MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Kuşlar ne diyor?
Sual: Kuşların öterken zikrettikleri doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. Başka şeyler söyledikleri de bildirilmiştir. İmam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder. Süleyman aleyhisselamın bildirdiğine göre, bazı kuşlar öterken derler ki:
Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.
Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Göçeğen: Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve mağfiret isteyin!
Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.
Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.
Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.
Karga: Allahü teâlâ her şeyi helak edecektir.
Kustat kuşu: Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur.
Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!
Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî.
Bu kuşların ötüşleri, konuşmaları, yalnız bu sözlere ve mânâlara mahsus değildir. Neml suresinde, karınca ve hüdhüdün konuşmalarının bildirilmesinden, ihtiyaca göre öterek ses çıkardıkları, konuştukları anlaşılmaktadır. Kuşların, diğer vahşi hayvanların sesleri ve kâinattaki hareketlerin hepsi, Allahü teâlânın, peygamberlerine ve evliyasına hitabıdır. Evliya, bu ses ve hareketleri, makamlarına ve derecelerine göre anlar, çünkü peygamberler, kuşların ve diğer hayvanların dillerini bilirler. Evliya-yı kiramsa, onların dillerini aynen bilemez. Sadece, onların seslerinden kendi hâllerine ait olan hususları, Allahü teâlânın kalblerine ilham etmesiyle bilirler. (Ruh-ul-Beyan, Peyg. Tarihi Ans.)
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Kuşların öterken zikrettikleri doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. Başka şeyler söyledikleri de bildirilmiştir. İmam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder. Süleyman aleyhisselamın bildirdiğine göre, bazı kuşlar öterken derler ki:
Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.
Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Göçeğen: Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve mağfiret isteyin!
Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.
Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.
Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.
Karga: Allahü teâlâ her şeyi helak edecektir.
Kustat kuşu: Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur.
Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!
Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî.
Bu kuşların ötüşleri, konuşmaları, yalnız bu sözlere ve mânâlara mahsus değildir. Neml suresinde, karınca ve hüdhüdün konuşmalarının bildirilmesinden, ihtiyaca göre öterek ses çıkardıkları, konuştukları anlaşılmaktadır. Kuşların, diğer vahşi hayvanların sesleri ve kâinattaki hareketlerin hepsi, Allahü teâlânın, peygamberlerine ve evliyasına hitabıdır. Evliya, bu ses ve hareketleri, makamlarına ve derecelerine göre anlar, çünkü peygamberler, kuşların ve diğer hayvanların dillerini bilirler. Evliya-yı kiramsa, onların dillerini aynen bilemez. Sadece, onların seslerinden kendi hâllerine ait olan hususları, Allahü teâlânın kalblerine ilham etmesiyle bilirler. (Ruh-ul-Beyan, Peyg. Tarihi Ans.)
Kaynak
Dinimizislam
Önemli sualler ve cevaplar
— Çok zengin olmak için ne yapmalı?
— Kanaatkâr olan, insanların en zengini olur.
— En hayırlı kimse kimdir?
— İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.
— En adaletli kimdir?
— Kendisi için istediğini insanlar için de isteyen, insanların en âdili olur.
— Allah’ın en has kulu olmak için ne yapmalı?
— Allah’ı çok zikredip anan, Allah’ın en has kulu olur.
— İhsan sahibi olmak için ne yapmalı?
— Allah’a, Onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur.
— Kâmil imana kavuşmak için ne yapmalı?
— Güzel ahlaklı olmalıdır.
— Nur içinde haşrolmak için ne yapmalı?
— Hiç kimseye zulmetmeyen, nur içinde haşrolur.
— Günahların azalması için ne yapmalı?
— İstigfar ederek, günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvaranın günahları azalır.
— Kerem sahibi olmak için ne yapmalı?
— Allah’a kullarını şikâyet etmeyen, insanların kerimi olur.
— Rızkın bol olması için ne yapmalı?
— Temizliğe devam edenin rızkı bol olur.
— Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz tarafından sevilmek için ne yapmak gerekir?
— Sevilmek için, onların sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir.
— Allah’ın gazabından kurtulmak için ne yapmalı?
— Dünya için kimseye kızmayan, Allah’ın gazabından kurtulur.
— Duaların kabul olması için ne yapmalı?
— Haramlardan sakınanın duaları kabul olur.
— Başkalarının yanında rezil olmak istemeyen ne yapmalı?
— Namusunu koruyan, iffetli olan, insanlar yanında rezil olmaz.
— Ayıpların gizli kalması için ne yapmak gerekir?
— Din kardeşlerinin ayıplarını örtenin ayıplarını Allah örter.
— Günahları ne affettirir?
— Gözyaşları ve hastalıklar.
— Hangi iyilik daha faziletlidir?
— Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza...
— En büyük günah nedir?
— Kötü ahlaktır.
[Verilen cevapların hepsi hadis-i şerif mealidir.]
Kaynak
Dinimizislam
— Çok zengin olmak için ne yapmalı?
— Kanaatkâr olan, insanların en zengini olur.
— En hayırlı kimse kimdir?
— İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.
— En adaletli kimdir?
— Kendisi için istediğini insanlar için de isteyen, insanların en âdili olur.
— Allah’ın en has kulu olmak için ne yapmalı?
— Allah’ı çok zikredip anan, Allah’ın en has kulu olur.
— İhsan sahibi olmak için ne yapmalı?
— Allah’a, Onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur.
— Kâmil imana kavuşmak için ne yapmalı?
— Güzel ahlaklı olmalıdır.
— Nur içinde haşrolmak için ne yapmalı?
— Hiç kimseye zulmetmeyen, nur içinde haşrolur.
— Günahların azalması için ne yapmalı?
— İstigfar ederek, günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvaranın günahları azalır.
— Kerem sahibi olmak için ne yapmalı?
— Allah’a kullarını şikâyet etmeyen, insanların kerimi olur.
— Rızkın bol olması için ne yapmalı?
— Temizliğe devam edenin rızkı bol olur.
— Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz tarafından sevilmek için ne yapmak gerekir?
— Sevilmek için, onların sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir.
— Allah’ın gazabından kurtulmak için ne yapmalı?
— Dünya için kimseye kızmayan, Allah’ın gazabından kurtulur.
— Duaların kabul olması için ne yapmalı?
— Haramlardan sakınanın duaları kabul olur.
— Başkalarının yanında rezil olmak istemeyen ne yapmalı?
— Namusunu koruyan, iffetli olan, insanlar yanında rezil olmaz.
— Ayıpların gizli kalması için ne yapmak gerekir?
— Din kardeşlerinin ayıplarını örtenin ayıplarını Allah örter.
— Günahları ne affettirir?
— Gözyaşları ve hastalıklar.
— Hangi iyilik daha faziletlidir?
— Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza...
— En büyük günah nedir?
— Kötü ahlaktır.
[Verilen cevapların hepsi hadis-i şerif mealidir.]
Kaynak
Dinimizislam
Her işte başarılı olmak için
Sual: Her işte başarılı olmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şu üç şeyi yapanlar, her işte başarılı olurlar:
1- Yapacakları her işi Allah rızası için yaparlarsa,
[İnsan ya Allah rızası için yapar, ya da nefsin arzusu için yani insanların rızası için yapar. İnsanların rızasını Allahü teâlânın rızasına tercih edenleri, Cenab-ı Hak insanlara bırakır; ama insanların rızasını değil de, Allahü teâlânın rızasını tercih edenleri kendi himayesine alır. Kim Allah içinse, Allah da onun içindir.]
2- Birlik ve beraberlik içerisinde olursa,
[Vücutların yan yana olması demek değildir. Kalblerin beraber olması, hedeflerin ortak olması demektir.]
3- Doğrudan hiç ayrılmazlarsa.)
Demek ki, doğrudan ayrılmayarak, birlik ve beraberlik içinde, yapılacak işleri Allah rızası için yapanlar, her işte başarılı olurlar.
Başarının sırrı
Sual: Başarılı olmanın sırrı nedir?
CEVAP
İslâm âlimleri bildiriyor ki:
1- Günahlardan sakınmak, haram işlememek,
2- Allahü teâlânın kullarına merhamet, iyilik etmek,
3- Sabretmek,
4- Güler yüzlü olmak.
Bu dört maddeyi yerine getirenin başarısız olması düşünülemez.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Her işte başarılı olmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Şu üç şeyi yapanlar, her işte başarılı olurlar:
1- Yapacakları her işi Allah rızası için yaparlarsa,
[İnsan ya Allah rızası için yapar, ya da nefsin arzusu için yani insanların rızası için yapar. İnsanların rızasını Allahü teâlânın rızasına tercih edenleri, Cenab-ı Hak insanlara bırakır; ama insanların rızasını değil de, Allahü teâlânın rızasını tercih edenleri kendi himayesine alır. Kim Allah içinse, Allah da onun içindir.]
2- Birlik ve beraberlik içerisinde olursa,
[Vücutların yan yana olması demek değildir. Kalblerin beraber olması, hedeflerin ortak olması demektir.]
3- Doğrudan hiç ayrılmazlarsa.)
Demek ki, doğrudan ayrılmayarak, birlik ve beraberlik içinde, yapılacak işleri Allah rızası için yapanlar, her işte başarılı olurlar.
Başarının sırrı
Sual: Başarılı olmanın sırrı nedir?
CEVAP
İslâm âlimleri bildiriyor ki:
1- Günahlardan sakınmak, haram işlememek,
2- Allahü teâlânın kullarına merhamet, iyilik etmek,
3- Sabretmek,
4- Güler yüzlü olmak.
Bu dört maddeyi yerine getirenin başarısız olması düşünülemez.
Kaynak
Dinimizislam
Kıyamete kadar
Sual: (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis'in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor?
CEVAP
Hayır. İblis sonsuz olarak lanetliktir. (Şu güne kadar) ifadesi iki şekilde kullanılıyor:
Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli.
İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli.
Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek:
Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Eğer [Yunus Peygamber], Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143-144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.)
(Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.)
(Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.)
Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek:
Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali:
(Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.)
(Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.)
(Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.)
Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki: Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (Seadet-i Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.]
Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir.
(İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis’e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a’zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, (Kur’an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?) diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a’zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis’e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu.
Aşağıdaki beyitteki birinci mısra, dün bildirdiğimiz birinci gruptaki âyet-i kerimelere örnektir, ikinci mısra da, ikinci grupta bildirilen âyet-i kerimelere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz, ama dost öldükten sonra da sevilir demektir.
Güller koklanır, solana kadar,
Dostlar sevilir, ölene kadar.
3-Âli İmrân Suresi 55. Ayet
İz kâlellâhu yâ îsâ innî muteveffîke ve râfiuke ileyye ve mutahhiruke minellezîne keferû ve câilullezînettebeûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti), summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّى مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَىَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوْقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۖ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”
bu ayetin ebcedi kiyamet ne zaman haber verebilir bence
"Kıyamete kadar" zaman zarfi var bu ayette zaman
SAYIN ADNAN OKTAR'IN A9 TV'DEKİ CANLI SOHBETİ (5 OCAK 2012; 21:00)
ADNAN OKTAR: Al-i İmran Suresi, ayet 55: “Hani Allah, İsa’ya demişti ki: ‘Ey İsa, Ben seni vefat ettireceğim (mütefevvike), seni Kendime yükselteceğim,” ref edeceğim, yanıma alacağım, “seni inkar edenlerden temizleyeceğim” seni tertemiz ayıracağım, pis adamların içerisinden seni ayıracağım, yanıma alacağım diyor Allah. “Ve sana uyanları” Kim uyuyor? Biz uyuyoruz, Müslümanlar uyuyor. Başka kim uyuyor? Ehl-i Kitap uyacak, hepsi uyacak. “Sana uyanları kıyamet gününe kadar” ne zamana kadar? Kıyamet zamanının en son vakitlerine kadar, yani 1506’lara kadar yaklaşık. “İnkar edenlerin üstünde tutacağım” dünya hakimi olacaksınız diyor Allah, dünya hakimi olacaksınız diyor bak açık açık.
“Sonra dönüşünüz Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Mezheplere, şunlara bunlara bölünüyor ya Müslümanlar; “aranızda hükmedeceğim” diyor.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis'in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor?
CEVAP
Hayır. İblis sonsuz olarak lanetliktir. (Şu güne kadar) ifadesi iki şekilde kullanılıyor:
Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli.
İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli.
Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek:
Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Eğer [Yunus Peygamber], Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143-144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.)
(Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.)
(Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.)
Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek:
Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali:
(Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.)
(Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.)
(Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.)
Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki: Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (Seadet-i Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.]
Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir.
(İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis’e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a’zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, (Kur’an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?) diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a’zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis’e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu.
Aşağıdaki beyitteki birinci mısra, dün bildirdiğimiz birinci gruptaki âyet-i kerimelere örnektir, ikinci mısra da, ikinci grupta bildirilen âyet-i kerimelere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz, ama dost öldükten sonra da sevilir demektir.
Güller koklanır, solana kadar,
Dostlar sevilir, ölene kadar.
