MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,281
Forum posts:» Forum posts: 5,872

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)





Nevşin Mengü Kimdir? Biyografisi

Nevşin Mengü 2 Mayıs 1982 tarihinde Ankara'da doğdu. Türk gazeteci ve sunucu.

Nevşin Mengü ilköğrenimini Ankara'da, ortaöğrenimini Ted Ankara Kolejinde, lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde, yüksek lisans eğitimini de Galatasaray Üniversitesinde "Türkiye üzerine toplumsal incelemeler" başlıklı teziyle tamamladı.

NEVŞİN MENGÜ'NÜN BABASI KİM?

Nevşin Mengü, politikacı Şahin Mengü'nün kızıdır.

NEVŞİN MENGÜ'NÜN KARDEŞİ KİM?

Burak Mengü

NEVŞİN MENGÜ EVLi Mi?

Nevşin Mengü'nün bilinen bir evliliği yoktur.

NEVŞİN MENGÜ'NÜN  ÇOCUĞU VAR MI?

Bilinmiyor

NEVŞİN MENGÜ DAHA ÖNCE NERELERDE ÇALIŞTI?

Televizyonculuğa 2005 yılında Kanaltürk televizyonunda başlamış ve bu kanalda Kadınlar Kulübü adlı programı sunmuştur.

Bir yıl sonra Habertürk'te muhabirliğe başlayan Mengü, One Ajans tarafından gelen Tahran muhabirliği teklifi üzerine bu kanaldaki görevini bıraktı ve 1,5 yıl ajansın Tahran temsilciliğini yaptı.Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'na prodüksiyon ve iletişim hizmetleri sağlayan One Ajans'ta bir süre görev alan sunucu, altı ay Hürriyet gazetesinde de çalışmıştı. CNN Türk kanalında editörlük ve sunuculuk yaptı.

Mengü; Temmuz 2011'de mensubu bulunduğu medya grubu DYH'in bünyesindeki Kanal D'nin ana haber sunucusu Mehmet Ali Birand'ın sağlık sorunları nedeniyle yayına çıkamaması sonucu aynı gün içinde iki farklı televizyon kanalında ana haber bülteni sundu.
14 Temmuz 2020 tarihinden itibaren YouTube'da Bugün Ne Oldu? başlığıyla günlük haber sunmaktadır. 2021'de FOX'da  Orta Sayfa adlı programda yer almaktadır.

KiTAPLARI

    İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı? (Everest Yayınları, 2017 - ISBN 6051852089)
    Herkes İstediği Gibi Yaşasın (Büşra Cebeci ile birlikte) (İletişim Yayınları, 2021)

KAYNAK

Konunun Tamamı internetten Derlenmiş Bilgilerdir
KONUDAN HERHANGi BiR ALINTI YAPARAKTAN referans olarak tan da Lütfen bizi göstermeyiniz...
Herhangi bir durumda gerçek  Referans Nevşin Mengü'nün Kendisidir, 
HERHANGi BiR ALINTI YAPMADAN ÖNCE
Konunun doğruluğunu Nevşin Mengü'den teyit ettiriniz...

Smileys-2
KALBİN HAKİKATİNİ BİLMEK

Varlığı bilinmeyince, kalbin hakikati anlaşılamaz. O hâlde hakikatinin ne olduğunu, sonra askerini, sonra bu asker ile olan bağlılığını, sonra sıfatlarını bilmek lâzımdır. Sıfatlan bilinirse, Allahü Teâlâ'nm bilinmesinin nasıl hâsıl olduğu, kendi saadetine nasıl ulaştığı bilinir. Bunlann her birine ayrı ayrı işaret edeceğiz. Kalbin varlığı aşikârdır. Zira, insanın kendi varlığında şüphesi yoktur. İnsanın varlığı bu kalıbı ile değildir. Bu kalıp, ölüde de vardır, fakat ruhu yoktur! Biz kalb demekle, ruhun hakikatini kasd ediyoruz. Bu ruh olmazsa, beden temiz olamaz. Gözünü kapayıp kalıbını, gökleri, yerleri ve gözle görülebilen her şeyi unutsa da kendi varlığını zarurî olarak bilir. Her ne kadar kalıbından, yerden, gökten ve göklerde olanlardan haberi olmasa da, kendinden haberi olur. Bu hususta dikkatli düşünen bir kimse, âhiretin hakikatinden bir şeyler anlar ve yine anlar ki, bu bedeni ondan alırlar; o ise bir yerde kalır, yok olmaz.

KALBİN HAKİKATİ

Ruhun hakikatinin mahiyetini, ona mahsus sıfatların neler olduğunu bildirmeye dinimiz müsaade etmiyor. Bunun için Allah'ın Resulü (sallâllahü aleyhi ve sellem) bunu açıklamadı. Nitekim, Allahü Teâlâ Peygamberimize (s.a.) buyurdu: «Ve, sana rûhdan sorarlar. Onlara de ki, ruh Rabbimin emrindendir» (1). Bundan fazlasını söylemeye izin yoktur. Ruh, Allahü Teâlâ'ya, ait şeylerdendir ve âlem-i emirdendir. O âlemden gelmiştir: «Biliniz ki, halk [yaratma] ve emir O'nundur» (2), buyuruldu. Âlem-i halk başkadır, âlem-i emr başkadır, ölçülebilen, sayılabilen ve boyutları olan her şeye âlem-i halk denir. Halk kelimesinin lügatta asıl mânâsı ölçmektir. Halbuki insanın kalbinin ölçüsü ve sayısı olmaz. Bunun içindir ki, bölünmeyi kabul etmez. Eğer bölünebilseydi, bir tarafında bir şeyi bilmemek, diğer tarafında aynı şeyi bilmek caiz olurdu. Böylece, bir anda hem âlim, hem de cahil olmuş olurdu. Bu ise imkânsızdır! Bölünme ve ölçü kendisine yanaşamadığı hâlde, bu ruh, mahlûktur, yaratıktır. Takdir, yaratmak mânâsına geldiği gibi, halk kelimesi de yaratmak mânâsına gelir. O hâlde, bu mânâda yaratıktır. Diğer mânâda ise, âlem-i emirdendir. Çünkü, âlem-i emirdeki şeyler, boyut ve ölçü kabul etmez. O hâlde, ruha kadîm [ezeli] diyenler yanılıyor. A'raz [sıfat] diyenler de yanılıyor. Çünkü, a'razın kıyamı [ayakta durması, varlığı] kendi ile değil, tâbi olma seklindedir. Ruh ise, insanın aslıdır. Bütün kalıp, ona uymaktadır. Nasıl a'raz olabilir? Ruha cisimdir diyenler de yanılıyor. Zira cisim, bölünebilir. Ruh ise bölünemez. Ama başka bir şey daha vardır ki, ona da ruh [can] derler. O bölünebilir. Belki o hayvanların ruhu olabilir. Fakat bizim kalb dediğimiz ruh, Allahü Teâlâ'yı tanımak, bilmek yeridir. Hayvanlarda bu yoktur. Bu, ne cisim, ne a’razdır, belki melek cevherlerinden bir cevherdir. Onun hakikatini bilmek zordur. Onu şerh etmeye [açıklamaya], uzun anlatmaya da izin yoktur. Başlangıçta bunu bilmeye hacet de yoktur. Başlangıçta tutulacak din yolu mücâhededir [nefis mücadelesidir]. Bir kimse şartlarına uyarak mücâhede yaparsa, bu marifet kendiliğinden hâsıl olur. Kimseden dinlemesine lüzum kalmaz. Bu marifet Allahü Teâlâ'nın buyurduğu şu hidâyet cümlesindendir: «Rızâmızı isteyip, zahir ve bâtın düşmanlarla cihâd edenlere cennetlerimize kavuşma yollarını hidâyet ederiz» (3). Mücâhedesini henüz tamamlamayanla, ruhun hakikati hakkında konuşmak doğru olmaz. Fakat mücâhededen önce, kalbin askerini bilmek lâzımdır. Zira kalb askerini tanımayan, (nefsiyle) cihad edemez.

(1) 17 - İsrâ: 85. (2) 7 - A'râf: 54. (3) 29 – Ankebût: 69.



KALB ASKERİNİN BİLİNMESİ

Kalbin askerlerini uzun uzun anlatmak çok sürer. Maksadı bir misal ile sana bildireyim: Beden bir şehre benzer. El, ayak ve azalar şehrin san'at erbabı gibidir. Şehvet, maliye müdürü gibidir. Gazab, şehrin emniyet âmiri gibidir. Kalb, bu şehrin padişahıdır. Akıl ise padişahın veziridir. Padişahın bunların hepsine ihtiyacı vardır. Memleketin idaresi ancak bunlarla yürür. Fakat maliye müdürü olan şehvet, yalancıdır, sebepsiz yere başkalarının işine karışır ve saçma sapan konuşur. Vezir olan aklın söylediklerine muhalefet eder. Şehvet daima, memlekette olan bütün malları toplamak, almak ister. Emniyet müdürü mesabesinde olan gazab, şerir, şiddetli, azgın ve serttir. Herkesi öldürmek, her şeyi kırmak, dökmek ister. Bunun gibi, şehrin padişahı daima veziri ile meşveret ederse [danışırsa], yalancı ve tama’kâr maliye müdürünü hırpalarsa, onun vezire uymayan sözlerini dinlemez, emniyet müdürünü onun peşine takıp sebepsiz ve lüzumsuz iş görmekten onu meneder, emniyet müdürünü, yapmak istediği haksızlıklardan dolayı döver ve incitirse, memlekette asayiş ve nizam olur. Bunun gibi, kalb padişahı, veziri olan aklın işareti ile iş yaparsa, şehvet ve gazabı zabt u rabt altına alıp (yani sıkıca tutup, idaresi altına alıp) akla uymalarını emrederse, aklı onlara tâbi eylemezse, beden memleketinin işleri düzgün olur. Saadet yolu ve Allahü Teâlâ'ya kavuşma yolu kapanmamış olur. Eğer aklı, şehvet ve gazaba esir ederse memleket harap olur. Padişah, bedbaht olup helak olur.

İNSANIN BEDENE İHTİYACI

Beden, kalbin ülkesidir. Bu ülkede kalbin çeşit çeşit askerleri vardır. Ayet-i kerimede, «Senin Rabbinin askerlerini, O’ndan başkası bilmez» (1), buyuruldu. Kalb âhiret için yaratılmıştır. Onun işi, saadeti [mutluluğu] aramaktır. Allahü Teâlâ'yı tanımak, bilmek ise, Allahü Teâlâ'nın yarattıklarını bilmekle ele geçer. Bu da bütün âlemdir. Alemdeki acayip şeyleri tanımak, ona hisler [duygular] yoluyla gelir. Bu hisler ise, beden ile varlıkta durmaktadır. O hâlde, marifet [tanımak, bilmek] onun avıdır. Hisler de tuzağıdır. Beden, binek hayvanıdır ve onun tuzağının taşıyıcısıdır. Bunun için, onun bedene ihtiyacı vardır. Beden, sudan, topraktan, sıcaklıktan ve rutubetten mürekkebtir [bunlardan oluşmuştur]. Bu yüzden zaif ve muhtaçtır. Helak olmasından korkulur. İçerden, acıkma ve susama; dışardan, ateş, su, düşmanlar ile canavarların ve başka şeylerin kendini öldürmek istemeleri sebebiyle korkudadır. Açlık ve susama sebebiyle yemek ve içmek ister. Bunun için iki askere muhtaçtır. Biri zahirde, el, ayak, ağız, diş, mide gibi. Diğer bâtında, yemek ve içmek isteği gibi. Dışarıdaki düşmanlardan korunması için iki askere ihtiyacı vardır: Biri zahirde, el, ayak, silâh gibi. Diğer bâtında, hışım ve gazab [kızgınlık] gibi. Görmediği gıdayı istemesi ve görmediği düşmanı defetmesi mümkün olmadığına göre, idrak etmeye, anlamaya ihtiyacı vardır. Bir kısmı zahirdedir [yani açıktadır, görünür]. Beş duygu organı olan göz, burun, kulak, dil ve el gibi. Bir kısmı da bâtındadır. Onlar da beştir ve yeri dimağdır [beyin, akıl]: Hayâl kuvveti, düşünme kuvveti, ezberleme kuvveti, hatırlama kuvveti ve vehim kuvvetidir. Bu kuvvetlerden her birinin hususî işleri vardır. Bir tanesine zarar gelirse insanın işi, dünyada da âhirette de aksar. Bu dıştaki ve içteki askerler, kalbin emrindedirler. Kalb ise hepsinin âmiri ve padişahıdır. Dile emir verince hemen konuşur. Ele emredince tutar. Ayağa emredince, yürür. Göze emredince, bakar. Düşünce kuvvetine emir verince, düşünür. Hepsini onun isteğine ve emrine vermişlerdir. Böylece bedeni muhafaza ederler. Bu, azığını alıncaya, avını elde edinceye, âhiret ticaretini bitirinceye ve kendi saadet tohumunu ekinceye kadar devam eder. Bu askerlerin kalbe itaat etmesi, meleklerin Allahü Teâlâ'ya itaat etmesine benzer ki, hiçbir emrine muhalefet edemezler. Hattâ yaratılış icabı olarak ve isteyerek, emrolunanı yaparlar.

