MUHAMMED
BAYRAK
| Welcome, Guest |
|
You have to register before you can post on our site. |
| Forum Statistics |
|
» Members: 7 » Latest member: Muhammed » Forum threads: 5,305 » Forum posts: 5,909 Full Statistics |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
ASLAN YÜREKLİ RİCHARD KİMDİR
1. Richard 1157 1199 savaşlardaki kişisel cesareti nedeniyle aslan yürekli ünvanı almıştır. Onu tarihe geçen olay ise 3. haçlı seferi’nin başında Kudüs hakimiyeti için sultan Selahaddin Eyyübi ile giriştiği destansı savaşlardır.
1157 de Oxford’da kraliyet sarayı’nda doğan Richard sarayın konforunda rahat hayat geçirmek yerine gençliğinde güney Fransa düklüğüne atanmıştır. Gençlik heyecanlıyla babasına bile kazan kaldıran Richard daha sonradan cesaretli bir savaşçı olacağını bastırdığı ayaklanmalarda göstermiştir. Özellikle Taillebourg kalesinin ele geçirmesinin ardından destansı bir kişiliğe bürünmüştür. Babasının 1189 da ölmesi ve aile içi yaşanan kavgaların ardından tahtın tek sahibi olmuştur.
1. Richard yönetici ruhuna sahip biri olmadığını daha çok maceracı ve savaşçı bir kişiliği bulunmakta olduğunu gösterdi kısa zamanda. Bu sebepten kendime haçlı misyonu üstlenmiş ve Kudüs’ü, kutsal toprakları müslümanlardan alma hevesine girmiştir. Ardından 1190 da Filistin’e doğru yola çıktı ordusuyla. Sicilya’da kışı geçirdi ve burayı hakimiyetine aldı.
Richard tüm en büyük fetihi Kıbrıs olmuştur.Önceki kışı Rodos’ta geçirmiş ve ardından Kıbrıs’ı Bizans’tan almıştır. Kıbrıs haçlılar için lojistik bir merkez ve üst olmuştur. Ardından burayı tapınak şovalyeleri kontrol ve bırakmış ve Osmanlı, ortayı fethedene kadar Kıbrıs, latin krallığına kalmıştır.
Richard, güç ve kişiliğini kullanarak kendi ordusunu Fransız ve Almanlar la birleştirdi ve iki yıldır sürmekte olan Akka kalesi kuşatmasını devraldı. 6 hafta içerisinde güçlü ordusuyla müslümanları yendi ve kente girdi. Acımasız bir şekilde 27000 esiri kılıçtan geçirdi. Akka’yı kana bulayan Richard, sultan Selahaddin kontrolünde bulunan Kudüs’e yürüdü. Richard 50 bin kişilik ordusuyla Kudüs üstüne yürümüş, sultan Selahaddinle destansı bir mücadele girmiştir. Hala batıda bu iki ismin üzerine tartışmalar ve konuşmalar yapılmaktadır.
Bu destansı mücadele her iki komutanın ve üstün yeteneklerini ortaya koymuş ve aralarında centilmence bir dostluk kurulmuştur.
Richard bir yıl uğraşmasına rağmen Kudüs’ü Selahattin den geri alamamıştır. Zira kendisi, ordusuna yiyecek ve su takviyesi bulmakta zorluk çekerken bilge rakibi Selahattin ise kazananı belirleyecek nihai bir savaşa girmemiş, savunmada kalmıştır. Amacı düşmana çöl şartlarında pes ettirmektir. Zaman sultan Selahaddin’i haklı çıkarmış ve Richard’ın önerisiyle taraflar 1 eylül 1192 de anlaşmaya varmıştır. Ramla anlaşması ile Kudüs kapılarını hristiyan hacılara açık kalmak kaydıyla müslüman hakimiyetine kalmaya devam edecektir. Richard’ın temsil ettiği latin krallığı Tire’den Yafa’ya kadar bulunan bölgede etkisini sürdürecektir.
Kudüs’ü geri alamayan Richard, bu büyük macera dan Avrupaya eli boş dönmekteyken Venedik açıklarında gemisinin batması ile Avusturya imparatorunun eline esir düşmüştür.
Ardından annesi onun için fidye ödeyerek geri almıştır. İngiltere’ye dönen Richard yine yerinde duramamış, İngiltere’den ayrılarak Normandıya’ya yelken açmıştır. Ardından Fransızlar ile savaşmış, Fransızlarla girdiği Chaluz şatosu kuşatmasında omzuna isabet eden ok ile yaralanmış ve kangren sonucu 6 Nisan 1199 da annesinin kollarında ölmüştür.
Savaşçılığı ve cesareti ile olduğu kadar daha çok müslümanlarla savaşması pek çok müslümanın katletmesi ile tarihe geçmiştir. Müslüman ve Türk kaynaklarında olduğu gibi pek çok kaynakta aslan yürekli lakabı alması çok ilginçtir.
Daha çok dünya popüler kamuoyuna Robin hood eseri ile ön plana çıkmış, son dönem İngiliz tarihçileri ona o dönemki İngiliz kaynaklarını har vurup harman savurmakla suçlamışlardır. İngiltere’nin kralı olmasına rağmen yaşamını yüzde 90 ını ada dışında geçirmiş, çoğu tarihçi göre İngilizce bilmeden ölmüştür. Bir çok kraliyet ailesi gibi Fransız asıllıydı.
PİERRE LOTİ KİMDİR
Pierre Loti, asıl adı Louis Marie Julien Viaud (14 Ocak 1850 – 10 Haziran 1923), Fransız romancı. Pierre Loti isminin yazara, kimi kaynaklara göre öğrencilik yıllarında; kimi kaynaklara göreyse, 1867 yılında yaptığı Okyanusya seferi sırasında, Tahitili yerliler tarafından verildiği söylenir. “Loti”, egzotik iklimlerde yetişen egzotik bir çiçeğin ismidir.[1]
1850 yılında Fransa’nın Rochefort kentinde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. 17 yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881’de yüzbaşı oldu ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükseldi. Ortadoğu ve Uzakdoğu’da bulundu. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek tanıma fırsatını buldu. Bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıttı.
1879’da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye’sinden kesitler veren[2] Aziyadé ‘nin (Aziyade) yayınlanmasının ardından 1886’da Pécheur d’Islande’la (İzlanda Balıkçısı)’nı yayınladı. Loti, kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş bir yazar oldu. Daha sonraki yıllarda her yıl bir kitabı çıktı ve kitapları geniş kitlelerce okundu. 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen yazar 1910 yılında Légion d’Honneur nişanını aldı.[3] İzlenimci bir yazar olan Pierre Loti’nin oldukça yalın bir dili vardı. Edebiyattaki bu izlenimciliği kişiliğini de derinden etkiledi. Derin bir umutsuzluğu dile getiren yapıtlarında aşkın yanı sıra ölüm duygusu da geniş yer alıyordu. Bütün bu umutsuzlukla birlikte içinde duyduğu insanlığa karşı şefkat ve acıma duygusunu yapıtlarına yansıttı.[4]
Birçok kez İstanbul’da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul’a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyadé adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı.[5] İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Eyüp’te yaşadı. İstanbul’a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi.[6]
1913 yılında yazdığı La Turquie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye’ye geldiği zaman, Tophane Rıhtımı’nda büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlandı.[7] Balkan Savaşları’da, I. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa’ya karşı hep Türkler’i savundu. Millî Mücadele döneminde Anadolu’daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi olan işgalci Fransa’yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazandı. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921′ de Pierre Loti’ ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı.[7] Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu.[4] Daha sonraları İstanbul’da Divanyolu’nda bir caddeye “Pierre Loti Caddesi” ve Eyüp’te bir kahvehaneye de “Pierre Loti kahvesi” adı verildi. Günümüzde bu kahvehanenin olduğu tepe de Pierre Loti Tepesi olarak anılmaktadır. Ayrıca bu tepeye ulaşmak içinde insa edilen Eyüp-Piyerloti teleferiği’de isminde Loti anmaktadır.
Ancak tüm bunlara rağmen Loti, Türk aydınlarını ikiye böldü. Kimi aydınlar onun gerçekten bir Türk dostu olduğuna inanırken, kimileri de onun aslında Osmanlı’nın zayıf ve geri kalmış hâlini acı(Zeker) sevdiğini savunuyorlardı. 1925 yılında Nazım Hikmet yazdığı Şarlatan Piyer Loti şiirinde kendisinden şöyle bahsediyordu:
“ Hatta sen
sen Pier Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
”
Nazım Hikmet ilerleyen mısralarında da ağır bir şekilde Loti’yi eleştirerek, onu “Çürük Fransız kumaşlarını yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan” bir burjuva olarak tanımlıyordu. Diğer yandan yazar Abdülhak Şinasi Hisar, İstanbul ve Pierre Loti adlı kitabında Loti’ ye övgüler yağdırıyor ve Loti’nin yazılarının bazı Türklerin yazdıklarından daha millî bir his ve zevk taşıdığını söyleyerek, onun Türkiye ile ilgili bütün eserlerinin Türkçeye çevrilmesini diliyordu.[7]
Bazı eserleri
Aziyadé (1879, Aziyade)
Le Roman d’un Spahi (1881, Bir Sipahinin Romanı)
Pécheur d’Islande (1886, İzlanda Balıkçısı)
Madame Chrysanthème (1887, Madam Krizantem)
Le Roman d’un Enfant (1890, Bir Çocuğun Romanı)
Le Livre de la Pitié et de la Mort (1891, Acıma ve Ölümün Kitabı)
Ramuntcho (1897)
Reflets de la Sombre Route (1899, Karanlık Yol Üzerindeki Yansımalar)
Les Désenchantées (1906, Mutsuz Kadınlar)
La Turquie Agonisante (1913, Can Çekişen Türkiye)
Prime Jeunesse (1919, İlk Gençlik)
Un Jeune Officier Pauvre (1923, Zavallı Genç Bir Subay)
vikipedia
KAYGUSUZ ABDAL KİMDİR
Sanatçı, Alâiye’de dünyaya geldi. Alâiye Beyi Hüsameddin Mahmut’un çocuğudur. Kaygusuz Abdal‘ın asıl ismi Alaaddin Gaybi’dir. İyi bir eğitim almış, genç denilebilecek bir yaşta Abdal Musa’ya derviş olmuş ve bu andan sonra Kaygusuz mahlasını edinmiştir. 14. yüzyılın sonlarında Mısır’a geçerek bir tekke açmış, Hicaz, Suriye ve Irak’ı gezerek Anadolu’ya gelmiştir. Rumeli’nin Yanya, Filibe ve Manastır bölgelerinde de yaşamış takriben 1444 senesinde hayata gözlerini yummuştur.
Kaygusuz Abdal Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli okulunda yetişmiş ve çağdaşı olan Yunus Emre ile birlikte Alevî edebiyatının iki kurucusundan birisi sayılmıştır.
Hayatı hakkındaki bilgileri menkıbelerden ve velayetnamelerden öğrenip, görüşlerini ve düşüncelerini mensur ve nesir eserlerinden anladığımız Kaygusuz Abdal Türk edebiyatının da kuşkusuz en büyük üstatlarından birisidir.
Bütün eski ve yeni kaynaklar Kaygusuz Abdal’ın Teke İli’ne bağlı, Alaiye Beyi’nin oğlu olduğunda ittifak etmektedir. Kaygusuz Abdal’ın yaşadığı döneme bakarak bu dönemde üç tane Alaiye Beyi’nin yaşadığını belirten en kuvvetli ihtimalin Hüsâmeddin Mahmud Bey üzerinde toplandığını belirtmektedir
Hayatı hakkında etraflı bilgiye sahip olmamakla birlikte, menkıbelerden ve velayetnamelerden yola çıkılarak günümüzde yapılan kimi çalışmalar, Onun hayatına ve çağına ciddi anlamda ışık tutmuştur ve bu eksikliği bir nebze de olsa gidermiştir. Kaygusuz Abdal, hem şiir ve hem de nazım türünde eserler bırakmıştır. Nazım türündeki eserlerinin ekserisi irfani risaleler şeklinde kaleme alınmıştır. Şiir türündeki eserlerinin çoğunluğu da dini ve irfani konulardadır.
Kaygusuz Abdal, şiirlerinde hem hece ve hem de aruz veznini kullanmıştır. Aruz ile yazdığı eserleri, gazel, mesnevi, kaside, mestezad şekillerinde hece ile yazdığı eserleri ise ilahi, şathiye ve nutuk şekillerinde değerlendirmek mümkündür.
Üstad Kaygusuz Abdal eserlerinde Allah’tan, sıfatlarından, Peygamberlerinden, Hz. Muhammed’den, Ehl-i Beyt’ten, meleklerden, kutsal kitaplardan, ahiretten, namazdan, oruçtan, ahlaki ilkelerden bahsetmekte, eserlerindeki ifadeleri ayet ve hadislerle desteklemektedir.
Kaygusuz Abdal’ın ölüm tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, onun 15 asrın ilk yarısında öldüğü kesindir. Araştırmacılar Bektaşî şeyhlerinden Ahmet Sırrı Baba’nın hiçbir kaynağa dayanmadan verdiği 1444 tarihini muteber saymışlardır.Kaygusuz’a ait olduğu iddia edilen biri Mısır’ın Kahire’sinde, biri ise Elmalı’ya bağlı Tekke Köyü’nde olmak üzere iki tane mezarı vardır.
Eserleri:
Divân
Sarây-nâme
Minber-nâme
Dil-güsâ
Gevher-nâme
Budala-nâme
Mesnevi
Muglâta-nâme
Esrâr-i Hurûf
Vücûd-nâme’
ŞİİR ÖRNEKLERİ
Allah Tanrı Yaradan
Allah Tanrı Yaradan
Gel içegör cur’adan
Yar ile yar olagör
Çıksın ağyar aradan
Bekle gönül bostanın
Susığırı girmesin
Key sakın uçurursun
Kandili minareden
Fil yükün karıncaya
Yükletme çekebilmez
La’l ü gevher kıymetin
Umma seng-i hareden
Hacca vardım der isen
Kanda vardın hacca sen
Kılavuzsuz kuş uçmaz
Bunca dağ ü dereden
Hacca varan kişinin
Gönül yapmak işidir
Gönül Hakk’ın beytidir
Sakın sen emmareden
Sen özünü bil nesin
Hak sende sen kandesin
Hakk’ı bilmek dilersen
Geç ağ ile hareden
Dünya ahret demegil
Biliş ü yad demegil
Uzak savaşa düşme
Geç kuru sehhareden
Tıfıllayın dembedem
Dambu dumbu söyleme
Mansur’layın olursun
Bilmezsen müdareden
İnsan nur-ı kadimdir
Hasta değil hekimdir
Sen dahi insan isen
Anla bu esrareden
Aşık olan bu yolda
Can ile baş oynadır
Sen dahi aşık isen
Bakma gel kenareden
Sen insanı sorarsan
Hak’tan ayrı değildir
Sıfatı zat-ı mutlak
Hırkası çar pareden
Aklına akıl deme
Sözüne delil deme
Çünkü kurtaramazsın
Nefsini emmareden
Kaygusuz’un hüneri
Helva vü biryan yemek
Andan özge hüneri
Umma bu biçareden
Bundan Sana Ne
Ademi balçıktan yoğurdun yaptın,
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne
Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne
Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne
Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne
Sakalım
Ben bu derde düşeli, Bu sakalı kırkarım.