3-Âli İmrân Suresi 55. Ayet
İz kâlellâhu yâ îsâ innî muteveffîke ve râfiuke ileyye ve mutahhiruke minellezîne keferû ve câilullezînettebeûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti), summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّى مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَىَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوْقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۖ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”
bu ayetin ebcedi kiyamet ne zaman haber verebilir bence
"Kıyamete kadar" zaman zarfi var bu ayette zaman
SAYIN ADNAN OKTAR'IN A9 TV'DEKİ CANLI SOHBETİ (5 OCAK 2012; 21:00)
ADNAN OKTAR: Al-i İmran Suresi, ayet 55: “Hani Allah, İsa’ya demişti ki: ‘Ey İsa, Ben seni vefat ettireceğim (mütefevvike), seni Kendime yükselteceğim,” ref edeceğim, yanıma alacağım, “seni inkar edenlerden temizleyeceğim” seni tertemiz ayıracağım, pis adamların içerisinden seni ayıracağım, yanıma alacağım diyor Allah. “Ve sana uyanları” Kim uyuyor? Biz uyuyoruz, Müslümanlar uyuyor. Başka kim uyuyor? Ehl-i Kitap uyacak, hepsi uyacak. “Sana uyanları kıyamet gününe kadar” ne zamana kadar? Kıyamet zamanının en son vakitlerine kadar, yani 1506’lara kadar yaklaşık. “İnkar edenlerin üstünde tutacağım” dünya hakimi olacaksınız diyor Allah, dünya hakimi olacaksınız diyor bak açık açık.
“Sonra dönüşünüz Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Mezheplere, şunlara bunlara bölünüyor ya Müslümanlar; “aranızda hükmedeceğim” diyor.
Kaynak
Dinimizislam
Başarı Allah’tandır
Sual: Bir genç, Hud suresi 88. âyetindeki, (Başarım ancak Allah’tandır) ifadesinden, başarıyı Allah’ın verdiğini, başarılı olmak için çalışmak gerekmediğini söyledi. Başarılı olmak için çalışmak gerekmez mi?
CEVAP
Âyet veya hadislerden böyle hüküm çıkarmak çok yanlış olur.
İyiyi de, kötüyü de, hayrı da, şerri de yaratan Allah’tır. Kul, hayır veya şer ister, Allahü teâlâ da dilerse kul, irade-i cüziyyesi ile onu işler. Allah izin vermezse kul, hayrı da, şerri de işleyemez. Onun için Peygamberimiz, (Hayır da, şer de Allah’tandır) buyurmuştur. Yoksa kimseye, zorla hayır veya şer işletmez. Öyle olsa, şer işleyen kimse, (Falancaya hayır işlettin, bana niye şer işlettin?) der. Cebriye fırkası, hayrı da, şerri de Allah zorla işletir der. Mutezile ise, hayra da, şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der. Bunun ikisi de yanlıştır. Doğru olan Ehl-i sünnet itikadıdır.
Başarı Allahü teâlâdan olduğu gibi, Allah’tan olmayan hiçbir şey yoktur. İki âyet-i kerime meali:
(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da, şer olanı da.) [Taberani]
(Allahü teâlâ buyurur ki: “Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim.”) [İ. Neccar]
Her şeyde olduğu gibi, başarı da Allah’tandır. Müslümanın başarılı olmak için çalışması gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, hayır murat ettiğini, iyi işler yapmakta başarılı kılar.) [Hâkim]
(Herkes, kendisi için mukadder olan neyse, o işte başarılı olur.) [Taberani]
(Allah sabredeni başarılı kılar.) [Hâkim]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Bütün insanların ihtiyaçlarını gidermek için Cenâb-ı Hak size başarılar vermiştir. Allahü teâlâ başarılarınızı arttırsın. (1/25)
Evinden çıkarken Âyet-el-kürsi’yi okuyan, her işinde muvaffak olur ve hayırlı işler başarır. (İslam Ahlakı)
Başarmak için çalışanın emeğini, Rabbimiz boşa çıkarmaz. İki âyet-i kerime meali:
(Biz, iyiliğe çalışanların ecrini, mükâfatını zayi etmeyiz.) [Araf 170]
(İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39]
Bu kadar vesikaya rağmen, başarmak için çalışılmaz demek, cahillik olur.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Bir genç, Hud suresi 88. âyetindeki, (Başarım ancak Allah’tandır) ifadesinden, başarıyı Allah’ın verdiğini, başarılı olmak için çalışmak gerekmediğini söyledi. Başarılı olmak için çalışmak gerekmez mi?
CEVAP
Âyet veya hadislerden böyle hüküm çıkarmak çok yanlış olur.
İyiyi de, kötüyü de, hayrı da, şerri de yaratan Allah’tır. Kul, hayır veya şer ister, Allahü teâlâ da dilerse kul, irade-i cüziyyesi ile onu işler. Allah izin vermezse kul, hayrı da, şerri de işleyemez. Onun için Peygamberimiz, (Hayır da, şer de Allah’tandır) buyurmuştur. Yoksa kimseye, zorla hayır veya şer işletmez. Öyle olsa, şer işleyen kimse, (Falancaya hayır işlettin, bana niye şer işlettin?) der. Cebriye fırkası, hayrı da, şerri de Allah zorla işletir der. Mutezile ise, hayra da, şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der. Bunun ikisi de yanlıştır. Doğru olan Ehl-i sünnet itikadıdır.
Başarı Allahü teâlâdan olduğu gibi, Allah’tan olmayan hiçbir şey yoktur. İki âyet-i kerime meali:
(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da, şer olanı da.) [Taberani]
(Allahü teâlâ buyurur ki: “Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim.”) [İ. Neccar]
Her şeyde olduğu gibi, başarı da Allah’tandır. Müslümanın başarılı olmak için çalışması gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, hayır murat ettiğini, iyi işler yapmakta başarılı kılar.) [Hâkim]
(Herkes, kendisi için mukadder olan neyse, o işte başarılı olur.) [Taberani]
(Allah sabredeni başarılı kılar.) [Hâkim]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Bütün insanların ihtiyaçlarını gidermek için Cenâb-ı Hak size başarılar vermiştir. Allahü teâlâ başarılarınızı arttırsın. (1/25)
Evinden çıkarken Âyet-el-kürsi’yi okuyan, her işinde muvaffak olur ve hayırlı işler başarır. (İslam Ahlakı)
Başarmak için çalışanın emeğini, Rabbimiz boşa çıkarmaz. İki âyet-i kerime meali:
(Biz, iyiliğe çalışanların ecrini, mükâfatını zayi etmeyiz.) [Araf 170]
(İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39]
Bu kadar vesikaya rağmen, başarmak için çalışılmaz demek, cahillik olur.
Kaynak
Dinimizislam
Kadınların en üstünleri
Sual: Hazret-i Rabia gibi evliya kadınlar veya Hazret-i Meryem gibi Kur’anda övülen kadınlar sahabe olan hanımlarından üstün müdür?
CEVAP
Hiçbir evliya kadın, eshab-ı kiramın hanımlarının seviyesine çıkamaz. Eshab-ı kiramın en alt derecesindeki bir sahabi, sahabi olmayan en büyük evliyadan daha üstündür. Hazret-i Meryem’in durumu farklıdır. Ona peygamber bile diyen âlimler olmuştur. Önce hadis-i şeriflerle övülen faziletli kadınlardan bahsedelim:
Âişe-i Sıddıka:
Resulullah efendimizin en sevgili hanımıdır. Çok akıllı, zeki, âlime, edibe ve afife ve saliha idi. Hafızası pek kuvvetli olduğu için, Eshab-ı kiram birçok şeyleri ondan sorup öğrenirdi. Nikahı Allahü teâlânın emri ile yapıldı. Âyetlerle de övülmüştür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Erkeklerden vezirim Zübeyr bin Avvam, kadınlardan ise Âişe’dir.) [Deylemi]
(Erkeklerden üstün çok kişi vardır. Fakat kadınlardan Firavunun ailesi Âsiye, İmran kızı Meryem ve Âişe’den başka üstün kadın yoktur. Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirid’in diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.) [Buhari] (Tirid, en kıymetli et yemeğidir.)
(En çok Âişe’yi seviyorum, erkeklerden de babasını.) [Buhari, İbni Mace]
Resulullah, (Allahü teâlâ beni kendi nurundan yarattı. Benim nurumdan da Ebu Bekri, onunkinden de, Ömer ile Âişe’yi yarattı. Ömer’in nurundan, mümin erkekleri, Âişe’ninkinden de mümin kadınları yarattı) buyurup sonra Nur suresinin (Allah birine nur vermezse, o münevver olamaz) mealindeki 40. âyetini okudu. (Lübab-ül-elbab)
Resulullahın hanımları ve kızları bütün kadınlardan üstündür. İbni Abbas, Resulullahın hanımlarını kötüleyenin tevbesi kabul olmaz buyurdu. Âişe validemize sövmek, Kur'an-ı kerimi inkâr etmek olur ki, bunun küfür olduğunda icma vardır. (Mirat-i Kainat)
Hazret-i Âişe validemize iftiradan bir müddet sonra Resulullah efendimiz, (Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allahü teâlâ, senin temiz olduğunu açıkladı) buyurup Nur suresinin 11. âyetinden başlayarak, on âyet okudu. (Medaric-ün-nübüvve)
Fatıma-tüz-zehra:
Resulullah efendimizin en sevgili kızı idi. Aklı, zekası, güzelliği, zühdü ve takvası pek fazla idi. Yüzü beyaz ve parlak olduğundan Zehra denildi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Hatice, dönemindeki kadınların en iyisidir. Meryem, dönemindeki kadınların en iyisidir. Fatıma, dönemindeki kadınların en iyisidir.) [Taberani, Bezzar]
(Bir melek geldi. Hasan ve Hüseynin Cennet gençlerinin seyyidi, Fatıma’nın da Cennet kadınlarının seyyidesi olduğunu müjdeledi.) [İ.Asakir]
(Fatıma, İmran kızı Meryem, Firavunun ailesi Âsiye ve Hüveylid kızı Hatice’den sonra bütün kadınların seyyidesidir.) [İbni Ebi Şeybe]
Hazret-i Ali ve çocukları, Resulullahın mübarek kanından oldukları için, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’den daha üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bakımdan üstünlük demek değildir. Hazret-i Hızır’ın, Hazret-i Musa’ya birkaç şey öğretmesine benzer. Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, Hazret-i Abbas, Hazret-i Ali’den daha üstün olurdu. Kan bakımından çok yakın olan Ebu Leheb’de ise, müminlerin en aşağısında bulunan şeref ve üstünlük hiç yoktur. Kan bakımından yakın olduğu için, Hazret-i Fatıma, Resulullahın hanımlarından daha üstündür. Fakat, bu bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmayı göstermez.
Hadice-tül-kübra:
Resulullah efendimizin ilk hanımıdır. Çok zengin ve âlime ve akıllı idi. Bütün malını Resulullaha bağışladı. 24 yıl çok iyi hizmet etti. Bir kere incitmedi. İlk imana gelen hür kadındır. Resulullah efendimiz, vefatına kadar, her zaman kendisini överdi. Hatta bir gün, evde överken, Âişe validemiz dayanamayıp "Cenab-ı Hak size ondan daha iyisini verdi" dedi. (Hayır, herkes bana yalancı dediği günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyet ederken, o bana yâr oldu) buyurdu. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.) [İ.Ahmed, Taberani, Hakim]
İmran kızı Meryem:
İsa aleyhisselamın annesidir. Davud aleyhisselam soyundan olan İmran ile Hunnenin kızı idi. Allahü teâlâ, buna babasız olarak İsa aleyhisselamı verdi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ beni Cennette İmran kızı Meryem ve Müzahim kızı Âsiye ile nikahladı.) [İ.Sünni]
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve ”Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?“ der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, dedi.) [Âl-i İmran 37]
(Melekler dediler ki: Ey Meryem! Allah seni seçkin kıldı; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarının hepsinden üstün tuttu.) [Âl-i İmran 42]
(İffetini korumuş olan Meryem’e ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu cümle âlem için bir ibret kıldık.) [Enbiya 91]
(İmran kızı Meryem, gönülden itaat edenlerdendi.) [Tahrim 12]
Bazı âlimler de, Hazret-i Meryem'in bütün kadınların en üstünü olduğunu bildirmişlerdir. Bu da bir bakımdan üstünlüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Cennet kadınlarının seyyideleri İmran kızı Meryem’den sonra Fatıma, Hatice ve Firavunun ailesi Âsiye’dir.) [Taberani, Hakim]
(Fatıma, İmran kızı Meryem hariç Cennet kadınlarının üstünüdür.) [Hakim]
Müzahim kızı Âsiye:
En üstün kadınlardan biridir. Bir âyet meali şöyledir:
(Allah, inananlara Firavunun karısını [Âsiye’yi] örnek gösterir: O, “Rabbim, katından bana Cennette bir ev yap; beni Firavundan ve onun [kötü] işlerinden koru; beni zalim milletten kurtar” demişti.) [Tahrim 11]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Ehl-i sünnet âlimleri buyurdu ki: İlimde ve ictihadda Hazret-i Âişe, Hazret-i Fatıma’dan üstündür. İlimde ve ictihadda Hazret-i Âişe, zühd ve dünyadan kesilmekte ise, Hazret-i Fatıma daha ileridir. Bunun içindir ki, Hazret-i Fatıma’ya Betül yani çok temiz demişlerdir. Hazret-i Âişe Eshab-ı kirama İslamiyet’i öğretirdi. (2/67)
Resulullah efendimizin torunlarından Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri ise, (Âişe, validemiz, bütün kadınlardan daha üstündür) buyurdu. (Gunye)
Sual: Hazret-i Hatice ile hazret-i Aişe mi yoksa hazret-i Fâtıma mı daha üstündür?
