MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,281 » Forum posts: 5,872 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Ferdi Tayfur Kimdir? Biyografisi
Ferdi Tayfur (d. 15 Kasım 1945, Adana), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı, sinema yönetmeni ve oyuncusu.
Toplamda dokuz defa Altın Plak Ödülü kazanan sanatçı sinema filmlerinde de yer alan kendi yazdığı şarkılarla ünlenmiştir. 30'dan fazla albüm ve 30'un üzerinde film yapan 1982 yılında ise kendi adına Ferdifon Plakçılık şirketini kuran sanatçı 2009 yılında da inşaat sektörüne girdi.[1]
Hayatı
Ferdi Tayfur, 15 Kasım 1945 tarihinde doğmuştur. Adana'nın Yüreğir ilçesine bağlı Taşçı köyünde doğan sanatçıya adını dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur'un hayranı[2] babası Cumali Bey koymuş, oğlunun eğitimine düşkün olan Cumali Bey'in pavyon çıkışı öldürülmesi ile eğitim hayatı sona eren sanatçı yoksul ve trajik bir hayat[3] yaşadığını, babasının ölümünden sonra annesinin evlendiğini, kendisinin de okumak istediğini ancak imkanlar yüzünden bunu gerçekleştiremediğini söylemiştir.[3] Henüz çocukluk yıllarında üvey babasının bulduğu şekerci dükkanında çıraklık yapan sanatçı okumayı iş hayatında öğrendiğini söylemiştir.[3] Daha sonraları çiftlikte çalışarak ailesinin geçimine katkıda bulunan Tayfur aynı yıllarda düğünlerde şarkı söylerken yerel gazetede Adana Radyosu'nun müzik yarışması ilanını görür[3] ve yarışmaya katılır. Ancak birinciliği kazanamaz ve ikinci olur, üvey babasının engellemelerine karşı İstanbul'a gelip Lunapark Gazinosu'nda iş bulur ve Nurten İnnap'a bağlama çalmaya başlar. Daha sonra Leyla / Aşkınla Beni Öldürdün adlı ilk plağını doldurur ve bu plağından 500 lira kazanır.
Ferdi Tayfur 1968 yılında Seda Plak ile iki plaklık anlaşma yapar ancak beklenen ilgiyi görmez. Akabinde yeniden Adana'ya döner ve çiftlikteki işlerin başına geçer, diğer yandan müzik çalışmalarına devam eder ve üç yıl aranın ardından yaptığı Huzurum Kalmadı adlı plağı yayınlanır. 1973 yılında ise Görsev Plak adına yaptığı Dur Dinle Sevgilim / Kır Çiçekleri adlı 45'lik ile çıkış yakalar. Yine 1974 yılında yaptığı Yüreğimde Yara Var / Bana Gerçekleri Söyle adlı 45'lik ile adını duyurur. 1975 yılında Elenor Plak'a transfer olur. Önce Bırak Şu Gurbeti, ardından Çeşme adlı şarkısı ile adını duyurur.[4]
Müzik kariyeri
Besteler yaparak müzik kariyerinde ilerlediği yıllarda nikahlı olduğu Zeliha Hanım ile mütevazı bir törenle 1974 yılında evlenen Tayfur'un ilk plağı iyi satış yapmış ama ancak maddi sıkıntıları nedeniyle Elenor Plak'ın sahibi Atilla Alpsakarya'nın girişimiyle sanatçının bestelediği iki şarkı Gülden Karaböcek'e satılmış akabinde plakları art arda yayınlanan sanatçı asıl çıkışını "Çeşme" şarkısı ile yakalamış, 1976 yılında aynı isimle Necla Nazır ile başrolünde oynadığı ilk sinema filmi vizyona girmiştir. Filmi 12 milyon kişi izlemiştir.[5]
1992 yılında çıkardığı Prangalar albümü 5 milyon rakamıyla Türkiye'nin en çok satan albümlerinden olup, Ferdi Tayfur'un en çok satan albümüdür.[kaynak belirtilmeli]
Kasetlerin yanında konserler de verdi. 1993 yılında Gülhane Parkı'nda verdiği konsere 200.000 kişi katılarak rekor kırmıştır.[6]
HAAKINDA KISACA
Ferdi Tayfur
Doğum adı Ferdi Tayfur Turanbayburt
Unvanı Ferdi Baba · Kral Ferdi • Ferdi Abi
Doğum 15 Kasım 1945 (77 yaşında)
Taşçı, Yüreğir, Adana, Türkiye
Tarzlar Arabesk · fantezi müzik · Türk sanat müziği
Meslekler Şarkıcı · söz yazarı · besteci · oyuncu · senarist · yapımcı · aranjör
Çalgılar Bağlama, Elektro bağlama, klasik gitar, akustik gitar, bass gitar, Elektrogitar, kanun, tambur, ut, vokal
Etkin yıllar 1967-günümüz
Müzik şirketi Elenor · Ferdifon
Eş Zeliha Turanbayburt (e. 1974)
Çocukları 5
İlişkiler Necla Nazır
(1976-2007)
Habibe Ümyanı Demir (1990-2010)
Önemli çalgılar
Bağlama, gitar
Özel hayatı
Sanatçının 16-17 yaşlarındayken birliktelik yaşadığı bir kadından Timur adında bir oğlu vardır. Sonrasında resmi nikâhlı ilk ve tek eşi olan Zeliha Hanım'dan iki kızı (Tuğba ve Funda) olmuştur.
Yaklaşık 30 yıldır birlikte yaşadığı 2007 yılında ayrıldığı sinema oyuncusu Necla Nazır'dan ses sanatçısı Tuğçe Tayfur adında bir kızı bulunuyor. Necla Nazır ile birlikteyken ilişki yaşadığı Habibe Ümyani Demir'den sanatçının Ferdi Taha adında bir çocuğu vardır.
Sanatçı 2010 yılında, uzun yıllar sonra resmi nikâhı hâlâ devam eden ilk eşi Zeliha Turanbayburt ile beraber yaşamaya başlamıştır. Yaşantısını uzun süredir Marmaris'te sürdürmektedir.[7]
Diskografi
1976 Ferdi 77 Elenor Müzik
1977 Batan Güneş
1978 Son Sabah
1979 Yuvasız Kuşlar
1980 Nisan Yağmuru
1981 İnsan Sevince
1982 Ben De Özledim Odebs Plak
1983 Sen De Mi Leyla
1984 Yaktı Beni
1985 Kurtuldum Ferdifon Müzik
1986 Haram Oldu
1987 İçimde Bir His Var / Ya Benimsin Ya Toprağın
1988 Naz Etme / Canına Okuyacağım
1989 Allah'ım Sen Bilirsin
Gülhane'den Sevgilerle Konser albümü
1990 Hoşçakal
1991 Gelirsen / Bana Da Söyle
1992 Prangalar
1994 Mor Güller / Fadime'nin Düğünü
1995 Dünya / Bir Şarkı Seç Kendine
1996 Zaman Tüneli Arşiv 1
1997 Of Dağlar
1998 Ferdi Tayfur Klasikleri Arşiv 2
1999 Yoksun / Kör Talih
Zengin Olursam
2001 Zaman Tüneli Arşiv 3
2002 İnceden
2003 Durun Ayaklarım
Yandı Gönlüm Maxi Single
2004 Bir Demet Gül
2006 Aşkın Cezası
2007 Gençliğimin Şarkıları
2009 Boynu Bükük Şarkılarım
45'likler
Tayfur Seda Plak'tan 6, Gen Plak'tan 1, Kader Plak'tan 2, Görsev Plak'tan 5, Elele Plak'tan 1, Elenor Plak'tan 9 olmak üzere hayatı boyunca toplam 24 adet 45'lik plak çıkarmıştır.
Yıl Albüm Şirket Notlar
1967 Derdim Nedir Sormuyorlar / Melekler Güler Yüze Seda Plak Plak No 532
1968 Leyla (Gazelli) / Aşkınla Beni Öldürdün Plak No 533
Tatlı Çingenem / Adananın Barajında Plak No 553
Eyvah (Gazelli) / Sürtük Plak No 554
1969 Dünya Ahret Kardeşimsin / Bilememki Deli Gönül (Gazelli) Plak No 557
Bu Kara Sevda (Gazelli) / Dilek Kapısı Plak No 558
1970 Kaderimsin (Gazelli) / Çok Bekledim Gelmedin Sevgili Yarim Gen Plak Plak No 7
1971 Gözlerimi Duman Bürüdü Gayri / Nerelerdesin Ceylanım Kader Plak Plak No 015
Yapıştı Canıma Bir Kara Sevda / Allah Şahidim Olsun Plak No 017
1972 Mahkumların Duası / Mahşer Günü Görsev Plak Plak No 29
Sana Kaderimsin Dedim / Postacılar Plak No 30
1973 Dur Dinle Sevgilim / Kır Çiçekleri Plak No 44
1974 Yüreğimde Yara Var / Bana Gerçekleri Söyle Plak No 49
Ne Bilirdim Ki / Sakın Düşme Plak No 61
1975 Akşam Güneşi / Çiçekler Açsın Elele Plak Plak No 101
Bırak Şu Gurbeti / Sevdalılar Beni Anlar Elenor Müzik Plak No 1038
Çeşme / Muhtaç Etme Beni Plak No 1043
1976 Alıştım / Yağmur Gözyaşım Plak No 1047
Yadeller / Ağlamazsam Uyuyamam Plak No 1050
1977 Vazgeç Felek / Derbeder Plak No 1057
Benim Gibi Sevenler / Söz Geçmiyor Gönlüme Plak No 1066
1978 Merak Etme Sen / Söz Veriyorum Plak No 1073
1979 Hapishane (Görüş Günü) / Gönül Oyunu Plak No 1077
1980 Durdurun Dünyayı / Boynu Büküğüm Plak No 1093
Ödüller
1975: 1. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Bırak Şu Gurbeti - Sevdalılar Beni Anlar)
1975: 2. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Çeşme - Muhtaç Etme Beni Plağıyla)
1975: 3. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Yağmur Gözyaşım - Alıştım Plağıyla)
1975: 4. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Yadeller - Ağlamazsam Uyuyamam Plağıyla)
1976: 5. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Derbeder - Vazgeç Felek Plağıyla)
1976: 6. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Benim Gibi Sevenler - Söz Geçmiyor Gönlüme Plağıyla)
1978: 7. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Merak Etme Sen - Söz Veriyorum Plağıyla)
1979: 8. Altın Plak Ödülü Elenor Plak. (Hapishane Görüş Günü - Gönül Oyunu Plağıyla)
1980: 9. Altın Plak Ödülü (İnsan Sevince Long Plağıyla - İnsan Sevince, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nde bugünkü Rusya’da basılan ilk Türk Sanatçısı albümüdür.)
1992: MÜYAP 1991 Yılı Arabesk Dalında En çok Albüm Satan Sanatçı Ödülü
1993: Gülhane Konserleri Ödülü (Bir Alana En Çok Seyirci Toplaması nedeniyle (Yaklaşık 200.000 Kişi) Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tarafından Verilmiştir.)
1994: En İyi Arabesk Erkek (Fadime'nin Düğünü)
1995: Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü Tarafından Verilen Çevre Ödülü
1995: IFA İstanbul FM Altın Ödülü
1994: 1. Kral Tv Türkiye Video Müzik Ödülleri En iyi Arabesk Fantezi Müzik sanatçısı ödülü (Fadime'nin Düğünü Şarkısıyla)
1995: 2. Kral Tv Türkiye Video Müzik Ödülleri En İyi Arabesk Fantezi Müzik Sanatçısı ödülü (Yağmur Çamur Şarkısıyla)
1999: 6. Kral Tv Türkiye Video Müzik Ödülleri En iyi Arabesk Fantezi Müzik sanatçısı ödülü (Bağbozumu Şarkısıyla)
1999: Magazin Gazetecileri Derneği Onur Ödülü
2001: Magazin Gazetecileri Derneği Yılın En İyi Arabesk Sanatçısı Ödülü
2004: Meltem TV Yılın Sanatçısı Ödülü
2004: Bitlis Valisi M. Asım Hacımustafaoğlu ile Bitlis Belediye Başkanı Cevdet Özdemir tarafından verilen şükran plaketi
2005: İhlas Marmara Koleji Yılın En İyi Müzik sanatçısı Ödülü
2005: Magazin Gazetecileri Derneği Yılın En İyi Arabesk Sanatçısı Ödülü
2007: Siyaset Dergisi Sanat Onur Ödülü
2008: 14. Kral Tv Türkiye Video Müzik Ödülleri En İyi TSM Sanatçısı Ödülü (Kalbimin Sahibi Sensin Şarkısıyla)
2008: Aydoğdu Üzerimize İlahisiyle MÇF 2008 Sosyal Sorumluluk Ödülü
2009: Siyaset Dergisi Yaşam Boyu Sanat Onur Ödülü
2009: Radyo 15 Sanat Onur Ödülü
2011: Siyaset Dergisi Yılın Onur Ödülü
2013: 19. Kral Tv 1. Türkiye Müzik Ödülleri Yaşam Boyu Onur Ödülü
2014: Akdeniz TV Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü
2014: 21. Adana Altın Koza Ödülü
2015: 15. Yıl İnternet Medyası Yılın En İyileri Ödülleri Yaşam Boyu Meslek Onur Ödülü
Filmografisi
Filmler
2008 Memur Muzaffer Muzaffer Mutlu Evet TV dizisi
2007 Yersiz Yurtsuz Emrullah Evet TV dizisi
Natuk Baytan Belgeseli Kendisi Evet
Ben Ferdi Tayfur Ferdi Tayfur Evet
2000 Hayatım Roman Kendisi Evet TV dizisi
2002 Reyting Hamdi Mezarcı Evet TV dizisi
1989 Allah'ım Sen Bilirsin Ferdi Evet
Bu Şehrin Geceleri Ferdi Evet
1988 Bu Talihimin Canına Okuyacağım Ferdi Evet Evet Evet
Elveda Mutluluklar Ferdi Evet
Ah Bir Çocuk Olsaydım Ferdi Evet
1987 Sevgiler Çiçek Gibi Ferdi Evet Evet
Ya Benimsin ya Toprağın Ferdi Evet Evet
1986
İçimde Bir His Var Ferdi Evet Evet Evet
Affet Allah'ım Ferdi Evet Evet Evet Evet
1985 Her Şeyim Sensin Ferdi Evet
Haram Oldu Ferdi Evet Evet Evet
1984 Utanıyorum Ferdi Evet
Çılgın Arzular Ferdi Evet
1983 Yaktı Beni Cumali Evet
Kalbimdeki Acı Ferdi Evet
Yıldızlar da Kayar Ferdi Evet
1982 Sen de mi Leyla Ferdi Evet
Hasret Sancısı Ferdi Evet
Günaha Girme Tayfur/Ferdi Evet
1981 Kara Gurbet Ferdi Evet
Ben de Özledim Ferdi Evet
Olmaz Olsun Ferdi Evet
Bir Damla Ateş Ferdi Evet
1980 Durdurun Dünyayı Ferdi Evet
Huzurum Kalmadı Ferdi Evet Evet
Boynu Bükük Ferdi Evet
1979 İnsan Sevince Ferdi Evet Evet
Yuvasız Kuşlar Ferdi Evet
1978 Son Sabah Ferdi Evet
Batan Güneş Ferdi Evet
Yadeller Ferdi Evet
1977 Benim Gibi Sevenler Ferdi Evet Evet
Derbeder Ferdi Evet
1976 Çeşme Ferdi Evet
Televizyon programları
1993 Yetiş Emmioğlu Sunucu Show TV
2009 Korolar Çarpışıyor Yarışmacı Show TV Adana Korosunu yönetmiştir.
Boynu Bükük Şarkılar Sunucu Kanal 7
Oyunculuk yaptığı televizyon reklamları
Mobil Reklamı (1993)
Filli Boya Reklamı (2000)
Namlı Zeytin
Kitapları
2003: Şekerci Çırağı (roman)
2008: Yağmur Durunca (roman)
2013: Bir Zamanlar Ağaçtım (roman)
2014: Paraşütteki Çocuk (roman)
Dipnotlar
Kaynak
Wikipedia
Tarikat Nedir Tasavvuf Nedir ve Raşid-i Tarikatı Hakkında Bilgiler
Merhaba arkadaşlar
bu konumuzda Öncelikle Tarikat nedir Tasavvuf nedir ve raşid-i Tarikatı hakkında bilgiler olacak
Öncelikle Tarikat nedir meselesine girersek
Arapça tarikat yol demektir, Tarik yol demektir, tarikat ise gidilen yollar,..
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinden buyurmuşlar ki
"Allah'a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların adedince çoktur."
ve işte tarikatler tasavvuf yöntemi ile, insanları Allah'a seyri sülük ettirmektedir. yani seyri illallah, manası ise, Allah'a doğru sefer etmek, yolculuk etmek, yol almak demektir, ve yol almak için, illaki bir yol lazım ki, o yolda gidebilesin, ve her enbiya ve evliya bir yol tayin etmişler, Allah'a Giden Yol, ve bu Peygamberimizin ki mesela Müslümanlık, hz İsa'nın ki, Hristiyanlık, hz. Musa'nın ki bu Musevilik gibi bir yol ve, din, usul, bu usulü Cenabı Mevla, bizzat kendisi kitap göndererekten öğretmiş, ve peygamberini de, bu usulü öğretme hususunda öğretmen ve Mürşit Tayin etmiş.
Her peygamber de beşer ve insan olması Hasbi ile, eceli geldi mi, ahirete ve Allah'a kavuşmuş, yani vefat etmiş. Öyle olunca, peygamber gidince, peygamberin yolunu devam ettiren, onun usulünü benimseyen, ve onun ümmeti olan, ve arkadaşı olan kimseler, bu yolları devam ettirmişler, ve gündeme uygun yeni usuller ve uygulamalar sünnetler geliştirmişler. işte bizim dinimizde, İslam'da Dinimiz İslam'da bu yol belirleyen kimselere biz, "evliya" ismini veririz. Aslında Allah, kur'an-ı Kerim'de, kendisini, yani Cenabı Mevla müminlerin mevlasıdır, ya da velisidir diye tarif ediyor,
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟
Muhammed Suresi 11. Ayet
Mevlana demek, Veli demek, yani velisidir, o yüzden işte, Mevlana Celaleddin rumi nin isminde ki mevlana'daki "Mevlana" da aynı şekilde yani "velimiz"
VELİ NE DEMEK, NE ANLAMA GELİR? VELİ KELİMESİ TDK ANLAMI
1-Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her türlü davranışından sorumlu kimse, ege, iye
2- Ermiş
3-Veli demek, Hani bir iş yapacağımız zaman, ona danışılan, ona sorulan, Yetkili kimse gibi bir mana.
اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ
Bakara Suresi 257. Ayetten pasaj
işte müminlerin velisi Allah olunca, Allah'la irtibatı güzel olan Kullar, Herhangi bir problem veya sorun olduğunda, onun çözümünü Allah'a danışıp, ondan aldıkları cevaba göre, Bir yol ve usul belirlemişler.
Bunun bariz bir örneği istihare namazi ile bir işin sonunu Allah'a sormak kalmış bizlere...
ve o usule uyanlar, o tarikin ya da yolun mensupları olmuş, o yolu benimseyen kimseler olur. Ve bu yüzden Yollar, çeşitli Dallara ayrılmış, Bunlar bizim İslam dininde, kadiriler, rufailer, nakşiler gibi hak tarikatlara bölünmüş, "Hak tarikat" Demek gerçekten İslam'dan ayrılmadan düzgün bir usul belirlemiş ve hayat tarzı benimsemiş kimselerin uygulamalarına verilen isimdir.
Çünkü mesela Peygamberimiz döneminde daha Amerika keşif olmadığı için, mesela patates, mısır ve domates, Amerika'dan diğer ülkelere ithal edilmiş ya da ihraç edilmiş, bir ürün, Biz bunu yenip yenmemesi hususunda, mesela helal ve haram meselesi var, Peygamberimizin yedikleri ve tavsiye ettiklerini Biz Helal biliyoruz, Ve Kur'an'da yazanları, Kur'an'da yazmayanlari da Peygamberimiz uygulamasında, Eğer yedi veyahutta tasdik ettiyse "sarımsak "misali gibi "sarımsak " için "ben cebrail ile konuşuyor olmasaydım bende yerdim" melekler kötü kokuları sevmez dedi, bu yüzden o kendisi yedi yahut tavsiye veya tasdik etttiyse, yenilir dediyse, onları biz helal bildik. Peki bu patates,... Peygamberimizin döneminde olmayan Peygamberimizin bulunduğu bölgede bulunmayan bir meyve ya da sebze yiyecek gıda olduğu için, buna gereken fetvayı kim verecek, Peygamberimiz öldü vefat etti, ona soramayız, işte Evliya denen veyahut da fakih denen kimseler, Alim denen kimseler, bu konuda görüş belirtmişler, şunları helaldir, şunlar helala yakındır, şunlar haramdır , harama yakındır diye, veya yenmez diye usul belirlemişler.
Mesela İmamı Şafii demiş ki "Denizden babam çıksa, yerim" demiş Yani bu imam-ı Şafi'nin sözüdür. imam-ı Şafi'nin benimsemesidir, ama Hanefi dininde denizden çıkan her şey yenmez, balık cinsi yenir sadece, balık cinsinin de belirli olanları yenebilir, hepsi yenmez. bu iki alimin iki ayrı usulü mesela işte. imam Hanefi'ye uyan kimseler daha dikkatli davranmışlar, mesela Böcük cinsi şeyleri yemek Hanefilerde helal değildir, deniz böcekleri mesela,... ama imamı Şafi'ye göre Deniz, su dan mamul olduğu için, su temizleyici olduğu için, Sudan çıkan her şey temizdir hükmüne varmış, ve "denizden babam çıksa yerim demiş" o da bir usul. işte sen bir ümmeti muhammed olaraktan, bunlardan İkisinden birisini seçmekte muadilsin, ister imamı Hanife'nin yolundan git, ister imamı Şafi'nin yolundan git.
Bu örnekte olduğu gibi her alim kendi benimsediği usulü talebelerine, mensuplarına, müntesiplerine öğretmiş ve, O yoldan gidenler o mezhebe ya da, o tarikata bağlı olmuşlar.
işte Allah'a giden yolların gökyüzündeki yıldızların adedince çok olması demek, alimlerin çok olduğunu, ışık saçan kimselerin, ilmi ile ışık saçan kimselerin, Yıldızlar kadar çok olduğunu belirtmek istemiş burada Peygamber Efendimiz, sadece kesreti kullanmak için, çokluk kelimesini kullanmak için, gökyüzündeki yıldızlar misalini vermiş.
işte o yüzden Allah'ın sevgisini kazanacağımız ameller çoktur, bunları Peygamber Efendimiz tarif ederken, mesela yoldaki taşı kaldırmak bir sevaptır, selam vermek sevaptır, selam almak sevaptır, cenazenin defninde bulunmak sevaptır, hasta ziyareti sevaptır, Sadaka sevaptır, miskini doyurmak, yolda kalmışa yardım etmek, talebeye yardım etmek ve benzeri hayırlı amelleri tarif etmiş, fakat Mesela bugün İnternet denen bir uygulamamız var, bu Peygamberimiz zamanında yoktu, şimdi internetten sevap kazanmanın yolları nelerdir? mesela Bunlar Peygamberimizin usulünde yoktu? yoldaki taşı kaldırmak vardı da, internetten sevap kazanma usulleri yoktu, Mesela bir sayfa açıp orada ilim yaymak, yahut oradan resim paylaşmak, müzik paylaşmak sevap mıdır? Bunların hepsi bugün var o günlerde yoktu, bugünkü uygulamaların yapılmasındaki fetvalara ihtiyaç var. Ve bunları Bir Alim, Allah'tan korkan, sakınan takvalı bir Alim, nasıl kullanıyor, nasıl bunlardan faydalanıyor, ve insanları da bundan nasıl faydalanmaya teşvik ediyor baktığımız zaman, işte o alimlerin itinalı davranışlarında gördüğümüz halleriyle Biz de yol aldığımızda, Yani Bu komnuda ki Allah'a giden bir yolu bulmuş oluruz. Bu bir misal.
Fakat bu Peygamberimiz zamanında, işte Peygamberimiz buyurmuş ki yine başka bir hadis-i şerifinde,
"Benim Eshabım Gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz" buyurmuş
Öyle olunca her bir Ashab'ta, birkaç tane veya, bir tane iki tane, Peygamberimizin uygulaması, hadisi, sözü veya fiili saklı, işte onları öğrenip, Biz tatbik ettiğimiz zaman, o yola girmiş oluruz. Şimdi ben eğer Afyon'daysam, Afyon'dan İstanbul'a gideceksem, şimdi arabaya binip, Sandıklı garajından arabaya binip, Ankara'ya doğru, ya da İstanbul'a doğru yola Çıktığım zaman, İstanbul'a varmış değilim, Henüz daha ancak Yolun Başındayım, daha Kütahya'yı geçeceğiz, adapazarı'nı geçeceğiz falan fesleğen, Ondan sonra İstanbul'a varacağız ya da Ankara'ya varacağız değil mi, böyle olduğu gibi, şimdi hemen bir ashabın bize öğrettiği hadisi yapmakla, uygulamayı tatbik etmekle, Yani hemen Biz Allah'a, cenab-ı mevlaya vasıl olmuş değiliz, ama kurtuluşa erdiren ameldir, ama yani yolun başındaki birkaç kilometreyi gitmek gibidir, ama Yol uzun değil mi? Yol uzun, mesela Afyon'dan Ankara'ya 450 kilometre, Mekke ile Medine'nin arası gibi, Öyle olunca işte yoldaki güzel meyveleri toplaya toplaya gitmek lazım, yani nasıl bu usul işte, bu ashab-ı Keiim'dan birisinden birisini öğrendik, diğerinden başkasını öğrendik, Artık Ashabı Kiram gitti Tabiin gitti,... anca alimler kaldı işte, alimlerin uygulamaları ile de, bugün ki yolumuzu düzgün bir şekilde devam ettirmek mümkün. ama Tabi gerçek evliyayı, gerçek Allah dostunu bulmak biraz zor. Bugünün döneminde herkes tarafgir olmuş, Eğer bir siyaset adamına bağlı değilsen, seni barındırmazlar, sana söz söyletmezler, Hele bir de iktidar partisine bağlı değilsin, O günün iktidarının partisine, o gün seni taşlarlar, ve sözün lafın kaale alınmaz, bir yere varmaz. Meğer ki kendi içinde, kendi grubunda söylenesin, anlatasın, onun dışına çıkamazsın. yine dünyadaki Global sisteme karşı bir laf söylediğin zaman, yine seni barındırmaz ve seni kaale almazlar, hal böyle olunca, bugün gerçek alimi, hak sözü korkmadan söyleyebilen ve doğru uygulamayı yapabilen kimseler azalmış. Onlar ancak pirincin içindeki taşlar gibi yani pirinç bir çuval Ama içinde 50 tane de taş olduğu gibi onun içindeki aranılan taşlar gibi olmuşlar, ya da kömürün içindeki elmaslar gibi olmuşlar, arada bul onları bugün.
