MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC Bayrak

Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
» Members: 7
» Latest member: Muhammed
» Forum threads: 5,306
» Forum posts: 5,910

Full Statistics

DOWNLOADEN
"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)

AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)




Sünnet Nedir - Peygamberimizin Sünneti - Tıbdaki Sünnet Nedir?

Sual: Sünnet ne demektir?
CEVAP
Sünnet kelimesi yerine göre, farklı anlamlarda kullanılır:
1- Kitab ve sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i şerifler demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Allah’ın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.) [Hakim]

2- Farz ve sünnet ifadesindeki sünnet, Resulullah efendimizin farz olmayarak yaptığı işler demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Ümmetim bozulunca, sünnetime uyana şehit sevabı verilir.) [Hakim]

3- Sünnet, yalnız olarak kullanılınca, İslamiyet demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Bir zaman gelecek ki, ortalık bozulduğu zaman sünnetime [İslamiyet’e] tutunmak avuçta ateş tutmak gibi olacaktır.) [Hakim]

4- Sünnet, yol, çığır gibi manalara da gelir. Mesela sünnet-i hasene iyi çığır, sünnet-i seyyie kötü çığır demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir çığır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevap alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir çığır açarsa] onun günahı ve kıyamete kadar onu işleyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim]

Bir de, sünnet âdet, iş anlamındadır. Mesela Sünnetullah tabiri, Allah’ın âdeti, Allah’ın işi demektir. Hazret-i Ömer’in sünneti demek, Hazret-i Ömer’in âdeti demektir.

5- Ehl-i sünnet, kurtuluş fırkasının adıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, ( Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72si Cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya ( Ehl-i sünnet vel cemaat) denir.

6- Çocukların sünnet olmasına da sünnet denir.

Sual: Sünneti değiştirmekte mahzur var mıdır? Mesela tesbihi 33 yerine, daha fazla sevap olsun diye 44 olarak çeksek mahzuru olur mu? Sakalı bir tutam yerine bir veya iki karış uzatsak veya çok kısa yapsak bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Peygamber efendimizin yaptığı işlere sünnet denir. Hatta birini bir şey yaparken görüp de bir şey demediği işlere de sünnet denir. Peygamber efendimiz bu yaptıklarını ya ibadet olarak veya âdet olarak yapardı. Âdet olarak yaptıklarına sünnet-i zevaid denir. Uzun entari giymesi, saçlarını uzatması veya kısaltması, sakal bırakması gibi. Bir kimse, ( Peygamberimiz, kadınlar gibi entari, uzun gömlek giyermiş) diyerek alay etse, imanı gider. Yahut sakalı beğenmeyen veya sünnete uygun sakalı olana çember sakallı, top sakallı diye hakaret eden kâfir olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptığı işleri yani sünnetini, beğenmemiş olur. Halbuki Allahü teâlânın bütün insanların en üstünü olarak yarattığı ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberini beğenmemek, Allah’ı beğenmemek olur. ( Niye böyle Peygamber gönderdin) demek olur. Allah’ı beğenmeyenin de kâfir olacağı pek açıktır. Kur'an-ı kerimde, Peygamber efendimizin emrettiğini yapmak, yasakladığından kaçmak gerektiği bildiriliyor. ( Haşr 7)

İbadete ait hükümler zamanla değişmez. İbadetleri değiştirmek, dini değiştirmek olur, dinsizlik olur. Bir kâfir, bir söz ile [kelime-i şehadet getirerek] müslüman olur. Bir müslüman da küfre düşürücü bir söz ile kâfir olur. Dinimizin herhangi bir hükmünü beğenmeyen, mesela, ( tesettür lüzumsuzdur) diyenin imanı gider. Resulullah efendimize uymanın önemi büyüktür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
( Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

Peygamber efendimiz de aynı mealde buyuruyor ki:
( Bana itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.) [Buhari]

Kur'an-ı kerimde, Resulullaha itaatin Allah’a itaat olduğu, Ona isyan edenin Allah’a isyan etmiş olduğu bildirilmekte, ( Allah’a ve Resulüne itaat), ( Allah ve Resulüne isyan) ifadeleri çok yerde geçmektedir. ( Nisa 13-14)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
( Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

( Bir bid'at çıkarılınca, bir sünnet kalkmış olur.) [İ.Ahmed]

İbadet maksadı ile dine bir şey ilave etmek bid'attir, büyük günahtır. Dinimiz noksan değildir. Hâşâ Allahü teâlâ veya Peygamber efendimiz dinde bir şeyi eksik bırakmış da, daha iyisini biz mi yapacağız? İbadete bid'at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dini değiştirmek olur. Mesela akşam namazının farzını 3 rekat yerine, daha fazla ibadet edeyim diye 4 rekat kılmak bid'attir. 3 yerine de geçmez, namaz hiç kabul olmaz. Tesbihleri 33 yerine, çok sevap olsun diye 40 defa veya daha fazla çekmek bid'at olur. Hiç tesbih çekilmese günah olmaz. Fakat sünnet sevabından mahrum kalınmış olur.

Bir din kitabını tahkir etmek, İslam âlimlerinden biri ile alay etmek ve tazim etmemiz emrolunan bir şeyi tahkir etmek, tahkir etmemiz emrolunan bir şeyi tazim etmek küfürdür. Bunları yapan kâfir olur. ( Birgivi)

Sakalı sünnet diye kısa bırakmak veya sadece çenede bırakmak bid'at olur, Resulullah efendimizin sakal şekli beğenilmemiş olur. Hadis-i şerifte, ( İbadetleri bizim gibi yapmayanlar bizden değildir) buyuruluyor.

Namazlardan sonra âyet-el-kürsi okunur. Sonra tesbihler çekilir, ondan sonra dua edilir. Dua ederken salâten tüncina veya başka dualar da okunur. Âyet-el-kürsinin okunduğu yerde salâten tüncinayı okumak sünneti değiştirmek olur, yani bid'attir. Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. ( Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim) demek, dinde değişiklik olur. ( Hadika)

( Kim dinde olmayan bir şey çıkarırsa merduddur) hadis-i şerifi gösteriyor ki, dinden olmayan bir itikad, bir söz, bir iş, bir hâl ortaya çıkarılır ve bunun din ve ibadet olduğuna inanılırsa, yahut İslamiyet’in bildirmiş olduklarında, bir fazlalık veya noksanlık yapılırsa ve bunu yapmaktan sevap beklenirse, bu yenilikler, değişiklikler bid'at olur. İslamiyet’e uyulmamış, ona iman edilmemiş olur.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bugün kalbler kararmış olduğundan, bazı bid'atler güzel görünse de, hepsinden kaçınmak gerekir, kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır. Hadis-i şerifte, ( Her bid'at sapıklıktır) buyuruldu. ( Müslim)

Din bir bütündür. Bir hükmünü beğenmeyen veya değiştiren kâfir olur. Mesela sünnet olan sakalı da beğenmeyen kâfir olur. Beğendiği halde yapmaz ise kâfir olmaz. Sünneti değiştirirse bid'at ehli olur.
[Hadika, Berika, Birgivi Vasiyetnamesi, Mektubat-ı Rabbani]

Sual: Sünnete yapışmak ne demektir?
CEVAP
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Ümmetim arasında ayrılık olunca, benim sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine yapışın!) [Tirmizi]

Bu hadis-i şerif, bu ümmette çeşitli ayrılıklar olacağını haber veriyor. Bunlar arasında, Resulullahın ve Onun 4 halifesinin yolunda olana sarılınız diyor. Sünnet, Resulullahın, sözleri, bütün ibadetleri, işleri, itikadları, ahlakı ve bir şey yapılırken görünce, mani olmayıp susması demektir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
( Fitne fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehit sevabı verilir!) [Hakim]

Yani nefse ve bid'atlere ve kendi aklına uyarak İslamiyet’in hududu dışına taşıldığı zaman, benim sünnetime uyana, kıyamette yüz şehit sevabı verilecektir. Çünkü fitne fesat zamanında İslamiyet’e uymak, kâfirlerle harp etmek gibi güç olacaktır. Bir hadis-i şerif meali:
( İslam dini garip olarak başladı. Sonu da garip olacaktır. Bu gariplere müjdeler olsun! Bunlar, insanların bozduğu sünnetimi düzeltir.) [Müslim]

Yani, İslamiyet’in başlangıcında, insanların çoğu, Müslümanlığı bilmedikleri, onu yadırgadıkları gibi, ahir zamanda da, dini bilenler azalır. Bunlar, benden sonra bozulmuş olan sünnetimi ıslah ederler. Bunun için, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparlar. Sünnete, yani İslamiyet’e uymakta başkalarına örnek olurlar. İslam bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya çalışırlar. Bunları dinleyenler az, karşı gelenler çok olur.

Sünnet nedir?
Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından, Eshab-ı Kiram kitabında deniyor ki:
( Server-i âlem, namazda rükudan kalkarken, ( Semi’ Allahü limen hamideh = Allahü teâlâ, kendisine hamd edenin hamdini işitir yani kabul eder) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye, ( Rabbena lekel hamd = Hamdimizi kabul eden Rabbimiz, sana hamd olsun) dedi. Böyle söylemesini, Resulullah efendimiz takdirle karşıladı. Bunu söylemek, kıyamete kadar sünnet olarak kaldı. Resulullahın takdirine mazhar olmak, ne büyük nimettir. Onun söylediği bir sözü kıyamete kadar Müslümanların söylemesine sebep olmak da, ayrı bir fazilettir.)
Bir sahabinin söylemesi, nasıl namazda sünnet olur ki?
CEVAP
Sünnet, sadece Peygamber efendimizin yaptığı işler değildir. Birini bir şey yaparken görüp de bir şey demezse veya onu yapın derse, o da sünnet olur. Burada yapılan işi beğenmesi, o işe razı olması ve bundan sonra bu işin yapılmasını emretmesi, o işin sünnet olduğunu gösteriyor.

-------------------

Sünnetin sözlük anlamı, “yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” demektir. Terim anlamı ise, Peygamber Efendimizin ( a.s.m.) söz ve fiillerinin ve takrirlerinin tümü mânâsına gelir. Takrir, bir konuda sükût etmekle, o işi reddetmemek demektir.

Hadis-i Şerifler, âyetleri açıklarlar. Âyetlerde kısa ve öz olarak beyan edilen İlâhî maksatları izah ederler. Kur'an'da yer almayan bir konuda ise hüküm ortaya koyarlar.

“Namaz kılın!..” emri mücmeldir; tafsilat hadise bırakılmıştır. Namazların rekat sayıları, kılınma biçimleri âyette tafsilatıyla verilmiş değildir. O halde, sünnet olmasaydı, “namaz kılın” emri nasıl yerine getirilecekti?

    “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın.” ( Buhârî, Ezân, 18, Edeb, 27, Ahâd, 1)

Aynı şekilde, “zekât verin” emrinin de tafsilatı ve teferruatı hadis-i şeriflerle sabit olmuştur.

Nur Müellifi, hadis-i şerifler için “Kur’an’ın birinci tefsiri” ifadesini kullanır. Allah Resulünün ( a.s.m.), Kur’an âyetleri hakkında yaptığı açıklamalar “ilk tefsir” olduğu gibi, sorulan fıkhî sorulara verdiği cevaplar da ilk fetvalardır. Keza, yaptığı içtihatlar da ilk içtihatlardır. Allah Resulü ( a.s.m.) ümmetine her hususta rehber olduğu gibi bu noktada da öncülük etmiştir.

    “İşittikleri haberi, Peygambere veya yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından hüküm çıkarmaya gücü yetenler, onun ne olduğunu bilirlerdi.” ( Nisa, 4/83)

Her maksada farklı yoldan gidilir. Zengin olmanın yoluyla, alim olmanın yolu birbirinden ayrıdır. Birincisinde, ekonominin kendine has kurallarına harfiyen uyulacak ve bu sahada muvaffak olmuş kimseler taklit edilecektir. İkincisinde ise, ilim sahasında söz sahibi zatlara talebe olunacaktır. İlâhî hakikatlere ermek de, ancak, bu sahanın yetkili ve vazifelisi olan zatların izinden gitmekle mümkün olabilir.

    “Hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.”

Sünnete ittiba etmeyi Allah sevgisinin şartı olarak takdim eden bir âyet-i kerime:

    “De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.” ( Âl-i İmran, 3/31)

Resulûllah Efendimiz ( a.s.m.), Allah’ın sevdiği ve razı olduğu örnek insandır. Ona uymayan kimsenin Allah sevgisi, sözde kalmaya mahkûmdur. Hakikat bu iken, sadece âyetle amel etme vehmine kapılarak sünnetten yüz çevirmek, Allah’ın sevdiği zata benzemeyi terk etmek demektir.

Bir insan, Kur’an-ı Kerim’i hadislerin ışığında değil de kendi fikriyle yorumlamaya kalkışırsa, ortaya çıkacak yol Allah Resulünün ( a.s.m.) değil, o adamın şahsî yolu olacaktır. Bu yolun ise nereye çıkacağı bellidir. Kur’anı anlamaktan maksat onu yaşamak ve yaşatmaktır. Bu noktada, en büyük rehber Allah Resulüdür ( a.s.m.). Bu gerçeği bizzat Kur’an âyetlerinden okuyalım:

    “Peygamber size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın azabı çetindir.” ( Haşir, 59/7)

    “O, kendiliğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir.” ( Necm, 53/3-4)

    “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” ( Nisa, 4/80)

İttiba-ı sünnet denilince, Allah Resulünün ( a.s.m.) izinden gitmeyi ve böylece her konuda istikamet üzere olmayı anlıyoruz.

Şimdi, kendi nefsimize şu soruyu soralım: Bir mümin, Asr-ı saadete kavuşsaydı ne yapacaktı? Elbette ki, Allah Resulünü ( asm.) her hususta adım adım takip edecekti. Öyle değil mi?

İşte bugün, Onun ( asm.) sünnetlerine harfiyen uymak da aynı mânâyı taşır.

Nur Külliyatı'nda, sünnetler üç ana guruba ayrılır:

    “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyesinin menbaı üçtür: Akvali, efali, ahvalidir.” ( Lem'alar, On Birinci Lem'a)

Demek oluyor ki, Resulullah Efendimizin ( a.s.m.) o mukaddes sünnetleri, “mübarek lisanından dökülen nurlu cümleler” “icra ettiği işler” ve “hâliyle insanlık âlemine sergilediği örnek ahlâk”tan oluşuyor.

Bir Müslüman, O Nebiler Nebisini ( a.s.m.) taklit etmeğe, farzlardan başlar. Allah'ın emirleri farz olmakla birlikte, Allah Resulünün ( a.s.m.) onları işlemesi cihetiyle, aynı zamanda sünnettirler. Yani, Allah'ın emirlerine harfiyen uyan ve yasaklarından hassasiyetle kaçınan bir mümin, sünnetin farz kısmını yerine getirmiş olur.

Farzları yerine getiren bir mümin, manevî terakkisini nafile ibadetlerle sürdürür. Nafile denilince, farz ve vacip dışında kalan ibadetler anlaşılır.

Namazların sünnetleri nafile ibadet gurubuna girdiği gibi, kuşluk namazı, tahiyye-i mescit namazı, gece namazı gibi nice nafile ibadetler de vardır.

“Âdât-ı hasene” ise, Allah Resulünün ( a.s.m.) yeme, içme, oturma gibi beşerî fiilleridir. Bunların her biri, insanlar için güzel birer örnektir. Bir mümin, âdet olarak her gün icra ettiği bu gibi işleri, Allah Resülünün ( a.s.m.) yaptığı şekilde yapmaya çalışırsa, ayrı bir feyiz kaynağı daha bulmuş ve dünya işlerinde bile huzuru yakalama imkânına kavuşmuş olur.

