün amel söz niyet ve davranışlaımızdan haberdardır.

Havas ve esrarı:EL HABİR İsmi Şerifi zihnin açılması istediği şeyleri rüyada görmek ve bilmediklerinden haberdar olmak için YA HABİR CELLE CELALUHU diyerek 810 kere okunur.Yedi gün bu isimle zikrederse kendisine Allah katından ruhani haberler zuhur eder.

Halim 33 : Hiddet kızgınlık ve gadab gibi kötü ahlakın sona ermesi halim selim ve yumuşak huylu ve güzel ahlaklı olmak için 88 kere okunur.

Bu ismi zikreden iradeciliğinde halim olur sözü makbul ve hürmete layık olur.

Azîm 34 : Haramlardan korunmak insanlar tarafından sevilmek ve hürmet görmek için 1020 kere okunur.İradeciden korkan 12 kere okursa ondan emin olur lutüf bulur.

Gafûr 35 : Mağrifet korkulardan emniyet büyüklerin gazap ve kızgınlıklarını söndürmek için 1286 kere okunur.

Ateşli hastaya 3 kere yazılırsa hasta iyi olur Biiznillah.

EŞ ŞEKUR 36 (CELLE CELALUHU)

Anlamı:Az iyiliğe çok mükafat veren.Rızası için yapılan iyilikleri fazlası ile karşılık veren.

Havas ve esrarı: Eş Şekur ismi şerifi rızkın bolnimetlerin devamlı olması hayır işlerinde ilerlemek için Ya Şekur Celle Celaluhu diyerek 526 kere okunur.

Bir suya 41 kere okunursa o su ile gözleri sıvarsa ve içilirse büyük bereketler bulurgöğsü ve bedeni şifa bulur görmesi kuvvetlenir.

EL ALİYYÜ 37 (CELLE CELALUHU)

EL ALİYYU: Pek yüksek.İzzet şeref bakımından en yüce.Herşeyden yüksek.

Havas ve esrarı: EL ALİYYU İsmi şerifi zillet ve hakaretten kurtulmak ve İlahi yardım ile insanların gözünde büyük görünüp sözlerinin kabulü için YA ALİYYU CELLE CELALUHU diyerek 110 kere okunur.

Bu ismi şerifi okuyanın şanı yücemakamı yüksek olur.Cenab-ı HAKK yüzünü zelil olmaktan korur ve güzellik verir.ALLAH ismi ile birlikte yapılırsa en büyük zikirlerden olur.

EL KEBİR 38 (CELLE CELALUHU)

EL KEBİR:Pek büyük.Kibriya sahibi.

Havas ve esrarı:El Kebir Celle Celaluhu insanların gözünde heybet ve azametli görünmek kimsenin kendisine karşı gururlanıp kibirlenmemesi için Ya Kebir Celle Celaluhu diyerek 232 kere okunur.

Bulunduğu mevkiden atılmış kimse 7 gün 1000 kere oruçlu olarak zikrederse yerine iade edilir.Zikrine devam eden zahir ve batın alemde büyük olur.

EL HAFIZ 39 (CELLE CELALUHU)

Muhafaza eden Koruyup gözeten.

Havas ve esrarı:Bütün maddi ve manevi tehlikelerden korunmak özellikle nazar cinşeytan büyü gibi kötülüklerden ve düşmanlardan korunmak için Ya HAFIZ CELLE CELALUHU diyerek 998 kere okunur.

Bu ismi şerfi üzerinde taşıyan ve zikreden kimse bereketini bulur yırtıcı hayvanlar arasında uyursa zarar görmez.Zikraden kimse sonunda Ya HAFiZU İHFEZNA 3 kere okur. (hafizu daki i 2 kez uzatmalı okunur)

EL MUKİTU 40 (CELLE CELALUHU)

EL MUKİT:Azık veren.Her yaratılmışın rızkını ihsan eden.Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp verengücü yeten ve koruyan.

Havas ve esrarı:El Mukit ismi şerifi rızkın bol olması kimselere muhtaç olmamak ve bereket için Ya Mukit Celle Celaluhu diyerek 550 kere okunur.

Bir kimse bu ismi şerifi 7 kere bardağın üzerine okursa ve sonra yazarsa sonra yolculukta içerse vahşi hayvanların şerrinden emin olur.Buna liiylafi süresini de ilave ederse daha güzel olur.