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu:"
"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."
(Buhârî, Rikak 38.)
işte Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifelerinde buyurmuşlar ki Rabbimiz Diyor ki : Kulum farzlar ile bana yaklaşır, sünnetlerle daha fazla yaklaşır, ondan sonra nafilelerle bana İyice yaklaşır, ve artık ben onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. o benimle görür, benimle duyar, benimle yürür.. şeklinde bir Kutsi hadis rivayet etmiş. Peygamber Efendimizin bu Hadisine binaen işte farzlar en önemlileri Namaz, abdest, Oruç imkan olana Hac ve zekat, Onun dışında da işte daha imkanı olan sadaka, Salih amel, işte Salih amellerin bazılarını da 54 farz denilen farzlarda alimler açıklamışlar. bu 54 farzın dışında farz yoktur gibi değil, işte yani Mesela Salih Aleyhisselam'ın dini, daha önceki vaazlarımızda anlatmıştık, hayvan haklarına saygılı olmak, hayvanları Peygamber Efendimizden yine Kutsi hadiste Rabbimiz buyurur ki "onlar benim dilsiz kullarım" diye tarif etmiş yani biz dilini anlamıyoruz, dilleri var, fakat biz onların dilini anlamıyoruz, bugün hepsi neredeyse konuşacak seviyeye geldiler, İnsanlar biraz ilgi gösterince, onlar da insan gibi insanlarla anlaşmasını iyice öğrendiler, yani dıştaki vahşi hayvanlar bile, insanla anlaşabiliyor, yani dilimiz aynıymış, insanlık dili aynı, Merhamet en güzel dil, Merhamet dili, Vicdan dili, Vicdan dilini bilen kimse, bütün hayvanlarla, merhamet dilini bilen kimse bütün hayvanlarla anlaşabilir, konuşabilir, derdini anlatabilir, onlar da onlara derdini anlatabilir, anlayabilir. Öyle olunca Salih Aleyhisselam işte Devenin de su içme hakkı vardır davasını sürdürmesi, Cenabı Allah tarafından istenmiş, ve uygulamış olan peygamber Aleyhisselam, ve dini hayvan haklarını savunmak, böyle olunca, işte yani farzlar sadece o 54 farzdakiler değil, yani baktığımız zaman Kur'an'dan sünnetten ve bunun dışında da, yani gördüğümüz zaman, hak olan şeyleri, idraki olan biri anlayabilir. Her doğrunun eğrisi de vardır, Evet gecenin gündüzü de vardır, her şeyi Allah zıttı ile Kaim etmiş, Öyle olunca bir fiilin kötüsünü gördüğümüz, zaman illaki iyisi vardır, Sen iyi olanını Yapmaya gayret et ki, doğru yolda bulunasın, her namazda okuduğumuz Fatiha Suresinde de doğru yolu ihdines sıratel müstakim, sıratı müstakim, Doğru yol, Doğru yol, yani hak yol demek, işte hak tarikatta, Aynı mana, tarikat demek yol demek ya, Bir nevi sırat-i müstakim demek, "Hak tarikat" demektir, yani Hak tarikat, Doğru Sırat üstünde bulunmak, yol olmazsa Araba nereden gidecek, Hak yol, işte doğru yol üstünde bulunan araba binek gibidir tarikatta yolculuk almak.
"Tasavvuf" ise vaaz, sohbet ve nasihat yoludur, ve bir de zikir ve Ezkar yoludur.
Birşeyi 40 kere söylersen olur mu?
Hani derler ya Bir şeyi 40 kere dersen yada söylersen olur diye bir deyim ya da atasözü bir biliş vardır.
"kırklar" o yüzdendir "40 kişi bir araya geldi mi illaki biriniz evliyasiniz dir" diye tarif etmiş Peygamber Efendimiz, ve yine Şafii mezhebinde mesela cuma namazı 40 kişi olmadan kılınmaz, sebebi bu yüzdendir, Yani bir kimsenin namazı, 40 kişinin içinden sadece bir kimsenin namazı kabul olsa, diğerlerinin namazida, onun hürmetine kabul olur meselesi ile, cuma namazı 40 kişi olmadan kılınmaz, ve bu kırk meselesi işte yani aynen bu 40 meselesinde olduğu, gibi bir zikri 40 kere tekrar etmek, yani "Allah mümindir, müminleri sever", "Allah tevvabtır, tövbe edenleri sever", "Allah kudüs'tür, kutsalları koruyanları sever" ve benzerleri, Allahu Teala'nın isimleri, işte bunlar zikredile zikredile aynı 40 usulünde olduğu gibi, bunlar sen de ahlaki hasane haline gelir. O yüzden tasavvufta yolun araçlarından birisi zikirdir ve tesbihtir.
"Dervişin fikri neyse zikri de o dur"
diye bir söz vardır. Öyle olunca işte zikir Senin, benim, o'nun güzel hasletleri kazanmamızdaki araçlardan birisidir. Çünkü Allah Haşr suresindeki, Hüvallahüllezi diye okuduğumuz, ayetlerde "Esmaül Hüsna" Bütün güzel isimlerin Allah'ın olduğunu "Esmaül hüsna" da da güzel ahlakın gizli olduğunu bize gizli şekilde ya da alenen bildirmiş bulunuyor. işte o isimleri tekrar ederekten. zikretmek. o güzel hasletleri kazanmanın bir yolu yöntemi, ve Tasavvuf ehli işte, zikrederekten, güzel ahlakı kazanmaya çalışmışlar, her tarikatın açıktan veya gizli yaptığı zikirleri vardır, ve tuttuğu yol, sünnetleri, uyguladığı sünnetler vardır, bazı sünnetler onlarda Galebe çalmıştır, Yani daha fazla uygulanan sünnetlerdir. işte Öyle olunca, dediğimiz gibi zikrin tekrararı, bir gün sen de de o güzel hasletin ortaya çıkmasına sebep olmakta. "dediğin kaderin olur" meselesi.
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ
Tevbe Suresi - 119 . Ayet
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Kur'an-ı Kerim'de de iyilerle beraber olun meselesi bu yüzdendir ki, iyilerin fikri de ameli de güzel şeylerdir, güzel bir fikirle güzel amellerdir, fiillerdir, onlarla birlikte olmak da da "Hal geçmesi" denilen bir yöntem ile Hani Atalar demiş ya
"sarı öküzün yanında duran, ya huyundan, ya suyundan kapar" demişler.
Yani iyinin yanında Duran da ya amelinden ya sözünden faydalanır
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”
(Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 16)
Peygamberimiz de buyurmuş ki
müminin yanında bulunan en azindan kokusundan faydalanır, kafir ve kötülerin yanında bulunan da kömürün karası gibi zararından etkilenir.
işte cemaat Olmanın Önemi de, bir tarikatta grup olma, bir gruba müntesib olma, intisap etmeninin sebeplerinden birisi de, iyilerle birlikte olmak farzı yüzünden, kur'an-ı Kerim'de emredilen bir husustur, Hani farzlar bu kadar az degil sadece 54 degildir, dedik ya şimdi 54 farz Bak burada kur'an-ı Kerim'de iyilerle birlikte olun Bir emirdir, iyilerle birlikte olmak için, bir grup olması lazım ki, işte bu "Hak tarikatlar" da iyi amellerin açığa çıktığı ve uygulandığı yer ve gruplardır.
"Seyri Sülük" ise "insanı Kamil" olmanın yöntemidir. Kamil insan, yani olgunluğa ermiş insan demek, sözüne dikkat eden, fiiline dikkat eden, önünü gören, ufku açık, firaseti açık, yaptığı işin hikmetinin farkında olan, amelinin hikmetinin farkında olan, amellerinin ileride nereye varacağını hesaplayan, herhangi bir tehlike durumunda, tedbir alan, etrafını da bu konuda uyaran, yani ve benzeri konular nokta.. nokta... Öyle olunca işte bir gruba bir tarikata intisap etmek Bu yüzden önemli ve gerekli.
Biz de yani ben Karoğlan Raşit Tunca "Raşidi Tarikatı" nı kurdum, ve bir yol ve usul benimsedim.
Bu usulde de yaklaşık 28 tane sınıf var, o'nda zikredilecek zikirlerimizi bina ettik, sınıflara uygun öğrenilecek tatbik edilecek uygulamalar var ve sohbetlerimizde bunları anlatıp öğretiyoruz.
Tarikatımıza yani usulümüze ve yolumuza intisap eden kimselerin getirisi, en azı bunlardan, günde 5 vakit namazlardan önce 13 Estağfurullah çekmek, namazlardan sonra yine tekrar 13 Estağfurullah çekmek tir. mesela sadece bunun getirisi, Allah tevvabtır, tövbe edenleri sever, Hususunda bir uygulama, her an tövbe üzeri bulunmak. Yani bir hadiste 8 saat geçmeden önce tövbe ederse bir kimse günahlari deftere yazilmaz. iki Yanımızdaki "Kiramen Katibin melekleri" işte Sağdaki Melek komutan ve sevablari yazar, soldaki de günahlari yazar, soldaki Melek günahı yazacağı zaman, Dur bekle dermiş, soldaki Melek günahları yazan, Sağdaki iyilikleri yazan, ve soldaki Melek, herhangi bir hata yaptığımızda yazacağı zaman, Sağdaki Melek Dur bekle dermiş, bu bekleme hususun da da 8 saat ya da 5 saat, en az 5 saat ya da 8 saate kadar beklemesini emredermiş, yazayım mı? bekl yazma, yazayım mı? yazma bekle, yazma bekle ve en son işte 8 saatten sonra, artık Tövbe etmezse, soldaki Melek, şu hatayı yaptı, şu günahı işledi diye deftere yazarmış, mış, miş, Öyle olunca işte, iki namaz arası yaklaşık olaraktan 4-5 saat, her 4-5 saatte bir gerçekten, kalpten tövbe eden bir kimse, bu bizim tarikatta adab, Estağfurullah çeken bir kimse, Hatta etse bile, hatalarını Kiramen Katibin melekleri işte soldaki Melek Hatalarımızı yazmaz, tövbe etti diye yazar, hata etti ama tövbe etti diye yazar,
“Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.”
(İbn Mâce, Zühd, 30)
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.”
(Müslim, Tevbe, 9-11)
Öyle olunca işte, Allah Teala da, Müntesiplerimiz hata etse bile,
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.
Bakara Suresi 222. Ayetten pasaj
Allah tövbe edenleri sever kuralı gereği, inşallah O Rahmana'a, ahirete geçtiğimizde, cenab-ı Mevla'nın huzuruna Vardığımızda, İşte o hatalarımızdan dolayı sorumlu olmayız, Yani en az getirisi Bunlardan birisi mesela bu, tarikimize intisap etmenin faydalarından birisi,.. diğer faydaları mesela bir usul vardır ki, güneş doğar, siz o usule uyup zikrinizi yaptığınız zaman, bir usul var ki, yağmur yağar, kar yağar, yine bu hadislerle sabittir, Peygamberimiz yağmur duasına çıkmış,.. ve bir hadisinde de bazı kimseler var ki onların hatırına güneş doğar yağmur yağar hadis-i şerifi Kırklar Abdallar hadis-i Şerifi vardır
Abdullâh b. Mes`ûd Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
“Allah’ın yaratılanlar arasında üçyüz’leri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir (Onun gibi düşünürler, Onun duygularını taşırlar). Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikail’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde, Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde onun yerine üçyüz’lerden birini getirir. Üçyüz’lerden biri ölünce de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.”
1) İbn Mesud’dan nakledilen “Allah’ın yaratılanlar arasında üçyüz’leri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir…” manasındaki hadis rivayeti için bk. Aclunî, Keşful-hafa,1/33.
2) İbn Ömer’den nakledilen “Ümmetimin her asırdaki seçkinleri beş yüz tanedir. Ebdâllar ise kırktır…” manasındaki rivayet için bk. Ebu Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, 1/ 8; Kenzu’l-Ummal, h. no:34591.
3) “Ebdâl kırk adam kırk kadındır. Her ne zamân bir adam ölse Allah onun yerine başka bir adam getirir. Her ne zaman da bir kadın ölse Allah onun yerine bir kadın getirir." hadisi için bk. Deylemi, 1/119-120/h.no: 405; el-Hallal, Keramatu’l-Evliya,1/1; Kenzu’l-Ummal, h. no: 34597.
İki Cihanın Güneşi Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm
işte Peygamber Efendimiz İki Cihanın Güneşi olması Hasbi ile güneşimiz, her Güneş gibi Alfa, Beta, Gama ışınları yayar, buna "Glow" denir Glow yani ışıma yansıma arapcada "Ziya"demektir.
Ziya demek Ziya demek Glow demektir ışıma yansıma demektir, Peygamber Efendimiz bunu her hareketinde, Alfa hareketi yaparaktan, Alfa hareketi yaparaktan, Glow yani, gezen yürüyen Glow yayan, ışıma yansıma yapan bir kimse olaraktan yaşamıştır, mesela bunu resimlerimiz ile gösterdik müntesiblerimize bir oturma usulu gösterdik, yine misvak tutuşu, oturuşu ve el yazısı ile yazmayı her şeyde Alfa yapmak Alfa hareketi yapmaktır glowluk, yani güneşlik makamına çıkmaktır, Tarikatımız da belli bir yer vardır ki, işte belli zikirlerden sonra güneş makamına çıkılır, bunları yaptığın zaman, güneş makamına çıktığın zaman, artık sen de bir güneşsindir, artık bir ışık yayarsın Alfa Beta Gama ışıması yayarsın...
işte bunlar tarıkımızın sadece birkaç özelliğidir girdikten sonra, intisab ettikten sonra yol almanız, artık yani Kamil insan olma yolu, Ondan sonra, Safiye, saf ve temiz insan olma yolu, Ondan sonra Allah görüyormuş gibi ibadet eden insan haline gelmenizdeki vesilelerdir, seyr-i sülük demek geri yolculuk demektir, kur'an-ı Kerim'de buyurulduğu gibi ve ileyhi türceun
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Fe subhanellezi bi yedihi melekutu kulli şey'in ve ileyhi turceun.
O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O'nun elindedir. Ve O'na döndürüleceksiniz.
ondan geldik ona döndürüleceğiz, işte bu dönme yoluna başlamayan kimseler, geri gitmeyen kimseler, Allah'a vasıl olamaz. seyri sülük demek de geri yolculuk, biz Nereden geldik, Annemizden doğduk, annemize geri gitmek gibi yani, annemize geri gitmek gibi yolu tersinden okumak, sadece tersinden yolu okumak, okuduğumuz zaman, geldiğimiz yolu anlarız, geri gitmemiz gereken yolu da biliriz, işte Allah'tan geldik Allah'a gideceğiz, topraktan geldik toprağa gideceğiz, en özümüz ondan önce toprak, ondan önce Işık ruhumuz, Işık enerji ve bunlar bütün usuller şeklinde, zikirler şeklinde, sohbetler vaazlar halınde anlattık Bunlar, zikrettiğiniz zaman, zikirler şeklinde, zikrettiğin zaman, siz de de o bilgiler inkişaf edip açığa çıkacaktır, Zamanı geldiği zaman,
Evet bizim anlattığımız usulde "Tarikat nedir? yol nedir? Raşit tarikatı nedir? Tasavvuf nedir? neden gereklidir? Bu makalemizde açıklamış olduk vesselam...
Selamünaleyküm,..
Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 14 Eylül 2023
Uyuyunca Vücudun Kendi Kendini iyileştirmesi Rektefe Etmesi Ne Demektir?
Öncelikle Rektefe veya Rektifiye Ne Demektir?
Rektifiye zamana ve kilometreye bağlı olarak performansı düşen bir motorun verimliliğini artırmak için yapılan işlemler bütününü temsil ediyor. Ömrünü tamamlamış motorlarda değişimin daha az maliyetli bir alternatifi olarak görülüyor.
Parçaların yeniden boyutlandırılması, çatlak onarımları ve kritik motor parçalarının değiştirilmesini içeren bu uygulama deneyimli uzmanlar tarafından profesyonel ekipmanlarla yapılıyor.
Rektifiye ne demek diye merak edenler için Türkçede düzeltme veya yenileme anlamına geldiğini belirtmek gerekiyor. Rektifiyede piston kafası, silindir kapağı, motor kayışları, segmanlar, krank mili, eksantrik mili ve supaplar gibi önemli motor bileşenleri üzerinde yenileme ve düzeltme işlemi yapılıyor.
Karmaşık ve uzun zaman alan bu işlemler yüksek işçilik maliyetini de beraberinde getiriyor. Motor bir araçtaki en önemli parçayı oluşturduğundan rektifiyenin güvenilir ve garanti hizmeti veren atölyelerde yapılması gerekiyor.
Rektifiye Neden Yapılır?
Bir motorun rektifiye işlemine girmesini gerektiren iki ana sebep bulunuyor: Motor yataklarının aşınması ve piston halkalarının iyi oturmaması. Herkesin bildiği gibi krank mili, rot ve piston gibi motor parçaları serbestçe hareket etmelerini sağlayan yataklara sahip.
Binlerce kilometre dayanacak şekilde üretilen rulmanlar dahi zamanla aşınarak bakıma ihtiyaç duyuyor. Otomobilin bakımları aksatıldığında ve düşük yağ seviyelerinde çalıştırıldığında motordaki aşınmalar hızlanıyor. Örneğin sızdırmazlık görevine sahip piston halkalarındaki aşınmalar silindir duvarını da deforme ederek kaçaklara neden olabiliyor.
Rektifiyeye ihtiyacı olan bir araçta aşağıdaki sorunlar görülebiliyor:
Motor yağının gereğinden fazla miktarlarda tüketilmesi,
Motor soğukken egzozdan beyaz veya mavi duman çıkması,
Motor yağında metal talaşlar görülmesi,
Motor yataklarında çarpma ve takırdama sesleri oluşması,
Motor performansının hissedilir seviyede düşmesi,
Motor arızası nedeniyle triger kayışının kopması.
Rektifiye Nasıl Yapılır?
Rektifiye motor bloğunun indirilmesi, parçaların sökülerek temizlenmesi ve montaj gibi işçilik değeri yüksek zahmetli süreçlerden oluşuyor. Bu süreçleri özetlemek gerekirse:
Rektifiye işleminin ilk adımında aracın modeline göre motor bloğunun nasıl söküleceği hakkında araştırma yapılıyor.
Araç krikoyla kaldırılarak motor yağının boşaltılması işlemine geçiliyor.
Motorun araçtan indirilebilmesi için sırasıyla plastik kapaklar, radyatör, akü, marş dinamosu, hava kompresörü, kayış ve şanzımanın motorla olan bağlantıları kesiliyor.
Oldukça ağır olan motor bloğu vinç yardımıyla motor yatağından çıkarılıyor.
Araçtan sökülen motor sağlam bir düzeneğe oturtulup sabitlenerek üzerinde çalışılmaya hazır hale getiriliyor.
Krank mili kasnağı, yağ pompası, su pompası, alternatör ve servo direksiyon pompası gibi tüm bileşenler motordan ayrılarak işlem görecek parçalar sökülmeye başlanıyor.
Motorun çıplak bileşenleri de çıkarıldıktan sonra emme manifoldu, yağ karteri, zamanlama kapağı, volan ve supap kapakları da motordan çıkarılıyor.
Silindir kapağının sökülmesinin ardından triger kayışı ve eksantrik mili de çıkarılarak sıra piston kolu kapaklarına geliyor.
Motordan çıkarılan tüm bileşenler titizlikle temizlendikten sonra kurumaya bırakılıyor. Kuruyan parçalarda herhangi bir çatlak veya arıza olup olmadığı tespit ediliyor.
Temizlik sonrası motor arızasının hangi parçalardan kaynaklandığını tespit etmek için motor bloğu, silindir kapağı ve krank mili parçaları incelemeye alınıyor.
Silindir duvarlarında oluşan pürüzlerin giderilmesi ve hassas bir yüzey oluşturulması için honlama işlemi yapılıyor. Honlama sırasında sürekli dönen bir bileyici silindir deliklerine sokularak kimyasallar yardımıyla aşındırma işlemi yapılıyor.
Krank milinde problem varsa taşlama yapılarak eski fonksiyonu yeniden kazandırılıyor.
Motordaki donma tapaları değiştirilerek yuvaları taşlanıyor.
Rektifiye işlemi tamamlandıktan sonra motor parçalarının yeniden montajına geçiliyor.
Son aşamada motor bloğu vinç yardımıyla araca monte edilerek motor yağı ekleniyor.
Şimdi Gelelim Düzenli Uykunun Önemine ve Uykunun Bağışıklık Üzerindeki Etkisine
Uyku, temelde bir rahatlama periyodu olarak kabul edilse de, vücudun, gün içinde olduğundan daha fazla protein üreterek, hücrelerin yapı taşlarını oluşturduğu bir süreçtir. Bu süreçte, başta stres ve ultraviyole ışınları olmak üzere pek çok zararlı unsurun vücuda vermiş olduğu hasarlar onarılır; bu şekilde baştan ayağa bir yenilenme gerçekleşir.
Böylece Vücudun Kendini Yenilemesine Yardımcı Olur.
Basit bir unsur gibi görünse de düzenli uyku, pek açıdan sağlığı olumlu bir biçimde etkileyerek hayat kalitesini artırmaktadır. Bugüne kadar birçok araştırma göstermiştir ki, düzenli olarak 7 – 8 aralığında uyuyan yetişkinler, hem fiziksel hem de ruhsal pek çok hastalığa karşı dirençlidir. Tabi ki bu noktada uykuda geçirilen toplam sürenin yanı sıra, kalitesi de dikkate alınmalıdır. Kişi, uzun saatler uyuduktan sonra hala kendini yorgun hissediyor ise bir terapist ile görüşmelidir.
Uzmanlar tarafından farklı yaş grupları için önerilen uyku süreleri şöyledir:
Gençler için 8 – 10 saat,
Okul çağındaki çocuklar için 9 – 12 saat,
Okul öncesi çocuklar için 10 – 13 saat,
Yeni yürümeye başlayan çocuklar için 11 – 14 saat,
Bebekler için 12 – 16 saat.
Bu süreler dâhilinde, düzenli bir biçimde uyumanın vücuda olan katkıları ise aşağıdaki gibidir;
Kalp Sağlığı Açısından Yararlıdır
Günümüzde yapılan pek çok bilimsel çalışmada, uyku eksikliği, kalp hastalığı ve felç için risk faktörü olan kan basıncının (tansiyon) ve kolesterolün kötüleşmesi ile ilişkilendirilmiştir. Bunun tam tersi bir biçimde, 7 ila 8 saat uzunluğunda bir uykuda kan basıncı düşer, kalp ve kan damarları dinlenir. Bu da kalbin daha sağlıklı olmasına katkı sağlar.
Vücudun Enerjik Hale Gelmesini Sağlar
İyi bir gece uykusu, kişinin ertesi gün kendisini enerjik hissetmesini sağlarken, günlük aktivitelerinde onu daha verimli ve pozitif kılar. Bu da bağışıklığı güçlendirirken, kişiyi zihinsel ve fiziksel zorluklara karşı daha dayanıklı kılar. Düzenli ve kaliteli uyku ayrıca vücuttaki kas onarımının tamamlanmasına da katkı sağlar ve tüm bu artılar motivasyonu yükseltir.
Kan Şekerini Dengeler
Uykunun en derin aşamasında, kandaki glikoz miktarı (kan şekeri olarak da bilinir) düşer. Bu da uyku süresi azaldıkça glikoz miktarındaki düşüsün de azalacağı anlamına gelir. Bununla beraber, yetersiz uyku diyabet gelişimi için yeni ve önemli bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Öyle ki, son dönemde yapılan çalışmaların pek çoğunda diyabetli kişilerin 4’te 3’ünde uyku problemi olduğu belirlenmiştir. Bu da yetersiz uyku ve şeker hastalığı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.
Bu sebeple, uzmanlar tarafından 7 – 8 saat aralığında uyumak önerilir; düzenli bir uyku ile tip 2 diyabete yakalanma olasılığı da azalacaktır.
Hafızayı Geliştirir & Öğrenmeyi Kolaylaştırır
Kaliteli uyku miktarı azaldıkça, kişiler ayrıntıları hatırlamakta güçlük çekmeye başlar. Bunun sebebi, uykunun hem yeni şeyler öğrenmede hem de mevcut bilgileri hatırlamada büyük rol oynamasıdır.
Düzenli ve kaliteli bir uyku, konu ne olursa olsun tam odaklanmayı sağlarken, yeni bilgilerin zihne kaydedilmesini kolaylaştırır. Anıların ve kişi için önemli olan ayrıntıların düzgün bir şekilde depolaması için de yeterli süre içinde zihnin ve vücudun dinlenmesi önemlidir.
Vücudun Zararlı Organizmalarla Savaşmasına Yardımcı Olur
Düzenli uykunun en önemli işlevlerinden biri bağışıklığı doğrudan, olumlu bir biçimde etkilemesidir. Bilindiği gibi bağışıklık sistemi vücuttaki zararlı bakteri ve virüsleri tespit ederek, herhangi bir hastalık ortaya çıkmadan önce onları yok eder. Fakat uzun süreli bir uykusuzluk durumu söz konusu olduğunda bağışıklık hücreleri çalışma şeklini değiştirerek daha yavaş bir şekilde ve uzun aralar ile zararlı organizmalara saldırlar düzenler. Bu da, özellikle enfeksiyona bağlı sorunların ilerlemesine neden olurken, kişinin bağışık sistemine de ciddi oranda zarar verir.
Buna ek olarak, bazı araştırmalar özellikle meme ve kolon kanserine yakalanan kişilerin birçoğunun kaliteli gece uykusundan mahrum kaldıklarını ortaya koymuştur. Bunun sebebi, uyku döngüsünü düzenleyen bir hormon olan melatonin seviyelerindeki düşüştür. Öyle ki, melatonin, aşırı büyümeye yatkın olan hücreleri baskılayarak, kansere karşı koruma sağlamaktadır.
