MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,258 » Forum posts: 5,849 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
İbn-i Arabi´den Tavsiyeler
1) Bütün Müslümanlara, dinlerinde devamlı birlik ve bir gibi olmalarını, hiçbir suretle dinde ayrılık yapmamalarını vasiyet ederim.
Allah´ın yardımı birliktedir. Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse onları kimse mağlup edemez.
Dinin hükümlerini nefsinde ihlâs ile tatbik edeni kimse aldatamaz. Cin ve Şeytan o insana galebe edemez.
Allah, Esmâ-i hüsnâsıyla bilinir. Cenabı Hak´kın asarından Kudret ve azametini düşün, Zât ve mahiyetini düşünme.
Esmâ-i hüsnânın çokluğu, bir merkezde düşünülürse Tevlıid olur. Tevhid, kuvvettir.
Daima Allah´tan başkasını unut. . . Zâkir olursun. Böyle olan kimse her yerde zâkir´dir. Kal ve lisaniyle Allah´ın zikrine devam edenlerin kalbine Allah Zâti Ahadiyetine karşı iştiyak nuru ilka eder. Gözü açılana ilâya gelir. . .
Haya makamında Fetih başlar. Fetih, kalb gözünün Tevfık-ı Rabbani ile açılmasıdır. Bu göz açıldı mı Ahlâk, Fazilet, Doğruluk o kimse için asla değişmeyen, değiştirilemeyen bir haslet olur, Onsuz yaşayamaz.
2) Bir yerde bir günah işlemiş isen oradan ayrılmadan bir de iyilik, ibadet işle, bir elbise üzerinde iken işlemiş isen O elbiseyi çıkarmadan evvel bir de ibadet yap.
Vücudundan ayrılan sakal, bıyık, saç, tırnak , kir gibi şeylerde, senden ayrılırken tahir bulun. Ve Allah´ı zikret. Çünkü onlara sahibini nasıl terk ettin diye sorarlar. .
"Tırnak ve saçta sinir vardır. Fakat keserken duymaz.
Vücutta bâzı kısımların Ruhla alâkası vardır. Duyarlar.
Bâzı kısımlar da cesede, cana aiddir, duygu yoktur"
Hiç olmazsa Allah´tan mağfiret İste. . . Allah´tan af ve mağfiret istemen bir duadır. Dua da İbadettir unutma.
Abdestsiz kat´iyyen tırnak, saç, sakal kesme. Abdest almadan yıkanma. Cünub iken su içme, yemek yeme, hatta kelâm etme, konuşma. Niçinİni sorma. Bana yanaşamazsın. Vasiyetimi tut. Sonun hayırlı olur.
Geçmiş günahlarından birini hatırlayınca hemen tevbe, istiğfar et. Ve Allah´ı zikret. Çünkü Resulü Ekrem (Her işlediğin suçun peşinden bir de iyilik yap ki onu mahvetsin, zira Hasenat Seyyiati yok eder) buyurmuşlardır.
3) Nerede öleceğini, ne vakit ruhunu vereceğini bilemezsin... Onun için Rabbine her hâlinde hüsnü zan et. Sui zan etme.Tâ ki Rabbine hüsnü zan ile kavuşasın. .
Hadis-i Kudsi´de buyurur: Ben kulumun zannı üzereyim. Bana karşı hayır zan´da bulunsun. Bu haber bir vakit ile takyîd buyrulmamıştır. Hatta zannın ilim derecesine çıkar. . .
De ki: Rabbim affeder, mağfiret eder. Günahlarımdan beni temizler.
Günahkârlara rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü Rabbiniz bütün günahları yargılar. Bu âyet´tir.
Bir kavli şerifte hiçbir günah tahdid edilmeden mağfiret beyan buyrulmuş, bir de cenıian ile te´kid edilmiştir.
Allah´ın Rahmeti gazabına galiptir. Günahkârlara da kulum diye şeref bahşetmesi ne büyük lütf-u İlâhidir. (Kul) kelimesi Hak namına kelâm eden, konuşan demektir.
Allah´ımıza hudutsuz şükürler olsun...
4) Gizli, aşikâr, tenhada, kalabalıkta Allah´ın zikrine devam et. Allah, "siz beni anın ben de sizi anayım" der.
Allah´ı çok zikreden erkeklerle, Allah´ı çok zikreden kadınlara pek büyük mükâfatlar hazırlanmıştır, buyrulur.
Zikir, dil ile.olduğu gibi kalb ile de olur. Hatta bütün azalarla olur. Zikir, zikrettiği Zâttan başkasını tamamen unutmaktadır.
Daha doğrusu zikir, Maliki ceseden ve ruhan talep etmektir.
Zikir çok büyük bîr ihsandır mü´minlere. . .
"VE LE ZlKRULLAHÜ EKBER"
Allah daima kendi Zat-ı Ecel-li Âlâlarını teşbih ve zikreder.
En büyük zikir Allah´ın zikridir. Buradaki âyette en büyük zikir Hak İle zikre iştiraktir. Sana senden yakın olanla. . .
Gafil olma. . Gafillerin sözüne bakma. . . Onlar bana yetişemezler...
Zikir:
l- Kalben
2- Suren
3- Fiilen.
l- Kalben, esmayı sükûn ve huzur içinde dil ile zikirle elde
edilir.
2- Sırren, Esmada erimektir.. .
3- Fiilen, ki en kıymetli zikirdir. Bu zikir Allah´ın emirlerinde gizlidir. Resulün sünnetlerinde yaptığı hareketlerde görünür. . . Zekât, sadaka el Rezzak esmasını Hilen zikirdir. Merhamet ve şefkat; El Rahim, El Rahman esmalarının fiili
zikridir.
Muzır diye telâkki ettiğimiz hayvanlara bile şefkat ve merhamet şâmildir.
Resulü Ekrem fiili zikrin tam kendisi idi. Ahlâkı ve bütün sünnetleriyle...
Bu zikre giren büyük bir tahdidat altındadır. Resul´e abdestli bulunmak, yerde yatmak, Teheccüd namazı kılmak, misvak kullanmak farzdı. Fiili zikir olmasa diğerleri bir şey
ifade etmez.
Namaz da bir zikirdir. Miraca gitmektir, ibadet bundan dolayı farzdır. "Farz" demek mecburi demek değildir. Hak´ka yanaşmak için muhakkak şarttır. Hak´ka yanaşmanın edebidir, usulüdür bunsuz olmaz
demektir.
5) işlenilen günahın günah olduğuna inanmak ve onun bir kabahat olduğunu bilmek tâattir. Daha günahı işlerken içine ibâdet karışıyor demektir. Bu ibâdetin karışması affa sebebtir. Bir de o günaha istiğfar ve tevbe edilirse, tâat tarafı kuvvetleniyor günaha galebe ediyor. Günahı günah bilmek ve işlerken günah olduğuna inanmak işlemenin sonunda nedamete (için yanmasına) sebep olur. işte bu haller günahları yıkayan en İyi hallerdir.
Allah´ın affı ve Rahmeti çok vâsidir. Allah´a doğru bir kanş gidene Allah´ın rahmeti bir arşın gelir. Bir arşın gidene bir kulaç gelir. Yürüyerek gidene koşarak gelir mealinde Hadis-i Kudsi vardır.
Allah´tan bize gelen feyizler, Ahkâm-ı İlâhiye´ye imân ile mütenasiptir, imânın ne kadar kuvvetlenirse feyz o kadar fazlalaşır...
6) Daima hayra ve hayırlı işlere niyetli ol. O hayrı işlemeğe muvaffak olamazsan dahî mükâfatını görürsün.
Yine hatama gelen bütün serleri de terk etmeğe azimli ol.
Yine hatırına gelen fenalıkları da terk etmeğe azmet.
Kader galebe eder de o şerri işlersen zararını görmezsin. Hatıra gelen şerleri terk etmeğe azimli olan, her fena hatıradan dolayı sevap kazanır.
Sevap: Allah´ın ve Peygamberin yapılmasını istediği ve yapılmamasından hoşnut oldukları şeylere denir.
Bir Hadis-i Kudsî´de: Kulum bir sevap, bir iyilik işlemeyi düşünürse, hemen bir sevap yazarım. Eğer onu işlerse en az on misli sevap yazarım. Bir fenalık düşünürse, onu işlemezse affederim, işlerse bir misli günah yazarını. Buyrulur.
Günahlarda adalet var. Sevaplarda fazlalık var. İyi iş, güzel âmel yapanlara daha güzel bir de ziyadesi var.
"Burada Allah yazarım diyor" Hakk´ın kudretiyle yazıldığı için "yazarım" buyuruyor, tahdid etmiyor.
7) İslâm kelimesi (LA İLAHE İLLALLAH) dır, ona devam et.
Bu, zikirlerin efdâlidir.
Hadis-i şerifte Ben ve benden evvel geçen bütün Peygamberlerin söylediği en efdâl zikir {LA İ L Â H E l L L A L L A H)dır buyrulmuştur.
Bİr Hadis-i Kudsi´de: Benden gayri yedi gökler ve onlarda bulunanlar ve yine benden gayri yedi kat yerler ve içinde bulunanlar terazinin bir gözünde olsa, (LA İ L A H E İLLALLAH) da diğer kefesinde olsa, Kelime-i islâm ağır gelir.. .
Sözün inceliğini düşün. Düşün de ona göre devam et. . . Bu zikrin feyzini ancak buna devam eden ve bunu kalbe muhkem yerleştiren anlar. . . Bu kelimede hem nefi hem de ispat vardır. (LA İLA - H E ) İle aynını nefi ederken (I L L A L L A H) ile de varlığını ispat ediyor.
Sen de ilmen değil hükmen aynını nefi eder Hak´kın varlığını hem ilmen hem de hükmen ısbat, edersen, Tevhid´in zevkine erersin. .
(LA İLAHE İLLALLAH) lâfzı, mübarekinin nefi ve ısbat İle birlikte bulunması ve böyle olmasında büyük bir hikmet ve büyük bir sırrın Hak tarafından ilânı vardır. Ona da devam et ve ehlini bulursan ondan tâlim eyle...
8) Sakın (LA l L Â H E İL L A L L A H) ´ın ehline düşman olma, onun Allah dostları ile dostluğu vardır.
Kelimei tevhidin ehli olanların bilfarz yer dolusu günahları olsa yalnız şirk bulunmasa, Allah onları kadar mağfiretle karşılar. Allah´a düşman olan müşriktir. Ondan uzaklaşmalı. .
Bilmeyerek veya te´vile müsait ağzından bozuk şeyler çıkmış ise, bununla Allah´ın kullarına düşman olunmaz...
Allah´a düşman olduğu belli olmayan kimselere düşmanlık etme...
Allah´a düşman, müşriktir, dedik Fiilini söylemeyen de âsi, günahkâr (mü´min) veya daha akıbeti belli olmayandır.
Allah, kendi dostuna düşmanlık edene ilânı harb eder.
Allah´ın kullarına daima şefkât ve merhametle muamele et.
Allah, gâvuruna da dinsizine de rızık veriyor. Hattâ şefkât ve merhametini bütün hayvanat ve mahlukata teşmil et.
Onları yaradanın hatırı büyüktür, de.
9 ) Allah´ın, üzerine farz kıldığı ibadetlere devam et. Farzlar arasındaki nafileleri de kıl, işle. Amelinden hiçbir şeyi küçük görme. Allah o ameli yaratırken hakir görmedi. Allah, her emrini itinâ ve inayetle vermiştir.
Farzların edasına itinâ eden, Allah´a en sevgili ibadetlerle kulluk etmiş ve yaklaşmıştır.
Farzları kendisine vazifei asliye kabul eden ve nefsinde tatbik eden Hak´kın gözü ve kulağı olur. Seninle işitir, seninle görür, Hak´kın eli senin elindir. Sana hakkıyle biâd edenler, ancak Allah´a biâd etmiş olurlar. Allah´ın eli onların elleri üzerindedir. Onların elleri Allah´ın eli olduğu surette onların elleri üstündedir. Mubayaa ismi faildir. Fail Allah´tır. Onların elleri Allah´ın elidir. Onların elleriyle Ailah-ü Tealâ mubayaa etmiştir. Halbuki mubavaa edenler de onlardır. Nafilelere devam eden, Allah´ın sevgisine nail olur.
O kadar ki, Hak onun işitir kulağı, görür gözü olur. Farzları eda eden de bunun aksi olduğu gibi farzlarda mecburi kulluk vardır. O asıldır. Nafilelerde kulluk ihtiyaridir. Nafileye nafile denmesi zait olduğu içindir.
Sen de vücudda zaidsin. Çünkü Allah vardı sen yoktun. Sonra sen oldun. Vücud hades zaid oldu demek, sen vücud hakkında nafilesin, binaenaleyh senin için nafile denilen ameli yapmak lâzımdır. Zira o, senin aslındır. Farz olan amelleri de yapmak lâzımdır. Çünkü onlar da vücudun aslıdır ki, Hakk´ın vücududur. Farzların edası ile sen onun için oldun. Nafileyi eda ile de sen, senin için oldun. Sen onun için olmaklığın bakımından Onun sana muhabbeti, sen, senin için olduğun cihetteki muhabbetinden çok üstündür.
Kudsi Hadis: Kulum, farz kıldığını ibadetlerle bana yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamadı. Kulum, nafilelerle de bana yaklaşır. O kadar ki, onu severim. Sevince de işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı olurum. Benden isteyince mutlaka veririm. Bana sığınınca mutlaka onu korurum, işlediğim işler içinde,Mümin kulumun ruhunu kabzetmekteki tereddüdüm kadar, hiçbir şeyde tereddüt etmedim. O, ölümden hoşlanmaz. Ben de onu müteessir etmek istemem.
Allah muhabbetinin verdiği neticeye bak; kulun nafilesi de ancak, farzları ikmal ettikten sonra sahih olur.
Nafilelerin içinde de birçok farzlar ve nafileler vardır. Kıraet, Rüku, Sücud ve benzerleri farzlar gibi. Nafilelerde farzlann bulunması, farzları ikmâl ediyor.
Bir Hadis-î sahihde: Cenabı Hak, kulumun namazına bakın. Taınam mı, noksan mı Tam İse, tam yazılır, eğer bir şey noksan ise, bakın kulumun nafilesi var mı Eğer nafilesi varsa, farzını onlardan ikmâl ediniz. Buyurur, işte, ameller böylece zabta geçer.
Nafilenin mutlaka farzlardan aslı bulunmalı. Farzlarda aslı bulunmayan, yeni uydurulmuş bir ibadet demektir. Zahir buna bid´at der. Ruhbaniyyet icad ettiler buyurur Resul-ü Ekrem. Bunlardan bir kısmına, güzel adetlerdir der. Ve bunları icad edenler, kıyamete kadar sevap kazanırlar. Bunlar, Şeriatın aslına, ruhuna uygun olan bid´atler ki, bid´ati hasene tâbir edilmiştir.
Şeriate uymayan ve şer olanlar, bid´ati seyyie´dir. Kötü âdetlerdir, iyi âdetlere uyup, amel etmekte sevap vardır, lâkin, o iyi olan bir şeyi, Resulullah´dan sadır olmamıştır diye terk etmekde daha ziyade ecir vardır.
Resulullah´a sünnetlerde tabi olmaktan, sünnet olmayan şeylerde. Resulullah terk ettiği içüı terkine uymak, şeriatin ruhuna daha uygundur. Çünkü Resulullh, ümmetine birçok şeylerin teklifinden hoşlanmaz. Bu da güzeldir diye bir çok ibadetten ibda doğru değildir.
Kolaylaştırın güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin "Hadis"
Allah size kolaylık murad eder, güçlük murat; etmez. "Ayet"
Ahmet ibni Hanbel, kavun yemedi. Niçin , dediler. Resulallah nasıl yedi bilemiyorum da ondan, dedi. Radiyallalı-ü anh.
[Muhiddin-i Arabî hazretleri, bu dokuzuncu vasiyetinde çok büyük bir bahse temas etmiştir. Hülâsa bid´atlerin iyi olmadığı neticesine varıyor.
O halde, Resulüllah´ın yapmadığı şeylerden kat´i surette kaçmak, yaptığı şeyleri nasıl yaptığını bilmeden, yapmaktan uzak durmak en emin tarikdir].
10) işlerine riayet ettiğin gibi, sözlerine de riayet et. Sözlerin de amellerin cumlesindendir. Ağızdan çıkan her sözün, mutlaka yanında gözcüler vardır.
Allah-ü Zül Celâl. Allah yolunda şehid olanlara ölü diyenleri yalancılıkla itham ediyor. Onlar, Ölü değil diridir buyuruyor.
"Şehid" insanda Nur-u [M] di bulunduğundan Hak, Şehid´e kıymet vermiştir.. "
Sözüne dikkat et. Allah, çirkin lâkırdıların aşikâre söylenmesini sevmez. Şeriat´ın ölçüsüyle konuş, aşırı siline. . Meselâ Burç değişti, yıldız şöyle oldu da yağmur yağdı diyenler, Allah´a küfür, yıldıza imân ettiler.
Hadîs-İ Şerifte: insanları yüzükoyun Cehennesn´e sürükleyen, dillerinin söylediği sözlerdir. Buyruldu. . . Yine Hadis-i Şerifte: Bir adam Allah´ın gazabını celbeden bir kelime söyler, ona da ehemmiyet vermez halbuki o kelime onu Cehennemin yetmiş yıllık derinliklerine
uçurur.
Bir kimse de, Allah´ın razı olacağı bir kelime söyler de onun götüreceği yeri bilmez. Halbuki o kelime, ona yükseklerin yükseğine çıkarır buyrulmuştur.
11) Sakın, elinle ruh sahibi bir mahlukun tasvirini yapma. Tasvir yapanlar kıyamette en şiddetli azaba giriftar olurlar. Tasvir yapanlara kıyamette denir ki,şu yarattığın şeyi dirilt veya ona bir ruh ver bakalım. Tabii veremez.
Hadis-i Kudsi´de: Benîm gibi yaratmaya yeltenenlerden daha zalim kim olabilir. Onlar, bir karıncayı veya bir buğday tanesini veya bir arpa tanesini yaratsınlar imkânı mı var .
Burada fotoğraf akla gelir. Bunun hakkında meşhur Mısır Müftüsü Abduh´un bir fetvası vardır. "El cevabı Safi fi ibahetil lifotoğ-rafi" risalesinde fotoğrafta üç buud olmadığından, bîr satıh üzerinde olması ve şahsın aynı olması bakımından taklid olmadığı ve fotoğrafta bir günah olmadığını ifade etmiştir.
12) Kardeşini. Hastaları ziyaret et. Onlarda ne ibret alınacak şeyler var. Aczini, Allah´a karşı fakrini düşün. Allah´ın, lutfuyla sana bahşettiği sıhhatini ve o sıhhatle yapmış olduğun ibadetlerini, Allah´ın Ihsan´ı bil ve şükret. ´
Allah, hasta kulunun yanındadır. Hastaya dikkatle bak. O daima Allah´a sığınır. Doktor da baksa, ilâçta alsa, şifayı Allah´dan bekler. Onun dili daima Allah´ladır. Kalbiyle Allah´ına iltica eder. Allah´dan gaflet etmez. Allah onunladır.
Allah-ü Zül Celâl, kıyamet gününde Ey Adem oğlu, ben hasta oldum da beni ziyarete gelmedin,diyecek. Ya Rab, Sen Rabbülâleminsin nasıl seni ziyaret edebilirim, deyince; bilmiyor musun falan kulum hasta idi onu ziyaret etmedin. Eğer ziyaret etse idin, beni onun yanında bulurdun. Yâni, hastanın dili ve kalbi, Ya ŞAFI diye feryad ediyor.
Ey Adem oğlu, senden yemek istedim de yedirmedin. Ya Rab. Sen Rabbülâlemin´sin ben sana nasıl yemek yedirebilirim. Bilmiyor musun falan kulum senden yiyecek istedi de yedirmedin. Eğer ona yedirse idin, onu benim yanımda bulurdun.
Ey Adem oğlu, senden su istedim. Beni sulamadın. Ya Rab, Sen Rabbülâlemin´sin ben seni nasıl sularım. Bilmez misin falan kulum senden su istedi de onu sulamadın. Eğer onu sulasa idin, Onu benim yanımda bulurdun.
Resul-ü Ekrem buyurdular ki; Allah-ü Zül Celâl, zatını kulu menziline koydu. Binaenaleyh Allah´a huzur eden, her halinde Allah´ı zikreden, her yiyecek ve içecek isteyeni Hak görür. Onun dileğini derhal yerine getir. Sakın me´yus etme. Hiç bir şey yoksa, tatlı dille güler yüz göster.
Senden yiyecek, içecek isteyen, seni Hak menziline çıkardı. Saİle dikkat et. isterken Allah adına ister onu, o halinde Öyle konuşturan Zatın hatırına hemen sen de, varsa istediğini ver.
İmam-ı Hasan´la İmam-ı Hüseyin efendilerimizden, sail bir şey isterse, derhal vermek için güler yüzle karşılarlar ve meccanen ahırete muhtaç olduğumuz şeyleri götürmeğe gelen aziz kardeşim diye taltif
ederlerdi.
13-) Sakın Kimseye zulmetme,Zulüm, insanı kıyamette karanlıklar içinde bırakır.
Zülüm, hak sahiplerine haklarını vermemektir. Sıkışmış birini görür de, onun sıkıntısını giderecek kudretde sende varsa, bil ki senin malında, onun hakkı vardır. Onun haline muttali oluşun, hakkını
vermek içindir.
Vermezsen mes´ulsün. Eğer mali kudretin yoksa, tatlı dil ile ona yardım vazifendir. Senin için, ona maddeten yardıma hiç imkân yoksa, o zaman ona dua edersin. Bunları ihmâl eder yapmazsan zalimsin.
Saili kovma. Komşulara hediye vermek, açları doyurmak, susuzları kandırmak, çıplakları giydirmek, şaşırmışları yola koymak, suçlu ve kabahatlileri affetmek Din´dir. Dindarlıktır...
Sen de Allah´ın fakirisin. Allah´ın, âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bununla beraber duaları kabul eder. Muhtaç olanların ihtiyacını verir, zararlı şeyleri defeder, faydalı şeyleri ulaştırır.
Sen de, Allah´ından dileklerini yüz aklığı ile isteyebilmek için
elinden geleni yapmalısın.
Kudsi Hadis meali: Ey kullarım, zulmü nefsime haram kıldım. Kendi aranızda da haram küdmı. Artık kimseye zulmetmeyin Kullarım, hepiniz şaşırmışdınız. Yalnız benim hidayet nasibettiğim kimseler müstesna. Benden hidayet isteyin, sizi hidayete ulaştırayım.
Kullarım, hepiniz açsınız. Yalnız benim doyurduklarını müstesna. Yiyeceklerinizi benden isteyin sizi doyurayım. Kullarım, hepiniz çıplaksınız yalnız benim giydirdiklerim müstesna. Benden giyinmeyi isteyin. Ben sizi giydireyim.
Kullarım, sîz gece gündüz hatalar, suçlar işliyorsunuz. Ben günahlarınıza mağfiret ediyorum. Benden mağfiret İsteyin sizî affedeyim, mağfiret edeyim.
Bak, dikkat et. Hak Tealâ, bunların hepsini sen istemeden veriyor, bununla beraber, istemeni emrediyor ki, isteğine icabet edip tekrar vermek için...
istemeden verdiğini, RAHMAN İsmi şerifinin tecelliyatı bil. istedikten sonra vereceğini beyan buyurması da, ihtiyaçlarını daima Rabbinden istemeyi sana talim içindir. Bunlar ayrı ayrı makamlardır.
Kulların yaradılışındaki hikmet, Allah´a ibâdet yâni, Allah´a tezellül ve ihtiyaçlarını açıklamaktır, ibadetlerin, Allah´a kulluk borcu olduğunu unutma. Allah´ı bilmek için yol, kulluk yoludur.
Sana vasiyetim: Hakkın emirleri ve nehiyleri karşısında teslimiyetle boyun eğ ve dersini al. Tâ ki, bu emirler ve nehiylerinde senden istenilen nedir, bunu bilesin. Sakın istemeyenlerden olma. Birisinden istemeyen, umum hakkında da cimrilik etmiş olur.
Eğer, sözü uzattım, çok söylediysem, kendini levmet. Cahil İsen, öğrettim. Unutmuş isen, hatırlattım. Mü´min isen, Mü´minlere vâzu menfaat verir. Burada sen, ben yok. Hepimize vâzu menfaat verir.
Yukarıdaki Hadis´i Kudsi´nin tamamı, kullarım siz bana zarar yapamazsınız. Menfaat de yapamazsınız. Bunlara gücünüz yetmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz, insanlarınız, cinleriniz, en Muttaki adamın kalbi gibi kalbe salıib olsanız bu haliniz, mülkümden bir şey artırmaz.
Kullarım, evveliniz, insanlarınız, cinlerinizin en fâcir adamın kalbi gibi olsa, bu haliniz, mülkümden bir şey eksiltmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz, insanlarınız, cinleriniz hep, düz bir yerde toplansa, benden isteseler, ben de herkese istediğini versem,bu verişimden hazinemden hiç bir şey eksilmez. İğnenin denize dalıp çıkması kadardır, iğne denizden hiç bir şey eksiltmez. Çünkİ mücellâ olduğundan su almaz.
Hele şu beyana bak. Zat-ı İlâhisini kulu menzilesine koyunca, Allah´ı bilmeyen zayıf ruhlu insanlara, ne müthiş Saltanatını bildiriyor.
Dostum: Hadİs-i şerifteki işaretlere dikkat et. Hadisin sonu da şöyle: Bunlar hep, sizin amellerinizdir. Sîzin için onları depo ettim. Yine size iade edeceğim. Hayır gören, Allah´a Hamd etsin. Hayırdan başka bir şey ile karşılaşan, kendini levm etsin.
Hacet İstemek zillettir. Allah´tan başkasına, zillet izhar etmek şaşkınlıktır. Nefsine zulümdür vesselam...
14) ilmiyle amel etmeyen bir âlimi görürsen, İlmine hürmeten
yine ona karşı edebli davran. Çünkü ilim, Allah´ın san´atıdır. Kötü huy
larından dolayı ondan, tamamen ayrılma, Allah´ın sevdiği şeylerin sende
bulunmasına çalış. Böyle yaparsan. Allah´ın sevgisine kavuşursun, saa
dete erersin. Kerametler diyan olan Cennet´te, ilâhî tecelliye mazhar
olursun.
İnsan, sevdiği ile beraberdir. Allah´ın sevdiği şeyler çoktur. Vasiyet ve nasihat kasdıyle bâzılarını sana söyleyeyim:
Allah için süslenmek, bu, müstakil bir ibadettir. Hele namaz için mutlaka lâzımdır. Ey Adem oğulları, her namazda ziynetlerinizi alın emrine bak.
Birisi, Ya Resulullah ayakkabılarımın ve elbisemin güzel olması hoşuma gider dedi de Peygamberimiz, Allah Cemil´dir. Güzelleri sever buyurdu.
Allah´ın süs olarak, kullan için yarattığı şeyleri kim haram eder. Kimsenin haddi değildir. Bunlar, niyete tabi, niyeti güzelse, kimsenin bir şey demeğe hakkı yoktur. Allah´a karşı süslü bulunmak, en güzel bir haslettir.
Cebrail, çok vakit en güzel insan hazreti DİHYE suretine temessül ederde, Resulullah´a öyle gelirdi. Bu tecmili bilmeyen ve nefsinde tatbik etmeyen, birçok faziletlerden mahrum kalır. Allah´ın hususi muhabbetine eremez. El verir ki süslenende kibir, aceb, şımarıklık olmasın.
Allah´ın sevdiği şeylerden biri de, fitneye tutulunca, Allah´a dönmektir. Allah, fitneye uğrayıp da tövbekar olanları sever. Fitne ve musibetler, Allah imtihanıdır, insanlar, kendilerinin ne mal olduklarını, böyle imtihanlarla anlarlar. Lâf ile dâvalar sabit olmaz.
Fitnelerin en büyüğü, kadın, mal, evlâd ve mevki fitneleridir. Bunlarla imtihana çekilen .kimseye yaraşan, bunların aynına takılıp kalmamalı. Bunları ihsan eden Allah´a rücu edip; Ya Rab, bu nimetleri sen verdin deyip şükretmeli.
Hadis´i şerifte şöyle varid oldu: Cenabı Hak, Hazreti Musa´ya, bana hakkıyle şükret diye variyetti. Musa sordu; Ya Rab, hakkıyle şükür nasıl olur Ya Musa, Nimeti benden görürsen hakkıyle şükretmiş olursun. Buyurdu.
Bir insan, nimeti verene şükretmezse, Allah´ın hususi muhabbetini fevt etmiş olur. Netice, birçok nimetlerden de mahrum kalır. Kadın fitnesinden Allah´a rücu şekli: Kadına muhabbet, onda Hakk´ı görmeye vesile olmalı. Bunun iki yolu vardır Birinci: Erkeğin kadına muhabbeti, küllün cüz´e muhabbeti kabilindendir: Belki kadına muhabbet, bir şeyin kendi nefsine muhabbeti kabilindendir.
Zira, kadın yaratılışında kendi şeklini gösterir. Nasıl ki, insanı kâmil Hakk´ın Esma ve sıfatlarını göstermekle suret´i Hak ise, kadın da suret bakımından erkeğin ayinesidir. Bir şey, bakanın karşısında mücellâ ayna gibi parlak olursa, bakan onu değil, kendini görür. İşte, kadına olan muhabbetin şiddeti ona, kendini gösteriyor. Kendi de, Esma ve sıfat´ı İlâhiyenin tecelligâhı olduğundan Hakk´ın suretidir. Kadın ayinesinden, suret´i Hakkı görmekle Hakta fani oluyor. Muhabbet´i haköca, Hak´da karar kılıyor.
ikinci yol: Kadınlarda teessür kabiliyeti vardır. Ona infisâl denir. Onlardan insan doğması yâni, iyân´ı emsâl´in zuhuru, tekvin sıfatına mahal olduklanndandır.
Görülenleri hep açığa çıkaran kadındır. Alemde görülen şeylerde hep, Esmâ´i Hakkın tecellisini izhar ettiğinden, Hakdan hakkını alan her Esma, kadın kapısından zuhura gelmiştir. Binaenaleyh bu bakımdan kadına muhabbet, Allah´a muhabbettir.
Muayyen bir kadına bağlılık, iki şahıs arasındaki ruhani münasebettendir. Bu da, ikinci bir münasebettir. Mal fitnesinden Allah´a rücuun sureti:
Mal ve servet sahiplerine bütün kalblerde meyi ve tazim vardır. İsterse balıiyl olsun. Bâzı İşler, mal ile kolaylaşır. Arifler, malda da veçhi ilâhiyi aradılar. Malı olan karz´ı hasen (güzel Ödünç vermeğe denir ) verir. Allah´ın karz´ı hasen verin emrine muhatab olur. Sadaka verildi mi yed´i llâhi´ye düşer, vuslata sebeb olur.
Kulum, senden yiyecek istedim vermedin derken Allah, kendini sail menziline tenzil ediyor. Ehli servet, verici mevkiinde bulunuyor
Mal muhabbeti fitnedir amma; insanı Allah´ın rızasına da götürür.
Evlâd fitnesinden Allah´a rücu:
Evlâd, babanın sim, ciğer paresi, ona muhabbet nefse muhabbettir. Allah, kulunu kendinden çıkan şeyle imtihan ediyor. Evlâdına muhabbeti, mükellef bulunduğu hukuku yerine getirmeğe, perde olacak mı olmayacak mı. Nebi Aleyhisselâm Muhammed´İn kızı Fatıma, sirkat etse idi onun da elini keserdim demekle, hakkı ikameyi tercih ediyor Ömer, oğluna haddi icra ediyor. Allah´ın hükmünü ifade, nefsine hiç sıkıntı gelmiyor.
Nefsinde Hakkı ikame ettiğinden dolayı, inşirah duyması evlât fitnesinden Allah´a nicuunu ısbat ediyor.
Çocuğu ölüp de sabreden babaya, Cennet´ten başkası verilmez buyrulması, fitneden Allah´a rücuun mükâfatını gösteriyor.
Riyaset denilen Cah fitnesinden Allah´a rücuun sureti:
insanın içinde Öyle gizli şeyler var ki, insan kendini bilmez. Allah-ı Zül Celâl, zaman zaman onları meydana çıkarır, insan kendini bilmez. Doktora muayene olan insan, kendini, bende ne var diye doktora sorar. Nefsini bilen, Rabbini bilir derler. Herkes nefsini bilmez. Halbuki nefs, kendinin aynıdır.
Allah, o gizli hallerini çıkardıkça kendini bilmeğe başlar. Sıddıklerin kalbinden en son. Riyaset muhabbeti çıkar. Söz ve riyaseti görünce adalet ve Allah´ın kullarına hizmet, Dini ihya, Mü´minleri muhafaza etmeyi nefsinde görür ve riyaset ister amma, nefsi için değil Allah için istediğinden. Riyaset yoluyla Allah´a gider.
15) Yatağa yatmadan evvel Vitir namazını kıl. Çünkü, uyuyan kimsenin ruhu kabzolunmuştur. Gelip gelmeyeceği de belli değildir. Vitri kılarda yatarsan, Allah´ın sevdiği halde yattın. Zira, Allah Vitir´, dir, Tek´dîr. Vitr´i sever yâni, Allah kendini sever. Seni kendi menziline tenzil ile, inayetini ve muhabbetini İzhar etti. Her aded´li şeylerde
Vitr´e riayet et.
Ey Ehli Kar´an; Vitr´e riayet edin, emri vardır.
Ehli Kur´an, Ehlullah´dır. Yemekte, içmekte hatta sürme çekmekte Vitr´i gözet. Hıçkırık tutarsa, yedi yudum su iç. Mücerreb´dir.
Resul-ü Ekrem, daima Vitr´e riayet ederlerdi. Resulullah, insanlara en güzel bir numunedir.
16-) Aldığı şeylerde ve verdiği şeylerde Allah´ını murakabe et. Mal, Evlâd, tyâl her ne ki alırsa, sabrını denemek içindir.
Sabret. Allah, Sabredenleri sever. Elinden çıkan her şeyhi ivaz´ı vardır. (Ivaz-karşıhk) Allah korusun Rabbini bırakırsan işte, onun
ivazı yoktur.
Allah, verdiği şeylerde de şükrünü imtihan eder. Şükret. Allah,
şükredenleri sever. Ve şükredenlere fazlasıyla verir.
Hadis´ i şerif meali: Aldığı, yerdiği şeyler hep, Allah´ındır. Her şeyhi muayyen bir eceli vardır. Eceli tamam olan gider, yerine başkası gelir.
Buna böyle inan, Allah ile ol. Her halinde, aldığını ve verdiğini görürsün. Her nefesin´de böyledir.
Allah´ı zikrederek geçen nefeslerine şükret. Gafletle geçen lere de istiğfar et. istiğfar, Hakka dönmektir. Kul şanı´dır.
Resulullah´ın sünnetine uymak, her çeşit amellerden daha güzeldir. Buna uyun ki Allah sizi seve "insan, Resul-ü Ekremi kendine numune yapar ve işlerinde, sözlerinde, hallerinde Ona uymayı adet edinirse, o başka şeye muhtaç olmaz, onlar yeter, artar bile...
17-) Allah´ın, kullarında en büyük hakkı, şirk etmemekte Şirk iki kısımdır. Birisi açık şirk, diğeri gizli şirk´tir.
Her şeyi yaratan, alan, veren Allah´dır. Yalnız, dünyada birtakım sebebler koymuş, Alemde cari hadiseleri o sebeblere bağlamış. Onların sebebler, kanunlar olduğunu unutup onlara -neyletmek ve iş-lerini onlara bağlayıp Allah´ı unutmak, gizli şirk´tir. Mü´mine en zararlı şey, esbaba bağlı olmaktır.
Allah´ın varlığını, birliğini hemen hiç inkâr eden y oktur. Allah´ın llah´hğında (MSbud´luğunda) şirk, açık şirk´tir. Dünya gavurlarının ekserisi, Evleviyet´le şirk edenlerdir. Allah´ı fiillerinde Birlemeyenler, gizli şirk erbabıdırlar.
Hadis´i şerif meali: Allah´ın, kullarında hakkı nedir bilir misiniz Allah´a ibadet etmek, hiçbir surette şirk etmemektir.
[Nefyin siyakında vaki nekreler umum ifade eder.] Yani gizli ve açık şirk etmemektir. Sonra, Resulü ilah şöyle buyurdu:
Şirk etmeyenlerin Allah´a hakkı nedir bitirmişiniz Onlara azab etmemektir.
Şirkin iki nev´inde de azab vardır. Mü´min bilmeli ki; Esbab Allah´ın kanunlan ve âdetleridir. Bîr şeyin meydana gelmesinde hakiki müessir değildirler. Allah, isterse esbabsız da yapardı diye inanmalı...
İnsanların en zayıf yerleri Rızık´dır. Rızkını servetinden gücünden, kuvvetinden veya efendisinden bilip onlara bağlı bulunanlarla, Rab´bim bana çalışmayı emretti. Rızkımı verecek. Bunlar birer sebebtir. Bunlara sarılarak rızkımı aramak, benim vazifemdir. Bu âlem-de Allah´ın, âdeti ve kanunu böyledir, diyenler arasında fark vardır. Birisi. Mü´min ve mütevekkil´dir. Sebeblere bağlı olanlarda ise, gizli şirk vardır.
Kendini yokla, eğer, tamamen sebeblere bağlı isen, şirk´ten daha kurtulmamışsın. Senin için azap vardır.
Eğer, kalbin Allah´a bağlı, sebeblerin varlığı, yokluğu nazarında müsavi ise, Mü´minsin. Mütekki´sİn Allah´a şükret.
18) Aziz kardeşim. Büyüklenme. Ve böyle bir sevdaya düşme. Parmakla gösterilmeğe heves etme. Seni kimse tanımazsa tanımasın. Allah´ın seni bilmesi kâfi.
Eğer, halk içinde bir mevki sahibi olmuş isen, bu Allah´ın bir lütfudur. Sana yakışan tevazu´dur. Herkes gibi sen de topraktan yaratıldın. O toprak senin anan´dır. Anasına karşı kibirlenen âsi olur.
Anaya, babaya isyan haram´dır. Allah seni yükselttikçe sen, küçül. Riyaset peşinde olma. Riyaset, kıyamette hüsran ve nedamettir. Riyasete ehl olan, riyaset peşinde dolaşmayandır. Mevki icabı eğer, çok hürmet görüyor ve çok hizmet ediyorlarsa, sen de Rabbine tevazu et. Ya Rab, bu hürmetler hep mevki ve rütbeyedir beni mağrur etme diye yalvar. Bil ki azlolunduğun gün, hiç birisi kalmaz.
19) Her Cuma, Cuma namazına gitmezden evvel yıkan. Bir vacibi eda ettiğine niyetlen. Haftada bir gün yıkanmak, her Müslüman´a haktır. Onu Cumaya tesadüf ettir. Hem, temizlik yapmış olursun, hem de Hakk´ın rızasına erersin.
20) Cidal´i bırak. Haklı, haksız cidal (kavga) Mü´mine yakışmaz Hadis´i şerif de; Haklı da olsa, cidali terk eden kimseye, Cennetin ortasında bir köşke kefilim. Şaka da olsa yalanı terk edene de Cennetin ortasında bir köşke kefilim buyurdu.
21) Güzel huylu ol. Daima iyi huylarını göster. Kötülerinden kaçın. Resulullah, iyi huyları tamamlamak için gönderildim, der. Yine, iyi huyluya, Cennetin en âlâ yerinde bir köşk verileceğine kefilim buyurur.
Evet, iyi huyunla herkesi memnun etmek mümkün değil amma, sen, daima Allah ile sohbettesin. Rab´bimiz buna müsaade etti, de. Nerede olursanız olun O, sizinledir buyurdu.
Resulullah´da Ebu Bekr´e; mahzun olma. Allah bizimledir, dedi.
Musa .ve Harun´a; Ben sizinle beraberim, işitirim, görürüm buyurdu.
(yi huylarımızın çoğunu, Allah´ımızın sohbetine tahsis edersek, yani Allah´ın razı olduğu şeyleri yapar, razı olmadıklarından kaçınırsak, o zaman işlerimiz, Allah ile olmuş veya halk ile olmuş, bu uğurda halk bizden memnun olacakmış veya olmayacakmış, onların ehemmiyeti kalmaz.
Mümin olanlar, Allah´ın razı olduğu şeylere razı olurlar. Allah´a düşman ise, onların bizce hiç kıymeti yoktur. Onlar ister darılsın, ister yarılsın, Allah düşmanlarıyla dostluk kurulmaz.
İşlediği şeylerde Hakkın rızasını gözetip, Allah için iş yapan-ların bütün Müminlere hatta, zimmi´Iere faydası vardır. (Zİmmi - Müs-lümanlar ülkesinde yaşayan ekalliyet).
Mü´minin, yaradılmışların hepsine karşı yapacağı işlerde, Allah´ın halikı vardır. Melek, Cin, insan. Hayvan, Nebat, Mâden, Cemad Mü´min, gayri mü´min kim olursa otsun herkesle, her şeyle güzel geçinmek, güzel muamele yapmak, her mü´minip Allah´a karşı borcu Allah´ın da her mü´minde hakkıdır.
Bu iyi veya kütü huylar ve bunların tatbiki, şerefli bir ilimdir, her mü´min bundan sorumludur.
Peygamberimiz, Dinin bu kısmında da en yüksek mertebeyi ihraz edendir. Kur´anda: [Hiç şüphesiz Sen büyük bir ahlâk üzerindesin] buyrulmuştur.
22) Hicret et. Gâvur memleketlerinde oturma. Gâvur îçinde oturmak, islâm dinine ihanettir. Ve onlara yardım demektir. Sakın onların tab´asına geçme.
Hadis´i şerifte şöyle varid oldu: Müşriklerin içinde ikamet eden müslümanlar´dan Ben biriyim. İslâm kelimesinin itibarı kalmıyor. Nefislerine zulmederek yaşayan kimselerin canlarını Melekler alırken onlara derler ki; Siz ne işte idiniz Onlar da; biz, aciz kimselerdik derler. Melekler de onlara; Allah´ın Arz´ı geniş değil miydi, siz de hicret edeydiniz derler, işte onların varacakları barınacakları yer, Cehen-tıcnı´dir. Ne fena bir yerdir o.
Mühiddin.-i Arabî der ki biz, şimdi müslümanları Beyt´i Makdesi ziyaretten men ediyoruz. Çünkü orası [Ehli Salip ordularının kudüs´ü işgal altında bulundurduğu zamanlar] gâvurların elindedir.(Şimdi de Öyle).
Hicret: Bir mânası da, Allah ve Resulünün, zem ettiği kötü huylardan hicret etmektedir. Yâni, Allah´ın nehyettiği şeyleri bırakmaktır.
23) Her halinde ilmi istimal et. Hakiki cömert, nefsine ilim ile cömertlik edendir. Öğrenir, öğrendiği ile amel eder. Bilmeyenlere öğretir.
Hadis´i şerif meali: Allah´ın, beni ilim ve hidayetle göndermesi, yağmura benzer. Yağan yağmur, münbit yerlere isabet ederse, nebatatı bitirir. Bâzan da çorak yerlere isabet eder bir şey bitirmez amma, suyu da çekmez. O su ile arazi sulanır ve içilir. Bir yer daha var ki, ne nebat bitirir, ne de su muhafaza eder.
İlmi öğrenip başkasına öğreten ve ilmiyle amel eden, birinci sınıf gibi, ilmi öğrenip başkasına öğreten, ikinci gibi, ilmi öğrenip, kendinde kalan ve amel de etmeyen, üçüncüye benzer. Ne nebat bitirir, nede suyu zapteder.
Kardeşim, Sen, ilmi öğrenip amel edenlerden ol ki, Allah, sana Nur versin. Bu ilminle amel edersen, ikinci bir ilme varis olursun. O, Allah´dan gelen bir ilimdir. O, ancak sünnet´i şerife riayet sayesinde Allah´dan gelen bir feyzdir. Bitmeyen, sonu gelmeyen ilimlerdir. Ve şerefli ilimdir.
Sakın, ilîmsiz hocalardan olma. Başkasına faydan olsa bile, kendini yakarsın, ilmîyle amel eden hocalar Mürşit´Ierdir.
24) Allah´ın mü´min kullarına selâm vermek, yemek yedirmek, ihtiyaçlarına koşmak, suretiyle sevgi göster. Resulullah şöyle temsil buyurdular: Muhabbet Esirgemek ve Merhamette, mü´mmler bir cesed gibidirler. O cesedin bir azasında ağn olursa, vücudun her tarafından o ağrı duyulur.
Mü´min kardeşleri hakkında bunu böyle düşünen, kardeşinin ferahıyla ferah, ezası ile müteezzi olmalıdır. Eğer, bu hal görülmezse, Din kardeşliği tahakkuk etmemiştir. Demek, mü´min´olunca kardeşin çoğalıyor, bir de mü´min Allah´ın isimlerindendir.
Sureta, bu ismi taşımak, nesebini Allah´a bağlamaktır. Mü´min, mü´minin kardeşidir. Onu terk etmez. Böyle Mü´min olan, işleriyle, sözleriyle, haliyle bunu tasdik eder. Öyle olunca, Allah´ın hıfzına girer.
Peygamberler mâsum´dur. Allah dosttan da Mahfuz´dur...
25) Her hangi bir musibete uğrarsan, mahzun olma. "Biz Allah´ın kuluyuz ve neticede Allah´ımıza döneceğiz" de.
Hazreti Ömer derdi ki; Hiç bir musibet görmedim. Mutlaka onda, üç nimet vardır. Biri, o musibet Dinime gelmedi, ikinci, bu gelenden daha büyük olsaydı halim ne olurdu. Allah, o büyük felâketten korudu. Üçüncüsü, günahlarıma kefaret oldu.
Müminin dünyada bir çok musibetlere müptelâ olması, temizlenmesi içindir. Tâ ki, ter-temiz ahirete göçe.
26 ) Kur´an okumaya devam et. Düşünerek, Allah kelâmı okuduğunuz bilerek oku. Kur´an, Hazreti Muhammed´e gelmiştir. Sen, bu Allah kelâmını okurken iyi kimselerin sıfatlarını görünce onlar gibi olmaya çalış. Kötü insanların sıfatlarını okuyunca onlar gibi olmamaya gayret et.
Kur´anı okurken, Kur´an ile, Kur´an da olanlarla ol. Yalnız okumakla kalma, nasıl ki hafız olmuşsan, içindeki emrolunan amelleri de Öyle hıfzet. Ve işle.
Kıyamet gününde en şiddetli azap, bir âyeti belleyip de sonra unutana olacaktır. Bir âyetin hükmünü öğrenir de onu nefsinde tatbik etmezse, o âyet,yarın mahşerde onun aleyhine şahitlik edecektir.
Allah´ım zikretmek isteyenler de, Kıır´andaki zikirlerle zikretmelidirler.
27) Dinine faideli olan kimselerle arkadaş ol. İlmiyle, ameliyle, güzel huylarıyle seçilmiş kimselerin sohbeti insana fayda verir.
Tenha yerlerde Kur´an okumak, Allah ile olmaktır. Kur´an okumak en büyük zikirdir. Kur´an okuyanlar, Allah´ın has kullarıdır. Kur´anda Allah´ın güzel isimleri vardır. Onlar Allah´ın ahlâkını bildirir. Sen de onlarla ahlaklanmağa çalış.
Allah´ı zikreden insanların içine karışıp da, onlardan olmayan bir kişi, Allah´ın rahmetine kavuştu. Artık sen düşün. Allah ile, Allah´ın kitabı ile olanlar, ne kadar rahmetine gark olur.
İyi dost, misk satan gibidir. Hiç olmazsa güzel kokusundan istifade edilir. Kötü arkadaş da, körük çeken gibidir. Üzerine kıvılcımı sıçramasa bile dumanı gelir.
İyi olduğunu zannettiğin kimseyi, kötülerle düşüp kalktığını görürsen, iyi zannettiğin kimseye kötü zanda bulunma da şöyle de:
Benim kötü ve şerli gördüğüm adamlar iyi adamlarmış ki, iyi kimse ile düşüp kalkıyorlar. Ben, onlara su´i zanda hata etmişim, de. Yâni, münasebeti hayırda gör, şerde görme.
Allah-ü Zül Celâl, hüsnü zandan dolayı kıyamette kimseye suâl sormayacaktır. Amma, su´i zanda sorgu var. insanların, en çok gaflete düştükleri yer burasıdır. Allah´ı zikredenin hayatı muttasıldır. Ölümle sona ermez. O daima diridir. Harp şehidlerinden daha üstün bir hayata ermiştir. Zikredenle etmeyenin benzeri, ölü ile diri´dir. Zikreden diri, zikretmeyen ölüdür.
28) Nefsinde ve elinin altında olanlara da Kur´anın hükümlerini, cezai Kısımlarını tatbik et. Çünkü, herkes çobandır. Güttüğünden mes´uldür. Nefsine sözün geçer. Nefsin ve azaların üzerinde hakimsin. Vazifeni yapmalısın. Hatırına hayır ve şer bir şey gelirse, şeriate müracaat et. Hükmü şeriatten al.
29) Sadakaya devam et. Ahirette çok büyük mükâfata nail olacakların içinde, sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar da vardır. Sadaka, farz zekât vermek gibi. Nafile de olur. Farz olan sadakayı verenler, bencillikten kurtulurlar.
Nafile sadaka verenler de büyük derecelere ererler. İnsanların mallarında zekâttan, başka daha oirçok haklar vardır. Meselâ, düşkün bir kimseyi görünce, ona hediye ve karz (ödünç) olarak yardımda bulunmak insani ve Islâmi bir vazifedir.
İnsanın fıtratında cimrilik vardır. Binaenaleyh sadaka, nefse en ağır gelen ibadetlerdendir. Sadaka verenle vermeyeni, Peygamberimiz, demir halkalardan örülmüş cübbeyi giyene benzetmiştir.
Cübbe, lügatte süngü demirinin ağaç kısmına girdiği yere denir. (Burada palto gibi şeylerdir.)
Şöyle ki, evvelâ, giyerken demir halkalar bir biri üzerine gelince biraz sıkar amma, yavaş yavaş tamamen vücuda yerleşince, genişler ve yerde sürünen parçalar ayak izlerini örter. Giyemeyenin kollan askıda kalır. Iztıraptan kurtulamaz. Sadakayı da vere vere iyice hazmetmeli. Demir siper içine girmeli. Düşman kılıncından korunmalı. Bahil olup elini, ayağını askıda bırakıp, işe yaramaz bir hale gelmemeli.
Sadakayı, vücut sıhhatte, ağız tadı yerinde, parayı harcayacak çağda iken vermeli. Yoksa, hayat bitmiş, eller yana gelmiş, mide hazmetmez olmuş, hayattan ümid kalmamış, bu halde sadaka verilmemesini emrediyor. Dinlerlerse zararı yok. Amma, kim dinleyecek. Zaten, o hale gelene kadar bu işi bırakmaklığın, cimriliğin en büyük delilidir. Bil ki rızkını kimse yemez. Bütün mahlukat toplansa, rızkına mani olmak isteseler olamazlar. Elinde bulunup da başkasına aid olan rızkı da elinde tutamazsın.
Hatırına sadaka vermek gelince, verdiğin sadakayı sen vermedin. Hakikatte başkasına aid bulunan bir şeyi sahibine vermek suretiyle elden çıkardın. Yalnız sadaka kasdıyle verdiğin için metholunuyorsun. Sehi´sin, kerim´sin,
Eğer elinden o malı çıkarırken tereddütlü veya zorla vermişsen ve verdikten sonra, ben verdim gibi bir tavrı cahilane takınmışsan, bu haline tövbe et. Resulullah, cahaletten ve kendisine cehalet yapılmasından Allah´a sığınırdı.
30) insanın, en büyük düşmanı nefsi emmaresidir. Nefsi emmare, daima kendi arzu ve heveslerini yaptırmak ister, insan da nefs ve hevasına muhalefet etmekle memurdur. Binaenaleyh bilen ve nasihati kabul eden, hayatı boyunca mücahadededir. Biraz nefsine müsamaha eden helak olur. Olgun bir irade sahibi oluncaya kadar he-vayı hevesine uymamak, büyük harbe devam etmek lâzımdır.
31) Kış günlerinde soğuk su ile abdest alınca, dikkat et. Kuru bir yer kalmasın. Abdest azalarını tamam yıkamak demektir. Günahları mahveden, dereceleri yükselten, bir temizliktir. Yaz günlerinde de hararetin elemini gidermeğe niyet et. Vücuduna zarar veren şeyleri def etmekle de ecir kazanırsın. Serinlemek ve telezzüz için abdest alma. Ecir kazanamazsın.
32) Her Müslümana, Müslüman olduğu için hürmet et. Hakkına riayet et deme ki, bu sultandır, bu zengindir, bu büyüktür, bu küçüktür, bu fakirdir, bu hakirdir, kimseyi tahkir etme. Islâmın hepsini bir şahıs farz et. Müslümanlar da onun azalarıdır. Gözü ağrısa her tarafında duyulur, başı ağrısa her yerinde ağrı hissedilir.
Mamafih her azanın bir makamı vardır. Meselâ, bir şeyi görmek için göz açılır, kulaklar değil. Bir şeyi İşitmek için de kulaklar açılır, gözler değil. Öylece her Müslüman İslâmlıkta müsavi görür, her birine de lâyık olduğu, hakkı olan şeyi verir. Meselâ, Alime tazim et, sözünü dinle, cahile nasihat et, bilmediklerini öğret, gafili gafletten uyar, itaatli olanı tebşir et, itaatsiz olanları da Allah´ın azabıyle korkut. Sultanın sözünü dinle, günah olmayan emirlere itaat et. Küçüklere rıfk île, merhametle, şefkatle muamele et. Büyüklere tazim et.
Hadis´i şerif meali: Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize tazim etmeyen bizden değildir.
Asi, günahkâr da olsalar, bütün halka merhametli ol. Çünkü, hepsi Allah´ın kulu ve mahlukudur. Her ciğeri yanık olanı sulamada ecir vardır.
Benî israil alüftelerinden biri, bir kuyu başında hararetten ciğeri yanmış bir köpeğin dolaştığını gördü de ayağından meşini çıkardı, su doldurdu, o köpeğe içirdi. Allah bunu kabul etti, onun kabahatlerini affetti de Cennetine koydu.
Artık sen düşün. Bir insana, hele bir müslümana yapılan iyiliği. Hayır´ı, hayır olduğu için yap. Serden, şer olduğu için kaç. insanların metîn ve zemmine kulak verme..
33) İşlerinde Ömer gibi ol. Hazreti Ömer [Allah yolunda bizi aldatanlara aldanıveririz.] derdi. Kardeşim, bir kimse seni Allah yolunda aldatmak isterse, sen de onun bu dalaveresine vakıf olursan, ona aldanmış gibi görünmen, hile ve hurdasını yüzüne vurmamak, onu mahcuh etmemek, arkasından onun ıslahına dua etmek, şefkat göstermek güzel huylardandır, tmân ve islâm alâmetidir. Mü´m in al-danıverir ve cömertlik gösterir. Münafık aldatır, Fesad saçar.
Müslüman kardeşlerine don, gömlek ol. Nefslerini, ırzlarını, evlâdlannı koru. Çünkü sen onun kardeşisin, ayna gibi gör, kendine bak Hiçbir suretle ezalandırma. Hatta ezalanmışsa, onu ezadan kurtar. Çünkü, bir şeyin Nef i onun yüzü ve hakikatidir.
34) Komşu ve yakınlık haklarını koru. Kimin evi daha yakın ise, onu tercih et. Çünkü Allah´ın sana ihsan ettiği nimetlerde komşularının hakkı vardır. Onlara ikram ederken en yakın komşundan başla. Komşularından zararı defet, isterse kâfir olsun. Onun da komşuluk hakkı vardır.
Acaib bir hikâye: Bir köylünün avlusuna çekirgeler iner. Başkaları çekirgeleri avlamak için gelirler. Onları ellerinde aletleriyle görünce, ne var diye sorar. Onlardan lâtife tarzında, senin komşuları avlamaya geldik derler.
Hane sahibi; mademki onlar benim komşularımmış, yemin ile söylüyorum ki, onları avlamaya sizi bırakmam der ve kılıncını çeker. Komşu kelimesine riayeten bunu yapar.
İmam-ı Malik´e, deniz domuzu yenir mi, dediler de, haram, dedi. O balık değil mi, dediler. Siz hınzır dediniz, buyurdu.
[Çekirge yenilir amma, afet olan çekirgeler değil. Afet çekirgesi bir iş görmektedir. Biyolojik olarak vücudunun hıltı asiddir. Mideye zararlıdır. Bir azabın tecellisine vesiledir. Belki bir afatı refediyor, belki bir haramı kaldırıyor. Daha mühim bir sebebi vardır. Amma, açıklanmaması tenbih edilmiştir.]
Komşunun ezasını, güzel bir tarzda karşılamalı. Bir köylü Resulullah´a geldi. Ve dedi ki: Sana Kur´ân geliyormuş, en fasih kimseler bile ona muarefe edemiyorlarmış. Benim sözlerimi dinle dedi ve iyi huylara dair üç beytini okudu. Sana gelen Kur´ân da bunların benzeri var mı dedi. O zaman Resulullah, (F U S S I L E T) suresinden şu, iki âyeti okudu. Ayetlerin meali: "İyilik, kötülüğe müsavi olmaz. Sen kötülüğü en güzel huy ne ise, onunla karşıla. O vakit görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile, sanki senin yakın dostun olmuştur.
Bu güzel huya, sabırlı olanlardan başkası kavuşturulmaz. Buna, büyük bir nasibe malik olandan başkası eriştirilmez". O, fasih köylü şair dedi ki; buna erişilmez, bundan güzeli de olmaz. Bunu insan söyleyemez. Sen Resulullah´sın ben de iman ettim. Evet, Kur´ân-ı Hakim´în icazını onlar anladılar.
Kardeşine, zalim de olsa, mazlum da olsa yardım et. Zalim kardeşine şeytan vesvese verdi. Onu, başkasına zulmetmeye sürükledi. Şeytanın bu vesvesesini, ondan defetmek için yardım et. Senden yardım bekleyenden elini çekme.
Allah, hiçbir şeye, hiçbir yardıma muhtaç olmadığı halde; Muhammed suresinde: Eğer, siz Allah´a yardım ederseniz O da size yardım eder buyurdu.
Allah´ın yarattıklarını hakir görme. Allah, onları yaratırken hakir görmedi. Kadınlara hitaben; sakın komşularınızın hediyelerini hakir görmeyin isterse bir paça (koyun ayağı) olsun.
Tahkir, cahilliktir. Lanet, sövmek, bağırmak, çekiştirmek komşuluğa yakışmaz. Dilini de kötü sözlere alıştırma.
35) Kibirden, bir kibre delâlet eden şeylerden çek in. Elbisen de. yürüyüşünde kibir alametleri bulunmasın. Kimseden bir şey isteme. İyice muzlar kalırsan (ki Allah seni o hale bırakmaz) Bilfarz o hale düşmüş isen, tese´ül ihtiyaç kadar caizdir, ihtiyaçtan fazla tese´ül cerahattir. Mahşere her yeri yaralı, çıbanlı olarak gelir.
36) Ensar´a mensub bir kadın veya erkek görürsen; düşmanın da olsa ona muhabbet et. iman alâmeti, Ensar´ı sevmektir. Ensar´ı kiram kalmadı deme.
Ensar demek, Allah´ın dinine yardım edenler demektir. Hangi zamanda olursa olsun Allah´ın Dinine lisanı ile, işleriyle, kalemiyle yardım edenler Ensar´dır. Onlara muhabbet imandır.
"Ey iman edenler Allah´ın yardımcıları olun" (El Saf suresi âyet 14)
Bir kişinin dahi olsa hidayetine sebep olanın hayrı, güneşin doğduğu yerlerin hepsinden hayırlıdır.
37) Doğru söyle. Emanetleri yerine eda et. Vaadinde sadık ol. Yalandan içtinap et. Hain olma, vaadinden dönme. Birisiyle kavga edersen haktan ayrılma. Yalan, hainlik, vaadinde durmamak münafıklık alâmetlerindendir.
Bir insan yalan söylense, onun pis kokusundan Melek, otuz mil uzaklaşır. Şeytan bile insana fenalığı emredince, insan onu işlerse, Allah´tan korkusundan şeytan, onun yanından kaçar. Hemen nedamet duymasındandır.
Şu mânevi kokuyu duy, Şeytanın kaçışından ibret al. Şeytan insana küfret der de, o küfür edince, ben hakikaten senden uzağım çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah tan korkarım der.
(Haşir suresi âyet 16) Allah tan* korkmayan, şeytandan eşed değil mi .
38) Züppelik etme. Bu kelime Arabca´da (Elbezaze) kelimesinin zıddıdır. Bezaze, babayani, olduğun gibi, yaşadığın memleketin göreneğine uygun bir şekilde yaşamak de"demektir ki imandandır.
39) Haya´lı ol. Allah´da haya´lıdır. Haya´lı olanları sever. Kıyamette; İslâmiyette ihtiyarlamış, saç, sakal ağartmış olanlardan,
Allah haya eder. Yâni, onları affeder, azap etmez. Çünkü, Haya´nın mânası terk etmek demektir.
Allah, sivri sineği misâl getirmekten çekinmez Ayetinde de bu mânâyadır. Müşrikler, güya kendi akıllarınca, Allah büyüktür, sivri sinekle falan misâl vermez dediler. Halbuki en büyüğünü yaratmakla en küçüğünü yaratmakta fark yoktur. Belki sivri sineği fil suretinde yaratmak daha acayibdir.
riaya´nın insanda yeri çoktur. Haya bir san´attır ki menfaati, her şeyde, onu gösterene aitdir. Haya, utanacak bir şey yapmamak değildir.
Mü´min, her yerde, her halini gören ve bilendir, Allah´ından utanır dünya ve ahirette kendini mahcup mevkie düşürecek bir iş işlemez. İşte bu hal, Haya´dır. ilaya imandandır buyrulması, sahibini günahlardan men ettiği içindir.
Peygamberimiz, hayanın hepsi hayır´dır. Hayadan ancak hayır gelir. Utanmaya en lâyık olan da Allah´dır buyurdular.
40) Nasihat et. Çünkü nasihat Dindir. Kime nasihat edeceğiz diye sordular da Peygamberimiz, Allah´a, Resulüne, İslâm büyüklerine ve herkese buyurdular.
Nasihat edenin çok ilme ihtiyacı vardır. Hatta yalnız bilgi kâfi değil. Aklı, fikri de sahili olmalı. Önünü, sonunu düşünmeli. Mizacı da bozuk olmamalı. Şeriatı bütün teferruatı ile yâni, mezheplerin hepsinin esaslarını bilmeli. Ahvali, zamanı da bilmeli. Hiç bir garazı bulunmamalı. Eğer, bunlar bulunmazsa hatası çok olur.
İyi huylar içinde, nasihatten daha dakiki yoktur. Hakiki nasihat edenin dostu az olur. Çünkü, halkın çoğu nevayı hevese kendim kaptırmış kimseler olduğundan, Nasılım sözü onlara acı gelir. Nasılı, İğne iplik manasınadır. Nasihat eden, insanları saadetlerine rabteder.
Allah´a nasihat; Allah´dan günahkârlara, Allah´ın affını ve mağfiretini istemekle ve onlara şefaat etmekledir.
Resulullah´a nasihat; Peygamberliğini lastik ve onu sevmekledir.
İslâm büyüklerine nasihat; haklı İşlerinde onlara yardım ve emirlerine itaat çimekledir.
Herkese nasihat; Dünya ve ahiretlerine yarayan faideli şeyleri onlara öğretmekledir.
41) İki namaz arasındaki haline riayet et, bir namazı kıldıktan sonra ikinci namaza kadar, arada hiç lakırdı etmeyen kimsenin, kitabı Arşın altında, hususi yerlere konur.
İzah: İki namaz arasındaki boş vakitlerinde günah olan işler ve sözlerden ictinab eder. Amel defterine sevaplar yazdıran işler ve sözlerle iştigal eder. Ve bu hal île ikinci namazını da kılarsa, bu iki namaz arasındaki amellerini bildiren dosyası, yücelerin yücesi makamlara gider. Ve oralarda teşhir edilir.
İki namaz arası olmayan zaman yoktur. Böyle olunca, boş vakitlerine dikkat et. O vakitlerde de sana fayda verecek hayırlı işlerle meşgul ol, duaya nasihat olunuyorsun. Vakitler çok kıymetlidir. Geçenlerin telâfisine imkân yoktur Elde olanların kıymetini bil, mâ-lâyani ile geçirme. Müslümanlığın güzelliklerinden biri de faydasız şeyleri terk etmektir.
42) Cemaatle namaza devam et. Camilerin hikmet-i vücudu, farz namazlarını içinde kılmak içindir. Ezan ve kamet de bunun için emrolunmuştur.
Yalnız kılmakla Cemaatle kılmak arasında yirmi yedi derece faik vardır. Yalnız kılmada (Settar) ismi tecelli eder. Cemaatle kılmada (Adül) esması tecelli eder.
43) EVVABİN( Lugat inanası muteber´dir. Allah´a dönenler demektir) namazına da devam et. Bu namaz halkın meşgul bulunduğu sabahla öğleye, öğle ile ikindiye, akşamla yatsı arasında kılınır.
Gece uyuduktan sonra kalkıp, şafaktan evvel kılman DUHA namazı sekiz rek´attir. Akşamla yatsı arası Evahin namazı, altı rekattir, Teheccüd namazı sekiz rek´atten on iki rekate kadar kılınır. Bu namazlar hep sünnettir. Kılanlar feyzine ererler.
44) Yemekte, içmekte haram şeylerden korunmak nasıl lazımsa, sözlerde de öylece lâzımdır. Nasıl bileceğim dersen; şöyle, içine sıkıntı veren, başkasının görmesini, duymasını istemediğin şeyler hep günahtır. Bir de, kalbine şek, şüphe veren şeyleri bırak. Kalbinin razı olduğu, hak dediği şeyleri işle. Bu hususta fetvayı kalbine sor. O, sana helâl mi yoksa haram mı söyler.
Eğer, sorduğun mes´elede kalbin biraz duraklarsa, ondan vazgeç. Peygamberler yoluna git. Ve iktisade riayet et. Peygamberlerin âdetleri bu idi.
Dünya işlerinde pek acele etme. Ahıiret işlerini vaktinden te´ hir etme. Çoluğun çocuğun için çalış. Allah yolunda çalışmış sayılırsın. Hele, selâvat´ı şerife çok devam et...
45) Allah için bir şeyi deruhte etmişsen, onu bozma. Ondan daha hayırlı bir şey işlemek hatırına gelirse, deruhte ettiğin şeyi yap. ikinci hayırlı hâtıra Seylan´dandır. Birinciyi terk ettirmek için getirmiştir. O, hatıra geleni de işle. Şeytanı kahredersin. Çünkü, şeytan birinciyi terk ettirmekle ahdini bozdurmak ister.
Meselâ akşamla yatsı arasında Kur´an okumayı âdet edindin. Bir müddet sonra bir hatıra geldi. Bu vakitte namaz kılsan daha efdâl diye ilka olundun namaz kılıp da Kur´an okumak âdetini bırakma. Kur´-anı OKU hem de nafile namazı Kıl. Böyle yaparsan şeytan seni değil, sen şeytanı aldatmış olursun.
Sıla-i Rahmi terk etme. Rahim rahmandandır. Allah ile aramızda nesep karabeti var. Sıla-i Kabineden, Allah ile olan akrabalık haklarını da yerine getiriyor. Çünkü rahim, rahmanın damarlarındandır.
Sıla-i Rahmi terk eden, rahman ile alâkasını kesiyor demektir.
Dünya ve Ahiret nimetleri hep Allah´ın Rahman ismi şerifinin tecellileridir.
Birisi seninle istişare ederse, ona hakkı söyle, hakkı göster, sakın hıyanetlik etme. Hakikat ne biliyorsan onu söyle. Müsteşarın emin olması lâzımdır.
Sakın, altın ve gümüş kaplardan yemek yeme, ipekli elbise giyme.
Korkunç bir rü´ya görmüşsen, uyanınca sol tarafına üç kere üfle. Ve (Allah´ım, bu gördüğüm rüyanın şerrinden sana sığınırım) de, daha yatacaksan başka tarafına dön. Ve o rü´yayı kimseye söyleme. Sözüme dikkat et.
(Altın, gümüş ziynet olarak kadınlara mübahtır. Altın, gümüş kaplardan yemek yemek, kadınlara da haramdır.)
Çok kimseler istiaze ederler, amma başkalarına söyledikleri için zarar görürler. Sen söyleme, Rü´ya kuşun ayağına takıdır, söyleyip tâbir edilince, tâbir edildiği gibi düşer.
Güzel kokular kullan. Her abdestte misvak tutun. Ağzın temizlenir, Allah senden razı olur. Misvak tutunup kılınan namaz, misvâksiz kılınan namazdan yetmiş kat efdâldir, diye rivayet var.
Yalan yere yemin etme. Yalan yemin, sahibini günaha sokar. Beldeleri harab eder.
46) Esnemek şeytandandır. Onu kes ve esnerken ses çıkarma. O ses şeytan sesidir. Namaz içinde aksırmak da şeytandandır. Amma namaz haricindeki aksırmak nimettir. Binaenaleyh Hâmd lâzımdır.
Falcılık ve faydasız oyunlar, eşyanın hareketlerinden kötü mânalar çıkarmak, meselâ baykuş öttü, tavşan geçti. . . gibi şeyler, Müslümanlıkla bağdaşmaz.
Câmiye tükürme. Cami duvarına, kıbleye karşı da tükürme. Kıbleye karşı ve kıbleye arka çevirerek abdest bozmak da caiz değildir.
Yemek yemezden evvel ellerini yıka. Yemek yedikten sonra hem ellerini hem de ağzını yıka. . .
Hizmetçilere ağır işler emretme. Eğer yapılacak iş ağır ise, onlara yardım et. Çünkü onlar da senin gibi insandır. Yemeklerine, elbiselerine iyi bak.. .
Bir eve gelirsen üç defa izin iste. Kapı arasından içeriye bakma. Eğer izin çıkmazsa dön ve darılma. . .
Yetmiş bin Kelime-î Tevhit okumak suretiyle nefsini Cehennemden azat ettir. Şeyh Ebu Rebi der ki; bir sofrada yemek yiyecektik. Benim de okunmuş yetmiş bin Tevhid´im vardı. Hiçbir yere de bağışlamamıştım. Bizim soframızda genç, Salih bir delikanlı da vardı. Keşfi açıktı. Elini yemeğe sundu ve ağlamağa başları. Ne oldu dediler. Dedi ki; İşte Cehennem, anamı da Cehennemde görüyorum. Yemedi ve mütemadiyen ağlıyordu.
Şeyh Ebu Rebi der ki: İçimden şöyle niyaz ettim. Allah´ım, biliyorsun ki benim okunmuş yetmiş bin tehlilim var. Bunu bu çocuğun annesinin Cehennemden kurtarılması için Ruhuna bağışladım. Bunları hep gizli ve kalbimle söyledim.
Çocuk birden ağlamayı bıraktı. Gülerek El Hamdülillah anamı Cehennemden çıkardılar dedi ve bizimle yemek yemeye başladı. Ebu Rebi der ki; Bu vakıa bana iki şeyi indirdi. Biri, bu yetmiş bin Tehlil´e dair rivayet edilen Hadis-i Şerifin sahih olduğu, diğeri ´de o gencin keşfinin sahih olduğudur.
Tehlil okumanın tarifi:
Abdestli kıbleye müteveccih oturup 25 Estagfirullah,
l kerre Fatiha-i şerife,
3 aded İhlâs-ı şerif,
3 adet selâvat-ı şerife.
Okuyup, Resul-ü Ekrem Sâllâüahu aleyhi vesellem efendimizin Ruh´u şeriflerine hediye etmeli.
(LA İLAHE İ L L A L L A H ) ı dürüst okumalı.
(L A ) yi seâmalara doğru çekmeli (İLAHE) yi sağ taraftan alıp sol memenin altındaki kalbe (iLLALLAH)hı indirmeli. Her yüz âdedinde bir kere ( M UH A M M E D ´ E N R E S U L U´L L A H ) ve (İLA H l ENTE M A K S U D l VE RIZAKEMAT-L U B İ ) demeli.
Allah´ını maksadını setisin ve senin rızan da arzumdur.
Günde ne kadar çekersen onları belleyip yetmiş bin olunca bir hatim olmuştur. Onu istediği yere bağışlar, isterse kendinde bırakır. . .
İki kişi arasındaki husumeti ve gerginliği ıslaha çalış. (Düşmanlar barışmak isterlerse, sen de onlara yanaş) emri var. Artık düşün gâvurlarla barışmayı emreden Allah, Müslümanlar arasındaki dargınlıkları gidermek için çalışan ve Müslümanlar arasını barıştıranları büyük mükâfatlarla taltif buyuracağı muhakkaktır değil mi
Sakın ha; iki kişinin arasını bozma. Bu hâl Dini yıkar.
Bedeninin sıhhatini ve boş zamanlarını ganimet bil, bunları Allah´ın razı olacağı işlerde kullan. Bunlar gafletle boş yere harcanırsa aleyhine hüccet olur.
Ahirette hasmın Allah olmamasına dikkat et. Eğer hasmın Allah olursa mahvolursun.
Her sabah yüz defa (SÜBHAN ALLAHÎ VE Bİ HAMDİHİ-SUBHAN ALLAHİL AZİM) de. Günah bırakmaz.
47) Vücudundaki bütün azalarını muhafaza et. Yapacağın şey mubah bile olsa âzami haddinden fazla kullanma. Azalarını serbest bırakan, kalbini sıkıntıya sokar.
Herhangi âzanı haram olan bir şeyde kullanırsan, o onun zinasıdır. Harama bakan göz, haramı tutan el, harama yürüyen ayak gibi. İnsanları yüzükoyun Cehenneme sürükleyen dillerinin belasıdır.
Yarın hesap yerinde diller, ayaklar, eller .. . işledikleri şeylere şahitlik edecekler. O hâlden kork. Nefsine acı.
Bir insan şer´an caiz olmayan bir şeyi yapacağı vakit, o azanın aman yapma, bu işe beni mecbur etme. Yarın kıyamette aleyhine şahitlik edeceğim. Beni kötülük yaptırmak suretiyle aleyhine değil de iyilik yaptırmak suretiyle lehine şahit kıl. Dediğini, eğer o günahı işlerse, yine o azanın Ya Rab ben nehyettim sözümü dinlemedi. Allah´ını, beni bunun yaptığı işten ´teberri ediyorum. Dediğini işitenler var. (Muhiddin-i Arabi´nin işitenlerden biri olduğu muhakkak).
Azaları suistimal, kalbe sıkıntı verir. Kalb Allah içindir. Onu işsal ve ona eza Allah´ın gazabına sebebtir.
48) Her namazında ezan oku yahut müezzini dinle. Onun okuduğu kelimeleri bitirince sen de tekrar et. Ezan okurken sesini salıver çünkü, müezzine sesinin ulaştığı yerlerdeki kuru, yaş ne varsa hep şahitlik edecek. Ezan okumakta ve birinci safta olanları insanlar buseler, oraya geçmek için kur´adan başka çare de kalmasa kur´a ile oraya geçmek isterler. Gençlikte ne olduğunu bilseler müsabaka ederler, abalı ve yatsı namazlarında verilen mükâfatı bilseler, sürüne sürüne camiye gelirler.
Tenha bir yerde, insan ezan okuyup kamet getirerek namazını kılsa, dağlar gibi melek kafileleri ardında cemâat olurlar. Ve onun duasına âmin derler.
İnsanlar gaflet etmesinler diye bu vasiyeti yazdım. Çünkü, akıllı insan hayırlı ve faydalı şeyleri ihmal etmez. Bu herkesin şahsi menfaatidir.
İnsanın kendi şahsına rahmeti başkasına rahmetinden daha büyüktür. Nitekim kendi nefsine ezası, başkasına yaptığı ezadan büyük olduğu gibi. Meselâ, intihar edenin cezası katilin cezasından büyüktür.
Peygamberlerden sonra, insanlar üzerinde en büyük hak, ana, baba hakkıdır. Duada, nefsini ana, babasına takdim emrolunmuştur. Nuh suresinin son âyetinde buna işaret vardır.
49) Eğer Vali veya söz sahibi yâni hüküm sahibi isen, Hak söyle, Hak ile hükmet. Hevayı hevese ayma. Herkese eşit muamele et. Çünkü, bizden evvel helak olan kavimler, herkese eşit muamele yapmadıkları için azaba çarpılmışlardır.
Ayet: Ey Davud, biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Sen de insanlar arasında hak ve adaletle hükmeyle. Hükmünde hevayı hevesine, hissiyatına uyma ki, bu hal, seni Allah yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar yok mu, hesap gününü unuttukları için onlara pek şiddetli azap vardır.
Hesap günü, ahiretteki hesap günü olmakla beraber dünyada nefslerini hesaba çekmeyenlere de şamildir. Çünkü, nisyan terk demektir.
Dünyada hesabı terk ettikleri için, bu çetin azaba uğrayacaklardır (hesaba çekilmezden evvel, kendinizi hesaba çekin) diye emir vardır.
Dünyada da cezalar var. Ama dünya cezaları insanları tövbe ve düşünceye sevk ettiği için faydalıdır.
Kardeşim: Sen de kabahatlerinden dolayı hemen tövbe ile Rabbine dön. Ahvalinde iyilik hissedince Allah´ın senin her hâlinde feyizli, Rahmetli kapıları açılır, O kapılardan birini de sen çal ki, sana da açılsın.
