MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,283 » Forum posts: 5,874 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Filiz Akın Kimdir? Biyografisi
Filiz Akın (d. 2 Ocak 1943, Ankara), Türk sinema oyuncusu, yazar ve sunucudur. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik ile birlikte Yeşilçam'ın dört yapraklı yoncasından birisi olarak kabul edildi.
Türk sinemasının asil, modern, kentli ve zarif yüzü olarak sinema tutkunlarının hayranlığını kazanan Filiz Akın, beyaz perdenin Avrupai yüzü, kolejli kızı, sarışın yıldızı olarak da tanınmaktadır.[1][2][3][4] Sinema oyuncuları Türkân Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik ile birlikte, Türk sinemasının bir dönemine damgasını vurmuş dört önemli kadın oyuncudan biri kabul edilir.[5]
Filiz Akın orta öğrenimini tamamladıktan sonra bir seyahat şirketinin Ankara acenteliğinde çalışmaya başladı. Gönderdiği fotoğrafıyla Artist mecmuasının 1962 yılındaki yarışmasını kazandı. Memduh Ün'ün ısrarıyla Akasyalar Açarken filmi için kamera karşısına geçmeyi kabul etti.[6] Böylece 13 yıl sürecek aktif oyunculuk kariyeri başladı. 1964 yılında Kadın Berberi filminin setinde tanıştığı yapımcı-yönetmen Türker İnanoğlu ile evlendi.[6] 1965'te oğlu İlker İnanoğlu doğdu. 1974 yılında Türker İnanoğlu'ndan boşanan Akın, Babaların Babası filmiyle 1975 yılında sinemaya veda etti.[7]
Ekonomik gerekçelerle[8] Kasım 1975 - Mayıs 1981 döneminde sahnede şarkıcılık yaptı.[7] 1982 yılında Bubi Rubinstein ile evlenip Paris'e yerleşti. 14 yıl aradan sonra 1989 yılında Geçmiş Bahar Mimozaları dizisi için tekrar kamera karşısına geçti. 1992'de Güzelliklere Merhaba ile ilk kitabını yayınladı. 1993'te Rubinstein'dan boşanan Akın, 1994'te dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal ile evlendi. 1998-2002 yıllarında Paris sefaretinde bulundu. 2002'de yakalandığını öğrendiği nazofarenks kanserini ABD'de gördüğü tedavinin yanı sıra sevenlerinin iyi dilekleri ve dualarıyla yendi.[9] Bu süreci ve sonucu 2005 yılında Hayata Merhaba ismiyle kitaplaştırdı. Gördüğü ağır kemoterapi ses tellerine zarar vererek sesinin değişmesine, ameliyata hazırlık işlemleri ise bir kulağında işitme kaybına yol açtı.[6] İzleyen yıllarda kansere karşı farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli kampanyalara destek verdi, panellere katıldı. 2006'da Filiz Akın ile Güzellik, Zayıflama ve Genç Kalma Üzerine isimli 3. kitabını yayınladı. 2011 yılında Gün Akşam Oldu dizisi için son kez, o da bir bölümlüğüne, kamera karşısına geçti. Kırkından sonra girdiği mutfak zaman içinde bir tutkuya dönüşünce 2013 yılında bu kez Lezzete Merhaba dedi.[10]
2004-2007 yılları arasında Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığı yaptı. 2008'de Kanal 1 televizyon kanalında Filiz Akın'la Sohbetler, 2009 yılında Habertürk kanalında Filiz Akın'la Hafta Sonu Sohbetleri programını sundu.
Oyunculuk kariyerinin ilk yıllarında şımarık zengin kız rollerini oynayan Akın sonraki filmlerinde daha çok masum, kırılgan ve fedakar kadınları canlandırmış, siyah saçlıların saltanatını yıkıp[7] Türk sinemasında sarışın esas kadın sayfası açmıştır. Karakter derinliği taşıyan rolleriyle Gurbet Kuşları, Kader, Umutsuzlar, Ankara Ekspresi, Utanç ve Memleketim, Akın'ın en beğenilen filmleri arasındadır.
Akın, Ankara Ekspresi filmiyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü göğüslemiş, özellikle 2000 yılından sonra pek çok onur ödülü almıştır.
Filiz Akın sinemada aktif olduğu yıllarda Türk Sinemasının en iyi giyinen oyuncusu unvanına sahip olmuştur.[7]
Hayatı ve kariyeri
Ailesi ve ilk yılları
Filiz Akın, 2 Ocak 1943’te Ankara'da doğdu.[11][12] Annesi Ankaralı kadın terzisi Habibe Leman Şaşırmaz, babası Afyonlu hakim Bekir Sami Akın’dır.[11][13] Annesi baba tarafından Arnavut, babası ise anne tarafından Çerkestir.[13][14] Annesinin ikinci evliliğinden kız kardeşi Günseli doğdu.[11][15] Anneannesi Halime Hanım'ın öz babası Atatürk’ün şifrecisi, üvey babası da Atatürk’ün kalem müdürü olup Atatürk kıyafet seçiminde zevkine güvendiği için zaman zaman Halime Hanım'ın fikrini alırdı.[15] Filiz Akın 3 yaşına kadar babası hakim Sami Bey'in görev yaptığı Beypazarı’nda yaşadı.[16] 5,5 yaşında ilkokula başladı.[11] İlköğrenimini Ankara, Kızılay'da bulunan Sarar İlkokulu'nda tamamladı.[17] 7 yaşındayken annesi ile babası ayrıldı.[14]
Kolej yılları ve sonrası
Filiz Akın ortaokul ve liseyi Ankara Koleji'nde yatılı ve burslu okudu.[13][18] Okulda yaptığı resimler ve kompozisyon çalışmaları ile çeşitli ödüller aldı.[19] Tüm sınıfları başarı ile geçti, öğretmenleri tarafından ideal öğrenci olarak gösterildi.[20] Okulda en bilinen özelliği çok iyi taklit yapmasıydı.[21] 1960 yılının Haziran ayında kolejden mezun oldu.[20] Koleji bitirdikten sonra American Export Lines isimli New York merkezli seyahat şirketinin Ankara acenteliğinde çalışmaya başladı.[22][23] 2 yıl çalıştığı bu şirketin deniz kısmının şefi oldu.[20] İyi derecede İngilizce ve Fransızca öğrendi, ayrıca İtalyanca öğrenmeye çalıştı.[20] Diğer yandan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde devam mecburiyeti olmayan Arkeoloji Bölümü'nde bir dönem okudu.[11][19]
Yeşilçam'a adım
Filiz Akın, lise arkadaşı Oya San’ın annesinin ısrarı ile Artist mecmuasının düzenlediği yarışmaya fotoğrafını gönderdi ve 1962 yılında birinci oldu.[11] Ancak ödülün kendisine Akasyalar Açarken filminde oynarsa verileceği söylenince vazgeçti.[19] Dergi yöneticileri ve filmciler kendisini ikna etmek için İstanbul'dan Ankara'ya geldiler ancak ikna olmadı.[19] Fakat Memduh Ün de Ankara'ya kadar gelip ısrar edince teklifi kabul etti.[19] İşi ve üniversiteyi bırakıp annesiyle birlikte İstanbul’a gitti.[19] Kendisine yardımcı olan derginin yöneticilerine ve Memduh Ün’e güven duyması sinemaya başlamasına yardımcı oldu.[19] Anlaşmayı imzaladı ve 1962 yılında ilk filmi olan Akasyalar Açarken'i Göksel Arsoy’la birlikte çektikten sonra prodüktörler kendisine bütün yılını dolduran bir program hazırladılar.[13]
1962-1975 Sinema yılları
Filiz Akın,[24] 3 yıl süren aktif sinema kariyerinde başta Cüneyt Arkın, Ediz Hun ve Kartal Tibet olmak üzere, Ayhan Işık, Sadri Alışık, Yılmaz Güney, Tarık Akan ve Kadir İnanır da dahil, döneminin neredeyse bütün erkek yıldız oyuncularıyla başrolü paylaşma fırsatı buldu. Ancak Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinin en önemsiz filmlerinde rol aldı.[7] Çok sıradan filmlerde de oynadı; Battı Balık, Uçurumdaki Kadın, Asfalt Rıza gibi, keşke hiç yer almasaydım, dediği filmlerde de.[25]
1. Antalya Film Festivali'nde en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini alan 1964 yapımı Gurbet Kuşları, Akın'ın Türk sinema tarihine geçen ilk filmi oldu.[7] Cüneyt Arkın'ın da ilk filmi olan Gurbet Kuşları, Türk sinemasında ilk göç filmi olmasının yanı sıra bir kadın göğsünün bir Türk filminde ilk kez göründüğü film olma özelliğini taşımaktadır.[26]
Oyunculuğunun, güzelliğini ve yıldızlığını geride bıraktığı ilk filmi 1968 yapımı Kader kabul edilmektedir. Bu filmdeki Elif rolüyle 1968'de Gazeteciler Yüksekokulu öğrencileri tarafından yılın kadın sanatçısı ödülüne layık görüldü. Başrolünü Cüney Arkın'la paylaştığı Kader, Akın'ın da en beğendiği filmlerindendir.[25]
Umutsuzlar, Ankara Ekspresi, Utanç, Dağlar Kızı Reyhan ve Yankesici Kız Hacer serisi kendisinin en çok etkilendiği filmleri arasındadır.[19]
1971 yılında Ankara Ekspresi filmindeki Hilda rolüyle 8. Altın Portakal Film Festivali en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.[27] Akın, aynı ödülü Umutsuzlar filmindeki Çiğdem ve Utanç filmindeki Bahar rolleriyle de almayı dilemiş ancak bu dileği gerçekleşmemiştir.[28]
24 Mart 1972 tarihli Pazar Mecmuası'na verdiği bir röportajda aynı yıl Yılmaz Güney ile İzin adlı bir film çekeceklerine değinmiştir ancak film çekilmemiştir.[7]
Mayıs 1962 ile Eylül 1972 arasında 105 film çevirdi.[29] Kariyerinde toplam 116 film[19] çeviren Filiz Akın 1975 yılında sinemayı bıraktı.[29]
1965 yılında ilk eşi Türker İnanoğlu ile olan evliliğinden oğlu İlker doğdu.[30] Bu dönemde aile Topağacı semtindeki evlerinde yaşadı.[31] 1964 yapımı Kadın Berberi filminin setinde tanışıp aynı yıl evlendiği Türker İnanoğlu ile evliliği 10 yıl sürdü, çift 1974'te Almanyalı Yarim filminden sonra boşandı.[32][33]
1975-1982
Sinema filmlerinden sonra İstanbul Bankası'nın reklam filmlerinde oynayan Filiz Akın 1977 yılında TRT'de Podyum Show isimli eğlence ve müzik programının sunuculuğunu yaptı.[29] 1979 yılında Haldun Dormen'in yazdığı Bir Ayrılık adlı tiyatro oyununda rol aldı.[29][34][35]
1979 yılında İzmir Fuarı'nda assolist olarak sahne aldı.[35][36]
Eylül 1979'da[37] İzmir Efes Oteli'ne girerken bir saldırgan tarafından bacağından bıçaklandı. Kısa sürede yakalanan saldırgan, savcılığa verdiği ilk ifadede Filiz Akın'a âşık olduğunu ancak onun kendisine karşılık vermediğini, bu sebeple bıçakladığını söyledi. Daha sonra ifadesini değiştirdi ve mafya babası Mehmet Nabi İnciler'in kendisini azmettirdiğini söyledi. Filiz Akın ise saldırıyı hafif bir yarayla atlattı ve aynı gece yaralı bir hâlde sahneye çıktı.[38]
Perdeden sahneye geçiş
1970'li yılların ikinci yarısından itibaren halkın yeni oyuncağı haline gelen televizyonun, aileleri evde tutmaya başlamasıyla Türk sineması sokaktaki bekar erkeği çekecek seks filmlerine ve şarkıcı, türkücü melodramlarına yönelince Filiz Akın da perdeyle yol ayrımına geldi.[39] O günlerde sponsorları olan Türkan Şoray'ın aksine, Filiz Akın sinemayı sürdürebileceği benzer bir destekten yoksundu.[40] Aşk ilişkisine benzettiği sinemayla ilişkisinde sinema kendisini terk etmeden kendisi sinemayı terk ederek, diğer birçok Yeşilçam oyuncusunun yaptığı gibi, kendisine belirli bir yaşam standardını sağlayacak paraların sunulduğu sahneye geçiş yaptı.[41] Pek çok filminde sahneye çıkıp şarkı söylerken görülen Filiz Akın'ın sahne serüveni bu kez rol gereği değil, gerçekti. Kasım 1975'te başlayıp Mayıs 1981'de son bulan bu şarkıcılık evresinde başta İstanbul, Ankara ve İzmir'dekiler olmak üzere gazinolarda ve fuarlarda assolistlik yaptı, Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Ferdi Tayfur gibi dönemin ünlü ses sanatçılarıyla çeşitli programlar ve organizasyonlar çerçevesinde sahneyi paylaştı.[7] Akın'ın pek anmak istemediği bir dönemdir bu aynı zamanda.[42]
1982-2002
Filiz Akın, 1982 yılında Bubi Rubinstein ile evlendi. Evliliği boyunca 11 yıl Paris’in Neuilly ve Bougival semtlerinde yaşadı.[11] 11 yıl evli kalan çift 1993 yılında ayrıldı.[43]
1989'da televizyon dizisi Geçmiş Bahar Mimozaları için tekrar kamera karşısına geçti. Rutkay Aziz, Müşfik Kenter ve Nurseli İdiz gibi oyuncularla başrolü paylaştığı bu dizideki Hümeyra rolüyle bambaşka bir Filiz Akın olarak seyircileriyle buluştu. Akın, Hümeyra'yı şu sözlerle anlatmıştır:[44]
Paris’e yerleştikten tam dokuz yıl sonra, Geçmiş Bahar Mimozaları'ndaki Hümeyra rolü teklif edildi. Aslında katı ilkeleri olan bir kadındı. Benden farklıydı. Ancak hatalarını anlayıp aileyi yeniden bir araya getirme uğraşı ile farklı bir kimlik sergiliyordu ve dizinin başkadın rolüydü.