EL HASİBU 41 (CELLE CELALUHU)

EL HASİB CC:Kullarına yeten ve onları hesaba çeken.Herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen.Ahirette onları hesaba çeken.Kendisine tevekkül eden kullarına yetendir.

Havas ve esrarı:El HASİB celle celaluhu ismi şerifi düşmanların şerrinden korunmakgeçim sıkıntısından kurtulmak İlahi ihsana nail olmak ve korkularından emin olmak için Ya Hasib Celle Celaluhu diyerek 80 kere okunur.

Bu İsmi Şerifi güneş doğmadan önce Hasbiyel Hasib şeklinde okuyan kimse yırtıcı hayvanlardan emin olur.

EL CELİL 42 (CELLE CELALUHU)

EL CELİL CC :Celalet ve azamet sahibi.Şanına yakışmayan ve yaramayan şeylerden uzak.Zatı pek büyük ve ulu.

Havas ve esrarı:El Celil İsmi Şerifi zalimlerin zulmünden düşmanların hilesinden ve insanların hakaret ve küçümseyici bakışlarından kurtulmak saygılı bir kişi olmak için Ya Celil Celle Celaluhu diyerek 73 kere okunur.Bu ismi şerifi zikreden veya miske ve zerafana yazan ve üzerinde taşıyanın kadri yüce olurmanevi halleri güzelleşir.Bu ismi şerifte talebeler için heybet ve celal sırrı vardır.

EL KERİM 43 (CELLE CELALUHU)

EL KERİM :Keremi bol.Kerem ve fazilet sahibi.İstemeden verenvesilesiz ihsan eden cömert.

Havas ve esrarı:El Kerim ismi şerifi zorluk çekmeden fakirlik ve darlıktan kurtulmak için YA KERİM Celle Celaluhu diyerek 270 kere okunur.Bu ismi şerifi uyumadan önce çokca zikreden kalbinde neticesini bulurkalbi rahatlar.Kerem sahibi affedici ve güzel ahlaklı olur.

ER RAKİB 44 (CELLE CELALUHU)

Anlamı:Gözetleyip kontrol eden.Varlıklarını korumak için gözcü bütün işleri gözetleyen.

Havas ve esrarı:ER RAKİB CELLE CELALUHU gizli ve aşikar bütün işlerinden Cenabı ALLAH ın koruması altında olmak ve yapılan büyü ve tılsımların bozulması için YA RAKİB CELLE CELALUHU diyerek 312 kere okunur.Bu ismi şerif anne karnındaki çocuktan endişeli ise 7 defa okunur.Sefere çıkarken korktuğu kimsenin boynu üzerine elini koyar 7 kere okursa ehli ve çocuklarının kötü hareketlerinden Biİznillah emin olur

EL MUCİB 45 (CELLE CELALUHU)

Anlamı:İcabet eden.Duaları kabul eden dileklere karşılık veren.

Havas ve esrarıFPRIVATE "TYPE=PICT;ALT=" uaların kabulü için güneş doğarken Ya Mucib celle celaluhu diyerek 55 kere okunur.

Vâsi’u 46 : Rızkın bol ömrün uzun ve evinden bereketin eksik olmaması ve iç rahatlığı için 137 kere okunur. Bu İsmi Şerifi çokça zikreden kimse zengin kılınır.Göğsü genişler hırs ve karışıklıktan selamet bulur. Allah ona çıkış yolları ihsan eder.

EL HAKİMU 47 (CELLE CELALUHU)

EL HAKİM CC:Hikmet sahibi bütün emir yasak ve işleri yerli yerinde faydalar ve hikmetlerle dolu olan.

Havas ve esrarı: İlmde ilerlemek ve sözlerinin hikmet dolu olması için YA HAKİM CELLE CELALUHU diyerek 78 kere okunur.Hakim ismi şerifini çok okuyan kimse kalbinde hikmet pınarları açılır.Esrarlı manaları anlar.

Vedud 48 : Muhabbet sevmek ve sevilmek için 20 kere okunur.

Bir yemeğe 1000 kere okuyan kimse o yemeği hanımı ile birlikte yerse aralarındaki sevgi artar. Farzlardan sonra 400 den fazla okuyan kimse insanların en sevimlisi olur.