(1) 74 - Müddessir: 31.

ŞEHVETİ, GAZABI, BEDENİ, DUYGU ORGANLARINI, AKLI VE KALBİ DOĞRU YOLDA KULLANMAK

Bundan önceki anlattıklarımızdan, şehvet ve gazabın, yemek - içmek ve bedeni korumak için yaratıldığı anlaşıldı. Demek ki, her ikisi de bedene hizmet ediyorlar. Yemek ve içmek, bedenin yemidir, gıdasıdır. Beden duygulara hamal olarak yaratılmıştır. O hâlde beden, hislere [duygulara] hizmet ediyor. Duygular ise, aklın haber toplaması için birer casus olarak yaratılmıştır. Böylece onun tuzağı olurlar. Onların vasıtasiyle, Allahü Teâlâ'nın sun'undaki hayranlık verici şeyleri bilir. Demek ki duygular, akla hizmet ediyorlar. Akıl ise, kalb için yaratılmış olup onun mumu ve kandili olmak, ona ışık tutmak içindir. Bunun nuru ile Allahü Teâlâ'yı görür. Kalbin cenneti budur. Şu hâlde, akıl da kalbin hizmetçisi oldu. Kalbi ise, Allahü Teâlâ'nın cemâline bakmak için yaratılmıştır. O bununla meşgul olunca köle ve hizmetçiler de o huzurda bulunmuş olur. Allahü Teâlâ bunun için buyuruyor: «Cinleri ve insanları, yalnız. Bana ibâdet etmeleri ve Beni tanımaları için yarattım» (1). Demek ki, kalbi yarattılar ve bu memleket ile askeri ona verdiler. Bu binek vasıtasiyle toprak âleminden, a'lâ-yı ılliyyîne sefer eylemesi için, bu beden bineğini ona esir eylediler. Bu nimetin hakkını gözetmek ve kulluk şartlarını yerine getirmek isterse padişah gibi, memleketinin ortasında oturmaya lâyık olur. Allahü Teâlâ'ya döner ve maksadı Allah olur. Ahireti, vatanı ve devamlı duracağı yeri; dünyayı konak yeri; bedeni binek vasıtası; elini, ayağını ve diğer organlarını hizmetçi, aklını vezir, şehvetini maliye müdürü, gazabını emniyet müdürü, duygu organlarını istihbarat memuru eyler. Her birine bir başka yerde vazife verir. O, o şehrin haberlerini toplar. Beynin ön tarafında bulunan hayal kuvvetini, istihbarat şefi yapar. Böylece istihbarat memurlarının getirdiği bütün haberler onda toplanır. Beynin arkasında bulunan ezberleme kuvvetini emniyet âmiri yapıp, istihbarat vesikalarını, istihbarat şefinden alır, muhafaza eder ve zamanında akıl vezirine arzeder. Memleketten gelen haberlere göre vezir, memleketin tedbirini ve padişahın sefer hazırlıklarını sağlar. Askerlerden biri gibi görünür. Şehvet, gazab ve diğerleri padişaha baş kaldırırsa, ona itaat etmezlerse ve ona giden yolu tutarlarsa, onlarla cihad etmek, yola getirmek çaresiyle meşgul olur. Onları öldürmek istemez. Çünkü, onlar olmadan memleket işleri yürümez. Burada tedbir, onları itaat etmeye zorlamaktır. Böylece, ilerde vaki olacak seferde, ona düşman değil, dost ve yardımcı olurlar, hırsız ve yol kesici değil... Böyle yaparsa kurtulur, said [mutlu, mesud] olur. Nimetin hakkını vermiş olur. Bu nimetin mükâfatına vaktinde kavuşur. Eğer buna muhalif hareket ederse, baş kaldıran düşmanlarla ve yol kesicilerle anlaşırsa, padişahın nimetine küfür etmiş olur. Şaki olur. İşlediği suçun cezasını bulur.

(1 ) 51 - Zâriyât: 56

KAYNAK

Kimyai Saadet
imam Gazali
BU DÜNYADA CENNET VE CEHENNEMİ MÜŞAHEDE

Burada aklına şöyle bir sual gelebilir: Fıkıh âlimleri ile kelâm âlimleri arasında, insanın ruhu öldükten sonra yok olur ve sonra onu tekrar yaratırlar, sözü meşhurdur. Bu ise sizin dediğinize uymuyor. Cevabında deriz ki: Başkalarının sözüne uyan, göremez olur. Bunu ancak, taklid ve basiret ehlinden olmayan söyler. Çünkü, eğer basiret sahibi olsaydı, bedene olan ölümün insanın hakikatini yok etmeyeceğini bilirdi. Taklîd sahiplerinden olsaydı, Kur'ân-ı Kerim ve hadîs-i şeriflerden, insanın ruhu öldükten sonra kendi yerinde kaldığını bilirdi. Çünkü, ölümden sonra ruhlar iki kısma ayrılır: Eşkıyanın [kâfirlerin ve fâcirlerin] ruhları; süedanın [sâidlerin, iyilerin] ruhları. İyilerin ruhları hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de, «Allah yolunda öldürülenleri, ölü saymayınız. Onlar diridirler, Rablarının huzurunda mükâfata kavuşur ve daima O hazretten rızıklarını alırlar» (1), buyuruluyor ama, Bedir muharebesindeki kâfirler hakkında, Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) ve ashabı bu kâfirleri öldürünce, ölü oldukları hâlde, hepsine teker teker seslenip, bağırdı ve buyurdu ki: «Ey filân, ey filân! Allahü Teâlâ'nın, düşmanlarını kahretmek için bize verdiği müjdeler gerçekleşti. Bu müjdeler arasında sizin azab çekeceğinizi de kat'iyyetle bildirmiş idi. Şimdi ölümden sonra doğru mu, değil mi anladınız mı?» Peygamber Efendimize (sallâllahü aleyhi ve sellem) dediler ki: «Onlar bir avuç murdardır. Onlarla nasıl konuşuyorsunuz?». Peygamberimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Nefsim, yed-i kudretinde [kudret elinde] olan Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, onlar bu sözü sizden daha çok işitirler, fakat cevab veremezler» (2). Ölüler hakkında ve onların kendilerini ziyaret eden ve onlara matem tutanlar ve bu dünyada onlar hakkındaki hadis-i şerifleri araştıranlar, inceleyenler, onların yok olmasının şerîatte bildirilmediğini kat'iyyetle [kesinlikle] bilirler. Şerîatin bildirdiği; başka bir hâl alması, yahut yer değiştirmesidir. Mezar, ya Cehennem çukurlarından bir çukur, ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir. O hâlde, şüphesiz bilmiş ol ki, zâtından ve sıfatlarının hususiyetlerinden ölümle bir şey gitmiyor. Fakat, beyin ve azalar vasıtası ile çalışan his, hareket ve hayâl; ölünce kalmaz. İnsan, buradan gittiği gibi orada yalnız kalır. Bilmiş olunuz ki, at ölür, üstündeki süvari dokumacı ise, âlim olmaz ama gözleri kapalı ise, gözlerini açar. Yaya yürür. Beden, at gibi bir binek hayvanıdır, sen de süvarisin. Bu sebepdendir ki, tasavvuf yolunun başlangıcında olduğu gibi, kendinden ve hislerinden uzaklaşıp, aslına inip, Allahü Teâlâ'nın zikrine dalanlara, âhiret hâlleri zevkle görünür. Onların rûh-ı hayvanileri, mizacının itidalinden bir şey kaybetmediği hâlde, kendini unutur. Kendinde kendine karşı bir durgunluk, hissizlik meydana gelince, zâtmın hakikati sebebiyle, onları kendisi ile hiç meşgul eylemez. Böylece onların hâli, ölülerin hâline yakın olur. O hâlde, diğerlerine ölümle gösterilenler, onlara bu hâlde gösterilir. Sonra kendilerine gelince ve hisler âlemine dönünce, ekseriya gördükleri hatırlarında kalmaz. Fakat bir eser, bir numune kalır. Eğer Cennetin hakikatini ona göstermişlerse, onun huzur, rahat, sevinç ve süruru o kimsede kalır. Eğer Cehennemi ona arzetmişlerse, onun acı ve şiddeti kendisinde yer eder. Eğer hatırında ondan bir şey kalırsa, ondan haber verir. Hayâl hazinesi o şeyi anlatmak isterse, hatırda kolay kalabilen bir şeye benzetir. Ondan haber verir. Şöyle ki: Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve seilem) namazda elini kaldırdı ve «Cennet üzümlerinden bir salkımı bana arzettiler. Onu bu dünyaya getirmek istedim» (3), buyurdu. Bahsedilen üzüm salkımının bu dünyaya getirilebileceği sanılmasın. Belki bu imkânsızdır. Eğer mümkün olsaydı, getirirdi. Fakat ona müşahede ile gösterilmiş idi. Bunun muhal [imkansız] olmasının hakikatini bilmek uzundur ve senin bunu öğrenmek istemene de lüzum yoktur. Alimlerin makamları arasındaki fark, şöyle olur: Biri kendisinin gördüğü, başkalarının görmediği Cennet üzümünün nasıl olduğunu, neye benzediğini merak ederek alır. Diğerlerinin bundan nasibleri, onun elini hareket ettirmesinden başka bir şey değildir. Bunun neticesi de «Az bir hareket namazı bozmaz», oluyor. Bunun tafsilini çok merak eder. Evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi budur zanneder. Bunu bilen ve buna kanaat etmeyen, başka şeyle meşgul olan hakikatten ve şeriat ilminden uzaklaşmıştır. Şunu demek istiyoruz: Peygamber Efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) Cennetten haber vermesi, taklîd ve Cebrail aleyhisselâmdan işitme yolu ile olduğu sanılmasın. Cebrail aleyhisselâmdan dinlemenin mânâsını, diğer mânâları bildiği gibi bilirsin! Fakat Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm), Cenneti gördü. Cennet tamamen bu dünyada görülemez. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) o âleme gitti, kayıp oldu [bu âlemden çıktı]. Bu onun bir çeşit mi'râcı oldu. Kayıp olmak iki şekildedir: Biri hayvani ruhun ölmesiyle, diğeri hayvanı ruhun kendini unutması iledir. Bu âlemde Cennet görülemez. Yedi kat göklerin ve yerin bir ceviz kabuğuna sığmaması gibi, Cennetten ufak bir parça da bu dünyaya sığmaz. Belki kulak, göklerin ve yerin şekillerinin kendisinde, gözdeki gibi hâsıl olmasından uzak olduğu gibi, bu dünyadaki bütün duygular, Cennetin bütün lezzetlerinden uzaktırlar. O âlemin duyguları daha başkadır.

(1) 3 - Al-i Imrân: 169 - 170.

(2) H. Ccnâiz, 117; Hm. II. 31, 38.

(3) Hm. III, 353, V. 13

Kaynak

Kimyai Saadet
imam Gazali
ANASIR-I ERBAA NEDiR?


Dört unsur. Unsurların çoğul haline anasır denmektedir. Çeşitli cisimlerin kendisinden meydana geldikleri asıl'a unsur adı verilir.