Kilo Kontrolünü Sağlar
Kilo verme & sağlıklı bir kilo kalma ve uyku arasındaki korelasyon aslında çok açıktır: iyi dinlenen vücut, daha az besine ihtiyaç duyar. Uykudan mahrum kalmak, iştahı kontrol altında tutan leptin ve grelin hormonlarının dengeli bir biçimde salgılanmasını engeller. Düzenli uykunun alınamaması durumunda ise özellikle şeker ve karbonhidrat yönünden zengin olan yiyeceklere karşı direnç azalır. Bununla beraber, hâlihazırda yorgun olan vücut harekete açık olmaz, bu durumda da kilo almak kaçınılmaz bir hale gelir.
Ruhsal Açıdan İyileştirir & Stresi Azaltır
Uyku kalitesi ve süresi azaldıkça, beyinin, dış dünyada olup bitenlere karşı nasıl tepki vereceğine karar verme süresi de azalır. Bu durumda, kişi zihnen dinlenemez ve duyguları işleyememiş olması sebebi ile daha fazla olumsuz tepkiye sahip olma eğilimi gösterir. Buna ek olarak, kronik uyku eksikliği duygudurum bozukluğunu da beraberinde getirir. Öyle ki, son dönemde yapılan kapsamlı araştırmalarda uykusuz kalan kişilerin, depresyon gelişme olasılıklarının, düzenli uyuyan kişilere kıyasla beş kat daha fazla olduğu ortaya koyulmuştur. Aynı durum, kaygı veya panik bozukluğu için de geçerlidir.
Bununla beraber, stres hormonunun düşüşe geçmesini sağlayan uyku, strese ve kaygıya bağlı olarak gelişen çeşitli sorunların ortadan kalkmasında da oldukça etkilidir. Düzenli bir biçimde dinlenerek, hayata daha olumlu bir şekilde bakmak ve gün içinde karşılaşılacak olan duygusal zorluklarda başa çıkma seviyesini artırmak mümkündür.
Uyku ve Önemi
Uyku bilinçli zihnimizin dünyayı 5 duyu organımızı teslim edip bilinçaltı zihnimizle buluştuğu zamandır. Bilinçaltımız onun için ayarlanan programa cevap verir. Hayatımızın 2/3lük kısmının nasıl gelişeceği konusunda talimatlar aldığımız dönem 1/3’lük uyku dönemimizdir. Yani bu 90 yıl yaşayan bir kişide yaklaşık 30 yıla tekabül eder. Uyku bizim için beslenme kadar önemli ama az uyuyoruz. 24 saat durmayan bir yaşam var gece çalışıyoruz. Sürekli eğlence, diğer aktiviteler uykumuzu bölüyor. Uyku vücudun ve beynin istirahat için kapılarını kapattığı dönemdir. Ama birçok fizyolojik görev aslında uykuda hızlanır. Kişinin sağlıklı kalması ve en iyi şekilde yaşamını sürdürebilmesi için gereken yaşamsal bazı görevler yalnızca uyku sırasında yerine getirilebilir.
Neden uyumamız gerekiyor?
Gece uykuya dalmadan önce ne yaparız. Dişlerimizi fırçalarız. Sonra mobil dünya gereği cep telefonlarımızı, tabletlerimizi şarja takarız. Ve sonra da kendimizi şarj etmek ertesi güne hazırlanmak için uykuya dalarız. Ama uyku bizi sadece ertesi güne hazırlamıyor. Çok daha fazlası var. Uykunun süresi kadar kalitesi de önemli. Kaliteli uyku uyumazsanız uykunun size bir yararı olmaz. Uykusuz kalarak sadece dinlenmiyorsunuz aynı zamanda yaşlanıyorsunuz, hastalanıyorsunuz, bağışıklık sistemiz zayıflıyor. Üretkenlik ve bellek bozuluyor. Tansiyon fırlıyor.
Uykunun bir zaman takvimi var belli saatte uyuyup belli saatte uyanmanız da önemli. Efendim ben gece 3 de yatıyorum ama sabah 10 a kadar da uyuyorum 7 saati tamamlıyorum uyku sorunum yok diyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Neden çünkü sizin genetik uyku takviminizde salgılanan hormonlarınız uykuda tamir edilen bellek işlevleriniz uykunun normal olmayan zamanlarından çok farklı. Uyku sağlığımızı tamir etmek için en doğal yol.
Bir örnek verelim gecenin 4’ü olmuş, siz saatlerdir sabahki sınava çalışıyorsunuz ama sanki hiçbir şey anlamamış gibi hissediyorsunuz. Bir çözüm bir bardak daha kahve içmek ama inanın kitapları ve müziği kapatıp uykuya dalmak en iyi çözüm. Uyku hayatımızın üçte biri ama çoğumuz ona yeterince önem vermiyoruz. Oysa uyku bir zaman kaybı değil veya önemli işler bittiğinde dinlenmenin yolu değil. Siz uyurken dolaşımdaki kanın 5’te biri beyne akar. Uyku aslında yeniden yapılanmanın yoğun dönemidir. Öğrenilen bilgiler nöronlara kaydedilir buradan hipokampüse gider. Nöroplastisite sayesinde nöronlar arası bağlantıyı sağlayan ve uzun süreli hafızayı güçlendiren yeni sinaptik ileti tomurcukları oluşur.
Uyuduğumuzda glimfatik sistem denen bu birikmeyi temizleyen mekanizma çalışır. Lenfatik sistemde bu açıdan görev alır.
Uykuda en önemli inflamasyon temizlenme ve tamir işi gece 23:00-03:00 arasındadır. Bu saatleri uykuda geçirmek hastalanmamak ve iyileşmek için önemlidir. Melatonin çok güçlü antioksidan serbest radikal süpürücüsüdür, beyni korur.
Ne zaman uyuyalım?
İdeal söylenen hava karardıktan sonra en yakın zamanda uyumak. Ama biz gece 1’lere kadar uyumuyor film seyrediyor ertesi gün de gece uykum kaçtı diyoruz. Cep telefonları ile sabahlara kadar mesajlaşmalar mavi ışık sendromu diyoruz buna. Beynimizi mahvediyoruz. Uyku hormonu ölüyor ve hiç uyuyamıyoruz. Uyuyamıyorum hap aldım uyudum. Uyudunuz ama içtiğiniz hapla sahte bir uyku uyudunuz. Nerdeyse 3 kişiden birinde uyku sorunu var. Uyku hapı uyku için bitki çayları içmek yerine siz elinizdeki telefonları bir kenara bırakın beyin dinlenmeye geçsin. Yapacağınız şey şu evi akşam çalışma yeri olmaktan çıkarın, aile içi çatışma yeri yapmayın. Akşamları hafif yemek yiyin, sonra hafif müzik ışığı azaltarak güzel sohbetler güzel bir duş dünya stresleri ile bağımızı kesmemiz gerekiyor. Yoksa ben bugün uyuyamayacağım şu haptan çeyrek alayım diye başlarsanız 2 hafta sonra dozu artırır ama hala uyuyamazsınız.
Peki, uykuya nasıl dalarız?
Uyanıklık sırasında hücrelerimiz enerji kaynaklarımızı tüketiyor. Bu kaynaklar adenozin gibi ürünlere dönüşüyor. Adenozin arttıkça uyuma isteğimiz de artar. Buna uyku bastırması diyoruz. Aslında içtiğimiz kafein adenozin alıcılarının yollarını kapatır. Diğer atıklar da beyinde birikir. Bu atıklar yok edilmezse beynimize fazladan yük olurlar. Ve uykusuzluğun negatif semptomlarına yol açarlar. Uyanıkken adenozin denen madde kanda birikir ve uykuyu tetikler. Vücudunuzdun ihtiyacı olandan az uyuyamazsınız bir şekilde eksik uykuyu vücut tamamlamak zorunda bu durumu takip eden adenozin maddesidir. Uyuyunca adenozin parçalanır.
Bir diğer madde melatonindir. Gece doğal uykuyu sağlıyor. İç biyolojik saatinizin bir parçası iç ve dış çevre uyaranları ışık sinyalleri gibi bu biyolojik saat hücrelerini kontrol eder. Melatonin gece yanında gündüz 13-16 arasında da artabilir ve uyku getirebilir. Melatonin htriptofandanyapılır. Sentez ve salınımı sirkadiyen ritm gösterir. Karanlıkta artar aydınlıkta baskılanır. Biyolojik saati korur ritmi ayarlar uyku ritmi ve vücut ısısının ayarlanmasını sağlar. Antiinflamatuar ve antikanserojen etkilidir. Lipofilik özelliği ile en güçlü antioksidandır. LDL kolesterolü azaltır. Enerji metabolizmasında rol alır. Yaşlanma ve gece çalışanlarında uyku azalmasına bağlı melatonin yetersizliği insulin direnci ve glukoz intoleransını indükler obeziteye neden olur.
Ne kadar uyumalıyım?
Uyku hem beyin hem bedenimizin dinlenmeye geçtiği an. 6 saatin altı ve 9 saatin üstü riskli. Vücut uykuda kendini tamir ediyor. 9 saatten fazla uyumak konsantrasyon ve hafızada değişiklik yapmaz iken tersine ölüm riskini %30, kalp obezite DM riskini artırır. Genel toplumdaki algı insanlar ciddi bir yan etki yaşamadan 6 saat ve daha az bile uyumayı öğrenebiliyor. Ama sağlıklı bir yaşam için 7-9 saat arasında bir uyku gerekiyor. Hatta çocuk ve gençler bu önerilenden çok daha az uyuyor. Bir de sabahçı ve gececiler var. Baykuş ve tavuklar. Tavuklar daha mı şanslı. Çoğu aktivitenin sabah 9-17 arasında olduğunu düşünürsek baykuşlar daha dezavantajlı görünebilir. Baykuşlar-gececiler sosyal normlara uymaya çalışmanın getirdiği uyku problemlerine “sosyal jet lag” diyoruz. Sabahçılar daha sosyal aktivite sergiliyor daha az depresifler. Gececiler daha az serotonin dopamin salgılıyor, ak maddeleri daha az. Ama gececi olmak o kadar da kötü bir şey değil. Örneğin gececiler daha yaratıcı olurlar. Zihinsel yetenekleri daha güçlüdür ve risk almayı severler. Kortizol seviyeleri yüksektir. Kortizol sizi risk almaya yatkın hale getirir. Vücudu ani tehlikelere karşı korumayı öğretir. Yani derin uyku şarj eden tamir eden uyku iken, REM uykusu hayal evresi yaratıcılıkla çok ilgili. Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonREM de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır. Örneğin sıçanlar 2-3 yıl yaşar ama REM uykusunu kısıtla 5 hafta tüm uykuları kısıtla 2-3 hafta yaşayabilir. Açlıktan ölmekle aynı süre bu aslında.
Uyku süresi tüm yaşam siklusunda farklılık gösterir. Yeni doğanlar 16-18 saat uyur, okul öncesi dönemdekiler 11”-12 saat uyur, okul çağı ve adolesanlar en az 10 saat uyumalıdır. Ancak hormonal değişiklikler sıklıkla gençlerin biyolojik saatlerini etkiler. Gecede 9-10 saat uyuması gereken genç geç saatte yatağa giriyor ve sabah geç kalmak istiyor. Ama okul sabah erken başlıyor bu yüzden ancak 6-7 saat uyuyor. Yaş ilerledikçe uyku paterni değişiyor. İleri yaşta gençlerin tersine yatağa erken girip erken uyanırlar ve uyku hafifler. Ne kadar iyi uyuduğunuz dinlendiğiniz sadece uyku saatinize değil ne kadar kaliteli uyuduğunuza da bağlı. Uykunun 4 evresinde evre 2 dediğimiz orta uyku %50, REM dönemi %20, derin uyku %20 gibi bir oranda gerçekleşir. Genellikle uykuya daldıktan 1-1.5 saat sonra ilk REM uykusuna geçilir. Bundan sonra uykunuz boyunca evreler birbirini takip ederek devam eder. Uyku ilerledikçe REM de geçirdiğiniz süre uzarken derin uykuda geçirdiğiniz süre kısalacaktır. REM’de rüyalar beyin uyanıkken edinilen yeni bilgiyi depolama ve organize etmede işe yarar.
Neden uyuyamıyorum?
Son yıllarda hayatımız iyice değişti. Vücut kronobiyolojimiz buna ayak uyduramıyor. Uyku laboratuvarlarımızda neden uyuyamıyoruz uykumuzda hangi evrede sorun var hepsini araştırabiliyoruz. Akıllı cihazlar hayatımıza girdikten sonra daha çok uykumuz kaçıyor. Çünkü daha az melatonin salgılıyoruz. Beyin karanlıkta melatonin salgılıyor mavi ışıkta değil.
Birçok faktör uykuyu bozar. Kişiler kahve kola çaydaki kafeine bağımlıdır. Sabah uyanmak ve uyanık kalmak için kafein adenozinin uyku sinyallerini uyaran hücre reseptörlerini bloke eder. Bu yolla vücudu yorgun olmadığını düşünmeye teşvik eder. Kafeinin etkisinin tamamen bitmesi 6-8 saat sürebilir. Nikotin de sizi uyanık tutan diğer stimulandır. Nikotin aynı zamanda derin uykuyu önler, yüzeysel kalitesiz bir uykuya neden olur. Sigara tiryakileri nikotin ihtiyacı ile çok erken uyanmaya eğilimlidir. Alkol sedatiftir uykuya daldırsa da REM’e girmenizi ve derin uykuya girmenizi engelleyerek hafif uykularla geçer gece.
Uykumuzun özellikleri neler?
Uyku 4 aşamadan oluşur. Bu aşamaların en derini dediğimiz yavaş uyku sırasında bilgiler hipokampüsün ön bölümünde geçici hafızaya kodlanır. REM dönemi ise işlemsel hafıza ile ilişkilidir. Öyle ise matematiksel tüm formülleri ezberledikten 3 saat sonra uykuya girmek en ideal seçim olurdu veya okuduğunu yorumlamak için 1 saat sonra uyumak en idealidir.
Sağlıklı bir gece uykusundan sonra vücudunuza ve zihninize müthiş bir açık büfe ısmarlamış oluyorsunuz menüde uykunun 2. dönemi, derin dönemi ve REM var. Uykuda beyin ve vücut fonksiyonları hala aktif ve her uyku evresi spesifik beyin dalgası içeriyor. Uykunun nonREM dediğimiz yavaş evresinde kalp ve solunum hızı yavaşlar kaslar gevşer. REM veresi ise uykunun ilk 90. dakikasında başlar gözler kapalı olsa da vücut hareketlidir solunum kalp hızı fonksiyonları düzensizdir hayaller olur. Kol ve bacak kasları gevşektir paralizidedir.
İnsan uykusunda önce nonREM ihtiyacını karşılar. Uyku uzadıkça REMJ dönemleri artar. Aslında yenidoğan uykusunun en az yarısını REM de geçirir. Yaş ilerledikçe süre kısalır. REM uykusu matematiksel öğrenme ve hatıraları oluşturma işlevinde çok aktiftir.
Etrafta elektromanyetik alanlar hipofiz bezi hasarı ile melatonin ve serotonin salınımını bozar.
Çok sıcakta uyumak melatonin hormon salınımını azaltır. İdeali 21-23 derecedir.
Uykunun sağladıkları nelerdir?
Sitokinler denen immun sistem hormonları enfeksiyon veya kronik inflamasyonlara karşı savaşmamızı sağlar ve uyku için sizi tetikler.
Öğrenme hafıza mood: Öğrenme becerisi ve yeni bilgiyi kaydedemeyen öğrencilere çalışma sonrası uyuyun diyoruz. Uyku yaratıcı problem çözmeyi de sağlıyor. Becerileri yapmak için gerekli olan beyin hücre yolaklarını nöroplastisite ile uykuda güçlendiriyorlar. Az uyuma düşünme becerisini yavaşlatıyor. Odaklanmamızı bozuyor reaksiyon hızını azaltıyor.
Uyku kalbimize dinlenme için zaman verir. NonRem de kalp hızı solunum ve tansiyon yavaşlar. REM sırasında ise kalp hızı ve solunum hızlanabilir tansiyon değişebilir. Gece boyu yaşanan bu değişimler kalp damar sağlığının korunmasında önemlidir. 7 saatten az uyumak kalbi dinlendirmez ve KVS riski doğurur. 9 saatten fazla uyumak ise REM dönemlerini artırır ve kan basıncı kalp hızı nabız hızlanabilir sakıncalar doğurur.
İyi uyku sizi hastalanmaktan korur veya hasta iseniz iyileşmenizi sağlar. Uyku sırasında vücuda daha fazla sitokin hormon salgılar ve bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı savaşır.
Uyku sırasında vücudun enerji kullanımını sağlayan hormonlar da kontrol edilir. Uyku sırasında kan şekerinin ani düşme ve yükselmeleri önemlidir. Çalışma ne diyor kişi 6 gün boyunca 4 saat uyusun kan profili prediyabetik görünüm kazanır. Az uyuyanlarda DM riski çok fazla.
Uyku ile ilişkili hormonlar neler ve bize ne sağlar?
Melatonin: Pineal bezden salınır, sirkadiyen ritmimizi düzenler, karanlıkta üretimi başlar. Sabah aydınlıkta biter. Melatonin gece ışığında salınımı bozulur.
Kortizol: sağlıklı insanda kortizol seviyeleri diurnal ritm sergiler. En yüksek düzeyi sabah 8’dedir. Uyanmadan az önce düzeyleri artarken bizi aç ve uyanık hale getirir. Gece yarısı ise en az düzeylerdedir. Kortizol uyku zamanı en düşüktür. Vücudu uykuya hazırlar. Ama stresli veya anksiyeteli iseniz daha fazla kortizol salınır, uykumuzu engeller. Stres ACTH uyarır sık uyanmalar uykusuzluk olur. Koşucular uyku sorunu yaşayabilir çünkü kortizol düzeyleri yüksektir.
Progesteron: beyin sağlığı ve uyku ilişkisi az biliniyor. Beyni hasara karşı korur. Kognisyon ve moodu düzenler. Beyni sakinleştirir ve derin uykuyu teşvik eder.
Uykunun özellikle derin evresinde salınan büyüme hormonu büyüme ve doku tamirinde önemlidir. Annelerimiz bize güçlü ve uzun boylu olmak için uyumamızı önerirdi. Derin uykuda salınan GH kas kütlesi ve hücre tamiri için gerekli.
Uyuduğunuzda beyniniz çalışmaya başlıyor. Öğrenme yolakları, hafızayı yaratma ve yeni bakış açıları yaratmak için. Yeterinde uyuyamazsak odaklanamayız dikkat dağınıklığı olur veya hızlı yanıt vermemiz bozulur. Duygusal bozukluk olur.
Uykusuz kaldığımızda grelin yani açlığı tetikleyen hormon artacaktır bu da bizi çok yeme isteği doğuracak ertesi gün metabolizma da yavaş olunca alın size kilolar. Oysa düzgün bir uyku ghrelini azaltarak leptin düzeylerini artıracak ve açlığı inhibe ederek kiloyu dengeleyecektir. Kişi ne kadar az uyursa kilolu olur ve kaloriden karbonhidrattan zengin besin tüketmek ister. Ortalama 5 saat uyuyan 7-8 saat uyuyana göre daha fazla obez olur.
Uyku sırasında vücudun savunma sistemi sitokinler salınarak enfeksiyonlara karşı savaşırlar.
Beynin bazı bölümleri uykuda bazı bölümleri ise uyanıklıkta çok aktiftir. Tamir ve metabolik yolaklarla ilgili genler uykuda on durumuna geçiyor.
İyi uyku hormonlarımızı düzene koyar. Stres hormonu kortizol uyku ile seviyesi düşer, iyi uyku insulin seviyesini düzeltir. Cinsiyet hormonlarının seviyesini artırır bu da bizi daha enerjik yapar. İmmün sistemi iyileştirir. Gecede 7 saatten az uyuyanlarda 3 kat daha az hastalanma riski vardır.
Menstüel siklus hormonları kadınlarda uykuyu etkiler. Progesteron uykuyu tetikler ve mens siklusunun ikinci yarısında salınımı artar. Bu nedenle kadınlar mens döneminin ikinci yarısında daha iyi uyurken mens döneminde uyku sorunu yaşarlar. Dahası yaş ilerleyip menapoz ile birlikte progesteron düşünce uyku sorunları başlar.
Harika bir uyku ile neler elde ederiz?
Sakinleşmiş ve rahatlamış bir sinir sistemi, tazelenmiş DHEA (antiaging hormonu), azalmış insulin, artmış GABA ve serotonin, iyi cinsiyet hormonu, artan melatonin ve GH, Artan tiroid hormonu, daha iyi iştah kontrolü artan leptin ve azalan ghrelin, daha fazla asetilkolin (kas hareketleri artıran, hafızayı artıran).
Uykuda semptomatik sistem rahatlar PS sistem (istirahat ve sindirim) uyanır. İstirahat ve rahatlama kortizolü de düşürür.
Yemeklerden hemen sonra uykumuz gelir burada neden şeker beyninize orexin üretimini durdurmasını söyler. Orexin iştah ve uyanıklığı sağlar. Orexin düşünce uykumuz gelir.
Uyuyamazsak bizi neler bekliyor?
Uykusuz kalınan süre meşgul olmak için atıştırılan süredir. Uykusuz kalınca ertesi gün metabolizma düşer. Enerji yakamaz yağ olarak depolanır. Sindirim sistemi de öyle mesela yatmadan önce bir şey yiyoruz sanıyoruz ki bu sadece uykumuzu kaçırıyor hayır gariban mide barsak çalışmaya başlıyor. Sabah da yorgun kalkıyoruz.
Ergenlerde uyku problemi çok daha ciddi bir sorun 9 saat uyuması gereken ergen 5 saat ancak uyuyor. Öğrenme güçlüğü, hafıza sorunları, ruhsal sorunlar, kronik hastalıklar HT, DM, obezite başlıyor. Günde 6 saatten az uyumak felç ve kalp krizi riskini normal kişilere göre 4 kat artırıyor. Uykusuzluk vücudunuzu strese sokar daha fazla adrenalin kortizol ve diğer stres hormonlarının salınmasına yol açar. Bu hormonlar uykuda kan basıncınızın düşmesini engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırır. Uykusuzluk aynı zamanda kalp hastalığında rolü olan bazı proteinlerin salınmasında rol oynar. Örneğin yeterince uyuyamayanlarda CRP düzeyleri daha da artar. CRP yüksek olması ateroskleroza ve arterlerde sertleşmeye neden olur. 1 saat az uyusanız uykusuz hissetmezsiniz ama o bile sizin net düşünmenizi hızlı yanıtınızı etkiler. Gece iyi uyuyamayan çocuklar gündüz daha hiperaktif iritabilite ve dikkatsiz olurlar.
Kaynaklar
interneten bazi sayfalar ve doktor makaleleri
Ece Yaşar Kimdir? Biyografisi
Ece Yaşar (20 Şubat 1992 Ankara doğumlu) Türk oyuncudur.
Tiyatro ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı. 20 Şubat 1994 tarihinde Ankara'da doğdu. 1,65 boyunda 53 kg ağırlığındadır. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Oyunculuk Bölümü mezunu. İlk oyunculuk deneyimini "Kara Sevda" dizisinde tamamladı.
2015 yılından itibaren film ve dizilerde rol alan Ece Yaşar, ayrıca yönetmen asistanlığı ve reklamlarda seslendirme de yapmaktadır. Yeni projelerde yer almaya devam ediyor.
Yaşam ve Kariyer
Ece Yaşar, 20 Şubat 1992'de Ankara'da doğdu. Hacettepe Üniversitesi'nde okudu. İlk çıkışını 2015 yılında Kara Sevda dizisiyle yaptı. 2016'dan 2021'e kadar Çukur'da görüldü.[1] Daha sonra 2018 yılında Direniş Karatay filminde rol aldı.[2]
Aynı yıl Yaşar, Aşk Laftan Anlamaz dizisinde rol aldı.[3] 2021 yılında Ölüm Zamanı dizisinde başrol oynadı. Yaşar, 2021-2022 yılları arasında Annemizi Saklarken dizisinde rol aldı. 2023 yılında kariyerine Kısmet'te devam etti.
Filmografi
Filmler
2018: Direniş Karatay
2023: Prestij Meselesi
Seri - Rol Aldığı Film ve Diziler:
Kısmet (Ceylan, TV Dizisi 2023)
Ölü Mevsim (Maral Sinema Filmi 2023)
Annemizi Saklarken (Derya Güven, TV Dizisi 2021-2022)
Çukur (Karaca Koçovalı, TV Dizisi 2017-2021)
Ölüm Zamanı (Nazlı, TV Dizisi 2021)
Alev Alev (Ece Yaşar, TV Dizisi 2021)
Direniş Karatay (Maral Sinema Filmi 2018)
Kubilay Aka Feat. Hayko Cepkin: Gamzendeki Çukur (Ece Yasar, Müzik Video 2018)
Aşk Laftan Anlamaz(TV Dizisi 2017)
Kara Sevda (Eda, TV Dizisi 2015-2016)
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
internet
Forum Sitesi Kurma - MyBB Forum Sitesi Kurmak Hiç Bu Kadar Kolay Olmamıştı
Yağmur Suyu Biriktirme ve Geri Kullanımı Nasıl Yapılır?
Yağmur Suyu Nedir?
Yağmur suyu yeryüzünden yükselen buharın bulutlarda toplanarak su damlacıkları halinde yeryüzüne inmesidir. Yağmur suları içmek güvenlimi çokça sorulan sorulardandır. Yağmur suyu damlacıkların oluştuğu bölgenin yeryüzü ve hava kirliliğine göre değişmektedir. Yağmur yere düşmeden önce atmosferden geçmekte ve varsa kirli havayı damlacıklarının içerisine almaktadır. Aynı şekilde yeryüzüne düştüğünde toprak, yaprak, ağaç veya birçok maddeye temas etmektedir. Bu temas sonucunda içerisine belirli maddeler almaktadır. Atmosferden ve yeryüzünden suya karışan bu maddeler yağmur suyunun içilebilir veya içilemez şüphesini doğurmaktadır.
Peki hava ve yeryüzü kirliliğini bilmiyorsak yağmur suyunu içebilir miyiz?