Mecid 49 : İzzet ve şerefe nail olmak rızkın bol maişetin kolay olması ve sıkıntılardan kurtulmak için 57 kere okunur. Sabah namazından sonra 79 kere okuyan ve ellerine üfleyip yüzüne ve vücuduna sıvazlayan yakınları yanında izzet ve heybet sahibi olur.

Bâis 50 : Müşterinin artması alış verişin çoğalması için 573 kere okunur.

Bir kimse uyuyacağı zaman elini göğsüne koyar ve 101 defa okursa Allah c.c onun kalbini nurlandırır ilim ve hikmet verir.

EL AHİR (CELLE CELALUHU) 74

El Ahir: Son Varlığının sonu olmayan.Ebedidir.Tükenmesi ve sonu yoktur.

Havas ve esrarı:El Ahir İsmi Şerifi İlahi yardım görmek ve düşmanların helaki için Ya AHİR Celle Celaluhu diyerek 801 defa okunur.Her gün sabah akşam 100 kere okunursa kalb safileşir ve kalbten masivullah(Allah tan başkalarının sevgisi) çıkar

EZ ZAHİRU (Celle Celaluhu) 75

Aşikar.Vrlığını ve birliğini belgeleyen bir çok delil bulunan.Varlığı kudretiyle aşikar olandır.

Havas ve esrarı:Sırların gizliliklerin kendisine bildirilmesi için Ya Zahir Celle Celaluhu diyerek 1106 kere okunur.İşrak vakti okunduğunda kalbi velayet nurları ile nurlanır gizli olan şeyler aşikar olur.

EL BATINU (Celle Celaluhu) 76

Gizli.Mahiyeti bilinmeyen.Beşerin ilmi ve aklı Cenabı Allah ın zatının kühnünü anlamaktan acizdir.

Havas ve esrarı

Keşfin açılması duanın kabulü ve hertürlü korkulardan kurtulmak için. Ya Batın Celle Celaluhu diyerek 62 kere okunur.

EL BERRU 79(Celle Celaluhu)

İyilik eden vadini yerine getiren .İyiliği bol olan.İyilik eden ve iyilik edenleri seven.

Havas ve esrarı:Kötülüklerden korunmak iyilik ve İlahi ihsanlara nail olmak için Ya Berru Celle Celaluhu diyerek 202 kere okunur.

Bu İsmi Şerifin zikrine devam eden kimse büyük günah işleyen biri ise tevbe eder.

ET TEVVABU 80(Celle Celaluhu) =Tövbeleri kabul eden ve günahları bağışlayan.Tövbe sebeplerini kolaylaştırarak kullarını tövbeye sevk eden ve tevbelerini kabul eden.Kullarının kendisine dönmesini isteyen.

Havas ve esrarı:Günah işlemekten kurtulmak rızkın geniş ve kazancın bereketli olması için Ya Tevvab Celle Celaluhu diyerek 409 kere okunur.

Duha namazının peşinden 63 kere okuyanın tevbesi kabul olur.Zalimin üzerine 10 kere okuyan zulmünden kurtulur.

ER RAUF 83(Celle Celaluhu)

Anlamı: Mahlukatına pek düşkün onları seven.Şevkatli.Af edeni af eder cömert ve merhametli olandır.İnsanların ve diğer mahlukatın arasına şevkat ve merhamet duygusunu yerleştiren.

Havas ve esrarı:kalbinde sevgi şevkat merhamet ve içinde insani duyguların yerleşmesi için Ya Rauf Celle Celaluhu diyerek 286 kere okunur.

Öfkelendiği an 10 kere okuyan ve 10 kere salavat okuyan kimsenin öfkesi sakinleşir.

EN NUR:93 Nurlandırannur kaynağı.Alemleri ay ve güneş ile aydınlatıp gönülleri iman ve ilimle nurlandıran.İnsanlara etraflarını görme için göz nimetini veren.

Havas ve esrarı:En NUR ismi şerifi hikmet ve ilim elde etmek kalbin ve yüzün Nur u İlahi ile parlaması insanların yanında sevilip sayılmak için YA NUR Celle Celaluhu diyerek 256 kere okunur.

Bu ismi şerifin zikrine devam eden karanlık bir yerde ise kendisine nurlar gözükür kalbi nurla dolar.

EL HADİ 94(Celle Celaluhu)=Hidayet verenyol gösterenmuradına erdiren.İnsanları imanaiyi doğru yollara muvaffak kılan hidayeti yaratandır.