Cevap: Kan bakımından yakın olduğu için, hazret-i Fâtıma, hazret-i Hatice ve hazret-i Aişe’den daha üstündür. Fakat, bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmasını göstermez. Bu üçünden en üstününün hangisi olduğunu, âlimlerimiz başka başka bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre, bu üçü ayrıca hazret-i Meryem ve hazret-i Âsiye, dünya kadınlarının en üstünüdürler. Hadis-i şerifte; (Fâtıma, Cennet hatunlarının üstünüdür. Hasan ve Hüseyin de, Cennet gençlerinin yüksekleridir) buyuruluyor ki, bu, bir bakımdan üstünlüktür.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Hazret-i Rabia gibi evliya kadınlar veya Hazret-i Meryem gibi Kur’anda övülen kadınlar sahabe olan hanımlarından üstün müdür?
CEVAP
Hiçbir evliya kadın, eshab-ı kiramın hanımlarının seviyesine çıkamaz. Eshab-ı kiramın en alt derecesindeki bir sahabi, sahabi olmayan en büyük evliyadan daha üstündür. Hazret-i Meryem’in durumu farklıdır. Ona peygamber bile diyen âlimler olmuştur. Önce hadis-i şeriflerle övülen faziletli kadınlardan bahsedelim:
Âişe-i Sıddıka:
Resulullah efendimizin en sevgili hanımıdır. Çok akıllı, zeki, âlime, edibe ve afife ve saliha idi. Hafızası pek kuvvetli olduğu için, Eshab-ı kiram birçok şeyleri ondan sorup öğrenirdi. Nikahı Allahü teâlânın emri ile yapıldı. Âyetlerle de övülmüştür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Erkeklerden vezirim Zübeyr bin Avvam, kadınlardan ise Âişe’dir.) [Deylemi]
(Erkeklerden üstün çok kişi vardır. Fakat kadınlardan Firavunun ailesi Âsiye, İmran kızı Meryem ve Âişe’den başka üstün kadın yoktur. Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirid’in diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.) [Buhari] (Tirid, en kıymetli et yemeğidir.)
(En çok Âişe’yi seviyorum, erkeklerden de babasını.) [Buhari, İbni Mace]
Resulullah, (Allahü teâlâ beni kendi nurundan yarattı. Benim nurumdan da Ebu Bekri, onunkinden de, Ömer ile Âişe’yi yarattı. Ömer’in nurundan, mümin erkekleri, Âişe’ninkinden de mümin kadınları yarattı) buyurup sonra Nur suresinin (Allah birine nur vermezse, o münevver olamaz) mealindeki 40. âyetini okudu. (Lübab-ül-elbab)
Resulullahın hanımları ve kızları bütün kadınlardan üstündür. İbni Abbas, Resulullahın hanımlarını kötüleyenin tevbesi kabul olmaz buyurdu. Âişe validemize sövmek, Kur'an-ı kerimi inkâr etmek olur ki, bunun küfür olduğunda icma vardır. (Mirat-i Kainat)
Hazret-i Âişe validemize iftiradan bir müddet sonra Resulullah efendimiz, (Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allahü teâlâ, senin temiz olduğunu açıkladı) buyurup Nur suresinin 11. âyetinden başlayarak, on âyet okudu. (Medaric-ün-nübüvve)
Fatıma-tüz-zehra:
Resulullah efendimizin en sevgili kızı idi. Aklı, zekası, güzelliği, zühdü ve takvası pek fazla idi. Yüzü beyaz ve parlak olduğundan Zehra denildi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Hatice, dönemindeki kadınların en iyisidir. Meryem, dönemindeki kadınların en iyisidir. Fatıma, dönemindeki kadınların en iyisidir.) [Taberani, Bezzar]
(Bir melek geldi. Hasan ve Hüseynin Cennet gençlerinin seyyidi, Fatıma’nın da Cennet kadınlarının seyyidesi olduğunu müjdeledi.) [İ.Asakir]
(Fatıma, İmran kızı Meryem, Firavunun ailesi Âsiye ve Hüveylid kızı Hatice’den sonra bütün kadınların seyyidesidir.) [İbni Ebi Şeybe]
Hazret-i Ali ve çocukları, Resulullahın mübarek kanından oldukları için, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’den daha üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bakımdan üstünlük demek değildir. Hazret-i Hızır’ın, Hazret-i Musa’ya birkaç şey öğretmesine benzer. Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, Hazret-i Abbas, Hazret-i Ali’den daha üstün olurdu. Kan bakımından çok yakın olan Ebu Leheb’de ise, müminlerin en aşağısında bulunan şeref ve üstünlük hiç yoktur. Kan bakımından yakın olduğu için, Hazret-i Fatıma, Resulullahın hanımlarından daha üstündür. Fakat, bu bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmayı göstermez.
Hadice-tül-kübra:
Resulullah efendimizin ilk hanımıdır. Çok zengin ve âlime ve akıllı idi. Bütün malını Resulullaha bağışladı. 24 yıl çok iyi hizmet etti. Bir kere incitmedi. İlk imana gelen hür kadındır. Resulullah efendimiz, vefatına kadar, her zaman kendisini överdi. Hatta bir gün, evde överken, Âişe validemiz dayanamayıp "Cenab-ı Hak size ondan daha iyisini verdi" dedi. (Hayır, herkes bana yalancı dediği günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyet ederken, o bana yâr oldu) buyurdu. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.) [İ.Ahmed, Taberani, Hakim]
İmran kızı Meryem:
İsa aleyhisselamın annesidir. Davud aleyhisselam soyundan olan İmran ile Hunnenin kızı idi. Allahü teâlâ, buna babasız olarak İsa aleyhisselamı verdi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ beni Cennette İmran kızı Meryem ve Müzahim kızı Âsiye ile nikahladı.) [İ.Sünni]
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık bulur ve ”Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?“ der; o da: Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir, dedi.) [Âl-i İmran 37]
(Melekler dediler ki: Ey Meryem! Allah seni seçkin kıldı; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarının hepsinden üstün tuttu.) [Âl-i İmran 42]
(İffetini korumuş olan Meryem’e ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu cümle âlem için bir ibret kıldık.) [Enbiya 91]
(İmran kızı Meryem, gönülden itaat edenlerdendi.) [Tahrim 12]
Bazı âlimler de, Hazret-i Meryem'in bütün kadınların en üstünü olduğunu bildirmişlerdir. Bu da bir bakımdan üstünlüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Cennet kadınlarının seyyideleri İmran kızı Meryem’den sonra Fatıma, Hatice ve Firavunun ailesi Âsiye’dir.) [Taberani, Hakim]
(Fatıma, İmran kızı Meryem hariç Cennet kadınlarının üstünüdür.) [Hakim]
Müzahim kızı Âsiye:
En üstün kadınlardan biridir. Bir âyet meali şöyledir:
(Allah, inananlara Firavunun karısını [Âsiye’yi] örnek gösterir: O, “Rabbim, katından bana Cennette bir ev yap; beni Firavundan ve onun [kötü] işlerinden koru; beni zalim milletten kurtar” demişti.) [Tahrim 11]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Ehl-i sünnet âlimleri buyurdu ki: İlimde ve ictihadda Hazret-i Âişe, Hazret-i Fatıma’dan üstündür. İlimde ve ictihadda Hazret-i Âişe, zühd ve dünyadan kesilmekte ise, Hazret-i Fatıma daha ileridir. Bunun içindir ki, Hazret-i Fatıma’ya Betül yani çok temiz demişlerdir. Hazret-i Âişe Eshab-ı kirama İslamiyet’i öğretirdi. (2/67)
Resulullah efendimizin torunlarından Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri ise, (Âişe, validemiz, bütün kadınlardan daha üstündür) buyurdu. (Gunye)
Sual: Hazret-i Hatice ile hazret-i Aişe mi yoksa hazret-i Fâtıma mı daha üstündür?
Cevap: Kan bakımından yakın olduğu için, hazret-i Fâtıma, hazret-i Hatice ve hazret-i Aişe’den daha üstündür. Fakat, bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmasını göstermez. Bu üçünden en üstününün hangisi olduğunu, âlimlerimiz başka başka bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre, bu üçü ayrıca hazret-i Meryem ve hazret-i Âsiye, dünya kadınlarının en üstünüdürler. Hadis-i şerifte; (Fâtıma, Cennet hatunlarının üstünüdür. Hasan ve Hüseyin de, Cennet gençlerinin yüksekleridir) buyuruluyor ki, bu, bir bakımdan üstünlüktür.
Kaynak
Dinimizislam
İnsanlarda üstünlük sırası
Sual: Hazret-i Âdemden beri en üstün on kişinin ismini üstünlük sırası ile bildirmek mümkün mü?
CEVAP
En üstünleri Peygamberlerdir. Peygamberlerin en üstünü, son peygamber Muhammed aleyhisselamdır. Bir hadis-i şerifte, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruldu. (Hatib)
İkincisi, Hazret-i Ebu Bekir’dir. Bir hadis-i şerifte, (Peygamberler hariç, Ebu Bekir, insanların en üstünüdür) buyuruldu. (Deylemi)
Üçüncüsü, Hazret-i Ömer’dir. Bedir’e ve diğer savaşlara katılmış ve âyetlerle övülmüştür.
Dördüncüsü, iyilikler hazinesi, haya, iman ve irfan kaynağı, Zinnureyn Hazret-i Osman’dır.
Beşincisi, şaşılacak üstünlükler sahibi, Allah’ın aslanı Hazret-i Ali’dir.
Altıncısı Aşere-i mübeşşere yani Cennet ile müjdelenmiş on kişidir.
Yedincisi, Bedir gazasındaki 313 kişidir. Hatib bin Ebi Beltea, Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahy ile durumu öğrenen Peygamber efendimiz, Hazret-i Hatib’e niçin böyle yaptığını sordu. O da (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin zararı dokunmasın diye yazdım) dedi. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, izin ver kellesini uçurayım) dedi. Ama Resulullah efendimiz, (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara "İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim" buyurdu. Bu da onlardandır) buyurunca, Hazret-i Ömer hatası için ağladı. Hazret-i Hatibin de yaptığı bu iş uygun olmadığı için, (Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanlarınızı dost edinmeyin) âyeti indi. (Mümtehine 1) [Mevahib-i ledünniyye]
(Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare kutni]
(Bedir savaşında bulunan birine nasıl söz söylersin? Eğer sen uhud dağı kadar altın infak etsen, onun derecesine ulaşamazsın.) [Hakim]
Hazret-i Cabir anlatır:
(Bedir ve Rıdvan bi'atında bulunan bir sahabinin cenazesi getirildiğinde, onun üzerine 9 tekbir alırdı. Ama Bedir'de bulunup da Rıdvan bi'atında bulunmamış veya bi'at-ı Rıdvan'da bulunup da Bedir'de bulunmamış bir sahabinin üzerine 7 tekbir alırdı. Bedir’de de, Bi'at-ı Rıdvan'da da bulunmayanın cenazesinde ise 4 tekbir alırdı.) [İ.Asakir]
(Bedir’de, Huneyn’de sarıklı melekler yardım etti.) [Deylemi]
(Cebrail aleyhisselam gelip "Bedir’de hazır olanları nasıl sayarsınız?" dedi. “Hayırlılarımızdır” dedim. O da, “Meleklerden Bedir’de bulunanlar da bizim hayırlılarımızdır” dedi.) [Buhari]
Sekizincisi, Uhud gazasındaki 700 kişidir.
Dokuzuncusu, ağaç altında söz veren 1400 kişidir. [Biat-ür-rıdvan]
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
Onuncusu, diğer Eshab-ı kiramdır. Hepsi Cennetliktir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vâdetmiştir.) [Hadid 10]
İmam-ı a’zam, Abdülkadir-i Geylani ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyük zatların hiçbiri sahabi derecesine ulaşamaz. Zira Eshabın en aşağı derecede olanı, en yüksek evliyadan üstündür. (Mevahib)
En üstün insanlar
Sual: Eshab-ı kiram, diğer ümmetlerdeki evliyadan, mesela Eshab-ı Kehf’ten, Hazret-i Meryem’den ve Hazret-i Âsiye’den de mi üstündür?
CEVAP
Evet, üstündür. Bir hadis-i şerif meali:
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar]
Hazret-i Meryem ve Hazret-i Asiye, başka ümmetlerden olduğu halde, Eshab-ı kiram gibi üstündür. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.) [İ. Ahmed, Taberani, Hâkim]
Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı kehf de övülüyor. İki hadis-i şerif meali:
(Bir ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi varken nasıl helak olur?) [Hâkim, İ. Asakir]
(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.) [İ. Süyuti]
Sual: İnsanlar inançlarına göre nasıl sıralanır?
CEVAP
En kötüsünden başlayarak yazıyoruz:
1- Ateistler (Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar) Mürtedler, zındıklar ve münafıklar bu gruba dahildir.
2- Bir yaratıcıya inananlar, fakat bir dine inanmayanlar. İman yönü ile bunların ateistlerden farkı yoktur.
3- Ehl-i kitap (Yahudi ve Hristiyanlar).
4- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar, fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmişse diğer kâfirler gibi ebedi Cehennemde kalırlar.
5- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmemişse, bid'at günahları yüzünden Cehennemde cezalarını çektikten sonra Cennete gideceklerdir.
6- Mezhepsiz yani bid'at ehli müslümanlar. Bunların da küfre girmeyenleri 5. maddedeki gibidirler, küfre girenleri ise 4. maddedeki gibidirler.
7- İtikadda ehl-i sünnet ama amelde bid'at işleyenler.
8- Amelsiz müslüman. İnanır ama ameli yok, içki içer, namaz kılmaz, açık gezer. Bunlardan küfre düşmeyenler, günahları kadar cezalarını çekip Cennete giderler.