Akın, Umutsuzlar ve Utanç filmlerinin yanı sıra Geçmiş Bahar Mimozaları dizisiyle de bir ödül sahibi olmayı istemiştir.[44]
1991 yılında babası Sami Akın'ı kaybetti.[45]
Mayıs1994'te dönemin Millî İstihbarat Teşkilatı müsteşarı Sönmez Köksal ile Ankara'da evlendi.[46][47] Evlenince Ankara'ya taşındılar.[14] Çiftin nikâh şahitliklerini dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk yaptı.[46]
Akın, 4 yıl Paris sefaretinde olmak üzere bu dönemde toplam 15 yıl Fransa'da yaşadı.[11]
Paris sefireliği
Eşi Sönmez Köksal'ın Şubat1998'te Paris Büyükelçisi olarak görevlendirilmesiyle[47] Filiz Akın resmen Paris Sefiresi oldu [48] ve 4 yıl Paris sefaretinde bulundu.[11] Paris'te Türkiye'yi tanıtmak amacıyla düzenlenen La Fayette'deki Türk-Osmanlı ürünleri standı, Bagatelle bahçelerindeki Lale Parkı ve Türk ressamları sergisi, Versay'daki büyük sergi gibi etkinliklerde gösterdiği özen ve çabaları ile bir kültür elçisi olan Filiz Akın[49][50] ayrıca kültürüyle, zarafetiyle Fransızları etkiledi.[51]
2002-günümüz
2002 yılında bir çeşit burun ve ağız arkası kanseri olan nazofarenks'e yakalandığını öğrendi.[52][53][54] Teksas Üniversitesi'ne bağlı MD Anderson Kanser Merkezi'nde tedavi oldu [55] ve kanseri yendi.[54]
2004-2007 yılları arasında Sabah Gazetesi'nde köşe yazıları yayınlandı.[56][57][58][59]
2005 yılında Türkiye Meme Vakfı yararına, kansere karşı destek amaçlı "sarı bilezik" kampanyasını başlattı, 1 milyon adet bilezik satıldı.[60][61] 2005 yılında toplumda kansere olan farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen ve Hacettepe Üniversitesi Umut Evi projesi yararına düzenlenen "mavi bilezik" kampanyasının tanıtımına destek verdi.[62][63]
Onursal Başkanlığını yaptığı merkezi Amerika’da olan Starkey İşitme Vakfı'nın Türkiye kolu EMÖV Vakfı ile "Türkiye'de İşitmeyen Kalmasın" projelerine 2007'den itibaren destek oldu.[64] [65]
2006 yılında Beypazarı'nda 3 yaşına kadar yaşadığı konağın bulunduğu sokağa belediye meclisi tarafından "Filiz Akın Sokak" ismi verildi.[66]
2008 yılında Kanal 1 televizyonunda "Filiz Akın'la Sohbetler" programını sundu.[67]
2009 yılında Habertürk TV'de "Filiz Akın'la Hafta Sonu Sohbetleri" programını sundu.[68]
2013 Kasım ayında üçüncü kitabı Lezzete Merhaba'nın imza günü için 32.Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda sevenleriyle buluştu.[69]
Filiz Akın, TED Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesidir.[70]
Kitapları
Güzelliklere Merhaba, Altın Kitaplar Yayınevi, 1992[71]
Hayata Merhaba, Epsilon Yayınevi, 2005[72]
Filiz Akın ile Güzellik, Zayıflama ve Genç Kalma Üzerine, Epsilon Yayınevi, 2006[73]
Lezzete Merhaba, Epsilon Yayınevi, 2013[74]
Hakkında yazılanlar
Dört Yapraklı Yonca, Onların Sihri Neydi?, Bircan Usallı Silan, Epsilon, 2004 [75]
Başrolde Filiz Akın, Pınar Çekirge, Altın Bilek Yayınları, 2014[7]
Filiz Akın, Burçak Evren, DKİV Yayınları, 2010[76]
Ayrıca Atıf Yılmaz'ın "Hayallerim, Aşkım ve Sinema" (1990), Türker İnanoğlu'nun "Bay Sinema" (2004), Agâh Özgüç'ün "Türk Sineması’nın Kadınları" (2008) isimli kitaplarında Filiz Akın portreleri yer aldı.[29]
Filmografisi
Filiz Akın, 22 filmle en çok Cüneyt Arkın'la film çekmiştir. Bunu, 21 filmle Ediz Hun ve 15 filmle Kartal Tibet izlemiştir. Ayhan Işık'la 6 film, İzzet Günay'la 5 film, Kadir İnanır'la 4 film ve Tarık Akan'la 3 film çevirmiştir.
Başrolü Cüneyt Arkın'la paylaştığı Yıkılan Yuva (1967) olumsuz bir karakteri canlandırdığı tek filmidir.
İlk renkli filmi 1968 yapımı Aşka Tövbe'dir.
1963 yapımı İki Gemi Yanyana, Akın'ın seslendirdiği tek filmidir. Filiz Akın'ı diğer tüm filmlerinde Adalet Cimboz, Jeyan Mahfi Tözüm, Tijen Par, Nevin Akkaya ve Sema Aybars seslendirmiştir.
1966 yapımı Günahkar Kadın, Akın'ın Türkan Şoray'la birlikte çektiği tek filmidir.
Akın'ın başrolü Tarık Akan'la paylaştığı 1971 yapımı Tatlı Dillim filmi, aynı zamanda Kemal Sunal'ın ilk filmidir.
Sefiller (1966), Sözde Kızlar (1967), Aşkım Günahımdır (1968), Aşka Tövbe (1968), Ömrümün Tek Gecesi (1968), Sabah Yıldızı (1968), Karlı Dağdaki Ateş (1969), Yaralı Kalp (1969), Ankara Ekspresi (1970) ve Zambaklar Açarken (1973) edebiyat yapıtlarından uyarlama filmleridir.
1973 yapımı Karateci Kız filminde Akın'ın Bülent Kayabaş'ı öldürdüğü sahne, 2012 yılında video paylaşım sitelerinde dublajlı olarak paylaşılınca kısa sürede viral oldu; sahne tüm zamanların en kötü ölüm sahnesi ilan edildi, sayısız parodisi yapıldı ve The Ellen DeGeneres Show gibi talk show'larda gösterildi.
Akın, 13'ü aşkın filmindeki rolünde Selma ismini taşımıştır, en az 14 filminde ise Filiz adını kullanmıştır. Çıtkırıldım (1966) filmindeki rolünde hem adı Filiz hem de soyadı Akın'dır.
Birlikte çalıştığı yönetmenlerden bazıları şunlardır: Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Orhan Elmas, Halit Refiğ, Metin Erksan, Süreyya Duru, Yılmaz Güney, Muzaffer Arslan, Safa Önal, Mehmet Dinler.
Film listesi
1962: Akasyalar Açarken
1962: Şehvet Uçurumları
1962: Battı Balık
1962: Sahte Nikâh
1962: Aşk Merdiveni
1963: Bekarlık Sultanlıktır
1963: Beyoğlu Piliçleri
1963: Kızlar Büyüdü
1963: Ölüm Bizi Ayıramaz
1963: Beyaz Güvercin
1963: Ölüme Çeyrek Var
1963: Bana Annemi Anlat
1963: İki Gemi Yanyana
1963: Zoraki Milyoner
1963: Arka Sokaklar
1963: Genç Kızların Sevgilisi
1964: Yankesici Kız
1964: Gurbet Kuşları
1964: Şoför Nebahat ve Kızı
1964: Kadın Berberi
1964: Meyhaneci
1964: Uçurumdaki Kadın
1964: Kardeş Kanı
1964: On Güzel Bacak
1964: İstanbul Sokaklarında
1964: Cübbeli Gelin
1964: Filinta Kadri
1964: Prangasız Mahkumlar
1964: Paylaşılmayan Sevgili
1964: Korkunç Şüphe
1964: Asfalt Rıza
1964: Tığ Gibi Delikanlı
1965: Yankesicinin Aşkı (Yankesici Kızın Aşkı)
1965: Tamirci Parçası
1965: Babasına Bak Oğlunu Al
1965: Fakir Gencin Romanı
1965: Ölüme Kadar
1965: Mirasyedi
1965: Oğlum Oğlum
1965: Sevinç Gözyaşları
1965: Şakayla Karışık
1966: Çıtkırıldım
1966: Affedilmeyen
1966: Kolejli Kızın Aşkı
1966: Vur Emri
1966: Kaderin Cilvesi
1966: Efkarlıyım Abiler
1966: Bar Kızı
1966: Erkek Severse
1966: Affet Sevgilim
1966: Acı Tesadüf
1966: Günahkar Kadın
1967: Silahlı Paşazade
1967: Ayrılık Saati
1967: Sözde Kızlar
1967: Bekar Odası
1967: Affet Beni
1967: Paşa Kızı
1967: Hindistan Cevizi
1967: Cici Gelin
1967: Yıkılan Yuva
1967: Serseriler Kralı
1967: Sefiller
1968: Arkadaşımın Aşkısın
1968: Kader
1968: Hırsız Kız
1968: Sabah Yıldızı
1968: Baharda Solan Çiçek
1968: Efkarlı Sosyetede
1968: Aşka Tövbe
1968: Yuvana Dön Baba
1968: Gül ve Şeker
1968: Ömrümün Tek Gecesi
1968: Benim de Kalbim Var
1968: İstanbul Tatili
1968: Aşkım Günahımdır
1968: Bazi-e eshgh
1969: Son Mektup
1969: Cilveli Kız
1969: Karlı Dağdaki Ateş
1969: Lekeli Melek
1969: Yaralı Kalp
1969: Hüzünlü Aşk
1969: Dağlar Kızı Reyhan
1969: Yumurcak
1970: Yuvasız Kuşlar
1970: Yumurcak Köprüaltı Çocuğu
1970: Fadime
1970: Ankara Ekspresi
1970: Yarım Kalan Saadet
1970: Saadet Şehri
1970: İşportacı Kız
1970: Aşktan da Üstün
1970: Güzel Şoför
1970: Beyaz Güller
1971: Küçük Sevgilim
1971: Umutsuzlar
1971: Emine
1971: Ömrümce Unutamadım
1971: Oyun Bitti
1971: Fadime Cambazhane Gülü
1971: Seni Sevmek Kaderim
1971: Yumurcağın Tatlı Rüyaları
1971: İki Esir
1971: Mah-pishooni
1972: Utanç
1972: Ayrılık
1972: Yumurcak Küçük Şahit
1972: Tatlı Dillim
1973: Karateci Kız
1973: Soyguncular
1973: Acı Hayat
1973: Zambaklar Açarken
1973: Ağlıyorum
1974: Yumurcak / Veda
1974: Almanyalı Yarim
1974: Memleketim
1975: Tatlı Cadının Maceraları
1975: Yumurcak Belalı Tatil
1975: Babaların Babası
1989: Geçmiş Bahar Mimozaları[77]
2011: Gün Akşam Oldu
Ödüller
1971: 8. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Ankara Ekspresi
1972: Gazeteciler Yüksek Okulu - Sinemada Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü[29]
1974: Gazeteciler Cemiyeti - Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü [29]
1992: Altın Kitaplar Onur Ödülü[7]
2000: 37. Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü [78]
2001: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı - Yaşam Boyu Onur Ödülü [79]
2003: İstanbul Uluslararası Film Festivali - Yaşamboyu Onur Ödülü[7]
2004: Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği - "2004 yılı oyunculuk ödülleri [80]
2005: 74.İzmir Enternasyonal Fuarı - "Sinema Burada Festivali" Onur Ödülü,[81]
2005: Magazin Gazetecileri Derneği - 12. Altın Objektif Ödülleri - Yaşam Meslek Onur Ödülü [82]
2005: 12. Altın Objektif Ödülleri Yaşam Meslek Onur Ödülü[7]
2006: Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi - "Fahri Doktor" unvanı [29]
2008: 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali - "Festival Nişanı" [83]
2009: 16. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü [84]
2010: Yeşilçam Ödülleri - Kültür ve Sanat Hizmet Ödülü [85]
2010: 21. Ankara Uluslararası Film Festivali - Aziz Nesin Emek Ödülü [86]
2010: Beykent Üniversitesi - Türk Sineması Sevgi Günü Onur Ödülü [87]
2011: 6. Uluslararası Dadaş Film Festivali - Onur Ödülü [88]
2011: Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema - Sinema Onur Ödülü
2012: Magazin Gazetecileri Derneği - 18. Altın Objektif Ödülleri - Meslek Onur Ödülü [89]
2012: Datça Altın Badem Sinema ve Kültür Festivali - Onur Ödülü [90][91]
2013: 4.Malatya Uluslararası Film Festivali - Onur Ödülü [92]
2014: Türk Tayland Dostluk Ödülü [93]
2014: Magazin Gazetecileri Derneği - 20.Altın Objektif Ödülleri - Yaşam Boyu Meslek Onur Ödülü [94]
2015: Kırmızı Lale Film Festivali - Yaşam Boyu Başarı Ödülü [95]
2015: 15. Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü [96]
2015: 1. Çanakkale Kısa Film Festivali Onur Ödülü [97]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Belgin Doruk Kimdir? Biyografisi
Belgin Doruk (28 Haziran 1936, Ankara - 26 Mart 1995, İstanbul) Türk oyuncu ve model. 1950'ler ve 1960'ların önde gelen Türk sinema yıldızlarından biriydi.