Hak ile bilişeli, Bu sakalı kırkarım.
Ben keserim o biter, Çemende bülbül öter,
Usta berber der yeter, Bu sakalı kırkarım.
Ben çalarım tanbura, Giyinirim tennure,
Hak çerağın uyara, Bu sakalı kırkarım.
Ben gezerim yazıda, Kuvvetim var pazuda,
Ne işim var kazıda, Bu sakalı kırkarım.
Kaba sakal istemem, Hep kesilse gam yemem,
Hiç kısa – uzun demem, Bu sakalı kırkarım.
Var mı bunda bir hatam, Gayrı gönülden atam,
Çok mu gelir bir tutam? Bu sakalı kırkarım.
Aşka olup mülazım, Bilindi cümle razım…
Gayrı, sakal ne lazım! Bu sakalı kırkarım.
Bıyığımla başımı, Kirpiğimi kaşımı…
Hak onara işimi… Bu sakalı kırkarım.
Kaygusuz Abdal menem, Fartu furtu bilmenem,
Tek tüyünü koymanam,Bu sakalı kırkarım.
Dedim Ey Dilber Kulunam
Dedim ey dilber kulunam,Yürü hey torlak der.
Sen dahi yolunmamısșın, Sözlerin taslak der.
Dedim ey dilber lebinden,Bir buse versen n’ola,
Alnina sapan kayası,Ensene tokmak der.
Sordum suçum nedir benim, Halima kılmaz nazar,
Bu söz senin ne hakkındır, Söyleme kütsah der.
Halime bak çuluna bak, Bu dahi sevmiș beni
Niyyetül gaza dğil mi, Dönüben ahmak der
Yürü hey derviș yoluna, Sende yoktur sim ü zer
Akılsız sersem zavallı, Cimri ve çıplak der
Serteser gemiș cihanı, Kurt üșmüș tabanına
Borusu yanına döver , Kabağı tak tak der
Yataği külhan bucağı, Yüzü gözü is ü pas
Giydüğü eski kepenek, Eteği sak sak der
Kaçuban kurtulamadim, Șol tordağın elinden
Her seher karșıma gelir, Cağırır Hak Hak der
Hoș gelir bu Kaygusuz’a, Bir kazan kuzlu pilav
Yüz elli yağlıca çörek, Ol dahi yumșak der
Nefes
Beğlerimiz, elvan gülün üstine
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları postun eğnine
Bağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları gelir dost deyü
Eğnimüzde aba, hırka, post deyü
Hastaları gelür, derman isteyü
Sağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Meydanında dara durmuş gerçekler
Çalınur koç kurbanlara bıçaklar
Döğülür kudümler altun sancaklar
Tuğlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Benim bir isteğüm vardır Kerim’den
Münkir bilmez, evliyanın sırrından
Kaygusuz’um ayru düşdüm pirimden
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Değil mi (Evliyadan gelen kelam)
Evliyadan gelen kelâm,
Okunan Kur’an değil mi?
Gerçek velinin sözleri,
Sureti rahman değil mi?
Çün seni hak yarattığı
Kendüye mir’at ettiği
Tecelli – i zat ettiği
Sureti insan değil mi?
Hak haberin dinleyene,
Candan kabul eyleyene
Hakkı bilip anlayana,
Sözümüz burhan değil mi?
Gerçek elini tutmayan
Gönlün ana pekirmeyen
Hakkı batılı seçmeyen,
Cahilü nâdan değil mi?
Ey Kaygusuz halin nola,
Gitmez isen doğru yola
Hak kerem etse bir kula,
Hakikat ayan değil mi?
Ali Ali canım Ali
Canımın cananı Ali
Sen alemler umdusun
Pir Hacı Bektaşı Veli
Abdal Musa
Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları postun eğrine
Bağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları dost deyü
Eğnimizde aba hırka post deyü
Hasteleri gelir derman isteyü
Sağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Hind’den bazerganlargelir yayınır
Pișer lokmaları açlar doyunur
Bundan așıkları gelir soyunur
Erler gelir șahım Abdal Musa ‘ya
Meydanında dara durmuș gerçekler
Çalınır koç kurbanlara bıçaklar
Döğünür kudüm açılır sancaklar
Tuğlar gelir șahım Abdal Musa’ya
Her matem dara durmuș gerçekler
Uyandırıp Hak çerağin yakarlar
Demine hu deyip gülbang çekerler
Nurlar gelir șahım Abdal Musa’ya
İkrarıdır koç yiğidin yuları
Muannidi çeksem gelmez ileri
(:::)ınar’ın Yeșilgöl’ün suları
Çağlar gelir șahım Abdal Musa ‘ya
Ali’m almıș Zülfekaridestine
Sallar durmaz Yezitlerine kasdina
Tümen-tümen Gene Ali’nin üstüne
Sırlar gelir șahım Abdal Musa’ya
Benim bir isteğim vardır Kerim’den
Münkir bilmez evliyanın sırrından
Kaygusuz’am ayrı düștüm pirimden
Erler gelir șahım șahım Abdal Musa ‘ya
[attachment=133250]
D vitamini Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir? D Vitaminin Faydaları ve Zararları Nelerdir?
Vitamin D nedir?
Vitamin D, vücuttaki fosfat ve kalsiyum dengesinin düzenlenmesine yardımcı olan, bağırsaktaki kalsiyum emilimini destekleyen ve kemik ve dişleri kuvvetlendiren maddeler grubu için kullanılan kolektif bir terimdir. Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır.
Ergokalsiferol (D2 vitamini): Bitkiler içinde bulunan bir ön vitamin olan ergosterin şeklinde alınır; ciltte toplanır.
Kolekalsiferol (D3 vitamini): Vücutta sentezlenir, bu nedenle gerçek bir vitamin değil, bir hormon prekürsörüdür.
Vitamin D’nin genel etkisi, kalsiyum ve fosforun organizmaya alınışını ve organizmada tutulmasını arttırmak, onların kullanılması ile kemik mineralizasyonunu sağlamaktır.
D vitamini bakımından zengin besinler
D vitaminini içeren ana besin kaynakları balık, karaciğer ve yumurta sarısıdır; bu vitamin margarinlere de katılmaktadır. D vitamini, kızılötesi ışığın ciltteki belirli kimyasallara etki etmesi sonucu vücutta sentezlenebilmektedir. Süt D vitamini bakımından zengin değildir ama süt ve süt ürünlerinde de D vitamini bulunur. Anne sütünde D vitamini azdır, bazı hazır mamalar ise D vitamini bakımından zenginleştirilmiştir. Mantar ve mayada da D vitamini vardır.
D vitamini eksikliği neden olur?
Bazı durumlar D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Yetersiz beslenenlerde
Prematüre bebeklerde
Yeterli güneş ışığı alamayanlarda
Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, Kistik fibrozis, Whipple gibi hastalıklar veya başka nedenlerden dolayı emilim bozukluğu olanlarda
Karaciğer veya böbrek düzensizlikleri olanlarda
Bazı nedenlerden dolayı bağırsaklarının bir kısmı alınanlarda
Obezite nedeni ile gastrik bypass ameliyatı geçirenlerde
Bazı genetik kusurlar dolayısıyla
Antikonvülzan, fenitoin, kortikosteroid, kolestiramin, orlistat gibi belirli ilaçları uzun süreli kullananlarda D vitamini eksikliği görülebilir.
Ayrıca güneş kremlerinin yanlış kullanımı da D vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği için risk grupları
0-24 ay arası çocuklar
Adolesanlar
Doğurganlık çağındaki kadınlar
Hamileler, emzikli kadınlar ve yaşlılar D vitamini eksikliği bakımından risk gruplarını içerirler.
D vitamini eksikliğinin neden olduğu sorunlar (D vitamini eksikliğinin komplikasyonları)
D vitamini eksikliğinin bilinen en eski sonucu çocuklarda raşitizme, yetişkinlerdeki uzun süreli eksikliği ise kemik yumuşamasına (osteomaleziye) neden olmasıdır.
D vitamini eksikliği nedeni ile kalsiyum eksikliği (hipokalsemi) gelişir ve bu durum çocuklarda büyüme geriliğine ve hipokalseminin diğer belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur. D vitamini eksikliği hipofosfatemiye de yol açar.
Vitamin D eksikliği ayrıca sekonder hiperparatiroidizmiyi tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği şizofreniyi ve depresyonu tetikleyebilir.
Vitamin D eksikliği sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve astım gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, multipl skleroz, romatoid artrit gibi hastalıkların gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği meme kanseri, prostat kanseri, pankreas kanseri riskini arttırabilir.
Vitamin D eksikliği osteoartrit, osteoporoz riskini arttırabilir.
D Vitamini bulunan besinler
1. Balık yağı
2. Süt ve süt ürünleri
3. Yumurta sarısı
4. Tereyağı
5. yulaf ezmesi
6. Güneş
7. Karaciğer
8. Mantar
9. Kakao
10. Et ve Sebzeler
D Vitamini yararları
1. kas zayıflığına karşı vücudu korur
2. kalp atışının düzenlenmesinde etkilidir
3. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir
4. tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için gereklidir
5. Kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif taşınmasını hızlandırır
6. Depresyondan korur
7. Pankreas bezinden insülin salgılanmasında düzenleyicidir
8. Kaslara güç verir. Eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur.
D Vitamini fazlalığı
D vitamini fazlalığı İştahsızlık, bulantı ve kusmaya neden olur. Vücutta fazla deponlanması zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlası kemikler için zararlıdır. D vitami fazlalığı bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe sebep olur. Böbreklere zarar verir.
D Vitamini ihtiyacı
1. 0-7 Ay: 10 mikrogram
2. 7-12 Ay: 5 mikrogram
3. 1-3 Yaş: 15 mikrogram
4. 4-8 Yaş: 15 mikrogram
5. 9-70 Yaş: 15 mikrogram
6. 70 Yaş Üstü: 20 mikrogram
D Vitaminin Faydaları ve Zararları
D vitaminin sadece faydaları değil zararları da var. Bilinçli şekilde alınması gereken D vitamini, aksi halde daha farklı sorunlara yol açabilir.
Küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesiyle birlikte artık güneşten yeteri kadar yararlanamıyoruz. Elbette iş ve okul hayatının getirileri de bunda çok büyük etken. Çünkü evlere, odalara gittikçe daha da fazla kapanıyoruz. Yaz gelse de, yazlığa gidip oradaki bilgisayarda oyun oynasam diye düşünen çocuklar oldukça fazla.
Yeterli D vitaminine sahip olmak bazı hastalıkların oluşmasını engeller. Bunlar arasında düşme riskinin azalması, kan basıncında azalma, meme ve kolon kanserini önlemek gibi. Güneş en kolay yoldan D vitaminini elde edebileceğimiz kaynaktır. Bu yüzden yeteri kadar güneşe çıkmalıyız.
D vitamini, kana karışarak kasların ve kemiklerin güçlenmesini sağlayan kalsiyumun böbrekten atılmasını azaltır. Böylece vücudun güçlenmesini ve bunun yanında hücre büyümesini, bağışıklık sisteminin görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini ve de vücudun iltihaplı hastalıklarla mücadele etmesini sağlar. Fakat çok faydaları olmasına rağmen her besinde fazlaca bulunmaz. Bazı besinlerde doğal olarak bulunur ve bu besinlerin doğal yollardan tüketilmesi tavsiye edilir.
D vitamini çok olan yiyecekler nelerdir?
Yumurta sarısı, karaciğer, balık yağı, yağlı balıklar, tereyağı, kakao, süt ürünleri, ciğer, peynir, bazı mantarlar ve patates D vitamini bakımından zengin gıdalardır.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
D vitamini eksik olan yetişkinlerde: Sırt, ayak, kalça, kaburga ağrıları ve daha sonraki yaşlarda kemik eğrilikleri ve çarpıklıklar görülebilir. Bu nedenle bol bol güneşe çıkmalı ve D vitamini yönünden zengin besinler alınmalıdır. Tabii ki bir uzmanın da bu yiyecekleri ne kadar bol almamız konusunda fikri önemlidir.
Diğer D vitamini eksikliği belirtileri ise : kaslarda kramplar. Adele ve kemik zayıflığından dolayı kişi merdiven inip çıkmakta, uzun yürüyüşler yapmakta zorlanır. Aşırı yorgunluk hisseder ve kemiklerde kırılmalar meydana gelir. Yaşlılarda denge kaybına, hafıza kaybına neden olabilir ve hastalık kapma riskini arttırır.
D vitamininin zararları nelerdir?
D vitaminin fazla olduğu durumlarda aşırı kilo kaybı, kusma, ishal, iştahsızlık, kabızlık, huzursuzluk, ağız kuruluğu, çarpıntı, böbrek taşı, çok idrara çıkma, böbrek koliği ve kalp krizi riski görülebilir. Eğer D vitamini açısından zengin olan yiyecekleri çok fazla tükettiğinizi düşünüyorsanız, azaltmanız tavsiye edilir. Böyle bir durum yok ise fakat bu belirtiler sizde var ise, mutlaka bir doktora başvurmanız ve durumu kontrol altına almanız gerekir.
D vitamini eksikliği neden olur? D vitamini eksikliği belirtileri
D vitamini pek bilinmese de kemik sağlığından ruh sağlığına kadar birçok durumu dengede tutan hayati bir vitamindir. D vitamini her koşulda dışarıdan alınmaya muhtaçtır. Bu handikabın sebebi ise vücudun D vitaminini kendi kendine üretememesidir. Peki D vitamini eksikliği nasıl anlaşılır?