Anâsır-ı erbaa felsefî bir terimdir. Anâsır-ı erbaa, yaşanılan alemde var olan nesnelerin asılları olarak farzedilen ateş, su, hava ve topraktır. Bu terim, felsefe tarihi içerisinde çeşitli teorilerin kalkış noktası olmuştur. Bu terime ilk defa eski Yunan düşüncesinde rastlanır. Sicilyalı Empedokles'in ilk olarak bu fikri ortaya attığı söylenmektedir. Empedokles'e göre, sevgi ve nefret kâinattaki devamlı ve değişmez unsurdur. Heraleitos da kâinatta değişme ve hareket olduğunu; bu dört ana unsurdan biri olarak düşündüğü ateş'teki değişmeden ilham alarak öne sürmektedir.

Eski inanç ve felsefeler, insan ve kâinatın, toprak, su, hava ve ateş gibi dört temel maddeden hasıl olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu dört temel unsurdan; kuruluk, rutubet, sıcaklık ve soğukluğun da ortaya çıktığı söylenmiştir .

Bu görüş bazı İslâm filozoflarına da tesir etmiştir. Fârâbî'ye göre bu alem, göklerdeki feleklerin yardımı ile ilk dört unsurun varlığının illetidir. O, bu dört unsurun madde ile ilgileri bulunmayan saf suretler olduğunu belirtir ve devamlı hareket halinde bulunan fikirler olduğunu söyler. Bunun sonucu olarak faal aklın Ay'ın altında ve arzın üzerinde bulunan alemi idare etmekte olduğu sonucuna varır. Aynı şekilde on aklın doğrudan veya dolayısıyla Vacibü'l-Vücut'tan geldikleri için ilâhî mahiyette oldukları kabul edilir. Alemin kendisinden meydana geldiği anâsır-ı erbaa da, bu ilâhî iradeye tâbi olur. Çünkü bütün eşya ve akıllar, varlıklarını ve kudretlerini bir olan yaratıcıdan almışlardır. Sonuç olarak Fârâbî, bu âlemin ilâhî iradenin bir tecellisi olarak dört unsurun birbiriyle karışımı, bileşimi veya çözülmesinden meydana geldiğini söyler.

Ana çizgisi itibariyle vahdet-i vücudcu bir anlayış özelliği gösteren bu mesele, Batı tesirinde kalan felsefî bir kâinat açıklaması olarak göze çarpmaktadır. Dikkati çeken yönü, müslüman ilim adamlarının bu "faraziye" niteliğindeki görüşe dayanarak bazı açıklamalar yapmış olmasıdır.

Şamil İA
Kuasar Nedir?

Kevser Suresi Arapça Okunuşu

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣

Kevser Suresinin Türkçe Yazılışı ve Okunuşu

-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

1- İnnâ a’taynâ ke’l-kevser.(KUVASAR)

2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar.

3- İnne şâni’eke huve’l-ebter
Kevser Suresinin Anlamı

-Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Şüphesiz biz sana Kevser’i (KUVASAR) verdik.

2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Bizim buna 2. ve 3. ayete veriğimiz manada:

"Sana bir şans daha verdik, öyleyse çağır onları da, girdaba kapılmadan, çabucak dönsün geri gelsinler"

3- Asıl sonu kesik olan yada sonu beter "oh beter olsun" bedduasi vadir ya hani, yani "oh iste sonu beter olsun onlarin" der gibi bir bedua gibi yani) olcak olanlar ( yada iste o Girdaptan kurtulamayacak olanlar, senin düşmanların (sana buğzeden)dir yada (Seni yalanlayanlardır) bu girdap günesin icine dogru atese dogruda olabilir yada sönmüs günes kara delige dogruda olabilir yani


bu yukari internette buldugum mana halbuki ayette gecen

الْـكَوْثَرَۜ
"
Kelimesinin arapçada ki harekelerini doğru koyduğumuz da, "kuvasar" kelimesi ortaya çıkıyor yani "kevser" havuz değil hızlı hareket eden yıldizlar kümesi manasını taşıyor yani "kuvasar" kelimesi...
Ben 1997 de "Hac" görevimi ifa ettiğim (Yerine getirdiğim) sene, kabede ki ihtiyar ve hasta hacıları, uzun boylu Nijeryalılar, sırtlarına aldıklari tahtaravellinin üstünde, kabenin etrafını, hızlıca takır takır döndürüp, el (Başkaları) bir saatte tavaf ederken, O'nlar,  belki on dakika da, belki 15 dakika da o'nları tavaf ettirip, geri yerine getiriyorlar dı, çünkü sırtların da ağırlık taşıyorlar, ve hızlı hareket ediyorlar, ve birde uzun boylular,.. aynı onlar gibi, ana yıldızın etrafını, yada bir kara deliğin etrafında girdaba kapılan, ve kara deliğin etrafında hızlı hızlı dönen yıldızlar kümesine verilen isimdir "kuvasar", yada "kevser", benim keşfi bilgim ile. Yani henüz kara delik onları daha yutmamış, bazıları o girdaptan kurtulup kaçabiliyorlar, bazılarını  da kara delik  hızlı hızlı döndürüp, sonrada yutuyor...

Kuvasarlar hakkında internette bulduğum bilgiler de bunlar bu alttakiler :

https://tiryakiboard.com/showthread.php?...9#pid27439

Bu bir Karoglan Raşit Tunca Kısa Makalesi

Raşit Tunca

Schresm, 11.07.2023


Zeta Nedir?

Zita (Ζ ζ) (Yunanca:Ζήτα, Zita) Yunan alfabesinin altıncı harfidir. Fenike alfabesinin zayin Zayin harfinden gelmektedir. Yunanca dışındaki dillerde Zeta olarak bilinir. Türkçe'deki z sesi gibidir.

Örnekler

Zάρι (zari) = Zar

Zεϊμπέκης (zeibekis) = Zeybek

ζώνη (zóni) = bölge

Ζωολογία (zoologia) = Zooloji

Zeta ( Yunanca ζῆτα zē̂ta (declinable nötr), Dimotiki ζήτα (declinable neuter); majuscule Ζ, minuscule ζ) Yunan alfabesinin 6. harfidir ve Miletli sisteme göre sayısal değeri 7'dir . Antik çağda ζῆτα'nın okunuşu Yunanca [ˈdzɛːta] veya [ˈzdɛːta], Almanca'daki "klasik olmayan" telaffuz [ ˈt͡seːta ] [1] , modern Yunanca telaffuzu : [ 'zita ].

Verwendung

Kullanıldığı Yerler

    Matematikte ζ sembolü kullanılır
        zeta fonksiyonları için (örneğin riemannian )
        birliğin kökleri için bir atama olarak
        örn .
    Mühendislikte , bazen basınç kaybı katsayısı için ζ kullanılır .
    Havacılık ve uzay mühendisliğinde ζ , dümen sapmasının boyutunu belirtir . [2]
    Meteorolojide ζ girdap kuvveti anlamına gelir .
    Elektrokimyada zeta potansiyeli , elektrokinetik ölçümlerle erişilebilen ve bir elektrolitle temas halinde olan yüzeyler boyunca gelişen elektrik potansiyelini ifade eder .
    Kimyada ζ , kütle oranının simgesidir .
    Kontrol mühendisliğinde sönüm veya sönüm derecesi olarak .

Telaffuz

Argumente für σδ oder [zd]

    PIE * zd, Yunanca'da ζ olur (ör. * sísdō > ἵζω ). Eksileri: bu kelimeler nadirdir ve bu nedenle * zd'nin * dz tarafından emilmiş olması daha olasıdır (< * dj , * gj , * j ); ayrıca, /zd/ kümesinden bağlı /dz/ kümesine geçiş tipolojik olarak daha olasıdır. Her iki şekilde de gidebilirsiniz, ör. B. Mutfak > Cistin, Kolej > Colláiste, İskenderiye > Al-Iskandariya, belki exeo ~> esco, ama aynı zamanda C(es)aragusta > Zaragoza, mustaʿrab > mozárabe; Ek olarak, /zd/ kümesinden bağlı /dz/ kümesine bir değişiklik tipolojik olarak ters durumdan (zarseslilik hiyerarşisini ihlal ederdi ).
    Olmadan [sd] Yunan fonetik sisteminde (πρέσβυς, σβέννυμι, φάσγανον) arasında bir boşluk olurdu. [sb] ve [sɡ] ve sesli bir affricate [dz]'nin sessiz eşdeğeri olmaz. Eksileri:a) ile kelimeler [sb] ve [sɡ] nadirdir ve fonolojik ve (hatta daha fazla) fonotaktik kalıplardaki istisnalar hiçbir şekilde nadir değildir; b) vardı [sd] ὅσδε, εἰσδέχταιiçinde; ve c) Arkaik Yunanca'da gerçekten sessiz bir eşdeğer vardı ( [ts] > Attic,Boeotian ττ,Ionian,Dor σσ).
    Zd ve z'li Farsça isimler, Antik Yunanca'da sırasıyla ζ ve σ ile çevrilmiştir (örn. Artavazda = Ἀρτάβαζος/Ἀρτάοζος ~ Zara(n)ka- = Σαράγγαι ). Benzer şekilde, Filistin şehri Ashdod Ἄζωτος olarak yazılmıştır .
    Bazı yazıtlar, ayrı kelimelerden kaynaklanan -ς + δ- kombinasyonu için -ζ- yazmıştır, örn. B. θεοζοτος, θεος δοτος için "Tanrı vergisi".
    Bazı Çatı katı yazıtlarında -σδ- veya -ζ- için -σζ- bulunur, bu -στ- için -σστ-'ye paralel alınır ve dolayısıyla bir [zd] telaffuz ima edildi.
    σ(σ), στ: z'den önceki gibi ζ'dan önce yok olur. B. * πλάνζω > πλᾰ́ζω , * σύνζυγος > σύζυγος , * συνστέλλω > σῠστέλλω . Eksi: ν, bu konumda allofon olduğu varsayılarak /dz/'den önce kaybolmuş olabilir [z] , /ts/ gibi alofona sahipti [s] vardı: bkz.Giritli ἴαττα~ἀποδίδονσα(menteşe) ζ ile başlayanἐ-στ ile başlayan fiiller gibi mükemmel ikilemede (örn.ἔζηκα=ἔσταλται). Eksileri:a) στ ile başlayan bir fiilin en belirgin örneği aslındamükemmel ikilemede (ἕστηκαἑ-< *se-; b) /ts/ > σ(σ) olan sözcüklerde ayrıcaἐ-:Homerἔσσυμαι, -ται, Ion. ἐσσημένῳ.
    Alkman , Sappho , Alcaeus ve Theocritus, Attic ζ için σδ'ya sahiptir . Eksileri: Eğer olsaydı, gelenek bu şairler için bu özel digrafı icat etmezdi. [zd], Yunanca boyunca normal telaffuz olacaktır. Ayrıca, bu gelenek çağdaş yazıtlarda bulunmaz ve el yazmalarının ve papirüslerin imlası tarihsel olmaktan çok İskenderiye'ye aittir. Dolayısıylaσδ,Helenistik Yunancadan farklı bir telaffuz gösterir. [z(ː)] , yani [zd] veya [dz] .
    Gramerciler Dionysios Thrax [3] ve Halikarnaslı Dionysius "çift" ( διπλᾶ ) ψ, ξ harflerine ζ atamakta ve σ + δ olarak çözümlemektedir. Eksi: Romalı dilbilgisi uzmanı Verrius Flaccus ters sıraya, δ + σ'ya inanıyordu ( Velius Longus'ta , De orthogr . 51) ve Aristoteles bunun tartışmalı olduğunu söylüyor ( Metaph . 993a) (Aristoteles aynı zamanda bir [zː] telaffuz). Harfin bazen ve bazı konuşmacılar tarafından kelime sırasına bağlı olarak farklı telaffuz edilmesi bile mümkündür, örneğin İngilizce'de (genellikle) [z] olarak başlayan ancak başka yerlerde [gz] veya [ks] olarak başlayan X harfi gibi. telaffuz edilir (çapraz başvuruXerxes).
    Küçük Asya yer adlarının (βυζζαντειον, αζζειον vb.) bazı Attika transkripsiyonlarında ζ için -ζζ- gösterilir; Attic değerinin varsayılarak[zd] , bir diyalektik yaratma girişimi olabilir [dz] - kopyalanacak telaffuz; aksi durum tamamen göz ardı edilemez, ancak bu durumda bir -σδ- transkripsiyonu daha olasıdır. Bu, farklı lehçelerde farklı telaffuzların olduğunu göstermektedir. ( Slav dillerindekibenzer bir örnek içinbkz. Sırp-Hırvatça(iz)među, Rusça между , Lehçemiędzyve Çekçemezi, "arasında").