Havas ve esrarı:

EL HADİ ismi şerifi hidayet bulup hak yola girmek bütün işlerinin düzgün yürümesi için Ya Hadi Celle Celaluhu diyerek 20 kere okunur.Bu ismi şerife devam eden kimse doğru yolu bulur.Her farz namazın ardından okuyan dini ve dünyevi masiahatlarda (faydalarda) hidayete erer.

EL BEDİU 95(Celle Celaluhu)

Anlamı:Eşi ve örneği olmayan sanatkarca yaratan.Örneksiz maddesiz icad eden.Kolaylıkla daima hayrete düşürücü güzellikte şeyler yaratan.

Havas ve esrarı:

sanat ve işinde ilerlemek kavuşmuş olduğu maddi ve manevi nimetlerin elinden çıkmaması için Ya Bediu Celle Celaluhu diyerek 86 kere okunur.

Bu ismi şerifi 70 000 (70 bin) kere okuyan hacetini def eder zararları def olur.Hikmet verilir ilim veririlir.Zikrine devam eden üzüntüden kurtulur.

ER-REŞİD 98 (Celle Celaluhu)=İrşad edicidir.İşleri doğru nizam intizam ve hikmet üzere yürütüp sonuna ulaştıran dilediğini iyiliğe götüren doğru yola yönelten.İşleri boş ve faydasız olmayan ve hiçbir tedbirinde yanılmayandır.

Havas ve esrarı:

doğru yolu bulmakzararlı şeylerden korunmak ve uzaklaşmak için Ya Reşid Celle Celaluhu diyerek 514 defa okunur.

Bu ismi şerifi yatsıdan sonra 100 kere zikreden hidayet ve doğruluğa erer

Şehîd 51 : 21 kere seher vakti veya sabah asi çocuğun ve asi hanımın üzerine okunursa islah olur. Şehitlik isteği ile çokça okuyan şehit olur.

Hakk 52 : Batıldan korunmak sözlerin geçerli olması hayır işlerinde başarılı olmak ve adaletle hüküm verebilmek için 208 kere okunur.

Lâilâhe illallahül hakkul mübiyn

Zikrini hergün 100 defa okuyan fakirlikten kurtulur işleri kolaylaşır. 1000 kere okuyanın ahlakı düzelir.

Vekîl 53 : Maddeten ve manen zengin olmak için 66 kere okunur.Bu ism-i şerifin zikrine devam edenlerin kalbine sükunet iner üzüntüleri yok olur.Rüzgardan ve yıldırımdan korkan kimse okursa Cenab-ı Hakk bunların şerrini def eder.

Kaviyyü 54 : Kalp ruh ve bedenin kuvvetli olması düşman tarafından mağlub edilmemek için 166 kere okunur.

Maddi ve manevi güçlenir. Mazlum 1000 kere okursa zalim bi iznillâh helak olur.

Metîn 55 : Tembellikten madden ve manen zayıflıktan kurtulmak için 500 kere okunur.

Günahkar genç kız ve erkek üzerine El-Kaviyyül Metîn şeklinde 10 kere okunursa facirlikleri gider.

Veliyyü 56 : Allah’ın veli bir kulu olabilmek ve uykusundan korkup uyanan çoçukların korkularından kurtulmaları için 46 kere okunur.

Her Cumâ gecesi 1000 defa okuyan kimse veliyullahtan olur.işleri kolaylaşır.

Hamîd 57 : Güzel ahlak iyi amel sahibi olup insanlar tarafından övülmek için 62 kere okunur.

Zikrine devam eden zengin olur. Sabah namazından sonra 99 kere okuyup ellerine üfleyip yüzünü sıvazlayanı Allah c.c aziz kılar yardım eder ve yüzünü aydınlık kılar. Akşam ve sabahtan sonra 66 kere okuyan işleri öğülen kişi olur.

Muhsî : Zihin açıklığı iyi anlama ve güzel idrak için 148 kere okunur. Cumâ gecesi 1000 kere okuyanı Cenab-ı Hakk c.c hesap ve azaptan korur.

Mübdiü 59 : Yazılarında estetiği araştırmalarında doğruyu yakalamak ve hayırlı bütün işlerinde başarılı olmak için 56 kere okunur.Bu İsmi Şerif-i okuyanın ahlakı güzel olur.