Yağmur Suyu Ne Zaman İçilmemelidir?
Yağmur suları yağmış olduğu bölgedeki yapıya göre içme suyu olarak kullanılamaz. Örneğin radyoaktif gazların olduğu bölgedeki su kesinlikle içilemez. Kimyasal tesislerin, elektrik santrallerinin, kağıt fabrikalarının ve benzeri işletmelerin yakınındaki sular içilmemelidir. Ayrıca bitkiler ve bina çatılarından akan sularda içilmemelidir çünkü bu suya o yüzeylerde bulunan maddeler karışmaktadır.
Yağmur suyu hangi durumlarda içilebilir?
Ülkemizde yağmur suyu tüketilmesi çoğu yerde yapılmaktadır. Dünya üzerinde tatlı su kaynağının çok fazla olmaması nedeniyle yağmur suyu temel su kaynaklarındandır. Yağmur suları tüketmeden önce bir filtrasyon işlemine tabii tutulması gerekmektedir. Filtreleme sistemi yoksa bu yağmur suları içinde toz, toprak, bakteri, doğal veya doğal olmayan maddeler suda birikir. Bu suyun kullanımı da insan sağlığını olumsuz etkiler. Bu yüzden yağmur suları içilmeden önce işlenmelidir.
Yağmur suyunun kullanılabilmesi için yapılması gerekenler
İçerisinde birçok madde bulundurma ihtimali olan yağmur suyunun kullanılması için filtrelenmesi veya kaynatılması gerekmektedir. Filtreleme işlemi basit olarak filtreli sürahiler ile bile olabilmektedir. Gelişmiş olarak ise su arıtma cihazları veya benzer filtreleme metotları kullanılabilir. Bu imkanlara sahip değilsek yağmur suyunu kaynatmak bize bir alternatif olacaktır. Yağmur suyunu ilk yağdıktan sonra bir saat kadar bekletmekte içerisindeki zararları madde veya tortuların alta çökmesini sağlayacaktır.
Yağmur suyunu toplarken çatılardan veya benzeri yüzeylerden kanal oluşturarak topladıysanız eğer bu yüzeylerden suya bir çok madde karışacaktır. Temiz bir kase veya herhangi bir kabın gökyüzüne tutularak dolmasını sağlamak en saf yağmur suyunun elde edilmesini sağlar. Yağmur suyu kaynatıldığı gibi soğutularak da içerisindeki mikro organizmaların çoğalmasını önleyecektir.
Eğer bahçenizde veya içme ihtiyacı dışında bu suyu kullanacaksanız yağmur suyu toplama sistemine ihtiyacınız vardır. Yağmur suyu deposu ile de bu topladığımız suları kullanmamız mümkündür. Ancak içmek için kullanacaksanız kesinlikle yağmur suyu filtresi kullanmalısınız.
Hergün suyun önemi artmakta ve bu alanda yeni yasalar geliştirilmektedir. Örneğin belirli metrekareden büyük site ve benzeri binalarda yağmur suyu depoları veya sarnıç kurulumu gerçekleşmelidir. Bu maddeler yağmur suyu toplama yönetmeliği içerisinde mevcuttur. Yağmur suyu toplama projesi ile gelecek nesiller susuz kalmayacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular?
Yağmur suyu içilir mi? içilirse ne olur?
Yağmur suyunun çok fazla içilmesi önerilmez ancak çok zaruri durumlarda belirli miktarda tüketilmesinde sakınca yoktur.
Yağmur suyu asit mi baz mı?
Yağmur suyu asittir. Baz olabilmesi için pH değerinin 6.5 üzerinde olması gerekmektedir.
Yağmur suyu saf madde midir?
Yağmur suyu saf değildir. İçerisinde doğadan aldığı mineraller ve mikroorganizmalarvardır.
Yağmur suyu hasadı nedir? Nasıl Yapılır?
Yağmur suyu hasadı yağmuru verimli bir şekilde toplamaktır. Toprağa karışmadan önce depolanarak istenildiği vakitte ve konumda kullanılmaktadır.
Yağmur suyunun faydaları?
Yağmur suyunun saymakla bitmeyecek kadar faydası mevcuttur. Canlılar dünyası su ile beslenmekte ve hayatlarını devam ettirebilmektedir. Suyun çoğu zaman kaynağı da yağmur suları ve kar sularıdır.
Yağmur suyu ne zaman içilir?
Yağmur suyu arıtıldıktan, kaynatıldıktan veya belli bir süre bekletildikten sonra içilebilir.
Yağmur suyu çamaşırları kirletir mi?
Yağmur suyu yağdığı mevsime göre çamaşırlarınızı kirletebilir. Örneğin rüzgarın çok olduğu bir zamanda yağmurun başlaması gök yüzünde bulunan toz parçalarının çamur olarak çamaşırlara bulaşmasını sağlar.
Yağmur suyu cilde iyi gelir mi?
Yağmur suyu yağmış olduğu bölgenin doğa şartlarına göre cilde iyi gelebilmektedir. Ancak sanayi ve benzeri yapılaşmanın çok olduğu bölgelerde iyi gelmesi beklenemez. Aynı zamanda yağan yağmurun asit yağmuru olma ihtimalinide göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Yağmur suyu elektriği iletir mi? Yağmur suyu iletken midir?
Yağmur suyu iletkendir.
Yağmur suyu hasadı, yağmurun, düştüğü alanda tutulmasına yarayan en etkili su yönetim modellerinden biri. Aynı zamanda tarihi bir su yönetimi sistemi.
Suyun hem aşırı hem de bilinçsizce kullanımı ve tatlı su habitatlarının bozulmaya uğraması, iklim değişikliğinin sebeplerinden biri. Tüm suyumuzun kaynağı aslında yağmur suları ve yaşamın devamı da yeterli ve kaliteli suya bağlı. Su kaynaklarımızın kısıtlı olması, bazı tedbirleri almayı gerektiriyor.
Önceden benimsenen yağmur suyu depolama projeleri, suyu kent merkezlerinden uzaktaki barajlarda tutmak üzerine kuruluyken; teknolojik gelişmelerin artması, su ihtiyacının fazlalaşması ve su kaynaklarının azalmasıyla bu projeler her alanda yağmur suyu yakalama ve yeniden kullanma sistemlerine dönüşmeye başladı. Artık çatılar, kaldırımlar, sokaklar ve tüm şehir ile birlikte kırsal alanlar da su tedarik alanları olarak görülüyor.
Yağmur Suyu Hasadı Nedir?
Yağmur suyu hasadı, yağmur esnasında yeryüzüne inen suyu akışına bırakmak yerine, yeniden kullanmak için yerinde biriktirme ve sonrasında depolama işlemine deniyor. Amacı, mevcut yağışlardan toplanan yağmur sularını tüm yıl boyunca, yüksek sermaye yatırımlarına gerek kalmadan su ihtiyacını karşılayacak şekilde kullanmak. Yağmurun döngüde kalmasını sağlamak için suyu yavaşlatmak, toprağa emdirmek veya biriktirmek. Bu proje, endüstriyel, evsel ve sulama ihtiyaçları için kirlenmemiş suyun bulunmasını kolaylaştırıyor.
Yağmur suyu nehirlerden, bahçelerden ya da çatılardan toplanabilir. Pek çok farklı noktada toplanan sular derin çukura, kuyuya, büyük depolara, varillere ya da süzülmüş haznelere yönlendirilir. Aynı zamanda yağan çiğden ya da sislerden de ağlar veya diğer aletler yardımıyla yağmur suyu hasadı yapılabilir.
Tüm bu işlemler bütünü mikrobiyolojik tutma alanları (micro-bioretention), su hasadı, su tutma bahçeleri, su çayırları ve yağmur bahçeleri olarak farklı farklı isimlere de sahip.
Tarihçesi
Yağmur suyunun yeniden kullanılması için depolanmaya başlamasının tarihi Neolitik Çağ'a kadar dayanıyor. O dönemde Güneybatı Asya'da, Toros Dağları'nın güneyinde bulunan Levant Köyü bölgesi geniş bir alana yayılırmış ve evlerin zeminlerinde su geçirmez, kireç sıvalı sarnıçlar inşa edilirmiş.
Bu döneme kadar tarihlenen sarnıçlar, M.Ö. 4000 yıllarının sonunda, kurak arazi tarımında kullanılan su yönetimi tekniklerinin ortaya çıkmasını sağlamış.
Minoan döneminde, M.Ö. 2600 - 1100 arasında Yunanistan'ın Girit adası, yağmur suyunu toplamak ve depolamak için sarnıç kullanımı ile öne çıkıyormuş.
M.Ö. 300'lü yıllarda da Hindistan'daki bazı tarım toplulukları hem tarım hem de diğer kullanımlar için yağmur suyu hasadı tekniğini kullanmış. Hatta daha sonraki dönemlerde yağmur suyunun depolanarak içme suyu ihtiyacının karşılanması için yapay bir gölet de inşa edilmiş.
Su kemerleri ve sarnıçları ile tanınan Roma İmparatorluğu'nda da yağmur suyu hasadı yaygındı. Özellikle Pompei'de su kemerlerinden önce çatılara su depoları yapılmış. Roma İmparatorluğu'ndan sonra Bizans İmparatorluğu'nda da devam eden su hasadının İstanbul'daki en bilinen örneklerinden biri de Yerebatan Sarnıcı.
İlginç olarak, Venedik şehri de yüzyıllar boyunca yağmur suyu hasadına bağımlı yaşadı. Çünkü Venedik'i çevreleyen lagün, içme suyu olarak uygun değildi. Yağmur suyu önce taş döşemeden sonra kum tabakasından geçerek filtrelenir ve kuyularda depolanırdı.
Günümüzde, teknolojinin gelişmesiyle beraber hem depolama hem de arıtma sistemleri gelişti ve yağmur alan her alan için kullanıma uygun farklı hasat yöntemleri geliştirildi.
Neden Yağmur Suyu Hasatı Yapmalıyız? Faydaları Nelerdir?
Kaliteli su kaynağı bulmak, özellikle nüfus oranları fazla olan bölgelerde artık daha kıt, zor ve maliyetli hale geldi. Yağmur suyunun en büyük faydalarından biri de, temiz ve kullanılabilir su kaydağına doğrudan ulaşmamızı sağlaması. Özellikle temiz suyun maliyetli ya da elde edilmesinin zor olduğu bölgelerde kritik bir önem sağlıyor.
Yağmur suyunun tuzluluk oranının çok düşük olması nedeniyle, eğer yere değmeden toplanabilirse (hava kirliliğinin düşük olduğu bölgelerde) içme suyu olarak bile kullanılabilir. Ya da basit bir filtrasyon ve dezenfeksiyon işlemiyle birçok bölgedeki yağmur suları da içilebilir hale getirilebilir.
Yağmur suyu hasadı, hem kurak iklimlerde hem de çok yağış alan iklimlerde her iki sorunu da çözecek bir yöntem. Aşırı yağış gören ve özellikle betonlaşma miktarının fazla olduğu bölgelerde (kentler ya da geçirimsiz toprak yapısına sahip bölgeler gibi) yağmur suyunu azaltmak için kullanılıyor. Hasat esnasında depolanan sular hem felaketlerin önüne geçiyor hem de daha sonra kullanılabiliyor. Biriktirilen bu sulardan sulamada, çamaşır bulaşık gibi evsel kullanımlarda ve tuvalet tesisatlarında yararlanılıyor.
Kurak ya da yağışın tahmin edilemediği bölgelerde ise kaynaklar çok kısıtlı olduğu için her yağmurun iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Üstelik bu bölgelerde içme suyu kaynağının çoğunluğunu yağmur suları oluşturuyor.
Suyun yeryüzünden çekilmesi yerine gökyüzünden toplanması yeraltı kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlıyor, bu kaynakları beslemeye de imkan sağlıyor. Kurak bölgelerde bu kaynakların beslenmesi zaten oldukça zorken, çok yağışlı bölgelerde de emilim sağlanamadığı için suyun yer altında birikmesi güçleşiyor. Yağan yağmurun ya da herhangi bir suyun toprak tarafından emilip süzülerek verimli bir şekilde yer altına gidebilmesi için yağışın aşırı hızlı olmaması gerekiyor. Uzun ve sakin bir yağmur sırasında ancak geçirgen bir toprak yapısı varsa bu sular yer altı kaynaklarına ulaşabiliyor. Aksi halde yüzeyden akarak su kanallarına, göllere ya da denizlere gidiyor. Fakat yağmur sularının biriktirilerek daha sonra sulama gibi tekniklerle yeryüzüne aktarılması, kaynakların beslenmesinde büyük fayda sağlıyor.
Günümüzde bahçeli evler ya da apartmanlar farketmeksizin tüm yaşam alanlarının en birincil ihtiyacı su. Şebeke suları evlerimize ulaşırken aslında bazı alanlarda bu kadar işlem görmüş suyu kullanmamız gerekmiyor. Ya da tarım alanlarına suyun ulaşma maliyeti de çok yüksek oluyor. Aynı şekilde sokak temizliği, sulama gibi kentsel hizmetlerde de bu doğal kaynaktan faydalanılabilir. Yağmur suyu hasadı her durumda daha az maliyetli ve ekolojik açıdan da doğa dostu bir seçenek sunuyor.
Gelişmiş ülkelerde bu teknik çoğunlukla ana su kaynağını oluşturmuyor, tamamlayıcı bir kaynak olarak kullanılıyor. Yine de yağmur suyunun hasat edilmesi aynı zamanda bir evin su maliyetini ve genel kullanım seviyelerini düşürüyor.
Yağmur suyunun bir avantajı da bağımsız su teminini sağlaması. Bölgesel su kısıtlaması ve kuraklık durumlarında kişisel kullanım için bir opsiyon tanıyor. Aynı zamanda tatlı su kütlelerinin kirlenmesini de önlüyor.
Yağmur suyu hasadının yararlarını şu görselle özetleyebiliriz:
Yağmur Suyu Hasadı Nerelerde Yapılır?
Yağış alan her alanda, kullanım durumu, yapısı ya da yeri farketmeksizin yağmur suyu hasadı yapmam mümkün. Çünkü her türlü mekan ve yüzey için tasarlanmış sistemler bulunuyor.
Evinizin bahçesinde, çatısında, sokaklarda, tarım alanlarında, havuzlarda, ve göllerde bu uygulamaları yapmak mümkün.
Dünyada öne çıkan yağmur suyu hasadı örnekleri ve oranları ise şu şekilde:
-Tayland'ın kırsal nüfusunun %40'ı; hayvancılık, tarım, içme ve kullanma suyu, yeraltı kaynaklarının yenilenmesi için yağmur suyu hasadı yapıyor.
-New Mexico'nun başkenti olan Santa Fe şehrinde yeni inşa edilen evlerin yağmur suyu toplama sistemine sahip olması zorunlu.
-Texas, yağmur suyu ekipmanları için satış vergisi almıyor.
-Hem Ohio hem de Texas, hasat edilen yağmur suyunun içilmesine bile izin veriyor.
-Oklahome, pilot yağmur suyu projelerini desteklemek için "2060 İçin Su" isimli bir yasayı yürürlüğe ekledi.
-Almanya'daki Frankfurt Havalimanı, en büyük yağmur suyu toplama sistemine sahip.
Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır?
Yağmur Suyu ve Sarnıç
Tüm su kaynakları aslında yağmur suyudur.
Sarnıçlar genellikle yere gömülü olarak ve su sızdırmayacak biçimde yapılırlar. Çatı, teras ve temiz beton avlulardan toplanan sular sarnıca verilmektedirler.
Tipik bir sarnıç sistemi dört bileşenden oluşmaktadır. Bunlar;
Yağmur suyunun binaların çatılarından veya zeminden toplanması,
Oluk sistemi ile iletiminin sağlanması,
Yağmur suyu deposunda biriktirilmesi,
Arıtılarak bina içine iletilmesidir.
Sarnıçların kullanılabileceği yerler arasında kırsal alanlar, kıyı bölgeleri, kurak, yarı kurak alanlar, adalar ve dağınık yerleşimler yer almaktadır.
Su sıkıntısının çokça görüldüğü ve artan nüfus ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli su yolları ile beslenen İstanbul şehrinde geleneksel sarnıçlara ait pek çok örnek bulunmaktadır.
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'ne 23.01.2021 tarihinde yağmur suyu toplama tankı eklenmiştir ve 11.07.2021 tarihinde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“2000 m²’den büyük parsellerde yapılacak yapıların mekanik tesisat projelerinin; çatı yüzeyinden toplanacak yağmur sularının gerekmesi halinde filtre edilerek bir tankta toplanması ve bina tuvalet sifonlarında kullanılması amacıyla yağmur suyu toplama sistemi içermesi zorunludur. Toplama tankının hacmi; yapının bulunduğu ilin aylık m²’ye düşen en fazla ortalama yağış miktarı ile binanın çatı alanı esas alınarak hesaplanır. Toplanan yağmur suyunun bina tuvalet sifonlarının ihtiyacından fazla olan kısmı, tesisat projesinde gösterilmek suretiyle bahçe veya diğer ortak alanlarda kullanılabilir. İlgili idarelerce yağmur suyu toplama sisteminin daha küçük parsellerde yapılmasına, toplama tankı hacim hesap yöntemine ve ilave kullanım alanlarına ilişkin de zorunluluk getirilebilir. Yağmur suyu toplama tankı, bina bünyesinde veya çekme mesafelerini ihlal etmemek kaydı ile ön, yan ve arka bahçelerde ya da bahçe zemini altında konumlandırılabilir. Toplama tankı tahliye hattı varsa yağmur suyu şebekesine bağlanır, atık su şebekesine bağlanamaz. Gri su sistemi de bulunan binalarda toplanan yağmur sularının bu sisteme verilmesinin mümkün olması halinde yağmur suyu için ayrıca bir toplama tankı yapılma zorunluluğu aranmaz.”
---------------------------------------------
Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır? 1. Örnek (yönetmeliğin istediği)
Yağmur Suyu Verimi Hesabı
Yağmur suyu verimi = Yağmur toplama alanı x yağış miktarı x çatı katsayısı x filtre etkinlik katsayısı.
Yağmur toplama alanı: Blokların çatı alanıdır.
Yağış miktarı: Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen toplam yıllık yağış miktarıdır.
Çatı katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da 0,8 olarak belirtilen kat sayıdır. Çatıya düşen bütün yağmurun geri dönüştürülemeyeceğini ifade etmektedir.
Filtre etkinlik katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da belirtilen kat sayıdır (0,9). Çatıdan elde edilen yağmur suyunun, görünen katı maddelerden ayrıştırılması için geçirilen ilk filtrenin verimlilik katsayısıdır. Suyun bir miktarının buradan geçemeyeceği hesaplanarak verilen bir kat sayıdır.
Örneğin İstanbul ilinde 1500 m² çatı alanı olan bir bina olduğunu varsayalım.
Yönetmeliğin bizden istediği yağış miktarının en yüksek olduğu ayı baz alarak elde edilen yağmur suyunu tuvalet sifonlarında kullanmak.
Yağmur Suyu Hasadı Depo Hacmi Ne Olmalıdır?
İllerin yağış miktarı değişmektedir. İstanbul için en yüksek yağışın olduğu aralık ayı hesaplarda kullanılacaktır.
İstanbul için Aralık ayı yağış miktarı 103,7 mm = 103,7 kg/m²
Su Deposu: 1500 m² x 0,8 x 0,9 x 103,7 kg/m² .= 112 m³ bulunur.
Su deposu 112 m³ seçilir ve elde edilen bu su; tuvalet sifonlarında kullanılacaktır.
---------------------------------------------
Yağmur Suyu Hasadı Hesabı Nasıl Yapılır? 2. Örnek (peyzaj kullanımında)
Yağmur Suyu Verimi Hesabı
Yağmur suyu verimi = Yağmur toplama alanı x yağış miktarı x çatı katsayısı x filtre etkinlik katsayısı.
Yağmur toplama alanı: Blokların çatı alanıdır.
Yağış miktarı: Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen toplam yıllık yağış miktarıdır.
Çatı katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da 0,8 olarak belirtilen kat sayıdır. Çatıya düşen bütün yağmurun geri dönüştürülemeyeceğini ifade etmektedir.
Filtre etkinlik katsayısı: Alman standartları tarafından DIN1989’da belirtilen kat sayıdır (0,9). Çatıdan elde edilen yağmur suyunun, görünen katı maddelerden ayrıştırılması için geçirilen ilk filtrenin verimlilik katsayısıdır. Suyun bir miktarının buradan geçemeyeceği hesaplanarak verilen bir kat sayıdır.
Örneğin İstanbul ilinde 1500 m² çatı alanı olan bir bina olduğunu varsayalım
İstanbul için ortalama yıllık yağış miktarı 690,5 mm = 690,5 kg/m²
Yağmur suyu verimi = 1500 m² x 0,8 x 0,9 x 690,5 kg/m² .= 745,7 m³ bulunur.
Yıllık Toplam Su İhtiyacı ?
Elde ettiğimiz yağmur suyunu bahçe sulamasında kullandığımızı düşünelim.
1000 m² bahçemizin olduğunu kabul edelim.
Yeşil alanların su ihtiyacının hesaplanmasında her bir sulama için su miktarı 5 lt /m² olarak kabul edilmiştir.
Günlük su ihtiyacı: 1000 m² x 5 lt /m² = 5000 lt = 5 m³
Haftada bir kez sulama yapılırsa yıllık su ihtiyacı: 5 m³ x 365/7 = 260 .7 m³
Elde edeceğimiz yağmur suyu hasadı miktarı bahçemizi hafta da bir kez sulamak için yeterli gelmektedir.
Bu hesabı her gün sulama veya farklı senaryolar içinde yapabilirsiniz.
Yağmur Suyu Hasadı Depo Hacmi Ne Olmalıdır?
İllerin yağış miktarı ve yağmur suyunun kullanım amacına göre değişmekle birlikte genellikle maksimum yağışın olduğu aralık ayı hesaplarda kullanılır. farklı ayları veya birden fazla ayı kullanabilirsiniz? Optimum çözüm düşünmeliyiz.
İstanbul için Aralık ayı yağış miktarı 103,7 mm = 103,7 kg/m²
Su Deposu: 1000 m² x 0,8 x 0,9 x 103,7 kg/m² .= 74,6 m³ bulunur.
Su Deposu Hacmi Yeterli midir?
İstanbul ili için ortalama aylık bahçe sulaması için su ihtiyacımız hafta da 2 kez sulama yaparsak 2 x 4 x 5 = 40 m³ 'dür. Aylık ihtiyaç duyulan su miktarı sadece yılın 4 ayı için yeterli değildir.4 aylık için ihtiyaç duyulan su miktarı: 4 x 40 = 160 m³
İhtiyaç duyulan 4 aydaki yağış miktarı: 118,2 mm = 111,8 kg/m² İhtiyaç duyulan 4 aydaki depolan su miktarı: 1000 m² x 0,8 x 0,9 x 118,2 kg/m² .= 85,1 m³ bulunur.
Toplam Su Miktarımız: Su Deposu + İhtiyaç duyulan 4 aydaki depolan su miktarı: 74,6 + 85,1 = 159,7 m³
Su deposu verimi: 159,7/160 x 100 = %99,8Su deposu hacim oranı ihtiyaç duyulan kapasiteyi yüksek oranda karşıladığı için su deposu olarak 74,6 m³ su deposu uygundur.
---------------------------------------------
Barajlardaki suyun azaldığını hemen her yaz mevsiminde ana haber bültenlerinde veya gazetelerde görüyoruz. Ancak nedense, sanki musluğumuzdan akan su sonsuz bir kaynaktan geliyormuşçasına bitebileceğine bir türlü ihtimal veremiyoruz. Bazılarımız bu konuda duyarlı davransa da barajların doluluk oranından anlaşılacağı üzere, çoğumuz suyun tükenebilir bir kaynak olduğunun pek farkında değiliz. Geçen senenin Temmuz ayında %74 olan İstanbul barajlarının doluluk oranı bu sene %20’lere kadar indi. Demek ki bireysel bir özenden ziyade artık toplumsal sorumluluk göstermeye yönelmemizi gerektirecek kadar ciddi bir durumdayız.
Örneğin İstanbul’un su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan Ömerli Barajı çevresindeki kilometrelerce alan kuraklaşırken, barajın doluluk oranı da %10’lara kadar geriledi. Aynı durum Alibeyköy Barajı için de geçerli. Hatta dip seviyesine gelen barajlardaki yosun kokusunu gidermek için, şehir şebekesine verilen kimyasal miktarı artırıldı. Bu nedenle hepimiz, musluklarımızdan akan suda kesif bir koku ile karşılaşıyoruz. Peki günlük kullanımda israfı önlemek dışında, daha fazla ne yapabiliriz?
Bu aralar yüzünü fazla göstermese de yağmur yağdığında, barajların dolmasına güvenmek yerine, kendi ihtiyacınız kadar suyu kendi imkanlarınızla biriktirebilirsiniz. Üstelik bayındırlık boyunduruğundaki su dağıtım sisteminde, kireçli ve paslı borulardan geçerek gelen suları tüketmek yerine kendinize daha saf bir alternatif yaratmış olursunuz. Nasıl mı?
Yağmur Suyu Biriktirme Sistemi Oluşturun
Modern şehir yaşamına geçince unuttuk, fakat eskiden neredeyse her evin bodrumunda yağmur suyunu biriktiren ufak bir sarnıç sistemi bulunurdu. Hatta daha eski dönemlerde bir mahallenin ya da kasabanın halkı tarafından kullanılmak üzere, çok daha büyük boyutlarda sarnıçlar yapılır, su toplanırdı. Antik bir yaklaşıma ya da fazla zahmet etmenize gerek yok. Her yerde kolaylıkla bulabileceğiniz bir varili veya su bidonunu sarnıç olarak kullanarak, kendi yağmur suyu biriktirme sisteminizi oluşturabilirsiniz.