Argumente für δσ oder [dz]

    Yunanca yazıtlar neredeyse hiçbir zaman ὅσδε, τούσδε veya εἰσδέχται gibi kelimelerle ζ yazmaz , dolayısıyla bu ses ile ἵζω, Ἀθήναζε sesi arasında bir fark olmalı . Eksileri: bazı yazıtlar ζ'nın σδ gibi telaffuz edildiğini gösteriyor gibi görünüyor; dahası, σδ ile yazılan tüm kelimeler morfolojik olarak şeffaftır ve σδ ile yazılan kelimeler basitçe morfolojinin bir yankısı olabilir. (Örneğin, telaffuzun aynı olmasına rağmen morfolojinin şeffaf olduğu yerlere "reklamlar" ve olmadığı yerlere "adze" yazdığımıza dikkat edin).
    Yunancanın iki parçalı kombinasyon için özel bir sembolü olması pek olası görünmüyor. [zd] σδ ile sorunsuz bir şekilde temsil edilebilir. Öte yandan /ds/, İon alfabesindeki ψ çift harfleriyle aynı patlayıcı ve ıslıklı ses dizisine sahip olacaktır./ps/ ve ξ /ks/ , hecenin sonunda yazılı bir patlamayı önler. Eksileri:için özel bir sembol kullanma [zd], ψ için kullanmaktan daha fazla veya daha az olasılık dışı değildir. [ps] ve ξ için [ks] veya daha sonraki buluş ϛ (stigma) için [st] , sessiz muadili olur [zd] . Ek olarak, ζ'nın orijinal olarak icat edilip edilmediği açık değildir. [zd] telaffuz edildi. MikenYunancasında,bir tür perdeli ya da damak ünsüzünün özel bir simgesi vardı; ζ daha sonra haline gelen bu ses için icat edilmiş olabilir. [zd] geliştirildi. (Paralel geliştirme için, orijinal PalatalProto-Slav /tʲ/ Eski KiliseSlavcasında/ʃt/ , зд ve жд gibi kombinasyonların Rusça'da oldukça yaygın olmasına yol açan benzer gelişmeler).
    Boeotia , Elean , Laconia ve Girit'teki δδ , * zd ara adımından ziyade * dz'nin doğrudan gelişimi olarak açıklanabilir . Eksileri: a) ses gelişimi dz > dd olası değildir (Mendez Dosuna); b) ν, Laconian πλαδδιῆν (Aristoph., Lys . 171, 990) ve Boeotic σαλπίδδω'da (Sch. Lond. in Dion. Thrax 493) ζ > δδ'dan önce kaybolmuştur , bu da bu lehçelerin bir metatez
    Güney İtalya'daki Yunanlılar [dz] modern zamanlara kadar korunmuştur. Eksileri:a) bu daha sonraki bir gelişme olabilir [zd] veya [z] İtalyan etkisi altında olmak; b) eski birinden olsa bile [dz] türetilmiştir, diyalektik bir telaffuz olabilir.
    Kaba Latince yazıtlar, yerli akrabalar için Yunanca Z harfini kullanır (örneğin, zeta = diaeta ) ve Yunanca ζ, -ίζω bitişinde bir Romantizm bağlılığı ile devam eder . > İtalyan. -eggiare , Fransızca -oyer . İtalyancada ayrıca baştan sona Z vardır [dz] ve [ts] kullanıldı (Lat.prandium> It.pranzo, "öğle yemeği"). Eksileri:ζ'nıntelaffuzununiyi [dz] , [zd] veya [zː] idi,dimuhtemelen hala en yakın yerel Latince ses olacaktı; üstelik kitabeler, yazıldığı zamandan yüzyıllar sonrasına aittir. [zd] kabul edilir.

Özet

    σδ, Arkaik ve Helenistik Dönem'de yalnızca Yunanistan'ın Midilli Adası'nın ve Sparta şehir devletinin sözlerinde tasdik edilmiştir . Çoğu bilim adamı bunu bir işaret olarak kabul eder. [zd] telaffuzu bu yazarların lehçelerinde vardı.
    Xenophon'un Farsça transkripsiyonları ve gramercilerin ifadeleri telaffuzu desteklemektedir .[zd] Klasik TavanArasında.
    [z(ː)] yaklaşık MÖ 350'den kalmadır. AtticyazıtlarındaKoine'demuhtemelen değeri vardı.
    [dʒ] veya [dz] diğer bazı lehçelerde bir arada var olmuş olabilir.

Kaynak ve dipnotlar

Wikipedia


Yunuslar Hakkında (Yunus Hayvan)

Yunus, balinalar (Cetacea) takımının dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içindeki yunusgiller (Delphinidae) familyasında sınıflanan türlerin büyük çoğunluğu ile nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyasında sınıflananların tümü için kullanılan ortak addır.

Başta kıta sahanlıklarının görece sığ denizleri olmak üzere, tüm Dünya denizlerinde ve bazı nehirlerde bulunan yunuslar etobur canlılardır ve genellikle balık ve mürekkep balığı ile beslenirler. Omurgalı hayvanların içine girer. Yunusgiller (Delphinidae) familyası, balinalar (Cetacea) takımı içindeki en kalabalık familyadır üyeleri yaklaşık 10 milyon yıl önce, Miyosen devrinde ortaya çıkmıştır. Yunusların hayvanlar âleminin en zeki canlılarından olduğu kabul edilir ve arkadaş canlısı genel görünümleri ile oyuncu tavırları, onları insanların gözünde popüler bir yere koyar.

Adlandırma

En sık rastlanan yunus türü olan ve "yunus" denildiğinde ilk akla gelen canlı, 1970'li yıllarda Türkiye'de de yayınlanan ABD televizyon dizisi Flipper'ın özellikle popülerleştirdiği ve Türkçede "şişe burunlu yunus" (ya da "afalina") olarak anılan Tursiops truncatus türüdür. Ancak, yunusgiller (Delphinidae) familyasının tipik türü Tursiops truncatus değil, Türkçede "tırtak" adı ile anılan ve bayağı yunus (Delphinus) cinsi içinde sınıflanan Delphinus delphis'tir.

Yunusgiller (Delphinidae) familyası içindeki görece büyük altı tür, bu familya içinde sınıflandıkları için aslında yunus olsalar da daha çok "balina" adı ile anılır. Bu canlılar şunlardır:

    Feresa attenuata - Cüce katil balina
    Globicephala macrorhynchus - Kısa yüzgeçli pilot balina
    Globicephala melas - Uzun yüzgeçli pilot balina
    Orcinus orca - Katil balina
    Peponocephala electra - Elektra balinası
    Pseudorca crassidens - Yalancı katil balina

Dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan ve açık olarak "yunus" adı ile anılan diğer türler, nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyası içindeki dört familyada birer tür olarak sınıflanan Amazon nehir yunusu, Ganj ve İndus nehir yunusu, La Plata yunusu ve Çin nehir yunusudur.

Yine dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan Phocoenidae familyası ve bazı türleri, yunuslardan farklı olsalar da bazen "yunus" adı ile ilişkilendirilir. Örneğin İngilizcede, bu familyanın türleri için "domuz balığı" anlamına gelen bir kökten genel porpoise kelimesi kullanılır[1] ve bu kelime, özellikle gemiciler ve balıkçılar tarafından herhangi bir küçük yunusu adlandırmak için kullanılmıştır[2]. Türkçede Phocoenidae familyası için "domuz balinaları"[3][4], "nehir yunusları"[3], "liman yunusları"[5] ve "liman yunusugiller"[6] gibi adlara rastlanabilir. Bu familyanın tipik türü olan Phocoena phocaena için ise "domuz balinası"[7], "mutur"[3][8][9][10], "gerçek yunus"[9], "azak yunusu"[11] ve yalnızca "yunus"[3][5][8] adlarının kullanıldığı görülebilir.

Sınıflama

Pasifik Okyanusu'nda sürü halinde gezen yunuslar
Yunusun anatomik yapısı

Yukarıda verilmiş olan bilgiler ışığında, "yunus" ortak adı ile anılan canlıların sınıflama listesi aşağıda sunulmuştur; yalnızca ilgili familya (yunusgiller - Delphinidae) ile üst familya (nehir yunusları - Platanistoidea) ayrıntılı verilmiştir.

    Takım : Cetacea - Balinalar

        Alt takım : Odontoceti - Dişli balinalar

                Familya : Delphinidae - Yunusgiller

                    Cins : Cephalorhynchus

                        Tür : Cephalorhynchus commersonii - Alaca yunus
                        Tür : Cephalorhynchus eutropia - Şili yunusu
                        Tür : Cephalorhynchus heavisidii - Benguela yunusu
                        Tür : Cephalorhynchus hectori - Beyaz başlı yunus

                    Cins : Delphinus

                        Tür : Delphinus capensis - Uzun burunlu bayağı yunus
                        Tür : Delphinus delphis - Kısa burunlu bayağı yunus, tırtak

                    Cins : Grampus

                        Tür : Grampus griseus - Boz yunus

                    Cins : Lagenodelphis

                        Tür : Lagenodelphis hosei - Sarawak yunusu

                    Cins : Lagenorhynchus

                        Tür : Lagenorhynchus acutus - Atlantik beyaz yanlı yunusu
                        Tür : Lagenorhynchus albirostris - Beyaz burunlu yunus
                        Tür : Lagenorhynchus australis - Siyah çeneli yunus
                        Tür : Lagenorhynchus cruciger - Kum saati yunusu
                        Tür : Lagenorhynchus obliquidens - Pasifik beyaz yanlı yunusu
                        Tür : Lagenorhynchus obscurus - Gölgeli yunus

                    Cins : Lissodelphis

                        Tür : Lissodelphis borealis
                        Tür : Lissodelphis peronii

                    Cins : Orcaella

                        Tür : Orcaella brevirostris - Irrawaddy yunusu
                        Tür : Orcaella heinsohni - Avustralya küçük yüzgeçli yunusu

                    Cins : Sotalia

                        Tür : Sotalia fluviatilis - Haliç yunusu

                    Cins : Sousa

                        Tür : Sousa chinensis - Pasifik kambur yunusu
                        Tür : Sousa plumbea - Hint kambur yunusu
                        Tür : Sousa teuszii - Atlantik kambur yunusu

                    Cins : Stenella

                        Tür : Stenella attenuata - Pantropik benekli yunusu
                        Tür : Stenella clymene - Atlantik dönücü yunusu
                        Tür : Stenella coeruleoalba - Çizgili yunus
                        Tür : Stenella frontalis - Atlantik benekli yunusu
                        Tür : Stenella longirostris - Dönücü yunus

                    Cins : Steno

                        Tür : Steno bredanensis - Pürüzlü dişli yunus

                    Cins : Tursiops

                        Tür : Tursiops aduncus - Hint-Pasifik şişe burunlu yunusu
                        Tür : Tursiops truncatus - Şişe burunlu yunus, afalina

            Üst familya : Platanistoidea - Nehir yunusları

                Familya : Iniidae

                    Cins : Inia

                        Tür : Inia geoffrensis - Amazon nehir yunusu

                            Alt tür : Inia geoffrensis boliviensis
                            Alt tür : Inia geoffrensis geoffrensis
                            Alt tür : Inia geoffrensis humboldtiana

                Familya : Lipotidae

                    Cins : Lipotes

                        Tür : Lipotes vexillifer - Yangtze nehir yunusu

                Familya : Platanistidae

                    Cins : Platanista

                        Tür : Platanista gangetica - Ganj ve İndus nehir yunusu

                            Alt tür : Platanista gangetica gangetica - Ganj nehir yunusu
                            Alt tür : Platanista gangetica minor - İndus nehir yunusu

                Familya : Pontoporiidae

                    Cins : Pontoporia

                        Tür : Pontoporia blainvillei - La Plata yunusu

Yakın tarihli moleküler çözümlemeler, henüz aksi kabul ediliyor olsa da yunusgillere dahil çeşitli cinslerin tek soylu olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla, başta Stenella ve Lagenorhynchus cinsleri için geçerli olan bu durum nedeniyle, yunusgiller familyasının sınıflamasında ileriki yıllarda önemli değişiklikler olabilir.