O andaki Feyzi Rabbani´de nefsini malınım bırakma. Her hareketinde bir hayra niyetli bulun. Yapamasan da ecrine kavuşursun, Hatta bir günah işlemişsen, onun günah olduğuna inan. Bu imânınla o günahı karşılamış ve tesirini azaltmış olursun.
Tevbe suresinin 102. âyetinde: günahlarını itiraf edenlerin affa nail olacakları beyan buyuruluyor.
50) Duaları, ezan okunurken, muharebe esnasında, namaza başlanacağı zamanlarda yap. Duadan garaz kabülüdür. İcabetin sebepleri çoktur.
Zamanın, mekânın, o andaki hâlin, ağızdan çıkan dua kelimelerinin icabette büyük tesirleri vardır. Bu dörtten birine rastlayan dualar kabul olur. En kuvvetlisi ağızdan çıkan dua kelimeleri sonra hâldir.
Allah´ın haklarına ve Halkın haklarına riayet et. Sil ki insan fakir ve muhtaç bir mahluktur. İstemeğe de mecburdur.
Dileklerini yalnız Allah´tan iste. Bir kimse senden yapabileceğin bir şeyi isterse, kimseye duyurmadan onu ver. Muhtaçlara daima yardımda bulun, böyle yaparsan Nâib-i Rahman olursun.
Meselâ evlenecek bir kimseye yardım edersen, onun salih çocukları senin için devamlı sadakalar sırasına geçerler.
Verdiğin sadaka ve yaptığın iyilikleri başa kakma çünkü nimetin hakiki sahibi sen değilsin. Verdiğin sadakayı Allah´a veriyorsun. Gaflet etme. Karşılığı fazlasıyla sana gelecektir. Buna İnan.
Gafiller içerisinde gizlice Allah´ı zikret. Bu Allah İle halvet olmak demektir. Fazla suyun olunca başkasından esirgeme.
Senin imanlık veya her hangi bir memuriyetini istemeyenlerin önüne geçme. Hakikaten sen o makamın ehli isen sırf şahsi garazlarından dolayı seni istemiyorlarsa onlar mes´uldürler.
Bir işçi çalıştırınca hemen ücretini ver. Başkaları üzerinde kendin için bir meziyet görme fazilet, şeref, izzet Allah´ındır. Dilediğine verir
51-) Cünub olunca biraz bekleyeceksen, su varsa, abdest al, su yoksa teyemmüm et. Eğer cünüb olarak biraz uyuyacaksan, abdest al da Öyle uyu. Eğer cünub iken yemek yiyeceksen, su içeceksen, abdest al. Ağzını güzelce yıka. Melekler cünübe ve kâfirin ciyfesine yaklaşmazlar.
Kimseye gadretme.
Gadr: Söz ve ahid verdikten sonra ahdini bozmaya denir.
Anana, babana isyan etme. Öf bile deme. Belki onlara daima dua et. Anana, teyzene çok ikram et. Bunlar, Allah ve Resulünün vasiyetleridir. Kimse hakkında kafi hüküm verme. Hüsnü zan et. İyi görüyorum de. Allah´a karşı edeb böyle olur.
52-) Bir cemaate imam olup namaz kıldırınca dua ederken, yalnız şahsına dua etme. Belki bütün cemaate dua et. Eğer yalnız şahsına dua edersen, hainlik etmiş olursun. Bir de, Hakkın rahmetini kullarından kıskandığın ve nefsini başkalarına tercih ettiğinden dolayı en kötü ahlâk sahibi olduğunu isbat edersin. Çünkü Allah, Mü´min kullarını medhederken onlar, başkalarını, nefislerine tercih ederler buyurur.
Abdestin daraldığı halde namaz kılma. Huzuru kalb, namazın ruhudur. Yemek hazır, namaz da hazırlanmışsa, evvelâ yemeğini ye. Sonra namaz kıl.
Ana ve babanın dualarını almaya gayret et. Misafirin duası da makbuldür. Aman mazlumun bed duasından sakın. Mazlumun duasıyla Allah arasında hicab yoktur.
Vücudundaki zaid kılları, tırnakları kes. Her işinde adaletli ol. Allah´a ve Allah´ın kitabına sarıl. Allah´ın razı olacağı şeylere devam et. Allah´ın büyüklüğünü düşün. Haşyetullah´dan ağla. [Haşyetullah: Allah´ın büyüklüğünü ve sonsuz kuvvet ve kudretini düşünerek titremek demektir.]
53-) Hayırlı bir iş yapmışsan, ona devam et. İsterse az olsun. Sen ibadeti bırakmadıkça Allah feyzini kesmez. Bir müddet ibadet ettikten sonra bırakıvermek, Allah ile arandaki rabıtayı kesmek gibidir.
Şöyle ol: İşlemekte bulunduğun hayırlı amellerini ölünceye kadar bırakmamaya azimli ol. Terk ettiğin kabahatleri de bir daha yapmamaya azimli ol. Her nefes Allahi ile olursun. Ayat-ı İlâhiye´de hakdan ayrılma, Şeriate uymayan te´villere sapma, Sadakaların en efdaline devam et.
Verdiğinde gözün kalmasın. Kendisinin muhtaç olduğu şeyleri, tercihan başkalarına verenleri Allah-ü Zül Celâl meth buyuruyor.
Seve seve vermişler, Allah bize yeter demişler. Verdiklerini unutmuşlar. Eğer böyle yapamazsan, evvelâ kendini doyur ve kandır da sonra artarsa başkalarına da verirsin.
Resulüllah, sadakanın en efdali (An zaiıri ganiyli) verilendir buyurdu. Verdikten sonra Allah ile istiğna edip verdiğinde gözün kalmaması demektir. (Allah ile istiğna: Başkasına yüz suyu dökmemek)
Korktuğun ve umduğun kimselerin yanında da Hak söyle. Kurban bayramı günü çok iyilik yap. Allah katında en büyük gündür. Arefe ve Aşure günlerinden de efdaldir.
Her hak sahibine hakkını ver, hatta her hakka da hakkını ver. Kimsede hakkın bulunduğunu görme.
İnsaf et. (insaf: Muhabbet, sevmek, adalet) başkalarından insaf bekleme. Senden birisi özür dilerse, derhal kabul et. Kendini, başkasından özür dileyecek bir hale düşürme.
54-) Secdede duayı çok yap. Secde hali, kulun Allah´ına en yakın bulunduğu hâldir. Allah herkese yakındır. Matlup olan, kulun Allah a yakınlığıdır.
Herkese lutf ile muamele et. Hele akrabaya, ehlü iyale daima şefkatli bulun. Herkese selâm ver. Eğer başkasının sana vereceğini bilirsen, o selâm versin sen al.
Dünyada kendinden aşağısına bak. Zenginlerin servetine gözünü dikme. Fitneye uğrarsın. Herkes için dünya, tatlı ve sevgilidir. Nimetler de tab´an sevgilidir. Başkasının sevgilisine göz dikme.
Zahidin zühdünde nimet, Abidin ibadetinde nimetler vardır. Olmasa, devamlı ibadet yapamazlar. [Zühtün ve ibadetin zevklerine kendini kaptırmak da makbul değildir. Abid has olmalı. İbadetten değil mabud´dan nasib almalı.]
Ayet: Onlardan bir sınıfa, fitneye düşürmek İçin verdiğimiz, dünyaya ait zilletlere ve debdebelere sakın gözünü dikme. Rabbinin rızkı, hem hayırlı hem de bakidir. (TAHA) suresi 131. Debdebe: Gürültü, patırtı (hadra haşin)
Rabbinin sevdirdiği hayırlı ve devamlı-olan rızk, îman ve ibadetinden o anda doyduğun rızıktır. Gözünü kaptırma diye tenbih edilen o debdebe var ya o fitnedir o. . .
Birisinin sende hakkı, alacağı varsa, güzelce öde. Hatta fazlasıyla öde. Sakın alacaklına eza etme. Mü´min kardeşinin malına, canına, namusuna, akraba ve taallukatına bir tecavüz vaki olursa, onu koru. Her işinde Allah´ın haklarına riayet et. Aman nefsinin arzularına uyma. Allah´tan başka dost yoktur.
En çok riayet edilmesi icap eden, Allah haclarıdır. Sakın canlı bir mahluka eza etme. Kurbanını dahi keserken keskin bıçakla kes.
55-) Sözlerin en güzellerini ihtiva eden Allah´ın kitabını, içindeki hükümleri ve Allah kitabı olduğunu düşünerek oku. Allah-u Zül Celâl, sana da anlamak feyzini ihsan eder.
Kur´an ı başkalarına da öğret, Naib-i Rahman olursun. (Naib: vekil) Ruh-ul Emin, O Kur´an ı Hazreti Muhammed Sallâllahü Aleyhi vesellem´in kalbine indirdi. Kur´an okuyan temiz kalbli insanların kalbine, her okuyuşta yeni İner gibi feyz getirir. Hayırlınız, Kur´anı öğrenip öğretendir. Aman bahil olma. Allah´ın emirlerinden, nefsine zor gelenleri yap. Korkak olma, Allah sana kendine sığınmayı emretti. Sen de, her halinde Allah´a sığın. Muin´in (yardımcın) Allah olunca hiç korkma.
Kul, Fatiha´i şerifeyi okurken, sana kulluk eder, yardımı ancak senden beklerim deyince: Allah, bu âyetim benimle kulumun arasındadır. Kulunum istediği verilecektir, buyurur. Bizi doğru yola ilet duasını edince de; bunlar hep kuluma aittir. Kuluma istediği verilecektir, buyurur.
Yalnız, bunlarda dikkat edilmesi icap eden şey, bu ve emsali âyetleri okurken, hikâye tarikiyle okumamalı. Birçok hafızlar ve âlimler, bu âyetleri, Allah´ın kelâmını hikâye kasdi ile okudukları için hiçbir fayda göremezler. Çünkü Cenabı Hak, kulum istediği zaman diye buyurur, istemeğe, hikâye istemek demek olmadığından icabet olunmaz.
Bir kısım insanlar Kur´an okur ve dinlerlerken boğazlarından aşağı gitmez. Ağızlarında kalır, buyurulması, okurken kalbleri hazır olmayanlara aittir.
Allah rızası için her fedakârlığa katlanan sadık Mü´mindir. Dinde ve başka şeylerde kavi olanlar, nefislerinde de kavi´dirler. İmanlarında Kavi değildirler. Mû´min, Hassaten Allah haklarında kavi olandır. Allah´ın bir ismi de Mü´min´dir, Senin adın da mü´min´dir. Miü´minler birbirine bağlıdırlar.
Mü´min. mahluk, müemmen Halik´a bağlanır ve ona dayanırsa onu hiç bir kuvvet yıkamaz.
56-) Kendinde hiçbir zaman varlık görme. Daima fakir ve aciz olduğuna inan. Allah (Rabbi mahzen) dir. (Mahzen: Halis ve safi olan) Sen de Abdi mahzen ol. Allah´ın rızası için daima hazır bulun, bu hale rabıta denir.
Düşman hududunda nöbet beklemek ile rabıtadır. Muratıb´ın sevap defteri kapanmaz. Bir namazı kılıp da gelecek namaza niyet eden de muratıb´dır.
Al´i İmran suresinin son âyetini oku. Resul-ü Ekrem´in Ravzai şeriflerine varınca, Resulullah´ın hadisi şeriflerini okuyacağın zaman evvelâ sadaka ver. Sadaka mal ile olduğu gibi Tehlil, Tekbir, Teşbih. Tahmid, Havkale ile de olur.
Tehlil: La İlahe İllallah, Tekbir: Allah-u Ekber, Teşbih: Süb-han Allah, Tahmid: El tiamd-ü LİIlah, Havkale: La havle ve la kuvvete İllâ Billah demektir. Bunlar zikirlerin en cidalidir. Daha açıkçası haline göre bir hayır işleyip de Resulullah´ın huzuruna o halde girenler. Hadisleri böyle temiz bir ağız ile okuyanlar ResuluALLAH´dan feyz alırlar.
57-) Namaz kılan bir Müslümanı günahlarından dolayı tekdir etme. Hadisi şerifte şöyle varid olmuştur: Bir insan mü´min kardeşine kâfir derse, o kelime dediği yere gider. Eğer dediği gibi ise, orada kalır, dediği gibi değilse söyleyene gelir. Mü´min kardeşine kötü söz de söyleme. Allah, o sözden onu korur da söylediğin şeyi senin başına verir. Mü´min kardeşinin yüzüne karşı veya arkasından yalan, sahih, hile. hurda her ne ki yaptı isen karşılığı sana gelir. Cezasını sen çekersin.
58-) Sakın kimse ile alay etme, eğlenme. Hele Derviş meşrebli salih, mütevazı insanlarla alay etmek, din ile alay etmek gibidir. Öylelerini küçük görüp onlara gülme. Bâzı ilmine mağrur insanlar var ki, muttaki kimselerle istihza ederler. Yarın kıyamette onlarla da istihza edilecektir. Şöyle ki: Cennetin kapıları açılıp Cennet nimetleri gösterilecek, haydi girin denecek, tam girecekleri zaman kapılar yüzlerine kapanacak ve onlara; Siz Dünyada iken Allah dostları ile eğlenirdiniz işte cezanız bu, haydi Cehenneme denecek.
59-) İnsanların şerlisi olma. Şerli insanın dilinden, kötü sözlerinden herkes usanmış olduğu için yüzlerine gülerler, şerlerinden korkulduğu için onlara güler yüz gösterirler, işte şerrinden çekindiklerinden dolayı kendilerine ikram olunan insanlar en şerli insanlardır. Sakın sen de böyle olma.
Karının sırrını kimseye söyleme. Karısının sırrını ifşa eden
insanlar ahlâken en düşük insanlardır.
Hiç kimsenin anasına, babasına sövme. O da senin anana, babana söverse, sen sebep olduğun için anana, babana âsî olmuş olursun.
Peygamberimiz, anaya, babaya sövmeyin, deyince Ashap, hiç insan anasına, babasına söver mi dediler. Evet , başkasının ana ve babasına söver, o da onun ana ve babasına söver buyurdu.
Büyük günahlardan biri de Müslüman ın ırzına dil uzatmaktır. Gâvurların haçlarına, putlarına sövme. Allah´a sövdürmeğe sebep olursun.
Bir Rafızi´nin yanında mezhep bahislerini açma. Ashaab-ı Kiram´a taan ettirmeğe sebep olursun.
60-) Tabiyetinde bulunduğun Devletin büyüklerine dil uzatma. Husûmet adamlarının başta bulunmasıyla elde edilen menfaatler çok büyüktür. Beşeriyet hali hataları olursa, vebali onlara aitdir. Sen itaatini bozma. Hükümet memurlarının Devlet namına yaptıkları işlere itiraz etme. Emirlerine inkiyat et. Düzeni bozma. Zemmedersen sıfatı zemmet, mevsufa tecavüz etme. Methedersen, hem sıfatı nemde mevsufu methet.
61-) Allah´ın azabından kendini kurtarmak istersen, Müslü-manların büyüklerine, baban gibi hürmet et. Orta yaşlılarına ikram et. Küçüklerine şefkat göster. Mü´min kardeşlerine kalbinde adavat bulunan, Cennet kokusu duymaz.
Halkın ezasına tahammül et. Kimseye eza etme. Kulak ol, dil olma. Yâni sözleri dinle, çok söyleme. Allah´ın emirlerine tazim, mahlukatına şefkat, en mühim vazifedir. Kurtuluş ve saadet, bu iki şeyi yapmakladır.
62-) Hayırlı bir şey söylemiş veya hayırlı bir şeye delâlet etrniş isen evvelâ onu kendin işle. İlk nasihati nefsine yap. İnsanlar, evvelâ insanın işine bakarlar, sözlerine değil.
Mürşitin fiili sözünden daha müessirdir. Resulullah´da sizin için güzel numune vardır, buyrulmuştur.
Bâzı insanlar, Kur´an okur da, okuduğu Kur´an ona lanet eder. Hatta kendi kendine lanet okur. Meselâ zalim bir adam (gözünü aç, Allah´ın laneti zalimleredir.) ayetini yalancı bir adam da (Allah´ın laneti yalancılaradır.) âyetini okurken,kendine lanet eder.
Kur´an´ın zemmettiği bir sıfat, kendisinde bulunan bir kimse o âyeti okurken, keza Kur´an ın methettiği bir sıfat, kendisinde bulunmayan bir kimse, o âyeti okurken Kur´an, onun aleyhine hüccet oluyor değil mi
63-) Şeriat ilminden bir şey biliyorsan, bilmeyene söyle. Sakın bildiklerini gizleme. Bir mezhebe bağlanıp onu körü körüne taklide yeltenme. Allah´ın emrettiği şeyle amel et. Bilmediklerini Ehli Zikre (Kitabullah ve Resulullah´ın sünnetini bilenlerden) sor. Bir Müftü, Allah ve Resul´ünün hükmü budur derse, onunla amel et, benim re´yim, kanaatim budur derse, başkasına sor.
Dinde güçlük yok. Ruhsatlarla amel et. Alışında, verişinde semahat et. Başına gelen musibetten dolayı kimseyi ayıplama. Allah´tan afiyet iste, nefsini ıslaha çalış
64-) Daima Allah´a yalvar ki, seni salih mü´minlerden eylesin. O zaman Resulullah´ın dostu ve nâsır´ı olursun.
Dünyanın fitnelerinden sakın. Allah´ın ziyneti var, şeytanın ziyneti de var, Dünyanın da ziyneti var. Allah´ın ziyneti helâl olan şeyler, şeytanın ziyneti haram olan şeylerdir. Dünyanın ziyneti de iki cepheli, bir kısmı mubah, bir kısım haranı. Bunları iyi ayırıp, ona göre hareket etmeli.
Hoşuna gitmeyen bir şey başına gelmişse, o anda sabra sarıl. Makbul sabır bu. Sakın o musibete kızıp kötü söyleme. Bir kadının çocuğu ölmüş, kabri başında ağlıyordu. Resul-ü Ekrem oradan geçerken kadına sabır tavsiye etti. Resulullah ı tanımadığı için, geç, benim musibetimle sen mübtelâ olmadın dedi. O, Resulullah idi dediler. Kadın nedametle özür diledi. Resulullah; sabır ilk musibet çarptığı zaman olur, buyurdular.
Zayıflara merhamet et. Onların yüzü suyu hürmetine Allah, nusret ve rızık. ıihsan buyurur. Karz (ödünç) aldığın kimseye, sana iyilik yapana, hediye verene, sadaka verene iyilik yap. Hiç bir "şey yapamazsan onlara selâm ver. Veren el.alan elden hayırlıdır. Selâmın kadrini eski Müslümanlar bilirlerdi. Bir arada yürürlerken, aralarına bir ağaç hail olsa, birleşince yine birbirlerine selâm verirlerdi. Yâni bu arada birbiri aleyhine kötü bir şey hatıra gelir korkusundan veya, şeytan böyle bir ilkaatta bulunabileceğinden endişe ederek. Selâm ile tecdidi aht ve tecdidi İslâm ederlerdi. Bu selâm arkadaşına; şu ayrıldığımız müddetçe senin dostluğunda idim demektir.
Erkekler daima kavi ve üstün yaratılmışlardır. Binaenaleyh, kadınlara daima şefkat ve merhametle muamele etmelidirler.
65-) Fatiha-i şerifeyi okurken Besmeleyi vaslet sonuna kadar bir nefeste oku. Ebu Bekre İmamı Ali´den gelen bir hadisi şerifte; Besmeleyi Fatihaya vaslederek okuyanı Allah affeder. Hasenatım kabul eder. Dilini Cehennem yakmaz. Kabir azabından, azabı nardan fezağ ekberden emin olur. Herkesten evvel Allah´a kavuşur, diye rivayetler vardır.
66-) Allah için Gayyur ol. Kıskanç, hayvani ve tabii gayretlerden sakın. Meselâ karına, kızına, anana, kardeşine, başkasının kötü nazarını nasıl girye görüyorsan, bütün insanlara da aynı hali nefsinde duymalısın. Buna gayret-i Diniyye denir.
Amma, kendine yapılan fenalıktan duyduğun eleme başkalarına yapıldığı zaman duymuyorsan bu, gayret-i diniyye değil yalancı gayrettir.
Resulü´llah´ın dünyada eli, yabancı bir kadına dokunmadı. Kadınlardan bi´atı sözle alırlardı.
Musibet anında (İNNÂ L İ L L Â H İ VE İNNÂ l L E Y H İ R A C İ U N) de. Bîr cenazen olursa, cemaatin yüz kişi veya kırk kişi kadar olmasına çalış. O cemaat, o meyyit hakkında şahittirler. Bir kişiye yüz kişi şahitlik ederse, o şahadet red olunmaz.
67-) Sadaka vermeğe gayret et. Sadaka Allah´ın gazabını söndürür. Kıyamette gölgelik olur. Meleklerin duasına mazhar kılar.
Hadisi şerifte; Her sabah iki melek iner, biri. Ya Rab sadaka verenlere sen ikram et. Verdiği gibisini de sen ona ver. Diğeri de, Ya Rab cimrilerin elindekiler telef olsun diye dua ederler. Tabii meleklerin duaları makbuldür. Bu Hadisi şerifin ikinci şıkkı olan, Ya Rab cimrilere telef ver demek; "onlar da mallarını hayra sarf edebilsinler, onları cahillikten kurtar da sehi olsunlar diye dua ederler", diye hüsnü te´vil-de bulunanlar da vardır. Çünkü, melekler daima insanların hayrına dua ederler.
Cehennem ateşinden kendini koru. Öyle ki yarım hurma vermek suretiyle olsun. Şeyh Muhiddin burada der ki: Endülüs´te şeyhlerimizden birisi hakkında zındık diye şikâyet ettiler. Halk hep birden aleyhine kıyam ettiler. O zamanın Sultanı emir verdi. Memleketin ileri gelenlerini toplayın sorun eğer, zındıklığında müttefikan şahadet ederlerse, öldürün diye Valiye emir verdi.
Vali de düşmanlarının başında gelenlerden idi. O zat, meydanı siyasete gelirken ekmekçiye uğradı, yarım ekmek aldı ve sadaka etti. Vali halka sorunca, hepsi, iyi adamdır dediler. Vali şaşırdı. Hep müttefıkan bu adam hakkında zındık diyorduk hepinizin kanaati bir anda değişti. Bu, mutlaka bir emri Semavi ile oldu. Derken o zat gülmeğe başladı. Ne gülüyorsun, dediler. Hadis-i şerifin sıdkına ve tecellîsine gülüyorum. Biliyorum ki bu cemaat bu sahidliğin aksine mutekit idiler. Vali de aynı kanaatte idi. Hepiniz de benim aleyhimde idiniz. Ben bu ateşi görünce yarım etmek sadaka verdim. Yarım ekmek yarım hurmadan çoktur. Hepinizin ateşini yarım ekmekle söndürdüm dedi.
68-) Sakın, Allah seni nehyettiği yerlerde görmesin. Emrettiği yerlerden de gaip etmesin, Allah´tan başkasının bilmediği amelleri yapmaya çalış. Bu amellerin gizliliği İhlasın en büyük âlâmetlerindendir.
Arafe ve Aşure oruçlarına devam et. Zilhicce´nin ilk on gününde, Muharrem´in ilk on gününde ibadeti çok yap.
Eğer zayıf düşüp vazifelerini yapamayacak bir hâle düşmeyeceksen Allah yolundaki savaşlarda oruç tut. Eğer başkalarının sana hizmet etmelerini istiyorsan melekleri kendine hizmet ettir.
Melekler ilim tahsil edenlere hizmet ederler. Hatta ilim tahsil etmek üzere yolunda yürüyenlerin ayakları altına kanatlarını sererler.
Öğrendiklerinle âmel edince de Allah yanında sevgili ve büyüklerden olursun.
Hastaları ziyaret edersen yetmiş bin melek seninle beraberdir. Sana dua ederler. Günahlarının affını Allah´tan niyaz ederler. Akşam ziyaret edene sabaha kadar, sabah ziyaret etmişsen akşama kadar meleklerin istiğfarı devam eder.
Her sabah ve akşam namazlarından sonra üç kerre:
(EUZÜ B l L L A H - İ S S E M İ G - U L ALİ M-U M İ N-E Ş ŞEYTAN-İ R RACİM) deyip sure-i Haşr´in son üç âyetlerini oku.
Her namazın sonunda (ALLA H-Ü M M E E C I R N İ M İ N-E N N A R) yedi defa oku.
Akşam namazından sonra Evvabin namazı kılarsan sonunda şöyle dua eyle: (Ya Rab imânımda dosdoğru olmaya, sağlığında ve ölürken de imanlı olarak ölmeye ve Mahşer´e çıkmaya muvaffakiyetler ihsan buyur) de.
Günahında ısrar etme, her günahın akabinde tövbe et.
69-) Secdeyi çok yap. Yemini çok etme. Hüküm sahibi bir memur olmaya heves etme. Eğer olmuşsan; öfkeli hâlinde, içinde bir sıkıntı varken, aç karnına, acele bir işin varken hüküm verme.
Kimseye benim Mevlâm deme. Mevlâ Allah´ındır. Dinînde, imanından istifade edeceğin kimselerle sohbet et.
Allah aşkına diyerek kimseden bir şey isteme. Hatta, Allah´dan Allah aşkına diyerek yalnız Cennet ve Cemal den başka şey isteme. Sakın Allah aşkına diyerek dünya isteme.
Başka birisi bir kadına talip olmuşsa, sen de o kadına talip olma, ama ona verilmemişse, o zaman istersin.
Başkası bir mala pazarlık ederken, sen de aynı mala talip olma. Kabirler üzerine oturma. Kabre karşı namaz kılma. Bir insanın yüzüne karşı namaza durma.
Başına gelen musibetten dolayı Ölümü isteme. Belki şöyle dua et: (Ya Rab, eğer yaşamak hakkımda hayırlı ise, yaşat, ölüm hayırlı ise, imân ile göçür) de. Mamafih istemekle ölüm gelmez, sözler ölüm getirmez. O, değişmeyen bir karara bağlıdır.
Su içerken otur da iç. Her sabah; Ya Rab, bana söven ve eza eden, beni gıybet eden ve kızdırmak için günaha girmiş kullarını ben affettim. Sen şahit ol, onlara hep hakkımı helâl ettim. Dünya ve Ahirette kimsede hakkım yoktur de.
70-) Vasi, elçi, şahit olmamaya gayret et. Gusül ettiğin yere abdest bozma. Nezretme. Yapmışsan nezrini yerine getir. Nezri bahiller yapar.
Harp isteme amma, düşmanla karşı karşıya gelince arlık sebat et. Sakın firar etme.
Rüzgâra sövme, Rüzgar, nefesi Rahman´dır. Allah´dan hayırlı rüzgarlar iste. Şerlilerinden Allah´a sığın.
Yeni bir elbise giyince besmele çek. Ve Ya Rab, bu elbise içinde beni hayırlı işlere muvaffak buyur diye dua et.İpekli elbise
giyme.
Uyuyanlara karşı namaza durma. Kalbinde kötü bir hatıra
varken namaza durma.
Allah´tan başkası adına yemin etme. Ateşle kimseye azap etme, Abdestin daralınca, o halde namaz kılma.
71-) Mütevazı ol, kasılma. Allah yanında mevki, takva iledir. Yarın mahşerde bütün nesebler iptal edilecek yalnız Allah ile olan neseb kalacak, o da takva´dır.
Kim olursa olsun isyan ile emrederse itaat edilmez. Sana söz söyleyene kulak ver, isterse çirkin olsun. Çünkü o kendine kıymet vermiştir. Bu suretle onun da gönlünü almış olursun.
Hediyeyi red etme, tahkir de etme. Her şeyi güzel yapmaya çalış. Dedikoduyu bırak. Lüzumsuz şeyleri de çok sorma. Bil ki her hareket ve sükûn ve her giriş ve çıkışta şeriatın hükmü vardır. Bunları öğren.
Mallarını israfına harcama. Güçlük, matlık, nefret gösterme. Daima kolaylık, sevgi göster. Bilmeyenlere öğret. Gizli ve aşikâr yüz kızartıcı şeyleri bırak. Allah´tan utan, kötü yolda başına bir musibet gelmeden yaşıyorsan, mağrur olma çok şiddetli bir azaba gidiyorsun gözünü aç.
Allah´ın mekrinden hazer et. Rahmetinden ümidini kesme. Hâf ile rica beynini daima muhafaza eyle. Aklı gideren şeylere, müskirata hiç yanaşma. Tabii konuş, kendimi beğendireceğim diye sözde san´at gösterme.
72-) istiğfara devam et. Hele seher vakitleri çok istiğfar et. Allah´ın bir sınıf melekleri vardır onlar, kürei arzda bulunanlara dua ederler. Bir sınıf daha vardır ki onlar, seherlerde istiğfar eden Mü´minlere dua ederler.
Üç şeyden kork; Allah´tan, nefsinden, Allah´tan korkmayandan. Her işinde niyetin halis olsun. İhtiyarlara hürmet et. Lafız-ı Kur´an olanlara ikram et.
Borçlu olma, borçluluk geceleri rahatı kaçırır, gündüzleri zelil eder. Rabbinin ibadetine dünya ziynetlerinden bir şey karıştırma. Dünya garazları insandan ayrılmayan hastalıklardır.
Ebdalinin reislerinden bir zat, arkadaşları ile yeşillik, sulu bir yerden geçerken suların şırıltısı, çayır ve Çimenlerin güzelliği hoşuna gitti de arkadaşlarından ayrıldı. O şelâleden abdest aldı. Namaz kıldı, nefsinin arzusunu tatmin etti. Amma, bütün arkadaşları başından dağılıverdiler. O da rütbesinden azlolundu. Binaenaleyh nefsin arzularına, İbadette de olsa tabi olma.
Kimsenin ayıplarını araştırma. Nefsinle meşgul ol, onun ıslahına çalış. Çocuklarına güzel isimler koy, edeb öğret. Karınla hoş geçin, onun mertebesinde sohbet et. Kendine uydurmaya çalışma ona medar et.
Çörek otu ölümden başka her derde devadır. Onunla şifalan.
73-) Müslüman kardeşlerinden biri ile karşılaşınca selâm ver. Musafaha et. Yalnız kimsenin karşısında eğilme.
Resul-ü Ekrem Efendimize sordular: Müslüman Müslüman´a mülâki olunca eğilir mi Hayır buyurdu. Musafaha ederler mi diye sorulunca evet buyurdular. Yine bir Hadis-i şerifte; şöyle varit olmuştur: Her hangi iki Müslüman karşılaşınca selâmlaşır ve musafaha ederlerse, Allah onları birbirinden ayırmadan mağfiret eder.
Vasiyetin daima baş ucunda bulunsun. Ölüm belki ansızın gelir. Kadınlarla çocuklarla çok oturma. Onların mertebesine ine ine çocuklaşır ve ahmaklaşırsın. Kadınlarla sohbette, daha başka tehlikeler de vardır.
Kadınların, yabancı erkeklerle nazik nazik konuşmaları, onlarla sohbet etmeleri, ziynetlerini göstermeleri, hiç doğru değildir. Bunu, her Müslüman ın hanımlarına anlatması mühim vazifesidir. Bâzı hanımlar erkeklere hüsnü zan ederek konuşmakta beis görmezler, lâkin erkeler, hanımların hüsnü zannı gibi değildirler. Şeytan da araya girince, fena neticeler husule gelir.
Hanımların yanına hizmetçi diye, genç delikanlılara müsaade edilmemeli, Kadınlar, onlarla daima hicab ardından konuşmalı. . .
Yanından hiç ayrılmayan, daîma iyilik ve kötülüklerini yazan meleklere hep, aleyhine olan şeyleri yazdırma. Bir gün gelip dosyaların sana verilecek. Ve oku denecek.
Allah, sana servet ihsan etmişse, onu Allah´ın razı olacağı yerlere sarf eyle. Allah´ın ihsanı olan o serveti, Allah´a isyan yollarında harcama. Bâzı gafillerin muvakkat yaşayışlarına aldanma, insan, nimeti arttıkça şükrü artırmalı. Şükür etmeyenlerin kalbine gaflet gelir. Kalbi Allah´tan gafil olanların dilleri zikrullaha, kalbleri huzura kavuşamaz.
Müslüman kardeşinin namusunu koru. Onu, hiçbir yerde mahcup etme. Bir Müslüman, rnü´min kardeşini tahkir eder, küçük düşürür ve mahcup ederse, Allah da o´ büyük günde, yardıma muhtaç bulunduğu günde onu rezil eder.
74-) Mideyi çok şişirme ahmaklaşırsın. Yaşamak için ye. Rabbine kulluk etmek için yaşa, yemek için yaşama. Semirmek için yeme. İçerisine yemek konulan kapların en şerlisi midedir.
Vücuttan düşmeyecek, vazifeden kalmayacak kadar yemeli. Midenin üçte birine yiyecek, üçte birine içecek koymalı. Üçte birini de nefes almak için boş bulundurmalı. Günde bir öğün Sıddıkların yemeği, iki öğün mü´minlerin yemeğidir. Gün bir öğün üç tâbiri, oburların uydurmasıdır. İslâmiyette böyle bir şey yok.
Lokmaları küçük al. İyice çiğne, birini yutmadan diğerini alma. Her lokmada besmele çek. Yutunca Allah´a Hamdet. Su içerken bardağın içine nefes alma. Bardağı ağzından çek de öyle nefes al.
Suyu üç nefeste iç. Bir yere yaslanarak mağrurların yediği gibi yeme, kölelerin yediği gibi ye. Sen Rabbinin sofrasında kulsun, edebe riayet et. Eğer cemaatle bir sofrada yemek yiyorsan. Önünden ye. Çeşitli yemekler varsa, canının sevdiğinden doyuncaya kadar ye. Başkasının yediğine bakma. Sofrada Önüne bak. Hırsla yeme. Yemeğin içine sinek kanadını batırmışsa, o sineği alıp atmadan yemeğe daldır da sonra at. Çünkü, onun bir kanadında zehri, diğer kanadında panzehir vardır. Evvelâ zehirli kanadını daldırır. Sinek insanlara zararlı bir
mahluktur.
Bizim görmediğimiz şeyleri Nübüvvet nuru İle gören Peygamberimiz böyle haber verdiler.
Bir kaba köpek dalarsa yâni bîr kaptan kelp yer veya içerse, hemen onu dök. Ve o kabı yedi defa yıka birisini toprak veya kumla
yıka.
Üstüne başına dikkat et necaset bulaşmasın. Abdest bozunca da iyice kurulan, elbisene idrar bulaşmasın, hem de idrar iyice kesilmeden abdest alma. Eğer, abdest aldıktan sonra bir yaşlık görülürse, abdest bozulur.
Seferden gelirken evine ansızın gelme. Mektup yaz, haber sal, (Telgraf çek, telefon et) geleceğin günü bildir.
Birini döveceksen yüzüne vurma. Birini seviyorsan sevgini ona söyle, onun da seni sevmesine vesile olur.
75-) Bir imama uyunca ondan evvel tekbir alma. İmamın tekbirinden sonra al. Bütün erkânda imamın peşinde git. Kendin imam olursan cemaatin en zayıfını düşün. Namazı uzatma. Kur´anın mânalarını kendine tatbik et. Bilmiyorsan Allah kelâmı olduğunu düşün.
İmam (SEM î ALLAH-Ü LIMEN H A M I D E H deyince; İnan ki bu sözü kulunun lisanından Allah söyledi. (RAB B E N A V E L E K E L H A M D ) de.
Rükû, sücud teşbihlerine üç defa söyle. Üçten az olmasın Fazla söylersen de olur.
Namaza girerken; vekar ve sükûnetle yürü. Uykun varken namaz kılma. Yatsı namazından evvel uyuma. Yatsı namazından sonra da konuşma hemen yat, erken kalkarsın.
76-) Müslümanlardan birini çirkin bir işte görürsen kendini değil, amelini gör. Eğer bu kerahatinde sadık isen, onun yaptığı fenalığı sen yapma. Eğer yaparsan mürâisin.
Oruçlu iken dikkat et günah işleme, Oruç Allah´ındır. Allah, seni oruçlu hâlinde razı olmadığı bir şey işlerken görmesin. Orucunu da iptâl eder.
Eğer malın varsa, menfaati devamlı olan hayırlara sarfet. Dini malumatın varsa, onları başkalarına da yay, istifade etsinler.
Yol üzerinde uyuma. Gece kabirde uyumak icap ederse, yoldan çekil; çünkü, yollarda haşarat eksik olmaz.
Bir yerde oturacak veya yatacaksan;
( E U Z Ü B İ K E L İ M Â T-l L L A H l-T TAM M A-Tİ K Ü L L î M A" MÎN ŞERRİ MÂ I I Û L İ K A) yaratılmışların şerrinden Allah´a sığınırım, de.
77-) Üç kişi bir yerde iken, ikisinin gizli konuşması veya üçüncünün bilmediği bir lisan ile konuşmaları caiz değildir.
Müslümanlar arasında dostluk, muhabbet, ülfet gerek. Her hangi bir Müslüman ı korkutmak veya onu şüpheye düşürmek İslâm kardeşliğine aykırıdır.
Horoz sesi işitince hemen Allah´ın fadlını iste. Merkep anırdığı zaman da şeytanın şerrinden Allah´a sığın. Eşek şeytanı görünce anırır, horoz da meleği görünce öter. Gökte bir melek var ki horoz şeklindedir. Öttüğü zaman yerdeki horozlar onun sesini işitir ve öterler.
Her halinde İyi niyetli olmaya gayret et. Salih amellere devam et. Hele gafiller, fasık ve facirler içinde bulunursan, onlara gelecek azabdan kurtulabilmek için, o fitnelere dahil olmadığını kalb ve azalarında isbat etmen lâzımdır.
Bir kimse aksırır da { E L H A M D - Ü L l L L Â H ) de-mezse, ona hatırlat. Yine demezse (YERHAMEKALLAH) diye ona dua etme.
Bir adamı yüzüne karşı medhedip de onu mahcub etme. Birisi seni yüzüne karşı medhederse, yerden bir avuç toprak al da Önüne döküver. Ben de diğer insanlar gibi topraktan yaratıldım ne kadrim var de.
Şafak batarken çocukları evden dışarı çıkarmayınız. Çünkü o zaman şeytanların kaynaştığı zamandır.
Yemek yerken, başka birisi sana bakmasın, ona da yedir. Hatip hutbe okurken konuşanlar olursa, onlara sus deme. Senin de Cuman batıl olur.
İftarını hurma ile yap. Hurma yoksa üç yudum su iç. İftarda acele et. Kalbini murakabe et. Bir mü´min hakkında kalbine kötü bir şey gelmişse, hemen onu izale et ve hüsnü zan eyle.
78-) Sohbetinde bulunduğun veya senin sohbetine gelenlerin rütbe ve menzillerine göre muamelede bulun. Allah´a verdiğin ahd rububiyetini İkrar edip her zaman ve her yerde ahdine vefa göster. Allah´ın âyetlerine bak, verdiği zahiri ve batını azalarını yerinde kullan, onları serde kullanma.
Peygamberlerine uy, Kur´an okuyanı dinle, tazim ile dinle. Kur´an ın İçindekileri düşün. Hadisi şeriflerin sahih olanlarını Öğren. Ashabı Kiram arasında zuhura gelen hadiselere dalma. Hepsini sev, her hak sahibine hakkını ver.
Gözünü harama baktırma, diğer azalarını da kötü şeylerden koru. Alimlere tazim et, şerlilere güler yüz göster ki onlar da düzelsinler. Hayvanlara şefkatle muamele eyle. Ağaçlan koru ve ıslah et
Sofilerin şer´i şerife muvafık olanlarına hürmet göster. Evlâdlara ihsan eyle. Kadınlara iyi muamelede bulun. Namazı huzur ile kıl. Zekâtını vakit geçirmeden ver. Büyüklerin şer´a muvafık emirlerini dinle ve itaat et. Hülâsa bütün mevcudata nasihatle muamele eyle. . .
79-) Bir şeyi iyice bilmeden, görmeden işleme. Allah yanında hükmünü bilmediğin bir şeyi körü körüne yapma. Dünyada ödenmesi lâzım olan hakları öde ki, Allah seni sevsin.
Namazda gözünü secde mahalline dik. Safların düzgün ve sık olmasına çalış. Namazda başka yere bakmadıkça Allah sana nazar eder.
Şerefli olmayan kazançlardan sakın. Meselâ kelp parası, hacamat ücreti, yüz suyu dökerek, namustan fedakârlık ederek kazanılan paralara tenezzül etme.
Bakıcı, büyücülere gitme ve böyle şeylere teşebbüs edip de para kazanmaya tenezzül etme. Kazanmaya kudretin varken sadaka alma. Allah´ın verdiğine şükret. Az, çok deme. Mü´minlerin iyi huyları olduğu gibi kötü huyları da olur, sen daima iyi huyları gör.
Allah ve Resulünü sevenlere ve onlara yardım edenlere buğzetme, bazı kimseler, o falanı sevmiyordu diye ona buğzeder; bu doğru değildir, buğzettiğin, Allah ve Resulünü seviyorsa, onların hatırı için sen de onu sevmeğe mecbursun. Amma, o senin hocanı, şeyhini sevmiyorsa, varsın sevmesin. Onun, senin şeyhini sevmemesi ona buğzetme-ni icap ettirmez.
80-) "(A L L A H ALLA H)" İsim´ şerifine devam et. Allah lâfzı şerifinin faidesi hiçbir zikirde yoktur. Başından elifi kaldınrsan ( L İ L L A ü ) kalır. Yine Esmâi hüsna´dandır. Birinci lâm´ı kaldırırsan (L E H Ü ) olur. O da Esmâi hüsnadandır ikinci Lâm´ı da kaldırırsan ( H U ) kalır ki, o da Esmâi hüsnadandır. Başka kelimelerde bu yoktur. Din´de güzel şeylerle iftihar edilir. Mushafların tezyini, Camilerin tezyinatı eşrat saafındendir, diye varit olan Hadisi şerifden ürkme, ilmi olmayan bunu tersine anlıyor.
Kıyamet alâmetlerinin hepsi mezmum değildir. Şeairi Diniyyeye tazim olmak kasdıyle yapılan şeyler makbul ve memduhdur. Duada haddi tecavüz etme. Meselâ sılai Rahım´i kat edecek dualar yapma. (Halamın, teyzemin, amcamın canını al) gibi.
Taharatte de suyu fazla israf etme. Abdest azalarını üçer defa yıka.
81-) Kur´an ı düşünerek oku. O, zikirlerin en yükseğidir. Bir sureye başlayınca, bitirinceye kadar konuşma. Bİr hastanın yanına girince ( Y A S İ Y N ) oku.
Müellif Muhiddin-İ Arabî der ki: Bir gün çok hastalandım. Baygın bir halde idim. Korkunç kimseler gördüm. Bana eza etmek istiyorlardı. Derken güzel şimali ve güzel kokulu bîr zat geldi onları hep kovaladı. Sevindim. Ve efendim siz kimsiniz diye sordum. Ben ( Y A S İ Y N ) süresiyim dedi. Gözümü açtım baktım ki, babam baş ucumda ağlıyor ve (YA S İ Y N ) şerifi okuyordu. Bitirdi. Gördüklerimi babama söyledim. Hastalarınıza ( Y A SİY N ) okuyun diye
emir var.
Ağır bir hastanın yanında bulunursan ona (LA İLAHE İLLALLAH) ı telkin et. Demezse sui zan etme. Çünkü o halde, belki başka şeyle meşguldür de senin telkinini duymamıştır
Cenazelerinizi takip ederken eğer yürüyorsan tabutun etrafında yürü. Binekli isen, arkadan takip et. Defnolunduktan sonra hemen bırakıp gitme.Biraz kabrin yanında bekle. Cenaze, kabrinin başında oturanlarla ünsiyet eder.
Su içtiğin kabın ağzını kapat. Gece lambaları söndür. Kapıyı kilitle. Şeytan kilitli kapıları açamaz. Eğer kapıyı kapatırken besmele çeker, Ayet-ül Kürsî okursan, sabaha kadar zarardan emin olursun
Dünyada bir yolcu gibi yaşa. Elindekilerin hesabını vereceğini unutma. Sana hainlik yapana sen yapma. Sana tecavüz edene sen tecavüz etme.
82-) İbadetlere neş´eli olarak başla. Eğer keselân (ağırlık) gelirse, onu bırak başka ibadete geç. Amma, farzlar böyle değil. Onların vakti geldi mi ister neşeli, isterse neşesiz ol, farzlar derhal işlenir.
Birisi, sen ibadet ederken başka, o ibadeti güzelce ifa ederken o da öğrensin diye niyet et. Riyadan kurtulursun. İhlâsına dikkat et. Halk içinde güzel namaz kılıp da tenhada felfes kılan, Allah´a hakaret etmiştir. Elinden geldiği kadar gayret et, güzelce ibadetlerine devam et.
Sakın Allah beni şaki yazdıysa şakıyım, said yazdıysa Said´im deme. Hayırlı ibadetler ve hayırlı işler yapıyorsan, Said olduğuna Allah tarafından bir müjdedir. Allah güzel ameller işleyenlerin ecrini zayi etmez.
Kabirleri sık sık ziyaret et. Yalnız kabristanda çok oturma, mezarlara ibret nazarıyla bak. Ahireti hatırla. Kabristanda Dünya işlerini konuşmak suretiyle ölülere eza etme.
Yol üstüne, gölgeliklere, ağaç altına, su kenarına, kabirlerdeki deliklere, suya, işeme. Yedi büyük günahlardan içtinap et. (Şirk, şehire, katli nefs, yetim malı yemek, riba, askerden kaçmak, namuslu kadınlara, kötü ve namuslarına dokunur sözler söylemek).
83-) Hakkı daima önde tut. Ve Allah´ın kullarına, Allah´ın muamele ettiği gibi muamele et. ibrahim Peygambere bir müşrik misafir olmak istedi, İbrahim Aleyhisselâm; Müslüman olursan misafir ederim, dedi. O da kabul etmedi. Döndü gitti. Cenabı Hak İbrahim´e; bir lokma ekmek için herifin dinini, babasından kalan alıştığı dinini terk etmesini teklif ettin. O, yetmiş senedir gâvurluk yapar, ben onu besliyorum ve rızkını kesmedim. Buyurunca, İbrahim Aleyhisselâm yola çıktı ona yetişti. Gel dedi, seni misafir edeceğim. Çünkü Rabbim senin için bana itab etti, deyince o, hem misafir oldu ve hem de Müslüman oldu.
İnsanlardan gelen ezaya sabret, tahammül et. Kimseyi hakir görme. Öfkelenince nefsine sahip ol. Aman, Allah´dan başkasına kulluk etme. Evinde bulunan hayvanlara, kedi , köpek ... ne varsa onların yiyecek ve içeceklerini ihmal etme. Onlar emanettir.
Haftanın pazartesi ve perşembe günleri amellerin Allah´a arzolunduğu günlerdir. O günlerde oruç tutarsan iyidir. Oruç tutamazsan iyi şeyler yap.
Kimseye karşı kalbinde buğz ve adavet bulunmasın. Allah, şirk gibi kalbinde buğz ve adavet bulunanları da affetmez. Bir gün gelip seni bırakacak arkadaşla da dostluk kurma. Daima seninle beraber bulunacak dostlar kazan.
Kan, kız, oğlan, ahbab, yaran, mal, mülk hep muvakkat dosttur. Seninle kabre girmezler. En samimi dostun, iyi amellerindir. Kabirde,mahşerde, her yerde senden ayrılmazlar. Dostunu bil.
Yarın mahşer yerinde en bedbaht insan, başkalarına vaz-ı nasihat etmiş de kendisini unutmuş, söyledikleri hayırlı şeyleri kendisi yapmamış, başkalarını fenalıklardan nehyetmiş de kendisi o fenalıkları işlemiş olan kimselerdir.
Helâl kazan, hırsı bırak, uykudan uyanınca gözünden uykuyu sil, hemen Allah´ı zikret. Şeytanın düğümünü çözmüş olursun. Şeytan uyu diye efsun okur. Abdest alınca ikinci düğüm çözülür. Namaz kılınca hepsi çözülür.
84-) Dehre sövme. Dehr Allah´ındır. Eğer dehriyle zamanı murat ediyorsan, zamanın elinde bir şey yoktur. İşler hep Allah´ın yed´i kudretİndedir.
Malım malım diye kasılma, senin malın yiyip bitirdiğin, giyip eskittiğin, sadaka ile elden çıkardığındır. Bunlardan başkası aleyhindedir. Nereden topladın, nereye sarfettin, niçin depo ettin diye soracaklar. Dinini öğren. Din adamı âdil olur.
Kabir azabından, Deccalın şerrinden, Cehennem azabından, hayatında ve ölümünde sana arız olacak fitnelerin şerrinden Allah´a sığın.
Peygamberimiz, namazlarının sonunda yâni, kaide-i ahiresinde bu duayı okurlardı. Kalbini ve kalbine gelenleri daima murakabe et. Şeriat terazisine ver. Onunla ayarla. Şeytan, kürsüsünü kurar da avanesine oradan emirler verir. Allah´ın Arşı da su üzerindedir. Şeytan bu hareketiyle halkı iğfal etmek ister. Şeriatı bilmeyenlerle şeytan alay eder. Ve onları çabuk aldatır.
Peygamberimiz Medine´ye teşriflerinde İbni Seyyad denilen bir Yahudi kâhini vardı. Resul-ü Ekrem ona ne görüyorsun diye sordu. Deniz üzerinde kürsü görüyorum, dedi. Resul-ü Ekrem, o şeytanın kürsüsüdür, buyurdular.
Kur´anı Kerim´de Allah´ın arşı su üzerindedir. Sizi imtihan için yâni hanginiz daha iyi işlerde bulunacak, işte o iptilâ şeytanın fitnesidir. Kendisini İlâh gibi tahayyül ettirir de oradan emirler verir. O, mü´minlerin en büyük düşmanıdır. Şeytanın şerrinden Allah´a sığın.
Bakıcı, büyücü, aldatıcı, kendine şeyh süsü verenlere inanma. Dinin gider. Elde mizan şeriattır. Ona uymayan şeyler şeytan yoludur.
85-) Devlet adamlarına dil uzatma. Kalblerde tasarruf Allah´ındır. Onların kalbi de yed´i kudreti İlâhi´yededir. Sen meşru olan emirlerine hemen itaat et. Peygamberimiz. Ulül emre itaat edin, isterse yüzü yırtık Habeşi bir köle olsa da buyurdular.
Hıristiyan bilginlerinden bir zat, İslâm ülkelerinden birine geldi. Dolaşırken,herkes koşmaya başladı, işte Sultanımız geliyor, diye seviniyorlardı. O Hıristiyan zat da bekledi. Baktı ki siyah, vaktiyle köle olduğu nişanlarından belli, yüzü yırtık, çirkin bir yüz. Yüzüne bakınca; Allah´ın varlığına, birliğine, şeriki ve naziri bulunmadığına, istediğini istediği gibi yapar olduğuna,mülkünde istediği gibi tasarruf ancak Zat-ı Ahad´iyetine has olduğuna, Hazreti Muhammed in (S.A.V.) de hak Peygamber olduğuna şahadet ederim dedi. Dediler ki; bu imanın sebebi nedir Dedi ki; Şu siyah kölenin saltanatındadır. Çünkü, zahirer bu adamın arkasına iki kişi bile düşmez. Halbuki bütün Ulema, Esra] ve iyyanı hep onun önünde elpençe duruyorlar, inandım ki Allah birdir. Kullarında istediği gibi tasarruf ediyor. Ve Habibi de Hazreti Muhammed´i de (S.A.V. ) tasdik ediyor.
Yemek ve su kaplarınızın ağızlarını kapatın. Çünkü, senede bir gece gökten veba yağar. Açık kaplara veba girer diye Hadisi şerif vardır.
86-) Misafirlerine ikram et. Hadisi şerifte; Allah´a, Ahiret gününe imanı olan misafirlerine ikram etsin buyrulmuştur. Misafirin hakkı üç gündür. Fazla kalırsa sadaka olur. Gelip geçici ise, bir günlük hakkı vardır. Misafire ikram, imânın şubelerindendir. Hayır söylemek, kötü sözlerden dili tutmak da imanın şubelerindendir.
Bir amel işlerken onu güzel yapmaya çalış. Çünkü, amelini güzel yapan emeline muvaffak olur. Güzel amel şer´i şerife uygun olan ameldir. Allah´ı görür gibi ibadet etmekliğindir.
87-) Abdestli bulun, her farz namaz için abdest alırsan güzel olur. Abdest müstakil bir ibadetdir. Gerçi başka ibadetlerin sıhhati için şart kılınmıştır, amma, istiklâline dokunmaz.
Sabah namazını kılan kimse, Allah´ın ahdine girmiştir, sakın ona dokunma. Geceleri gafletle geçirme namaz kıl. Allah´ından, Dininde, Dünyada, Ahiretinde af ve afiyet iste. Allah´dan daima hayır iste. Bir insan, sıdk ile Allah´dan şehitlik isterse, Allah ona yatağında da ölse şehid sevabı verir, diye Hadisi şerif vardır.
Hayırlı işlere başkalarını da teşvik edenler sevabda müşterek olurlar. Dünyada insanlara sürür, ferahlık aşılayan ve sıkıntılarını giderenlerin Allah, Kıyamet gününde sıkıntılarını izale eder.
88-) İcrasına muktedir bulunduğun öfkeyi yut. Allah, öfkesini yutanları ve İnsanların kabahatlerini af edenleri metheder. Peygamberimiz de, öfkesini yutanın kalbine emniyet ve imân dolar, buyurmuştur.
Halkın ihtiyacına koş, onların işlerini görmek amellerin en efdalidir. Hele düşmüşlere yardım, en büyük ibadetdir.
Allah´dan mağfiret isterken, günahlardan Allah´ın seni korumasını iste. Günahı işlemişsen cezasından korumasını iste. Allah´ın bildiği ve olduğun halin tersini gösterme. Göründüğün gibi ol. Rıfk ile muamele et. Mülayim, yumuşak olmayanlar birçok hayırlardan mahrum kalırlar.
Sana birisi bir hediye takdim ederse, ona mukabelede bulun. Bir şey vermeğe kudretin yoksa, dua ile mukabelede bulun. Amma, sen birisine hediye vermişsen, sakın karşılığını bekleme. Ve bir şey beklemediğini ona anlat. Eğer mukabele ederseniz müteessir olurum, de.
Eğer, sana bilmukabele takdim ettiği hediyeyi kabul etmezsen, memnun olacaksa o hediyeyi kabul etme. Amma, o da gönül hoşluğu ile sana bir hediye verir ve onu almayınca müteessir olacağını anlarsan kabul et.
Aman, gâvur olayım, veyahut dinimden dönmüş olayım, gibi sözlerle yemin etme. Selâmetle İslâmiyete dönemezsin. Allah´ı an, gayriye yemin etmek günahtır.
Yalan rüya uydurmak veya rüyaya yalan katmak yalanların en fenasıdır.
89-) Hakkında kötü bir şey söylemişlerse sükut et. Bunu sana söyleyene tearuz etme. Zennunu Mısri´ye Mütevekkil sordu: Sana zındık diyorlar ne dersin Dedi ki; hayır desem söyleyenleri yalancı, evet desem nefsimi yalancı yapmış olacağım bilaenaleyh sükut ediyorum, dedi.
Bir mü´mini küçük düşürecek, utandıracak şeyleri söyleme. Böyle söyleyenler cehennemin en şiddetli yerlerinde hapsolunurlar, diye Hadis-i şerif vardır. Dininle dünyayı yeme. davul, zurna çalıpta para kazanmak, din ile dünyayı elde etmekten daha iyidir.
Şundan, bundan haber veren kâhini tastık etme. Elinde, ağzında bulaşık varken uyuma. Ve kimseye düşmanlık etme. İki yüzlü olma. Ticarette ihtikâr yapına. Birisi bir yere oturmuş ve tekrar oturmak üzere bir yere ayrılmışsa, onun yerine oturma.
Av muhabtır ama, sen av peşinde dolaşma. Sana ikram olsun diye bir sandalye veya süt veya güzel koku takdim ederlerse reddetme.
Borca girerken ödemeğe niyetin sağlam olsun, ödemeğe muvaffak olursun. Eğer niyetin çürükse, borçlu kalırsın. Borçlu ölenlerin cenaze namazlarını Peygamberimiz kılmazdı.
Mü´min kardeşine üç günden fazla dargın durma. Rast gelince ilk selâmı sen ver. Hayırlı olursun, insanlar ayağa kalksınlar, karşında el bağlasınlar diye bekleme.
Şefaat ettiğin kimsenin hediyesini ve ziyafetini kabul etmek riyadır. Kabahati sabit veya haklı bir tasfiye ve azledilmiş kimseler hakkında şefaat caiz değildir. Böyle bir caniye şefaatte bulunmak, Allah´ın lâinine sebeptir. Şefaati kabul edeni de müşkül duruma sokmuş olursun. Şefaat, haklı ve hayırlı şeylerde olur.
90)Hazreti Ali Keremullahı veçhe Efendimize hitaben varit olan vasiyetlerden,
Hazretî Ali der ki: Resulullah efendimiz bana vasiyet etti. Ve Ya Ali bunları hıfzet hayır görürsün buyurdu.
Ya Ali; Cahillikten daha beter fakirlik yok. Akıldan daha güzel mal yok. Kendini beğenmekten daha korkunç yanlışlık yok. Müşavereden daha kuvvetli yardımcı yok. Yakut (sağlam bilgi) gibi imân yok. Fenalıkları bırakmak gibi koruyucu yok. Güzel huylar gibi soy sop yok. Tefekkür (düşünmek) gibi ibadet yok.
Ya Ali; her şeyin bir âfeti vardır. Sözün âfeti yalan, ilmin âfeti unutmak, ibadetin âfeti riya, zekatın âfeti övünmek, şeceatin âfeti zulüm, cömertliğin âfeti başa kakmak, güzelliğin âfeti kendini beğenmek, asaletin âfeti kasılmak, hayatın âfeti meşru olan vazifelerini yapmaktan utanmak, halin âfeti yenilik, ibadetin âfeti usanmaktır.
Ya Ali; birisi seni yüzüne karşı methederse, Allah´ın beni onların dediğinden hayırlı eyle, bilmedikleri şeylere beni affeyle, onların sözü ile beni sorguya çekme, de. Onların sözlerinden salim kalırsın.
Ya Ali, oruçlu iken, iftar ederken Allah ım senin rızan için oruç tuttum ve verdiğin rızıklarla da iftar ediyorum. de. O gün, ne kadar insan varsa hepsinin sevabı kadar sevap kazanırsın.
Oruç tutan kimsenin, Allah yanında makbul bir duası vardır, iftar ederken besmele çeker ve ey mağfireti bol Allahım, beni affeyle derse af olunur.
Ya Ali, güneşe ve aya karşı oturma, arkanı dön de otur. Güneşte de çok oturma hastalık gelir.
Ya Ali; Yâsin-i şerifi çok oku, aç, susuz, çıplak kalmazsın. Hastalık, korku, zindan görmezsin, yalnız kalmazsın, her yerde hürmet görürsün. Bir şeyin kaybolmaz. Bir hastanın başında okursan, ecel gelmişse, ölümü asan olur. Akşam okuyan, sabaha, sabah okuyan, akşama kadar emin olur.
Ya Ali; yatarken Tebareke suresini oku. Kabir azabı görmezsin, Münkir, Nekir sual sormaz.
Ya Ali;( KULHUALAH-U A H A D ) ab-
destli olarak oku. Kıyamet gününde; Ey Allah´ını metheden, kalk Cennet´e buyur derler.
Ya Ali; kötü sözlerden ve kötü gözlerden korunmak için Maşaallah de. (LâHavle. . .) oku.
Ya Ali;zeytinyağı ye ve vücuduna çal. Şeytan yaklaşamaz.
Ya Ali; yemeğe başlarken tuzla başla. Sonunda da tuzla bitir. Birçok dertlere devadır.
Ya Ali; yemeğin başında Besmele çek, sonunda da Hamd et. Sonuna kadar melekler sevap yazarlar.
Ya Ali; Evinden çıkarken Ayet-ül Kürsü´yi oku, işlerin kolaylaşır.
Ya Ali; yalnız sefere çıkma. Şeytan seninle beraber çıkar.
Ya Ali; çocuğun olursa, sağ kulağına ezan oku, sol kulağına kâmet getir. O çocuğa şeytan zarar yapamaz. Gök aylarının başında ve ortasında şeytanlar çok faal olurlar. Kendinizi koruyun, şerlerinden Allah´a sığının.
Ya Ali; Sail´i reddetme. İsterse at üzerinde gelsin, bir şey ver. Verilen sadaka sail´den evvel Allah´a gider. Sabah erken sadaka vermeli. Çünkü, belâ ve musibetler sadakanın önüne geçemezler.
Ya Ali; fakirleri miskinleri sev. Allah da seni sever.
Ya Ali;evine girince evdekilere selâm ver. Evinin bereketi artar.
Ya Ali güzel huylu ol. Böyle olursan, oruç tutanların, namaz kılanların derecesine ulaşırsın.
Ya Ali; öfkelenme. Öfkeli insana şeytan istediği şeyi yaptırır.
Ya Ali; Allah´ın affedici olduğunu unutma. Daima Allah´tan mağfiret iste. Allah, meleklerine buyurur ki: Kulum benden başka kimsenin günahları mağfiret edemez olduğunu bildi. Şahid olun. Ben kulumu affettim.
Ya Ali; yeni bir elbise giyersen, eskisini bir fakire giydir. O elbise fakirin üzerinde bulundukça Allah´ın hıfzındasın.
Ya Ali; Camiye girerken: Allah´ım bana rahmet kapılarını aç de. Çıkarken de, Allah´ım, bana rızık kapılarını aç de.
Ya Ali´; doğru, yalan ne olursa olsun, Allah´a yemin etme. Ağzını yemine alıştırma. (Yeminlerinize Allah´ı siper yapmayın.) Allah, yalan yere yemin edenleri temizlemez. Ve onlara merhamet etmez.
Ya Ali; dört şey var ki şeytandandır: Ağlamayan göz, katı kalb, uzun emel, dünya sevgisi...
Ya Ali; dişlerini temizle. Aralarında yemek parçaları kalmasın. Melekler sevmezler.
Hazreti Ali der ki: ResuluIlah a, Bakara suresinin otuz yedinci âyetindeki (Adem, Rab´binden kelimeler belleyip onlarla yalvardı. Allah da tövbesini kabul buyurdu.) Bu kelimeler ne idi diye sordum. Resulullah buyurdular ki: Allah, Adem´i Hindistan´a, Havva´yı Cidde´ye, yılanı İsfihan´a, şeytan´ı Bisan´a indirdi. Cennet´te en güzel mahluk, yılan ile tavus idi. Adem´i iğfalde şeytana yardım ettikleri için onlar da gazaba uğradılar, Hazreti Adem Hindistan´da başını semaya kaldıramadı, ağladı ve müteessir olarak oturdu. Bir gün Cebrail geldi, selâm verdi. Allah´ın selâmını da tebliğ etti. Ve dedi ki; Rab´bin soruyor ben onu kudretimle yarattım, Ruhumdan Ruh nefhettim. Meleklere secde ettirdim, Havva´yı ona eş ettim. Bu hüzün ne
- Ya Cebrail, civar-ı Rab´bı Âlâdan buraya indirildim.
- Ya Adem, şöyle dua et: (Allah´ım Muhammed hürmetine sana iltica ediyorum. Ben günah işledim, nefsime zulmettim. Beni affeyle.)
Sonra Havva ile birleşince dediler ki: -(Ey Rab´bimiz, kendimize yazık ettik. Eğer bizi esirgemezsen zarara uğrayanlardan olacağız.) dualarını yaptılar. (A´râf suresi 23).
insan, dünyada babasının yolunda gitmeli. Babamız kusurunu itiraf etti. Allah´dan mağfiret istedi. Allah da hem affetti. Hem de en büyük saltanatı ve elçiliği ihsan etti.
Şeytan, Allah´a kafa tuttu, beni azdırdın dedi,- ebediyyen mel´un oldu. Allah´a boyun eğmeli, kusurlarını itiraf etmeli, Allah´dan daima af ve mağfiret istemeli. Adem´in oğlu olduğunu böylece isbat etmeli. Şeytan suyu içip de Allah´a kafa tutanlar, nisbeti Âdem´e değil, şeytana bağlamış olurlar.
Yılanı öldür.
Ya Ali; inad olma. Sonra pişman olursun. Dilini daima hayıra alıştır. Ahiretin en şiddetli azabı dildendir.
İnsanların en büyük dertleri, hased, hırs, gazap, kizb´dir. insanların şerlisi yalnız geçen, kimseye menfaati dokunmayan, hizmetçilerini dövenlerdir.
Daha şerlisi, hayrı umulmayan, şerrinden korkulan kimselerdir.
91) Eba Hüreyre´ye hitaben varid olan vasiyetler:
Ya Eba Hüreyre; bir âyeti ezberledikten sonra unutmak, büyük kabahattir. Allah´a böyle gelme...
Ya Eba Hüreyre: Ululemr olanlara lanet etme. Allah bir kavmi ululemrlerine lanetlerinden dolayı Cehenneme attı.
Ya Eba Hüreyre; Şeytandan başkasına sövme. Temiz lisan ile ölürsen, bütün Peygamberler ve mü´minler Cennet´e girinceye kadar seninle müsafaha ederler.
Ya Eba Hüreyre; gece yansından sonra kılınan namazlar efdâldir. Bunu ihmâl etme.
Ya Eba Hüreyre; iyi şeyleri emret. Kötü şeyleri nehyet. Herkese iyilik öğret. Bir kimseyi fenalık yaparken görürsen, şahsına bir zarar gelmeyeceğini bilirsen, ona Allah´tan kork de.
Ya Eba Hüreyre; Müslümanlara güler yüz göster. Selâm ver, müsafaha et. Melekler senin için dua ve istiğfar ederler. Allah, meleklerin dua ve istiğfarlarını kabul eder.
Ya Eba Hüreyre; iyiliği küçük görme, iyilik deyince hepsini yap. Hatta acize bir testi su getirmek suretiyle olsun, iyi huyların, küçük olsun, büyük olsun karşılığı Cennet´tir.
Ya Eba Hüreyre; evinde ehli ve iyâline namaz kılmayı emret. Allah evinize bol rızık verir. Sizin eve şeytan sokulamaz.
Ya Eba Hüreyre; her Müslüman için Allah´dan mağfiret iste. Hepsi sana şefaatçi olurlar.
Ya Eba Hüreyre; sekerâtta olan bir kimsenin yanına girersen, ona Kelime-i Şehadet´i telkin et. Onun sevabları kadar sana da sevab verilir. Hatta o hastaya tevbe ettir. Tevbe telkini sıhhatte olanlara daha faydalıdır.
Ya Eba Hüreyre; ümmetime sünnetimi öğret. Ahirette nurlara gark olursun da herkes sana gıbta eder.
Ya Eba Hüreyre; misaferlere, yolculara ikram et. Hatta onları ehline tercih et. Melekler seni sıratta teşyi ederler.
Ya Eba Hüreyre; Müslümanların yollarına eza atma. Elinden geldiği kadar yollardan ezaları kaldırmaya çalış. Bir insan, yol üzerinde gördüğü ezayı kaldırır veya onu, üzerine toprak dökmek suretiyle örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.
Ya Eba Hüreyre; âmâların sol elinden tut, onları gidecekleri yere kadar götür. Bu da bir sadakadır. Sağırlara hayrı duyurmak, şaşırmışlara yol göstermek hep sadakadır.
Ya Eba Hüreyre; borcunu elinle götür ver. Melekler seni teşyi ederler. Borcunu ödeyenlere melekler dua ederler ve Allah-ü Zül Celâl onlara ummadıkları yerlerden rızıklar gönderir.
Ya Eba Hüreyre; Bir insan helâlinden mal kazanır, zekâtını verir, sonra mirasçılarına bırakırsa, o maldan yapılan bütün hayırlı şeylerde onun hissesi vardır.
Ya Eba Hüreyre; şehiden ölenlerin bütün günahları af olunur. Yalnız kul haklan, bir de namuslu kimselerin namusuna dokunacak kötü sözler af olunmaz.
Ya Eba Hüreyre; her günah, Ahirette tasadır. Bâzı günahların tasası çok büyüktür. En büyüğü başkasının malına, namusuna, canına karşı yapılan günahlardır.
Ya Eba Hüreyre; kimseyi korkutma, seni de ahirette korkuturlar. Başkalarının sana karşı yaptığı kabahatleri affet. Büyük mükâfat görürsün.
Ya Eba Hüreyre; evinin her tarafında namaz kıl. Evinin nuru gözlerde görünür.
Ya Eba Hüreyre; akşam ve sabah yemeklerinde, muhtaç akrabalarını gözet. Allah, dünya ve ahirette dostlarına ayırdığı hayırlardan sana da büyük hisseler ayırır.
Ya Eba Hüreyre; Allah´ın bütün mahlukatına merhamet et. Allah da yarın sana merhamet eder.
Ebu Hüreyre der ki: Resul-ü Ekrem efendimize; Ya Resulullah ben bir sinek suya düşmüş çırpınıyor, onu o halde görünce içimden bir merhamet hissederim dedim de, Resulullah üç defa Allah sana merhamet etsin buyurdular.
Ya Eba Hüreyre; musibetleri sabır ile karşıla. Allah´ın Rahmetine, Mağfiretine ve hidayetine erersin.
Ya Eba Hüreyre; felâketzedeleri taziye et. Köle azad etmiş gibi sevap kazanırsın.
Ya Eba Hüreyre; sabah ve akşam dilin zikrullah ile olsun. Günahın kalmaz.
Ya Eba Hüreyre; kardeşinin ayıbını gizle. Allah yardımcın olur. Kardeşine yardım et. Akraba ve komşularına iyilik et. Müslüman olursun. Dostlarına iyilik et mü´min olursun. Allah´ın farz kıldığı ibadetleri yap, Abid olursun. Allah´ın taksimine razı ol. Zahid olursun.
Resul-ü Ekrem salla´llahü aleyhi vesellem Ebû Hüreyre´ye vasiyetlerinde buyurdular ki: Ey Ebü Hüreyre, herkes korkudan tir tir titrerken korku hissetmeyenlerin, herkes Cehennem ateşinden feryat ederken rahat ve huzur içinde bulunanların yollarını tut.
Onlar kim Ya Resulullah, bana onların ahvalini bildir ki, onları tanıyayım. Onlar, ahir zamanda gelecek ümmetlerimdendirler. Onlar, Mahşere gelirken Peygamberler gibi gelirler. Karşıdan onları görenler, Peygamber zannederler. Ben onları görünce, ah ümmetlerim ah ümmetlerim, derim. Mahşer halkı, o zaman onların Peygamber değil, benim ümmetim olduğunu öğrenirler. Onlar mahşer yerinden şimşek gibi geçerler. Onların nuru, bütün mahşer halkının gözlerini kamaştırır.
Ya Resulullah, onların amellerini bana da öğret de belki ben de onlar gibi olurum, dedim. Buyurdular ki: Ey Ebû Hüreyre, onların yolu zorca. Evlerinde de her türlü yemekleri varken açlığı tercih ederler. Her çeşit elbise giymek kudreti varken elbiseye ehemmiyet vermezler. Her türlü şerbetleri içmek mümkün iken, susuzluğa tahammül ederler. Hep bunları Allah´ın rızasını kazanmak, başkalarını nefislerine tercih ettikleri için yaparlar. Hesap korkusundan dolayı Helâl olan birçok zevklerini terk ederler. Dünyada yalnız bedenleri vardır. Dünyanın süsüne kendilerini kaptırmazlar. Melekler, Peygamberler onların ibadetlerine hayran olurlar. Onlara müjdeler olsun müjdeler, dedikten sonra; Allah ını benimle onları birarada cem eyle, benim onlara iştiyakım var dedi ve ağladı.
Ve yine buyurdular ki: Allah, arzdakilere âzab etmek murat ederse, onların yüzü suyu hürmetine azabı kaldırır.
Ey Ebû Hüreyre; işte, sen de onların yoluna git. Onlara muhalefet eden şiddetli hesaba çarpılır.
92) Ashabdan Ebulderda şöyle rivayet etti:
Resul-ü Ekrem Sallâ´llah-u aleyhi vesellem buyurdular ki: Ey Nas, ölüm gelmezden evvel Allah´a dönün, meşguliyet gelmezden evvel iyi ameller işleyin Allah´ınızı çok zikretmek suretiyle aranızdaki ahdi muhafaza edin ki, saadete eresiniz. Gizli ve aşikâr çok sadaka verin, rızıklar genişlesin. Daima iyiliği emredin ki, birçok nimetlere eresiniz. Çirkin şeylerden nehyediniz ki, yardımlar göresiniz.
Ey Nas: Sizin en akıllınız, ölümü çok anandır. En zekiniz ve en iyi düşüneniniz de ölüme güzel ameller hazırlayanınızdır.
Gözlerinizi açın, akıllılığın alâmeti, dünyaya aldanmamaktır. Ebediyet âlemine doğru ihlâs ile yönelmektir. Kabir için azık hazırlamak, Mahşer yerine temiz olarak çıkmaya müstaid bir hale gelmektir.
Nasihat; Peygamber nasihati: Müjdeler olsun o kimseye ki, şerefine halel getirmeden tevazu eder. Nefsini, tahkir ettirmeden küçük gösterir. Kazandığı helâl maldan hayırlı yerlere sarf eder. Bilgin ve faziletli kimselerle düşer kalkar. Fakir ve düşkünlere merhamet eder.
İşte onlara müjdeler olsun. Yine müjdeler olsun o kimseye ki, kazancı temiz, içi temiz, dışı temiz, kimseye zararı yok. Müjdeler olsun o kimseye ki, bildiği ile amel ediyor. Malının fazlasını muhtaciyne veriyor. Sözlerinin fazlasını imsak ediyor da söylemiyor.
İki kişinin arasını düzeltmek için Peygamberimizin vasiyeti:
Ashabdan Malik´in oğlu Enes der ki: Bir gün Resul-ü Ekrem de içimizde olduğu halde oturuyorduk. Baktık ki, Resul-ü Ekrem gülüyor. Ve ön dişleri görülüyordu, Hazreti Ömer; Anam, babam sana feda olsun niye güldünüz Ya Resulu´llah, dedi.
Duyurdular ki, ümmetimden iki kişi, huzuru İlahi´de diz üstü geldiler de birisi, Allahım şu kardeşimden hakkımı alıver dedi. Rab´bül İzze de kardeşine hakkını versene deyince, Allah ım verecek hiçbir şeyim kalmadı, ne veriyim, dedi. O vakit alacaklı: Ya Rab, günahlarımı yüklensin, dedi. Resulullah´ın gözlerinden yaşlar boşandı. Ağladı. Sonra buyurdular ki, o ne müthiş bir gün ki, insan günahlarını başkasına yükletmeni ister. Ve Resul-ü Ekrem buyurdular ki, Allah Azze ve Celle alacaklıya; hele başını kaldır da cennetlere bir bak dedi. O adam başını kaldırırıp bakınca dedi ki, Ya Rab, gümüşten şehirler içinde altından köşkler görüyorum, onlar da incilerle süslenmiş. Bunlar hangi Peygamberin, hangi Şehid´in Allah-ü Tealâ, bunlar satılık. Bedelini kim öderse
ona vereceğim.
O adam dedi ki, Ya Rab, buna kimin gücü yeter, kimde var bu kadar servet Allah-ü Tealâ buyurdu ki; sende var, sen alabilirsin. Ya Rab, neyimle alırım. Alacaklısı bulunduğun kardeşini affetmekle bunları abran deyince; Affettim Allah ım dedi.
Allah-u Tealâ, Haydi kardeşinin elinden tut, beraberce o Cennetlere girin buyurdu.
Bunu Resul-ü Ekrem anlattıktan sonra buyurdular ki; Allah´dan korkun. Aranızdaki gerginlikleri ıslah edin (düzeltin). Allah da kıyamette Mü´minlerin arasını ıslah eder.
Kıyamet alâmetlerini bildiren vasiyetler:
Hazretİ Ali Keremullah´ı veçhe der ki; Resulullah Sallâllah-ü Aleyh´i Vesellem´e kıyamet alâmetlerinden soruldu da buyurdular ki; insanlar hakkı zayi ettiklerini, namazı öldürdüklerini, gördüğün zaman, birbiri aleyhine iftiralar çoğalıp yalan mubah gibi olup, rüşvet almak ve vermek âdet hükmüne girdiği zaman, binalar yüksek yapılıp, zenginlere hürmet çoğalınca, akılsızlar iş başına geçip kan dökmek hiçe sayılınca, cahil zarif, zeki; âlim, zayıf, zalim´medar, iftihar addedilince, camilere rastgele girip çıkanlar görülünce, şartlar çoğalıp mushaflar süslenip minareler yükselince, kalbler dinden harap bir hale gelince, müskirat içilip, boşanmalar, ansızın ölümler çoğalınca, fenalıklar, iftiralar, alenen yapılırsa, Allah´dan başkası adına yeminler yapılıp hainler emin, eminler hain tanınınca, içi canavar gibi olduğu halde, dışına koyun postu giyenleri gördüğünde kıyameti bekle, artık yaklaşmıştır.
Sadakaya dair vasiyet:
Peygamberimiz buyurdular ki; bir dilenci bir kadına geldi. O kadının elinde bir lokma vardı. Ağzına koymak üzere iken fakir elini uzattı. O, lokmayı fakire verdi. Bir müddet sonra o kadın bir oğlan doğurdu. Çocuk kundakta iken ansızın bir kurt gelip çocuğu kapıp kaçtı. Kadın, arkasından oğlum, oğlum! diye bağırıyordu. Allah, bir meleğe: yetiş, çocuğu kurdun ağzından al, annesine teslim et ve benden selâm söyle. Bİr lokma sadakana bir lokma ile mükâfat de buyurdu.