Eksikliğinin ciddi boyutlara varan hastalıklara yol açtığı D vitamini vücudun ihtiyacı olan ancak bu ihtiyacın dışarıdan sağlanmasının mümkün olduğu bir vitamindir. D vitamini eksikliği, yiyeceklerden sağlandığı gibi büyük ölçüde de (yaklaşık %95) güneşten sağlanır. D vitamini eksikliği hayati durumlara neden olabilmektedir. Vücuttaki kalp ve kas sistemini düzenlemekle görevlidir. Peki, pek çok kişide eksikliği görülen D vitamini takviyesi nasıl yapılır? D vitamini eksiliği neden olur? D vitamini eksikliğinin belirtileri nasıl anlaşılır?
Canan Karatay, "20 bin hastamın yüzde 99 ’unda D vitamini düşüklüğü var."
D vitamini eksikliğinin yol açabileceği problemlere işaret eden Karatay, D vitamini eksikliği için yapılabilecekleri sıraladı ve özellikle önem verilmesi gerektiğine dikkat çekti;
"Türk insanlarının çoğunda D vitamini problemi var. 20 bin hastamın yüzde 99'unda D vitamini düşüklüğü var. Bunun birçok sebebi var. Güneşten uzak durmak, hava kirliliği, hayvansal yağlardan, sakatatlardan uzak durmaktan oluyor. Yıllarca bizlere 'Hayvansal yağlar, sakatatlar hastalık sebebi, kalp krizi sebebi' dediler. Güneşten uzak durmak depresyona yol açar. Hayvansal yağ, sakatat, ev turşusu tüketin, dışarı çıkıp yürüyün."
"Kışın psikolojik olarak vücut hastalanıyor. Bunun sebebi güneşsizlik. İçeriye kapanmamak lazım. Dışarı çıkın. Kar yağsa da, kış olsa da dolu yağsa da buz tutsa da çıkıp dışarıda yürüyün. Deniz kenarında yürüyün, ormanlarda yürüyün. O zaman depresyondan da kurtulursunuz. Karanlık olduğu için, güneş olmadığı için bu sıkıntılar oluyor. Özellikle kuzey ülkelerinde depresyon çok fazla olur."
Sırt ağrısına dikkat! Kansere de neden olabiliyor...
Düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini 300 kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80'inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor. D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi hastalıklara da neden olabiliyor. Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23 bin yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor..
D vitamini ne işe yarar?
D vitamini bağırsaktaki kalsiyum emilimini arttırmak, kemik mineralizasyonunu, kalsiyum fosfor dengesini, kas sinir sistemi fonksiyonlarını, kas gücünü ve kalp atışlarını düzenlemek ile görevlidir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, D vitamini kalbin pompalama gücüne ve kalp hücresinin yapısına etkisiyle kalp rahatsızlıklarını önleyici bir özelliğe sahiptir. D vitamini eksikliği; kalp hastalıklarının beraberinde getirdiği yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklar üzerinde oldukça etkindir. Böylece D vitamini eksikliği olanların bu hastalıklara yakalanma riski 2 katına çıkmış oluyor.
D vitamini aynı zamanda enfeksiyonel hastalıklar üzerinde büyük ölçüde etkilidir. Eksikliği halinde grip, enfeksiyon mücadelesi, multiple skleroz, bağırsak iltihabı, kanser ve pankreas insülin salınımı düzenlemesi tiroid faaliyetlerini düzenleme ve kanın pıhtılaşmasını sağlama vs. durumlarında hem düzenleyici hem de koruyucu durumdadır.
Kalsiyum emilimini sağlayan D vitamini kemik sağlığı için çok önemli bir rol oynar. Kemiklerin gücü ve sağlığı için D vitamini eksikliğinin hemen tespit ve tedavisi şarttır. Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini(osteoprozu)önler. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. Çocuklarda D Vitamini ihtiyacı bu yüzden fazladır.
Kaslara güç veren D vitamininin eksikliği durumunda devamlı yorgunluk ve ağrı olur. Bu durumda D vitamine baktırmak ve takviyeye başlamak gerekir.
D vitamini eksikliği kadınlarda daha çok görülür!
Uzm.Dr.Filiz Gündüzer Müftüoğulları’nın açıklamasına göre, "D vitamini eksikliği özellikle doğum ve emzirme dönemlerinden dolayı kadınlarda daha sık görülür ve kendini doğum sonrası yaygın ağrılarla belli eder.30 yaşına kadar olan insanların %30unda D Vitamin eksikliği vardır. Yine yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır. Şişmanlarda D Vitamini eksikliği saptanması sebebi ise D Vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğundan yağda birikir ve vücut kullanamadığı için eksiklik meydana gelir."
D vitamini eksikliği neden olur?
D vitamini eksikliğinin en önemli nedeni, vücudun güneşten alınan UVB ışınlarına yeterince temas etmemesidir. Vücut güneşten aldığı D vitaminini başka hiçbir yolla ve besinle alamaz. Bunun nedeni D vitamini içeren besinlerde vitamin oranının az ve yeterli olmamasıdır.
Bazen güneş ışınlarının emilimi konusunda vücutsal bir problem de olabilir. Vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar güneşle temas edilse dahi vücudun vitamini almasına engel olur.
Yaşlılık veya böbrek rahatsızlıkları D vitamini eksikliği riskini artırır. Bağırsaklarımızdan yeterince D vitamini emilemez. Çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve crohn hastalığı da D vitamini emilimini etkiler.
Kilo da D vitamini eksikliğini artırır. Şöyle ki, yağ hücreleri dolaşımdaki D vitaminini dolaşımdan alır böylece vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olanlarda D vitamini eksikliği sıktır.
D vitamini eksikliğinin bir diğer nedeni ise vejetaryen beslenmedir. D vitaminin yoğun olarak bulunduğu besinler; balık, ciğer, yumurta gibi hayvansal ürünlerin tüketilmemesi bu durumu daha çok tetikler.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
Uzun süreli ve zaman yayılan bu belirtiler gözden kaçacak şekilde olağan gelebilir. Ancak hayatı olumsuz şekilde etkileyeceğinden farkına varmak ve tetkikleri yaptırmak gerekmektedir. Bu belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir;
-Depresyon
-Kemik Ağrıları (vücut genelinde)
-Kas zayıflığı
-Başın fazla terlemesi
-Kaslarda oluşan kramplar
-Halsizlik
-Eklem bölgelerinde ağrı
-Kilo alma problemi
-Yüksek tansiyon
-Başata ağrı
-Soğuk algınlığı
-Kabızlık
-İshal
-Mesane sorunları
Kulağa komik gelebilir ancak D vitamini eksikliği depresyona yol açar. Nedensiz yere mutsuz ve hüzünlü hissetme durumu D vitamini eksikliğinin başlıca belirtilerindendir. Şöyle ki, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin hormonu D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşer.
D vitaminin en önemli belirtilerinden biri de kemik ağrılarıdır. Özellikle güneşten mahrum kaldığımız kış aylarında bu ağrılar daha da artar. Halsizlik ve vücut genelinde olan bu ağrıların dikkate alınmaması durumunda yetişkinlerde “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.
D vitamini eksikliği nasıl ölçülür?
D vitamini eksikliğinin ölçümü için, yukarda belirtilen durumların hissedilmesiyle doktora başvurulması gerekir. Yapılacak olan kan testinde D vitamini (25 (OH) vitamin D3) düzeyinin ölçülebilir.
D vitamini takviye ve tedavisi nasıl yapılır?
D vitamini doktorlar tarafından reçete edilen D3 vitamini takviyesi ile alınır. D3 vitamini ise yemeklerle beraber tüketildiği takdirde vücut tarafından emilimi ve yararı artar. Doktorların da yönlendirmesiyle D vitamin serum, damla vs.leri böyle tüketilir.
Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bunun için yaş ilerledikçe oluşan ihtiyaç doğrultusunda testlere dikkat etmek gerekmektedir.
Özellikle D vitamini takviyesine ihtiyaç duyan ve sık sık kontrollerini yaptırması gerekenler;
- 50 yaş üzeri kişiler,
- Sürekli kemik ve kas ağrısı şikâyeti olanlar,
- Güneş görmeyenler(ofis çalışanları gibi),
- Bağırsaklardan yağ emilimi bozuk hastalar,
- Karaciğer hastalığı olanlar,
- Mide ameliyatı olanlar,
- Osteoporozlu hastalar ( kemik erimesi olanlar)
D vitamini yiyeceklerden alınabilir mi?
En büyük kaynağı güneş olan D vitaminini içeren bazı besinler vardır ancak günlük tüketimi ne kadar olursa olsun eksikliği giderecek boyuta ulaşamaz. Güneşle olan 10-15 dakikalık temas yetecekken bu yiyeceklerin ancak sürekli tüketilmesi onların D vitamini eksikliğini karşılamasını sağlar.
Güneşe çıkmak ve D vitamini eksikliğini gidermek için en uygun vakit ise saat 10.00 ve 15.00 arası yani öğle saatleridir. Ancak bu saatler aynı zamanda cilt kanseri için de en riskli saatlerdir. Bu nedenle her gün 10-15 dakika güneş koruyucu krem olmaksızın diz ve dirseklerden aşağıyı güneşlendirmek yeterlidir
Somon, sardalya, orkinos, balık yağı ve D vitamini katkılı süt, yumurta, tereyağı, karaciğer, mantar, kakao ve tahıl gevrekleri bazı D vitamini kaynaklarındandır.
D vitamini fazlalığının zararları nelerdir, D vitamini fazlalığının belirtileri nelerdir, D Vitamin ile ilgili bilgiler
Vitaminler, vücudumuzun sağlıklı işleyişini sürdürebilmesi için gerekli olan maddelerdir. Çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyan vitaminlerin bazıları vücutta depolandığı için, fazla tüketimi halinde yarardan çok zarara neden olur.
D vitamini vücudumuz için birçok fayda sağlar, ancak yağda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası vücutta depolanır ve devamı halinde ölüme kadar giden durumlara neden olabilir.
Vücudun D vitamini ihtiyacı %90 oranında güneş ışınlarından karşılanır. Gıdalardan D vitamini alımı %10 oranındadır. Çünkü gıdalardan D vitamini almak için çok fazla miktarda tüketmek gerekir. Ultraviyole ışınları sayesinde ciltte sentezlenen D vitamini karaciğer ve böbreklerde de işlemden geçirilir ve vücudun kullanımına hazır hale gelir. Fazlası da vücutta depolanır. D vitamini insan vücudunda 5-6 aya kadar depolanabildiği için gerçekten ihtiyaç olmadığında D vitamini takviyesi almak tehlikelidir.
D Vitaminin Faydaları Nelerdir?
Kalsiyum ve fosforun vücutta emilimini sağlar.
Kolesterolü düşürür.
Dişleri ve kemikleri güçlendirir.
Metabolizmayı hızlandırır.
Çocuklarda büyüme hormonunun salgılanmasında rol oynar.
Böbrek hastalıklarında etkilidir.
Raşitizmi önler.
Gece kramplarını önler.
Birçok kanser türüne karşı koruyucudur.
Depresyon tedavisinde de etkili olabileceği bazı klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Ancak tüm bu faydalarına rağmen D vitaminini bilinçsizce, doktor tavsiyesi olmadan kullanmak çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
D Vitamini Fazlalığının Belirtileri Nelerdir?
Ağız kuruluğu
Ciltte kuruma ve kaşıntı
Mide bulantısı ve kusma
Bulanık idrar
Baş dönmesi ve sersemlik hissi
Kabızlık
Çok susama
Baş ağrısı
Kemiklerde ağrı
İştah kaybı
Cinsel isteğin kaybolması
Göz kızarıklığı
Kalp atışlarında hızlanma
Eğer yukarıdaki belirtileri taşıyorsanız ve son birkaç içinde fazla D vitamini tükettiğinizi düşünüyorsanız mutlaka kan tahlili için doktorunuza başvurun.
D Vitamini Nelerde Bulunur?
En önemli D vitamini kaynağı, hiç şüphesiz güneş ışınlarıdır. Bunun yanında balık (özellikle somon, ton balığı, ve uskumru), karaciğer, mantar, süt, yulaf ve yumurta tüketimi de karaciğerde D vitamini üretilmesini sağladığı için önemli gıdalardır. Bunun dışında gıdalardan D vitamini almak mümkün değildir.
Eğer her gün 15 dakika güneş ışığına maruz kalamıyorsanız
Vejetaryenseniz,
Çok fazla alkol tüketiyorsanız,
İleri yaşa sahipseniz veya menopoz dönemindeyseniz,
dışarıdan D vitamini takviyesi almanız gerekebilir. Ancak öncesinde mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
D Vitamini Fazlalığı Hangi Hastalıklara Yol Açar?
D vitamini fazlalığı eğer tedavi edilmezse, yukarıdaki belirtilerle birlikte ciddi bazı hastalıklara yol açabilir.
Böbrek yetmezliği
Kalp yetmezliği
Damar hastalıkları
Karaciğer rahatsızlıkları
Mide hastalıkları
Uyku problemleri
Hem zihinsel hem de fiziksel gelişimde duraklama
Bebeklerde D Vitamini Fazlalığı
Anne sütünde D vitamini bulunmadığı için, anneler genellikle çevrenin de etkisiyle çocuklarına ek D vitamini aldırma yoluna giderler. D vitamini takviyesi alındığında erken diş çıkarma, daha çabuk yürüyebilme gibi durumlar mümkün değildir. Eğer D vitamini takviyesinin dozu doğru ayarlanamazsa, bebeklerde de çok ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle D vitamini takviyesi kesinlikle reçeteyle ve doktor tavsiyesi üzerine alınmalıdır.
Yeterli Miktarda D Vitamini İçin Ne Kadar Güneşlenmek Gerekir?
İnsan vücudundaki D vitaminin kaynağı %90 oranında güneştir. Bu nedenle güneşlenmek D vitamini alımı açısından büyük önem teşkil eder. Ancak güneş ışınlarının zararları söz konusu olduğunda, yeterli miktarda güneşlenmek D vitamini açısından faydalıyken, aynı zamanda vücudunuza zarar da verebilir. Bu nedenle güneşlenme süresine ve şekline mutlaka dikkat etmek gerekiyor.