Yağmur Oluğu Oluşturun
Evinizin çatısından indireceğiniz borunun ucunu geniş bir bidona bağlayıp çatıdan gelen suyu saklayabilirsiniz. Nalburdan alacağınız uygun boyuttaki bir yağmur oluğu işinizi kolaylaştıracaktır. Bidonun üzerine sineklik teli ya da elek koyarak, dışarıdan gelen toz ve yaprakları da engelleyebilirsiniz. Piyasada birçok markanın PVC yağmur olukları var. Polivinil klorür amorf maddesini içeren, toz polimerden üretilen bu plastikler asitlere, bazlara, ateşe, alkole ve benzine yüksek direnç gösterir ve fiziksel yapısı bozulmaz. Bu oluklar 60-95 derece arası sıcaklığa dayanabildiği için, plastikten süzülerek birikecek suyun polivnil kaynaklı kansorejen etkisi hususunda endişelenmenize gerek kalmaz. Yine de bunun tam anlamıyla “saf su” olduğunu düşünmeyin. Çünkü yağmur suyu distile bir su olmasına rağmen gerek bulutlarda, gerekse yoğunlaşırken bünyesine bir takım iyonlar alarak bu özelliğini özelliğini kaybeder. Yani yaygın inanışın aksine, yağmur suyu saf değildir fakat su kıtlığı olan yerlerde gündelik ihtiyaç için rahatça kullanılabilir.
Yağmur Bidonu Nasıl Yapılır?
Malzemeler
İstediğiniz boyutta bir bidon
Bidonun genişliğine uygun sineklik teli ya da elek
Eski bir bisiklet şambreli ya da lastik özellikli çember
Silikon tabancası
Yapılışı
Sinekliği ya da eleği bidonun açık kısmına yerleştirin. Sonra bisiklet şambreli ya da lastik özellikli çemberi, silikon tabancası kullanarak bidon ağzına sabitleyin. Bunun için sanayi tipi tutkal da kullanabilirsiniz. Önemli olan suya dayanıklı olması.
Bidonunuzu, yağmur oluğunun altına gelecek şekilde konumlandırın. Suyun bidonun içine akacağından emin olun. Eğer akmıyorsa, nalburdan alacağınız 45 derecelik dirsek sorununuzu çözecektir. Eğer apartmanda oturuyorsanız, balkon suyu ile karışmadığına emin olduğunuz çatı oluğunu da kullanabilirsiniz. Artık yağmur yağdığında bidonunuza dolan suyu biriktirebileceksiniz. Fakat oluşturduğunuz bölgeye göre bunu filtrelemek için fazladan çaba göstermenize gerek kalabilir.
Filtreleme
Su çeşitli şekillerde kirlenebilir. Buharlaşırken havadan bir miktar yabancı madde alarak yükselir. Bazı moleküller ağır iyonlarla birleşerek hava yoğunluğuna bağlı olarak asılı kalır ya da daha buharlaşmadan çöker. Bulut halindeyken H2O molekülü yükseklerdeki hava sıcaklığı, hareketliliği v.s. nedeniyle atmosferdeki iyonlarla reaksiyona girer. Hatta bazen yüksek kükürt bulunan yerlerde birikmeyle asit yağmurları olarak düşer. Yükseklerdeki şimşekler de suyun molekül yapısının değişimine katkıda bulunur. Yağmur halindeyse temas ettiği gazları bir miktar soğurur. Sıvı hale geçtiğinde düşerken yüksek hızda oksijen, karbondioksit, karbonmonoksit, argon v.s. gibi gazların kendisine tutunmasını sağlar. Yine de çoğu durumda, eğer ağır sanayi bölgesinde yaşamıyorsanız, bu yağmur suyundan genel olarak faydalanmaya engel bir durum teşkil etmez.
Sizi asıl endişelendirecek şey, yaptığınız yağmur oluğundan damıtacağınız suyun bidondayken korunması olacaktır. Özellikle çatı oluklarının yapısal hataları nedeniyle suya karışabilecek çamur, kir, pislik vb. şeyler koruma amaçlı koyduğunuz elekten geçebilir. Bu engellemek için çakıl filtreleme, mum filtreleme, torba filtreleme adı verilen gelişmiş yöntemler kullanabilir, katalitik, kimyasal ya da UV~ kullanarak dezenfekte edebilir veya aktif karbon filtreleme yaparak kokunun ve tadının iyileştirilmesi, renksizleştirme işlemlerini uygulayabilirsiniz. Fakat bu yöntemler yağmur suyunu içme suyuna çevirecek gelişmiş yöntemlerdir. Hatta bunlar için piyasada onlarca farklı, mühendislik harikası ürün bulabilirsiniz.
Fakat genel kullanım için basit, ev tipi bir filtreleme yapmak istiyorsanız, kaynatıp soğutarak kireç ve diğer maddelerin çökeltme yolu ile dibe inmesini sağlayabilirsiniz. Uygulayabileceğiniz en pratik yöntem bu olacaktır.
Yağmur suyu hasadı ile depolanan yağmur suları nerelerde kullanılır?
Yağmur suları ile depo içerisinde biriktirilen sular günlük ihtiyaçlarımız için farklı alanlarda kullanılabilir. Filtrelenen temiz yağmur sularının içilmesi insan sağlığı için uygun değildir. Fakat depolanan suların genel kullanım suyu olarak çeşitli durumlarda kullanılması şebeke suyundan tasarruf etmemizi sağlamaktadır. Biriktirilen yağmur suları genellikle şu ihtiyaçlar için kullanılabilir:
Bahçe veya tarım arazilerinin sulama işlemlerinde kullanılabilir.
Tuvalet gibi genel kullanım alanlarında gider suyu olarak kullanılabilir.
Sera gibi meyve veya sebze yetiştiriciliği yapılan alanlarda çeşitli sulama ihtiyaçları ve genel kullanım suyu olarak kullanılabilir.
Ev içi çeşitli kullanımlar için kullanılabilir.
Araba veya araç yıkama yerlerinin su ihtiyaçları için kullanılabilir.
Ofisler, iş yerleri veya avm gibi toplu insan yoğunluğunun olduğu yerlerde genel kullanım suyu olarak kullanılabilir.
Yağmur suyu toplama tankı içerisine yapılan yağmur suyu depolama işlemi yağmur suyu hasadı olarak bilinmektedir. Yağmur suyu hasadı işleminin birçok faydalı özelliği bulunmaktadır. Bu faydalı özelliklerin bazıları:
Nehir, deniz, baraj, akarsu ve göl gibi su kaynaklarının korunmasında yardımcı olur.
Kanalizasyona giden atık su miktarı yağmur suyu ile karşılanacağından dolayı belediyeler tarafından yapılan ve yüksek maliyetlere sahip olan su arıtma tesislerinin işlemi azalacağından tesislerin maliyetleri düşecektir.
Şebeke suyu kullanım oranı azalacağından şebeke suyu dağıtım ücretleri düşecektir ve ekonomik olarak bütçemizden gider miktarı azalacaktır.
Bölgesel sıkıntılar olmadan yüksek oranda su temini ihtiyacınızı karşılamaktadır.
Acil ihtiyaç durumlarında yedek su kaynağı olarak kullanılabilir.
Yağmur suyu depolama tankları kullanım yerine göre farklı alanlara yerleştirilebilmektedir. Yer üstü kullanımı yapıldığı gibi toprak altına yerleştirilerek yer altı kullanımı da yapılabilmektedir. Yağmur suyu depolama tankları şu alanlara yerleştirilebilir:
Bina, apartman, iş merkezi, avm, endüstri tesisleri ve sanayi kuruluşları gibi yüksek yapıların çatılarından akan yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
Otopark, park, bahçe ve arazi alanı gibi üstü açık alanlarda biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
Yürüyüş yolları veya kaldırımların bulunduğu alanlarda biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
Eğimli alan veya arazilerin içerisinde biriken yağmur sularının toplanması için kullanılabilir.
Çatı Malzemeleri Yağmur Hasadı İçin Nasıl Su Biriktirir?
Çatı malzemeleri, yağmur hasadı için uygun su biriktirme yüzeyleri sağlar. Özellikle düzgün eğimli çatılar, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar. Bu kapsamda çatı kadar önemli olan bir diğer malzeme de su deposu kullanımıdır. Uygun ebatlarda ve tasarımlarda seçilmelidir. Ayrıca, çatı malzemelerinin türü ve yüzeyinin düzgünlüğü de su biriktirme kapasitesini etkiler. Aşağıdaki çatı malzemeleri, yağmur suyu biriktirme kapasitesi yüksek malzemelerdir.
Metal Çatılar:
Metal çatılar, yağmur suyunun toplanması için ideal bir yüzey sağlar. Genellikle düz ve eğimli yüzeylere sahip olan metal çatılar, yağmur suyunun yüzeyde birikmesine izin verir. Bu sayede, yağmur suyu daha verimli bir şekilde toplanır ve depolanır.
Çinko Çatılar:
Çinko çatılar, yağmur suyu biriktirme kapasitesi yüksek bir diğer çatı malzemesidir. Çinko, yağmur suyuyla temas ettiğinde oksitlenir ve bu oksitlenme süreci, yağmur suyunun daha fazla toplanmasını sağlar.
Tuğla Çatılar:
Tuğla çatılar, yağmur suyunun emilmesi ve biriktirilmesi için uygun bir yüzey sağlar. Tuğla çatıların eğimi ve yüzeyindeki çukurluklar, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar.
Beton Çatılar
: Beton çatılar, yağmur suyunun biriktirilmesi için uygun bir yüzey sağlar. Beton yüzey, yağmur suyunun biriktirilmesine yardımcı olacak şekilde tasarlanabilir.
Yaprak Koruyuculu Çatılar:
Bazı çatı malzemeleri, yaprak koruyucu sistemi ile donatılmıştır. Bu sistemler, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar ve yaprakların çatıya birikmesini engeller.
Uygun çatı malzemesi seçimi, yağmur hasadı için önemlidir. Bu malzemeler, yağmur suyunun daha verimli bir şekilde toplanmasını sağlar ve sürdürülebilir su kaynakları oluşturulmasına yardımcı olur.
Yağmur Hasadı Nasıl Yapılır?
Yağmur hasadı, yağmur suyunun toplanması ve depolanması sürecidir. Bu işlem, su kıtlığı yaşanan bölgelerde, özellikle yağmur suyunun bol olduğu mevsimlerde, su kaynaklarının korunması ve suyun uzun süre kullanılabilmesi için önemlidir.
Yağmur hasadı için genellikle çatılar kullanılır. Çatıdaki yağmur suyu, bir boru veya oluk sistemiyle toplanır ve bir polietilen su deposu modeline yönlendirilir. Bu depo yerin altına gömülebilir veya yeryüzünde bir tank olarak da kullanılabilir. Bu depolanan su, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir. Yağmur hasadı yaparken, öncelikle yağmur suyunun toplama alanını belirlemek gerekir. Daha sonra, yağmurun düşmesini sağlayacak bir yüzeyin olması gerekmektedir. Bu yüzeyin genellikle bir çatı, sera, çardak veya şemsiye olabileceği gibi, yağmur suyunun doğrudan toplandığı bir yüzeyde kullanılabilir.
Yağmur suyunun toplanacağı alanda, oluk veya boru sistemi kurulmalıdır. Oluk veya borular, yağmur suyunu biriktirme tankına yönlendirecek şekilde düzenlenmelidir. Tankın büyüklüğü, toplanacak su miktarına göre belirlenir. Yağmur hasadı sırasında, su toplama yüzeyi ve boruların temiz tutulması önemlidir. Ayrıca, depolama tankının da periyodik olarak temizlenmesi ve bakımı yapılması gerekmektedir. Sonuç olarak, yağmur hasadı, sürdürülebilir bir su kaynağı oluşturma ve su tasarrufu sağlama açısından önemlidir. Yağmur hasadı sayesinde, doğal kaynakların korunması ve su kıtlığı yaşanan bölgelerde su ihtiyacının karşılanması mümkün olabilir.
Kaynak
internet Sayfalari
Etiketler : yağmur suyu analizi,yağmur suyu arıtma cihazı, yağmur suyu biriktirme, yağmur suyu boru çapı hesabı, yağmur suyu elektrik üretimi, yağmur suyu faydaları, yağmur suyu filtreleme, yağmur suyu geri dönüşüm sistemleri, yağmur suyu hesabı, yağmur suyu ile ne yapılır, yağmur suyu kirli midir, yağmur suyu neden tuzlu değildir, yağmur suyu nerelerde kullanılır, yağmur suyu neden tuzlu değildir ana fikri, yağmur suyu nasıl arıtılır, yağmur suyu saçı uzatır mı, yağmur suyu saçları uzatır mı, Yağmur suyu içmek zararları
Yağmur suyu toplama oluğu;Yağmur suyu biriktirme bidonu;Yağmur suyu biriktirme ve geri kullanımı;
Boşaltım Sistemi Anatomisi - Uriner Anatomi
Boşaltım veya atılım (İng. Excretion), metabolik atıkların organizmadan atıldığı bir süreçtir. Omurgalılarda bu işlem öncelikle akciğerler, böbrekler ve deri tarafından gerçekleştirilir.[1] Boşaltım, maddenin hücreyi terk ettikten sonra belirli görevleri olabileceği salgılamanın tersidir. Boşaltım, tüm yaşam formlarında önemli bir süreçtir. Örneğin memelilerde idrar, boşaltım sisteminin bir parçası olan üretra yoluyla dışarı atılır. Tek hücreli organizmalarda, atık ürünler doğrudan hücre yüzeyinden boşaltılır.
Hücresel solunum gibi yaşam aktiviteleri sırasında vücutta çeşitli kimyasal reaksiyonlar meydana gelir. Bunlar metabolizma olarak bilinir. Bu kimyasal reaksiyonlar sonucu karbondioksit, su, tuzlar, üre ve ürik asit gibi atık ürünler ortaya çıkar. Bu atıkların vücutta belirli bir seviyenin üzerinde birikmesi vücuda zararlıdır. Boşaltım organları bu atıkları uzaklaştırır. Metabolik atıkların vücuttan atılması işlemine atılım denir.
Yeşil bitkiler, solunum ürünleri olarak karbondioksit ve su üretir. Yeşil bitkilerdeki solunum sırasında açığa çıkan karbondioksit fotosentez sırasında kullanılır. Oksijen, fotosentez sırasında üretilen bir yan üründür ve stoma, kök hücre duvarları ve diğer yollardan dışarı atılır. Bitkiler, terleme ve gutasyon yoluyla fazla sudan kurtulabilirler. Yaprağın bir 'dışkılama' görevi gördüğü ve birincil fotosentez organı olmasının yanı sıra difüzyon yoluyla zehirli (toksik) atıkların atılması için bir yöntem olarak kullanıldığı gösterilmiştir. Bazı bitkiler tarafından dışarı atılan diğer atık maddelerin (reçine, özsular, lateks vb.) boşaltımı, bitki içindeki hidrostatik basınçlar ve bitki hücrelerinin soğurma kuvvetleri tarafından bitkinin içinden zorlanarak yapılır. Bu son işlemler ilave enerjiye ihtiyaç duymaz, pasif olarak hareket ederler. Bununla birlikte, yaprak dökümü (absisyon) öncesi aşamada, bir yaprağın metabolik seviyeleri yüksektir.[2][3] Ayrıca bitkiler çevrelerindeki toprağa da bazı atık maddeleri boşaltırlar.
Hayvanlarda, başlıca boşaltım ürünleri karbondioksit, amonyak (amoniyotelikler), üre (üreotelikler), ürik asit (ürikotelikler), guanin (Örümceğimsigiller'de ) ve kreatindir . Karaciğer ve böbrekler kandan birçok maddeyi temizler (örneğin böbrek atılımı) ve temizlenen maddeler daha sonra idrar ve dışkı yoluyla vücuttan atılır.[4]
Amonyak bileşikleri yüksek çözünürlüğe sahip olduğundan ve seyreltme için bol miktarda su gerektiğinden, suda yaşayan hayvanlar genellikle doğrudan dış ortama amonyak boşaltırlar. Karasal hayvanlarda amonyak benzeri bileşikler, çevrede daha az su olduğundan ve amonyağın kendisi zehirli olduğundan daha az zararlı olan diğer azotlu maddelere, yani üreye dönüştürülür. Bu işleme detoksifikasyon denir.[5]
Bir kertenkele tarafından atılmış koyu renkli dışkıyla birlikte beyaz ürik asit dışkısı. Böcekler, kuşlar ve diğer bazı sürüngenler de benzer bir mekanizma kullanır.
Kuşlar azotlu atıklarını macun şeklinde ürik asit olarak salgılarlar. Bu işlem metabolizmayı yorsa da daha verimli su tutulmasını sağlar ve yumurtada daha kolay depolanabilir. Birçok kuş türü, özellikle deniz kuşları, özel burun tuz bezleri yoluyla tuz salgılayabilirler, tuzlu su çözeltisi gagadaki burun deliklerinden dışarı çıkar.
Böceklerde, metabolik atıkları atmak için Malpighi tüpleriniden müteşekkil bir sistem kullanılır. Metabolik atık, atıkları bağırsaklara taşıyan tübüle yayılır veya aktif olarak taşınır. Metabolik atık daha sonra dışkı maddesi ile birlikte vücuttan atılır.
Atılan madde ejecta olarak adlandırılabilir.[6] Patolojide ejecta kelimesi daha yaygın olarak kullanılır.[7]
Üriner Sistemi Oluşturan Organlar
Böbrek (Çift)
Üreter(Çift)
Mesane (Tek)
Üretra(Tek)
Üriner Sistem (Boşaltım Sistemi)
Üriner sistem böbrekler, üreter, mesane(İdrar kesesi) ve üretradan oluşur. İdrar böbreklerde üretilir. Üreterler aracılığıyla mesaneye iletilir. Mesane vücutta üretilen idrarın depolanma yeridir. Mesanede biriken idrar belli bir hacme ulaşınca (Yaklaşık 150ml) idrar hissi oluşur ve idrar üretra yoluyla istemli olarak dışarı atılır.
Böbreğin Yapısı
Böbrekler karın boşluğunun arka tarafında bulunan bir çift kırmızı-kahverengi; derinde yerleşmiş ve iyi korunan organlardır. Yapı olarak her bir böbrek iki kısımdan oluşur: Korteks (Dış Kısım) ve Medulla (İç Kısım).Korteks: İdrarın oluştuğu yerdir.Medulla: Çok küçük değişik büyüklükte kanallardan oluşur ve idrarı böbrekten üretere iletir. Normal böbrek ağırlığı erkeklerde yaklaşık 150gr; kadınlarda yaklaşık 135gr. kadardır. Uzunluğu 10-12cm, eni 5-7cm ve kalınlığı 3cm. dir. Boyutlar cinsiyete olduğu kadar genel vücut yapısına da bağlıdır.
Böbrek Ne İşe Yarar?
Böbreğin 3 temel görevi vardır. Boşaltım: Kanı temizleyerek idrar üretirler. Vücudumuzda biriken atık ve zararlı maddeleri idrar olarak vücuttan atarlar. Düzenleyici Fonksiyon: Su, asit- baz dengesi ve kan basıncı gibi vücudumuz için hayati önemi olan fonksiyonları düzenlerler. Hormonların Salgılanması: Vücudumuz kemiklerinin güçlenmesi ve kan yapımında görevli bazı önemli hormonların yapım yeri böbreklerdir.
Üreter
Böbrek ile mesane (idrar torbası) arasındadırlar. Her bir böbrekten mesaneye uzanan birer tane üreter vardır.
Erişkinlerde yaklaşık 22-30 cm uzunluğundadır.
Kas liflerinden oluşmuş boru şeklinde yapılardır.
Normalde böbrekte oluşan idrarın mesaneye ulaştırılması pasif değil üreter kaslarının yukardan aşağıya dalga şeklinde kasılması sonucu gerçekleşen aktif bir olaydır.
Üreterin 3 adet darlığı vardır: Böbrek çıkışından hemen sonra Kalça hizasındaki büyük damarlar komşuluğunda Mesaneye girmeden önce
Bu 3 yerde üreterin çapı daha küçük olduğu için idrar yolu taşları takılabilir. Takılınca kolik tarzda (kıvrandırıcı) ağrılara neden olabilir ve idrarın böbrekten mesaneye geçmesi zorlaşır. Üreter taşın neden olduğu engeli aşmak için daha güçlü kasıldığında ağrılar da dayanılmaz hal alır.
Mesane (İdrar Torbası)
İdrarın depolandığı yerdir.
Yoğun kas liflerinden oluşmuştur.
Mesane dolduğunda yaklaşık 500ml. lik kapasiteye sahiptir.
Genişleme ve güçlü kasılma özelliğine sahiptir.
Kasıldığı zaman idrar mesaneden üretraya geçer.
Üretra
Kanal şeklindedir, idrarı mesaneden dışarı atar.
Erkek ve kadınlarda farklı yapıya sahiptir: Kadınlarda kısadır ve düz seyreder.
Bu nedenle kadınlarda üretradan taşların geçmesi erkeğe göre daha kolaydır.
Erkeklerde uzundur ve 2 kez kıvrılma yapar ve daralır.
Bundan dolayı taşlar bu bölgelerde takılabilir. Şiddetli sancı ve idrarda tıkanmaya sebep olabilir.
İdrarın Özellikleri Nelerdir?
Böbrekler sürekli olarak çalışırlar ve kanı atık maddelerden temizlerler. Böbreklerde kan filtre olur(kanın süzülmesi) ve bu işlem sonucunda idrar üretilir. İdrar %95 oranında sudan oluşan sarı renkli bir sıvıdır. Sağlıklı bir insanda günde yaklaşık 1,2-1,7 lt kadar idrar üretilir. Günlük miktar ve idrarın içeriği; beslenme tarzı, ortamın sıcaklığı, kullanılan ilaçlar gibi bazı durumlara bağlı olarak değişir.