9- Ehl-i sünnettir, amelde bid’at işlemeyenler, günah işleyenler, bazı ibadetleri de yapmayanlar.
10- Ehl-i sünnet itikadındadır, bid’at işlemez, amel de işler, haramlardan kaçar.
Günümüzdeki müslümanlar genelde 6 ve 7. maddeye girerler. 9. maddeye girenler azdır. Onuncu gruptakiler çok azdır, evliya bu sınıfın içindedir.
Eşref-i mahlûkat
Sual: Mahlûkların en şereflisi Peygamber efendimiz değil mi? İmamı Rabbani hazretleri niye, mahlûkların şereflisi Arş diye bildiriyor?
CEVAP
İnsanoğlunun en üstünü, en şereflisi, en kıymetlisi ve mahlûkların yaratılmasına sebep olan Muhammed aleyhisselamdır. (Herkese Lazım Olan İman)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Âlem-i kebirdeki mahlûkların en şereflisi Arş’tır. (3/11)
Âlem-i kebir, insandan başka bütün mahlûkat, kâinat ve içindekilerin hepsine denir. Demek ki Arş, insandan başka bütün yaratılmışların en üstünü oluyor. İnsanların en üstünü de Peygamber efendimizdir.
Kız olarak doğmak
Sual: (Şansım olsaydı anam beni kız olarak doğururdu) demek doğru mu? Allah indinde, kız olarak doğmak, erkek olarak doğmaktan daha üstün mü oluyor?
CEVAP
Kız ve erkek ayırımı yapmak yanlıştır. Dinimizde netice önemlidir. Bir kimse, kâfir çocuğu olarak doğar, Müslüman olur ve imanla ölürse Cennete gider ve büyük nimete kavuşur. Bir kimse de, Müslüman iken, kâfir olur ve küfür üzerine ölürse Cehenneme gider ve sonsuz azaba maruz kalır. Demek ki, kadın veya erkek olarak doğmak önemli değil, önemli olan imanla ölmektir. Kâfir olduktan sonra, kız olmuş, erkek olmuş ne fark eder?
Mısır kralları Firavunlar vardı. İman etmeyenlerin hepsi Cehennemlik oldu. Nice köleler ve cariyeler ise, imanlı öldükleri için Cennetlik oldular. Demek ki, (Kral mı üstün, köle mi üstün) diye sormak da yanlış olur. Dinimizde Müslüman olan üstündür. İki Müslüman arasında ise, takvası çok olan daha üstündür. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere, kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olandır.) [Hücurat 13]
(Mümin bir köle, müşrik olan hür bir erkekten elbette daha üstündür.) [Bekara 221]
(Zenci mi üstün, beyaz ırktan olan mı üstündür?) demek de yanlıştır. Zenci, beyazdan üstün olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Arap’ın aceme [Arap olmayana], Acem’in Arap’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] (Acem, yalnız İranlı değil, Arap olmayan herkes demektir. Türk de, Alman da acemdir.)
(Fransız mı üstün, İngiliz mi üstün?) diye de sorulmaz. Hangisi Müslümansa o üstündür. İkisi de Müslümansa, hangisi takva ehliyse o daha üstündür.
(Zengin mi üstün, fakir mi üstün?) diye de sorulmaz. Fakir sabrederse, zenginden üstündür. Zengin şükrediyor, fakir sabredemiyorsa, zengin fakirden üstündür.
Âlim, cahilden üstündür, ama âlim cimriyse, cahil daha üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah katında cömert bir cahil, cimri âlimden daha üstündür.) [Dare Kutni]
Demek ki, dindeki üstünlük, ırkla, cinsiyetle, mal ve rütbeyle değil, iman edip takva sahibi olmakla mümkün olur.
İnsanların kısımları
Sual: İnsanlar ilim, inanç ve ahlak bakımdan kaç kısma ayrılıyor?
CEVAP
İman yönünden insanlar ikiye ayrılır:
1- Müminler: Müslüman olanlar.
2- Kâfirler: Müslüman olmayanlar.
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsanlar, mümin ve kâfir diye iki kısma ayrılır.) [Taberani]
Müminler de ikiye ayrılır:
1- Ehl-i Sünnet olanlar: 2- Bid’at ehli: Ehl-i Sünnet olmayanlar Ehl-i Sünnet olanlar da ikiye ayrılır:
1- Salihler: İbadetleri yapıp, günahlardan kaçanlar.
2- Fâsıklar: Açıktan herhangi bir günahı işleyenler.
Bid’at ehli olanların da, 72 fırkaya ayrıldığı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Meşhur üç tanesi şunlardır:
1- Mutezile: İtikatları bozuktur. Hayra da şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır derler. Bir kısmı küfre girmiştir. Vehhabilerin bazı inanışları mutezileye benzer.
2- Cebriye: Hayrı da şerri de Allah zorla işletir derler.
3- Şia: İlk üç halifeye ve Cennetlik olan Eshab-ı kirama düşmanlık beslerler. Bazı inanışları Mutezileye benzer. Rafızi gibi aşırı olanları da vardır. Hattâ Hazret-i Ali için tanrı diyenler de bu fırkanın içindedir.
Bid’at fırkaları arasında, mezhepsiz Müslümanlar türemiştir. Bunların itikatları bazen Mutezileye, bazen Cebriyeye, bazen de Şia’ya benzer. Belli bir ilkeleri yoktur. Ehl-i Sünnet itikadına uymayan kimseye ve dinde olmayan bir şeyi, ibadet olarak yapana bid’at ehli denir. Doğru yoldan ayrılana, sapık denir. Dini olmayana dinsiz, mezhebi olmayana da mezhepsiz denir. Başka dinden iken, Müslüman olana dönme denir.
Kâfirler de iki kısma ayrılır:1- Ehl-i kitap: Bunlar Yahudi ve Hristiyanlardır. 2- Kitapsız kâfirler.
Kitapsız kâfirler de çeşitli kısımlara ayrılır:
1- Müşrikler: Allah’a ortak koşan ve puta tapan kâfirler,
2- Ateistler: Allah’a, Peygamberlere ve ahiret gününe inanmayan kâfirler,
3- Deistler: Bir yaratıcı var dedikleri halde, hiç bir dine ve peygambere inanmayan kâfirler,
4- Münafıklar: Müslümanları aldatmak için Müslüman görünen kâfirler,
5- Mürtedler: Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olanlar,
6- Mülhidler: Kendini samimi müslüman bildiği halde, âyet ve hadise kendi görüşü ile mana vererek, imanı bozulup küfre düşen kimseler,
7- Zındıklar: Münafık gibi inancını gizleyip, İslamiyet’i yıkmak için çalışan sinsi kâfirler.
İman bakımından insanların çeşitlerini bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, insanları üç kısım olarak yarattı:1- Hayvanlar gibi olanlardır. Allahü teâlânın, “Onların kalbleri var, ama anlamazlar; gözleri var, görmezler; kulakları var, işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdır” buyurduğu kişilerdir.2- Bedenleri insan bedeni ise de, ruhları şeytan ruhu gibi olanlardır.3- Allah’ın himayesinden başka himayenin olmadığı günde, onun himayesine sığınan müminlerdir.) [Hakîm]
İnsanlar rızkı kazanmada inanç yönünden beşe ayrılır:
1- Rızkın yalnız çalışmaktan geldiğine inananlar. (Kâfirler)
2- Rızkın hem Allah’tan, hem de çalışmaktan geldiğini sananlar. (Müşrikler)
3- Rızkın Allah’tan geldiğini bildiği halde, ya vermezse diye endişeye düşenler. (Münafıklar)
4- Rızkın Allahü teâlâdan geldiğini bildiği halde, çalışırken Allah’a asi olanlar. (Fâsıklar)
5- Rızkın Allah’tan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inananlar. Çalışırken, Allahü teâlâya asi olmayanlar. (Salih müminler)
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
İnsanlar kendileriyle münasebet kurma yönünden üç kısma ayrılır:
1- Gıda gibi olanlar: Her zaman gereklidir.
2- İlaç gibi olanlar: Bazen ihtiyaç duyulur.
3- Hastalık gibi olanlar: Bunlara ihtiyaç duyulmasa da, gelip musallat olurlar. Bunlardan kurtulmak için, idare edilmeleri gerekir.
Yine İmam-ı Gazali hazretleri, insanları ahlak bakımından üçe ayırıyor:
1- Yiyip içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenler.
2- Hilekâr ve ikiyüzlü olup etrafındakileri aldatanlar ve onlara zulmedenler.
3- Güzel ahlak sahibi olan hakiki Müslümanlar.
Bilgi yönünden de insanlar dört gruba ayrılır:
1- Bildiğini bilen, [İyi kimseler]
2- Bildiğini bilmeyen, [İkaza, muhtaç olanlar]
3- Bilmediğini bilen, [Haddini bilenler]
4- Bilmediğini bilmeyen. [Zararlı kimseler]
İnsanların en üstünleri
Sual: Peygamber efendimiz başta olmak üzere bütün peygamberler üstün yaratılmışlardır. Peki Peygamber efendimiz ve bütün peygamberlerden sonra insanların en üstünleri kimlerdir?
Cevap: Konu ile alakalı olarak akaid kitaplarında mesela Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin İtikatnâme kitabında buyuruluyor ki:
“Hazret-i Ebû Bekir, Peygamberlerden sonra, gelmiş ve gelecek bütün insanların, en hayırlısı, en üstünüdür. Müslüman olmadan önce de, putlara tapmamış, kafirlik ve sapıklık ayıplarından korunmuştur. Bundan sonra, insanların en üstünü, hazret-i Ömer, sonra hazret-i Osman, bundan sonra da insanların en hayırlısı, en üstünü hazret-i Ali’dir. Bunlardan sonra da, hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin’dir.
Bu üstünlükler, sevabın daha çok olması, İslâmiyet uğrunda, vatanlarını, sevdiklerini terk etmeleri, başkalarından daha önce Müslüman olmaları, Resulullah efendimize son derece uymaları, Onun sünnetine sımsıkı sarılmaları, dinini yaymaya uğraşmaları, küfrü, fitneyi, fesadı önlemeleri sebebiyledir.
Hazret-i Ali, her ne kadar, hazret-i Ebu Bekir’den başka, herkesten önce Müslüman oldu ise de, o zaman, çocuk, malsız ve Resulullah efendimizin evinde, hizmetinde olduğu için, onun önce iman etmesi, başkalarının iman etmesine, ibret almalarına ve müşriklerin bozguna uğramasına sebep olmadı. Halbuki diğer üç halifenin imana gelmeleri, İslâmı kuvvetlendirdi. Hazret-i Ali ve çocukları, Resulullah efendimizin en yakın akrabası ve Resulullahın mübarek kanından oldukları için, hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer’den daha üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bakımdan üstünlük demek değildir. Her bakımdan, o büyüklerin önünde olmalarını sağlamaz. Hızır aleyhisselamın, Musa aleyhisselama birkaç şey öğretmesine benzer. Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, hazret-i Abbas, hazret-i Ali’den daha üstün olurdu.”
Sual: Eshab-ı kiramdan sonra bu ümmetin üstün olanları kimlerdir?
CEVAP
Eshab-ı kiramdan sonra, insanların en üstünleri, Eshab-ı kiramı gören ve onların sohbetinde yetişen Müslümanlardır. Bunlara, Tabiin denir. Bunlar, bütün bilgilerini Eshab-ı kiramdan almışlar, öğrenmişler ve amel etmişlerdir.
Din büyüklerine dil uzatmak
Sual: Bazı kimseler, kendilerini önceki âlimlerden, evliyadan hatta Eshâbdan üstün görmekte ve onlara dil uzatmaktadır. Böyle kimselere ne demelidir?
CEVAP
Konu ile alakalı olarak, İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki:
“Kendini, Eshâb-ı kiram gibi sanmak, ahmaklıktır. Kendini, önce gelen büyüklere benzetmek ise, cahilliktir. Şunu da bildirelim ki, önce olmak şerefinin üstünlüğe sebep olması, birinci asırda, insanların en iyisinin sohbetine kavuşanlar içindir. Sonraki asırlarda böyle değildir. Daha sonraki asırda gelenler, önündeki asırlarda gelenlerden üstün olabilir. Hatta aynı asırda bulunanlardan, sonraki, öncekinden, talebesi hocasından ileri geçebilir. Allahü teâlâ, dil uzatanları, gaflet uykusundan uyandırsın! Bir Müslümanı kabahatli sanarak, dedikodu yapmak, sövmek, pek şeni, çok çirkindir. Vehim ile, zan ile, bir Müslümana sapık demek, kâfir demek, inatçılık, kincilik olur. Bu iftiraları yerinde olmadığı zaman, söyleyenler sapık ve kâfir olur. Böyle olduğunu hadîs-i şerif bildirmektedir.”
Sual: İnsanlar ve hayvanlar, ayrı ayrı özelliklerde mi yaratılmıştır?
CEVAP
Hayvan cinsinin en aşağısı süngerlerdir. Her cinsten daha üstün başkaları da yaratılmıştır. Her sınıfta, farklı müdafaa uzuvları vardır. Kimisine ok, kimisine diş, kimisine pençe, kimisine boynuz, kimisine kanat, kimisine sürat, tilki gibi olanlara da hile verilmiştir. Yaşamaları için, insan aklını şaşırtan şeyler ilham olunmuştur. Bal arısı, altı köşe petek yapar. Silindir yapsaydı aralarında boşluk kalırdı. Altıgen prizmalar arasında yer ziyan olmuyor. Dörtgen olsaydı, hacimleri daha az olurdu. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlar. Arıya bunu Allahü teâlâ ilham etmektedir. İlhama şimdi içgüdü deniyor.