    “Sünnet-i Seniyyeye ittibaı kendine adet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevapdar yapabilir.”( Lem'alar, On Birinci Lem'a)

Ahval grubuna giren sünnetlere gelince, bunlar “takvadan, muhabbetten, güzel ahlâkın bütün şubelerinden, insanî seciyelerin en üstünlerinden ve beşerî karakterlerin en sağlamlarından” örülmüş ve dokunmuş muhteşem bir tablo teşkil ederler.

Kalbin Allah sevgisi ve Allah korkusuyla dolu olması da hâl grubuna giren sünnetlerdendir.

    “... İçinizde Allahı en çok seven benim. Ve Ondan en fazla da ben korkarım...” ( Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5)

-------------------

Tıbdaki Sünnet Nedir?

Sünnet penisin ucunda, idrar çıkış deliğini kapatan ve o bölgede kapalı boşluk oluşturan cilt katlantısının kesilerek alınmasıdır. Çok eski tarihlerden bu yana farklı toplumlarda geleneklerin gereği olarak veya bazı dinlerde ön şart olarak uygulanmaktadır. Anlaşılmaktadır ki ilkel dönemlerde dahi tıbbi faydaları tam açıklanamasa da sünnetin pratik faydaları fark edilerek yaygınlaştırılmıştır.

Sünnetin faydaları nelerdir?

Sünnetle alınan deri penis ucunu ve idrar deliğini örtmektedir. Ve bu derinin altında bir hvasız, pislik ve salgı biriken, idrarla temas halinde bir alan oluşmaktadır. Bu sebeple düzenli temizlenmezse infeksiyon oluşumu için uygun bir zemin oluşturur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar için taşıyıcılık aracı olabilir. Özellikle çocuklarda sünnet derisi yapışabilir, ucu daralabilir. İdrar çıkışını engelleyebilir. Penis abselerine neden olabilir. Parafimozis dediğimiz sünnet derisi sıkışarak peniste kan akımını bozabilir. Bu derinin sünnetle alınması bahsettiğimiz problemlere karşı korunma sağlar.

Sünnet için en doğru yaş nedir, neden?

Tartışılan bir konu bu. Burada önemli olan çocuğun psikolojik olarak bu müdahaleye hazır olması ve vucudundaki bu değişikliği doğru anlayabilecek yaş ve düşüncede olmasıdır. Çocuğun psikolojik gelişimi sürecinde 2 yaş -7 yaş arasının uygun olmadığı düşünülür. Her yaşta sünneti çocuk için travma haline dönüştürmeden, korku yaşamasına izin vermeden sedasyon da dediğimiz genel anestezi altında yapmak gerekir. Cerrahi başarı ve yara iyileşme süreci açısından yaşın önemi yoktur.

Aileler sünnet için daha çok hangi dönemleri tercih ediyor ( şubat tatili, yaz tatili vb) neden?

Bu tercihte sosyal nedenler belirleyici. Geleneklerin gerekleri açısından ve çocuğun okul hayatının etkilenmemesi için bu dönemler uygun. Tıbbi olarak sünnetin bir mevsimi yok.

Hangi yaşlarda yaptırılmaması gerekir, neden?

Tıbbi bir aciliyet ve gereklilik yoksa , 2 yaş - 7 yaş arasında önerilmez. Bu yaş grubu çocukların psikolojik gelişimlerinin etkilenebileceği düşünülür. Her yaşta bu ihtimal vardır. Bu nedenle sünneti çocuk için travma haline dönüştürmeden, korku yaşamasına izin vermeden sedasyon dediğimiz hafif genel anestezi altında yapmak gerekir.

Yenidoğan sünnetinin faydaları nelerdir?

Yenidoğan dönemi vucudumuzun hücre yenileme üretme ve gelişme kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Sağlıklı bebekte yapılan yenidoğan sünneti çok daha hızlı bir şekilde iyileşir. Cerrahi ve psikolojik komplikasyon görülme ihtimali çok daha azdır.

Sünnet edilmeyenlerde görülebilecek sağlık sorunları nelerdir?

Sünnetle alınan deri penis ucunu ve idrar deliğini örtmektedir. Ve bu derinin altında bir hvasız, pislik ve salgı biriken, idrarla temas halinde bir alan oluşmaktadır. Bu sebeple düzenli temizlenmezse infeksiyon oluşumu için uygun bir zemin oluşturur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar için taşıyıcılık aracı olabilir. Özellikle çocuklarda sünnet derisi yapışabilir, ucu daralabilir. İdrar çıkışını engelleyebilir. Penis abselerine neden olabilir. Parafimozis dediğimiz sünnet derisi sıkışarak peniste kan akımını bozabilir. Bu derinin sünnetle alınması bahsettiğimiz problemlere karşı korunma sağlar.

Sünneti kimler yapmalı?

Sünnet ciddi bir cerrahi müdahaledir. Psikolojik yaklaşım açısından, anestezi tekniği ve riskleri açısından, cerrahi estetik ve teknik açısından iyi eğitimli profesyonel kişilerce uygulanmalıdır. Basit görülen bu işleme bağlı ciddi kalıcı sakatlıklar oldukça sıktır.

Hastane ortamında yapılmasının önemi ve yararları nelerdir?

Her cerrahi işlemde infeksiyondan arındırılmış steril alan şarttır. Steriliteyi koruyacak donanım ekipman olmalıdır. Cerrahi ve anesteziye bağlı gelişebilecek komplikasyonlara acil ve etkin müdahale edilebilecek ekip ve ekipmalar bulunmalıdır. İdeal olan ameliyathane şartlarında yapılmasıdır.

Sünnet operasyonu nasıl yapılır?

Penisin hissizliği ve cerrahi bölgenin temizliği sağlandıktan sonra alınacak olan cilt katlantısının yapışıklıkları açılır, kesme hattı belirlenir. Makas ya da bistüriyle penis ucunu kapatan cilt katlantısı kesilir. Kendisi eriyen ince ipliklerle ya da bipolar hassas koterle kanamalar kontrol edilir. Cilt yine kendisi eriyen ince ipliklerle dikilir.

Sünnet ameliyatlarındaki gelişmeler ve yenilikler nelerdir?

Teknolojinin getirdiğini malzeme avantajları dışında farklı bir durum yok. Kullandığımız anestezik maddeler çok daha güvenli, kullandığımız dikiş materyalleri daha az alerjen, daha hızlı ve iz bırakmadan eriyor. Çok yaygın olmamakla beraber sünnet klambi veya çan denen bazı cihazlar üretildi ve kullanılıyor. Bunlarda dikişe gerek kalmıyor fakat cihaz 2 gün kadar peniste takılı kalıyor.

Anestezi verilmelidir, neden ve nasıl bir anestezi verilmelidir?

Lokal ya da genel anestezi ( sedasyon) altında sünnet uygulanabilir. Burada tercihi yaparken çocuğun yaşı ve daha önemlisi sünnetin çocuk üzerinde korku, stres, travma yaratma ihtimali göz önüne alınır. 6 ay öncesi farkındalık oluşmamışsa veya çocuk durumu anlayıp kabullenmiş olgunluktaysa lokal anestezi altında sünnet yapılabilir. Diğer durumlarda hem çocuğu üzmemek için hem yapılan hassas cerrahinin başarısı ve kalitesi açısından genel anestezi tercih edilmelidir.

İyileşme süreci ne kadardır?

İşlem sonrası çoğu zaman sargı dahi gerekmez, bazen ufak bir sargı konulabilir. 48 saat sonra bu sargı alınarak banyo yaptırılabilir. İlk iki gün ağrı kesici kullanılması gerekebilir. Penis ucunda hafif şişme beklenen bir durumdur ve 2 hafta içinde normal görünümüne kavuşur.

Hatalı sünneti daha sonra düzeltme imkanı var mı?

Ciltle ilgili estetik hataların bir kısmı ve eksik sünnet düzeltilebilir. Fakat idrar kanalı yaralanmaları, penis gövdesi, glans yaralanmalarını düzeltmek ciddi ameliyatlar zinciri gerektirebilir. Bazen de düzeltmek mümkün olmayabilir, organ kaybına gidebilir.

Sünnette lazer kullanılmalı mı, neden?

Teknolojiyle beraber sünnet için olumsuz bir gelişme oldu. Sünnette havya kullanılmaya başlandı. Halk arasında "lazerle sünnet " denilen fakat hiç ilgisi olmayan bu sistemde elektrikle ısıtılmış telle deri kesilir. Isı etkisiyle damarlar yanar ve kanama görülmez. Fakat kanlanma ve duysal sinirler açısından hassas olan peniste havya kullanılması kalıcı hasar verebilir.

Sünnet operasyonu sonrasında nelere dikkat edilmeli?

Sünnet sonrası nadir de olsa geç kanamalar görülebilir. Hasta doktoruyla irtibata geçmelidir.

Sünnet hangi durumlarda sakıncalı olabilir?

Sünnet cerrahi bir işlemdir ve tam sağlık halinde yapılmalıdır. Acil bir sebep yoksa soğuk algınlığı vs. durumlar iyileştikten sonra yapılmalıdır. Sünnetin kesinlikle yapılmaması gereken en önemli durum hipospadias varlığıdır. Halk arasında "peygamber sünneti " denilen bu durumda idrar çıkış deliği doğuştan olması gerektiği yerde değildir. Çocuğun ilerki yaşamında problemler yaşamaması için bu anormallşiğin düzeltilmesi gerekir. Ve bu düzeltmede sünnet kesilen ve atılan derinin kullanılması gerekebilir. Bu durumda sünnet düzeltme ameliyatıyla beraber yapılmalıdır.

Hatalı sünnetin doğurabileceği sonuçlar nelerdir?

Ciltle ilgili estetik hataların bir kısmı ve eksik sünnet düzeltilebilir. Fakat idrar kanalı yaralanmaları, penis gövdesi, glans yaralanmalarını düzeltmek ciddi ameliyatlar zinciri gerektirebilir. Bazen de düzeltmek mümkün olmayabilir, organ kaybına gidebilir.

Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Abdulkerim Temiz, halk arasında "doğuştan sünnetli" veya "peygamber sünnetli" olarak adlandırılan çocukların ameliyatlarının, çocukların cinsel kimliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından önce yapılması ve tamamlanması gerektiğini söyledi.

Doç. Dr. Abdulkerim Temiz, erkek çocuklarda, idrar yolunun gelişimindeki aksaklık sonucu idrar deliğinin normalde olması gereken penisin uç kısmı dışında, geride bir noktada; penisin alt yüzünde olması şeklinde tarif edilen hipospadiasın, yaklaşık 250-300 erkek çocukta bir görülen doğumsal bir hastalık olduğunu ifade etti. Böyle durumlarda genellikle sünnet derisinin bir kısmının da gelişmediğini belirten Temiz, "Bu çocuklarda ek olarak 'kordi' olarak adlandırılan, penisin sertleştiği durumlarda peniste öne-aşağıya doğru eğri olması durumuyla da sıklıkla karşılaşmaktayız. İdrar yolunun açıldığı nokta penis ucuna ne kadar uzak ise tablo o kadar ağırdır" dedi.

Ağır hipospadiaslı çocuklarda penis eğriliklerinin daha sık görüldüğünün altını çizen Dr. Temiz, şunları söyledi:

"Hipospadias hastalığına inmemiş testis olarak adlandırılan testislerin yerinde olmaması, doğumsal idrar yolu anormallikleri ve kasık fıtığı da eşlik edebilmektedir. Özellikle ağır hipospadias ile inmemiş testis saptanan hastalarda, endokrin sistem-hormon hastalıkları veya genetik anormalliklere bağlı cinsiyet farklılaşma bozukluklar olarak adlandırılan gelişimsel bozukluklar ile karşılaşılabilir. Bu nedenle ağır hipospadiaslı çocukların çocuk endokrinoloji uzmanları ile birlikte değerlendirilmesi gerekebilmektedir."

Hastalığın tedavisinin ameliyatla mümkün olduğunu kaydeden Doç. Dr. Temiz, "Ameliyatın amacı hem görünüm açısından hem de işlevsel açıdan normal bir penis yapısının elde edilmesidir. Bu amaçla tıbbın ve cerrahinin tarihsel gelişim sürecinde yüzlerce ameliyat yöntemi tarif edilmiştir. Ameliyat zamanını ve yöntemi, penisin boyutu, hipospadiasın tipi, eğrilik olup olmaması, sünnet derisinin varlığı, yeterliliği gibi çeşitli faktörler değerlendirilerek belirlenir" diye konuştu.

"EN UYGUN ZAMAN 1-2 YAŞ ARASI"

Ameliyat için en uygun yaşın genellikle 1 ile 2 yaş arası olarak kabul edildiğini vurgulayan Temiz, şöyle devam etti:
"Özellikle 3 ile 6 yaş arasındaki çocukların cinsel kimliklerinin farkına vardıkları, psikoseksüel gelişiminin olduğu 'fallik dönem' öncesinde ameliyatların yapılmış ve tamamlanmış olması önerilmektedir. Nadiren ihtiyaç duyulsa da, penis boyutunun yetersiz olduğu, ameliyat açısından zorlukların yaşanabileceği çocuklarda, çocuk endokrinoloji bölümü ile birlikte lokal etkili; krem veya sistemik etkili; kas içine yapılan iğneler şeklinde, uygun dozdaki hormon takviyeleri tercih edilebilmektedir. Hormonal destek sonrası penis boyutları yeterli düzeye geldikten sonra ameliyat planlaması yapılmalıdır."

Ameliyatla yapılanın, idrar yolunun penisin ucuna ilerletilmesi olduğunu ifade eden Temiz, aynı ameliyatta penisteki eğriliklerin de düzeltilmesi gerektiğini kaydetti. Peniste ciddi eğriliği olmayan çocuklarda tek seans ile bu ameliyatın gerçekleştirilebildiğini belirten Temiz, "Bununla birlikte özellikle ağır hipospadias tiplerinde, peniste ciddi eğriliğin eşlik ettiği çocukların bir kısmında, ameliyatların başarısını arttırmak ve istenmeyen durumların gelişimini engellemek amacıyla evreli ameliyatlar tercih edilebilmektedir. Evreli ameliyatlarda ilk olarak penisteki eğrilik düzeltildikten sonra, yeni idrar yolunu oluşturabilmek için sünnet derisi, ağız içi mukozası veya kulak arkası deri gibi çeşitli doku yamalarından yararlanılabilir" dedi.

Doç. Dr. Abdulkerim Temiz, ameliyatların, özellikle bu ameliyatlar için tasarlanmış ekipmanlar ve malzemelerle gerçekleştirildiğini aktardı. Ameliyatın süresinin, kullanılacak yönteme ve tablonun ağırlığına bağlı olarak ortalama 1 ile 4 saat arasında değişebildiğini dile getiren Temiz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İlk ameliyattan genellikle 6 ay veya 1 yıl sonra ikinci evre olan yeni idrar yolunun penis ucuna taşınması ameliyatı gerçekleştirilir. Yapılan ameliyatın hassasiyeti ve anatomik yerleşimi nedeniyle gelişme ihtimali olan enfeksiyonlara karşı antibiyotik kullanımı tercih edilmektedir. Hem tek seans hem de evreli yapılan ameliyatlarda ameliyat sonrası dönemde çocukta idrar sondası olmaktadır. Hafif tipte olan ve tek seansta ameliyat edilen olguların başarı oranı tecrübeli ellerde yüzde 90'ın üzerindedir. Bu ameliyatlardan sonra en sık karşılaşılan istenmeyen durumlar idrar deliğinde daralma olması ve fistül gelişimidir. Bunların oranı hafif formlarda yüzde 5-10 civarındayken; ağır formlarda kullanılan yönteme, teknik ekipmana, deneyime, penisin yapısına, daha önce geçirdiği ameliyatlar gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak artış gösterebilmektedir."