Güneş ışınlarından D vitamini almak aslında sanıldığı kadar kolay değil. Yani sadece gün ışığında kalmanız veya yüzünüzü, kollarınızı kısa süreyle güneşe tutmanız D vitamini ihtiyacınızı karşılamakta çok da yeterli olmayabiliyor. Aynı şekilde evinizde, kapalı mekanlarda pencerelerin ardından güneşlenmek de D vitamini alımını sağlamıyor çünkü cam, ultraviyole ışınlarını filtreliyor.
Güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 arasında güneşe çıkmanın zararlı olduğu biliniyor. Ancak maalesef 16:00’dan sonraki güneş ışınları size zarar vermediği gibi, D vitamini almanıza da yardımcı olmuyor. Aynı şekilde güneş kremi kullanmak da D vitamini önünde önemli bir engel teşkil ediyor.
D Vitamini Fazlalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Eğer D vitamini fazlalığından şüpheleniyorsanız, mutlaka kan tahlili yaptırmalı ve tedavisi için doktorunuza başvurmalısınız. Çok ileri boyutlara ulaşmış D vitamini zehirlenmelerinde vücuttaki kanın tamamen yenilenmesi gerekebilir.
Ne Kadar D Vitamini Yeterli Kabul Edilir?
Yapılan bilimsel araştırmalara göre kandaki D vitamini değeri 20 ng/ml civarında ise yeterli kabul edilir. Eğer bu düzey 10 ng/ml altına inmişse kemik ve kaslarda bir takım rahatsızlıklar meydana gelebilir.
Ancak özellikle 40 yaş üstü kimselerde düzenli olarak D vitamini düzeyine baktırmaya gerek yoktur. Kan tahlillerinizde D vitamini düzeyi 20 ng/ml altında çıksa dahi doktora danışmadan D vitamini desteği almak doğru değildir. Eğer bu düzey 10 ng/ml’nin de altındaysa o zaman önlem almak gerekebilir. 30 ng/ml ve üzerinde ise ve eğer D vitamini fazlalığı belirtileri taşıyorsanız, doktorunuz sizin için bir tedavi önerebilir.
Hamilelikte D Vitamini Kullanımı
Doğurganlık çağındaki kadınlar, yeterli gün ışığı alamayacak şekilde giyinme, kapalı ofislerde çalışma veya yaşadıkları şehirlerdeki hava kirliliğinden dolayı yeterli miktarda güneş ışığı alamayabilirler. Bu da, hamilelik dönemlerinde günümüzde %80’e varan oranlarla D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Bu sebeplerle, Sağlık Bakanlığı’nın da çalışmaları kapsamında, ülkemizde hamile kadınlara ihtiyaç durumunda D vitamini takviyesi verilmesi önerilmektedir. Genel kanının aksine, doktorlar hamilelikte D vitamini kullanmanın hem anne hem de bebek için hiçbir sakıncası bulunmadığını belirtiyor. Doktor tavsiyesi üzerine, hamileliğin 3. ayından itibaren ve emzirme dönemlerinde annelere D vitamini takviyesi verilmesi desteklenmektedir. Bebeklere de 1 yaşına kadar günlük 3 damla kadar D vitamini desteği verilebilir. Daha sonraki yaşlarındaki D vitamini ihtiyacı güneşlenerek karşılanabilir.
Resim Kaynak :
Pixabay
[/color]
D vitamini Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir? D Vitaminin Faydaları ve Zararları Nelerdir?
Vitamin D nedir?
Vitamin D, vücuttaki fosfat ve kalsiyum dengesinin düzenlenmesine yardımcı olan, bağırsaktaki kalsiyum emilimini destekleyen ve kemik ve dişleri kuvvetlendiren maddeler grubu için kullanılan kolektif bir terimdir. Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır.
Ergokalsiferol (D2 vitamini): Bitkiler içinde bulunan bir ön vitamin olan ergosterin şeklinde alınır; ciltte toplanır.
Kolekalsiferol (D3 vitamini): Vücutta sentezlenir, bu nedenle gerçek bir vitamin değil, bir hormon prekürsörüdür.
Vitamin D’nin genel etkisi, kalsiyum ve fosforun organizmaya alınışını ve organizmada tutulmasını arttırmak, onların kullanılması ile kemik mineralizasyonunu sağlamaktır.
D vitamini bakımından zengin besinler
D vitaminini içeren ana besin kaynakları balık, karaciğer ve yumurta sarısıdır; bu vitamin margarinlere de katılmaktadır. D vitamini, kızılötesi ışığın ciltteki belirli kimyasallara etki etmesi sonucu vücutta sentezlenebilmektedir. Süt D vitamini bakımından zengin değildir ama süt ve süt ürünlerinde de D vitamini bulunur. Anne sütünde D vitamini azdır, bazı hazır mamalar ise D vitamini bakımından zenginleştirilmiştir. Mantar ve mayada da D vitamini vardır.
D vitamini eksikliği neden olur?
Bazı durumlar D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Yetersiz beslenenlerde
Prematüre bebeklerde
Yeterli güneş ışığı alamayanlarda
Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, Kistik fibrozis, Whipple gibi hastalıklar veya başka nedenlerden dolayı emilim bozukluğu olanlarda
Karaciğer veya böbrek düzensizlikleri olanlarda
Bazı nedenlerden dolayı bağırsaklarının bir kısmı alınanlarda
Obezite nedeni ile gastrik bypass ameliyatı geçirenlerde
Bazı genetik kusurlar dolayısıyla
Antikonvülzan, fenitoin, kortikosteroid, kolestiramin, orlistat gibi belirli ilaçları uzun süreli kullananlarda D vitamini eksikliği görülebilir.
Ayrıca güneş kremlerinin yanlış kullanımı da D vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği için risk grupları
0-24 ay arası çocuklar
Adolesanlar
Doğurganlık çağındaki kadınlar
Hamileler, emzikli kadınlar ve yaşlılar D vitamini eksikliği bakımından risk gruplarını içerirler.
D vitamini eksikliğinin neden olduğu sorunlar (D vitamini eksikliğinin komplikasyonları)
D vitamini eksikliğinin bilinen en eski sonucu çocuklarda raşitizme, yetişkinlerdeki uzun süreli eksikliği ise kemik yumuşamasına (osteomaleziye) neden olmasıdır.
D vitamini eksikliği nedeni ile kalsiyum eksikliği (hipokalsemi) gelişir ve bu durum çocuklarda büyüme geriliğine ve hipokalseminin diğer belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur. D vitamini eksikliği hipofosfatemiye de yol açar.
Vitamin D eksikliği ayrıca sekonder hiperparatiroidizmiyi tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği şizofreniyi ve depresyonu tetikleyebilir.
Vitamin D eksikliği sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve astım gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, multipl skleroz, romatoid artrit gibi hastalıkların gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği meme kanseri, prostat kanseri, pankreas kanseri riskini arttırabilir.
Vitamin D eksikliği osteoartrit, osteoporoz riskini arttırabilir.
D Vitamini bulunan besinler
1. Balık yağı
2. Süt ve süt ürünleri
3. Yumurta sarısı
4. Tereyağı
5. yulaf ezmesi
6. Güneş
7. Karaciğer
8. Mantar
9. Kakao
10. Et ve Sebzeler
D Vitamini yararları
1. kas zayıflığına karşı vücudu korur
2. kalp atışının düzenlenmesinde etkilidir
3. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir
4. tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için gereklidir
5. Kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif taşınmasını hızlandırır
6. Depresyondan korur
7. Pankreas bezinden insülin salgılanmasında düzenleyicidir
8. Kaslara güç verir. Eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur.
D Vitamini fazlalığı
D vitamini fazlalığı İştahsızlık, bulantı ve kusmaya neden olur. Vücutta fazla deponlanması zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlası kemikler için zararlıdır. D vitami fazlalığı bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe sebep olur. Böbreklere zarar verir.
D Vitamini ihtiyacı
1. 0-7 Ay: 10 mikrogram
2. 7-12 Ay: 5 mikrogram
3. 1-3 Yaş: 15 mikrogram
4. 4-8 Yaş: 15 mikrogram
5. 9-70 Yaş: 15 mikrogram
6. 70 Yaş Üstü: 20 mikrogram
D Vitaminin Faydaları ve Zararları
D vitaminin sadece faydaları değil zararları da var. Bilinçli şekilde alınması gereken D vitamini, aksi halde daha farklı sorunlara yol açabilir.
Küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesiyle birlikte artık güneşten yeteri kadar yararlanamıyoruz. Elbette iş ve okul hayatının getirileri de bunda çok büyük etken. Çünkü evlere, odalara gittikçe daha da fazla kapanıyoruz. Yaz gelse de, yazlığa gidip oradaki bilgisayarda oyun oynasam diye düşünen çocuklar oldukça fazla.
Yeterli D vitaminine sahip olmak bazı hastalıkların oluşmasını engeller. Bunlar arasında düşme riskinin azalması, kan basıncında azalma, meme ve kolon kanserini önlemek gibi. Güneş en kolay yoldan D vitaminini elde edebileceğimiz kaynaktır. Bu yüzden yeteri kadar güneşe çıkmalıyız.
D vitamini, kana karışarak kasların ve kemiklerin güçlenmesini sağlayan kalsiyumun böbrekten atılmasını azaltır. Böylece vücudun güçlenmesini ve bunun yanında hücre büyümesini, bağışıklık sisteminin görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini ve de vücudun iltihaplı hastalıklarla mücadele etmesini sağlar. Fakat çok faydaları olmasına rağmen her besinde fazlaca bulunmaz. Bazı besinlerde doğal olarak bulunur ve bu besinlerin doğal yollardan tüketilmesi tavsiye edilir.
D vitamini çok olan yiyecekler nelerdir?
Yumurta sarısı, karaciğer, balık yağı, yağlı balıklar, tereyağı, kakao, süt ürünleri, ciğer, peynir, bazı mantarlar ve patates D vitamini bakımından zengin gıdalardır.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
D vitamini eksik olan yetişkinlerde: Sırt, ayak, kalça, kaburga ağrıları ve daha sonraki yaşlarda kemik eğrilikleri ve çarpıklıklar görülebilir. Bu nedenle bol bol güneşe çıkmalı ve D vitamini yönünden zengin besinler alınmalıdır. Tabii ki bir uzmanın da bu yiyecekleri ne kadar bol almamız konusunda fikri önemlidir.
Diğer D vitamini eksikliği belirtileri ise : kaslarda kramplar. Adele ve kemik zayıflığından dolayı kişi merdiven inip çıkmakta, uzun yürüyüşler yapmakta zorlanır. Aşırı yorgunluk hisseder ve kemiklerde kırılmalar meydana gelir. Yaşlılarda denge kaybına, hafıza kaybına neden olabilir ve hastalık kapma riskini arttırır.
D vitamininin zararları nelerdir?
D vitaminin fazla olduğu durumlarda aşırı kilo kaybı, kusma, ishal, iştahsızlık, kabızlık, huzursuzluk, ağız kuruluğu, çarpıntı, böbrek taşı, çok idrara çıkma, böbrek koliği ve kalp krizi riski görülebilir. Eğer D vitamini açısından zengin olan yiyecekleri çok fazla tükettiğinizi düşünüyorsanız, azaltmanız tavsiye edilir. Böyle bir durum yok ise fakat bu belirtiler sizde var ise, mutlaka bir doktora başvurmanız ve durumu kontrol altına almanız gerekir.
D vitamini eksikliği neden olur? D vitamini eksikliği belirtileri
D vitamini pek bilinmese de kemik sağlığından ruh sağlığına kadar birçok durumu dengede tutan hayati bir vitamindir. D vitamini her koşulda dışarıdan alınmaya muhtaçtır. Bu handikabın sebebi ise vücudun D vitaminini kendi kendine üretememesidir. Peki D vitamini eksikliği nasıl anlaşılır?
Eksikliğinin ciddi boyutlara varan hastalıklara yol açtığı D vitamini vücudun ihtiyacı olan ancak bu ihtiyacın dışarıdan sağlanmasının mümkün olduğu bir vitamindir. D vitamini eksikliği, yiyeceklerden sağlandığı gibi büyük ölçüde de (yaklaşık %95) güneşten sağlanır. D vitamini eksikliği hayati durumlara neden olabilmektedir. Vücuttaki kalp ve kas sistemini düzenlemekle görevlidir. Peki, pek çok kişide eksikliği görülen D vitamini takviyesi nasıl yapılır? D vitamini eksiliği neden olur? D vitamini eksikliğinin belirtileri nasıl anlaşılır?
Canan Karatay, "20 bin hastamın yüzde 99 ’unda D vitamini düşüklüğü var."
D vitamini eksikliğinin yol açabileceği problemlere işaret eden Karatay, D vitamini eksikliği için yapılabilecekleri sıraladı ve özellikle önem verilmesi gerektiğine dikkat çekti;
"Türk insanlarının çoğunda D vitamini problemi var. 20 bin hastamın yüzde 99'unda D vitamini düşüklüğü var. Bunun birçok sebebi var. Güneşten uzak durmak, hava kirliliği, hayvansal yağlardan, sakatatlardan uzak durmaktan oluyor. Yıllarca bizlere 'Hayvansal yağlar, sakatatlar hastalık sebebi, kalp krizi sebebi' dediler. Güneşten uzak durmak depresyona yol açar. Hayvansal yağ, sakatat, ev turşusu tüketin, dışarı çıkıp yürüyün."
"Kışın psikolojik olarak vücut hastalanıyor. Bunun sebebi güneşsizlik. İçeriye kapanmamak lazım. Dışarı çıkın. Kar yağsa da, kış olsa da dolu yağsa da buz tutsa da çıkıp dışarıda yürüyün. Deniz kenarında yürüyün, ormanlarda yürüyün. O zaman depresyondan da kurtulursunuz. Karanlık olduğu için, güneş olmadığı için bu sıkıntılar oluyor. Özellikle kuzey ülkelerinde depresyon çok fazla olur."
Sırt ağrısına dikkat! Kansere de neden olabiliyor...
Düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini 300 kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80'inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor. D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi hastalıklara da neden olabiliyor. Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23 bin yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor..
D vitamini ne işe yarar?
D vitamini bağırsaktaki kalsiyum emilimini arttırmak, kemik mineralizasyonunu, kalsiyum fosfor dengesini, kas sinir sistemi fonksiyonlarını, kas gücünü ve kalp atışlarını düzenlemek ile görevlidir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, D vitamini kalbin pompalama gücüne ve kalp hücresinin yapısına etkisiyle kalp rahatsızlıklarını önleyici bir özelliğe sahiptir. D vitamini eksikliği; kalp hastalıklarının beraberinde getirdiği yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklar üzerinde oldukça etkindir. Böylece D vitamini eksikliği olanların bu hastalıklara yakalanma riski 2 katına çıkmış oluyor.
