MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 5,258
Forum posts:» Forum posts: 5,849

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Ölülere Kuran Okunmaz diyenlere nasıl Cevap vermeliyiz?

“Kuran ölüler için değil, diriler için inmiştir!” Diyerek Ölülere Kuran Okunmaz Diyenlere Cevap

SORU:

    “Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kur’ an’ı) indirdik.”  Yasin Sûresi 36/70

Bu ayetten açıkça anlaşıldığına üzere, Kuran ölüler için değil, diriler için inmiştir! Kuran yaşayan bedenlerdeki ölü kalpleri yeniden diriltmek için gönderilmiştir. O halde ölülere Kuran okumak dinde aslı olmayan bir bidattır.

CEVAP:

Bu açıkça bir yanlış ve eksik bilgilendirmedir. Çünkü Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem’den, kabirlerde Kuran okumamızı tavsiye eden sahih ve zayıf hadisler vardır. Okunmaz diyenlerin elinde ise, yoruma muhtaç olmadan, açık bir şekilde “Kuran okumayın!” diye bir âyet, sahih veya zayıf bir hadis, bir sahabe sözü de yok.

Bundan dolayı, böyle ayetleri kafalarına göre yorumlayarak, Kuran okunmayacağına dair delil oluşturmaya, ölülere Kuran okunmasını tavsiye eden birçok hadisi, zan ve yorumları ile zayıflatmaya çalışmaktadırlar. Bu ayette de hatalı yorum yapıyolar. Ayette ölülere kuran okumayın diye bir söz varmı yok. Evet, ölü kendisine okunan Kuran’ı dinlemek neticesinde, yaşarken Kuran dinleyerek aldığı sevap gibi bir sevap elde edemez, hidayete eremez. Ölmüş olanları hidayete ermeleri için uyarmak ve inkarcı ölmüş olanlarıda cehennem azabıyla korkutmak için kuran okunmaz. Hayatta olanları uyarıp hidayete ermeleri için ve inkarcılarıda cehennem azabıyla korkutmak için kuran okunur. Bu açıdan Kuran ölüler için değil, diriler için inmiştir!. Ölüler zaten ölü uyarmak ve azapla korkutmaya gerek yok zaten biliyor görüyorlar.

    Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kuran’ı) indirdik.

Ayette de bu kastediliyor.

Doğru! Fakat bizden önceki Müslüman kardeşlerimiz için hayır dualar etmemizi, bizzat Allah-u Teâlâ bizlere tavsiye etmiş, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de, bu yöndeki uygulamaları ile bizlere örnek olmuştur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur (meâlen):

    “Onlardan sonra gelenler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde Müminlere karşı kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin. derler.” Hasr suresi 10. Ayet

Kıldığımız her namazın sonunda şu duayı okumamız tavsiye edilmiştir:

    “Rabbimiz; hesabın görüldüğü günde beni, anamı, babamı ve tüm Müminleri bağışla!” İbrahim Suresi 41. Ayet

Bu dualar, Kuran ayetleridir.

Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî radıyallahu anh şöyle dedi:

    Bir gün biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken, Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve: “Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı?” diye sordu. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: “Evet! Onlara dua eder, günahlarının bağışlanmasını dilersin, vasi-yetlerini yerine getirirsin, akrabasını koruyup gözetirsin, dostlarına da ik-ramda bulunursun.” Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb: 120; İbn Mâce, Edeb: 2

Kuran okuyarak dua edersek, Allah Celle Celâluhû dilerse merhamet eder, dilemezse etmez. Ölülerimize duâ edip, Kuran okuduğumuzda, hâsıl olan sevabı, ölüye hediye edip bağışlayabiliriz. Bunu kabul eden mezhep imamlarının görüşlerine aşağıda yer verilecektir.

Kurân’ın sevabı, ancak onu anlayarak okuyan ve yaşamaya çalışan kişiye aittir. Ancak, ölen kimse hayatta iken, başka bir kimseye Kuran oku-mayı öğretmişse veya öğrenmesine vesile olmuşsa, öğrettiği o kimse, Kur’-an’ı her okuduğunda, o kimseye de sevap yazılır. Bu da zaten o güzel amele vesile olmanın sevabıdır.

Cenaze namazında Fâtiha Sûresi’nin okunacağına dair Talha (radıyal-lahu anh)’dan şöyle bir hadis nakledilmektedir:

    Talhâ (radıyallahu anh)’dan: “Abdullah b. Abbas’ın (radıyallahu anhumâ) arkasında bir cenaze namazı kıldım ve o, Fâtiha Sûresi’ni okudu. Sonra da onun sünnet olduğunu öğrenin diye, böyle okudum” dedi. Kaynaklar: Buhârî, Cenâiz, 65; bab hadis 1335 Ebû Dâvud, Cenâiz, 59; Tirmizî, Cenâiz, 39; Nesâî, Cenâiz, 77; İbn Ebî Şeybe, 11/492, 493 (h.no: 11393, 11403).

Cenaze namazı, Allah’ı övmek, Hazreti Peygamber’e salavât getirmek ve ölü için de duâ etmek olarak telâkki edilmektedir.

Zaten rükûsuz ve secdesiz olması, onun diğer namazlardan farklı olduğunu gösterir. Cenaze namazı, ölmüş olan kişiye kılınır. Bu namazın ön şartı cenazenin vukuudur. Sırf ölü için kılınan bir namazda Kurân okunması anlamlıdır. İster duâ anlamında olsun, isterse Kurân’dan bereketlenme anlamında olsun, bu uygulama, ölüye Kurân okunabileceğine dair bir hüccettir. Biz Hanefîler, cenaze namazını dua olarak gördüğümüz, kıraat mahalli görmediğimiz için onda fatihayı kıraat olarak okumasak da sena veya dua olarak okuyabiliriz. Nitekim, Hanefî alimlerinin ileri gelenlerinden Şurunbilâlî, bir risalesinde, Merakı’l-Felâh’ında ve İmdadü’l-Fettâh’ında bunu açıkça ifade eder:

“Fatiha okumak da sena kasdıyla caizdir; bizde böyle denilmiştir. Buhârî’de İbnu Abbâs radıyallahu anhumâ’nın cenaze namazı kıldığı ve fatiha okuduğu ve bunun sünnet olduğunu bilmeniz için böyle yaptım dediği rivâyet edilmiştir. Tirmizî de (bunu rivayet etti ve) sahih olduğunu söyledi.”

Tahtavî de Aynî’den şöyle dediğini nakletti:

    “Tahâvî buna şu cevabı verdi: Sahabe’nin Fatiha okuması belki de kı-raat şekliyle değil de dua şekliyle idi. İmâm Mâlik, ‘Cenaze namazında Fatiha okumak memleketimizde işlenen bir şey değildir’ dedi.”

Sözün kısası, hadisler biz Hanefîlerce sabittir ve cenazede Fatiha okumak “câiz”dir. Biz Efendimiz’in onu caizliğini öğretmek maksadıyla okuduğu şeklinde, İbnu Abbâs’ın “sünnet” olduğunu söylemesini de onun ictihadı olarak anlıyoruz. Bunun delili de Mesela İbnu Ebî Şeybe’nin İbnu Ömer ve Tâbiûn imamlarının nicelerinden fatiha okumayı inkâra dair gelen rivayetlerdir… Yani Selef’den bunu okuyanlar da vardı okumayanlar da. Yine Selef’den olan İmâm Ebû Hanîfe, bu hususu bizim dediğimiz gibi anladı. İmâm Mâlik de -İmâm Tahâvî’nin de aktardığı gibi- memleketimiz (Medîne)de fatıha okunmazdı demekle bunun yerleşik bir Sünnet olmadığını anlatmıştır. Biz delillerin hepsiyle amel ederken, siz kimisiyle -onları anlamadan veya eksik anlayarak- kısmen amel ediyor, büyük bir kısmını da ilimsizce çiziyorsunuz.

Hanefî bir Müslüman henüz yayınlanmamış bir eserin dipnotunda şöyle diyor: Birçoklarına göre cenâze namazında fâtihâ sûresi okunur. Bu husûsta Buhârî (1335), Ebû Dâvûd (3198), Tirmizî (1027) ve başkalarının rivayetleri vardır. Yani cenâze namazında ölülere Kuran okunmaktadır.

Bu fatihanın, cemâatin önündeki namazı kılınmakta olan ölüye okunduğunu, bunun câiz olacağını, ama kabirdekine Kurân okumanın câiz olmayacağını iddiâ edenler de var. Onlara yine İmâm Buhârî’nin (1336,1337) ve Müslim’in (954,955) numaralı hadîslerinde geçen, kabirde gömülü olan kimseye Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in gömülmenin er-tesi günü cenâze namazı kıldırdığını hatırlatmak isteriz.