Peygamberimiz bir adama şöyle vasiyet etti: Şehvetlerini kıs, fakirlik kolaylaşır. Günahı azalt, ölüm kolay getir, malını önceden gön-der, ona bir an evvel kavuşmak istersin de ölümden korkmazsın. Verilene kanaat et. Hesabın hafif olur. Senin için deruhte edilmiş rızıkları toplarken, farz ibaretlerinden uzak olma. Sana ayrılan gelir, ayrılmayanı da elde edemezsin. Elinden çıkmış, fırsatı kaçmış şeyler hakkında müteessir olma. Faydasızdır.
Öyle bir şeye emek ver ki, elinden çıkmasın. Sen de orada ebedi olasın.
Peygamberimiz, Asım oğlu Kays´a şöyle vasiyet etti: Ya Kays; muhakkak izzetle beraber zillet var. Hayat ile beraber ölüm de var. Dünya ile beraber Ahiret var. Her şeyin nesabı sorulacak. Her şeyin gözcüleri var. Her iyiliğin sevabı, her kötülüğün cezası var. Her geleceğin mutlaka bir muayyen zamanı var.
Ya Kays; seninle beraber mezara girecek bir arkadaşın var ki, o diridir. Eğer o arkadaşın iyi ise, sana ikram edecek, kötü ise, seni rezil edecektir. Sonra o seninle beraber Haşre çıkacak, seninle bile baas olunacak. Sen yalnız ondan dolayı hesaba çekilirsin. Onun iyi olmasına çalış. Eğer o, iyi olursa onunla rahat yaşarsın. Eğer o, kötü olursa seni ancak o korkutur. O da senin amelin, işindir.
Vasiyet: Peygamberimiz buyurdular ki; Beş haslet bulunmayınca kişinin imanı kâmil olmaz. Allah´a tevekkül, Allah´a tefviz, Allah´ın emirlerine teslim, Allah´ın kazalarına rıza, Allah´dan gelen felâketlere sabır.
Allah için seven, Allah için buğz eden, Allah için veren, Allah için men eden imanını kemale erdirmiştir.
Vasiyet: Peygamberimiz buyurdular ki; kişi, insanlar elinden, dilinden salim olmadıkça Müslümanların sırasına, komşuların şerrinden emin olmadıkça mü´minler sırasına geçemez. Belki hata ederim diye tamamen fenalıklardan çekkin bulunmadıkça müttakıylerden sayılmaz.
Ey Nas; gece karanlığından korkan, yoluna erken çıkar. Erken çıkan menzili maksuda varır. Ömürler sona erip de dünyaya gözünü kapayınca netice belli olur. Mü´minin niyeti amelinden hayırlıdır. Münafıkın niyeti amelinden şerlidir.
Rızıklar artmaz, eksilmez, iyi ve meşru yollardan arayınız. Ömürler mahdut, uzamaz kısalmaz. Ömür bitmeden gözlerinizi açın. Ameller sayılıyor. Küçüğü, büyüğü hep karşına çıkacak. İyi amelleri çok işleyin.
Ey Nas: Kanaatte genişlik var. İktisatda maksada ulaşmak var. Çekingen davranmakta rahatlık var. Her amelin cezası vardır. Her gelecek yakındır.
Hadİs-i şerif meali : [ Hikmeti, ehlinden gayriye öğretmeyin. Hikmete zulmetmiş olursunuz. Hikmeti ehlinden saklamayın. Ehline zulmetmiş olursunuz. Zalimle uğraşmayın, faziletiniz batıl olur. Mürailik etmeyin amelleriniz boşa gider. Mevcudu men etmeyin hayrınız azalır.]
Ey Nas: Eşya üçtür. Birisinin iyiliği aşikârdır. Ona uyun. Birinin kötülüğü aşikârdır, ondan kaçının. Birisi de, ne olduğu sizce belli değildir. Onu Allah´a havale edin.
Ey Nas: Size yükte leyni, bahada ağır iki şey söyleyeyim. Dikkât edin: Sükût, güzel huy.
Peygamber vasiyeti: Haddinden fazla yemeyin. Çünkü, aşırı yemek, kalbe kasvet verir de kalbi kapatır. Azaları vazifelerinden alıkor. kulakları sağır- eder de vaaz tesir etmez olur. Haddinden fazla oraya, buraya bakmayın, Fuzuli nazarlar kalbe neva tohumu eker de gaflet getirir. Tamahı bırak, tamahdan kalbe şiddetli hırs gelir, kalb dünya muhabbetine dalar ve kapanır. Bu hal, her fenalığın anahtarıdır ve iyiliklerin batıl olmasına sebebtir.
Peygamberimizin vasiyeti: Ümmetim, Dünyada üç tabaka üzerine olurlar:
l- Mal toplamaya, yığmaya, ihtikâra rağbet etmeyenler. Onlar dünyayı şöyle anarlar: Kimseye muhtaç olmasınlar, yiyecek ve giyeceklerini helâlinden kazanıp kimseye yüz suyu dökmeden dünyayı geçirsinler. Onlar için korku ve tasa yoktur. Ahirette ferahdırlar.
2. Helâlından temiz mal kazanıp hayırlı yerlere sarf etmek, akraba ve muhtaçlara yardım etmek, onların emelidir. Helâl olmayan bir dirhemi almak, onlar için en korkunç şey, bir dirhemi meşru olmayan yere sarfetmek onlar için en kötü iştir. Bunlar Ahlrette hesaba çekilirlerse, kolay kolay azabdan kurtulamazlar. Allah´ın affı ve rahmetine mazhar olanlar kurtulurlar.
3- Helâl, haram düşünmeden mal toplamak, para kazanmak, Allah haklarını vermemek, harcadıkları yerlere israfına harcamak, hayra gelince, cimrilik edip vermemek, ihtikârdan korkmamak, bütün mevcud putları ile dünyaya dalıp gaflette puyan olanlardır. Bunların neticesi Cehennemdir.
Peygamberimiz buyurdular ki: Sizi Cehennemden uzaklaştıran ne varsa hepsini size anlattım. Sizi Cennete yaklaştıran ne varsa, onlara da sizi delâlet ettim. Ruhul Kudüs kalbime şöyle üfledi: Rızkını bitirmeden kimse ölmez. Binaenaleyh, rızkınızı kazanırken iyi, meşru yollardan kazanın. Rızkınızın biraz ağır gelmesi, sizi kötü yollara sevketmesin. Allah´ın fazlı olan rızkınızı, Allah´a isyan olan şekillerden aramayın. Allah´ın nzık hazinesine ancak, Allah´a itaat yollarından erilir. Oralardan arayın.
Herkesin rızkı var. Onu bulacak. Ona razı olana mübarek olur ve rahatlık verir. Razı olmayana rahat ve huzur vermez.
Allah´ın hazinesinde olana talip ol ki, Allah seni seve; insanların elindekine göz dikme ki, insanlar da seni seve. Yarın Mahşerde, dağlar gibi- sevapları olan insanlar gelecekler, onları Cehenneme atın denecek.
Resulullah´a sordular; bunlar namaz kılmaz mı idi Namaz kılarlar, oruç tutarlar hatta gece namazı bile kılarlardı. Lâkin, karşılarına dünya menfaati çıktı mı hemen ona çullanırlardı, buyurdular. Peygamber vasiyeti: Dünyaya sövmeyin. Mü´minleri hayırlara ulaştırmak için en güzel vasıta, dünya hayatı ile Ahiret saadetleri kazanılır. Ve Ahiretin azabından yine dünya hayatıyla kurtulunur.
Hayat, en kıymetli sermayedir. Bunun bir nefesi bütün varlıklardan daha azizdir. Binaenaleyh, bir kimse dünyaya lanet okursa, dünya da ona, benim üzerimde Allah´a isyan edeni Allah kahretsin, der. Resulullah şöyle nasihat buyurdular: Paçaları çemreyin. İş ciddidir hazırlanın, göçme zamanı yaklaşmıştır. Azıklar hazırlayın. Yolculuk uzundur. Yükler hafif olsun, yollar sapadır. Yükü ağır olan geçemez. Ey Nas: Dünyanın birçok güçlükleri vardır, imanınızı iyi muhafaza edin. İmanınızı salih amellerle kuvvetlendirin. Sabırlı ve metanetli olun ki nimetlere kavuşasınız.
93) Allah´ın kudsi hadislerindeki vasiyetler: Allah´ın dostlarına tazim lâzım. Cenab-ı Hak, dostuma hakaret eden bana ilânı harp etmiştir. Veya ben ona ilânı harp etmişimdir. buyurur. Allah´ın gazabı karşısında kim durabilir
Yanımda en sevgili ibadet nasihattir. Ey adem oğlu, hayırlın sana geliyor, senin de serlerin göklere çıkıyor. Ben sana nimetler veriyorum sen ise karşılığında günahlar işliyorsun. Her gün melekler kötü amellerini getiriyorlar. Beni düşün, ben seni her yerde görüyorum. Benden utan da hayırlı işlere teşebbüs et. Ben de muvaffakiyetler vereyim. Emirlerimi, nehiylerimi hep bana iltica edesin diye verdim. Benden kaçasın, isyan işleyesin diye değil.
Ben Gani´yim, sen fakirsin. Dünyayı yarattım, sana musahhar kıldım. Rızamı kazanasın diye. Benden ürkme. Benden kaçanı huzuruma kabul etmem. Rahmetime koymam.
Ey Adem oğlu, her gün rızkın gelir sen mahzun olursun. Her gün ömrün eksilir de haberin yok. Hâlâ gülersin. Yeteri elinde varken, azdıracak şeyler peşindesin. Aza kanaatin yok, çokla doymuyorsun.
Halin ne olacak!
Benim sevgili dostum kimdir bilir misin Cismi hafif, zevkle namazını kılar, ibadetlerini güzelce yapar. Gizli ve aşikâr her yerde kulluğunu işler, insanlar içinde şöhreti yok, parmakla gösterilmez. Kendi halinde, kazancı ile meşgul, kanaatli, ölünce arkasından ağlayanlar az, dünyada bıraktığı servet de az.
Kulum, sakın ibadetlerine benden başka bir garaz karıştırma. Eğer bir şey kanştırırsan ben orada yokum. Müşterek ameli, karışık
kalbi sevmem.
Ey Peygamberlerin kardeşi; ey mürşitlerin yoldaşı Habibim. Kullarıma söyle, evime salim bir kalble, doğru bir dil ile, temiz bir el ile, tahir bir avretle girsinler. Bir kimsenin hakkı özlerinde iken sakın evime girmesinler.
Hangi bir kulum borçlu olarak namaza durursa, o hakkı ödemedikçe namazını kabul etmem. Amma, sahibine hakkı ödenince, onun işitir kulağı, gören gözü olurum. O benim sevgili bir dostumdur. Peygamberler, Şehidler, Sıddıyklar, Salihlere onu komşu yaparım.
Allah´ın vasiyeti: Kulum, abdestini bozar da abdest almazsa, bana cefa etmiştir. Abdest alır da namaz kılmazsa, yine bana cefa etmiştir. Namazlarda dua etmezse, yine bana cefa edilmiştir. Eğer dua eder de
ben de onun duasını kabul etmezsem, muhakkak ben de ona cefa et mişimdir. Halbuki, ben cefa eden Rab değilim. Ben cefa eden Rab değilim. Ben cefa eden Rab değilim.
Gecenin üçte ikisi gidip de biri kalınca. Dünya göğünden Allah şöyle hitab eder: Beni sevdiklerini iddia edip de şimdi uyuyanlar yalancıdır. Herkes sevgilisiyle tenha kalmak istemez mi İşte ben ahbablarıma -nazırım. Onlar beni murakabeye aldılar, benimle konuşuyorlar. Yarın Cennette onların gözlerini güldüreceğim.
Benden başkasından uman, beni bilmiyor, beni bilmeyen bana kulluk edemez. Bana kulluk etmeyen gazabıma uğrar, benden gayrisinden korkana gazabını hak olur. O
Kıyamete bir insanı getirirler, kurbanlık koyun gibi Allah´ın divanına dikerler. Cenab-ı Hak sorar; kulum, sana nimetler, servetler ve saman ve rütbeler verdim ne yaptın
Ya Rab, topladım, çoğalttım, verdiğinden daha fazlasını bıraktım, müsaade buyur da getireyim, der. Cenab-ı Hak, getirdiğini göster. Yine o adam, topladım, çoğalttım, daha fazla yaptım diye mırıldanır. Hiçbir şey getirmediği görülünce, Cehenneme sürüklenir...
Cenab-ı Hak, Hazreti Musa´ya şöyle hitap etti: Biliyorsun ki mülküm zail olmaz. Bana taatı terketme. Yine biliyorsun ki hazinem bitmez, tükenmez. Rısık için gam yeme, ne biliyorsun ki, düşmanın ölmez. Emin olma. Ansızın bastırır. Benim seni affettiğimi madem ki kat´i olarak bilmiyorsun, başkasının günahlarını ayıplama. Madem ki Cennetime daha girmedin, fikrimden emin olma.
Cenab-ı Hak, Dünyaya şöyfe hitab etti: Ey Dünya, bana çalışan ve nzamı arayana benim için sen hizmet et. Sana çalışana, sen sıkıntı ver.
Cenab-ı Hak buyurdu ki; Bir kimsenin vücuduna sıhhat, maişetine genişlik verdiğim halde, aradan beş ´on gün geçer de bana dönüp kulluk vazifesini yapmazsa, o adam mahrumdur.
Daima Allah´dan korkmalı. Cenab-ı Hak, ibrahim aleyhisse-lâm´a, çok korkuyorsun neden bu korku diye sordu, ibrahim, Ya Rab, nasıl korkmayayım. Adem babam sana en yakın idi. Kudretinle yarattın. Ruhundan nefhettin. Meleklere secde ettirdin. Bir isyanla da civarından çıkardın, deyince; Cenab-ı Hak, İbrahim´e şöyle vahyetti:
Bilmez misin Ya ibrahim. Dostun dostuna karşı isyanı çok şiddetlidir.
Cenab-ı Hak, Davud aleyhisselâm´a da şöyle vahyetti: İsrail oğullarını şehvetlerine düşüp her arzu ettiklerini yemekten korkut, yemesinler. Şehvetlerine bağlı bulunan kalbler. benden mahcuptur.
Cenabı Hak, Hazreti Musa´ya şöyle nida etti: Ey Imran oğlu, sana sığınanı me´yus etme. Senden isteyeni de mahrum etme.
Bir gün Musa, kırda seyahat ederken, bir doğan, güvercini, kovalıyordu. Güvercin Musa´nın omuzuna İndi. Doğan güvercine hücum etmek istedi. Güvercin yeğine girdi. Doğan, Ya İmran oğlu beni mahrum etme, rızkıma mani olma. Güvercin feryad etti: Ya Imran oğlu ben sana sığındım beni koru. Hazreti Musa, pek çabuk müptelâ oldum, dedi ve bıçağını aldı, baldırından kesip doğan´a vermeye kasdetti. O zaman dediler ki: Acele etme biz, Rabbinin elçileriyiz. Ahdini, Sadakatini, Bağlılığını görmeğe geldik...
94) Hayır ile mevsuf ol. Başkalarına hayrı tavsiye edip kendini unutanlardan olma. Arif ol. Allah´ından kork. İrfanı anlatanlardan olma.
Salihlerden birisinin kardeşi öldü. Rüyasında gördü. Ne oldu, diye sordu. Cennete girdim. Yiyip içip geziyorum, diye cevap verdi. Canım ben sana onları sormuyorum. Rabbini gördün mü dedi. Hayır dedi. Onu ancak bilenler görüyor.
Müellif Muhiddin´i Arabî der ki: O zat hemen bize geldi, anlattı. Ve bize bu hususta bana mürşit ol diye rica etti. Bir müddet bizimle kaldı. Keşif ve şuhud yoluyla irfan tahsil etti. Kelâm ulemasının delilleri gibi değil...
Kardeşim: Söz ebesi, başkasını avlamak için konuşan, kalbi karışık, fesat, hile, kibir, hırs, tamah, buğuz ve adavetle dolu, ameli nifak ve riya, arzusu dünyada zevk ve sefa ile yaşamak olanlarla arkadaş olma. Sana Allah´ı anlatan içine Allah sevgisi aşılayan, haliyle sana vâazeden kimselerle arkadaş ol.
Sakın, sana lisanı ile iyi şeyleri tavsiye edip kendi nefsinde tatbik etmeyenlerle düşüp kalkma.
Kalbi kararmış, taş gibi olmuş, merhametten eser kalmamış, gafil kimselerle olma. Cisimleri dünyada, ruhları Muhalli Alâ´ya bağlı kimselerle ol.
Sakın, başkalarının ayıpları ile meşgul olup da kendini unutma Bu hal, kalp körlüğü getirir. Kalbi Mahal-li Alâ´ya bağlı bulunan, dedikodu bilmez olur. Başkalarını tedavi edip de, kendi hastalığına bakmayan doktor gibi olma.
Allah´ı her şeye tercih edin. Daima doğruluğu iltizam edin. Allah´ı bütün kalbinizle sevin. Onun kapısına devam edin. Ölümü hiç unutmayın. Hesaplı hareket eden kârlı olur. Hesapsız olanlar delalette kalır. Sonunu düşünen kendini korur, iyilik eken sevinç kaldırır. Kanaat edip şükredenin azı, israf edenin çoğundan çok hayırlıdır. Dışını insanlara, içini Allah´a bağla. Herkesle hoş geçin. Ulemanın huzuruna varırken cahil olarak var. Yâni ilmini unut. Zahitlerin huzuruna varırken dünyayı bırak da var. İrfan ehlinin huzuruna varınca sükût et. Böyle yaparsan, bunların sohbetlerinden istifade edersin. Bir Ehlidil´e musabip olursan, ilme dair notların falan varsa, onları imha et. Bildiklerini unut, bildiğin yerde inat edip durma, kendinden geç.
Eğer, kalb âleminde seyre başlamışsan, sakın hiçbirinde eğlenme. Gördüklerini hep unut. Efendinin sırrını da ifşa etme ve daima; Ya Rab, ilmimi artır, diye dua et. İhtiyaçlarını daima fakirim diye iste. Sakın, kendinde varlık görme. Allah´a fakrile, zillet ile gidilir. Allah, kullarına şöyle hitap eder:
[ VARLIĞINI BIRAK DA BANA ÖYLE GEL]
Ey Allah dostluğu isteyen, îmânını daima murakabe et ve güzel amellerle onu tezyin et.
Bir insan sana söğerse düşün. Söğdüğü şey sende varsa ona kızma. O kötü sıfatından vazgeç. Söylediği kötü şey sende yoksa, bu bana bir İhtardır ki muhabbetten fazla sevgi göstermek, nifak alâmetidir.
95) İnsan adaleti evvelâ kendi nefsinde tatbik etmeli. İnsana yakışan ne kadar güzel şeyler varsa, onları doğru bir şekilde kendine
mal etmeli.
Zulüm: insana yakışmayan şeyler yapmağa denir. Adalet Hakkın terazisidir. Hakkın razı olmayacağı tarafa meyil caiz olmaz.
İzzeti, şerefi Allah´dan bekleyeni hiç Bir kuvvet zelil edemez. Allah´a iyice bağlanmış olana şeytan zarar yapamaz. Azla iktifa eden çoktan müstağni olur. insanlardan istifna eden, iflastan emin olur. Musibet anında sabır en büyük nimettir.
Baniyi, bekçidir. Oluruna razı olmak, başkasına yüz suyu döktürmez. Amellerin efdalî, sevap temin eden, balların en faydalısı, şükürle karşılanandır.
Gelen devlete itibar etme o, bir gölgedir. Çeker gider. Servete itimat etme o, bir misafirdir yann göçer. İyi insan, kimseye eza etmeyen, kavi insan nefsine hakim olandır. Mü´min hile bilmez; münafık, fesad saçar. Haya kalktı mı belâ gelir. Herkes arzusu peşinde gezer, amma ölüm de onun peşini bırakmaz. Faydasız ilim, şifasız ilâca benzer. Güzel ilim, amel ile beraber olandır. Sükutun güzeli, yaramaz sözlerden sükuttadır.
Cahile isyan et kurtulursun. Akile itaat et kazanırsın. Vasiyetsiz yatma, isterse vücudun sıhhatte olsun. Ve genç ol. Olacak olur. Ölüm ansızın gelir. Bir insan içini güzel yaparsa, Allah onun dışını güzel kılar. Bir insan ahiretini güzel yaparsa, Allah, onun dünya işlerini güzel yapar.
Bir insan, Allah ile arasını düzeltirse, Allah onun insanlarla arasını düzeltir.
96) Geçmiş Peygamberlerden birinin hikâyesi. O Peygamber, Allah´ın tekliflerini ve onlarla imtihanın hikmetlerini çözemedi. Halbuki, Cenab-ı Hak o Peygambere ve bütün kullarına bu tekliflerdeki esrarı tefekkür etmeyi emretmişti.
Halvethanesine çekildi, tefekküre daldı ve Rabbi Alâ´ya sırrile, lisanıyle, bütün varlığı ile şu derdi döktü.
Ya Rab: Beni sormadan yarattın. Biliyorum ki, benimle istişare etmeden de Öldüreceksin. Ya Rab: Beni muhayyer bırakmadan emirler verdin, nehiyler ettin. Aynı zamanda beni hayırlı şeylerden alakoyan hevayı hevesi (nefsani arzuları) bende yarattın. Sapıncı şeytanı bana musallat ettin ve benliğime şehvetler diktin. Gözlerimin önüne süslü bir dünya koydun. Sonra da beni korkutuyorsun, menediyorsun, şiddetli azablarla beni tehdid ediyorsun. Buyuruyorsun ki. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Sakın hevayı hevese uyma, seni benim yolumdan sapıtır. Şeytandan da kaç. Seni aldatmasın. Dünyaya da aldanma, şehvetlerinden de uzak dur. Seni, arzu ve emellerin fenalıklara sürüklemesin. Maişetini helâlından kazan. Eğer helâlından kazanmazsan mes´ulsün. Ahireti unutma. Dünyadan nasibini unutmadığın gibi, Allah, sana nasıl ihsan etmişse, sen de öyle ihsan da bulun. Sakın yer yüzünde fesat çıkarına. Ahiretten yüzünü çevirme, ne dünya kalır ne de Ahiret. İşte şaşkınlık da o zaman olur.
Ya Rab: Bir birine zıd çekici kuvvetler, karşılıklı haller bir arada ne yapacağım ne işleyeceğim, nasıl Hidayeti bulacağım, işlerimde hayretteyim, bir çare bulamıyorum.
Ya Rab: Bana yol göster, elimi tut. Doğru yola delâlet buyur. Kurtuluş yollarına ulaştır. Yoksa helak olacağım,diye niyazda bulununca; Allah´ü Zül Celâl şöyle vahyetti:
Ey kulum: Bana yardımın olsun diye, sana emirler vermedim. İşlerse bana zararı dokunacak diye de nehyetmedim. Belki sana emrettiğim şeyler hep senin faiden için olduğundan sana emirler verdim. Çünkü, ben senin Rabbin, Mabudun, Yaratıcın, rızıklarını veren, seni yoktan var eden, daima seni koruyan, Sahibin ve yardımcın olduğumu düşünesin ve bunları böyle bilesin de yanlış kapı çalmıyasın diye emrettim. Şunu da unutmayasın ki, emrettiğim şeylerin hepsinde benim, muavenet, kabul ve hidayetime, kolaylık ihsanıma, inayetime muhtaçsın. Yine bilesin ki, nehyettiğim şeylerin hepsinde korumama, muhafazama muhtaçsın.
Senin, küçük, büyük, gizli, aşikâr bütün işlerin, bana gizli değildir. Şunu da iyi bil ki, sen, benim fakirimsin, her zaman bana muhtaçsın. Ben sana mutlaka lâzımım. Bensiz yaşamana imkân yok. İşte bunu böyle bil. Bil de benden yüz çevirme. Başka şeyler seni benden meşgul etmesin. Beni unutma. Benden başkasıyla meşgul olma. Belki her vakit benim zikrimde ol, beni an.
Bütün işlerinde hep İhtiyaçlarını benden iste. Yapacağın bir işte bana hitap et. Gizli yerlerde bana yalvar. Her yerde beni gör, beni düşün, Bana bağlan. Bana tap, başkasına değil.
Bil ki, nerede olursan ol ben seninle bileyim. Sen beni görmesen de ben seni görürüm.
Kulum: Bunları böyle düşünüp inanınca, sözlerimin hak olduğu sence kafi olarak kabul edilince, tavsif ettiğim şeylerin sahih olduğuna sence kanaat getirilince, her şeyi arkana atar, bana, yalnız bana dönersin.
İşte o zaman, seni bana yaklaştırırım, kendime ulaştırırım. Sana büyük rütbeler veririm. Benim dostlarımdan, seçkinlerimden olursun. Cennet´imde, civarında, Meleklerimle beraber, faziletli, ikramlı, sevinçli, ferah, nimetlere gark olmuş, lezzetler içinde, emin ve ebedi yaşarsın.
Kulum: Sakın bana karşı kötü zanda bulunma, ikram ve cömertliğimden başka bir şey hatırına gelmesin. Önünden geçmiş nimetlerimi, devamlı ihsanımı, içinde bulunduğun hayat ve sıhhat nimetlerimi düşüm.
Düşün bir kerre, sen, hiçbir şey değil iken, seni biz yarattık; hem de güzel bir surette yarattık. Bak, sana hassas bir kulak, keskin bir göz, her şeyi anlayan havas, zeki bir kalb, parlak bir anlayış, temiz bir zihin, lâtif bir fikir, fasih bir lisan, kavi bir akıl, tam bir bünye, güzel bir şekil, sahih bîr âza, kâmil âlât, itaatli azalar... verdik. Sonra sana, konuşma, söz söylemeyi ilham ettik.
Menfaatleri, mazarratları, eşya üzerinde ne şekilde tasarruf edeceğini, san´atları, işleri ilham ettik. Senin gözünün önünden perdeleri kaldırdık.. Gözünü açtık ki Melekut âlemine bakasın, gece ve gündüzün cereyanını ibretle göresin. Devreden felekleri, seyreden yıldızları göresin.
Sana vakitleri ve zamanların hesabını da öğrettik. Ayları, seneleri, günleri bu sayede bilesin diye... Karada, denizde bulunan mâdenleri, nebatatı, hayvanları hep sana musahhar kıldık. Onlarda şahane bir tasarrufa maliksin, istediğin gibi onlara tahakküm edebilirsin.
Kulum : Vakta ki senin aşırı taşırı gideceğini, hâin, zalim, mütecaviz olduğunu bildim ve gördüm de sana hadler çizdim. Hükümleri, kıyasları, âdetleri, adaletli. Hak ve sevabı, hayrı ve mağrufu, güzel âdetleri öğrettim ki bunları bilmekle nimetlerin devamına, azab ve felâketlerin define çalışasın.
Kulum : Yine bana karşı kötü zanda bulunuyorsun. Hak ve lâyık olmayan şeyleri benim hakkımda düşünüyorsun.
Kulum : Emrettiğim şeylerden bir iş sana güç gelirse hemen:
(LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLÂ BlLLÂH-İL ALİYYÜL AZlYM)
İsyandan kurtuluş, ibâdetlere muvaffakiyet, ancak Allah´ın himayesi ve yardımı iledir de.
Arş´ımı yüklenen meleklerime yükleri ağır gelince onlar böyle derler.
Sana bir musibet gelirse: (İNNÂ LİLLÂH-İ VE l N N´A İLEYH-İ RÂCİUN)
Biz Allah´ın kullarıyız dünyada ve bütün işlerimizde, ahirette ona rücu ederiz de- Temiz kullarım ve dostlarım hep böyle derler .
Eğer ayağın kayar da bir günah işlersen, baban Adem´le anan Havva´nın dediklerini sen de de:
(RABBENA ZALEMNÂ EN FÜSENA VE İN L E M TAGFIRLENA VE TERHAMNA LENE-KÖNENNE MİN-EL HAŞİRİN)
Ey Rabbimiz biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz bizi esirgemezsen herhâlde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız de.
Sana bir iş müşkül görünür, bir karar veremezsen, doğru yolu arar da bulamazsan, dostum İbrahim´in dediklerini sen de de.
Meal: O Rab ki beni yaratıp doğru yolu gösterendir, Bana
yediren, İçiren odur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yargılayacağını umduğum O´dur. Rabbim bana bir hükmin ihsan et. Beni salihler zümresine kat.. Benden sonrakiler için de benim için bir güzel nâm ver. Beni nâim-i Cennet´in vârislerinden kıl.. Babamı da yarlığa çünkü sapıklardandır.
Kulların kabirlerinden kaldırılacağı gün beni rüsvay etme. O
günde ki ne mal fayda verir, ne de oğullar... Meğer ki Allah a küfür ve nifaktan tamamen salim bir kalb ile gelenler ola. Sana bir musibet isabet edince: Hazret-i Yâkub´un dediği gibi: ( l N N E M A ESKUBESSİ V E HUZNI İ L A L L A H) Ben taşan kederimi, mahzunluğumu yalnız Allah´a şikayet ederim.
Eğer beşeriyet hâli bir günah işlersen: Musa aleyhisselâm´ın dediği gibi (HAZA MlN AMEL-İŞ ŞEYTÂN
N N E -H U ADÜVVÜN MUDİLLÛN M Ü B I Y N ) O şeytanın işlerindendir, O hakikat şaşırtıcı apaçık bir düşmandır, de.
Eğer bir günahtan seni korumuşsam; Hazret-i Yusuf un dediği gibi: (VE MÂ ÜBERR1Û NEFSİ İ N - N E N NEFSE LE FMMÂRETÜN B 1-S SÛI l L L X M Â K A H l M E RABBİ İNNE RABBl GAFURUN R A H İ Y M) Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefs olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir, muhakkak. Meğer ki Rabbimin esirgemiş bulunduğu bir nefs ola. Zira Rabbim çok yargılayıcı çok esirgeyicidir.
Allah seni bir sıkıntı ile imtihan etmişse; Hazret-i Davud´un yaptığını sen de yap. O Rabbisine yalvararak hemen yere kapandı.
Allah´ın günahkâr, hata eden kullarını görürsen, onlar hakkında ne hüküm vereceğini de bilmezsen; İsa aleyhisselâm´ ın dediği gibi de. (EĞER KENDİLERİNE AZAP EDERSEN ŞÜPHESİZ ONLAR SENİN KULLARINDIR. EĞER ONLARI YARGILARSAN KİM NE DİYEBİLİR.) Mutlaka sen galib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin. Eğer Allah´a istiğfar eder, Allah´ın affını istersen; Muhammed aleyhisselâm ve ensarın dediklerini de: (EY RABBlMİZ, UNUTTUK VEYA YANILDIYSAK BİZİ SORGUYA ÇEKME. EY RABBİMİZ, BiZDEN EVVELKİ ÜMMETLERE YÜKLEDİĞİN GiBi AĞIR YÜKLERİ BİZE YÜKLEME. EY RABBİMÎZ, TAKAT GE-TİREMEYECEĞİMİZİ BİZE TAŞITMA, BİZDEN SADIR OLAN GÜNAHLARI SİLİVER, BAĞIŞLA, BİZİ YARLIĞA, BİZİ ESİRGE, SEN BİZİM MEVLAMIZSIN. ARTIK KÂFİRLER GÜRUHUNA KARŞI DA BİZE yardım EYLE)
Eğer işin sonundan korkar, nasıl sona ereceğini bilemezsen:
(R A B BE N A LA TUZİĞ KULÜBEN A) dan (EL M I A D ) da kadar olan duayı oku. Yâni Ey Rabbimiz, bizi
doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi Hak´tan saptırma. Bize kendi canibinden bir Rahmet ver. Şüphesiz, bağışı en çok olan sensin. Ey Rabbimiz, muhakkak sen vukuunda hiç şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olansın. Şüphesiz Allah verdiği sözden caymaz.
97) Ömer ibni Abdülaziz ve İbrahim Ethem´in vasiyetleri: Gözünü aç, dünyanın devamı az. Aziz´ i zelil, zengini fakir genci ihtiyar, dirisi ölü, yakında sana da arka çevireceğini bildiğin halde şimdilik sana doğru gelişine aldanma, aldanmış, bedbaht işte buna aldanandır.
Şehirler kuran, nehirler açan, bağ ve bostan yapanlar nerede Onlar da sıhhatlerine, güçlerine, kuvvetlerine güvenen insanlardı. Onların da neş´e ve zevklerini görenler imreniyordu. Kara toprak onları ne hâle getirdi! Yolun, onların diyarına uğrayınca bir sor. Zenginlerin serveti ne olmuş Fakirlerin fakirlikleri kalmış mı O bülbül diller, ahu gözler, zemin vücutlar, güzel yüzler ne olmuş Kurtlar mı yemiş Allah ın hükmü, fermanı onları o hâle koymuş. Bizler de onlar gibi olacağız. Dünyanın muvakkat hayatına aklanmayalım. Orası için hazırlık yapalım. Sonra pişmanlık fayda vermez.
98) Ömer İbni Abdülaziz´in bir vaazı:
Ey Nas; Allah sizi faydasız boş yere yaratmadı. Sizin için bir son merhale var. Orada Allah hükmünü verecek. Allah´ ın rahmetinden mahrum kalanlar zararlarını anlayacak, saadet-i ebediye diyarı olan Cennet´ten mahrum olanlar hüsran-ı ebediyeye dalacak.
Azı çoğa, fâniyi baki´ ye, korkuyu emniyete tercih edenler pişman olacak.
Siz bir zamanlar bugünkü mezar olanların sulbünde idiniz. Yarın sizin sulbünüzdekiler de sizin sandalyelere oturacaklar. Siz de mezar olacaksınız.
Bu âdet, sonuna kadar devam edecek.
Her gün ve her gece, hayatını bitirenler sevdiklerinden ayrılmış kabre giriyor. Amelleriyle baş başa kalıyor. Gözünü aç, ölüm gelmezden evvel hazırlıklı bulun. Sonra nedamet fayda vermez.
Başkasına değil, yalnız Allah´a el avuç açan şerefli yaşar. Sen de helâlden kazan, kendi kazancına razı ol. Dünyayı temiz geçir. Ebedi neşeye erersin.
99) Vasiyetlerin en faydalısı ve en doğrusu Kur´an vasiyetidir.
Bak, birkaç tanesini yazayım. Diğerlerini de sen Kur´an dan yâni aslından dinlersin. Bakara suresinden:
Arzda fesat çıkarmayın. Müslümanların inandığı gibi inanın. Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize İbadet edin. Allah´a eşler koşmayın.
Odunu, çırası insanlarla taşlar olan ateşten sakının. Ahdimi yerine getirin. Ben de sizin ahidlerinizi yerine getireyim.
Yalnız benden korkun. Size verdiğim nimetleri hatırlayın. Size gönderilene imân edin. Onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın.
Ayetlerimizi az bir paha ile değişmeyin. Ancak, benden korkun. Bilip dururken Hakkı bâtıla karıştırıp da gerçeği gözlemeyin.
Namaz kılın, zekât verin. Cemaate devam edin. Hem sabır ve hem de namazla Hak´tan yardım isteyin.
Öyle bir günden korkun ki, hiç kimse kimsenin namına bir şey ödeyemez. Ve ondan herhangi bir şefaat kabul olunmaz. Ondan bir fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
Arzda fesat çıkarmayın. Allah´tan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzellikle söyleyin.
Dosdoğru namaz kılın, zekât verin. Affedin, iyilik yapın. Yapmış olduğunuz şeyleri hep Allah´ın huzurunda bulacaksınız.
Müslüman olarak ölün. Hayırlı işlerde yarış yapın. Beni anın
ben de sizi anayım.
Bana şükredin, küfretmeyin. Arzda bulunan şeylerin helâl, ve temiz olanlarını yiyin. Şeytana uymayın. Ramazan ayını görünce hemen oruca başlayın.
Dualarınıza icabeti benden bekleyin. Mallarınızı aranızda haksız şekilde yemeyin. Allah yolunda cömertlikler yapın.
Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. Ahirete azık hazırlayın.
En hayırlı azık takvâ´dır.
Ey akıllılar benden korkun. Dünyanın neresinde olursan ol namazda yüzünü Kabe´ye çevir. Şafak sokene kadar yiyin için. Şafakla oruca başlayın. O orucu tâ kaş kararıncaya kadar (güneş batana kadar) devam ettirin.
Evlere kapılarından girin. Allah´a şirk eden bir kadınla evlenmeyin. Müşriklere de kızlarınızı vermeyin. Hayz hâlinde kadınlara yaklaşmayın.
Allah huzuruna edeble dikilin. Verdiğiniz sadakaları başa kakmayın. Sadakayı başa kakmak suretiyle iptal etmeyin. Kazançlarınızın güzel ve temizlerinden infâk edin. Pis şeylere tenezzül etmeyin
Kendin sevmediğin şeyi başkalarına da verme. Allah´tan korkun. Eğer faizle bir para vermişseniz kat´iyen faizini almayın. Yalnız verdiğiniz parayı alın. Öyle bir gün gelecek ki hep o gün Allah a döndürüleceksiniz. O gün herkese kazandığı şeyler tamamen verilecek. Onlara haksızlık edilmeyecek. İşte o günden korkun.
Muayyen zamanlar için borçlandığınızda onu yazın. Onu yazan kâtip âdil olsun. Bildiğiniz şeylere şahitlik ederken şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse onun kalbi günahkârdır.
1) Bütün Müslümanlara, dinlerinde devamlı birlik ve bir gibi olmalarını, hiçbir suretle dinde ayrılık yapmamalarını vasiyet ederim.
Allah´ın yardımı birliktedir. Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse onları kimse mağlup edemez.
Dinin hükümlerini nefsinde ihlâs ile tatbik edeni kimse aldatamaz. Cin ve Şeytan o insana galebe edemez.
Allah, Esmâ-i hüsnâsıyla bilinir. Cenabı Hak´kın asarından Kudret ve azametini düşün, Zât ve mahiyetini düşünme.
Esmâ-i hüsnânın çokluğu, bir merkezde düşünülürse Tevlıid olur. Tevhid, kuvvettir.
Daima Allah´tan başkasını unut. . . Zâkir olursun. Böyle olan kimse her yerde zâkir´dir. Kal ve lisaniyle Allah´ın zikrine devam edenlerin kalbine Allah Zâti Ahadiyetine karşı iştiyak nuru ilka eder. Gözü açılana ilâya gelir. . .
Haya makamında Fetih başlar. Fetih, kalb gözünün Tevfık-ı Rabbani ile açılmasıdır. Bu göz açıldı mı Ahlâk, Fazilet, Doğruluk o kimse için asla değişmeyen, değiştirilemeyen bir haslet olur, Onsuz yaşayamaz.
2) Bir yerde bir günah işlemiş isen oradan ayrılmadan bir de iyilik, ibadet işle, bir elbise üzerinde iken işlemiş isen O elbiseyi çıkarmadan evvel bir de ibadet yap.
Vücudundan ayrılan sakal, bıyık, saç, tırnak , kir gibi şeylerde, senden ayrılırken tahir bulun. Ve Allah´ı zikret. Çünkü onlara sahibini nasıl terk ettin diye sorarlar. .
"Tırnak ve saçta sinir vardır. Fakat keserken duymaz.
Vücutta bâzı kısımların Ruhla alâkası vardır. Duyarlar.
Bâzı kısımlar da cesede, cana aiddir, duygu yoktur"
Hiç olmazsa Allah´tan mağfiret İste. . . Allah´tan af ve mağfiret istemen bir duadır. Dua da İbadettir unutma.
Abdestsiz kat´iyyen tırnak, saç, sakal kesme. Abdest almadan yıkanma. Cünub iken su içme, yemek yeme, hatta kelâm etme, konuşma. Niçinİni sorma. Bana yanaşamazsın. Vasiyetimi tut. Sonun hayırlı olur.
Geçmiş günahlarından birini hatırlayınca hemen tevbe, istiğfar et. Ve Allah´ı zikret. Çünkü Resulü Ekrem (Her işlediğin suçun peşinden bir de iyilik yap ki onu mahvetsin, zira Hasenat Seyyiati yok eder) buyurmuşlardır.
3) Nerede öleceğini, ne vakit ruhunu vereceğini bilemezsin... Onun için Rabbine her hâlinde hüsnü zan et. Sui zan etme.Tâ ki Rabbine hüsnü zan ile kavuşasın. .
Hadis-i Kudsi´de buyurur: Ben kulumun zannı üzereyim. Bana karşı hayır zan´da bulunsun. Bu haber bir vakit ile takyîd buyrulmamıştır. Hatta zannın ilim derecesine çıkar. . .
De ki: Rabbim affeder, mağfiret eder. Günahlarımdan beni temizler.
Günahkârlara rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü Rabbiniz bütün günahları yargılar. Bu âyet´tir.
Bir kavli şerifte hiçbir günah tahdid edilmeden mağfiret beyan buyrulmuş, bir de cenıian ile te´kid edilmiştir.
Allah´ın Rahmeti gazabına galiptir. Günahkârlara da kulum diye şeref bahşetmesi ne büyük lütf-u İlâhidir. (Kul) kelimesi Hak namına kelâm eden, konuşan demektir.
Allah´ımıza hudutsuz şükürler olsun...
4) Gizli, aşikâr, tenhada, kalabalıkta Allah´ın zikrine devam et. Allah, "siz beni anın ben de sizi anayım" der.
Allah´ı çok zikreden erkeklerle, Allah´ı çok zikreden kadınlara pek büyük mükâfatlar hazırlanmıştır, buyrulur.
Zikir, dil ile.olduğu gibi kalb ile de olur. Hatta bütün azalarla olur. Zikir, zikrettiği Zâttan başkasını tamamen unutmaktadır.
Daha doğrusu zikir, Maliki ceseden ve ruhan talep etmektir.
Zikir çok büyük bîr ihsandır mü´minlere. . .
"VE LE ZlKRULLAHÜ EKBER"
Allah daima kendi Zat-ı Ecel-li Âlâlarını teşbih ve zikreder.
En büyük zikir Allah´ın zikridir. Buradaki âyette en büyük zikir Hak İle zikre iştiraktir. Sana senden yakın olanla. . .
Gafil olma. . Gafillerin sözüne bakma. . . Onlar bana yetişemezler...
Zikir:
l- Kalben
2- Suren
3- Fiilen.
l- Kalben, esmayı sükûn ve huzur içinde dil ile zikirle elde
edilir.
2- Sırren, Esmada erimektir.. .
3- Fiilen, ki en kıymetli zikirdir. Bu zikir Allah´ın emirlerinde gizlidir. Resulün sünnetlerinde yaptığı hareketlerde görünür. . . Zekât, sadaka el Rezzak esmasını Hilen zikirdir. Merhamet ve şefkat; El Rahim, El Rahman esmalarının fiili
zikridir.
Muzır diye telâkki ettiğimiz hayvanlara bile şefkat ve merhamet şâmildir.
Resulü Ekrem fiili zikrin tam kendisi idi. Ahlâkı ve bütün sünnetleriyle...
Bu zikre giren büyük bir tahdidat altındadır. Resul´e abdestli bulunmak, yerde yatmak, Teheccüd namazı kılmak, misvak kullanmak farzdı. Fiili zikir olmasa diğerleri bir şey
ifade etmez.
Namaz da bir zikirdir. Miraca gitmektir, ibadet bundan dolayı farzdır. "Farz" demek mecburi demek değildir. Hak´ka yanaşmak için muhakkak şarttır. Hak´ka yanaşmanın edebidir, usulüdür bunsuz olmaz
demektir.
5) işlenilen günahın günah olduğuna inanmak ve onun bir kabahat olduğunu bilmek tâattir. Daha günahı işlerken içine ibâdet karışıyor demektir. Bu ibâdetin karışması affa sebebtir. Bir de o günaha istiğfar ve tevbe edilirse, tâat tarafı kuvvetleniyor günaha galebe ediyor. Günahı günah bilmek ve işlerken günah olduğuna inanmak işlemenin sonunda nedamete (için yanmasına) sebep olur. işte bu haller günahları yıkayan en İyi hallerdir.
Allah´ın affı ve Rahmeti çok vâsidir. Allah´a doğru bir kanş gidene Allah´ın rahmeti bir arşın gelir. Bir arşın gidene bir kulaç gelir. Yürüyerek gidene koşarak gelir mealinde Hadis-i Kudsi vardır.
Allah´tan bize gelen feyizler, Ahkâm-ı İlâhiye´ye imân ile mütenasiptir, imânın ne kadar kuvvetlenirse feyz o kadar fazlalaşır...
6) Daima hayra ve hayırlı işlere niyetli ol. O hayrı işlemeğe muvaffak olamazsan dahî mükâfatını görürsün.
Yine hatama gelen bütün serleri de terk etmeğe azimli ol.
Yine hatırına gelen fenalıkları da terk etmeğe azmet.
Kader galebe eder de o şerri işlersen zararını görmezsin. Hatıra gelen şerleri terk etmeğe azimli olan, her fena hatıradan dolayı sevap kazanır.
Sevap: Allah´ın ve Peygamberin yapılmasını istediği ve yapılmamasından hoşnut oldukları şeylere denir.
Bir Hadis-i Kudsî´de: Kulum bir sevap, bir iyilik işlemeyi düşünürse, hemen bir sevap yazarım. Eğer onu işlerse en az on misli sevap yazarım. Bir fenalık düşünürse, onu işlemezse affederim, işlerse bir misli günah yazarını. Buyrulur.
Günahlarda adalet var. Sevaplarda fazlalık var. İyi iş, güzel âmel yapanlara daha güzel bir de ziyadesi var.
"Burada Allah yazarım diyor" Hakk´ın kudretiyle yazıldığı için "yazarım" buyuruyor, tahdid etmiyor.
7) İslâm kelimesi (LA İLAHE İLLALLAH) dır, ona devam et.
Bu, zikirlerin efdâlidir.
Hadis-i şerifte Ben ve benden evvel geçen bütün Peygamberlerin söylediği en efdâl zikir {LA İ L Â H E l L L A L L A H)dır buyrulmuştur.
Bİr Hadis-i Kudsi´de: Benden gayri yedi gökler ve onlarda bulunanlar ve yine benden gayri yedi kat yerler ve içinde bulunanlar terazinin bir gözünde olsa, (LA İ L A H E İLLALLAH) da diğer kefesinde olsa, Kelime-i islâm ağır gelir.. .
Sözün inceliğini düşün. Düşün de ona göre devam et. . . Bu zikrin feyzini ancak buna devam eden ve bunu kalbe muhkem yerleştiren anlar. . . Bu kelimede hem nefi hem de ispat vardır. (LA İLA - H E ) İle aynını nefi ederken (I L L A L L A H) ile de varlığını ispat ediyor.
Sen de ilmen değil hükmen aynını nefi eder Hak´kın varlığını hem ilmen hem de hükmen ısbat, edersen, Tevhid´in zevkine erersin. .
(LA İLAHE İLLALLAH) lâfzı, mübarekinin nefi ve ısbat İle birlikte bulunması ve böyle olmasında büyük bir hikmet ve büyük bir sırrın Hak tarafından ilânı vardır. Ona da devam et ve ehlini bulursan ondan tâlim eyle...
8) Sakın (LA l L Â H E İL L A L L A H) ´ın ehline düşman olma, onun Allah dostları ile dostluğu vardır.
Kelimei tevhidin ehli olanların bilfarz yer dolusu günahları olsa yalnız şirk bulunmasa, Allah onları kadar mağfiretle karşılar. Allah´a düşman olan müşriktir. Ondan uzaklaşmalı. .
Bilmeyerek veya te´vile müsait ağzından bozuk şeyler çıkmış ise, bununla Allah´ın kullarına düşman olunmaz...
Allah´a düşman olduğu belli olmayan kimselere düşmanlık etme...
Allah´a düşman, müşriktir, dedik Fiilini söylemeyen de âsi, günahkâr (mü´min) veya daha akıbeti belli olmayandır.
Allah, kendi dostuna düşmanlık edene ilânı harb eder.
Allah´ın kullarına daima şefkât ve merhametle muamele et.
Allah, gâvuruna da dinsizine de rızık veriyor. Hattâ şefkât ve merhametini bütün hayvanat ve mahlukata teşmil et.
Onları yaradanın hatırı büyüktür, de.
9 ) Allah´ın, üzerine farz kıldığı ibadetlere devam et. Farzlar arasındaki nafileleri de kıl, işle. Amelinden hiçbir şeyi küçük görme. Allah o ameli yaratırken hakir görmedi. Allah, her emrini itinâ ve inayetle vermiştir.
Farzların edasına itinâ eden, Allah´a en sevgili ibadetlerle kulluk etmiş ve yaklaşmıştır.
Farzları kendisine vazifei asliye kabul eden ve nefsinde tatbik eden Hak´kın gözü ve kulağı olur. Seninle işitir, seninle görür, Hak´kın eli senin elindir. Sana hakkıyle biâd edenler, ancak Allah´a biâd etmiş olurlar. Allah´ın eli onların elleri üzerindedir. Onların elleri Allah´ın eli olduğu surette onların elleri üstündedir. Mubayaa ismi faildir. Fail Allah´tır. Onların elleri Allah´ın elidir. Onların elleriyle Ailah-ü Tealâ mubayaa etmiştir. Halbuki mubavaa edenler de onlardır. Nafilelere devam eden, Allah´ın sevgisine nail olur.
O kadar ki, Hak onun işitir kulağı, görür gözü olur. Farzları eda eden de bunun aksi olduğu gibi farzlarda mecburi kulluk vardır. O asıldır. Nafilelerde kulluk ihtiyaridir. Nafileye nafile denmesi zait olduğu içindir.
Sen de vücudda zaidsin. Çünkü Allah vardı sen yoktun. Sonra sen oldun. Vücud hades zaid oldu demek, sen vücud hakkında nafilesin, binaenaleyh senin için nafile denilen ameli yapmak lâzımdır. Zira o, senin aslındır. Farz olan amelleri de yapmak lâzımdır. Çünkü onlar da vücudun aslıdır ki, Hakk´ın vücududur. Farzların edası ile sen onun için oldun. Nafileyi eda ile de sen, senin için oldun. Sen onun için olmaklığın bakımından Onun sana muhabbeti, sen, senin için olduğun cihetteki muhabbetinden çok üstündür.
Kudsi Hadis: Kulum, farz kıldığını ibadetlerle bana yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamadı. Kulum, nafilelerle de bana yaklaşır. O kadar ki, onu severim. Sevince de işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı olurum. Benden isteyince mutlaka veririm. Bana sığınınca mutlaka onu korurum, işlediğim işler içinde,Mümin kulumun ruhunu kabzetmekteki tereddüdüm kadar, hiçbir şeyde tereddüt etmedim. O, ölümden hoşlanmaz. Ben de onu müteessir etmek istemem.
Allah muhabbetinin verdiği neticeye bak; kulun nafilesi de ancak, farzları ikmal ettikten sonra sahih olur.
Nafilelerin içinde de birçok farzlar ve nafileler vardır. Kıraet, Rüku, Sücud ve benzerleri farzlar gibi. Nafilelerde farzlann bulunması, farzları ikmâl ediyor.
Bir Hadis-î sahihde: Cenabı Hak, kulumun namazına bakın. Taınam mı, noksan mı Tam İse, tam yazılır, eğer bir şey noksan ise, bakın kulumun nafilesi var mı Eğer nafilesi varsa, farzını onlardan ikmâl ediniz. Buyurur, işte, ameller böylece zabta geçer.
Nafilenin mutlaka farzlardan aslı bulunmalı. Farzlarda aslı bulunmayan, yeni uydurulmuş bir ibadet demektir. Zahir buna bid´at der. Ruhbaniyyet icad ettiler buyurur Resul-ü Ekrem. Bunlardan bir kısmına, güzel adetlerdir der. Ve bunları icad edenler, kıyamete kadar sevap kazanırlar. Bunlar, Şeriatın aslına, ruhuna uygun olan bid´atler ki, bid´ati hasene tâbir edilmiştir.
Şeriate uymayan ve şer olanlar, bid´ati seyyie´dir. Kötü âdetlerdir, iyi âdetlere uyup, amel etmekte sevap vardır, lâkin, o iyi olan bir şeyi, Resulullah´dan sadır olmamıştır diye terk etmekde daha ziyade ecir vardır.
Resulullah´a sünnetlerde tabi olmaktan, sünnet olmayan şeylerde. Resulullah terk ettiği içüı terkine uymak, şeriatin ruhuna daha uygundur. Çünkü Resulullh, ümmetine birçok şeylerin teklifinden hoşlanmaz. Bu da güzeldir diye bir çok ibadetten ibda doğru değildir.
Kolaylaştırın güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin "Hadis"
Allah size kolaylık murad eder, güçlük murat; etmez. "Ayet"
Ahmet ibni Hanbel, kavun yemedi. Niçin , dediler. Resulallah nasıl yedi bilemiyorum da ondan, dedi. Radiyallalı-ü anh.
[Muhiddin-i Arabî hazretleri, bu dokuzuncu vasiyetinde çok büyük bir bahse temas etmiştir. Hülâsa bid´atlerin iyi olmadığı neticesine varıyor.
O halde, Resulüllah´ın yapmadığı şeylerden kat´i surette kaçmak, yaptığı şeyleri nasıl yaptığını bilmeden, yapmaktan uzak durmak en emin tarikdir].
10) işlerine riayet ettiğin gibi, sözlerine de riayet et. Sözlerin de amellerin cumlesindendir. Ağızdan çıkan her sözün, mutlaka yanında gözcüler vardır.
Allah-ü Zül Celâl. Allah yolunda şehid olanlara ölü diyenleri yalancılıkla itham ediyor. Onlar, Ölü değil diridir buyuruyor.
"Şehid" insanda Nur-u [M] di bulunduğundan Hak, Şehid´e kıymet vermiştir.. "
Sözüne dikkat et. Allah, çirkin lâkırdıların aşikâre söylenmesini sevmez. Şeriat´ın ölçüsüyle konuş, aşırı siline. . Meselâ Burç değişti, yıldız şöyle oldu da yağmur yağdı diyenler, Allah´a küfür, yıldıza imân ettiler.
Hadîs-İ Şerifte: insanları yüzükoyun Cehennesn´e sürükleyen, dillerinin söylediği sözlerdir. Buyruldu. . . Yine Hadis-i Şerifte: Bir adam Allah´ın gazabını celbeden bir kelime söyler, ona da ehemmiyet vermez halbuki o kelime onu Cehennemin yetmiş yıllık derinliklerine
uçurur.
Bir kimse de, Allah´ın razı olacağı bir kelime söyler de onun götüreceği yeri bilmez. Halbuki o kelime, ona yükseklerin yükseğine çıkarır buyrulmuştur.
11) Sakın, elinle ruh sahibi bir mahlukun tasvirini yapma. Tasvir yapanlar kıyamette en şiddetli azaba giriftar olurlar. Tasvir yapanlara kıyamette denir ki,şu yarattığın şeyi dirilt veya ona bir ruh ver bakalım. Tabii veremez.
Hadis-i Kudsi´de: Benîm gibi yaratmaya yeltenenlerden daha zalim kim olabilir. Onlar, bir karıncayı veya bir buğday tanesini veya bir arpa tanesini yaratsınlar imkânı mı var .
Burada fotoğraf akla gelir. Bunun hakkında meşhur Mısır Müftüsü Abduh´un bir fetvası vardır. "El cevabı Safi fi ibahetil lifotoğ-rafi" risalesinde fotoğrafta üç buud olmadığından, bîr satıh üzerinde olması ve şahsın aynı olması bakımından taklid olmadığı ve fotoğrafta bir günah olmadığını ifade etmiştir.
12) Kardeşini. Hastaları ziyaret et. Onlarda ne ibret alınacak şeyler var. Aczini, Allah´a karşı fakrini düşün. Allah´ın, lutfuyla sana bahşettiği sıhhatini ve o sıhhatle yapmış olduğun ibadetlerini, Allah´ın Ihsan´ı bil ve şükret. ´
Allah, hasta kulunun yanındadır. Hastaya dikkatle bak. O daima Allah´a sığınır. Doktor da baksa, ilâçta alsa, şifayı Allah´dan bekler. Onun dili daima Allah´ladır. Kalbiyle Allah´ına iltica eder. Allah´dan gaflet etmez. Allah onunladır.
Allah-ü Zül Celâl, kıyamet gününde Ey Adem oğlu, ben hasta oldum da beni ziyarete gelmedin,diyecek. Ya Rab, Sen Rabbülâleminsin nasıl seni ziyaret edebilirim, deyince; bilmiyor musun falan kulum hasta idi onu ziyaret etmedin. Eğer ziyaret etse idin, beni onun yanında bulurdun. Yâni, hastanın dili ve kalbi, Ya ŞAFI diye feryad ediyor.
Ey Adem oğlu, senden yemek istedim de yedirmedin. Ya Rab. Sen Rabbülâlemin´sin ben sana nasıl yemek yedirebilirim. Bilmiyor musun falan kulum senden yiyecek istedi de yedirmedin. Eğer ona yedirse idin, onu benim yanımda bulurdun.
Ey Adem oğlu, senden su istedim. Beni sulamadın. Ya Rab, Sen Rabbülâlemin´sin ben seni nasıl sularım. Bilmez misin falan kulum senden su istedi de onu sulamadın. Eğer onu sulasa idin, Onu benim yanımda bulurdun.
Resul-ü Ekrem buyurdular ki; Allah-ü Zül Celâl, zatını kulu menziline koydu. Binaenaleyh Allah´a huzur eden, her halinde Allah´ı zikreden, her yiyecek ve içecek isteyeni Hak görür. Onun dileğini derhal yerine getir. Sakın me´yus etme. Hiç bir şey yoksa, tatlı dille güler yüz göster.
Senden yiyecek, içecek isteyen, seni Hak menziline çıkardı. Saİle dikkat et. isterken Allah adına ister onu, o halinde Öyle konuşturan Zatın hatırına hemen sen de, varsa istediğini ver.
İmam-ı Hasan´la İmam-ı Hüseyin efendilerimizden, sail bir şey isterse, derhal vermek için güler yüzle karşılarlar ve meccanen ahırete muhtaç olduğumuz şeyleri götürmeğe gelen aziz kardeşim diye taltif
ederlerdi.
13-) Sakın Kimseye zulmetme,Zulüm, insanı kıyamette karanlıklar içinde bırakır.
Zülüm, hak sahiplerine haklarını vermemektir. Sıkışmış birini görür de, onun sıkıntısını giderecek kudretde sende varsa, bil ki senin malında, onun hakkı vardır. Onun haline muttali oluşun, hakkını
vermek içindir.
Vermezsen mes´ulsün. Eğer mali kudretin yoksa, tatlı dil ile ona yardım vazifendir. Senin için, ona maddeten yardıma hiç imkân yoksa, o zaman ona dua edersin. Bunları ihmâl eder yapmazsan zalimsin.
Saili kovma. Komşulara hediye vermek, açları doyurmak, susuzları kandırmak, çıplakları giydirmek, şaşırmışları yola koymak, suçlu ve kabahatlileri affetmek Din´dir. Dindarlıktır...
Sen de Allah´ın fakirisin. Allah´ın, âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bununla beraber duaları kabul eder. Muhtaç olanların ihtiyacını verir, zararlı şeyleri defeder, faydalı şeyleri ulaştırır.
Sen de, Allah´ından dileklerini yüz aklığı ile isteyebilmek için
elinden geleni yapmalısın.
Kudsi Hadis meali: Ey kullarım, zulmü nefsime haram kıldım. Kendi aranızda da haram küdmı. Artık kimseye zulmetmeyin Kullarım, hepiniz şaşırmışdınız. Yalnız benim hidayet nasibettiğim kimseler müstesna. Benden hidayet isteyin, sizi hidayete ulaştırayım.
Kullarım, hepiniz açsınız. Yalnız benim doyurduklarını müstesna. Yiyeceklerinizi benden isteyin sizi doyurayım. Kullarım, hepiniz çıplaksınız yalnız benim giydirdiklerim müstesna. Benden giyinmeyi isteyin. Ben sizi giydireyim.
Kullarım, sîz gece gündüz hatalar, suçlar işliyorsunuz. Ben günahlarınıza mağfiret ediyorum. Benden mağfiret İsteyin sizî affedeyim, mağfiret edeyim.
Bak, dikkat et. Hak Tealâ, bunların hepsini sen istemeden veriyor, bununla beraber, istemeni emrediyor ki, isteğine icabet edip tekrar vermek için...
istemeden verdiğini, RAHMAN İsmi şerifinin tecelliyatı bil. istedikten sonra vereceğini beyan buyurması da, ihtiyaçlarını daima Rabbinden istemeyi sana talim içindir. Bunlar ayrı ayrı makamlardır.
Kulların yaradılışındaki hikmet, Allah´a ibâdet yâni, Allah´a tezellül ve ihtiyaçlarını açıklamaktır, ibadetlerin, Allah´a kulluk borcu olduğunu unutma. Allah´ı bilmek için yol, kulluk yoludur.
Sana vasiyetim: Hakkın emirleri ve nehiyleri karşısında teslimiyetle boyun eğ ve dersini al. Tâ ki, bu emirler ve nehiylerinde senden istenilen nedir, bunu bilesin. Sakın istemeyenlerden olma. Birisinden istemeyen, umum hakkında da cimrilik etmiş olur.
Eğer, sözü uzattım, çok söylediysem, kendini levmet. Cahil İsen, öğrettim. Unutmuş isen, hatırlattım. Mü´min isen, Mü´minlere vâzu menfaat verir. Burada sen, ben yok. Hepimize vâzu menfaat verir.
Yukarıdaki Hadis´i Kudsi´nin tamamı, kullarım siz bana zarar yapamazsınız. Menfaat de yapamazsınız. Bunlara gücünüz yetmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz, insanlarınız, cinleriniz, en Muttaki adamın kalbi gibi kalbe salıib olsanız bu haliniz, mülkümden bir şey artırmaz.
Kullarım, evveliniz, insanlarınız, cinlerinizin en fâcir adamın kalbi gibi olsa, bu haliniz, mülkümden bir şey eksiltmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz, insanlarınız, cinleriniz hep, düz bir yerde toplansa, benden isteseler, ben de herkese istediğini versem,bu verişimden hazinemden hiç bir şey eksilmez. İğnenin denize dalıp çıkması kadardır, iğne denizden hiç bir şey eksiltmez. Çünkİ mücellâ olduğundan su almaz.
Hele şu beyana bak. Zat-ı İlâhisini kulu menzilesine koyunca, Allah´ı bilmeyen zayıf ruhlu insanlara, ne müthiş Saltanatını bildiriyor.
Dostum: Hadİs-i şerifteki işaretlere dikkat et. Hadisin sonu da şöyle: Bunlar hep, sizin amellerinizdir. Sîzin için onları depo ettim. Yine size iade edeceğim. Hayır gören, Allah´a Hamd etsin. Hayırdan başka bir şey ile karşılaşan, kendini levm etsin.
Hacet İstemek zillettir. Allah´tan başkasına, zillet izhar etmek şaşkınlıktır. Nefsine zulümdür vesselam...
14) ilmiyle amel etmeyen bir âlimi görürsen, İlmine hürmeten
yine ona karşı edebli davran. Çünkü ilim, Allah´ın san´atıdır. Kötü huy
larından dolayı ondan, tamamen ayrılma, Allah´ın sevdiği şeylerin sende
bulunmasına çalış. Böyle yaparsan. Allah´ın sevgisine kavuşursun, saa
dete erersin. Kerametler diyan olan Cennet´te, ilâhî tecelliye mazhar
olursun.
İnsan, sevdiği ile beraberdir. Allah´ın sevdiği şeyler çoktur. Vasiyet ve nasihat kasdıyle bâzılarını sana söyleyeyim:
Allah için süslenmek, bu, müstakil bir ibadettir. Hele namaz için mutlaka lâzımdır. Ey Adem oğulları, her namazda ziynetlerinizi alın emrine bak.
Birisi, Ya Resulullah ayakkabılarımın ve elbisemin güzel olması hoşuma gider dedi de Peygamberimiz, Allah Cemil´dir. Güzelleri sever buyurdu.
Allah´ın süs olarak, kullan için yarattığı şeyleri kim haram eder. Kimsenin haddi değildir. Bunlar, niyete tabi, niyeti güzelse, kimsenin bir şey demeğe hakkı yoktur. Allah´a karşı süslü bulunmak, en güzel bir haslettir.
Cebrail, çok vakit en güzel insan hazreti DİHYE suretine temessül ederde, Resulullah´a öyle gelirdi. Bu tecmili bilmeyen ve nefsinde tatbik etmeyen, birçok faziletlerden mahrum kalır. Allah´ın hususi muhabbetine eremez. El verir ki süslenende kibir, aceb, şımarıklık olmasın.
Allah´ın sevdiği şeylerden biri de, fitneye tutulunca, Allah´a dönmektir. Allah, fitneye uğrayıp da tövbekar olanları sever. Fitne ve musibetler, Allah imtihanıdır, insanlar, kendilerinin ne mal olduklarını, böyle imtihanlarla anlarlar. Lâf ile dâvalar sabit olmaz.
Fitnelerin en büyüğü, kadın, mal, evlâd ve mevki fitneleridir. Bunlarla imtihana çekilen .kimseye yaraşan, bunların aynına takılıp kalmamalı. Bunları ihsan eden Allah´a rücu edip; Ya Rab, bu nimetleri sen verdin deyip şükretmeli.
Hadis´i şerifte şöyle varid oldu: Cenabı Hak, Hazreti Musa´ya, bana hakkıyle şükret diye variyetti. Musa sordu; Ya Rab, hakkıyle şükür nasıl olur Ya Musa, Nimeti benden görürsen hakkıyle şükretmiş olursun. Buyurdu.
Bir insan, nimeti verene şükretmezse, Allah´ın hususi muhabbetini fevt etmiş olur. Netice, birçok nimetlerden de mahrum kalır. Kadın fitnesinden Allah´a rücu şekli: Kadına muhabbet, onda Hakk´ı görmeye vesile olmalı. Bunun iki yolu vardır Birinci: Erkeğin kadına muhabbeti, küllün cüz´e muhabbeti kabilindendir: Belki kadına muhabbet, bir şeyin kendi nefsine muhabbeti kabilindendir.
Zira, kadın yaratılışında kendi şeklini gösterir. Nasıl ki, insanı kâmil Hakk´ın Esma ve sıfatlarını göstermekle suret´i Hak ise, kadın da suret bakımından erkeğin ayinesidir. Bir şey, bakanın karşısında mücellâ ayna gibi parlak olursa, bakan onu değil, kendini görür. İşte, kadına olan muhabbetin şiddeti ona, kendini gösteriyor. Kendi de, Esma ve sıfat´ı İlâhiyenin tecelligâhı olduğundan Hakk´ın suretidir. Kadın ayinesinden, suret´i Hakkı görmekle Hakta fani oluyor. Muhabbet´i haköca, Hak´da karar kılıyor.
ikinci yol: Kadınlarda teessür kabiliyeti vardır. Ona infisâl denir. Onlardan insan doğması yâni, iyân´ı emsâl´in zuhuru, tekvin sıfatına mahal olduklanndandır.
Görülenleri hep açığa çıkaran kadındır. Alemde görülen şeylerde hep, Esmâ´i Hakkın tecellisini izhar ettiğinden, Hakdan hakkını alan her Esma, kadın kapısından zuhura gelmiştir. Binaenaleyh bu bakımdan kadına muhabbet, Allah´a muhabbettir.
Muayyen bir kadına bağlılık, iki şahıs arasındaki ruhani münasebettendir. Bu da, ikinci bir münasebettir. Mal fitnesinden Allah´a rücuun sureti:
Mal ve servet sahiplerine bütün kalblerde meyi ve tazim vardır. İsterse balıiyl olsun. Bâzı İşler, mal ile kolaylaşır. Arifler, malda da veçhi ilâhiyi aradılar. Malı olan karz´ı hasen (güzel Ödünç vermeğe denir ) verir. Allah´ın karz´ı hasen verin emrine muhatab olur. Sadaka verildi mi yed´i llâhi´ye düşer, vuslata sebeb olur.
Kulum, senden yiyecek istedim vermedin derken Allah, kendini sail menziline tenzil ediyor. Ehli servet, verici mevkiinde bulunuyor
Mal muhabbeti fitnedir amma; insanı Allah´ın rızasına da götürür.
Evlâd fitnesinden Allah´a rücu:
Evlâd, babanın sim, ciğer paresi, ona muhabbet nefse muhabbettir. Allah, kulunu kendinden çıkan şeyle imtihan ediyor. Evlâdına muhabbeti, mükellef bulunduğu hukuku yerine getirmeğe, perde olacak mı olmayacak mı. Nebi Aleyhisselâm Muhammed´İn kızı Fatıma, sirkat etse idi onun da elini keserdim demekle, hakkı ikameyi tercih ediyor Ömer, oğluna haddi icra ediyor. Allah´ın hükmünü ifade, nefsine hiç sıkıntı gelmiyor.
Nefsinde Hakkı ikame ettiğinden dolayı, inşirah duyması evlât fitnesinden Allah´a nicuunu ısbat ediyor.
Çocuğu ölüp de sabreden babaya, Cennet´ten başkası verilmez buyrulması, fitneden Allah´a rücuun mükâfatını gösteriyor.
Riyaset denilen Cah fitnesinden Allah´a rücuun sureti:
insanın içinde Öyle gizli şeyler var ki, insan kendini bilmez. Allah-ı Zül Celâl, zaman zaman onları meydana çıkarır, insan kendini bilmez. Doktora muayene olan insan, kendini, bende ne var diye doktora sorar. Nefsini bilen, Rabbini bilir derler. Herkes nefsini bilmez. Halbuki nefs, kendinin aynıdır.
Allah, o gizli hallerini çıkardıkça kendini bilmeğe başlar. Sıddıklerin kalbinden en son. Riyaset muhabbeti çıkar. Söz ve riyaseti görünce adalet ve Allah´ın kullarına hizmet, Dini ihya, Mü´minleri muhafaza etmeyi nefsinde görür ve riyaset ister amma, nefsi için değil Allah için istediğinden. Riyaset yoluyla Allah´a gider.
15) Yatağa yatmadan evvel Vitir namazını kıl. Çünkü, uyuyan kimsenin ruhu kabzolunmuştur. Gelip gelmeyeceği de belli değildir. Vitri kılarda yatarsan, Allah´ın sevdiği halde yattın. Zira, Allah Vitir´, dir, Tek´dîr. Vitr´i sever yâni, Allah kendini sever. Seni kendi menziline tenzil ile, inayetini ve muhabbetini İzhar etti. Her aded´li şeylerde
Vitr´e riayet et.
Ey Ehli Kar´an; Vitr´e riayet edin, emri vardır.
Ehli Kur´an, Ehlullah´dır. Yemekte, içmekte hatta sürme çekmekte Vitr´i gözet. Hıçkırık tutarsa, yedi yudum su iç. Mücerreb´dir.
Resul-ü Ekrem, daima Vitr´e riayet ederlerdi. Resulullah, insanlara en güzel bir numunedir.
16-) Aldığı şeylerde ve verdiği şeylerde Allah´ını murakabe et. Mal, Evlâd, tyâl her ne ki alırsa, sabrını denemek içindir.
Sabret. Allah, Sabredenleri sever. Elinden çıkan her şeyhi ivaz´ı vardır. (Ivaz-karşıhk) Allah korusun Rabbini bırakırsan işte, onun
ivazı yoktur.
Allah, verdiği şeylerde de şükrünü imtihan eder. Şükret. Allah,
şükredenleri sever. Ve şükredenlere fazlasıyla verir.
Hadis´ i şerif meali: Aldığı, yerdiği şeyler hep, Allah´ındır. Her şeyhi muayyen bir eceli vardır. Eceli tamam olan gider, yerine başkası gelir.
Buna böyle inan, Allah ile ol. Her halinde, aldığını ve verdiğini görürsün. Her nefesin´de böyledir.
Allah´ı zikrederek geçen nefeslerine şükret. Gafletle geçen lere de istiğfar et. istiğfar, Hakka dönmektir. Kul şanı´dır.
Resulullah´ın sünnetine uymak, her çeşit amellerden daha güzeldir. Buna uyun ki Allah sizi seve "insan, Resul-ü Ekremi kendine numune yapar ve işlerinde, sözlerinde, hallerinde Ona uymayı adet edinirse, o başka şeye muhtaç olmaz, onlar yeter, artar bile...
17-) Allah´ın, kullarında en büyük hakkı, şirk etmemekte Şirk iki kısımdır. Birisi açık şirk, diğeri gizli şirk´tir.
Her şeyi yaratan, alan, veren Allah´dır. Yalnız, dünyada birtakım sebebler koymuş, Alemde cari hadiseleri o sebeblere bağlamış. Onların sebebler, kanunlar olduğunu unutup onlara -neyletmek ve iş-lerini onlara bağlayıp Allah´ı unutmak, gizli şirk´tir. Mü´mine en zararlı şey, esbaba bağlı olmaktır.
Allah´ın varlığını, birliğini hemen hiç inkâr eden y oktur. Allah´ın llah´hğında (MSbud´luğunda) şirk, açık şirk´tir. Dünya gavurlarının ekserisi, Evleviyet´le şirk edenlerdir. Allah´ı fiillerinde Birlemeyenler, gizli şirk erbabıdırlar.
Hadis´i şerif meali: Allah´ın, kullarında hakkı nedir bilir misiniz Allah´a ibadet etmek, hiçbir surette şirk etmemektir.
[Nefyin siyakında vaki nekreler umum ifade eder.] Yani gizli ve açık şirk etmemektir. Sonra, Resulü ilah şöyle buyurdu:
Şirk etmeyenlerin Allah´a hakkı nedir bitirmişiniz Onlara azab etmemektir.
Şirkin iki nev´inde de azab vardır. Mü´min bilmeli ki; Esbab Allah´ın kanunlan ve âdetleridir. Bîr şeyin meydana gelmesinde hakiki müessir değildirler. Allah, isterse esbabsız da yapardı diye inanmalı...
İnsanların en zayıf yerleri Rızık´dır. Rızkını servetinden gücünden, kuvvetinden veya efendisinden bilip onlara bağlı bulunanlarla, Rab´bim bana çalışmayı emretti. Rızkımı verecek. Bunlar birer sebebtir. Bunlara sarılarak rızkımı aramak, benim vazifemdir. Bu âlem-de Allah´ın, âdeti ve kanunu böyledir, diyenler arasında fark vardır. Birisi. Mü´min ve mütevekkil´dir. Sebeblere bağlı olanlarda ise, gizli şirk vardır.
Kendini yokla, eğer, tamamen sebeblere bağlı isen, şirk´ten daha kurtulmamışsın. Senin için azap vardır.
Eğer, kalbin Allah´a bağlı, sebeblerin varlığı, yokluğu nazarında müsavi ise, Mü´minsin. Mütekki´sİn Allah´a şükret.
18) Aziz kardeşim. Büyüklenme. Ve böyle bir sevdaya düşme. Parmakla gösterilmeğe heves etme. Seni kimse tanımazsa tanımasın. Allah´ın seni bilmesi kâfi.
Eğer, halk içinde bir mevki sahibi olmuş isen, bu Allah´ın bir lütfudur. Sana yakışan tevazu´dur. Herkes gibi sen de topraktan yaratıldın. O toprak senin anan´dır. Anasına karşı kibirlenen âsi olur.
Anaya, babaya isyan haram´dır. Allah seni yükselttikçe sen, küçül. Riyaset peşinde olma. Riyaset, kıyamette hüsran ve nedamettir. Riyasete ehl olan, riyaset peşinde dolaşmayandır. Mevki icabı eğer, çok hürmet görüyor ve çok hizmet ediyorlarsa, sen de Rabbine tevazu et. Ya Rab, bu hürmetler hep mevki ve rütbeyedir beni mağrur etme diye yalvar. Bil ki azlolunduğun gün, hiç birisi kalmaz.
19) Her Cuma, Cuma namazına gitmezden evvel yıkan. Bir vacibi eda ettiğine niyetlen. Haftada bir gün yıkanmak, her Müslüman´a haktır. Onu Cumaya tesadüf ettir. Hem, temizlik yapmış olursun, hem de Hakk´ın rızasına erersin.
20) Cidal´i bırak. Haklı, haksız cidal (kavga) Mü´mine yakışmaz Hadis´i şerif de; Haklı da olsa, cidali terk eden kimseye, Cennetin ortasında bir köşke kefilim. Şaka da olsa yalanı terk edene de Cennetin ortasında bir köşke kefilim buyurdu.
21) Güzel huylu ol. Daima iyi huylarını göster. Kötülerinden kaçın. Resulullah, iyi huyları tamamlamak için gönderildim, der. Yine, iyi huyluya, Cennetin en âlâ yerinde bir köşk verileceğine kefilim buyurur.
Evet, iyi huyunla herkesi memnun etmek mümkün değil amma, sen, daima Allah ile sohbettesin. Rab´bimiz buna müsaade etti, de. Nerede olursanız olun O, sizinledir buyurdu.
Resulullah´da Ebu Bekr´e; mahzun olma. Allah bizimledir, dedi.
Musa .ve Harun´a; Ben sizinle beraberim, işitirim, görürüm buyurdu.
(yi huylarımızın çoğunu, Allah´ımızın sohbetine tahsis edersek, yani Allah´ın razı olduğu şeyleri yapar, razı olmadıklarından kaçınırsak, o zaman işlerimiz, Allah ile olmuş veya halk ile olmuş, bu uğurda halk bizden memnun olacakmış veya olmayacakmış, onların ehemmiyeti kalmaz.
Mümin olanlar, Allah´ın razı olduğu şeylere razı olurlar. Allah´a düşman ise, onların bizce hiç kıymeti yoktur. Onlar ister darılsın, ister yarılsın, Allah düşmanlarıyla dostluk kurulmaz.