D vitamini aynı zamanda enfeksiyonel hastalıklar üzerinde büyük ölçüde etkilidir. Eksikliği halinde grip, enfeksiyon mücadelesi, multiple skleroz, bağırsak iltihabı, kanser ve pankreas insülin salınımı düzenlemesi tiroid faaliyetlerini düzenleme ve kanın pıhtılaşmasını sağlama vs. durumlarında hem düzenleyici hem de koruyucu durumdadır.
Kalsiyum emilimini sağlayan D vitamini kemik sağlığı için çok önemli bir rol oynar. Kemiklerin gücü ve sağlığı için D vitamini eksikliğinin hemen tespit ve tedavisi şarttır. Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini(osteoprozu)önler. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. Çocuklarda D Vitamini ihtiyacı bu yüzden fazladır.
Kaslara güç veren D vitamininin eksikliği durumunda devamlı yorgunluk ve ağrı olur. Bu durumda D vitamine baktırmak ve takviyeye başlamak gerekir.
D vitamini eksikliği kadınlarda daha çok görülür!
Uzm.Dr.Filiz Gündüzer Müftüoğulları’nın açıklamasına göre, "D vitamini eksikliği özellikle doğum ve emzirme dönemlerinden dolayı kadınlarda daha sık görülür ve kendini doğum sonrası yaygın ağrılarla belli eder.30 yaşına kadar olan insanların %30unda D Vitamin eksikliği vardır. Yine yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır. Şişmanlarda D Vitamini eksikliği saptanması sebebi ise D Vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğundan yağda birikir ve vücut kullanamadığı için eksiklik meydana gelir."
D vitamini eksikliği neden olur?
D vitamini eksikliğinin en önemli nedeni, vücudun güneşten alınan UVB ışınlarına yeterince temas etmemesidir. Vücut güneşten aldığı D vitaminini başka hiçbir yolla ve besinle alamaz. Bunun nedeni D vitamini içeren besinlerde vitamin oranının az ve yeterli olmamasıdır.
Bazen güneş ışınlarının emilimi konusunda vücutsal bir problem de olabilir. Vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar güneşle temas edilse dahi vücudun vitamini almasına engel olur.
Yaşlılık veya böbrek rahatsızlıkları D vitamini eksikliği riskini artırır. Bağırsaklarımızdan yeterince D vitamini emilemez. Çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve crohn hastalığı da D vitamini emilimini etkiler.
Kilo da D vitamini eksikliğini artırır. Şöyle ki, yağ hücreleri dolaşımdaki D vitaminini dolaşımdan alır böylece vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olanlarda D vitamini eksikliği sıktır.
D vitamini eksikliğinin bir diğer nedeni ise vejetaryen beslenmedir. D vitaminin yoğun olarak bulunduğu besinler; balık, ciğer, yumurta gibi hayvansal ürünlerin tüketilmemesi bu durumu daha çok tetikler.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
Uzun süreli ve zaman yayılan bu belirtiler gözden kaçacak şekilde olağan gelebilir. Ancak hayatı olumsuz şekilde etkileyeceğinden farkına varmak ve tetkikleri yaptırmak gerekmektedir. Bu belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir;
-Depresyon
-Kemik Ağrıları (vücut genelinde)
-Kas zayıflığı
-Başın fazla terlemesi
-Kaslarda oluşan kramplar
-Halsizlik
-Eklem bölgelerinde ağrı
-Kilo alma problemi
-Yüksek tansiyon
-Başata ağrı
-Soğuk algınlığı
-Kabızlık
-İshal
-Mesane sorunları
Kulağa komik gelebilir ancak D vitamini eksikliği depresyona yol açar. Nedensiz yere mutsuz ve hüzünlü hissetme durumu D vitamini eksikliğinin başlıca belirtilerindendir. Şöyle ki, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin hormonu D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşer.
D vitaminin en önemli belirtilerinden biri de kemik ağrılarıdır. Özellikle güneşten mahrum kaldığımız kış aylarında bu ağrılar daha da artar. Halsizlik ve vücut genelinde olan bu ağrıların dikkate alınmaması durumunda yetişkinlerde “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.
D vitamini eksikliği nasıl ölçülür?
D vitamini eksikliğinin ölçümü için, yukarda belirtilen durumların hissedilmesiyle doktora başvurulması gerekir. Yapılacak olan kan testinde D vitamini (25 (OH) vitamin D3) düzeyinin ölçülebilir.
D vitamini takviye ve tedavisi nasıl yapılır?
D vitamini doktorlar tarafından reçete edilen D3 vitamini takviyesi ile alınır. D3 vitamini ise yemeklerle beraber tüketildiği takdirde vücut tarafından emilimi ve yararı artar. Doktorların da yönlendirmesiyle D vitamin serum, damla vs.leri böyle tüketilir.
Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bunun için yaş ilerledikçe oluşan ihtiyaç doğrultusunda testlere dikkat etmek gerekmektedir.
Özellikle D vitamini takviyesine ihtiyaç duyan ve sık sık kontrollerini yaptırması gerekenler;
- 50 yaş üzeri kişiler,
- Sürekli kemik ve kas ağrısı şikâyeti olanlar,
- Güneş görmeyenler(ofis çalışanları gibi),
- Bağırsaklardan yağ emilimi bozuk hastalar,
- Karaciğer hastalığı olanlar,
- Mide ameliyatı olanlar,
- Osteoporozlu hastalar ( kemik erimesi olanlar)
D vitamini yiyeceklerden alınabilir mi?
En büyük kaynağı güneş olan D vitaminini içeren bazı besinler vardır ancak günlük tüketimi ne kadar olursa olsun eksikliği giderecek boyuta ulaşamaz. Güneşle olan 10-15 dakikalık temas yetecekken bu yiyeceklerin ancak sürekli tüketilmesi onların D vitamini eksikliğini karşılamasını sağlar.
Güneşe çıkmak ve D vitamini eksikliğini gidermek için en uygun vakit ise saat 10.00 ve 15.00 arası yani öğle saatleridir. Ancak bu saatler aynı zamanda cilt kanseri için de en riskli saatlerdir. Bu nedenle her gün 10-15 dakika güneş koruyucu krem olmaksızın diz ve dirseklerden aşağıyı güneşlendirmek yeterlidir
Somon, sardalya, orkinos, balık yağı ve D vitamini katkılı süt, yumurta, tereyağı, karaciğer, mantar, kakao ve tahıl gevrekleri bazı D vitamini kaynaklarındandır.
D vitamini fazlalığının zararları nelerdir, D vitamini fazlalığının belirtileri nelerdir, D Vitamin ile ilgili bilgiler
Vitaminler, vücudumuzun sağlıklı işleyişini sürdürebilmesi için gerekli olan maddelerdir. Çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyan vitaminlerin bazıları vücutta depolandığı için, fazla tüketimi halinde yarardan çok zarara neden olur.
D vitamini vücudumuz için birçok fayda sağlar, ancak yağda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası vücutta depolanır ve devamı halinde ölüme kadar giden durumlara neden olabilir.
Vücudun D vitamini ihtiyacı %90 oranında güneş ışınlarından karşılanır. Gıdalardan D vitamini alımı %10 oranındadır. Çünkü gıdalardan D vitamini almak için çok fazla miktarda tüketmek gerekir. Ultraviyole ışınları sayesinde ciltte sentezlenen D vitamini karaciğer ve böbreklerde de işlemden geçirilir ve vücudun kullanımına hazır hale gelir. Fazlası da vücutta depolanır. D vitamini insan vücudunda 5-6 aya kadar depolanabildiği için gerçekten ihtiyaç olmadığında D vitamini takviyesi almak tehlikelidir.
D Vitaminin Faydaları Nelerdir?
Kalsiyum ve fosforun vücutta emilimini sağlar.
Kolesterolü düşürür.
Dişleri ve kemikleri güçlendirir.
Metabolizmayı hızlandırır.
Çocuklarda büyüme hormonunun salgılanmasında rol oynar.
Böbrek hastalıklarında etkilidir.
Raşitizmi önler.
Gece kramplarını önler.
Birçok kanser türüne karşı koruyucudur.
Depresyon tedavisinde de etkili olabileceği bazı klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Ancak tüm bu faydalarına rağmen D vitaminini bilinçsizce, doktor tavsiyesi olmadan kullanmak çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
D Vitamini Fazlalığının Belirtileri Nelerdir?
Ağız kuruluğu
Ciltte kuruma ve kaşıntı
Mide bulantısı ve kusma
Bulanık idrar
Baş dönmesi ve sersemlik hissi
Kabızlık
Çok susama
Baş ağrısı
Kemiklerde ağrı
İştah kaybı
Cinsel isteğin kaybolması
Göz kızarıklığı
Kalp atışlarında hızlanma
Eğer yukarıdaki belirtileri taşıyorsanız ve son birkaç içinde fazla D vitamini tükettiğinizi düşünüyorsanız mutlaka kan tahlili için doktorunuza başvurun.
D Vitamini Nelerde Bulunur?
En önemli D vitamini kaynağı, hiç şüphesiz güneş ışınlarıdır. Bunun yanında balık (özellikle somon, ton balığı, ve uskumru), karaciğer, mantar, süt, yulaf ve yumurta tüketimi de karaciğerde D vitamini üretilmesini sağladığı için önemli gıdalardır. Bunun dışında gıdalardan D vitamini almak mümkün değildir.
Eğer her gün 15 dakika güneş ışığına maruz kalamıyorsanız
Vejetaryenseniz,
Çok fazla alkol tüketiyorsanız,
İleri yaşa sahipseniz veya menopoz dönemindeyseniz,
dışarıdan D vitamini takviyesi almanız gerekebilir. Ancak öncesinde mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
D Vitamini Fazlalığı Hangi Hastalıklara Yol Açar?
D vitamini fazlalığı eğer tedavi edilmezse, yukarıdaki belirtilerle birlikte ciddi bazı hastalıklara yol açabilir.
Böbrek yetmezliği
Kalp yetmezliği
Damar hastalıkları
Karaciğer rahatsızlıkları
Mide hastalıkları
Uyku problemleri
Hem zihinsel hem de fiziksel gelişimde duraklama
Bebeklerde D Vitamini Fazlalığı
Anne sütünde D vitamini bulunmadığı için, anneler genellikle çevrenin de etkisiyle çocuklarına ek D vitamini aldırma yoluna giderler. D vitamini takviyesi alındığında erken diş çıkarma, daha çabuk yürüyebilme gibi durumlar mümkün değildir. Eğer D vitamini takviyesinin dozu doğru ayarlanamazsa, bebeklerde de çok ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle D vitamini takviyesi kesinlikle reçeteyle ve doktor tavsiyesi üzerine alınmalıdır.
Yeterli Miktarda D Vitamini İçin Ne Kadar Güneşlenmek Gerekir?
İnsan vücudundaki D vitaminin kaynağı %90 oranında güneştir. Bu nedenle güneşlenmek D vitamini alımı açısından büyük önem teşkil eder. Ancak güneş ışınlarının zararları söz konusu olduğunda, yeterli miktarda güneşlenmek D vitamini açısından faydalıyken, aynı zamanda vücudunuza zarar da verebilir. Bu nedenle güneşlenme süresine ve şekline mutlaka dikkat etmek gerekiyor.
Güneş ışınlarından D vitamini almak aslında sanıldığı kadar kolay değil. Yani sadece gün ışığında kalmanız veya yüzünüzü, kollarınızı kısa süreyle güneşe tutmanız D vitamini ihtiyacınızı karşılamakta çok da yeterli olmayabiliyor. Aynı şekilde evinizde, kapalı mekanlarda pencerelerin ardından güneşlenmek de D vitamini alımını sağlamıyor çünkü cam, ultraviyole ışınlarını filtreliyor.
Güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 arasında güneşe çıkmanın zararlı olduğu biliniyor. Ancak maalesef 16:00’dan sonraki güneş ışınları size zarar vermediği gibi, D vitamini almanıza da yardımcı olmuyor. Aynı şekilde güneş kremi kullanmak da D vitamini önünde önemli bir engel teşkil ediyor.
D Vitamini Fazlalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Eğer D vitamini fazlalığından şüpheleniyorsanız, mutlaka kan tahlili yaptırmalı ve tedavisi için doktorunuza başvurmalısınız. Çok ileri boyutlara ulaşmış D vitamini zehirlenmelerinde vücuttaki kanın tamamen yenilenmesi gerekebilir.
Ne Kadar D Vitamini Yeterli Kabul Edilir?
Yapılan bilimsel araştırmalara göre kandaki D vitamini değeri 20 ng/ml civarında ise yeterli kabul edilir. Eğer bu düzey 10 ng/ml altına inmişse kemik ve kaslarda bir takım rahatsızlıklar meydana gelebilir.
Ancak özellikle 40 yaş üstü kimselerde düzenli olarak D vitamini düzeyine baktırmaya gerek yoktur. Kan tahlillerinizde D vitamini düzeyi 20 ng/ml altında çıksa dahi doktora danışmadan D vitamini desteği almak doğru değildir. Eğer bu düzey 10 ng/ml’nin de altındaysa o zaman önlem almak gerekebilir. 30 ng/ml ve üzerinde ise ve eğer D vitamini fazlalığı belirtileri taşıyorsanız, doktorunuz sizin için bir tedavi önerebilir.
Hamilelikte D Vitamini Kullanımı
Doğurganlık çağındaki kadınlar, yeterli gün ışığı alamayacak şekilde giyinme, kapalı ofislerde çalışma veya yaşadıkları şehirlerdeki hava kirliliğinden dolayı yeterli miktarda güneş ışığı alamayabilirler. Bu da, hamilelik dönemlerinde günümüzde %80’e varan oranlarla D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Bu sebeplerle, Sağlık Bakanlığı’nın da çalışmaları kapsamında, ülkemizde hamile kadınlara ihtiyaç durumunda D vitamini takviyesi verilmesi önerilmektedir. Genel kanının aksine, doktorlar hamilelikte D vitamini kullanmanın hem anne hem de bebek için hiçbir sakıncası bulunmadığını belirtiyor. Doktor tavsiyesi üzerine, hamileliğin 3. ayından itibaren ve emzirme dönemlerinde annelere D vitamini takviyesi verilmesi desteklenmektedir. Bebeklere de 1 yaşına kadar günlük 3 damla kadar D vitamini desteği verilebilir. Daha sonraki yaşlarındaki D vitamini ihtiyacı güneşlenerek karşılanabilir.