"SÜNNET ÖNCESİ MUTLAKA UZMANA DANIŞILMALI"

Doç. Dr. Temiz, çoğu hastada ameliyat esnasında sünnet derisinden yararlanıldığını hatırlatarak, bu nedenle sünnet öncesi çocukların mutlaka bir uzman tarafından muayene edilmesinin, en azından hipospadias olmadığının ortaya konması açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.

----------------------

Antik Mısır'da bir sünneti gösteren hiyeroglif

Sünnet, daha çok erkeklerde penis ( kamış) başını örten ve koruyan üstderinin ( prepus) bir kısmının veya tamamının kesilip atılması diye bilinmekteyse de erkeklerde ve kadınlarda uygulanan birden fazla çeşidi vardır.

Erkek sünnetinin üç türü:

    1. Tip: Üstderinin kısmen veya tamamen kesilip atılması, frenulum da aynı işlem sırasında zarar görebilir, ya da kesilip atılabilir.
    2. Tip: Penis derisinin tamamen, bazen erbezi torbası ve kasıkları da kapsayacak şekilde yüzülmesi. Arabistan Yarımadası'nın güney kesimlerinde uygulanmış olduğu biliniyor. ( halen uygulanmakta olabilir) Jacque Lantier benzer bir uygulamayı Afrika'da Namshi kabilesinde gözlemlemiştir
    3. Tip: Üriner tüpün erbezi torbasından penis başına kadar yarılarak açılması. Bu tür Avustralya yerlileri arasında halen uygulanmaktadır.

Kadın sünnetinin üç türü:

    1. Tip: Prepusla birlikte klitorisin bir kısmının veya tamamının kesilmesi
    2. Tip: Klitoris, prepus ve çevredeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi
    3. Tip: Klitoris ve prepus ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması

Daha çok uygulananlar erkeklerde 1. tip, kadınlarda ise 1. ve 2. tiplerdir. En tahripkar olan 3. tip kadın sünneti %10 ile %20 arasında bir oranda, genelde Doğu Afrika'da uygulanmaktadır.
Sünnet, yazılı tarihten önce başlamıştır. Uygulamanın kaynağı, tarihin derinliklerinde kaybolmuştur. Erkeklerin sünneti Yahudi inancında mecburidir, pek çok Müslüman topluluğu ve bazı Hıristiyan topluluklarında ise gelenekselleştirilmiştir. Kadın sünneti ile ilgili herhangi bir dini atıf bulunmamasına rağmen özellikle Mısır'daki Müslüman topluluğu ve Afrika'daki Hıristiyan topluluklarınca dinen gerekli görülmektedir. Erkek sünneti ABD, Güney Kore ve Filipinler'de de uygulanmaktadır. Her yıl onüç milyondan fazla erkek ve üç milyondan fazla kız çocuğu sünnet edilmektedir.
Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Teşkilatı, Uluslararası Af Örgütü ve çeşitli dünya devletleri, "jenital sakatlama" olarak adlandırdıkları kadın sünnetini, kadının kendisi ve doğacak çocuklarının sağlığı açısından son derece sakıncalı görmekte ve uygulamayı sona erdirmeye çalışmaktadırlar. Jenital bütünlük savunucuları ise kadın ve erkek sünneti arasında ayrım yapılmasına tepki göstermekte ve her iki uygulamayla birden mücadele edilmesini istemektedirler.

Sünnetle İlgili Teoriler

Kadın Sünnetinin Dünya Genelinde Dağılımı. Koyu renkli alanlar sünnetin en şiddetli ve yoğun uygulandığı yerlerdir.

Sünnetle ilgili pek çok teori bulunmakta ise de, tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir.
Bu teorilerin en önemlilerinden biri James DeMeo'nun, "Erkek ve Kadın Jenital Yaralamalarının Coğrafyası" ( 1997) adlı makalesidir. DeMeo, toplumların ataerkil özellikleri, sünnet uygulayıp uygulamadıkları ve uyguluyorlarsa bunun şiddetini ve küresel kuraklık endeksini bir harita üzerine koyarak karşılaştırır. Bu üç faktörün kesiştiğini farkeden DeMeo, sünnetin MÖ 5000 yıllarında Sahara'nın çölleşmesi ve bunun sonucunda kurulan ataerkil düzen ile ortaya çıktığı sonucuna varır. Daha sonra bazı tarihsel olayları inceleyerek sünnetin ataerkillikle birlikte Sahara'dan dünyanın başka yerlerine yayılışını açıklar.
Ashley Montagu de "Sakatlanan İnsanlık" ( 1991) adlı makalesinde her iki cinste sünnetin, ataerkilliğin yükselmesi ile ortaya çıktığını iddia eder. Günümüzde sünnetin devam etmesini, eski ataerkil eğilimlerin halen güçlü olmasına bağlar.
Nörofizyolog James Prescott'a göre erken yaşlarda, özellikle bebeklerde yapılan sünnet, bireyin gelişen beyin yapısında cinsel zevk duygusunun acı ile birlikte kodlanmasına neden olur, ve bu şekilde cinsel olarak sağlıklı gelişmesini, ve ileri yaşlarda cinsel zevki ve cinselliğin manevi boyutunu gerektiği şekilde yaşamasını güçleştirir. Ataerkil toplum, bireylerin cinselliğini bu şekilde kontrol eder.
Modern zamanlara kadar sünnet, cinsel bir kontrol aracı olarak düşünülmüştür. Bu görüşlerin en çok bilinenlerinden biri Yahudi asıllı düşünür İbn Meymun'un 1190 yılına ait şu sözleridir:
"Söz konusu sünnet olduğunda, öyle sanıyorum ki amaçlanan cinsel ilişkiyi azaltmak, cinsel organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazı insanlar sanır ki, sünnet erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir, ama buna herkes kolaylıkla cevap verebilir: Nasıl olur da doğadaki canlılar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar "eksik yaratılmış" olabilirler, hele bu özellikle üstderi gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise? Gerçek şu ki, bu emir, eksik yaratılışlı bir yapıyı düzeltmek için değil, insanın ahlaki yetersizliklerini tamamlamak içindir. Bu organda açılan yara tam da istendiği gibidir; ne gerekli işlevlere zarar verir, ne de çoğalma yeteneğine. Sünnet basitçe aşırı isteği dengeler, çünkü sünnetin cinsel heyecanı azalttığına dair şüphe yoktur. Organ daha başlangıçtan kan kaybederek ve koruyucu tabakasını yitirerek güçsüz hale gelir......" ( 49. Bölüm, s.609)
Şaşırmışlara Rehber, İbn Meymun

19. yüzyıla kadar sünnet, Sahara Çölü, ve bu bölgeyle yakın etkileşim içindeki ve etkisindeki coğrafi alanlar ve topluluklarla sınırlı kalır. Bu ana kadar Batı dünyasının tavrı, sünnete karşı genelde dışlayıcı ve sünnet yapan ulusları küçük görücüdür. Ne var ki bu durum 19. yüzyılın yaygın cinsellik karşıtı ortamı ve mastürbasyon korkusu ile değişir. İngilizce konuşan ülkelerde sünnet, pek çok hastalığa neden olduğu düşünülen mastürbasyona karşı bir önlem olarak benimsenir. Sünnetle kesilip atılan prepus, gereksiz, hastalıklı bir organ olarak görülmeye başlanır. Uygulamada daha çok erkek çocuklar söz konusudur, ama kız çocukları da nasibini alır. Bu durum ABD haricinde İngilizce konuşan ülkelerde sünnetin büyük oranda terkedildiği 1940'lara kadar sürer. Bu değişimde cinsellik karşıtı ortamın yumuşaması yanında Douglas Gairdner'in prepusun işlevlerini açıkladığı 1949 yılına ait makalesi de büyük rol oynamıştır. Bugün ABD'de sünnet oranının %60 ile %80 arasında, diğer İngilizce konuşan ülkelerde ise ortalama %10'un altında olduğu sanılmaktadır. Ancak kesin istatistikler yoktur. Bunun dışında sömürge döneminde ( 19. yüzyıl) Filipinler'de, ve ABD askeri varlığı ile Güney Kore'de de ( 1950'den sonra) sünnet başlamıştır.

Dinlerin Bakışı
Sünnet Yahudi dini inancında büyük yer tutar. Kutsal kitaplarına göre, Tanrı, elçisi İbrahim aracılığı ile Yahudilerle arasında "Akide" adı verilen anlaşmayı yapmış, ve bu anlaşmanın delili olarak da İbrahim ve halkına sünnet olmalarını emretmiştir. Bu inanışın gereği olarak Yahudiler, doğumdan kısa bir süre sonra erkek bebeklerini sünnet ederler.
Yahudiler arasında doğan Hıristiyanlık inanışında da sünnet önceleri tartışma konusu olmuş, ancak havarilerin ve özellikle de Paul'un "gereksiz" olarak görmesi nedeniyle dini bir gereklilik halini almamıştır. Ne var ki Mısır'daki Kıpti topluluğu gibi Afrika'daki bazı Hıristiyan gruplar hem kadın hem erkek sünnetini, ABD'deki bazı Protestan mezhepler ve Filipinler'deki Katolikler ise erkek sünnetini dinen gerekli olarak kabul ederler.
Müslümanların kutsal kitabında sünnetle ilgili herhangi bir ifade yer almaz, ayrıca İslamiyet'in ilk yıllarında sünnet tartışma konusu da olmamıştır. Bu sıralarda Arapların kadın ve erkek sünnetini ne oranda uyguladıkları bilinmemektedir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu erkek sünnetini, Afrika'daki inananlarının büyük bir kısmı ise kadın ve erkek sünnetini dinen gerekli görürler. Sünnetin Müslümanlar tarafından gelenekselleştirilmesinin 9. yüzyılda İslam'a dönen Yahudi asıllılarının beraberlerinde kendi dinlerinin inançlarını İslam'a taşıması anlamına gelen İsrailiyyat ile olduğu sanılmaktadır.
Sünnetle ilgili dini yorumların, bulunulan coğrafi bölgeye göre değişmesi ( Mısır'lı Hıristiyan Kıptiler örneğinde olduğu gibi), uygulamadaki temel belirleyicinin din değil coğrafya ( Asya'ya uzanan Sahara çöl kuşağı), ve bununla bağlantılı ataerkillik olduğunu göstermektedir.

Tartışma
İngilizce konuşulan ülkelerde sünnetin uygulanmaya başladığı 19. yüzyılda, bazı hastalıklara mikropların neden olabileceği gibi modern teoriler henüz bilinmemektedir. Bunun yerine hastalıklara, kas kasılması gibi olaylarla açıklama getirilmeye çalışılmaktadır. Bu ortam içinde erkek ve kız çocuklardaki prepusun, ve bu arada mastürbasyonun pek çok hastalığa gerekçe olduğu düşünüldü. Bu hastalıklara çare ya da önlem olarak da, daha çok erkek çocuklarda sünnete başlandı. Ne var ki hastalık nedenleri ile ilgili bu iddialar mikropların öneminin anlaşılması ve tıp biliminin ilerlemesi ile 20. yüzyılın başlarında terkedildi.
Bugün, büyük ölçüde Afrika kıtasına özgü olan kadın sünneti lehinde tibbi hiçbir argüman sunulmamaktadır. Ne var ki başta Mısır olmak üzere çeşitli ülkelerdeki din adamları zaman zaman kadın sünnetinin dini bir vecibe olduğunu ileri sürmekte, ve sünnet aleyhtarlığını eleştirmektedirler. Bu ve benzeri geleneksel baskıların ağırlığı sonucu kadın sünneti çeşitli uluslararası örgütlerin ve devletlerin muhalefetine rağmen, Afrika'da yaygın bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir.
Erkek sünneti içinse farklı olarak, hem dini hem de tıbbi argümanlar ileri sürülmektedir. 20. yüzyılda, sünnetin erkeklerde penis, kadınlarda rahim kanserini, bebeklerde idrar yolları enfeksiyonunu, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkları, ve son olarak da AIDS'i önlediği ileri sürülmüştür. Bunlardan sonuncusu olan AIDS hariç, diğer teoriler ilk ortaya atıldıklarında ilgi çektiyseler de, hastalık riskinin sünnetin kendi riskinden düşük olması, veya diğer hastalık yapıcıların keşfedilmesi nedeni ile bugün sünnet için yeterli gerekçe olarak görülmemektedir. AIDS konusundaki tartışma sürmektedir.
Erkeklerde prepusun kendisinden kaynaklanabilecek sorunlar da sünnet için diğer nedenler olarak öne sürülmüştür. Sünnet karşıtları ise bu sorunların ortaya çıktıkları zaman sünnet dışı yöntemlerle tedavi edilebileceğini, sünnete en son çare olarak başvurulabileceğini söylemektedirler.
Bu arada erkek cinsel organı hakkındaki yaygın bilinçsizlik, prepusun doğal gelişiminin hastalıklı olarak görülmesine, ve pek çok gereksiz sünnete neden olmaktadır.

Erkek sünneti konusundaki dini tartışma Yahudiler, ve ABD'deki az sayıdaki Hıristiyan mezhep arasında devam etmektedir. Müslümanlar arasında ise genelde konu tartışmaya açılmamıştır.


-----------------

Erkek sünneti

Sünnet, erkeklerde penis başını örten ve koruyan üstderinin ( prepus) bir kısmının veya tamamının kesilip atılması böylece glansın ( penis başı) açıkta kalmasını sağlamaktır.[1] Dini veya kültürel gerekçelerle pek çok din ve kültürde erkeklere uygulanır. Sünnetin ilk olarak ne zaman ve ne gerekçe ile yapılmaya başlandığına dair kanıt yoktur; ancak Antik Mısır medeniyetinde uygulandığı bilinmektedir.[1]

Söz konusu uygulamanın yazılı tarihten önce başladığı bilinmektedir. Sünnet geleneğinin yaygın olduğu bazı ataerkil toplumlarda erkekliğin bir gerekliliği olarak görülür. Bazı toplumlarda sünnet olmayan erkeklere evlenme hakkı verilmemektedir. Sünnet bazı toplumlarda ise evlilik kurumuna karşı sadakat gösterisi olarak uygulanmaktadır.
Sünnet kelimesi, “âdet, yol, davranış” anlamlarına gelen Arapça kökenli bir sözcükdür.

Yunan mitolojisinde Attis, Kybele'nin sevgilisidir. Ancak Kybele'ye verdiği sözü unutarak Kral Midas'ın kızıyla evlenir. Düğüne Kybele de davet edilir. Düğün sırasında Kybele ile karşılaşan Attis ne yapacağını bilemez. Kybele'ye karşı duyduğu pişmanlıktan ötürü cinsel organını orada keser ve kanlar içinde kıvranmaya başlar. Sevgilisinin böyle acı içinde kıvranmasına dayanamayan Kybele Attis'i bir çam ağacına dönüştürerek ona sonsuzluğu bağışlar.