Nehir yunusu

Nehir yunusu, balinalar (Cetacea) takımına dahil dişli balinalar (Odontoceti) alt takımındaki tek üst familya olan Platanistoidea'da sınıflanan türleri ifade eden ortak addır. Toplam dört tane nehir yunusu türü vardır ve her biri kendine ait bir familya içinde sınıflanır ).

Bu canlılar, balinalar (Cetacea) takımındaki tüm türler içinde varlığı en çok tehlikede olanlardır. Hatta, 2006 yılında gerçekleştirilen ilgili bir araştırma seferi sonucunda, Yangtze nehir yunusu (Lipotes vexillifer) türünün soyunun pratik olarak tükendiği ilan edilmiştir .

La Plata yunusu (Pontoporia blainvillei) dışındaki nehir yunuslarının yaşam alanı tatlı su nehirleridir. La Plata yunusu ise temelde denizde yaşayan bir canlıdır (bakınız: Genel ekoloji).

Adlandırma

Nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyası için Türkçede "ırmakyunusları" ifadesinin de kullanıldığına rastlanabilir.[1] Bununla birlikte, "ırmak yunusları" ifadesi ise yukarıda Amazon havzasının nehirlerinde de yaşadığı belirtilmiş olan Sotalia cinsinin "Bütün Amerikan Irmak Yunusları" olarak tanımlanmasında kullanılmıştır.[2] Aynı kaynakta, bir nehir yunusu familyası olan Platanistidae familyasından "ırmak yunus balığıgiller" olarak bahsedildiği görülebilirken, bu familyanın "Uzun Burunlu Nehir Yunusları" olarak tanımlandığına da rastlanabilir.[3]

Yunusgiller

Yunusgiller (Delphinidae), balinalar (Cetacea) takımına dahil olan dişli balinalar (Odontoceti) alt takımının bütün okyanus yunusları üyelerini içeren bir familyasıdır.

Yukarıdaki tanımdan anlaşılacağı üzere, yunusgiller familyasının üyeleri esasen açık denizlerde yaşar ve böylece, "yunus" adı ile anılan başka bir dişli balina grubu olan nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyasının türlerinden ayrılırlar. Irrawaddy yunusu (Orcaella brevirostris) gibi bazı türler ise daha çok kıyı şeritlerinde ve nehir kıyılarında bulunan istisna yunusgillerdir.

Bu familya, memeliler (Mammalia) sınıfına dahil olmasına ve dolayısıyla da kendisini oluşturan türlerin balık olmamasına rağmen, Türkçede yunusbalığıgiller olarak da anılabilir[1][2].

Yunusgiller familyası içindeki görece büyük altı tür, bu familya içinde sınıflandıkları için aslında yunus olsalar da daha çok "balina" adı ile anılır. Bu canlılar şunlardır:

    Cüce katil balina (Feresa attenuata)
    Kısa yüzgeçli pilot balina (Globicephala macrorhynchus)
    Uzun yüzgeçli pilot balina (Globicephala melas)
    Katil balina (Orcinus orca)
    Elektra balinası (Peponocephala electra)
    Yalancı katil balina (Pseudorca crassidens)

Yunusgiller familyasındaki türler, haliç yunusundaki gibi 1,2 m uzunluk ve 40 kg ağırlıktan katil balinadaki gibi 7 m ve 4,5 tona kadar değişen büyüklüklere sahiptir. Çoğu türün ağırlığı ise 50 - 200 kg aralığındadır. Dünyanın tüm denizlerinde bulunan bu canlılar, daha çok kıta levhaları üzerindeki görece sığ denizlerde yaşarlar. Hepsi etçildir ve sıklıkla balık ve mürekkep balığı ile beslenirler.

Afalina

Afalina (Tursiops truncatus), yunusgiller (Delphinidae) familyasından dünyanın bütün okyanuslarında yaygın olan bir yunus türü.

"Flipper" adlı dizi ile meşhur olan bu yunus türü, zekası yüzünden Delfinaryumlarda en çok tutulan ve eğitilen yunus türüdür. Bu yüzden bütün dünyada "Yunus" denilince ilk başta bu türün görüntüsü gelir insanların aklına. Oysa Yunus familyasının asıl örnek türü tırtak (Delphinus delphis) dır.

Özellikleri

Afalinanın rengi gri renktir, ve karın kısmı daha açık renktir. Boyu 190 cm 400 cm ve ağırlığı 650 kiloya kadar varabilir. Yeni doğan bir yavru afalina 65–105 cm boy ve 15–30 kg ağırlık ile dünyaya gelir. Koyu renkli ve orak şeklinde olan sırt yüzgeci sayesinde kolayca tanınabilir. Afalina, bütün diğer yunuslar gibi her iki saatte bir bütün en üst seviyede olan cilt hücrelerini kaybeder ve böylece vücudunun suda direncini daima düşük tutar.

Yaşam şekli

Afalinalar küçük gruplar oluşturarak yaşarlar. Bu grubun içindeki yunuslar birbirlerine çok bağlılardır. Bir gün içinde 60–100 km yüzerler, ve 500 metre derinliğe kadar dalarlar. Bir grup 2 ila 15 yunusdan oluşur, ortalama grup büyüklüğü Atlas Okyanusu'nda 5 yunusdan, Büyük Okyanus ve Hint Okyanuslarında daha fazla yunuslardan oluşur. Denizin açıklarındaki gruplar kıyılara yakın gruplardan daha büyüklerdir.

Her grubun başında olgun bir erkek yunus bulunur. Grubun gerisi dişilerden ve yavrulardan oluşur. Genç erkek yunuslar ayrı gruplar oluştururlar. Bu grublara "Bekar-grupları" denilir.

Afalinaların dili

Afalinalar birbirleri ile yüksek frekanslı sesler ile anlaşırlar; her yunusun kendine özel kimliğini belirten bir sesi (isimi) vardır. Afalinaların dili yıllardır bilimciler tarafından araştırılmaktadır. Bazı idealist bilimciler, afalinaların dili çözüldükten sonra, insanların afalinalar ile konuşabileceklerine inanırlar. Ama diğer bilimcilerin genel görüşüne göre, afalinaların bu dili sadece birbirlerine kimliklerini ve keyiflerini belirtmek için yetmektedir ve bundan daha fazla bir şey konuşamazlar.

Afalinalar da diğer balinalar ve yunuslar gibi yüksek frekanslı sesleri avlanırken kullanırlar. Bu seslerin yankılarını belli bir organları ile yakalayarak sesin yankısını görüntü olarak algılarlar.

Doğum

Yavru yunuslar bir yıl süren bir gebelik sonunda 120 cm uzunluk ile dünyaya gelirler. Doğarken ilk önce kuyrukları ile doğarlar çünkü böylece 2 saate kadar sürebilen doğumda boğulma tehlikesi yaşamazlar. Hemen doğumdan sonra anne yavrusunu su yüzüne doğru iter ve ilk kez nefes almasını sağlar. Bütün doğum boyunca doğuran anne grubun diğer yunusları tarafından çembere alınır ve olası köpek balığı saldırılarına karşı korunur. Anne yunus yeni doğan yavrusu için ilk 2 hafta hiç uyumaz ve hatta bundan sonrasında da normal uyku süresine dönmesi haftalarca sürer.

Afalinalar ortalama 25 yaşına varırlar ama tutsak tutulan afalinalarda 35 yaşına ulaşmış olanlarıda vardır.
Afalinalarda "maddi kültür"

Sydney kentindeki New South Wales Üniversitesinin batı Avustralya açıklarında yaptıkları bir araştırmada afalinaların aletler kullandıkları tespit edilmiştir. "Shark Bay"'deki Afalinalar deniz tabanından süngerler koparıp bunları gagalarına takarlar ve böylece kumun içinde saklanmış kabuklu hayvanlar ararken gagalarının yaralanmasını önlerler; Yani süngerleri eldiven olarak kullanırlar. Toplam 3.000 Afalinadan sadece 30'unun böyle yaptığını gözetleyen bilimciler, bu yunuslardan DNA örnekleri alıp bu davranışa sahip olan afalinaların birbirleri ile akrabalığı olduğunu tespit etmişlerdir. Araştırmanın sonucu olarak dişi bir afalinanın kısa süre önce bu davranışı keşif edip daima dişi yavrularına öğrettiğini ve bu yavrular anne olduklarında kendi yavrularına öğrettikleri açıklamışlardır. Böylece deniz memelilerinde ilk kez "maddi kültür" kanıtlanmıştır.
Sınıflandırma

Afalinanın tek bir tür mü, yoksa birkaç türe ayrılması mı gerektiği konusunda bilimciler arasında farklı görüşler vardır. Bazı zoologlar 3 türden bahsederler ve onları şöyle adlandırırlar:

    Atlas afalinası (Tursiops truncatus)
    Indipasifik afalinası (Tursiops aduncus)
    Pasifik afalinası (Tursiops gillii)

Son zamanlarda bu ayrım genel olarak kabul edilmemiş olsa da, Dale W. Rice adlı zoolog yazdığı yeni bir kitabında Tursiops aduncus'u ayrı bir tür olduğunu, ama Tursiops gillii'nin sadece Tursiops truncatus'un bir alt türü olduğunu savunmuştur.

Ayrıca Karadenizin afalinaları Atlas afalinasının bir alt türü olarak görülür ve Tursiops truncatus ponticus diye adlandırılır.

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

Resim Kaynak
pexels-hamid-elbaz-225869


Kuasar Nedir?

Kevser Suresi Arapça Okunuşu
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣
Kevser Suresinin Türkçe Yazılışı ve Okunuşu

-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

1- İnnâ a’taynâ ke’l-kevser.

2- Fesalli li-Rabbike ve’nhar.

3- İnne şâni’eke huve’l-ebter
Kevser Suresinin Anlamı

-Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Şüphesiz biz sana Kevser’i (KUVASAR) verdik.

2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

3- Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir


bu yukari internette buldugum mana halbuki ayette gecen
الْـكَوْثَرَۜ

kelimesinin harekeeini doğru koydu mu kuvasar kelemesi ortaya çıkıyor yani kevser havuz değil hızlı hareket eden yıldizlar kümesi manasını taşıyor yani kuvasar
Ben hac ettiğim sene kabede ki ihtiyar ve hasta hacıları uzun boylu nijeryalılar sırtlarına aladıklari tahtaravellinin üstünde kabenn etrafını hızlıca takır takır döndürüp el bir saatte tavaf ederken onlar  belki on dakikada belki 15 dakikada tavaf ettirip geri yerine getiriyorlardı çünkü sırltarında ağırlık taşıyorlar ve hızlı hareket ediyorlar aynı onlar gibi hızlı hızlı dönen yıldızlar kümesine verilen isimdir kuvasar yada kevser benim keşfi bilgim ile
kuvasarlar hakında internette bulduğum bilgiler de bunlar bu alttakiler

Kuasar (aynı zamanda yıldız benzeri bir nesne olarak da bilinir, kısaltılmış QSO), kütlesi milyonlarca ila on milyarlarca güneş kütlesi arasında değişen, bir gaz diski ile çevrili bir süper kütleli kara delik tarafından desteklenen son derece parlak bir aktif galaksi çekirdeğidir (AGN). Kara deliğe doğru düşen diskteki gaz sürtünme nedeniyle ısınır ve elektromanyetik radyasyon şeklinde enerji açığa çıkarır. Kuasarların ışıma enerjisi muazzamdır; en güçlü kuasarlar, Samanyolu gibi bir galaksiden binlerce kat daha fazla parlaklığa sahiptir.[1][2]

Bir kuasar çok uzakta bulunan radyo kaynağı olup içinde bir sürü takım yıldızı barındırır. Kuasarlar çok parlak ve enerjiktir, ilk kez kırmızıya kayma miktarları ile saptanmıştır. Bu elektromanyetik dalgaların boyları radyo dalgaları ve görünür ışığın arasındaki spektrumdadır. Bu dalgalar, galaksiler gibi geniş alanlı ışık kaynaklarından bizlere yıldız gibi görünen nokta kaynaklarından gelmektedir.