1952 yılında ortaokul son sınıftayken annesinin desteğiyle katıldığı bir yarışmada birinci oldu. Çakırcalı Mehmet Efe'nin Definesi adlı film ile sinema kariyerine başladı. Daha sonra Ölüm Korkusu, Çölde Bir İstanbul Kızı ve en önemlisi Küçük Hanımefendi filminin serisiyle 1950'ler ve 1960'ların en popüler film yıldızlarından birisi oldu. 1953'te yapılan güzellik yarışmasında Türkiye İkinci Güzeli seçildi. 1954 yılında Enver Paşa'nın yeğeni olan yönetmen Faruk Kenç ile evlendi. Evlendikten bir yıl sonra kızı Gül dünyaya geldi. 1958 yılında, evlendikten dört yıl sonra boşandılar. Boşandıktan üç yıl sonra yine bir film yönetmeni ve senarist olan Özdemir Birsel ile evlendi. 1961 yılında Nejat Saydam'ın yönettiği Küçük Hanımefendi filminde Ayhan Işık ile birlikte başrol oynadı. Film o yıl gişe rekoları kırdı, daha sonra film seri haline getirildi ve Türk sinemasının akılda kalan filmleri arasında yerini aldı. 1964 yılında, Orhan Elmas'ın yönettiği Duvarların Ötesi adlı filmde rol aldı. Film yılın en ses getiren filmlerinden birisi oldu. Evlendikten altı yıl sonra, Aydın isimli ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. Zeki Müren ile birlikte birçok filmde başrol oynadı. Türk sinemasının bir döneminde en çok film çeviren ve en çok sevilen oyuncularından biriydi. Kariyerindeki başarılara ve halkın gözündeki mutlu imajıyla dikkat çekmekteydi. Özellikle 1960'lı yılların sonuyla 1970'li yılların başından itibaren yaşadığı çeşitli sağlık sorunları ve kişisel problemleri kariyerine de yansımış ve Belgin Doruk'un çalışması da zor olmaya başlamıştır. Kariyerinin son zamanlarında daha az filmde rol aldı. 1970 yılında, Uluslararası Antalya Film Festivali'inde Ayşecik Yuvanın Bekçileri filmindeki performansından dolayı en iyi kadın oyuncu Ödülü ödülünü aldı.
1970 yılından sonra sadece Gecekondu Rüzgarı (1972) adlı filmde rol aldı. 1975 yılında sinemayı bıraktığını açıkladı. 1985 yılında, sinemayı bıraktıktan on yıl sonra bir televizyon reklamında oynadı. Belgin Doruk 1995 yılında kalp yetmezliğiden dolayı hayatını kaybetti.
Hayatı ve kariyeri
Çocukluk ve ilk evliliği (1936-1955)
Belgin Doruk, 28 Haziran 1936 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi.[1] Sonraki yıllarda ailesi ile birlikte İstanbul'a geldiler ve Bakırköy'ün bir semti olan Yeşilköy'e yerleştiler. Çocukluktan beri artistlik hayalini kuruyordu. 1952 yılında ortaokul son sınıftayken Yıldız Dergisi ve İstanbul Film'in birlikte açtığı bir yarışmaya annesinin desteğiyle girdi. Yarışmada finale kalınca babası çok kızar. Annesinin desteğiyle yarışmaya katılır. Jüride yapımcı, yönetmen Faruk Kenç de vardır. Kızlar arasında birinci olur. Belgin, dergiye kapak olunca gittiği okulun yönetimi resti çeker ve "Ya okul ya sinema!" der. Belgin Doruk ise sinemayı seçer. Yarışmada erkeklerden Ayhan Işık ve Mahir Özerdem birinci olurken, kadınların birincisi ise Belgin Doruk olmuştur. Aynı yıl birinci olduktan sonra yönetmenliğini Faruk Kenç'in yaptığı Çakırcalı Mehmet Efe'nin Definesi adlı ilk sinema filminde oynamıştır. Aynı yıl bir sinema filminde daha rol almıştır. Oynadığı iki filmde 1953 yılında vizyona girmiştir. 1953 yılında yapılan güzellik yarışmasında "Türkiye İkinci Güzeli" seçildi. 1953 yılında Köroğlu / Türkan Sultan adlı filmde oynamıştır. Ardından aynı yıl Lütfi Ö. Akad'ın yönettiği Öldüren Şehir adlı filmde oynamıştır. Aynı zamanda film Ayhan Işık ile birlikte başrol oyanadığı filmdir. 1954 yılında, Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar adlı filmde bir Jüri üyesini canlandırmıştır. 1954 yılında yönetmen olan Faruk Kenç tarafından evlilik teklifi almıştır. Faruk Kenç yaşça büyük olduğu için ailesi bu evliliğe karşı çıkar. Doruk, ailesinin dediklerine aldırmamıştır ve teklifi kabul ederek evlenmiştir. Evlendiğinde 18 yaşındaydı.
1955 yılında üç yeni sinema filminde rol almıştı. Bunlardan en çok hasılat elde edeni ve en çok dikkat çekeni başrolünü Zeki Müren ile birlikte oynadığı Son Beste filmi olmuştur. Film yılın en iyi Türk filmlerinden birisi olurken, Türk sinemasınında klasikleri arasındaki yerini aldı. 1955 yılında, 19 yaşındayken hamile olduğunu öğrenir. Daha sonra hamileliği başına problem olur. Kocası, Faruk Kenç "Hamilelik için erken" der ve çocuğu aldırmak ister. Bebeği doğurmak istediğini söyler ve aynı yıl kızı Gül'ü dünyaya getirdi. Ama sürekli film çevirdiğinden dolayı bebeğiyle ilgilenemediği için çok üzülür.
Yeşilçam'da büyük başarı (1956-1959)
Belgin Doruk, 1956 yılında hiçbir filmde rol almamıştır. 1957 yılında Mahşere Kadar ve Çileli Bülbül gibi filmlerde oynamıştır. Aynı yılın aylarında yönetmenliğini Orhon M. Arıburnu'nun yaptığı Lejyon Dönüşü adlı polisiye filminde rol aldı. Filmin başrolünü Fikret Hakan'la paylaşmıştır. Film, II. Dünya Savaşı yıllarında Afrika'da bir savaşta hafızasını yitirdikten sonra İstanbul'a dönüp, başkasıyla evlenen eski sevgilisine âşık olan bir doktorun aşk ve macera öyküsünü anlatmaktadır. Film, 1957 yılında oldukça başarılı bir gişe elde etmiştir. 1957 yılında son vizyona giren filmi, eşi Faruk Kenç'in yönettiği Çölde Bir İstanbul Kızı olmuştur. Bir macera ve dram filmi olan bu film seyirci tarafından çok beğenilmiştir. Belgin Doruk, artık tüm ülke tarafından tanınmaya başlamış ve Türk sineması için olmazsa olmaz bir oyuncu haline gelmiştir. Bu filmin çekimlerinden önce 75 kiloya kadar ulaşmıştır. Kilolarından rahatsız olur ve hızlı kilo vermek ister. Annesi o sıralarda bir zayıflama ilacı getirir ve ilacı kullanmaya başlar. İlacın etkisiyle zayıflar ve filmlerde oynamaya devam eder. İlk olarak Seyfi Havaeri'nin yönettiği Daha Çekecek miyim? adlı dram filminde oynar. Daha sonra başrolünü Ayhan Işık'la birlikte olduğu Osman F. Seden'in yönettiği Beraber Ölelim adlı filminde oynar. Film seyirci tarafından olumlu eleştiriler alır. Aydın Arakon'un yönettiği Hayat Cehennemi adlı film 1958 yılında vizyona giren son filmi oldu ve aynı yılı yönetmen eşi Faruk Kenç'ten boşandı. 1959 yılında vizyona giren ilk filmi, 1958 yılının sonunda oynadığı Kederli Yıllar olmuştur. 1959 yılında, tam altı sinema filminde rol almıştır. Bu altı filmden ilk vizyona gireni boşandığı eşinin yönettiği Annemi Arıyorum olmuştur. Filmde, babası ve kız kardeşi ile İzmir'de yaşayan Belgin ailesini terk ederek İstanbul'a başka bir adama kaçar ve annesinin onu bulup, geri getirmesini anlatır. Bu filmden sonra Mümtaz Yener'in yönettiği Binnaz adlı tarihi filmde oynadı. Filmin konusu 18. yüzyıl'da geçiyordu. Bu filmden sonra vizyona Osman F. Seden'in yönettiği Kırık Plak filminde oynadı. Bir aşk filmi olan bu filmde başrolü Zeki Müren'le paylaşıyordu. 1959 yılında vizyona giren diğer bir filmi ise Nevzat Pesen'in yönettiği Samanyolu filmi olmuştur. Filmin başrolünü dönemin genç ve yakışıklı oyuncusu Göksel Arsoy'la paylaşmıştır. 1959 yılının sonunda iki filmi daha vizyona girmiştir. Bunlardan ilki Arşavir Alyanak'ın yönettiği Ömrümün Tek Gecesi adlı film olmuştur. Film, yazar Esat Mahmut Karakurt'un romanından sinemaya uyarlanmıştır. 1950'li yılları ise Ölmeyen Aşk adlı filmle kapatır. Film, çok zengin ama hasta olan ve fakir bir gencin hüzünlü aşk hikâyesini anlatır.