İşlediği şeylerde Hakkın rızasını gözetip, Allah için iş yapan-ların bütün Müminlere hatta, zimmi´Iere faydası vardır. (Zİmmi - Müs-lümanlar ülkesinde yaşayan ekalliyet).
Mü´minin, yaradılmışların hepsine karşı yapacağı işlerde, Allah´ın halikı vardır. Melek, Cin, insan. Hayvan, Nebat, Mâden, Cemad Mü´min, gayri mü´min kim olursa otsun herkesle, her şeyle güzel geçinmek, güzel muamele yapmak, her mü´minip Allah´a karşı borcu Allah´ın da her mü´minde hakkıdır.
Bu iyi veya kütü huylar ve bunların tatbiki, şerefli bir ilimdir, her mü´min bundan sorumludur.
Peygamberimiz, Dinin bu kısmında da en yüksek mertebeyi ihraz edendir. Kur´anda: [Hiç şüphesiz Sen büyük bir ahlâk üzerindesin] buyrulmuştur.
22) Hicret et. Gâvur memleketlerinde oturma. Gâvur îçinde oturmak, islâm dinine ihanettir. Ve onlara yardım demektir. Sakın onların tab´asına geçme.
Hadis´i şerifte şöyle varid oldu: Müşriklerin içinde ikamet eden müslümanlar´dan Ben biriyim. İslâm kelimesinin itibarı kalmıyor. Nefislerine zulmederek yaşayan kimselerin canlarını Melekler alırken onlara derler ki; Siz ne işte idiniz Onlar da; biz, aciz kimselerdik derler. Melekler de onlara; Allah´ın Arz´ı geniş değil miydi, siz de hicret edeydiniz derler, işte onların varacakları barınacakları yer, Cehen-tıcnı´dir. Ne fena bir yerdir o.
Mühiddin.-i Arabî der ki biz, şimdi müslümanları Beyt´i Makdesi ziyaretten men ediyoruz. Çünkü orası [Ehli Salip ordularının kudüs´ü işgal altında bulundurduğu zamanlar] gâvurların elindedir.(Şimdi de Öyle).
Hicret: Bir mânası da, Allah ve Resulünün, zem ettiği kötü huylardan hicret etmektedir. Yâni, Allah´ın nehyettiği şeyleri bırakmaktır.
23) Her halinde ilmi istimal et. Hakiki cömert, nefsine ilim ile cömertlik edendir. Öğrenir, öğrendiği ile amel eder. Bilmeyenlere öğretir.
Hadis´i şerif meali: Allah´ın, beni ilim ve hidayetle göndermesi, yağmura benzer. Yağan yağmur, münbit yerlere isabet ederse, nebatatı bitirir. Bâzan da çorak yerlere isabet eder bir şey bitirmez amma, suyu da çekmez. O su ile arazi sulanır ve içilir. Bir yer daha var ki, ne nebat bitirir, ne de su muhafaza eder.
İlmi öğrenip başkasına öğreten ve ilmiyle amel eden, birinci sınıf gibi, ilmi öğrenip başkasına öğreten, ikinci gibi, ilmi öğrenip, kendinde kalan ve amel de etmeyen, üçüncüye benzer. Ne nebat bitirir, nede suyu zapteder.
Kardeşim, Sen, ilmi öğrenip amel edenlerden ol ki, Allah, sana Nur versin. Bu ilminle amel edersen, ikinci bir ilme varis olursun. O, Allah´dan gelen bir ilimdir. O, ancak sünnet´i şerife riayet sayesinde Allah´dan gelen bir feyzdir. Bitmeyen, sonu gelmeyen ilimlerdir. Ve şerefli ilimdir.
Sakın, ilîmsiz hocalardan olma. Başkasına faydan olsa bile, kendini yakarsın, ilmîyle amel eden hocalar Mürşit´Ierdir.
24) Allah´ın mü´min kullarına selâm vermek, yemek yedirmek, ihtiyaçlarına koşmak, suretiyle sevgi göster. Resulullah şöyle temsil buyurdular: Muhabbet Esirgemek ve Merhamette, mü´mmler bir cesed gibidirler. O cesedin bir azasında ağn olursa, vücudun her tarafından o ağrı duyulur.
Mü´min kardeşleri hakkında bunu böyle düşünen, kardeşinin ferahıyla ferah, ezası ile müteezzi olmalıdır. Eğer, bu hal görülmezse, Din kardeşliği tahakkuk etmemiştir. Demek, mü´min´olunca kardeşin çoğalıyor, bir de mü´min Allah´ın isimlerindendir.
Sureta, bu ismi taşımak, nesebini Allah´a bağlamaktır. Mü´min, mü´minin kardeşidir. Onu terk etmez. Böyle Mü´min olan, işleriyle, sözleriyle, haliyle bunu tasdik eder. Öyle olunca, Allah´ın hıfzına girer.
Peygamberler mâsum´dur. Allah dosttan da Mahfuz´dur...
25) Her hangi bir musibete uğrarsan, mahzun olma. "Biz Allah´ın kuluyuz ve neticede Allah´ımıza döneceğiz" de.
Hazreti Ömer derdi ki; Hiç bir musibet görmedim. Mutlaka onda, üç nimet vardır. Biri, o musibet Dinime gelmedi, ikinci, bu gelenden daha büyük olsaydı halim ne olurdu. Allah, o büyük felâketten korudu. Üçüncüsü, günahlarıma kefaret oldu.
Müminin dünyada bir çok musibetlere müptelâ olması, temizlenmesi içindir. Tâ ki, ter-temiz ahirete göçe.
26 ) Kur´an okumaya devam et. Düşünerek, Allah kelâmı okuduğunuz bilerek oku. Kur´an, Hazreti Muhammed´e gelmiştir. Sen, bu Allah kelâmını okurken iyi kimselerin sıfatlarını görünce onlar gibi olmaya çalış. Kötü insanların sıfatlarını okuyunca onlar gibi olmamaya gayret et.
Kur´anı okurken, Kur´an ile, Kur´an da olanlarla ol. Yalnız okumakla kalma, nasıl ki hafız olmuşsan, içindeki emrolunan amelleri de Öyle hıfzet. Ve işle.
Kıyamet gününde en şiddetli azap, bir âyeti belleyip de sonra unutana olacaktır. Bir âyetin hükmünü öğrenir de onu nefsinde tatbik etmezse, o âyet,yarın mahşerde onun aleyhine şahitlik edecektir.
Allah´ım zikretmek isteyenler de, Kıır´andaki zikirlerle zikretmelidirler.
27) Dinine faideli olan kimselerle arkadaş ol. İlmiyle, ameliyle, güzel huylarıyle seçilmiş kimselerin sohbeti insana fayda verir.
Tenha yerlerde Kur´an okumak, Allah ile olmaktır. Kur´an okumak en büyük zikirdir. Kur´an okuyanlar, Allah´ın has kullarıdır. Kur´anda Allah´ın güzel isimleri vardır. Onlar Allah´ın ahlâkını bildirir. Sen de onlarla ahlaklanmağa çalış.
Allah´ı zikreden insanların içine karışıp da, onlardan olmayan bir kişi, Allah´ın rahmetine kavuştu. Artık sen düşün. Allah ile, Allah´ın kitabı ile olanlar, ne kadar rahmetine gark olur.
İyi dost, misk satan gibidir. Hiç olmazsa güzel kokusundan istifade edilir. Kötü arkadaş da, körük çeken gibidir. Üzerine kıvılcımı sıçramasa bile dumanı gelir.
İyi olduğunu zannettiğin kimseyi, kötülerle düşüp kalktığını görürsen, iyi zannettiğin kimseye kötü zanda bulunma da şöyle de:
Benim kötü ve şerli gördüğüm adamlar iyi adamlarmış ki, iyi kimse ile düşüp kalkıyorlar. Ben, onlara su´i zanda hata etmişim, de. Yâni, münasebeti hayırda gör, şerde görme.
Allah-ü Zül Celâl, hüsnü zandan dolayı kıyamette kimseye suâl sormayacaktır. Amma, su´i zanda sorgu var. insanların, en çok gaflete düştükleri yer burasıdır. Allah´ı zikredenin hayatı muttasıldır. Ölümle sona ermez. O daima diridir. Harp şehidlerinden daha üstün bir hayata ermiştir. Zikredenle etmeyenin benzeri, ölü ile diri´dir. Zikreden diri, zikretmeyen ölüdür.
28) Nefsinde ve elinin altında olanlara da Kur´anın hükümlerini, cezai Kısımlarını tatbik et. Çünkü, herkes çobandır. Güttüğünden mes´uldür. Nefsine sözün geçer. Nefsin ve azaların üzerinde hakimsin. Vazifeni yapmalısın. Hatırına hayır ve şer bir şey gelirse, şeriate müracaat et. Hükmü şeriatten al.
29) Sadakaya devam et. Ahirette çok büyük mükâfata nail olacakların içinde, sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar da vardır. Sadaka, farz zekât vermek gibi. Nafile de olur. Farz olan sadakayı verenler, bencillikten kurtulurlar.
Nafile sadaka verenler de büyük derecelere ererler. İnsanların mallarında zekâttan, başka daha oirçok haklar vardır. Meselâ, düşkün bir kimseyi görünce, ona hediye ve karz (ödünç) olarak yardımda bulunmak insani ve Islâmi bir vazifedir.
İnsanın fıtratında cimrilik vardır. Binaenaleyh sadaka, nefse en ağır gelen ibadetlerdendir. Sadaka verenle vermeyeni, Peygamberimiz, demir halkalardan örülmüş cübbeyi giyene benzetmiştir.
Cübbe, lügatte süngü demirinin ağaç kısmına girdiği yere denir. (Burada palto gibi şeylerdir.)
Şöyle ki, evvelâ, giyerken demir halkalar bir biri üzerine gelince biraz sıkar amma, yavaş yavaş tamamen vücuda yerleşince, genişler ve yerde sürünen parçalar ayak izlerini örter. Giyemeyenin kollan askıda kalır. Iztıraptan kurtulamaz. Sadakayı da vere vere iyice hazmetmeli. Demir siper içine girmeli. Düşman kılıncından korunmalı. Bahil olup elini, ayağını askıda bırakıp, işe yaramaz bir hale gelmemeli.
Sadakayı, vücut sıhhatte, ağız tadı yerinde, parayı harcayacak çağda iken vermeli. Yoksa, hayat bitmiş, eller yana gelmiş, mide hazmetmez olmuş, hayattan ümid kalmamış, bu halde sadaka verilmemesini emrediyor. Dinlerlerse zararı yok. Amma, kim dinleyecek. Zaten, o hale gelene kadar bu işi bırakmaklığın, cimriliğin en büyük delilidir. Bil ki rızkını kimse yemez. Bütün mahlukat toplansa, rızkına mani olmak isteseler olamazlar. Elinde bulunup da başkasına aid olan rızkı da elinde tutamazsın.
Hatırına sadaka vermek gelince, verdiğin sadakayı sen vermedin. Hakikatte başkasına aid bulunan bir şeyi sahibine vermek suretiyle elden çıkardın. Yalnız sadaka kasdıyle verdiğin için metholunuyorsun. Sehi´sin, kerim´sin,
Eğer elinden o malı çıkarırken tereddütlü veya zorla vermişsen ve verdikten sonra, ben verdim gibi bir tavrı cahilane takınmışsan, bu haline tövbe et. Resulullah, cahaletten ve kendisine cehalet yapılmasından Allah´a sığınırdı.
30) insanın, en büyük düşmanı nefsi emmaresidir. Nefsi emmare, daima kendi arzu ve heveslerini yaptırmak ister, insan da nefs ve hevasına muhalefet etmekle memurdur. Binaenaleyh bilen ve nasihati kabul eden, hayatı boyunca mücahadededir. Biraz nefsine müsamaha eden helak olur. Olgun bir irade sahibi oluncaya kadar he-vayı hevesine uymamak, büyük harbe devam etmek lâzımdır.
31) Kış günlerinde soğuk su ile abdest alınca, dikkat et. Kuru bir yer kalmasın. Abdest azalarını tamam yıkamak demektir. Günahları mahveden, dereceleri yükselten, bir temizliktir. Yaz günlerinde de hararetin elemini gidermeğe niyet et. Vücuduna zarar veren şeyleri def etmekle de ecir kazanırsın. Serinlemek ve telezzüz için abdest alma. Ecir kazanamazsın.
32) Her Müslümana, Müslüman olduğu için hürmet et. Hakkına riayet et deme ki, bu sultandır, bu zengindir, bu büyüktür, bu küçüktür, bu fakirdir, bu hakirdir, kimseyi tahkir etme. Islâmın hepsini bir şahıs farz et. Müslümanlar da onun azalarıdır. Gözü ağrısa her tarafında duyulur, başı ağrısa her yerinde ağrı hissedilir.
Mamafih her azanın bir makamı vardır. Meselâ, bir şeyi görmek için göz açılır, kulaklar değil. Bir şeyi İşitmek için de kulaklar açılır, gözler değil. Öylece her Müslüman İslâmlıkta müsavi görür, her birine de lâyık olduğu, hakkı olan şeyi verir. Meselâ, Alime tazim et, sözünü dinle, cahile nasihat et, bilmediklerini öğret, gafili gafletten uyar, itaatli olanı tebşir et, itaatsiz olanları da Allah´ın azabıyle korkut. Sultanın sözünü dinle, günah olmayan emirlere itaat et. Küçüklere rıfk île, merhametle, şefkatle muamele et. Büyüklere tazim et.
Hadis´i şerif meali: Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize tazim etmeyen bizden değildir.
Asi, günahkâr da olsalar, bütün halka merhametli ol. Çünkü, hepsi Allah´ın kulu ve mahlukudur. Her ciğeri yanık olanı sulamada ecir vardır.
Benî israil alüftelerinden biri, bir kuyu başında hararetten ciğeri yanmış bir köpeğin dolaştığını gördü de ayağından meşini çıkardı, su doldurdu, o köpeğe içirdi. Allah bunu kabul etti, onun kabahatlerini affetti de Cennetine koydu.
Artık sen düşün. Bir insana, hele bir müslümana yapılan iyiliği. Hayır´ı, hayır olduğu için yap. Serden, şer olduğu için kaç. insanların metîn ve zemmine kulak verme..
33) İşlerinde Ömer gibi ol. Hazreti Ömer [Allah yolunda bizi aldatanlara aldanıveririz.] derdi. Kardeşim, bir kimse seni Allah yolunda aldatmak isterse, sen de onun bu dalaveresine vakıf olursan, ona aldanmış gibi görünmen, hile ve hurdasını yüzüne vurmamak, onu mahcuh etmemek, arkasından onun ıslahına dua etmek, şefkat göstermek güzel huylardandır, tmân ve islâm alâmetidir. Mü´m in al-danıverir ve cömertlik gösterir. Münafık aldatır, Fesad saçar.
Müslüman kardeşlerine don, gömlek ol. Nefslerini, ırzlarını, evlâdlannı koru. Çünkü sen onun kardeşisin, ayna gibi gör, kendine bak Hiçbir suretle ezalandırma. Hatta ezalanmışsa, onu ezadan kurtar. Çünkü, bir şeyin Nef i onun yüzü ve hakikatidir.
34) Komşu ve yakınlık haklarını koru. Kimin evi daha yakın ise, onu tercih et. Çünkü Allah´ın sana ihsan ettiği nimetlerde komşularının hakkı vardır. Onlara ikram ederken en yakın komşundan başla. Komşularından zararı defet, isterse kâfir olsun. Onun da komşuluk hakkı vardır.
Acaib bir hikâye: Bir köylünün avlusuna çekirgeler iner. Başkaları çekirgeleri avlamak için gelirler. Onları ellerinde aletleriyle görünce, ne var diye sorar. Onlardan lâtife tarzında, senin komşuları avlamaya geldik derler.
Hane sahibi; mademki onlar benim komşularımmış, yemin ile söylüyorum ki, onları avlamaya sizi bırakmam der ve kılıncını çeker. Komşu kelimesine riayeten bunu yapar.
İmam-ı Malik´e, deniz domuzu yenir mi, dediler de, haram, dedi. O balık değil mi, dediler. Siz hınzır dediniz, buyurdu.
[Çekirge yenilir amma, afet olan çekirgeler değil. Afet çekirgesi bir iş görmektedir. Biyolojik olarak vücudunun hıltı asiddir. Mideye zararlıdır. Bir azabın tecellisine vesiledir. Belki bir afatı refediyor, belki bir haramı kaldırıyor. Daha mühim bir sebebi vardır. Amma, açıklanmaması tenbih edilmiştir.]
Komşunun ezasını, güzel bir tarzda karşılamalı. Bir köylü Resulullah´a geldi. Ve dedi ki: Sana Kur´ân geliyormuş, en fasih kimseler bile ona muarefe edemiyorlarmış. Benim sözlerimi dinle dedi ve iyi huylara dair üç beytini okudu. Sana gelen Kur´ân da bunların benzeri var mı dedi. O zaman Resulullah, (F U S S I L E T) suresinden şu, iki âyeti okudu. Ayetlerin meali: "İyilik, kötülüğe müsavi olmaz. Sen kötülüğü en güzel huy ne ise, onunla karşıla. O vakit görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile, sanki senin yakın dostun olmuştur.
Bu güzel huya, sabırlı olanlardan başkası kavuşturulmaz. Buna, büyük bir nasibe malik olandan başkası eriştirilmez". O, fasih köylü şair dedi ki; buna erişilmez, bundan güzeli de olmaz. Bunu insan söyleyemez. Sen Resulullah´sın ben de iman ettim. Evet, Kur´ân-ı Hakim´în icazını onlar anladılar.
Kardeşine, zalim de olsa, mazlum da olsa yardım et. Zalim kardeşine şeytan vesvese verdi. Onu, başkasına zulmetmeye sürükledi. Şeytanın bu vesvesesini, ondan defetmek için yardım et. Senden yardım bekleyenden elini çekme.
Allah, hiçbir şeye, hiçbir yardıma muhtaç olmadığı halde; Muhammed suresinde: Eğer, siz Allah´a yardım ederseniz O da size yardım eder buyurdu.
Allah´ın yarattıklarını hakir görme. Allah, onları yaratırken hakir görmedi. Kadınlara hitaben; sakın komşularınızın hediyelerini hakir görmeyin isterse bir paça (koyun ayağı) olsun.
Tahkir, cahilliktir. Lanet, sövmek, bağırmak, çekiştirmek komşuluğa yakışmaz. Dilini de kötü sözlere alıştırma.
35) Kibirden, bir kibre delâlet eden şeylerden çek in. Elbisen de. yürüyüşünde kibir alametleri bulunmasın. Kimseden bir şey isteme. İyice muzlar kalırsan (ki Allah seni o hale bırakmaz) Bilfarz o hale düşmüş isen, tese´ül ihtiyaç kadar caizdir, ihtiyaçtan fazla tese´ül cerahattir. Mahşere her yeri yaralı, çıbanlı olarak gelir.
36) Ensar´a mensub bir kadın veya erkek görürsen; düşmanın da olsa ona muhabbet et. iman alâmeti, Ensar´ı sevmektir. Ensar´ı kiram kalmadı deme.
Ensar demek, Allah´ın dinine yardım edenler demektir. Hangi zamanda olursa olsun Allah´ın Dinine lisanı ile, işleriyle, kalemiyle yardım edenler Ensar´dır. Onlara muhabbet imandır.
"Ey iman edenler Allah´ın yardımcıları olun" (El Saf suresi âyet 14)
Bir kişinin dahi olsa hidayetine sebep olanın hayrı, güneşin doğduğu yerlerin hepsinden hayırlıdır.
37) Doğru söyle. Emanetleri yerine eda et. Vaadinde sadık ol. Yalandan içtinap et. Hain olma, vaadinden dönme. Birisiyle kavga edersen haktan ayrılma. Yalan, hainlik, vaadinde durmamak münafıklık alâmetlerindendir.
Bir insan yalan söylense, onun pis kokusundan Melek, otuz mil uzaklaşır. Şeytan bile insana fenalığı emredince, insan onu işlerse, Allah´tan korkusundan şeytan, onun yanından kaçar. Hemen nedamet duymasındandır.
Şu mânevi kokuyu duy, Şeytanın kaçışından ibret al. Şeytan insana küfret der de, o küfür edince, ben hakikaten senden uzağım çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah tan korkarım der.
(Haşir suresi âyet 16) Allah tan* korkmayan, şeytandan eşed değil mi .
38) Züppelik etme. Bu kelime Arabca´da (Elbezaze) kelimesinin zıddıdır. Bezaze, babayani, olduğun gibi, yaşadığın memleketin göreneğine uygun bir şekilde yaşamak de"demektir ki imandandır.
39) Haya´lı ol. Allah´da haya´lıdır. Haya´lı olanları sever. Kıyamette; İslâmiyette ihtiyarlamış, saç, sakal ağartmış olanlardan,
Allah haya eder. Yâni, onları affeder, azap etmez. Çünkü, Haya´nın mânası terk etmek demektir.
Allah, sivri sineği misâl getirmekten çekinmez Ayetinde de bu mânâyadır. Müşrikler, güya kendi akıllarınca, Allah büyüktür, sivri sinekle falan misâl vermez dediler. Halbuki en büyüğünü yaratmakla en küçüğünü yaratmakta fark yoktur. Belki sivri sineği fil suretinde yaratmak daha acayibdir.
riaya´nın insanda yeri çoktur. Haya bir san´attır ki menfaati, her şeyde, onu gösterene aitdir. Haya, utanacak bir şey yapmamak değildir.
Mü´min, her yerde, her halini gören ve bilendir, Allah´ından utanır dünya ve ahirette kendini mahcup mevkie düşürecek bir iş işlemez. İşte bu hal, Haya´dır. ilaya imandandır buyrulması, sahibini günahlardan men ettiği içindir.
Peygamberimiz, hayanın hepsi hayır´dır. Hayadan ancak hayır gelir. Utanmaya en lâyık olan da Allah´dır buyurdular.
40) Nasihat et. Çünkü nasihat Dindir. Kime nasihat edeceğiz diye sordular da Peygamberimiz, Allah´a, Resulüne, İslâm büyüklerine ve herkese buyurdular.
Nasihat edenin çok ilme ihtiyacı vardır. Hatta yalnız bilgi kâfi değil. Aklı, fikri de sahili olmalı. Önünü, sonunu düşünmeli. Mizacı da bozuk olmamalı. Şeriatı bütün teferruatı ile yâni, mezheplerin hepsinin esaslarını bilmeli. Ahvali, zamanı da bilmeli. Hiç bir garazı bulunmamalı. Eğer, bunlar bulunmazsa hatası çok olur.
İyi huylar içinde, nasihatten daha dakiki yoktur. Hakiki nasihat edenin dostu az olur. Çünkü, halkın çoğu nevayı hevese kendim kaptırmış kimseler olduğundan, Nasılım sözü onlara acı gelir. Nasılı, İğne iplik manasınadır. Nasihat eden, insanları saadetlerine rabteder.
Allah´a nasihat; Allah´dan günahkârlara, Allah´ın affını ve mağfiretini istemekle ve onlara şefaat etmekledir.
Resulullah´a nasihat; Peygamberliğini lastik ve onu sevmekledir.
İslâm büyüklerine nasihat; haklı İşlerinde onlara yardım ve emirlerine itaat çimekledir.
Herkese nasihat; Dünya ve ahiretlerine yarayan faideli şeyleri onlara öğretmekledir.
41) İki namaz arasındaki haline riayet et, bir namazı kıldıktan sonra ikinci namaza kadar, arada hiç lakırdı etmeyen kimsenin, kitabı Arşın altında, hususi yerlere konur.
İzah: İki namaz arasındaki boş vakitlerinde günah olan işler ve sözlerden ictinab eder. Amel defterine sevaplar yazdıran işler ve sözlerle iştigal eder. Ve bu hal île ikinci namazını da kılarsa, bu iki namaz arasındaki amellerini bildiren dosyası, yücelerin yücesi makamlara gider. Ve oralarda teşhir edilir.
İki namaz arası olmayan zaman yoktur. Böyle olunca, boş vakitlerine dikkat et. O vakitlerde de sana fayda verecek hayırlı işlerle meşgul ol, duaya nasihat olunuyorsun. Vakitler çok kıymetlidir. Geçenlerin telâfisine imkân yoktur Elde olanların kıymetini bil, mâ-lâyani ile geçirme. Müslümanlığın güzelliklerinden biri de faydasız şeyleri terk etmektir.
42) Cemaatle namaza devam et. Camilerin hikmet-i vücudu, farz namazlarını içinde kılmak içindir. Ezan ve kamet de bunun için emrolunmuştur.
Yalnız kılmakla Cemaatle kılmak arasında yirmi yedi derece faik vardır. Yalnız kılmada (Settar) ismi tecelli eder. Cemaatle kılmada (Adül) esması tecelli eder.
43) EVVABİN( Lugat inanası muteber´dir. Allah´a dönenler demektir) namazına da devam et. Bu namaz halkın meşgul bulunduğu sabahla öğleye, öğle ile ikindiye, akşamla yatsı arasında kılınır.
Gece uyuduktan sonra kalkıp, şafaktan evvel kılman DUHA namazı sekiz rek´attir. Akşamla yatsı arası Evahin namazı, altı rekattir, Teheccüd namazı sekiz rek´atten on iki rekate kadar kılınır. Bu namazlar hep sünnettir. Kılanlar feyzine ererler.
44) Yemekte, içmekte haram şeylerden korunmak nasıl lazımsa, sözlerde de öylece lâzımdır. Nasıl bileceğim dersen; şöyle, içine sıkıntı veren, başkasının görmesini, duymasını istemediğin şeyler hep günahtır. Bir de, kalbine şek, şüphe veren şeyleri bırak. Kalbinin razı olduğu, hak dediği şeyleri işle. Bu hususta fetvayı kalbine sor. O, sana helâl mi yoksa haram mı söyler.
Eğer, sorduğun mes´elede kalbin biraz duraklarsa, ondan vazgeç. Peygamberler yoluna git. Ve iktisade riayet et. Peygamberlerin âdetleri bu idi.
Dünya işlerinde pek acele etme. Ahıiret işlerini vaktinden te´ hir etme. Çoluğun çocuğun için çalış. Allah yolunda çalışmış sayılırsın. Hele, selâvat´ı şerife çok devam et...
45) Allah için bir şeyi deruhte etmişsen, onu bozma. Ondan daha hayırlı bir şey işlemek hatırına gelirse, deruhte ettiğin şeyi yap. ikinci hayırlı hâtıra Seylan´dandır. Birinciyi terk ettirmek için getirmiştir. O, hatıra geleni de işle. Şeytanı kahredersin. Çünkü, şeytan birinciyi terk ettirmekle ahdini bozdurmak ister.
Meselâ akşamla yatsı arasında Kur´an okumayı âdet edindin. Bir müddet sonra bir hatıra geldi. Bu vakitte namaz kılsan daha efdâl diye ilka olundun namaz kılıp da Kur´an okumak âdetini bırakma. Kur´-anı OKU hem de nafile namazı Kıl. Böyle yaparsan şeytan seni değil, sen şeytanı aldatmış olursun.
Sıla-i Rahmi terk etme. Rahim rahmandandır. Allah ile aramızda nesep karabeti var. Sıla-i Kabineden, Allah ile olan akrabalık haklarını da yerine getiriyor. Çünkü rahim, rahmanın damarlarındandır.
Sıla-i Rahmi terk eden, rahman ile alâkasını kesiyor demektir.
Dünya ve Ahiret nimetleri hep Allah´ın Rahman ismi şerifinin tecellileridir.
Birisi seninle istişare ederse, ona hakkı söyle, hakkı göster, sakın hıyanetlik etme. Hakikat ne biliyorsan onu söyle. Müsteşarın emin olması lâzımdır.
Sakın, altın ve gümüş kaplardan yemek yeme, ipekli elbise giyme.
Korkunç bir rü´ya görmüşsen, uyanınca sol tarafına üç kere üfle. Ve (Allah´ım, bu gördüğüm rüyanın şerrinden sana sığınırım) de, daha yatacaksan başka tarafına dön. Ve o rü´yayı kimseye söyleme. Sözüme dikkat et.
(Altın, gümüş ziynet olarak kadınlara mübahtır. Altın, gümüş kaplardan yemek yemek, kadınlara da haramdır.)
Çok kimseler istiaze ederler, amma başkalarına söyledikleri için zarar görürler. Sen söyleme, Rü´ya kuşun ayağına takıdır, söyleyip tâbir edilince, tâbir edildiği gibi düşer.
Güzel kokular kullan. Her abdestte misvak tutun. Ağzın temizlenir, Allah senden razı olur. Misvak tutunup kılınan namaz, misvâksiz kılınan namazdan yetmiş kat efdâldir, diye rivayet var.
Yalan yere yemin etme. Yalan yemin, sahibini günaha sokar. Beldeleri harab eder.
46) Esnemek şeytandandır. Onu kes ve esnerken ses çıkarma. O ses şeytan sesidir. Namaz içinde aksırmak da şeytandandır. Amma namaz haricindeki aksırmak nimettir. Binaenaleyh Hâmd lâzımdır.
Falcılık ve faydasız oyunlar, eşyanın hareketlerinden kötü mânalar çıkarmak, meselâ baykuş öttü, tavşan geçti. . . gibi şeyler, Müslümanlıkla bağdaşmaz.
Câmiye tükürme. Cami duvarına, kıbleye karşı da tükürme. Kıbleye karşı ve kıbleye arka çevirerek abdest bozmak da caiz değildir.
Yemek yemezden evvel ellerini yıka. Yemek yedikten sonra hem ellerini hem de ağzını yıka. . .
Hizmetçilere ağır işler emretme. Eğer yapılacak iş ağır ise, onlara yardım et. Çünkü onlar da senin gibi insandır. Yemeklerine, elbiselerine iyi bak.. .
Bir eve gelirsen üç defa izin iste. Kapı arasından içeriye bakma. Eğer izin çıkmazsa dön ve darılma. . .
Yetmiş bin Kelime-î Tevhit okumak suretiyle nefsini Cehennemden azat ettir. Şeyh Ebu Rebi der ki; bir sofrada yemek yiyecektik. Benim de okunmuş yetmiş bin Tevhid´im vardı. Hiçbir yere de bağışlamamıştım. Bizim soframızda genç, Salih bir delikanlı da vardı. Keşfi açıktı. Elini yemeğe sundu ve ağlamağa başları. Ne oldu dediler. Dedi ki; İşte Cehennem, anamı da Cehennemde görüyorum. Yemedi ve mütemadiyen ağlıyordu.
Şeyh Ebu Rebi der ki: İçimden şöyle niyaz ettim. Allah´ım, biliyorsun ki benim okunmuş yetmiş bin tehlilim var. Bunu bu çocuğun annesinin Cehennemden kurtarılması için Ruhuna bağışladım. Bunları hep gizli ve kalbimle söyledim.
Çocuk birden ağlamayı bıraktı. Gülerek El Hamdülillah anamı Cehennemden çıkardılar dedi ve bizimle yemek yemeye başladı. Ebu Rebi der ki; Bu vakıa bana iki şeyi indirdi. Biri, bu yetmiş bin Tehlil´e dair rivayet edilen Hadis-i Şerifin sahih olduğu, diğeri ´de o gencin keşfinin sahih olduğudur.
Tehlil okumanın tarifi:
Abdestli kıbleye müteveccih oturup 25 Estagfirullah,
l kerre Fatiha-i şerife,
3 aded İhlâs-ı şerif,
3 adet selâvat-ı şerife.
Okuyup, Resul-ü Ekrem Sâllâüahu aleyhi vesellem efendimizin Ruh´u şeriflerine hediye etmeli.
(LA İLAHE İ L L A L L A H ) ı dürüst okumalı.
(L A ) yi seâmalara doğru çekmeli (İLAHE) yi sağ taraftan alıp sol memenin altındaki kalbe (iLLALLAH)hı indirmeli. Her yüz âdedinde bir kere ( M UH A M M E D ´ E N R E S U L U´L L A H ) ve (İLA H l ENTE M A K S U D l VE RIZAKEMAT-L U B İ ) demeli.
Allah´ını maksadını setisin ve senin rızan da arzumdur.
Günde ne kadar çekersen onları belleyip yetmiş bin olunca bir hatim olmuştur. Onu istediği yere bağışlar, isterse kendinde bırakır. . .
İki kişi arasındaki husumeti ve gerginliği ıslaha çalış. (Düşmanlar barışmak isterlerse, sen de onlara yanaş) emri var. Artık düşün gâvurlarla barışmayı emreden Allah, Müslümanlar arasındaki dargınlıkları gidermek için çalışan ve Müslümanlar arasını barıştıranları büyük mükâfatlarla taltif buyuracağı muhakkaktır değil mi
Sakın ha; iki kişinin arasını bozma. Bu hâl Dini yıkar.
Bedeninin sıhhatini ve boş zamanlarını ganimet bil, bunları Allah´ın razı olacağı işlerde kullan. Bunlar gafletle boş yere harcanırsa aleyhine hüccet olur.
Ahirette hasmın Allah olmamasına dikkat et. Eğer hasmın Allah olursa mahvolursun.
Her sabah yüz defa (SÜBHAN ALLAHÎ VE Bİ HAMDİHİ-SUBHAN ALLAHİL AZİM) de. Günah bırakmaz.
47) Vücudundaki bütün azalarını muhafaza et. Yapacağın şey mubah bile olsa âzami haddinden fazla kullanma. Azalarını serbest bırakan, kalbini sıkıntıya sokar.
Herhangi âzanı haram olan bir şeyde kullanırsan, o onun zinasıdır. Harama bakan göz, haramı tutan el, harama yürüyen ayak gibi. İnsanları yüzükoyun Cehenneme sürükleyen dillerinin belasıdır.
Yarın hesap yerinde diller, ayaklar, eller .. . işledikleri şeylere şahitlik edecekler. O hâlden kork. Nefsine acı.
Bir insan şer´an caiz olmayan bir şeyi yapacağı vakit, o azanın aman yapma, bu işe beni mecbur etme. Yarın kıyamette aleyhine şahitlik edeceğim. Beni kötülük yaptırmak suretiyle aleyhine değil de iyilik yaptırmak suretiyle lehine şahit kıl. Dediğini, eğer o günahı işlerse, yine o azanın Ya Rab ben nehyettim sözümü dinlemedi. Allah´ını, beni bunun yaptığı işten ´teberri ediyorum. Dediğini işitenler var. (Muhiddin-i Arabi´nin işitenlerden biri olduğu muhakkak).
Azaları suistimal, kalbe sıkıntı verir. Kalb Allah içindir. Onu işsal ve ona eza Allah´ın gazabına sebebtir.
48) Her namazında ezan oku yahut müezzini dinle. Onun okuduğu kelimeleri bitirince sen de tekrar et. Ezan okurken sesini salıver çünkü, müezzine sesinin ulaştığı yerlerdeki kuru, yaş ne varsa hep şahitlik edecek. Ezan okumakta ve birinci safta olanları insanlar buseler, oraya geçmek için kur´adan başka çare de kalmasa kur´a ile oraya geçmek isterler. Gençlikte ne olduğunu bilseler müsabaka ederler, abalı ve yatsı namazlarında verilen mükâfatı bilseler, sürüne sürüne camiye gelirler.
Tenha bir yerde, insan ezan okuyup kamet getirerek namazını kılsa, dağlar gibi melek kafileleri ardında cemâat olurlar. Ve onun duasına âmin derler.
İnsanlar gaflet etmesinler diye bu vasiyeti yazdım. Çünkü, akıllı insan hayırlı ve faydalı şeyleri ihmal etmez. Bu herkesin şahsi menfaatidir.
İnsanın kendi şahsına rahmeti başkasına rahmetinden daha büyüktür. Nitekim kendi nefsine ezası, başkasına yaptığı ezadan büyük olduğu gibi. Meselâ, intihar edenin cezası katilin cezasından büyüktür.
Peygamberlerden sonra, insanlar üzerinde en büyük hak, ana, baba hakkıdır. Duada, nefsini ana, babasına takdim emrolunmuştur. Nuh suresinin son âyetinde buna işaret vardır.
49) Eğer Vali veya söz sahibi yâni hüküm sahibi isen, Hak söyle, Hak ile hükmet. Hevayı hevese ayma. Herkese eşit muamele et. Çünkü, bizden evvel helak olan kavimler, herkese eşit muamele yapmadıkları için azaba çarpılmışlardır.
Ayet: Ey Davud, biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Sen de insanlar arasında hak ve adaletle hükmeyle. Hükmünde hevayı hevesine, hissiyatına uyma ki, bu hal, seni Allah yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar yok mu, hesap gününü unuttukları için onlara pek şiddetli azap vardır.
Hesap günü, ahiretteki hesap günü olmakla beraber dünyada nefslerini hesaba çekmeyenlere de şamildir. Çünkü, nisyan terk demektir.
Dünyada hesabı terk ettikleri için, bu çetin azaba uğrayacaklardır (hesaba çekilmezden evvel, kendinizi hesaba çekin) diye emir vardır.
Dünyada da cezalar var. Ama dünya cezaları insanları tövbe ve düşünceye sevk ettiği için faydalıdır.
Kardeşim: Sen de kabahatlerinden dolayı hemen tövbe ile Rabbine dön. Ahvalinde iyilik hissedince Allah´ın senin her hâlinde feyizli, Rahmetli kapıları açılır, O kapılardan birini de sen çal ki, sana da açılsın.
O andaki Feyzi Rabbani´de nefsini malınım bırakma. Her hareketinde bir hayra niyetli bulun. Yapamasan da ecrine kavuşursun, Hatta bir günah işlemişsen, onun günah olduğuna inan. Bu imânınla o günahı karşılamış ve tesirini azaltmış olursun.
Tevbe suresinin 102. âyetinde: günahlarını itiraf edenlerin affa nail olacakları beyan buyuruluyor.
50) Duaları, ezan okunurken, muharebe esnasında, namaza başlanacağı zamanlarda yap. Duadan garaz kabülüdür. İcabetin sebepleri çoktur.
Zamanın, mekânın, o andaki hâlin, ağızdan çıkan dua kelimelerinin icabette büyük tesirleri vardır. Bu dörtten birine rastlayan dualar kabul olur. En kuvvetlisi ağızdan çıkan dua kelimeleri sonra hâldir.
Allah´ın haklarına ve Halkın haklarına riayet et. Sil ki insan fakir ve muhtaç bir mahluktur. İstemeğe de mecburdur.
Dileklerini yalnız Allah´tan iste. Bir kimse senden yapabileceğin bir şeyi isterse, kimseye duyurmadan onu ver. Muhtaçlara daima yardımda bulun, böyle yaparsan Nâib-i Rahman olursun.
Meselâ evlenecek bir kimseye yardım edersen, onun salih çocukları senin için devamlı sadakalar sırasına geçerler.
Verdiğin sadaka ve yaptığın iyilikleri başa kakma çünkü nimetin hakiki sahibi sen değilsin. Verdiğin sadakayı Allah´a veriyorsun. Gaflet etme. Karşılığı fazlasıyla sana gelecektir. Buna İnan.
Gafiller içerisinde gizlice Allah´ı zikret. Bu Allah İle halvet olmak demektir. Fazla suyun olunca başkasından esirgeme.
Senin imanlık veya her hangi bir memuriyetini istemeyenlerin önüne geçme. Hakikaten sen o makamın ehli isen sırf şahsi garazlarından dolayı seni istemiyorlarsa onlar mes´uldürler.
Bir işçi çalıştırınca hemen ücretini ver. Başkaları üzerinde kendin için bir meziyet görme fazilet, şeref, izzet Allah´ındır. Dilediğine verir
51-) Cünub olunca biraz bekleyeceksen, su varsa, abdest al, su yoksa teyemmüm et. Eğer cünüb olarak biraz uyuyacaksan, abdest al da Öyle uyu. Eğer cünub iken yemek yiyeceksen, su içeceksen, abdest al. Ağzını güzelce yıka. Melekler cünübe ve kâfirin ciyfesine yaklaşmazlar.
Kimseye gadretme.
Gadr: Söz ve ahid verdikten sonra ahdini bozmaya denir.
Anana, babana isyan etme. Öf bile deme. Belki onlara daima dua et. Anana, teyzene çok ikram et. Bunlar, Allah ve Resulünün vasiyetleridir. Kimse hakkında kafi hüküm verme. Hüsnü zan et. İyi görüyorum de. Allah´a karşı edeb böyle olur.
52-) Bir cemaate imam olup namaz kıldırınca dua ederken, yalnız şahsına dua etme. Belki bütün cemaate dua et. Eğer yalnız şahsına dua edersen, hainlik etmiş olursun. Bir de, Hakkın rahmetini kullarından kıskandığın ve nefsini başkalarına tercih ettiğinden dolayı en kötü ahlâk sahibi olduğunu isbat edersin. Çünkü Allah, Mü´min kullarını medhederken onlar, başkalarını, nefislerine tercih ederler buyurur.
Abdestin daraldığı halde namaz kılma. Huzuru kalb, namazın ruhudur. Yemek hazır, namaz da hazırlanmışsa, evvelâ yemeğini ye. Sonra namaz kıl.
Ana ve babanın dualarını almaya gayret et. Misafirin duası da makbuldür. Aman mazlumun bed duasından sakın. Mazlumun duasıyla Allah arasında hicab yoktur.
Vücudundaki zaid kılları, tırnakları kes. Her işinde adaletli ol. Allah´a ve Allah´ın kitabına sarıl. Allah´ın razı olacağı şeylere devam et. Allah´ın büyüklüğünü düşün. Haşyetullah´dan ağla. [Haşyetullah: Allah´ın büyüklüğünü ve sonsuz kuvvet ve kudretini düşünerek titremek demektir.]
53-) Hayırlı bir iş yapmışsan, ona devam et. İsterse az olsun. Sen ibadeti bırakmadıkça Allah feyzini kesmez. Bir müddet ibadet ettikten sonra bırakıvermek, Allah ile arandaki rabıtayı kesmek gibidir.
Şöyle ol: İşlemekte bulunduğun hayırlı amellerini ölünceye kadar bırakmamaya azimli ol. Terk ettiğin kabahatleri de bir daha yapmamaya azimli ol. Her nefes Allahi ile olursun. Ayat-ı İlâhiye´de hakdan ayrılma, Şeriate uymayan te´villere sapma, Sadakaların en efdaline devam et.
Verdiğinde gözün kalmasın. Kendisinin muhtaç olduğu şeyleri, tercihan başkalarına verenleri Allah-ü Zül Celâl meth buyuruyor.
Seve seve vermişler, Allah bize yeter demişler. Verdiklerini unutmuşlar. Eğer böyle yapamazsan, evvelâ kendini doyur ve kandır da sonra artarsa başkalarına da verirsin.
Resulüllah, sadakanın en efdali (An zaiıri ganiyli) verilendir buyurdu. Verdikten sonra Allah ile istiğna edip verdiğinde gözün kalmaması demektir. (Allah ile istiğna: Başkasına yüz suyu dökmemek)
Korktuğun ve umduğun kimselerin yanında da Hak söyle. Kurban bayramı günü çok iyilik yap. Allah katında en büyük gündür. Arefe ve Aşure günlerinden de efdaldir.
Her hak sahibine hakkını ver, hatta her hakka da hakkını ver. Kimsede hakkın bulunduğunu görme.
İnsaf et. (insaf: Muhabbet, sevmek, adalet) başkalarından insaf bekleme. Senden birisi özür dilerse, derhal kabul et. Kendini, başkasından özür dileyecek bir hale düşürme.
54-) Secdede duayı çok yap. Secde hali, kulun Allah´ına en yakın bulunduğu hâldir. Allah herkese yakındır. Matlup olan, kulun Allah a yakınlığıdır.
Herkese lutf ile muamele et. Hele akrabaya, ehlü iyale daima şefkatli bulun. Herkese selâm ver. Eğer başkasının sana vereceğini bilirsen, o selâm versin sen al.
Dünyada kendinden aşağısına bak. Zenginlerin servetine gözünü dikme. Fitneye uğrarsın. Herkes için dünya, tatlı ve sevgilidir. Nimetler de tab´an sevgilidir. Başkasının sevgilisine göz dikme.
Zahidin zühdünde nimet, Abidin ibadetinde nimetler vardır. Olmasa, devamlı ibadet yapamazlar. [Zühtün ve ibadetin zevklerine kendini kaptırmak da makbul değildir. Abid has olmalı. İbadetten değil mabud´dan nasib almalı.]
Ayet: Onlardan bir sınıfa, fitneye düşürmek İçin verdiğimiz, dünyaya ait zilletlere ve debdebelere sakın gözünü dikme. Rabbinin rızkı, hem hayırlı hem de bakidir. (TAHA) suresi 131. Debdebe: Gürültü, patırtı (hadra haşin)
Rabbinin sevdirdiği hayırlı ve devamlı-olan rızk, îman ve ibadetinden o anda doyduğun rızıktır. Gözünü kaptırma diye tenbih edilen o debdebe var ya o fitnedir o. . .
Birisinin sende hakkı, alacağı varsa, güzelce öde. Hatta fazlasıyla öde. Sakın alacaklına eza etme. Mü´min kardeşinin malına, canına, namusuna, akraba ve taallukatına bir tecavüz vaki olursa, onu koru. Her işinde Allah´ın haklarına riayet et. Aman nefsinin arzularına uyma. Allah´tan başka dost yoktur.
En çok riayet edilmesi icap eden, Allah haclarıdır. Sakın canlı bir mahluka eza etme. Kurbanını dahi keserken keskin bıçakla kes.
55-) Sözlerin en güzellerini ihtiva eden Allah´ın kitabını, içindeki hükümleri ve Allah kitabı olduğunu düşünerek oku. Allah-u Zül Celâl, sana da anlamak feyzini ihsan eder.
Kur´an ı başkalarına da öğret, Naib-i Rahman olursun. (Naib: vekil) Ruh-ul Emin, O Kur´an ı Hazreti Muhammed Sallâllahü Aleyhi vesellem´in kalbine indirdi. Kur´an okuyan temiz kalbli insanların kalbine, her okuyuşta yeni İner gibi feyz getirir. Hayırlınız, Kur´anı öğrenip öğretendir. Aman bahil olma. Allah´ın emirlerinden, nefsine zor gelenleri yap. Korkak olma, Allah sana kendine sığınmayı emretti. Sen de, her halinde Allah´a sığın. Muin´in (yardımcın) Allah olunca hiç korkma.
Kul, Fatiha´i şerifeyi okurken, sana kulluk eder, yardımı ancak senden beklerim deyince: Allah, bu âyetim benimle kulumun arasındadır. Kulunum istediği verilecektir, buyurur. Bizi doğru yola ilet duasını edince de; bunlar hep kuluma aittir. Kuluma istediği verilecektir, buyurur.
Yalnız, bunlarda dikkat edilmesi icap eden şey, bu ve emsali âyetleri okurken, hikâye tarikiyle okumamalı. Birçok hafızlar ve âlimler, bu âyetleri, Allah´ın kelâmını hikâye kasdi ile okudukları için hiçbir fayda göremezler. Çünkü Cenabı Hak, kulum istediği zaman diye buyurur, istemeğe, hikâye istemek demek olmadığından icabet olunmaz.
Bir kısım insanlar Kur´an okur ve dinlerlerken boğazlarından aşağı gitmez. Ağızlarında kalır, buyurulması, okurken kalbleri hazır olmayanlara aittir.
Allah rızası için her fedakârlığa katlanan sadık Mü´mindir. Dinde ve başka şeylerde kavi olanlar, nefislerinde de kavi´dirler. İmanlarında Kavi değildirler. Mû´min, Hassaten Allah haklarında kavi olandır. Allah´ın bir ismi de Mü´min´dir, Senin adın da mü´min´dir. Miü´minler birbirine bağlıdırlar.
Mü´min. mahluk, müemmen Halik´a bağlanır ve ona dayanırsa onu hiç bir kuvvet yıkamaz.
56-) Kendinde hiçbir zaman varlık görme. Daima fakir ve aciz olduğuna inan. Allah (Rabbi mahzen) dir. (Mahzen: Halis ve safi olan) Sen de Abdi mahzen ol. Allah´ın rızası için daima hazır bulun, bu hale rabıta denir.
Düşman hududunda nöbet beklemek ile rabıtadır. Muratıb´ın sevap defteri kapanmaz. Bir namazı kılıp da gelecek namaza niyet eden de muratıb´dır.
Al´i İmran suresinin son âyetini oku. Resul-ü Ekrem´in Ravzai şeriflerine varınca, Resulullah´ın hadisi şeriflerini okuyacağın zaman evvelâ sadaka ver. Sadaka mal ile olduğu gibi Tehlil, Tekbir, Teşbih. Tahmid, Havkale ile de olur.
Tehlil: La İlahe İllallah, Tekbir: Allah-u Ekber, Teşbih: Süb-han Allah, Tahmid: El tiamd-ü LİIlah, Havkale: La havle ve la kuvvete İllâ Billah demektir. Bunlar zikirlerin en cidalidir. Daha açıkçası haline göre bir hayır işleyip de Resulullah´ın huzuruna o halde girenler. Hadisleri böyle temiz bir ağız ile okuyanlar ResuluALLAH´dan feyz alırlar.
57-) Namaz kılan bir Müslümanı günahlarından dolayı tekdir etme. Hadisi şerifte şöyle varid olmuştur: Bir insan mü´min kardeşine kâfir derse, o kelime dediği yere gider. Eğer dediği gibi ise, orada kalır, dediği gibi değilse söyleyene gelir. Mü´min kardeşine kötü söz de söyleme. Allah, o sözden onu korur da söylediğin şeyi senin başına verir. Mü´min kardeşinin yüzüne karşı veya arkasından yalan, sahih, hile. hurda her ne ki yaptı isen karşılığı sana gelir. Cezasını sen çekersin.
58-) Sakın kimse ile alay etme, eğlenme. Hele Derviş meşrebli salih, mütevazı insanlarla alay etmek, din ile alay etmek gibidir. Öylelerini küçük görüp onlara gülme. Bâzı ilmine mağrur insanlar var ki, muttaki kimselerle istihza ederler. Yarın kıyamette onlarla da istihza edilecektir. Şöyle ki: Cennetin kapıları açılıp Cennet nimetleri gösterilecek, haydi girin denecek, tam girecekleri zaman kapılar yüzlerine kapanacak ve onlara; Siz Dünyada iken Allah dostları ile eğlenirdiniz işte cezanız bu, haydi Cehenneme denecek.
59-) İnsanların şerlisi olma. Şerli insanın dilinden, kötü sözlerinden herkes usanmış olduğu için yüzlerine gülerler, şerlerinden korkulduğu için onlara güler yüz gösterirler, işte şerrinden çekindiklerinden dolayı kendilerine ikram olunan insanlar en şerli insanlardır. Sakın sen de böyle olma.
Karının sırrını kimseye söyleme. Karısının sırrını ifşa eden
insanlar ahlâken en düşük insanlardır.
Hiç kimsenin anasına, babasına sövme. O da senin anana, babana söverse, sen sebep olduğun için anana, babana âsî olmuş olursun.
Peygamberimiz, anaya, babaya sövmeyin, deyince Ashap, hiç insan anasına, babasına söver mi dediler. Evet , başkasının ana ve babasına söver, o da onun ana ve babasına söver buyurdu.
Büyük günahlardan biri de Müslüman ın ırzına dil uzatmaktır. Gâvurların haçlarına, putlarına sövme. Allah´a sövdürmeğe sebep olursun.
Bir Rafızi´nin yanında mezhep bahislerini açma. Ashaab-ı Kiram´a taan ettirmeğe sebep olursun.
60-) Tabiyetinde bulunduğun Devletin büyüklerine dil uzatma. Husûmet adamlarının başta bulunmasıyla elde edilen menfaatler çok büyüktür. Beşeriyet hali hataları olursa, vebali onlara aitdir. Sen itaatini bozma. Hükümet memurlarının Devlet namına yaptıkları işlere itiraz etme. Emirlerine inkiyat et. Düzeni bozma. Zemmedersen sıfatı zemmet, mevsufa tecavüz etme. Methedersen, hem sıfatı nemde mevsufu methet.
61-) Allah´ın azabından kendini kurtarmak istersen, Müslü-manların büyüklerine, baban gibi hürmet et. Orta yaşlılarına ikram et. Küçüklerine şefkat göster. Mü´min kardeşlerine kalbinde adavat bulunan, Cennet kokusu duymaz.
Halkın ezasına tahammül et. Kimseye eza etme. Kulak ol, dil olma. Yâni sözleri dinle, çok söyleme. Allah´ın emirlerine tazim, mahlukatına şefkat, en mühim vazifedir. Kurtuluş ve saadet, bu iki şeyi yapmakladır.
62-) Hayırlı bir şey söylemiş veya hayırlı bir şeye delâlet etrniş isen evvelâ onu kendin işle. İlk nasihati nefsine yap. İnsanlar, evvelâ insanın işine bakarlar, sözlerine değil.
Mürşitin fiili sözünden daha müessirdir. Resulullah´da sizin için güzel numune vardır, buyrulmuştur.
Bâzı insanlar, Kur´an okur da, okuduğu Kur´an ona lanet eder. Hatta kendi kendine lanet okur. Meselâ zalim bir adam (gözünü aç, Allah´ın laneti zalimleredir.) ayetini yalancı bir adam da (Allah´ın laneti yalancılaradır.) âyetini okurken,kendine lanet eder.
Kur´an´ın zemmettiği bir sıfat, kendisinde bulunan bir kimse o âyeti okurken, keza Kur´an ın methettiği bir sıfat, kendisinde bulunmayan bir kimse, o âyeti okurken Kur´an, onun aleyhine hüccet oluyor değil mi
63-) Şeriat ilminden bir şey biliyorsan, bilmeyene söyle. Sakın bildiklerini gizleme. Bir mezhebe bağlanıp onu körü körüne taklide yeltenme. Allah´ın emrettiği şeyle amel et. Bilmediklerini Ehli Zikre (Kitabullah ve Resulullah´ın sünnetini bilenlerden) sor. Bir Müftü, Allah ve Resul´ünün hükmü budur derse, onunla amel et, benim re´yim, kanaatim budur derse, başkasına sor.
Dinde güçlük yok. Ruhsatlarla amel et. Alışında, verişinde semahat et. Başına gelen musibetten dolayı kimseyi ayıplama. Allah´tan afiyet iste, nefsini ıslaha çalış
64-) Daima Allah´a yalvar ki, seni salih mü´minlerden eylesin. O zaman Resulullah´ın dostu ve nâsır´ı olursun.
Dünyanın fitnelerinden sakın. Allah´ın ziyneti var, şeytanın ziyneti de var, Dünyanın da ziyneti var. Allah´ın ziyneti helâl olan şeyler, şeytanın ziyneti haram olan şeylerdir. Dünyanın ziyneti de iki cepheli, bir kısmı mubah, bir kısım haranı. Bunları iyi ayırıp, ona göre hareket etmeli.
Hoşuna gitmeyen bir şey başına gelmişse, o anda sabra sarıl. Makbul sabır bu. Sakın o musibete kızıp kötü söyleme. Bir kadının çocuğu ölmüş, kabri başında ağlıyordu. Resul-ü Ekrem oradan geçerken kadına sabır tavsiye etti. Resulullah ı tanımadığı için, geç, benim musibetimle sen mübtelâ olmadın dedi. O, Resulullah idi dediler. Kadın nedametle özür diledi. Resulullah; sabır ilk musibet çarptığı zaman olur, buyurdular.
Zayıflara merhamet et. Onların yüzü suyu hürmetine Allah, nusret ve rızık. ıihsan buyurur. Karz (ödünç) aldığın kimseye, sana iyilik yapana, hediye verene, sadaka verene iyilik yap. Hiç bir "şey yapamazsan onlara selâm ver. Veren el.alan elden hayırlıdır. Selâmın kadrini eski Müslümanlar bilirlerdi. Bir arada yürürlerken, aralarına bir ağaç hail olsa, birleşince yine birbirlerine selâm verirlerdi. Yâni bu arada birbiri aleyhine kötü bir şey hatıra gelir korkusundan veya, şeytan böyle bir ilkaatta bulunabileceğinden endişe ederek. Selâm ile tecdidi aht ve tecdidi İslâm ederlerdi. Bu selâm arkadaşına; şu ayrıldığımız müddetçe senin dostluğunda idim demektir.
Erkekler daima kavi ve üstün yaratılmışlardır. Binaenaleyh, kadınlara daima şefkat ve merhametle muamele etmelidirler.
65-) Fatiha-i şerifeyi okurken Besmeleyi vaslet sonuna kadar bir nefeste oku. Ebu Bekre İmamı Ali´den gelen bir hadisi şerifte; Besmeleyi Fatihaya vaslederek okuyanı Allah affeder. Hasenatım kabul eder. Dilini Cehennem yakmaz. Kabir azabından, azabı nardan fezağ ekberden emin olur. Herkesten evvel Allah´a kavuşur, diye rivayetler vardır.
66-) Allah için Gayyur ol. Kıskanç, hayvani ve tabii gayretlerden sakın. Meselâ karına, kızına, anana, kardeşine, başkasının kötü nazarını nasıl girye görüyorsan, bütün insanlara da aynı hali nefsinde duymalısın. Buna gayret-i Diniyye denir.
Amma, kendine yapılan fenalıktan duyduğun eleme başkalarına yapıldığı zaman duymuyorsan bu, gayret-i diniyye değil yalancı gayrettir.
Resulü´llah´ın dünyada eli, yabancı bir kadına dokunmadı. Kadınlardan bi´atı sözle alırlardı.
Musibet anında (İNNÂ L İ L L Â H İ VE İNNÂ l L E Y H İ R A C İ U N) de. Bîr cenazen olursa, cemaatin yüz kişi veya kırk kişi kadar olmasına çalış. O cemaat, o meyyit hakkında şahittirler. Bir kişiye yüz kişi şahitlik ederse, o şahadet red olunmaz.
67-) Sadaka vermeğe gayret et. Sadaka Allah´ın gazabını söndürür. Kıyamette gölgelik olur. Meleklerin duasına mazhar kılar.
Hadisi şerifte; Her sabah iki melek iner, biri. Ya Rab sadaka verenlere sen ikram et. Verdiği gibisini de sen ona ver. Diğeri de, Ya Rab cimrilerin elindekiler telef olsun diye dua ederler. Tabii meleklerin duaları makbuldür. Bu Hadisi şerifin ikinci şıkkı olan, Ya Rab cimrilere telef ver demek; "onlar da mallarını hayra sarf edebilsinler, onları cahillikten kurtar da sehi olsunlar diye dua ederler", diye hüsnü te´vil-de bulunanlar da vardır. Çünkü, melekler daima insanların hayrına dua ederler.
Cehennem ateşinden kendini koru. Öyle ki yarım hurma vermek suretiyle olsun. Şeyh Muhiddin burada der ki: Endülüs´te şeyhlerimizden birisi hakkında zındık diye şikâyet ettiler. Halk hep birden aleyhine kıyam ettiler. O zamanın Sultanı emir verdi. Memleketin ileri gelenlerini toplayın sorun eğer, zındıklığında müttefikan şahadet ederlerse, öldürün diye Valiye emir verdi.
Vali de düşmanlarının başında gelenlerden idi. O zat, meydanı siyasete gelirken ekmekçiye uğradı, yarım ekmek aldı ve sadaka etti. Vali halka sorunca, hepsi, iyi adamdır dediler. Vali şaşırdı. Hep müttefıkan bu adam hakkında zındık diyorduk hepinizin kanaati bir anda değişti. Bu, mutlaka bir emri Semavi ile oldu. Derken o zat gülmeğe başladı. Ne gülüyorsun, dediler. Hadis-i şerifin sıdkına ve tecellîsine gülüyorum. Biliyorum ki bu cemaat bu sahidliğin aksine mutekit idiler. Vali de aynı kanaatte idi. Hepiniz de benim aleyhimde idiniz. Ben bu ateşi görünce yarım etmek sadaka verdim. Yarım ekmek yarım hurmadan çoktur. Hepinizin ateşini yarım ekmekle söndürdüm dedi.
68-) Sakın, Allah seni nehyettiği yerlerde görmesin. Emrettiği yerlerden de gaip etmesin, Allah´tan başkasının bilmediği amelleri yapmaya çalış. Bu amellerin gizliliği İhlasın en büyük âlâmetlerindendir.
Arafe ve Aşure oruçlarına devam et. Zilhicce´nin ilk on gününde, Muharrem´in ilk on gününde ibadeti çok yap.
Eğer zayıf düşüp vazifelerini yapamayacak bir hâle düşmeyeceksen Allah yolundaki savaşlarda oruç tut. Eğer başkalarının sana hizmet etmelerini istiyorsan melekleri kendine hizmet ettir.
Melekler ilim tahsil edenlere hizmet ederler. Hatta ilim tahsil etmek üzere yolunda yürüyenlerin ayakları altına kanatlarını sererler.
Öğrendiklerinle âmel edince de Allah yanında sevgili ve büyüklerden olursun.
Hastaları ziyaret edersen yetmiş bin melek seninle beraberdir. Sana dua ederler. Günahlarının affını Allah´tan niyaz ederler. Akşam ziyaret edene sabaha kadar, sabah ziyaret etmişsen akşama kadar meleklerin istiğfarı devam eder.
Her sabah ve akşam namazlarından sonra üç kerre:
(EUZÜ B l L L A H - İ S S E M İ G - U L ALİ M-U M İ N-E Ş ŞEYTAN-İ R RACİM) deyip sure-i Haşr´in son üç âyetlerini oku.
Her namazın sonunda (ALLA H-Ü M M E E C I R N İ M İ N-E N N A R) yedi defa oku.
Akşam namazından sonra Evvabin namazı kılarsan sonunda şöyle dua eyle: (Ya Rab imânımda dosdoğru olmaya, sağlığında ve ölürken de imanlı olarak ölmeye ve Mahşer´e çıkmaya muvaffakiyetler ihsan buyur) de.
Günahında ısrar etme, her günahın akabinde tövbe et.
69-) Secdeyi çok yap. Yemini çok etme. Hüküm sahibi bir memur olmaya heves etme. Eğer olmuşsan; öfkeli hâlinde, içinde bir sıkıntı varken, aç karnına, acele bir işin varken hüküm verme.
Kimseye benim Mevlâm deme. Mevlâ Allah´ındır. Dinînde, imanından istifade edeceğin kimselerle sohbet et.
Allah aşkına diyerek kimseden bir şey isteme. Hatta, Allah´dan Allah aşkına diyerek yalnız Cennet ve Cemal den başka şey isteme. Sakın Allah aşkına diyerek dünya isteme.
Başka birisi bir kadına talip olmuşsa, sen de o kadına talip olma, ama ona verilmemişse, o zaman istersin.
Başkası bir mala pazarlık ederken, sen de aynı mala talip olma. Kabirler üzerine oturma. Kabre karşı namaz kılma. Bir insanın yüzüne karşı namaza durma.
Başına gelen musibetten dolayı Ölümü isteme. Belki şöyle dua et: (Ya Rab, eğer yaşamak hakkımda hayırlı ise, yaşat, ölüm hayırlı ise, imân ile göçür) de. Mamafih istemekle ölüm gelmez, sözler ölüm getirmez. O, değişmeyen bir karara bağlıdır.
Su içerken otur da iç. Her sabah; Ya Rab, bana söven ve eza eden, beni gıybet eden ve kızdırmak için günaha girmiş kullarını ben affettim. Sen şahit ol, onlara hep hakkımı helâl ettim. Dünya ve Ahirette kimsede hakkım yoktur de.
70-) Vasi, elçi, şahit olmamaya gayret et. Gusül ettiğin yere abdest bozma. Nezretme. Yapmışsan nezrini yerine getir. Nezri bahiller yapar.
Harp isteme amma, düşmanla karşı karşıya gelince arlık sebat et. Sakın firar etme.
Rüzgâra sövme, Rüzgar, nefesi Rahman´dır. Allah´dan hayırlı rüzgarlar iste. Şerlilerinden Allah´a sığın.
Yeni bir elbise giyince besmele çek. Ve Ya Rab, bu elbise içinde beni hayırlı işlere muvaffak buyur diye dua et.İpekli elbise
giyme.
Uyuyanlara karşı namaza durma. Kalbinde kötü bir hatıra
varken namaza durma.
Allah´tan başkası adına yemin etme. Ateşle kimseye azap etme, Abdestin daralınca, o halde namaz kılma.
71-) Mütevazı ol, kasılma. Allah yanında mevki, takva iledir. Yarın mahşerde bütün nesebler iptal edilecek yalnız Allah ile olan neseb kalacak, o da takva´dır.
Kim olursa olsun isyan ile emrederse itaat edilmez. Sana söz söyleyene kulak ver, isterse çirkin olsun. Çünkü o kendine kıymet vermiştir. Bu suretle onun da gönlünü almış olursun.
Hediyeyi red etme, tahkir de etme. Her şeyi güzel yapmaya çalış. Dedikoduyu bırak. Lüzumsuz şeyleri de çok sorma. Bil ki her hareket ve sükûn ve her giriş ve çıkışta şeriatın hükmü vardır. Bunları öğren.
Mallarını israfına harcama. Güçlük, matlık, nefret gösterme. Daima kolaylık, sevgi göster. Bilmeyenlere öğret. Gizli ve aşikâr yüz kızartıcı şeyleri bırak. Allah´tan utan, kötü yolda başına bir musibet gelmeden yaşıyorsan, mağrur olma çok şiddetli bir azaba gidiyorsun gözünü aç.
Allah´ın mekrinden hazer et. Rahmetinden ümidini kesme. Hâf ile rica beynini daima muhafaza eyle. Aklı gideren şeylere, müskirata hiç yanaşma. Tabii konuş, kendimi beğendireceğim diye sözde san´at gösterme.
72-) istiğfara devam et. Hele seher vakitleri çok istiğfar et. Allah´ın bir sınıf melekleri vardır onlar, kürei arzda bulunanlara dua ederler. Bir sınıf daha vardır ki onlar, seherlerde istiğfar eden Mü´minlere dua ederler.
Üç şeyden kork; Allah´tan, nefsinden, Allah´tan korkmayandan. Her işinde niyetin halis olsun. İhtiyarlara hürmet et. Lafız-ı Kur´an olanlara ikram et.
Borçlu olma, borçluluk geceleri rahatı kaçırır, gündüzleri zelil eder. Rabbinin ibadetine dünya ziynetlerinden bir şey karıştırma. Dünya garazları insandan ayrılmayan hastalıklardır.
Ebdalinin reislerinden bir zat, arkadaşları ile yeşillik, sulu bir yerden geçerken suların şırıltısı, çayır ve Çimenlerin güzelliği hoşuna gitti de arkadaşlarından ayrıldı. O şelâleden abdest aldı. Namaz kıldı, nefsinin arzusunu tatmin etti. Amma, bütün arkadaşları başından dağılıverdiler. O da rütbesinden azlolundu. Binaenaleyh nefsin arzularına, İbadette de olsa tabi olma.
Kimsenin ayıplarını araştırma. Nefsinle meşgul ol, onun ıslahına çalış. Çocuklarına güzel isimler koy, edeb öğret. Karınla hoş geçin, onun mertebesinde sohbet et. Kendine uydurmaya çalışma ona medar et.
Çörek otu ölümden başka her derde devadır. Onunla şifalan.
73-) Müslüman kardeşlerinden biri ile karşılaşınca selâm ver. Musafaha et. Yalnız kimsenin karşısında eğilme.
Resul-ü Ekrem Efendimize sordular: Müslüman Müslüman´a mülâki olunca eğilir mi Hayır buyurdu. Musafaha ederler mi diye sorulunca evet buyurdular. Yine bir Hadis-i şerifte; şöyle varit olmuştur: Her hangi iki Müslüman karşılaşınca selâmlaşır ve musafaha ederlerse, Allah onları birbirinden ayırmadan mağfiret eder.
Vasiyetin daima baş ucunda bulunsun. Ölüm belki ansızın gelir. Kadınlarla çocuklarla çok oturma. Onların mertebesine ine ine çocuklaşır ve ahmaklaşırsın. Kadınlarla sohbette, daha başka tehlikeler de vardır.
Kadınların, yabancı erkeklerle nazik nazik konuşmaları, onlarla sohbet etmeleri, ziynetlerini göstermeleri, hiç doğru değildir. Bunu, her Müslüman ın hanımlarına anlatması mühim vazifesidir. Bâzı hanımlar erkeklere hüsnü zan ederek konuşmakta beis görmezler, lâkin erkeler, hanımların hüsnü zannı gibi değildirler. Şeytan da araya girince, fena neticeler husule gelir.
Hanımların yanına hizmetçi diye, genç delikanlılara müsaade edilmemeli, Kadınlar, onlarla daima hicab ardından konuşmalı. . .
Yanından hiç ayrılmayan, daîma iyilik ve kötülüklerini yazan meleklere hep, aleyhine olan şeyleri yazdırma. Bir gün gelip dosyaların sana verilecek. Ve oku denecek.
Allah, sana servet ihsan etmişse, onu Allah´ın razı olacağı yerlere sarf eyle. Allah´ın ihsanı olan o serveti, Allah´a isyan yollarında harcama. Bâzı gafillerin muvakkat yaşayışlarına aldanma, insan, nimeti arttıkça şükrü artırmalı. Şükür etmeyenlerin kalbine gaflet gelir. Kalbi Allah´tan gafil olanların dilleri zikrullaha, kalbleri huzura kavuşamaz.
Müslüman kardeşinin namusunu koru. Onu, hiçbir yerde mahcup etme. Bir Müslüman, rnü´min kardeşini tahkir eder, küçük düşürür ve mahcup ederse, Allah da o´ büyük günde, yardıma muhtaç bulunduğu günde onu rezil eder.
74-) Mideyi çok şişirme ahmaklaşırsın. Yaşamak için ye. Rabbine kulluk etmek için yaşa, yemek için yaşama. Semirmek için yeme. İçerisine yemek konulan kapların en şerlisi midedir.
Vücuttan düşmeyecek, vazifeden kalmayacak kadar yemeli. Midenin üçte birine yiyecek, üçte birine içecek koymalı. Üçte birini de nefes almak için boş bulundurmalı. Günde bir öğün Sıddıkların yemeği, iki öğün mü´minlerin yemeğidir. Gün bir öğün üç tâbiri, oburların uydurmasıdır. İslâmiyette böyle bir şey yok.
Lokmaları küçük al. İyice çiğne, birini yutmadan diğerini alma. Her lokmada besmele çek. Yutunca Allah´a Hamdet. Su içerken bardağın içine nefes alma. Bardağı ağzından çek de öyle nefes al.
Suyu üç nefeste iç. Bir yere yaslanarak mağrurların yediği gibi yeme, kölelerin yediği gibi ye. Sen Rabbinin sofrasında kulsun, edebe riayet et. Eğer cemaatle bir sofrada yemek yiyorsan. Önünden ye. Çeşitli yemekler varsa, canının sevdiğinden doyuncaya kadar ye. Başkasının yediğine bakma. Sofrada Önüne bak. Hırsla yeme. Yemeğin içine sinek kanadını batırmışsa, o sineği alıp atmadan yemeğe daldır da sonra at. Çünkü, onun bir kanadında zehri, diğer kanadında panzehir vardır. Evvelâ zehirli kanadını daldırır. Sinek insanlara zararlı bir
mahluktur.
Bizim görmediğimiz şeyleri Nübüvvet nuru İle gören Peygamberimiz böyle haber verdiler.
Bir kaba köpek dalarsa yâni bîr kaptan kelp yer veya içerse, hemen onu dök. Ve o kabı yedi defa yıka birisini toprak veya kumla
yıka.
Üstüne başına dikkat et necaset bulaşmasın. Abdest bozunca da iyice kurulan, elbisene idrar bulaşmasın, hem de idrar iyice kesilmeden abdest alma. Eğer, abdest aldıktan sonra bir yaşlık görülürse, abdest bozulur.
Seferden gelirken evine ansızın gelme. Mektup yaz, haber sal, (Telgraf çek, telefon et) geleceğin günü bildir.
Birini döveceksen yüzüne vurma. Birini seviyorsan sevgini ona söyle, onun da seni sevmesine vesile olur.
75-) Bir imama uyunca ondan evvel tekbir alma. İmamın tekbirinden sonra al. Bütün erkânda imamın peşinde git. Kendin imam olursan cemaatin en zayıfını düşün. Namazı uzatma. Kur´anın mânalarını kendine tatbik et. Bilmiyorsan Allah kelâmı olduğunu düşün.
İmam (SEM î ALLAH-Ü LIMEN H A M I D E H deyince; İnan ki bu sözü kulunun lisanından Allah söyledi. (RAB B E N A V E L E K E L H A M D ) de.
Rükû, sücud teşbihlerine üç defa söyle. Üçten az olmasın Fazla söylersen de olur.
Namaza girerken; vekar ve sükûnetle yürü. Uykun varken namaz kılma. Yatsı namazından evvel uyuma. Yatsı namazından sonra da konuşma hemen yat, erken kalkarsın.
76-) Müslümanlardan birini çirkin bir işte görürsen kendini değil, amelini gör. Eğer bu kerahatinde sadık isen, onun yaptığı fenalığı sen yapma. Eğer yaparsan mürâisin.
Oruçlu iken dikkat et günah işleme, Oruç Allah´ındır. Allah, seni oruçlu hâlinde razı olmadığı bir şey işlerken görmesin. Orucunu da iptâl eder.
Eğer malın varsa, menfaati devamlı olan hayırlara sarfet. Dini malumatın varsa, onları başkalarına da yay, istifade etsinler.
Yol üzerinde uyuma. Gece kabirde uyumak icap ederse, yoldan çekil; çünkü, yollarda haşarat eksik olmaz.
Bir yerde oturacak veya yatacaksan;
( E U Z Ü B İ K E L İ M Â T-l L L A H l-T TAM M A-Tİ K Ü L L î M A" MÎN ŞERRİ MÂ I I Û L İ K A) yaratılmışların şerrinden Allah´a sığınırım, de.
77-) Üç kişi bir yerde iken, ikisinin gizli konuşması veya üçüncünün bilmediği bir lisan ile konuşmaları caiz değildir.
Müslümanlar arasında dostluk, muhabbet, ülfet gerek. Her hangi bir Müslüman ı korkutmak veya onu şüpheye düşürmek İslâm kardeşliğine aykırıdır.
Horoz sesi işitince hemen Allah´ın fadlını iste. Merkep anırdığı zaman da şeytanın şerrinden Allah´a sığın. Eşek şeytanı görünce anırır, horoz da meleği görünce öter. Gökte bir melek var ki horoz şeklindedir. Öttüğü zaman yerdeki horozlar onun sesini işitir ve öterler.
Her halinde İyi niyetli olmaya gayret et. Salih amellere devam et. Hele gafiller, fasık ve facirler içinde bulunursan, onlara gelecek azabdan kurtulabilmek için, o fitnelere dahil olmadığını kalb ve azalarında isbat etmen lâzımdır.
Bir kimse aksırır da { E L H A M D - Ü L l L L Â H ) de-mezse, ona hatırlat. Yine demezse (YERHAMEKALLAH) diye ona dua etme.
Bir adamı yüzüne karşı medhedip de onu mahcub etme. Birisi seni yüzüne karşı medhederse, yerden bir avuç toprak al da Önüne döküver. Ben de diğer insanlar gibi topraktan yaratıldım ne kadrim var de.
Şafak batarken çocukları evden dışarı çıkarmayınız. Çünkü o zaman şeytanların kaynaştığı zamandır.
Yemek yerken, başka birisi sana bakmasın, ona da yedir. Hatip hutbe okurken konuşanlar olursa, onlara sus deme. Senin de Cuman batıl olur.
İftarını hurma ile yap. Hurma yoksa üç yudum su iç. İftarda acele et. Kalbini murakabe et. Bir mü´min hakkında kalbine kötü bir şey gelmişse, hemen onu izale et ve hüsnü zan eyle.
78-) Sohbetinde bulunduğun veya senin sohbetine gelenlerin rütbe ve menzillerine göre muamelede bulun. Allah´a verdiğin ahd rububiyetini İkrar edip her zaman ve her yerde ahdine vefa göster. Allah´ın âyetlerine bak, verdiği zahiri ve batını azalarını yerinde kullan, onları serde kullanma.
Peygamberlerine uy, Kur´an okuyanı dinle, tazim ile dinle. Kur´an ın İçindekileri düşün. Hadisi şeriflerin sahih olanlarını Öğren. Ashabı Kiram arasında zuhura gelen hadiselere dalma. Hepsini sev, her hak sahibine hakkını ver.
Gözünü harama baktırma, diğer azalarını da kötü şeylerden koru. Alimlere tazim et, şerlilere güler yüz göster ki onlar da düzelsinler. Hayvanlara şefkatle muamele eyle. Ağaçlan koru ve ıslah et
Sofilerin şer´i şerife muvafık olanlarına hürmet göster. Evlâdlara ihsan eyle. Kadınlara iyi muamelede bulun. Namazı huzur ile kıl. Zekâtını vakit geçirmeden ver. Büyüklerin şer´a muvafık emirlerini dinle ve itaat et. Hülâsa bütün mevcudata nasihatle muamele eyle. . .
79-) Bir şeyi iyice bilmeden, görmeden işleme. Allah yanında hükmünü bilmediğin bir şeyi körü körüne yapma. Dünyada ödenmesi lâzım olan hakları öde ki, Allah seni sevsin.
Namazda gözünü secde mahalline dik. Safların düzgün ve sık olmasına çalış. Namazda başka yere bakmadıkça Allah sana nazar eder.
Şerefli olmayan kazançlardan sakın. Meselâ kelp parası, hacamat ücreti, yüz suyu dökerek, namustan fedakârlık ederek kazanılan paralara tenezzül etme.
Bakıcı, büyücülere gitme ve böyle şeylere teşebbüs edip de para kazanmaya tenezzül etme. Kazanmaya kudretin varken sadaka alma. Allah´ın verdiğine şükret. Az, çok deme. Mü´minlerin iyi huyları olduğu gibi kötü huyları da olur, sen daima iyi huyları gör.