1980’in başlarına kadar bu objelerin doğası hakkında tartışmalı görüşler olsa da, şu an uzlaşılmış bilimsel kanı şu yöndedir: Kuasar çok büyük bir galaksinin merkezindeki sıkıştırılmış alandır. Ayrıca bu alanın merkezi birçok büyük kütleli karadelik çevrelemektedir. Büyüklükleri yaklaşık olarak Schwarzschild yarıçapının 10 ile 10000 katı olarak değişmektedir. Kuasar, bir karadeliğin etrafından olan büyüme diski tarafından kuvvetlendirilir.
Genel bakış
Kuasarlarda çok hızlı bir kırmızıya kayma gözlenir. Bu etki, evrenin kuasar ve Dünya arasında genişlemesinden kaynaklanmaktadır. Bu olgu Hubble yasası ile birlikte yorumlanırsa, elden edilen kırmızıya kayma miktarı kuasarların çok uzakta olduğunu belirtir. Ayrıca çok yaşlı olduklarını da ifade eder. Kuasarlar, en parlak, en geniş ve en enerjik en aktif olan objelerin merkezinde bulunmaktadırlar (ayrıca yaydıkları enerji Samanyolu'nun yaydığı enerjinin 200-400 bin katıdır). Yayılan bu radyasyon spektrumu, X-ışınları ve kızıl ötesine yakın, ultraviyole ışınları arasındadır. Bazı kuasarlar ise güçlü radyo dalgaları ve gama dalgaları yayabilirler. Kuasarların ilk fotoğraflandıklarında birkaç noktaya benzedikleri için yıldızlardan ayırt edilememişlerdir ama yaydığı dalgaların kendine özgü spektrumu incelendiğinde anlaşılabildiler. Kızıl ötesi teleskoplar ve Hubble teleskobu kullanılarak, bazı durumlarda sıcak galaksilerin kuasarlar tarafından çevrelendiği tespit edildi.

Gökyüzündeki en parlak kuasar Virgo takım yıldızında bulunan 3C 273 ‘tür. Görünür kadir derecesi 12.8 ‘dir ama mutlak kadir derecesi -26.7 ‘dir. Bu gök cismi 13 milyar ışık yılı uzakta olmasına rağmen, şayet 10 parseklik standart uzaklikta olsa güneşimiz kadar parlak olacaktır. Bu kuasarın parlaklığı, güneşimizin trilyon katı başka bir şekilde söylemek gerekirse galaksimizin yaklaşık 100 katı büyüklüğündedir. Büyük aktif çekirdekleri çok güçlü madde ve enerji ile ilişkilendirilebilir. Ayrıca tercihen kendi jetinin yönünde olur. Evren milyarlarca galaksiyi içinde bulundurmasına rağmen milyarlarca aktif olan çekirdeği ancak bugün görülebilmektedir. İstatiksel olarak belli miktardaki jet enerjisi bize doğru işaret etmeli, bazısı ise başka yöne işaret etmelidir. Bu nedenden dolayı bazen kuasarlar daha parlak görünür. Çünkü jetleri bizi hedef almıştır.

Hiper aydınlık kuasar APM 08279+5255, 1988 yılında keşfedilmiştir. Mutlak kadiri -32,2 dir. Hubble Uzay Teleskopu ve 10 m Keller teleskobu yüksek çözünürlüklü fotoğrafları yardımıyla belirlenmiştir. Bazı özel teknikleri saymazsak, bu galaksiler kuasarların yayınladıkları ışığa karşı gözükmeyecek kadar az ışık yayınlıyorlardı. Çoğu kuasarlar küçük teleskoplar tarafından gözükmez ama 3C 273 teleskobu ortalama bir bir değere sahip olmasına rağmen bir istisnadır. 2,44 milyar uzaktaki bir objeyi amatör bir ekipmanla gözlenebilen en uzak astronomik objelerden biridir.

Bazı kuasarlar görünür parlaklıkları optikal aralıkta değişir. Özellikle ve sıklıkla X-ışınlarında değişirler. Çünkü bu değişimler kuasarların tanımlanış üst limitleri için çok hızlı olur. Bu kuasarlar Güneş Sistemi’nden daha geniş değildirler. Bu parlaklık mekanizmasındaki değime olasılıklı olarak geln ışınların relativistik değişimi de etki eder. Kuasarlar için bilinen e büyük kırmızıya kayma Ulas J1120+0641 kuasarından kaydedilmiştir. Bu kırmızıya kaymanın sayısal değeri 7,085 dir.Bu değer gerçekçi bir uzaklık anlayışıyla yaklaşık 29 miyar ışık yılını işaret etmektedir.

Kuasarlar, uzaktaki galaksilerin çekirdeğindeki çok büyük kütleli kara deliklerin sahip olduğu güçlendirme maddesiyle güçlendiğine inanılıyor. Çünkü ışık çok büyük kütleli bir karadelikten kaçamaz. Bu kaçma enerjisi aslında yerçekimi bükülmesinde ve çok büyük bir sürtünme sayesinde sağlanır. Kuasarların içinde çok büyük kütleli cisimler saptanabilir.

Özellikleri

Bilinen 200000 kuasarın çoğu Sloan Sayısal Gökyüzü Araştırması (Sloan Digital Sky Survey) ile tespit edilmiştir. Gözlemlenen bütün kuasar tayfları 0.056 ile 7.085 arasında bir kırmızıya kayma (redshift) değerine sahiptir. Bu kırmızıya kaymalara Hubble kanunu uygulanarak bunların bizden 600 milyon ile 28.5 milyar ışık yılı (Comoving mesafesi olarak) arası uzaklıklarda olduğu bulunabilir. En uzak kuasarlarla aramızdaki mesafenin büyüklüğünden ve ışığın sınırlı hızından dolayı kuasarları ve etrafındaki boşluğu ancak evrenin çok eski zamanlarında var olduğu halleriyle görebiliriz.

Çoğu kuasar 3 milyar ışık yılından daha uzaktır. Kuasarlar, her ne kadar Dünya’dan bakıldığında zayıf görünseler de bu kadar uzaktan görülebilmeleri gerçekte evrendeki en parlak cisimler olmalarından kaynaklanmaktadır. Gökyüzünden görünen en parlak kuasar, Virgo takım yıldızındaki 3C 273’tür. Ortalama görünen büyüklüğü 12.8 olmakla beraber (orta boyutlu bir teleskopla görünebilecek kadar parlak) mutlak büyüklüğü -26.7’dir. 33 ışık yılı kadar bir mesafeden bakıldığında bu cisim gökyüzünde Güneş’in Dünya’da göründüğü kadar parlak görünür. Bu kuasar Güneş’in sahip olduğu aydınlığın 4 trilyon katına, Samanyolu gibi devasa galaksilerin ışık enerjilerinin toplamının 100 katına sahiptir. Bununla beraber, bu hesaplamalar kuasarın bütün yönlerde enerji yaydığı farz edilerek yapılmıştır. Bir aktif galaktik çekirdek madde ve enerjinin kuvvetli bir püskürmesi ile ilişkili olabilir ve öncelikli olarak kendi püskürmesinin yönünde yayılım yapıyor olabilir. Çoğu milyarlarca yıl önce aktif olan fakat ancak bugün görülebilen aktif çekirdeklere sahip milyarlarca galaksi içeren bir evrende –kimi diğerlerinden daha direkt bir biçimde- bize doğrulmuş olan binlerce enerji püskürmesinin olduğu istatistiksel olarak kesindir. Pek çok durumda kuasarın parlaklığı arttıkça püskürmenin bize daha direkt bir biçimde yönelmiş olması olasıdır.

Hiper aydınlık APM 08279+5255 kuasarı 1998’de keşfedildiğinde -32.2 değerinde bir mutlak büyüklüğe sahipti. Hubble Uzay Teleskopu ve 10 metrelik Keck Teleskopu sistemin yer çekimsel mercekli olduğunu göstermiştir. Bu sistemin çekimsel mercek ile ilgili bir çalışma sistemin 10 katı kadar büyütüldüğünü göstermektedir. Bu kuasar hâlâ civarındaki 3C 273 gibi kuasarlardan ciddi biçimde aydınlıktır.

Kuasarlar evrenin ilk zamanlarında çok daha yaygındı. Maarten Schmidt’in 1967’deki bu keşfi Fred Hoyle’un Kararlı Hal kozmolojisine karşı kuvvetli bir kanıtken Büyük Patlama kozmolojisinden yanaydı. Kuasarlar, devasa kara deliklerin birikme/yığılma yoluyla hızla büyüdüğü yerlerde ortaya çıkar. Bu kara delikler ev sahibi gezegendeki yıldızların kütlesiyle uyumlu bir şekilde büyürler ve henüz anlaşılmamıştırlar. Bir fikre göre püskürmeler, radyasyon ve rüzgârlar adına geri besleme denilen, ev sahibi gezegende yeni yıldızların oluşumunu durduran bir sürece neden olmuşturlar. Bazı galaksi kümelerinin merkezindeki kuasarların püskürmelerinin yarattığı radyo emisyonlarının bu kümelerdeki sıcak gazın soğuyup merkez galaksinin yüzeyine inmesini engellemeye yetecek güce sahip olduğu bilinmektedir.

Kuasarların saatlerden aylara varabilen zaman ölçeklerine sahip aydınlığı oldukça değişkendir. Bu, kuasarların aydınlanma değişikliklerinin koordinasyonuna izin verebilecek bir zaman ölçeğinde birbirleri ile temas halinde olmasını gerektirdiğinden dolayı kuasarların enerjiyi çok küçük bir bölgeden üretip yaydıklarını gösterir. Ayrıca bu, birkaç haftalık bir zaman ölçeğinde değişkenlik gösteren bir kuasarın birkaç ışık haftası kadar bir mesafeden daha uzak olamayacağı anlamına gelir. Küçük bir bölgeden büyük miktarda enerjinin salınımı yıldızlardaki nükleer enerji kaynaklarından çok daha etkili bir güç kaynağı gerektirir. Böyle büyük bir gücü sürekli üretebilecek bilinen tek süreç maddenin kara deliğe doğru düşmesi sonucu yer çekimsel enerjinin açığa çıkmasıdır. Süpernovalar ve gama ışını patlamaları gibi yıldız patlamaları da benzer bir şey yapabilir, fakat sadece birkaç haftalığına. Kara delikler 1960’larda kimi gök bilimciler tarafından fazlasıyla egzotik bulunmaktaydı. Bu gök bilimciler ayrıca kırmızıya kaymaların (redshifts) bilinmeyen birtakım bilinmeyen süreçlerden dolayı meydana geldiğini ve kuasarların gerçekte Hubble kanunun işaret ettiği kadar uzak olmadığını öne sürmekteydiler. Şu an pek çok kanıt (ev sahibi gezegenlerin optik görüntüsü, gravitational lensing vb.) kuasar kırmızıya kaymalarının Hubble genişlemesinden dolayı meydana geldiğini ve kuasarların ilk düşünüldüğü kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir.

Kuasarlar, aktif galaksilerin tüm özelliklerine sahip olmakla beraber onlardan daha kuvvetlidirler; radyasyonları kısmen termal değildir ve yaklaşık olarak %10’unun önemli miktarda rölativist hızlarda hareket eden parçacık şeklinde enerjiye sahip radyo galaksileri ile benzer biçimde püskürmelere ve loblara (lobes) sahip olduğu gözlenmiştir. Kuasarlar, radyo, kızılötesi, görünür ışık, morötesi, X ışınları ve hatta gama ışınları da dahil olmak üzere gözlemlenebilir elektromanyetik tayfın tümü üzerinde tespit edilebilirler. Çoğu kuasar dinlenme yapısındayken hidrojenin morötesine yakın 121.6 nm Lyman-alpha emisyon çizgisinde en parlak halindedir; fakat bu kaynaklardaki devasa kırmızıya kaymalardan dolayı kırmızıya doğru en yüksek aydınlatma değeri, kızılötesine yakın aralıkta 900 nm olarak gözlemlenmiştir. Kuasarların ufak bir kısmı püskürtülen maddenin ışık hızına yakın bir hızda hareket etmesinden kaynaklanan kuvvetli bir radyo emisyonu gösterir. Püskürmelere bakıldığında bunlar blazar (optik açıdan şiddetli kuasarlar) olarak görünür ve çoğu zaman merkezden ışık hızından daha hızlı bir biçimde uzaklaşan bölgelere sahiptirler (superluminal genişleme). Bu, özel rölativitenin özelliklerinden kaynaklanan optik bir göz aldanmasıdır.