Hayvanların, en üstünleri, insana en yakın olanları at, maymun, fil ve papağandır. Darwin, hayvanların üstünlük sırasını yazmış, en üstününün maymun olduğunu bildirmiş. Bunu okuyan bazı fen yobazı, Darwin'in; “Hayvanların birbirine döndüğünü, yüksele yüksele, sonunda insan olduğunu” yazıyor diyorlar. Bunu ileri sürerek, Âdem aleyhisselamın topraktan yaratıldığını inkâr ediyor ve Müslümanları aldatıyorlar. Hâlbuki Darwin, hayvanlar birbirine döner demiyor. “Yaratılışlarında bir üstünlük sırası vardır” diyor. Aşağı derecedekilerin üstündekilere gıda, yem olduklarını yazıyor. Bu hâli İslam âlimleri daha önce görmüşler ve yazıp bildirmişlerdir. Darwin m. 1882 senesinde ölmüştür... Hayvanların üstünlük sırasını bildiren Alî bin Emrullah hazretleridir. Bu zat, m. 1570 senesinde vefat etmiştir. Darwin'in, bu yazılarını İslam kitaplarından aldığı anlaşılmaktadır.
Hayvanların üstünde, insan nevinin en aşağısı gelir. Çöllerde, ormanlarda, kutuplarda yaşıyanlar böyledir. İnsanların en üstünü, orta iklimlerde, yani 23 derece ile 66 derece arz daireleri arasında, şehirlerde yaşayanlardır.
Yaratılış bakımından olan bu üstünlüklerden başka, insanlar arasında, çalışarak maddede ve ahlakta yükselmek farkları da vardır. Bazıları çalışarak birçok alet yapmış, bazıları ise, bununla birlikte, fende, teknikte ilerlemişlerdir. En üstünleri ise, ilimde, fende yükselmekle birlikte, ahlakta da ilerlemiş, Allahü teâlâya yakınlık denen, insanlığın en yüksek derecesine varmışlardır. Bunların en yükseği Peygamberlerdir.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Hazret-i Âdemden beri en üstün on kişinin ismini üstünlük sırası ile bildirmek mümkün mü?
CEVAP
En üstünleri Peygamberlerdir. Peygamberlerin en üstünü, son peygamber Muhammed aleyhisselamdır. Bir hadis-i şerifte, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruldu. (Hatib)
İkincisi, Hazret-i Ebu Bekir’dir. Bir hadis-i şerifte, (Peygamberler hariç, Ebu Bekir, insanların en üstünüdür) buyuruldu. (Deylemi)
Üçüncüsü, Hazret-i Ömer’dir. Bedir’e ve diğer savaşlara katılmış ve âyetlerle övülmüştür.
Dördüncüsü, iyilikler hazinesi, haya, iman ve irfan kaynağı, Zinnureyn Hazret-i Osman’dır.
Beşincisi, şaşılacak üstünlükler sahibi, Allah’ın aslanı Hazret-i Ali’dir.
Altıncısı Aşere-i mübeşşere yani Cennet ile müjdelenmiş on kişidir.
Yedincisi, Bedir gazasındaki 313 kişidir. Hatib bin Ebi Beltea, Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahy ile durumu öğrenen Peygamber efendimiz, Hazret-i Hatib’e niçin böyle yaptığını sordu. O da (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin zararı dokunmasın diye yazdım) dedi. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, izin ver kellesini uçurayım) dedi. Ama Resulullah efendimiz, (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara "İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim" buyurdu. Bu da onlardandır) buyurunca, Hazret-i Ömer hatası için ağladı. Hazret-i Hatibin de yaptığı bu iş uygun olmadığı için, (Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanlarınızı dost edinmeyin) âyeti indi. (Mümtehine 1) [Mevahib-i ledünniyye]
(Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare kutni]
(Bedir savaşında bulunan birine nasıl söz söylersin? Eğer sen uhud dağı kadar altın infak etsen, onun derecesine ulaşamazsın.) [Hakim]
Hazret-i Cabir anlatır:
(Bedir ve Rıdvan bi'atında bulunan bir sahabinin cenazesi getirildiğinde, onun üzerine 9 tekbir alırdı. Ama Bedir'de bulunup da Rıdvan bi'atında bulunmamış veya bi'at-ı Rıdvan'da bulunup da Bedir'de bulunmamış bir sahabinin üzerine 7 tekbir alırdı. Bedir’de de, Bi'at-ı Rıdvan'da da bulunmayanın cenazesinde ise 4 tekbir alırdı.) [İ.Asakir]
(Bedir’de, Huneyn’de sarıklı melekler yardım etti.) [Deylemi]
(Cebrail aleyhisselam gelip "Bedir’de hazır olanları nasıl sayarsınız?" dedi. “Hayırlılarımızdır” dedim. O da, “Meleklerden Bedir’de bulunanlar da bizim hayırlılarımızdır” dedi.) [Buhari]
Sekizincisi, Uhud gazasındaki 700 kişidir.
Dokuzuncusu, ağaç altında söz veren 1400 kişidir. [Biat-ür-rıdvan]
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
Onuncusu, diğer Eshab-ı kiramdır. Hepsi Cennetliktir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vâdetmiştir.) [Hadid 10]
İmam-ı a’zam, Abdülkadir-i Geylani ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyük zatların hiçbiri sahabi derecesine ulaşamaz. Zira Eshabın en aşağı derecede olanı, en yüksek evliyadan üstündür. (Mevahib)
En üstün insanlar
Sual: Eshab-ı kiram, diğer ümmetlerdeki evliyadan, mesela Eshab-ı Kehf’ten, Hazret-i Meryem’den ve Hazret-i Âsiye’den de mi üstündür?
CEVAP
Evet, üstündür. Bir hadis-i şerif meali:
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar]
Hazret-i Meryem ve Hazret-i Asiye, başka ümmetlerden olduğu halde, Eshab-ı kiram gibi üstündür. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma, İmran’ın kızı Meryem ve Müzahim’in kızı Âsiye’dir.) [İ. Ahmed, Taberani, Hâkim]
Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı kehf de övülüyor. İki hadis-i şerif meali:
(Bir ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi varken nasıl helak olur?) [Hâkim, İ. Asakir]
(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.) [İ. Süyuti]
Sual: İnsanlar inançlarına göre nasıl sıralanır?
CEVAP
En kötüsünden başlayarak yazıyoruz:
1- Ateistler (Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar) Mürtedler, zındıklar ve münafıklar bu gruba dahildir.
2- Bir yaratıcıya inananlar, fakat bir dine inanmayanlar. İman yönü ile bunların ateistlerden farkı yoktur.
3- Ehl-i kitap (Yahudi ve Hristiyanlar).
4- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar, fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmişse diğer kâfirler gibi ebedi Cehennemde kalırlar.
5- Mutezile, şii, cebriye gibi olanlar. Müslümandırlar fakat itikadları bozuktur. İtikadları küfre girmemişse, bid'at günahları yüzünden Cehennemde cezalarını çektikten sonra Cennete gideceklerdir.
6- Mezhepsiz yani bid'at ehli müslümanlar. Bunların da küfre girmeyenleri 5. maddedeki gibidirler, küfre girenleri ise 4. maddedeki gibidirler.
7- İtikadda ehl-i sünnet ama amelde bid'at işleyenler.
8- Amelsiz müslüman. İnanır ama ameli yok, içki içer, namaz kılmaz, açık gezer. Bunlardan küfre düşmeyenler, günahları kadar cezalarını çekip Cennete giderler.
9- Ehl-i sünnettir, amelde bid’at işlemeyenler, günah işleyenler, bazı ibadetleri de yapmayanlar.
10- Ehl-i sünnet itikadındadır, bid’at işlemez, amel de işler, haramlardan kaçar.
Günümüzdeki müslümanlar genelde 6 ve 7. maddeye girerler. 9. maddeye girenler azdır. Onuncu gruptakiler çok azdır, evliya bu sınıfın içindedir.
Eşref-i mahlûkat
Sual: Mahlûkların en şereflisi Peygamber efendimiz değil mi? İmamı Rabbani hazretleri niye, mahlûkların şereflisi Arş diye bildiriyor?
CEVAP
İnsanoğlunun en üstünü, en şereflisi, en kıymetlisi ve mahlûkların yaratılmasına sebep olan Muhammed aleyhisselamdır. (Herkese Lazım Olan İman)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Âlem-i kebirdeki mahlûkların en şereflisi Arş’tır. (3/11)
Âlem-i kebir, insandan başka bütün mahlûkat, kâinat ve içindekilerin hepsine denir. Demek ki Arş, insandan başka bütün yaratılmışların en üstünü oluyor. İnsanların en üstünü de Peygamber efendimizdir.
Kız olarak doğmak
Sual: (Şansım olsaydı anam beni kız olarak doğururdu) demek doğru mu? Allah indinde, kız olarak doğmak, erkek olarak doğmaktan daha üstün mü oluyor?
CEVAP
Kız ve erkek ayırımı yapmak yanlıştır. Dinimizde netice önemlidir. Bir kimse, kâfir çocuğu olarak doğar, Müslüman olur ve imanla ölürse Cennete gider ve büyük nimete kavuşur. Bir kimse de, Müslüman iken, kâfir olur ve küfür üzerine ölürse Cehenneme gider ve sonsuz azaba maruz kalır. Demek ki, kadın veya erkek olarak doğmak önemli değil, önemli olan imanla ölmektir. Kâfir olduktan sonra, kız olmuş, erkek olmuş ne fark eder?
Mısır kralları Firavunlar vardı. İman etmeyenlerin hepsi Cehennemlik oldu. Nice köleler ve cariyeler ise, imanlı öldükleri için Cennetlik oldular. Demek ki, (Kral mı üstün, köle mi üstün) diye sormak da yanlış olur. Dinimizde Müslüman olan üstündür. İki Müslüman arasında ise, takvası çok olan daha üstündür. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere, kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olandır.) [Hücurat 13]
(Mümin bir köle, müşrik olan hür bir erkekten elbette daha üstündür.) [Bekara 221]
(Zenci mi üstün, beyaz ırktan olan mı üstündür?) demek de yanlıştır. Zenci, beyazdan üstün olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Arap’ın aceme [Arap olmayana], Acem’in Arap’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] (Acem, yalnız İranlı değil, Arap olmayan herkes demektir. Türk de, Alman da acemdir.)
(Fransız mı üstün, İngiliz mi üstün?) diye de sorulmaz. Hangisi Müslümansa o üstündür. İkisi de Müslümansa, hangisi takva ehliyse o daha üstündür.
(Zengin mi üstün, fakir mi üstün?) diye de sorulmaz. Fakir sabrederse, zenginden üstündür. Zengin şükrediyor, fakir sabredemiyorsa, zengin fakirden üstündür.
Âlim, cahilden üstündür, ama âlim cimriyse, cahil daha üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah katında cömert bir cahil, cimri âlimden daha üstündür.) [Dare Kutni]
Demek ki, dindeki üstünlük, ırkla, cinsiyetle, mal ve rütbeyle değil, iman edip takva sahibi olmakla mümkün olur.
İnsanların kısımları
Sual: İnsanlar ilim, inanç ve ahlak bakımdan kaç kısma ayrılıyor?
CEVAP
İman yönünden insanlar ikiye ayrılır:
1- Müminler: Müslüman olanlar.
2- Kâfirler: Müslüman olmayanlar.
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsanlar, mümin ve kâfir diye iki kısma ayrılır.) [Taberani]
Müminler de ikiye ayrılır:
1- Ehl-i Sünnet olanlar: 2- Bid’at ehli: Ehl-i Sünnet olmayanlar Ehl-i Sünnet olanlar da ikiye ayrılır:
1- Salihler: İbadetleri yapıp, günahlardan kaçanlar.
2- Fâsıklar: Açıktan herhangi bir günahı işleyenler.
Bid’at ehli olanların da, 72 fırkaya ayrıldığı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Meşhur üç tanesi şunlardır:
1- Mutezile: İtikatları bozuktur. Hayra da şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır derler. Bir kısmı küfre girmiştir. Vehhabilerin bazı inanışları mutezileye benzer.
2- Cebriye: Hayrı da şerri de Allah zorla işletir derler.
3- Şia: İlk üç halifeye ve Cennetlik olan Eshab-ı kirama düşmanlık beslerler. Bazı inanışları Mutezileye benzer. Rafızi gibi aşırı olanları da vardır. Hattâ Hazret-i Ali için tanrı diyenler de bu fırkanın içindedir.
Bid’at fırkaları arasında, mezhepsiz Müslümanlar türemiştir. Bunların itikatları bazen Mutezileye, bazen Cebriyeye, bazen de Şia’ya benzer. Belli bir ilkeleri yoktur. Ehl-i Sünnet itikadına uymayan kimseye ve dinde olmayan bir şeyi, ibadet olarak yapana bid’at ehli denir. Doğru yoldan ayrılana, sapık denir. Dini olmayana dinsiz, mezhebi olmayana da mezhepsiz denir. Başka dinden iken, Müslüman olana dönme denir.
Kâfirler de iki kısma ayrılır:1- Ehl-i kitap: Bunlar Yahudi ve Hristiyanlardır. 2- Kitapsız kâfirler.