Allah ve Resulünü sevenlere ve onlara yardım edenlere buğzetme, bazı kimseler, o falanı sevmiyordu diye ona buğzeder; bu doğru değildir, buğzettiğin, Allah ve Resulünü seviyorsa, onların hatırı için sen de onu sevmeğe mecbursun. Amma, o senin hocanı, şeyhini sevmiyorsa, varsın sevmesin. Onun, senin şeyhini sevmemesi ona buğzetme-ni icap ettirmez.
80-) "(A L L A H ALLA H)" İsim´ şerifine devam et. Allah lâfzı şerifinin faidesi hiçbir zikirde yoktur. Başından elifi kaldınrsan ( L İ L L A ü ) kalır. Yine Esmâi hüsna´dandır. Birinci lâm´ı kaldırırsan (L E H Ü ) olur. O da Esmâi hüsnadandır ikinci Lâm´ı da kaldırırsan ( H U ) kalır ki, o da Esmâi hüsnadandır. Başka kelimelerde bu yoktur. Din´de güzel şeylerle iftihar edilir. Mushafların tezyini, Camilerin tezyinatı eşrat saafındendir, diye varit olan Hadisi şerifden ürkme, ilmi olmayan bunu tersine anlıyor.
Kıyamet alâmetlerinin hepsi mezmum değildir. Şeairi Diniyyeye tazim olmak kasdıyle yapılan şeyler makbul ve memduhdur. Duada haddi tecavüz etme. Meselâ sılai Rahım´i kat edecek dualar yapma. (Halamın, teyzemin, amcamın canını al) gibi.
Taharatte de suyu fazla israf etme. Abdest azalarını üçer defa yıka.
81-) Kur´an ı düşünerek oku. O, zikirlerin en yükseğidir. Bir sureye başlayınca, bitirinceye kadar konuşma. Bİr hastanın yanına girince ( Y A S İ Y N ) oku.
Müellif Muhiddin-İ Arabî der ki: Bir gün çok hastalandım. Baygın bir halde idim. Korkunç kimseler gördüm. Bana eza etmek istiyorlardı. Derken güzel şimali ve güzel kokulu bîr zat geldi onları hep kovaladı. Sevindim. Ve efendim siz kimsiniz diye sordum. Ben ( Y A S İ Y N ) süresiyim dedi. Gözümü açtım baktım ki, babam baş ucumda ağlıyor ve (YA S İ Y N ) şerifi okuyordu. Bitirdi. Gördüklerimi babama söyledim. Hastalarınıza ( Y A SİY N ) okuyun diye
emir var.
Ağır bir hastanın yanında bulunursan ona (LA İLAHE İLLALLAH) ı telkin et. Demezse sui zan etme. Çünkü o halde, belki başka şeyle meşguldür de senin telkinini duymamıştır
Cenazelerinizi takip ederken eğer yürüyorsan tabutun etrafında yürü. Binekli isen, arkadan takip et. Defnolunduktan sonra hemen bırakıp gitme.Biraz kabrin yanında bekle. Cenaze, kabrinin başında oturanlarla ünsiyet eder.
Su içtiğin kabın ağzını kapat. Gece lambaları söndür. Kapıyı kilitle. Şeytan kilitli kapıları açamaz. Eğer kapıyı kapatırken besmele çeker, Ayet-ül Kürsî okursan, sabaha kadar zarardan emin olursun
Dünyada bir yolcu gibi yaşa. Elindekilerin hesabını vereceğini unutma. Sana hainlik yapana sen yapma. Sana tecavüz edene sen tecavüz etme.
82-) İbadetlere neş´eli olarak başla. Eğer keselân (ağırlık) gelirse, onu bırak başka ibadete geç. Amma, farzlar böyle değil. Onların vakti geldi mi ister neşeli, isterse neşesiz ol, farzlar derhal işlenir.
Birisi, sen ibadet ederken başka, o ibadeti güzelce ifa ederken o da öğrensin diye niyet et. Riyadan kurtulursun. İhlâsına dikkat et. Halk içinde güzel namaz kılıp da tenhada felfes kılan, Allah´a hakaret etmiştir. Elinden geldiği kadar gayret et, güzelce ibadetlerine devam et.
Sakın Allah beni şaki yazdıysa şakıyım, said yazdıysa Said´im deme. Hayırlı ibadetler ve hayırlı işler yapıyorsan, Said olduğuna Allah tarafından bir müjdedir. Allah güzel ameller işleyenlerin ecrini zayi etmez.
Kabirleri sık sık ziyaret et. Yalnız kabristanda çok oturma, mezarlara ibret nazarıyla bak. Ahireti hatırla. Kabristanda Dünya işlerini konuşmak suretiyle ölülere eza etme.
Yol üstüne, gölgeliklere, ağaç altına, su kenarına, kabirlerdeki deliklere, suya, işeme. Yedi büyük günahlardan içtinap et. (Şirk, şehire, katli nefs, yetim malı yemek, riba, askerden kaçmak, namuslu kadınlara, kötü ve namuslarına dokunur sözler söylemek).
83-) Hakkı daima önde tut. Ve Allah´ın kullarına, Allah´ın muamele ettiği gibi muamele et. ibrahim Peygambere bir müşrik misafir olmak istedi, İbrahim Aleyhisselâm; Müslüman olursan misafir ederim, dedi. O da kabul etmedi. Döndü gitti. Cenabı Hak İbrahim´e; bir lokma ekmek için herifin dinini, babasından kalan alıştığı dinini terk etmesini teklif ettin. O, yetmiş senedir gâvurluk yapar, ben onu besliyorum ve rızkını kesmedim. Buyurunca, İbrahim Aleyhisselâm yola çıktı ona yetişti. Gel dedi, seni misafir edeceğim. Çünkü Rabbim senin için bana itab etti, deyince o, hem misafir oldu ve hem de Müslüman oldu.
İnsanlardan gelen ezaya sabret, tahammül et. Kimseyi hakir görme. Öfkelenince nefsine sahip ol. Aman, Allah´dan başkasına kulluk etme. Evinde bulunan hayvanlara, kedi , köpek ... ne varsa onların yiyecek ve içeceklerini ihmal etme. Onlar emanettir.
Haftanın pazartesi ve perşembe günleri amellerin Allah´a arzolunduğu günlerdir. O günlerde oruç tutarsan iyidir. Oruç tutamazsan iyi şeyler yap.
Kimseye karşı kalbinde buğz ve adavet bulunmasın. Allah, şirk gibi kalbinde buğz ve adavet bulunanları da affetmez. Bir gün gelip seni bırakacak arkadaşla da dostluk kurma. Daima seninle beraber bulunacak dostlar kazan.
Kan, kız, oğlan, ahbab, yaran, mal, mülk hep muvakkat dosttur. Seninle kabre girmezler. En samimi dostun, iyi amellerindir. Kabirde,mahşerde, her yerde senden ayrılmazlar. Dostunu bil.
Yarın mahşer yerinde en bedbaht insan, başkalarına vaz-ı nasihat etmiş de kendisini unutmuş, söyledikleri hayırlı şeyleri kendisi yapmamış, başkalarını fenalıklardan nehyetmiş de kendisi o fenalıkları işlemiş olan kimselerdir.
Helâl kazan, hırsı bırak, uykudan uyanınca gözünden uykuyu sil, hemen Allah´ı zikret. Şeytanın düğümünü çözmüş olursun. Şeytan uyu diye efsun okur. Abdest alınca ikinci düğüm çözülür. Namaz kılınca hepsi çözülür.
84-) Dehre sövme. Dehr Allah´ındır. Eğer dehriyle zamanı murat ediyorsan, zamanın elinde bir şey yoktur. İşler hep Allah´ın yed´i kudretİndedir.
Malım malım diye kasılma, senin malın yiyip bitirdiğin, giyip eskittiğin, sadaka ile elden çıkardığındır. Bunlardan başkası aleyhindedir. Nereden topladın, nereye sarfettin, niçin depo ettin diye soracaklar. Dinini öğren. Din adamı âdil olur.
Kabir azabından, Deccalın şerrinden, Cehennem azabından, hayatında ve ölümünde sana arız olacak fitnelerin şerrinden Allah´a sığın.
Peygamberimiz, namazlarının sonunda yâni, kaide-i ahiresinde bu duayı okurlardı. Kalbini ve kalbine gelenleri daima murakabe et. Şeriat terazisine ver. Onunla ayarla. Şeytan, kürsüsünü kurar da avanesine oradan emirler verir. Allah´ın Arşı da su üzerindedir. Şeytan bu hareketiyle halkı iğfal etmek ister. Şeriatı bilmeyenlerle şeytan alay eder. Ve onları çabuk aldatır.
Peygamberimiz Medine´ye teşriflerinde İbni Seyyad denilen bir Yahudi kâhini vardı. Resul-ü Ekrem ona ne görüyorsun diye sordu. Deniz üzerinde kürsü görüyorum, dedi. Resul-ü Ekrem, o şeytanın kürsüsüdür, buyurdular.
Kur´anı Kerim´de Allah´ın arşı su üzerindedir. Sizi imtihan için yâni hanginiz daha iyi işlerde bulunacak, işte o iptilâ şeytanın fitnesidir. Kendisini İlâh gibi tahayyül ettirir de oradan emirler verir. O, mü´minlerin en büyük düşmanıdır. Şeytanın şerrinden Allah´a sığın.
Bakıcı, büyücü, aldatıcı, kendine şeyh süsü verenlere inanma. Dinin gider. Elde mizan şeriattır. Ona uymayan şeyler şeytan yoludur.
85-) Devlet adamlarına dil uzatma. Kalblerde tasarruf Allah´ındır. Onların kalbi de yed´i kudreti İlâhi´yededir. Sen meşru olan emirlerine hemen itaat et. Peygamberimiz. Ulül emre itaat edin, isterse yüzü yırtık Habeşi bir köle olsa da buyurdular.
Hıristiyan bilginlerinden bir zat, İslâm ülkelerinden birine geldi. Dolaşırken,herkes koşmaya başladı, işte Sultanımız geliyor, diye seviniyorlardı. O Hıristiyan zat da bekledi. Baktı ki siyah, vaktiyle köle olduğu nişanlarından belli, yüzü yırtık, çirkin bir yüz. Yüzüne bakınca; Allah´ın varlığına, birliğine, şeriki ve naziri bulunmadığına, istediğini istediği gibi yapar olduğuna,mülkünde istediği gibi tasarruf ancak Zat-ı Ahad´iyetine has olduğuna, Hazreti Muhammed in (S.A.V.) de hak Peygamber olduğuna şahadet ederim dedi. Dediler ki; bu imanın sebebi nedir Dedi ki; Şu siyah kölenin saltanatındadır. Çünkü, zahirer bu adamın arkasına iki kişi bile düşmez. Halbuki bütün Ulema, Esra] ve iyyanı hep onun önünde elpençe duruyorlar, inandım ki Allah birdir. Kullarında istediği gibi tasarruf ediyor. Ve Habibi de Hazreti Muhammed´i de (S.A.V. ) tasdik ediyor.
Yemek ve su kaplarınızın ağızlarını kapatın. Çünkü, senede bir gece gökten veba yağar. Açık kaplara veba girer diye Hadisi şerif vardır.
86-) Misafirlerine ikram et. Hadisi şerifte; Allah´a, Ahiret gününe imanı olan misafirlerine ikram etsin buyrulmuştur. Misafirin hakkı üç gündür. Fazla kalırsa sadaka olur. Gelip geçici ise, bir günlük hakkı vardır. Misafire ikram, imânın şubelerindendir. Hayır söylemek, kötü sözlerden dili tutmak da imanın şubelerindendir.
Bir amel işlerken onu güzel yapmaya çalış. Çünkü, amelini güzel yapan emeline muvaffak olur. Güzel amel şer´i şerife uygun olan ameldir. Allah´ı görür gibi ibadet etmekliğindir.
87-) Abdestli bulun, her farz namaz için abdest alırsan güzel olur. Abdest müstakil bir ibadetdir. Gerçi başka ibadetlerin sıhhati için şart kılınmıştır, amma, istiklâline dokunmaz.
Sabah namazını kılan kimse, Allah´ın ahdine girmiştir, sakın ona dokunma. Geceleri gafletle geçirme namaz kıl. Allah´ından, Dininde, Dünyada, Ahiretinde af ve afiyet iste. Allah´dan daima hayır iste. Bir insan, sıdk ile Allah´dan şehitlik isterse, Allah ona yatağında da ölse şehid sevabı verir, diye Hadisi şerif vardır.
Hayırlı işlere başkalarını da teşvik edenler sevabda müşterek olurlar. Dünyada insanlara sürür, ferahlık aşılayan ve sıkıntılarını giderenlerin Allah, Kıyamet gününde sıkıntılarını izale eder.
88-) İcrasına muktedir bulunduğun öfkeyi yut. Allah, öfkesini yutanları ve İnsanların kabahatlerini af edenleri metheder. Peygamberimiz de, öfkesini yutanın kalbine emniyet ve imân dolar, buyurmuştur.
Halkın ihtiyacına koş, onların işlerini görmek amellerin en efdalidir. Hele düşmüşlere yardım, en büyük ibadetdir.
Allah´dan mağfiret isterken, günahlardan Allah´ın seni korumasını iste. Günahı işlemişsen cezasından korumasını iste. Allah´ın bildiği ve olduğun halin tersini gösterme. Göründüğün gibi ol. Rıfk ile muamele et. Mülayim, yumuşak olmayanlar birçok hayırlardan mahrum kalırlar.
Sana birisi bir hediye takdim ederse, ona mukabelede bulun. Bir şey vermeğe kudretin yoksa, dua ile mukabelede bulun. Amma, sen birisine hediye vermişsen, sakın karşılığını bekleme. Ve bir şey beklemediğini ona anlat. Eğer mukabele ederseniz müteessir olurum, de.
Eğer, sana bilmukabele takdim ettiği hediyeyi kabul etmezsen, memnun olacaksa o hediyeyi kabul etme. Amma, o da gönül hoşluğu ile sana bir hediye verir ve onu almayınca müteessir olacağını anlarsan kabul et.
Aman, gâvur olayım, veyahut dinimden dönmüş olayım, gibi sözlerle yemin etme. Selâmetle İslâmiyete dönemezsin. Allah´ı an, gayriye yemin etmek günahtır.
Yalan rüya uydurmak veya rüyaya yalan katmak yalanların en fenasıdır.
89-) Hakkında kötü bir şey söylemişlerse sükut et. Bunu sana söyleyene tearuz etme. Zennunu Mısri´ye Mütevekkil sordu: Sana zındık diyorlar ne dersin Dedi ki; hayır desem söyleyenleri yalancı, evet desem nefsimi yalancı yapmış olacağım bilaenaleyh sükut ediyorum, dedi.
Bir mü´mini küçük düşürecek, utandıracak şeyleri söyleme. Böyle söyleyenler cehennemin en şiddetli yerlerinde hapsolunurlar, diye Hadis-i şerif vardır. Dininle dünyayı yeme. davul, zurna çalıpta para kazanmak, din ile dünyayı elde etmekten daha iyidir.
Şundan, bundan haber veren kâhini tastık etme. Elinde, ağzında bulaşık varken uyuma. Ve kimseye düşmanlık etme. İki yüzlü olma. Ticarette ihtikâr yapına. Birisi bir yere oturmuş ve tekrar oturmak üzere bir yere ayrılmışsa, onun yerine oturma.
Av muhabtır ama, sen av peşinde dolaşma. Sana ikram olsun diye bir sandalye veya süt veya güzel koku takdim ederlerse reddetme.
Borca girerken ödemeğe niyetin sağlam olsun, ödemeğe muvaffak olursun. Eğer niyetin çürükse, borçlu kalırsın. Borçlu ölenlerin cenaze namazlarını Peygamberimiz kılmazdı.
Mü´min kardeşine üç günden fazla dargın durma. Rast gelince ilk selâmı sen ver. Hayırlı olursun, insanlar ayağa kalksınlar, karşında el bağlasınlar diye bekleme.
Şefaat ettiğin kimsenin hediyesini ve ziyafetini kabul etmek riyadır. Kabahati sabit veya haklı bir tasfiye ve azledilmiş kimseler hakkında şefaat caiz değildir. Böyle bir caniye şefaatte bulunmak, Allah´ın lâinine sebeptir. Şefaati kabul edeni de müşkül duruma sokmuş olursun. Şefaat, haklı ve hayırlı şeylerde olur.
90)Hazreti Ali Keremullahı veçhe Efendimize hitaben varit olan vasiyetlerden,
Hazretî Ali der ki: Resulullah efendimiz bana vasiyet etti. Ve Ya Ali bunları hıfzet hayır görürsün buyurdu.
Ya Ali; Cahillikten daha beter fakirlik yok. Akıldan daha güzel mal yok. Kendini beğenmekten daha korkunç yanlışlık yok. Müşavereden daha kuvvetli yardımcı yok. Yakut (sağlam bilgi) gibi imân yok. Fenalıkları bırakmak gibi koruyucu yok. Güzel huylar gibi soy sop yok. Tefekkür (düşünmek) gibi ibadet yok.
Ya Ali; her şeyin bir âfeti vardır. Sözün âfeti yalan, ilmin âfeti unutmak, ibadetin âfeti riya, zekatın âfeti övünmek, şeceatin âfeti zulüm, cömertliğin âfeti başa kakmak, güzelliğin âfeti kendini beğenmek, asaletin âfeti kasılmak, hayatın âfeti meşru olan vazifelerini yapmaktan utanmak, halin âfeti yenilik, ibadetin âfeti usanmaktır.
Ya Ali; birisi seni yüzüne karşı methederse, Allah´ın beni onların dediğinden hayırlı eyle, bilmedikleri şeylere beni affeyle, onların sözü ile beni sorguya çekme, de. Onların sözlerinden salim kalırsın.
Ya Ali, oruçlu iken, iftar ederken Allah ım senin rızan için oruç tuttum ve verdiğin rızıklarla da iftar ediyorum. de. O gün, ne kadar insan varsa hepsinin sevabı kadar sevap kazanırsın.
Oruç tutan kimsenin, Allah yanında makbul bir duası vardır, iftar ederken besmele çeker ve ey mağfireti bol Allahım, beni affeyle derse af olunur.
Ya Ali, güneşe ve aya karşı oturma, arkanı dön de otur. Güneşte de çok oturma hastalık gelir.
Ya Ali; Yâsin-i şerifi çok oku, aç, susuz, çıplak kalmazsın. Hastalık, korku, zindan görmezsin, yalnız kalmazsın, her yerde hürmet görürsün. Bir şeyin kaybolmaz. Bir hastanın başında okursan, ecel gelmişse, ölümü asan olur. Akşam okuyan, sabaha, sabah okuyan, akşama kadar emin olur.
Ya Ali; yatarken Tebareke suresini oku. Kabir azabı görmezsin, Münkir, Nekir sual sormaz.
Ya Ali;( KULHUALAH-U A H A D ) ab-
destli olarak oku. Kıyamet gününde; Ey Allah´ını metheden, kalk Cennet´e buyur derler.
Ya Ali; kötü sözlerden ve kötü gözlerden korunmak için Maşaallah de. (LâHavle. . .) oku.
Ya Ali;zeytinyağı ye ve vücuduna çal. Şeytan yaklaşamaz.
Ya Ali; yemeğe başlarken tuzla başla. Sonunda da tuzla bitir. Birçok dertlere devadır.
Ya Ali; yemeğin başında Besmele çek, sonunda da Hamd et. Sonuna kadar melekler sevap yazarlar.
Ya Ali; Evinden çıkarken Ayet-ül Kürsü´yi oku, işlerin kolaylaşır.
Ya Ali; yalnız sefere çıkma. Şeytan seninle beraber çıkar.
Ya Ali; çocuğun olursa, sağ kulağına ezan oku, sol kulağına kâmet getir. O çocuğa şeytan zarar yapamaz. Gök aylarının başında ve ortasında şeytanlar çok faal olurlar. Kendinizi koruyun, şerlerinden Allah´a sığının.
Ya Ali; Sail´i reddetme. İsterse at üzerinde gelsin, bir şey ver. Verilen sadaka sail´den evvel Allah´a gider. Sabah erken sadaka vermeli. Çünkü, belâ ve musibetler sadakanın önüne geçemezler.
Ya Ali; fakirleri miskinleri sev. Allah da seni sever.
Ya Ali;evine girince evdekilere selâm ver. Evinin bereketi artar.
Ya Ali güzel huylu ol. Böyle olursan, oruç tutanların, namaz kılanların derecesine ulaşırsın.
Ya Ali; öfkelenme. Öfkeli insana şeytan istediği şeyi yaptırır.
Ya Ali; Allah´ın affedici olduğunu unutma. Daima Allah´tan mağfiret iste. Allah, meleklerine buyurur ki: Kulum benden başka kimsenin günahları mağfiret edemez olduğunu bildi. Şahid olun. Ben kulumu affettim.
Ya Ali; yeni bir elbise giyersen, eskisini bir fakire giydir. O elbise fakirin üzerinde bulundukça Allah´ın hıfzındasın.
Ya Ali; Camiye girerken: Allah´ım bana rahmet kapılarını aç de. Çıkarken de, Allah´ım, bana rızık kapılarını aç de.
Ya Ali´; doğru, yalan ne olursa olsun, Allah´a yemin etme. Ağzını yemine alıştırma. (Yeminlerinize Allah´ı siper yapmayın.) Allah, yalan yere yemin edenleri temizlemez. Ve onlara merhamet etmez.
Ya Ali; dört şey var ki şeytandandır: Ağlamayan göz, katı kalb, uzun emel, dünya sevgisi...
Ya Ali; dişlerini temizle. Aralarında yemek parçaları kalmasın. Melekler sevmezler.
Hazreti Ali der ki: ResuluIlah a, Bakara suresinin otuz yedinci âyetindeki (Adem, Rab´binden kelimeler belleyip onlarla yalvardı. Allah da tövbesini kabul buyurdu.) Bu kelimeler ne idi diye sordum. Resulullah buyurdular ki: Allah, Adem´i Hindistan´a, Havva´yı Cidde´ye, yılanı İsfihan´a, şeytan´ı Bisan´a indirdi. Cennet´te en güzel mahluk, yılan ile tavus idi. Adem´i iğfalde şeytana yardım ettikleri için onlar da gazaba uğradılar, Hazreti Adem Hindistan´da başını semaya kaldıramadı, ağladı ve müteessir olarak oturdu. Bir gün Cebrail geldi, selâm verdi. Allah´ın selâmını da tebliğ etti. Ve dedi ki; Rab´bin soruyor ben onu kudretimle yarattım, Ruhumdan Ruh nefhettim. Meleklere secde ettirdim, Havva´yı ona eş ettim. Bu hüzün ne
- Ya Cebrail, civar-ı Rab´bı Âlâdan buraya indirildim.
- Ya Adem, şöyle dua et: (Allah´ım Muhammed hürmetine sana iltica ediyorum. Ben günah işledim, nefsime zulmettim. Beni affeyle.)
Sonra Havva ile birleşince dediler ki: -(Ey Rab´bimiz, kendimize yazık ettik. Eğer bizi esirgemezsen zarara uğrayanlardan olacağız.) dualarını yaptılar. (A´râf suresi 23).
insan, dünyada babasının yolunda gitmeli. Babamız kusurunu itiraf etti. Allah´dan mağfiret istedi. Allah da hem affetti. Hem de en büyük saltanatı ve elçiliği ihsan etti.
Şeytan, Allah´a kafa tuttu, beni azdırdın dedi,- ebediyyen mel´un oldu. Allah´a boyun eğmeli, kusurlarını itiraf etmeli, Allah´dan daima af ve mağfiret istemeli. Adem´in oğlu olduğunu böylece isbat etmeli. Şeytan suyu içip de Allah´a kafa tutanlar, nisbeti Âdem´e değil, şeytana bağlamış olurlar.
Yılanı öldür.
Ya Ali; inad olma. Sonra pişman olursun. Dilini daima hayıra alıştır. Ahiretin en şiddetli azabı dildendir.
İnsanların en büyük dertleri, hased, hırs, gazap, kizb´dir. insanların şerlisi yalnız geçen, kimseye menfaati dokunmayan, hizmetçilerini dövenlerdir.
Daha şerlisi, hayrı umulmayan, şerrinden korkulan kimselerdir.
91) Eba Hüreyre´ye hitaben varid olan vasiyetler:
Ya Eba Hüreyre; bir âyeti ezberledikten sonra unutmak, büyük kabahattir. Allah´a böyle gelme...
Ya Eba Hüreyre: Ululemr olanlara lanet etme. Allah bir kavmi ululemrlerine lanetlerinden dolayı Cehenneme attı.
Ya Eba Hüreyre; Şeytandan başkasına sövme. Temiz lisan ile ölürsen, bütün Peygamberler ve mü´minler Cennet´e girinceye kadar seninle müsafaha ederler.
Ya Eba Hüreyre; gece yansından sonra kılınan namazlar efdâldir. Bunu ihmâl etme.
Ya Eba Hüreyre; iyi şeyleri emret. Kötü şeyleri nehyet. Herkese iyilik öğret. Bir kimseyi fenalık yaparken görürsen, şahsına bir zarar gelmeyeceğini bilirsen, ona Allah´tan kork de.
Ya Eba Hüreyre; Müslümanlara güler yüz göster. Selâm ver, müsafaha et. Melekler senin için dua ve istiğfar ederler. Allah, meleklerin dua ve istiğfarlarını kabul eder.
Ya Eba Hüreyre; iyiliği küçük görme, iyilik deyince hepsini yap. Hatta acize bir testi su getirmek suretiyle olsun, iyi huyların, küçük olsun, büyük olsun karşılığı Cennet´tir.
Ya Eba Hüreyre; evinde ehli ve iyâline namaz kılmayı emret. Allah evinize bol rızık verir. Sizin eve şeytan sokulamaz.
Ya Eba Hüreyre; her Müslüman için Allah´dan mağfiret iste. Hepsi sana şefaatçi olurlar.
Ya Eba Hüreyre; sekerâtta olan bir kimsenin yanına girersen, ona Kelime-i Şehadet´i telkin et. Onun sevabları kadar sana da sevab verilir. Hatta o hastaya tevbe ettir. Tevbe telkini sıhhatte olanlara daha faydalıdır.
Ya Eba Hüreyre; ümmetime sünnetimi öğret. Ahirette nurlara gark olursun da herkes sana gıbta eder.
Ya Eba Hüreyre; misaferlere, yolculara ikram et. Hatta onları ehline tercih et. Melekler seni sıratta teşyi ederler.
Ya Eba Hüreyre; Müslümanların yollarına eza atma. Elinden geldiği kadar yollardan ezaları kaldırmaya çalış. Bir insan, yol üzerinde gördüğü ezayı kaldırır veya onu, üzerine toprak dökmek suretiyle örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.
Ya Eba Hüreyre; âmâların sol elinden tut, onları gidecekleri yere kadar götür. Bu da bir sadakadır. Sağırlara hayrı duyurmak, şaşırmışlara yol göstermek hep sadakadır.
Ya Eba Hüreyre; borcunu elinle götür ver. Melekler seni teşyi ederler. Borcunu ödeyenlere melekler dua ederler ve Allah-ü Zül Celâl onlara ummadıkları yerlerden rızıklar gönderir.
Ya Eba Hüreyre; Bir insan helâlinden mal kazanır, zekâtını verir, sonra mirasçılarına bırakırsa, o maldan yapılan bütün hayırlı şeylerde onun hissesi vardır.
Ya Eba Hüreyre; şehiden ölenlerin bütün günahları af olunur. Yalnız kul haklan, bir de namuslu kimselerin namusuna dokunacak kötü sözler af olunmaz.
Ya Eba Hüreyre; her günah, Ahirette tasadır. Bâzı günahların tasası çok büyüktür. En büyüğü başkasının malına, namusuna, canına karşı yapılan günahlardır.
Ya Eba Hüreyre; kimseyi korkutma, seni de ahirette korkuturlar. Başkalarının sana karşı yaptığı kabahatleri affet. Büyük mükâfat görürsün.
Ya Eba Hüreyre; evinin her tarafında namaz kıl. Evinin nuru gözlerde görünür.
Ya Eba Hüreyre; akşam ve sabah yemeklerinde, muhtaç akrabalarını gözet. Allah, dünya ve ahirette dostlarına ayırdığı hayırlardan sana da büyük hisseler ayırır.
Ya Eba Hüreyre; Allah´ın bütün mahlukatına merhamet et. Allah da yarın sana merhamet eder.
Ebu Hüreyre der ki: Resul-ü Ekrem efendimize; Ya Resulullah ben bir sinek suya düşmüş çırpınıyor, onu o halde görünce içimden bir merhamet hissederim dedim de, Resulullah üç defa Allah sana merhamet etsin buyurdular.
Ya Eba Hüreyre; musibetleri sabır ile karşıla. Allah´ın Rahmetine, Mağfiretine ve hidayetine erersin.
Ya Eba Hüreyre; felâketzedeleri taziye et. Köle azad etmiş gibi sevap kazanırsın.
Ya Eba Hüreyre; sabah ve akşam dilin zikrullah ile olsun. Günahın kalmaz.
Ya Eba Hüreyre; kardeşinin ayıbını gizle. Allah yardımcın olur. Kardeşine yardım et. Akraba ve komşularına iyilik et. Müslüman olursun. Dostlarına iyilik et mü´min olursun. Allah´ın farz kıldığı ibadetleri yap, Abid olursun. Allah´ın taksimine razı ol. Zahid olursun.
Resul-ü Ekrem salla´llahü aleyhi vesellem Ebû Hüreyre´ye vasiyetlerinde buyurdular ki: Ey Ebü Hüreyre, herkes korkudan tir tir titrerken korku hissetmeyenlerin, herkes Cehennem ateşinden feryat ederken rahat ve huzur içinde bulunanların yollarını tut.
Onlar kim Ya Resulullah, bana onların ahvalini bildir ki, onları tanıyayım. Onlar, ahir zamanda gelecek ümmetlerimdendirler. Onlar, Mahşere gelirken Peygamberler gibi gelirler. Karşıdan onları görenler, Peygamber zannederler. Ben onları görünce, ah ümmetlerim ah ümmetlerim, derim. Mahşer halkı, o zaman onların Peygamber değil, benim ümmetim olduğunu öğrenirler. Onlar mahşer yerinden şimşek gibi geçerler. Onların nuru, bütün mahşer halkının gözlerini kamaştırır.
Ya Resulullah, onların amellerini bana da öğret de belki ben de onlar gibi olurum, dedim. Buyurdular ki: Ey Ebû Hüreyre, onların yolu zorca. Evlerinde de her türlü yemekleri varken açlığı tercih ederler. Her çeşit elbise giymek kudreti varken elbiseye ehemmiyet vermezler. Her türlü şerbetleri içmek mümkün iken, susuzluğa tahammül ederler. Hep bunları Allah´ın rızasını kazanmak, başkalarını nefislerine tercih ettikleri için yaparlar. Hesap korkusundan dolayı Helâl olan birçok zevklerini terk ederler. Dünyada yalnız bedenleri vardır. Dünyanın süsüne kendilerini kaptırmazlar. Melekler, Peygamberler onların ibadetlerine hayran olurlar. Onlara müjdeler olsun müjdeler, dedikten sonra; Allah ını benimle onları birarada cem eyle, benim onlara iştiyakım var dedi ve ağladı.
Ve yine buyurdular ki: Allah, arzdakilere âzab etmek murat ederse, onların yüzü suyu hürmetine azabı kaldırır.
Ey Ebû Hüreyre; işte, sen de onların yoluna git. Onlara muhalefet eden şiddetli hesaba çarpılır.
92) Ashabdan Ebulderda şöyle rivayet etti:
Resul-ü Ekrem Sallâ´llah-u aleyhi vesellem buyurdular ki: Ey Nas, ölüm gelmezden evvel Allah´a dönün, meşguliyet gelmezden evvel iyi ameller işleyin Allah´ınızı çok zikretmek suretiyle aranızdaki ahdi muhafaza edin ki, saadete eresiniz. Gizli ve aşikâr çok sadaka verin, rızıklar genişlesin. Daima iyiliği emredin ki, birçok nimetlere eresiniz. Çirkin şeylerden nehyediniz ki, yardımlar göresiniz.
Ey Nas: Sizin en akıllınız, ölümü çok anandır. En zekiniz ve en iyi düşüneniniz de ölüme güzel ameller hazırlayanınızdır.
Gözlerinizi açın, akıllılığın alâmeti, dünyaya aldanmamaktır. Ebediyet âlemine doğru ihlâs ile yönelmektir. Kabir için azık hazırlamak, Mahşer yerine temiz olarak çıkmaya müstaid bir hale gelmektir.
Nasihat; Peygamber nasihati: Müjdeler olsun o kimseye ki, şerefine halel getirmeden tevazu eder. Nefsini, tahkir ettirmeden küçük gösterir. Kazandığı helâl maldan hayırlı yerlere sarf eder. Bilgin ve faziletli kimselerle düşer kalkar. Fakir ve düşkünlere merhamet eder.
İşte onlara müjdeler olsun. Yine müjdeler olsun o kimseye ki, kazancı temiz, içi temiz, dışı temiz, kimseye zararı yok. Müjdeler olsun o kimseye ki, bildiği ile amel ediyor. Malının fazlasını muhtaciyne veriyor. Sözlerinin fazlasını imsak ediyor da söylemiyor.
İki kişinin arasını düzeltmek için Peygamberimizin vasiyeti:
Ashabdan Malik´in oğlu Enes der ki: Bir gün Resul-ü Ekrem de içimizde olduğu halde oturuyorduk. Baktık ki, Resul-ü Ekrem gülüyor. Ve ön dişleri görülüyordu, Hazreti Ömer; Anam, babam sana feda olsun niye güldünüz Ya Resulu´llah, dedi.
Duyurdular ki, ümmetimden iki kişi, huzuru İlahi´de diz üstü geldiler de birisi, Allahım şu kardeşimden hakkımı alıver dedi. Rab´bül İzze de kardeşine hakkını versene deyince, Allah ım verecek hiçbir şeyim kalmadı, ne veriyim, dedi. O vakit alacaklı: Ya Rab, günahlarımı yüklensin, dedi. Resulullah´ın gözlerinden yaşlar boşandı. Ağladı. Sonra buyurdular ki, o ne müthiş bir gün ki, insan günahlarını başkasına yükletmeni ister. Ve Resul-ü Ekrem buyurdular ki, Allah Azze ve Celle alacaklıya; hele başını kaldır da cennetlere bir bak dedi. O adam başını kaldırırıp bakınca dedi ki, Ya Rab, gümüşten şehirler içinde altından köşkler görüyorum, onlar da incilerle süslenmiş. Bunlar hangi Peygamberin, hangi Şehid´in Allah-ü Tealâ, bunlar satılık. Bedelini kim öderse
ona vereceğim.
O adam dedi ki, Ya Rab, buna kimin gücü yeter, kimde var bu kadar servet Allah-ü Tealâ buyurdu ki; sende var, sen alabilirsin. Ya Rab, neyimle alırım. Alacaklısı bulunduğun kardeşini affetmekle bunları abran deyince; Affettim Allah ım dedi.
Allah-u Tealâ, Haydi kardeşinin elinden tut, beraberce o Cennetlere girin buyurdu.
Bunu Resul-ü Ekrem anlattıktan sonra buyurdular ki; Allah´dan korkun. Aranızdaki gerginlikleri ıslah edin (düzeltin). Allah da kıyamette Mü´minlerin arasını ıslah eder.
Kıyamet alâmetlerini bildiren vasiyetler:
Hazretİ Ali Keremullah´ı veçhe der ki; Resulullah Sallâllah-ü Aleyh´i Vesellem´e kıyamet alâmetlerinden soruldu da buyurdular ki; insanlar hakkı zayi ettiklerini, namazı öldürdüklerini, gördüğün zaman, birbiri aleyhine iftiralar çoğalıp yalan mubah gibi olup, rüşvet almak ve vermek âdet hükmüne girdiği zaman, binalar yüksek yapılıp, zenginlere hürmet çoğalınca, akılsızlar iş başına geçip kan dökmek hiçe sayılınca, cahil zarif, zeki; âlim, zayıf, zalim´medar, iftihar addedilince, camilere rastgele girip çıkanlar görülünce, şartlar çoğalıp mushaflar süslenip minareler yükselince, kalbler dinden harap bir hale gelince, müskirat içilip, boşanmalar, ansızın ölümler çoğalınca, fenalıklar, iftiralar, alenen yapılırsa, Allah´dan başkası adına yeminler yapılıp hainler emin, eminler hain tanınınca, içi canavar gibi olduğu halde, dışına koyun postu giyenleri gördüğünde kıyameti bekle, artık yaklaşmıştır.
Sadakaya dair vasiyet:
Peygamberimiz buyurdular ki; bir dilenci bir kadına geldi. O kadının elinde bir lokma vardı. Ağzına koymak üzere iken fakir elini uzattı. O, lokmayı fakire verdi. Bir müddet sonra o kadın bir oğlan doğurdu. Çocuk kundakta iken ansızın bir kurt gelip çocuğu kapıp kaçtı. Kadın, arkasından oğlum, oğlum! diye bağırıyordu. Allah, bir meleğe: yetiş, çocuğu kurdun ağzından al, annesine teslim et ve benden selâm söyle. Bİr lokma sadakana bir lokma ile mükâfat de buyurdu.
Peygamberimiz bir adama şöyle vasiyet etti: Şehvetlerini kıs, fakirlik kolaylaşır. Günahı azalt, ölüm kolay getir, malını önceden gön-der, ona bir an evvel kavuşmak istersin de ölümden korkmazsın. Verilene kanaat et. Hesabın hafif olur. Senin için deruhte edilmiş rızıkları toplarken, farz ibaretlerinden uzak olma. Sana ayrılan gelir, ayrılmayanı da elde edemezsin. Elinden çıkmış, fırsatı kaçmış şeyler hakkında müteessir olma. Faydasızdır.
Öyle bir şeye emek ver ki, elinden çıkmasın. Sen de orada ebedi olasın.
Peygamberimiz, Asım oğlu Kays´a şöyle vasiyet etti: Ya Kays; muhakkak izzetle beraber zillet var. Hayat ile beraber ölüm de var. Dünya ile beraber Ahiret var. Her şeyin nesabı sorulacak. Her şeyin gözcüleri var. Her iyiliğin sevabı, her kötülüğün cezası var. Her geleceğin mutlaka bir muayyen zamanı var.
Ya Kays; seninle beraber mezara girecek bir arkadaşın var ki, o diridir. Eğer o arkadaşın iyi ise, sana ikram edecek, kötü ise, seni rezil edecektir. Sonra o seninle beraber Haşre çıkacak, seninle bile baas olunacak. Sen yalnız ondan dolayı hesaba çekilirsin. Onun iyi olmasına çalış. Eğer o, iyi olursa onunla rahat yaşarsın. Eğer o, kötü olursa seni ancak o korkutur. O da senin amelin, işindir.
Vasiyet: Peygamberimiz buyurdular ki; Beş haslet bulunmayınca kişinin imanı kâmil olmaz. Allah´a tevekkül, Allah´a tefviz, Allah´ın emirlerine teslim, Allah´ın kazalarına rıza, Allah´dan gelen felâketlere sabır.
Allah için seven, Allah için buğz eden, Allah için veren, Allah için men eden imanını kemale erdirmiştir.
Vasiyet: Peygamberimiz buyurdular ki; kişi, insanlar elinden, dilinden salim olmadıkça Müslümanların sırasına, komşuların şerrinden emin olmadıkça mü´minler sırasına geçemez. Belki hata ederim diye tamamen fenalıklardan çekkin bulunmadıkça müttakıylerden sayılmaz.
Ey Nas; gece karanlığından korkan, yoluna erken çıkar. Erken çıkan menzili maksuda varır. Ömürler sona erip de dünyaya gözünü kapayınca netice belli olur. Mü´minin niyeti amelinden hayırlıdır. Münafıkın niyeti amelinden şerlidir.
Rızıklar artmaz, eksilmez, iyi ve meşru yollardan arayınız. Ömürler mahdut, uzamaz kısalmaz. Ömür bitmeden gözlerinizi açın. Ameller sayılıyor. Küçüğü, büyüğü hep karşına çıkacak. İyi amelleri çok işleyin.
Ey Nas: Kanaatte genişlik var. İktisatda maksada ulaşmak var. Çekingen davranmakta rahatlık var. Her amelin cezası vardır. Her gelecek yakındır.
Hadİs-i şerif meali : [ Hikmeti, ehlinden gayriye öğretmeyin. Hikmete zulmetmiş olursunuz. Hikmeti ehlinden saklamayın. Ehline zulmetmiş olursunuz. Zalimle uğraşmayın, faziletiniz batıl olur. Mürailik etmeyin amelleriniz boşa gider. Mevcudu men etmeyin hayrınız azalır.]
Ey Nas: Eşya üçtür. Birisinin iyiliği aşikârdır. Ona uyun. Birinin kötülüğü aşikârdır, ondan kaçının. Birisi de, ne olduğu sizce belli değildir. Onu Allah´a havale edin.
Ey Nas: Size yükte leyni, bahada ağır iki şey söyleyeyim. Dikkât edin: Sükût, güzel huy.
Peygamber vasiyeti: Haddinden fazla yemeyin. Çünkü, aşırı yemek, kalbe kasvet verir de kalbi kapatır. Azaları vazifelerinden alıkor. kulakları sağır- eder de vaaz tesir etmez olur. Haddinden fazla oraya, buraya bakmayın, Fuzuli nazarlar kalbe neva tohumu eker de gaflet getirir. Tamahı bırak, tamahdan kalbe şiddetli hırs gelir, kalb dünya muhabbetine dalar ve kapanır. Bu hal, her fenalığın anahtarıdır ve iyiliklerin batıl olmasına sebebtir.
Peygamberimizin vasiyeti: Ümmetim, Dünyada üç tabaka üzerine olurlar:
l- Mal toplamaya, yığmaya, ihtikâra rağbet etmeyenler. Onlar dünyayı şöyle anarlar: Kimseye muhtaç olmasınlar, yiyecek ve giyeceklerini helâlinden kazanıp kimseye yüz suyu dökmeden dünyayı geçirsinler. Onlar için korku ve tasa yoktur. Ahirette ferahdırlar.
2. Helâlından temiz mal kazanıp hayırlı yerlere sarf etmek, akraba ve muhtaçlara yardım etmek, onların emelidir. Helâl olmayan bir dirhemi almak, onlar için en korkunç şey, bir dirhemi meşru olmayan yere sarfetmek onlar için en kötü iştir. Bunlar Ahlrette hesaba çekilirlerse, kolay kolay azabdan kurtulamazlar. Allah´ın affı ve rahmetine mazhar olanlar kurtulurlar.
3- Helâl, haram düşünmeden mal toplamak, para kazanmak, Allah haklarını vermemek, harcadıkları yerlere israfına harcamak, hayra gelince, cimrilik edip vermemek, ihtikârdan korkmamak, bütün mevcud putları ile dünyaya dalıp gaflette puyan olanlardır. Bunların neticesi Cehennemdir.
Peygamberimiz buyurdular ki: Sizi Cehennemden uzaklaştıran ne varsa hepsini size anlattım. Sizi Cennete yaklaştıran ne varsa, onlara da sizi delâlet ettim. Ruhul Kudüs kalbime şöyle üfledi: Rızkını bitirmeden kimse ölmez. Binaenaleyh, rızkınızı kazanırken iyi, meşru yollardan kazanın. Rızkınızın biraz ağır gelmesi, sizi kötü yollara sevketmesin. Allah´ın fazlı olan rızkınızı, Allah´a isyan olan şekillerden aramayın. Allah´ın nzık hazinesine ancak, Allah´a itaat yollarından erilir. Oralardan arayın.
Herkesin rızkı var. Onu bulacak. Ona razı olana mübarek olur ve rahatlık verir. Razı olmayana rahat ve huzur vermez.
Allah´ın hazinesinde olana talip ol ki, Allah seni seve; insanların elindekine göz dikme ki, insanlar da seni seve. Yarın Mahşerde, dağlar gibi- sevapları olan insanlar gelecekler, onları Cehenneme atın denecek.
Resulullah´a sordular; bunlar namaz kılmaz mı idi Namaz kılarlar, oruç tutarlar hatta gece namazı bile kılarlardı. Lâkin, karşılarına dünya menfaati çıktı mı hemen ona çullanırlardı, buyurdular. Peygamber vasiyeti: Dünyaya sövmeyin. Mü´minleri hayırlara ulaştırmak için en güzel vasıta, dünya hayatı ile Ahiret saadetleri kazanılır. Ve Ahiretin azabından yine dünya hayatıyla kurtulunur.
Hayat, en kıymetli sermayedir. Bunun bir nefesi bütün varlıklardan daha azizdir. Binaenaleyh, bir kimse dünyaya lanet okursa, dünya da ona, benim üzerimde Allah´a isyan edeni Allah kahretsin, der. Resulullah şöyle nasihat buyurdular: Paçaları çemreyin. İş ciddidir hazırlanın, göçme zamanı yaklaşmıştır. Azıklar hazırlayın. Yolculuk uzundur. Yükler hafif olsun, yollar sapadır. Yükü ağır olan geçemez. Ey Nas: Dünyanın birçok güçlükleri vardır, imanınızı iyi muhafaza edin. İmanınızı salih amellerle kuvvetlendirin. Sabırlı ve metanetli olun ki nimetlere kavuşasınız.
93) Allah´ın kudsi hadislerindeki vasiyetler: Allah´ın dostlarına tazim lâzım. Cenab-ı Hak, dostuma hakaret eden bana ilânı harp etmiştir. Veya ben ona ilânı harp etmişimdir. buyurur. Allah´ın gazabı karşısında kim durabilir
Yanımda en sevgili ibadet nasihattir. Ey adem oğlu, hayırlın sana geliyor, senin de serlerin göklere çıkıyor. Ben sana nimetler veriyorum sen ise karşılığında günahlar işliyorsun. Her gün melekler kötü amellerini getiriyorlar. Beni düşün, ben seni her yerde görüyorum. Benden utan da hayırlı işlere teşebbüs et. Ben de muvaffakiyetler vereyim. Emirlerimi, nehiylerimi hep bana iltica edesin diye verdim. Benden kaçasın, isyan işleyesin diye değil.
Ben Gani´yim, sen fakirsin. Dünyayı yarattım, sana musahhar kıldım. Rızamı kazanasın diye. Benden ürkme. Benden kaçanı huzuruma kabul etmem. Rahmetime koymam.
Ey Adem oğlu, her gün rızkın gelir sen mahzun olursun. Her gün ömrün eksilir de haberin yok. Hâlâ gülersin. Yeteri elinde varken, azdıracak şeyler peşindesin. Aza kanaatin yok, çokla doymuyorsun.
Halin ne olacak!
Benim sevgili dostum kimdir bilir misin Cismi hafif, zevkle namazını kılar, ibadetlerini güzelce yapar. Gizli ve aşikâr her yerde kulluğunu işler, insanlar içinde şöhreti yok, parmakla gösterilmez. Kendi halinde, kazancı ile meşgul, kanaatli, ölünce arkasından ağlayanlar az, dünyada bıraktığı servet de az.
Kulum, sakın ibadetlerine benden başka bir garaz karıştırma. Eğer bir şey kanştırırsan ben orada yokum. Müşterek ameli, karışık
kalbi sevmem.
Ey Peygamberlerin kardeşi; ey mürşitlerin yoldaşı Habibim. Kullarıma söyle, evime salim bir kalble, doğru bir dil ile, temiz bir el ile, tahir bir avretle girsinler. Bir kimsenin hakkı özlerinde iken sakın evime girmesinler.
Hangi bir kulum borçlu olarak namaza durursa, o hakkı ödemedikçe namazını kabul etmem. Amma, sahibine hakkı ödenince, onun işitir kulağı, gören gözü olurum. O benim sevgili bir dostumdur. Peygamberler, Şehidler, Sıddıyklar, Salihlere onu komşu yaparım.
Allah´ın vasiyeti: Kulum, abdestini bozar da abdest almazsa, bana cefa etmiştir. Abdest alır da namaz kılmazsa, yine bana cefa etmiştir. Namazlarda dua etmezse, yine bana cefa edilmiştir. Eğer dua eder de
ben de onun duasını kabul etmezsem, muhakkak ben de ona cefa et mişimdir. Halbuki, ben cefa eden Rab değilim. Ben cefa eden Rab değilim. Ben cefa eden Rab değilim.
Gecenin üçte ikisi gidip de biri kalınca. Dünya göğünden Allah şöyle hitab eder: Beni sevdiklerini iddia edip de şimdi uyuyanlar yalancıdır. Herkes sevgilisiyle tenha kalmak istemez mi İşte ben ahbablarıma -nazırım. Onlar beni murakabeye aldılar, benimle konuşuyorlar. Yarın Cennette onların gözlerini güldüreceğim.
Benden başkasından uman, beni bilmiyor, beni bilmeyen bana kulluk edemez. Bana kulluk etmeyen gazabıma uğrar, benden gayrisinden korkana gazabını hak olur. O
Kıyamete bir insanı getirirler, kurbanlık koyun gibi Allah´ın divanına dikerler. Cenab-ı Hak sorar; kulum, sana nimetler, servetler ve saman ve rütbeler verdim ne yaptın
Ya Rab, topladım, çoğalttım, verdiğinden daha fazlasını bıraktım, müsaade buyur da getireyim, der. Cenab-ı Hak, getirdiğini göster. Yine o adam, topladım, çoğalttım, daha fazla yaptım diye mırıldanır. Hiçbir şey getirmediği görülünce, Cehenneme sürüklenir...
Cenab-ı Hak, Hazreti Musa´ya şöyle hitap etti: Biliyorsun ki mülküm zail olmaz. Bana taatı terketme. Yine biliyorsun ki hazinem bitmez, tükenmez. Rısık için gam yeme, ne biliyorsun ki, düşmanın ölmez. Emin olma. Ansızın bastırır. Benim seni affettiğimi madem ki kat´i olarak bilmiyorsun, başkasının günahlarını ayıplama. Madem ki Cennetime daha girmedin, fikrimden emin olma.
Cenab-ı Hak, Dünyaya şöyfe hitab etti: Ey Dünya, bana çalışan ve nzamı arayana benim için sen hizmet et. Sana çalışana, sen sıkıntı ver.
Cenab-ı Hak buyurdu ki; Bir kimsenin vücuduna sıhhat, maişetine genişlik verdiğim halde, aradan beş ´on gün geçer de bana dönüp kulluk vazifesini yapmazsa, o adam mahrumdur.
Daima Allah´dan korkmalı. Cenab-ı Hak, ibrahim aleyhisse-lâm´a, çok korkuyorsun neden bu korku diye sordu, ibrahim, Ya Rab, nasıl korkmayayım. Adem babam sana en yakın idi. Kudretinle yarattın. Ruhundan nefhettin. Meleklere secde ettirdin. Bir isyanla da civarından çıkardın, deyince; Cenab-ı Hak, İbrahim´e şöyle vahyetti:
Bilmez misin Ya ibrahim. Dostun dostuna karşı isyanı çok şiddetlidir.
Cenab-ı Hak, Davud aleyhisselâm´a da şöyle vahyetti: İsrail oğullarını şehvetlerine düşüp her arzu ettiklerini yemekten korkut, yemesinler. Şehvetlerine bağlı bulunan kalbler. benden mahcuptur.
Cenabı Hak, Hazreti Musa´ya şöyle nida etti: Ey Imran oğlu, sana sığınanı me´yus etme. Senden isteyeni de mahrum etme.
Bir gün Musa, kırda seyahat ederken, bir doğan, güvercini, kovalıyordu. Güvercin Musa´nın omuzuna İndi. Doğan güvercine hücum etmek istedi. Güvercin yeğine girdi. Doğan, Ya İmran oğlu beni mahrum etme, rızkıma mani olma. Güvercin feryad etti: Ya Imran oğlu ben sana sığındım beni koru. Hazreti Musa, pek çabuk müptelâ oldum, dedi ve bıçağını aldı, baldırından kesip doğan´a vermeye kasdetti. O zaman dediler ki: Acele etme biz, Rabbinin elçileriyiz. Ahdini, Sadakatini, Bağlılığını görmeğe geldik...
94) Hayır ile mevsuf ol. Başkalarına hayrı tavsiye edip kendini unutanlardan olma. Arif ol. Allah´ından kork. İrfanı anlatanlardan olma.
Salihlerden birisinin kardeşi öldü. Rüyasında gördü. Ne oldu, diye sordu. Cennete girdim. Yiyip içip geziyorum, diye cevap verdi. Canım ben sana onları sormuyorum. Rabbini gördün mü dedi. Hayır dedi. Onu ancak bilenler görüyor.
Müellif Muhiddin´i Arabî der ki: O zat hemen bize geldi, anlattı. Ve bize bu hususta bana mürşit ol diye rica etti. Bir müddet bizimle kaldı. Keşif ve şuhud yoluyla irfan tahsil etti. Kelâm ulemasının delilleri gibi değil...
Kardeşim: Söz ebesi, başkasını avlamak için konuşan, kalbi karışık, fesat, hile, kibir, hırs, tamah, buğuz ve adavetle dolu, ameli nifak ve riya, arzusu dünyada zevk ve sefa ile yaşamak olanlarla arkadaş olma. Sana Allah´ı anlatan içine Allah sevgisi aşılayan, haliyle sana vâazeden kimselerle arkadaş ol.
Sakın, sana lisanı ile iyi şeyleri tavsiye edip kendi nefsinde tatbik etmeyenlerle düşüp kalkma.
Kalbi kararmış, taş gibi olmuş, merhametten eser kalmamış, gafil kimselerle olma. Cisimleri dünyada, ruhları Muhalli Alâ´ya bağlı kimselerle ol.
Sakın, başkalarının ayıpları ile meşgul olup da kendini unutma Bu hal, kalp körlüğü getirir. Kalbi Mahal-li Alâ´ya bağlı bulunan, dedikodu bilmez olur. Başkalarını tedavi edip de, kendi hastalığına bakmayan doktor gibi olma.
Allah´ı her şeye tercih edin. Daima doğruluğu iltizam edin. Allah´ı bütün kalbinizle sevin. Onun kapısına devam edin. Ölümü hiç unutmayın. Hesaplı hareket eden kârlı olur. Hesapsız olanlar delalette kalır. Sonunu düşünen kendini korur, iyilik eken sevinç kaldırır. Kanaat edip şükredenin azı, israf edenin çoğundan çok hayırlıdır. Dışını insanlara, içini Allah´a bağla. Herkesle hoş geçin. Ulemanın huzuruna varırken cahil olarak var. Yâni ilmini unut. Zahitlerin huzuruna varırken dünyayı bırak da var. İrfan ehlinin huzuruna varınca sükût et. Böyle yaparsan, bunların sohbetlerinden istifade edersin. Bir Ehlidil´e musabip olursan, ilme dair notların falan varsa, onları imha et. Bildiklerini unut, bildiğin yerde inat edip durma, kendinden geç.
Eğer, kalb âleminde seyre başlamışsan, sakın hiçbirinde eğlenme. Gördüklerini hep unut. Efendinin sırrını da ifşa etme ve daima; Ya Rab, ilmimi artır, diye dua et. İhtiyaçlarını daima fakirim diye iste. Sakın, kendinde varlık görme. Allah´a fakrile, zillet ile gidilir. Allah, kullarına şöyle hitap eder:
[ VARLIĞINI BIRAK DA BANA ÖYLE GEL]
Ey Allah dostluğu isteyen, îmânını daima murakabe et ve güzel amellerle onu tezyin et.
Bir insan sana söğerse düşün. Söğdüğü şey sende varsa ona kızma. O kötü sıfatından vazgeç. Söylediği kötü şey sende yoksa, bu bana bir İhtardır ki muhabbetten fazla sevgi göstermek, nifak alâmetidir.
95) İnsan adaleti evvelâ kendi nefsinde tatbik etmeli. İnsana yakışan ne kadar güzel şeyler varsa, onları doğru bir şekilde kendine
mal etmeli.
Zulüm: insana yakışmayan şeyler yapmağa denir. Adalet Hakkın terazisidir. Hakkın razı olmayacağı tarafa meyil caiz olmaz.
İzzeti, şerefi Allah´dan bekleyeni hiç Bir kuvvet zelil edemez. Allah´a iyice bağlanmış olana şeytan zarar yapamaz. Azla iktifa eden çoktan müstağni olur. insanlardan istifna eden, iflastan emin olur. Musibet anında sabır en büyük nimettir.
Baniyi, bekçidir. Oluruna razı olmak, başkasına yüz suyu döktürmez. Amellerin efdalî, sevap temin eden, balların en faydalısı, şükürle karşılanandır.
Gelen devlete itibar etme o, bir gölgedir. Çeker gider. Servete itimat etme o, bir misafirdir yann göçer. İyi insan, kimseye eza etmeyen, kavi insan nefsine hakim olandır. Mü´min hile bilmez; münafık, fesad saçar. Haya kalktı mı belâ gelir. Herkes arzusu peşinde gezer, amma ölüm de onun peşini bırakmaz. Faydasız ilim, şifasız ilâca benzer. Güzel ilim, amel ile beraber olandır. Sükutun güzeli, yaramaz sözlerden sükuttadır.
Cahile isyan et kurtulursun. Akile itaat et kazanırsın. Vasiyetsiz yatma, isterse vücudun sıhhatte olsun. Ve genç ol. Olacak olur. Ölüm ansızın gelir. Bir insan içini güzel yaparsa, Allah onun dışını güzel kılar. Bir insan ahiretini güzel yaparsa, Allah, onun dünya işlerini güzel yapar.
Bir insan, Allah ile arasını düzeltirse, Allah onun insanlarla arasını düzeltir.
96) Geçmiş Peygamberlerden birinin hikâyesi. O Peygamber, Allah´ın tekliflerini ve onlarla imtihanın hikmetlerini çözemedi. Halbuki, Cenab-ı Hak o Peygambere ve bütün kullarına bu tekliflerdeki esrarı tefekkür etmeyi emretmişti.
Halvethanesine çekildi, tefekküre daldı ve Rabbi Alâ´ya sırrile, lisanıyle, bütün varlığı ile şu derdi döktü.
Ya Rab: Beni sormadan yarattın. Biliyorum ki, benimle istişare etmeden de Öldüreceksin. Ya Rab: Beni muhayyer bırakmadan emirler verdin, nehiyler ettin. Aynı zamanda beni hayırlı şeylerden alakoyan hevayı hevesi (nefsani arzuları) bende yarattın. Sapıncı şeytanı bana musallat ettin ve benliğime şehvetler diktin. Gözlerimin önüne süslü bir dünya koydun. Sonra da beni korkutuyorsun, menediyorsun, şiddetli azablarla beni tehdid ediyorsun. Buyuruyorsun ki. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Sakın hevayı hevese uyma, seni benim yolumdan sapıtır. Şeytandan da kaç. Seni aldatmasın. Dünyaya da aldanma, şehvetlerinden de uzak dur. Seni, arzu ve emellerin fenalıklara sürüklemesin. Maişetini helâlından kazan. Eğer helâlından kazanmazsan mes´ulsün. Ahireti unutma. Dünyadan nasibini unutmadığın gibi, Allah, sana nasıl ihsan etmişse, sen de öyle ihsan da bulun. Sakın yer yüzünde fesat çıkarına. Ahiretten yüzünü çevirme, ne dünya kalır ne de Ahiret. İşte şaşkınlık da o zaman olur.
Ya Rab: Bir birine zıd çekici kuvvetler, karşılıklı haller bir arada ne yapacağım ne işleyeceğim, nasıl Hidayeti bulacağım, işlerimde hayretteyim, bir çare bulamıyorum.
Ya Rab: Bana yol göster, elimi tut. Doğru yola delâlet buyur. Kurtuluş yollarına ulaştır. Yoksa helak olacağım,diye niyazda bulununca; Allah´ü Zül Celâl şöyle vahyetti:
Ey kulum: Bana yardımın olsun diye, sana emirler vermedim. İşlerse bana zararı dokunacak diye de nehyetmedim. Belki sana emrettiğim şeyler hep senin faiden için olduğundan sana emirler verdim. Çünkü, ben senin Rabbin, Mabudun, Yaratıcın, rızıklarını veren, seni yoktan var eden, daima seni koruyan, Sahibin ve yardımcın olduğumu düşünesin ve bunları böyle bilesin de yanlış kapı çalmıyasın diye emrettim. Şunu da unutmayasın ki, emrettiğim şeylerin hepsinde benim, muavenet, kabul ve hidayetime, kolaylık ihsanıma, inayetime muhtaçsın. Yine bilesin ki, nehyettiğim şeylerin hepsinde korumama, muhafazama muhtaçsın.
Senin, küçük, büyük, gizli, aşikâr bütün işlerin, bana gizli değildir. Şunu da iyi bil ki, sen, benim fakirimsin, her zaman bana muhtaçsın. Ben sana mutlaka lâzımım. Bensiz yaşamana imkân yok. İşte bunu böyle bil. Bil de benden yüz çevirme. Başka şeyler seni benden meşgul etmesin. Beni unutma. Benden başkasıyla meşgul olma. Belki her vakit benim zikrimde ol, beni an.
Bütün işlerinde hep İhtiyaçlarını benden iste. Yapacağın bir işte bana hitap et. Gizli yerlerde bana yalvar. Her yerde beni gör, beni düşün, Bana bağlan. Bana tap, başkasına değil.
Bil ki, nerede olursan ol ben seninle bileyim. Sen beni görmesen de ben seni görürüm.
Kulum: Bunları böyle düşünüp inanınca, sözlerimin hak olduğu sence kafi olarak kabul edilince, tavsif ettiğim şeylerin sahih olduğuna sence kanaat getirilince, her şeyi arkana atar, bana, yalnız bana dönersin.
İşte o zaman, seni bana yaklaştırırım, kendime ulaştırırım. Sana büyük rütbeler veririm. Benim dostlarımdan, seçkinlerimden olursun. Cennet´imde, civarında, Meleklerimle beraber, faziletli, ikramlı, sevinçli, ferah, nimetlere gark olmuş, lezzetler içinde, emin ve ebedi yaşarsın.
Kulum: Sakın bana karşı kötü zanda bulunma, ikram ve cömertliğimden başka bir şey hatırına gelmesin. Önünden geçmiş nimetlerimi, devamlı ihsanımı, içinde bulunduğun hayat ve sıhhat nimetlerimi düşüm.
Düşün bir kerre, sen, hiçbir şey değil iken, seni biz yarattık; hem de güzel bir surette yarattık. Bak, sana hassas bir kulak, keskin bir göz, her şeyi anlayan havas, zeki bir kalb, parlak bir anlayış, temiz bir zihin, lâtif bir fikir, fasih bir lisan, kavi bir akıl, tam bir bünye, güzel bir şekil, sahih bîr âza, kâmil âlât, itaatli azalar... verdik. Sonra sana, konuşma, söz söylemeyi ilham ettik.
Menfaatleri, mazarratları, eşya üzerinde ne şekilde tasarruf edeceğini, san´atları, işleri ilham ettik. Senin gözünün önünden perdeleri kaldırdık.. Gözünü açtık ki Melekut âlemine bakasın, gece ve gündüzün cereyanını ibretle göresin. Devreden felekleri, seyreden yıldızları göresin.
Sana vakitleri ve zamanların hesabını da öğrettik. Ayları, seneleri, günleri bu sayede bilesin diye... Karada, denizde bulunan mâdenleri, nebatatı, hayvanları hep sana musahhar kıldık. Onlarda şahane bir tasarrufa maliksin, istediğin gibi onlara tahakküm edebilirsin.
Kulum : Vakta ki senin aşırı taşırı gideceğini, hâin, zalim, mütecaviz olduğunu bildim ve gördüm de sana hadler çizdim. Hükümleri, kıyasları, âdetleri, adaletli. Hak ve sevabı, hayrı ve mağrufu, güzel âdetleri öğrettim ki bunları bilmekle nimetlerin devamına, azab ve felâketlerin define çalışasın.
Kulum : Yine bana karşı kötü zanda bulunuyorsun. Hak ve lâyık olmayan şeyleri benim hakkımda düşünüyorsun.
Kulum : Emrettiğim şeylerden bir iş sana güç gelirse hemen:
(LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLÂ BlLLÂH-İL ALİYYÜL AZlYM)
İsyandan kurtuluş, ibâdetlere muvaffakiyet, ancak Allah´ın himayesi ve yardımı iledir de.
Arş´ımı yüklenen meleklerime yükleri ağır gelince onlar böyle derler.
Sana bir musibet gelirse: (İNNÂ LİLLÂH-İ VE l N N´A İLEYH-İ RÂCİUN)
Biz Allah´ın kullarıyız dünyada ve bütün işlerimizde, ahirette ona rücu ederiz de- Temiz kullarım ve dostlarım hep böyle derler .
Eğer ayağın kayar da bir günah işlersen, baban Adem´le anan Havva´nın dediklerini sen de de:
(RABBENA ZALEMNÂ EN FÜSENA VE İN L E M TAGFIRLENA VE TERHAMNA LENE-KÖNENNE MİN-EL HAŞİRİN)
Ey Rabbimiz biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz bizi esirgemezsen herhâlde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız de.
Sana bir iş müşkül görünür, bir karar veremezsen, doğru yolu arar da bulamazsan, dostum İbrahim´in dediklerini sen de de.
Meal: O Rab ki beni yaratıp doğru yolu gösterendir, Bana
yediren, İçiren odur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yargılayacağını umduğum O´dur. Rabbim bana bir hükmin ihsan et. Beni salihler zümresine kat.. Benden sonrakiler için de benim için bir güzel nâm ver. Beni nâim-i Cennet´in vârislerinden kıl.. Babamı da yarlığa çünkü sapıklardandır.
Kulların kabirlerinden kaldırılacağı gün beni rüsvay etme. O
günde ki ne mal fayda verir, ne de oğullar... Meğer ki Allah a küfür ve nifaktan tamamen salim bir kalb ile gelenler ola. Sana bir musibet isabet edince: Hazret-i Yâkub´un dediği gibi: ( l N N E M A ESKUBESSİ V E HUZNI İ L A L L A H) Ben taşan kederimi, mahzunluğumu yalnız Allah´a şikayet ederim.
Eğer beşeriyet hâli bir günah işlersen: Musa aleyhisselâm´ın dediği gibi (HAZA MlN AMEL-İŞ ŞEYTÂN
N N E -H U ADÜVVÜN MUDİLLÛN M Ü B I Y N ) O şeytanın işlerindendir, O hakikat şaşırtıcı apaçık bir düşmandır, de.
Eğer bir günahtan seni korumuşsam; Hazret-i Yusuf un dediği gibi: (VE MÂ ÜBERR1Û NEFSİ İ N - N E N NEFSE LE FMMÂRETÜN B 1-S SÛI l L L X M Â K A H l M E RABBİ İNNE RABBl GAFURUN R A H İ Y M) Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefs olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir, muhakkak. Meğer ki Rabbimin esirgemiş bulunduğu bir nefs ola. Zira Rabbim çok yargılayıcı çok esirgeyicidir.
Allah seni bir sıkıntı ile imtihan etmişse; Hazret-i Davud´un yaptığını sen de yap. O Rabbisine yalvararak hemen yere kapandı.
Allah´ın günahkâr, hata eden kullarını görürsen, onlar hakkında ne hüküm vereceğini de bilmezsen; İsa aleyhisselâm´ ın dediği gibi de. (EĞER KENDİLERİNE AZAP EDERSEN ŞÜPHESİZ ONLAR SENİN KULLARINDIR. EĞER ONLARI YARGILARSAN KİM NE DİYEBİLİR.) Mutlaka sen galib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin. Eğer Allah´a istiğfar eder, Allah´ın affını istersen; Muhammed aleyhisselâm ve ensarın dediklerini de: (EY RABBlMİZ, UNUTTUK VEYA YANILDIYSAK BİZİ SORGUYA ÇEKME. EY RABBİMİZ, BiZDEN EVVELKİ ÜMMETLERE YÜKLEDİĞİN GiBi AĞIR YÜKLERİ BİZE YÜKLEME. EY RABBİMÎZ, TAKAT GE-TİREMEYECEĞİMİZİ BİZE TAŞITMA, BİZDEN SADIR OLAN GÜNAHLARI SİLİVER, BAĞIŞLA, BİZİ YARLIĞA, BİZİ ESİRGE, SEN BİZİM MEVLAMIZSIN. ARTIK KÂFİRLER GÜRUHUNA KARŞI DA BİZE yardım EYLE)
Eğer işin sonundan korkar, nasıl sona ereceğini bilemezsen:
(R A B BE N A LA TUZİĞ KULÜBEN A) dan (EL M I A D ) da kadar olan duayı oku. Yâni Ey Rabbimiz, bizi
doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi Hak´tan saptırma. Bize kendi canibinden bir Rahmet ver. Şüphesiz, bağışı en çok olan sensin. Ey Rabbimiz, muhakkak sen vukuunda hiç şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olansın. Şüphesiz Allah verdiği sözden caymaz.
97) Ömer ibni Abdülaziz ve İbrahim Ethem´in vasiyetleri: Gözünü aç, dünyanın devamı az. Aziz´ i zelil, zengini fakir genci ihtiyar, dirisi ölü, yakında sana da arka çevireceğini bildiğin halde şimdilik sana doğru gelişine aldanma, aldanmış, bedbaht işte buna aldanandır.
Şehirler kuran, nehirler açan, bağ ve bostan yapanlar nerede Onlar da sıhhatlerine, güçlerine, kuvvetlerine güvenen insanlardı. Onların da neş´e ve zevklerini görenler imreniyordu. Kara toprak onları ne hâle getirdi! Yolun, onların diyarına uğrayınca bir sor. Zenginlerin serveti ne olmuş Fakirlerin fakirlikleri kalmış mı O bülbül diller, ahu gözler, zemin vücutlar, güzel yüzler ne olmuş Kurtlar mı yemiş Allah ın hükmü, fermanı onları o hâle koymuş. Bizler de onlar gibi olacağız. Dünyanın muvakkat hayatına aklanmayalım. Orası için hazırlık yapalım. Sonra pişmanlık fayda vermez.
98) Ömer İbni Abdülaziz´in bir vaazı:
Ey Nas; Allah sizi faydasız boş yere yaratmadı. Sizin için bir son merhale var. Orada Allah hükmünü verecek. Allah´ ın rahmetinden mahrum kalanlar zararlarını anlayacak, saadet-i ebediye diyarı olan Cennet´ten mahrum olanlar hüsran-ı ebediyeye dalacak.
Azı çoğa, fâniyi baki´ ye, korkuyu emniyete tercih edenler pişman olacak.
Siz bir zamanlar bugünkü mezar olanların sulbünde idiniz. Yarın sizin sulbünüzdekiler de sizin sandalyelere oturacaklar. Siz de mezar olacaksınız.
Bu âdet, sonuna kadar devam edecek.
Her gün ve her gece, hayatını bitirenler sevdiklerinden ayrılmış kabre giriyor. Amelleriyle baş başa kalıyor. Gözünü aç, ölüm gelmezden evvel hazırlıklı bulun. Sonra nedamet fayda vermez.
Başkasına değil, yalnız Allah´a el avuç açan şerefli yaşar. Sen de helâlden kazan, kendi kazancına razı ol. Dünyayı temiz geçir. Ebedi neşeye erersin.
99) Vasiyetlerin en faydalısı ve en doğrusu Kur´an vasiyetidir.
Bak, birkaç tanesini yazayım. Diğerlerini de sen Kur´an dan yâni aslından dinlersin. Bakara suresinden:
Arzda fesat çıkarmayın. Müslümanların inandığı gibi inanın. Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize İbadet edin. Allah´a eşler koşmayın.
Odunu, çırası insanlarla taşlar olan ateşten sakının. Ahdimi yerine getirin. Ben de sizin ahidlerinizi yerine getireyim.
Yalnız benden korkun. Size verdiğim nimetleri hatırlayın. Size gönderilene imân edin. Onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın.
Ayetlerimizi az bir paha ile değişmeyin. Ancak, benden korkun. Bilip dururken Hakkı bâtıla karıştırıp da gerçeği gözlemeyin.
Namaz kılın, zekât verin. Cemaate devam edin. Hem sabır ve hem de namazla Hak´tan yardım isteyin.
Öyle bir günden korkun ki, hiç kimse kimsenin namına bir şey ödeyemez. Ve ondan herhangi bir şefaat kabul olunmaz. Ondan bir fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
Arzda fesat çıkarmayın. Allah´tan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzellikle söyleyin.
Dosdoğru namaz kılın, zekât verin. Affedin, iyilik yapın. Yapmış olduğunuz şeyleri hep Allah´ın huzurunda bulacaksınız.
Müslüman olarak ölün. Hayırlı işlerde yarış yapın. Beni anın
ben de sizi anayım.
Bana şükredin, küfretmeyin. Arzda bulunan şeylerin helâl, ve temiz olanlarını yiyin. Şeytana uymayın. Ramazan ayını görünce hemen oruca başlayın.
Dualarınıza icabeti benden bekleyin. Mallarınızı aranızda haksız şekilde yemeyin. Allah yolunda cömertlikler yapın.
Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. Ahirete azık hazırlayın.
En hayırlı azık takvâ´dır.
Ey akıllılar benden korkun. Dünyanın neresinde olursan ol namazda yüzünü Kabe´ye çevir. Şafak sokene kadar yiyin için. Şafakla oruca başlayın. O orucu tâ kaş kararıncaya kadar (güneş batana kadar) devam ettirin.
Evlere kapılarından girin. Allah´a şirk eden bir kadınla evlenmeyin. Müşriklere de kızlarınızı vermeyin. Hayz hâlinde kadınlara yaklaşmayın.
Allah huzuruna edeble dikilin. Verdiğiniz sadakaları başa kakmayın. Sadakayı başa kakmak suretiyle iptal etmeyin. Kazançlarınızın güzel ve temizlerinden infâk edin. Pis şeylere tenezzül etmeyin
Kendin sevmediğin şeyi başkalarına da verme. Allah´tan korkun. Eğer faizle bir para vermişseniz kat´iyen faizini almayın. Yalnız verdiğiniz parayı alın. Öyle bir gün gelecek ki hep o gün Allah a döndürüleceksiniz. O gün herkese kazandığı şeyler tamamen verilecek. Onlara haksızlık edilmeyecek. İşte o günden korkun.
Muayyen zamanlar için borçlandığınızda onu yazın. Onu yazan kâtip âdil olsun. Bildiğiniz şeylere şahitlik ederken şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse onun kalbi günahkârdır.
Hayriye, sair Nâbî\´nin aruz vezniyle yazdigi manzum bir ögüt kitabidir. Bir divan edebiyati sairi olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle taninir. Sair bu eserini oglu Ebü\´1-Hayr Mehmed Çelebi adina yazar ve muhatap da ogludur. Kitap kendi dönemi için oldugu kadar günümüz için de sasmaz ve degismez dersler, ögütler ve nasihatlerle doludur. Kitabin diger önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatini yansitmasiyla da tarihî bir vesika olusudur.
Hayriye kaleme alindigi günden itibaren çok sevilmis ve en çok okunan kitaplar arasina geçmistir. Nabi, bu eserinde hiçbir makam ve mevki ayrimi gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karsi çikmis ve insanlara devamli bir ümit ve yasama sevki vermis, hayati güzellestirmeyi hedef edinmistir.
Hayriye\´nin yazildigi dönem (1700) Osmanlinin inise geçtigi yillara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmustur. Yeniçeri kazan kaldirip isyan etmektedir. Halk bu kargasadan oldukça payini almaktadir. Devlet idaresinde kaht-i rical yasanmaktadir, yetersiz kisiler idarede söz sahibidirler. 18. yüzyilin baslarindan itibaren devlet çarki laçka olmustur. Sik sik padisahlar degismekte, azledilmektedir. Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmustur, bir önceki gün aranir hale gelmistir. Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmalari halk adetâ kaniksamis durumdadir. Gün gelmis, gece sokaga çikmak bile bir cesaret halini almistir. Anadolu\´da iç isyanlar basini almis gitmistir. Halk perisan ve çaresizdir. Böylece Osmanli içte ve dista hayatî mücadele vermek zorunda birakilmistir.
Bu menfi sartlarin yaninda müsbet hizmetler, halkin refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor degildir. Iste Nâbî gibi edib ve sairler; ilim ve hikmet ehli çesitli sekillerde bozukluklarin önüne geçme çabasi içindedirler. Hayriye bu hayirli tesebbüslerden sadece birisidir ve o günün yaralanmis Osmanli toplumu için bir ilâç hükmünü almistir. Kitap elden ele, dilden dile dolasmis ve âdeta içilerek okunur hale gelmistir.
Günümüz sartlari ve gidisati gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettigini görecegiz. Üç asir önceki Osmanli toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu ayni dertlerle muztarip ve ayni tedavi sekillerine muhtaç haldedir. Hayriye\´den yaptigimiz seçmeler bu çerçevede gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktir.
Manzum halde Islâm harfleriyle yazilan Hayriye, degerli ilim adami Doç. Dr. Iskender Pala tarafindan yeni harflere geçirilmis ve anlasilir, sade ve tatli bir Türkçe ile sadelestirilmistir. Bedir Yayinevi tarafindan da güzel ve temiz bir baski ile 1989\´da yayinlanmistir.
Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye\´nin daha çok günümüze isik tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptik. Kitapta beyitler sayfanin üst kisminda, tercüme ise çizginin altinda numaralanmis sekilde yer almaktadir. Biz numaralari vermedik. Sadece tercümesi yapilan ve numaralandirilan her beyti birer paragraf halinde sunmaya çalistik. Bu arada okuyucuya kolaylik saglamasi için de yazarin kendi bölüm basliklarindan ziyade ara basliklar çikararak kisa, ara bölümler halinde vermeye çalistik.