Öyleyse biz deriz ki; henüz toprağa gömülmemiş meyyit ile gömülmüş meyyit arasında bir fark mı vardır da, sadece gömülmek üzere olan meyyite okunacağı söylenip, mezardakine okunmayacağı iddia edilmektedir? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cenazede Fâtiha Sûresi’ni okuması hususunda “çürümeden, hemen yaptı, vakit geçtikten sonra yapmadı” gibi bir şey söylemek doğru olmaz.

Nitekim aşağıdaki hadiste bu aşikârca olarak belirtilmiştir.

Bununla da yetinmeyen, yakın zamanda gömülü olduğunda kılınır diyenlere de Ahmed İbnu Hanbel (4/149,153,154), Buharî (1344,4042), Müslim (2296), Ebû Dâvûd (3223,3224), Nesâî (1954) ve başkalarının rivâyet ettiği Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in Uhud şehidlerine şehid olmalarından yedi sene sonra cenâze namazı kıldırdığına dâir olan haber üzerinde düşünmesini tavsiye ederiz.

İmam Tahavî’nin Şerhu Meâni’l-Âsar eserinde rivayet ettiğine göre (I, 503-504 beş hadis), Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud şehitlerine yedi sene sonra cenaze namazı kılmıştır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yedi yıl sonra, şehitler için okuduğu Fatiha Kuran değil midir?

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kuran’ın dirilere indiğini bilmiyor muydu, yoksa siz mi o ayeti tam anlayamadınız da, yanlış yorum yapıyosunuz?!

Kısacası, ölüye Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz Kurân okunmasını emir veya tavsiye etmiş, Sahâbe radıyellâhu anhum ve İmamlar da okumuşlardır.

Günümüzdeki kendisine Selefî ismini takan ama Selef’ten uzak olan-lar bütün bunlara rağmen bu amele bid’at yaftası vurabilmektedirler. Selef’e rağmen Selef taraftarı olduğunu iddiâ eden bu bid’atçıları şimdilik sadece Allah celle celâlühû’ya havale etmekten başka bir çâremiz yoktur. Hasılı siz cumhurun yaptığı gibi ölüye gömülmeden ve gömüldükten sonra cenaze namazında fatiha okumayı bir sünnet olarak kabul ediyorsunuz. Ondan sonra, akıllı, ne dediğini bilen ve kendinde olan birisi iseniz, ölüye Kurân okunabileceğini kabul etmeye mecbursunuz

Mâşâallah “Sahabe’nin cenaze namazı kılıp ve Kuran okuduğunu görmekteyiz” cümlesindeki tashih hatası olarak gelen “ve”nin yanlış yerde kullanıldığını gördünüz. Ancak ne yazık ki, “kılıp”taki “ıp” lafzının “ve” ma-nasında olduğunu ve de tekrarın olmaması gerektiğini göremediniz. Üstelik açık sözleri anlayamamanıza rağmen hasmınızın kalbindeki maksada da “onu yararak” mı muttali oldunuz?

Ölüye Kurân okunmaz, diyenler; Kuran sadece diriler için indirilmiştir, diyorlardı. Oysa yukarıdaki hadiste sahâbenin cenaze namazı kılıp, Kuran okuduğunu görmekteyiz. Hadis sahihtir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yapmış ki, Talha radıyallahu anh’dan yapılan rivâyetin metninde “sünnettir” deniliyor. Şayet, bu namaz ve duanın ölüye bir faydası olmasaydı, Resûlullah sal-lallahu aleyhi ve sellem, bunu ne kendi yapar, ne de başkalarına emrederdi.

Halbûki O, kendisi de birinin cenaze namazını kıldırırken:

“Allah’ım! Falan oğlu falan, senin güvencende, senin koruman al-tındadır. Onu kabir fitnesinden ve Cehennem azabından koru! Sen vefa ve övgü sahibisin. Allah’ım! Onu bağışla, ona acı! Muhakkak ki sen çok bağışlayan, çok acıyansın” diye dua etmiştir.

Kaldı ki, cenaze namazının kendisi de ölü için bir duadır. Allah için namaza, meyyit/meyyite için duaya… diye niyet edilir. Eğer ölünün ruhuna yararı yoksa bunun bir anlamı kalmaz. Resûlullah Efendimiz: “Onu kabir fitnesinden koru!” diye dua ediyor. Kabirdeki insana fay¬dası olmasa, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde dua eder mi? Kendisi de, zaman zaman Baki’ Kabristanı’nı ziyaret eder, kabirdekilere selam vererek dua ederdi. Eğer selamı onlara ulaşmasa, duası fayda etmeseydi, bunu yapması abesle iştigâl olurdu. O ise, bundan mü-nezzehtir.

İbni Abbas radıyallahu anhumâ şöyle dedi:

    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, iki kabre uğradı ve:
    “Şüphesiz bunlar azap olunuyorlar. Bununla beraber büyük bir günah-tan dolayı azap olunmuyorlar. Onlardan biri koğuculuk yapar, diğeri ise idrarından sakınmazdı” buyurdu. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaş bir hurma fidanı istedi. Müteakiben çubuğu ikiye bölerek, bir parçasını birinin, diğer parçasını diğerinin üzerine dikti ve
    “Bunlar kurumadığı sürece, azapları hafifletilir” buyurdu.”

Demek ki, bir hurma dalı bile, Allah’ın izniyle, ölüye faydalı olabili-yor. Peki, o hurmayı yaratan âlemlerin Rabbi Allah-u Teâlâ’nın kelâmı olan Kuran-ı Kerim nasıl ölüye faydalı olmasın?! Böyle bir şey söylenebilir mi?!

Kuran okunmaz diyenler, hayatı boyunca, defalarca kabirleri ziyaret eden Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ölü için Kuran okumamış ve ümmetine de böyle bir şey tavsiye etmemiştir. Resûlullah’tan okunacağına dair bir haber bize ulaşmamıştır, diyorlardı

Şimdi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, kabirlerde ölüler için Kuran okumamızı söylediği o hadisleri aşağıda yazacağım. Onlar da, bu hadislere zayıf demeye çalışacaklar. Velev ki zayıf hadisler bile olsalar, onların yorumlarına nazaran zayıf hadis dinen geçerli olan delildir. Zayıf hadis ile amel edilir. Mezhep imamları amel etmişlerdir. Ölüler için Kuran okunmaz, diyenlerin elinde, ölülere Kuran okumayın, diye açık, yoruma muhtaç olmayan bir zayıf hadisleri bile yok iken, bu itirazları onların durumlarını anlamamıza yeter de artar.

Kaynaklar:

Yâsîn 36/70.
Haşr, 59/10
İbrahim, 14/41
Ebû Dâvûd, Edeb: 120; İbn Mâce, Edeb: 2
Buhârî, Cenâiz, 65; bab hadis 1335 Ebû Dâvud, Cenâiz, 59; Tirmizî, Cenâiz, 39; Nesâî, Cenâiz, 77; İbn Ebî Şeybe, 11/492, 493 (h.no: 11393, 11403).
Begavî, Şerhu’s-sünne, c.III, s. 247. Hanefî, Şafi’i, İshâk, Nehâî ve Sevrî gibi âlimlerin kanaati bu yöndedir.
İmdât (619), Merakı’l-Felâh (Tahtavî kenarı: 340) Buhârî (1318),
Tirmizî (1022),
İbnu Mâce (1534)
Tahtavî (340)
Ebû Davud, Cenâiz: 56,
Buhari, Vudû 55 – Müslim, Taharet, 34 – Ebû Dâvûd, Tahâret, 11 –
Tirmizî, Tahâret, 53 – Nesâî, Tahâret, 27
Din Neden Gereklidir ve Vardır? Doğru Din Hangisidir? Neden İslam Tek Doğru Dindir?

1. Bir Yaratıcı’nın varlığının delillerinden bir kısmı:

Din gerekli midir? Hangi din doğrudur? Doğru din hangisidir? Gibi sorular cevaplanıyor ve İslam’ın tek doğru din olduğu mantıksal delillerle ispat ediliyor.

Bir harf katipsiz, bir saray ustasız olmaz. Öyle ise bu kainat sarayının bir Yaratıcısı olmak zorundadır.

Hayat, ilim, irade, kudret sıfatlarına sahip olmayan zerreler kendi kendilerine var olamazlar.

Bir kitabı yazan kâtibin hayatı, kitabı yazmak için gerekli ilmi, kitabı yazıp yazmayacağına karar verecek iradesi, kitabı yazmaya gücü yetecek kudreti vardır. Kainat da bir kitap gibidir. Bir harf katipsiz olamaz iken şu muntazam kainat kitabının yaratıcısının, sahibinin olmaması düşünülebilir mi? Hayatsız, ilimsiz, iradesiz maddeler kendi kendilerine var olamazlar. Şuursuz tabiat kendi kendini var edemez.

Kainattaki varlıklar hikmetli işler yapmaktadırlar. Bu hikmetli işleri şuursuz, ilimsiz, kudretsiz, iradesiz maddelerin yapması imkansızdır.