Muîd 60 : Elden çıkan maddi ve manevi nimetlerin geri dönmesi ve bozulmuş işlerin düzelmesi için 124 kere okunur. 1000 kere okuyan doğru yolu bulur. 7 gün evin dört tarafına 70 kere okunursa kaybolan şey salim olarak çıktığı yere gelir.

Muhyî 61 : Kalbinin iman nuru ve irfan ile dirilmesi ve içine yaşama sevincinin doğması için 68 kere okunur.Kahrolmaktan korkanlar bu ism-i celili ekmek kırıntılarına okuyup yemelidir.

Mümît 62 : Zalim ve düşmanların helaki için 490 kere okunur. Bu ism-i şerifi çok zikreden kimseye manevi hal galip gelir.Zalim ve fasık bir kimsenin helaki için dua ete o kimse hemen ölür.Bilhassa nefsi emmare

Hayyü 63 : Uzun ömürlü kalbin tevhid nuru ile hayat bulması ve her türlü muradın gerçekleşmesi için 18 kere okunur. 3000 defa okuyan hasta olmaz. Misk ve gül suyu ile yazıp karıştırıp içilirse hasta iyi olur.

Kayyûm 64 : İşlerinde başarılı olmak rızık genişliği düşmanlara galebe çalmak ve ilâhî yardım için 156 kere okunur. Ayrıca denizde boğulmamak için ‘’Ya hayyü Ya Kayyûm’’ zikrine devam edilir. Bu ism-i şerifi boş bir mekanda hergün 16 kere okuyan unutkanlıktan kurtulur hafızası kuvvetli olur kalbi nurlanır.Uykusu çok olanın kafası üzerine ’’ Elif Lam Mîm Allâhu lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm’’ okunur.Kalbinin daima diri kalmasını isteyen kimse hergün 40 defa ‘’Ya Hayyü Ya Kayyûm lâ ilâhe illâ ente’’ zikrine devam eder.

Vâcid 65 : Sevdiği şeylerin kayıp olmaması için 14 kere okunur.Yemekte her lokmada okunduğunda kalp kuvvetlenir çok okuyanın ilmi artar.

Mâcid 66 : Malın çok mülkün geniş sözlerin geçerli insanların yanında makbul ve sevimli olmak için 48 kere okunur. Çok okuyanın ilmi nurlanır.Sabah akşam 400 kere okuyan hayvanların konuşmasını anlar.

Vâhid 67 : İzzet vakar heybet ve insanlar tarafından sevilmek için 19 kere okunur. Çok zikreden şirkten uzak kalır. 1000 kere okuyanın kalbilden masivaullah halk korkusu çıkar. Manen acayip haller zuhur eder.

Samed 68 : Yeme içme ve uyku gibi şeylerde kimseye muhtaç olmamak ve bunların azlığında üzülmemek için 134 kere okunur.

Seher vakti 125 defa okyanda sıdk alametleri görülür.Açlık elemi duymaz.

Kadir 69 : Arzu ettiği şeye gücünün yetmesi ve düşmanların kendisine zarar vermemesi için 305 kere okunur. 2 rekat namazdan sonra 100 veya 200 kere zikreden ibadette zahiren ve batinen kuvvetli olur.

Muktedir 70 : Zalimlerin helaki için 744 kere okunur. Uykudan uyanmak için okuyan kimse istediği an uyanır.

Mukaddim 71 : Duanın kabulü rütbe ve makamın yükselmesi için 184 kere okunur. Harbe girildiği zaman zikredilirse Allah c.c onu kuvvetlendirir ve zafer bulur.

Muahhir 72 : Arzu edilmeyen kişi veya şeylerin geciktirilmesi için 846 kere okunur. Bu İsm-i Şerifi çok zikredene tevbe ve takva kapıları açılır.

Evvelü 73 : Bütün arzu ve emellerin bir an önce gerçekleşmesi için 37 kere okunur.

Vâlî 77 : Makamrütbe ve kadr-ü kıymetin yücelmesi için 47 kere okunur. Bu İsm-i Şerifin zikrine devam eden kimse yıldırım ve afatlardan korunur.

Müteâlî 78 : Düşmanlarına galip olmak ve herkes tarafından sözünün kabulü için 541 kere okunur. Düşmanın helaki için 7 gün devamla hergün bin kere okunur.

Muntekım 81 : Düşmanın şerrinden korunmak cin şeytan ve kötü niyetli insanların fitnelerinden emin olmak için 630 kere okunur. Güç yetirilemeyen bir kimsenin üzerine okunursa Allah ondan intikamını alır.