Ögütlerin yazilis sebebi
Ey isteklerimin sevinç artiran çeragi! Ey Aziz ve Celil olan Allah\´in bagisi ogul!
Bendeki özelliklerin ve sahsî erdemlerin hepsi sende ayniyla mevcut.
Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok sükür, ben de o bakimdan zararda degilim.
Bunlardan biri, güzel yaratilisinin kokusudur. Edebe dair alametler ise sende yaratilistan mevcut...
Lâkin babanin bu söyledikleri de evladina fazladan bir tesirde bulunsun.
Kulaklarina bir küpe olsun diye ve sana akillica bir sermaye olmasi için.
Ey babasinin cani! Istedigim, bunlarin her zaman kulaginda küpe olmasidir.
Dilerim ki bunu, canindan da nazik tutasin ve bir an bile yanindan ayirmayasin, aklindan çikarmayasin!
Bunun feyzi mahser gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de baskalarini kusatsin.
Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve \"babamin yadigâridir\" diye anasin.
Böylece sen ölünce lütfunla ruhumu sad edesin ve bir dua ile beni daima hatirlayasin.
Islediklerinin daima sonunu düsün ve böylece din evin onarilmis olsun.
Islâmin bes temeli
Islâm yapisinin bes temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi.
Bu binanin içinde olan kisi rahattir. Disi ise fenaliklarin ayaklari altinda kalmistir.
Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanik ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet.
O saatte Allah huzurunda el baglayip hatalarindan dolayi göz yasi dökmek ne saadettir.
Secde için alnini yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imis bir gör.
Eger Islâmin degerini gerçekten anlayabilseydin, namazi kilmak için bir an bile gecikmezdin.
Gerçi senin yasindaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sirri açiklayayim.
Çalis ve gayret göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksin.
Ey parlak ay gibi olan ogul! Eger namaz kilacak olursan elif gibi düzgün durmalisin.
Rükûya vardiginda da dal harfi ortaya çikar. Bu söz Peygamber simdir, bilesin!
Ey harikulade ruh ogul! Insan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandiginda da mim harfinin daire sekli görünür.
Anla ki \"Namaz kilmayan kisi, hiç âdem olur mu \" sözündeki sirlar sana açilir.
Oruç bir rahmet sofrasidir
Ey babalik baginin seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi ogul!
Hasta olmadiktan ve vücudun halsiz kalmadiktan sonra Ramazan orucunu sakin geçirme.
Oruç, Allah\´in kullarina bir lütfudur. Orucun mükâfatini bizzat Allah verir.
Oruç bir rahmet sofrasidir. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir.
Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez.
Oruç, Allah\´in ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sifatina bürünmektir.
Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur.
Ta gecenin karanligi uzadigi bir vakitte günesin parlak yüzük tasi, senin agzina mühür vurur, yeme içme kesilir.
Artik kendi nurun parlamaya baslar ve kötü amellerin gece karanligina gömülür, affedilir.
O ne saadettir ki dudagin kapali oldugu için, yeme-içme olmadigi için bütün beyhude islerden uzaklasmissindir.
Kabe yoluna git
Ey can güllügünün taze yetismis gülü! Ey bilgi ve anlayis dimagini kokularla donatan ogul!
Yola çikacaksan mutlaka Kabe yoluna git. Gayesiz bosuna yapilmis bir yolculuk cehennem atesine götürür.
Hacer-i Esved, Allah\´in sevgili kullarinin, öperek sifa bulduklari bir tastir.
Günahlardan minnetsizce yikanip temizlenmek için Altin Oluktan rahmet dökülür.
Zemzem suyu ferahlik verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara sifa verir, günahlarindan arinmalarini saglar.
\"Lebbeyk\" sadalarini çikaran nefesler göklere dogru uydular gibi yükselir, giderler.
Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki Allah\´in evini tavaf edersin.
Arefe günü, yarligayici Allah\´in, insanlari hesap için topladigi kiyamet gününden bir örnektir.
Arafat\´in o berrakligi ve ter temizligi, satir satir günahlarin affi için berat yazmaktadir.
Orada günahtan kararmis defterler yikanmis, paklanmis ve orada günaha esir olanlar azat olunmustur.
Ihramlar içindeki hacilarin olusturduklari gümüs halkanin üstünde Rahmet dagi bir yüzük tasi gibi durur.
Ey ogulcugum! Eger sen Kabe\´nin etrafini tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktasi sana kendini gösterecektir, karsiligini kiyamette alirsin.
Malini muhtaçlardan esirgeme
Ey sadefin kulak süsleyen incisi! Ey seref hanedaninin hayirli halefi ogul!
Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile birakma. Zekâtini ver ki malin bereketi ve hayri olsun.
Zekâta ayrilan o mal Hazret-i Allah\´in hakkidir, sen de edasini ihmal etme.
Zekât, fakirlerin hakkidir. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malini kirletmeyesin.
Zekâtini verdikçe Allah\´in emri üzerinesin ve Allah senin o malinin birine on verir.
Malinin zekâtini vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz.
Malin telef olmasi, zekâtini vermemektendir. Ayrica zekâti vermemek bazi musibetlere de hedef olur.
Dine uyularak verilen zekât, malin tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katinda kabul topragina ekilmis olur.
Serpilmis tohum yerden fazlasiyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir.
Fakirligi ve zenginligi yaratan Allah, zekâti da fakirlere tahsis etmis.
Her seye kadir olan Allah\´in seni zengin yaratirken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardir.
Fakirlerin hakkini kesme. Senesi geldikçe zekâtini ver.
Ayrica sadaka vererek de zekâtini tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktir.
Sadakadan elde edilecek sevabin siniri yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardir.
Fakirler zenginlerin aynasidir. Nitekim her sey ziddi ile vardir.
Eger Allah\´in takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydi, bunu degistirmeye gücün yeter miydi
Fakirlik olmayinca zenginligin güzelligi ve çekiciligi kalmaz. Iste Allah bunu böyle yaratmis.
Nimetin sükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel olusuna süs yine fakirliktir.
Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtini kime verirdin
Fakir, zekâti almaktan kaçinirsa üzül, alirsa da memnun ol, sevin.
Zekât, senin ikbaline ve varligina bir vesiledir. Bunu da Allah tarafindan sana verilmis bir nimet ve lütuf kabul et.
Allah\´in verdiği nimete sükretmesini bil ki ekmegin ve suyun ziyadelessin.
Fukaraya merhamet nazariyla bak. Sertlikle konusma, cömertlik et.
Malini muhtaçlardan esirgeme. Allah\´in sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir.
Kapini, fakirlerin bos dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün oldugu kadar ihsanda bulun.
Acikmisi doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayirlidir.
Senin elinden bir açin doymasi, nice camiyi tamir ettirmenden yegdir.
Bir susuza su vermen, her yil Kabe\´yi ziyaret etmenden daha hayirlidir.
Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir.
O geçim mali ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarini karsilarlar...
Ve o mal sahibi ne saâdetlidir ki bin yere azik gönderir.
Bir fakire yardimi dokunan kisi gerçekten dine layik kisidir ve o kisinin hayri baskalarina da geçer.
Sakin fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçinma.
Ihsanda bulunarak çocuklari sevindir. Gönüllerini alarak kalplerini mamur et.
Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yarali gönüllerine merhem olursa...
Eger gidisatini düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakin ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile sükrünü eda et.
Gerçi sükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes sükreder, ama sen yine de can u gönülden sükret.
Hem gizli gizli ve çok çok sükret; hem de ayni sekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun.
Allah\´in kullarini aç, elbiseye, ekmege ve yiyecege muhtaç görünce ihsan kapisini sakin kapatma ve sana hacetini bildireni sakin geri çevirme.
Misafire ikram et
Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan her seyle sofrani donat.
Misafire kiymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirligin sanina yakisir ikramda bulun.
Misafir kaba saba bir kisi bile olsa sabir göster ve bir tatli dil ile hatirini yap.
Misafirin gözünü hasret çektigi seyden perdeleme ve isteginin imkâni varsa onu ondan esirgeme.
Misafirin gönlünü bos kuruntulardan kurtar. Isteginin yerine getirilmesi için imkânlarinin hepsini kullan.
Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde degilse o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalis.
Yaptigin hayri basa kakma
Fakirlere lütuf ve ihsanda bulundugunda riyakâr davranmamak da ayrica tesekküre deger.
Eger fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardım ettigini yalnizca Allah Teâla bilsin.
Yaptigin hayri sakin basa kakarak bosa giderme, Karsindakinin utanmasina meydan verme ve ancak kendin utan.
Nice insanlar yardım istemekten utanirlar. Senin vazifen bu durumda olanlari arayip bulmaktir.
Nice ikbali ile asagilik olmus kisiler vardir ki bunlar kendi felaketlerinin ayaklari altina düsmüslerdir.
Öyleleri de vardir ki fakirlik kösesinde ayaklar altinda kalmistir da bir sey isteyip dilenemez.
Iste böyle kisiler için sen bir çare ulastiran ol, ki bu hareket altin tavan yapmakta daha iyidir.
Bu islerdeki inceligi anla ki aslinda yaptigin hayir senin kendinedir.
Eger yardiminda karsindakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayri ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider.
Kimsesizlere yardım dagitmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür.
Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekistirirler ve bir noksanin varsa onu anlatirlar.
Ilimlerle kendini donat
Ey edeb çimenligini süsleyen fidan; ey babasinin gönlüne ve gözüne nur bagislayan ogul!
Gece gündüz serefli mukaddes, ilimlere çalis ve hayvan gibi cahil kalma da ilim ögrenen ol.
Ilim Allah\´in sifatlarindandir ve dolayisiyla tüm sifatlarin en yücesi ilim sifatidir, ilim her seyin üstündedir.
Ilim ögrenmeye çalis ve bilgililerin bilgisi ol. Resûl-i Ekrem efendimiz ilim ögrenmenin farz oldugunu söyledi.
Yine o ilim sahibi Peygamber dedi ki \"Besikten mezara kadar ilim ögreniniz!\"
Nur diyarinin sultani ilim hakkinda \"Rabbi zidnî\" (Rabbim, ilmimi artir) istegine memur oldu.
Öyle bir ilim sehrini arayip bul ki kapisi Peygamber\´in (a.s.m.) damadi Ali olsun.
Varligin yüzünün süsleyicisi ilimdir. Var ile yoku bilme yolu, yine ilimdir.
Ilim ilâhî bir sofradir. Ilim Allah\´tan insanlara bir bagis, bir bahsistir.
Deger ve yücelik rabitasi ilimdir. Gönül berrakligi ve agirbasliligin sebebi ilimdir.
Ilim, büyüklük ve mertebenin güvenligi ve koruyucusu; ilim, dogrulugun ve talihin kopmayan bagi...
Ilim, sahili olmayan bir denizdir ki onun içinde âlim geçinenler gerçekte cahildir.
Allah, cahillik için \"ölüm\", ilim için \"hayat\"tir dedi. Sen de sakin ölü gurubuyla ayni durumda olma.
Cahillik ile ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasitasiyla birbirinden ayir.
Çesitli ilimler ile kendini donat, zihnini doldur. Belki bir gün ona ihtiyacin olur da kullanman gerekir.
Bir seyi bilmek, soruldugu zaman \"Ben onu bilmiyorum\" demekten daha güzel degil mi
Peygamber efendimizin (a.s.m.) insanlara telkini \"Ilim Çin\´de de olsa gidip aliniz.\" hadîsidir.
Ilmi ehlinden ögren
Bir seyi ehlinden ögren ve bunu yaparken utanma. Çünkü her seyin âlimligi, cahilliginden daha iyidir.
Bir seyden habersiz olan câhil nerde; her seyi bilen nerde! Hiç gören ile âmâ bir olur mu
Ne kadar ululuk ve maddi üstünlük bulsa da câhile mevki ile yücelik gelmez.
Cehalet insana bir belâ zindanidir ki içine düsenler ondan kurtulusun yüzünü görmez.
Ilim, varligin; cahillik ise yoklugun kaynagidir. Hiç var ile yok beraber olabilir mi
Ilimle ugrasmak kadar yüce bir is olmadi. Ilimden de hiç kimse elem görmedi.
Yaratici olan Allah\´in sifatlarina sinir olmadigi gibi ilmin serefine de bir son yoktur.
Sakin ilmin dis kabugunda kalma. Mânâlarin özüne ulasmaya bak.
Ilmin dis kabugunda kalmak, kusun tek kanatla uçmaya kalkmasi gibidir. Onun için sen de ilmin disinda kalmayip içine dogru yönel.
Nitekim yürünüp geçilen yer, evin disidir. Oturulup durulacak yer ise o evin içindeki halvettir.
Hiç denizin sahilinde inci olur mu Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzim.
Dilinde ve gönlünde Allah olsun
Ey varlik ve vücud mecmuasinin seçkin nüshasi, ey sifat aynasinin süslü ve yakisikli resmi ogul!
Bu ögüdümü kulagina asili bir küpe eyle: \"Sakin kimseye fazilet satmaya kalkma!\"
Insani hakikate yaklastiran, Allah yolunda yüce mertebelere ulasan kisilerin temiz nefesleri, sözleridir.
Eger devrinde mürsid-i kâmil bulunmazsa, sana Kur\´an bir mürsid olarak yeter.
Arif ol, sakin ham sofu olma; gayret göster de yakin sirrina, Allah ilmine erenlerden ol.
Allah seni Kendisini bilmen için ve Ona candan kulluk etmen için yaratti.
Asil lâzim olan dünya denilen bu evin sahibidir (Allah\´tir). Cahiller ise sahibi yerine evini isterler.
Evin sahibi senin olasiya kadar gece gündüz çalis ve bunun için pervane ol.
Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun. Ugruna can verdigin yer, yine Allah\´in yüce dergâhi olsun.
Cennet ümidi ve Cehennem korkusu ile çalisma. Ey gerçegi gören kisi! Cennet ve Cehennemin asil sahibini isteyip bul.
Kendini ara, bul! Sen kimsin Kim oldugunu idrak et ki iki âlem sana apaçik görünsün.
Âmâ o kisidir ki hakikat kapilari kapandigi zaman varliklari hakikatleriyle göremez.
Peygamberlerin övüncü Hazret-i Peygamber (a.s.m.) bile, hakikatler kendisine açilsin diye duada bulunurdu.
Her gördügüne istek duyma
Kimseye ihtiyacini arz etme de, minnet yükü altinda egrilme.
Istegin için agzini sakin açma; dilenme sözleriyle dudagini bulastirma.
Sana ayrilmis olan rizik elbette seni bulur. Öyleyse açgözlülükten ele geçen yalnizca yüzsuyu dökmektir.
Sana takdir olunmamis rizik ele geçmez; sana ayrilmis olan da asla baskasina gitmez.
Kiymetini bilip harcamayan için yüzsuyu, bengisudur ki Nil ve Firat nehirleri onun bir damlasina bile susamislardir.
Kiymetini yücelt, bayagi olma. Her gördügüne istek duyma!
Kimin elinde ne var ki isteyesin. Onu yahut bunu \"bana ver!\" diyesin.
O kul da Allah\´in ihsanina muhtaçtir ve Allah\´in bagisina baglanip kalmistir.
O acizin lütfedecek hali mi var, yahut sana bagislayacak mali mi var
Allah, lütfunu herkese karsilik beklemeden verir. Kulun mülkiyeti ise arada yalnizca bir vasitadir.
Gerçi sebebi terkedip bagista bulunmamak sevap degildir, ama sebep, müsebbibsiz hiçbir ise yaramaz.
Sana rizik olarak verilen seyin seni bulmasi için birinden istemeye ihtiyacin oldugunu sanma. Baskasindan isteyip de bos yere mihnet ve sikinti çekme.
Allah\´in sana bahsedecegine güven ki rizkin, sana kavusmak için senin ona olan askindan daha büyük âsiktir; sen ona yürürken o sana dogru kosar.
Allah\´in verdiği ile yetinip evciginin kösesinde rahat yasamak hostur.
Hakkin ve ruhsatin olmadan bir mala el uzatma. Halini bilecek olan, senden daha büyük ve bilgili olan Allah\´tir.
Rizkina kanaat et
Rizki veren Allah\´in sana ayirdigina gönlünü bagla, razi ol ve her ne verdiyse ona kanaat et.
Rizki hikmetle veren Allah, senin halini bilir ve rizkini, ihtiyacin oldugu anda gönderir.
Senin rizkin sadece herhangi bir mal dolayisiyla degildir. Rezzâk olan Allah, baska sebeplerle de sana rizik ulastirir.
Para, yenilen sey degil, sadece rizkini saglamada bir vasitadir. Sonuçta yenilecek sey, yine Allah\´in yarattigi nimettir.
Eger altini ve gümüsü harman etsen; ekmek, pirinç ve yagin yerini tutmaz, altin ve gümüsü dislerimizle yiyemeyiz.
Fakirlik seni hiç korkutmasin ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç birakir mi
Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama.
Ey babasinin cani! Eger sana birisi birsey verirse sakin alma, doygun ol.
Gözünü ve gönlünü zengin tut. Lütfen açgözlü ve asagilik olma.
Ancak sana ikram eden gerçekten sadik dostun olursa ve külfetsiz karsiliksiz ikramda bulunursa kabul et.
Sen de o dostuna karsilik ver ve onu ikram ile mükâfatlandir.
Vefa elini vadeye açik tut. Kime bir vaadde bulunursan yerine getir.
Zimmetinde bulunana ve himmete vade vermeyi borç bil. Vadettiginden geri dönmeyi kisiligine kusur say.
Söyledigin az, manasi çok olsun
Dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkini ara yerden kaldirip atmis olmayasin.
Bunlar samimi dostlar için nefret sahibi olur. Sonunda mutlaka bir kötülüge sebep olur.
Latifenin bile ki zarif ve nükteli olursa güzeldir bir tarafi yanar ates gibidir.
Hele hele dostlarin kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz.
Kasten yapilmis keskin basli kirici bir latife, dostlarini agzina kadar dolu bir çekisme içine sürükler.
Zarif kisilerin latife dedikleri sey, yerinde söylenmis cilveli güzel sözdür.
Söyledigin az, mânâsi çok olsun ve asla kimsenin gönlünü incitmesin.
Söyledigin söz, gönül bagindan yeni koparilmis bir gül olmali, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmali.
O söz, gül kokusu gibi gönülleri açmali ve gönüllerden kinleri gidermeli.
Gönüllere vuslat müjdesi gibi olmali, onu isiten ragbet ile sevke gelmeli.
Böyle olursa latife ne güzel. Eger böyle olmazsa onu terketmeyi amelin hayirlisi say.
Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma. Bunu yapmak akilli kisiler için bir ayiptir.
Dedikoduculuk ve baskasini kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok. Üstelik günahi, diger suçlardan da fazla.
Bunlari yaparsan dostlarin senden emin olamazlar ve adin anildikça senden nefret ederler.
Dedikodu ve baskasini kötülemek, onu yapan kisiyi de kötü andirir. Zaten bu tip kisilerin nasibi de yoktur.
Allah seni bu tür islerden koruya. Temiz kalpli ve rahat canli olasin ey ogul!
Herkesle iyi geçin
Ey yol ve yordamin üstün vasiflarinin bakis dikicisi, ey red ve kabulün manzarasina bakan ogul!
Komsularina egri bakisla bakma! Mahrum ve düskünlere iltifatta bulun!
Konu komsuyla iyi geçinerek onlarin hakkini gözet! Kimse senden incinmesin!
Tek basina bir lokmaya agiz açma, yediklerinden onlari da faydalandir.
Sana ihtiyaçlari oldukça onlara yardım et, civarini düskünlerin siginacaklari bir yer haline getir.
Kimseye kin ve düsmanlik gütme. Iyi geçinmeyi terk etmeyi de âdet edinme.
Öfke, hiddet ve kin gösterme! Kimseye alnini kiristirarak bakma!
Herkesle iyi geçin! Cimri de olsa herkes ile gönlün hos olsun!
Dostlanrinin haricinde bir kimse de olsa onlari incitme! Hoyrat teklif ile kalplerim kirma!
Kimse senin suratindan muzdarip olmasin! Bütün dünya iyi huyunun esiri olsun!
Kimseyi eziyet ile incitme! Hatta sana eziyet etse bile onu azarlama! Dostlarina yar ol, yük olma! Kötü huy ile kalplerini kirma!
Eziyet ile kimsenin canini sikma, gönüllerini yapmaya çalis, sakin yikma!
Sakin kimseye karsi iddiacilikla direnme! Böylece inatçilardan Settâr (ayiplari örtücü olan Allah) seni saklar!
Bir baskasi için vâsi, kefil ve vekil olup haksizlik yüzünden dünya ve ahirette zelil olma!
Mahkeme salonuna hiç yolun düsmesin. Sakin basini kuru kavgaya bulastirma!
Insanlarla kavga ve çekisme halinde olanin eline rahatsizlik ve sikintidan baska birsey girmez!
Kimse ile inatlasma ve kimseye ayak direme ki bunlar, düsmanlik atesini tutusturur!
Kötü is için adimini atma ve bir elin daima hayirda olsun!
Padisahin (idarecinin) kapisina sikâyet dolayisiyla varma, sana kötülükte bulunani Allah\´a havale eyle!
Elin gögsünde bekle ve dervis tavrinda ol! Böylece gam yemez ve dertsiz tasasiz olursun!
Huyca zengin ol
Ey hayat denizinin en birinci incisi; ey güzel vasiflarin seçkin örnegi ogul!
Mahrum oldugun iyi huylari bir say hele! Sonra da mülayim gönüllü ve dervis yaratilisi ol!
Huyca zengin, aliskanlikça alçakgönüllü ol da böylece kurtulus gülistanina kök sal!
Çatik kas ve karisik alin, suratini burusturmak, iyi ahlâka hiç de uygun düsmez.
Ahlâkça iyi yaratilisli ve mesrebce genis olmak, kalp aynasina parlaklik verir.
Güleryüzlülük rahmet alametidir. Surati eksitme ise nefrete sebep olur.
Kötü huy, kötü aliskanlik ve kötü mesreb, sahibini, ebedî olarak istenmeyen kisi yapar. Baskalari ondan kaçarlar.
Her kimin ki isi büyüklenme olsa, gidisati ve hareketleri baskalari tarafindan hazmedilmez.
Gururlu olmak seytanin sifatidir. Gururlu kisi tipki seytan gibi Allah katinda kovulur.
Büyüklenen kisilerle oturup konusma. Bu tip kisilerden daima kaçin.
Eger onlarla bir arada bulunmak kaçinilmaz olursa, artik çaresiz sen ona karsi tevazu göster.
Gerçi akilli kisiler seker gibi tatli bir söz söyleyip \"Sana karsi kibirli olana sen de kibirli ol\" dediler.
Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüge çikar. Onun için sen yine de onu tevazu ile savustur.
Kibir ve gurur insanin yaratilisinda mevcuttur. Bunlar müzmin bir hastalik ve bir nasir yarasidir.
Bu vadiye düsen kisi iflah olmaz. Onun kötü hastaliklari düzeltilmez.
Sakin mertebe ve makam sarhosu olma; Allah\´tan gelen kötü seylere de karsi durmaya çalisma.
Kimseye büyüklük taslama
Büyüklük ve ululuk, Allah\´a aittir, kullarda bu sifatlar bulunmamali.
Yaptigin her sey kullara yakisir sekilde olsun. Allah\´i gücendirecek bir seye sakin elini uzatma.
Sende kibir ve gurur göründügü zaman Allah, boyunu ikiye büker, sirtini yere getirir.
Tutalim ki merteben dokuzuncu kat göge çikmis olsun, sonuçta yine de Allah\´in alelade bir kulusun.
Sertlik ve kabalikla halki kapindan kovma. Kimseye el ve etegini öptürme.
Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun etegini öpülmekten uzak tut.
Insan olarak sana düsen, yüzünü yere sürmendir. Hele el-etek öptürmek de asla kula düsmez.
Kendin için ayip olan bir seyi aklindan bile geçirme, elinde oldugu müddetçe sakin basa geçme, idareci olma.
Gerçekte devlet idareciliginin davacisi çoktur, onun için o makamda senin kiymetini bilemezler diye korkarim.
Sakin kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlik yapmasin.
Edep insanin süsüdür
Halka yumusaklik ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla bulus ve sakin onlara, ayaga kalkma külfetini yükleme.
Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakin takisma.
Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin sayginligina sebeptir.
Utanma duygusu iman nurunun süsüdür. Utanmazlik ise dünya ve ahirette ne yaman seydir.
Yolu yordami iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatinin nasil tazelesiverdigini gör.
Edep insanin süsüdür. Edepsiz ise seytanin arkasindan gidendir...
Hazret-i Allah hâzir ve nazir, her yerde daima mevcud ve her seyi görücü iken, sakin Ona karsi edebini terketme.
Peygamberler sözüne uyup \"Basit de olsa her kisinin yüzüne gül.\"
Peygamberler meslegini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmustu.
Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin. Âlemin övüncü olan Peygamber dedi ki: \"Hikmetin basi yüze gülmedir.\"
Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve asagiliklara karsi yüze gülme siperini terketme!
Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kisilerin yüzüne gülmekten daha saglam bir kale olamaz.
Rüzgâr gibi her yere girip çikma, günes gibi de her kapiyi dolasma.
Herkesi sirrina ortak etme
Ehli olmayan kisilere sirrini açma. Âdilere, layik olmayanlara da meclise girmeleri için yol verme!
Herkesi sirlarina ortak edinme; sirrini pazarlarda satilan süs mali haline getirme, pazara düsürme.
Herkesin sözünü sadakatle ve dostça söylenmis sanma; lakin herkesi de iki yüzlü kabul etme.
Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma, nefsini kirmaktan, körletmekten da sakin geri kalma!
Yüzüne karsi yapilan övgü ve medih, elbette gösteris pisligine bulasmistir.
Seni yüzüne karsi söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastaligindan bir farki yoktur.
Bu kisiler senden ümidi kestikleri andan itibaren bayram bile olsa artik kapini çalmaz, yanina ugramazlar.
Bir söyle, iki dinle
Ey ogul! Baskalarinin evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildigin yere degil, hürmet ehli olanlarin evine git.
Vardigin meclis dogru yolda insanlarla dolu olmalidir, fesat ve kötülük kumkumasi olmamalidir.
Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalidir.
Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düsürür.
Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak!
Sözünü mümkün oldugu kadar kisa tut ki, inci ve mercan gibi degerli olsun.
Söz söylerken sana \"söyledigi az, mânâsi çok\" hikmetinin mânâsi bir gidis yolu olsun.
Insanlarda bir dil, iki kulak vardir. Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle.
Gerçi çok konusan hafiflik eder, bos konusur; buna karsilik, dinlemeyi tercih eden agir baslilik eder.
Sözü ne kisa, ne de uzun söyle. Sözün ne zaman söylenmesi gerektigini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne agir.
Irfan ve olgunluk metaini teraziye koyan bilgeler dedi ki: \"Çok söz ancak Kur\´an\´a yarasir.\"
Söyledigin sözü tekrarlama, bir seyi iki defa söyleme.
Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah\´tan bagislanmayi isteme sözü olmalidir:
Zikir yaparken alenen dudaklarini kipirdatma, zikir ve Allah\´i anis gizli gerektir.
Kimsenin ayibini yüzüne vurma
Riyakarlik meclisine asagilik kisiler katilir, ondan elde edilen sonuç da fenaliklarin yagmalanmasi olur.
Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et.
Kimsenin ayibini yüzüne vurma; bir kisi ayipli da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle.
Asla kimseyi cahillikle suçlayip da Allah\´in yarattigi bir insani ayiplandirma.
Aman ha! Kimseyi ayibiyla ayiplama! Böyle bir seyin sonucu ebedî bir tasa olur.
Ilim cevherini sana bagislayan Allah, sana ilmi; ona da cehaleti uygun bulmus.
Bu, Allah\´in hikmet rabitasidir, kudretin adilce verdiği kismetidir.
Bu söz dudaklarinin bir süsü olsun: \"Kimsenin ahim alma, halin yaman olur.\"
Cefa ve sitem isini terket. Aman ha! Kerem et de kötü bir is olan kalb kiricilik yapma.
Cancagizim! Hele ne yaparsan yap da, tek kalb kirici ve kesin dilli olma.
Hatir yikmak günahlarin en büyüklerindendir, hatta bütün günahlarin en kötüsüdür.
Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatir yapmaya çalis da Allah\´in Ars\´ini harap etme.
Hiç Yüce Allah, mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarina razi olur mu
Kalbinde hileye yol verme
Ey söz meziyetlerinin sayfasini okuyan, ey olgunluk mektebinden dersler ögrenen ogul!
Bosbogazligi ve ikilik çikarmayi aliskanlik edinme ki bunlar baglilik sarayini berbat ederler.
Kalbinde hileye sakin yol verme. Budala olabilirsin, saf olabilirsin, ama sakin pinti olma.
Ah o hilekarlik ve düzenbazlik! Aman ne kadar da istenmeyen birer istir. Onlari yapan kisiye kazandirdigi ise sadece ortaligi karistirmaktir.
Bunlar seytanin islerine yol gösterir, bu isin cezasi da zindandir.
Hile yaparak fitneler koparanlar, hayir için bir zerrecik bile agizlarini açmazlar.
Böyle kisiler diger insanlar tarafindan ayiplanmis olurlar. Yaptiklarindan ellerine geçen ise, hayir ve bereketten mahrum kalmaktir.
Bu kisilerin kazandigi ve ele geçirdigi tek sey kötü söhrettir. Üstelik günleri de gam ve sikinti içinde geçer.
Su atasözü halk arasinda meshurdur ki: \´\"Hileci kisiler kolay kolay can veremezler.\"
Haksizlik, nifakçilik, sözünde durmama, dedikoduculuk, kötü düsüncelilik ve kötü ahlak... Hepsi, cehennem ehlinin sifatidir ve imanli kisiler için kötü hareketlerdir.
O din serveri Peygamber (a.s.m.) dedi ki \"Müslüman, halkin dilinden ve elinden emin oldugu kisidir.\"
Ey iyilik sahibi olan kisi! Imanli kisilerin irzi, mali ve kani, insanlara Allah\´in birer emanetidir.
Borçtan çok sakin
Ey babasinin cam! Su sözümü kulagina küpe et: \"Borçtan çok sakin... Borç insani perisan eder, eger kisi Eflatun kadar akilli bile olsa, borç onu deliye döndürür.\"
Borç kültürlü insanlari aptal eyler, hatta kisiyi, kahramanlarin en kahramani bile olsa kadin gibi korkak eyler.
Borçlu kisinin vücudu sihhatli, ama içi hastadir. Borçlu, alacaklisinin karsisinda da boynu bükük bir köledir.
Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canini teslim edecegi anin gelisi gibidir. Borcunu veremedigi için çarptirildigi hapis cezasi ise ölülerin mezari sayilir.
Hele alacaklisi da ser bir kisiyse, her gün kafasini düsünce ve kederlerle doldurur.
Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanin belini büker.
Alacaklisi faizi de dahil, borcun ödenmesini istediginde \"Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin\" der ve yalanci sahitleri de yardima çagirir. Yani borcun faizini ödemekten aslini ödemeye firsat kalmaz.
Bu yolla borçluyu cefaya sürükler ve zavalli dertliyi bir de halka rezil eder.
Ey gözümün nuru! Bu tür borçtan Allah Teâlâ seni korusun.
Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi. Borçsuz olarak aç ve çiplak yatmak, borçlanmaktan iyidir.
Rehinsiz ve kefilsiz sakin kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlasmazlik çikar.
Halkta Allah korkusu azalmistir, onun için, baltalama ve inkâr, hemen hazirdir.
Bazi güçlü kisiler de vardir ki haklinin hakkini vermemekte üstlerine yoktur. Bu kisilerin yaptigi is inkâr ile inkarlarini ispat için ettikleri yemindir.
Sonra bu hengame giderek büyür ve senin hakkini sana vermez de hakimlere rüsvet olarak yedirir.
Er kisi yalana tenezzül etmez
Ey cömertligin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlik okulunda edeb ögrenen ogul!
Yalan ve asli olmayan seyi sakin söyleme ki kendi söz sabahinda parlaklik olsun.
Er olan kisi, yalana tenezzül etmedigi gibi yalanin kötü sonucuna da tahammül etmez.
O kötü kisi ne utanmaz ve arlanmazdir ki, yalan ile agzini pisletir.
Yalanin ki asli olmayan bir sözdür Islâm inancinda girecegi bir kapi yoktur.
Bütün islerin bozuklugunun asli, yalandir, Akil sahibi kisiler onu yapmaz.
Ancak gayesi, düsmanlari ortadan kaldirmak olan yalani söylemek kötü degildir.
Yoksa her yalan söz, aykiriliklarin özüdür; zaten böyle söz de bos lakirtidan baska bir sey degildir.
Yalan söyleyen bu tip kisilerle dostluk kurmaktan sakin ki onunla sohbet etmekten dolayi kisiye Cehennem atesi isabet eder.
Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultani Hz. Muhammed (a.s.m.) dedi ki \"Bir agizdan yalan söz çiktiginda... O
taraflara kötü bir koku yayilir ve oralara melek inmez... Yalanin söylendigi yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayi melek ugramaz.\"
Inkarcinin inkâri çok kuvvetli olmazsa, kendi sözünü yeminle kuvvetlendirmeye kalkma.
Nice insanlar var ki yalan söyleyip asli olmayan seyler anlatarak övünürler.
Sonra da yalanini tasdik ettirmek için yemini, sözün dogrulugu hususunda sikica baglanmis bir kemer haline getirirler.
Allah yolunda ilim yapmis ugurlu kisiler, can verirler, ama yine de Allah adi vererek yemin etmezler.
Ancak bilgisiz cahiller, ahmaklar ve inatçilar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalisirlar.
Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüsüz ki her sözlerinde üç kere yemin ederler.
Çok yemin edenler imanli kisiler degildir. Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalanciliklarinin sahididir.
Bundan daha igrenci, nice hirsiz ve kötü kisilerin yalanlari ile âdeta veli imis gibi hareket etmeleridir.
Bunlardan bir çogu, güya kerametlerinin söhretine parlaklik vermek için yalan rüyalar uydururlar.
Asli olmadigi halde takva ve dogruluk satanlar iki âlemde kurtulus yüzü görmezler.
Baharda gezintiye çik
Ey Allah\´in yarattiklarini temasa eden ogul; ey akillilik ticarethanesine dünyaya nazar eden ogul!
Gezip dolasma mevsimi olan bahar aylari gelince gezintiye çik.
Bazan yesillikle dolu yerlerde dolas ve Allah\´in rahmetle ortaya koydugu esere bak.
Allah\´in yaptiklari hakkinda gözünü dört aç ve gör ki O, ölü topragi, bahar mevsiminde yagmurlar ile tekrar diriltmis.
Yesilliklerin, kirlarin kirmizisi, sarisi ve beyazi hep o yesillikleri ortaya çikaran Allah\´a isarettir.
Kirlarin taze fidanlarinin salinislari, insanin gönlünde keder birakmaz.
Gül bahçesi taraflarindan akan o tatli sular, cosku kusuna kanat ve telek yetistirir bitirir.
Dere kenarinda yesillikler ne güzeldir, yasemin renkli selvilerin cilveleri ne hostur.
Güzel sesli bülbülün nagmeleri, insana can bagislar.
Insanligin, nefsin çektiyse kuslarin sakimalarini da dinle...
Gece sabirla sabaha kavusur
Ey ebedî yücelige dogru kosan; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren ogul! Islerinde acele etme, sabret. Sabir kapi üzerinde duran, sikintilardan sonraki sevinç anahtaridir.
Sabir ile düsmanlar dost; yol kesiciler yol gösterici olur.
Her isin dügümünü çözen sabirdir. Karanlik gece bile sabreder de sabaha erisir.
Sabûr Allah\´in isimlerinden biridir. Sabir sonsuz hikmetlerden bir hikmettir.
Hikmetler söylemede sekerler yiyenler \"Sabir, sikintidan sonra gelen sevincin anahtaridir\" dediler.
Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onlarin sahibi olan Allah\´a karsi inleyici bir âsik ol.
Seher vaktinde yatma da uyanik ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada.
Gaflet elinde oyuncak olma
Ey olgunluk denizinin incisinin soyundan gelen ogul! Su söyleyecegim inciler kulagina küpe olsun:
Asla oyuna ragbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasin.
Tavla ve satranca gönül baglayici olma ki bunlar insana sikinti sermayesi olurlar.
Gerçi onlari bilmek bilmemekten iyidir, ama bunlarla ugrasmak da bosuna ve gereksizdir.
Onlarla ugrasmak yerine insan gibi söyle Allah\´in huzurunda ise yarayacak seylerle mesgul ol.
Kur\´an okumak, zikredip salavat getirmek varken vaktini oyuna harcama.
Allah\´in insanlara gerçek bir lütfü olan nefes hazinesi adi hevesler ugruna harcanirsa yaziklar olsun.
Irfanin varsa anla ki, dostlarin, \"Vakit nakittir\" diye söyledikleri iste budur.
En tatli zamanlarin mayasi, degersiz seylerle ugrasirken yagmalanmis olursa yaziklar olsun.
Seytanin bayragini yükseltme
Ey kaynasma ve dostluk kitabindan ders okuyan; ey sohbet usullerinden edep ögrenen ogul!
Sakin ha, söz tasiyicilik yapma ve kogucuun sözüne postaci olma.
Kulak kâsesine giren sözleri tellallik yaparcasina ona buna satma.
Seytanin bayragini yükseltici olma ve insanlari birbirine düsürme.
Dilini sözler için bir cadde eyleme de, sana laf tasiyici demesinler.
Bir meclisten baska bir meclise söz getirme ve agzini emanet sandigi yap.
Agzini ve kulagini emanete sadik eyle. Eger sorsalar bile iyilikleri için inkâr et.
O mânâ sultani Peygamber Efendimiz \"Lüzumsuz ve malayâni bos söz söylemeyi terketmek dinin güzelligidir\" dedi.
Sohbeti baskalarina nakletmek bozgunculuk çikarir. Samimi dostluklarin sebeplerine kitlik verir.
Ayrica çekisme, bozgunculuk ve fitne koparir; hatta belki de vurusmayi dogurur.
Kimde bu sifat yerlesmisse, o kisi sikinti diyarinda basibos biri haline gelir.
Akranlari arasinda yerilir ve kötülenir olur. Onun gelisini bir çok kisi ugursuzluk diye nitelendirir.
Onun vardigi yerde susar konusmazlar ve \"Kendinizi kollayin münafik dedi\" derler.
O mânâ hirsizi ve haber casusu; sohbetin hepsini sabirsizca ve aninda baskalarina aktarir. Allah kimseye böyle bir huy nasip etmesin.
Edep meselelerini ögreten hoca, mecliste söylenenlerin hepsine \"Emanettir\" dedi...
Ayip, yüzlerce ayip ki Müslüman bir kisi, söz terazisini bozsun...
Laf tasiyan nasil çalisir
Bosbogaz ve asagilik birçok kisiler vardir ki söz tasimak için hizli hizli solurlar, kosarlar...
Ta ki bir an önce baskalarina yetistirmek için oturamaz ve yeni getirdigi dedikodu haberini söylemedikçe duramaz.
Nefsine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmazsa o meselenin açilmasini beklemeye de sabredemez.
Dagarciginda her ne varsa hemen bosaltiverir. Heybesinin hemen basini asagi getiriverir.
Ne duyduysa tami tamina nakleder; hatta birazini da kendi kesesinden uydurur.
Laf tasiyici, bir sirke tulumuna benzer ki söz tasimazsa çatlar gider.
Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulasmistir, baskasinda gördügü bir dert ile ortak olmustur.
Baskalarinin sikintisindan o zevk alir. Kimde bir keder görse kendisi sevinir.
Dili bir kursun; hasin agzi da bir tüfek... Bir nefeste savas kivilcimlari koparir.
Onu ateslemeye basladigi zaman, birini de bozgunculuk için saklar.
Anlatacaklarini bitirdigi zaman artik duramaz ve hizla oradan da ayrilir.
Bu sefer canini baska bir meclise atar, her ne yapildiysa orada da satar.
Böyle böyle laf tasiyarak aksama kadar bütün sehri bastan sona dolasir.
Onun huyu, âdeti ve isi budur. Gece gündüz biricik düsüncesi budur.
O soysuz, böyle halkin arasina düsmanlik birakir ve o huyu; evladi ve neslinde de fasilasiz devani eder.
Böylece iki topluluk sikinti ve üzüntüleri hedef olur. Artik aralarinda sulh bile olsa isin tadi kaçmistir.
Onun yaptigi bozgunculuk dillere düser ve bu arada kendisi de satilir gider.
Onun ahiretteki tek isi inleyis ve çigliktir. Çünki Allah \"Fitne çikarmak, adam öldürmekten daha siddetlidir\" buyurdu. Nice esekler, nice haber ve hadiseler için agizlarini ve kulaklarini bunlara vakfetmislerdir.
Sakin böylesi kötülüklere bulasmayasin ki iki cihanda rahat olasin!
Doktorlugun ve tibbin önemi
Ey salinan ruh gibi güzel olan ogul! Mümin olan kisiye hekimlik ile din bilgilerini ögrenmek farzdir.
Ilimlerin önemlileri içinde ilk sirayi tib alir. Tib ilmini delilerden baska hiç kimse inkâr etmez.
Içinde hekim olmayan bir sehirde oturmak caiz olmaz.
Hangi bayindir yer ki orada tib bilgisi yoktur; orada insanlar ölümü hak etmislerdir.
Allah, ilaç olmak üzere bitki köklerini hastaliklara bir sifa sebebi olsun diye yaratmistir.
Adina hekîm denilmeye layik, gerçek doktorlara hazik, usta hekim denir.
Doktorlar, çesitli ilimleri görmeye muhtaçtirlar ki her birinden bir parça nasip alsinlar.
Hastaligi, kisinin nabzini yoklayarak anlayabilmeli ve sehadet parmagi, yoklamak suretiyle hastalik casusu olmalidir.
Tedbirlice ve denenmis sekillerde ilaçlar vermeli ve asla cahillikle insan yaratilisini bozmamali.
Doktor, hastaya sihhat rehberi olmali; aksine hastaligini kuvvetlendirmemelidir.
Hastaliga, kurallari ile sifa tedbiri almali; yoksa insanlari kobay olarak kullanmamalidir.
Cahillik nesterini kan dökmek için kullanmamali ve yüce ömrün yol kesicisi olmamalidir.
Surubu, sinir agrilarini dindirmeli; yaratilisina zarari olan hastaliktan yok etmelidir.
Tecrübesiz ve deneyimsiz bir heveskâra, gerçek doktor denmez.
Kendi kendine doktorluk yapmaya kalkisan kisi doktor degil, öldürücü bir hastaliktir.
Birçok acaib kisiler, tabiblik sevdasindalar ve kendi hayalleri ile doktor geçinirler.
Böylesi, tibba ait birkaç deyim ögrenmis ve kendisini adeta Eflatun yerine koymustur.
Sokrat\´i bile kendinden küçük görür. Hatta Bokrat\´i kendi talebesi kabul eder.
Onun derdi ya para yahut söhret kazanmaktir. Yoksa hekimlik arada yalnizca bir vasitadir.
Bu meslek hakkinda sadece sanilariyla hareket eder, yoksa ehlinden ögrenmis degildir. Onun için cahilliginden dolayi hastalari öldürür.
Nerde bir hasta görse pervasizca hemen nabzina yapisir, tabiî tutacagi yeri bilmeden.
Uzvun sertligini yumusakligindan bile ayiramaz; hatta vücudun kizarikligini bile sari sanir.
Insani ölüm içkisiyle sarhos eder de zavallinin ömür agacini kiriverir.
Ilaç sisesi görse, sarap sisesi sanir. Hacamatçi kabini görse, su kâsesi sanir.
Ishale karsi yumusatici sivilastirici ilaç ile yol açikligi verir; kabiz olanin imdadina da perhiz ile yetisir.
Kara sevdaya karsi kara patlicani ilaç diye verir!. Sarilik hastaligiyla karsilassa hemen kan alir!
Gerekmedikçe hiç bosuna vücudunu yorma da, bedenini deneme tahtasi yapma.
Gerektigi zaman da hiç geciktirmeden usta bir hekimin söyledikleri dogrultusunda çaresine bak.
Üstadini buldugunda derdinin çaresini ara. Kabiliyetinin derecesini bir tart.
Sancilarin olmamasi için sana Peygamberimizin gösterdigi doktorluk kafi. Zira Peygamberimiz Muhammed Mustafa\´nin hekimligi ilgilendiren tavsiyeleri sifali bir tibdir.
Peygamber mide için \"hastaliklarin evi\" perhiz için de \"çarelerin basi\"dir dedi.
Bu kurali daima göz önünde bulundur ve sakin bunlarin derecesini arttirma.
Hayriye kaleme alindigi günden itibaren çok sevilmis ve en çok okunan kitaplar arasina geçmistir. Nabi, bu eserinde hiçbir makam ve mevki ayrimi gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karsi çikmis ve insanlara devamli bir ümit ve yasama sevki vermis, hayati güzellestirmeyi hedef edinmistir.
Hayriye\´nin yazildigi dönem (1700) Osmanlinin inise geçtigi yillara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmustur. Yeniçeri kazan kaldirip isyan etmektedir. Halk bu kargasadan oldukça payini almaktadir. Devlet idaresinde kaht-i rical yasanmaktadir, yetersiz kisiler idarede söz sahibidirler. 18. yüzyilin baslarindan itibaren devlet çarki laçka olmustur. Sik sik padisahlar degismekte, azledilmektedir. Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmustur, bir önceki gün aranir hale gelmistir. Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmalari halk adetâ kaniksamis durumdadir. Gün gelmis, gece sokaga çikmak bile bir cesaret halini almistir. Anadolu\´da iç isyanlar basini almis gitmistir. Halk perisan ve çaresizdir. Böylece Osmanli içte ve dista hayatî mücadele vermek zorunda birakilmistir.
Bu menfi sartlarin yaninda müsbet hizmetler, halkin refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor degildir. Iste Nâbî gibi edib ve sairler; ilim ve hikmet ehli çesitli sekillerde bozukluklarin önüne geçme çabasi içindedirler. Hayriye bu hayirli tesebbüslerden sadece birisidir ve o günün yaralanmis Osmanli toplumu için bir ilâç hükmünü almistir. Kitap elden ele, dilden dile dolasmis ve âdeta içilerek okunur hale gelmistir.
Günümüz sartlari ve gidisati gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettigini görecegiz. Üç asir önceki Osmanli toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu ayni dertlerle muztarip ve ayni tedavi sekillerine muhtaç haldedir. Hayriye\´den yaptigimiz seçmeler bu çerçevede gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktir.
Manzum halde Islâm harfleriyle yazilan Hayriye, degerli ilim adami Doç. Dr. Iskender Pala tarafindan yeni harflere geçirilmis ve anlasilir, sade ve tatli bir Türkçe ile sadelestirilmistir. Bedir Yayinevi tarafindan da güzel ve temiz bir baski ile 1989\´da yayinlanmistir.
Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye\´nin daha çok günümüze isik tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptik. Kitapta beyitler sayfanin üst kisminda, tercüme ise çizginin altinda numaralanmis sekilde yer almaktadir. Biz numaralari vermedik. Sadece tercümesi yapilan ve numaralandirilan her beyti birer paragraf halinde sunmaya çalistik. Bu arada okuyucuya kolaylik saglamasi için de yazarin kendi bölüm basliklarindan ziyade ara basliklar çikararak kisa, ara bölümler halinde vermeye çalistik.
Ögütlerin yazilis sebebi
Ey isteklerimin sevinç artiran çeragi! Ey Aziz ve Celil olan Allah\´in bagisi ogul!
Bendeki özelliklerin ve sahsî erdemlerin hepsi sende ayniyla mevcut.
Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok sükür, ben de o bakimdan zararda degilim.
Bunlardan biri, güzel yaratilisinin kokusudur. Edebe dair alametler ise sende yaratilistan mevcut...
Lâkin babanin bu söyledikleri de evladina fazladan bir tesirde bulunsun.
Kulaklarina bir küpe olsun diye ve sana akillica bir sermaye olmasi için.
Ey babasinin cani! Istedigim, bunlarin her zaman kulaginda küpe olmasidir.
Dilerim ki bunu, canindan da nazik tutasin ve bir an bile yanindan ayirmayasin, aklindan çikarmayasin!
Bunun feyzi mahser gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de baskalarini kusatsin.
Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve \"babamin yadigâridir\" diye anasin.
Böylece sen ölünce lütfunla ruhumu sad edesin ve bir dua ile beni daima hatirlayasin.
Islediklerinin daima sonunu düsün ve böylece din evin onarilmis olsun.
Islâmin bes temeli
Islâm yapisinin bes temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi.
Bu binanin içinde olan kisi rahattir. Disi ise fenaliklarin ayaklari altinda kalmistir.
Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanik ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet.
O saatte Allah huzurunda el baglayip hatalarindan dolayi göz yasi dökmek ne saadettir.
Secde için alnini yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imis bir gör.
Eger Islâmin degerini gerçekten anlayabilseydin, namazi kilmak için bir an bile gecikmezdin.
Gerçi senin yasindaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sirri açiklayayim.
Çalis ve gayret göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksin.
Ey parlak ay gibi olan ogul! Eger namaz kilacak olursan elif gibi düzgün durmalisin.
Rükûya vardiginda da dal harfi ortaya çikar. Bu söz Peygamber simdir, bilesin!
Ey harikulade ruh ogul! Insan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandiginda da mim harfinin daire sekli görünür.
Anla ki \"Namaz kilmayan kisi, hiç âdem olur mu \" sözündeki sirlar sana açilir.
Oruç bir rahmet sofrasidir
Ey babalik baginin seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi ogul!
Hasta olmadiktan ve vücudun halsiz kalmadiktan sonra Ramazan orucunu sakin geçirme.
Oruç, Allah\´in kullarina bir lütfudur. Orucun mükâfatini bizzat Allah verir.
Oruç bir rahmet sofrasidir. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir.
Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez.
Oruç, Allah\´in ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sifatina bürünmektir.
Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur.
Ta gecenin karanligi uzadigi bir vakitte günesin parlak yüzük tasi, senin agzina mühür vurur, yeme içme kesilir.
Artik kendi nurun parlamaya baslar ve kötü amellerin gece karanligina gömülür, affedilir.
O ne saadettir ki dudagin kapali oldugu için, yeme-içme olmadigi için bütün beyhude islerden uzaklasmissindir.
Kabe yoluna git
Ey can güllügünün taze yetismis gülü! Ey bilgi ve anlayis dimagini kokularla donatan ogul!
Yola çikacaksan mutlaka Kabe yoluna git. Gayesiz bosuna yapilmis bir yolculuk cehennem atesine götürür.
Hacer-i Esved, Allah\´in sevgili kullarinin, öperek sifa bulduklari bir tastir.
Günahlardan minnetsizce yikanip temizlenmek için Altin Oluktan rahmet dökülür.
Zemzem suyu ferahlik verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara sifa verir, günahlarindan arinmalarini saglar.
\"Lebbeyk\" sadalarini çikaran nefesler göklere dogru uydular gibi yükselir, giderler.
Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki Allah\´in evini tavaf edersin.
Arefe günü, yarligayici Allah\´in, insanlari hesap için topladigi kiyamet gününden bir örnektir.
Arafat\´in o berrakligi ve ter temizligi, satir satir günahlarin affi için berat yazmaktadir.
Orada günahtan kararmis defterler yikanmis, paklanmis ve orada günaha esir olanlar azat olunmustur.
Ihramlar içindeki hacilarin olusturduklari gümüs halkanin üstünde Rahmet dagi bir yüzük tasi gibi durur.
Ey ogulcugum! Eger sen Kabe\´nin etrafini tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktasi sana kendini gösterecektir, karsiligini kiyamette alirsin.
Malini muhtaçlardan esirgeme
Ey sadefin kulak süsleyen incisi! Ey seref hanedaninin hayirli halefi ogul!
Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile birakma. Zekâtini ver ki malin bereketi ve hayri olsun.
Zekâta ayrilan o mal Hazret-i Allah\´in hakkidir, sen de edasini ihmal etme.
Zekât, fakirlerin hakkidir. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malini kirletmeyesin.
Zekâtini verdikçe Allah\´in emri üzerinesin ve Allah senin o malinin birine on verir.
Malinin zekâtini vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz.
Malin telef olmasi, zekâtini vermemektendir. Ayrica zekâti vermemek bazi musibetlere de hedef olur.
Dine uyularak verilen zekât, malin tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katinda kabul topragina ekilmis olur.
Serpilmis tohum yerden fazlasiyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir.
Fakirligi ve zenginligi yaratan Allah, zekâti da fakirlere tahsis etmis.
Her seye kadir olan Allah\´in seni zengin yaratirken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardir.
Fakirlerin hakkini kesme. Senesi geldikçe zekâtini ver.
Ayrica sadaka vererek de zekâtini tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktir.
Sadakadan elde edilecek sevabin siniri yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardir.
Fakirler zenginlerin aynasidir. Nitekim her sey ziddi ile vardir.
Eger Allah\´in takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydi, bunu degistirmeye gücün yeter miydi
Fakirlik olmayinca zenginligin güzelligi ve çekiciligi kalmaz. Iste Allah bunu böyle yaratmis.
Nimetin sükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel olusuna süs yine fakirliktir.
Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtini kime verirdin
Fakir, zekâti almaktan kaçinirsa üzül, alirsa da memnun ol, sevin.
Zekât, senin ikbaline ve varligina bir vesiledir. Bunu da Allah tarafindan sana verilmis bir nimet ve lütuf kabul et.
Allah\´in verdiği nimete sükretmesini bil ki ekmegin ve suyun ziyadelessin.
Fukaraya merhamet nazariyla bak. Sertlikle konusma, cömertlik et.
Malini muhtaçlardan esirgeme. Allah\´in sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir.
Kapini, fakirlerin bos dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün oldugu kadar ihsanda bulun.
Acikmisi doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayirlidir.
Senin elinden bir açin doymasi, nice camiyi tamir ettirmenden yegdir.
Bir susuza su vermen, her yil Kabe\´yi ziyaret etmenden daha hayirlidir.
Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir.
O geçim mali ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarini karsilarlar...
Ve o mal sahibi ne saâdetlidir ki bin yere azik gönderir.
Bir fakire yardimi dokunan kisi gerçekten dine layik kisidir ve o kisinin hayri baskalarina da geçer.
Sakin fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçinma.
Ihsanda bulunarak çocuklari sevindir. Gönüllerini alarak kalplerini mamur et.
Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yarali gönüllerine merhem olursa...
Eger gidisatini düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakin ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile sükrünü eda et.
Gerçi sükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes sükreder, ama sen yine de can u gönülden sükret.
Hem gizli gizli ve çok çok sükret; hem de ayni sekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun.
Allah\´in kullarini aç, elbiseye, ekmege ve yiyecege muhtaç görünce ihsan kapisini sakin kapatma ve sana hacetini bildireni sakin geri çevirme.
Misafire ikram et
Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan her seyle sofrani donat.
Misafire kiymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirligin sanina yakisir ikramda bulun.
Misafir kaba saba bir kisi bile olsa sabir göster ve bir tatli dil ile hatirini yap.
Misafirin gözünü hasret çektigi seyden perdeleme ve isteginin imkâni varsa onu ondan esirgeme.
Misafirin gönlünü bos kuruntulardan kurtar. Isteginin yerine getirilmesi için imkânlarinin hepsini kullan.
Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde degilse o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalis.
Yaptigin hayri basa kakma
Fakirlere lütuf ve ihsanda bulundugunda riyakâr davranmamak da ayrica tesekküre deger.
Eger fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardım ettigini yalnizca Allah Teâla bilsin.
Yaptigin hayri sakin basa kakarak bosa giderme, Karsindakinin utanmasina meydan verme ve ancak kendin utan.
Nice insanlar yardım istemekten utanirlar. Senin vazifen bu durumda olanlari arayip bulmaktir.
Nice ikbali ile asagilik olmus kisiler vardir ki bunlar kendi felaketlerinin ayaklari altina düsmüslerdir.
Öyleleri de vardir ki fakirlik kösesinde ayaklar altinda kalmistir da bir sey isteyip dilenemez.
Iste böyle kisiler için sen bir çare ulastiran ol, ki bu hareket altin tavan yapmakta daha iyidir.
Bu islerdeki inceligi anla ki aslinda yaptigin hayir senin kendinedir.
Eger yardiminda karsindakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayri ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider.
Kimsesizlere yardım dagitmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür.
Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekistirirler ve bir noksanin varsa onu anlatirlar.
Ilimlerle kendini donat
Ey edeb çimenligini süsleyen fidan; ey babasinin gönlüne ve gözüne nur bagislayan ogul!
Gece gündüz serefli mukaddes, ilimlere çalis ve hayvan gibi cahil kalma da ilim ögrenen ol.
Ilim Allah\´in sifatlarindandir ve dolayisiyla tüm sifatlarin en yücesi ilim sifatidir, ilim her seyin üstündedir.
Ilim ögrenmeye çalis ve bilgililerin bilgisi ol. Resûl-i Ekrem efendimiz ilim ögrenmenin farz oldugunu söyledi.
Yine o ilim sahibi Peygamber dedi ki \"Besikten mezara kadar ilim ögreniniz!\"
Nur diyarinin sultani ilim hakkinda \"Rabbi zidnî\" (Rabbim, ilmimi artir) istegine memur oldu.
Öyle bir ilim sehrini arayip bul ki kapisi Peygamber\´in (a.s.m.) damadi Ali olsun.
Varligin yüzünün süsleyicisi ilimdir. Var ile yoku bilme yolu, yine ilimdir.
Ilim ilâhî bir sofradir. Ilim Allah\´tan insanlara bir bagis, bir bahsistir.
Deger ve yücelik rabitasi ilimdir. Gönül berrakligi ve agirbasliligin sebebi ilimdir.
Ilim, büyüklük ve mertebenin güvenligi ve koruyucusu; ilim, dogrulugun ve talihin kopmayan bagi...
Ilim, sahili olmayan bir denizdir ki onun içinde âlim geçinenler gerçekte cahildir.
Allah, cahillik için \"ölüm\", ilim için \"hayat\"tir dedi. Sen de sakin ölü gurubuyla ayni durumda olma.
Cahillik ile ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasitasiyla birbirinden ayir.
Çesitli ilimler ile kendini donat, zihnini doldur. Belki bir gün ona ihtiyacin olur da kullanman gerekir.
Bir seyi bilmek, soruldugu zaman \"Ben onu bilmiyorum\" demekten daha güzel degil mi
Peygamber efendimizin (a.s.m.) insanlara telkini \"Ilim Çin\´de de olsa gidip aliniz.\" hadîsidir.
Ilmi ehlinden ögren
Bir seyi ehlinden ögren ve bunu yaparken utanma. Çünkü her seyin âlimligi, cahilliginden daha iyidir.
Bir seyden habersiz olan câhil nerde; her seyi bilen nerde! Hiç gören ile âmâ bir olur mu
Ne kadar ululuk ve maddi üstünlük bulsa da câhile mevki ile yücelik gelmez.
Cehalet insana bir belâ zindanidir ki içine düsenler ondan kurtulusun yüzünü görmez.
Ilim, varligin; cahillik ise yoklugun kaynagidir. Hiç var ile yok beraber olabilir mi
Ilimle ugrasmak kadar yüce bir is olmadi. Ilimden de hiç kimse elem görmedi.
Yaratici olan Allah\´in sifatlarina sinir olmadigi gibi ilmin serefine de bir son yoktur.
Sakin ilmin dis kabugunda kalma. Mânâlarin özüne ulasmaya bak.
Ilmin dis kabugunda kalmak, kusun tek kanatla uçmaya kalkmasi gibidir. Onun için sen de ilmin disinda kalmayip içine dogru yönel.
Nitekim yürünüp geçilen yer, evin disidir. Oturulup durulacak yer ise o evin içindeki halvettir.
Hiç denizin sahilinde inci olur mu Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzim.
Dilinde ve gönlünde Allah olsun
Ey varlik ve vücud mecmuasinin seçkin nüshasi, ey sifat aynasinin süslü ve yakisikli resmi ogul!
Bu ögüdümü kulagina asili bir küpe eyle: \"Sakin kimseye fazilet satmaya kalkma!\"
Insani hakikate yaklastiran, Allah yolunda yüce mertebelere ulasan kisilerin temiz nefesleri, sözleridir.
Eger devrinde mürsid-i kâmil bulunmazsa, sana Kur\´an bir mürsid olarak yeter.
Arif ol, sakin ham sofu olma; gayret göster de yakin sirrina, Allah ilmine erenlerden ol.
Allah seni Kendisini bilmen için ve Ona candan kulluk etmen için yaratti.
Asil lâzim olan dünya denilen bu evin sahibidir (Allah\´tir). Cahiller ise sahibi yerine evini isterler.
Evin sahibi senin olasiya kadar gece gündüz çalis ve bunun için pervane ol.
Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun. Ugruna can verdigin yer, yine Allah\´in yüce dergâhi olsun.
Cennet ümidi ve Cehennem korkusu ile çalisma. Ey gerçegi gören kisi! Cennet ve Cehennemin asil sahibini isteyip bul.
Kendini ara, bul! Sen kimsin Kim oldugunu idrak et ki iki âlem sana apaçik görünsün.
Âmâ o kisidir ki hakikat kapilari kapandigi zaman varliklari hakikatleriyle göremez.
Peygamberlerin övüncü Hazret-i Peygamber (a.s.m.) bile, hakikatler kendisine açilsin diye duada bulunurdu.
Her gördügüne istek duyma
Kimseye ihtiyacini arz etme de, minnet yükü altinda egrilme.
Istegin için agzini sakin açma; dilenme sözleriyle dudagini bulastirma.
Sana ayrilmis olan rizik elbette seni bulur. Öyleyse açgözlülükten ele geçen yalnizca yüzsuyu dökmektir.
Sana takdir olunmamis rizik ele geçmez; sana ayrilmis olan da asla baskasina gitmez.
Kiymetini bilip harcamayan için yüzsuyu, bengisudur ki Nil ve Firat nehirleri onun bir damlasina bile susamislardir.
Kiymetini yücelt, bayagi olma. Her gördügüne istek duyma!
Kimin elinde ne var ki isteyesin. Onu yahut bunu \"bana ver!\" diyesin.
O kul da Allah\´in ihsanina muhtaçtir ve Allah\´in bagisina baglanip kalmistir.
O acizin lütfedecek hali mi var, yahut sana bagislayacak mali mi var
Allah, lütfunu herkese karsilik beklemeden verir. Kulun mülkiyeti ise arada yalnizca bir vasitadir.
Gerçi sebebi terkedip bagista bulunmamak sevap degildir, ama sebep, müsebbibsiz hiçbir ise yaramaz.
Sana rizik olarak verilen seyin seni bulmasi için birinden istemeye ihtiyacin oldugunu sanma. Baskasindan isteyip de bos yere mihnet ve sikinti çekme.
Allah\´in sana bahsedecegine güven ki rizkin, sana kavusmak için senin ona olan askindan daha büyük âsiktir; sen ona yürürken o sana dogru kosar.
Allah\´in verdiği ile yetinip evciginin kösesinde rahat yasamak hostur.
Hakkin ve ruhsatin olmadan bir mala el uzatma. Halini bilecek olan, senden daha büyük ve bilgili olan Allah\´tir.
Rizkina kanaat et
Rizki veren Allah\´in sana ayirdigina gönlünü bagla, razi ol ve her ne verdiyse ona kanaat et.
Rizki hikmetle veren Allah, senin halini bilir ve rizkini, ihtiyacin oldugu anda gönderir.
Senin rizkin sadece herhangi bir mal dolayisiyla degildir. Rezzâk olan Allah, baska sebeplerle de sana rizik ulastirir.
Para, yenilen sey degil, sadece rizkini saglamada bir vasitadir. Sonuçta yenilecek sey, yine Allah\´in yarattigi nimettir.
Eger altini ve gümüsü harman etsen; ekmek, pirinç ve yagin yerini tutmaz, altin ve gümüsü dislerimizle yiyemeyiz.
Fakirlik seni hiç korkutmasin ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç birakir mi
Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama.
Ey babasinin cani! Eger sana birisi birsey verirse sakin alma, doygun ol.
Gözünü ve gönlünü zengin tut. Lütfen açgözlü ve asagilik olma.
Ancak sana ikram eden gerçekten sadik dostun olursa ve külfetsiz karsiliksiz ikramda bulunursa kabul et.
Sen de o dostuna karsilik ver ve onu ikram ile mükâfatlandir.
Vefa elini vadeye açik tut. Kime bir vaadde bulunursan yerine getir.
Zimmetinde bulunana ve himmete vade vermeyi borç bil. Vadettiginden geri dönmeyi kisiligine kusur say.
Söyledigin az, manasi çok olsun
Dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkini ara yerden kaldirip atmis olmayasin.
Bunlar samimi dostlar için nefret sahibi olur. Sonunda mutlaka bir kötülüge sebep olur.
Latifenin bile ki zarif ve nükteli olursa güzeldir bir tarafi yanar ates gibidir.
Hele hele dostlarin kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz.
Kasten yapilmis keskin basli kirici bir latife, dostlarini agzina kadar dolu bir çekisme içine sürükler.
Zarif kisilerin latife dedikleri sey, yerinde söylenmis cilveli güzel sözdür.
Söyledigin az, mânâsi çok olsun ve asla kimsenin gönlünü incitmesin.
Söyledigin söz, gönül bagindan yeni koparilmis bir gül olmali, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmali.
O söz, gül kokusu gibi gönülleri açmali ve gönüllerden kinleri gidermeli.
Gönüllere vuslat müjdesi gibi olmali, onu isiten ragbet ile sevke gelmeli.
Böyle olursa latife ne güzel. Eger böyle olmazsa onu terketmeyi amelin hayirlisi say.
Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma. Bunu yapmak akilli kisiler için bir ayiptir.
Dedikoduculuk ve baskasini kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok. Üstelik günahi, diger suçlardan da fazla.
Bunlari yaparsan dostlarin senden emin olamazlar ve adin anildikça senden nefret ederler.
Dedikodu ve baskasini kötülemek, onu yapan kisiyi de kötü andirir. Zaten bu tip kisilerin nasibi de yoktur.
Allah seni bu tür islerden koruya. Temiz kalpli ve rahat canli olasin ey ogul!
Herkesle iyi geçin
Ey yol ve yordamin üstün vasiflarinin bakis dikicisi, ey red ve kabulün manzarasina bakan ogul!
Komsularina egri bakisla bakma! Mahrum ve düskünlere iltifatta bulun!
Konu komsuyla iyi geçinerek onlarin hakkini gözet! Kimse senden incinmesin!
Tek basina bir lokmaya agiz açma, yediklerinden onlari da faydalandir.
Sana ihtiyaçlari oldukça onlara yardım et, civarini düskünlerin siginacaklari bir yer haline getir.
Kimseye kin ve düsmanlik gütme. Iyi geçinmeyi terk etmeyi de âdet edinme.
Öfke, hiddet ve kin gösterme! Kimseye alnini kiristirarak bakma!
Herkesle iyi geçin! Cimri de olsa herkes ile gönlün hos olsun!
Dostlanrinin haricinde bir kimse de olsa onlari incitme! Hoyrat teklif ile kalplerim kirma!
Kimse senin suratindan muzdarip olmasin! Bütün dünya iyi huyunun esiri olsun!
Kimseyi eziyet ile incitme! Hatta sana eziyet etse bile onu azarlama! Dostlarina yar ol, yük olma! Kötü huy ile kalplerini kirma!
Eziyet ile kimsenin canini sikma, gönüllerini yapmaya çalis, sakin yikma!
Sakin kimseye karsi iddiacilikla direnme! Böylece inatçilardan Settâr (ayiplari örtücü olan Allah) seni saklar!
Bir baskasi için vâsi, kefil ve vekil olup haksizlik yüzünden dünya ve ahirette zelil olma!
Mahkeme salonuna hiç yolun düsmesin. Sakin basini kuru kavgaya bulastirma!
Insanlarla kavga ve çekisme halinde olanin eline rahatsizlik ve sikintidan baska birsey girmez!
Kimse ile inatlasma ve kimseye ayak direme ki bunlar, düsmanlik atesini tutusturur!
Kötü is için adimini atma ve bir elin daima hayirda olsun!
Padisahin (idarecinin) kapisina sikâyet dolayisiyla varma, sana kötülükte bulunani Allah\´a havale eyle!
Elin gögsünde bekle ve dervis tavrinda ol! Böylece gam yemez ve dertsiz tasasiz olursun!
Huyca zengin ol
Ey hayat denizinin en birinci incisi; ey güzel vasiflarin seçkin örnegi ogul!
Mahrum oldugun iyi huylari bir say hele! Sonra da mülayim gönüllü ve dervis yaratilisi ol!
Huyca zengin, aliskanlikça alçakgönüllü ol da böylece kurtulus gülistanina kök sal!
Çatik kas ve karisik alin, suratini burusturmak, iyi ahlâka hiç de uygun düsmez.
Ahlâkça iyi yaratilisli ve mesrebce genis olmak, kalp aynasina parlaklik verir.
Güleryüzlülük rahmet alametidir. Surati eksitme ise nefrete sebep olur.
Kötü huy, kötü aliskanlik ve kötü mesreb, sahibini, ebedî olarak istenmeyen kisi yapar. Baskalari ondan kaçarlar.
Her kimin ki isi büyüklenme olsa, gidisati ve hareketleri baskalari tarafindan hazmedilmez.
Gururlu olmak seytanin sifatidir. Gururlu kisi tipki seytan gibi Allah katinda kovulur.
Büyüklenen kisilerle oturup konusma. Bu tip kisilerden daima kaçin.
Eger onlarla bir arada bulunmak kaçinilmaz olursa, artik çaresiz sen ona karsi tevazu göster.
Gerçi akilli kisiler seker gibi tatli bir söz söyleyip \"Sana karsi kibirli olana sen de kibirli ol\" dediler.
Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüge çikar. Onun için sen yine de onu tevazu ile savustur.
Kibir ve gurur insanin yaratilisinda mevcuttur. Bunlar müzmin bir hastalik ve bir nasir yarasidir.
Bu vadiye düsen kisi iflah olmaz. Onun kötü hastaliklari düzeltilmez.
Sakin mertebe ve makam sarhosu olma; Allah\´tan gelen kötü seylere de karsi durmaya çalisma.
Kimseye büyüklük taslama
Büyüklük ve ululuk, Allah\´a aittir, kullarda bu sifatlar bulunmamali.
Yaptigin her sey kullara yakisir sekilde olsun. Allah\´i gücendirecek bir seye sakin elini uzatma.
Sende kibir ve gurur göründügü zaman Allah, boyunu ikiye büker, sirtini yere getirir.
Tutalim ki merteben dokuzuncu kat göge çikmis olsun, sonuçta yine de Allah\´in alelade bir kulusun.
Sertlik ve kabalikla halki kapindan kovma. Kimseye el ve etegini öptürme.
Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun etegini öpülmekten uzak tut.
Insan olarak sana düsen, yüzünü yere sürmendir. Hele el-etek öptürmek de asla kula düsmez.
Kendin için ayip olan bir seyi aklindan bile geçirme, elinde oldugu müddetçe sakin basa geçme, idareci olma.
Gerçekte devlet idareciliginin davacisi çoktur, onun için o makamda senin kiymetini bilemezler diye korkarim.
Sakin kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlik yapmasin.
Edep insanin süsüdür
Halka yumusaklik ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla bulus ve sakin onlara, ayaga kalkma külfetini yükleme.
Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakin takisma.
Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin sayginligina sebeptir.
Utanma duygusu iman nurunun süsüdür. Utanmazlik ise dünya ve ahirette ne yaman seydir.
Yolu yordami iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatinin nasil tazelesiverdigini gör.
Edep insanin süsüdür. Edepsiz ise seytanin arkasindan gidendir...
Hazret-i Allah hâzir ve nazir, her yerde daima mevcud ve her seyi görücü iken, sakin Ona karsi edebini terketme.
Peygamberler sözüne uyup \"Basit de olsa her kisinin yüzüne gül.\"
Peygamberler meslegini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmustu.
Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin. Âlemin övüncü olan Peygamber dedi ki: \"Hikmetin basi yüze gülmedir.\"
Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve asagiliklara karsi yüze gülme siperini terketme!
Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kisilerin yüzüne gülmekten daha saglam bir kale olamaz.
Rüzgâr gibi her yere girip çikma, günes gibi de her kapiyi dolasma.
Herkesi sirrina ortak etme
Ehli olmayan kisilere sirrini açma. Âdilere, layik olmayanlara da meclise girmeleri için yol verme!
Herkesi sirlarina ortak edinme; sirrini pazarlarda satilan süs mali haline getirme, pazara düsürme.
Herkesin sözünü sadakatle ve dostça söylenmis sanma; lakin herkesi de iki yüzlü kabul etme.
Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma, nefsini kirmaktan, körletmekten da sakin geri kalma!
Yüzüne karsi yapilan övgü ve medih, elbette gösteris pisligine bulasmistir.
Seni yüzüne karsi söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastaligindan bir farki yoktur.
Bu kisiler senden ümidi kestikleri andan itibaren bayram bile olsa artik kapini çalmaz, yanina ugramazlar.
Bir söyle, iki dinle
Ey ogul! Baskalarinin evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildigin yere degil, hürmet ehli olanlarin evine git.
Vardigin meclis dogru yolda insanlarla dolu olmalidir, fesat ve kötülük kumkumasi olmamalidir.
Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalidir.
Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düsürür.
Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak!
Sözünü mümkün oldugu kadar kisa tut ki, inci ve mercan gibi degerli olsun.
Söz söylerken sana \"söyledigi az, mânâsi çok\" hikmetinin mânâsi bir gidis yolu olsun.
Insanlarda bir dil, iki kulak vardir. Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle.
Gerçi çok konusan hafiflik eder, bos konusur; buna karsilik, dinlemeyi tercih eden agir baslilik eder.
Sözü ne kisa, ne de uzun söyle. Sözün ne zaman söylenmesi gerektigini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne agir.
Irfan ve olgunluk metaini teraziye koyan bilgeler dedi ki: \"Çok söz ancak Kur\´an\´a yarasir.\"
Söyledigin sözü tekrarlama, bir seyi iki defa söyleme.
Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah\´tan bagislanmayi isteme sözü olmalidir:
Zikir yaparken alenen dudaklarini kipirdatma, zikir ve Allah\´i anis gizli gerektir.
Kimsenin ayibini yüzüne vurma
Riyakarlik meclisine asagilik kisiler katilir, ondan elde edilen sonuç da fenaliklarin yagmalanmasi olur.
Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et.
Kimsenin ayibini yüzüne vurma; bir kisi ayipli da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle.
Asla kimseyi cahillikle suçlayip da Allah\´in yarattigi bir insani ayiplandirma.
Aman ha! Kimseyi ayibiyla ayiplama! Böyle bir seyin sonucu ebedî bir tasa olur.
Ilim cevherini sana bagislayan Allah, sana ilmi; ona da cehaleti uygun bulmus.
Bu, Allah\´in hikmet rabitasidir, kudretin adilce verdiği kismetidir.
Bu söz dudaklarinin bir süsü olsun: \"Kimsenin ahim alma, halin yaman olur.\"
Cefa ve sitem isini terket. Aman ha! Kerem et de kötü bir is olan kalb kiricilik yapma.
Cancagizim! Hele ne yaparsan yap da, tek kalb kirici ve kesin dilli olma.
Hatir yikmak günahlarin en büyüklerindendir, hatta bütün günahlarin en kötüsüdür.
Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatir yapmaya çalis da Allah\´in Ars\´ini harap etme.
Hiç Yüce Allah, mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarina razi olur mu
Kalbinde hileye yol verme
Ey söz meziyetlerinin sayfasini okuyan, ey olgunluk mektebinden dersler ögrenen ogul!
Bosbogazligi ve ikilik çikarmayi aliskanlik edinme ki bunlar baglilik sarayini berbat ederler.
Kalbinde hileye sakin yol verme. Budala olabilirsin, saf olabilirsin, ama sakin pinti olma.
Ah o hilekarlik ve düzenbazlik! Aman ne kadar da istenmeyen birer istir. Onlari yapan kisiye kazandirdigi ise sadece ortaligi karistirmaktir.
Bunlar seytanin islerine yol gösterir, bu isin cezasi da zindandir.
Hile yaparak fitneler koparanlar, hayir için bir zerrecik bile agizlarini açmazlar.
Böyle kisiler diger insanlar tarafindan ayiplanmis olurlar. Yaptiklarindan ellerine geçen ise, hayir ve bereketten mahrum kalmaktir.
Bu kisilerin kazandigi ve ele geçirdigi tek sey kötü söhrettir. Üstelik günleri de gam ve sikinti içinde geçer.
Su atasözü halk arasinda meshurdur ki: \´\"Hileci kisiler kolay kolay can veremezler.\"
Haksizlik, nifakçilik, sözünde durmama, dedikoduculuk, kötü düsüncelilik ve kötü ahlak... Hepsi, cehennem ehlinin sifatidir ve imanli kisiler için kötü hareketlerdir.
O din serveri Peygamber (a.s.m.) dedi ki \"Müslüman, halkin dilinden ve elinden emin oldugu kisidir.\"
Ey iyilik sahibi olan kisi! Imanli kisilerin irzi, mali ve kani, insanlara Allah\´in birer emanetidir.
Borçtan çok sakin
Ey babasinin cam! Su sözümü kulagina küpe et: \"Borçtan çok sakin... Borç insani perisan eder, eger kisi Eflatun kadar akilli bile olsa, borç onu deliye döndürür.\"
Borç kültürlü insanlari aptal eyler, hatta kisiyi, kahramanlarin en kahramani bile olsa kadin gibi korkak eyler.