Güneş belli bir yörüngede hareket eder ve yeryüzüne ısı ve ışığını ulaştırır. Bulutlar yağmura ihtiyaç duyan canlıların ve toprağın yardımına koşar. Arılar bal yapar, inekler süt verir ve insanlar bu leziz nimetlerden faydalanırlar.

Peki soralım: Güneş bizi tanır mı? Güneş kendi ilmi ve kendi iradesi ile mi bu hikmetli işleri yapar? Bulutlar bize merhamet eder mi? Bulutların canlıların ihtiyaçlarını karşılayacak ilimleri, iradeleri, merhametleri var mıdır? Arılar kendi ilimleri ile mi bal yaparlar? İnekler kendi şuurları ve iradeleri ile mi süt verirler?

Bir cansız, ilimsiz, iradesiz tohumdan koca bir ağaç çıkar. Ve o ilimsiz, iradesiz ağaçlardan farklı lezzetler, farklı renkler, farklı suretlerde, vitaminli meyveler çıkar.

Bu işleri bir Yaratıcı’nın yarattığı kabul edilmez ise o zaman o cansız, şuursuz, ilimsiz tohumdaki tüm zerrelerin, atom parçacıklarının bu muntazam işleri yapacak ilme, kudrete sahip olduğunu kabul etmek gerekecektir. Çünkü mesela ağacın programı muntazamdır.

Her bir zerre ağacın programını bilmelidir ki; bu programı düzenlesin. Eğer bilmez ise yapamaz, düzenleyemez. Demek ki; bu işleri o şuursuz, ilimsiz, hayatsız zerreler yaratmıyor. Demek ki; yoku var eden, bir tohumu bir bahar mevsimi gibi kolaylıkla yaratabilen, bir ağacın programını yaratıp bildiği gibi, tüm ağaçların programını da yaratan ve bilen, her bir zerreye hâkim olabildiği gibi tüm kainata hâkim olabilen, zamanı, mekanı, maddeyi, ruhu yoktan var eden, hiç bir şeye ihtiyaç duymayan, hiç bir şeye benzemeyen, tüm eksikliklerden münezzeh bir Yaratıcı’nın varlığı kabul edilmek zorundadır.

Dış etkenleri tanıyacak şuura, bilecek ilme sahip olmayan maddeler kendi kendisinin yaratıcısı olamaz ve kendi varlığını da kendi başına devam ettiremez.

Güneş’in nesneler üzerinde ısı ve ışığı yansır. Eğer bu nesneler üzerinde yansıyan ısı ve ışığın Güneş’ten geldiği inkar edilirse o zaman bu nesneler üzerindeki her bir zerrenin bu ısı ve ışığa kendi kendisiyle sahip olduğunu kabul etmek gerekecektir. Bu ise her bir zerreye Güneş’in özelliklerini vermek anlamına gelir.

İşte kainattaki varlıkların bir olan Yaratıcı tarafından yaratıldığı kabul edilmez ise o zaman her bir varlığın her bir zerresinin dış etkenlerden haberdar olduğu, mesela her bir atom parçasının Güneş’in hareketlerini, yiyecek ve içeceklerin tüm özelliklerini bilmesi, onlara hâkim olması, onları idare etmesi kabul edilecektir.

Mesela insanın sindirim sisteminin düzgün çalışması için binlerce hücre iş yapar. Eğer bu hücrelerin bu işleri bir Yaratıcı’dan bağımsız olarak yaptığı kabul edilirse o zaman bu hücrelerin sindirim sistemindeki diğer hücrelerin yaptığı işleri, o yiyecek ve içeceklerin özelliklerini bilecek ilme ve onların hepsini idare edecek kudrete sahip olduğunu da kabul etmek gerekir.

Eğer o bir hücre, yiyecek ve içeceklerin özelliklerini bilemez, diğer hücreleri ve vücudun diğer azalarını tanımaz ise bu işleri yapamaz. Ama görüyoruz ki; ilmi, iradesi olmayan bu hücreler muntazam bir ordunun askerleri gibi hareket ediyorlar, kusursuzca işler yapıyorlar ve yaptıkları işlerin sonucunda hikmetli işler çıkıyor. Demek ki; bu şuursuz, ilimsiz zerreler başıboş değiller. Demek ki; onları kusursuzca çalıştıran sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibi bir Zât vardır.

Varlıkların hızlıca, kolayca, karıştırılmadan, hatasızca, intizamlı bir şekilde varlığa gelmesi ve varlıklarının devam etmesi şuursuz, ilimsiz tabiat ile açıklanamaz.

Mesela bir dakika içerisinde dünyanın farklı yerlerinde, hızlıca, kolayca, hatasızca, intizamlı bir şekilde farklı türde, farklı surette milyonlarca canlı, varlığa geliyor. Bir bahar mevsiminde farklı yerlerde, aynı anda, binlerce farklı bitkiler, meyveler ortaya çıkıyor. Bu hızlı, kolay, aynı anda, farklı yerlerde, hatasızca, intizamla meydana gelen işler gösteriyor ki; bu mükemmel işler şuursuz, ilimsiz tabiata havale edilemez.

Milyonlarca bilginin küçücük cisimler içerisinde muhafaza edilmesi şuursuz tabiat ve tesadüf ile açıklanamaz.

Görüyoruz ki; bir bitkinin programı tohumunda, bir hayvanın özellikleri yumurtasında, bir insanın özellikleri menide muhafaza edilmiştir. Tek bir hücrede bulunan DNA molekülleri, az bir yer kaplayan insan beyni devasa bilgiler içerir. Bu muhafaza şuursuz, ilimsiz, iradesiz tabiata ve tesadüfe havale edilemez.

Eğer varlığa gelişler her bir zerreye ayrı ayrı havale edilirse (ki bu zerreler hayat, yaratıcılık, kudret, ilim gibi sıfatlara sahip değildirler) o zaman büyük bir zorluk (imkansızlık) söz konusu olur.

Mesela bir ordunun teçhizatı bir fabrikadan, bir merkezden, bir emirle çıksa bu, bir askerin teçhizatının çıkması gibi kolay olur. Ancak her bir askerin teçhizatı ayrı ayrı fabrikalardan, ayrı ayrı merkezlerden, ayrı ayrı emirlerle çıksa büyük bir zorluk ve masraf söz konusu olur. Demek ki; kainattaki varlıkların varlığa gelişleri sonsuz hayat, sonsuz ilim, sonsuz kudret, sonsuz irade sahibi ve bir olan Zât’a havale edilmek zorundadır. Şuursuz tabiat ve kör tesadüf kainatı var edemeyeceği gibi bir zerreyi de var edemez.

Varlıklardaki sanat ve estetik:

Varlıkların farklı renkleri, farklı suretleri, göze hoş gelen, estetik biçimleri, organların muntazam oluşu gösterir ki; varlıkları sanatlı yaratan sonsuz kudret sahibi bir Zât vardır.

2. Tek doğru dinin ve peygamberliğin gerekliliğinin delillerinden bir kısmı :

Görüyoruz ki; kainattaki varlıklar kusursuzca vazifelerini yapıyorlar. Bilinci, şuuru, ilmi, iradesi olmayan Güneş ve yıldızlar belli bir yörüngede, belli bir düzen içerisinde hareket ediyorlar. Canlıları tanımayan, canlılara karşı merhamet hissi olmayan Güneş, Allah’ın izni ile canlıların imdadına koşuyor, canlılara ısı ve ışığını ulaştırıyor. Aynı şekilde canlıları tanımayan, canlılara merhamet etmeyen, bilinçsiz, ilimsiz bulutlar Allah’ın emri ile beraber toplanıyorlar ve çarpışarak ihtiyaç sahibi canlılara yardım eden ve ölü toprağı canlandıran yağmur damlalarını çıkartıyorlar.

Bilinçleri dar, âciz, zayıf, ilimsiz arılar Allah’ın ilham etmesi ile bal üretiyorlar. Eğer Allah bu arılara görevlerini bildirmese bu merhametsiz, ilimsiz arılar lezzetli, faydalı bal nimetini üretemezler. Demek ki; sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibi olan bir Yaratıcı bu varlıklara vazifelerini bildiriyor.

    “Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” Kur’an; 16/68

Ve şimdi soruyoruz:

* Kainattaki varlıklara vazifelerini bildiren Allah’ın; akıl sahibi, irade sahibi olan insana hayattaki görevini öğretmemesi mümkün olabilir mi? Kainattaki varlıkları başıboş, vazifesiz bırakmayan Allah, insanı başıboş ve vazifesiz bırakır mı?

    “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zannediyor!” Kıyame Suresi 36. Ayet Meali

* Hayatın anlamı, insanın nereden geldiği, hayattaki vazifesinin ne olduğu, ne yapması gerektiği, nereye gideceği gibi çok mühim meseleler peygamberler vasıtası ile anlaşılabilir.