Kuasar kırmızıya kaymaları görülebilir ve morötesi tayflarına hakim olan tayf çizgileri sayesinde ölçülür. Bu çizgiler, sürekli tayftan daha parlaktırlar, bu yüzden bunlara emisyon çizgileri denir. Bunlar, ışık hızının yüzde birkaçına eşit genişliklere sahiptirler. Bu genişlikler, çizgileri çıkaran gazın yüksek hızından dolayı oluşan Doppler kaymalarından kaynaklanır. Hızlı hareketler, büyük bir kütleye kuvvetli bir biçimde işaret eder. Hidrojenin emisyon çizgileri (temel olarak Lyman ve Balmer serileri), helyumun, karbonun, magnezyumun, demirin ve oksijenin emisyon çizgileri en parlak olanlardır. Bu çizgileri çıkaran atomlar nötrden yüksek seviyede iyonizeye kadar değişen bir aralıkta yer alırlar. İyondan koparılan elektronlar atomun yüksek bir biçimde yüklü hale gelmesine sebep olur. Bu geniş iyonlaşma aralığı gazın sadece sıcak olmadığını, aynı zamanda bir kuasardan saçıldığını ve böyle bir iyonlaşma aralığına sahip olamayacak yıldızlar tarafından saçılamayacağını gösterir. IRAS 18508-7815 gibi demir kuasarları düşük seviyede iyonlaşmış demirden kaynaklanan güçlü emisyon çizgileri gösterirler.

Emisyon Üretimi

Kuasarlar bütün aktif galaksilerde ortak bulunan özellikleri gösterdiklerinden dolayı kuasar kaynaklı emisyonlar, dev karadelikler tarafından hayat verilen daha küçük aktif galaksilerinkilerle rahatlıkla kıyaslanabilir. 1040 wattlık bir aydınlatma (tipik bir kuasarın aydınlığı) yaratabilmek için bir dev kara deliğin her sene 10 yıldıza eşdeğer madde tüketmesi gerekmektedir. Bilinen en parlak kuasarlar her yıl 1000 güneş kütlesine eşit madde yutar. Bunların en büyüğünün dakikada 600 Dünya’ya eş değer madde yuttuğu tahmin edilmektedir. Kuasarlar, etraflarına göre “açılabilir” ve “kapanabilir”. Kuasarlar 10 milyar yıl boyunca aynı hızda beslenemeyeceği için bir kuasar etrafındaki gazı ve tozu biriktirmeyi bitirdikten sonra sıradan bir galaksiye dönüşür.

Kuasarlar aynı zamanda Büyük Patlama’daki yeniden iyonlaşmanın sonuyla alakalı ipuçları da sunar. Bilinen en eski kuasarlar (kırmızıya kayma ≥ 6) bir Gunn-Peterson trofu gösterirler ve önlerinde zamanında galaksiler arası ortamın nötr gaz olduğuna işaret eden absorpsiyon bölgeleri vardır. Bu durum, galaksiler arası ortamın yeniden iyonlaşmaya giderek plazmaya dönüştüğünü ve nötr gazın sadece küçük bulutlarda var olduğunu gösterir. Kuasarlar helyumdan daha ağır elementlerin kanıtlarını göstermektedir. Bu durum, galaksilerin devasa bir yıldız oluşturma evresinden geçerek Büyük Patlama ve gözlemlenen ilk kuasarlar arasında geçen zamanda popülasyon III yıldızlarını yarattığına işaret etmektedir. Her ne kadar doğrulanmamış olarak kalsa da, bu yıldızların ışığı 2005 yılında NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu ile gözlenmiş olabilir.

Perdelenmemiş/gizlenmemiş her aktif galaksi gibi kuasarlar da güçlü X ışını kaynakları olabilir. Radio şiddetinde kuasarlar aynı zamanda püskürmelerin içindeki radyo çıkaran düşük enerjili fotonların ters Compton dağılımına uğraması ile gama ve X ışınları da üretebilirler.

Gözlem tarihi

İlk kuasar (3C 48 and 3C 273) 1950'lerin başlarında Allen Sandange ve diğerleri tarafından keşfedildi. Diğer radyo kaynakları görünür değildi.Küçük teleskoplar ve Lovell teleskopu kullanılarak çok küçük boyutta ve evrensel büyüklükte olduğu gösterildi.Bu objelerin yüzlercesi 1960 yılında kayı altına alındı ve Cambridge Üniversitesi nin kataloğunda gösterildi.Astrnomi uzmanlarıda bu konu hakkında bilgi sahibi oldular ve bu objelerden olabilecek her yeri taradılar.1960 yılında radyo kaynağı olan 3C 48 oliptik bir cisme bağlandı.Gök bilimciler sönmüş mavi yıldızın frekans kaynağını ve ışık saçması yaptığı yeri tespit ettiler.Geniş ve bilinmeyen emisyon çizgilerine sahip bu anormal spectrumlar John Bolton tarafından anormal olan bir durum olarak kabul edildi

1962 yılında sınır aşıldı.Diğer radyo kaynağı, 3C 273 ayın beş engeli tarafından tutulmaya uğratıldı.Cyril Hazard ve John Bolton Parkes Radio Teleskopunu kullanarak tutulmaları incelerken ölçüm yaptılar.Bu gözlemleride Maarten Schmit bu objeleri tamamladı ve Palomar Dağı nda 200 inçlik Hale Teleskopunu kullanarak saçılmaları gözlemleyerek kaydetti. Bu saçılmalar diğer emisyon dalgaları gibiydi.Schmit Hidrojen in saçılma uzunluğunun %15.8 olduğunu söylemiştir.Bu gözlem bize 3C 273 ün 47.0000 km/s hızla düşüyor olduğunu göstermiştir. Bu gözlem aynı zamanda kuasarların gözlem tarzını değiştirdi ve diğer radyo kaynaklarının emisyon uzunluklarını bulmamıza imkân sağladı.

Bolton un önceki tahminlerine göre 3C 48 in kızıla kayma oranı normal ışığın %37 si olacaktı.İlk olarak kuasar terimi Çin doğumlu Amerikalı fizikçi Hong-Yee Chiu tarafından 1964 yılında ortaya atılmıştır.Halen fizikçilere göre kuasarlar merak konusudur.Bu güne kadar bu objeler Quasi Staller radyo kaynakları olarak tanımlanmıştır. Çünkü bu objeler zaten bilinmiyordu. Uygun terimleme ancak bu objelerin yapısı ile ilgili olabilirdi. Kolaylık olması için bu cisimlere biz kuasar diyeceğiz. Daha sonraları radyo emisyonuna sahip olmayan(%10 kadar)birçok kuasar bulundu. Bu cisimleri tanımlarken ‘QSO’ kısaltmasını kullanacağız. Bu kısaltma (quasi-Stellar Object) anlamına gelmektedir. Başka bir düşünceye göre kızıl renk uzayın genişlemesinden değil ışığın çok büyük orandaki yerçekimi ne karşı koymasından kaynaklanıyordu. Yeterli kütleye sahip Hayashi limitini aşan yıldızlar ancak böyle davranabilirdi.

Bu kuasarlar sınırlı kuasar emisyon çizgilerini ancak bulutsu tipindeki gazların sıcak formlarında yayılabilirdi.Aynı zamanda bu kuasarlar gözlenebilir ölçüde gücü düşük yoğunlukta yüksek çekim kuvvetinde verirler.Bize göre uzak olan uzaydaki kuasarlar hakkında görüşler vardı. Kuasarlar hakkındaki en güçlü iddia ise nükleer tepkimelerin kuasarların enerjilerini oluşturduğu yönündeydi. Diğer bir görüş ise kuasarların düzenli bir antimaddeden oluştuğu yönündeydi. Bu iddialara ek olarak kuasarlar çok parlaktı. Diğer bilim insanları ise kuasarların karadeliğe benzer başka bir gökcisminin bir uzantısı olduğu yönündeydi.

1970 yılındaki disk enerji modellemesine göre kuasarların çok parlak ve enerji yüklü oldukları gösterilmişti. Günümüzde de birçok araştırmacı tarafından kuasarların varlığı kabul edilmiştir. Einstein in genel görelilik teorisine göre 1979 yılında iki kuasar gözlemlenmiştir.0957+561 1980'lerde bu kuasar modellemeleri aktif galaksiler olarak geliştirilmişti. Büyük kısım ise basit bakış açısıyla düşünerek kuasarları blazarlar ve radyo galaksileri olarak sınıflandırabileceğimizi belirtmiştir. Quasarların büyük bir biçimde ışık saçmaları merkezlerindeki büyük kütlelerle ve bu kütlelerin % 10 unun enerjiye çevrilmesiyle açıklanabilir. P-P zincir reaksiyonuna göre bu enerjinin % 0.7 si güneş gibi yıldızlarda enerjiye dönüşüyordu.

Bu mekanizmaya göre kuasarlar evrenin ilk aşamalarında bile mevcuttu. Bu kuasarlar büyük kütleli kara delikler olduklarında etraflarındaki gazları ve tozları yutuyordu. Bunun anlamı ise bizim bulunduğumuz Samanyolu Galaksisinde ve diğer Galaksilerde aktif bir biçimde her zaman gerçekleşiyor olmasıdır. Bu zamanlarda durağan bir şekilde varlığı devam edem kuasarlar vardır. Bunun sebebi ise çevrelerinde kendisini besleyecek bir maddenin kalmamış olmasıdır. Bu sebepten ötürü ışıma yapamazlar
Göksel referans sistemlerinin rolü
Kuasarlar gökyüzünde bir ölçüm çubuğu kurulan yararlı referans noktalarıdır, çünkü onlar aşırı uzak, parlak ve belirgin boyutta küçüktür. International Celestial Reference System (ICRS) yüzlerce ekstra galaktik radyo kaynaklarına, çoğunlukla bütün gökyüzüne dağılmış kuasarlara dayanmaktadır. Çünkü onlar çok uzak, onlar bizim mevcut teknolojimize göre görünüşte durağandır, fakat onların pozisyonu Very Long Baseline Interferometry ile en uzak doğruluk ölçülebilinir. Çoğunun pozisyonları 0.001 arcsecond ya da dahası (büyüklük sıralaması en iyi optik ölçümlerden daha kesin) bilinilir.

Çoklu kuasarlar

Çoklu görüntülenmiş bir kuasar yer çekimi merceğine (aynı kuasarın çift, üçlü ya da dört katlı şekilleriyle sonuçlanan) maruz kalan bir kuasarın ışığıdır.1979 da, ilk keşfedilen yerçekimi merceği çift resmedilmiş kuasardır Q0957+561 (ya da ikiz kuasarlar).İki ya da daha fazla kuasarların gruplaşması tesadüf hizalanmasından, fiziksel yakınlık, gerçek yakın fiziksel çekimden ya da iki ya da daha fazla görüntünün içindeki yalnız bir kuasarın ışığı büken yer çekiminin etkilerinden kaynaklanır.

Aynı yerin etrafında bulunan üç ya da daha ayrı kuasarların olasılığı çok düşüktür, çünkü kuasarlar nadir objelerdir.İlk doğru üçlü kuasar 2007 de gözlemlerle W. M. Keck Observatory Mauna Kea Hawai’de bulunuldu.1989 da LBQS1429-008 (ya da QQQ J1432-0106) ilk olarak gözlenildi ve bir çift kuasar bulunuldu; kendisinin nadir oluşumu. Gök bilimciler üçüncü üyeyi keşfettiğinde, onlar kaynakların ayrı olduğunu ve yer çekimsel merceğin sonucu olmadığını onayladı.Bu üçlü kuasarın bir z=2.076 (10.5 milyar ışık yılına eşdeğer) redshift’i vardır. Bu parçalar tahmin edilmiş 30-50 kpc (eşleşen galaksilerin kendine özgü) ayırıldı. Üçlü kuasarın mercekleşme tarafından oluşturulan bir diğer örneği PG1115+08 dir.