Kitapsız kâfirler de çeşitli kısımlara ayrılır:
1- Müşrikler: Allah’a ortak koşan ve puta tapan kâfirler,
2- Ateistler: Allah’a, Peygamberlere ve ahiret gününe inanmayan kâfirler,
3- Deistler: Bir yaratıcı var dedikleri halde, hiç bir dine ve peygambere inanmayan kâfirler,
4- Münafıklar: Müslümanları aldatmak için Müslüman görünen kâfirler,
5- Mürtedler: Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olanlar,
6- Mülhidler: Kendini samimi müslüman bildiği halde, âyet ve hadise kendi görüşü ile mana vererek, imanı bozulup küfre düşen kimseler,
7- Zındıklar: Münafık gibi inancını gizleyip, İslamiyet’i yıkmak için çalışan sinsi kâfirler.
İman bakımından insanların çeşitlerini bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, insanları üç kısım olarak yarattı:1- Hayvanlar gibi olanlardır. Allahü teâlânın, “Onların kalbleri var, ama anlamazlar; gözleri var, görmezler; kulakları var, işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdır” buyurduğu kişilerdir.2- Bedenleri insan bedeni ise de, ruhları şeytan ruhu gibi olanlardır.3- Allah’ın himayesinden başka himayenin olmadığı günde, onun himayesine sığınan müminlerdir.) [Hakîm]
İnsanlar rızkı kazanmada inanç yönünden beşe ayrılır:
1- Rızkın yalnız çalışmaktan geldiğine inananlar. (Kâfirler)
2- Rızkın hem Allah’tan, hem de çalışmaktan geldiğini sananlar. (Müşrikler)
3- Rızkın Allah’tan geldiğini bildiği halde, ya vermezse diye endişeye düşenler. (Münafıklar)
4- Rızkın Allahü teâlâdan geldiğini bildiği halde, çalışırken Allah’a asi olanlar. (Fâsıklar)
5- Rızkın Allah’tan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inananlar. Çalışırken, Allahü teâlâya asi olmayanlar. (Salih müminler)
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
İnsanlar kendileriyle münasebet kurma yönünden üç kısma ayrılır:
1- Gıda gibi olanlar: Her zaman gereklidir.
2- İlaç gibi olanlar: Bazen ihtiyaç duyulur.
3- Hastalık gibi olanlar: Bunlara ihtiyaç duyulmasa da, gelip musallat olurlar. Bunlardan kurtulmak için, idare edilmeleri gerekir.
Yine İmam-ı Gazali hazretleri, insanları ahlak bakımından üçe ayırıyor:
1- Yiyip içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenler.
2- Hilekâr ve ikiyüzlü olup etrafındakileri aldatanlar ve onlara zulmedenler.
3- Güzel ahlak sahibi olan hakiki Müslümanlar.
Bilgi yönünden de insanlar dört gruba ayrılır:
1- Bildiğini bilen, [İyi kimseler]
2- Bildiğini bilmeyen, [İkaza, muhtaç olanlar]
3- Bilmediğini bilen, [Haddini bilenler]
4- Bilmediğini bilmeyen. [Zararlı kimseler]
İnsanların en üstünleri
Sual: Peygamber efendimiz başta olmak üzere bütün peygamberler üstün yaratılmışlardır. Peki Peygamber efendimiz ve bütün peygamberlerden sonra insanların en üstünleri kimlerdir?
Cevap: Konu ile alakalı olarak akaid kitaplarında mesela Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin İtikatnâme kitabında buyuruluyor ki:
“Hazret-i Ebû Bekir, Peygamberlerden sonra, gelmiş ve gelecek bütün insanların, en hayırlısı, en üstünüdür. Müslüman olmadan önce de, putlara tapmamış, kafirlik ve sapıklık ayıplarından korunmuştur. Bundan sonra, insanların en üstünü, hazret-i Ömer, sonra hazret-i Osman, bundan sonra da insanların en hayırlısı, en üstünü hazret-i Ali’dir. Bunlardan sonra da, hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin’dir.
Bu üstünlükler, sevabın daha çok olması, İslâmiyet uğrunda, vatanlarını, sevdiklerini terk etmeleri, başkalarından daha önce Müslüman olmaları, Resulullah efendimize son derece uymaları, Onun sünnetine sımsıkı sarılmaları, dinini yaymaya uğraşmaları, küfrü, fitneyi, fesadı önlemeleri sebebiyledir.
Hazret-i Ali, her ne kadar, hazret-i Ebu Bekir’den başka, herkesten önce Müslüman oldu ise de, o zaman, çocuk, malsız ve Resulullah efendimizin evinde, hizmetinde olduğu için, onun önce iman etmesi, başkalarının iman etmesine, ibret almalarına ve müşriklerin bozguna uğramasına sebep olmadı. Halbuki diğer üç halifenin imana gelmeleri, İslâmı kuvvetlendirdi. Hazret-i Ali ve çocukları, Resulullah efendimizin en yakın akrabası ve Resulullahın mübarek kanından oldukları için, hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer’den daha üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bakımdan üstünlük demek değildir. Her bakımdan, o büyüklerin önünde olmalarını sağlamaz. Hızır aleyhisselamın, Musa aleyhisselama birkaç şey öğretmesine benzer. Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, hazret-i Abbas, hazret-i Ali’den daha üstün olurdu.”
Sual: Eshab-ı kiramdan sonra bu ümmetin üstün olanları kimlerdir?
CEVAP
Eshab-ı kiramdan sonra, insanların en üstünleri, Eshab-ı kiramı gören ve onların sohbetinde yetişen Müslümanlardır. Bunlara, Tabiin denir. Bunlar, bütün bilgilerini Eshab-ı kiramdan almışlar, öğrenmişler ve amel etmişlerdir.
Din büyüklerine dil uzatmak
Sual: Bazı kimseler, kendilerini önceki âlimlerden, evliyadan hatta Eshâbdan üstün görmekte ve onlara dil uzatmaktadır. Böyle kimselere ne demelidir?
CEVAP
Konu ile alakalı olarak, İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki:
“Kendini, Eshâb-ı kiram gibi sanmak, ahmaklıktır. Kendini, önce gelen büyüklere benzetmek ise, cahilliktir. Şunu da bildirelim ki, önce olmak şerefinin üstünlüğe sebep olması, birinci asırda, insanların en iyisinin sohbetine kavuşanlar içindir. Sonraki asırlarda böyle değildir. Daha sonraki asırda gelenler, önündeki asırlarda gelenlerden üstün olabilir. Hatta aynı asırda bulunanlardan, sonraki, öncekinden, talebesi hocasından ileri geçebilir. Allahü teâlâ, dil uzatanları, gaflet uykusundan uyandırsın! Bir Müslümanı kabahatli sanarak, dedikodu yapmak, sövmek, pek şeni, çok çirkindir. Vehim ile, zan ile, bir Müslümana sapık demek, kâfir demek, inatçılık, kincilik olur. Bu iftiraları yerinde olmadığı zaman, söyleyenler sapık ve kâfir olur. Böyle olduğunu hadîs-i şerif bildirmektedir.”
Sual: İnsanlar ve hayvanlar, ayrı ayrı özelliklerde mi yaratılmıştır?
CEVAP
Hayvan cinsinin en aşağısı süngerlerdir. Her cinsten daha üstün başkaları da yaratılmıştır. Her sınıfta, farklı müdafaa uzuvları vardır. Kimisine ok, kimisine diş, kimisine pençe, kimisine boynuz, kimisine kanat, kimisine sürat, tilki gibi olanlara da hile verilmiştir. Yaşamaları için, insan aklını şaşırtan şeyler ilham olunmuştur. Bal arısı, altı köşe petek yapar. Silindir yapsaydı aralarında boşluk kalırdı. Altıgen prizmalar arasında yer ziyan olmuyor. Dörtgen olsaydı, hacimleri daha az olurdu. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlar. Arıya bunu Allahü teâlâ ilham etmektedir. İlhama şimdi içgüdü deniyor.
Hayvanların, en üstünleri, insana en yakın olanları at, maymun, fil ve papağandır. Darwin, hayvanların üstünlük sırasını yazmış, en üstününün maymun olduğunu bildirmiş. Bunu okuyan bazı fen yobazı, Darwin'in; “Hayvanların birbirine döndüğünü, yüksele yüksele, sonunda insan olduğunu” yazıyor diyorlar. Bunu ileri sürerek, Âdem aleyhisselamın topraktan yaratıldığını inkâr ediyor ve Müslümanları aldatıyorlar. Hâlbuki Darwin, hayvanlar birbirine döner demiyor. “Yaratılışlarında bir üstünlük sırası vardır” diyor. Aşağı derecedekilerin üstündekilere gıda, yem olduklarını yazıyor. Bu hâli İslam âlimleri daha önce görmüşler ve yazıp bildirmişlerdir. Darwin m. 1882 senesinde ölmüştür... Hayvanların üstünlük sırasını bildiren Alî bin Emrullah hazretleridir. Bu zat, m. 1570 senesinde vefat etmiştir. Darwin'in, bu yazılarını İslam kitaplarından aldığı anlaşılmaktadır.
Hayvanların üstünde, insan nevinin en aşağısı gelir. Çöllerde, ormanlarda, kutuplarda yaşıyanlar böyledir. İnsanların en üstünü, orta iklimlerde, yani 23 derece ile 66 derece arz daireleri arasında, şehirlerde yaşayanlardır.
Yaratılış bakımından olan bu üstünlüklerden başka, insanlar arasında, çalışarak maddede ve ahlakta yükselmek farkları da vardır. Bazıları çalışarak birçok alet yapmış, bazıları ise, bununla birlikte, fende, teknikte ilerlemişlerdir. En üstünleri ise, ilimde, fende yükselmekle birlikte, ahlakta da ilerlemiş, Allahü teâlâya yakınlık denen, insanlığın en yüksek derecesine varmışlardır. Bunların en yükseği Peygamberlerdir.
Kaynak
Dinimizislam
Çok olanın kıymeti bilinmez
Sual: Çok kıymetli bir şey, çok olunca da kıymetli midir?
CEVAP
Evet, çok olsa da kıymetlidir. Ancak çok olduğu için kıymetlinin kıymeti bilinmez. Birkaç örnek verelim:
1- Çok kimse, beş vakit namazı kılmaz, ama bayram namazını ihmal etmez. Halbuki beş vakit namaz farz, bayram namazı ise vacibdir, diğer üç mezhepte ise sünnettir.
2- Çok kimse, bayramlaşır, bayram tebriki yazar. Ama dinimizde Cuma günü bayramlardan daha kıymetlidir. Cuma günü haftada bir geldiği için o kadar hatırlanmaz. Ama bayram, yılda iki kere geldiği için daha çok önem verilir.
3- Her zaman ve her yerde çok bulunan havanın kıymeti bilinmez. Bunun için bize bedava veren Allahü teâlâya şükretmeyi hatırlamayız bile. Halbuki birkaç dakika nefes almazsak ölürüz.
4- Bir devirde, Fatih’te oturur iken, çok su sıkıntısı çekmiştik. Şimdi, her gün suyumuz aktığı halde, yani çok olduğu halde, suyu getirenlere teşekkür etmeyi bile hatırlamıyoruz. Su nimetini veren Allahü teâlâya da şükretmekten aciziz. Çünkü hiç su sıkıntısı çekmiyoruz.
5- Gözümüz her zaman gördüğü için gözümüzün görmesine şükretmiyoruz. Kulak, dil ve diğer uzuvlarımızın hepsi böyledir. Bu uzuvların biri elden gidince o zaman kıymeti anlaşılıyor. Hastalanmadıkça sağlığın kıymeti bilinmiyor. Akıl büyük nimet iken, delileri görmedikçe kıymeti anlaşılmıyor. Hatta görsek bile gülüp geçiyoruz. Hepsinden önemlisi de doğru imana sahip olma ve bu doğru yolun büyüklerini tanımakla şereflenmektir.
6- Yaşım yetmiş civarındadır. Küçüklüğümüzde, köyümüzde elektrik yoktu. İdare denilen muma benzeyen ışıklarla idare ederdik. Şimdi elektriğe kavuştuk ama, her zaman elektrik olduğu için bu çok olan nimetin kıymeti bilinmiyor. Sadece elektrik kesilince anlaşılabiliyor. Bunun gibi güneş bizi her gün aydınlatıyor, ama kaçımız, elhamdülillah bugün yine güneş doğdu diyoruz ki? Allahü teâlânın böyle sayısız nimetleri vardır. Bunlara şükretmek gerekir.
7- Selam vermek yaygın hal aldığı için, çok kimse selamın önemini bilmemektedir. Selam verip alma sevabı, farz olduğu için diğer bütün nafilelerden üstündür. Bir kimse, dünyadaki bütün fakirleri doyursa, hepsine bir ev verse yine bir selamın sevabına ulaşamaz. Farzın yanında bütün nafileler, denizin yanında damla gibi bile değildir. Su zerresi bile değildir. Bütün nafilelerin, bütün farzların yanındaki değeri böyledir.
Selam verirken, selamın sünnet olduğunu düşünmeli ve o kimseye dua etmeye niyet etmelidir! Alışkanlık halinde, şuursuzca selam verilince, sevap olmaz. Bir yere girerken de, çıkarken de selam verilir. Dinimizde selamın önemi büyüktür. Selam vermek sünnet, almak farz ise de, selamda istisna var. Selam veren de, selam alan gibi farz sevabına kavuşur. Eshab-ı kiram, bir arkadaşa selam vermek ve selamını almak için yollara çıkardı. İşin önemini bilen, bu büyük sevaba kavuşmak isterdi.