Pessinus Mabedi'nde Tanrıça Kybele adına her sene düzenlenen şenliklerde tapınakta rahip olmak isteyen erkekler Kibele rahibi olmanın ön şartı olarak hadım edilir ve kesilen cinsel organları bir çam ağacının altına gömülür. Bu inanış daha sonra Sami ırkında ( Arap ve Yahudiler) cinsel organı değil ama ucunu ( erkeklerde prepusium, kadınlarda klitoris) kesme şeklinde günümüze kadar devam etmiştir.
Sünnetle ilgili pek çok teori bulunmakta ise de, tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. Sünnet, yazılı tarihten önce başlamıştır. Uygulamanın kaynağı, tarihin derinliklerinde kaybolmuştur. Sünnete dair en eski illüstrasyon Mısır'da bulunmuştur ve tarihi MÖ 2400'e kadar gitmektedir.[2] Erkeklerin sünneti Yahudi inancında mecburidir, pek çok Müslüman topluluğu ve bazı Hristiyan topluluklarında ise gelenekselleştirilmiştir. Her yıl on üç milyondan fazla erkek ve üç milyondan fazla kız çocuğu sünnet edilmektedir.[3][4]

Sünnetin kökeni ile ilgili teorilerden biri James DeMeo'nun, "Erkek ve Kadın Jenital Yaralamalarının Coğrafyası" ( 1997) adlı makalesinde açıklanır. DeMeo, toplumların ataerkil özellikleri, sünnet uygulayıp uygulamadıkları ve uyguluyorlarsa bunun şiddetini ve küresel kuraklık endeksini bir harita üzerine koyarak karşılaştırır. Bu üç faktörün kesiştiğini fark eden DeMeo, sünnetin MÖ 5000 yıllarında Sahara'nın çölleşmesi ve bunun sonucunda kurulan ataerkil düzen ile ortaya çıktığı sonucuna varır. Daha sonra bazı tarihsel olayları inceleyerek sünnetin ataerkillikle birlikte Sahara'dan dünyanın başka yerlerine yayılışını açıklar.[5]

Ashley Montagu de "Sakatlanan İnsanlık" ( 1991) adlı makalesinde her iki cinste sünnetin, ataerkilliğin yükselmesi ile ortaya çıktığını iddia eder. Günümüzde sünnetin devam etmesini, eski ataerkil eğilimlerin halen güçlü olmasına bağlar.[6]

Nörofizyolog James Prescott'a göre erken yaşlarda, özellikle bebeklerde yapılan sünnet, bireyin gelişen beyin yapısında cinsel zevk duygusunun acı ile birlikte kodlanmasına neden olur, ve bu şekilde cinsel olarak sağlıklı gelişmesini, ve ileri yaşlarda cinsel zevki ve cinselliğin manevi boyutunu gerektiği şekilde yaşamasını güçleştirir. Ataerkil toplum, bireylerin cinselliğini bu şekilde kontrol eder.[7]

Modern zamanlara kadar sünnet, cinsel bir kontrol aracı olarak düşünülmüştür. Bu görüşlerin en çok bilinenlerinden biri Yahudi asıllı düşünür İbn Meymun'un 1190 yılına ait şu sözleridir:

    "Söz konusu sünnet olduğunda, öyle sanıyorum ki amaçlanan cinsel ilişkiyi azaltmak, cinsel organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazı insanlar sanır ki, sünnet erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir, ama buna herkes kolaylıkla cevap verebilir: Nasıl olur da doğadaki canlılar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar "eksik yaratılmış" olabilirler, hele bu özellikle üstderi gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise? Gerçek şu ki, bu emir, eksik yaratılışlı bir yapıyı düzeltmek için değil, insanın ahlaki yetersizliklerini tamamlamak içindir. Bu organda açılan yara tam da istendiği gibidir; ne gerekli işlevlere zarar verir, ne de çoğalma yeteneğine. Sünnet basitçe aşırı isteği dengeler, çünkü sünnetin cinsel heyecanı azalttığına dair şüphe yoktur. Organ daha başlangıçtan kan kaybederek ve koruyucu tabakasını yitirerek güçsüz hale gelir......" ( 49. Bölüm, s.609) Şaşırmışlara Rehber, İbn Meymun

Cerrahiyetü'l Haniyye adlı eserde yer alan sünnet sahnesi.

19. yüzyıla kadar sünnet, Sahara Çölü, ve bu bölgeyle yakın etkileşim içindeki ve etkisindeki coğrafi alanlar ve topluluklarla sınırlı kalır. Bu ana kadar Batı dünyasının tavrı, sünnete karşı genelde dışlayıcı ve sünnet yapan ulusları küçük görücüdür.[8] Ne var ki bu durum 19. yüzyılın yaygın cinsellik karşıtı ortamı ve mastürbasyon korkusu ile değişir. İngilizce konuşan ülkelerde sünnet, pek çok hastalığa neden olduğu düşünülen mastürbasyona karşı bir önlem olarak benimsenir. Sünnetle kesilip atılan prepus, gereksiz, hastalıklı bir organ olarak görülmeye başlanır. Uygulamada daha çok erkek çocuklar söz konusudur, ama kız çocukları da nasibini alır. Bu durum ABD haricinde İngilizce konuşan ülkelerde sünnetin büyük oranda terkedildiği 1940'lara kadar sürer.[9] Bu değişimde cinsellik karşıtı ortamın yumuşaması yanında Douglas Gairdner'in prepusun işlevlerini açıkladığı 1949 yılına ait makalesi de büyük rol oynamıştır. Bugün ABD'de sünnet oranının %60 ile %80 arasında, diğer İngilizce konuşan ülkelerde ise ortalama %10'un altında olduğu sanılmaktadır. Ancak kesin istatistikler yoktur. Bunun dışında sömürge döneminde ( 19. yüzyıl) Filipinler'de, ve ABD askeri varlığı ile Güney Kore'de de ( 1950'den sonra) sünnet başlamıştır.

Sünnet olayı ile ilgili olarak psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Oedipus kompleksine atıfta bulunmuş ve bu kompleks sonucu olan kastrasyon anksiyetesi ( Hadım edilme korkusu) ile sünnet olayını ilişkilendirmiştir.[kaynak belirtilmeli] Freud'a göre sünnet olayı erkek çocuğun annesine karşı duyduğu özlemden vaz geçtiğini göstermek amacıyla toplum önünde törensel olarak uygulanan bir cerrahi operasyondur. Erkek sünnet olarak artık erkekliğe adım atmış ve annesi ile bağlarını tam olarak koparmış olmaktadır.

Sünnet Yahudi dini inancında büyük yer tutar. Kutsal kitaplarına göre, Tanrı, elçisi İbrahim aracılığı ile Yahudilerle arasında "Akide" adı verilen anlaşmayı yapmış, ve bu anlaşmanın delili olarak da İbrahim ve halkına sünnet olmalarını emretmiştir. Bu inanışın gereği olarak Yahudiler, doğumdan kısa bir süre sonra erkek bebeklerini sünnet ederler.

Yahudiler arasında doğan Hıristiyanlık inanışında da sünnet önceleri tartışma konusu olmuş, ancak havarilerin ve özellikle de Paul'un "gereksiz" olarak görmesi nedeniyle dini bir gereklilik halini almamıştır. Ne var ki Mısır'daki Kıpti topluluğu gibi Afrika'daki bazı Hıristiyan gruplar hem kadın hem erkek sünnetini, ABD'deki bazı Protestan mezhepler ve Filipinler'deki Katolikler ise erkek sünnetini dinen gerekli olarak kabul ederler.

Müslümanların kutsal kitabında sünnetle ilgili herhangi bir ifade yer almaz, ayrıca İslamiyet'in ilk yıllarında sünnet tartışma konusu da olmamıştır. Bu sıralarda Arapların kadın ve erkek sünnetini ne oranda uyguladıkları bilinmemektedir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu erkek sünnetini, Afrika'daki inananların büyük bir kısmı ise kadın ve erkek sünnetini dinen gerekli görürler. Sünnetin Müslümanlar tarafından gelenekselleştirilmesinin 9. yüzyılda İslam'a dönen Yahudi asıllıların beraberlerinde kendi dinlerinin inançlarını İslam'a taşıması anlamına gelen İsrailiyyat ile olduğu sanılmaktadır.[10] ( Boratav 2003:201).

Sünnetle ilgili dini yorumların, bulunulan coğrafi bölgeye göre değişmesi ( Mısır'lı Hıristiyan Kıptiler örneğinde olduğu gibi), uygulamadaki temel belirleyicinin din değil coğrafya ( Asya'ya uzanan Sahara çöl kuşağı), ve bununla bağlantılı ataerkillik olduğunu göstermektedir.

Türkçede sünnet olmaya sünnet veya kestirme denilir, Araplarda ise buna hıtan denilmektedir. Türk kültüründe sünnet hem dini, hem de geleneksel bir görev olarak görülmektedir.

Türkiye'de sünnet düğünü yaygın bir gelenektir. ( son zamanlarda batı etkisinde bebekler de sünnet edilmektedir) Çok çocuklu aileler, çocukların hepsini birden sünnet ettirmek için uygun bir zamanı beklerler. Sünnet düğünleri genellikle yaz aylarında yapılır. Köylerde sünnet düğünü okuyucu, elçi denilen çağrıcılarla, kentlerde davetiye ile olur.

Sünnet yeri ya evdir ya da bahçedir. Çocuğun yatağı hazırlanır, süslenir. Mütevazı düğünlerde misafirlere yemek verilir, hoca çağrılır, Kur'an okunur ve dua edilir, mevlid okunur. Çalgılı düğünler de yaygındır.

Çocuğun sünnet giysisi hazır satılan veya diktirilen beyaz ceket ve pantolondur. Bu giysiye üzerinde maşallah yazan bir kuşak takılır. Çocuğun sırtına da kırmızı veya mavi pelerin atılır veya kurdele takılır, başına taç konur. Sünnet sonrası için geniş bir gecelik hazırlanır, çocuk birkaç gün rahat rahat tuvalete gitsin diye. Hatta birkaç gün rahat uyusun diye. En yakınlarından biri tutar, çocuğun dikkatini başka yöne çekerken sünnetçi kesimi tamamlar. Bu sırada tekbir getirilir, "oldu da bitti maşallah" tekerlemesi söylenir. Sünnetçi aleti mengeneli çok keskin bir bıçaktır. Penisin ucundaki deriyi kesme işlemi bittikten sonra sünnetçi pansuman yapar, pamukla sarar, çocuk yatağına götürülür. Bazı yörelerde sünnetçi, kirve ve çocuğun üzerine bir örtü serilmektedir.

Sünnetten sonra davetliler çocuğun yatağına giderek hediyeler verir, çocuğa para takarlar. Bazı yerlerde tur denilen tepsiyle para toplama adeti görülmektedir.

İngilizce konuşulan ülkelerde sünnetin uygulanmaya başladığı 19. yüzyılda, bazı hastalıklara mikropların neden olabileceği gibi modern teoriler henüz bilinmemektedir. Bunun yerine hastalıklara, kas kasılması gibi olaylarla açıklama getirilmeye çalışılmaktadır. Bu ortam içinde erkek ve kız çocuklardaki prepusun ve bu arada mastürbasyonun pek çok hastalığa gerekçe olduğu düşünüldü. Bu hastalıklara önlem olarak da, daha çok erkek çocuklarda sünnete başlandı. Ne var ki hastalık nedenleri ile ilgili bu iddialar mikropların öneminin anlaşılması ve tıp biliminin ilerlemesi ile 20. yüzyılın başlarında terkedildi.[14]
Sünnet karşıtı protestolar

Bugün, büyük ölçüde Afrika kıtasına özgü olan kadın sünneti lehinde tıbbi hiçbir argüman sunulmamaktadır. Ne var ki başta Mısır olmak üzere çeşitli ülkelerdeki din adamları zaman zaman kadın sünnetinin dini bir vecibe olduğunu ileri sürmekte ve sünnet aleyhtarlığını eleştirmektedirler. Bu ve benzeri geleneksel baskıların ağırlığı sonucu kadın sünneti çeşitli uluslararası örgütlerin ve devletlerin muhalefetine rağmen, Afrika'da yaygın bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir.

Erkek sünneti içinse farklı olarak, hem dini hem de tıbbi argümanlar ileri sürülmektedir. Sünnetin erkeklerde penis, kadınlarda rahim kanserini, bebeklerde idrar yolları enfeksiyonunu, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkları ve son olarak da AIDS'i önlediği ileri sürülmektedir. AIDS hariç, diğer teoriler ilk ortaya atıldıklarında ilgi çektiyseler de, hastalık riskinin sünnetin kendi riskinden düşük olması nedeni ile bugün yaygın sünnet için yeterli gerekçe olarak görülmemektedir. AIDS konusundaki tartışma sürmektedir.

Erkeklerde prepusun kendisinden kaynaklanabilecek sorunlar da sünnet için diğer nedenler olarak öne sürülmüştür. Sünnet karşıtları ise bu sorunların ortaya çıktıkları zaman sünnet dışı yöntemlerle tedavi edilebileceğini, sünnete en son çare olarak başvurulabileceğini söylemektedirler.[15]

Bu arada erkek cinsel organı hakkındaki yaygın bilinçsizlik, prepusun doğal gelişiminin hastalıklı olarak görülmesine ve pek çok gereksiz sünnete neden olmaktadır.[16]

Kölnde kurulu bir Alman mahkemesinin sünneti çocuğun vücut bütünlüğüne yönelik cezalandırılması gereken bir saldırı olarak nitelemesiyle sünnet hakkında hukuki tartışmalar gündeme gelmiştir.[17]

Erkek sünneti konusundaki dini tartışma Yahudiler ve ABD'deki az sayıdaki Hıristiyan mezhep arasında devam etmektedir. Müslümanlar arasında ise genelde konu tartışmaya açılmamıştır.

Sünnet olan erkekler kimi zaman doğal sünnet derisi görünümünü tekrar elde etme arzusu, cinsel birliktelik sırasındaki hassasiyeti artırmak ya da günlük aktiviteler sırasında hassas bölgelerin sürtünmeden kaynaklı deformasyonunu önlemek gibi nedenlerle sünnet derisi restorasyonu ile penisin sünnet olmadan önceki görünümüne geri dönerler.


--------------------

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)  günlük hayatta yaptığı sünnetler

    1- Teheccüd namazı kılmak, sünnet-i müekkededir.

Allah Rasûlü (s.a.v) hayatları boyunca bu namazı devamlı kılmışlardır. Bu sebeple Sünnetlerin en faziletlisi, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bu sünnetidir.

    2- Uykudan uyanınca şu duayı okumak sünnettir:

“Öldürdükten sonra bizi dirilten Allâh’a hamd olsun. Dönüş ancak O’nadır.”

    3- Tuvalete girerken şu dua okumak sünnettir.

“Allah’ım, şeytanların erkeklerinden ve dişilerinden sana sığınırım!” duası, çıkınca da; “Allah’ım, affını isterim, beni mağfiret eyle!”

«Benden bana eziyet veren şeyleri gideren ve bana âfiyet veren Allah’a hamd olsun!» duaları okunur.

    4- Bütün şartlarına ve edeplerine riayet ederek abdest aldıktan sonra kelime-i şehâdet getirilmesi sünnettir.

    5- Kur’an’ı tegannî ile yani güzel sesle, kaide ve kurallarına ve tecvidine uygun olarak okumak Peygamber Efendimiz’in yolu ve sünnetine uymak demektir.

    6- Sabahleyin erkenden işe başlamak fiilî sünnettir.

    7- Elinin emeğiyle geçinmek peygamberler sünnetidir.

    8- Günde en az yüz defa, hatta daha fazla tevbe ve istiğfar etmek sünnettir.

    9- Felak ve Nâs Sûreleri’ni okuyarak insanların ve cinlerin şerrinden ve nazardan Allah’a sığınmak fiilî bir sünnettir.