Böbrekler, omurgalılarda bulunan fasulye biçiminde boşaltım organlarıdır. 13 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.[1] Nefroloji, adını Yunanca "böbrek" anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir.[2] Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.[3]
Anatomi
Böbreğin yapısı: 1. Renal piramit (pyramides renales, Malpighi piramitleri), 2. Interlobar arter (a. interlobaris), 3. Renal arter (a. renalis), 4. Renal ven (v. renalis), 5. Renal hilus (böbrek hilusu, hilum renale), 6. Renal pelvis (pelvis renalis), 7. Üreter, 8. Minör kaliks (calices minores renales), 9. Renal kapsül (capsula fibrosa renalis), 10. Alt pol (inferior pol, extremitas inferior), 11. Üst pol (superior pol, extremitas superior), 12. Interlobar ven (v. interlobaris), 13. Nefron, 14. Renal sinüs (sinus renalis), 15. Majör kaliks (calices majores renales), 16. Renal papilla (papilla renalis), 17. Renal column (columna renalis, Bertin sütunları)
Böbreğin yanal-dikey biçimde ortasından kesilmiş görüntüsü
İnsanlarda, böbrekler karın bölgesinin arka bölümünde, bir başka deyişle karınzarı arkası (retroperitonal) bölgesinde yer alırlar.[4] İki tane bulunan (çoğu insanda tek böbrek bulunabilmektedir, ve bu insanlar bunun ayrımına varmadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler) böbreklerden sağda olanı diyaframın hemen altında, ve karaciğerin arkasında (posterior), solda olanı ise diyaframın altında ve dalağın arkasında yer almaktadır. Böbreklerin ikisinin de üstünde böbrek üstü bezleri yer almaktadır. Böbreklerin konumları bakımından bakışımsız olmalarının nedeni karın boşluğunda büyük bir yer kaplayan karaciğerin, sağda bulunan böbreğin soldakine göre 1-2 santimetre daha aşağı bir konumda (inferior) bulunmasına neden olmasıdır.[5]
Karınzarı arkasında bulunan böbreklerin boyutları 9 ila 13 cm arasında değişmekte, ve sol böbrek sağdakinden az da olsa biraz daha büyüktür. Yaklaşık 12. göğüs omuru ile 3. bel omurlarının (T12-L3) düzeyleri arasında yer almaktadırlar.[6] Böbreklerin üst bölgeleri 11. ve 12. kaburgalarca korunmaktadır.[7] Böbrek üstü bezleriyle birlikte böbrekler, yağ dokuyla çevrelenip (buna pararenal yağ denilmektedir), bu yapı da böbrek zarı (renal fasiya olarak da bilinir) ile bütünüyle sarılmış durumdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, böbreklerden biri ya da ikisi doğuştan bulunmayabilirler, ve bu duruma böbrek oluşmaması ya da renal agenez denilmektedir.[8]
Böbrekler, süzülmemiş kanı karın bölgesi aorttan ayrılan sol ve sağ böbrek atardamarları yoluyla almaktadırlar.[9] Böbrekten dönen süzülmüş kan ise sağ ve sol böbrek toplardamarları yoluyla alt ana toplar damara döner. Böbreğe giden kan, kalbin pompaladığı toplam kanın (kardiyak debi) üçte birine ulaşabilir.[10]
Doku bilimi (histoloji)
İlgili madde: Nefron
Genel
Böbrekten ayrılan idrar borusu (üreter) takip edilerek böbreğin içine ilerledikçe huni biçiminde bir boşluk olarak genişler; buna havuzcuk (pelvis) denilmektedir.[11] Havuzcuktan da küçülerek ayrılan bölgelere büyük çanak (majör kaliks), bunlardan ayrılan daha da küçük bölgelere küçük çanak (minör kaliks) denmektedir.[12] İnsan böbreğinde yaklaşık 12 adet küçük çanak bulunmaktadır.[12] Böbrek, kesildiğinde, kabuk (korteks) ve öz (medulla) bölgelerinden oluştuğu görülür. Öz bölgede uçları papilla olarak bilinen piramitler bulunmakta, ve bunların her biri bir çanağa bağlıdır. Kabuk bölgesi dokusu her iki ardışık piramitler arasına sokulur ve bunlara Bertin sütunları denilmektedir.[13]
Damarlar
Bir domuzun açılmış böbreği
Böbrekler damarlarca çok iyi bir biçimde beslenmekte ve vücut ağırlığının yalnızca %0.5'lik bir bölümünü oluştursa da, kardiyak debinin %25'ini alırlar, ve bu daha da artabilir.[14] Kabuk bölgesi organın en çok damarlarının bulunduğu bölgedir, bu bölge böbreğe gelen kanın %90'ını toplar. Böbreğe gelen atardamar ön ve arka olmak üzere iki dala ayrılır. Bu dallardan, loplar arası damarlar ayrılıp loplar arasında ilerleyerek yayımsı damarlara ayrılır.[15] Bu damarlar da kabuk ve öz bölgeler arasına yayılarak lopçuklar arası damarlara ayrılırlar. Lopçuklar arası damarlardan getirici damarlar ayrılıp yumakçık (glomerülus) yapısına girer.[16]
Damarlar, yumakçık içinde daha da küçük dallara ayrılıp, 20 ila 40 arasında değişen kılcal damar kıvrımlarına dönüşürler.[17] Bu kılcal damarlar yumakçık içindeki tampon bölge (mesenjium) ile çevrelenmiştir. Kılcal damarlar birleşerek yumakçıktan götürücü damarlar olarak ayrılırlar.[18] Genel olarak, kabuk bölgesinin yüzeyine yakın olan nefronlardan ayrılan götürücü damarlar borucukları çevreleyerek peritubüler damar ağını oluştururlar.[19] Öte yandan kabuk bölgesinin daha derinlerinde yer alan yumakçıklardan ayrılan damarlar vasa recta (dik damar anlamına gelmektedir) denen, öz bölgenin derinliklerine inen damarları oluştururlar. Bu damarlar öz bölgenin derinliklerine indikten sonra toplardamar olarak yukarı çıkarlar.[20]
Böbrek damar atar ve toplar damar üzerinde ilgi çekici ve çoğu organlardan değişik olup, kendine özgü olan birkaç özelliği bulunmaktadır. Genellikle bir organa gelen atardamar küçük dallara ayrıla ayrıla atar damarcıkları (arteriyol) oluşturur.[21] Bunlar da kılcal damarlara ayrılıp (dokuyla alyuvarlar arasında oksijen alışverişinin gerçekleştiği, ve kansıvısıyla dokular arasında besin öğelerinin ve dokulardaki atıkların alış-verişlerinin gerçekleştiği damar bölgesidir), kılcal damarlar da toplar damarcıkları, bunlar da birleşerek toplar damarları oluşturur.[22] Böbrekte ise temiz kanı taşıyan getirici damarlar yumakçık içine girdikten sonra kılcal damarlara ayrılır, ve bunlar yumakçıktan ayrıldıktan sonra yine atar damarcık niteliğinde olan götürücü damarlara dönüşür. Özetle, böbrekte öbür organlarda bulunan temel atar damarcık-kılcal damar-toplar damarcık düzeni bulunmaz; yumakçık içinde bulunan kılcal damarlar iki atar damarcık arasında bulunmaktadır.[23]
Yumakçık (Glomerül)
Ana madde: Glomerulus
Yumakçığın şeması
Yumakçıkların kılcal damarlarında duvarları delikli endotel (damarların en iç katmanında bulunan göze türü) gözeleri bulunur.[24] Bu endotelin dışında ise iki katlı epitel gözeler bulunur. Endotele yakın olan iç epitel gözeleri (viseral) endotel dokudan yalnızca bir bazal zarı (epitel dokularda epitel gözenin en alt bölümünde bulunan, epiteli altındaki bağ dokudan ayıran zardır) ile ayrılır.[25] Dış epitel gözeleri (paryetal) ise bowman kapsülü (yumakçığı çevreleyen yapı) üzerinde bulunmaktadır. Bu iki katlı epitel gözeleri arasındaki boşluğa da üriner boşluk (yumakçıktan süzülen kandan oluşan sıvının -süzüntü- geçtiği boşluk) denilmektedir.[26]
Yumakçığın kılcal damarının duvarı, bu damarlardan geçen kansıvısının süzme işleminin gerçekleştiği yerdir, ve şu yapılardan oluşmaktadır:
İnce, delikli endotel gözeler. Her bir delik 70 ila 100 nm (nanometre) çapındadır.[27]
Yumakçık bazal zarı 3 katmandan oluşur. Ortada elektron bakımından yoğun olan lamina densa ("yoğun katman" anlamına gelmektedir), ve bunun her iki yanında elektron bakımından seyrek bulunan lamina rara ("seyrek katman" anlamına gelmektedir) bulunmaktadır. Lamina raranın endotele yakın olan katmanına lamina rara interna, iç epitele yakın olan katmanına ise lamina rara eksterna denilir.[28] Yumakçık bazal zarı çoğunlukla 4. tip kolajenden (kolajen, bağ dokuların yapı taşı olup, organları yapı bakımından ayakta tutan büyük moleküllerdir), laminin adlı bileşikten, çoklu anyonik proteoglikanlardan (çoğunlukla heparan sülfat), fibronektinden, entaktinden, ve birkaç başka glikoproteinlerden oluşmaktadır. 4. tip kolajen bir yapı ağı oluşturarak öbür glikoproteinleri birbirlerine bağlar.[29]
İçteki epitel gözeler (podosit, "ayak gözeleri" anlamına gelir), yumakçık bazal zarının lamina rara eksterna katmanı üzerinde yer alıp, adetâ çok ayaklı gözeleri andırır. Bu ayakçıklar arasındaki 20 ile 30 nanometre genişliğindeki boşluklara süzme yarıkları denir. Bu süzme yarıkları birbirlerine ince bir böleç ile bağlanır.[30]
Yumakçık yapısı tampon bölge olan mesenjium bölgesi ile dengelenmektedir; mesenjium gözeleri kılcal damarlar arasını doldurmaktadır. Bu gözeler mezoderm kökenli olup, kasılabilir, yutabilir, çoğalabilir, bağ dokuyu oluşturan kolajen yapabilir özelliktedir. Tıpkı damar çeperlerindeki kasılıp gevşeyebilen düz kası andırmaktadır. Bu gözeler ayrıca bir sürü tür yumakçıktan kaynaklanan hastalıkların (glomerulonefrit) oluşmasında rol oynar.[31]
Yumakçık dokusu
Yumakçıkdaki kılcal damarların duvarlarındaki endotel gözelerin delikli olması, su ve küçük moleküllere karşı geçirgen olmasını, ve aynı zamanda 70 kilodaltondan büyük proteinlere karşı ise geçirimsiz olmasını sağlar. Ayrıca bazal zarın negatif yüklü (anyon) heparan sülfat ve başka anyonik molekülleri bulundurması pozitif yüklü moleküllere karşı geçirgenliğini arttırır. Bundan dolayı, kandaki yüksek derişimde bulunan Albumin proteini, negatif yüklü olmasından dolayı bu kılcal damarlardan süzülmez.[32] Bu seçici geçirgenliği ayrıca süzme yarıklarının arasındaki böleçte bulunan proteinler de etkiler. Bu seçici geçirgenliği sağlayan moleküllerin genlerindeki değişinim sonucunda bu seçici geçirgenlik bozulabilir, ve ortaya nefrotik sendrom denilen klinik durum çıkabilir.[33]
Borucuklar (Tubulus)
Borucukları çevreleyen epitel gözelerin yapıları ve buna bağlı işlevleri böbreğin katmanlarına göre değişiklik gösterir. Yakınsal borucuk gözeleri uzun mikrovilüsleri, çok sayıda mitokondrileriyle geri emilimde önemli rol oynar.[34] Yakınsal borucuk gözeleri süzülmüş sodyumun ve suyun üçte ikisinin, ayrıca glikozun, potasyumun, fosfatın, amino asitlerin ve proteinlerin geri emiliminde büyük önem taşır. Aynı zamanda bu gözeler ağıların da geri emilimini yapar, ve ağılar bu gözelere zarar verebilir.[35]
Yumakçık-bitişiği aygıtı (jukstaglomerüler aygıt) yumakçığın içine sokulmuş durumda olup, getirici damarla da bitişiktir.[36] Bu aygıtın içinde yumakçık-bitişiği gözeler yer almaktadır. Bu gözeler düz kas niteliğinde olup, getirici damarların duvarlarında bulunur, ve renin bileşiğini içerir.[37] Ayrıca uç borucukların yumakçığa yakın olan bölgesine maküla densa denir ve bu bölge yumakçık-bitişiği aygıtıyla da iç içedir.[38] Süzüntüdeki sodyum derişimini algılayan maküla densa, yumakçık-bitişiği aygıtına geri besleme yaparak buradaki gözelerin kasılıp ya da gevşemesini sağlar. Böylece, böbrekler kendilerine gelen kandaki (başta sodyumun olmak üzere) elektrolitlerin derişimlerine göre yumakçığa gelen kan miktarını ayarlayıp, süzmeyi de buna koşut bir biçimde etkiler. Bu yolla, böbrekler, kandaki olağan değerlerinin üstünde ya da altında olan elektrolitlerin atılımlarını etkileyerek derişimlerini ayarlayabilir.[39]
İşlevleri
Kuzu böbrekleri
Ana madde: Böbrek fizyolojisi
Böbreklerin işlevleri beş çatı altında toplanabilir:[40]
Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatinin, ürik asit, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlamak
Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenlemek
Vücudun asit baz dengesini düzenlemek
Kan basıncını ayarlamak
Alyuvar yapımını uyarmak
Böbreğin işlevlerinin daha iyi anlaşılması için böbrek fizyolojisinin iyi bilinmesi gerekir.
Atık ürünlerin atılması
Böbrekler yapım-yıkım sonucunda oluşan çeşitli atık ürünleri özellikle protein yapımı ve protein yıkımı sonucunda oluşan üreyi ve nükleik asitlerin yapım-yıkımı sonucunda oluşan ürik asidi, ve suyu vücuttan dışarı atar. Böbreklerin çalışmaması veya işlevini yapamaması durumunda bu atıklar atılamayacağı için sorun teşkil eder.[41]
Vücut dengesinin (Homeostaz) sağlanması
Şematik olarak böbrek
Böbrekler vücut dengesinin sağlanmasında çok büyük önem taşır. İşlevleri arasında:
Asit-baz dengesini sağlamak,
Kansıvısının, ve vücuttaki değişik bölmelerdeki sıvıların elektrolit derişimlerini düzenlemek,
Kan basıncını ayarlamak,
Kan hacmini düzenlemek
önemli yer tutar.[42]
Böbrekler bu işlevlerin çoğunu öbür organlarla (özellikle kalp, iç salgı bezleri ve karaciğer) eş güdümlü bir biçimde gerçekleştirir. Böbrekler bu organlarla kandaki hormonlar yoluyla iletişir. Ancak, kan hacmini, basıncını algılama konusunda böbreğin içsel alıcıları bulunmaktadır.[42]
Öz ayarlama mekanizması (tübüloglomerüler geribildirim): Bu mekanizma genel olarak, afferent arteriollerdeki miyojenik (kas dokusundan kaynaklanan) gerilim reseptörlerinin aktivitesi olarak kabul edilmektedir. Nefronlardaki macula densa hücreleri Na+ ve Cl- düzeyindeki değişikliklere duyarlıdır. Glomerüler hidrostatik basıncın artması ile glomerüler filtrasyon oranı (GFR) de artar. Bu artış; macula densa'ya gelen Na+ ve Cl- oranında da artışa neden olacaktır. Fizyolojik yanıt ise afferent arteriolün daralması ve mezangiyum hücrelerinin büzülmesidir.[43]
Asit-baz dengesinin düzenlenmesi
Böbrekler kandaki pH'yi, H+ (protonun) ve HCO3- (bikarbonatın) derişimini ayarlayarak küçük bir aralıkta tutar. Bu konuda akciğerle eş güdümlü çalışır.[44] Daha ayrıntılı bilgi için böbrek fizyolojisi maddesine bakınız.
Kan basıncının ayarlanması
Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Kansıvısındaki sodyum derişimi, kan hacmiyle ve dolayısıyla kan basıncıyla yakından ilgilidir. Nefronların içinde sodyumun (ve öbür elektrolitlerin) süzülmesini ve geri emilimini sağlayan yapılar bulunmaktadır. Ayrıca böbrek üstü bezlerinin Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan Aldosteron da böbreğin uç borucuklar ve toplama kanalları üzerinde etkisini göstererek kan basıncını ayarlamada önemli bir yer tutar.[45]
Kansıvısı hacmi
Kansıvısının toplam derişimindeki (osmolalite) değişikler hipotalamustaki derişim-alıcılarınca algılanır. Hipotalamusun uzantısı olan hipofiz bezinin arka bölümü kansıvındaki derişimin artması üzerine vazopressin (ADH) salgılar. Bu da böbreklerin toplama kanallarına etkiyerek suyun geri emilimini arttırıp, idrarın daha derişik olmasına neden olur. Böylece böbrek, hipofiz beziyle eş güdümlü bir biçimde çalışarak kansıvısının hacmini dengede tutar.[46]
Hormon salgılamak
Böbrekler eritropoetin (alyuvar yapımını uyaran hormon) salgılar. Ayrıca etkin durumda olmayan vitamin D'yi (önhormon) etkin duruma getirir.[47]
Hastalıklar
Böbrekler karmaşık organlar oldukları için, hastalıkları da karmaşıktır. Bundan dolayı, böbrek hastalıklarını öbeklere ayırmak mantıklıdır. Ancak, böbrekte çok türde hastalık bulunmasına karşın, bunların belirtileri aynı oranda çeşitli değildir; çoğu aynı öbekten hastalıklar benzer biçimlerde kendilerini gösterir. Dolayısıyla, öncelikle böbrek hastalıklarının genel bulguları incelenecek, ondan sonra hastalıklar öbek halinde ele alınacaktır.[48]
Böbrek hastalıklarında bulgular
İveğen (akut) nefritik sendromu yumakçıktan kaynaklanan ve çoğunlukla iveğen gelişen, idrarda kan bulunması durumudur (hematüri). Bunun yanında, idrarda orta düzeyde protein (proteinüri) ve yüksek kan basıncı bulguları, streptokok sonrası gelişen glomerulonefritin alışılmış sunumudur.[49]
Nefrotik sendrom, idrarda ağır oranda protein bulunması (günde 3.5 gramdan çok), kanda albümin düzeyinin düşmesi (hipoalbüminemi), aşırı şişlik, kandaki yağ düzeylerinin yükselmesi (hiperlipıdemi), ve idrarda yağ bulunması bulgularıyla ortaya çıkar.[50]
İveğen böbrek yetmezliği idrarın kesilmesi (oliguri), ya da idrarsızlık (anüri), ve kanda azotlu atıkların artması (azotemi) ile ortaya çıkar. Yumakçıkta, ara bölgelerde, böbrek damarlarına gelen hasar sonucunda, ya da borucuklarda iveğen gelişen doku ölümü (akut tubüler nekroz) sonucunda ortaya çıkar.[51]
Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği, üreminin (böbrek yetmezliği sonucu kandaki azotlu atıkların artıp, bunların vücuttaki dokulara ve organlara zarar vermesi sonucunda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür) belirtileriyle özdeştir, ve herhangi bir böbrek hastalığının ilerlemesi sonucunda varacağı son noktadır.
Böbrek borucuk bozuklukları, idrar çokluğu (poliuri), gece yatağı ıslatma (noktüri), ve elektrolit düzensizlikleriyle ortaya çıkar.[52]
İdrar yollarında bulaşım, idrarda bakteri (bakteriuri) ve irin bulunmasıyla ortaya çıkar. Bulaşım belirtili de, belirtisiz de olabilip, yalnızca aşağı idrar yollarını (sidik kesesini), ya da böbrek de içinde olmak üzere yukarı idrar yollarını da etkileyebilir.
Böbrek taşı, böbrek kuluncu, idrarda kan olması, ve yineleyen taş oluşumları ile ortaya çıkar.
Boşaltım yollarında tıkanma ve böbrek urları daha çok anatomiyi ilgilendiren durumlardır, ve sorunun olduğu yere göre belirtileri değişir.
Böbrek üstü bezleri
Böbrek üstü bezleri (adrenal bezler, suprarenal bezler, sürrenal bezler), üçgen biçimini andıran iç salgı (endokrin) bezleridir. Anatomik olarak böbreklerin hemen üstlerinde bulunduklarından bu adı almışlardır. Kabuk (korteks) ve öz (medulla) olarak anılan iki ayrı katmandan oluşan bezlerin temel işlevi fizyolojik gerilim (stres) karşısında kortikosteroid (kabuk katmanı) ve katekolamin (öz katman) bireşimleyip kana salgılamaktır. Adrenalin ve nöradrenalin salgılarlar.
Anatomi
Anatomik olarak, böbrek üstü bezleri, karnın karın zarı arkası (retroperitonal) bölgesinde bulunup, böbreklere göre ön-üst (anterosüperior) konumdadırlar. Bütünüyle yağ dokusuyla çevrelenmişlerdir ve bu yağ dokusu da böbrek zarı (renal fasiya) ile çevrelenir. Böbrek üstü bezleri, kabuk (korteks) ve öz (medulla) olmak üzere iki ayrı katmana ayrılır.
Böbrek üstü bezleri besleyen damarlar
Bezlere giden ve bezlerden ayrılan atar ve toplar damar öbekleri her ne kadar kişiden kişiye değişkenlik gösterse de atar damarlar genellikle üçe ayrılır:
Üst böbrek üstü atar damarı, (alt diyafram atardamarından ayrılır.)
Orta böbrek üstü atar damarı, (karın bölgesi aorttan ayrılır.)
Alt böbrek üstü atar damarı (böbrek atardamarından ayrılır.)
Bezlerden gelen kanı toplayan damarlar ise birleştiği damar bakımından sağda ve soldaki bezlerde değişiklik gösterir:
Sağ böbrek üstü toplar damarı alt ana toplar damara,
Sol böbrek üstü toplar damarı ise alt diyafram toplar damarına ya da böbrek toplardamarına bağlanır.
Tiroid bezi gibi böbrek üstü bezleri de gram başına en çok kan alan bölgelerdir. Bu da evrimleşmenin doğal bir sonucudur, çünkü bu tür endokrin organlar, bir canlının fizyolojik gerilim karşısında vücut dengesinin (homeostaz) bozulmadan işlevini sürdürebilmesi için çok önemlidir.
Tıpkı öbür endokrin bezlerde olduğu gibi, bu bezlerin toplardamarlarında hormonlar çok derişiktir. Tıpta bu durumdan yararlanılarak, bu hormon düzeylerinin dengesizliklerinden kuşkulanıldığı durumlarda böbrek toplardamarındaki hormonların derişimi ölçülüp, bu incelemeler tanı konulmasında yardımcı nitelikte olabilir.
Doku özellikleri ve katmanları
Böbrek üstü bezlerinin katmanları
İki ayrı katmana ayrılan böbrek üstü bezlerinin bu katmanlarında da alt katmanlar söz konusudur:
Kabuk bölgesi üç katmandan oluşur. Bunlar dıştan içe sırasıyla:
Zona glomerulosa: Latince'de "yumakçık bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla aldosteron salgılar.
Zona fasciculata: Latince'de "demet bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla kortizol salgılar.
Zona reticularis: Latince'de "ağ bölgesi" anlamına gelir ve çoğunlukla seks hormonlarını (dihidroepiandrosteron (DHEA) ve androstenedion) salgılar. Bu hormonlar öbeğine androjenler denilmektedir.
Öz bölge ise, kabuk bölgesinin aksine, tek bölgeden oluşmaktadır ve buradaki gözelere Kromafin gözeleri denir. Kromafin, Yunanca'da "renke ilgi" anlamına gelir. Böyle adlandırılmasının nedeni, Krom tuzlarıyla boyandığında, bu gözelerin içindeki katekolaminlerin yükseltgenip, çoklu bileşik (polimer) haline dönüşmesi ve elde edilen bileşiğin kahverengi olmasıdır.
Fizyolojik işlev
Burada, bezlerin kabuk ve öz katmanlarının işlevleri ayrı ayrı açıklanacaktır.
Kabuk katmanı ve hormonları
Kabuk bölgesi, bezin yaşamsal önem taşıyan katmanıdır. Bu yapıdan hipofiz bezinden salgılanan adenokortikotropik hormon (ACTH) hormonunun etkisiyle başta kortizol olmak üzere çok sayıda hormon salgılanır. Kortizol salgılanma düzeni gün içinde gösterdiği değişiklikler açısından ilginç bir özellik taşır. Gün boyunca değişen derişimlerle kana salgılanan kortizol, akşam sıralarında ve uykuya dalıştan hemen sonraki saatlerde en az düzeydeyken, sabah kalkmadan önceki saatlerde ise en yüksek düzeydedir. Böbrek üstü bezlerinden salgılanan öteki kabuk hormonları da kortizole benzer değişiklikler gösterir. Bu değişkenliğin nedeni, hipotalamustaki CRH salgılanmasına bağlı olan ACTH salgılanımının, aydınlık/karanlık döngüsüne ilişkin bilginin retinadan hipotalamusta bulunan çifte çekirdeklere (suprachiasmatic nuclei) iletilmesine bağlı olmasıdır. Ön görülebileceği gibi, koma, körlük ya da sürekli ışığa ya da karanlığa maruz kalma durumlarında bu değişkenlik de ortadan kalkar.
Glukokortikoidler
İlgili madde: Kortizol
Zona Fasciculata bölgesinden salgılanan kortizolun (ana glukokortikoid) çok yönlü etkileri vardır. Tıpkı öbür steroid bileşikleri gibi, kortizol, etkisini erek gözenin çekirdeğine girerek, DNA'nın kalıt yazımından mesajcı RNA'yı bireşimleyerek, ve bundan da yeni protein bireşimleterek gösterir. Yukarıda da açıklandığı gibi Glukokortikoidler yaşamsal önem taşır. Glukokortikoidler etkilerini, şeker üretimi (glukoneojenez), damarların katekolaminlere yanıt vermeleri, yangının ve bağışıklık sisteminin baskılanması ve merkezi sinir sisteminin düzenlenmesi biçiminde gösterir.
Glukoneojenezin uyarımı: Kortizolun en önemli etkinliklerinden ikisi glikojen depolanması ve glukoneojenezdir. Genel olarak, kortizol etkileri yıkıma (katabolizma) ağırlık verir. Kortizol, protein, yağ ve karbonhidrat yapım-yıkımını eş güdümlü bir biçimde şeker üretimini arttıracak şekilde düzenler: kaslardaki protein yıkımını arttırıp, yeni protein bireşimlenmesini baskılar, ve böylece karaciğerin şekere dönüştürmesi için serumda amino asit sağlamış olur. Benzer bir biçimde yağ yıkımını da arttırıp, karaciğerin şekere dönüştürmesi için serumda gliserol bileşiğini de sağlar. Son olarak, kortizol, şekerin dokularca kullanımını ve yakılmasını da engelleyip, yağ gözelerinin (adipoz) insüline olan duyarlılığını da azaltır. Tüm bunlardan dolayı, açlık sırasında yaşamda kalabilmek için glukokortikoidler çok önemlidir; beyin kandaki şekerden dolayı işlevini sürdürebilir. Kortizolun olağan düzeyinden düşük olduğu durumlarda kan şekeri düşer (hipoglisemi), ve yüksek olduğu durumlarda da kan şekeri artar (hiperglisemi).
Yangıyı baskılayıcı etkileri: Kortizol bunu üç yolla gerçekleştirir:
Lipokortinin bireşimlenmesini uyarır. Fosfolipaz A2 enzimini baskılayan lipokortin, bundan dolayı arachidonic asitin zar fosfoyağlardan serbest bırakılmasını önler. Arachidonic asit, yangıyı tetikleyen etmenlerin bireşimlenmesinde kullanılan önemli bir bileşiktir. Bu dolaylı yol ile kortizol, yangıyı baskılar.
Kortizol, interlükin 2 (IL-2)'nin üretilmesini ve T lenfositlerinin çoğalmasını engeller.
Kortizol mastositlerden histaminin, pıhtı gözelerinden (trombosit) serotonin salgılanmasını baskılar.
Bağışıklık sisteminin baskılanması: yukarıda da açıklandığı gibi, kortizol interlükin 2 (IL-2)'nin üretilmesini ve T lenfositlerinin çoğalmasını engeller. Organ nakli gerçekleşmiş olan hastalarda organ reddini önlemek için glukokortikoidler ilaç olarak verilir.
Damarların katekolaminlere yanıtını olanaklı kılar: Kortizol kan basıncının olağan değerlerde izlemesi için gereklidir, bunu damarcıklardaki (arteriyol) alfa-1 katekolamin alıcılarının etkinliğini arttırarak yapar. Böylece, kortizol damarcıkların büzülmesinde ve kan basıncının artmasında önemli rol oynar. Kortizol düzeyi olağanın altında olduğunda, hipotansiyon, olağan düzeyinin üstünde seyrettiğinde ise hipertansiyon gerçekleşir.
Kemik oluşumunu baskılar: Bunu kemiklerde bulunan 1. tip kollajenin (bağ dokunun yapı maddesi) bireşimlemesini engelleyerek, kemik gözelerinin (osteoblast) çoğalmalarını engelleyerek, ve bağırsaktan kalsiyum emilimini azalatarak gerçekleştirir.
Glomerüler süzme hızını (GFR) azaltmak: Kortizol, nefronlardaki getirici damarcıkları genişleterek böbreğe giden kan akışını, ve GFR'yi arttırır.
Merkezi sinir sistemine etkisi: Özellikle limbik sistemde olmak üzere, merkezi sinir sisteminde glukokortikoid alıcıları bulunmaktadır. Glukokortikoidler, REM uykusununu azaltır, yavaş-dalgalı uyku evresini arttırır, ve genel olarak uyku zamanını azaltır.
Mineralokortikoidler
İlgili madde: Aldosteron
İnsanlarda en çok bireşimlenen mineralokortikoid Aldosteron'dur. Yalnızca Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan hormon, tıpkı Zona Fasciculata'dan salgılanan kortizol gibi kolesterol molekülünden bireşimlenir, ve bu tepkimeler dizisindeki enzimler aynıdır. Zona Glomerulosa'da ek olarak Aldosteron sentaz adlı enzim bulunduğundan Aldosteron yalnızca bu bölgede bireşimlenir. Ancak, Zona Glomerulosa kortizol üretmez. Bunun nedeni, Zona Glomerulosa'da progesterondan kortizol bireşimlemesini sağlayan 17-alfa-hidroksilaz enziminin bulunmamasıdır.
Aldosteron mineralokortikoid özelliği gösteren tek steroid değildir; 11-deoksikortikosteron (DOC) ve kortikosteron bileşikleri de mineralokortikoid kimyasal davranışlarını sergilerler. Bundan dolayı, mineralokortikoid bireşimlenmesindeki tepkiler dizisinde DOC'den sonraki bir aşamada eksiklik olursa (11-beta-hidroksilaz ya da aldosteron sentetaz enzimlerinde eksiklik), mineralokortikoid etkinliğinde bir azalma olmaz. Ancak tepkiler dizinde DOC'den önceki bir aşamada bir aksaklık çıkarsa (21-beta-hidroksilaz eksikliği), o zaman mineralokortikoid etkinliğinde azalma gerçekleşir.