İnsan, aklı ile pek çok bilgiyi öğrenebilir, pek çok sorunun üstesinden gelebilir. Ancak yine de insan aklı sınırlıdır. İnsan, aklı ile bütün sorunların üstesinden gelemez. Hakikat karşısında insan aklı karanlıkta bir yıldız böceği gibidir.

İnsan sadece kendi aklına başvurarak hayatın anlamını, nereden geldiğini, vazifesinin ne olduğunu bulamaz. Yıldız böceği hükmündeki insan, bir Güneş’e dayanmak zorundadır. O Güneş ise mesajını cüz’i irade sahibi varlıklardan değil, külli irade sahibi olan, tüm kainatı yoktan var eden, sonsuz hayata, sonsuz ilme, sonsuz kudrete sahip olan bir Zât’tan almalıdır. Demek ki; insana hayatın anlamını gösterebilecek olan ancak hayatı yaratan olabilir.

İşte insana hayatın gayesini, kainattaki sırları, insanın vazifesini, insanın nereden geldiğini, nereye gideceğini öğretenler hayatı yaratan Allah’tan mesajı alan peygamberlerdir.

* Allah’ın izzeti, merhameti ve adaleti dinin ve ahiret gününün gerekliliğini gösterir.

Görüyoruz ki; kainattaki varlıklar Allah’ın emri ile vazifelerini yapıyorlar, bir düzenli ordunun askerleri gibi hareket ediyor ve Allah’a itaat ederek çalışıyorlar. Demek ki; bu kainat sarayının sultanı olan Allah izzetlidir. Ancak görüyoruz ki; bu dünyada âsi kullar var ve âsi kullar hak ettikleri cezayı bu dünyada görmüyorlar. Bir sultan saltanatındaki düzeni korumak için kanunlar çıkarır.

Peki kainatın sultanı olan ve sonsuz izzet sahibi olan Allah, kullarını başıboş bırakır mı? Elbette bırakmaz. Allah, kullarına peygamberler vasıtasıyla emreder. Demek ki; Allah’ın emirlerine uymayan âsilerin cezalandırılacağı ve Allah’ın, izzetini tam olarak göstereceği bir ahiret hayatı olmak zorundadır.

Hem görüyoruz ki; Allah merhametlidir. Allah, Güneş vasıtasıyla canlılara ısı ve ışık verir, yağmur vasıtasıyla ölü toprağı diriltir, ağaçtan çıkan meyveler, topraktan çıkan bitkiler ile bizlere rızık verir. Allah canlıların birbirlerine karşı olan şefkat ve merhamet hislerini yaratır. Allah bize sonsuza kadar yaşama isteği vermiştir.

Dünyevi lezzetler insanı tatmin etmez. Demek ki; Allah merhamet sahibidir. Ve Allah’ı seven, O’na iman eden ve O’na ibadet eden, O’ndan korkan kullar bu dünyada çok sıkıntılar çekerler. Eğer sonsuz yaşama isteğinin karşılanacağı bir ahiret yurdu olmaz ise bu durum Allah’ın hikmetine ve merhametine aykırı olur. Demek ki; Allah’ın merhametinin tam olarak görüleceği bir ahiret yurdu olmak zorundadır. Ahiret yurdu olduğuna göre Allah, kullarına ahiret yurdu için çalışmaları gerektiğini bildirmelidir. Yoksa insan bu dünyadaki vazifesinin ne olduğunu bilemez. Demek ki; Allah, kullarına gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu ve kulların bu dünyada ahiret hayatını kazanmak için çalışmaları gerektiğini bildirir.

Hem görüyoruz ki; Allah adildir. Bir sineğe kartalın kanadı verilmemiştir. Hiç kimseye taşıyamayacağı yükler yüklenmemiştir. Kainatta kusursuz bir ölçü ve denge vardır. Organlar belli bir ölçü ile yaratılmıştır. Küçük, zayıf, âciz varlıklara bile rızıkları verilmektedir. Âciz yavrular korunmaktadırlar.

İşte bu gibi örnekler gösteriyor ki; Allah adildir. Adil olan Allah, kullarının da adaletli olmasını ister ve bunun için kullarına neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bildirir. Görüyoruz ki; bu dünyada insanlar adalete aykırı işler yapıyorlar ve hak ettikleri cezaları bu dünyada tamamen almıyorlar. Eğer ahiret yurdu olmaz ise bu durum Allah’ın adaletine aykırı olur. Demek ki; Allah’ın adaletinin tam olarak görüleceği bir ahiret yurdu olmak zorundadır. Demek ki; bu dünyadaki yaşamdan sonra başka bir yaşam daha vardır. Demek ki; bu dünya bir imtihan yeridir. Demek ki; Allah, kullarına emirlerini bildirmiştir ve Allah, kullarını başıboş bırakmamıştır.

* Tüm kainat hikmetli ve sanatlı bir şekilde yaratılmıştır. Peygamberler ise kainat kitabının mânâlarını ders veren muallimler (öğretmen), liderler, rehberler, aydınlatıcı zâtlardır. İnsan dünyevi ilimler için bile öğretmenlere, kitaplara, rehberlere ihtiyaç duyar. Demek ki; insana hayatın gayesini, yaşamın sırlarını öğretecek olan peygamberler olmak zorundadır.

Allah, bu kainat sarayını bir çok hikmetler ile yaratmıştır. Allah kendi isim ve sıfatlarını ve bu kainat sarayını kullarına tanıtacak rehberleri, muallimleri (öğretmen) göndermiştir. Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (Sav) muallim olarak gönderildiğini buyurmuştur.

* Allah, kainatta yarattığı mükemmel eserler ile kendi kemâlini, sanatını, ilmini, kudretini gösterir ve kullarına nimetler ihsan ederek kendisini sevdirir. Bunun karşılığında ise peygamberler vasıtasıyla kulların kulluk vazifelerinin neler olduğunu şuur sahiplerine bildirir.

    “Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi Biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.” İbrahim Sûresi 4. Ayet Meali

* Allah bu dünyayı bir imtihan dünyası yapmayı dilemiştir. Bu sebeple peygamberler bizim gibi insanlardır. Eğer herkesin inanmak zorunda kalacağı bir şekilde peygamber gönderilseydi o zaman imtihan sırrı bozulurdu. Aynı şekilde insanlar melek görselerdi o zaman imtihan sırrına aykırı bir durum olacaktı.

    “Muhammed’e (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya! dediler. Eğer biz öyle bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırılmazdı.” En’âm Suresi 8. Ayet Meali

Peygamberlerin ortak özelliklerinden bir kısmı:

    Allah’a ortak koşan insanlara Allah’ın birliğini bildirmişlerdir.
    İnsanlara hayatın mânâsını, insanın dünyadaki vazifesini Allah’tan gelen vahiy ile, yani kesin doğru bilgi ile açıklamışlardır.
    Peygamberler güzel ahlaklıdırlar ve insanlara güzel ahlakı öğretmişlerdir.
    Binlerce insan onların mucizelerine şahit olmuştur.
    Bütün peygamberler İslam dininin peygamberidirler. Peygamberlere inananlara Müslüman denir. Çünkü Allah katında İslam’dan başka din yoktur.

    “Şüphesiz, Allah katında tek din, İslâm’dır.” Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Meali

    “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki; kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Âl-i İmran Suresi 85. Ayet Meali

3. Hz. Muhammed’in (Sav) peygamberliğinin delillerinden bir kısmı:

Kur’an’ın mükemmel belagatı: Okuma yazma bilmeyen bir zât, edebiyatın meşhur olduğu bir toplumda Kur’an ayetlerini okur. Kur’an ayetlerinin mükemmel belagatı müşrikleri hayran bırakır. Bu yüzden Kur’an için “sihir” derler. Ayrıca Arapça dili konusunda uzman olan âlimler Kur’an’ı harf harf incelemişler ve Kur’an’ın insan sözüne benzemeyeceğini söylemişlerdir.

Kur’an’ın önceki tüm peygamberleri tasdik etmesi: Yukarıda da belirtildiği gibi Allah katında tek din İslam’dır. Hz. Adem’den beri gelmiş bütün peygamberler Allah’ın birliğini ilan etmişlerdir. Kur’an’ın en çok vurguladığı nokta da Allah’ın birliğidir. Hristiyanlar ve Yahudiler Allah’a ortak koşarlar. Kur’an ise Allah’ın bir olduğunu söyler ve onların iddialarını çürütür.

Kur’an’ın meydan okumasına karşı inkar edenlerin âciz kalması: Tarihte hiçbir insan, hiçbir topluluk Kur’an gibi bir kitap yazamamıştır. Edebiyat konusunda uzman olan müşrikler eğer Kur’an gibi bir söz söyleyebilselerdi savaşmadan Kur’an davasına karşı zafer kazanabilirlerdi. Ama bunu yapamadılar ve savaşı tercih ettiler.