    10- Yemekten önce ve sonra elleri güzelce yıkamak sünnettir.

    11- Yemeye ve içmeye besmeleyle başlamak, sağ elle ve önünden yemek sünnettir.

    12- Peygamber Efendimiz (s.a.v) yemekten sonra tabağı bir ekmek parçasıyla iyice sıyırır, böylece besin değeri olan şeyleri israf etmezdi.

    13- Suyu tek nefeste içmeyip, üç defada içmek sünnettir.

    14- Bir şey yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” demek sünnettir.

    15- Vedalaşırken “Allah’a ısmarladık” demek veya “Tevekkeltü alellah” işlerimi Allah’a ısmarladım” demek sünnettir.

İnsanlarımızın birbirlerinden ayrılırken “Allah’a ısmarladık” diyerek vedâlaşmaları, herhalde buradan kaynaklanmakta ve sünnet-i seniyyenin kültürümüzdeki müsbet izlerinden biri olmaktadır. Bu âdet, şuurlu bir şekilde ve ısrarla sürdürülmeli, “çav” veya “bay bay” gibi yabancı kelime ve ifadelerle asla değiştirilmemelidir.

PEYGAMBERİMİZ’İN GÜNLÜK HAYATTAKİ YAŞAYIŞI

    16- Ayakkabı ve elbise giyerken sağdan başlamak, bir yere sağ ayağını atarak girmek, bir yere girerken çıkarken sağda bulunanlara öncelik hakkı tanımak sünnettir.

    17- Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e su veya süt gibi bir şey ikram edildiği zaman, hepsini içmez bir miktar bırakır, onu da sağ tarafında bulunana ikram ederlerdi.

Sağ yanındaki yaşça küçük biri ise, ondan izin almak sûretiyle sol yanındakilere ikram ederlerdi. O’nun sünneti böyle idi.

    18- Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır.

Birlikte oturulan bir cemaatin yanından kalkılacağı zaman da, gelindiğinde olduğu gibi selâm verilmesi gerekir.

    19- Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.

    20- Çocuklara selâm vermesi  Peygamber Efendimiz’in sünnetlerinden biridir.

    21- İşrak namazı kılmak sünnettir.

    22- Esneme anında el ile ağzı kapatmak sünnettir.

    23- Hasta ziyareti sünnettir.

Ziyarette edebe riâyet etmek gerekir. Hasta ziyaretini tekrarlamak da sünnettir.

    24- Hastaya Kur’an âyetleriyle bilinen bazı zikirleri okumak demek olan rukye câizdir. Hatta sünnettir.

    25- Hasta ziyaretine giden kimsenin hasta için sade ve özlü dua yapması, şifa dilemesi sünnettir.
EFENDİMİZ’İN KILDIĞI NAFİLE NAMAZLAR

    26- Ölen birinin gözlerini kapatmak sünnettir.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) vefat etmiş olan Ebû Seleme’nin yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, onları kapattı. Efendimiz’in bu işlemi bizzat yapmış olması, ümmet için fiilî bir sünnet olmuştur.

    27- Fazilet ve hayır sahipleriyle beraber olmayı istemek ve buna gayret göstermek sünnet-i seniyye gereğidir.

    28- İzin isteyene “kim o?” denildiğinde, bilinen adı veya künyesi ile ben filanım demesi sünnettir.

    29- Kim olduğu sorulan kimse, adını, soyadını, gerekirse babasının adını, memleketini ve mesleğini de söyleyerek kendini tanıtmalıdır. Sünnete uygun olan tanıtma şekli budur.

    30- Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) yola çıkarken dua eder, dönerken de şöyle hamdederlerdi:

“Yolculuktan dönüyor, tevbe ediyor, kulluk yapıyor ve Rabbimiz’e hamdediyoruz.”

    31- Cihaddan veya yolculuktan dönen orduyu ve misafirleri karşılamak edepten olup, Peygamberimiz’in sünnetine uygundur.

    32- Hediyeleşmek sünnettir.

    33- Herkesin imkânı nisbetinde Allah yolunda infakta bulunması, Kur’an ve sünnette sıkça tavsiye edilmiş olan büyük sevaplardandır.

    34- Müslüman bir kimsenin, dünyalık işler, mal, mülk ve zenginlik gibi konularda kendisinden aşağı derecede olanlara, din işlerinde ve manevî faziletler konusunda daha üstün olanlara bakması sünnete uygundur.

    35- Köleye, hizmetçiye, çırağa kendi yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek, onlara iyi muamelede bulunmak, yapabilecekleri işleri teklif etmek, gönüllerini hoş tutmak ve insanca muamele etmek gerekir.

    36- Müslümanlar iyiliğe en güzel şekilde teşekkür etme sünnetini daima canlı tutmalı ve birbirlerine “cezâkellâhü hayran: Allah seni hayırla mükâfatlandırsın!” diye dua etmelidir.

    37- Yeni doğan bir çocuğa tatlı bir şey çiğneyerek yalatmak sünnettir.

    38- Faziletli yerleri ziyâret etmek sünnettir.

    39- Kubâ mescidini cumartesi günleri ziyaret edip orada iki rek’at namaz kılmak sünnettir.

    40- Sevdiği insana “Ben seni seviyorum” diye sevgisini bildirmek sünnettir.

    41- Dua ederken elleri kaldırmak sünnettir.

    42- Kur’an kıraatına önem veren hâfızlara Kur’an okuyup dinletmek sünnettir.

    43- Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) selâm verip namazdan çıkınca üç defa “Estağfirullah”diye istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi.

    44- İhtiyaç sahibi olan başka fakirlere bakmak bazı kere farz-ı kifâye, genel olarak da sünnettir.

    45- Konuların açıklanmasında herkesin dikkatini çekecek misaller vermek eğitim ve öğretimde tesirli bir yoldur ve sünnettir.

    46- Açık alanlarda namaz kılınırken, namaz kılanın önüne sütre dikmesi sünnettir.

    47- Ezan okumak İslâm’ın vazgeçilmez esaslarından ve sünnetlerinden biridir.

    48- Ezan okurken müezzinin “hayye ‘ale’s-salâh ve hayye ‘ale’l-felâh”larda sağa sola dönmesi sünnettir.

    49- Ezanı, müezzinin söylediklerini tekrar ederek sonuna kadar dinlemek, bitince de dua etmek faziletli sünnetlerdendir.

    50- Camiye ve cemaate erken gelmek ve ilk saflarda yer almak sünnette teşvik edilmiştir.

    51- Seferî de olsalar mü’minlerin namazı cemaatle kılmaları sünnettir.

    52- Cemaatle namazı kısa tutmak ve hutbeyi uzatmamak, Peygamber Efendimiz’in sünnetindendir.

    53- Cemaatle namaz kılarken safları sık ve düz tutmak sünnettir.

    54- Dağınık bir vaziyette olan saçını ve sakalını düzeltmek de sünnettir.

    55- Güzel koku sürmek sünnettir. Kadınların dışarı çıkarken koku sürünmeleri ise yasaklanmıştır.

    56- Cenazenin arkasından kabre kadar gitmek sünnettir.

    57- Cenaze namazı kılındığı zaman, hiçbir ayırım yapmadan ölen için içtenlikle dua edilmesi sünnettir.

    58- Cenazeyi teşyîde, namazını kılmak ve kabre defnetmek farz-ı kifâye, bunun dışındaki hizmetler sünnet ve müstehabdır.

    59- Meşru ölçüler dâhilindeki dâvetlere icabet sünnettir.

    60- Dertlilere derman olmaya çalışmak, Efendimiz’in sünnetidir.

    61- Aksıran “el-hamdülillah” dediğinde, “yerhamükellah” diye ona hayır dilemek sünnettir.

Bizim toplumumuzda çok kere karşılaştığımız aksırana“çok yaşa” demenin ve bunun karşılığında “sen de gör” gibi karşılık vermenin sünnetle ve İslâmî muâşeretle bir alâkası yoktur.

    62- Aksıranın ağzını eliyle veya mendille kapatması sünnete uygun bir davranıştır.

    63- Yemin edenin yeminini yerine getirmesine yardımcı olmak sünnettir.

    64- Musâfaha yapmak sünnettir.

    65- Yola çıkarken dua etmek ve zorluklarından Allah’a sığınmak sünnettir.

    66- Herhangi bir topluluktan korkan ve kendisine zarar vermelerinden kuşkulanan kimsenin dua edip Allah’a sığınması sünnettir.

    67- Cuma günü gusül abdesti almak, vücudun temizlenmesi gereken yerlerini temizlemek sünnettir.

SÜNNETE UYGUN GUSÜL ABDESTİ NASIL ALINIR?
    68- Cumanın farzından sonra câmide iki rekât, oradan ayrılıp evine gidince, evinde de ayrıca iki rekât namaz kılmak sünnettir. Herkes durumuna uygun olanı yapabilir.

    69- Sahura kalkmak sünnettir.

    70- Oruç açmakta acele etmek sünnettir.

    71- Taze hurma, yoksa kuru hurma o da yoksa su ile iftar etmek sünnettir.

    72- İftar edilince Allah’a kısa ve özlü şekilde dua etmek sünnettir.

    73- Kadir gecesi gibi müstesna fırsatları kaçırmamak için dikkatli davranmak, hatta ev halkını da bu konuda uyarmak sünnettir.

    74- Kadir gecesinde namaz kılmak, Kur’an okumak, “Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni affeyle!” diye dua etmek ve tefekkürde bulunmak sünnettir.

    75- Ramazan ayında her zamankinden daha fazla ibadet etmek, son on gününde de diğer Ramazan günlerinden fazla ibadete gayret etmek Peygamber Efendimiz’in sünnetidir.

    76- Ramazanın son on gününde, mescidde itikâfa girmek sünnettir. Her yerleşim biriminde en az bir camide itikâf sünnetinin yaşatılması uygun olur. Hanımlar evlerinde itikâfa çekilebilirler.

    77- Peygamber Efendimiz Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirmeye îtinâ gösterirlerdi.

    78- Eyyâm-ı bîz denilen her kamerî ayın 13, 14 ve 15. günleri oruç tutmak sünnettir.

    79- Umreye gitmek sünnettir.

    80- Bayram namazlarına ve seferlere giderken ve dönerken farklı yollardan gidip gelmek Peygamber Efendimiz’in sünnetidir.

    81- Kamerî aylardan muharremin onuncu günü aşûre günüdür. Bu gün oruç tutmak sünnettir.

    82- Konuşmanın veya susmanın hangisi hayırlı ise, onu yapmak gerekir. Eşitlik halinde susmak sünnettir.

    83- Yeni bir elbise giydikten sonra Allah’a hamdetmek, şükretmek sünnete uygun bir davranıştır.

    84- Bıyıkları kırpmak,

    85- Sakal bırakmak,

    86- Misvak kullanmak,

    87- Buruna su çekmek,

    88- Tırnakları kesmek,

    89- Parmak boğumlarını temizlemek,

    90- Koltuk altı kıllarını gidermek,

    91- Edep yerlerini temizlemek,

    92- İstinca yapmak (taharetlenmek),

    93- Mazmaza (ağıza su vermek) fıtrî sünnetlerdendir.

    94- Misafire ikram etmek sünnettir.

    95- Erkeğin, ev işlerinde âilesine yardımcı olması sünnettir.

    96- Çocuk sevgisi insanda fıtrî bir duygu ve Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in sünnetlerinden biridir.

    97- Zaruri bir sebep olmadıkça Yatsı Namazı’nda Şemş, İnşikâk ve Leyl gibi orta uzunluktaki sûreleri okumanın sünnet olduğu kabul edilir.
    98- Bakara Sûresi’nin son iki âyeti olan Âmenerrasûlü’yü her gece okumak, Efendimiz’in sünnetidir.

    99- Tebâreke Sûresi’nin ezberlenmesi ve her gece yatmadan önce okunması Peygamber Efendimiz’in sünnetlerindendir.

    100- Uyumadan önce, yanan bir ateş varsa onu söndürmek, sünnete uygun bir davranıştır.

    101- Uykudan evvel namaz kılacakmış gibi abdest almak, sağ yanına yatmak ve uyku duasını okumak sünnettir.

    102- Uyku için yatağa girince sağ elimizi yanağımızın altına koymak ve sağ tarafımız üzerine yatmak sünnete uygun bir davranıştır.

    103- Geceleyin uyumadan önce Âyetü’l-kürsî okumak sünnete uygun bir davranıştır.

    104- Âdet edinilen hayırlı işleri, sünnetleri, ibadet ve tâatleri sürekli yapmakta kararlı olmak gerekir.