Mineralokortikoidler, etkilerini böbreklerin nefron yapısındaki uç borucuklarda (distal tubül) ve toplayıcı kanallarda gösterir: Na+ (sodyum) geri emilimini arttırıp, K+ (potasyum) atılımını ve H+ (proton) atılımını arttırır. Na+ geri emilimini ve K+ atılımını prinsipal gözelerde, H+ atılımını ise alfa-aracık gözelerinde gerçekleştirir. Bu sodyum geri emilimi, ve potasyum ve proton atılımı sonucu göze-dışı (ekstraselüler)hacim artıp, hipertansiyon, potasyum düzeyi düşüklüğü (hipokalemi) ve metabolik alkaloz gerçekleşir. Aldosteron düzeyi düştüğünde ise (örneğin böbrek üstü yetmezliğinde) Na+ geri emilimi azalıp, K+ ve H+ atılımı da azalır. Bu durumda ise göze-dışı hacim azalıp, potasyum düzeyi yükselir (hiperkalemi) ve metabolik asidoz oluşur.
Her ne kadar kortizolun da mineralokortkoid etkinliği olsa da (kortizol mineralokortikoid alıcılarına aldosteron'la aynı düzeyde ilgiyle bağlanabilir), böbrekte Aldosteron'un etki ettiği erek gözeler (prinsipal gözeler ve alfa-aracık gözeleri), kansıvındaki (plazma) kortizole "aldanmazlar." Bunun nedeni, bu gözelerde 11-beta-hidroksisteroid dihidrojenaz enzimi bulunmasıdır: bu enzim, kortizol'u kortizon'a dönüştürmekte, ve kortizol'un aksine, kortizon'un mineralokortikoid etkinliği yoktur. Bundan dolayı, kortizolun yüksek izlediği durumlarda bile, mineralokortikoid alıcıları bundan etkilenmez.
Eşeysel hormonlar (androjenler)
Yukarıda da belirtildiği gibi, kabuk bölgesi DHEA ve androstenedion bireşimlemektedir. Erkeklerde, bu bileşikler testiste testosterona dönüştürülmektedir. Erkeklerde, böbrek üstü bezlerinin salgıladığı bu androjenlerin önemi azdır, çünkü testosteron testislerde kolesterolden bireşimlenir. Bunun aksine, kadınlarda böbrek üstü bezlerinin ürettiği androjenler önemlidir, ve ergenlik çağında koltukaltı ve pubik bölgelerde kılların çıkmasından sorumludur.
Öz katman
Böbrek üstü bezlerinin öz katmanı, özerk sinir sisteminin sempatik bölümünün bir sinir düğümüdür (ganglion). Sinir düğümü öncesi nöronların gövdeleri omuriliğin göğüs bölgesinde bulunmaktadır. Bu nöronların aksonları büyük splanknik sinirden geçerek böbrek üstü bezinin öz bölgesine ulaşıp ve kromafin gözelerle sinir bağlanımı yapıp, asetilkolin salgılarlar. Asetilkolin, sinir düğümü sonrasındaki nöronların nikotinik alıcılarını etkinleştirir. Kromafin gözeler bunun üzerine dolaşıma adrenalin (epinefrin) ve noradrenalin (norepinefrin) salgılar. Sinir düğümü sonrasındaki nöronların genellikle noradrenalin salgılamalarına karşın, böbrek üstü bezlerinin öz bölgesi çoğunlukla (%80) adrenalin, ve ancak %20 oranında noradrenalin salgılar. Bunun nedeni, öz bölgede feniletanolamin-N-metiltransferaz (PNMT) enziminin bulunması, ve bu enzimin sempatik sinir düğümü sonrası nöronlarda bulunmamasıdır (bu enzim noradrenalini adrenaline dönüştüren kimyasal tepkimeyi tetikler). Noradrenalinden adrenalin bireşimlenmesini olanaklı kılan kortizoldur. Kabuk bölgesinde bireşimlenen kortizol bu bölgeden ayrılan toplardamar ile öz bölgeye ulaşır ve bu tepkimeyi tetikler.
Hastalıklar
Böbrek üstü bezlerinin kabuk bölgesinden kaynaklanan düzensizliklerin çoğu belirli bir katmandaki hormonun gereğinden az ya da çok bireşimlenmesinden kaynaklanır (kortizol, aldosteron ya da eşeysel hormonları). Bir hormonun olağan derişiminin altında ya da üstünde üretilip salgılanması kişide belirtilere neden olur, ve aynı zamanda o hormonun kansıvındaki ve idrardaki derişiminin de değişmesine yol açar. Ayrıca bir hormonun derişiminin az ya da çok olması o hormonun geri beslemesini de etkiler, ve yalnız bundan yararlanılarak incelemeler yapılabilir.
Cushing Sendromu
Ana madde: Cushing sendromu
Cushing Sendromu, glukokortikoidlerin (kortizol hormonunun) olağanın üstünde bir düzeyde olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. Cushing Sendromunun alışılmış nitelikleri kilo artması, obezite, kan basıncının artması (hipertansiyon), ve derinin zayıflaması sonucu oluşan çizgilerdir.
Conn Sendromu
Conn sendromu, daha çok Mineralokortikoid fazlalığı olarak da bilinir. Belirtilerinin çoğu hipokalemiden (potasyum düzeyinin düşük olması) kaynaklanıp yorgunluk, kas güçsüzlüğü, ve kasınçlar olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman, erken yaşta çıkan yüksek tansiyon ve bununla birlikte kendiliğinden ortaya çıkan düşük potasyum düzeylerinde bu düzensizlikten kuşkulanılır. Mineralokortikoid fazlalığı, Aldosteron'un (ya da başka bir mineralokortikoidin) özerk bir biçimde üretildiği (renin bu durumda düşük düzeydedir) birincil böbrek üstü bezi hastalığından ya da renin düzeyinin yükselmesi (aldosteron salgılanımı arttırır) gibi böbrek üstü bezleri dışında bir nedenden de kaynaklanabilir. Bu son duruma örnek olarak, kandolumlu kalp yetmezliği, karında sıvı birikimli siroz, böbrek atar damarı akımında azalma, renin üreten ur örnek verilebilir.
Addison Hastalığı
Ana madde: Addison hastalığı
Böbrek üstü bezlerinin kabuk bölümünün, özbağışıklık (bağışıklık sisteminin vücuttaki dokulara saldırması), verem ya da mantar bulaşımı nedeniyle zarar görmesine bağlıdır. Güçsüzlük, kansızlık, kilo yitimi, mide-bağırsak rahatsızlıkları, kan basıncı düşüklüğü, deride kararma, bazı hastalarda da aşırı sinirlilik ve aşırı duyarlılıkla gelişir. Eskiden ölümle sonuçlanabilirken, günümüzde yapay hormonlarla kesin olarak sağaltılmaktadır.
Feokromositom
Ana madde: Feokromositom
Böbrek üstü bezlerinin katekolamin salgılayan öz bölgesindeki Kromafin gözelerinde çıkan urlara feokromositom, ve sempatik sinir sistemi sinir düğümlerinde katekolamin salgılayan gözelerde çıkan urlara ise Paragangliom denilmektedir. Bu urların bulguları ve belirtileri birbirlerine benzedikleri için, çoğu tıbbi yetke bu iki uru birden feokromositom çatısı altında toplar. Buna karşın, bu iki urun ayırt edilmeleri önemlidir, çünkü beklenen gidişleri (prognoz), kötücül olma olasılıkları ve kimi zaman kalıtsal özellikleri ayrı olabilir.
Cinsel organ
Cinsel organ veya üreme organı, bir hayvan vücudunun cinsel üreme ile ilgili herhangi bir parçasıdır. Üreme organları birlikte üreme sistemini oluşturur. Erkekte testis ve dişilerde yumurtalık, birincil cinsel organlar olarak adlandırılır.[1] Kalan kısımlar ise ikincil cinsel organlardır ve bunlar, dış cinsel organlar ve iç cinsel organlar içinde yer alır.[1] Yosunlar, eğrelti otları ve bazı benzer bitkiler, gametofitin bir parçası olan üreme organları için gametangia'ya sahiptir.[2] Çiçekli bitkilerin çiçekleri polen ve yumurta hücreleri üretir ancak cinsel organlarının kendileri polen ve ovül içindeki gametofitlerin içindedir.[3]
Penis
Ana madde: İnsan penisi
Penis, erkek cinsel organı. Latincede "kuyruk" anlamına gelir.[kaynak belirtilmeli] Penis uyarıldığında damarlar kanla dolarak büyür ve sertleşir. Buna sertleşme (ereksiyon) denir. Sertleşen penis içindeki meninin dışarı atılmasına boşalma (ejakülasyon) denir.
Vajina
Ana madde: Vajina
Vajina ya da vajen, kadın cinsel organı. Vajina girişi ile başlayan ve uç kısmında rahim ağzının yer aldığı içi boş silindir şeklinde ve normal halde yaklaşık 7-10 santimetre uzunluğunda, 3 santimetre genişliğinde bir yapıdır.
Kadın üreme organları
Kadın üreme organları (genital organlar), kadınlardaki cinsel organlardır. İç genital organlar kadın iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır.
Kadın üreme organlarının bazıları büyük bazıları da küçük anatomik yapıya sahiptir. Vulva olarak adlandırılan dış cinsel organlardan bazıları; dış dudaklar (büyük dudaklar), venüs tepesi (mons pubis), iç dudaklar, klitoristir.
Anatomisi
Dış genital organlar (Vulva)
Ana madde: Vulva
Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu "doğum kanalından" çıkış kapısını oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir.
İç genital organlar
Dişi üreme organlarının şematik çizimi, önden görünüşü.
İç genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahimağzı ile, bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.
Vajina (Hazne): Rahim ile dış ortam arasındaki bağlantıyı sağlayan boru şeklinde esneme yeteneği çok gelişmiş bir organdır. Cinsel ilişki bu bölgede olur. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır.
Üretra (idrar yolu)
Fallop tüpleri: Sağlı sollu ve adeta birer boynuz gibi rahim (uterus) yanlarında yer alan yapılardır.
Rahimağzı: Döllenen yumurta hücresi uterus içinde yer alan bu boşlukta en "verimli" bulduğu bölgeye yerleşir ve çoğalmaya başlar.
Rahim (Uterus): Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği ve gebeliğin oluştuğu yerdir.
Endometrium boşluğu: Bebeğin geliştiği bölgedir.
Tüpler (Rahim kanalları): Vajinaya atılan meninin rahim ağzından içeri girerek yumurtaya ulaşmasını sağlayan yapılardır.
Yumurtalıklar (Ovaryum): Rahmin her iki yanında yer alan iki adet organdır. Yumurta üretimi ve kadınsal hormonların üretiminden sorumludur.
Erkek üreme organları
Eril üreme sistemi, insan üremesi sürecinde rol oynayan birkaç cinsel organdan oluşur. Bu organlar vücudun dışında ve pelvisin içinde bulunur.
Dış üreme organları
Dış eril üreme organları
Penis
Ana madde: İnsan penisi
Penis eril intromittent organdır. Uzun bir şafta ve sünnet derisi tarafından desteklenen ve korunan penis ucu olarak adlandırılan genişlemiş ampul şeklindeki bir uca sahiptir. Eril cinsel olarak uyarıldığında, penis erekte olur ve cinsel etkinlik için hazır hale gelir. Ereksiyon, penisin erektil dokusu içindeki sinüslerin kanla dolması sonucu meydana gelir. Damarlar sıkıştırılırken penis arterleri genişler böylece kan basınç altında erektil kıkırdağa doğru akar. Penis pudendal arter tarafından desteklenir.
Testis torbası
Ana madde: Testis torbası
Testis torbası (veya skrotum), penisin arkasında asılı duran kese benzeri bir yapıdır. Testisleri tutar ve korur. Ayrıca birçok sinir ve kan damarı içerir. Daha düşük sıcaklık zamanlarında, the Cremaster kas kasılır ve testis torbasını vücuda yakınlaştıracak şekilde çekerken Dartos kası da kırışık bir görünüm verir; sıcaklık arttığında Cremaster ve Dartos kasları, testis torbasını vücuttan uzaklaştırmak ve sonrasında kırışmaları gidermek üzere gevşer.
Dış cinsel organ
Erilin dış cinsel organı, dokuzuncu haftanın sonu itibarıyla dişininkinden farklıdır. Bundan önce, her iki cinsiyetteki genital yumru bir fallustur. Dış genital bölgenin farklılaşması sırasında, gelişimin başlarında üretral oluk fallusun ventral yüzeyinde oluşur. Buna, testis tarafından üretilen ve salınan androjenler neden olur. Androjen kaynaklı gelişme fallusun uzayarak bir penise doğru farklılaşmasına, penisin ventral yüzeyi boyunca üretral oluğu çevreleyen ürogenital kıvrımların birleşimine ve labioscrotal kıvrımların orta hat kapanışına neden olur. Bu kapanış, dış cinsel organ skrotumun duvarını oluşturur. 12. haftanın sonu itibarıyla, dış cinsel organ oluşumunu tamamlar.[1][2]
Doğumda, ergenlik öncesi eril üreme sisteminin gelişimi tamamlanır. Gebeliğin ikinci üç aylık döneminde, erilde testosteron salgısı düşer böylece doğumda testis inaktif olur[3] Gonadotropin salgısı ergenlik başlamasına kadar düşüktür.[4]
Ergenlik
Ana madde: Ergenlik
Ergenlik sırasında artan gonadotropin salgısı, testislerdeki eşey steroidleri oluşumunda artışı teşvik eder. Ergenlik sırasında testislerden artan testosteron salgısı, dışarıdan görülecek olan eril ikincil cinsiyet özelliklerine neden olur.[5]
İkincil cinsiyet özelliklerinin dışarıdan görülmesi şunların büyümesini kapsar:
testis
kasık kılı
tüm vücut
penis
gırtlak
yüz ve koltuk altı kılı
İkincil gelişim, testis torbasının cildinde oluşan koyulaşmanın yanı sıra ekrin ter bezleri ve yağ bezlerinin etkinlik artışını da kapsar.[4]
İdrar
İdrar, sidik veya çiş, insanda ve diğer pek çok hayvanda böbreklerde kanın filtrelenmesiyle oluşan sıvıdır. Böbreklerden üreter yoluyla idrar kesesine taşınan sıvı daha sonra üretra vasıtasıyla boşaltılır. İdrar oluşumu, vücutta mineral ve diğer maddelerin dengesinin sağlanmasında etkilidir. Vücutta olması gerekenden fazla olan veya vücuda zararlı olan maddeler idrar yolu ile dışarı atılır. İdrar, içinde erimiş ya da süspansiyon durumunda bulunan birçok maddeyi uzaklaştırır.[1]
Fizyoloji
Ana madde: Böbrek fizyolojisi
Vas afferens vasıtasıyla nefronda yer alan Malpighi cisimciğine gelen kan burada fenestere tipten damarlardan geçer. Bu endotel kan hücreleri dışındaki glukoz, çözülmüş iyonlar, su ve üre gibi maddelerin geçişine olanak tanır. Buna ek olarak podosit adlı endotelin etrafını saran hücreler özellikle plazma proteinlerine karşı bariyer oluşturur. Endotel ve podositlerin özel bazal laminası albumin gibi plazma proteinlerinin geçişine müsaade etmez. Glomerulusdan Bowman kapsülüne gelen idrar burada proksimal tübüle transfer edilir.
Proksimal tübülde filtre edilmiş glukozun tamamına yakını, sodyum, potasyum, fosfat ve bikarbonatın ise büyük çoğunluğu geri emilir. İdrar daha sonra Henle kulpu, distal tübül ve toplama kanalından geçer. Tübül sisteminin yanında peritübüler kılcallar bulunduğundan reabsorbsiyon ve sekresyon bu damarlarla yapılır. Toplama kanalından idrar kalikslere ve renal pelvise aktarılır.
Yapısı
İdrarın %91 ila %96'sı sudan oluşur. Geriye kalan bileşenleri arasında inorganik tuzlar, üre, organik bileşikler ve organik amonyum tuzları yer alır. Üre, katı maddelerin yaklaşık yarısını oluşturur.[2] Ortalama pH değeri 6,2 olan hafif asidik idrarın sağlıklı bir insanda değeri 5,5 ile 7 arasında değişebilir.[3] İdrarın rengi vücudun su seviyesi, alınan besin ve hastalıklara göre değişebilir. İdrara rengini veren birincil madde ürobilindir.
İdrar sanılanın aksine steril değildir. Yapılan araştırmalara göre idrarda idrar kesesindeyken bile bakteri varlığı tespit edilmiştir.[4][4][5]
Patoloji
Yetişkin bir kişi 24 saat içerisinde ortalama olarak vücut ağırlığının kilogramı başına 20 mL idrar atar. Bu oran içki tüketimine, ortam sıcaklığına ve fiziksel aktiviteye göre değişiklik gösterir. Atılan idrar miktarı patolojik bozukluklara göre yükselebilir, azalabilir veya tamamen kesilebilir.[1]
Erkek Anatomisi ve Üreme Organları
Erkek üreme organları da aynen kadınlarda olduğu gibi dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır.
Erkeğin dış genital organlarını penis ve içinde erbezlerini (testisleri) barındıran torba (skrotum) adı verilen yapı oluşturur.
Penis
Penis, erişkin bir erkekte 5-9 santimetre uzunluğunda, 3-5 santimetre çapında silindir şeklinde bir organdır. Cinsel uyaranlara bağlı olarak sertleştiğinde boyu yaklaşık iki kat uzar ve çapı artar. Penis boyutlarındaki artışı sağlayan mekanizma penisin iç yapısında bulunan boşluk ve gözeneklerin içinin kan ile dolmasıdır. Uyaran bittiğinde penis kısa sürede eski boyutlarına geri döner.
Penis uzunluğu çok değişken olabilir ve penisin cinsel işleviyle boyutları arasında bilinen bir ilişki yoktur.
Penisin gövde ve baş olmak üzere iki kısmı vardır. Baş kısmı sünnet derisiyle kaplıdır ve erkek sünnet olduktan sonra bu kısım açıkta kalır. Sünnet olmamış erkeklerde sünnet derisinin içindeki baş kısmı sertleşmeyle birlikte ortaya çıkar, sonra eski boyutlarına döndüğünde tekrar deri tarafından örtülür. Penisin baş kısmı sünnet olmamış erkeklerde elle sıyrılarak da ortaya çıkarılabilir.
Penis başı erkeğin en hassas bölgelerinden biridir ve içerdiği çok sayıda sinir ucu sayesinde erkek orgazmında en önemli rolü oynar.
Penisin ortasından uretra adı verilen idrar borusu geçer. Mesaneyle bağlantılı olan bu boru, penis başının uç kısmında bulunan uretra ağzına açılır. Uretra hem meninin hem de idrarın dışarıya boşaltılmasını sağlar.
Erkek uretrası (sağda yer alan şekil) kadın uretrasına göre çok daha uzundur. Kadın uretrasının nispeten kısa olması kadınlarda idrar yolları enfeksiyonlarının kolaylıkla oluşmasına zemin hazırlar.
Torba (skrotum)
Skrotum içinde sağlı sollu yer alan iki testis, sperm kanallarının bir kısmı ve çok sayıda damar yapısı içeren bir yapıdır.
Skrotumun sperm işlevlerini korumak açısından çok önemli bir özelliği vardır:
Sperm hücreleri ısı değişikliklerinden olumsuz etkilenirler ve işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmeleri için vücut ısısından yaklaşık 2 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir. Torbanın vücut dışında bulunmasının nedeni budur.
Torbanın içindeki ısı vücut ısısından daha düşüktür ve soğukta büzüşerek ısı kaybını önler. Sıcakta ise aksine sperm hücrelerinin aşırı ısıya maruz kalmalarını önlemek için gevşer.
Testisler
Torbanın içinde sağlı sollu yer alan iki adet testis, sperm hücrelerinin üretildiği ve testosteron adı verilen erkeklik hormonunun salgılandığı yapılardır.
Testislerin büyüklükleri kişiden kişiye değişmekle beraber, her biri ortalama 20-30 gram ağırlığında, 4-5 santimetre uzunluğunda ve 2-2,5 santimetre kalınlıktadırlar.
Testisler yaklaşık aynı büyüklükte olmalarına karşın yapısal olarak sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıda yer alır.
Her testis içinde küçük ve oldukça kıvrımlı sperm kanalcıkları bulunur. Bu kanalcıklar beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı FSH hormonunun verdiği emirle sperm hücreleri üretirler.
Testisler yine hipofiz bezinden salgılanan ve LH adı verilen hormonun etkisiyle testosteron hormonu üretirler.
Erkek çocukta ergenlik dönemine girene kadar nispeten düşük miktarlarda salgılanan testosteron hormonu ergenlikle birlikte daha hızlı salgılanmaya başlar ve erkek çocukta ses kalınlaşması, sakal-bıyık çıkması, vücut kaslarının gelişmesi, vücutta erkek tipi kıllanmanın ortaya çıkması gibi erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar.
Sperm üretimi de ergenliğin başlamasıyla kısa sürede başlar.
Erişkin bir erkekte de testosteron erkek cinsiyete özgü özelliklerin devamını ve sürekli olarak sperm üretimini sağlar.
Testisler,sperm üretimi ve sperm hücresi
Sperm hücresinin yapısı
Sperm hücresi yaklaşık santimetrenin 250'de bir kadar uzunlukta çıplak gözle görülemeyecek kadar ufak bir hücredir.Hücrenin baş, gövde ve kuyruk olmak üzere üç ayrı kısmı vardır.
Baş kısmı sperm hücresinin yumurta hücresi içine girme işlevini yürütür. Bu amaçla bu kısımda yumurta hücresinin dış tabakasını eritip delebilen maddeler bulunur
Gövde kısmı sperm hücresinin 23 kromozomdan oluşan genetik materyalini içerir. Burada ayrıca sperm hücresinin canlı kalması ve hareket etmesi için gerekli olan enerji sağlayıcı maddeler depolanmıştır.
Kuyruk kısmı sperm hücresinin hareketli olmasını sağlar. Kırbaç hareketleriyle ilerleyen sperm hücresi bu şekilde yumurta hücresini bulmaya çalışır.
Sperm üretimi
Her testis içinde çok ince ve birbiri üzerine katlanmış çok sayıda kılcal boru vardır. Sperm hücreleri bu borular içerisinde oluşur ve olgunlaşırlar. Sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması yaklaşık 74 gün kadar sürer.
Sperm hücresi üretimi aynen yumurta hücresi üretiminde olduğu gibi esas olarak 46 kromozom taşıyan bir hücrenin tam yarıdan ikiye bölünmesiyle gerçekleşir. Erkeklerin hücrelerinde cinsiyet kromozomu olarak bir X bir de Y kromozomu bulunur. Kadında ise cinsiyet kromozomlarının ikisi de X yapısındadır.
Sperm hücreleri oluşum aşamasında böylece cinsiyet kromozomlarından ya X veya Y kromozomunu alırlar.
Yumurta hücresini dölleyen sperm hücresi Y kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti erkek, X kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti kız olur.
Yani bebeğin cinsiyetini daima babadan gelen spermin cinsiyet kromozomu belirler.
Testis içindeki kanalcıklar testisin hemen tepesinde yerleşmiş olan epididim adlı yapıyla devam ederler.
Epididim sperm hücrelerinin olgunlaşmasının devam ettiği bölgedir ve hücreler için bir depo görevi üstlenir.
Epididim vaz deferens adı verilen ana sperm iletim kanalıyla devam eder.
Ana sperm kanalının içine seminal vezikülleri, prostat bezi ve Cowper ("kovper" okunur) salgı bezleri kendi salgılarını boşaltarak meninin son şeklini almasını sağlarlar.
Bu salgıların sperm hücreleri üzerinde besleyici ve hareket artırıcı özellikleri vardır. Sperm hücrelerinin bu salgılarla birleşmesi neticesinde oluşan sıvıya meni adı verilir.
Yaklaşık 4 ml. hacmindeki meninin hacmen %60'ı seminal vezikül tarafından, %20'si prostat tarafından oluşturulur.
Prostat en dış kısımda yer alan organ olduğundan ejakulasyonda ilk boşalan sıvı prostat sıvısıdır ve en canlı spermler bu sıvı içinde yer alırlar.
Sperm üretimi devamlıdır, üretilen sperm depolanır ve boşaltılmaya hazır bekler.
Meninin salgılanması ve özellikleri
Meni erkeğin orgazm olmasıyla birlikte dışarı fışkırma tarzında boşalır.
Meni yaklaşık 1.5-5 mililitre miktarında opak-gri renkte, kuruduğunda sarı bir renk alan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan ve kıvamlı bir sıvıdır.
Vücuttan atıldıktan sonra 5 ila 20 dakika arasında yapışkan halini kaybederek sıvılaşır, 30 dakikada tamamen su halini alır.
Bir boşalmada erkek ortalama 150 milyon sperm hücresi boşaltır.
Yumurta hücresinin döllenmesinde sperm sayısı kadar spermlerin kalitesi de önemlidir.
Meninin çeşitli özelliklerinin laboratuvar koşullarında incelenmesine spermiyogram adı verilir.
Kadın Genital Sistem Anatomisi
Kadın genital sistemini nedir?
Kadın genital sistemi, ‘Üreme Sistemi’ olarak da bilinir. Kadınlardaki cinsel organların oluşturduğu sistemdir.
Görevi:
Eşey hücrelerini (yumurta) ve üreme hormonlarını üretmek
Gelişen fetüsü taşımak ve desteklemek
Fetusun dünyaya gelmesini sağlamakdır.
Kadın genital sistemi kaç bölümde incelenir?
Kadın üreme organları, kişiden kişiye boyut açısından farklılık gösterir.
İki kısımda incelenir:
Dış genital organlar: İç genital organlara bağlanan giriş kapısıdır.
İç genital organlar: ’Pelvik boşluk’ içinde yer alır. Pelvik boşluk, iskelet sisteminde bacaklar üzerinde yer alan leğen kemiği ile bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatıdır. Bu yüzden iç genital organlar, ‘pelvik organ’ olarak tanımlanır. Gövdenin pelvis üstünde kalan kısmına karın (abdomen) denir. Gebe rahim ancak 12 haftalık cesamete ulaşınca artık bir pelvik organ değil, abdominal organ haline döner.
Kadın dış genital organları nelerdir?
Dış genital organlar, pubis tepesi (mons pubis), dış dudaklar (labium majus), iç dudaklar (labium minör), klitoris, vestibül, idrar deliği (üretra), vajen girişi (introitus), kzılık zarı (hymen), salgı bezleri (Bartholin ve Skene bezleri) ve perine’dir.