Afuvvü 82 : Güzel ahlak sahibi olmak günahların affı ve kabahatlerin örtülmesi için 156 kere okunur.

Bu İsm-i Şerifi çok zikredene rıza kapısı açılır güzel ahlak sahibi olur. Ya Gafûr ismi le birlikte zikredilirse duanın kabulü çabuklaşır.

Mâlikü’l Mülk 84 : Mülkün genişlemesi ve rızkın bol olması için 212 kere okunur. Bu İsm-i Şerifin zikrine devam eden kimseye Allah c.c zenginlik verir.

Zü’l Celâli Ve’l İkrâm 85 : Dünya işlerinin kolay olması hayır kapılarının açılması ve şer kapılarının kapanması için 1100 kere okunur.

‘’ Mâlikel mülki zilcelâli vel ikram’’ hergün 333 defa okunursa dünya ona bağlanır.

Muksıt 86 : Gadap hiddet ve kızgınlığı söndürmek hakk ve adaletin ortaya çıkması ve düşmanların şerrinden korunmak için 209 kere okunur.

Bu İsm-i Şerife devam edenin ibadetlerinde vesvesesi sona erer.

Câmi’u 87 : Kayıp bir eşyayı bulmak ve iki kişinin arasında sevgi birlik ve beraberliğin temini için 114 kere okunur.

Bu İsm-i Şerifin zikrine devam eden meşru maksatlarına ulaşır.

Ganiyyü 88 : Mahlukata muhtaç olmamak ticaretin iyi olması zengin olmak için 1060 defa okunur. Hastalık ve bela üzerine okunduğunda hastalık ve bela gider. Bir kimse okusa ve eliyle bütün azalarını sıvazlasa bela ondan uzaklaşır.

Muğniy 89 : Rızkın bol maişetinin geniş ve kalbinin kanaat ile dolması için 1100 kere okunur.

Mâni’u 90 : Bütün korkularından emin olmak için 161 kere okunur.Uyumadan önce okunursa hanımı ile kocası arasındaki öfke gider.

Dârru 91 : Zalimlerin maddeten ve manen zarara uğraması için 1001 kere okunur. Bu ismi şerifin zikrine her Cuma gecesi 100 kere okumaya devam eden kimsenin vücudu afiyette olur kavmine yakın olur.

Nâfi’u 92 : Maddi ve manevi hastalıklardan şifa bulmak için 201 kere okunur.Bu İsm-i Şerifin zikrine her Cuma gecesi 100 kere okumaya devam eden kimsenin vücudu afiyette olur kavmine yakın olur.

Bâkî 96 : Ömrünün sıhhatli hayırlı ve uzun mülkün ve işin daimi olması için 113 kere okunur.1000 kere okuyan zarar ve üzüntüden kurtulur.100 kere okuyanın amelleri makbul olur.

Vârisü 97 : Mal mülk vakar ve itibar sahibi olmak için 707 kere okunur.

Sıkıntısı olan akşam ile yatsı arasında 1000 kere okursa sıkıntısı gider. Güneş doğmadan önce 100 kere okunursa hayatta ve öldükten sonra cesedine hiçbirşey zarar vermez.

Sabûr 99 : Başladığı işi zevkle bitirebilmek acizlikten kurtulmak musibet ve bela zamanı dayanabilme gücünün kendisine verilmesi için 298 kere okunur. Güneş doğmadan önce 100 kere zikreden kimseye meşakkat isabet etmez ve sebatkâr olur
Tahassun Duasının Arapçası

Hadisin (Rivayetin) Metni Bu

Şu dua [İslam harfiyle yazıp] deliye okunursa, akıllanır, hastaya okunursa şifa bulur:
(Reva Aliyyül-Rıda, fe-kale, Haddeseni ebi Musel-Kazım an ebihi Caferis-Sadık an ebihi Muhammedenil-Bakır an ebihi Zeynelabidin Ali an ebihil-Hüseyn an ebihi Ali bin Ebi talib radıyallahü anhüm, kale haddeseni habibi ve kurretü ayni Resulullahi sallallahü aleyhi ve sellem, kale haddeseni Cibrilü, kale semitü Rabbelizzeti yekülü, La ilahe illallahü hısni, men kale-ha dehale hısni, ve men dehale hısni emine min azabi)

Rivâyet ettiği hadîs-i kudsî’de: “Lâ ilâhe illallah kal’amdır. Bunu okuyan, kal’aya girmiş olur. Kal’ama giren de, azâbımdan kurtulur.” buyruldu.