----------------------

Peygamber Efendimizin 79 Sünneti


1- Her işe "besmele" ile başlamak.
2- Suyu üç yudumda oturarak, kıbleye dönerek içmek. Başında "besmele" çekmek, sonunda "elhamdülillah" demek.
3- Evden çıkarken aynaya bakmak (O dönemde ayna olmadığı için Efendimiz (s.a.v.)suya bakarmış).
4- Abdest alırken kıbleye dönmek, sonunda üç yudum su içmek )bu su zemzem hükmünde olup, şifa niyetine içilmelidir).
5- Yolda önüne bakarak hızlı adımlara yürümek.
6- Selamlaştığı insana sağ elini uzatmak, işaret ve baş parmağı arasındaki boşluğu karşıdaki insanın aynı yerine temas ettirmek.
Çünkü bu yerlerde muhabbet damarları varmış.
7- Saçları gece yatmadan hemen önce ve kıbleye dönerek her gün taramak, ortadan ayırmak.
8- Yanında misvak, ayna, kesici bir alet, yakıcı bir alet, güzel koku ve tarak taşımak.
9- Gece abdestli yatağa girmek (Şayet ölüm gelirse şehit hükmünde olmak için).
10-Gece yatmadan önce "Felak-NasSureleri"ni okuyup iki elini birleştirerek üflemek ve vücudunun her yerine sürmek.
11-Tuvalete girerken sol ayakla girmek, çıkarken sağ ayakla çıkmak.
12-Tuvalete girerken "ALLAHümme inni euzü bike minerricsil habisi muhbusi mineşşeytanirraciym." çıkarken de
"Elhamdülillahi anil eza ve afani" demek.
13-Tuvalete tükürmemek, orada konuşmamak, bir şey yememek, oradan çabuk çıkmak.
14-Def-i hacette bulunmadan önce bir miktar su dökmek.
15-Tuvalete başı kapalı girmek (idrardan çıkan asitin ilk temas ettiği yer saç kökleri olduğu için başı kapalı olmazsa
saç dökülmesine sebep olur. Bilhassa alkoliklerin kel olme sebebi budur).
16-Mutfakta bir kabı kullanmadan önce onu temiz su ile durulamak.
17-Açıkta kalan yiyeceklerin üzerini örtmek.
18-Ayakkabıları gitmeden önce ters çevirip silkelemek.
19- Kıyafetleri sağdan sağdan giyip, soldan çıkartmaya başlamak. Mesela çorap giyerken önce sağ ayakla giymek,
çıkarırken de sol ayağı çıkarmak (böyle yapıldığı taktirde kıyafetler eskimezmiş).
20-Sofraya oturmadan hayalen mideyi üçe bölmek 1/3 su, 1/3 yemek, 1/3 hava.
21-Acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan sofradan kalkmak.
22-Uykudan kalkınca elleri en az üç defa yıkamadan yiyecek kabına daldırmamak.
23-Akşam üzeri önce perdeyi çekmek, sonra ışığı açmak.
24-Banyodan son çıkma sırasında ayaklara soğuk su dökmek.
25-Tabakta hiçbir şey kalmayacak şekilde yemek tabağını sünnetlemek. Sonra bir miktar su koyup onu kaşıksız içmek.
26-Tek sayıyı tercih etmek. Mesela, misafirlikte şeker ikramında bir ya da üçü tercih etme gibi.
27-Cuma günleri farz olmasa bile gusül abdesti almak (şartlar müsait değilse hiç olmazsa saçı yıkamak), güzel
koku sürünmek, sadaka vermek, beyaz giyinmek, tırnak kesmek(orta, serçe, baş, yüzük, işaret parmağı sırası
takip edilerek kesildiğinde görme bozukluklarının azalacağını Peygamber Efendimiz( s.a.v.) bizzat söylemiştir).
28-Yatarken yatağa çarşaf sermek.
29-Gece, günlük kıyafetleri çıkarınca katlamak.
30-Sabah namazı vakti çıkınca ilk 45 dk (Keraat vakti) ve akşam ezanının okunmasına 45 dk kala uyumamak
(bu vakitlerde uyumak cüzzam hastalığına, bel ağrıların sebeptir).
31-Güneş tam tepede iken yani öğle vakti bir miktar uyumuak, uyuyamıyorsa bile 10 dk gözleri kapatmak
(Bu uykuya kaylule denir ve uyuyanların yüzüne güzellik gelir).
32-Gece yatmadan önce 3 defa toz sürme çekmek (Göz hastalıklarına şifadır).
33-İşrak namazı kılmak.
34-Konuştuğu kimseye bedeniyle dönerek konuşmak.
35-Yemek tabağına düşen sineği tamamen batırıp geri çıkarmak ve o yemeği yemeye devam etmek
(çünkü sineğin bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir vardır).
36-Kapıyı üç kez bekleyerek çalmak (4 rekat namaz vakti kadar).
37-Kapıyı çalarken kapının ya sağında ya da solunda beklemek, karşısında durup da içeriyi
izlememek (kapı ilk açıldığında ev sahibinden izinsiz içeriye bakmak haramdır).
38-Baş kıbleye gelecek şekilde sağ el sol yanak altında, sol el iki diz arasında, dizler de
karın bölgesine bükülü vaziyette yatmak. Bu vaziyette yatınca üstten bakıldığında arapça olarak
"MUHAMMED" yazısı görülecektir. Aynı zamanda kıbleye karşı ayak uzatıp da yatanlar sabah kalktıklarında
yorgun olarak kalkarkar, sebebi ise ekvatorun kıbleden geçmesidir.
39-Başı ağrıdğıda tülbent ile sıkıca sarmak.
40-Yemeğe tuz ile başlamak (Tuz dişlere kayganlık sağladığı için yemeklerin yapışması
önlenmi olur ve temizleme kolaylığı oluşur).
41-Yemeği ayrı tabaklarda değil de ortak tabakta yemek, yerken önünden almak, yemeğin ortasına dokunmamak.
42-Misafire bir bardak su bile olsa ikramda bulunmak, mümkünse etli yemek ikram etmek.
43-Çörek otu yemek(ölümden başka her derde deva olduğuna dair sahih hadisler vardır).
44-Sofrada yeşillik, evde sirke bulundurmak.
45-Sofrada sol ayak kalçanın altında, sağ ayak karın bölgesine kırılmış vaziyette oturmak,
bağdaş kurmamak (sofrada ayak değiştirmek doymanın alametidir).
46-Kur'an-ı Kerim'i hüzünle, mümkünse ağlayarak okumak.
47-Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak (yemeğin bereketi buradadır).
48-Hastayı üçüncü gününden sonra da iyileşmezse ziyaret etmek. Hastanın olduğu yerde çorba pişirmek.
49-Kabak yemek.
50-Hapşurunca "elhamdülillah" diyene "yerhamukellah (bayan ise "yerhamukillah") demek.
Aynı kişinin diğerine "yehdina ve yehdikümullah" demesi.
51-Kahkaha atmamak, gülümsemek. Efendimiz (s.a.v.) hiçbir zaman dişleri göreülesiye gülmemiştir.
52-Kına yakmak
53-(erkekler için) Eve gelmeden önce hanımına geleceği zamanı bildirmek.
54-Hediyeleşmek (hediyeleşmek muhabbeti artırır).
55-Sabah namazının sünneti ve farzı arasında sağ tarafına uzanığ bir miktar uyumak.
Fıkhi kaidelere göre, sadece bu uykunun haricinde uyku abdesti bozar. Namaz vakti çıkmadan
uyanıp farzı eda etmek.
56-Namazı cemaatle kılmak.
57-Dua ederken elleri birleştirmek ve kaşları hizasına kaldırmak (baş ağrısını giderir).
58-Tesbihi parmak ile çekmek.
59-Kapıya geleni durumu ne olursa olsun boş çevirmemek bir hurma tanesi bile olsa.
60-Sofradan kalkacağı zaman sağ tarafındaki şahıstan izin isteyerek kalkmak.
61-Ezan-i Muhammedi okunurken onu müezzinden sonra tekrar etmek.
62-Ezan-i Muhammedi okunurken bir pozisyon da olsa hal değiştirmek.
63-Orucu su veya hurma ile açmak.
64-Bir yere misafirliğe giderken tatlı xötürmek.
65-Eve, camiye girerken sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak.
66-Yolda giderken ayağa takılabilecek veya ona benzer şeyleri kenara çekmek.
67-Meyvenin çekirdeğini sol elle çıkarmak.
68-Yüzme öğrenmek, ok atmak.
69-İnsanları yüzlerine karşı övmemek.
70-Yemek yerken başkalarının yemeğine bakmamak.
71-Cuma günleri beyaz elbise giyinmek.
72-Topluluk içinde yanındaki kişiyle fısıldaşmamak.
73-Yemekten sonra tatlı yemek
74-Hergün yüz defa "estağfirullah" demek.
75-Güler yüzlü olmak kusurları af ile karşılamak.
76-Selam vermek, yemeği iki öğün yemek.
77-Kötülük edene iyilik etmek.
78-Tane tane konuşmak, anlaşılmayınca üç defa tekrarlamak.
79-Gusülden sonra iki rekat namaz kılmak.



--------------
Kaynaklar
Dinimiz islam
Sorularla islamiyet
medicalpark
haberturk
Wikipedia
teknolazer blogcu
islam ve ihsan
islamingulleri blogcu
DEVAMINA BAK


Farz Nedir? 32 Farz Nelerdir?  54 Farz Nelerdir?

Sual: Ef’âl-i mükellefîn ne demektir?
CEVAP
Müslümanın yapması ve sakınması gereken, İslam dininin bildirdiği emir ve yasakların hepsine Ef’âl-i mükellefîn denir. Buna İslamî hükümler de denir.

Bir müslümanın dinde yapması ve sakınması gereken işler sekiz çeşittir: Bunlar:
Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid.

1- FARZ
Yapılması açıkça ve kesin olarak bildirilen dinin emirlerine farz denir. Farzları terk etmek haramdır, yani büyük günahtır.

Farz iki çeşittir:
Farzı Ayn: Her Müslümanın bizzat kendisinin yapması lazım olan farzdır. Mesela, iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek, farzı ayndır. [32 farz ve 54 farz meşhurdur.]

Farzı Kifaye: Bir veya birkaç Müslümanın yapması ile diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Verilen selamı almak, cenazeyi yıkamak, cenaze namazı kılmak, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyledir.

2- VACİP
Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bunların delilleri farz gibi açık ve kesin değildir. Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, sadaka-i fıtr vermek vaciptir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan azaba layık olur.

3- SÜNNET
Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azap olmaz.

Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz.

Sünnet-i gayri müekkede: Peygamber efendimizin, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Beş-on kimseden biri işlese, diğer Müslümanlardan sakıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifaye” denir. Selam vermek, ezan okumak gibi.

4- MÜSTEHAP
Peygamber efendimizin sevdiği, beğendiği hususlardır. Doğan çocuk için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehaptır. Bunları yapana sevap verilir, yapmayan günaha girmez.

5- MUBAH
Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubah denir. İyi niyetle işlenmesinde sevap, kötü niyetle işlenmesinde azap vardır. Uyumak, helalinden çeşitli şeyler yiyip içmek, helalinden çeşitli elbiseler giyinmek gibi işler, mubahtır. Bunlar, İslamiyet'e uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Sıhhatli olup, ibadet yapmaya niyet ederek, yemek içmek böyledir.

6- HARAM
Dinimizde “yapmayınız” diye açıkça yasak edilen şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Haram olan şeyleri terk etmek, onlardan sakınmak farzdır ve çok sevaptır.

Haram iki çeşittir:

Haram li-aynihi: Adam öldürmek, kumar oynamak, şarap ve her türlü alkollü içki içmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan ve leş yemek gibi şeyler haram olup, büyük günahtır.

Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela bir kişinin bağına girip, sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve parasını çalıp kullanmak, emanete hıyanet etmek, rüşvet, faiz ve kumar ile mal, para kazanmak gibi. Haramlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevaptır. Onun için haramları öğrenip, kaçınmak lazımdır.

7- MEKRUH
İbadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denir.

Mekruh iki çeşittir:
Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhlardır. Bunları yapmak azabı gerektirir. Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak gibi. Bunları kasıtla işleyen asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri terk edenin, tahrimen mekruhları işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. Eğer unutarak işlerse, secde-i sehv, yani unutma secdesi gerekir.

Tenzihen mekruh:
Mubah, yani helal olan işlere yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi.

8- MÜFSİD

Dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesela, dine imana sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.

Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhtan sakınana sevap verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacipleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhtan sakınmanın sevabından çoktur. Mekruhtan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur.

Dinin delilleri
Sual: Ef’âl-i mükellefin, yani, farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid olan hükümler, âyet ve hadisten nasıl çıkartılıyor?
CEVAP
Ahkam-ı İslamiye’yi bildiren deliller dörttür:
1- Sübutu [sabit olması] ve delaleti [işareti] kati [kesin] olanlar. Açık anlaşılan âyetler ve tevatürle [sözbirliği ile] bildirilmiş açıkça anlaşılan hadis-i şerifler böyledir. Bunlar farz ile haramları bildirir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac etmek gibi farzlar, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Namazın beş vakit olduğu ve nasıl kılınacağı da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Leş, domuz, kan, şarap gibi haramlar âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmektedir. Köpek, aslan gibi hayvanların haram olması da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir.

2- Sübutu kati olup, delaleti zanni olanlar. Açıkça anlaşılamayan âyetler böyledir. Bunlar vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler. Mesela (Kurban kes) âyet-i kerimesinin sübutu katidir, fakat delaleti [herkesin kurban kesmesi gerektiğinin bildirilmesi] zannidir. Bunun için kurban kesmek vaciptir.

3- Sübutu zanni, delaleti kati olanlar. Bir sahabinin bildirdiği açık hadisler böyledir. Bunlar da vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler.

4- Sübutu de, delaleti de zannidir. Bir sahabinin bildirdiği, açık anlaşılamayan hadisler böyledir. Sünnet ile müstehabı ve tenzihi mekruhu bildirir. (Tam İlmihal)

Bülüğ çağı
Sual: Erkek çocukları için büluğ çağına girmenin minimum ve maksimum yaşı var mıdır?
CEVAP
Maksimum yaş 15 tir, 15 ini doldurduğu halde, büluğa ermese de ermiş kabul edilir, dini emirlerini yapmakla yükümlüdür. Eğer daha aşağı yaşlarda büluğa ermişse, büluğa ermiş demektir. Bu iklime ve beslenmeye bağlıdır. Bu yaş genelde 12 dir. Erkeklerde daha aşağısında olmaz. 12 yaşında olan oğlan ve 9 yaşında olan kız, bâlig olduğunu söyleyince kabul edilir.

Gençlik ve yaşlılık
Sual: Gençlik ve ihtiyarlık dönemi hangi yaşlar arasındadır?
CEVAP
Otuz yaşından küçük olana genç,
otuz ile elli arasında olana yetişkin,
elli yaşından yukarı olana ihtiyar,
yetmişten sonra ise pir-i fâni denir.

Herkes aklı nispetinde sorumlu olur
Sual: İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığına, kimi akılsız olduğuna göre, herkesin aynı şeylerden sorumlu tutulması doğru olur mu?
CEVAP
Herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz. İki âyet-i kerime meali:
(Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.) [Bekara 185]

(Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.) [Ebu-ş-şeyh]

Sual: Sağır ve dilsiz kimse mükellef midir?
CEVAP
Mükellef değildir. Eğer anlar ise ve öğrenirse mükellef olur. Şimdi okulları var, öğrenmeleri mümkün olabilir. Anlamak öğrenmek esastır.

Büluğa ermeyen çocuk
Sual: Büluğa ermemiş bir çocuk, yaptığı ibadetlerin sevabına kavuşur mu ve işlediği günahlar yazılır mı?
CEVAP
Çocuğa hiçbir ibadet farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. İbadetlerinin sevablarına kavuşur. Bir kimse, bir çocuğa imam olunca, cemaat sevabı hâsıl olur. (Uyun-ül-besair)

Çocukların işledikleri sevabların babalarına yazılacağını bildiren âlimler de vardır.

------------------------

32 FARZ



İmanın şartları: 6
İslamın şartları: 5
Namazın farzları: 12
Abdestin farzları: 4
Guslün farzları: 3
Teyemmümün farzları: 2
TOPLAM FARZ: 32

Toplam 32 farz buradan gelmektedir. Müslümanların yerine getirmesi gereken farzların 32 tane olduğu İslam Alimleri tarafından akıllarda kolayca kalması için toplu halde bir araya getirilmişlerdir. Bunlarda 32 Farz olarak bilinmektedir. Bu farzların açıklamaları ayrıntılı bir şekilde aşağıdadır.

İmanın Şartları:
1- Allah'ın birliğine inanmak
2- Meleklere inanmak
3- Kitaplara inanmak
4- Peygamberlere inanmak
5- Ahiret hayatına inanmak
6- Kaderin, hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmak

İslamın Şartları:
1- Kelime-i Şehadet getirmek
2- Namaz kılmak
3- Oruç tutmak
4- Zekat vermek
5- Hacca gitmek

Namazın Dışındaki Farzları:
1- Hadesten tahâret
2- Necâsetten tahâret
3- Setr-i avret
4- İstikbâl-i kıble
5- Vakit
6- Niyet

Namazın İçindeki Farzları:
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kıraat
4- Rükû
5- Secde
6- Ka'de-i ahîre

Abdestin Fazları:
1- Yüzünü yıkamak
2- Ellerini dirsekleriyle beraber yıkamak
3- Başının dörtte birini meshetmek
4- Ayaklarını topuklarıyla beraber yıkamak

Guslün Fazları:
1- Ağzına su vermek
2- Burnuna su vermek
3- Bütün bedenini yıkamak
Teyemmümün Fazları:
1- Niyet etmek
2- İki elin içini temiz toprağa sürüp, yüzün tamamını mesh etmek. Tekrar elleri temiz toprağa vurup, önce sağ ve sonra sol kolu mesh etmek.