Borçlu kisinin vücudu sihhatli, ama içi hastadir. Borçlu, alacaklisinin karsisinda da boynu bükük bir köledir.
Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canini teslim edecegi anin gelisi gibidir. Borcunu veremedigi için çarptirildigi hapis cezasi ise ölülerin mezari sayilir.
Hele alacaklisi da ser bir kisiyse, her gün kafasini düsünce ve kederlerle doldurur.
Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanin belini büker.
Alacaklisi faizi de dahil, borcun ödenmesini istediginde \"Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin\" der ve yalanci sahitleri de yardima çagirir. Yani borcun faizini ödemekten aslini ödemeye firsat kalmaz.
Bu yolla borçluyu cefaya sürükler ve zavalli dertliyi bir de halka rezil eder.
Ey gözümün nuru! Bu tür borçtan Allah Teâlâ seni korusun.
Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi. Borçsuz olarak aç ve çiplak yatmak, borçlanmaktan iyidir.
Rehinsiz ve kefilsiz sakin kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlasmazlik çikar.
Halkta Allah korkusu azalmistir, onun için, baltalama ve inkâr, hemen hazirdir.
Bazi güçlü kisiler de vardir ki haklinin hakkini vermemekte üstlerine yoktur. Bu kisilerin yaptigi is inkâr ile inkarlarini ispat için ettikleri yemindir.
Sonra bu hengame giderek büyür ve senin hakkini sana vermez de hakimlere rüsvet olarak yedirir.
Er kisi yalana tenezzül etmez
Ey cömertligin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlik okulunda edeb ögrenen ogul!
Yalan ve asli olmayan seyi sakin söyleme ki kendi söz sabahinda parlaklik olsun.
Er olan kisi, yalana tenezzül etmedigi gibi yalanin kötü sonucuna da tahammül etmez.
O kötü kisi ne utanmaz ve arlanmazdir ki, yalan ile agzini pisletir.
Yalanin ki asli olmayan bir sözdür Islâm inancinda girecegi bir kapi yoktur.
Bütün islerin bozuklugunun asli, yalandir, Akil sahibi kisiler onu yapmaz.
Ancak gayesi, düsmanlari ortadan kaldirmak olan yalani söylemek kötü degildir.
Yoksa her yalan söz, aykiriliklarin özüdür; zaten böyle söz de bos lakirtidan baska bir sey degildir.
Yalan söyleyen bu tip kisilerle dostluk kurmaktan sakin ki onunla sohbet etmekten dolayi kisiye Cehennem atesi isabet eder.
Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultani Hz. Muhammed (a.s.m.) dedi ki \"Bir agizdan yalan söz çiktiginda... O
taraflara kötü bir koku yayilir ve oralara melek inmez... Yalanin söylendigi yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayi melek ugramaz.\"
Inkarcinin inkâri çok kuvvetli olmazsa, kendi sözünü yeminle kuvvetlendirmeye kalkma.
Nice insanlar var ki yalan söyleyip asli olmayan seyler anlatarak övünürler.
Sonra da yalanini tasdik ettirmek için yemini, sözün dogrulugu hususunda sikica baglanmis bir kemer haline getirirler.
Allah yolunda ilim yapmis ugurlu kisiler, can verirler, ama yine de Allah adi vererek yemin etmezler.
Ancak bilgisiz cahiller, ahmaklar ve inatçilar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalisirlar.
Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüsüz ki her sözlerinde üç kere yemin ederler.
Çok yemin edenler imanli kisiler degildir. Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalanciliklarinin sahididir.
Bundan daha igrenci, nice hirsiz ve kötü kisilerin yalanlari ile âdeta veli imis gibi hareket etmeleridir.
Bunlardan bir çogu, güya kerametlerinin söhretine parlaklik vermek için yalan rüyalar uydururlar.
Asli olmadigi halde takva ve dogruluk satanlar iki âlemde kurtulus yüzü görmezler.
Baharda gezintiye çik
Ey Allah\´in yarattiklarini temasa eden ogul; ey akillilik ticarethanesine dünyaya nazar eden ogul!
Gezip dolasma mevsimi olan bahar aylari gelince gezintiye çik.
Bazan yesillikle dolu yerlerde dolas ve Allah\´in rahmetle ortaya koydugu esere bak.
Allah\´in yaptiklari hakkinda gözünü dört aç ve gör ki O, ölü topragi, bahar mevsiminde yagmurlar ile tekrar diriltmis.
Yesilliklerin, kirlarin kirmizisi, sarisi ve beyazi hep o yesillikleri ortaya çikaran Allah\´a isarettir.
Kirlarin taze fidanlarinin salinislari, insanin gönlünde keder birakmaz.
Gül bahçesi taraflarindan akan o tatli sular, cosku kusuna kanat ve telek yetistirir bitirir.
Dere kenarinda yesillikler ne güzeldir, yasemin renkli selvilerin cilveleri ne hostur.
Güzel sesli bülbülün nagmeleri, insana can bagislar.
Insanligin, nefsin çektiyse kuslarin sakimalarini da dinle...
Gece sabirla sabaha kavusur
Ey ebedî yücelige dogru kosan; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren ogul! Islerinde acele etme, sabret. Sabir kapi üzerinde duran, sikintilardan sonraki sevinç anahtaridir.
Sabir ile düsmanlar dost; yol kesiciler yol gösterici olur.
Her isin dügümünü çözen sabirdir. Karanlik gece bile sabreder de sabaha erisir.
Sabûr Allah\´in isimlerinden biridir. Sabir sonsuz hikmetlerden bir hikmettir.
Hikmetler söylemede sekerler yiyenler \"Sabir, sikintidan sonra gelen sevincin anahtaridir\" dediler.
Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onlarin sahibi olan Allah\´a karsi inleyici bir âsik ol.
Seher vaktinde yatma da uyanik ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada.
Gaflet elinde oyuncak olma
Ey olgunluk denizinin incisinin soyundan gelen ogul! Su söyleyecegim inciler kulagina küpe olsun:
Asla oyuna ragbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasin.
Tavla ve satranca gönül baglayici olma ki bunlar insana sikinti sermayesi olurlar.
Gerçi onlari bilmek bilmemekten iyidir, ama bunlarla ugrasmak da bosuna ve gereksizdir.
Onlarla ugrasmak yerine insan gibi söyle Allah\´in huzurunda ise yarayacak seylerle mesgul ol.
Kur\´an okumak, zikredip salavat getirmek varken vaktini oyuna harcama.
Allah\´in insanlara gerçek bir lütfü olan nefes hazinesi adi hevesler ugruna harcanirsa yaziklar olsun.
Irfanin varsa anla ki, dostlarin, \"Vakit nakittir\" diye söyledikleri iste budur.
En tatli zamanlarin mayasi, degersiz seylerle ugrasirken yagmalanmis olursa yaziklar olsun.
Seytanin bayragini yükseltme
Ey kaynasma ve dostluk kitabindan ders okuyan; ey sohbet usullerinden edep ögrenen ogul!
Sakin ha, söz tasiyicilik yapma ve kogucuun sözüne postaci olma.
Kulak kâsesine giren sözleri tellallik yaparcasina ona buna satma.
Seytanin bayragini yükseltici olma ve insanlari birbirine düsürme.
Dilini sözler için bir cadde eyleme de, sana laf tasiyici demesinler.
Bir meclisten baska bir meclise söz getirme ve agzini emanet sandigi yap.
Agzini ve kulagini emanete sadik eyle. Eger sorsalar bile iyilikleri için inkâr et.
O mânâ sultani Peygamber Efendimiz \"Lüzumsuz ve malayâni bos söz söylemeyi terketmek dinin güzelligidir\" dedi.
Sohbeti baskalarina nakletmek bozgunculuk çikarir. Samimi dostluklarin sebeplerine kitlik verir.
Ayrica çekisme, bozgunculuk ve fitne koparir; hatta belki de vurusmayi dogurur.
Kimde bu sifat yerlesmisse, o kisi sikinti diyarinda basibos biri haline gelir.
Akranlari arasinda yerilir ve kötülenir olur. Onun gelisini bir çok kisi ugursuzluk diye nitelendirir.
Onun vardigi yerde susar konusmazlar ve \"Kendinizi kollayin münafik dedi\" derler.
O mânâ hirsizi ve haber casusu; sohbetin hepsini sabirsizca ve aninda baskalarina aktarir. Allah kimseye böyle bir huy nasip etmesin.
Edep meselelerini ögreten hoca, mecliste söylenenlerin hepsine \"Emanettir\" dedi...
Ayip, yüzlerce ayip ki Müslüman bir kisi, söz terazisini bozsun...
Laf tasiyan nasil çalisir
Bosbogaz ve asagilik birçok kisiler vardir ki söz tasimak için hizli hizli solurlar, kosarlar...
Ta ki bir an önce baskalarina yetistirmek için oturamaz ve yeni getirdigi dedikodu haberini söylemedikçe duramaz.
Nefsine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmazsa o meselenin açilmasini beklemeye de sabredemez.
Dagarciginda her ne varsa hemen bosaltiverir. Heybesinin hemen basini asagi getiriverir.
Ne duyduysa tami tamina nakleder; hatta birazini da kendi kesesinden uydurur.
Laf tasiyici, bir sirke tulumuna benzer ki söz tasimazsa çatlar gider.
Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulasmistir, baskasinda gördügü bir dert ile ortak olmustur.
Baskalarinin sikintisindan o zevk alir. Kimde bir keder görse kendisi sevinir.
Dili bir kursun; hasin agzi da bir tüfek... Bir nefeste savas kivilcimlari koparir.
Onu ateslemeye basladigi zaman, birini de bozgunculuk için saklar.
Anlatacaklarini bitirdigi zaman artik duramaz ve hizla oradan da ayrilir.
Bu sefer canini baska bir meclise atar, her ne yapildiysa orada da satar.
Böyle böyle laf tasiyarak aksama kadar bütün sehri bastan sona dolasir.
Onun huyu, âdeti ve isi budur. Gece gündüz biricik düsüncesi budur.
O soysuz, böyle halkin arasina düsmanlik birakir ve o huyu; evladi ve neslinde de fasilasiz devani eder.
Böylece iki topluluk sikinti ve üzüntüleri hedef olur. Artik aralarinda sulh bile olsa isin tadi kaçmistir.
Onun yaptigi bozgunculuk dillere düser ve bu arada kendisi de satilir gider.
Onun ahiretteki tek isi inleyis ve çigliktir. Çünki Allah \"Fitne çikarmak, adam öldürmekten daha siddetlidir\" buyurdu. Nice esekler, nice haber ve hadiseler için agizlarini ve kulaklarini bunlara vakfetmislerdir.
Sakin böylesi kötülüklere bulasmayasin ki iki cihanda rahat olasin!
Doktorlugun ve tibbin önemi
Ey salinan ruh gibi güzel olan ogul! Mümin olan kisiye hekimlik ile din bilgilerini ögrenmek farzdir.
Ilimlerin önemlileri içinde ilk sirayi tib alir. Tib ilmini delilerden baska hiç kimse inkâr etmez.
Içinde hekim olmayan bir sehirde oturmak caiz olmaz.
Hangi bayindir yer ki orada tib bilgisi yoktur; orada insanlar ölümü hak etmislerdir.
Allah, ilaç olmak üzere bitki köklerini hastaliklara bir sifa sebebi olsun diye yaratmistir.
Adina hekîm denilmeye layik, gerçek doktorlara hazik, usta hekim denir.
Doktorlar, çesitli ilimleri görmeye muhtaçtirlar ki her birinden bir parça nasip alsinlar.
Hastaligi, kisinin nabzini yoklayarak anlayabilmeli ve sehadet parmagi, yoklamak suretiyle hastalik casusu olmalidir.
Tedbirlice ve denenmis sekillerde ilaçlar vermeli ve asla cahillikle insan yaratilisini bozmamali.
Doktor, hastaya sihhat rehberi olmali; aksine hastaligini kuvvetlendirmemelidir.
Hastaliga, kurallari ile sifa tedbiri almali; yoksa insanlari kobay olarak kullanmamalidir.
Cahillik nesterini kan dökmek için kullanmamali ve yüce ömrün yol kesicisi olmamalidir.
Surubu, sinir agrilarini dindirmeli; yaratilisina zarari olan hastaliktan yok etmelidir.
Tecrübesiz ve deneyimsiz bir heveskâra, gerçek doktor denmez.
Kendi kendine doktorluk yapmaya kalkisan kisi doktor degil, öldürücü bir hastaliktir.
Birçok acaib kisiler, tabiblik sevdasindalar ve kendi hayalleri ile doktor geçinirler.
Böylesi, tibba ait birkaç deyim ögrenmis ve kendisini adeta Eflatun yerine koymustur.
Sokrat\´i bile kendinden küçük görür. Hatta Bokrat\´i kendi talebesi kabul eder.
Onun derdi ya para yahut söhret kazanmaktir. Yoksa hekimlik arada yalnizca bir vasitadir.
Bu meslek hakkinda sadece sanilariyla hareket eder, yoksa ehlinden ögrenmis degildir. Onun için cahilliginden dolayi hastalari öldürür.
Nerde bir hasta görse pervasizca hemen nabzina yapisir, tabiî tutacagi yeri bilmeden.
Uzvun sertligini yumusakligindan bile ayiramaz; hatta vücudun kizarikligini bile sari sanir.
Insani ölüm içkisiyle sarhos eder de zavallinin ömür agacini kiriverir.
Ilaç sisesi görse, sarap sisesi sanir. Hacamatçi kabini görse, su kâsesi sanir.
Ishale karsi yumusatici sivilastirici ilaç ile yol açikligi verir; kabiz olanin imdadina da perhiz ile yetisir.
Kara sevdaya karsi kara patlicani ilaç diye verir!. Sarilik hastaligiyla karsilassa hemen kan alir!
Gerekmedikçe hiç bosuna vücudunu yorma da, bedenini deneme tahtasi yapma.
Gerektigi zaman da hiç geciktirmeden usta bir hekimin söyledikleri dogrultusunda çaresine bak.
Üstadini buldugunda derdinin çaresini ara. Kabiliyetinin derecesini bir tart.
Sancilarin olmamasi için sana Peygamberimizin gösterdigi doktorluk kafi. Zira Peygamberimiz Muhammed Mustafa\´nin hekimligi ilgilendiren tavsiyeleri sifali bir tibdir.
Peygamber mide için \"hastaliklarin evi\" perhiz için de \"çarelerin basi\"dir dedi.
Bu kurali daima göz önünde bulundur ve sakin bunlarin derecesini arttirma.
İbrahim Hakkı Hazretlerinden Ögütler
İbrahim Hakkı Hazretleri 1703\´te Erzurum-Hasankale\´de dogdu, 1780 tarihinde Siirt-Tillo\´da âhirete yürüdü. Hizmet hayatini daha çok Tillo\´da geçirdi. Fakîrullah Hazretlerinden mânâ dersi aldi ve intisap etti. Sultan 1. Mahmud zamaninda Istanbul\´a geldi, saray kütüphanesinde ilmî arastirmalarda bulundu.
En meshur eseri, bir yerde bütün eserlerinin içinde bulundugu Mârifetnâme\´dir. Bu kitapta eski ve yeni bilgileri kaynastirmaya çalisti. Öyle ki Mârifetnâme, zamaninin en kapsamli ansiklopedisi özelligini tasimaktadir.
Mârifetnâme\´de astronomiden sosyolojiye, biyolojiden fizige, karakter ilminden psikolojiye, dinden tasavvufa, ahlâktan âdâb ilmine varincaya kadar her ilimden bahisler bulunmaktadir. Çok sade ve tatli bir anlatimi vardir. Zamanina göre dili bir hayli sadedir.
Mârifetnâme ilmî bir eser olmakla beraber ayni zamanda bir halk kitabidir. Hemen herkesin bilgi dagarciginda Mârifetnâme\´den birkaç cümle vardir.
Biz ise 1166 sayfalik sadece Marifetnâme\´nin âdâb bölümünden ögütler derledik. Yaptigimiz bu nakiller hayatta basarili olmanin sirlarini vermektedir.
Kurtulus dogruluktadir
Ey aziz!
Konusursan dogru konus. Dogruluk keramettir. Yalan asagiliktir. Kurtulus dogruluktadir. Yalanci ve hileci seytandir. Lâkin görünüste insandir. Yalan söyleyen kimseden hayir umulmaz.
Bos laflar ve sakalar zarara yol açar; ömrü bosa geçirmektir. Giybet ve koguculuktan sakin ki, bunlar insani halktan ve Haktan uzak ederler.
Dili tatli olanin dostu çok olur
Dil insanin terazisidir, âlim ve cahili ayiricidir. Mü\´min insaf etmeyene insafla gider. Ahlâki güzel olan yumusak söyler. Çok selâm ve tatli dil sevgiye sebeptir. Büyüklerin yolu güzel sözlü olmak ve açik selâm vermektir. Dili tatli olanin dostu çok olur. Sözü tatli olanin muhabbeti lazimdir.
Özür dileyenin özrünü kabul et
Allah\´i taniyan kisi insanlardan özür diler. Özür dileyenin özrünü kabul eyle. Sana eziyet edeni affedip tatli ve yumusak söyle. Elinden geldigi kadar kusurlari affet, ayiplan görmezden gel. Af ihsanlarin en güzelidir.
Iyi arkadas hayatin süsüdür
Iyilik yapanla kötülük yapani bir tutma. Iyilik edeni duadan unutma. Iyiligi unutup kusuru saklayan dost degil, düsmandir. Dostunun hatasina dayanamayan ölüm hastaliginda yalniz kalir. Dostun, gözün gibi olan insandir. Iyi arkadas hayatin süsü ve belada yardimcidir. Güzel görüsmekle arkadaslik devam eder.
Mü\´min yumusak olur
Mü\´min uysal ve yumusak olur, emin ve güvenilir olur. Ilim, yumusak huyun esasidir. Ilmin basi rifk ve bilimdir. Bereket rifk iledir. Hilmin basi kizginligini yenmek ve tahammüldür.
Hikmetin basi insanlarla iyi geçinmektir. Insanin rifk ve cömertligi düsmanina kendini sevdirir. Hilmin zekâti güzel idaredir. Ilmin zekâti zeki insanlara ögretmektir.
Ilmin süsü hilim ve rizadir. Hilmin süsü eziyete katlanmaktir. Kudretin süsü insaf ve adalettir. Nimetin süsü akraba ziyaretine gitmektir.
Iyi insan aza da sükreder
Büyüklenmek telefin esasidir. Kanaat kolayligin özü, tamah fakirin felaketidir. Söz vermek öyle bir hastaliktir ki, sifasi vefasidir.
Akilli kimseye muhalefet etmek siddetli tekdire gider. Ahmaga cevap vermemek en güzel cevaptir.
Iyi insan aza sükreder, kötü insan çogu da begenmez, kötüye kullanir.
Iyi insan verdiği sözü yerine getirir. Sözünü tutmayani affeder.
Hakka yaklasmak yalvarmakladir. Insanlara yaklasmak ise onlardan bir sey istememekledir.
Cimri ve korkakla istisare etme
Mesveret sana rahattir. Istisare rahmettir. Cimri ve korkakla mesveret etme.
Iyi insan güzel hareketleri kendi üzerine borç bilir ve bunlari yerine getirir. Basa kakici alçak insanlar ise geçmiste yaptiklari iyilikleri halk üzerinde bir borç bilip almaya çaksirlar.
Mü\´min, insanlarin eziyetlerine katlanir, ondan ise kimse incinmez. Iyi insan namusunu maliyla, kötü insan malini namusu ile korur.
yardım et ki, yardım olunasin
yardım et ki, yardım olunasin. Kötülük edene iyilik et ki, ona sahip olasin. Kendine razi oldugun sözü insanlara söyle.
Senden büyüklere itaatli ve saygili ol ki, senden küçükler seni saysinlar.
Sahibinin degerini düsüren isten kaç ki, soruldugu zaman utanip inkâr eder. Iyi bir insana ihanet ettinse ondan sakin; kötü bir insana iyilik yaptinsa kendini ondan koru.
En faydali hazine gönüllerdeki sevgidir. Miskin Allah\´in gönderdigi insandir, ona bir sey veren, onu gönderene vermis olur; vermeyen, gönderene vermemis olur.
Güzel ahlâkin en güzeli sana gelmeyene senin gitmendir, seni mahrum edene senin iyilik etmendir. Sana zulmedeni affetmendir. Halkin sana ihtiyaci, Hakkin nimetinin revaç bulmasidir.
Cömertlik insanin süsüdür
Malik olursan rifkeyle, söz verirsen tut, iyilik yaparsan gizle. Basa kakicilarin yaninda oruçlu ol. Baskasindan kötü bir huy gördünse, onun benzerinden sakin.
Sevginin sebebi cömertliktir. Cömertlik zenginlige ve rahatliga sebeptir. Cömertlik insanin süsüdür. Cömertlikle efendilik olur. Insanlarin elinde olandan elini çekmek iki cömertligin biridir.
Sükür ile nimet artar. Tatlilikla zorlar kolay olur. Herkese selam vermek güzel haslettir.
Kanaatin meyvesi azizliktir
Tevazu ilmin meyvesidir. Tevazu seref süsüdür. Tevazuun meyvesi yükselmektir. Kanaatin meyvesi azizliktir.
Güzel huy her faziletin esasidir. Güzel huy insana hayirli arkadastir. Güzel huy insana Hakkin nimetidir. Güzel huy insani saadete götürür.
Insanlarla öyle ol ki, bir tarafa gitsen seni arzu eylesinler. Vefat edersen sana aglayip, senden söz etsinler.
Ülfetin sebebi vefadir. Ayriligin sebebi ihtilaftir. Fakirligin sebebi israftir.
Gönüldeki sükûnet en güzel süstür.
Insanlarla iyi geçinenin ayiplari örtülür
Malinla cömert, sirrinla cimri ol ki, mal veren aziz, sir veren zelildir. Seni öven belki bogazlar. Sana ayibini söyleyen nasihat eder.
Insanlarla eziyet etmeyene kimse düsman olmaz. Senin hakkinda iyi düsünce besleyeni dogru çikar.
Insanlara iyi geçinen selâmet bulur. Kizginligina hakim olan halimdir. Sehvetine sahip olan hakimdir.
Insanlarla iyi geçinenin ayiplan örtülür. Halkin ayiplarini arayanin ayiplan duyulur.
Alime hürmet Hakki tazimdir
Ögüdü kabul eden yüzkaraligindan kurtulur. Sana teveccüh edene yardım etmen gerekir. Alime hürmet Hakki tazimdir. Insanlar için kuyu kazan kendi düser içine.
Küçük musibeti büyük sayan daha büyügüne tutulur. Halka ihsan eden, Haktan ihsan bulur.
Insanlara Teşekkür etmeyen Allah\´a sükretmis olmaz
Senden razi olana Teşekkür etmek onun riza ve cömertligini arttirir. Senden razi olmayana Teşekkürün, ondan sana baris ve sevgiye sebep olur. Insanlara Teşekkür etmeyen Allah\´a sükretmemis olur. Yaninda baskasina Teşekkür eden senden bir sey istemis olur.
Namahreme bakmayanin kalbi rahat olur
Insanlardan utanmayan Allah\´tan haya etmemis olur. Namahreme bakmayanin kalbi rahat olur.
Sana söz getiren, senden de söz götürür. Babasina ve annesine itaatli olan, evladini kendisine itaatli bulur.
Görmemezlikten gelmek gibi hilim, bilmemezlikten gelmek gibi akil olmaz. Allah katinda günah olanda, kullara itaat olunmaz.
Akilli olana gerektir ki, doktorun hastaya söyledigi gibi söylesin. O hiddet ve siddet gösterdikçe bu yumusak söylesin.
Halkin begenmedigi isleri isleme ki, hakkinda iftiraya baslamasinlar.
Geçimli hanim iki rahatin biridir
Kadin reyhandir, kahraman degil, onu yük altina atma. Kadina yük olma. Geçimli hanim iki rahatin biridir.
Sakin mecliste kimseden yüksekte oturma. Meclistekiler seni yüksege oturtmadikça sen yukarida bulunma.
İbrahim Hakkı Hazretleri 1703\´te Erzurum-Hasankale\´de dogdu, 1780 tarihinde Siirt-Tillo\´da âhirete yürüdü. Hizmet hayatini daha çok Tillo\´da geçirdi. Fakîrullah Hazretlerinden mânâ dersi aldi ve intisap etti. Sultan 1. Mahmud zamaninda Istanbul\´a geldi, saray kütüphanesinde ilmî arastirmalarda bulundu.
En meshur eseri, bir yerde bütün eserlerinin içinde bulundugu Mârifetnâme\´dir. Bu kitapta eski ve yeni bilgileri kaynastirmaya çalisti. Öyle ki Mârifetnâme, zamaninin en kapsamli ansiklopedisi özelligini tasimaktadir.
Mârifetnâme\´de astronomiden sosyolojiye, biyolojiden fizige, karakter ilminden psikolojiye, dinden tasavvufa, ahlâktan âdâb ilmine varincaya kadar her ilimden bahisler bulunmaktadir. Çok sade ve tatli bir anlatimi vardir. Zamanina göre dili bir hayli sadedir.
Mârifetnâme ilmî bir eser olmakla beraber ayni zamanda bir halk kitabidir. Hemen herkesin bilgi dagarciginda Mârifetnâme\´den birkaç cümle vardir.
Biz ise 1166 sayfalik sadece Marifetnâme\´nin âdâb bölümünden ögütler derledik. Yaptigimiz bu nakiller hayatta basarili olmanin sirlarini vermektedir.
Kurtulus dogruluktadir
Ey aziz!
Konusursan dogru konus. Dogruluk keramettir. Yalan asagiliktir. Kurtulus dogruluktadir. Yalanci ve hileci seytandir. Lâkin görünüste insandir. Yalan söyleyen kimseden hayir umulmaz.
Bos laflar ve sakalar zarara yol açar; ömrü bosa geçirmektir. Giybet ve koguculuktan sakin ki, bunlar insani halktan ve Haktan uzak ederler.
Dili tatli olanin dostu çok olur
Dil insanin terazisidir, âlim ve cahili ayiricidir. Mü\´min insaf etmeyene insafla gider. Ahlâki güzel olan yumusak söyler. Çok selâm ve tatli dil sevgiye sebeptir. Büyüklerin yolu güzel sözlü olmak ve açik selâm vermektir. Dili tatli olanin dostu çok olur. Sözü tatli olanin muhabbeti lazimdir.
Özür dileyenin özrünü kabul et
Allah\´i taniyan kisi insanlardan özür diler. Özür dileyenin özrünü kabul eyle. Sana eziyet edeni affedip tatli ve yumusak söyle. Elinden geldigi kadar kusurlari affet, ayiplan görmezden gel. Af ihsanlarin en güzelidir.
Iyi arkadas hayatin süsüdür
Iyilik yapanla kötülük yapani bir tutma. Iyilik edeni duadan unutma. Iyiligi unutup kusuru saklayan dost degil, düsmandir. Dostunun hatasina dayanamayan ölüm hastaliginda yalniz kalir. Dostun, gözün gibi olan insandir. Iyi arkadas hayatin süsü ve belada yardimcidir. Güzel görüsmekle arkadaslik devam eder.
Mü\´min yumusak olur
Mü\´min uysal ve yumusak olur, emin ve güvenilir olur. Ilim, yumusak huyun esasidir. Ilmin basi rifk ve bilimdir. Bereket rifk iledir. Hilmin basi kizginligini yenmek ve tahammüldür.
Hikmetin basi insanlarla iyi geçinmektir. Insanin rifk ve cömertligi düsmanina kendini sevdirir. Hilmin zekâti güzel idaredir. Ilmin zekâti zeki insanlara ögretmektir.
Ilmin süsü hilim ve rizadir. Hilmin süsü eziyete katlanmaktir. Kudretin süsü insaf ve adalettir. Nimetin süsü akraba ziyaretine gitmektir.
Iyi insan aza da sükreder
Büyüklenmek telefin esasidir. Kanaat kolayligin özü, tamah fakirin felaketidir. Söz vermek öyle bir hastaliktir ki, sifasi vefasidir.
Akilli kimseye muhalefet etmek siddetli tekdire gider. Ahmaga cevap vermemek en güzel cevaptir.
Iyi insan aza sükreder, kötü insan çogu da begenmez, kötüye kullanir.
Iyi insan verdiği sözü yerine getirir. Sözünü tutmayani affeder.
Hakka yaklasmak yalvarmakladir. Insanlara yaklasmak ise onlardan bir sey istememekledir.
Cimri ve korkakla istisare etme
Mesveret sana rahattir. Istisare rahmettir. Cimri ve korkakla mesveret etme.
Iyi insan güzel hareketleri kendi üzerine borç bilir ve bunlari yerine getirir. Basa kakici alçak insanlar ise geçmiste yaptiklari iyilikleri halk üzerinde bir borç bilip almaya çaksirlar.
Mü\´min, insanlarin eziyetlerine katlanir, ondan ise kimse incinmez. Iyi insan namusunu maliyla, kötü insan malini namusu ile korur.
yardım et ki, yardım olunasin
yardım et ki, yardım olunasin. Kötülük edene iyilik et ki, ona sahip olasin. Kendine razi oldugun sözü insanlara söyle.
Senden büyüklere itaatli ve saygili ol ki, senden küçükler seni saysinlar.
Sahibinin degerini düsüren isten kaç ki, soruldugu zaman utanip inkâr eder. Iyi bir insana ihanet ettinse ondan sakin; kötü bir insana iyilik yaptinsa kendini ondan koru.
En faydali hazine gönüllerdeki sevgidir. Miskin Allah\´in gönderdigi insandir, ona bir sey veren, onu gönderene vermis olur; vermeyen, gönderene vermemis olur.
Güzel ahlâkin en güzeli sana gelmeyene senin gitmendir, seni mahrum edene senin iyilik etmendir. Sana zulmedeni affetmendir. Halkin sana ihtiyaci, Hakkin nimetinin revaç bulmasidir.
Cömertlik insanin süsüdür
Malik olursan rifkeyle, söz verirsen tut, iyilik yaparsan gizle. Basa kakicilarin yaninda oruçlu ol. Baskasindan kötü bir huy gördünse, onun benzerinden sakin.
Sevginin sebebi cömertliktir. Cömertlik zenginlige ve rahatliga sebeptir. Cömertlik insanin süsüdür. Cömertlikle efendilik olur. Insanlarin elinde olandan elini çekmek iki cömertligin biridir.
Sükür ile nimet artar. Tatlilikla zorlar kolay olur. Herkese selam vermek güzel haslettir.
Kanaatin meyvesi azizliktir
Tevazu ilmin meyvesidir. Tevazu seref süsüdür. Tevazuun meyvesi yükselmektir. Kanaatin meyvesi azizliktir.
Güzel huy her faziletin esasidir. Güzel huy insana hayirli arkadastir. Güzel huy insana Hakkin nimetidir. Güzel huy insani saadete götürür.
Insanlarla öyle ol ki, bir tarafa gitsen seni arzu eylesinler. Vefat edersen sana aglayip, senden söz etsinler.
Ülfetin sebebi vefadir. Ayriligin sebebi ihtilaftir. Fakirligin sebebi israftir.
Gönüldeki sükûnet en güzel süstür.
Insanlarla iyi geçinenin ayiplari örtülür
Malinla cömert, sirrinla cimri ol ki, mal veren aziz, sir veren zelildir. Seni öven belki bogazlar. Sana ayibini söyleyen nasihat eder.
Insanlarla eziyet etmeyene kimse düsman olmaz. Senin hakkinda iyi düsünce besleyeni dogru çikar.
Insanlara iyi geçinen selâmet bulur. Kizginligina hakim olan halimdir. Sehvetine sahip olan hakimdir.
Insanlarla iyi geçinenin ayiplan örtülür. Halkin ayiplarini arayanin ayiplan duyulur.
Alime hürmet Hakki tazimdir
Ögüdü kabul eden yüzkaraligindan kurtulur. Sana teveccüh edene yardım etmen gerekir. Alime hürmet Hakki tazimdir. Insanlar için kuyu kazan kendi düser içine.
Küçük musibeti büyük sayan daha büyügüne tutulur. Halka ihsan eden, Haktan ihsan bulur.
Insanlara Teşekkür etmeyen Allah\´a sükretmis olmaz
Senden razi olana Teşekkür etmek onun riza ve cömertligini arttirir. Senden razi olmayana Teşekkürün, ondan sana baris ve sevgiye sebep olur. Insanlara Teşekkür etmeyen Allah\´a sükretmemis olur. Yaninda baskasina Teşekkür eden senden bir sey istemis olur.
Namahreme bakmayanin kalbi rahat olur
Insanlardan utanmayan Allah\´tan haya etmemis olur. Namahreme bakmayanin kalbi rahat olur.
Sana söz getiren, senden de söz götürür. Babasina ve annesine itaatli olan, evladini kendisine itaatli bulur.
Görmemezlikten gelmek gibi hilim, bilmemezlikten gelmek gibi akil olmaz. Allah katinda günah olanda, kullara itaat olunmaz.
Akilli olana gerektir ki, doktorun hastaya söyledigi gibi söylesin. O hiddet ve siddet gösterdikçe bu yumusak söylesin.
Halkin begenmedigi isleri isleme ki, hakkinda iftiraya baslamasinlar.
Geçimli hanim iki rahatin biridir
Kadin reyhandir, kahraman degil, onu yük altina atma. Kadina yük olma. Geçimli hanim iki rahatin biridir.
Sakin mecliste kimseden yüksekte oturma. Meclistekiler seni yüksege oturtmadikça sen yukarida bulunma.
Imam-i Gazali hazretleri, Selçuklu sultani Sultan Sencer in padisahligi sirasinda onunla görüsmüs, ona mektup yazmis ve bizzat nasihatte bulunmustur.
Sultan Sencer; Ehl-i sünnet itikadinda, dinine bagli ve bid atleri reddeden bir padisah idi. 60 sene kadar tahtta kalmis olup, ilme ve ulemaya karsi çok hürmet eder, kendisi de ilimle mesgul olurdu. O zamanin en meshur âlimi olan Imam-i Gazali hazretlerine haset edenler, Imam-i azamin aleyhinde bulunuyor diye iftira ederek, Sultan Sencere sikayet etmislerdi. Bunun üzerine Sultan Sencer, Imam-i Gazali yi yanina davet edip, görüsmek istedigini bildirdi. Durum Imam-i Gazali ye iletilince bazi mazeretlerini bildirerek gitmedi. Sultan Sencere mazeretini bildirmek ve nasihat etmek üzere bir mektup gönderdi. Özetle sunlari bildirmistir:
Cenab-i Hakkin, ahirette bir insana ihsan edecegi seylerin yaninda, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalir. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu topragi gibidir. Kerpicin ve tozunun topraginin ne kiymeti olur Ebedi sultanlik ve saadet yaninda, yüz senelik ömrün ne kiymeti vardir ki, insan onunla sevinip, magrur olsun Yükseklikleri ara, Allahü teâlânin verecegi padisahliktan baskasina aldanma!
Bu ebedi padisahliga kavusmak, herkes için güç bir sey ise de, senin için kolaydir. Çünkü Resulullah efendimiz, Bir gün adalet ile hükmetmek, altmis senelik ibadetten efdaldir buyurdu. Madem ki Allahü teâlâ sana, baskalarinin altmis senede kazanacagi seyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmistir, bundan daha çok muvaffakiyete firsat olamaz! Zamanimizda ise is o hale gelmistir ki, degil bir gün, bir saat adaletle is yapmak, altmis yil ibadetten efdal olacak dereceye varmistir.
Dünyanin kiymetsizligi, açik ve ortadadir. Büyükler buyurdular ki: Dünya kirilmaz altin bir testi, ahiret de kirilan toprak bir testi olsa, akilli kimse, geçici olan ve yok olacak olan altin testiyi birakir, ebedi olan toprak testiyi alir. Kaldi ki dünya, geçici ve kirilacak toprak bir testi gibidir. Ahiret ise hiç kirilmayan ebediyen baki kalacak olan altin testi gibidir. Öyleyse, buna ragmen dünyaya sarilan kimseye nasil akilli denilebilir Bu misali iyi düsünün ve daima göz önünde tutun!
Beni yaniniza davet etmis bulunuyorsunuz. Benim ahdim var. Bundan sonra hiçbir sultanin yanina gitmeyecegim ve hiçbir sultandan en ufak bir sey kabul etmeyecegim. Münazarayi terk edecegim. Bu ahdimde durdum. Bu bakimdan, sultanlar beni bu hususta mazur gördüler.
Sizin için hayir dualarda bulundum. Eger her seye ragmen gelmem için bir fermaniniz olursa, emre itaatin lazim oldugunu bildigim için, ahdimi bozarak, fermaninizi kabul etme yolunu seçerim. Allahü teâlâ, dilinize ve gönlünüze öyle seyler getirsin ki, bununla yarin ahirette utanmaktan muhafaza etsin... Vesselam.
Bu mektup Sultan Sencere ulasinca, madem ki Meshed e gelmis, ordugahimiza az bir mesafe var. Oradan gelmek güç bir is degildir diyerek, gelmesini istedigini bildirdi. Bunun üzerine Imam-i Gazali, Sultan Sencerin yanina geldi. Huzuruna girince ayaga kalkip, Imam-i Gazali yi karsilayip kucakladi. Sonra da kendi tahtina onu oturttu. Çok hürmet gösterdi. Imam-i Gazali oturduktan sonra, yaninda bulunan bir talebesine, Kuran-i kerimden bir miktar oku buyurdu. Talebesi de mealen; Allah kuluna kâfi degil mi buyurulan, Zümer suresi 36. Âyetini okuyunca, Imam-i Gazali Evet dedi. Daha sonra söze Besmele çekerek basladi. Sultana özetle dedi ki:
Allahü teâlâya hamd olsun. Kurtulus ancak takva sahibi olanlar içindir. Düsmanlik da ancak zalimleredir. Islam âlimlerinin âdeti söyledir: Padisahlarin huzuruna girdiklerinde; dua, sena, nasihat ve bir ihtiyacin giderilmesi hususunda konusma yaparlar.
Dua hususunda evla olan, gece karanliklarinda Hak teâlâya gizlice yalvarmaktir. Çünkü insanlar arasinda yapilan dualarda riya, gösteris ihtimali var. Halis olmayan böyle dualar ise, Hak teâlâ indinde makbul degildir. Bu huzurda övgüde bulunmak da riyakârliktan uzak degildir. Yükseklik ve isik bakimindan, günesin parmakla gösterilip, övülmeye ihtiyaci yoktur. Güzellik kemale ulasinca, övenlerin pazarini bozar, bunlarin eli bos kalir.
Resulullah efendimiz (Size iki vaiz biraktim, biri susar, biri konusur. Susan nasihatçi ölümdür. Konusan ise Kur andir) buyurdu. Dikkat et, susan nasihatçi ölüm, lisan-i haliyle ne söylüyor ve konusan nasihatçi ne söylüyor Susarak, haliyle nasihat eden, ölüm diyor ki:
Ben, her canliyi pusuda beklemekteyim. Zamani gelince aniden pusudan çikip yakalayiveririm. Eger benim herkes için yapacagim isin bir benzerini görmek isteyen varsa; padisahlar, vefat etmis olan padisahlara, emirler de, vefat etmis olan emirlere baksinlar. Meliksah, Alparslan, Çagribey toprak altindan halleriyle söyle nida ediyorlar:
Ey Padisah, ey gözümüzün nuru, sakin unutma ki, biz nerelere sevk edildik ve ne korkunç isler gördük. Emrinde bulunanlardan biri aç iken, sen asla bir gece tok olarak uyuma! Biri çiplak iken, sen istedigin gibi giyinme!
Söyle vasiyet ederler:
Benden bir kelime kabul et ki, bu; La ilahe illallah dir. Bunu daima dilinde tut, yalniz kaldigin zaman bunu söylemeyi asla unutma. Asil iman, bunu söylemekle istikrara kavusur. Iman, suyunu taatten alir. Kökü adalet ile, devami Hakki zikretmek ile kaimdir buyurulmustur. Bunlarin hepsini yapip ahiret azabindan kurtulursan da, kiyamette sualden kurtulamazsin. Hadis-i serifte; Her biriniz çoban gibisiniz ve herkes emri altinda bulunanlardan sorumludur buyuruldu.
Ey Padisah! Hak teâlânin hak nimetini eda eyle ki, nimet; dogru iman, dogru itikad, güler yüz ve güzel ahlaktir ve iyi amellerdir. Bunlardan iyi amel islemek senin elindedir. Madem ki Allahü teâlâ bu nimetleri sana ihsan etmis, sen de dördüncüden, iyi amel etmekten kendini mahrum etme ki, küfran-i nimet etmis olmayasin ve ey ayakta duran emirler! (vezirler, kumandalar!) Eger devletinizin mübarek ve daimi olmasini istiyorsaniz, nimetin kadrini biliniz. Nimeti, felaket ve bedbahtliktan ayirt ediniz. Biliniz ki; sizin bu Horasan melikinden baska, göklerin ve yerlerin maliki olan baska bir padisahiniz vardir. Yarin kiyamette, herkesi hesaba çekecek ve benim nimetimin hakkini nasil elde eylediniz, nasil yerine getirdiniz, buyuracak.
Meliklerin kalbleri, Allahü teâlânin hazineleridir. Rahmet, azap ve cezaya dair yeryüzünde her ne vuku bulsa, meliklerin gönülleri vasitasiyla olur. Allahü teâlâ, kendi hazinemi size emanet ettim. Sizin dilinizi o hazinenin kilidi yaptim, korudunuz mu Yoksa emanete ihanet mi ettiniz Diye soracak. Hazineye ihanette bulunan bir mazlumun halini padisahtan gizleyendir.
Bir ihtiyacin arz edilmesine gelince, benim bir genel, bir de özel olmak üzere iki hacetim vardir. Genel olani sudur: Tus ahalisi zulümden helak olmustur. Soguk ve susuzluktan mahsuller tamamiyla mahvolmustur. Onlara aci! Hak teâlâ da sana acisin. Açlik dert ve belasiyla müminlerin boynu ve belleri kirildi.
Özel hacetim ise sudur: Ben, 12 seneden beri halktan uzaklasmis, bir köseye çekilmistim. Sonra Fahr-ül-mülk, Nisabur Medresesi müderrisligini kabul etmem için israr etti. Ben ona, Bu zaman, benim sözlerimi kaldiramaz. Bu zamanda bir hak söz söyleyenin, kapi ve duvar bile aleyhine geçer demistim. Bugün ise is o raddeye gelmis ki, isitmis oldugum sözleri rüyada görseydim, karisik rüyadir derdim. Bunlarin akli ilimler ile alakali olanlarinda eger bir kimsenin itirazi varsa, buna sasilmaz. Çünkü benim sözlerimde, herkesin anlayamayacagi manalar çoktur. Bununla beraber ben, kime olursa olsun söylemis oldugum herhangi bir sözümü açiklayip ispat edebilirim. Böylece meseleyi açikliga kavustururum. Bu gayet kolaydir. Fakat, Imam-i a zam Ebu Hanife nin aleyhinde bulunmusum diye söz söylüyorlarmis. Iste buna asla tahammül edemem. Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben, Ebu Hanife nin ümmet-i Muhammed arasinda, fikih ilminin inceliklerinde ve manasinda en büyük âlim oldugunu kesin olarak kabul etmekteyim. Her kim ki, bu söyledigimin tersine bir sözüm oldugunu veya bir sey yazmis oldugumu söylerse o yalancidir.
Sizden sunu isterim ki; beni, Nisabur da, Tus da ve diger bütün sehirlerde ders verme isinden affediniz. Kendi halimde kalayim. Bu zaman, benim sözlerime tahammüllü degildir.
Sultan Sencer, Imam-i Gazali hazretlerini dikkatle dinledikten sonra su cevabi verdi:
Söyledigin bu sözleri duymak ve imam-i a zam hakkindaki güzel kanaatlerini, Irak ve Horasan âlimlerinin hepsinin duymasi için, onlari burada toplamamiz lazimdir. Büyük Islam âlimleri hakkindaki kanaatinizi ve onlara olan hürmet ve sevginizi herkese duyurmak üzere, her tarafa dagitmak için bu ifadeleri yazmanizi istiyorum. Tedristen, ders verme isinden muaf tutulma arzuna gelince, bu mümkün degil. Fahr-ül-mülk, seni Nisabur müderrisligine [profesörlügüne] davet etmistir. Biz, senin namina medreseler yaptiracagiz. Bütün âlimler gelsinler, kendilerine kapali kalan meseleleri ögrensinler, zor meselelerini halletsinler.
Imam-i Gazali hazretleri, ömrünün bundan sonraki son iki yilini, kendi memleketi Tus ta kitap yazmak, insanlari irsad etmek ve talebelere ders vermekle geçirdi. 55 yasinda vefat eti.
Sultan Sencer; Ehl-i sünnet itikadinda, dinine bagli ve bid atleri reddeden bir padisah idi. 60 sene kadar tahtta kalmis olup, ilme ve ulemaya karsi çok hürmet eder, kendisi de ilimle mesgul olurdu. O zamanin en meshur âlimi olan Imam-i Gazali hazretlerine haset edenler, Imam-i azamin aleyhinde bulunuyor diye iftira ederek, Sultan Sencere sikayet etmislerdi. Bunun üzerine Sultan Sencer, Imam-i Gazali yi yanina davet edip, görüsmek istedigini bildirdi. Durum Imam-i Gazali ye iletilince bazi mazeretlerini bildirerek gitmedi. Sultan Sencere mazeretini bildirmek ve nasihat etmek üzere bir mektup gönderdi. Özetle sunlari bildirmistir:
Cenab-i Hakkin, ahirette bir insana ihsan edecegi seylerin yaninda, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalir. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu topragi gibidir. Kerpicin ve tozunun topraginin ne kiymeti olur Ebedi sultanlik ve saadet yaninda, yüz senelik ömrün ne kiymeti vardir ki, insan onunla sevinip, magrur olsun Yükseklikleri ara, Allahü teâlânin verecegi padisahliktan baskasina aldanma!
Bu ebedi padisahliga kavusmak, herkes için güç bir sey ise de, senin için kolaydir. Çünkü Resulullah efendimiz, Bir gün adalet ile hükmetmek, altmis senelik ibadetten efdaldir buyurdu. Madem ki Allahü teâlâ sana, baskalarinin altmis senede kazanacagi seyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmistir, bundan daha çok muvaffakiyete firsat olamaz! Zamanimizda ise is o hale gelmistir ki, degil bir gün, bir saat adaletle is yapmak, altmis yil ibadetten efdal olacak dereceye varmistir.
Dünyanin kiymetsizligi, açik ve ortadadir. Büyükler buyurdular ki: Dünya kirilmaz altin bir testi, ahiret de kirilan toprak bir testi olsa, akilli kimse, geçici olan ve yok olacak olan altin testiyi birakir, ebedi olan toprak testiyi alir. Kaldi ki dünya, geçici ve kirilacak toprak bir testi gibidir. Ahiret ise hiç kirilmayan ebediyen baki kalacak olan altin testi gibidir. Öyleyse, buna ragmen dünyaya sarilan kimseye nasil akilli denilebilir Bu misali iyi düsünün ve daima göz önünde tutun!
Beni yaniniza davet etmis bulunuyorsunuz. Benim ahdim var. Bundan sonra hiçbir sultanin yanina gitmeyecegim ve hiçbir sultandan en ufak bir sey kabul etmeyecegim. Münazarayi terk edecegim. Bu ahdimde durdum. Bu bakimdan, sultanlar beni bu hususta mazur gördüler.
Sizin için hayir dualarda bulundum. Eger her seye ragmen gelmem için bir fermaniniz olursa, emre itaatin lazim oldugunu bildigim için, ahdimi bozarak, fermaninizi kabul etme yolunu seçerim. Allahü teâlâ, dilinize ve gönlünüze öyle seyler getirsin ki, bununla yarin ahirette utanmaktan muhafaza etsin... Vesselam.
Bu mektup Sultan Sencere ulasinca, madem ki Meshed e gelmis, ordugahimiza az bir mesafe var. Oradan gelmek güç bir is degildir diyerek, gelmesini istedigini bildirdi. Bunun üzerine Imam-i Gazali, Sultan Sencerin yanina geldi. Huzuruna girince ayaga kalkip, Imam-i Gazali yi karsilayip kucakladi. Sonra da kendi tahtina onu oturttu. Çok hürmet gösterdi. Imam-i Gazali oturduktan sonra, yaninda bulunan bir talebesine, Kuran-i kerimden bir miktar oku buyurdu. Talebesi de mealen; Allah kuluna kâfi degil mi buyurulan, Zümer suresi 36. Âyetini okuyunca, Imam-i Gazali Evet dedi. Daha sonra söze Besmele çekerek basladi. Sultana özetle dedi ki:
Allahü teâlâya hamd olsun. Kurtulus ancak takva sahibi olanlar içindir. Düsmanlik da ancak zalimleredir. Islam âlimlerinin âdeti söyledir: Padisahlarin huzuruna girdiklerinde; dua, sena, nasihat ve bir ihtiyacin giderilmesi hususunda konusma yaparlar.
Dua hususunda evla olan, gece karanliklarinda Hak teâlâya gizlice yalvarmaktir. Çünkü insanlar arasinda yapilan dualarda riya, gösteris ihtimali var. Halis olmayan böyle dualar ise, Hak teâlâ indinde makbul degildir. Bu huzurda övgüde bulunmak da riyakârliktan uzak degildir. Yükseklik ve isik bakimindan, günesin parmakla gösterilip, övülmeye ihtiyaci yoktur. Güzellik kemale ulasinca, övenlerin pazarini bozar, bunlarin eli bos kalir.
Resulullah efendimiz (Size iki vaiz biraktim, biri susar, biri konusur. Susan nasihatçi ölümdür. Konusan ise Kur andir) buyurdu. Dikkat et, susan nasihatçi ölüm, lisan-i haliyle ne söylüyor ve konusan nasihatçi ne söylüyor Susarak, haliyle nasihat eden, ölüm diyor ki:
Ben, her canliyi pusuda beklemekteyim. Zamani gelince aniden pusudan çikip yakalayiveririm. Eger benim herkes için yapacagim isin bir benzerini görmek isteyen varsa; padisahlar, vefat etmis olan padisahlara, emirler de, vefat etmis olan emirlere baksinlar. Meliksah, Alparslan, Çagribey toprak altindan halleriyle söyle nida ediyorlar:
Ey Padisah, ey gözümüzün nuru, sakin unutma ki, biz nerelere sevk edildik ve ne korkunç isler gördük. Emrinde bulunanlardan biri aç iken, sen asla bir gece tok olarak uyuma! Biri çiplak iken, sen istedigin gibi giyinme!
Söyle vasiyet ederler:
Benden bir kelime kabul et ki, bu; La ilahe illallah dir. Bunu daima dilinde tut, yalniz kaldigin zaman bunu söylemeyi asla unutma. Asil iman, bunu söylemekle istikrara kavusur. Iman, suyunu taatten alir. Kökü adalet ile, devami Hakki zikretmek ile kaimdir buyurulmustur. Bunlarin hepsini yapip ahiret azabindan kurtulursan da, kiyamette sualden kurtulamazsin. Hadis-i serifte; Her biriniz çoban gibisiniz ve herkes emri altinda bulunanlardan sorumludur buyuruldu.
Ey Padisah! Hak teâlânin hak nimetini eda eyle ki, nimet; dogru iman, dogru itikad, güler yüz ve güzel ahlaktir ve iyi amellerdir. Bunlardan iyi amel islemek senin elindedir. Madem ki Allahü teâlâ bu nimetleri sana ihsan etmis, sen de dördüncüden, iyi amel etmekten kendini mahrum etme ki, küfran-i nimet etmis olmayasin ve ey ayakta duran emirler! (vezirler, kumandalar!) Eger devletinizin mübarek ve daimi olmasini istiyorsaniz, nimetin kadrini biliniz. Nimeti, felaket ve bedbahtliktan ayirt ediniz. Biliniz ki; sizin bu Horasan melikinden baska, göklerin ve yerlerin maliki olan baska bir padisahiniz vardir. Yarin kiyamette, herkesi hesaba çekecek ve benim nimetimin hakkini nasil elde eylediniz, nasil yerine getirdiniz, buyuracak.
Meliklerin kalbleri, Allahü teâlânin hazineleridir. Rahmet, azap ve cezaya dair yeryüzünde her ne vuku bulsa, meliklerin gönülleri vasitasiyla olur. Allahü teâlâ, kendi hazinemi size emanet ettim. Sizin dilinizi o hazinenin kilidi yaptim, korudunuz mu Yoksa emanete ihanet mi ettiniz Diye soracak. Hazineye ihanette bulunan bir mazlumun halini padisahtan gizleyendir.
Bir ihtiyacin arz edilmesine gelince, benim bir genel, bir de özel olmak üzere iki hacetim vardir. Genel olani sudur: Tus ahalisi zulümden helak olmustur. Soguk ve susuzluktan mahsuller tamamiyla mahvolmustur. Onlara aci! Hak teâlâ da sana acisin. Açlik dert ve belasiyla müminlerin boynu ve belleri kirildi.
Özel hacetim ise sudur: Ben, 12 seneden beri halktan uzaklasmis, bir köseye çekilmistim. Sonra Fahr-ül-mülk, Nisabur Medresesi müderrisligini kabul etmem için israr etti. Ben ona, Bu zaman, benim sözlerimi kaldiramaz. Bu zamanda bir hak söz söyleyenin, kapi ve duvar bile aleyhine geçer demistim. Bugün ise is o raddeye gelmis ki, isitmis oldugum sözleri rüyada görseydim, karisik rüyadir derdim. Bunlarin akli ilimler ile alakali olanlarinda eger bir kimsenin itirazi varsa, buna sasilmaz. Çünkü benim sözlerimde, herkesin anlayamayacagi manalar çoktur. Bununla beraber ben, kime olursa olsun söylemis oldugum herhangi bir sözümü açiklayip ispat edebilirim. Böylece meseleyi açikliga kavustururum. Bu gayet kolaydir. Fakat, Imam-i a zam Ebu Hanife nin aleyhinde bulunmusum diye söz söylüyorlarmis. Iste buna asla tahammül edemem. Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben, Ebu Hanife nin ümmet-i Muhammed arasinda, fikih ilminin inceliklerinde ve manasinda en büyük âlim oldugunu kesin olarak kabul etmekteyim. Her kim ki, bu söyledigimin tersine bir sözüm oldugunu veya bir sey yazmis oldugumu söylerse o yalancidir.
Sizden sunu isterim ki; beni, Nisabur da, Tus da ve diger bütün sehirlerde ders verme isinden affediniz. Kendi halimde kalayim. Bu zaman, benim sözlerime tahammüllü degildir.
Sultan Sencer, Imam-i Gazali hazretlerini dikkatle dinledikten sonra su cevabi verdi:
Söyledigin bu sözleri duymak ve imam-i a zam hakkindaki güzel kanaatlerini, Irak ve Horasan âlimlerinin hepsinin duymasi için, onlari burada toplamamiz lazimdir. Büyük Islam âlimleri hakkindaki kanaatinizi ve onlara olan hürmet ve sevginizi herkese duyurmak üzere, her tarafa dagitmak için bu ifadeleri yazmanizi istiyorum. Tedristen, ders verme isinden muaf tutulma arzuna gelince, bu mümkün degil. Fahr-ül-mülk, seni Nisabur müderrisligine [profesörlügüne] davet etmistir. Biz, senin namina medreseler yaptiracagiz. Bütün âlimler gelsinler, kendilerine kapali kalan meseleleri ögrensinler, zor meselelerini halletsinler.
Imam-i Gazali hazretleri, ömrünün bundan sonraki son iki yilini, kendi memleketi Tus ta kitap yazmak, insanlari irsad etmek ve talebelere ders vermekle geçirdi. 55 yasinda vefat eti.
(Asil ismi Ahmed Faruk-u Serhendî olan Imam-i Rabbani Hazretlerin Hz. Ömer\´in (r.a.) neslinden gelmektedir. 1563\´de Hindistan\´in Serhend sehrinde dünyaya gelmis ve ayni yerde 1624 tarihinde vefat etmistir.
Imam-i Rabbânî\´nin zamaninda Hindistan\´da çok genis fikrî çalkantilar vardi. Halki Islâmdan uzaklastirmaya ve Islâmi taninmaz hale getirmeye çalisan yönetime karsi Imam-i Rabbani Hazretleri çok genis bir hizmet halkasi olusturur. Yetistirdigi talebelerle, daha sonra hem bu talebelerine, hem de nüfuzlu kisilere yazdigi mektuplarla Islâmi müdafaaya çalisti.
Imam-i Rabbani müceddiddir. Yani Hicri ikinci bin yilin din yenileyicisidir. Dine sokulmaya çalisilan hurafe, bid\´at ve batil inançlari reddedip, dinin aslini muhafazaya çalismis ve o devir insaninin ihtiyaci olan dinî meselelerde yeni bir takdim sekli olusturmustur. Hizmeti sadece kita Hindistan\´ina bagli kalmamis, zamanla dünyanin her tarafina kök budak salmistir.
Imam-i Rabbani Hazretlerinin fikir, izah ve hizmet esaslari bütünüyle mektuplarinda mevcuttur. Asli Farsça olarak üç cilt halinde tertip edilen, 847 mektup, 1670 sayfadan olusan ve daha sonra Arapça ve Türkçeye da tercüme edilen Mektubat, asil itibariyle yazildigi devre isik tutmakla birlikte, bizlerin de bu eserden ögrenecegimiz pek çok sey vardir.
Mektubat Türk okuyucusuna yabanci degildir. Özellikle Naksi tarikatina mensup bazi hizmet gruplari tarafindan kaynak kitap olarak kabul edilmesinin de taninmasinda büyük payi vardir. )
Dünya bir seraptir
Ey ogul!
Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldizla ve çesitli yüzlerle süslenmistir. Sureti nakislidir. Çirkin bir kadin gibi kasi çekilmis, yanaklari boyanmis. Ilk bakista tatli gelir, göze tazelik ve canlilik hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüs cifeye benzer.
Sineklerin ve kurtlarin içine doldugu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptir, Seker suretinde zehirdir. Içi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasizligi ile söylenenlerin ve anlatilanlarin hepsinden serlidir.
Onun asiki sefih ve büyülüdür. Fitneye düsmüs, çildirmis ve aldatilmistir. Kim onun görünüsüne aldanirsa ebedi kayip zehiri ile zehirlenmistir. Kim onun tazeligine ve tadina bakarsa sonsuzluga kadar pismanlik duyar.
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:
\"Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razi etsen, digeri darilir.\"
Dünya nedir
Ey ogul!
Dünya nedir, bilir misin Kadin, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz islerle ugrasmak...
Bütün bu sayilanlardan hangisi seni alip Allah\´tan baska seylerle oyalayip perdelerse, o dünyaya dahildir.
Gençlik tövbesi
Ey ogul!
Cenab-i Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çaginda sana tevbe nasip etti. Simdi bilmiyorum, o tevbede sebatli misin Yoksa çesitli muzahrefat ile seytan seni azdirdi mi
Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çag gençlik çagidir. Dünya malina gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydir, bu manada arkadaslarinin çogu da uygunsuzdur.
Sana tefekkür lazim
Ey ogul!
Önemle üzerinde duracagin is, mübah seylerin zaruri olan miktari ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alinmalidir.
Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanilmasi olmalidir. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sicaktan ve soguktan korumaktir. Bu ölçüyü diger zaruri mubah islerde de devam ettirmelidir.
Sana tefekkür lâzim. Kalbe dayali isleri yapmak gerek. Aksi halde yarin ziyandan ve pismanliktan baska bir sey elde edilmez.
Gençlik büyük firsattir
Ey ogul!
Ibadete yönelme vakti gençliktir. Akilli olan bu vakti kaçirmaz, firsati ganimet bilir. Zira is önemlidir. Insan yaslilik zamanina kalmayabilir. Kaldigini farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanin mümkün oldugunu farz edelim, bir amel islemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafin ve aczin bastirdigi zamandir. Halbuki su anda derlenip toparlanma durumu vardir, elde eldilmesi kolaydir.
Hele anne-babanin hayatta olmalari Yüce Hakkin nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almistir. Iste bu mevsim firsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettigi mevsimdir. Bugünün isini yarina birakmak için su andaki durum nasil bir özür olabilir Ertelemeye ne gerek var Resulullah (a.s.m.) bu manada söyle buyurmustur: \"Isi erteleyen helak olur.\"
Evet, bugün ahirete ait islerle bir mesguliyet varsa, bu düsük dünyanin isini yarina birakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir sey olur.
Su zaman gençlik zamanidir. Nefsin, seytanin ve din düsmanlarinin istilasi zamanidir. Bu zamanda yapilan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden baska zamanlarda yapilan amellere biçilmez.
Allah\´in emir ve yasaklarina uymali
Ey ogul!
Varliklarin özü olan insanin yaratilmasindaki gaye, oyun ve oyuncakla eglenmek, yemek ve içmek degildir. Onun yaratilmasindaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamli bir sekilde Allah\´a iltica ve niyazda bulunmaktir.
Dinin anlattigi ibadetlere gelince, bunlarin edasindan gaye, kullarin faydasi ve onlarin yararidir. Bunlardan hiçbiri Cenab-i Hakkin yararina degildir, çünkü onun böyle bir seye ihtiyaci yoktur.
Durum böyle olunca, onlarin edasi memnuniyete sebep olmalidir. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçinmak için kosmali, çabalamalidir.
Cenab-i Hak sonsuz zenginligi ile kullarina emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemistir. Bu durumda bize düsen, tam manasiyla bu nimetlere sükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktir.
Dogru haberci ile yalancinin farki
Ey ogul!
Yalan söyledigi defalarca denenemis olan bir kimse, \"Bu gece düsman hücum edecek\" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alir. Bu haberi veren kimsenin yalanci oldugunu bildikleri halde o belanin giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karsi dikkatli olmak lazimdir.
Halbuki, dogru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermistir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadir. Eger müteessir olsalardi, ondan korunma çareleri ararlardi. Kaldi ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermistir.
O nasil bir imandir ki, dogru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.
Mal ve mülk Allah\´indir
Ey ogul!
Nefis kendi özünde cimridir. Ilâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamli yumusak konusmalidir. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah\´indir.
Kula asil layik olan zekâti tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularina uyarak ibadetin edasinda tembellik edip agirdan almak yakismaz.
Fetvayi âhiret âlimlerinden almali
Ey ogul!
Dini hükümleri, fetvalari âhiret ulemasindan sorup ögrenmek gerektir. Zira onlarin sözlerinde tesir vardir. Belki onlara soruldugu için nefeslerinin bereketi ile amelde basari hasil olur.
Ilmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya alimlerinden kaçinmak gerekir.
Dünya adamlariyla bizim ne isimiz var Onlarla aramizda ne gibi bir münasebet olur ki, onlarin hayri ve serri üzerinde söz edelim.
Tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek
Ey ogul!
Hayatinin en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düsmanlarinin rizasini kazanma yolunda geçip gitti. Simdi ömrünün sonu kaldi. Bugün de bunu Hakkin rizasi istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma isinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az
olsun, çekecegimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap islemek suretiyle çok günahlarimiza kefaret ettirmezsek, yarin hangi yüzle Allah\´in katina varacagiz Hangi çareye basvuracagiz
Bu tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek Bu gaflet pamugu ne zamana kadar kulakta kalacak Yakinda basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç süphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamugu da gidecek, lâkin o zaman ne faydasi olur O zaman hasret ve pismanliktan baska bir sey olmayacak.
Ölüm gelmeden önce amel islemeye bak. Kabrinde yaslanacagin bir sey hazirlamalisin. Öncelikle itikadini düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri ögrenmelisin. Fikih kitaplarinin açikladigi seyleri bilmeli ve amel etmelisin.
Zikir gafletin kovulmasidir
Ey ogul!
Firsat ganimettir. Saglik ve bos zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamli olarak Allah\´in zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alis veris olsun.
Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onlarin hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasindan ibarettir. Bütün islerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasaklari bildiren Zata karsi gaflet esaretinden kurtulus nasip olur. O Yüce Hakkin da devamli zikri hasil olur.
Hayat seriat üzere olmalidir
Ey ogul!
Düsük dünya süslerine aldanmaktan sakin. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde seriata göre amel et. Hayat, temiz seriat üzere olmalidir.
Ehl-i Sünnet ve\´l-cemaat âlimlerinin görüslerine göre öncelikle itikadi düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydali fikih hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir.
Farzlarin edasinde önemle durulmalidir. Helal ve haram islerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzlarin yaninda nafile ibadetlerin durumu yolda birakilmis ve itibardan düsmüs gibidir. Halbuki bu zamanda insanlarin pek çogu nafile ibadetlere önem verip farzlari harap birakmaktadir. Nafile ibadetlere önem verip farzlari da düsük ve itibarsiz saymaktadirlar.
Ilim, amel, ihlas lâzim
Ey ogul!
Bilmis ol ki, ebedî kurtulusun kolaylasmasi için insana su üç sey mutlaka lâzimdir: Ilim, amel, ihlâs.
Ilim iki kisimdir: Birinci kisim, amel olup bunun izahini fikih üzerine almistir.
Ikinci kisim, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilati kelâm ilmi üzerine yazilan kitaplarda vardir. Haliyle Ehl-i Sünnet ve\´1-cemaatin görüsüne göre... Söyle ki: Bunlar firka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtulus ümidi yoktur. Bunlara kil kadar muhalefet olsa, is tehlikeye girer, hem de ne tehlike!
Kul hakkini dünyada iken öde
Ey ogul!
Tam manasiyla kul hakkinin ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakki kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydir, yumusaklikla, tatli dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette is zordur. Orada çare bulmak mümkün degildir.
Nefsin sevdasina kapilma
Ey ogul!
Nefis, makam ve bas olmak sevdasi üzerine yaratilmistir. Bütün gayreti, akrani üzerine üstün gelmektir.
Bütün arzusu yaratilmislarin hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun egmis olmaktir. Kendisinin hiçbir seye muhtaç olmasini istemedigi gibi, hiç kimsenin hükmü altina da girmek istemez.
Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasidir. Benzeri olmayan Yüce Yaratici ile ortaklik davasina girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktir.
Hatta ortakliga bile razi olmaz. Yalniz kendisinin hâkim olmasini ister, baskasini istemez. Herseyi hükmü altinda görmek ister. Bir kudsî hadiste söyle buyurulur:
\"Nefsine düsman ol, çünkü o Bana düsmanliga saplandi.\"
Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkismak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah\´a düsmanliktir. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadir. Bu isin çirkinligi ciddi bir sekilde idrak edilmelidir.
Bir kudsî hadiste\´Allah Teâlâ söyle buyuru:
\"Kibriya ridamdir, azamet izarimdir. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutusmak isterse, onu atesime atarim, haline hiç bakmam.\"
Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz birakip onun yapisini tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzulari kaldirmak için gelmistir. Ne kadar dinî emir islenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.
Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzularin izalesi için bin senelik riyazetten ve bu ugurda mücahededen daha faziletlidir.
Bu riyazet ve mücahede seriat geregince olmayinca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur islemezler, fakat seriat dairesinde yapmadiklari için kendilerine hiçbir faydasi olmaz.
Meselâ bir kimse dinin emrettigi zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasindan daha faydalidir.
Ramazan Bayraminda seriatin emrine uymak maksadiyla oruç tutmayip yemek, bir kimsenin kendiliginden tuttugu bin senelik oruçtan hayirlidir.
Sabah namazinin iki rekât farzini cemaatle kilmak sabah namazini cemaatle kilmayi birakip geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.
Hâsili; nefsin, baskanlik, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki bos kuruntulann pisliklerinden kurtulmadikça kurtulus mümkün degildir. Ondanki bu hastaligin izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...
Imam-i Rabbânî\´nin zamaninda Hindistan\´da çok genis fikrî çalkantilar vardi. Halki Islâmdan uzaklastirmaya ve Islâmi taninmaz hale getirmeye çalisan yönetime karsi Imam-i Rabbani Hazretleri çok genis bir hizmet halkasi olusturur. Yetistirdigi talebelerle, daha sonra hem bu talebelerine, hem de nüfuzlu kisilere yazdigi mektuplarla Islâmi müdafaaya çalisti.
Imam-i Rabbani müceddiddir. Yani Hicri ikinci bin yilin din yenileyicisidir. Dine sokulmaya çalisilan hurafe, bid\´at ve batil inançlari reddedip, dinin aslini muhafazaya çalismis ve o devir insaninin ihtiyaci olan dinî meselelerde yeni bir takdim sekli olusturmustur. Hizmeti sadece kita Hindistan\´ina bagli kalmamis, zamanla dünyanin her tarafina kök budak salmistir.
Imam-i Rabbani Hazretlerinin fikir, izah ve hizmet esaslari bütünüyle mektuplarinda mevcuttur. Asli Farsça olarak üç cilt halinde tertip edilen, 847 mektup, 1670 sayfadan olusan ve daha sonra Arapça ve Türkçeye da tercüme edilen Mektubat, asil itibariyle yazildigi devre isik tutmakla birlikte, bizlerin de bu eserden ögrenecegimiz pek çok sey vardir.
Mektubat Türk okuyucusuna yabanci degildir. Özellikle Naksi tarikatina mensup bazi hizmet gruplari tarafindan kaynak kitap olarak kabul edilmesinin de taninmasinda büyük payi vardir. )
Dünya bir seraptir
Ey ogul!
Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldizla ve çesitli yüzlerle süslenmistir. Sureti nakislidir. Çirkin bir kadin gibi kasi çekilmis, yanaklari boyanmis. Ilk bakista tatli gelir, göze tazelik ve canlilik hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüs cifeye benzer.
Sineklerin ve kurtlarin içine doldugu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptir, Seker suretinde zehirdir. Içi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasizligi ile söylenenlerin ve anlatilanlarin hepsinden serlidir.
Onun asiki sefih ve büyülüdür. Fitneye düsmüs, çildirmis ve aldatilmistir. Kim onun görünüsüne aldanirsa ebedi kayip zehiri ile zehirlenmistir. Kim onun tazeligine ve tadina bakarsa sonsuzluga kadar pismanlik duyar.
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:
\"Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razi etsen, digeri darilir.\"
Dünya nedir
Ey ogul!
Dünya nedir, bilir misin Kadin, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz islerle ugrasmak...
Bütün bu sayilanlardan hangisi seni alip Allah\´tan baska seylerle oyalayip perdelerse, o dünyaya dahildir.
Gençlik tövbesi
Ey ogul!
Cenab-i Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çaginda sana tevbe nasip etti. Simdi bilmiyorum, o tevbede sebatli misin Yoksa çesitli muzahrefat ile seytan seni azdirdi mi
Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çag gençlik çagidir. Dünya malina gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydir, bu manada arkadaslarinin çogu da uygunsuzdur.
Sana tefekkür lazim
Ey ogul!
Önemle üzerinde duracagin is, mübah seylerin zaruri olan miktari ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alinmalidir.
Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanilmasi olmalidir. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sicaktan ve soguktan korumaktir. Bu ölçüyü diger zaruri mubah islerde de devam ettirmelidir.
Sana tefekkür lâzim. Kalbe dayali isleri yapmak gerek. Aksi halde yarin ziyandan ve pismanliktan baska bir sey elde edilmez.
Gençlik büyük firsattir
Ey ogul!
Ibadete yönelme vakti gençliktir. Akilli olan bu vakti kaçirmaz, firsati ganimet bilir. Zira is önemlidir. Insan yaslilik zamanina kalmayabilir. Kaldigini farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanin mümkün oldugunu farz edelim, bir amel islemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafin ve aczin bastirdigi zamandir. Halbuki su anda derlenip toparlanma durumu vardir, elde eldilmesi kolaydir.
Hele anne-babanin hayatta olmalari Yüce Hakkin nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almistir. Iste bu mevsim firsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettigi mevsimdir. Bugünün isini yarina birakmak için su andaki durum nasil bir özür olabilir Ertelemeye ne gerek var Resulullah (a.s.m.) bu manada söyle buyurmustur: \"Isi erteleyen helak olur.\"
Evet, bugün ahirete ait islerle bir mesguliyet varsa, bu düsük dünyanin isini yarina birakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir sey olur.
Su zaman gençlik zamanidir. Nefsin, seytanin ve din düsmanlarinin istilasi zamanidir. Bu zamanda yapilan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden baska zamanlarda yapilan amellere biçilmez.
Allah\´in emir ve yasaklarina uymali
Ey ogul!
Varliklarin özü olan insanin yaratilmasindaki gaye, oyun ve oyuncakla eglenmek, yemek ve içmek degildir. Onun yaratilmasindaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamli bir sekilde Allah\´a iltica ve niyazda bulunmaktir.
Dinin anlattigi ibadetlere gelince, bunlarin edasindan gaye, kullarin faydasi ve onlarin yararidir. Bunlardan hiçbiri Cenab-i Hakkin yararina degildir, çünkü onun böyle bir seye ihtiyaci yoktur.
Durum böyle olunca, onlarin edasi memnuniyete sebep olmalidir. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçinmak için kosmali, çabalamalidir.
Cenab-i Hak sonsuz zenginligi ile kullarina emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemistir. Bu durumda bize düsen, tam manasiyla bu nimetlere sükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktir.
Dogru haberci ile yalancinin farki
Ey ogul!
Yalan söyledigi defalarca denenemis olan bir kimse, \"Bu gece düsman hücum edecek\" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alir. Bu haberi veren kimsenin yalanci oldugunu bildikleri halde o belanin giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karsi dikkatli olmak lazimdir.
Halbuki, dogru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermistir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadir. Eger müteessir olsalardi, ondan korunma çareleri ararlardi. Kaldi ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermistir.
O nasil bir imandir ki, dogru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.
Mal ve mülk Allah\´indir
Ey ogul!
Nefis kendi özünde cimridir. Ilâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamli yumusak konusmalidir. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah\´indir.
Kula asil layik olan zekâti tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularina uyarak ibadetin edasinda tembellik edip agirdan almak yakismaz.
Fetvayi âhiret âlimlerinden almali
Ey ogul!
Dini hükümleri, fetvalari âhiret ulemasindan sorup ögrenmek gerektir. Zira onlarin sözlerinde tesir vardir. Belki onlara soruldugu için nefeslerinin bereketi ile amelde basari hasil olur.
Ilmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya alimlerinden kaçinmak gerekir.
Dünya adamlariyla bizim ne isimiz var Onlarla aramizda ne gibi bir münasebet olur ki, onlarin hayri ve serri üzerinde söz edelim.
Tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek
Ey ogul!
Hayatinin en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düsmanlarinin rizasini kazanma yolunda geçip gitti. Simdi ömrünün sonu kaldi. Bugün de bunu Hakkin rizasi istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma isinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az
olsun, çekecegimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap islemek suretiyle çok günahlarimiza kefaret ettirmezsek, yarin hangi yüzle Allah\´in katina varacagiz Hangi çareye basvuracagiz
Bu tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek Bu gaflet pamugu ne zamana kadar kulakta kalacak Yakinda basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç süphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamugu da gidecek, lâkin o zaman ne faydasi olur O zaman hasret ve pismanliktan baska bir sey olmayacak.
Ölüm gelmeden önce amel islemeye bak. Kabrinde yaslanacagin bir sey hazirlamalisin. Öncelikle itikadini düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri ögrenmelisin. Fikih kitaplarinin açikladigi seyleri bilmeli ve amel etmelisin.
Zikir gafletin kovulmasidir
Ey ogul!
Firsat ganimettir. Saglik ve bos zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamli olarak Allah\´in zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alis veris olsun.
Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onlarin hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasindan ibarettir. Bütün islerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasaklari bildiren Zata karsi gaflet esaretinden kurtulus nasip olur. O Yüce Hakkin da devamli zikri hasil olur.
Hayat seriat üzere olmalidir
Ey ogul!
Düsük dünya süslerine aldanmaktan sakin. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde seriata göre amel et. Hayat, temiz seriat üzere olmalidir.
Ehl-i Sünnet ve\´l-cemaat âlimlerinin görüslerine göre öncelikle itikadi düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydali fikih hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir.
Farzlarin edasinde önemle durulmalidir. Helal ve haram islerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzlarin yaninda nafile ibadetlerin durumu yolda birakilmis ve itibardan düsmüs gibidir. Halbuki bu zamanda insanlarin pek çogu nafile ibadetlere önem verip farzlari harap birakmaktadir. Nafile ibadetlere önem verip farzlari da düsük ve itibarsiz saymaktadirlar.
Ilim, amel, ihlas lâzim
Ey ogul!
Bilmis ol ki, ebedî kurtulusun kolaylasmasi için insana su üç sey mutlaka lâzimdir: Ilim, amel, ihlâs.
Ilim iki kisimdir: Birinci kisim, amel olup bunun izahini fikih üzerine almistir.
Ikinci kisim, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilati kelâm ilmi üzerine yazilan kitaplarda vardir. Haliyle Ehl-i Sünnet ve\´1-cemaatin görüsüne göre... Söyle ki: Bunlar firka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtulus ümidi yoktur. Bunlara kil kadar muhalefet olsa, is tehlikeye girer, hem de ne tehlike!
Kul hakkini dünyada iken öde
Ey ogul!
Tam manasiyla kul hakkinin ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakki kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydir, yumusaklikla, tatli dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette is zordur. Orada çare bulmak mümkün degildir.
Nefsin sevdasina kapilma
Ey ogul!
Nefis, makam ve bas olmak sevdasi üzerine yaratilmistir. Bütün gayreti, akrani üzerine üstün gelmektir.
Bütün arzusu yaratilmislarin hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun egmis olmaktir. Kendisinin hiçbir seye muhtaç olmasini istemedigi gibi, hiç kimsenin hükmü altina da girmek istemez.
Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasidir. Benzeri olmayan Yüce Yaratici ile ortaklik davasina girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktir.