Küçük Hanımefendi ve kilo problemi (1960-1967)
1960 yılında ilk olarak Atıf Yılmaz'ın yönettiği Ayşecik Şeytan Çekici adlı filmde rol almıştır. Filmin başrollerini Zeynep Değirmencioğlu ve Eşref Kolçak'la paylaşmıştır. Bir aile ve dram türünde olan bu filminde Ayşecik zengin annesi ile fakir işçi babasını tekrar birleştirmeye çalışır. Daha sonra Hulki Saner'in yönettiği Gece Kuşu adlı filmi vizyona girer. Peş peşe filmleri art arda vizyona girmeye devam eder. Orhan Elmas'ın yönettiği filmi Kanlı Firar adlı filmde oynadı. Bu filmden sonra Satın Alınan Adam adlı filmi vizyona girdi. Ardından Nejat Saydam'ın yönettiği Yeşil Köşkün Lambası adlı dram filminde Ekrem Bora ile birlikte başrol oynadı. Seyirciler filme olumlu tepkiler vermiştir. Son olarak İlk Aşk ve (:::) adlı filmlerde oynamıştır. 1960'lı yılların başında altın çağını yaşamaktadır. 1960 yılında birçok film çevirdikten sonra, 1961 yılında tam on filmde rol aldı. Bunlardan ilki Nejat Saydam'ın yönettiği Aşkın Saati Gelince adlı film olmuştur. 7 Mayıs 1961’de Özdemir Birsel ile evlenir. Balayına gitmemişlerdir yeni eşi işkolik bir insandı. Filmin kadrosunda, Göksel Arsoy, Çolpan İlhan, Avni Dilligil ve Sadri Alışık gibi Türk sinemasının büyük isimleri yer alıyordu. Bu başarılı filmin ardından Hulki Saner'in yönettiği Bir Demet Yasemen filminde oynadı. Film, Çalıkuşu'nun modernleştirilmiş haline benzetildi. Ardından Bir Yaz Yağmuru, Bülbül Yuvası ve Düğün Alayı filmlerinde rol aldı. 1961 yılında efsane olacak ve adının bundan sonra filmdeki rolüyle anılacağı bir filmde rol aldı. Küçük Hanımefendi adındaki bu filmdeki rol arkadaşı Ayhan Işık ve Sadri Alışık olmuştur. Film, yılın en çok izlenen ve en beğenilen filmlerinden birisi olmuştur. Film o kadar çok olumlu eleştiriler almıştır ki daha sonra dört tane daha devam filmi çekilmiştir ve bir seri haline getirilmiştir. Daha sonra bu seri Türk sinemasının unutulmazları arasına girmiştir. Film, 1962 yılının ikinci günü vizyona girmiştir. 1961 yılında, Kızıl Vazo, Tatlı Günah, Zavallı Necdet ve son olarak da Özleyiş filminde oynayarak 1961 yılını kapatmıştı.
1962 yılında, ilk olarak Aşka Karşı Gelinmez adlı filmde oynadı. Ardından Tamer Yiğit'inde baş rolünde oynadığı Daima Kalbimdesin filminde oynamıştır. Daha sonra Gönül Avcısı ve Zeki Müren'inde baş rolünde oynadığı Hayat Bazen Tatlıdır filminde oynamıştır. 1962 yılının sonunda, Küçük Hanımefendi filminin üç devam filminde oynadı. Bunlar, Küçük Hanım Avrupa'da, Küçük Hanımın Kısmeti ve Küçük Hanımın Şoförü filmleridir. Bu filmler art arda vizyona girmiş ve gişe rekorları kırmıştır. 1962 yılında, son olarak Yalnızlar İçin adlı bir dram filminde oynamıştır. 1963 yılında ilk olarak Akdeniz Şarkısı adlı filmde oynamıştır. Filmin baş rolünde Ekrem Bora da rol alıyordu. Ardından, Aşk Tomurcukları, Bahçevan ve Kadınlar Hep Aynıdır adlı filmlerde oynadı. 1963 yılında son olarak İlk Göz Ağrısı adlı bir Nejat Saydam filminde oynadı. 1964 yılında yedi filmde oynadı. Bunlardan ilki Turgut Demirağ'ın yönettiği Aşk ve Kin filmi olmuştur. Film seyirciler tarafından olumlu tepkiler almıştır. Olumlu tepkilerin yanı sıra Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü almıştır. Filmde, Evlendiği gece bir trafik kazasında sakat kalan bir adamla, talihsiz eşinin öyküsünü anlatır. Bu başarılı filmin ardından Bitirimsin Hanım Abla adlı bir Nişan Hançeryan filminde oynadı. Sonra ise Orhan Elmas'ın yönettiği Özden Çelik, Tanju Gürsu ve Erol Taş gibi isimlerinde rol aldığı Duvarların Ötesi filminde oynamıştır. Film yılın en başarılı filmlerinden birisi olmuştur. Film, ceza evinden kaçmış bir grup mahkûmun rehin aldıkları bir kızla birlikte sıkıştırıldıkları bir depodaki gerilim dolu saatlerini anlatır. Rehin aldıkları öğretmen kız, bu süreçte onların iyi yönlerini de görür ve onlara yardım etmek ister. 1964 yılında daha sonra sırasıyla Halit Refiğ'in yönettiği Evcilik Oyunu, ardından İstanbul Kaldırımları ve Şoförler Kralı filmlerinde rol alır. Son olarak Metin Erksan'ın yönettiği Suçlular Aramızda filminde rol alır. 1965 yılında toplam dokuz filmde oynadı. 1965 yılında Ediz Hun, Ajda Pekkan ve Hulusi Kentmen'inde kadrosunda yer aldığı Bir Gönül Oyunu filminde oynamıştır. Bu filmden sonra Halit Ziya Uşaklıgil'in eserinden uyarlanan Kırık Hayatlar filminde oynadı. Cüneyt Arkın'ın başrolünde oynadığı Türker İnanoğlu'nun yönettiği Satılık Kalp filminde rol aldı. Daha sonra Sayılı Dakikalar, Yasak Cennet ve Şoförün Kızı filmlerinde başrol oynadı. Atıf Yılmaz'ın yönettiği Zeki Müren'inde baş rolünde yer aldığı Hep O Şarkı filminde oynadı. 1965 yılının sonlarında Bozuk Düzen filminde oynadı. Film, Haldun Dormen'in yönettiği ilk sinema filmidir. Film, 3. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü aldı. Film, 1966 yılının ilk günü vizyona girdi. 1966 yılında ilk olarak bir Orhan Aksoy filmi olan Allahaısmarladık Yavrum da oynadı. Ardından, Atıf Yılmaz'ın yönettiği Sevgilim Bir Artistti filminde rol adlı. Daha sonra ilk sinemaskop film olan Toprağın Kanı filminde rol aldı. 1966 yılında vizyona giren son filmi Haldun Dormen'in yönettiği Güzel Bir Gün İçin olmuştur. 1967 yılında ise sadece Sırrı Gültekin'in yönettiği Yıkılan Gurur adlı filmde oynamıştır. Filmde, kocasını kendisine aşık ettirebilmek isteyen bir baldız ve fakir rolüne giren bir kızın hikâyesi anlatır. Aynı yıl oğlu Aydın'ı dünyaya getirmiştir.
Son filmler, Ödül, Sinemaya veda ve Reklam (1968-1987)
1960'lı yılların sonunda kilo problemleri ciddi boyutta hızlandı. 1968 yılında, ilk olarak baş rolünde İzzet Günay'ın da rol aldığı Atlı Karınca Dönüyor filminde oynadı. Ardından, Ülkü Erakalın'ın yönettiği ve senaryosunu Sadık Şendil'in yazdığı Kanlı Nigar filminde başrol de yer aldı. Daha sonra birçok ünlünün yer aldığı İstanbul'da Cümbüş Var adlı filmde kendisi olarak yer aldı. 1968 yılında, son olarak Ülkü Erakalın'ın yönetmenliğini üstlendiği İstanbul'u Sevmiyorum filminde oynadı. 1969 yılında ilk olarak aile ve komedi filmi olan Aram Gülyüz'ün yönettiği Ayşecik Yuvanın Bekçileri filminde oynadı. Filmde, yıllar önce anne ve babası boşanmış olan iki kardeş birbirlerini tanımadan bir kampta karşılaşır. Kardeş olduklarını anladıktan sonra tekrar anne ve babasını evlendirmek için plan hazırlayarak tekrar evlenmelerini sağlarlar. Bu filmdeki rolüyle Belgin Doruk, Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almıştır. Daha sonra, Uluslararası Antalya Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü alarak büyük başarılara imza atmıştır. 1969 yılında oynadığı ikinci ve son film Şahane İntikam olmuştur.
1970'li yıllara gelindiğinde ilk olarak Tunç Başaran'ın yönettiği Gönül Meyhanesi filminde oynadı. Filmde, annesiyle birlikte yaşayan fakir bir öğrenci ile ona arabayla çarparak kör olmasına neden olan bir şarkıcının öyküsünü anlatır. Bu filmin ardından, Küçük Hanımefendi serisinin beşinci ve son filmi olan Küçük Hanımın Şoförü filminde oynadı. Baş rolünde diğer serilerde de olduğu gibi Ayhan Işık yer alıyordu. Fakat serinin bu son filminde Sadri Alışık yer almadı. Filmin adı serinin üçüncü filmi ile aynıdır. 1970 yılında oynadığı son film Ertem Göreç'in yönettiği Pamuk Prenses ve 7 Cüceler adlı filmi olmuştur. Film, Walt Disney'in 1937 yılında vizyona sunduğu Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler adlı anismasyon filminden uyarlanmıştır. Ayrıca film, 1971 yılında yapılan Uluslararası Antalya Film Festivali'nde En İyi 3. Film Ödülü'nü almıştır. Belgin Doruk, 1971 yılında hiçbir filmde rol almadı. 1972 yılında, Gecekondu Rüzgarı adlı son sinema filminde oynadı. Filmin yönetmenliğini Sırrı Gültekin yapıyordu. Film, 1973 yılında vizyona girmiştir. Bu filmden sonra, Belgin Doruk hiçbir sinema filminde rol almamıştır. 1975 yılında sinemayı bıraktığına dair bir açıklama yapmıştır. 1987 yılında, 15 yıl aradan sonra televizyon reklamı için teklif geldi ve teklifi kabul edip reklam filminde oynadı.[2]
Başarılı filmleri
Son Beste (1955)
Arşavir Alyanak'ın yönettiği filmdir. Belgin Doruk'un ilk büyük rolünü oynadığı bu filmde başrolde Zeki Müren de yer almaktaydı. Film, 1 Mart 1955 tarihinde sinemalarda vizyona girmiştir. Ardından farklı tarihlerde Türkiye'nin her yerinde vizyona girmiştir. Kerime Nadir'in romanından uyarlanmıştır. Filmin konusunda, İhsan Bey'in öğrencisi Zeki güzel bir sese sahiptir. Fakir olduğu için udunu satmak zorunda kalan Zeki bu sırada Nermin'le tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Diğer yandan zengin bir kadın olan, Semra da Zeki'nin peşindedir. Fakat, Zeki kısa bir süre iki aşk arasında kalır. Filmin müziklerini Sadi Işılay tarafından seçilmiştir. Filmde, Zeki Müren sıkça şarkılar söyler. Filmdeki, Nermin karakteri ile Belgin Doruk seyircinin beğenisini kazanmıştır.