Kur’an’da en ufak bir çelişkinin bulunmaması: Kur’an’da en ufak bir yanlış bilgi ve çelişki yoktur. Bazı insanların çelişkili ve hatalı zannettiği ayetlerin çelişkili ve hatalı olmadığı binlerce âlim tarafından ispat edilmiştir. Bu konuda Kur’an tefsirlerine bakılabilir.

Kur’an’ın usandırmaması, binlerce insan tarafından ezberlenmesi ve ruhların gıdası olması gösterir ki; Kur’an bir mucizedir: Kur’an hem hayatın mânâsı hakkında hayati konulardan bahseder hem de bir zikir kitabıdır. Kur’an sadece bilgi sahibi olunacak, sadece hayattan ders alınması için okunacak bir kitap değildir. Kur’an aynı zamanda insanlara huzur verir. İnsanların manevi gıdasıdır ve zikirdir.

Kur’an’ın gelecekten doğru bir şekilde haber vermesi Kur’an’ın mucizeliğini gösterir. İşte bir örnek:

    “Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.” Rum Suresi, 1,2,3,4. Ayet Meali

613-614 yılları arasında Mecusi olan Perslerin orduları, Bizans ordularını mağlup etmişti. Mekkeli müşrikler, Ehl-i kitap olan Hristiyanların mağlubiyetine çok sevinmişlerdi. Ancak Kur’an-ı Kerim, bir mucize olarak, o zamanlar müşriklerce imkânsız gibi gözüken gelecekteki bir sonucu haber verdi: 3 ilâ 9 yıl arasında Bizans orduları Persleri mağlup edecekti. Ve Kur’an’ın bu gaybi haberi gerçekleşti.

Kur’an’daki bilgiler bilim ile çelişmez ve modern zamanlardaki bilimsel araştırma sonuçları Kur’andaki bilgileri tasdik etmiştir. Bu konuda Kur’an’ın mucizeliğinin bilimsel çalışmalar ile de görüldüğüne dair yazılan eserler vardır. Örneğin bebeğin anne rahmindeki oluşum aşamaları Kur’an’da Müminun Suresi’nin 13. ve 14.ayetlerinde anlatılır. Bu aşamalar mikroskobik incelemeler sonucunda anlaşılmış ve Kur’an’ın doğruluğu bir kere daha tasdik edilmiştir.

Kur’an’ın getirdiği kanunların insan fıtratına uygunluğu, Kur’ân ahlakı ile ahlaklanan, Kur’an ilmi ile ilim sahibi olan toplumların dünya medeniyetine manevi ve maddi katkıları..

Kur’an’ın getirdiği kanunlar ile insanlara ve toplumlara adil bir şekilde davranılmıştır. Allah’ın birliğine inanan, şirkten uzak duran, Allah’a ibadet eden toplumlar huzura kavuşmuştur. Kur’an’ın ve Hz.Peygamber’in (Sav) sünnetinin yolundan giden bilim adamları Orta Çağ’da yaptıkları bilimsel çalışmalar ile dünya medeniyetine büyük katkı sağlamışlardır. Modern bilimin bu seviyeye gelmesinde Müslüman bilim adamlarının büyük katkıları olmuştur.

İslamiyet’in gelmesi ile beraber kısa zamanda cahil, inatçı kavimler aydınlanmış ve bu kavimler eski kötü alışkanlıklarını terk etmişlerdir.

    “Bilirsin ki sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde büyük bir hâkim, büyük bir himmetle ancak dâimî kaldırabilir. Halbuki, bak, bu zât büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, mutaassıb büyük kavimlerden zâhirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref’ edip, yerlerine öyle secâyâ-i âliyeyi-ki, dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak-vaz’ ve tesbit eyliyor. Bunun gibi daha pek hârika icraatı yapıyor. İşte, şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere Cezîretü’l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydi yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini, acaba yapabilirler mi?” (1)

Kur’an ahlakı ile ahlaklanan, Kur’an’dan ve Hz.Muhammed’in (Sav) sünnetinden ders alan sahabelerin, müçtehitlerin, asfiyaların, evliyaların ilimleri, güzel ahlakları, ortaya koyduğu eserleri, yetiştirdikleri nurani talebelerinin ilimleri ve güzel ahlakları ispat eder ki; Kur’an Allah’ın kelamıdır ve Hz.Muhammed (Sav) Allah’ın kulu ve elçisidir.

Hz.Muhammed’in (Sav) güzel ahlakını, yalan söylememesini düşmanları bile tasdik etmiştir.

Düşmanlarına bile yalan söylemeyen, Muhammed’ül Emîn (Güvenilir Muhammed) olarak bilinen bir zât Allah’a karşı iftirada bulunamaz. Müşrikler Hz.Muhammed’i (Sav) yalancılıkla suçlamamışlardı. Onu sihir yapmakla suçlamışlardı.

    “Hem, bilirsin, küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münâzaralı bir dâvâda hicabsız, pervâsız, küçük fakat hacâletâver bir yalanı, düşmanları yanında, hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez. Şimdi bak bu zâta: Pek büyük bir vazifede, pek büyük bir vazifedar; pek büyük bir haysiyetle, pek büyük emniyete muhtaç bir halde, pek büyük bir cemaatte, pek büyük husûmet karşısında, pek büyük meselelerde, pek büyük dâvâda, pek büyük bir serbestiyetle, bilâpervâ, bilâtereddüt, bilâhicab, telâşsız, samimi bir safvetle, büyük bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokunduracak şedid, ulvî bir sûrette söylediği sözlerinde hiç hilâf bulunabilir mi? Hiç hile karışması mümkün müdür?” (2)

Bunlar gibi nice deliller ispat eder ki; Hz.Muhammed (Sav) Allah’ın kulu ve elçisidir ve İslam’dan başka doğru din yoktur.

(1) ve (2) Sözler (Risale-i Nur)
Şeriat Nedir? Şeriat Ne Demektir? Şeriat Kuralları Nelerdir?

Şeriat iki kısımdır.

Birinci kısım şeriata Allah’ın koyduğu tabiat kanunları girer.

Termodinamik denge, yıldızların hareketleri, Güneş’in doğuşu ve batışı, bulutların çarpışması ile yağmurun yağması, yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti gibi fiziki kanunlar şeriat kanunlarıdır. Bir bitkinin sulanmadığı takdirde kuruyup ölmesi, saatlerce ayakta duran bir insanın yorulması Allah’ın koyduğu şeriat kanunlarındandır.

İkinci kısım şeriat “din” kelimesi ile eş anlamdadır.

Kainatı yoktan var eden, fiziki kanunları yaratan, zerrelerden yıldızlara tüm kainata hâkim olan Allah’ın gösterdiği doğru yol olan İslam dininin kanunlarına şeriat kanunları denir. Şeriat kanunları peygamberler vasıtası ile insanlara bildirilir. Hz.Adem (As), Hz.Nuh (As), Hz.İbrahim (As), Hz.Musa (As), Hz.İsa (As), Hz.Muhammed (Sav) ve diğer tüm peygamberler İslam dininin peygamberleridir. Günümüzdeki Hristiyanlık ve Yahudilik ise Hazreti Musa ve Hazreti İsa’nın yolundan uzaklaşmış, Allah’ın oğlu olduğunu iddia eden, Allah’a ortak koşan dinlerdir.

    “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır…” Âl-i İmrân Suresi 19. Ayeti Meali

Allah’ın varlığının ve birliğinin, peygamberliğin ve tek doğru din olan İslam’ın gerekliliğinin mantıksal ispatlarını okumak için tıklayınız.

Din Neden Gereklidir? Neden İslam Tek Doğru Dindir?

Annenin yavrusuna olan merhametini yaratan Allah, âciz varlıklara bile nimetler veriyor. Bir sineğe kartalın kanadı kadar büyük kanat vermeyen Allah, hiç kimseye gücünün yetmediği yükü yüklemiyor. Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, kullarının hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamaları için şeriat hükümlerini göndermiştir.

Şeriatın en önemli esasları imanın şartlarıdır. İmandan sonra en büyük hakikat ise namazdır.

Şeriat hükümleri Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır. Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür. Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere iman etmek şeriatın en önemli kurallarıdır. İman esaslarından sonra ameller gelir. İmandan sonra en önemli hakikat namazdır. Demek ki; iman esaslarından sonra şeriatın en önemli kuralı beş vakit namaz kılmaktır. Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, kul hakkı yememek, adam öldürmemek, zina yapmamak, faiz yememek, anne ve babaya itaat etmek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak şeriat kanunlarındandır. Mesela bir Müslüman, anne veya babasını sevindirmek maksadı ile onlara helal bir hediye alsa şeriata uygun bir şekilde hareket etmiş olur. Hastaları ziyaret etmek, fakirlere, yetimlere yardım etmek, hayvanlara eziyet etmemek şeriata uygun olan amellerdendir.