2013'te, ikinci gerçek üçlü kuasarlar QQQ J1519+0627 z=1.51 (yaklaşık 9 milyar ışık yılı) redshift ile gök bilimcilerin uluslararası takımı tarafından Insubria Ünivesitesi Farina liderliğinde bulunuldu, bütün sistem 25’’ içinde barındırılır ( 200 kpc tahmini uzaklık). Takım, European Southern Observatory’ ın (ESO) yeni teknoloji teleskoplarla (NTT) La Silla Observatory den toplanan ve Centro Astronomico Hispano Aleman (CAHA) ‘nın 3.5 metre teleskopuyla Calar Alto Observatory’ deki gözlemlerden verilere ulaştı.

İki kuasarın neredeyse aynı yönde olduğu Dünya’dan görünüldüğü üzere onların yalnız kuasar olduğu görünür fakat teleskopların kullanımından ayırılabilir, onlar çift kuasar olarak ima edilir örneğin İkiz Kuasar. Bunlar iki farklı kuasarlardır, yer çekimsel merceği aynı kuasar değildir. Bu gruplaşma optik çift yıldızla benzerdir. İki kuasar, kuasar çifti, belki yakından zaman ve uzayla alakalı olabilir ve yer çekimsel birbirine bağlanmış olabilir. Bu kuasarlar aynı galaksi kümesinde yer alabilir. Bu gruplaşma yıldız kümesinde iki öne çıkan yıldıza benzer. ‘’İkili kuasar ‘’ yakın olarak yer çekimsel olarak bağlantılı olabilir ve etkileşen galaksi çiftini oluşturabilir. Bu gruplaşma bu ikili yıldız sistemine benzerdir.

İkiz Kuasar

İkiz Kuasar, SBS 0957+561, TXS 0957+561, Q0957+561, QSO 0957+561 A/B olarak belirtilen isimleri de vardır. Çift bileşenli ve çifte görüntülenen, tanımlanan ilk kütleçekimsel mercek sistemidir. Büyükayı takım yıldızı yönünde bulunan NGC 3079 isimli gökadanın, 10 yay-dakika kuzeyinde yer alır.

Kütle Çekimsel Mercek etkisi

Kuasar dan Dünya'ya ulaşan ışık, Dünya ile kuasar arasında bulunan cisimlerinin çekim etkisi ve uzay-zaman eğriliği nedeni ile kırılarak gelir. Bu etkiye kütleçekimsel mercek etkisi denir. Dünyadan 3,5 milyar ışık yılı uzaklıkta olan eliptik galaksi YGKOW G1[1] ile Dünya arasında İkiz Kuasar vardır. Bu nedenle eliptik galaksiden gelen ışık, yoğun ve çift göz olacak şekilde iki farklı yol izler. Bir yolun diğerinden 416 gün daha fazla olduğu hesaplanmıştır. İkiz kuasarların ayrılmış görüntüleri (A ve B) arasında 6,1 yay-saniye mesafe bulunur. Görünürdeki kırmızı ışık kırılmaları; kuasar 17mag, A bileşeni 16,7mag ve B bileşeni 16,5mag büyüklüğündedir.
Tarihçe

Kuasar QSO 0957+561A/B; Dennis Walsh, Robert Carswell ve Ray Weymann liderliğindeki Anglo-Amerikan ekibi tarafından 1979 baharında, Kitt Peak Gözlemevinde 2,1 metrelik teleskop kullanılarak keşfedildi. Ekip, kuasarların alışılmadık şekilde birbirine yakın olduğunu ve görülebilir bölgede kırmızıya kayma ve ışık spektrumunun oldukça benzer olduğunu tespit etti. Böylece ilk kez kütleçekimsel mercek etkisi ile görünen Kuasar bulunmuş oldu.[2]

İlk kez 1915 Yılında tanımlanan doğrudan gözlemlenebilir kütleçekimsel mercek etkisi kısa zamanda profesyonel gök bilimcilerin dikkatini çekti ve Albert Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi için önemli bir kanıt oldu.[3]

David Roberts liderliğindeki bir ekip 1979 yazında, ikiz kuasar'ın radyo dalgaları arasında farklar olduğunu belirledi. Böylece kuasar A ve kuasar B olarak isimlendirildi.[4] İki kuasar arasındaki mesafe 6 yay-saniye olarak hesaplandı.

1983 yılında Marc V. Gorenstein liderliğindeki bir ekip, eksensel simetrik (yansıtılmış-görüntülü) VLBI (Very Long Baseline İnterferometri) tarafından üretilen yüksek çözünürlüklü fotoğraflar yardımıyla göreli jetleri keşfetti. Diğer keşiflerle bir gökada kümesinin parçası olan galaksi G1'in varlığı ortaya çıktı.

Kuasar A ve B arasında hafif spektral farklılıkların olduğu ve buna da galaksiler arası ortam yoğunluk farklılıklarının neden olduğu kabul edildi.[5]

30 Yıl boyunca yapılan gözlemler neticesinde kuasar A'nın görüntüsünün kuasar B'nin görüntüsünden 14 ay önce dünyaya ulaştığı ve aralarındaki farkın 1,1 ışık yılı olduğu belirlenmiştir.

1996 Yılında Harvard Üniversitesi Smithsonian Center'da görevli Rudy E. Schild liderliğindeki ekip, bir gezegen boyutunda ve üç dünya kütlesinde kütleçekimsel mercek etkili galakside bir anomali fark etti ve bundan faydalanarak erken evrendeki ince yapıların kütleçekimsel mercek etkisi yardımı ile gözlenebileceğini fark etti. Kütleçekimsel mercek etkisinden faydalanılarak en uzak gezegenin 4 milyar ışık yılı uzakta olabileceği tahmin edildi.[6]

Kaynak ve Dipnotlar

Wikipedia

Resim

Wikipedia arschive Avrupa Güney Rasathanesi

Güneşin 2 milyar katı kütlesinde bir karadelik tarafından beslenen, ULAS J1120+0641 kuasarının, sanatsal bir gösterimi. Sahibi: ESO/M. Kornmesser
"Most Distant Quasar Found". www.eso.org (İngilizce). 2 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Mart 2022.

Avrupa Güney Rasathanesi (İngilizce: European Southern Observatory) ya da daha resmî adıyla Avrupa Güney Yarımküre Astronomik Araştırmalar Organizasyonu hükûmetlerarası bir astronomi araştırma organizasyonudur ve Avrupa Birliği üyesi olan 12 devlet ile İsviçre tarafından desteklenmektedir. 1962 yılında kurulmuştur ve daha çok işlettiği, aktif optiğin öncülerinden olan New Technology Telescope (NTT) (Yeni Teknoloji Teleskop) ve dört adet 8 metre sınıfındaki teleskopa sahip olan Very Large Telescope (VLT) (Çok Büyük Teleskop) gibi Dünya'nın en büyük teleskopları ile üne kavuşmuştur.

Sahip olduğu birçok gözlem tesisi sayesinde çok sayıda astronomik keşif yapılmış ve astronomik kataloglar için çok sayıda veri elde edilmiştir. Bunların arasında en son keşiflerden biri de insanoğlu tarafından görülmüş en uzak galaksi olan Abell 1835 IR1916 galaksisidir. 2005 yılında, 260 ışık yılı uzaklıktaki bir kahverengi cücenin yörüngesinde olan 2M1207b adlı bir exolar gezegenin ilk resmini sağlamıştır.

Tesisleri

Gözlem tesislerinin çoğunluğu Şili'dedir ve merkezi ise Almanya'da Münih yakınlarındaki Garching kentindedir. ESO Şili'deki Atacama Çölü'nde bulunan üç rasathanesini işletmektedir:

    La Silla Rasathanesi
    Llano de Chajnantor Rasathanesi
    Paranal Rasathanesi, Very Large Telescope buradadır.

ESO'nun en heyecan verici projelerinden biri de Overwhelmingly Large Telescope (OWL) projesidir ve imal edildiğinde Dünya'daki en büyük teleskop olacaktır.


Catherine Zeta-Jones Kimdir? Biyografisi

Catherine Zeta-Jones (d. 25 Eylül 1969), Galler doğumlu oyuncu.[1]

Swansea'da doğdu ve büyüdü. Küçük yaşlardan beri tiyatroya ilgi duydu. Gençlik zamanlarında West End prodüksiyonu olan Annie ve Bugsy Malone müzikallerinde rol aldı. Londra'da Arts Educational Schools'da eğitim gördü ve yetişkinlik evresinde başrol olarak oynadığı 42nd Street müzikalinde oynadı. Ekrandaki sahne alışı ise bir Fransız-İtalyan filmi 1001 Nights (1990) oldu ve İngiliz TV dizisi The Darling Buds of May'de (1991–93) oynadı. İngiliz filmlerinde kendisine sürekli aynı rolün verilmesinden sıkıldı ve Los Angeles'a taşındı.

The Mask of Zorro (1998) ve Entrapment (1999) filmleri ile Hollywood'da yer aldı. Traffic (2000) filminde intikamcı hamile bir kadını ve Chicago'da (2002) katil bir şarkıcıyı canlandırdı. Zeta-Jones'un Akademi Ödülü ve BAFTA kazandığı ödüller arasındadır. Intolerable Cruelty (2003),  Ocean's Twelve (2004), The Terminal (2004) ve romantik komedi olan No Reservations (2007) gibi filmlerde başrol oynadı. A Little Night Music (2009) filmi ile Tony Award'ı kazandı. 2010'da aralıklı olarak çalıştığı psikolojik gerilim türünde Side Effects (2013) ve aksiyon olarak Red 2 (2013) filmleri bulunmaktadır.

2010'da Akademi ödülü, BAFTA ve Tony Award'dan sonra film endüstrisi ve insani olarak çabalarından ötürü İngiliz Kraliyet Onur Nişanı'na layık görüldü. Çeşitli yardım kuruluşlarını desteklemekte öne çıkan bir ünlüdür. Depresyonla ve bipolar II disorder ile mücadelesi medya tarafından detaylıca belgelendirilmiştir.

Oyuncu Michael Douglas'la evlidir. Bu evlilikten 1 erkek (Dylan) ve 1 kız (Carys) çocuğa sahiptir.

Filmografi

1990 Les 1001 nuits Scheherazade 1001 Nights
1992 Christopher Columbus: The Discovery Beatriz
1993 Splitting Heirs Kitty
1995 Blue Juice Chloe
1996 The Phantom Sala
1998 The Mask of Zorro Eléna (De La Vega) Montero
1999 Entrapment Virginia Baker
1999 The Haunting Theo
2000 High Fidelity Charlie Nicholson
2000 Traffic Helena Ayala
2001 America's Sweethearts Gwen Harrison
2002 Chicago Velma Kelly
2003 Sinbad: Legend of the Seven Seas Marina Seslendirme rolü
2003 Intolerable Cruelty Marylin
2004 The Terminal Amelia Warren
2004 Ocean's Twelve Isabel Lahiri
2005 The Legend of Zorro Eléna (De La Vega) Montero
2007 No Reservations Kate Armstrong
2007 Death Defying Acts Mary McGarvie
2009 The Rebound Sandy
2012 Rock of Ages Patricia Whitmore
2012 Lay the Favorite Tulip Heimowitz
2012 Playing for Keeps Denise
2013 Broken City Cathleen Hostetler
2013 Side Effects Dr. Victoria Siebert
2013 Red 2 Katya Petrokovich
2016 The Godmother Griselda Blanco Filming
2016 Dad's Army Rose Winters

Televizyon

1991–93 The Darling Buds of May Mariette ITV series (ana rol; all episodes)
1994 The Return of the Native Eustacia Vye Hallmark Hall of Fame movie
1994 The Cinder Path Victoria Chapman ITV miniseries
1995 Catherine the Great Catherine II A&E movie
1996 Titanic Isabella Paradine CBS miniseries
2022 Wednesday NetflixDizisi

Kaynak ve Dipnotlar


Dipnotlar

Kaynak

Wikipedia

Wikipedia

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)