Ayşecik Şeytan Çekici (1960)
Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı aile filmidir. Filmin baş rolünde Ayşecik rolünde dönemin çocuk oyuncusu Zeynep Değirmencioğlu oynamıştır. Babası Hamdi Değirmencioğlu ise filmin senaryosunu yazmıştır. Ayşecik'in babasını Eşref Kolçak, annesini ise Belgin Doruk oynamıştır. Film, King Vidor'un 1931 yılında vizyona giren The Champ filminin yerli uyarlamasıdır. Film, ailesinin karşı çıkmasına rağmen zengin fabrikatörün kızı Şükran ile evlenen Orhan'ın saadeti kısa sürmüştür. evini geçindiremediği için kendini içkiye vuran Orhan bir münakaşa sırasında Şükran'ı evden kovar. Ailesinin evine istemeden de olsa dönen Şükran kocasının evine döndüğünde Orhan'ın kızını da alıp kayıplara karıştığını görür. Kızına hem annelik hem babalık yapacak olan Orhan bir pansiyona yerleşmiştir. Seneler sonra Şükran kızı Ayşe'yi tesadüf eseri bulur. Annesine öfkeli olan ayşe babasının yanında kalmak istemektedir. Maddi açıdan güçsüz olan babasının planları farklıdır. Film vizyonda olduğu günlerde seyirciden olumlu tepkiler almıştır.[3]
Küçük Hanımefendi serisi (1961-70)
Belgin Doruk'un kariyerinin zirvesindeyken oynadığı bir filmdir. Belgin Doruk filmde Neriman Özar Şahinoğlu karakterini canlandırmıştır. Belgin Doruk bu film serisinden sonra Küçük Hanımefendi lakabıyla anılmaya başlamıştır. Serinin ilk filmi 1961 yılında çekilmiştir. Film, 2 Ocak 1962 tarihinde vizyona girmiştir. Belgin Doruk'a başrol de Ayhan Işık ve Sadri Alışık eşlik ediyordu. Sadri Alışık serinin son filminde yer almadı. Serinin ilk üç filmini Nejat Saydam yönetmiştir. Dördüncü filmini ise Tunç Başaran yönetmiştir. Serinin son filmini iki yönetmen birlikte yönetmiştir. Serinin ilk filminde, iflas etmiş bir ailenin yakışıklı oğlu ile, delirtilerek serveti elinden alınmak istenen kimsesiz bir kızın hikâyesi anlatılır.[4] Serinin ikinci filmi Küçük Hanım Avrupa'da 1962 yılının Mart ayında vizyona girmiştir. Serinin ikinci filmi, Küçük Hanım Avrupa'da aynı oyuncu kadrosuyla devam etmiştir. Filmin çekimleri İtalya'da başlayıp istanbul'a kadar farklı şehirleri gezilerek gerçekleşmiştir. Serinin en beğenilen filmi olarak da değerlendirilmiştir.[5] Küçük Hanımın Kısmeti adlı serinin üçüncü filminde ise Ömer, Bülent'e karşı olan iddiayı kaybeder ve Samsun'a bir beyin oğluna jimnastik hocası olarak gider. Feridun Eğilmez bey bir oğlu olmasını çok istediği halde kızı olunca, evin dadısı ve annesi kızını bir erkek olarak yutturur. Neriman erkek gibi yetişir fakat bu durumdan cok rahatsız olur. Jimnastik hocası Ömer'e aşık olur ve onun arkasından İstanbul'a gider ve kendisini asil kimliğiyle tanıtılır. Güzel kadına dayanamayan Bülent de, Neriman'a karşı boş değildir, ve aralarında rekabet yine başlar. Serinin üçüncü filmi olan bu film ayrıca serinin en komik filmi olarak da gösterilir.[6]
Serinin, dördüncü filmi, Küçük Hanımın Şoförü aynı kadroyla çekilmiştir. Filmde, babası fabrikatör olan zengin aile çocuğu Ömer serserilikten başka bir şeyle meşgul değildir. Babasının ölmeden önceki vasiyeti üzerine Ömer ancak bir yıllığına başıboş hayatına çeki düzen verirse babasının servetini devralıp yönetebilecektir. Avukatlardan bunu duyan Ömer zengin bir ailenin şımarık kızının söforü olarak iş bulur ve bu kızla ilişkileri zamanla aşka dönüşür. Ayrıca film, serinin 1960'lı yıllarda gösterime giren son filmi olmuştur. Serinin beşinci ve son filmi, serinin dördüncü filmiyle aynı adı taşıyordu. 1970 yılında vizyona giren Küçük Hanımın Şoförü serinin ilk filminin aynısıdır, aradaki tek fark oyuncuların değişikliği ve yılbaşı tatilinin Beyrut'ta geçmesidir.[7]
Aşk ve Kin (1964)
Turgut Demirağ'ın yönetmenliğini üstlendiği dram filmidir. Filmin başrolünde, Belgin Doruk'un yanı sıra Leyla Sayar, Turgut Özatay ve Cüneyt Arkın gibi oyuncular yer almaktaydı. Filmin konusu, Bir adam evlendiği gün trafik kazası geçirir ve iktidarsız olur. Eşi bu durumu kabullenir ama kocası zamanla bunu saplantı haline getirir. Bu arada eve gelen genç ve yakışıklı doktordan da kuşkulanır ve sonunda kararını verir. Ona göre, herkes kendisini aldatmaktadır. O halde, kendisi bir plan hazırlayacak ve hepsine unutamayacakları bir ders verecektir.[8]
Film, ABD ve Kanada'ya satılan ilk Türk filmdir.[9] 2. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü almıştır. Ayrıca bir ödül daha almıştır.
Duvarların Ötesi (1964)
Orhan Elmas'ın yönettiği polisiye film. Filmde Belgin Doruk, Gül karakterini canlandırmıştır. Ceza evinden kaçmış bir grup mahkûmun rehin aldıkları bir kızla birlikte sıkıştırıldıkları bir depodaki gerilim dolu saatlerini anlatır. Rehin aldıkları öğretmen kız, bu süreçte onların insan yönlerini de görür, onlara yardım etmek ister. Yılın en beğenilen filmlerinden birisi olmuştur. Ayrıca filmin 1955 yapımı The Desperate Hours filminden esinlenilerek yapıldığı da öne sürülmüştür.
Bozuk Düzen (1966)
Haldun Dormen'in yönetmenliğini yaptığı ilk sinema filmidir. 1966 yılının ilk günü yayınlanan film seyirci tarafından oldukça beğenilmiştir. Dostluk, dayanışma ve sevgi üzerine kurulmuş, sıcak bir atmosfer taşıyan iddiasız bir deneme. Küçük insan öykülerinden oluşuyor. Annelerinin beklenmedik ölümü üzerine üç kardeş yalnız kalırlar. Birbirlerinden kopuk bir yaşam içinde savaş verirlerken biri futbolcu olmayı tercih eder. Biri ailesine bağlılığı sürdürür. En gençleri ise içine kapanık bir dünya içine gömülür.[10] Film, 3. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü kazanmıştır. Filmde Belgin Doruk, Demet karakterini canlandırmıştır.
Ayşecik Yuvanın Bekçileri (1969)
Aram Gülyüz'ün yönettiği bir aile/komedi filmidir. Ayhan Işık ve Zeynep Değirmencioğlu'nun da başrolünde yer aldığı filmde, Belgin Doruk Leyla karakterini canlandırmıştır. Filmde, yıllar önce anne babası boşanmış olan iki kardeş birbirlerini tanımadan bir kampta karşılaşır. Kardeş olduklarını anladıktan sonra tekrar anne ve babasını evlendirmek için plan hazırlayarak tekrar evlenmelerini sağlarlar.[11] Filmdeki rolüyle, Belgin Doruk Uluslararası Antalya Film Festivali ve Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü alarak 1990 ve 1970 yılının en başarılı kadın oyuncularından biri olmuştur.
Pamuk Prenses ve 7 Cüceler (1970)
Ertem Göreç'in yönettiği fantastik filmdir. Baş rolünde, Zeynep Değirmencioğlu'nun oynadığı filmde, Salih Güney "Prens" rolünü oynamıştır. Belgin Doruk, filmde "Ana Kraliçe" rolüyle yer almıştır. Film, Walt Disney'in 1937 yılında vizyona giren animasyon olan, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filminden esinlenilerek yapılmıştır. 8. Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi 3. Film" ödülünü kazanmıştır.
Kariyerindeki son yılları ve ölümü
1955 yılında, aldığı kilolardan rahatsız olup annesinin verdiği bir zayıflama ilacını kullandı. İlacı düzenli olarak kullanmaya başladı ve 1960 yılların başına kadar eski haline dönmeyi başardı. 1967 yılında, "Pat" adlı bir zayıflama ilacını kullanmaya başlar. İlaçtaki Amfetamin maddesinin bilincinde değildir. Amfetamin sinir sistemini bozan bir uyuşturucudur. Özdemir Birsel'in yoğun iş temposu Belgin Doruk'u iyice bunaltır. Teselliyi içkide arar ve daha sonra şarkıcılık teklifi alır. İlacın etkisiyle kendini operacı gibi hissedip kabul eder. Müzik dersi almasını öneren Zeki Müren'i dinlemez. Amfetamin'in etkisiyle kendinde değildir. Sahnedeki ilk gecesinde şarkı yerine şiir okumaya başlar. Seyirciler ve sahne arkası şaşkın halde olayı izlemektedirler. İlk sahne deneyimi fiyaskoyla biten Belgin Doruk gözlerini yatağında açar.[12] Her yeri titrer ve bu sıralarda Özdemir Birsel maddi sıkıntıya düşer. Sinir krizi geçiren Belgin Doruk Şişli'deki Fransız Lape Hastanesine yatar. Akıl hastalarının tedavi gördüğü hastanenin demir kapıları Belgin Doruk'u çok korkutur. Kendini zindanda gibi hisseden oyuncunun kilitlendiği odadan çığlıkları yükselir. Zincire vurulduğu iddiası da vardır. Özdemir Birsel 1970'lerin başında iflas eder. Belgin Doruk’un yalnızlığına, mutsuzluğuna ekonomik sarsıntı eklenir. Yaşanan bu sıkıntılar ve aldığı kilolardan sonra, 1972 yılında son filminde oynar ve 1975 yılında sinemayı bıraktığını açıklar. Sinemayı bıraktıktan 20 yıl sonra, Bebek'teki gece rahatsızlandı. Son gecesinde tansiyonu sürekli çıkıp inmeye başladı. 27 Mart 1995 gününün ilk saatlerinde hayatını kaybetti. Cenazesi, Şişli Camii'sinden kaldırıldı. Ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.[13]
Filmografi
1952: Kanlı Çiftlik
1952: Çakırcalı Mehmet Efe'nin Definesi
1953: Köroğlu/Türkan Sultan
1953: Öldüren Şehir
1954: Çalsın Sazlar, Oynasın Kızlar
1955: Kader
1955: Son Beste
1955: Ölüm Korkusu
1957: Lejyon Dönüşü
1957: Mahşere Kadar
1957: Çileli Bülbül
1957: Çölde Bir İstanbul Kızı
1958: Beraber Ölelim
1958: Daha Çekecek miyim?
1958: Hayat Cehennemi
1959: Annemi Arıyorum
1959: Binnaz
1959: Kederli Yıllar
1959: Kırık Plak
1959: True Romance
1959: Ölmeyen Aşk
1959: Ömrümün Tek Gecesi
1959: Ömrümün Tek Gecesi
1960: Ayşecik Şeytan Çekici
1960: Gece Kuşu
1960: (:::)
1960: Kanlı Firar
1960: Satın Alınan Adam
1960: Yeşil Köşkün Lambası
1960: İlk Aşk
1961: Aşkın Saati Gelince
1961: Bir Demet Yasemen
1961: Bir Yaz Yağmuru
1961: Düğün Alayı
1961: Kızıl Vazo
1961: Tatlı Günah
1961: Zavallı Necdet
1961: Özleyiş
1962: Aşka Karşı Gelinmez
1962: Bülbül Yuvası
1962: Daima Kalbimdesin
1962: Hayat Bazen Tatlıdır
1962: Küçük Hanım Avrupa'da
1962: Küçük Hanımefendi
1962: Küçük Hanımın Kısmeti
1962: Küçük Hanımın Şoförü
1962: Yalnızlar İçin
1963: Akdeniz Şarkısı
1963: Aşk Tomurcukları
1963: Bahçevan
1963: Gönül Avcısı
1963: Kadınlar Hep Aynıdır
1964: Aşk ve Kin
1964: Bitirimsin Hanım Abla
1964: Duvarların Ötesi
1964: Evcilik Oyunu
1964: Suçlular Aramızda
1964: İstanbul Kaldırımları
1964: Şoförler Kralı
1965: Bir Gönül Oyunu
1965: Hep O Şarkı
1965: Kırık Hayatlar
1965: Satılık Kalb
1965: Sayılı Dakikalar
1965: Toprağın Kanı
1965: Yasak Cennet
1965: Şoförün Kızı
1966: Allahaısmarladık Yavrum
1966: Bozuk Düzen
1966: Güzel Bir Gün İçin
1966: Sevgilim Bir Artistti
1966: Toprağın Kanı
1968: Atlı Karınca Dönüyor
1968: Kanlı Nigar
1968: Yıkılan Gurur
1968: İstanbul'da Cümbüş Var
1968: İstanbul'u Sevmiyorum
1969: Ayşecik Yuvanın Bekçileri
1969: Şahane İntikam
1970: Gönül Meyhanesi
1970: Küçük Hanımın Şoförü
1970: Pamuk Prenses ve 7 Cüceler
1973: Gecekondu Rüzgarı
Ödüller
1970: 7. Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu - Ayşecik Yuvanın Bekçileri
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Hal kaal (söz) ile anlatılmaz ancak yaşanır ne demektir- Kimler Hal ehlidir
Hal söz ile anlatılmaz
Tasavvuf ehlinin bu kelimesi yani hal kaal ile anlatılmaz diye bir söz vardır
"Kaal" demek, Arapça "söz" demektir, hal ancak yaşanır, söz ile anlatılmaz.