Hatta ortakliga bile razi olmaz. Yalniz kendisinin hâkim olmasini ister, baskasini istemez. Herseyi hükmü altinda görmek ister. Bir kudsî hadiste söyle buyurulur:
\"Nefsine düsman ol, çünkü o Bana düsmanliga saplandi.\"
Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkismak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah\´a düsmanliktir. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadir. Bu isin çirkinligi ciddi bir sekilde idrak edilmelidir.
Bir kudsî hadiste\´Allah Teâlâ söyle buyuru:
\"Kibriya ridamdir, azamet izarimdir. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutusmak isterse, onu atesime atarim, haline hiç bakmam.\"
Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz birakip onun yapisini tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzulari kaldirmak için gelmistir. Ne kadar dinî emir islenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.
Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzularin izalesi için bin senelik riyazetten ve bu ugurda mücahededen daha faziletlidir.
Bu riyazet ve mücahede seriat geregince olmayinca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur islemezler, fakat seriat dairesinde yapmadiklari için kendilerine hiçbir faydasi olmaz.
Meselâ bir kimse dinin emrettigi zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasindan daha faydalidir.
Ramazan Bayraminda seriatin emrine uymak maksadiyla oruç tutmayip yemek, bir kimsenin kendiliginden tuttugu bin senelik oruçtan hayirlidir.
Sabah namazinin iki rekât farzini cemaatle kilmak sabah namazini cemaatle kilmayi birakip geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.
Hâsili; nefsin, baskanlik, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki bos kuruntulann pisliklerinden kurtulmadikça kurtulus mümkün degildir. Ondanki bu hastaligin izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...
Dini Sözler
Iyiligi gizlemek, kötülügü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi. (Imam-i Azam)
Insan, aliskanliklarinin çocugudur. (Ibni Haldun)
Herkes herkese bir lokma sey verebilir ama bogaz bagislamak, ancak Allah’in isidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz isitmez. (Firdevsi)
Bir seyi bulunmadigi yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avci nice al (tuzak, hile) bilirse, ayi da onca yol bilir. (Kasgarli Mahmud)
Haksizlik karsisinda egilmeyiniz; çünkü hakkinizla beraber serefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konusmanin sirri, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü dogru olanin, sözü de dogru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birligin kederi, ayriligin safasindan daha hayirlidir. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardir. (Hz. Ali (r.a))
Sakladigin sir senin esirindir. Açiga vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtari, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmis koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bagislayicilik, sabir ve tahammüldür. (Hasan-i Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktir. (Malcolm X)
Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmisler gelecege, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (Ibni Haldun)
Ince sözler keskin kilica benzer, kalkanin yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandir. (Hz. Ali (r.a))
Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kirip özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (Imam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddir. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksizliga bas kaldirmayanlar, onlardan gelecek her kötülüge katlanmalidirlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. (Seyh Sadi)
Hiç kimse, diger bir kimsenin kulu degildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulasmak, yakin mesafeleri asmakla mümkündür. (Imam Gazali)
Tarih degil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemigin içinden çikar. (Hafiz Sirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarinda, alimlerin dudaklari kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpintisi kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayiflarda olursa isler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele baglanmis tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Haci Bayram-i Veli)
Zalimler için yasasin cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatli suyun basi, kalabalik olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlik gelmez. (Sadi)
Egri ok, dogru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir aci, cehaletten daha fazla zahmet verici degildir. (Hz. Ali (r.a))
Insani maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düsünceleri, ancak akil pisirir. (Firdevsi)
Firsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da seref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarinizi kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Seyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandir. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasini alirsa, adamlari bütün tavuklari alir. (Sadi)
Bin zulme ugrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez. (Mevlana)
Iyiligi gizlemek, kötülügü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi. (Imam-i Azam)
Insan, aliskanliklarinin çocugudur. (Ibni Haldun)
Herkes herkese bir lokma sey verebilir ama bogaz bagislamak, ancak Allah’in isidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz isitmez. (Firdevsi)
Bir seyi bulunmadigi yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avci nice al (tuzak, hile) bilirse, ayi da onca yol bilir. (Kasgarli Mahmud)
Haksizlik karsisinda egilmeyiniz; çünkü hakkinizla beraber serefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konusmanin sirri, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü dogru olanin, sözü de dogru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birligin kederi, ayriligin safasindan daha hayirlidir. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardir. (Hz. Ali (r.a))
Sakladigin sir senin esirindir. Açiga vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtari, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmis koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bagislayicilik, sabir ve tahammüldür. (Hasan-i Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktir. (Malcolm X)
Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmisler gelecege, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (Ibni Haldun)
Ince sözler keskin kilica benzer, kalkanin yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandir. (Hz. Ali (r.a))
Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kirip özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (Imam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddir. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksizliga bas kaldirmayanlar, onlardan gelecek her kötülüge katlanmalidirlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. (Seyh Sadi)
Hiç kimse, diger bir kimsenin kulu degildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulasmak, yakin mesafeleri asmakla mümkündür. (Imam Gazali)
Tarih degil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemigin içinden çikar. (Hafiz Sirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarinda, alimlerin dudaklari kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpintisi kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayiflarda olursa isler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele baglanmis tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Haci Bayram-i Veli)
Zalimler için yasasin cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatli suyun basi, kalabalik olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlik gelmez. (Sadi)
Egri ok, dogru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir aci, cehaletten daha fazla zahmet verici degildir. (Hz. Ali (r.a))
Insani maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düsünceleri, ancak akil pisirir. (Firdevsi)
Firsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da seref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarinizi kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Seyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandir. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasini alirsa, adamlari bütün tavuklari alir. (Sadi)
Bin zulme ugrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez. (Mevlana)
İstanbul - islambol - Konstantiniyye - Konstantinopolis
İstanbul, Türkiye'de yer alan şehir ve ülkenin 81 ilinden biri. Ülkenin
en kalabalık, ekonomik, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan en önemli
şehridir.[2][3][4] Şehir, iktisadi büyüklük açısından dünyada 34., nüfus
açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre
Avrupa'da birinci, dünyada ise Lagos'tan sonra altıncı sırada yer
almaktadır.[5][6]
İstanbul Türkiye'nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca,
Haliç'i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir
şehir olup, Avrupa'daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası,
Asya'daki bölümüne ise Anadolu Yakası veya Asya Yakası denir. Tarihte
ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç'in sardığı bir
yarım ada üzerinde kurulan İstanbul'un batıdaki sınırını İstanbul
Surları oluşturmaktaydı. Gelişme ve büyüme sürecinde surların her
seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa genişletilen
şehrin[7] 39 ilçesi vardır. Sınırları içerisinde ise büyükşehir
belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye bulunmaktadır.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, 330-395 yılları
arasında Roma İmparatorluğu, 395-1204 ile 1261-1453 yılları arasında
Bizans İmparatorluğu, 1204-1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son
olarak 1453-1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik
yaptı.[8] Ayrıca İstanbul, hilafetin Osmanlı İmparatorluğu'na geçtiği
1517'den kaldırıldığı 1924'e kadar İslam'ın da merkezi oldu.[9]
Son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkartılan arkeolojik bulgularla
insanlık tarihine ilişkin önemli bilgiler elde edilmiştir. Yarımburgaz
Mağarası'ndan çıkarılan taş aletlerle, ilkel insan izlerinin 400.000 yıl
öncesine dayandığı ortaya çıkmıştır.[10][11][12][13] Anadolu Yakası'nda
yürütülen kazı çalışmaları ve bunlara bağlı araştırmalar, şehirde tarım
ve hayvancılığa dayalı ilk yerleşik insan topluluğunun MÖ 5500'lere
tarihlenen Fikirtepe Kültürü olduğunu göstermiştir.[14] Bu arkeolojik
bulgular yalnızca İstanbul'un değil, tüm Marmara Bölgesi'nin en eski
insan izleridir.[14] İstanbul sınırları içinde kent bazında ilk
yerleşimler ise Anadolu Yakası'nda Kalkedon; Avrupa Yakası'nda
Byzantion'dur. Cumhuriyet dönemi öncesinde egemenliği altında olduğu
devletlere yüzlerce yıl başkentlik yapan İstanbul, 13 Ekim 1923
tarihinde başkentin Ankara'ya taşınmasıyla bu özelliğini yitirmiş; ancak
ülkenin ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, eğitim, kültür ve sanat
merkezi olma özelliğini sürdüregelmiştir.[15]
Karadeniz ile Marmara Denizi'ni bağlayan ve Asya ile Avrupa'yı ayıran
İstanbul Boğazı'na ev sahipliği yapması nedeniyle, İstanbul'un
jeopolitik önemi oldukça yüksektir.[16] Bugün tamamına yakını
doldurulmuş olan ya da kaybolan doğal limanları vardır. Bu özellikleri
yüzünden bölge toprakları üzerinde uzun süreli egemenlik anlaşmazlıkları
ve savaşlar yaşanmıştır. Başlıca akarsular Riva, Kâğıthane ve Alibey
dereleridir.[17] İl toprakları az engebelidir ve en yüksek noktası
Kartal ilçesindeki Aydos Tepesi'dir.[17] İldeki başlıca doğal göller
Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu gölleridir.[17] İl ve yakın
çevresinde, Karadeniz ile Akdeniz makro iklimleri arasında geçiş
özellikleri görülür.[17] Hava sıcaklıkları ve yağış ortalamaları
düzensiz; bitki örtüsü dengesizdir.
İstanbul tarihi
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir: Tarih
öncesi dönem, Byzantion dönemi, Doğu Roma dönemi, Osmanlı dönemi ve
Türkiye dönemi.
İstanbul, 4. yüzyıldan [1] 20. yüzyıla kadar yaklaşık on altı yüzyıl
boyunca dünyanın en önemli ve en büyük metropolleri arasında bulunmuş
bir şehirdir. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının buluştuğu geniş bir
bölgenin tartışmasız tek hakimi olmuş ve bu süreç içerisinde dünya
tarihini önemli derecede etkilemeyi başarmıştır.
Istanbul bin altı yüz yıl boyunca, 330’dan 1922’ye kadar bulunan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu ( 395-1204,
1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı İmparatorluğu (
1453-1922) olmak üzere 4 farklı imparatorluğa başkentlik yapmış bir
şehir. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde dünyanın iktidar
sahibi ve en güçlü devletleri olarak tarihe geçmiştir. Hepsinin
İstanbul’dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin tarihsel önemi ve değeri
kolaylıkla anlaşılabilir.
1923’de Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte köklü başkentlik
özelliğini kaybeden İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört
yüzyıl boyunca koruduğu her alanda etkin bir ‘dünya şehri’ olma
özelliğini Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihi
ile birlikte tekrar eski özelliğini kazanmaya başlamış, günümüzde Avrupa
ve Orta Doğu’nun en önemli merkezleri arasında kendine yer bulmuştur.
Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul
İstanbul, yerleşim tarihi 300 bin, kentsel tarihi yaklaşık 3 bin,
başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının
kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir.
Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış,
yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı
kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir
mozaik halini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
Tarih öncesi dönem ( MÖ 3000-MÖ 667)
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün
çevresinde Cilalı Taş Devri ve Bakır Çağı insanların yaşadığı
sanılmaktadır.
İlk belirgin yerleşim sahipleri olarak Megaralılar’ın insanı olarak
kabul edilmektedir. Megaralılar, bugünkü Kadıköy'e yerleştiler ve
"Khalkedon" adını verdiler. Ayrıca Kadıköy'e bağlı Fikirtepe'de de
çeşitli buluntular ortaya çıkmıştır. Elen Mitolojisi'ne göre Batum'a
doğru yola çıkan 40 Yunan, İstanbul Boğazı'ndan geçerken, bugünkü
Sarayburnu'nda karaya çıkmış, bulundukları yere, "Altın Boynuz"
dedikleri Haliç'e ve Khalkedon'a yerleşmişlerdir.
Byzantion dönemi ( MÖ 667-MS 332)
Ayrıca bakınız: Antik Yunanistan ve Roma İmparatorluğu
İstanbul, bu dönemde adı Byzantion olan antik bir Yunan şehir devleti
olarak kurulacak, kısa zamanda gelişip güçlenecek ve dönemin merkezi
gücü Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilecektir. Romalilar
tarafından Byzantion, latinleştirilecek ve Byzantium olarak Roma
İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden biri haline gelecek, adı
değiştirilecek önce Byzantium sonra Augusta Antonina diye anılacaktır.
Antik Yunan Şehir Devleti Byzantion ve Antik Yunan Dönemi ( MÖ 667-MÖ 196)
Byzantion ve Konstantinopolis
Byzantion ve Oligarşi dönemi ( MÖ 667-MÖ 476)
Bugünkü İstanbul'un temelleri MÖ 7. yüzyılda atılmıştır. "Byzantion"
şehri Megaralılar tarafından MÖ 667'de tarihi yarımadanın doğusunda
Sarayburnu civarında kurulmuştur. Byzantion uzun süre şehir devlet
yapısı göstermiştir. MÖ 478'de Byzantion Spartalı Pausanlılar tarafından
ele geçirilmiştir.Ancak yönetimde sadece 2 yıl kalacaktır.
Byzantion ve demokrasi dönemi ( MÖ 476-MÖ 196)
Byzantion Spartalı Pausanlıların yönetiminde ancak iki yıl kalabilmiş,
sonra Pausanlılar şehrin halkı tarafından kovulmuşlardır. Böylece MÖ
476'dan itibaren Byzantion demokrasiyi yönetim biçimi olarak
belirlemiştir. Uzun süre şehir devlet yapısı gösteren Byzantion,
stratejik konumuna borçlu olduğu ekonomik gelişme sayesinde tüm antik
Yunan bölgesine müdahale edebilen bir güç olmuştur.
Roma şehri Byzantion ve Roma dönemi ( MÖ 196-MS 330)
Byzantion ve Roma Dönemi ( MÖ 196- MS 1. yüzyıl)
MÖ 196'da Byzantion Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girer.
Byzantion Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından Roma
İmparatorluğu'na Roma Bağımsızlık Bildirgesi'yle dahil edilmiştir. Şehir
Roma İmparatoru Vespasian tarafından 1. yüzyılda imparatorluğa sağlam
bir şekilde bağlı kalması için latinleştirilir.
Byzantium ve Roma dönemi ( 1. yüzyıl-3. yüzyıl)
Byzantion İmparator Vespasian döneminde hızlı bir Latinleştirme
politikasına tabi tutulur, adı Latince Byzantium olur ve Roma
İmaparatorluğu'na tam bağlı önemli bir vilayet haline gelir. 196'da
Byzantion Pers İmparatoru Pescennius ile anlaştığı için Roma İmparatoru
Septimius Severus tarafından cezalandırılır ve şehir büyük zarar görür.
Şehir sonra yine Septimius Severus tarafından baştan başa tekrar inşa
edilir.
Augusta Antonina ve Roma dönemi ( 3.yüzyıl-330)
Augusta Antonina adı baştan başa yeniden inşa edilmiş ve düzenlenmiş
şehre İmparator Septimius Severus ( 193-211)tarafından, oğlu Antonius'un
şerefine verilmiştir. 3. yüzyılda bu ad kullanılmıştır. 330 yılında
Byzantion I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan
edilir.
Bizans İmparatorluğu dönemi ( 330-1453)
Bizans İmparatorluğu'nda İstanbul, Konstantinopolis
İstanbul'un bu dönemde adı Konstantinopolis olarak değişmiş, önce Roma
İmparatorluğu'nun sonra Bizans İmparatorluğu'nun başkentliğini
yapmıştır. Bizans başkenti Konstantinopolis yaklaşık 1000 yıl boyunca
Orta Doğu'ya hakim bir şehir konumuna yükselmiştir.
Roma başkenti Konstantinopolis ve geç Roma dönemi ( 330-395)
İstanbul'un başkentlik tarihi Roma İmparatorluğunun Doğu-Batı
ayrışmasından 65 yıl önce başlamıştır. Byzantion 330 yılında İmparator
Büyük Konstantin'in isteğiyle 'Nova Roma ( Yeni Roma)' olarak Roma
İmparatorluğu'nun başkenti yapılır, kentin ismi imparatorun ölümünden
sonra onun anısına Byzantium'dan Konstantinopolis'e çevrilir. Roma'nın
istilası ve yıkılmasıyla onun yerine geçen Konstantinopolis, 395'de
ikiye bölünen Roma İmparatorluğu'nun ardılı devlet Doğu Roma
İmparatorluğu'nun başkenti olur.
Konstantinopolis'in şehir merkezi planı
Bizans başkenti Konstantinopolis ve Bizans İmparatorluğu dönemi ( 395-1204)
Konstantinopolis, önce Doğu Roma İmparatorluğu adıyla kurulan ve Batı
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra zamanla adı Bizans
İmparatorluğu'na dönüşen devletin de 395'de başkenti olmuştur.
Konstantinopolis erken ortaçağda da dünyanın en parlak ve zengin
şehridir.
Latin başkenti Konstantinopolis ve Latin İmparatorluğu dönemi ( 1204-1261)
1204-1261 yılları arasında Latinlerin işgaline uğrayan Konstantinopolis Latin İmparatorluğu'nun başkenti haline gelmiştir.
Bizans başkenti Konstantinopolis ve geç Bizans İmparatorluğu dönemi ( 1261-1453)
Latin egemenliğinden sonra Konstantinopolis daha sonra tekrar 1453'e
kadar Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Bu döneme
Kostantinopolistik denir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi ( 1453-1922)
19. yüzyıl sonlarında, Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş Galata Köprüsü ve Yeni Camii'yi gösteren bir fotoğraf.
Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş ve 1895 öncesi Laleli Camii ve etrafını gösteren bir görüntü.
İstanbul'un 1922 yılındaki haritası
İstanbul bu dönemde büyük bir cihan imparatorluğunun başkenti olacak, üç
kıtada yayılan toprakları 400 yıldan uzun süre hakimiyetinde
bulunduracaktır.
Kentin 29 Mayıs 1453'te II. Mehmed tarafından fethedilmesinden sonra Osmanlı dönemi başlar.
Müslümanlarca Konstantiniyye olarak adlandırılan şehri, Rumlar
Yunanca "εις τήν Πόλι( ν)" ( /is tin boli/) yani "şehir'e" olarak
kullanmışlardır. Osmanlı'da da bu ismi Istanbul olarak sıkça
kullanılmıştır. Ruslar ise şehre Çarigrad ( Çarın şehri) adını
kullanmışlar. Şehrin Balkanlar'daki adı Stambul olmuştur.
13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf devletleri tarafından işgal edilen
şehir, 6 Ekim 1923 tarihinde Türk ordusunun şehre girmesiyle sona
ermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti dönemi ( 1923-)
13 Ekim 1923'te Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan
edilmesiyle İstanbul, M.S. 330'dan beri sürdürdüğü başkentlik özelliğini
kaybetmiştir.
İstanbul'un tarihsel önemi
Osmanlı döneminde İstanbul
İstanbul 4. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar on altı yüzyıl boyunca dünyanın
en büyük ve en önemli metropolleri arasında yer almıştır. Avrupa, Asya
ve Afrika kıtalarının kesiştiği geniş bir bölgenin tartışmasız tek
hakimi olmuş ve bu süreçte dünya tarihini önemli derecede etkilemeyi
başarmıştır.
İstanbul kesintisiz bin altı yüz yıl boyunca, 330'dan 1922'ye kadar olan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu (
395-1204, 1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı
İmparatorluğu ( 1453-1922) olmak üzere dört farklı imparatorluğa
başkentlik yapmıştır. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde
dünyanın en büyük güç ve iktidar sahibi devletleri olarak tarihe
geçmiştir. Hepsinin İstanbul'dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin
tarihsel önemi ve değeri anlaşılabilir.
1923'te Ankara'nın başkent olmasıyla köklü başkentlik özelliğini yitiren
İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört yüzyıl boyunca
koruduğu her alanda etkin bir 'dünya kenti' olma özelliğini Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihiyle birlikte tekrar
kazanmaya başlamış, günümüzde Orta Doğu ve Avrupa'nın en önemli
merkezleri arasında yerini almıştır.
İstanbul'u yöneten devletleri
Antik Yunan şehir devleti ( MÖ 667-MÖ 196)
Roma İmparatorluğu ( MÖ 196-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 29 Mayıs 1453-13 Kasım 1918 )
İtilaf devletleri ( 13 Kasım 1918-6 Ekim 1923)
Türkiye Cumhuriyeti ( 6 Ekim 1923-)
İstanbul'un başkentlik yaptığı devletler
Roma İmparatorluğu ( 330-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 1453-1922)
Etimoloji
İstanbul'a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bu kent adları,
kent tarihinin farklı dönemleriyle ilişkilidir. Bu adlar tarihsel
sırayla, Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis,
Kostantiniyye, İslambol ve İstanbul'dur. Bunun dışında tarihte Moğollar
Çakduryan, Polonlar Kanatorya, Çekler Aylana, Macarlar Vizenduvar olarak
adlandırmışlardır.[18]
Tarih boyunca İstanbul kentine verilen onlarca ad içinde, Türkler
tarafından yaygın biçimde benimseneni ve günümüzde kullanılanı
İstanbul'dur. Bu adın "eis tin polin" ( Yunanca: εις την πόλιν)
tamlamasından geldiği sanılmaktadır.[19] Bu tamlama, o dönem
Yunancasında "şehirde", "şehrin içinde", "şehiriçi" gibi anlamlara
gelmekteydi.[19] Ayrıca halk dilinde "n" ünsüzüne bitişen "p" sesi "b"
sesine dönüşüyordu.[19] Bu bağlamda İstanbul adının kökeni pek çok
kaynakta bu tamlamayla ilişkilendirilmektedir. İ.S. 2'nci yüzyıldan
kalma Ermeni kaynaklarında da Istanbol ya da Istınbol biçiminde anılan
şehir adının, Türkçeye bu şekilde giriş yapmış olması olasıdır.[20]
Halûk Tarcan araştırması ise İstanbul adının kökeninin Yunanca ya da
Ermenice değil Türkçe olduğunu ve "astan bolıq"tan geldiğini
göstermektedir. As, Ön-Türkçede "uzay", "Tanrı beldesi" gibi anlamlara
gelmekteydi. As kökünden As/qan ( Tanrı beldesinde asılı) doğup zamanla
Astan olmuş ve Hitit diline İstan olarak geçmiştir. "Bolıq" ise kent
demektir ve bu kelimenin günümüzde Bolu, Gelibolu, Hayrabolu, İnebolu,
Niğbolu, Safranbolu ve Tirebolu gibi yaşayan örnekleri vardır. Bu iki
kelime, "Astan-bolıq" bize "cennetvarî kent" anlamını vermektedir.[21]
Osmanlı döneminde şehir merkezi için kullanılan adlar çeşitlilik
gösterse de vilayet çapında adlandırma hemen hemen sabit kalmıştır.
İstanbul kentine ev sahipliği yapan üst idari birimin, şehirle aynı adı
taşıması Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma bir uygulamadır. Roma
egemenliği altındayken şehrin topraklarının bulunduğu eyalet ise Avrupa
Yakasında Trakya ( Latince: Tracia, Yunanca: Θράκη); Anadolu Yakası'nda
Bitinya ( Latince: Bithynia, Yunanca: Βιθυνία) eyaletiydi.[22]
Byzantion
Byzantion ( Yunanca: Βυζάντιον, Latince: Byzantium), İstanbul'un bilinen
ilk adıdır. MÖ 667'de Antik Yunanistan'daki Megara şehir devletinden
gelen Dor asıllı Yunan yerleşimciler bugünkü İstanbul üzerinde bir
koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas veya Byzantas’ın ( Yunanca:
Βύζας veya Βύζαντας) şerefine Byzantion adını verdiler.[23][24]
Byzantium, orijinal adı Byzantion olan antik kentin adının 1. yüzyılda,
kenti Romalılar ele geçirince, onlar tarafından Latinceleştirilmiş
hâlidir.
Augusta Antonina
Augusta Antonina, miladi 3. yüzyılın başında Roma İmparatoru Septimius
Severus′un, oğlu Antonius ( sonraki Roma İmparatoru Caracalla) şerefine
kente verdiği kısa süreli addır.[25]
Nova Roma
330 yılında Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilince, kente Latince "Yeni Roma"
anlamına gelen Nova Roma ( Yunanca: Νέα Ρώμη, Nea Roma) adını koydu ve
bu adı teşvik etmeye çalıştıysa da bu ad hiç benimsenmedi.[26]
Konstantinopolis
Ancak 337 yılında İmparator I. Konstantin'in ölümüyle kentin adı, onun
şerefine "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'e (
Yunanca: Κωνσταντινούπολις, Kōnstantinoúpolis,
Latinceleştirilmiş:Constantinopolis) çevrildi. Konstantinopolis, Bizans
İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı. Ama
Konstantinopolis, kentin yerlileri tarafından sadece Yunanca "kent"
anlamına gelen ( Πόλις, Polis) olarak anılırdı.[27]
1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet önderliğinde Osmanlı
İmparatorluğu tarafından fethinden sonra bile, Konstantinopolis, Batı'da
kullanılan en yaygın ad olarak kaldı. Istanbul adı, ancak 1928'de Latin
harflerine geçilmesi sonrası Batı dillerinde Konstantinopolis'in yerini
almaya başladı.
Kostantiniyye
Kitab-ı Bahriye'ye 1629 yılında Mustafa bin Mehmed Cündî tarafından eklenen İstanbul çizimi.
Kostantiniyye ( Arapça: القسطنطينية, al-Qusṭanṭiniyah, Osmanlı Türkçesi:
قسطنطينيه, Kostantiniyye), Konstantinopolis'in Arapça şeklidir ve
kentin İslam dünyasında bilinir hâle gelen ve en çok kullanılan adı
oldu. Yunancada "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'in
aksine, Kostantiniyye Arapça'da "Konstantin’in yeri" anlamına geliyor.
1453 yılında fetihten sonra, kent Osmanlı İmparatorluğu'nun dördüncü
başkenti ilan edildi ve Kostantiniyye Osmanlı İmparatorluğu tarafından
kentin resmî adı olarak kullanıldı ve 1923 yılında Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşüne kadar, çoğu zaman bu ad kullanımda kaldı.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu ve mahkemeleri, Kostantiniyye'de
yayımlanan resmî belgelerin kaynağını belirtmek için, "be-Makam-ı
Darü's-Saltanat-ı Kostantiniyyetü'l-Mahrusâtü'l-Mahmiyye" gibi başlıklar
kullanılırdı.[28]
Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme adlı eserinde de şehir için kullanılan adlardan birisi de "Kostantiniyye"dir.[29]
Ancak, bazı dönemlerde Osmanlı yetkilileri kent için diğer adlardan
yanaydı. Hem kent için hem de Osmanlı hükûmetini tanımlamak ve
diplomatik yazışmalar için özellikle bu yüceltici adlar eş anlamlı
kullanılırdı ve teşvik edilirdi:
Dersaadet ( Farsça: در سعادت, "Mutluluk Kapısı")
Derâliye ( Farsça: در عاليه, "Yüce Kapı")
Bâb-ı Âli ( Arapça: باب عالی, "Yüce Kapı")
Pâyitaht ( Farsça: پایتخت, "Tahtın Ayağı" veya "Başkent")
İstanbul haritası
Asitane ( Farsça: آستانه, "Devletin Eşiği").
İslambol
Tarihte şehir için kullanılan adlar içinde İslambol, dar kullanım
alanına sahip olsa da kayıtlarda görülen adlardandır. Evliya Çelebi'nin
Seyahatnâme'sinde "Kostantiniyye" adıyla beraber birçok cildinde söz
konusu "İslambol" ( اسلامبول) kelimesi de kullanılmıştır. Söz konusu
seyahatnamede bu ad, diğer adlardan daha yoğun bir kullanıma
sahiptir.[30] Halk etimolojisi örneklerinden biridir.
İstanbul
Etimolojik olarak İstanbul adının kökeni ( Türkçe telaffuz: [isˈtanbuɫ]
ve halk arasında bazen [ɯsˈtambuɫ]) Ortaçağ ( Bizans) Yunancasında
"kent'e" veya "kent'de" anlamına gelen ( Yunanca telaffuz:[εἰς τὴν
Πόλιν], [is tin ˈpolin]) kelimelerinin Türkçeleştirilmesiyle
oluşmuştur.[31]
İstanbul, Osmanlı döneminde resmi belgelere girdi ve sıkça kullanıldı.
Ayrıca Osmanlı Ordusu'nda İstanbul'un merkez ordu komutanı için resmen
İstanbul ağası ve İstanbul'un en yüksek sivil hakimi için resmen
İstanbul efendisi sıfatları kullanılırdı. Konstantiniyye de dahil olmak
üzere diğer adların da kullanılmasına devam edildi, ancak İstanbul (
Osmanlı Türkçesi: استانبول) zamanla şehrin Türkçede en yaygın bilinen
adı oldu ve diğer adlandırmalar kullanımdan kalktı. Fakat Batılılar
tarafından Konstantinopolis adı kullanılmaya devam edildi.
1928'de Latin harflerine geçilmesi sonrası, kentin Türkçe adının Latin
harfleriyle yazılmış hali Istanbul uluslararası kullanıma girdi.
İstanbul kentin uluslararası adı ilan edildikten sonra
"Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve
uluslararası alanlarda kullanılması yasaklandı. Örneğin yurtdışından
İstanbul'a gönderilen mektuplarda adres olarak "Konstantinopolis" (
yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa bu mektuplar geri gönderilmeye
başlandı. Zaman içinde Istanbul adı ve bunun çeşitli benzer yazılışları
çoğu dünya dilinde yerini aldı.
Genel tarih
İstanbul'daki tarihi yerler*
UNESCO Dünya Mirası
Istanbul siluet.jpg
Ülke Türkiye
Tür Kültürel
Kriter i, ii, iii, iv
Referans 356
Bölge** Avrupa ve Kuzey Amerika
Tescil bilgisi
Tescil 1985 ( 9. Oturum)
* Dünya Mirası resmî listesi.
** UNESCO resmî sınıflandırması.
İstanbul, yerleşim tarihi son yapılan Yenikapı'daki kazılarla bulunan
liman doğrultusunda 8500 yıl, kentsel tarihi yaklaşık 3.000, başkentlik
tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği
noktada bulunan bir dünya kentidir.[34] Şehir çağlar boyunca farklı
uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din,
dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit
yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik hâlini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir:
Tarih öncesi çağlar
Kuruluş Dönemi ve Byzantion dönemi
Konstantinopolis dönemi
Konstantiniyye dönemi
İstanbul dönemi
Tarih öncesi çağlar
İstanbul'un tarihi üç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır.
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı.[35] Bu dönemde gölün
çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır.
Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt
Paleolitik Çağ'a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst
Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlandı.[36]
Byzantion dönemi
İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından Galata Kulesi, 2010
2008 yılında İstanbul metrosu için yapılan Marmaray tüp geçidi kazıları
sırasında Cilalı Taş Devri'nin sürdüğü MÖ 6500'lü yıllara ait
kalıntılara rastlanan şehrin,[37][38][39] Anadolu Yakası'ndaki
Fikirtepe'de yapılan kazılarda ise Bakır Çağı'nın sürdüğü MÖ 5500–3500
yıllarına ait kalıntılar bulundu.[40] Bunun yanında Kadıköy'de
Fenikelilere ait kalıntılar bulundu. Traklar, kentin yakınlarına MÖ 13.
yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Semistra kentini kurdu.[41] Kral Lygos
zamanında Sarayburnu'na, bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu yerde bir
Akropolis kuruldu. MÖ 685'te Megara'dan gelen Yunanlar burada bir koloni
kurdu, Kral Byzas'ın hükümsürdüğü MÖ 667 yılında ise Byzantion
kuruldu.[42] Kente Roma İmparatorluğu hakim olunca, kentin adı Septimius
Severus tarafından kısa süreliğine oğlunun adı Augusta Antonina
kondu,[43] ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edildi. Bu sırada Nova Roma olarak
değiştirilen kentin adı benimsendi ve 337 yılında İmparator I.
Konstantin'in ölümüyle Konstantinopolis'e çevrildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans Dönemi'nin en önemli eserlerinden Ayasofya, 2004
Bu dönem 324 - 1453 yılları arasını kapsadı. I. Konstantinus şehri ele
geçirip Roma İmparatorluğu'nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca
Roma'nın doğusunun yönetim merkezi oldu. Romalı nüfusu bu dönemde,
Romalı soyluların göçü de dahil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu
dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100.000
kişilik bir hipodromun ( Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su
tesisleri yapıldı.
Konstantinus'un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da
şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya'nın en büyük
katedrali olan Ayasofya'yı 360'da kuran Konstantin; böylece Roma
İmparatorluğu'nun dinini de Hristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma
dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar;
Bizans İmparatorluğu I. Theodosius'un ölümü ile başlasa da; Bizans
İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan
kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak gördü; 1453'deki çöküşüne
kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus oldu. Bu dönemde
İstanbul'un rolü oldukça stratejikti; Avrupa ve Asya arasında bir kapı
oldu. Bu vesile ile, ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir
merkezdi. Bu dönemde şehrin ismi "Poli" ( şehir) de oldu.[44]
476'da Batı Roma'nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma
İmparatorluğu'ndaki Romalıların büyük çoğunluğu buraya göç etti ve
Bizans İmparatorluğu'nun da başkenti İstanbul oldu. 543'de nüfusun
yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir
İmparator I. Justinianos döneminde yeniden inşa edildi.
700'lü yıllarda Sasaniler ve Avarların saldırısına uğrayan şehir; 800'lü
yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900'lü yıllarda ise Ruslar ve
Bulgarların saldırısına uğradı.
Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında oldu. Haçlılar
tarafından; 4. Haçlı Seferi'nde 1204 yılında ele geçirilen şehir
yağmalandı; halkın büyük çoğunluğu şehirden kaçtı; yoksul ve enkaz
içinde bir kente dönüştü. Bunun sebebi Batı Roma'da büyüyen Latinlerin;
Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans'daki Ortodoks Hristiyanlık
inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem
sonrasında, 1261 yılında Palailogos Hanedanından; Michael VIII
Palaeologus şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin'lerin dönemini sona
erdirdi.
Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu
tarafından 1391'den sonra kuşatılmaya başlandı; en sonunda 29 Mayıs
1453'de Osmanlı İmparatorluğu'nun himayesine geçti. İstanbul'un fethi,
Dünya tarihinde Orta Çağ'ın sonunu simgelemektedir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi
19. yüzyıl sonlarında Galata Köprüsü ve arka planda Yeni Cami, İstanbul.
1896
Bu dönem 1453 - 1923 yılları arasını kapsadı. 29 Mayıs 1453'de; Osmanlı
Padişahı II. Mehmed'in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul
Osmanlı'nın 4'üncü ve son başkenti oldu.
Osmanlı'nın ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı'nın
da kurulması ardından birçok okul ve hamam açıldı. Dünya'nın ve
İmparatorluğun dört bir yanından insanların taşındığı şehirde
Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit
bir toplum oluştu. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar
onarıldı.[45] Fetihten 50 yıl sonra; Dünya'nın en büyük şehirlerinden
biri hâline gelen İstanbul'da "Küçük Kıyamet" olarak da adlandırılan; 14
Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında ( 8 şiddetinde olduğu ileri
sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkıldı
ve birçok insan yaşamını kaybetti.[46]
1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri
yeniden kurdu. Günümüzde de var olan eserlerin büyük çoğunluğu bu
dönemden kaldı. Mimar Sinan'ın camileri ve diğer binaları kurduğu I.
Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verildi. Lale Devri
döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından
itibaren; itfaiye'yi kurdu, ilk matbaayı açtı ve fabrikalar kurdu. 3
Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma
süreci hızlandığı dönemde birçok alanda yenilikler yaşandı.[47]
Haliç'in üzerine köprü; Karaköy'e tünel, demiryolları, kentin içindeki
deniz taşımacılığı, belediye örgütlerinin, hastanelerin kurulmasıyla
modern bir şehir hâlini alan İstanbul, 1894 yılında Üçyüzon Depremi ile
birlikte tekrar büyük bir zarar gördü. I. Dünya Savaşı'nın sonlarında
ise 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri donanmasınca da işgal edildi.[48]
İstanbul'un 2500 yıllık başkentlik dönemi 29 Ekim 1923'de sona erdi.
Osmanlı ve Bizans kayıtlarında, 1402'de Yıldırım Bayezid döneminde
İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan
anlaşma gereği bir Türk ( Müslüman) mahallesi kurulması şartına uygun
olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav Sirkeci'ye
yerleştirildi.[kaynak belirtilmeli]
Cumhuriyet dönemi
“ Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. ”
—Napolyon Bonapart[49]
Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar oldu.
1900'lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927'de 690.000'e düştü, 1935'de
740.000 ve 1945'de tekrar 900.000'e ulaştı.[50] 1950'lerde
Balkanlar'dan göç alan şehirde, bu dönemde şehirleşmede gecekondular ön
plana çıkmaktadır. 1960'larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma
başladı. 1970'lerde ise hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları
önem kazandı. Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda
trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü'nün yapılmasında etkili oldu ve
ulaşımda önemli bir noktaya varıldı. İstanbul metropoliten alanı
1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı iken 1980'de
60 kilometre yarıçapa ulaştı. 1990'ların nüfus artışı, nüfusun dış
taraflara yayılması ile sonuçlandı ve sonucunda İETT'nin yetersiz
gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalıştılar. 70’li
yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlanan şehirde 1973
yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı.[51]
İstanbul, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun[52] ve 195 sayılı
kanun hükmünde kararname[53] sonucu Ankara ve İzmir ile birlikte
büyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile
büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti.[54] 2004 yılında
çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il
mülki sınırları oldu.[55]
Sanat
Kent, çok kez el değiştirip, yıprandığından kentte, Roma İmparatorluğu
Dönemine ait fazla yapı kalmadı.Kalanlar içinde en önemlileri: 330
yılında İmparator I. Konstantin onuruna kentin yedi tepesinden birine
dikilen anıt. Sütun her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan
bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve bir kaidenin üst
üste konulmasıyla oluşturuldu. Bu dönemden günümüze kalan bir başka
yapı da Bozdoğan Kemeri'dir. Kentin su rezerv sisteminin inşası
İmparator Hadrianus döneminde başladı. I. Konstantin zamanında kentin
yeniden yapılanması ve büyümesiyle birlikte hızla artan nüfusun
ihtiyacını karşılamak için sistemin daha da genişletilmesine gerek
duyuldu. Kemer, suyunu Kâğıthane ile Marmara Denizi arasında kalan
tepelerin yamaçlarından alan ve Trakya'nın tepelik bölgelerinden kente
kadar uzanarak kentin su gereksinimini karşılayan geniş kemerler ve
kanallar sisteminin son noktasında yer aldı. O zamanlar kente gelen bu
su, toplam kapasitesi 1 milyon metreküpten fazla olan üç açık ve
Yerebatan Sarnıcı gibi yüzden fazla yeraltı sarnıcında depolandı. Bugün
Sultanahmet Meydanı olarak bilinen Hipodrom Meydanı ise Circus Maximus
tarafından inşa edildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans İmparatorluğu, kentte bin yıl kadar hüküm sürdü ve burayı başkent
olarak kullandı. Bu özelliğinden dolayı İstanbul'da çok sayıda Doğu
Roma yapısı vardır. Bunların en önemlileri Eminönü'nde toplanmıştır. Bu
yapılar içinde en önemlisi, kilise olarak açılan Ayasofya Müzesi'dir.
Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianos tarafından 532-537 yılları
arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453
yılında İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesiyle II. Mehmed
tarafından camiye dönüştürüldü ve günümüzde müze olarak hizmet
verir.[56][57] Ayasofya'dan sonra yapılan önemli yapılardan biri Fethiye
Camii'di. Kilise olarak, 13. yüzyıl sonlarında Bizans'ın ileri
gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirildi.[58]
İstanbul'un Fethi'nden sonra 1454 yılında patrikhane olarak kullanıldı,
1590 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan'ın
fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye dönüştürüldü. Gene önemli
yapılardan Kariye Müzesi, manastır olarak 534 yılında Bizans İmparatoru
I. Justinianos döneminde Aziz Theodius tarafından yapıldı. 11. yüzyılda
I. Aleksios'un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa
ettirildi. 1204-1261 yıllarındaki Latin İmparatorluğu döneminde harap
olan manastır, Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarıldı.
Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklendi.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
Yeni Barok tarzda yapılan Ortaköy'deki Büyük Mecidiye Camii
İmparatorluk devri boyunca sayısız eser yapılmıştır. Saray tipi 19.
asırda Batı'dan gelerek girmiştir. Bir asır yaşayan ve son yarım asrını
mimarbaşı olarak geçiren Sinan şu eserleri yapmıştır. 81 cami, 50
mescid, 55 medrese,19 türbe, 14 imaret, 3 hastahane, 7 su bendi (
baraj), 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 32 hamam, 6 mahzen, 7
d'arulkurrâ. Bu 441 eser bütün imparatorluğa dağılmıştır.[59] 1839
yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanı ile Avrupalılaşma yolunda önemli
adımlar atılmıştır. Osmanlı, 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa tarzını
benimsemiş ve bunu mimariye ve sanata yansıtmıştır. Avrupa'da
yaygınlaşan barok stili İstanbul'da da birçok eserin yapımında
uygunlanmıştır. Barok ve rokoko tarzında yapılan Dolmabahçe Sarayı,
Beylerbeyi Sarayı ve Ortaköy Camii dünyada bu tür için önemli bir yer
teşkil eder.
Coğrafya ve çevre
İstanbul Boğazı'nın uydudan görünümü.
Şehrin uydudan gece çekilmiş görüntüsü. Nüfusu yoğun alanlar rahatça görülebiliyor
İstanbul 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Batıda Çatalca
Yarımadası, doğuda Kocaeli Yarımadası'ndan oluşur. Kuzeyde Karadeniz,
güneyde Marmara Denizi ve ortada İstanbul Boğazı'ndan oluşan kent,
kuzeybatıda Tekirdağ'a bağlı Saray, batıda Tekirdağ'a bağlı Çerkezköy,
Çorlu, güneybatıda Tekirdağ'a bağlı Marmara Ereğlisi, kuzeydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Kandıra, doğuda Kocaeli'ne bağlı Körfez, güneydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Gebze ilçeleri ile komşudur. İstanbul'u oluşturan
yarımadalardan Çatalca Avrupa, Kocaeli ise Asya anakaralarındadır.
Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir.
Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını
birbirine bağlar. İstanbul Boğazı boyunca ve Haliç'i çevreleyecek
şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
Havadan İstanbul'un kalbi
Yer şekilleri
İstanbul'un kurulu olduğu Çatalca ve Kocaeli yarımadaları aşınmış birer
platodur. Bu platoların ortasından kabaca kuzeydoğu-güneybatı
doğrultusunda İstanbul Boğazı geçer. İstanbul Boğazı'nın oluşumu ile
ilgili bilimsel olarak kesin kabul görmüş bir açıklama yoksa da,
açıklamalar içinde en yaygın olanı; jeolojik açıdan İstanbul Boğazı'nın
deniz suları ile dolmuş bir fay çöküntüsü olduğudur. Buna göre, MÖ
20.000 ilâ 18.000 yılları arasında, Buzul Çağı sonlanmış ve dünyanın
büyük bölümünü kaplayan buz kütlelerinin erimeye başlamıştır.
Binyıllarca süren bir erime sürecinin sonucunda, MÖ 8.000 ilâ
7.000'lerde Akdeniz'in suları ilk hâlinden yaklaşık 150 metre daha
yukarı çıkmıştır.[60] Deniz seviyesindeki bu büyük ölçekli artış
nedeniyle Akdeniz'in suları Marmara'yı basmış; Marmara Denizi'nin suları
da devam eden yükselmeler sonucunda Karadeniz ile birleşmiştir.
Boğaz'ın derinliğinin kuzeyden güneye azalma göstermesi, geçmişte
kuzeydeki bu yükseltilerin Marmara'nın sularına karşı bir set görevi
gördüğü ve bunların deniz seviyesindeki yükselmeyle aşıldığı savını
güçlendirmektedir.[60]
İstanbul genelinde kayda değer yükseltilere de rastlanmaz. Şehirdeki en
yüksek üç nokta sırasıyla 537 metrelik Aydos Tepesi, 438 metrelik Kayış
Dağı, 442 metrelik Alemdağ'dır. Şehrin topraklarının %74'ünü platolar,
%9,5'ini ovalar, %16,1'ini ise alçak dağ ve tepeler kaplamaktadır.[61]
Şehrin en önemli gölleri olan Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu
gölleri birer lagündür.[61] İstanbul Boğazı'ndaki Haliç, Tarabya ve
İstinye koyları ise şehirde ria tipi kıyının en iyi örnekleridir.[61]
İstanbul kıyıları son biçimini 10.000 yıl önce gerçekleşen su
yükselimleriyle almıştır. Şehirde, Marmara Denizi ve Boğaz'da irili
ufaklı 11 adanın yanı sıra, Karadeniz'de ufak kayalıklar ve Haliç'de
Bahariye Adaları yer alır.
Bitki örtüsü
Ayrıca bakınız: İstanbul'daki ormanlar ve İstanbul'daki korular
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Kuzey Anadolu Kırığı'nın İstanbul'da ve Türkiye'de konumu.
İstanbul'un coğrafi özellikleri ve toprak koşulları orman oluşumlarına
olanak verir niteliktedir. Ancak şehir içinde ormanların ve ormanlarda
görülen ağaç türlerinin dağılımı düzensizdir. Karadeniz'e yakın kuzey
kesimlerde ve tepelerin kuzeye bakan yamaçlarında humuslu toprakların
varlığı nedeniyle buralarda nemcil ormanlar gelişmiştir.[62] Güney
bölgelerde ve güneye bakan yamaçlarda ise kuraklığa dayanıklı ormanlar
görülür. İstanbul'un en önemli ormanları Belgrad Ormanı, Aydos Ormanı ve
Kayışdağı Ormanı'dır. İstanbul'daki orman arazilerinin yüzölçümü
240.960 hektar ağaçlıklı; 294.299 hektar da açıklık olmak üzere toplam
535.259 hektardır.[63] Genel olarak İstanbul'un her iki yakasında da
görülen ağaç ve çalı türleri arasında adi gürgen, adi kızılağaç, adi
fındık, doğu kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve
ıstranca meşesi sayılabilir.[62]
Doğal ormanların bozulduğu ya da tahrip edildiği bölgelerde psödomaki
oluşumları gözlenir. Kuzeyde, Karadeniz yakınlarında görülen
psödomakiler, bölgenin toprak yapısı ve iklim özellikleri nedeniyle
olağandan çok daha boylu ve gürdür.[62] Son yarım yüzyılda şehirdeki
orman varlığı nüfus artışıyla paralel olarak gerilemiştir. Boğaz'a
yapılan köprüler nedeniyle şehrin öngörülen doğu-batı doğrultusundaki
genişlemesi kuzeye kaymış; bu nedenle orman arazileri yeni yerleşim
bölgeleri oluşturmak adına tahrip olmuştur.[64] Yapılması planlanan
üçüncü boğaz köprüsü çevreci gruplar tarafından şehirdeki orman
varlığına zarar vereceği gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Kent büyüdükçe merkezden gitgide uzaklaşan ormanlardan geriye bugün kent
koruları kalmıştır.[65] Etrafı çevirilmek suretiyle koruma altına
alınan bu yeşil alanların pek çoğu günümüzde kamuya ait olup halka açık
rekreasyon alanı olarak hizmet vermektedir. Özellikle Boğaziçi
sırtlarında yoğunlaşan kent koruları İstanbulluların en uğrak
mekânlarındandır. Avrupa Yakası'nda Yıldız, Naile Sultan, Naciye Sultan,
Prens Sabahattin, Emirgân ve Ayazağa koruları; Anadolu Yakası'nda
Beykoz, Mihrabad, Küçükçamlıca ve Validebağ koruları İstanbul'da en
bilinen korulardır.[65]
Jeoloji
İstanbul'a, yakın yerde bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kuzey
Anadolu'dan başlayarak Marmara Denizi'ne kadar uzanır.[66] İki tektonik
plaka olan Avrasya ve Afrika birbirlerini iterler ve buda fayın hareket
etmesine sebep olur. Bu fay hattı nedeniyle bölgede tarih boyunca çok
şiddetli depremler meydana gelmiştir.[67] 1509 yılında meydana gelen
Büyük İstanbul Depremi bunun en büyük örneğidir. Bu deprem İstanbul'da,
100 caminin yıkılmasına ve 10 bin insanın hayatını kaybetmesine neden
olmuştur. 1766 yılındaki depremde ise, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Eyüp
Sultan Camii ve Kapalıçarşı gibi yapılar büyük hasar aldı. 1999 Gölcük
depreminde de 18 bin insan ölmüş ve birçok insanda evsiz kalmıştır.[68]
Sismolojistler, 2025 yılından önce 7 büyüklüğünde bir depreminde
olabileceğini belirtmektedirler.[69]
İklim
İstanbul'un iklimi, Türkiye'de Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi
arasında geçiş özelliği gösteren bir iklimdir, dolayısıyla İstanbul'un
iklimi ılımandır.[70]
İstanbul'un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen
karlıdır. Nem yüzünden, hava sıcak olduğundan daha sıcak; soğuk
olduğundan daha soğuk hissedilebilir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 2
°C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur
görülür.[70] Kar da yağar. Kış aylarında bir iki hafta kar yağabilir.
Yaz aylarındaki ortalama sıcaklık 18 °C ile 28 °C civarındadır ve
genelde yağmur ve sel görülür.[70]
En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos aylarıdır ve ortalama sıcaklık 23 °C
dir, en soğuk aylar da Ocak ve Şubat aylarıdır ve ortalama sıcaklık 5
°C'dir.[70] İstanbul'da yılın ortalama sıcaklığı 13,7 derecedir.[70]
Toplam yıllık yağış 843,9 mm'dir ve tüm yıl boyunca görülür.[71]
Yağışların %38'i kış %18'i ilkbahar, %13'ü yaz, %31'i sonbahar
mevsimindedir. Yaz en kuru mevsimdir, ama Akdeniz iklimlerinin aksine
kurak mevsim yoktur. İstanbul 1994 yılına kadar susuzluk çekmiştir fakat
alınan önlemlerle herhangi bir su sıkıntısı kalmamıştır. Bunlardan biri
Melen projesidir.
Şu ana kadar en yüksek hava sıcaklığı; 12 Temmuz 2000'de 40.5 °C olarak
kaydedilmiştir. En düşük hava sıcaklığı ise; 9 Şubat 1929'da -16.1 °C
olarak kaydedilmiştir.[72]
Şehir oldukça rüzgârlıdır; rüzgârın ortalama hızı saatte 17 km dir.
Çevre
İstanbul'un yüksek nüfusu ve ileri sanayi sektörü çevresel konularda pek
çok sıkıntıyı da beraberinde getirmektedir. Hava, su ve toprak
kirliliği gibi ana sorunların yanı sıra, çarpık kentleşme ve
denetimsizlikten kaynaklanan görüntü ve gürültü kirliği gibi ikincil
sorunlar da göze çarpmaktadır. İl genelinde bu sorunlarla birlikte
hafriyat, atık yağ, kömür, kimyevî madde ve tıbbî atık denetimleri de
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Çevre Koruma Müdürlüğü
tarafından yürütülmektedir.
İstanbul'da bugüne dek birkaç çevre faciası yaşanmıştır. 1966, 1979,
1982, 1994, 1999 ve 2004 yıllarında İstanbul Boğazı'nda gelen tanker
kazalarında on binlerce ton akaryakıt Boğaz sularına karışmıştır.[74]
1979 yılından bu yana İstanbul Boğazı'nda kaza ya da arıza sonucu sulara
gömülen 28 geminin 11'i akaryakıt taşıyan tankerlerdir.[75] Deniz
tabanındaki bu batıkların kimilerinden hâlâ akaryakıt sızması olduğu ve
bunların Boğaz suyuna karıştığı sanılmaktadır.[75] İstanbul Teknik
Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü'nün yaptığı araştırmaya göre
Boğaz'da insan sağlığı açısından denize girmeye elverişli nokta
bulunmazken, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarında halka açık plajlar
bulunmaktadır.[76]
Cumhuriyet döneminin ilk elli yılında hızla fabrikalarla dolan Haliç
kıyılarıysa yakın geçmişte büyük çabalarla temizlenmiş kent içine
yaydığı kötü kokudan kurtarılmıştır. İstanbul'da hava kirliliği ise
doğalgazın il genelinde yaygınlaştırılmasıyla büyük ölçüde azalma
göstermekle birlikte hâlen büyük bir sorundur.[77] İstanbul'da doğalgaz
abonesi sayısı 2008 yılında 3.5 milyona yaklaşırken; bunun sonucu olarak
1997 yılında 88 mcg/m³ olan kükürdioksit miktarı, 2007-2008 yıllarında
13-14mcg/m³a kadar düşmüştür.[77] 2004 yılı verilerine göre çevreyi
deniz, gürültü ve hava kategorilerinde, Türkiye'de çevreyi en fazla
kirleten il İstanbul'dur.
Bitey
İstanbul, iklimsel ve coğrafi bakımından sahip olduğu özel konum
sayesinde zengin bir doğal yaşam geliştirmiştir. İstanbul genelinde
2.500 bitki türü yaşadığı saptanmıştır.[78] Bu sayı Türkiye genelinde
rastlanan türlerin 1/4'ine denk gelmektedir. İstanbul'daki bitki
türlerinin 200 kadarı çiçekli bitkiler sınıfına dâhil olup bunlardan
yaklaşık 40'ı endemik türlerdir. İstanbul'un endemik bitki türleri doğal
alanların kentleşmesi, ormansızlaştırma, yanlış ağaçlandırma,
hava-su-toprak kirliliği, bilinçsizlik ve yasadışı alım-satım gibi
nedenlerle büyük tehlike altındadır.[78] İstanbul'da yetişen 270 bitki
türü ise Türkiye'nin Tehlike Altındaki Nadir ve Endemik Bitkiler Listesi
bünyesinde koruma altına alınmıştır.[79] İstanbul'un tehlike altında
olan ender endemik bitkileri arasında İstanbul çiğdemi, ( Crocus
olivieri) İstanbul kardeleni, ( Galanthus plicatus) Çatalca peygamber
çiçeği,( Centaurea hermannii) Kilyos peygamber çiçeği,( Centaurea
kilaea) Pendik sarıotu ( Buplerum pendikum) ve Boğaziçi keteni ( Linum
tauricum) sayılabilir.[78][79] İstanbul'un ağaç ve çalı türleri arasında
en yaygın görülenlerse adi gürgen, adi kızılağaç, adi fındık, doğu
kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve Istranca
meşesidir.[62]
Çok zengin bir bitki topluluğuna sahip olan İstanbul yöresinde şimşir,
meşe, çınar, kayın, gürgen, akçaağaç, kestane, çam, ladin ve servi gibi
2500 kadar bitki türü yetişir. Bu bitkilerden bir kısımı bu yöreye
endemiktir. Genellikle ormanları oluşturan ağaçlar, İstanbul'un
kuzeydoğusu, Alemdağ'ın kuzeyi ve Polenezköy çevresinde görülen kayın,
kestane ve saplı meşedir. Bitki örtüsüne iklimin etkisinin yanında
toprağında etkisi vardır. Kayın ağaç topluluğun bulunduğu alanları
kireçsiz kahverengi orman toprakları kaplarken, meşe ve kestane
topluluğunda bu topraklar kireçsizdir. Yaklaşık 2500 civarında doğal
bitki türüne sahip olan İstanbul, bu özelliği ile İngiltere gibi Avrupa
ülkelerini tek başına geride bırakabilir durumdadır. Bu aynı zamanda
Türkiye'de doğal olarak yetişen on binden fazla bitkinin, yaklaşık
1/4’ünü İstanbul’da barınması demektir; ve bu bitkilerden bazıları
endemiktir, yani tüm dünya üzerinde sadece İstanbul’da yaşamaktadır.[80]
İstanbul çiğdemi ( Crocus olivieri subsp. istanbulensis) bu endemik
bitkilere örnektir.
Direy
İstanbul, sahip olduğu yeşil alanlar ve su havzaları nedeniyle önemli
bir yaban hayvan nüfusu barındırmaktadır. Karadeniz ve Ege gibi iki
zengin ekosistemi birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, göçücü pelajik
balıklar için en önemli rotalardan biridir.[81] 70'li yıllara değin
İstanbul'u çevreleyen denizlerde 76'ın üzerinde balık türüne
rastlanırken, bugün bu sayı 20'li sayılara kadar gerilemiştir. Yakın
tarihli kayıtlara bakıldığında İstanbul'da Boğaz, Adalar ve Anadolu
Yakası kıyılarında foklara sıkça rastlandığı görülmektedir. Ancak bugün
bu canlılar İstanbul direyinden bütünüyle silinmiş durumdadır. İstanbul
açıklarında ve bazen Boğaz'da rastlanan tek deniz memelisi
yunuslardır.[82]
Kuşlar için de önemli bir göç rotası üzerinde bulunan İstanbul'da,
Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri, çevreleri büyük oranda kentleşmiş
olamasına karşın, hâlen kuşlar için önemli birer durak konumundadır.[83]
İstanbul'a uğrayan göçücü kuşlar arasında, leylek, alaca balıkçıl, ak
pelikan, aynak, boz kaz, atmaca, delice doğan ve Mısır akbabası
sayılabilir. İstanbul'un yerli kuşları içinde en yaygın olanlarsa
güvercinler, martılar, kargalar, serçeler ve kanaryalardır.[83]
Bunun dışında İstanbul'un özellikle ormanlık kesimlerinde pek çok memeli
türü de yaşar. Bunlar arasında yırtıcılara da rastlanır. Başlıca
yırtıcılar: çakal, tilki, sansar, gelincik gibi etoburlardır.[83] Diğer
yabani hayvan türleri arasında porsuk, ağaç sansarı, kokarca, bayağı
yaban domuzu, kirpi, kızıl sincap ve tavşan sayılabilir. Özellikle Ada
tavşanı İstanbul'a özgü yabani hayvanlardandır. Belgrad Ormanı ve
Çatalca'daki merkezlerdeyse geyik ve karacalar için koruma alanları
oluşturulmuştur.[83] Ayrıca kent içinde yaygın olarak başıboş sokak
kedileri ve köpekleriyle karşılaşılabilir.
İstanbul'da, kızıl geyik, karaca, alageyik, bayağı yaban domuzu, yaban
kedisi, çakal ve tilki gibi bulunan memeli hayvanlar bulunabilir.
Bununla beraber önemli bir kuş göç yolu üzerinde yer alan İstanbul'da
her ilkbahar ve sonbaharda leylek, kartal, şahin ve atmaca gibi çeşitli
kuş türleri gözlemlenebilir. İstanbul'da en yaygın bulunan kuşlar ise
serçe, güvercin, kumru, karga ve artık kentin bir simgesi hâline gelen
martıdır.
Su kaynakları
Riva Deresi'nden bir görünüm
İstanbul'da su kaynaklarının, şehirlerin kurulu olduğu kıyı kesimlerine
uzaklığı, tarih boyunca yönetimler için sıkıntı olmuştur.[84][85]
İstanbul'da özellikle Avrupa Yakası'nda kurulan ilk kent olan
Byzantion'da da, su kaynaklarının kente uzaklığı büyük sorundu. Bu
nedenle kente içilebilir su sağlamak için çeşitli yollara başvurulurdu.
Kentin suyu Osmanlı döneminde de başka kaynak bulunmadığı için dışarıdan
getirilirdi. İstanbul kent merkezinde ve dışında sıkça karşılaşılan
sarnıç ve su kemerleri kentin o dönemdeki su kültürünün en önemli
göstergeleridir. Osmanlı döneminde bent adı verilen küçük barajlarla
tatlı su göletleri oluşturulurken, günümüzde gelişen teknolojinin
yardımıyla il genelinde büyük baraj gölleri oluşturulabilmektedir.
Günümüzde İstanbul'da hizmet veren 9 adet baraj bulunmaktadır.[86]
Bunlar içinde en büyükleri, Ömerli, Terkos, Büyükçekmece, Darlık ve
Sazlıdere barajlarıdır.[87]
il il Türkiye ve Komşu İlleri
ADANA
Kayseri,
Niğde,
Hatay,
Mersin,
Osmaniye,
Kahramanmaraş
ADIYAMAN
Malatya,
Diyarbakır,
Şanlıurfa,
Gaziantep,
Kahramanmaraş
AFYON
Eskişehir,
Kütahya,
Uşak,
Denizli,
Burdur,
Isparta,
Konya
AĞRI
Kars,
Iğdır,
Erzurum,
Muş,
Bitlis,
Van
AKSARAY
Ankara,
Neşehir,
Konya,
Niğde,
Kırşehir
AMASYA
Samsun,
Çorum,
Yozgat,
Tokat,
ANKARA
Çankırı,
Karabük,
Bolu,
Eskişehir,
Konya,
Aksaray,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kırıkkale
ANTALYA
Muğla,
Burdur,
Mersin,
Isparta,
Konya,
Karaman
ARDAHAN
Kars,
Erzurum,
Artvin
ARTVİN
Rize,
Erzurum,
Ardahan
AYDIN
İzmir,
Manisa,
Muğla,
Denizli
BALIKESİR
Çanakkale,
Bursa,
Kütahya,
Manisa,
İzmir
BARTIN
Zonguldak,
Karabük,
Kastamonu
BATMAN
Mardin,
Diyarbakır,
Muş,
Bitlis,
Siirt
BAYBURT
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon,
Rize,
Erzurum
BİLECİK
Kocaeli,
Sakarya,
Bolu,
Eskişehir,
Kütahya,
Bursa,
BİNGÖL
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
Muş,
Erzurum
BİTLİS
Van,
Siirt,
Batman,
Muş,
Ağrı
BOLU
Ankara,
Eskişehir,
Bilecik,
Sakarya,
Düzce,
Zonguldak,
Karabük
BURDUR
Antalya,
Muğla,
Denizli,
Afyon,
Isparta
BURSA
Yalova,
Balıkesir,
Kütahya,
Bilecik,
Kocaeli,
Sakarya
ÇANAKKALE
Tekirdağ,
Balıkesir,
Edirne
ÇANKIRI
Ankara,
Karabük,
Kastamonu,
Çorum,
Kırıkkale
ÇORUM
Kastamonu,
Sinop,
Samsun,
Amasya,
Yozgat,
Kırıkkale,
Çankırı
DENİZLİ
Muğla,
Aydın,
Uşak,
Afyon,
Burdur
DİYARBAKIR
Bingöl,
Elazığ,
Malatya,
Adıyaman,
Şanlıurfa,
Mardin,
Batman,
Muş
DÜZCE
Sakarya,
Zonguldak,
Bolu
EDİRNE
Çanakkale,
Tekirdağ,
Kırklareli
ELAZIĞ
Malatya,
Erzincan,
Tunceli,
Bingöl,
Diyarbakır
ERZİNCAN
Giresun,
Gümüşhane,
Bayburt,
Sivas,
Malatya,
Tunceli,
Erzurum
ERZURUM
Artvin,
Ardahan,
Kars,
Ağrı,
Muş,
Bingöl,
Erzincan,
Bayburt,
Rize
ESKİŞEHİR
Ankara,
Bolu,
Bilecik,
Kütahya,
Afyon,
Konya
GAZİANTEP
Kilis,
Hatay,
Osmaniye,
Kahramanmaraş,
Adıyaman,
Şanlıurfa
GİRESUN
Ordu,
Sivas,
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon
GÜMÜŞHANE
Giresun,
Trabzon,
Bayburt,
Erzincan
HAKKARİ
Van,
Şırnak
HATAY
Adana,
Osmaniye,
Gaziantep,
Kilis
IĞDIR
Kars,
Ağrı
İSTANBUL
Kırklareli,
Tekirdağ,
Kocaeli
İSPARTA
Afyon,
Konya,
Antalya,
Burdur,
İÇEL(MERSİN)
Adana,
Niğde,
Konya,
Karaman,
Antalya
İZMİR
Aydın,
Manisa,
Balıkesir
KAHRAMANMARAŞ
Kayseri,
Sivas,
Malatya,
Adıyaman,
Gaziantep,
Osmaniye,
Adana
KARABÜK
Zonguldak,
Bartın,
Kastamonu,
Çankırı,
Ankara,
Bolu,
KARAMAN
Konya,
Antalya,
Mersin
KARS
Ardahan,
Erzurum,
Ağrı,
Iğdır
KASTAMONU
Bartın,
Karabük,
Sinop,
Çorum,
Çankırı
KAYSERİ
Yozgat,
Sivas,
Kahramanmaraş,
Adana,
Niğde,
Nevşehir
KİLİS
Hatay,
Gaziantep
KIRIKKALE
Ankara,
Kırşehir,
Yozgat,
Çorum,
Çankırı
KIRKLARELİ
Edirne,
Tekirdağ
KIRŞEHİR
Ankara,
Nevşehir,
Yozgat,
Kırıkkale
KOCAELİ(izmit)
Yalova,
Bursa,
Sakarya,
İstanbul
KONYA
Ankara,
Aksaray,
Niğde,
Mersin,
Karaman,
Antalya,
Isparta,
Afyon,,
Eskişehir
KÜTAHYA
Balıkesir,
Bursa,
Bilecik,
Eskişehir,
Afyon,
Uşak,
Manisa
MALATYA
Adıyaman,
Kahramanmaraş,
Sıvas,
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
MANİSA
İzmir,
Aydın,
Denizli,
Uşak,
Kütahya,
Balıkesir,
MARDİN
Şanlıurfa,
Diyarbakır,
Batman,
Siirt,
Şırnak
MUĞLA
Antalya,
Burdur,
Denizli,
Aydın
MUŞ
Bitlis,
Batman,
Diyarbakır,
Bingöl,
Erzurum,
Ağrı
NEVŞEHİR
Yozgat,
Kırşehir,
Aksaray,
Niğde,
Kayseri,
Ankara
NİĞDE
Konya,
Mersin,
Adana,
Kayseri,
Nevşehir,
Aksaray
ORDU
Samsun,
Tokat,
Sıvas,
Giresun
OSMANİYE
Hatay,
Gaziantep,
Adana,
Kahramanmaraş
RİZE
Trabzon,
Bayburt,
Erzurum,
Artvin
SAKARYA
Kocaeli,
Bursa,
Bilecik,
Bolu,
Düzce
SAMSUN
Sinop,
Çorum,
Amasya,
Tokat,
Ordu
SİİRT
Batman,
Bitlis,
Van,
Şırnak,
Mardin
SİNOP
Kastamonu,
Çorum,
Samsun
SİVAS
Tokat,
Ordu,
Giresun,
Erzincan,
Malatya,
Kahramanmaraş,
Kayseri,
Yozgat
ŞANLIURFA
Gazianep,
Adıyaman,
Diyarbakır,
Mardın
ŞIRNAK
Mardin,
Siirt,
Van,
Hakkari
TEKİRDAĞ
Çanakkale,
Edirne,
Kırklareli,
İstanbul
TOKAT
Amasya,
Ordu,
Samsun,
Sivas,
Yozgat
TRABZON
Giresun,
Gümüşhane
Bayburt,
Rize
TUNCELİ
Erzincan,
Bingöl,
Elazığ,
Malatya
UŞAK
Denizli,
Manisa,
Kütahya,
Afyon
VAN
Ağrı,
Bitlis,
Siirt,
Şırnak,
Hakkari
YALOVA
Bursa,
Kocaeli
YOZGAT
Sivas,
Tokat,
Amasya,
Çorum,
Kırıkkale,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kayseri
ZONGULDAK
Düzce,
Bolu,
Karabük,
Bartın
Doğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Doğu Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Yurdumuzun doğusunda 164.000 km2 lik bir alanla Türkiye yüz ölçümünün % 21'ini kaplamaktadır. Tüm coğrafi bölgelerimiz arasında yüz ölçümünün büyüklüğü bakımından 1. sırada yer alır. Kuzey-güney yönünde en geniş alan kaplayan bölgemizdir (enlem farkı en fazla).
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin ortalama yükseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama yükseltisi en fazla olan bölgemizdir. "Türkiye'nin çatısı" olarak isimlendirilir. Bölgenin en alçak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İç Anadolu'nun ortalama yükseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahiptir. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500'dir. Bölgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve üç sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise çöküntü ovalan yer alır. Bölgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru Çimen, Kop, Allahuekber ve Yalnızçam Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. Güneyde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar üçüncü jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.
Bölgede Van Gölü'nün kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır. Ağrı Dağı Türkiye'nin en yüksek noktasını oluşturur.
Bölgede kıvrım dağları arasında yer alan çöküntü ovaları da doğu - batı yönünde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Yüksekova ve Başkale güneyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.
Bölgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş plâtosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından parçalanmış plato görünümü kazanmış yüksek yaylalar oldukça fazladır. Bölgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ şöyle sıralanabilir
Yükseltiden dolayı sıcaklık değerleri düşmüştür.Tarım ürünleri düşük sıcaklığın etkisiyle daha geç olgunlaşır. Tarım ürün çeşidi azdır. Bölgede yüzey şekillerine bağlı olarak Kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı yönünde daha kolaydır. Türkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu bölgedir. Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha çok tarım kesiminde çalışmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemizdir. Hidroelektrik potansiyeli en yüksek akarsular bu bölgemizdedir. Gerçek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu bölgedir. Gerçek yüzölçüm ile izdüşüm yüzölçüm arasında da farkın en fazla olduğu bölgedir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir.
Bölgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır. İklim ve Bitki Örtüsü Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40°C'ye kadar düşer. Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20°C nin üzerine çıkar. Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hiç erimeden uzun süre yerde kalır. Yıllık sıcaklık farkı 30°C den fazladır. Bölgenin güneyine ve batısına doğru gidildikçe sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve yükseltinin azalmasıdır). Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer (Erzurum-Kars Bölümünde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır.
Buharlaşma az olduğu için bu yağış yeterli olur. Bölge, İç Anadolu'dan daha yüksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert geçer. Doğal bitki örtüsü steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle çayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık bölgelerde ormanlar vardır. Türkiye orman varlığı bakımından 5. büyük bölgemizdir.
Iğdır Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, alçakta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık geçer. Burda bu sebebten dolayı mikrolima özellik gösterir ve pamuk yetişir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur.
Tunceli'de il topraklarından kaynaklanan pek çok suyu Karasu ve Murat Irmakları toplar. Karasu Irmağı kuzeybatısında, Peri Suyu'da güneydoğuda doğal sınır oluşturur. Bu ırmaklar ile il sınırları içerisinde akan Munzur Suyu, Pülümür Çayı ve Tahar Çayı, güneyde Keban Baraj Gölüne dökülür.
Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Tarım
Bölge yüzölçümünün %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. Bölgedeki tarım etkinlikleri en çok bölgenin güneyindeki çöküntü ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.
Arpa: En fazla tarımı yapılan üründür.Sebepleri: Düşük sıcaklığa dayanıklı olması, kısa sürede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.
Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır.
Tütün: Bitlis, Malatya ve Elazığ çevresinde yetiştirilir.
Pamuk: Iğdır ovasında pamuk yetiştirilir. Kayısı: Malatya, Türkiye ve Dünyada kayısı üretiminde ilk sırada yer alır. Ayrıca patates, lahana gibi çeşitli ürünler de yetiştirilir. Genel olarak sıcaklığın düşük olmasından dolayı sebzecilik gelişmemiştir. Bundan dolayı sebze tarımına en az elverişli bölge Doğu Anadolu'dur.
Hayvancılık
Doğu Anadolu Bölgesi, hayvancılıkta elverişli şartlara sahip olduğu gibi olumsuz şartlar da taşır. Çayır ve otlakların fazla yer kaplaması hayvancılığı teşvik edici, kışların uzun ve sert geçmesi ise sınırlayıcı bir özelliktir. Erzurum-Kars Bölümü'nde yaz yağışları ile oluşan çayırların geniş alan kaplaması büyükbaş hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.
Bölgenin güneyindeki ovalık alanlarda ise küçükbaş hayvanlardan koyun yetiştiriciliği önem kazanmıştır. Dağlık yörelerde ise kıl keçisi yetiştirilmektedir. Canlı hayvan, yapağı, tereyağı ve peynir halkın önemli geçim kaynaklarıdır.
Hakkâri, Kars ve Bitlis'te arıcılık gelişmiştir. Türkiye bal üretiminin %20'sini Doğu Anadolu Bölgesi verir.
Yeraltı Zenginlikleri
Türkiye'de maden çeşitliliği ve rezervinin (miktar) en fazla olduğu bölge, Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Yukarı Fırat Bölümü'dür.
Demir: Türkiye'de çıkarılan demirin %35'ten fazlası bu bölgede Divriği (Sivas), Hekimhan ve Hasançelebi (Malatya)'de çıkarılır.
Krom : Türkiye'deki kromun %33'ü bu bölgeden çıkarılır. Ergani, Guleman ve Maden önemli krom yataklarının bulunduğu merkezlerdir.
Bakır : Türkiye'deki bakırın önemli bir kısmı bölgeden çıkarılır. Maden, Ergani ve Pütürge'de bakır yatakları vardır.
Kurşun-Çinko : Kurşunun %90'ı, çinkonun %75'i Keban'da çıkarılır. Bu madenler Keban'da "Simli Kurşun İşletmeleri'nde" işlenir. Ancak son yıllarda üretim durma aşamasına gelmiştir.
Linyit : Elbistan, İspir ve Erzurum çevresinde çıkarılır. Türkiye'deki linyit üretiminin %10'u bu bölgeden elde edilir. Afşin - Elbistan termik santralinde enerjiye dönüştürülür.
Oltu Taşı : Erzurum'un Oltu ilçesinde çıkarılır. Türkiye ve Dünya üretiminde bölge birinci sıradadır. Asbest: Erzincan çevresinde çıkarılır.
Barit: Muş ve çevresinde çıkarılır. Kalay : Elazığ ve çevresinde çıkarılır.
Kaya tuzu : Kağızman, Narman ve Kars çevresinde kaya tuzu yatakları bulunmakta ve bu yataklardan tuz elde edilmektedir.
Sanayi
Doğal koşulların olumsuz etkisinin yaşandığı Doğu Anadolu Bölgesi'nde endüstri yeterince gelişmemiştir. Sanayi bakımından en geri kalmış bölgedir. Sanayi kuruluşları yetersiz olduğu için, bölge halkı geçimini daha çok tarım ve hayvancılıktan temin eder. Bölgede bulunan kuruluşlar daha çok tarıma dayalıdır. Maden çıkarımı bakımından zengin olsa da madenlerin işletilmesi azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, maden varlığı ve elektrik enerjisi üretimi ile Türkiye sanayisinin gelişmesine büyük katkıda bulunmaktadır. Yalnızca Keban Barajı Türkiye'de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 25'ini sağlamaktadır
Hidroelektrik üretiminde ön plandadır.
Bölgedeki endüstri kuruluşları şunlardır: Et Kombinaları: Malatya, Elazığ, Erzurum, Ağrı ve Van'da bulunur. Et üretiminin %25'i bu bölgeden karşılanır. Şeker Fabrikaları : Malatya, Elazığ, Van, Erzurum, Muş ve Erzincan'dadır. Dokuma ve İplik Fabrikaları : Daha çok pamuklu dokuma gelişmiştir. Malatya ve Erzincan'daki fabrikalarda pamuk işlenir. Sigara Fabrikaları: Malatya ve Bitlis'te kurulmuştur. Çimento Fabrikaları : Elazığ, Erzurum, Kars ve Van'da kurulmuştur.
Turizm
Doğu Anadolu'da bulunan, Ağrı Dağı, Van Gölü, Nemrut Dağı, Süphan Dağlan, Sat Dağları, Mercan Vadisi Milli Parkı turistlerin ilgisini çeken doğal güzelliklerdir. Bölgede dağcılık ve kış sporları için çok uygun ortamlar vardır. Palandöken Dağları'nda, Bingöl'de ve Sarıkamış'ta dağ sporları tesisleri bulunmaktadır.
Bölgedeki göller, doğal güzellikleriyle birer gezi ve eğlence yerleridir. Bazı göllerin kıyısında da kamplar ve plaj tesisleri vardır.
Doğubeyazıt yakınlarındaki İshak paşa Sarayı da önemli turizm alanlarından birisidir. Erzurum ve Diyadin'de bulunan kaplıcalar sağlık turizmi için önemlidir.
Nüfus ve Yerleşme
Yüz ölçümü en geniş olan bu bölgemizde yer şekilleri ve iklimin de etkisi ile nüfus azdır. Nüfus bölgede daha çok çöküntü hendekleri içindeki ovalarda toplanmıştır. Toplu yerleşme tipi görülür. Nüfus yoğunluğu, Türkiye nüfus yoğunluğunun altındadır. 1997 yılı nüfus sayımına göre, Türkiye nüfus yoğunlu km2 ye 81 kişi iken, bölgede 36 kişidir.
Bölgede şehirleşme oranı çok düşüktür (%28). Kırsal nüfus oranı ise çok fazladır (%72). Karadeniz Bölgesi'nden sonra kırsal nüfus oranı en fazla olan bölge Doğu Anadolu Bölgesi'dir. Bölgede nüfusun %80'i tarım ve hayvancılık ile uğraşır. Sanayi gelişmediği için diğer bölgelere Karadeniz'den sonra en çok göç gönderen bölgemizdir. Nüfus yoğunluğu bakımından son sırada yer alır.
İklimin sert karasal etkisi ve yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Bölgenin bazı yerlerinde tarımsal nüfus yoğunluğu 500'e kadar çıkmaktadır.Erzurum, Elazığ ve Malatya bölgenin büyük yerleşim birimleridir.
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Latest member:
» Forum threads: 5,258
» Forum posts: 5,849
Read More / Comment 