Resim Kaynak :
Pixabay
[/color]
BB ve CC Krem Nedir Ne işe Yarar, içinde Neler Vardır, Nelere iyi Gelir?
BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir
Sadece birkaç yıl önce adını duymaya başladığımız ama kısa sürede birçok kişi tarafından kullanılmaya başlayan BB krem nedir? Hangi amaçla ve nasıl kullanılmaktadır? Bu yazımızda sizlere BB kremler hakkında bilgiler vereceğiz. Yazıyı okuduktan sonra BB Krem nasıl ortaya çıkmıştır, ne işe yarar, nasıl sürülür, ne tür özellikleri vardır gibi soruların cevabını bulmuş olacaksınız.
Öncelikle BB kremin neyin kısaltması olduğu ile başlayalım. BB’nin açılımı genellikle “blemish balm” olarak yapılmaktadır (bazı kaynaklarda beauty balm yani güzellik merhemi olarak da belirtilir) ve “blemish balm” da kusur merhemi anlamına gelmektedir. Yaklaşık 50 yıl önce bir alman dermatolog lazer uygulamalar ya da peeling tedavileri sonrasında hastalarının kullanması için bir merhem yaratmıştır. Bu merhem sadece cildi pürüzsüzleştirip korumakla kalmamış, aynı zamanda kızarıklıkları da kapatmıştır. İlerleyen zamanlarda alman dermatolog bu ürünü “blemish balm” adıyla satmaya başlamıştır.
İlerleyen zamanlarda Asya’ya tanıtılan BB krem özellikle Güney Kore’de çok ilgi görmüştür ve yıllardır buradaki birçok kadın tarafından kullanılmaktadır. Bu sebeple de BB kremler bazı kaynaklarda Kore çıkışlı olarak da anılmaktadır.
BB Krem’in Cildinize Etkileri
BB kremlerin birçok özelliği vardır. Farklı markalara ait BB kremlerin kendine özgü farklı özellikleri olsa da BB kremlerin genel etkileri şöyledir: Cildi nemlendirir, aydınlatır, donuk görünümü canlandırır, bazıları içeriğindeki SPF ile güneşe karşı koruma sağlar, kızarıklık ve ufak lekelere karşı kapatıcı özelliği görür.
BB kremleri yüzünüzü yıkadıktan sonra cildinize uygulayabilirsiniz. BB kremler hem cildinizi nemlendirir hem de hafif de olsa kapatıcı özelliği görür. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa BB kremden önce nemlendirici sürmeniz gerekebilir. Ayrıca daha yoğun bir kapatıcılık isterseniz de önce BB kremi sürüp ardından fondöteninizi uygulayabilirsiniz. Ancak özellikle yaz aylarında birçoğumuz ağır fondötenler kullanmak istemeyiz. İşte böyle zamanlarda BB kremler imdadımıza yetişir. Elimize alacağımız az miktarda BB kremi yüzümüze sürüp birkaç dakikada daha canlı ve daha parlakgörünen bir cilde sahip olabiliriz.
BB Krem Alırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?
BB krem alırken cilt tipinize uygun bir ürün seçmeye özen göstermelisiniz. Cildiniz kuru mu? Yağlı mı? Problemli bir cildiniz mi var? Yaşlılık belirtileri ile ilgili endişeleriniz mi var? Ya da sadece parlak ve sağlıklı görünen bir cilt mi istiyorsunuz? Bu gibi soruları kendinize sorduktan sonra çeşitli markalara ait BB kremleri bulabileceğiniz yerlerden birisine gidip size en uygun olan ürünü seçebilirsiniz. Size tavsiyemiz bir karar verdikten sonra o ürünü cildinize uygulamanız ve gün boyunca cildinizde kaldıktan sonra alıp almayacağınıza karar vermenizdir.
BB kremler konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer konu ise ten renginize uygun tonda bir ürün seçmektir. Ten renginize uygun olmayan bir ürünü kullanırsanız yapay bir görünüm ortaya çıkabilir.
BB Kremler Hakkında Bilinmesi Gerekenler
BB kremlerin nemlendirme özelliği de vardır. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa büyük ihtimalle BB krem yeterli olmayacaktır. Bu gibi durumlarda önce nemlendirici uygulayıp, ardından BB krem sürebilirsiniz.
Cildinize uygun tonda bir BB krem bulmakta zorlanabilirsiniz. Çünkü bu kremlerdeki renk seçeneği kısıtlıdır.
Birçok BB kremde SPF koruması vardır. Bu sebeple de bu ürünlerin içerisinde akne ile savaşabilecek malzemeler bulunmaz. Çünkü FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) yönetmelikleri akne malzemeleri ile SPF’in aynı ürün içerisinde bulunmasına izin vermemektedir.
Ağır bir makyaj yapmadan sadece bir miktar BB krem kullanarak daha canlı bir görünüme bürünebilirsiniz.
BB kremleri parmak uçlarınızla uygulayabilirsiniz. Uygulama için mutlaka fırçalara ya da süngerlere ihtiyaç yoktur. Ancak bazı güzellik uzmanları ise fırçayla ürünü daha iyi dağıtabileceğinizi ve aynı zamanda fırçayla sürerseniz daha az ürün kullanmış olacağınızı söylemektedir.
Birçok markanın BB kremi vardır. Bazı markaların ürünleri uygun fiyata satılırken, bazı markalarda fiyat yüksektir. Hangi markanın ürününü tercih edeceğiniz ise size kalmıştır. Garnier, Clinique, Mac, Bobbi Brown, Dior, Kiehl’s, Lancome, Loreal, Estee Lauder, The Body Shop ve daha birçok markanın BB kremi vardır.
BB kremlerin hafif bir yapısı vardır ve bu da tercih edilmelerindeki nedenlerden birisidir.
Bazı kişiler BB kremi makyaj bazı olarak kullanmaktadır.
CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir
Güzellik sektörü oldukça hareketlidir ve her geçen gün piyasaya yepyeni ürünler çıkmaktadır. Bu kadar fazla ürün olunca da haliyle kafalar karışmaktadır. CC krem de adını son yıllarda duymaya başladığımız bir güzellik ürünüdür. Bu yazıyı sizlerle paylaşmamızdaki amaç CC kremi biraz daha yakından tanıtmak. Çünkü ürün hakkında biraz daha fazla bilgi sahibi oldukça daha doğru kararlar verebilirsiniz. Parfümeriye gidince uzmanların da desteğiyle size en uygun olacak ürünü seçebilirsiniz.
CC’nin açılımı genellikle “color correcting” olarak yapılmaktadır ve bu da renk düzeltici anlamına gelmektedir. Yani CC kremlerin ana amacı ciltteki ton eşitsizliklerini gidermektir. Ancak CC kremin cilde başka etkileri de vardır. İçeriğindeki SPF sayesinde güneş ışınlarına karşı korur, cildi nemlendirir, hafif de olsa kapatıcı görevi görür, cildi aydınlatır ve yaşlanma karşıtı görev görür. Bazı kaynaklara göre ise uzun süreli kullanımla beraber ince kırışıklar ve ciltteki lekelerde azalma görülebilmektedir.
BB Krem mi yoksa CC Krem mi?
Bu konuyla ilgili kesinlikle BB krem ya da kesinlikle CC krem gibi bir şey söyleyemeyeceğiz. Çünkü bu oldukça kafa karıştıran bir konudur ve hangisinin tercih edilmesi gerektiği ile ilgili net bir bilgi yoktur. İkisi arasında çok çok büyük farklar olmamasına karşın birkaç noktada birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Eğer ana probleminiz cilt tonunuzdaki renk eşitsizlikleri ise o zaman CC krem ile başlamak sizin için daha uygun olabilir ki zaten CC kremlerin de bilinen en önemli özellikleri ton eşitsizliklerini gidermektir.
CC kremlerin bir diğer özelliği ise hafif yapılarıdır. Bu sayede cildinizde ağırlık hissi yaratmamaktadırlar. Özellikle yağlı ya da karma bir cilde sahipseniz CC krem kullanmak sizin için uygun olabilir.
CC krem bazı kişiler tarafından cilt rengini düzeltmek için baz olarak da kullanılmaktadır. Kızarıklık, cilt renginde eşitsizlik ya da koyu renk leke problemi olan kişiler CC kremi tercih etmektedir.
Cildinizi tanırsanız ve alacağınız üründen neler beklediğinizi bilirseniz seçmeniz daha kolay olabilir. Eğer her şeye rağmen kafanız karışırsa bir uzman desteği alabilir ve onun önerilerine de kulak verebilirsiniz. Size önerimiz ürünü satın almadan önce yüzünüzde denemeniz ve ürünün yapısını beğenirseniz, yüzünüzde duruşunu severseniz, cildinizde herhangi bir alerjik reaksiyon görülmezse satın almanızdır. Çünkü eğer denemeden alırsanız eve gelip uyguladığınızda renk tonu hoşunuza gitmeyebilir ya da ürünün cildinizde duruşunu sevmeyebilirsiniz.
Hangi Durumlarda CC Krem Almayı Düşünebilirsiniz?
Aşağıdaki durumlarla karşı kaşıya iseniz ve cildiniz de CC krem kullanımı için uygunsa bir CC krem almayı düşünebilirsiniz:
Fondöten ve pudra kullanımı sonrası cildiniz yorgun düştüyse, bu ürünler yerine daha hafif ve daha doğal görünümlü bir şeyler arıyorsanız.
Cildinizde renk eşitsizlikleri varsa.
Güneşlenme sonrası cildinizde güneş lekeleri oluştuysa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
Cildinizde kızarıklıklar varsa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
Cildiniz donuksa ve biraz aydınlık kazansın istiyorsanız.
CC Krem Nasıl Uygulanır?
Öncelikle cildinizi temizlemelisiniz. Ardından temiz ve kuru cildinize bir miktar CC kremi parmak uçlarınızla ya da fırça yardımıyla sürebilirsiniz. Ovalayarak ya da masaj yaparak sürmektense minik parmak darbeleriyle ürünü cildinize yaymalısınız.
CC Krem Seçenekleri
Piyasada birçok markaya ait çeşitli CC kremler vardır. Biz de sizlerle bunlardan birkaç tanesini paylaşacağız. Eğer CC krem almaya karar verirseniz ister bunlardan birisini seçebilir, isterseniz de farklı markalara ait ürünleri tercih edebilirsiniz.
İşte piyasadki CC kremlerden bazıları:
Bobbi Brown CC Cream SPF 35
Darphin CC Cream Instant Multi-Benefit Care SPF 35
Loreal Paris Nude Magique CC Cream Anti-Redness SPF 12
Yves Saint Laurent Light Creator CC Creme Colur Corrector SPF 35
Chanel CC Cream Complete Correction SPF 30
Bunların dışında MAC, Lancome, Estee Lauder, Max Factor ve Olay gibi markaların da CC kremleri vardır.
Uyarı
Bu yazıda yer alan bilgiler çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. CC krem kullanıp kullanmayacağınız ya da kullanacaksanız hangi markayı tercih edeceğiniz tamamen size kalmıştır.
----
Etiketler :
CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir,BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir,
Kuşburnu Yağı Nasıl elde edilir, Kuşburnu Yağı yapma, Kuşburnu yağının faydaları nelerdir
Kuşburnu, Latince adı Rosa canina olan, Avrupa’da, kuzeybatı Afrika’da ve Batı Asya’da yetişen bir bitkidir. İçi tüylü olan bu bitkinin birçok tohumu bulunur. Bolca vitamin, mineral ve karbonhidrat içeren bu bitki sonbahar mevsiminde olgunlaşır. Hem taze olarak da hem de kurutulmuş vaziyette tüketilebilir.
Kuşburnu, yabangülü, it burnu, itgülü, gülelması, yiric ve gül burnu gibi isimlerle de bilinmektedir. Bu isimler arasından “it burnu” daha çlok Azeriler tarafından, “gü burnu” ise Tokatlılar tarafından söylenir.
Yatıştırıcı etkisi olan kuşburnunun çekirdekleri ve çiçeklerinden kuşburnu yağı çıkarılmaktadır.
Kuşburnu Yağı
Kuşburnu bitkisinin çiçeklerinden ve çekirdeğinden çıkarılarak üretilen kuşburnu yağı, oldukça zahmetli bir şekilde elde edilir. Çünkü, kuşburnu bitkisinin çekirdekleri fazlasıyla serttir. Çekirdeğin sert oluşu hem yağın elde edilme işlemini güçleştirir hem de çok az yağ elde edilmesine neden olur. Kuşburnu yağı, soğuk pres yöntemiyle çıkarılır.
Kuşburnu yağı, Omega 3, Omega 6, retinol, C vitamini, E vitamini ve A vitamini içerir. Pek çok sağlık faydası bulunan kuşburnu yağı, özellikle cilt bakımında çok etkilidir. Bu etkisi nedeniyle günlük hayatımızda kullandığımız birçok kozmetik ürününün içeriğinde de kuşburnu yağı bulunur.
Piyasadan satın alınacaksa, kuşburnu yağının saf olup olmadığına dikkat edilmesi gerekir. Aromaterapideki etkisi sebebiyle masaj yağı olarak da tercih edilebilen kuşburnu yağının kullanımı çok eski zamanlara dayanır. Bir efsaneye göre, eski Mısır’da, Firavun’un eşleri de güzellikleri için kuşburnu yağı kullanmıştır. Bir başka hikayeye göre ise, Kızılderililer ile Mayalar da kuşburnu yağından faydalanmıştır.
Kuşburnu yağının içeriğinde neler vardır?
Kuşburnu çekirdeklerinin içinde yüzde 91-92 arası oranda kurumadde, yüzde 6-8 arası oranda protein, yüzde 1-2 arası oranda kül, 0.22-0.44 mg/100g askorbik asit, yüzde 6-8 arası oranda yağ ve yüzde 2-3 arası oranda eterik yağ bulunur. Kuşburnunun çekirdek yağının içinde en çok bulunan yağ asitleri, linoleik asit (yüzde 50), araşidik asit (yüzde 20) ve oleik asittir (yüzde 19).
Kuşburnunun çekirdeğinin yağının doymamışlık derecesi, linoleik asitten daha fazla olan yağ asitlerini içermemesi sebebiyle, kuşburnu yağı, tat ve aroma bozulmasına karşı oldukça güçlüdür. Yani, kuşrbunu yağının oksidasyon stabilitesinin yüksek olduğu söylenebilir. Bu özellikleri sebebiyle, kuşburnu yağına gurme yağı demek de mümkündür.