----------

54 FARZ


1- Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak,
2- Helal yemek ve içmek,
3- Abdest almak,
4- Beş vakit namaz kılmak,
5- Cünüblükten gusül etmek,
6- Rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmak,
7- Helal, temiz elbise giymek,
8- Hakka tevekkül etmek,
9- Kanaat etmek,
10- Nimetlerinin mukabilinde, Allahü teâlâya şükür etmek,
11- Kazaya razı olmak,
12- Belalara sabır etmek,
13- Günahlardan tevbe etmek,
14- Allah rızası için ibadet etmek,
15- Seytanı düşman bilmek,
16- Kur’ân-ı kerîmin hükmüne razı olmak,
17- Ölümü hak bilmek,
18- Allahın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak,
19- Babaya ve anaya iyilik etmek,
20- Marûfu emir ve münkeri nehy etmek (dinin emirlerini yaymaya çalışmak),
21- Akrabayı ziyaret etmek,
22- Emanete hıyanet etmemek,
23- Daima Allahü teâlâdan korkup, ferahı (şımarıklığı ve azgınlığı) terk etmek,
24- Allaha ve Resûlüne itaat etmek,
25- Günahdan kaçıp, ibadetlerle meşgul olmak,
26- Müslüman amirlere itaat etmek,
27- Aleme, ibret nazarıyla bakmak,
28- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek,
29- Dilini, haram fuhuş kelimelerden korumak,
30- Kalbini temiz tutmak,
31- Hiçbir kimseyi maskaralığa almamak,
32- Harama bakmamak,
33- Herzaman sözüne sadık olmak,
34- Kulağını fuhuş söz ve çalgıdan korumak,
35- İlim öğrenmek,
36- Tartı ve ölçü aletlerini, hak üzere kullanmak,
37- Allahın azabından emin olmayıp, daima korkmak,
38- Müslüman fakirlere zekat vermek ve yardım etmek,
39- Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek,
40- Nefsinin isteklerine tabi olmamak,
41- Allah rızası için yemek yedirmek,
42- Kifayet miktarı (yetecek kadar) rızk kazanmak için çalısmak,
43- Malının zekatını, mahsülün uşrunu vermek,
44- Adetli ve lohusa olan ehline yakın olmamak,
45- Kalbini, günahlardan temizlemek,
46- Kibirli olmaktan sakınmak,
47- Baliğ olmamış yetimin malını korumak,
48- Genç oğlanlara yakın olmamak,
49- Beş vakit namazı vaktinde kılıp, kazaya bırakmamak,
50- Zulümle, kimsenin malını yememek,
51- Allahü teâlâya şirk koşmamak,
52- Zinadan kaçınmak,
53- Şarabı ve alkollü içkileri içmemek,
54- Yok yere yemin etmemek.


-------------------

Yapılması dinin bir emri olan, kesin olarak gerekli olan herhangi bir göreve farz denir. Allah Teâlâ, “Namazı dosdoğru kılınız, zekatı veriniz.” (Bakara, 2/43) diye emrettiği için şartlarına uygun olarak namaz kılmak ve zekât vermek bütün Müslümanlara farzdır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem “Namazı benden gördüğünüz gibi kılınız.” (Buharî, Ezan, 18) “Mallarının kırkta birini, her kırk dirhemden bir dirhemi zekât olarak getiriniz.” (İbn Mâce, Zekât, 4) diye emretmiştir. Bu sebeple namazı Peygamberimizden gördüğümüz gibi kılmamız ve mallarımızın kırkta birini zekât olarak vermemiz bizim için farz­dır.

Hanefî mezhebi dışındaki mezheplerde ayrıca bir “vacip” kav­ramı yoktur, farz ile vacip aynı anlamdadır. Hanefî mezhebi, kesinlik derecesine ulaşmamış bir delil ile sabit olan şeyi vacip kapsamına so­kar. Diğer mezhepler ise Hanefî mezhebinin vacip saydığı şeylerin bir kısmını farz, bir kısmını da sünnet sayarlar. Mesela namazda ta’dil-i erkân yani kıyam, rükû, sücûd gibi her rüknünü rahat bir şekilde ye­rine getirmek, bu esnada organların hareketsiz ve sakin kalmasını sağlamak Ebu Hanife’ye göre vacip, diğer mezheplere göre farzdır. Di­ğer taraftan Hanefî mezhebinde vacip olan vitir ve bayram namazları Şafiî mezhebinde sünnettir.

Farzlar, farz-ı ayn ve farz-ı kifâye kısımlarına ayrıldığı gibi farz-ı kat’î (ya da farz-ı itikadî ve amelî) ve farz-ı zannî (ya da farz-ı amelî) kısımlarına da ayrılır.

Farz-ı ayn, mükelleflerden her birinin yapması gerekli olan farzdır. Beş vakitte namaz kılmak, oruç tutmak, şeriata uygun olarak yapıl­mış sözleşmelere bağlı kalmak gibi.

Farz-ı kifâye, mükelleflerden bir kısmının yapmasıyla diğerlerin­den sorumluluğun kalktığı farzdır. Bunlar, İslâm’ın topluma yüklediği görevlerdir. Farz-ı kifâye olan bir görev, mükelleflerden bir kısmı ta­rafından yerine getirildikten sonra diğerleri sorumluluktan kurtu­lurlar. Bu görevi hiç kimse yapmazsa mükelleflerden her biri bundan sorumlu olurlar. Cenaze namazının kılınması, cihad, yargı (kaza) ve fetva işlerinin yerine getirilmesi, dini ilimlerde ve toplu­mun ihtiyaç duyduğu diğer bilim dallarında yetişmiş elemanların bir kısım sanat ve meslek erbabının bulunması ve düşmana karşı hazır­lıklı olma gibi görevler birer farz-ı kifâyedir. Bu görevleri yerine geti­renler bunun sevabını alırlar.

Farz-ı kat’î, şer’i bir delilin açık ve kesin ifadesiyle sabit olan, yani ya Kur’an-ı Kerim’in ya da Peygamberimize ait olduğu kesin olarak sabit olmuş bir hadis-i şerifin açık ifadesiyle belirlenmiş olan farzdır. Namaz, zekât ve cihad gibi. Farzın bu çeşidini inkâr etmek kişinin dinden çıkıp kâfir olmasına sebep olur. Hem itikad yani inanma ba­kımından hem de amel, yani işlenmesi bakımından farz olduğu için buna farz-ı itikadî ve farz-ı amelî de denir.

Farz-ı zannî, müçtehitlerce kat’î bir delile yakın derecede kuv­vetli görülen zannî bir delil ile sabit olan farzdır. Bu, itikad yani inanma bakımından farz-ı kat’î gibi değildir. İnkâr eden kâfir olmaz. Fakat amel yani işlenmesi bakımından farz-ı kat’î gibidir, bu sebeple farz-ı amelî adını alır. Bir ictihad sonucu ortaya çıkması bakımından farz-ı ictihadî adını da alır. Farz-ı kat’îde mezhepler arasında hiç bir ihtilaf görülemez. Ama farz-ı zannî mezheplerin ihtilaf ettikleri sa­hadadır. Mesela, abdestle ilgili ayet-i kerimde “… ve başınızı meshe­diniz. …” (Maide 5/6) buyrulduğundan abdest alırken başın meshe­dilmesi bir farz-ı kat’îdir. Bu konuda mezheplerden hiç birinin ihti­lafı yoktur. Çünkü abdest alırken başın mesh edilmesi ayet-i kerime­nin açık ifadesiyle emredilmiştir. Ancak ayette başın ne kadarının mesh edilmesi gerektiği belirtilmemiştir. Bu sebeple müçtehidler, yap­tıkları araştırma ve incelemeler sonucu kendilerince kat’î bir delile yakın derecede kuvvetli olan zannî bir delil ile başın ne kadarını mesh etmenin farz olduğuna dair içtihatlar yapmışlardır. Malikî mezhebine mensup hukukçulardan Ebubekr İbnü’l-Arabî (468/543 h. /1076/1148 m.) Ahkâm’ül-Kur’an adlı eserinde (Darü İhyâ’il-Kütübi’l-Arabiyye, 1376/1957, C. II, s.568 vd.) konuyla ilgili 11 ayrı görüş tespit etmiş ve bunların tartışmasını yapmıştır. Şafiî mezhebine göre saçın bir tek teli veya başın küçücük bir kısmı da olsa adına mesh denebile­cek herhangi bir işlemle başın mesh edilmesi yeterlidir. Malikî ve Hanbelîlere göre başın tamamının mesh edilmesi farzdır. Hanefî mezhebine göre ise farz olan, başın dörtte birinin mesh edilmesidir. Tamamının mesh edilmesi ise sünnettir.


-----------------------

Kaynaklar :

Dinimiz islam
Namaz sitesi
Fetva net

----------
Etiketler : Farz Nedir?, 32 Farz Nelerdir?,  54 Farz Nelerdir?,Sünnet,Sünnet nedir,farz,vacib nedir,32 farz,54 farz,dinimizde,dinde,islamda,görevlerimiz,
DEVAMINA BAK


Yaz saati - Kış Saati uygulaması Nedir? Ne Zaman Başladı? Faydaları ve Zararları Nedir?

Yaz saati uygulaması  : Mart ayının son Pazar günü gerçeklesir. Bunun için, saat 02 : 00'de bir saat ileri alminktadır.

Kış saat uygulamasi  :
Ekim ayında son Pazar günü gerçeklesir. Bunun için, saat 03 : 00'de bir saat geri alinir.

Yaz saati uygulaması

Yaz saati uygulaması (YSU) herhangi bir ülkede veya bölgede gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak üzere, periyodik olarak, saatlerin belirli bir miktarda değiştirilmesidir. Genellikle, bu uygulama kapsamında saatler ilkbahar başlangıcında bir saat ileri, sonbaharda ise bir saat geri alınır.[1] Çağdaş yaz saati uygulaması ilk defa 1895 yılında Yeni Zelandalı bir böcekbilimci olan George Vernon Hudson tarafından önerildi.[2] O günden sonra birçok ülke bu uygulamayı benimseyerek kullanmaya başladı. Bununla birlikte, yaz saati uygulamaları ülkeler arasında farklılık gösterebilir.

Yaz saati uygulaması tartışmalıdır.[1] Gün ışığından daha çok yararlanmak için gündüz saatlerine bir saat eklenmesi satış, spor ve iş saatlerine bağlı çeşitli etkinlikleri olumlu yönde etkilerken[3] tarım, gece eğlenceleri gibi güneş ışığıyla beraber biten etkinliklere olumsuz etki yapar.[4] Öte yandan, öğle saatlerine bir saat daha eklemek, trafik kazalarından kaynaklanan ölüm oranlarını da azaltmaktadır.[5] Ne var ki, uygulamanın sağlık ve suç oranları üzerindeki etkisi daha az belirgindir. Her ne kadar uygulamanın ilk hedeflerinden biri akşam saatlerindeki aydınlatma enerjisi tüketimini kısmak olsa da,[6] günümüzde çağdaş ısıtıcı ve serinletici cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte bu amacından sapmaya başladı. Öyle ki, 20. yüzyıl başlarında elektrik temel olarak aydınlatmada kullanılıyordu. Teknolojik gelişmeler yeni elektrik kullanım alanları yaratınca buradan elde edilen tasarruf azaldı. Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hâl almaya başladı.[7]

YSU'da ara sıra meydana gelen kaymalar başka zorlukları da beraberinde getirir. Bundan dolayı, zaman kaydetmede ve görüşmelerle yolculukların ayarlanmasında, faturalandırma, arşivcilik gibi işlerde, tıbbi cihazların ve iş makinelerinin kullanımı[8] ile uyku düzeninde[9] sorunlar meydana gelir. Yazılımlar genellikle bilgisayarların saatlerini otomatik olarak ayarlar. Ne var ki, bunun sınırları vardır ve özellikle YSU kuralları değiştiğinde hata olasılığı artar.[10]

Köken


Her ne kadar günümüzde kullanılmasa da, birçok antik medeniyet günlük çizelgelerini gün doğuşu ve batışına odaklayarak çağdaş YSU'dan daha esnek ve dakik zaman ayarlamaları kullanıyorlardı. Gündüzü, tüm günün uzunluğunu değiştirmeyecek şekilde on iki eşit parçaya bölerek yaz aylarında saatlerin daha uzun olmalarını sağlarlardı.[11] Örneğin, Antik Roma'daki su saatleri yılın farklı ayları için farklı ölçekler barındırmaktaydı :  kışın yaşanan gündönümü sırasında Roma'nın bulunduğu enlemde gün doğumundan sonraki üçüncü saat hora tertia, çağdaş saat sisteminde 09 : 02'ye karşılık gelmekte olup 44 dakika sürmekteydi. Aynı saat, yazın yaşanan gündönümü sırasında ise 06.58'e karşılık gelmekte olup 75 dakika sürmekteydi.[12] Antik dönemden sonra, eşit uzunluklu standart saatlerin kullanımı yavaş yavaş eşit olmayan uzunluktaki saatlerin yerini almaya başladı. Böylelikle günlük zaman mevsimlere göre değişiklik göstermiyordu. Eşit olmayan uzunluktaki saatlerin kullanımı Aynoroz'daki manastırlarda[13] ve bazı Yahudi kutlamalarında[14] olduğu gibi, kimi yerlerde halen geleneksel olarak kullanılmaktadır.
Benjamin Franklin, top atarak Paris halkını uyandırmayı öneren isimdir.

"Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar" özdeyişinin sahibi olan Benjamin Franklin, Amerika Birleşik Devletleri'nden Fransa'ya elçi olarak yollandığı sırada, Paris halkının mum israfını önlemesi ve gün ışığından daha çok yararlanması için imzasız bir mektup yayımladı.[15] Bu 1784 yergisi, panjurları vergilemek, mumları karneye bağlamak ve insanları gün doğumu sırasında kilise çanları ve top ateşiyle beraber uyandırmak gibi öneriler içermekteydi.[16] Franklin, YSU'yu önermedi; antik Roma'da olduğu gibi 18. yüzyıl Avrupası da kesin bir zaman çizelgesi tutmamayı sürdürdü. Ancak bu, Franklin'in döneminde standart bir hal almaya başlayan demiryolu ve iletişim hatlarının gelmesiyle değişmeye başladı.[17]
G.V. Hudson, YSU'yu 1895'te önererek çağdaş uygulamanın öncüsü oldu.

Çağdaş YSU ilk defa Yeni Zelandalı bir böcekbilimci olan George Vernon Hudson tarafından önerildi. Vardiyalı bir işte çalışan Hudson, böcek toplamak için yeterli zaman bulmaktaydı. Öyle ki, bu onu gün batımından önceki son saatlerin önemini sorgulamaya itti.[2] 1895 yılında Hudson, Wellington Felsefî Topluluğu'na bir bildiri yollayarak iki saatlik bir değişimi kapsayan yaz saati uygulamasını önerdi.[18] Bu öneriye Christchurch çevresinden hatrı sayılır bir ilgi belirdi. Bunun ardından Hudson, benzer bir bildiriyi 1898 yılında bir kere daha yolladı.[19] Pek çok yayın, yanlış bir biçimde YSU'nun mucidi olarak ünlü bir İngiliz müteahhit olan William Willett'ı gösterdi.[20] Willett da Hudson'dan bağımsız olarak 1905 yılında kahvaltıdan önce çıktığı bir gezintide Londra'daki insanların pek çoğunun yaz günlerinin ilk saatlerinde uyuyor olduklarını keşfederek benzer bir uygulama tasarladı.[21] Ayrıca, hırslı bir golfçü olan Willett, akşam karanlığının çabucak çökerek golf oynamasına engel olmasından da rahatsızlık duyuyordu.[22] Onun çözümü de yaz aylarında saatleri ileri almak oldu. Bu önerisi Hudson'un önerisinden iki yıl sonra gerçekleşti.[23]

Aşağıda yer alan Siyaset başlığında anlatıldığı üzere, Willett'ın bu önerisi 1915 yılında ölümüne kadar Birleşik Krallık'ta ilgi çekmedi. Ancak I. Dünya Savaşı'nda Almanya, müttefikleri ile beraber elinde bulunan topraklarda 30 Nisan 1916 tarihinden itibaren bu uygulamayı benimseyerek Avrupa'da bu uygulamayı kullanan ilk devlet oldu. Uygulamanın ilk kullanım amacı savaş sırasındaki kömür kullanımından tasarruf etmekti. Daha sonraları Birleşik Krallık, müttefikleri ve Avrupa'da savaşta yer almayan birçok devlet bu uygulamayı benimsemeye başladı. Rusya ve diğer başka ülkeler bir yıl sonra bu uygulamayı kullanmaya başlarken Amerika Birleşik Devletleri bunu 1918 yılında kullanmaya başladı. Bu zamandan sonra birçok ülkede uygulamalar konusunda yeni kanun ve düzenlemeler yürürlüğe kondu.[24]

Uygulama

Ayrıca bakınız :  Dünya çapında yaz saati uygulaması ve Türkiye'de yaz saati uygulaması
YSU Orta Avrupa'da uygulandığı anda, saat CET'de 2.00 iken 3.00'a ayarlanarak CEST başlar.
YSU Orta Avrupa'da bittiği anda, saat CEST'de 3.00 iken 2.00'a ayarlanarak CET yeniden başlar. Diğer zaman dilimleri için farklı zamanlarda değiştirme yapılır.