Tahassun Duasının Arapçası

تحصنت بالحصن الذى أسسه الله سُـورُهُ لا إله إلا الله بابه محمدُ رسـول الله مِفتاحه لا حول ولا قوة إلا بالله من أراد لى سوءً خذله الله همساً همساً ، لمساً لمساً ، لموساً لموساً ، مأموناً مأموناً ، أنا الأسد سهمى نفذ منه المدد لا أُبالى من أحـد بفضلى
بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد
بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد    اللهم يا جميل الستر إذا أحاط البلاءُ من سدرة المنتهى ، أن تكفينى شـر من أمر على ونهى ، اللهـم إن جاؤنى فردهـم ، وإن بغـوا على فهـدهم ، فإنك أنت الله ربى وربهم ، ورب الخلائق كلِهم
فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَهَ إِلا هُوَ عَلَيْهِ تَوكَلْتُ وَهُوَ رَبُّ العرش العظيم وَلَا حَول ولا قوة الآب الله العلى العظيم وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّم تَسلِها وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Tahassun Duasının Latince Okunuşu

tehassentü bilhisni ellezi essessehüllahü sürühü La ilahe illallahü, babühü Muhammedün Resullulahi
miftahühü La havle vela kuvvete illa billahi men erade li süen hazelehüllahü hamsen hamsen lemsen lemsen lemüsen lemüsen me´münen me´münen enel esedü sehmi nefeze minhül mededü La übali min ehadin Bifazli (Bismillahirrahmenirrahim 3 külhü) Allahümme Ya cemilessetri iz ehatelbelaü min sidretül münteha en tekfiyeni şerre men emere alleyye ve neha. Allahümme in ceuni ferrüddehüm vein begav alleyye fehüddehüm feinneke entellahü Rabbi ve Rabbühüm ve Rabbül halaigi küllihim. (Feseyekfikehümüllahü vehüvessemiul alim. 3 defa) Fein tevellev fegul hasbiyallahü La ilahe illa hüve aleyhi tevvekeltü vehüve Rabbül arşil azim vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim Ve sallalahü ala seyyidina Muhamedin ve ala elihi ve sahbihi ve selleme teslimen Velhamdülillahi Rabbil
Alemin

Meali

Allah'ın kurduğu kaleyle sığındım ki o kalenin duvarları "La ilahe illallah" demektir  (Allah'tan başka ilah yoktur,demektir ) kapısı, "Muhammedün Resullulah" demktir (Muhammed Allah'ın elçisidir,) anahtarı "La havle vela kuvvete illa billah" (Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur.) demektir  Kim bana zarar vermek isterse,  onu hayal kırıklığına uğratacağım,
kükreyerek, kükreyerek, dokunarak, dokunarak, emniyette ve emniyette olan benim,  ben bir aslanım, Nefesim ve Sesim onu  korkudan öldürmeye yeter, ona karşı koymaya kimsenin gücü yetmez,
Ey Allah'ım, ey güzel örtü, beni ahir sidrasından bela sardığında, Lehime ve aleyhime olan emir ve yasaklarının şerrinden beni koru, Allah'ım, eğer bana gelirlerse, aslanlarına karşı saldırsalar bile, onları geri çevir. Sen Allah'sın, benim de Rabbim, onların da Rabbi ve bütün yaratıkların Rabbisin.

Allah bana kifayet edecektir, Allah bana kifayet edecektir, Allah bana kifayet edecektir, Ben Güç  ve kuvet  sahibi yüce arşın Rabbine tevekkül ettim.  Selamlar Muhammed (S.A.V) e Hamdler alemelerin Rabbi Allaha
Esmai Berhetiye ve Adedleri ve Asaf bin Berkhıya'nın Duası

Eski Ahitte Geçen Bu Dua ve isimler Süleyman Aleyhisselam Efendimiz'den rivayetle Asaf bin Berkhıya'nın rivayet ettiği duadır.