Kuşburnun yağının içinde Omega 3, Omega 6, Retinol, Betakaroten, C vitamini, E vitamini ve A vitamini bolca bulunur. Dünyada, içinde doğal Retinoik Asit bulunduran tek meyvedir.
Kuşburnu Yağı Nasıl Kullanılır?
Yemeklerdeki kullanımı: Kuşburnu yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, susam yağı ve pamuk tohumu yağıyla aynı sınıfta görülür. Bu sınıftaki yağlar genelde yemeklik yağlardır. Ayrıca, kızartmalarda ve salatalarda da kullanılırlar. Aynı zamanda fırıncılık yağı ve margarin yapımında da kullanılırlar. Kuşburnu yağı da bu alanlarda değerlendirilebilir. Tat ve koku katma amacı ile tüketilebilir, olası yan etkilere karşı dikkatli olunmalıdır.
Kozmetik ve cilt bakımındaki kullanımı: Kuşburnu yağı, kozmetik sanayinde de kullanılan bir yağdır. Cilt için sayısız faydası olan kuşburnu yağı birçok kozmetik ürününün de ana maddeleri arasında bulunur. Kuşburnu yağı, kozmetikte; masaj için, cildi koruyucu nitelikte, yaşlanmayı geciktirmek amacıyla, gençleştirici, kırışıklıkları giderici güneşten ve sert hava koşullardan koruyucu, yaralanmış dokuları iyileştirmek amacıyla ve hücre yenileyici olarak kullanılır. Siz de kuşburnu yağı içeren bakım ürünlerini kullanabilir, ya da kuşburnu yağını kendi bakım ürünlerinize karıştırarak kullanabilirsiniz. Başka yağlarla ya da suyla inceltilerek kullanmanız daha doğrudur. Kuşburnu yağını hem elinize, hem kollarınıza, hem yüzünüze, hem bacak ve ayaklarınıza hem de göğüslerinize kullanabilirsiniz.
Diğer alanlardaki kullanımı: Yarı kuruyan yağlar arasında olduğundan, boya ve vernik sanayinde de kullanılır.
Kuşburnu yağının genel faydaları nelerdir?
Güçlü bir antioksidandır.
Antialerjiktir.
İçeriğinde linoleik asit bulunduğu için iltihapları giderici özellik gösterir.
İdrar yol enfeksiyonunun önüne geçer.
Böbreklerin düzgün çalışmasına yardım eder.
Baş ağrısını geçirmeye yardımcıdır.
İyi bir antidepresandır.
Kuşburnu yağının cilde faydaları nelerdir?
Kuşburnu yağı, yaşlanmanın etkilerini geciktirici özellik gösterir.
Cildin nem ve su dengesini korumasına yardım eder.
Cildin genç kalmasına yardım eder.
Cildin kolajen üretimine destek olur. Pigment üretimine yardım eder.
Yüzdeki ince çizgileri, kaz ayaklarını, dudak etrafındaki izlerin oluşmasını engellemeye yardımcı olur. Ayrıca mevcut izlerin de derinleşmesini önler. Bu sayede, cildin deforme bir görüntü alması engellenir.
Güneş’in yol açtığı kızarıklıkları, leke ve yaraları iyileştirmeye yardım eder.
Cildin elastikiyetini artırıcı ve cildi sıkılaştırıcı etki gösterir. Bu sayede, ciltteki kırışıklıkları da azaltır. Adeta doğal bir Botox’tur.
E vitamini içerdiği için iyi bir nemlendirici görevi görür. Kronik kuruluğun önüne geçmeye yardımcıdır.
Cildin canlı görünmesine katkı sağlar.
Ciltteki canlı olmayan hücreleri etkin hale getirir. Bu sayede, cilde parlaklık kazandırır.
Mikroplara karşı koruma sağladığı için iyi bir arındırıcıdır. Ayrıca, cildi dış etkenlere karşı da korumakta ustadır.
Cildin pürüzsüz bir görünüme ulaşmasına yardım eder.
Güçlü bir antioksidan olduğu için akneler ve sivilcelerle de savaşır. Bu sorunların neden olduğu izleri de geçirir.
Sedef ve egzama gibi deri hastalıklarının tedavisinde etkilidir.
Yaraları geçirmeye yardım eder.
İçeriğindeki Omega 3 ve Omega 6 sayesinde onarıcı etki göstererek, ciltteki çatlakların ve kadınların baş düşmanı selülitlerin yok olmasını sağlar.
Doğumdan, kilo alıp verme gibi durumlardan sonra oluşan çatlakları yok eder.
Ultraviyole ışınlara maruz kalanların cilt lekelerini gidermeye yardım eder.
Gözaltlarında meydana gelen, stres, yorgunluk ve benzeri sebeplerden ortaya çıkan morlukların ortadan kalkmasına yardım eder.
Yapılan makyajın kalıcı olmasına yardım eder. Bu anlamda, makyaj öncesi cilde sürülerek bazik işlevi görebilir.
Tırnak bakımında fayda sağlar. Tırnakların güçlenmesine yardım ederek kırılmalarının önüne geçer. Daha parlak ve canlı görünmelerine katkı sağlar.
Deri tarafından hızla emildiği için tüm bu etkilerini çok hızlı biçimde gösterme özelliğine sahiptir. Ciltte yağlanma yapmaz, ağırlık hissi vermez. Oldukça hafif bir yağdır.
Nar çekirdeği yağıyla karıştırılarak kullanılırsa mucizevi sonuçlar ortaya çıkarır.
Kuşburnu yağının saça faydaları nelerdir?
Saç için iyi bir nemlendirici ve doğal bir yumuşatıcıdır.
Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardım eder.
Zayıf saçları güçlendirir.
Saçların daha sağlıklı uzamasına olanak sağlar.
Saçlardaki dökülme, donukluk ve kırılmaların önün keser.
Saç derisi rahatsızlıklarını azaltır.
Birçok yağ gibi saç derisi üzerindeki kan dolaşımını hızlandırmaya yardımcıdır.
Saçların nem dengesini korumasına yardım eder.
Saç derisi hücresinin üretimini artırır.
Saçların yenilenmesine yardımcıdır.
Kuşburnu nasıl muhafaza edilir?
Kuşburnu bitkisinin narin bir yapısı vardır. Bu sebeple, daima buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.
Kuşburnu yağını kullanan ünlüler
33 yaşındaki Avustralyalı model Miranda Kerr’in cildinin ışıl ışıl ve canlı görünmesinin sebebinin kuşburnu yağı olduğunu açıklamıştır. Kuşburnu yağı ile genç kalan bir başka isim de, Sex and the City dizisiyle dünyaca ünlenen Sarah Jessica Parker.
Kuşburnuyla evde yapılabilecek pratik maske ve kürler
Kepek yok edici kuşburnu saç maskesi
Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardımcı olan bu maske için, birkaç damla kuşburnu yağı saça masaj yapılarak uygulanmalıdır.
Yağ saçta 30 dakika süresince bekletilmelidir.
Bu kür birkaç kez tekrarlanırsa kepek problemi ortadan kalkar.
Aynı zamanda, saçlar parlaklık ve canlılık kazanır.
Cildi temizleyen kuşburnu maskesi
Bu maske, cildi derinlemesine temizler, nemlendirir, yumuşatır ve besler. Yüzü dinlendirmeye yardım eder, cilde ışıltılı ve parıltılı bir görünüm kazandırır.
Malzemeler
4-5 damla kuşburnu yağı
1 çay kaşığı doğal bal
1 tatlı kaşığı yağsız yoğurt
Uygulama
Balı bir kabın içinde balı iyice karıştırıp yumuşatın.
Üzerine yağsız yoğurdu ve kuşburnu yağını ekleyin.
Tüm malzemeleri iyice birbirine karıştırın.
Karışım homojen bir hale gelince önceden temizlediğiniz cildinize, gözünüze değdirmeden masaj yaparak uygulayın.
Karışımı yüzünüzde 15 dakika kadar bekletin.
Yüzünüzü bol ve ılık suyla iyice durulayın.
ÖNEMLİ:
Kuşburnuna alerjisi olanların kuşburnu yağı kullanması sakıncalıdır.
Kullanmaya başlanmadan önce vücudun alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini kontrol etmek amacıyla bilekte denenmelidir.
Kuşburnu yağı kullandıktan sonra cildinizde bir alerjik reaksiyonun geliştiğini görürseniz kuşburnu yağını kullanmayı derhal bırakın ve bir cilt doktoruna başvurun.
Bir hastalık sebebiyle ilaç kullanıyorsanız ya da bir cilt rahatsızlığınız varsa kuşburnu yağını kullanmadan evvel muhakkak doktorunuza danışın.
Kuşburnu yağının hamilelik ve emzirme süreçlerinde kullanılması doğru değildir.
Bebeklere ve çocuklara kullandırılması tavsiye edilmez.
Oda sıcaklığında ve kuru yerde muhafaza edilmesine dikkat edilmelidir.
Kuşburnu Ne zaman Kurutulur, Kuşburnu Nasıl kurutulur, Kuşburnu nerede nasıl ne zaman kurutulur
Kuşburnu, gülgiller familyasından gövdesi ve dalları dikenli çok yıllık bir bitkidir. Yabani gül çeşididir. Yaprakları oval şekilde ve dişlidir, ilkbahar ve yaz boyunca yeşil kalır. Kök yapısı kuvvetli olduğundan erozyonla mücadelede kullanılmaktadır. Açık ve koyu pembe olan güzel kokulu çiçekleri olgunlaşınca taç yaprakları dökülür ve kuşburnu denilen kırmızımsı oval bir yumurtaya benzeyen meyveleri ortaya çıkar. Dışarıdan sert olan bu meyvelerin içi tüylü ve bol tohumludur. Meyvesi sonbahar aylarında olgunlaşır. C vitamini, protein, karoten, pektin, meyve asitleri ve şeker bakımından zengin bir meyvedir. Tatlı ve mayhoş lezzettedir. Taze olarak tüketilebildiği gibi kurutularak da kullanılabilir. Çayı antioksidan deposudur.
Yetiştiriciliği; Asıl vatanı Türkiye olan bitkinin Anadolu'dan dünyaya yayıldığı sanılmaktadır. Bu yüzden ülkemizde yetiştiriciliği kolayca yapılabilir. Yol kenarlarında bile doğal olarak yetişebilmektedir. Özel bir bakım ya da emek gerektirmez.
Kullanım alanları; Kompostosu, çayı, pekmezi, şerbeti, ezmesi ve marmelatı yapılan kuşburnu bitkisi tıp alanında da çok eski tarihlerden itibaren kullanılmıştır. Hipokrat'ın kuşburnu bitkisini iltihap tedavisinde kullandığı bilinmektedir. Orta çağ boyuncada kuşburnu bitkisi ile diş eti kanamaları iyileştirilmeye çalışılmış, ishale karşı, böbrek taşı ve mesane taşı düşürmekte kullanılmıştır. Ateşli hastalıklarda çayı ateş düşürücü olarak kullanılmıştır. Ankara Üniversitesi Eczalık Fakültesi 1996 yılında kurutulmuş kuşburnu tozu ile C vitamini sandozları üretmiştir. Cilt hücrelerini koruyarak yaşlanmayı geciktirmesi, kırışıklıkları engellemesi gibi özelliklerinden dolayı kozmetikte de yaygın olarak kullanılmaktadır.
Kuşburnu bitkisinin kurutulması; Kuşburnu meyveleri kızardıktan sonra hemen toplanmalıdır, kızardıktan sonra toplanmayan meyve yumuşamaya başlar. Meyveler toplandıktan sonra çiçek ve sap kısımları temizlenmeli, temizleme işleminden sonra serin bir yerde 30 cm kalınlığı geçmeyecek havadar bir ortama serilmelidir. Direk gün ışığında kurutulması bitkinin yanmasına sebep olabileceğinden serilen yer dikkatli seçilmeli, tül ya da benzeri malzemelerle direk güneş ışığından bitki korunmalıdır. Serme işlemi sırasında bitkinin ezilmemesi, zedelenmemesi, suya temas etmemesi çürümeyi önlemek için önemlidir. Nemli rutubetli yerlerden uzak durulmalıdır. Kuşburnu bitkisinin kurutulması güneşlenme durumuna göre yaklaşık 1 hafta sürebilmektedir. Kurutulduktan sonra 2 sene kadar kuru, serin ve temiz ortamlarda saklanmalıdır. Kuşburnuna kesme işlemi uygulanacaksa metal bıçaklar yerine ahşam bıçak tercih edilmelidir.
Kuşburnu bitkisinin kurutulması aynı zamanda fabrikalarda da yapılmaktadır. Toplanan meyveler 15 gün içinde fabrikalara satılabilir ya da daha dalındayken ilgili firmalar gelir dalından toplayarak kurutulmak üzere meyveyi alabilirler. Fabrikalarda yapılan kurutma işleminde meyveler önce 30 dk boyunda yaklaşık 80 derecede kurutulur ardından güneşlendirilerek işlem sonlandırılır.
Kuşburnu Ağacı özellikleri nelerdir, Kuşburnu ağacı yapısı ve yetiştirilmesi
Kuşburnu Ağacı, Kuşburnu ağacı Avrupa, Kuzeybatı Afrika ve Batı Asya civarlarında yetişen, gülgiller familyasında yer alan bir bitki türüdür. Çok yıllık bir bitki olan kuşburnu ağacı sonbaharda olgunlaşır. Meyvesinin içi tüylüdür ve meyvesi C vitamini açısından dünyanın en zengin meyvelerindendir.
Kuşburnu ağacı kök, gövde ve dallar, yapraklar, çiçekler ve meyveler olarak beş kısımdan oluşur. Çok kuvvetli bir kök yapısına sahiptir. Hem kazık hem saçak kök yapısına sahip olan kuşburnu ağacının yüzeye yayılan saçak kökleri, üç metre kadar derine uzanan kazık kökleri vardır. Ayrıca kökleri hastalık, zor şartlar ve toprak altındaki zararlara oldukça dayanıklıdır. Çok bol kök sürgün veren kuşburnu ağacının kırmızı renkte ve yumuşak etli yapıda olan kökleri boya sanayide de önemli yere sahiptir. Kuşburnu ağacını gövdesi ince olmasına karşın sağlamdır ve gövdesinde bol bol diken vardır. 3 yıl içinde bir santimetre köke ulaşır ağaç kalınlığına ulaşabilmesi için ise uzun yılların geçmesi gerekir. zaten kuşburnu ağacının gövde tipi ağaç tipi değil ocak tipidir. Buda kalınlaşmasını geciktiren önemli yere sahiptir. Dallar da gövde ile bütünlük gösterir. Ocak çapı 1,5 metre- 3 metre arasında farklılık göstermektedir. Yapraklar ise elips şeklindedir.