Şeriatın sadece yüzde biri siyaset ile ilgilidir.

    “Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.” Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28 (Risale-i Nur)

Dört Halife devrinde uygulanan İslam şeriatı ile İran’da Şiilerin, Suud’da Vahhabilerin, Afganistan’da Taliban’ın uygulamalarında bazı farklılıklar vardır. Mesela günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde de bazı farklı uygulamalar mevcuttur. Şeriatın yanlış algılanması nedeniyle ortaya çıkan uygulamalar şeriata zarar veremez. Şeriatın en doğru bir şekilde uygulanması Peygamber Efendimiz (Sav) ve Dört Halife döneminde görülmüştür. Günümüzde şeriatın bazı hükümlerinin yanlış yorumlanması neticesinde ortaya çıkan uygulamaların olması şeriatın hiçbir yerde tam olarak uygulanamayacağı anlamına gelmez.

Medyada çıkan yalan haberler

1. “Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren 2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.”

İslam’da böyle bir ceza yoktur. Suudi Arabistan’da da böyle bir ceza verilmemiştir.

2. “Arabistan’da bir kızı işaret parmağı ile gösteren adamın, işaret parmağı kesildi.”

Hiçbir mezhepte böyle bir ceza yoktur. Bu haber de yalandır.

3. “Kuzeybatı İran’da (Güney Azerbaycan) Azer Türk’ü olan genç kadın, TIMES dergisinde, baş örtüsünün altından saçı göründü diye, 99 kırbaç cezası aldı.”

İslam hukukunda böyle bir ceza yoktur.

Şeriatın iki temel kaynağının Kur’an ve sünnet olduğunu bilip de şeriatı inkar eden, şeriatı beğenmeyen kafir olur. Ancak şeriat hükümlerinin hepsini kabul edip bu hükümler ile amel etmeyen kişi günahkar olur, kafir olmaz.

Kur’an’ın hükümlerini ve Hz.Muhammed’i (Sav) inkar eden, beğenmeyen, onlara hakaret eden kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Ancak insan Kur’an’ın hükümlerinin tamamını kabul eder, onların hepsini beğenip Hz.Muhammed’i (Sav) de tam olarak tasdik eder ise o insan şeriat hükümleri ile amel etmese bile kafir olmaz.

Ayrıca Bakınız. Şeriat

https://islamansiklopedisi.org.tr/seriat
[attachment=162645]

Probiyotik Nedir? Faydaları Nelerdir?

Probiyotik Nedir?

İnsan vücudunda trilyonlarca mikroorganizma bulunur. Bu mikroorganizmaların büyük çoğunluğu bağırsak içerisinde yaşar. Bağırsakta mikroorganizmaların denge içerisinde barınması ise insan sağlığı için büyük öneme sahiptir. Çünkü bağırsakların sağlıklı olması kişinin bağışıklığını, ruh halini, fiziksel hayatını doğrudan etkiler. Probiyotikler de bu dengeyi sağlamaya yardımcı olan yararlı bakterileri ve mayaları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Fakat probiyotiklerin büyük çoğunluğu bakterilerden meydana gelir.
Probiyotikler Ne İşe Yarar?

İnsan bağırsağı iyi ve kötü mikroorganizmaları bir arada barındırır. Bu bakteri popülasyonu bağırsak mikrobiyotası adını alır. Mikrobiyota çeşitliliği ne kadar fazla ve dengeli olursa kişinin sağlığını o derece etkiler. Probiyotikler ise bulundukları organlara yani mikrobiyotaya canlı şekilde ulaştıklarında görevlerini yerine getirebilirler. Bunun için probiyotiklerin mideden sağ çıkabilmesi gereklidir. Ulaştıkları mikroorganizma topluluğu içerisinde an itibariyle görevleri başlar. Görevleri ise vücut için zararlı olan diğer mikroorganizmalar ile savaşmaktır. Bu sırada probiyotikler aynı zamanda zararlı mikroorganizmaların büyümesini engelleyen asitler de üretirler.

Probiyotikler Nelerdir?

İnsan vücudunda yaşayan faydalı bakteri ve mayalardan oluşan probiyotikler insan mikrobiyomunun da büyük bir parçasıdır. Fakat insan mikrobiyomu kişiden kişiye değişebilen bir popülasyondur. Bu popülasyon kişinin çevresel ve genetik pek çok faktöründen kaynaklı değişiklik gösterebilir. Fakat ne derece değişirse değişsin probiyotikler vücut içerisinde belirli mikroorganizma cinslerini içerir. Bu mikroorganizmalardan bakteri olanlar Lactobacillus, Streptococcus, Bifidobacterium ve Enterococcus türleridir. Maya olarak ise en çok bulunan probiyotik mikroorganizma ise Saccharomyces boulardii’dir. Probiyotik mikroorganizmaların sağlığa faydalı etkilerine dair pek çok uygulama örneği vardır. Bazı türle ishal sorunu için düzenleyici görev yaparken, bazı türler ise konstipasyon kabızlık probleminin giderilmesinde etkili olabilir. Bu türlerin çeşitliliği kişinin sağlığında öneme sahip olur. Her tür başka bir yarar sağladığı için beslenme sırasında probiyotiklerin birden fazla kaynaktan sağlanması önem taşır.

Probiyotikler Hangi Organlarda Yer Alır?

Probiyotik mikroorganizmalar çoğunlukla bağırsaklarda bulunsa vücut içerisinde barındıkları ve fayda sağladıkları başka ortamlar da vardır. Bunlar:

    Bağırsak
    Ağız
    Vajina
    İdrar yolu
    Deri
    Akciğerler

Probiyotik İçeren Besinler

Probiyotikler vücuda yiyecekler, içecekler ve takviyeler yoluyla alınabilirler. Gün içerisinde çoğu insan normal beslenme düzeni ile probiyotik içeren besinleri vücutlarına alırlar. Bu besinler gün içerisinde sıklıkla tüketilen yoğurt ve turşu olarak öne çıkar. Fakat probiyotik besinler sadece bunlarla sınırlı değildir. Fermantasyon işlemi gören pek çok gıda da probiyotikler açısından zengindir. Çünkü fermantasyon işlemi sırasında faydalı bakterilerin sayısı artar. Fakat bazı besinlere dışarıdan probiyotik eklenmesi ile fonksiyonel bir hal alması sağlanabilir. Beslenme yoluyla vücuda probiyotik mikroorganizmaları almak için tüketilebilecek besinler şunlardır:

    Yoğurt: Sütün mayalanması ile elde edilen yoğurt insanlar tarafından en sık tüketilen probiyotik besindir. Özellikle bağırsak sağlığı için pek çok fayda sağlayan türde probiyotiği yoğurt içerisinde barındırır. Özellikle probiyotik organizmaların dışarıdan eklenmesi ile elde edilen yoğurtlar da vücuda probiyotik almak için iyi bir kaynaktır.
    Lahana Turşusu: Ev yapımı lahana turşuları da oluşum sırasında probiyotikler açısından zengin bir hal alır. Aynı zamanda Kore yemeği olarak bilinen Kimchi besini de probiyotikler açısından çok zengin bir besin olarak öne çıkar.
    Boza: Fermente pek çok besin ile yapılan bir geleneksel bir içecek olan boza probiyotiklerden zengindir. Aynı zamanda sadece probiyotikten değil antioksidanlardan da zengindir
    Kefir: Yoğurt gibi iyi bilinen probiyotik kaynaklarından biri de kefirdir. Kefirin probiyotik açısından bu kadar ön plana çıkmasının nedeni mayalandıktan sonra sadece probiyotik bakterileri değil aynı zamanda probiyotik mayaları da içerisinde barındırmasıdır.
    Ekşi Mayalı Ekmek: Pek çok kişi tarafından probiyotik mikroorganizma içerdiği bilinmeyen besinlerden biri de ekşi mayalı ekmektir. Ekşi mayalı ekmek özellikle sindirim sistemi için yarar sağlayabilen çeşitli probiyotikleri bünyesinde barındırır.
    Tarhana: Özellikle kış aylarında sıklıkla sofrada yer alan tarhana da geleneksel bir probiyotik üründür.

Diğer probiyotik besinler ise şu şekilde sıralanabilir:

    Keçi sütü
    Boza
    Şalgam
    Soya ürünleri
    Sirke
    Parmesan
    Turşu
    Yoğurt
    Kefir

Probiyotik Faydaları Nelerdir?