Kadın dış genital organlarının görevleri nelerdir?
Dış genital organların fonksiyonları şunlardır:
Spermin vücuda girişini sağlamak
İç genital organları enfeksiyonlardan korumak
Cinsel haz sağlamak
Vulva ve vulva tepesi neresidir?
Vulva: Dış genital organları içeren bölgeye ‘vulva’ denir. Bu bölgenin üst çatı kısmını oluşturan leğen kemiklerinin birbirleri ile orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarık kısım olan pubis tepesi (mons pubis), altta makat (anüs) ve yanlarda dış dudaklar (labium majuslar) tarafından sınırlanan bölgeye verilen isimdir.
Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca pelvis tabanı kasları adı verilir.
Pubis tepesi (Mons Pubis): ‘Venüs tepesi’ olarak da adlandırılır. Yağ dokusundan ve yağ bezlerinden oluşan, cildin devamlılığı olmasından dolayı üzeri genital kıllarla örtülü yerdir. Klitorisin hemen üzerinde yer alır.
Dış ve iç dudaklar neresidir?
Dış Dudaklar (Labium Majus) (labium = dudak; majus = büyük): Vajinayı sağ ve soldan örten yapıların en dışta bulunanlarıdır. Göreceli etli ve büyüklerdir. Diğer dış genital organları örter ve korur. İçerdiği ter ve yağ bezleri, kayganlığı sağlayan salgıyı üretir. Burada da cilt devamlılık gösterir ve genital kıllar bulunur.
İç dudaklar (Labium Minör (İç Dudaklar) (labium = dudak; minor = küçük): Labium majusların iç tarafında bulunan, vajen girişi ve üretra ağzını çevreleyen, daha ince ve pembe renkli dokudur. Cild yerine sürekli nemli, özel bir doku olan ‘mukoza’ ile örtülüdür. Kıllanma görülmez. İlişki sırasında zengin kan damarları genişleyerek ödemli bir yapıya döüştürür.
Klitoris: ‘Bızır’ adı ile de bilinmektedir. İç dudakların üstte birleşke yerinde bulunur. Yapı olarak erkeklerin penisine karşılık gelen organdır. Uyarıldığı zaman ereksiyon ve orgazm gelişir.
Vajen girişi ve kızlık zarı neresidir?
Vajen Girişi (İntroitus): Labium minörün hemen iç kısmından başlar ve kızlık zarından sonra vajinayla devam eder. İdrar deliği (üretra) ile makat (anüs) arasında yer alır.
Kızlık Zarı (Hymen): Bu yapı ince ve esnek bir dokudur. Kulak memesine yakın kalınlıktadır. Vajen girişini kısmen örten bir dokudur. Şekli çok değişkendir. Tamamen kapalı olup adet kanamasının dışarıya akmasına hiç izin vermeyen bir yapıdan, halk ağzında ‘doğumda bozulur’ şeklinde ifade edilen, tıbbi olarak ‘ilişkiye müsait’ dediğimiz, cinsel aktiviteyle kanamanın olmayacağı incelikte bir yapının olabildiği çok geniş bir şekil yelpazesine sahiptir.
İdrar Deliği, makat, salgı bezleri ve perine nerededir?
İdrar Deliği (Üretra): Mesanenin devamında yer alan boru şeklindeki üretra (idrar yolunun) son kısmı idrar boşaltım sisteminin son basamağını oluşturur. Klitoris altında ve vajen girişi üstünde yer aır.
Vestibül: Klitoris ile vajen girişi (introitus) arasında kalan üçgen alandır. İdrar deliği, vajen girişinin 1 cm. üstünde, burada yer alır. Vestibülün iki tarafına Skene bezleri açılır.
Makat (Anüs): Sindirim sisteminin son kısmı olan kalın bağırsağın dışarıya açıldığı kısımdır.
Perine: Dış dudakların alt kısmında, vajen girişi (introitus) ile makat (anüs) arasındaki bölgedir. 2-5 cm. uzunluğundadır. İdrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum sırasında gevşeyerek bebeğin doğmasına izin verirler.
Salgı Bezleri: Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin bezleridir.
İç Genital Sistem hangi yapılardan oluşur?
İç genital organlar bir kanal sistemi oluşturan birbiriyle ilişkili organlardır:
Vajina: Spermin depolandığı yer
Uterus: fetusun geliştiği yer
Fallop tüpleri: Spermin yumurtayı döllediği yer
Overler: Direk bu sistemle bağlantısı yoktur. Yumurta gelişince buradan salınır.
Hazne neresidir?
İç genital sitem organlarının başlangıç yeri haznedir (vajina). Rahim (uterus) ile dış genital sistemi bağlayan silindir, ancak içi boş iken ‘H’ harfi şeklini alan, yapıdır. 10-12 cm. uzunluğundadır. Esneme kapasitesi olan bağ dokusundan oluşur. Cinsel ilişkiye, spermin geçişine ve adet kanamasına olanak sağlayan yapıdır. Doğumda bebek buradan geçerek dünyaya gelir, doğum sonrası çok hızlı bir biçimde eski halini alır. Alt 1/3’ünü çevreleyen elastik kaslar orgazm sırasında ritmik ve istemsiz olarak kasılır. Duvarları, mukoza ile döşeli olup rahim ağzındaki (serviks) bezlerin salgıları ile nemli kalması sağlanır. Birçok mikroorganizmadan oluşan doğal bir ortama (flora) sahiptir.
Rahim nasıl bir organdır? Kaç kısımdan oluşur?
Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği, doğuma kadar fetusun içinde korunarak geliştiği kas dokusundan oluşan bir organdır. Gebe olmayan erişkin bir kadında yaklaşık 5 cm. genişlik ve 7 cm. uzunluktadır. Armut şeklindedir. Pelvik boşlukda, mesane arkasında ve kalın bağırsak son kısmı olan rektum önünde yer alır. Rahimi pelvis içinde yerinde tutan, üç çift bağ bulunur.
Üç bölümden oluşur:
Fundus (Tepe) : Tülerin açıldığı köşelerin üstünde kalan kısım
Korpus (Gövde) : Orta kısım. Yüksek oranda içerdiği kasla, gebelik boyunca fetusa yer açacak kadar genişlerken doğum eylemi için kasılarak fetüsü doğum kanalında ilerletici motor gücü oluşturur. Üreme çağında boyu, serviksin iki katıdır.
Serviks (Rahim ağzı): Vajen içine doğru uzanan, dar bir kanal içeren alt kısımDIR. Rahim boşluğuna açılan ‘iç delik’ (internal os) ve vajene açılan ‘dış delşk’ (eksternal os) arasında kalan bir kanal (servikal kanal) yapısını içerir. Alt genital sistem muayenesi sırasında gözlemlenen kısmı dış deliği içeren bölgesidir. Pap smear testi için örnek alınan yer burası ve servikal kanaldir. Fetusun büyüdüğü rahim boşluğunu, alt genital sistemin parçası olan vajenden ayıran sıkı bir bağ dokusundan oluşur. Servikal kanal sayesinde bu iki boşluk arasında geçiş sağlar. Yapısında yer alan bezler vajeni nemli tutan, spermin genital sistemde hareketliliğine katkıda bulunan salgıyı üretir.
Rahimin tabakaları nelerdir?
Duvar yapısı üç tabakadan oluşur:
Endometriyum (İç Tabaka): Döl yatağıdır. Gebelik olmazsa adet kanaması olarak dökülüp bir sonraki ayın olası gebeliğine hazırlanır.
Myometriyum (Orta Tabaka): Rahim kütlesinin çoğunu oluşturan kas dokusudur.
Perimetriyum (Seroza) (Dış Tabaka): Rahimin en dış tabakasıdır.
Fallop Tüpleri ve yumurtalıklar neresidir? Görevleri nelerdir?
Tüpler (Fallop Tüpleri = Rahim Kanalları): Vajinaya verilen meninin rahim ağzından geçerek yumurtaya ulaşmasını sağlayan kanallardır. 10-13 cm. uzunluktadırlar. Rahimin üst köşelerinden yumurtalıklara doğru uzanırlar. Uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder. İçini döyen dokunun yapısı ve duvardaki kaslar yumurtanın rahime doğru hareketini sağlar. Döllenme tüplerin orta bölgesinde (ampulla) olur.
Yumurtalıklar (Overler): Karın yan duvarına, damarları içeren bağ dokusu ile tutunan iki adet organdır. Yumurtayı ve kadınlık hormonlarını üretirler. İnci renginde, ceviz büyüklüğünde, 2-3 cm. uzunluğunda organlardır.
Anüs
Anüs veya makat (Latince: anus; anlamı: "halka", "çember"[1]), sindirim sisteminin sonunda yer alan ve dışkılamanın yapıldığı dış açıklıktır. Birincil görevi dışkılama olan anüsün açıklık ve kapalılığını iç ve dış büzgen kaslar (sfinkter) denetler. İç anal sfinkter istemsiz, dış anal sfinkter ise istemli şekilde hareket eder. Kadınlarda vajinanın arkasında yer alan anüs, erkeklerde ise testis torbasının arkasında yer alır.
Barsaklar ve KATI Boşaltım Sistemi Anatomisi için
Bu bölümdeki Sindirim Sistemi Anatomisi Bölümümüzü ziyaret ediniz
Kaynak ve Dipnotlar
Wikipedia
Bergüzar Korel Kimdir? Biyografisi
Bergüzar Gökçe Korel Ergenç, kısaca Bergüzar Korel (27 Ağustos 1982, İstanbul), Türk oyuncu[1], televizyon sunucusu ve şarkıcıdır.
Yaşamı
Korel, Tanju Korel, Hülya Darcan çiftinin kızları olarak 27 Ağustos 1982 tarihinde İstanbul'da doğdu. Girit,[2][3] Rumeli[4] ve Arnavut kökenlidir.[5] Çocukluğunu Ulus'ta geçiren Korel, ilk öğrenimini Nilüfer Hatun İlköğretim Okulu, orta öğrenimini Yıldız Kolejinde yaptı. Kolejden mezun olmasının ardından Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü tamamladı. Üniversiteden önce profesyonel kulüplerde voleybol oynadı. Okul hayatı boyunca birçok oyun ve kısa filmde yer aldı. Aynı zamanda Devlet Tiyatrosu Kuvâ-yi Milliye oyununda yardımcı oyuncu olarak yer aldı. Bir süre Nicole Kidman ve Tom Hanks’in oyuncu koçluğunu yapan Susan Baston ile çalıştı ve Özay Fecht’in workshop çalışmalarına katıldı.
Kariyeri
İlk dizi rolünü 1998 yapımı olan Kırık Hayatlar'da aldı. Ardından 2006 yapımı Kurtlar Vadisi: Irak filminde Leyla karakteriyle izleyicilerin karşısına çıktı. Kurtlar Vadisi filmi için rol teklifi geldiğinde hasta olan babası Tanju Korel'in doktorları hastayı kaybetmek üzere olduklarını söylüyorlardı. Bu koşuşturmanın içinde önce rolü geri çevirdi. Ancak annesinin "Baban bu görüşmeye gitmeni isterdi" sözüyle ikna oldu ve teklifi kabul etti. Bu rolün bir zorluğu da Leyla karakterinin Arapça konuşuyor ve filmin canlı çekilecek olmasıydı. Bergüzar Korel bu dili hiç bilmemesine rağmen çok kısa bir sürede rolüne hazırlandı ve çok başarılı oldu. Film gişe rekorları kırdı.
Kurtlar Vadisi Irak'ta yakaladığı başarının ardından yine aynı yıl çekilen Zeytin Dalı dizisinde İklim karakterini canlandırdı. Bu arada reklam filmlerinde rol aldı. Asıl büyük çıkışını ise Kanal D'nin "2006'nın En Fazla Reyting Alan Dizisi" unvanını alan Binbir Gece'deki Şehrazat Evliyaoğlu rolüyle yaptı. Bu rolde kendisine oyuncu koçluğunu sanatçı Ayla Algan yaptı. Bu dizideki başarılı performansı ile 2006 Altın Kelebek En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.
Bergüzar Korel sosyal sorumluluk projelerinde de faaliyet göstermektedir. Yapı Kredi ve TEGV iş birliğiyle hayata geçirilen “Okuyorum Oynuyorum” projesinde çocuklarla Sokak Tiyatroları düzenledi ve onlara oyuncu koçluğu yaptı.
Türk sinema televizyonlarında ve özellikle tiyatroda kalıcı olmak istediğini ve bunun için de çok çalıştığını her fırsatta söyleyen yıldız; voleybol, buz pateni, rüzgâr sörfü gibi sporların yanı sıra dans ve piyano eğitimi de almıştır.
Oyuncu, Binbir Gece dizisinden sonra gelen film ve program tekliflerini değerlendirerek Star TV'de Çocuktan Al Haberi isimli yarışma programını yapmıştır.
Tolgahan Sayışman ile romantik komedi Aşk Geliyorum Demez filmini çekmiştir.
Casus Kızlar adlı çizgi filmde "Sam" karakterini seslendirmiştir.
2010-2011 yılları arasında Bergüzar Korel, başrolünü Bülent İnal ile paylaştığı atv'de yayımlanan Bitmeyen Şarkı dizisinde rol almıştır. Aynı sene, Show TV'de yayımlanan Muhteşem Yüzyıl dizisine konuk oyuncu olarak katılmış, Monica Teresse karakterini canlandırmıştır. Daha sonra 2012-2015 yılları arasında yayımlanan Karadayı dizisinde Kenan İmirzalıoğlu ile başrol oynamış ve dizide Hâkime Hanım Feride Şadoğlu karakterini canlandırmıştır.
48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Ve Kadın Dünyaya Dokundu ana teması doğrultusunda kadınlardan oluşturuldu. Bergüzar Korel de jüri üyesi olarak görev yapmıştır.
Oyuncu, 2016-2018 yılları arasında eşi Halit Ergenç ile Kanal D'de yayımlanan Vatanım Sensin adlı dönem dizisi ile kamera karşısına geçmiştir.
Bergüzar Korel 21 Şubat 2020 tarihinde, "Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel, Vol. 2" isimli stüdyo albümünü yayınladı. Korel albümde Özdemir Erdoğan, Levent Yüksel, Sezen Cumhur Önal, Mustafa Sandal ve Mazhar Alanson gibi birçok ünlü erkek sanatçıların eserlerini caz türünde yeniden yorumladı.[6]
Kişisel hayatı
Bergüzar Korel, tiyatro ve sinema oyuncusu Halit Ergenç ile 2009 yılının Ağustos ayında evlendi.[7] 2010 yılının Şubat ayında çiftin Ali isminde bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir.[8] 2020 yılının Mart ayında çiftin Han isminde ikinci erkek çocukları dünyaya gelmiştir.[9] 2021 yılının Kasım ayında çiftin Leyla isminde kız çocukları dünyaya gelmiştir.
HAKKINDA
Bergüzar Korel
Doğum Bergüzar Gökçe Korel
27 Ağustos 1982 (41 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Meslek Oyuncu, şarkıcı
Evlilik Halit Ergenç (e. 2009)
Çocuk(lar) 3
Ebeveyn(ler) Tanju Korel
Hülya Darcan
Ödüller 2013 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)
2013 Yıldız Teknik Üniversitesi En İyi Kadın Oyuncu (Karadayı)
2012 Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği “TV Yıldızı” ödülü
2010 Aslan Max En Sevilen Çocuk Programı
2008 Burç Okulları En Başarılı Kadın Oyuncusu
2006 Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu (Binbir Gece) Tüm Liste
Filmografisi
Televizyon
1998 Kırık Hayatlar TGRT
2005 Zeytin Dali İklim TRT
Cemalim Suna Kanal D
2006-2009 Binbir Gece Şehrazat Evliyaoğlu Başrol oyuncusu Kanal D
2009 Bergüzar'la Çocuktan Al Haberi Kendisi Sunucu Star TV
2010-2011 Bitmeyen Şarkı Feraye Başrol oyuncusu atv
2011 Muhteşem Yüzyıl Monica Teresse Konuk oyuncu Show TV
2012-2015 Karadayı Feride Şadoğlu Başrol oyuncusu atv
2016-2018 Vatanım Sensin Azize / Ayşe Bacı[10] Kanal D
İnternet
2021 Azizler Füsun Konuk oyuncu Netflix
Yakında Düğüm Neslihan Turhan Başrol oyuncusu Amazon Prime
Sinema
1999 Şen Olasın Ürgüp TV filmi
2006 Kurtlar Vadisi Irak Leyla
2009 Aşk Geliyorum Demez Gözde
2019 Bir Aşk İki Hayat Deniz Başrol oyuncusu
Yakında 10 Saniye Zeynep Başrol oyuncusu
Reklamlar
2022 - Hepsiburada
2020 - Sleepy
2019 - Zen Pırlanta (Halit Ergenç ile birlikte)
2013-2015 - Pantene
2011 - Penti
2010 - Konzum
2007 - Pantene
2003 - Ülker Golf
Diskografi
Albümleri
2016 - Aykut Gürel Presents:Bergüzar Korel
2020 - Aykut Gürel Presents:Bergüzar Korel, Vol. 2
Ödülleri ve adaylıkları
Bu bölümün daha doğru ve güvenilir bilgi sunması için güncellenmesi gerekmektedir.
Daha fazla bilgi için tartışma sayfasına bakınız.
Yıl Ödül töreni Kategori Proje Sonuç
2007 34. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Binbir Gece Kazandı
RTGD Ödülleri RTGD'nin TV Yıldızı Kazandı
2008 Burç Okulları Ödülleri En Başarılı Kadın Oyuncu Kazandı
2010 Aslan Max Ödülleri En Sevilen Çocuk Programı (Bergüzar'la Çocuktan Al Haberi) Kazandı
2013 RTGD Ödülleri Yılın Kadın Oyuncusu Karadayı Kazandı
4. Ayaklı Gazete TV Yıldızları Ödülleri En İyi Drama Dizisi Kadın Oyuncusu Kazandı
YBTB Ödülleri Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Kazandı
40. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
2014 12. YTÜ Yılın Yıldızları Ödülleri En İyi Drama Dizi Oyuncusu Kazandı
2015 MGD 21. Altın Objektif Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Kazandı
42. Pantene Altın Kelebek Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Adaylık
2016 5. Bilkent TV Ödülleri En İyi Kadın Drama Oyuncusu Vatanım Sensin Adaylık
24. İTÜ EMÖS Başarı Ödülleri Yılın En Başarılı Kadın Dizi Oyuncusu Adaylık
8. KTÜ Medya Ödülleri En Beğenilen Kadın Oyuncu Adaylık
En Beğenilen Dizi Çifti (Azize & Cevdet) Adaylık
11. GSÜ EN Ödülleri En İyi Kadın Dizi/Sinema Oyuncusu Adaylık
17. Magazinci.com Ödülleri Yılın Bayan TV Dizi Oyuncusu Kazandı
4. Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Kadın Dizi Oyuncusu Adaylık
Okan Üniversitesi Yılın En'leri Ödülleri En İyi Kadın Dizi Oyuncusu Kazandı
Dipnotlar
Kaynak
Wikipedia
Halit Ergenç Kimdir? Biyografisi
Halit Ergenç (d. 30 Nisan 1970, İstanbul), Türk dizi, film ve tiyatro oyuncusudur.
Opera ve müzikal tiyatro oyunculuğu eğitimi aldı. Oyunculuğa Dormen Tiyatrosu'nda Kral ve Ben müzikali ile başladı. Zerda adlı dizideki Devran ve Aliye dizisindeki Sinan Karahan rolleri ile tanındı. İzlenme rekorları kıran Binbir Gece dizisinde başrol oynadı. Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman ve Vatanım Sensin dizisinde Cevdet rolünü üstlendi.
Yaşamı
1970 yılında İstanbul'da doğdu. Babası müzisyen ve oyuncu Sait Ergenç, annesi İnci Aliye Yüceışık'tır. Ortaöğrenimini Beşiktaş Atatürk Lisesinde tamamladı. Lise döneminde şarkı söylemeye başladı. Üç yıl boyunca Ajda Pekkan ve Leman Sam’a vokalistlik yaptı.[2]
Yükseköğrenimine İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Bölümünde başladı. Bu okuldaki eğitimini, 2 yıl sonra 1989 yılında bırakan Ergenç, Mimar Sinan Üniversitesi Opera ve Müzikal Tiyatro Oyunculuğu Bölümünden mezun oldu.[3]
1996 yılında Dormen Tiyatrosu'nda Kral ve Ben müzikalinde başrol oynadı. Aynı dönemde dizi oyunculuğuna da başlayan Ergenç, Kara Melek dizisinde Kürşat rolünü üstlendi.
Kariyeri boyunca rol aldığı müzikal yapımlar arasında The Adventures of ZAK-Kate, Tatlı Charity, Beni Seviyor, Kral ve Ben, Amphitrion, Evita, Hayalet ve Ötekiler, Şarkılar Susarsa bulunur.
Tiyatro çalışmalarına ise Bugün Git Yarın Gel, Popcorn, Arapsaçı, Sevgilime Göz Kulak Ol oyunlarıyla devam etti.
Televizyon kariyerinde Hiç Yoktan Aşk, Ölümün El Yazısı televizyon filmleri, Böyle mi Olacaktı, Dedem Gofret ve Ben, Esir Şehrin İnsanları dizileri ile devam etti. Zerda adlı dizideki Devran ve Aliye dizisindeki Sinan Karahan rolleri ile tanındı. Sanatçı izlenme rekorları kıran Binbir Gece adlı televizyon dizisinde başrolü Bergüzar Korel ile paylaştı. Bu dizideki rolü ile 2006 yılında En İyi Erkek Oyuncu dalında 34. Altın Kelebek Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandı.
2007'de oyuncu Gizem Soysaldı ile evlendi.[4] Bir buçuk yıl sonra boşanma ile sonlanan[5] bu evliliğinin ardından, Binbir Gece dizisindeki rol arkadaşı Bergüzar Korel ile 2009'da evlendi.[6] Çiftin Ali (2010), Han (2020) ve Leyla (2021) isminde iki erkek ve bir kız çocuğu olmuştur.[7]
Sanatçı, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman ve Vatanım Sensin dizinde Cevdet rolünü üstlendi.
Filmografisi
Televizyon
1993 Beni Bul Samim Celepoğlu
1996 Tatlı Kaçıklar atv
1997 Kara Melek Kürşat Başrol oyuncusu Star TV
1997 Böyle mi Olacaktı Başrol oyuncusu atv
1998 Gurbetçiler
2000 Hiç Yoktan Aşk Erdal Kanal D
2001 Dedem, Gofret ve Ben Vedat TRT 1
Cinlerle Periler Cüneyt
Dadı Emre Giritli Konuk oyuncu Show TV
2002 Kumsaldaki İzler Fazıl Konuk oyuncu atv
Zeybek Ateşi Aleko Show TV
Azad Kanal D
Zerda Devran Başrol oyuncusu atv
2003 Baba Kartal
Esir Şehrin İnsanları TRT 1
2004-2006 Aliye Sinan Karahan Başrol oyuncusu atv
2005 ATV'de Ayda Bir - Halit Ergenç ile En Uykusuz Kendisi Sunucu
2006-2009 Binbir Gece Onur Aksal Başrol oyuncusu Kanal D
2011-2014 Muhteşem Yüzyıl Kanuni Sultan Süleyman Show TV, Star TV
2016-2018 Vatanım Sensin Mirliva Cevdet Kanal D
2020 Babil İrfan Tuna Saygun Star TV
İnternet dizi ve filmleri
2020 Rise of Empires: Ottoman Anlatıcı Netflix
2021 Azizler Necati Konuk oyuncu
Yakında Numen Arel Başrol oyuncusu Disney+
Sinema
2000 Ölümün El Yazısı
2004 Okul Sebel Bey
2005 The Net 2.0 Ivanakov
Babam ve Oğlum Özkan
2006 Tramvay Nezih
İlk Aşk Kemal
2008 Devrim Arabaları Yüksek Mühendis Uğur Başrol oyuncusu
Akşamdan Kalma Mehmet
2009 Acı Aşk Orhan Ataoğlu
2010 Dersimiz Atatürk Atatürk Başrol oyuncusu
Misafir Oktay
Akşamdan Kalma 2 Mehmet
2012 Akşamdan Kalma 3
2016 Ali ve Nino Fetali Han Hoyski
2017 İstanbul Kırmızısı Orhan Şahin Başrol[8]
2019 Kasablanka[9] Drachon
2021 Mevlana Mest-i Aşk
Müzikal, Opera ve Bale Çalışmaları
2002 “Kiss Me Kate” / Yön: Atlan Günbay
2001 “The Adventures of ZAK_New York” / Yön: Dan Richenbach
2000 “Amphitrion 2000” / Yön: Haldun Dormen
1999 “Tatlı Charity” / Yön: Tony Stevens
1999 “Beni Seviyor” / Yön: Önder Göksever
1997 “Evita, Hayalet ve Ötekiler” / Yön: Haldun Dormen
1996 “Kral ve Ben” / Yön: Haldun Dormen
1995 “Şarkılar Susarsa” / Yön: Çetin Akcan
Tiyatro oyunları
2000, Bugün Git Yarın Gel, Yön: Haldun Dormen
1998, Popcorn, Yön: Haldun Dormen[10]
1997, Arapsaçı, Yön: Haldun Dormen
1996, Sevgilime Göz Kulak Ol, Yön: Haldun Dormen
Ödülleri ve Adaylıkları
Ödüller
2007 34. Altın Kelebek Ödülleri [11] En İyi Erkek Oyuncu Binbir Gece Kazandı
2009 Sadri Alışık Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Devrim Arabaları Kazandı
2014 41. Altın Kelebek Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Muhteşem Yüzyıl Kazandı
2017 5. Bilkent TV Ödülleri En İyi Erkek Drama Oyuncusu Vatanım Sensin Kazandı
1. Müzikonair Ödülleri En İyi Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
24. İTÜ EMÖS Başarı Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
11. GSÜ EN Ödülleri En İyi Erkek Dizi/Sinema Oyuncusu Kazandı
4. Mersin Altın Palmiye Ödülleri Yılın Erkek Dizi Oyuncusu Adaylık
6. Fashion T Moda Ödülleri Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Kazandı
2017 16th Lux Style Awards Icon of the year Muhteşem Yüzyıl Kazandı
Dipnotlar
[attachment=107610]
Kaynak
Wikipedia
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,281
» Forum posts: 5,872
Read More / Comment 