Kuşburnu ağacının yaprakları dişli yapı gösterir. Üç veye beş yaprakçıklı yapraklar çıkarır. Yapraklar mat ve yeşil renktedir. Sık ve araları dikenlidir. Martta açıp kışın dökülen bu yapraklar oldukça hassastır. Başlıca yaprak hastalığı küllenme, başlıca zararlısı kırmızı örümcektir. Kuşburnu ağacının çiçekleri çift evcikli olup 5 taç yapraktan oluşur. Çok hoş aromatik bir kokusu olan kuşburnu ağacının çiçeğinin koyu pembe renkleri vardır. Bazı küçük çiçekli türlerde beyaz veya uçuk pembe renkte iken, büyük çiçekli türlerde bu daha koyu veya çingene pembesi görülür. Kuşburnu ağacının meyveleri yumurtamsı veya yuvarlak şekildedir. Meyvenin rengi parlak ve kırmızı renktedir. Meyvenin içi tüylü ve kılçıklı ama bu meyve C vitamini bakımından oldukça zengindir. Sadece C vitamini de değil, 100 gram meyvede: 2,5-6,2 mg. A vitamini, 1700 mg. C vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, flavonitler, plavonitler, %11 şeker, %10 protein, Potasyum, Kalsiyum, Sodyum, Magnezyum, Fosfor bulunur. Meyvenin tadı mayhoş ama tatlı bir o kadar da lezzetlidir.
Kuşburnu ağacının yetişmesi için uygun koşullar önemlidir. Özellikle bazı türlerinin yetişebilmesi için ılıman iklim ve nem büyük rol oynar. Kumlu toprakta iyi bir gelişim gösterir. ama en iyi gelişimi de humuslu toprakta gösterdiği gözlemlenmiştir. Yabani kuşburnu ağaçlarını da düşünecek olursak dağlık alanlarda emek, özel bakım ve masraf gerektirmez doğa koşullarında suyunu toprağından gerekli mineralleri alır ve büyür. Ama bunun ticaretini yapmak istersek uygun koşullara dikkat etmemizde fayda vardır. Yetişen kuş burnu ağaçlarının meyvesi yenir, meyvesinin kurutulup çayı yapılır bunlar dışında erozyon önleyici olarak, arıcılıkta kaynak olarak ve gül anacı olarak kuş burnu ağacı yetiştirilir. Kuşburnu ağacı; tohumla, kök sürgünüyle, aşı ile, daldırma ile, doku kültürü ile ve çelikle üretilebilir. Tüm bunlarla üretilebilen kuş burnu ağacının birçok türü vardır. Bu türlerden en yaygını Rosa Rugosa türüdür, Bu tür yılda 4 defa meyve vermesi ile ünlü olmuştur. Meyvelerinin içi tüysüzdür. Dikenleri çok azdır veya dikeniyle en az zarar gösteren türdür. Meyvesi oldukça etlidir.
Solaryum Sağlık için zararlımıdır, Solaryumun zararları nelerdir, Solaryumun faydası varmıdır
Solaryum, teni bronzlaştırmak için ultraviyole ışınlarını kullanan cihazlara verilen isimdir. Genellikle kabin şeklinde olan ve içine girilebilen bu ekipmanlarda geçirilen 5 – 10- 15 dakikalık seanslar sayesinde yapay bronzlaşma sağlanmaktadır. Solaryum ifadesi bronzlaştırmak için ultraviyole ışınlar kullanan yataklar ve ayak kabinleri için kullanılmaktadır.
Bu yataklar(kabinler) büyük oranda UVA radyasonları, bir miktar da UVB radyasyonları saçmakta olan floresan lambalar kullanmaktadır.Bu ışınların güneşten ya da bir solaryum cihazından geliyor olması bir şey değiştirmez. Ultraviyole ışınlar güneşten de gelse, bir solaryum kaynağından da gelse çeşitli deri rahatsızlıklarına, deri kanserineve deride erken yaşlanmaya sebebiyet verebilmektedirler.
Güvenli bronzlaşma diye bir olgu yoktur! Solaryumdaki ultraviyole ışınlar deri kanseri geliştirme riskinizi arttırır. Solaryumlar göz yaralanmalarına, deride güneş yanıkları, tahriş, kızarıklık ve kabarıklık gibi ani görülen hasarlara sebep olabilirler. Solaryum ile kazanılan bronzluk sizleri güneşten korumaz. Solaryum ile bronzlaşmış olsanız dahi dışarı çıkıp güneşin doğal ultraviyole ışınlarına maruz kaldığınızda cildiniz hasar görmeye yatkındır.
Deri rahatsızlıkları ve solaryum kullanımı arasındaki ilişkinin ortaya konması, güneş ışınları ile deri rahatsızlıkları arasındaki ilişkinin ortaya konmasından daha geç olmuştur. Bunun nedeni solaryumun görece daha yeni bir fenomen olması ve hayatımıza sonradan dahil olmasıdır. Ticari olarak solaryum salonlarının açılması Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’lerin sonralarında olmuştur. 1990’lı yılların sonlarından itibaren ise pek çok bilimsel veri, solaryum cihazlarının kullanımı ile kanser çeşitlerinin tümü arasındaki ilişkiyi kanıtlamışlardır.
Güneş kaynaklı ultraviyole ışınlarının zararları hakkında kamuya yönelik eğitsel kampanyalar, insanların deri kanseri ve güneşin ultraviyole ışınlarından kaynaklı rahatsızlıklar konularında bilinçlenmesine sebep olmuş ve onlara farkındalık kazandırmıştır. Ancak hala bazı insanlar bronzlaşmanın sağlıklı olduğuna inanmaktadırlar.
Ultraviyole ışınlar derinizi nasıl etkiler?
Derinin üst kısmı olan ve epidermis denilen katmandaki deri hücreleri melanin olarak adlandırılan bir pigment üretirler. Bu pigment deriye doğal rengini kazandırır. Deri ultraviyole ışınlara maruz kaldığı zaman daha fazla melanin üretilir. Böylece deri daha koyu ve bronzlaşmış bir hal alır. Deride bronzluk ultraviyole ışınlarının verdiği hasarın bir işaretidir, sağlıklı bir vücudun göstergesi olamaz.
Güneş yanıkları olmadan edinilmiş bir bronzluk da deri hasarlarına, erken cilt yaşlanmasına ve deri kanserine sebep olabilir. Ultraviyole ışınlar, DNA’ya onarılamaz hasarlar verebilir. Solaryumdan veya güneşten kaynaklı bir ultraviyole ışına her maruz kalınış, deri kanseri geliştirme riskinizi arttıracaktır.
Çok açık deri rengine sahip insanlar bu konuda çok daha dikkatli olmalıdır. Süresinden bağımsız olarak herhangi bir güneş banyosu bronzlaşmaya değil deride yanıklara ve hasarlara sebep olacaktır. Güneş altında bronzlaşamayan ve yanıklarla karşılaşan insanlar benzer şekilde solaryumla da bronzlaşamazlar.
Solaryum sağlıklı ve güvenli bir bronzlaşma anlamına gelmez!
Solaryumun bronzlaşmanın güvenli bir yolu olduğu ve solaryumla bronzlaşanların güneşin ultraviyole ışınlarından daha çok korundukları birer mittir. Solaryum bronzlaşması deri hücrelerinin DNA’larına zarar görmemesi için bir koruma sağlamazlar. Deri hücrelerindeki DNA’ları, gözle görülebilecek herhangi bir deri hasarı olmaksızın da zarar görebilmektedirler. Araştırmalar, solaryum kullanımının deri kanseri riskini arttırdığını ve derinin erken yaşlanmasında payı olduğunu göstermiştir.
Solaryum kullanan insanlar damelanoma denilen cilt tümörlerinin görülme ihtimali kullanmayanlara göre yüzde 20 daha fazladır. Bu ihtimal, eğer solaryuma 35 yaşından evvel maruz kalınmışsa yüzde 59’a çıkmaktadır. Solaryum kaynaklı melanomaların görülmesi, solaryum kullanımının sıklığı arttıkça artmaktadır. Yine, erken yaşlarda solaryum kullanımı melanoma görülme riskini arttırıcı bir etkendir.
Solaryum kullanımı ile beraber diğer cilt kanseri türlerinin görülme ihtimali de artmaktadır. Solaryum ışınlarına maruz kalan bireylerde skuamöz hücreli karsinom görülme ihtimali bu ışınlara maruz kalmayan bireylere göre yüzde 67 oranında artarken, bu artış bazal hücreli karsinoma için yüzde 29 olmaktadır.
UVA Radyasyonu ve Solaryumlar
Solaryumlar, bir yaz gününde gün ortasında güneşten gelen ultraviyole ışınlarından 3 kat daha güçlü ultraviyole radyasyonu yayarlar. Bu 36 seviyesinde bir ultraviyole ışınına tekabül etmektedir ve yaz güneşi en fazla 12 seviyesinde ultraviyole ışını yaymaktadır.
UVA radyasyonu bir solaryumda yayılan radyasyonun çoğunluğunu oluşturur.Bu radyasyon derinin en derin tabakasına kadar nüfuz ederek
Deride bozulmalar
Erken yaşlanma, kırışıklık ve derinin elastik yapısını yitirmesi
Derideki kolajen seviyelerinde azalma
Deride lekelenme ve pigmentasyon
Gibi problemlere sebep olabilir. UVA ışınlarının fazlası güneş yanıkları, deri hücrelerinde genetik bozukluklar ve deri kanserine sebep olabilir.
Bazı kozmetikler ve reçete gerektiren ilaçlar kişinin UVA’ya olan hassasiyetini arttırabilir. Bu ilaçların arasında bazı antibiyotikler, yüksek tansiyon için yazılan ilaçlar, anti-depresanlar, deri için verilen bazı ilaçlar, bağışıklık sistemini zayıflatan ilaçlar (organ transferleri sonrası kullanılanlar gibi), nonsteroidantiflamatuar ilaçlar gösterilebilir.
Solaryuma girerken aynı zamanda yukarıda bahsedilen ilaçları ve kozmetikleri kullanmak ciddi güneş yanıklarına sebebiyet verebilir. Yine bu ikisinin beraber kullanılması kaşıntılı ve ağrılı döküntülere, sonrasında ise deride kabarıklıklara, koyu lekelenmelere ve gözde hasarlara sebep olabilirler.
UVB Radyasyonu ve Solaryum
Solaryumdan salınan UVB radyasyonu UVA radyasyonlarından bile tehlikelidir. En üstteki deri tabakasına nüfuz eder ve deri yanıklarının ve deri kanserinin başlıca sebebidir. Solaryuma girerek maruz kalınan UVB radyasyonu deride tahriş, kuruluk ve kaşıntı gibi problemlerin de oluşmasına sebebiyet verebilir.
Deri Kanseri ve Solaryum Kullanımının Diğer Bazı Zararları
Deri güneşe veya solaryuma her maruz kalışında hayat boyu maruz kalınan toplam ultraviyole dozu da artmış olur. Zamanla bu zararlar birbirlerine eklenerek aşağıdaki problemlerin görülme risklerini artırır:
Deri kanseri: Yakın zamana kadar sadece UVB’nin deri kanserine yol açtığı sanılıyordu. Ancak şu anda hem UVB’nin hem de UVA’nın deri kanserinin oluşma riskini arttırdığını biliyoruz.
Gözde hasar: Gözler solaryum sırasında UVA’ya maruz kalırsa, gözün önündeki transparan tabaka olan korneave konjunktiva denilen, gözün beyaz kısmı ile göz kapağı arasında kalan mucous kaplaması iltihaplanabilir, görüş hasara uğrayabilir, katarakt ve geçici körlük riskleri artabilir.
Deri tahrişleri: Solaryum kullanan insanların yüzde 50 kadarı derilerinde küçük kızarıklıklar, kaşıntı, kuruluk ve mevcut döküntülerde büyüme görmektedirler.
Güneş yanığı: Solaryuma girmenin zararları arasında deride yanıklar ve kabarıklıklar da vardır.
Deride hasar: Deri uzun vadede geri döndürülemez bir şekilde erken yaşlanabilir ve deri kanseri gözlemlenebilir.
Bağışıklık sistemine olan etkileri: Solaryum kaynaklı UV radyasyonları vücudun bağışıklık sisteminde de değişikliklere sebep olabilir. Bu değişimlerin vücuda etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir.
Bağımlılığa neden olabiliyor: Sigara gibi diğer kanserojen şeylere benzer olarak solaryum endorfin, rahatlama ve iyi hissetme sağlayarak bağımlılık yaratabiliyor.
D Vitamini Üretebilmek İçin Solaryuma Gerek Yoktur
Sağlıklı kemiklere sahip olabilmek için D vitamini şarttır. Vücudumuz, derimiz ultraviyole ışığına maruz kaldığında D vitamini üretmektedir. Bu belli bazı yiyeceklerde de bulunmaktadır. Genelde insanlar çok az bir süre güneş ışınlarına maruz kaldıklarında D vitamini üretebilmek için gerekli ışınları almaktadırlar. Bu nedenle bu vitaminleri üretebilmeniz için solaryuma girmenize gerek yoktur.
Solaryum Riskinden Kaçının
Bronzlaşmış bir deri sağlıklı bir deri değildir. Derinizin doğal rengiyle barışık olun ve onla gurur duyun. Derinize şimdiden özenle bakarsanız, yaşlanma etkilerini geciktirir ve deri kanseri riskiniz azaltır. Eğer mutlaka bronzlaşmanız gerekli ise sahte ultraviyole ışınlar barındırmayan sahte bronzlaşma ürünleri kullanmak daha faydalı olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu ürünler de sizleri ultraviyole ışınlardan korumayacaktır.
Solaryum ve Yasaklar
Solaryum Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerde tamamen yasaklanmış olup, Belçika, Almanya, İngiltere gibi pek çok ülkede ise 18 yaş altındakiler için solaryum yasaklandı. Türkiye’de de 18 yaş sınırını kanunlaştırmak için 2015 yılında çalışmalara başlanışmış ancak henüz sonuçlandırılmamıştır.
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