Probiyotiklerin faydaları bulundukları yerdeki dengeyi oluşturmaya çalışmalarından kaynaklanır. Yapılan pek çok araştırma probiyotiklerin insan vücuduna pek çok faydası olduğunu gösterir. Bu faydalar bakterilerin suşuna göre değişiklik göstermekle birlikte çoğunlukla bağırsak üzerine etkilidir. “Probiyotik ne işe yarar?” diye sorulacak olursa, vücuda fayda sağlayabileceği durumlar şu şekilde sıralanabilir;

    İshal, gaz ve kabızlık
    İdrar yolu enfeksiyonu
    Mayaların neden olduğu enfeksiyonlar
    Laktoz intoleransı
    Egzama
    Sepsis
    IBS

Sindirim

Probiyotiklerin en çok yarar sağladığı alan bağırsak sağlığıdır. Bağırsaklar içerisinde çok fazla faydalı ve zararlı mikroorganizmayı barındırarak kendisine özgü bir flora oluştururlar. Bu flora içerisindeki faydalı mikroorganizmalar ne kadar çeşitli olursa o kadar çok sağlık için yararlıdır. Fakat bunun için öncelikle tüketilen besindeki yararlı bakterilerin bağırsağa kadar canlı ulaşması gerekir. Probiyotikler canlı şekilde bağırsağa ulaştıklarında şu faydaları sağlayabilirler;

    Antibiyotiğe bağlı ishalin iyileştirilmesi
    Gaz şikayetinin giderilmesi
    Kabızlık ve ishal bulgularının iyileşmesi
    IBS (irritabl bağırsak sendromu) semptomlarının düzelmesi

Kilo Kaybı

Probiyotikler üzerine yapılan bazı araştırmalar bağırsaklarda bulunan probiyotiklerin obezite ile arasında bir ilişki olduğunu öne sürer. Bazı probiyotik suşlarının özellikle de Lactobacillus gasseri karın yağlarında azalmaya yardımcı olduğuna dair çalışmalar mevcuttur.

Ruh Sağlığı

İkinci beyin olarak da adlandırılan bağırsak sağlıklı olmadığında kişilerde çeşitli ruhsal sorunlar meydana gelebilir. Bu nedenle bağırsak sağlığının korunması için mikrobiyota dengesinin iyi olması gerekir. Bağırsaklarda çeşitli mikroorganizmaların bulunması da bu nedenle ruh sağlığı için faydalı olabilir.

Bağışıklık

Bağırsak bakterileri bağışıklık sistemi ile etkileşime girerek onu düzenlemeye yardımcı olurlar. Aynı zamanda zararlı mikroorganizmaların dışarı atılmasına da yardımcı olarak bağışıklık için pek çok görevde bulunurlar. Bu nedenle normal doğum sırasında annenin vajinal bakterileri ile bebeğin etkileşime girmesi bile gelecek hayatta kişinin bağışıklığını etkiler.

Kadın Sağlığı

Probiyotik mikroorganizmaların bulunduğu yerlerden biri de vajinadır. Vajinanın kendi özgü bir mikrobiyomu vardır ve bu mikrobiyom içerisinde denge bozulduğunda enfeksiyon gibi sorunlar oluşabilir. Bazı Lactobacillus suşları ise vajinal mikrobiyomun dengesinin korunmasına yardımcı olarak bu tarz rahatsızlıkların önlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda regl döneminde, hamilelikte ve menopoz döneminde kadınların hormonal değişikliklerden kaynaklanan sindirim sistemi sorunlarının da giderilmesine yardımcı olur.

Ne Zaman Probiyotik Takviyesi Kullanılmalı?

Kişinin bağırsaklarında bulunan mikroorganizma sayıları antibiyotik kullanımı, strese maruz kalma veya kötü beslenme gibi nedenlerle olumsuz etkilenebilir. Bu durumda bağırsak dengesi bozulur ve kişi hastalıklara açık hale gelebilir. Bu tarz durumlarda bir probiyotik takviyesi kullanmak doktor tarafından önerilebilir. Fakat kontrolsüz probiyotik kullanımından da kaçınmak gereklidir.

İnsan sağlığı için pek çok öneme sahip olan probiyotikler besinler ile alınmaya çalışılmalıdır. Birden fazla fermente ürünün tüketilmesi ise sağlanan çeşitlilik bu yararların oluşmasını sağlar. Eğer kişi bir takviye alması gerektiğini düşünüyorsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurarak gerekli desteği almalıdır.

Probiyotikler Ne İşe Yarar? Faydaları Nelerdir?

Probiyotikler, sağlığa fayda sağlayabilen canlı mikroorganizmalar veya mikrobiyal besin maddeleridir. İşte probiyotiklerin başlıca faydaları:

• Sindirim Sağlığını Destekler: Probiyotikler, bağırsaklarda bulunan yararlı bakterilerin dengesini destekler ve sindirim sistemi sağlığını iyileştirebilir. Özellikle ishal, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi sindirim sorunlarına karşı yardımcı olabilirler.
• Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: Bağırsaklar, bağışıklık sisteminin önemli bir bileşenidir. Probiyotikler, bağırsaklardaki sağlıklı mikroorganizmaların çoğalmasına yardımcı olarak bağışıklık sistemi fonksiyonlarını artırabilirler. Bu, hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı daha iyi bir savunma mekanizması oluşturabilir.
• İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) Belirtilerini Azaltır: IBS gibi sindirim sorunlarına sahip kişilerde, probiyotikler semptomların şiddetini azaltabilir ve rahatlatıcı etki sağlayabilir.
• Antibiyotik Kullanımının Yan Etkilerini Azaltır: Antibiyotikler, hem kötü hem de iyi bakterileri öldürebilir ve bu da bağırsak rahatsızlıklarına yol açabilir. Probiyotikler, antibiyotik kullanımının neden olduğu bağırsak sorunlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.
• Laktoz İntoleransını Hafifletir: Bazı probiyotik türleri, laktoz intoleransı olan kişilerin süt ürünlerini daha iyi tolere etmelerine yardımcı olabilir, çünkü bu probiyotikler süt şekeri olan laktozu parçalayabilirler.
• Vajinal Sağlığı Destekler: Bazı probiyotikler vajinal flora sağlığını destekleyebilir ve vajinal enfeksiyonların riskini azaltabilir.
• İltihapları Azaltır: Bazı çalışmalar, probiyotiklerin iltihaplı bağırsak hastalıkları gibi inflamatuar durumların semptomlarını hafifletebileceğini göstermektedir.
Probiyotik Türleri Nelerdir?

Probiyotikler olarak kullanılan mikroorganizmalar genellikle bakterilerden veya bazı durumlarda mayalardan oluşur. İşte yaygın olarak kullanılan probiyotik türlerinden bazıları:

    • Lactobacillus (Laktobasil): Lactobacillus türünden birçok farklı probiyotik bulunmaktadır, örneğin Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus casei, ve Lactobacillus rhamnosus gibi. Bu bakteriler, bağırsaklarda yaygın olarak bulunur ve sindirim sağlığını desteklemek için kullanılırlar.
    • Bifidobacterium (Bifidobakteri): Bifidobacterium türünden probiyotikler de bağırsak sağlığını desteklemede etkilidir. Örnek olarak Bifidobacterium bifidum, Bifidobacterium longum ve Bifidobacterium lactis verilebilir.
    • Saccharomyces boulardii: Saccharomyces boulardii, bir maya türüdür ve bağırsak sağlığını desteklemek için kullanılır. Özellikle ishal gibi sindirim sorunlarının tedavisinde etkilidir.
    • Streptococcus thermophilus: Streptococcus thermophilus, genellikle yoğurt ve diğer fermente süt ürünlerinde bulunur ve sindirim sağlığına katkıda bulunabilir.
    • Enterococcus faecium: Bu bakteri türü, bağırsak sağlığını desteklemede kullanılır ve özellikle probiyotik takviyelerde bulunabilir.

Probiyotiklerin hangi türlerinin kullanılacağı, kişinin ihtiyaçlarına ve sağlık durumuna bağlı olarak değişebilir. Hangi probiyotik türünün en uygun olduğunu belirlemek için bir sağlık profesyoneli ile danışmak önemlidir.

Probiyotikler Hangi Organlarda Yer Alır?

Probiyotikler genellikle vücudun bazı organlarında ve sistemlerinde bulunurlar, özellikle bağırsak sistemi ve vajina gibi mukozal yüzeylerde. İşte probiyotiklerin yaygın olarak bulunduğu organlar:

• Bağırsaklar: Probiyotikler, bağırsakların ince bağırsak ve kalın bağırsak bölümlerinde bulunurlar. Bu bölgelerdeki sağlıklı bakteriler, sindirim süreçlerine yardımcı olur ve sindirim sağlığını destekler.
• Mide: Mide asidi, birçok mikroorganizmayı öldürebilir, bu nedenle midede probiyotik mikroorganizmalar daha düşük konsantrasyonlarda bulunur. Ancak bazı probiyotikler, mide asidini geçip ince bağırsağa ulaşabilir ve burada faaliyet gösterebilir.
• Vajina: Vajina içinde de bazı probiyotik türleri bulunur. Bu probiyotikler, vajinal flora sağlığını korur ve vajinal enfeksiyonların riskini azaltabilir.
• Cilt: Probiyotikler, cilt yüzeyinde de bulunabilir ve cilt sağlığını destekleyebilirler. Özellikle akne, egzama ve diğer cilt sorunlarına karşı koruyucu etkileri olabilir.
• Ağız: Ağızda da bazı probiyotik bakteriler bulunabilir. Bu bakteriler, ağız sağlığını destekleyebilir ve kötü ağız kokusu gibi sorunları azaltabilir.