Farz kazası olanın nafilelerle iştigal edememesi de bu yöndendir. Ama ahmaklar, denizi bırakıp bir damla peşinde koşuyor, farzın önemini anlayamıyorlar.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Çok kıymetli bir şey, çok olunca da kıymetli midir?
CEVAP
Evet, çok olsa da kıymetlidir. Ancak çok olduğu için kıymetlinin kıymeti bilinmez. Birkaç örnek verelim:
1- Çok kimse, beş vakit namazı kılmaz, ama bayram namazını ihmal etmez. Halbuki beş vakit namaz farz, bayram namazı ise vacibdir, diğer üç mezhepte ise sünnettir.
2- Çok kimse, bayramlaşır, bayram tebriki yazar. Ama dinimizde Cuma günü bayramlardan daha kıymetlidir. Cuma günü haftada bir geldiği için o kadar hatırlanmaz. Ama bayram, yılda iki kere geldiği için daha çok önem verilir.
3- Her zaman ve her yerde çok bulunan havanın kıymeti bilinmez. Bunun için bize bedava veren Allahü teâlâya şükretmeyi hatırlamayız bile. Halbuki birkaç dakika nefes almazsak ölürüz.
4- Bir devirde, Fatih’te oturur iken, çok su sıkıntısı çekmiştik. Şimdi, her gün suyumuz aktığı halde, yani çok olduğu halde, suyu getirenlere teşekkür etmeyi bile hatırlamıyoruz. Su nimetini veren Allahü teâlâya da şükretmekten aciziz. Çünkü hiç su sıkıntısı çekmiyoruz.
5- Gözümüz her zaman gördüğü için gözümüzün görmesine şükretmiyoruz. Kulak, dil ve diğer uzuvlarımızın hepsi böyledir. Bu uzuvların biri elden gidince o zaman kıymeti anlaşılıyor. Hastalanmadıkça sağlığın kıymeti bilinmiyor. Akıl büyük nimet iken, delileri görmedikçe kıymeti anlaşılmıyor. Hatta görsek bile gülüp geçiyoruz. Hepsinden önemlisi de doğru imana sahip olma ve bu doğru yolun büyüklerini tanımakla şereflenmektir.
6- Yaşım yetmiş civarındadır. Küçüklüğümüzde, köyümüzde elektrik yoktu. İdare denilen muma benzeyen ışıklarla idare ederdik. Şimdi elektriğe kavuştuk ama, her zaman elektrik olduğu için bu çok olan nimetin kıymeti bilinmiyor. Sadece elektrik kesilince anlaşılabiliyor. Bunun gibi güneş bizi her gün aydınlatıyor, ama kaçımız, elhamdülillah bugün yine güneş doğdu diyoruz ki? Allahü teâlânın böyle sayısız nimetleri vardır. Bunlara şükretmek gerekir.
7- Selam vermek yaygın hal aldığı için, çok kimse selamın önemini bilmemektedir. Selam verip alma sevabı, farz olduğu için diğer bütün nafilelerden üstündür. Bir kimse, dünyadaki bütün fakirleri doyursa, hepsine bir ev verse yine bir selamın sevabına ulaşamaz. Farzın yanında bütün nafileler, denizin yanında damla gibi bile değildir. Su zerresi bile değildir. Bütün nafilelerin, bütün farzların yanındaki değeri böyledir.
Selam verirken, selamın sünnet olduğunu düşünmeli ve o kimseye dua etmeye niyet etmelidir! Alışkanlık halinde, şuursuzca selam verilince, sevap olmaz. Bir yere girerken de, çıkarken de selam verilir. Dinimizde selamın önemi büyüktür. Selam vermek sünnet, almak farz ise de, selamda istisna var. Selam veren de, selam alan gibi farz sevabına kavuşur. Eshab-ı kiram, bir arkadaşa selam vermek ve selamını almak için yollara çıkardı. İşin önemini bilen, bu büyük sevaba kavuşmak isterdi.
Farz kazası olanın nafilelerle iştigal edememesi de bu yöndendir. Ama ahmaklar, denizi bırakıp bir damla peşinde koşuyor, farzın önemini anlayamıyorlar.
Kaynak
Dinimizislam
Hallac-ı Mansur
Sual: Hallac-ı Mansur kimdir, niye öldürüldü?
CEVAP
Asıl adı Hüseyin bin Mansur’dur. Hallac denilmesinin sebebi şudur: Bir gün, arkadaşı olan bir hallacın dükkanına girdi. Bir işinin görülebilmesi için onun yardımını rica etti. Fakat hallacın gittiği yerden dönüşü biraz uzun sürdü. Geldiğinde; "Ya Hüseyin, senin için bugün işimden oldum" diye söylendi. Hallac-ı Mansur onun endişeli hâline bakarak gülümsedi; "Üzülme senin işini de biz halledelim" diyerek parmaklarını pamuk yığınlarına doğru uzatıverdi. O anda henüz atılmamış pamuk yığınları harekete geçti. Kaşla göz arasında, tel tel saf pamuk bir tarafa, kirli ve süprüntü kısmı ise diğer tarafa ayrıldı. Hallaç şaşırıp kalmıştı. Olay kısa zamanda halk arasında yayıldı. Bundan sonra da ona Hallac-ı Mansur dendi.
Pek çok kerametleri görüldü. Yanına gelenlere yazın kış, kışın yaz meyveleri ikram ederdi. İnsanlara, evlerinde ne yediklerini, ne yaptıklarını, ne konuştuklarını ve kalblerinden geçenleri Allahü teâlânın izni ile haber verirdi. 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400 kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi.
Enel Hak dedi
Allahü teâlânın aşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; "Enel-Hak" dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de, (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti. Bu sözü için katline fetva verdiler. Halife, onun bir yıl zindana atılmasını emretti. Fakat halk yine ona gidip bazı meseleler soruyordu. Daha sonra ziyaret de yasaklandı. Şeyh Ebu Abdullah-i Hafif anlatır: "Hile ile Hallac-ı Mansur'u görmeye gittim. Yumuşak halılar ve döşeklerle döşenmiş, güzel bir oda gördüm. Oradaki köleye, "Şeyh nerede?" dedim. "Abdest alıyor" dedi. "Bu zindanda ne iş yapıyor?" dedim. "13 batman ağırlığında bir demir bağ ile, her gün bin rekat namaz kılıyor" dedi. Sonra, "Bu zindanda eşkıya ve hırsız çok, onlara nasihat eder" dedi. Biz konuşurken o abdest alıp geldi. Bana: "Ey genç nerelisin?" dedi. "Şirazlıyım" dedim. Meşayıhlerden sordu. Ebü'l-Abbas ibni Ata'ya gelince, "Onu görürsen, o mektupları yakmasını söyle." Tam bu sırada zindancıbaşı içeri girdi. Saygı gösterdikten sonra, "Düşmanlar beni halifeye gammazlamışlar. Güya ben, ululardan birini buradan bin dinar alarak salmışım. Yerine de halktan birini hapsetmişim. İşte şimdi beni katledecekler" dedi. Şeyh: "Var selametle git" dedi. O gittikten sonra, şeyh hücrenin ortasında dizleri üzerine gelerek, ellerini havaya kaldırdı. Başını önüne eğdi. Şehadet parmağı ile işaret ederek ağladı. Öyle ağladı ki, gözyaşından ıslanmadık bir yeri kalmadı. Kendinden geçerek yüzünü yere koydu. O sırada zindancıbaşı içeri girdi. Şeyh: "Ne oldu?" diye sordu. Zindancıbaşı: "Kurtuldum" dedi. "Hangi sebeple kurtuldun?" diye sordu. Halife; "Seni öldürecektim. Şimdi sana gönlüm ısındı. Tekrar affettim" dedi.
Yüz kırbaç vurun
Halife, "O, fitne çıkarmak istiyor, onu katledin veya Enel-Hak sözünden dönene kadar dövün" emrini verdi. Ona önce yüz kırbaç vurdular. Hiç ses çıkarmadı. Ölmediğini görünce, ellerini ve ayaklarını kestiler. "Korkudan sarardığımı sanmayın. Kan kaybetmekten sararıyorum" buyurdu. Darağacında "Tasavvuf nedir?"diye sordular. "Tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu hâldir." "Ya ileri derecesi?" dediler. "Onu görmeye tahammülünüz olmaz" dedi.
İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, gül attı. O zaman inledi. Sebebi sorulduğunda; "Taş atanlar beni tanımaz. Halden anlayanların bir gülü beni incitti" dedi. Ellerinden, bacaklarından sonra dilini de kesmek istediler. İzin isteyip; "Allah’ım, bana senin için bu işkenceyi reva görenleri affet!" diye yalvardı.
Daha sonra dili ve başı da kesildi, cesedi yakıldı, külleri Dicle'ye atıldı. Atılan küller dökülür dökülmez, nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle'nin suları Bağdat'ı basmak üzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle'ye attı ve Dicle bir müddet sonra eski normal hâlini aldı. Hallac bu kimseye, şehit edilmeden önce: "Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestikten sonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle'ye atarlar. Korkarım ki, nehir taşıp Bağdat'ı basar. O zaman hırkamı nehre götürüp at" buyurmuştu.
Sual: Hallac-ı Mansur, niçin Enel hak dedi?
CEVAP
Evliyadan bazıları Allahü teâlâyı zikrettiği zaman, Rabbinden gayrı her şeyi, hatta kendi nefsini bile unutur. Zikrettiği yani andığı mahbubun adını dilinden düşürmez.
Hallac-ı Mansur hazretleri, La ilahe illallah demeyi o kadar çoğaltmıştı ki, anması kalbden ruha geldi. Orada ünsiyet peyda ederek ilahi aşka kavuştu. Dünyadaki her şeyi hatta kendi adını bile unuttu. Aşk sarhoşluğu kapladı. Buna sekr hali deniyor. Bu halde iken, (Sen kimsin?) diyenlere, (Enel-Hak) diye cevap verdi. Üzerinden sekr hali gidince, yani ayılınca (Enel-Hak) dediğini hatırlamadı. Fakat dine aykırı konuştuğu için şehit edildi. Yere dökülen kanları (Enel-Hak) şeklini aldı.
Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
Hallac-ı Mansur zamanında Hace Abdulhalık-ı Goncdüvaninin talebelerinden biri bulunsaydı, Mansur idam edilmezdi. Yani Hace hazretlerinin talebelerinden biri bulunsaydı, Hüseyn Mansuru teveccühleriyle, içinde bulunduğu makamdan tez geçirirdi. İdam edilmesi gerekmezdi.
Hallac-ı Mansur hazretleri, içinde bulunduğu halden dolayı mazurdu. Onu şehit edenler de dinin emrini yerine getirdi. İki tarafa da bir şey söylenmez.
Hallac-ı Mansur hazretlerinin (Enel-Hak) yani (Ben Hakkım) dediği gibi, Bayezid-i Bistami hazretleri de sekr halinde (Sübhani) yani (Ben Sübhanım) demiştir.
Talebeleri, (Siz kendinizin sübhan, yani ilah olduğunu söylediniz) demeleri üzerine, (Bir daha öyle bir şey söylersem, beni kılıçla kesin) buyurdu. Sekr hali kaplayınca yine (Sübhani) dedi. Hemen hocalarının emri üzerine kılıçla vurdular. Fakat kılıç kesmedi. O hal üzerinden gidince, yine (Sübhani) dediğini söylediler. (Niye beni öldürmediniz?) buyurdu. (Kılıç kesmedi) dediler. O vakit, (Demek o sözü söyleyen, bu haldeki Bayezid değildi) buyurdu.
Evliyayı böyle sekr halinde, yani şuursuz iken söyledikleri sözlerden dolayı kötülemek doğru değildir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Evliya, sekr karışmayan hallerde böyle uygunsuz sözler söylemez. Sahv, yani uyanıklık halinde olanlarda sekr hiç bulunmaz sanmamalıdır. Sekrsiz olan sahv, noksanlıktır. Halis, karışıksız sahv, avamda bulunur.
Cüneydi Bağdadi hazretleri, sahvın sekrden daha üstün olduğunu söylediği halde, sekr karışık olan o kadar sözleri vardır ki, saymakla bitmez. (Bilen de Odur. Bilinen de Odur) demiştir.
Evliyanın gizli marifetleri açığa vurmaları, hep sekr karışık hallerde olmuştur. Sahv halinde biraz sekr bulunması, yemeğe lezzet vermek için tuz karıştırmaya benzer. Tuzsuz yemek, tatsız olur.
Aşk olmasaydı, aşkın gammı olmasaydı,
Tatlı sözleri kim söyler, kimler duyardı?
Mecnuna adın ne diyorlar, Leyla diyor. Çünkü gönlü Leyla ile dolu. Leyla’dan başka kimseyi tanımıyor, bilmiyordu. Şehrin ortasında Leyla Leyla diye bağırarak geziyordu. Leyla diyerek feryat ederek ağlıyordu. Derdine deva olmak üzere Leyla gelip, kendisini tanıtmışsa da, (Ben seni tanımıyorum. Sen gerçek Leyla isen, ya bendeki Leyla kim) diye cevap vermiştir.
Evliyanın sekr halinde söylediği sözlerden dolayı onları ayıplamak doğru değildir. Meczublar ve mecnunlar da mazurdur. Bu haldeki sözleri hüccet olmadığı gibi, ayıplamak da doğru değildir.