Şimdi bu meselenin derinine inersek
Hazreti Muhammed Mustafa mirac ederken mescidi haram'dan mescidi aksa'ya Burak denilen bir
binek ile götürülmüş, bu kuran'da da ayet ile sabittir, peygamberimizin dilinden hadis ile de sabittir,
ve peygamberimiz bu burağı yani bineği tarif ederken diyor ki "hızı öyleydi ki, bir anda ufukta
gördüğü yere adımını atıyordu."
Tarif etmek için elinde o günkü malzeme, bunu tarif etmek için, binek olaraktan örnek verebileceği deve var, at var,
afedersiniz bir de eşşek var, ve bunların hız sisteminde yürümeleri adım atamalarıyla tarif ediliyor.
Fakat o bir at değil, peygamberimiz sadece onu tarif etmek için elinde malzeme o olduğu için hız tarifini adım
şeklinde tarif etmiş, ve o gün onu anlattığı kimseler nice, yani ne kadar anlamışlar, çünkü elde malzeme yok, bugün
biz mesela 500 beygir gücünde bir Ferrari arabaya bindiğimizde, mesela saniyenin üçte birinde 100
km hız sınırına ulaşabiliyor, yani 30 saniye yada salisede ya da 20 salisede 100 km hız yapabilen arabalar
var, ve bu ne demek olur öyle, yoksa bile, yani saniyenin dakikanın üçte birinde, 30 saniyede, yahut bir
dakikada denemez, bir dakikada olmaz herhalde, 30 saniyede 100 km hıza ulaşabilen yani 30 salise içinde
100 km hızı alabilen arabalar var, ve böyle bir arabaya bindiğimiz zaman yaşadığımız hal işte, mesela
gözümüzün gördüğü en uzak noktada yolun kenarında bir ağaç var, biz ufka baktık arabadaki camdan,
ve o ağacı gördük, ve araba çalıştı, bir anda o arabanın hızı ağacın yanına vardı, o ağaca varınca, gözümüz
ileriki ufku gördü, gözümüzün görebildiği en uzak nokta,.. yol düzgün olunca düz yolda gidince ancak bu hıza ulaşabiliriz, yahut ta bu havadan gidince mümkün ve o günlerde ancak olabilecek bir şey uçan araba, çünkü o günün arabisten ülkesinde henüz asfalt keşfi olmamış ve yine uçak keşfolmamış ve, yol yok, benzinlik yok, ve o gün için şartlar elverişli değil, o gün öyle bir Burak, ancak ufo
şeklinde ya da uçak şeklinde, bir bineğe bindirilmiş olabilir Hz Muhammed. Ya da uçan araba şeklinde bir burak diye tarif
ettiği için, aşağı inen bir şey olduğu için, yani uçan araba, ya da ufo, uçan arabaya da ufo şeklinde, işte
öyle bir bineğe bindirilmiş ve onun hızı da bir anda ufuktaki en uzak noktayı bir anda katedebiliyordu, ve adımını öyle atıyordu diye tarif etmiş peygamber efendimiz. malzeme olarak da deveyi attı ya da eşeği misal göstermiş ve Burak (Ragabe kükünden mastar ragabe binek) diye tarif etmiş, yani binek diye tarif etmiş.
Bu uçak da olabilir, uçan araba da olabilir, sadece araba dersek olmaz, çünkü arabaya yol, yerde bir yol olması lazım, asfalt,
düzgün asfalt olması lazım ki, bir de düz bir yol olması lazım ki, o hızı alabilsin, öyle olunca o gün o günün Cumhuriyeti arabistan'da yol yok asfalt yok öyle bir hıza ulaşması arabanın mümkün değil, öyle olunca ancak ve ancak uçan araba ya da ufo ile gitmiş olabilir diye yorum getiriyoruz biz bugün. Baktığımızda uçak denen binek, gözünün gördüğü noktayı bir anda alıyor, evet bunu ancak işte bugün biz arabaya uçağa bindiğimizde anlayabiliriz, o hal, dil ile söz ile anlatılması mümkün olmayan bir şey.
O yüzden hal ehli, işte O'na gösterilen mucize ve kerametleri tam manası ile anlatamaz, çünkü elinde anlatacak malzeme yoktur o gün, o yüzden, ancak o hali, "hal ehli" yani, o hali ancak yaşayan kimse anlayabilir.
Yine mesela başka bir örnekle örneklendirmirsek : Sana yüzmeyi söz olaraktan tarif etsek, işte ayaklarını
çırpaacaksın, kollarını çırpacacaksın kafanı da yukardan tutacaksın, birde suyun üstünde durmaya
çalışacaksın, ve birde ileri gitmeye çalışacaksın diye, 50 kere tarif etsek sana, sen bunu yani yüzmeyi, ancak, suyun
içine atlayıp, yüzmeyi denediğin zaman, ve yüzmeyi başardığın zaman, yüzmek nedir anlamış olursun, yoksa
50 kere 100 kere sana yüzmeyi tarif etmek senin yüzmeyi gerçek manasıyla anlamana ve
öğrenmene yetmez.
Yine başka bir örnek : Arabaya binmesini sana tarif etmemiz, sana teori olaraktan öğretilen şeyler bile,
arabaya şoförlük yani trafik kurallardır sadece, sarıda beklemek, kırmızıda durmak, yeşil de geçmek, sarı da
bekleyen, eğer kimse gelmiyorsa geçmek ,.. ve levhaları tanımak,.. fren gaz nerededir
onları tanımak, direksiyonun nasıl kullanıldığı nasıl tutulacak olduğu onları tanıman sadece teorik bilgilerdir, bunları sana
anlatmakla sen arabaya binmesini öğrenmiş olmazsın, teori ayrı şeydir praktik ayrı şeydir, o yüzden 2
imtihan yapılır teori ve praktik, praktik ancak arabanın üstüne oturup, aynı anda 2 ayağını farklı işlem, yine ellerin ve
kolların farklı işlem, gözlerin aynı anda farklı işlem, ve beynin bunları işlem yaparakdan aynı
fonksiyonu, farklı sinyallerden gelen farklı bilgilere göre tek bir işlemi, yani araba sürme işlemini
yapması, ve buna alışması dır arabayı sürebilmesdir, bunlara da beynin alışması belli bir süre ister, buna "zur Gewohnheit werden" deniyor almancada, alışabildin mi, yani alışabilmen de belli bir süre ve zaman alıyor işte, hani acemi şoför, çarpa riski, frene basınca
durduramaz, freni nerede olduğunu bilemez, ilk arabaya binen kimse nereye basacağını bilemez,
direksiyonu tam çeviremez ve kazalara sebep olur, o yüzden yanında bir şoför ile yardımcı şoför ile
öğretilir, işte arabaya binmesini öğrenmek, ancak senin arabaya binip, direksiyona geçip, sürmeyi
denediğin zaman, ve sana tarif edilenleri yapıp ve uyguladığın zaman ve başardığın zaman
diyebileceğin bir işlem olduğu gibi, bu ancak işte sözle değil, hem sözle hem hal ile yani tatbik ederekten
öğrenebileceği bir şey, yaşayaraktan öğrenebileceğin bir şey dir, o yüzden hal, kaal ile yani
söz ile tarif edilebilecek bir şey değildir.
Tasavvuftaki bu meselede işte, sana belli bir mucize ve keramet gösterirler bu mucize ve kerametler bellki 10 sene sonra keşfolacak bir icadın sana önceden gösterilmesi ve öğretilmesdir, ve senin bu icatlar mucit tarafından önce onu yapacak olan mucide, o icadın keşfi için ışık tutacak bilgilerdir. seni dinlediği izlediği zaman onun ufkunda yeni bilgiler oluşacak ve belli bir kimseler ve bazı grublar bu
icat üzerine çalışacak ve belkide takriben 10 sene sonra o icat bulunacak ve kullanıma geçecek, o yüzden sana verilen bu
keramet ve hal, o icadı daha 10 sene önce senin kullanman sayesinde, maneviyatta gizli olaraktan sana bu kermaet vari
verilen bu icadı kullanmayı tatbik etmen sayesinden sana belli haller yaşatılır, ve sen den bunu, o günkü
malzeme ile anlatman istenir, işte aynı peygamberimizin burağı tarif etmesi gibi, sen o günkü
malzemelerle bunu insanlara anlatmaya çalışırsın, o sadece işte ileriye bir ışık tutmaktır. Yoksa o hal
ancak yaşanır, ve söz ile anlatılabilir bir durum değildir, yani tarif etmesi zordur bir manada, yani tarif
etmesi anlatması zordur, çünkü malzeme azdır.
evet bu makalemizde anlatmak istediğimizde bu idi selamun aleyküm ve rahmetullah
Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Şifremiz ilçesi 11 Haziran 2023
Hal kaal (söz) ile anlatılmaz ancak yaşanır ne demektir- Kimler Hal ehlidir
Hal söz ile anlatılmaz
Tasavvuf ehlinin bu kelimesi yani hal kaal ile anlatılmaz diye bir söz vardır
"Kaal" demek, Arapça "söz" demektir, hal ancak yaşanır, söz ile anlatılmaz.
Şimdi bu meselenin derinine inersek
Hazreti Muhammed Mustafa mirac ederken mescidi haram'dan mescidi aksa'ya Burak denilen bir
binek ile götürülmüş, bu kuran'da da ayet ile sabittir, peygamberimizin dilinden hadis ile de sabittir,
ve peygamberimiz bu burağı yani bineği tarif ederken diyor ki "hızı öyleydi ki, bir anda ufukta
gördüğü yere adımını atıyordu."
Tarif etmek için elinde o günkü malzeme, bunu tarif etmek için, binek olaraktan örnek verebileceği deve var, at var,
afedersiniz bir de eşşek var, ve bunların hız sisteminde yürümeleri adım atamalarıyla tarif ediliyor.