Probiyotik İçeren Besinler Hangileridir?

Probiyotik içeren besinler, sağlığa yararlı mikroorganizmaları (genellikle bakteri veya maya türleri) içeren gıdalardır. Bu besinler, bağırsak sağlığını desteklemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve diğer sağlık faydalarını sağlamak amacıyla tüketilir. İşte probiyotik içeren bazı yaygın besinler:

• Yoğurt: Yoğurt, en yaygın probiyotik kaynaklarından biridir. Yoğurtta bulunan canlı bakteri kültürleri genellikle Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus içerir. Ayrıca bazı yoğurtlar, ek olarak probiyotik Lactobacillus acidophilus, Bifidobacterium lactis veya diğer türleri içerebilir.
• Kefir: Kefir, fermente süt ürünleri ailesinin bir parçasıdır ve birçok farklı probiyotik türünü içerebilir. Kefir, yoğurt gibi içilebilir veya smoothielerde kullanılabilir.
• Turşu (Fermente Sebzeler): Turşular, özellikle lahana, salatalık ve havuç gibi sebzelerin fermente edilmesiyle yapılır. Fermente sebzeler, doğal olarak oluşan probiyotik bakteriler içerir. Ekşi lahana turşusu ve salatalık turşusu en bilinen örneklerdir.
• Tempeh: Tempeh, soya fasulyesi fermantasyonu sonucu elde edilen bir besindir. İçerisinde bulunan Rhizopus oligosporus mayası ve diğer mikroorganizmalar probiyotik etkiye sahiptir.
• Misir Ekmegi: Bazı mısır ekmeği türleri, maya ve laktik asit bakterileri ile fermente edilir ve probiyotikler içerebilir.
• Probiyotik Takviyeleri: Ayrıca, probiyotik takviyeleri adı verilen kapsül veya tablet formundaki ürünler de mevcuttur. Bu takviyeler, belirli probiyotik türlerini yoğun bir şekilde içerir ve sindirim sağlığına yönelik faydalar sağlama amacı taşır.

Probiyotik Nasıl Kullanılır?

Probiyotikler, yiyecekler yoluyla alınabileceği gibi, gıda takviyeleri olarak da tüketilebilirler.

Ne Zaman Probiyotik Takviyesi Kullanılmalı?

Probiyotik takviyeleri kullanımı, bireyin sağlık durumuna, ihtiyaçlarına ve yaşam tarzına bağlı olarak değişebilir. Probiyotik takviyesi kullanımı için bazı durumlar ve öneriler şunlar olabilir:

• Sindirim Sorunları: İshal, kabızlık, gaz, şişkinlik veya irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi sindirim sorunları yaşıyorsanız, probiyotik takviyeleri sindirim sağlığınızı iyileştirmek için kullanılabilir. Bu tür sorunlar için probiyotik kullanımı, semptomların hafiflemesine yardımcı olabilir.
• Antibiyotik Kullanımı: Antibiyotikler, bağırsaklardaki iyi bakterileri öldürebilir ve sindirim sorunlarına neden olabilir. Antibiyotik tedavisi sırasında veya sonrasında probiyotik takviyeleri almak, bağırsak florasının dengesini korumaya yardımcı olabilir.
• Bağışıklık Sistemi Zayıflığı: Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, probiyotik takviyeleri alarak bağışıklık sistemi fonksiyonlarını destekleyebilirler. Bu, enfeksiyonlara karşı daha güçlü bir savunma mekanizması oluşturabilir.
• İltihaplı Bağırsak Hastalıkları: İltihaplı bağırsak hastalıkları (İBH) gibi inflamatuar durumlarla mücadele eden kişiler, probiyotiklerin semptomları hafifletmede yardımcı olabileceği konusunda araştırmalara odaklanmıştır.
• Vajinal Sağlık Sorunları: Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar veya mantar enfeksiyonları yaşayan bazı kadınlar, vajinal probiyotiklerin (vajinal supozituvarlar veya kremler) kullanılmasını düşünebilirler.
• Laktoz İntoleransı: Laktoz intoleransı olan kişiler, laktozun sindirimine yardımcı olan probiyotikler içeren ürünleri tüketebilirler.

Prebiyotik Nedir?

Prebiyotikler, bağırsaklarda bulunan probiyotik bakterilerin büyümesini ve aktivitelerini destekleyen sindirilmeyen besin bileşenleridir. Yani, prebiyotikler vücudun doğal olarak bulunan yararlı bakterilerin beslenmesine katkıda bulunurlar. Bu, bağırsak sağlığını ve sindirim sistemini desteklemenin bir yolu olarak önemlidir.

Prebiyotiklerin ana işlevi, bağırsaklarda bulunan probiyotik bakterilerin yaşamını sürdürebilmeleri ve çoğalmaları için gerekli olan besin kaynağını sağlamaktır. Probiyotikler bağırsak sağlığını desteklediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği için, prebiyotiklerin tüketimi bu yararlı bakterilerin popülasyonunu artırarak sindirim sistemi sağlığını ve genel sağlığı olumlu etkileyebilir.

Bazı yaygın prebiyotik kaynakları şunlar olabilir:

• İnülin: Soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, muz, ve yulaf gibi gıdalarda doğal olarak bulunur.
• Früktooligosakkaritler (FOS): Soğan, sarımsak, kuşkonmaz, ve muzda bulunur.
• Galaktooligosakkaritler (GOS): Süt ürünlerinde ve bezelye, fasulye, mercimek gibi baklagillerde bulunur.
• Laktuloz: Birçok laksatif üründe bulunur ve kabızlık tedavisinde kullanılır.

Probiyotik ve Prebiyotik Aynı Mı? Farkları Nelerdir?

Hayır, probiyotik ve prebiyotik farklı şeylerdir, ancak bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyen iki besin bileşenidir. İşte probiyotik ve prebiyotiklerin ne oldukları ve farkları:
Probiyotik

• Probiyotikler, canlı mikroorganizmaların (genellikle bakteriler veya mayalar) tüketildiğinde insan sağlığına fayda sağlayabilecek şekilde kullanıldığı besin veya takviyelerdir.
• Probiyotikler, bağırsaklarda bulunan yararlı bakterilerin popülasyonunu artırabilir ve sindirim sistemi sağlığını iyileştirmeye yardımcı olabilir.
• Örnek probiyotik kaynakları arasında yoğurt, kefir, turşu, kimchi, probiyotik takviyeleri gibi ürünler bulunur.
• Canlı mikroorganizmalar içerdikleri için probiyotikler, özellikle uygun saklama koşullarına dikkat edilmesi gereken ürünlerdir.
Prebiyotik

• Prebiyotikler, bağırsaklarda bulunan yararlı probiyotik bakterilerin beslenmesini ve aktivitelerini destekleyen sindirilmeyen besin bileşenleridir.
• Prebiyotikler, bağırsaklarda bulunan probiyotiklerin yaşamını sürdürebilmeleri için gerekli olan besin kaynağını sağlarlar.
• Prebiyotikler, sindirim sistemi sağlığını ve bağışıklık sistemini destekleyebilirler.
• Örnek prebiyotik kaynakları arasında soğan, sarımsak, kuşkonmaz, muz, yulaf, pırasa ve bezelye gibi gıdalar bulunur.

Probiyotikler ve prebiyotikler, birlikte çalışarak sindirim sistemi sağlığını iyileştirebilirler. Probiyotiklerin canlı mikroorganizmalar olduğuna ve uygun saklama koşullarına ihtiyaç duyduğuna dikkat etmek önemlidir. Prebiyotikler ise sindirilmeyen lifler olduğu için bağırsaklarda yararlı probiyotik bakterilerin beslenmesine katkıda bulunurlar.

Kaynaklar

medicalpark.com.tr

koruhastanesi.com


Namaz kılmayı öğreniyorum(Viadeo)


Arapça Alafabeyi Ve Kuran Okumayı Online Buradan Öğreniyoruz Video
Sual: Namaz kılarken, rükuyu unutup secdeye giden bir kimsenin namazı bozulur mu?
Cevap: Namazın farzlarından bir rüknü terk eden kimse, bu rüknü namaz içinde ifa etmez, yerine getirmez ise, namazı bozulur.
Sual: Necis olan yerde namaz kılınabilir mi?
Cevap: Necis yerde durmak ve secde etmek, namazı bozar. Necis yere temiz şey serilirse, bozmaz.

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)