Sual: Bayılan, deliren, sara tutan veya sarhoş olanın, şuursuz halde iken söylediği sözlerin dindeki yeri nedir? Şuursuz halde küfre düşücü söz söylese, evini birine hediye etse, birinden bir şey satın alsa, dinin hükmü nedir? Bu halde namaz kılmasa, kazası gerekir mi? Tasavvuf sarhoşlarının durumu bunlardan farklı mıdır?
CEVAP
Bayılmak, deli olmak ve sara tutmakla abdest bozulur. Yürürken sallanacak kadar şuursuz olmak da abdesti bozar.
Deliren veya bayılan kimse, 24 saatte ayılmazsa, iyi olunca namazlarını kaza etmez. İçki, afyon, ilaç ile aklı giden her namazı kaza eder. Yani hastalık, bayılmak gibi elinde olmayan bir sebeple, beşten fazla namazını kılamazsa, hiç birini kaza etmez. Beşten az olursa kaza eder. Fakat içki, uyuşturucu madde, ilaç gibi bir şeyle bayılan, kılamadığı namazlar az da, çok da olsa hepsini kaza eder.
Tasavvuf ehli, kendisini hal kaplayıp şuurunu kaybettiği zaman, dine uymayan sözlerinde mazur olur. Deli gibidir. Şuursuz iken, ibadetleri kaçırmaları günah olmaz ise de, akılları başlarına gelince, kaçırdıkları ibadetleri hemen kaza etmeleri gerekir. Bunların dine uymayan sözlerine başkalarının uymaları caiz değildir. Kendileri günaha girmezlerse de, bunlara uyan günaha girer. Alkollü ve uyuşturucu maddelerle sarhoş olanlar böyle değildir. Bu hale kendileri sebep oldukları için günaha girerler ve kaçırdıkları ibadetleri kaza etmeleri gerekir. (Seadet-i Ebediyye)
Sual: Hallacı Mansur, Enelhak demekle ben bâtıl değilim, hakkım diyor diye tevil etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Kaynak
Dinimizislam
Sual: Hallac-ı Mansur kimdir, niye öldürüldü?
CEVAP
Asıl adı Hüseyin bin Mansur’dur. Hallac denilmesinin sebebi şudur: Bir gün, arkadaşı olan bir hallacın dükkanına girdi. Bir işinin görülebilmesi için onun yardımını rica etti. Fakat hallacın gittiği yerden dönüşü biraz uzun sürdü. Geldiğinde; "Ya Hüseyin, senin için bugün işimden oldum" diye söylendi. Hallac-ı Mansur onun endişeli hâline bakarak gülümsedi; "Üzülme senin işini de biz halledelim" diyerek parmaklarını pamuk yığınlarına doğru uzatıverdi. O anda henüz atılmamış pamuk yığınları harekete geçti. Kaşla göz arasında, tel tel saf pamuk bir tarafa, kirli ve süprüntü kısmı ise diğer tarafa ayrıldı. Hallaç şaşırıp kalmıştı. Olay kısa zamanda halk arasında yayıldı. Bundan sonra da ona Hallac-ı Mansur dendi.
Pek çok kerametleri görüldü. Yanına gelenlere yazın kış, kışın yaz meyveleri ikram ederdi. İnsanlara, evlerinde ne yediklerini, ne yaptıklarını, ne konuştuklarını ve kalblerinden geçenleri Allahü teâlânın izni ile haber verirdi. 400 kişi ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti. Yiyecek hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâle geldikleri sırada ona gelerek hallerini arz ettiler. Hemen elini arkaya uzatıp, 400 kişinin her birine bir kelle ile iki pide verdi.
Enel Hak dedi
Allahü teâlânın aşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; "Enel-Hak" dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de, (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti. Bu sözü için katline fetva verdiler. Halife, onun bir yıl zindana atılmasını emretti. Fakat halk yine ona gidip bazı meseleler soruyordu. Daha sonra ziyaret de yasaklandı. Şeyh Ebu Abdullah-i Hafif anlatır: "Hile ile Hallac-ı Mansur'u görmeye gittim. Yumuşak halılar ve döşeklerle döşenmiş, güzel bir oda gördüm. Oradaki köleye, "Şeyh nerede?" dedim. "Abdest alıyor" dedi. "Bu zindanda ne iş yapıyor?" dedim. "13 batman ağırlığında bir demir bağ ile, her gün bin rekat namaz kılıyor" dedi. Sonra, "Bu zindanda eşkıya ve hırsız çok, onlara nasihat eder" dedi. Biz konuşurken o abdest alıp geldi. Bana: "Ey genç nerelisin?" dedi. "Şirazlıyım" dedim. Meşayıhlerden sordu. Ebü'l-Abbas ibni Ata'ya gelince, "Onu görürsen, o mektupları yakmasını söyle." Tam bu sırada zindancıbaşı içeri girdi. Saygı gösterdikten sonra, "Düşmanlar beni halifeye gammazlamışlar. Güya ben, ululardan birini buradan bin dinar alarak salmışım. Yerine de halktan birini hapsetmişim. İşte şimdi beni katledecekler" dedi. Şeyh: "Var selametle git" dedi. O gittikten sonra, şeyh hücrenin ortasında dizleri üzerine gelerek, ellerini havaya kaldırdı. Başını önüne eğdi. Şehadet parmağı ile işaret ederek ağladı. Öyle ağladı ki, gözyaşından ıslanmadık bir yeri kalmadı. Kendinden geçerek yüzünü yere koydu. O sırada zindancıbaşı içeri girdi. Şeyh: "Ne oldu?" diye sordu. Zindancıbaşı: "Kurtuldum" dedi. "Hangi sebeple kurtuldun?" diye sordu. Halife; "Seni öldürecektim. Şimdi sana gönlüm ısındı. Tekrar affettim" dedi.
Yüz kırbaç vurun
Halife, "O, fitne çıkarmak istiyor, onu katledin veya Enel-Hak sözünden dönene kadar dövün" emrini verdi. Ona önce yüz kırbaç vurdular. Hiç ses çıkarmadı. Ölmediğini görünce, ellerini ve ayaklarını kestiler. "Korkudan sarardığımı sanmayın. Kan kaybetmekten sararıyorum" buyurdu. Darağacında "Tasavvuf nedir?"diye sordular. "Tasavvufun en aşağı derecesi, işte bende gördüğünüz bu hâldir." "Ya ileri derecesi?" dediler. "Onu görmeye tahammülünüz olmaz" dedi.
İdam edilmeden önce halk taş atmaya başladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hatta tebessüm ediyordu. Bir dostu, gül attı. O zaman inledi. Sebebi sorulduğunda; "Taş atanlar beni tanımaz. Halden anlayanların bir gülü beni incitti" dedi. Ellerinden, bacaklarından sonra dilini de kesmek istediler. İzin isteyip; "Allah’ım, bana senin için bu işkenceyi reva görenleri affet!" diye yalvardı.
Daha sonra dili ve başı da kesildi, cesedi yakıldı, külleri Dicle'ye atıldı. Atılan küller dökülür dökülmez, nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle'nin suları Bağdat'ı basmak üzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle'ye attı ve Dicle bir müddet sonra eski normal hâlini aldı. Hallac bu kimseye, şehit edilmeden önce: "Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestikten sonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle'ye atarlar. Korkarım ki, nehir taşıp Bağdat'ı basar. O zaman hırkamı nehre götürüp at" buyurmuştu.
Sual: Hallac-ı Mansur, niçin Enel hak dedi?
CEVAP
Evliyadan bazıları Allahü teâlâyı zikrettiği zaman, Rabbinden gayrı her şeyi, hatta kendi nefsini bile unutur. Zikrettiği yani andığı mahbubun adını dilinden düşürmez.
Hallac-ı Mansur hazretleri, La ilahe illallah demeyi o kadar çoğaltmıştı ki, anması kalbden ruha geldi. Orada ünsiyet peyda ederek ilahi aşka kavuştu. Dünyadaki her şeyi hatta kendi adını bile unuttu. Aşk sarhoşluğu kapladı. Buna sekr hali deniyor. Bu halde iken, (Sen kimsin?) diyenlere, (Enel-Hak) diye cevap verdi. Üzerinden sekr hali gidince, yani ayılınca (Enel-Hak) dediğini hatırlamadı. Fakat dine aykırı konuştuğu için şehit edildi. Yere dökülen kanları (Enel-Hak) şeklini aldı.
Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
Hallac-ı Mansur zamanında Hace Abdulhalık-ı Goncdüvaninin talebelerinden biri bulunsaydı, Mansur idam edilmezdi. Yani Hace hazretlerinin talebelerinden biri bulunsaydı, Hüseyn Mansuru teveccühleriyle, içinde bulunduğu makamdan tez geçirirdi. İdam edilmesi gerekmezdi.
Hallac-ı Mansur hazretleri, içinde bulunduğu halden dolayı mazurdu. Onu şehit edenler de dinin emrini yerine getirdi. İki tarafa da bir şey söylenmez.
Hallac-ı Mansur hazretlerinin (Enel-Hak) yani (Ben Hakkım) dediği gibi, Bayezid-i Bistami hazretleri de sekr halinde (Sübhani) yani (Ben Sübhanım) demiştir.
Talebeleri, (Siz kendinizin sübhan, yani ilah olduğunu söylediniz) demeleri üzerine, (Bir daha öyle bir şey söylersem, beni kılıçla kesin) buyurdu. Sekr hali kaplayınca yine (Sübhani) dedi. Hemen hocalarının emri üzerine kılıçla vurdular. Fakat kılıç kesmedi. O hal üzerinden gidince, yine (Sübhani) dediğini söylediler. (Niye beni öldürmediniz?) buyurdu. (Kılıç kesmedi) dediler. O vakit, (Demek o sözü söyleyen, bu haldeki Bayezid değildi) buyurdu.
Evliyayı böyle sekr halinde, yani şuursuz iken söyledikleri sözlerden dolayı kötülemek doğru değildir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Evliya, sekr karışmayan hallerde böyle uygunsuz sözler söylemez. Sahv, yani uyanıklık halinde olanlarda sekr hiç bulunmaz sanmamalıdır. Sekrsiz olan sahv, noksanlıktır. Halis, karışıksız sahv, avamda bulunur.
Cüneydi Bağdadi hazretleri, sahvın sekrden daha üstün olduğunu söylediği halde, sekr karışık olan o kadar sözleri vardır ki, saymakla bitmez. (Bilen de Odur. Bilinen de Odur) demiştir.
Evliyanın gizli marifetleri açığa vurmaları, hep sekr karışık hallerde olmuştur. Sahv halinde biraz sekr bulunması, yemeğe lezzet vermek için tuz karıştırmaya benzer. Tuzsuz yemek, tatsız olur.
Aşk olmasaydı, aşkın gammı olmasaydı,
Tatlı sözleri kim söyler, kimler duyardı?
Mecnuna adın ne diyorlar, Leyla diyor. Çünkü gönlü Leyla ile dolu. Leyla’dan başka kimseyi tanımıyor, bilmiyordu. Şehrin ortasında Leyla Leyla diye bağırarak geziyordu. Leyla diyerek feryat ederek ağlıyordu. Derdine deva olmak üzere Leyla gelip, kendisini tanıtmışsa da, (Ben seni tanımıyorum. Sen gerçek Leyla isen, ya bendeki Leyla kim) diye cevap vermiştir.
Evliyanın sekr halinde söylediği sözlerden dolayı onları ayıplamak doğru değildir. Meczublar ve mecnunlar da mazurdur. Bu haldeki sözleri hüccet olmadığı gibi, ayıplamak da doğru değildir.
Sual: Bayılan, deliren, sara tutan veya sarhoş olanın, şuursuz halde iken söylediği sözlerin dindeki yeri nedir? Şuursuz halde küfre düşücü söz söylese, evini birine hediye etse, birinden bir şey satın alsa, dinin hükmü nedir? Bu halde namaz kılmasa, kazası gerekir mi? Tasavvuf sarhoşlarının durumu bunlardan farklı mıdır?
CEVAP
Bayılmak, deli olmak ve sara tutmakla abdest bozulur. Yürürken sallanacak kadar şuursuz olmak da abdesti bozar.
Deliren veya bayılan kimse, 24 saatte ayılmazsa, iyi olunca namazlarını kaza etmez. İçki, afyon, ilaç ile aklı giden her namazı kaza eder. Yani hastalık, bayılmak gibi elinde olmayan bir sebeple, beşten fazla namazını kılamazsa, hiç birini kaza etmez. Beşten az olursa kaza eder. Fakat içki, uyuşturucu madde, ilaç gibi bir şeyle bayılan, kılamadığı namazlar az da, çok da olsa hepsini kaza eder.
Tasavvuf ehli, kendisini hal kaplayıp şuurunu kaybettiği zaman, dine uymayan sözlerinde mazur olur. Deli gibidir. Şuursuz iken, ibadetleri kaçırmaları günah olmaz ise de, akılları başlarına gelince, kaçırdıkları ibadetleri hemen kaza etmeleri gerekir. Bunların dine uymayan sözlerine başkalarının uymaları caiz değildir. Kendileri günaha girmezlerse de, bunlara uyan günaha girer. Alkollü ve uyuşturucu maddelerle sarhoş olanlar böyle değildir. Bu hale kendileri sebep oldukları için günaha girerler ve kaçırdıkları ibadetleri kaza etmeleri gerekir. (Seadet-i Ebediyye)
Sual: Hallacı Mansur, Enelhak demekle ben bâtıl değilim, hakkım diyor diye tevil etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Kaynak
Dinimizislam
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