Fakat o bir at değil, peygamberimiz sadece onu tarif etmek için elinde malzeme o olduğu için hız tarifini adım
şeklinde tarif etmiş, ve o gün onu anlattığı kimseler nice, yani ne kadar anlamışlar, çünkü elde malzeme yok, bugün
biz mesela 500 beygir gücünde bir Ferrari arabaya bindiğimizde, mesela saniyenin üçte birinde 100
km hız sınırına ulaşabiliyor, yani 30 saniye yada salisede ya da 20 salisede 100 km hız yapabilen arabalar
var, ve bu ne demek olur öyle, yoksa bile, yani saniyenin dakikanın üçte birinde, 30 saniyede, yahut bir
dakikada denemez, bir dakikada olmaz herhalde, 30 saniyede 100 km hıza ulaşabilen yani 30 salise içinde
100 km hızı alabilen arabalar var, ve böyle bir arabaya bindiğimiz zaman yaşadığımız hal işte, mesela
gözümüzün gördüğü en uzak noktada yolun kenarında bir ağaç var, biz ufka baktık arabadaki camdan,
ve o ağacı gördük, ve araba çalıştı, bir anda o arabanın hızı ağacın yanına vardı, o ağaca varınca, gözümüz
ileriki ufku gördü, gözümüzün görebildiği en uzak nokta,.. yol düzgün olunca düz yolda gidince ancak bu hıza ulaşabiliriz, yahut ta bu havadan gidince mümkün ve o günlerde ancak olabilecek bir şey uçan araba, çünkü o günün arabisten ülkesinde henüz asfalt keşfi olmamış ve yine uçak keşfolmamış ve, yol yok, benzinlik yok, ve o gün için şartlar elverişli değil, o gün öyle bir Burak, ancak ufo
şeklinde ya da uçak şeklinde, bir bineğe bindirilmiş olabilir Hz Muhammed. Ya da uçan araba şeklinde bir burak diye tarif
ettiği için, aşağı inen bir şey olduğu için, yani uçan araba, ya da ufo, uçan arabaya da ufo şeklinde, işte
öyle bir bineğe bindirilmiş ve onun hızı da bir anda ufuktaki en uzak noktayı bir anda katedebiliyordu, ve adımını öyle atıyordu diye tarif etmiş peygamber efendimiz. malzeme olarak da deveyi attı ya da eşeği misal göstermiş ve Burak (Ragabe kükünden mastar ragabe binek) diye tarif etmiş, yani binek diye tarif etmiş.
Bu uçak da olabilir, uçan araba da olabilir, sadece araba dersek olmaz, çünkü arabaya yol, yerde bir yol olması lazım, asfalt,
düzgün asfalt olması lazım ki, bir de düz bir yol olması lazım ki, o hızı alabilsin, öyle olunca o gün o günün Cumhuriyeti arabistan'da yol yok asfalt yok öyle bir hıza ulaşması arabanın mümkün değil, öyle olunca ancak ve ancak uçan araba ya da ufo ile gitmiş olabilir diye yorum getiriyoruz biz bugün. Baktığımızda uçak denen binek, gözünün gördüğü noktayı bir anda alıyor, evet bunu ancak işte bugün biz arabaya uçağa bindiğimizde anlayabiliriz, o hal, dil ile söz ile anlatılması mümkün olmayan bir şey.
O yüzden hal ehli, işte O'na gösterilen mucize ve kerametleri tam manası ile anlatamaz, çünkü elinde anlatacak malzeme yoktur o gün, o yüzden, ancak o hali, "hal ehli" yani, o hali ancak yaşayan kimse anlayabilir.
Yine mesela başka bir örnekle örneklendirmirsek : Sana yüzmeyi söz olaraktan tarif etsek, işte ayaklarını
çırpaacaksın, kollarını çırpacacaksın kafanı da yukardan tutacaksın, birde suyun üstünde durmaya
çalışacaksın, ve birde ileri gitmeye çalışacaksın diye, 50 kere tarif etsek sana, sen bunu yani yüzmeyi, ancak, suyun
içine atlayıp, yüzmeyi denediğin zaman, ve yüzmeyi başardığın zaman, yüzmek nedir anlamış olursun, yoksa
50 kere 100 kere sana yüzmeyi tarif etmek senin yüzmeyi gerçek manasıyla anlamana ve
öğrenmene yetmez.
Yine başka bir örnek : Arabaya binmesini sana tarif etmemiz, sana teori olaraktan öğretilen şeyler bile,
arabaya şoförlük yani trafik kurallardır sadece, sarıda beklemek, kırmızıda durmak, yeşil de geçmek, sarı da
bekleyen, eğer kimse gelmiyorsa geçmek ,.. ve levhaları tanımak,.. fren gaz nerededir
onları tanımak, direksiyonun nasıl kullanıldığı nasıl tutulacak olduğu onları tanıman sadece teorik bilgilerdir, bunları sana
anlatmakla sen arabaya binmesini öğrenmiş olmazsın, teori ayrı şeydir praktik ayrı şeydir, o yüzden 2
imtihan yapılır teori ve praktik, praktik ancak arabanın üstüne oturup, aynı anda 2 ayağını farklı işlem, yine ellerin ve
kolların farklı işlem, gözlerin aynı anda farklı işlem, ve beynin bunları işlem yaparakdan aynı
fonksiyonu, farklı sinyallerden gelen farklı bilgilere göre tek bir işlemi, yani araba sürme işlemini
yapması, ve buna alışması dır arabayı sürebilmesdir, bunlara da beynin alışması belli bir süre ister, buna "zur Gewohnheit werden" deniyor almancada, alışabildin mi, yani alışabilmen de belli bir süre ve zaman alıyor işte, hani acemi şoför, çarpa riski, frene basınca
durduramaz, freni nerede olduğunu bilemez, ilk arabaya binen kimse nereye basacağını bilemez,
direksiyonu tam çeviremez ve kazalara sebep olur, o yüzden yanında bir şoför ile yardımcı şoför ile
öğretilir, işte arabaya binmesini öğrenmek, ancak senin arabaya binip, direksiyona geçip, sürmeyi
denediğin zaman, ve sana tarif edilenleri yapıp ve uyguladığın zaman ve başardığın zaman
diyebileceğin bir işlem olduğu gibi, bu ancak işte sözle değil, hem sözle hem hal ile yani tatbik ederekten
öğrenebileceği bir şey, yaşayaraktan öğrenebileceğin bir şey dir, o yüzden hal, kaal ile yani
söz ile tarif edilebilecek bir şey değildir.
Tasavvuftaki bu meselede işte, sana belli bir mucize ve keramet gösterirler bu mucize ve kerametler bellki 10 sene sonra keşfolacak bir icadın sana önceden gösterilmesi ve öğretilmesdir, ve senin bu icatlar mucit tarafından önce onu yapacak olan mucide, o icadın keşfi için ışık tutacak bilgilerdir. seni dinlediği izlediği zaman onun ufkunda yeni bilgiler oluşacak ve belli bir kimseler ve bazı grublar bu
icat üzerine çalışacak ve belkide takriben 10 sene sonra o icat bulunacak ve kullanıma geçecek, o yüzden sana verilen bu
keramet ve hal, o icadı daha 10 sene önce senin kullanman sayesinde, maneviyatta gizli olaraktan sana bu kermaet vari
verilen bu icadı kullanmayı tatbik etmen sayesinden sana belli haller yaşatılır, ve sen den bunu, o günkü
malzeme ile anlatman istenir, işte aynı peygamberimizin burağı tarif etmesi gibi, sen o günkü
malzemelerle bunu insanlara anlatmaya çalışırsın, o sadece işte ileriye bir ışık tutmaktır. Yoksa o hal
ancak yaşanır, ve söz ile anlatılabilir bir durum değildir, yani tarif etmesi zordur bir manada, yani tarif
etmesi anlatması zordur, çünkü malzeme azdır.
evet bu makalemizde anlatmak istediğimizde bu idi selamun aleyküm ve rahmetullah
Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Şifremiz ilçesi 11 Haziran 2023
Müge Dağıstanlı Kimdir? Biyografisi
1968 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Müge Dağıstanlı, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya bölümünde tamamlamıştır. Gazetecilik hayatına Posta Gazetesinde başlayan Müge Dağıstanlı, burada köşe yazarlığı yapmış ve magazin müdürü olarak görev almıştır.
Radikal Gazetesi bünyesinde de çalışan Müge Dağıstanlı, burada sinema ve televizyon üzerine köşe yazıları yazmıştır. 2015 yılından bu yana sabah kuşağında yayınlanan magazin programını sunmaya devam eden Müge Dağıstanlı, partneri Gülşen Yüksel ile birlikte ilk olarak Kanaltürk TV'de yayınlanan "2. Sayfa" adlı programın sunuculuğunu yapmış, sonrasında ise Show TV'ye geçmiştir.
Şubat 2016 tarihinden beri Kanal D ekranlarında yine Gülşen Yüksel ile birlikte "Renkli Sayfalar" adlı magazin programını sunmuştur. Müge Dağıstanlı ve Gülşen Yüksel'in sundukları "Renkli Sayfalar" programı, 2016 Altın Kelebek Ödülleri'nde "Yılın En İyi Magazin Programı" seçilmiştir.
2017 yılında Reha Erdoğan ile dünya evine giren Müge Dağıstanlı'nın nikah şahitliğini Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay ve uzun yıllardır birlikte televizyon programı yaptığı Gülşen Yüksel yapmıştır.
Müge Dağıstanlı şimdilerde TV8 ekranlarında Gülşen Yüksel Salt ile birlikte 2. Sayfa programını sunmaktadır.
1968 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Müge Dağıstanlı, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya bölümünde tamamlamıştır. Gazetecilik hayatına Posta Gazetesinde başlayan Müge Dağıstanlı, burada köşe yazarlığı yapmış ve magazin müdürü olarak görev almıştır.
Radikal Gazetesi bünyesinde de çalışan Müge Dağıstanlı, burada sinema ve televizyon üzerine köşe yazıları yazmıştır. 2015 yılından bu yana sabah kuşağında yayınlanan magazin programını sunmaya devam eden Müge Dağıstanlı, partneri Gülşen Yüksel ile birlikte ilk olarak Kanaltürk TV'de yayınlanan "2. Sayfa" adlı programın sunuculuğunu yapmış, sonrasında ise Show TV'ye geçmiştir.
Şubat 2016 tarihinden beri Kanal D ekranlarında yine Gülşen Yüksel ile birlikte "Renkli Sayfalar" adlı magazin programını sunmuştur. Müge Dağıstanlı ve Gülşen Yüksel'in sundukları "Renkli Sayfalar" programı, 2016 Altın Kelebek Ödülleri'nde "Yılın En İyi Magazin Programı" seçilmiştir.
2017 yılında Reha Erdoğan ile dünya evine giren Müge Dağıstanlı'nın nikah şahitliğini Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay ve uzun yıllardır birlikte televizyon programı yaptığı Gülşen Yüksel yapmıştır.
Müge Dağıstanlı şimdilerde TV8 ekranlarında Gülşen Yüksel Salt ile birlikte 2. Sayfa programını sunmaktadır.
Şeyh Muhtar Resimleri Part1
[attachment=188340]
[attachment=188341]
[attachment=188342]
[attachment=188343]
[attachment=188340]
[attachment=188341]
[attachment=188342]
[attachment=188343]
Raşidi Tarikatında - istiaze Duası El Ahir
Türk'lerde ki el öpmek büyüklerin elini öpmek sünnet midir yoksa sadece bir aadet mi
Selamünaleyküm
Bir makalede daha beraberiz
Bu haftaki makalemizin ismi unutulmaya yüz tutmuş adetlerden türklerdeki el öpmek büyüklerin elini öpmek sünnet midir yoksa sadece bir aadet midir?