بِرْهَتِيةٍ بِرْهَتِيةٍ(662) كَرِيْرٍ كَرِيْرٍ(430) تَتْلِيْهٍ تَتْلِيْهٍ(845) طُوْرَانٍ طُوْرَانٍ(266) مَزْجَلٍ مَزْجَلٍ(80) بَزْجَلٍ بَزْجَلٍ(42) تَرْقَبٍ تَرْقَبٍ( 702) بَرْهَشٍ بَرْهَشٍ (507) غَلْمَشٍ غَلْمَشٍ (1370) خُوطِيرٍ خُوطِيرٍ(825) قَلْنَهُوْدٍ قَلْنَهُوْدٍ(195) بَرْشَانٍ بَرْشَانٍ(553) كَظْهِيرٍ كَظْهِيرٍ(935) نَمُوشَلَخٍ نَمُوشَلَخٍ(1026) بَرْهَيُولا بَرْهَيُولا(254) بَشْكَيْلَخٍ بَشْكَيْلَخٍ (962) قَزْمَزٍ قَزْمَزٍ(154) أَنْغَلَلِيْطٍ أَنْغَلَلِيْطٍ(1130) قَبَرَاتٍ قَبَرَاتٍ (703) غَياهَا غَياهَا(1017) كَيْدَهُوْلا كَيْدَهُوْلا(76) شَمْخَاهِرٍ شَمْخَاهِرٍ(1146) شَمْخَاهِيْرٍ شَمْخَاهِيْرٍ(1165) شَمْهَاهِيرٍ شَمْهَاهِيرٍ(561) بِكَهْطَهُوْنَيْةٍ بِكَهْطَهُوْنَيْةٍ(112) بَشَارِشٍ بَشَارِشٍ (803) طُوْنَشٍ طُوْنَشٍ(365) شَمْخَابَارُوْخٍ شَمْخَابَارُوْخٍ (1750)

Vefk için Toplam : 18587


DUA BUDUR


اللهم بحق كَهْكَهِيجٍ يَغْطَشْيٍ بِلْطَشْغَشْغَوِيلٍ وفي رواية بَلْطَغَشْغَوِيلٍ أَمْوِيلٍ جَلْدَمٍ مَهْجَمَا هَلْمَجٍ وَرْوَدِيْهٍ مَهْفَيَاجٍ بعزتك الا مآخذت سمعهم وابصارهم سبحان من ليس كمثله شئ وهو السميع البصير

طَهُورٌ بِدْعَقٌ مَحْبَبهٌ صُورَهٌ مَخَبَبَهْ سَقْفَاطِيسٌ سَقَاطِيمٌ أَحُونٌ قَ أَدُمَّ حَمَّ هَاءٌ آمينْ محمد رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكَفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَهُمْ رُكَعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَر السجود ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجيل ا كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطَأَهُ فَازْرَهُ فَاسْتَغْلَظ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزَّرَاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الكفار وعد الله الذين آمنوا وعملوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا صدق اللهُ الْعَظِيمُ وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيَّ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ عدد ما يتعلق بهِ عِلم الله القديم من الجاءزِ وَالْوَاجِبِ وَالمُسْتَحِيلُ جُمْلَةً وَتَفْصِيلًا مُنذُ خُلِقَتِ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمِ مِائَةً ألف مرة وفي كُلِّ مَرةٍ مِثْلُ قَدْرِ ذَلِكَ وَعَلَى آلِهِ وصحبهِ وَسَلَّمَ

تحصنت بالحصن الذى أسسه الله سُـورُهُ لا إله إلا الله بابه محمدُ رسـول الله مِفتاحه لا حول ولا قوة إلا بالله من أراد لى سوءً خذله الله همساً همساً ، لمساً لمساً ، لموساً لموساً ، مأموناً مأموناً ، أنا الأسد سهمى نفذ منه المدد لا أُبالى من أحـد بفضلى
بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد
بسم الله الرحمن الرحيم . قل هـو الله أحد الله الصمد . لم يلد ولم يولد . ولم يكن له كفواً أحـد    اللهم يا جميل الستر إذا أحاط البلاءُ من سدرة المنتهى ، أن تكفينى شـر من أمر على ونهى ، اللهـم إن جاؤنى فردهـم ، وإن بغـوا على فهـدهم ، فإنك أنت الله ربى وربهم ، ورب الخلائق كلِهم
فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ فَسَيَكفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَهَ إِلا هُوَ عَلَيْهِ تَوكَلْتُ وَهُوَ رَبُّ العرش العظيم وَلَا حَول ولا قوة الآب الله العلى العظيم وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّم تَسلِها وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ


RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)