çok eski vaazlarımda, Münir Özkul ile ilgili bu konuyu anlatmıştım, iki Türk asıllı peygamber, Eyüp aleyhisselam ile Üzeyir aleyhisselam ve Suriye'den bize geçen adet, ve o iki peygamber Suriye'de yaşadıkları varsayılıyor, yada öyle biliniyor, ama Aslı Türkiye olabilir, çünkü Türk asıllı peygamberler, ve bizler bu adeti (Büyüklerin elini öpmek) unutturmamak için, birde bayramlarda el öpmeye gidilir, el öpen küçüklere şeker, büyüklere harçlık verilir ki, bu adet unutulmasın, sevsin ki yapsın diyerekten ödüllendirilir. Bu konuya nereden girdin derseniz : Bayram yaklaştı, Kurban Bayramı, bir de şeyh Seyit Abdulbaki nin resimlerini ekledim forumuma, benimde önceki şeyhimdir kendisi, orada forumda turuncu resimler ekleyip altına emojiler koyuyorum ve, Türk adeti olan işte bu "el öpen emoji" si var mı diye aradım, yok, yani Biz Türkler, nazar boncuğu dışında bir iz bırakamamışız, ne bir markamız var, ne bir arabamız var, ne bir uçağımız var, Hiçbir markamız,be bir Neyi yiyecek bir gıdamızı ünlendirebilmişiz, baklavamız var dönerimiz var ama bizim ismimizde Anılmıyor, iz bırakamamışız, yani sadece bir nazar boncuğumuz var işte, bu Türk adeti olan el öpmekte nereden kaynaklı
şimdi Derine inersek hac'ca gidenler bilir, orada tavafa, hacer-ül Esved'in olduğu yerden başlanır, ve mümkünse onun olduğu yere geldiğin zaman Hacerül Esved öpülür, Eğer öpemiyorsan, ellerini ona doğru tutarsın, dış kulvardan dönüyorsan, ellerini kaldırırsın Hacerül esvedi görecek şekilde, ellerinin yüzünü ona doğru çevirirsin, "Bismillahi Allahu Ekber" dersin, tekrar ellerini kendine döndürüp ellerinin içini öpersin, yedi defa dönersin Kabe'nin etrafını, her dönüşte Hacer'ül Esved'e geldiğimizde Bu işlem yapılır, 7 defa öpersin.
el öpmek biraz öpeni küçülten bir işlem, çünkü Çocuklar öptüğü zaman güzel, Zaten onlar Çocuk, senden küçük, ama büyük kimselerin birbirinin eline öpmesi biraz öpeni küçülten bir durum statü olaraktan.
işte Ömer efendimizde küçülmeyi yeylemediğı için, hacer'ül Esved'in yanına geldiğinde öpmüş ve demiş ki, "sen bir kara taşsın" demiş "Hazreti Muhammed Seni öpmeseydi, ben öpmezdim" demiş. Yani kendini küçük hissetmiş, onu öpmek dolayısıyla küçültücü bir durum gibi. Biz peki taş, yani cansız taşın öpüldüğünü nereden bilecekdik Muhammed öpmeseydi, taşa hürmeten öpüyoruz, hürmet kelimesinin anlamını bilmeyene ben bunu anlatamam, cansız taşa hürmet ediyorsun, Peki senin büyüklerin olan annen, baban, dedenin eli niye öpülmesin, ya da şeyhinin, sana ilim öğreteninin eli niye öpülmesin. veya senin ekmek Teknen olan patronun, ya da bir Cumhurbaşkanı, devletin başı, Kral, neden eli öpülür, hürmeten öpülür, saygı duymak için, sana saygı duyuyorum demektir, hürmeten öyle yani, hürmetin manası, Sana saygı duyuyorum demektir, fakat 7-8 yaşından küçük çocukların el öpmesi uygun değildir onların eli öpülür, büyükler onların elini öperler, neden çünkü onlar İlerideki Dede ya da nine olacak, kız ise ilerinin annesi ninesi olacak, oğlan ise ileridekilerin babası olacak, gelecekteki baba, dede, ya da nine, anne, o yüzden onların eli hürmeten öpülür. Çünkü bizim adetlerimizden birisi de, çocuğuna dedesinin ismini koymak adetimiz vardır, Sen dedesinin ismini koyduğun zaman, çocuğun ismine dedenin ismini koyduğun zaman, sen dedenin elini öptün, yarın o çocuk olan Dedenin ismini taşıyan çocuk, senin ve onun elini öpecek, senin elini öpecek, bu tatlı hürmeten karşılıklı saygı. Neydi Hani Masallarda vardır ya "ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" ne demek bu, Dedem Çocuk olacak benim çocuğum olacak olmuyor mu, biz Türk adeti olaraktan çocuklarımıza dedesinin ismini veririz, ninesinin ismini veririz, babasının ismini veririz, deden senin torunun mu oldu, torununun beşiğini sallamaz mısın sen ağlıyorsa o, sallarsın ağlamasın diye, yani işte bu karşılıklı hürmettir, yarın o da Dede olacak çocuklarına senin isiminim koyacak, Sen de onun elini öpeceksin, yani küçükken hürmeten 7-8-9 yaşlarından küçük çocukları elleri öpülür, daha yukarıları dedesinin elinden öper babasının elini ve ninesinin Elini öper, bu adet böyledir, kaybetmememiz lazım, ama bu pandemi ve korana her şeyi bitirdi, o adetimiz de, eli şimdi Öpmek, Sana mikrop bakteri geçmesine sebep olacak, ne yapalım vaz mı geçelim bu adetten, Hayır vazgeçmeyelim ellerimizi dezenfekte ederiz, yine öperiz, Yani bir iz bırakamamışız, Türk grafikçiler Neredesiniz Türk emojisi yapın, El öpen, dedesinin Elini öpen, Ondan sonra ninesinin elini öpen, emoji, şeyhinin elini öpen emoji, hatunun elini öpen adam emoji, hatun kocasının elini öpen hatun emojisi ....
Düşün yani deden ninen canlı, Eğer taşa hürmet ediliyorsa, saygı duyuluyorsa, deden baban seni dünyaya getiren, seni besleyen, büyüten, bakan, koruyan, bu büyüklere saygı neden duyulmasın, ve neden hürmeten eli öpülmesin. Araplar da bile yok bu adet, araplar dahi bu Adati bilmiyor yahut da hoşlarına gitmiyor, küçülmemek istiyor, Halbuki elin Hristiyan dediğin adamların papalık ta papa bgöreve girdiği papa papa olunca Papaz bir tane kölenin ya da siyah zincinin ayağına su döküyor ayaklarını yıkıyor, adetlerini kaybetmemiş onlar, Papalık töreninde yapılan bir aadet, Papa Papalık görevine çıktığı zaman Hristiyanların başı olan papa göreve çıktığında, bu adeti yerine getiriyor, zenci yani bir nev temsilen köle birisinin ayaklarına su döküp yıkıyor, Sen kendin kaybetmişsin adetlerini, bunun da sünnet olduğunun farkında değilsin, Aslında bunun bir sünnet olduğunun farkında değilsin, taşa hürmet eden adam, neden anasına babasına hürmet etmesin, saygı Duymasın, eli öpülmesin, yanlış bir aadet değil, sadece bir aadet değil bu, Hani Muhammed Çocuklarını öpüyordu da adamın bir tanesi geldi, Sen dedi çocuklarımı Öpüyorsun dedi, dedi, Muhammed de senin gönlünde Vicdan yoksa ben ne yapayım, ben öpüyorum dedi, Hürmetin saygının işareti, yine sevginin işareti, çocukları sevdiğin için öpersin, sevdiğin için öpülür, çocuklar yanaklarından gözlerinden ellerinden öplülür, kadınında saygı duyulduğu için eli öpülür, kadını da erkeğine saygı duyduğu için eli öpülür. annedir, senin çocuğuna bakacaktır, eli öpülür mü? Evet annedir, çocuğuna bakacak, soyun sopun ondan ilerleyecek, çocuğunu besleyecek, emzirecek, büyütecek, bakacak, yemini suyunu verecek, altını değiştirecek, neden saygı duyulmasın, Yani bunu bir kibarlık alameti diyerekten lanse etmişler yabancılar, yabancılarda bile var, kadının eli öpülüyor, Matmazel diye elini öpüyor, Sen kendi adetlerini kendin yerleştirememişsin iz bırakamamışsın Ey Türk
Türklerde ki el öpmek büyüklerin elini öpmek sünnet midir yoksa sadece bir aadet midir
Varın siz düşünün artık bu bir adet midir yoksa aslında bir sünnet midir
Evet Bayram geldi Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim şurada az kaldı Bayrama Ne kaldı az kaldı
Bu bir Karaglan Raşit Tunca makalesi
Schrems, 8 Haziran 2023
Şebnem Bozoklu Kimdir? Biyografisi
Şebnem Bozoklu (25 Ağustos 1979, İstanbul), Türk tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu.
Hayatı
Baba tarafından Ispartalı; anne tarafından Mısır kökenli Siirtli bir ailenin çocuğudur. Çocukluğu Suadiye'de geçmiştir.[2]
1996'da Kadıköy Kız Lisesini bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünden 2000 yılında mezun oldu. 2001 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi Oyunculuk Bölümüne başlayan Bozoklu, 2004'te oradan mezun oldu. 2005-2006 yılları arasında Çisenti Tiyatro'da Sanat Dansı ile Mondi'nin yönetmenliğini yaptı. 2006-2007 yılları arasında TRT'nin Hazır mısınız? yapımında canlı yayın sunuculuğu yaptı. Aynı yıllar arasında TRT'nin Elma Kurdu yapımında hem solistlik hem de kukla oynatıcılığı yaptı. Bozoklu, Canım Ailem'deki Meliha rolüyle göstermiş olduğu başarıdan ötürü 36. Hürriyet Altın Kelebek'in (2009) En İyi Kadın Komedi Oyuncu Ödülü'ne layık görülmüştür. 32. Radyo-Televizyon Gazetecileri Derneği Oscarları (2010) En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.[3]
Filmografisi
Televizyon
2006 Selena Ceylan atv
2008-2010 Canım Ailem Meliha
2011 Bizim Yenge Filiz Kanal D
2013 Galip Derviş Sevin Sezgin
2014-2015 Ulan İstanbul Yaren
2016 Altınsoylar Gülsüm Altınsoy
Çifte Saadet Perihan FOX
2020 Gel Dese Aşk Yasemin Düdenli atv
2020-2021 Babam Çok Değişti Aslı Pamuk Kanal D
2021 Elbet Bir Gün Nesime Baykan FOX
Yakında Hayatımın Neşesi Neşe TRT 1
İnternet dizi ve filmleri
2018 Şahsiyet Zuhal Çelik puhutv, Disney+
2021 Bunu Bi' Düsüsün Ayfer BluTV
Hamlet Nagehan Tan GAİN
2022 Yılbaşı Gecesi Didem Disney+
2023 Dünya Bu GAİN
Sinema
2013 Soğuk Fincan
2015 İçimdeki İnsan Nejla
2015 Niyazi Gül Dörtnala Hediye
2015 Yok Artık![4] Asuman
2016 Albüm Bahar Bahtiyaroğlu
2016 Yok Artık 2 Merve
2017 Tatlım Tatlım Tatlım
2018 Cebimdeki Yabancı Esra
2019 Türk İşi Dondurma Gülsüm
2020 Biz Böyleyiz Dolunay
2020 9,75 Sevgi
2023 Prestij Meselesi Jale
2023 Mucize Aynalar
xxxx: Belirsizlik Meselesi (film)
xxxx: Çisenti Sanat, Alaaddin'in Sihirli Lambası
xxxx: Çisenti Sanat, Dikkatli Çocuk
xxxx: Derman
xxxx: Müjdat Gezen Oyuncuları, A. Pantolonun Kemeridir
xxxx: Müjdat Gezen Oyuncuları, Karmakarışık
xxxx: Müjdat Gezen Oyuncuları, Yalancı
xxxx: Müjdat Gezen Sanat Merkezi Oyuncuları, Sihirli Flüt Müzikali
xxxx: Müjdat Gezen Tiyatrosu, Hamlet
xxxx: Müjdat Gezen Tiyatrosu, Böylesi Bir Aşk
xxxx: Öğleden Sonra (film)
xxxx: Tesadüfi (film)
xxxx: Tiyatro Kılçık Ayşegül Hindistan'da
xxxx: Vesaire Vesaire (film)
Tiyatro oyunları
2011: Festen/Kutlama, Dot
2012: Bezirgan, İstanbul Halk Tiyatrosu
2016: Kaplan Sarılması
2017: Arzu Tramvayı, BKM & ID İletişim
2019: Aşk Geçmişim, Uniq Hall
Seslendirme
TRT, Avrupa Yayın Birliği Çocuk Filmleri
TRT, Kasaba (animasyon karakter seslendirme)
TRT, Gezgin ile Fırfır (animasyon karakter seslendirme)
Yardımcı yönetmenlik
2005: TiyatroKare, İki Oda Bir Sinan
2003: İstanbul Şehir Tiyatroları, Ben Anadolu
Ödülleri
2009: 36. Altın Kelebek Ödül Töreni - En İyi Kadın Komedi Oyuncusu[5]
2017: 22. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri - Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu (Komedi) - Albüm
2018: Harbiye Leo Kulübü Ödülleri - En Harbi Kadın Tiyatrocu Ödülü - Arzu Tramvayı
2018: İstanbul Kültür Üniversitesi Ödülleri - Yılın En Beğenilen Kadın Tiyatro Sanatçısı - Arzu Tramvayı
2019: Vefa Lisesi 14. Kemal Sunal Kültür Sanat Haftası Ödülleri - En İyi Kadın Tiyatro Oyuncusu - Arzu Tramvayı[6]
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,283
» Forum posts: 5,874
Read More / Comment 