Tipik bir saatlik uygulamada ilkbahar aylarında bir bölgedeki yerel zaman dilimi 2.00 iken, saatler bir saat ileri alınarak 03.00'a ilerletilir. Böylelikle o gün yirmi üç saat olur. Aynı şekilde, sonbahar aylarında saat ilerletilmiş halde iken 02.00'ı gösterdiğinde, saatler bir saat geri alınarak 01.00'ı gösterecek biçimde ayarlanır. Bu geri dönüşten sonraki gün yirmi beş saattir. Dijital göstergeli uygulamada yaz saati 02 : 00'yi tam olarak okumaz. Saat 01 : 59 : 59.9'a geldiği anda ya ileriye 03 : 00 : 00.0'e gider ya da geriye 01 : 00 : 00.0'e döner. Örneğin, UTC+10'daki standart yerel saat YSU'da UTC+11 olurken standart UTC−10 yerel saat, YSU'da UTC−9 olur.

Saat değiştirme haftasonu gecesi uygulanarak gün içindeki iş akışının bozulmasının önüne geçilir. Genelde değişiklik bir saat yapılmakla birlikte Avustralya'nın Lord Howe Adası yarım saat uygulamaktadır.[25] Geçmişte yirmi dakikadan iki saate kadar değişen yaz saati uygulamaları yapılmıştır.

Değişiklik yapılacağı zaman komşu ülkeler arasındaki koordinasyonlar değişiklik gösterir. Avrupa Birliği üyelerinin hepsi aynı anda, saat 01 : 00 UTC'de değişikliğe giderler. Böylece, Doğu Avrupa Zaman Dilimi her zaman Orta Avrupa Zaman Dilimi'nın bir saat önünde kalmış olur. Farklı zaman dilimlerinde yer alan komşu ülkeler farklı bir yol izlediklerinde geçici olarak bir iki saat için başka bir zaman diliminin ötesine veya dilimine geçebilir.[26] Kuzey Amerika genel olarak yerel saat 02 : 00'de saatleri değiştirir, böylece örneğin, Dağ Zaman Dilimi geçici olarak Pasifik Zaman Dilimi ile aynı zamanda yer alır veya onun 2 saat önüne geçer. Avustralya eyaletlerinin bir standardı yoktur. Hatta tarih olarak bile anlaşamazlar. Örneğin, 2008'e YSU uyumlu eyaletler 5 Ekim'de saatlerini değiştirirken Batı Avustralya 26 Ekim'de, yani 21 gün sonra saati değiştirmiştir.[27]

Başlangıç ve bitiş tarihleri konuma ve yıla bağlı olarak değişir. 1996'dan beri Avrupa Yaz Saati, mart ayının son pazar gününden ekim ayının son pazarına kadar uygulanmaktadır. Önceleri Avrupa Birliği'nde kurallar tam olarak oturmamıştı.[26] 2007'den başlayarak, Birleşik Devletler'in büyük bölümü ile Kanada'da YSU, martın ikinci pazarından kasımın ilk pazarına kadar, hemen hemen yılın üçte ikisinde uygulanmaktadır.[28] 2007'de ABD'deki değişiklik 2005 Enerji Politikası Yasası'nın bir parçasıydı. 1987'dan 2006'ya kadar, başlangıç ve bitiş tarihleri nisanın ilk pazarı ile ekimin son pazarıydı ve Amerika Kongresi önceki tarihlerdeki uygulamayı devam ettirdi. Şimdi ise, bir enerji tüketim çalışması yapıldı.[29]
2008'den önce Brezilya, tarihe bağlı olarak doğu ABD'den bir, iki veya üç saat ilerideydi.

Güney Yarımküre'de başlangıç ve bitiş tarihleri terstir. Örneğin, Şili anakarasında YSU saati ekimin ikinci cumartesinden martın ikinci cumartesine kadar ve 24 : 00 yerel saatlik değişimlerledir.[30] Bu yüzden, Birleşik Krallık ve Şili anakarası arasındaki saat farkı, yıla bağlı olarak dört veya beş saat olabilir.
Saat dilimleri sık sık YSU'nun yıllık dönüşüne göre ideal sınırlarının batısına kayar.

Şili'nin batısı, İzlanda ve diğer alanların zaman dilimlerindeki sapmalar, YSU'nun yıllık dönüşümünün etkisiyle batıya doğrudur. Bu etkiler saat uygulamasından bağımsızdır. Örneğin, Saskatoon ve Saskatchewan'da, 106° 39′ W boylamında, ideal Dağ Zaman Dilimi (105° W) merkezinin az batısındadır. Saskatchewan'da saat, Amerikan Merkezi Saat Diliminin (90° W) yıllık dönüşümündedir. Bu yüzden, Saskatoon daima güneş saatinin 67 dakika ilerisindeyken[31] Hindistan'ın güneydoğusu ve diğer birkaç alanda saat dilimindeki sapmalar doğuya doğrudur. Bu da, YSU'nun zararınadır.[32] Birleşik Krallık İrlanda, YSU'yu 1968'den 1971'e kadar uyguladı. Fakat kullanışlı olmamasından dolayı, özellikle kuzey bölgelerde artık uygulamadan vazgeçti.[33]

Fransa'nın batısı, İspanya ve diğer alanların yaz saati dilimlerindeki sapmalar YSU'nun kış saati uygulamasının etkisiyle bir saat artar. Örneğin, Alaska'daki Nome şehri 165° 24′ W boylamında ve ideal Samoa Zaman Dilimi (165° W) merkezinin batısındadır. Fakat Nome, Alaska Saat Dilimini (135° W) YSU ile uygular. Bu yüzden Some güneşten, kışın yaklaşık iki saat, yazın ise yaklaşık üç saat ileridir.[34] Çifte yaz saati uygulaması nadiren, bazı özel durumlarda benimsenir. Örneğin, Britanya bu tarz bir uygulamayı II. Dünya Savaşı sırasında kullanmıştır.[26]

YSU, güneş doğuş saatinin neredeyse hiç değişmediği ekvator yakınında genellikle uygulanmaz. Bazı ülkelerin ise sadece bazı bölgelerinde uygulanır. Örneğin, Brazilya'nın güneyinde ekvator çizgisinin geçmediği yerlerde uygulanır.[35] YSU, dünya nüfusunun az olduğu yerlerde uygulanırken Asya ve Afrika'da genellikle uygulanmaz.

Faydalar ve sorunlar

Willett'ın 1907 yılındaki önerisiyle beraber, daha uzun sürecek olan gündüz saatleri sayesinde çeşitli boş zaman etkinliklerine zaman kalacak olması tartışılmaya başlandı. Özellikle yüksek enlemlerde yer alan yerlerde yazları gerçekleşen gündönümlerine yakın günlerin uzun gündüz saatleri içeriyor olması, bu bölgelerdeki gündüz vaktinin daha verimli bir şekilde kullanılacağı ve sabahın erken saatlerinin boşa harcanmayacak olması anlamına geliyordu.[23] YSU, kışın herhangi bir geniş çaplı getiriye sahip değildir. Bunun nedeni, kış sabahlarının karanlık oluşu, dolayısıyla çalışanların güneşli havada yapılabilecek boş zaman etkinliklerinin olmaması veya çocukların erken saatlerde kalkıp karanlıkta okula gitmek zorunda kalmasıdır.[37]

Günün planlanması hakkında genel görüş, YSU'nun birçok getiriye sahip olduğudur. Örneğin, belli bir amaca yönelik olarak insanları erken kalkmaya itmesi, bu uygulamadan kişisel olarak hoşlanmayan kişiler için bile olumlu bir yandır.[38] Düzenlemenin avantajları öyle büyüktür ki, birçok insan çalışma programını televizyon yayınları ve günışığına göre ayarlayıp değiştirerek, YSU'nun kullanılmakta olup olmadığını göz ardı eder.[39]

Enerji kullanımı

YSU sayesinde gerçekleşen enerji tasarrufunda en büyük pay konut aydınlatmasında görülür. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın toplam elektrik kullanımının yaklaşık %3,5'i aydınlatmaya ayrılır.[7] Sayısal olarak gündoğumunu ve günbatımını geciktirmek, akşamları yapay ışıklandırmaya ayrılan enerjiyi azaltmaktadır. Franklin'in 1784'te belirttiği üzere, akşam saatlerindeki kısıntı, gündüz saatlerindeki artmanın önüne geçtiğinde aydınlatma giderleri azalmaktadır. YSU'nın ilk amaçlarından biri akşam kullanılan bu aydınlatma harcamalarını kısarak enerjinin çöpe gitmesini önlemekti.[6] Her ne kadar enerji tasarrufu önemli bir amaç olarak kalsa da,[32] enerji kullanım seyirleri o günlerden bugüne değişme gösterdi. Öyle ki son çalışmalara bakıldığında sınırlı ve çelişkili enerji kullanım verileriyle karşılaşılmaktadır. Elektrik kullanımı coğrafî şartlar, iklim ve ekonomik koşullara göre değişiklik gösterir. Bu da uygulama hakkında yapılacak olan tek bir çalışmayı genellemede en büyük engellerden biridir.[7]

    Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanlığı'nın (DOT) 1975'te yaptığı bir çalışmada, YSU'nun Nisan-Mayıs dönemlerinde ülkenin elektrik kullanımını %1 oranında azalttığını ortaya koydu.[7] ancak National Institute of Standards and Technology (NBS), 1976 yılında çalışmayı tekrar inceleyerek herhangi bir tasarrufun söz konusu olmadığı sonucuna vardı.[37]
    2000 yılında Avustralya'nın bazı bölümleri kış sonunda YSU'ya geçtiğinde o seneki elektrik tüketimi azalmadı, aksine sabahları zirveye ulaşan tüketim nedeniyle tüketim arttı.[40]
    2006-07 dönemindeki yaz sırasında Batı Avustralya'da YSU, sıcak günlerde elektrik tüketimini arttırırken serin günlerde azalttı. Hatta tüm mevsim boyunca tüketim %0,6 oranında arttı.[41]
    Her ne kadar 2007 yılında yapılan bir çalışma sonunda yürütülen tahminler, Japonya'nın YSU'ya geçişiyle beraber evsel elektrik tüketiminin azalacağını iddia etmiş olsa da,[42] 2007'de yapılan bir simülasyona bakıldığında YSU ile beraber Osaka'daki evsel tüketimde aydınlatma giderlerinin %0,02 azalmasına rağmen, soğutma giderlerinin %0,15 artmasıyla beraber bu sayının toplamda %0,13 oranında yükselmeye neden olacağı belirtildi. Her iki çalışmada da evsel olmayan enerji tüketimi konusunda bir çalışma yapılmamıştır.[43] Zaten YSU'nun etkileri genel olarak konutlardaki enerji tüketimi üzerinde görülmektedir.[7]
    2007 yılında yapılan bir çalışmada Kaliforniya'da başlayan yaz saati uygulamasının eyaletteki elektrik tüketiminde herhangi bir değişmeye neden olmadığı belirtildi.[44]
    2007 yılında yapılan bir çalışmaya göre Büyük Britanya'da kışın uygulanan YSU'nun %2'lik bir enerji tüketim artışının önüne geçeceği tahmin edildi.[45]
    2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Indiana eyaletinde yapılan bir çalışmada, 2006 yılında YSU'yu benimseyen bu eyaletteki yıllık fatura verileri incelendi ve buradaki enerji tüketiminin azalmak yerine, fazladan açılan klimalar yüzünden %1 ilâ %4 arasında bir arttığı ortaya kondu.[46]
    Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bakanlığı, (DOE) 2008'de hazırladığı bir raporda, 2007'de ülkedeki bazı eyaletlerin YSU'ya geçişiyle beraber yıl içinde toplam %0,5'lik bir enerji tasarrufunun ortaya çıktığı belirlendi.[47]

Bunların dışında kimi çalışmalar YSU'nun motor yakıt tüketimini arttırdığını göstermektedir.[7] Yine de 2008 yılında DOE tarafından hazırlanan raporda, 2007'deki YSU'ya geçiş sürecinde kayda değer bir benzin fiyat artışının bulunmadığı ifadesi yer almaktadır.[47]

Ekonomik etkiler

Perakendeciler, spor eşyası üreticileri ve öğle saatlerinin artışından olumlu etkilenen diğer iş alanları, YSU'dan olumlu etkilenmektedir. Bunun başlıca nedeni, uygulamanın getirisi olan uzun öğle saatlerinin müşterileri marketlere giderek alışveriş yapıp çeşitli spor etkinliklerine katılmaya itmesi olarak açıklanmaktadır.[48] 1984 yılında Fortune dergisinin tahminlerine göre, yedi hafta süren bir YSU sayesinde 7-Eleven şirketinin gelirlerini $30 milyon arttığı belirlenirken, Ulusal Golf Vakfı'nın hesaplarına göre, YSU'nun uygulandığı dönemlerde golf sanayisinin gelirlerinin $200 milyondan $300 milyona yükseldiği belirlendi.[49] 1999 yılında yapılan bir çalışmaya göre YSU, Avrupa Birliği'ndeki boş zaman etkinlikleri sanayisini %3 oranında büyütmektedir.[7] Tüm bunların tersine uygulama, çiftçileri ve işi güneşe bağlı olan birçok işçiyi olumsuz olarak etkilemektedir.[50] Buna rağmen birçok çiftçi YSU'dan yana ya da tarafsızdır.[51] Örneğin, tahıl hasatının en iyi yapıldığı süre zarfı, çiy tanelerinin buharlaştığı saatlerdir. Tarım işçileri yaz aylarında tarlalara daha erken gelip buradan erken ayrıldığında iş gücünün verimi azalmaktadır.[52] YSU ayrıca kitle iletişim araçlarının reytinglerini de azaltmaktadır.[4] Bunun yanında arabalı tiyatrolarla beraber tiyatroların da gelirlerini düşürmektedir.[53]

Saatleri değiştirmek ve YSU'yu uygulamaya koymak doğrudan bir ekonomik harcamaya neden olur. Bu harcamalardan bazıları görüşme ve toplantılarının kontrolünü sağlamak, bilgisayar uygulamaları gibi harcamalardır. Örneğin, 2007 yılında Kuzey Amerika'da başlatılan uygulama yüzünden $500 milyon ile $1 milyar arasında değişen ayrıca bir harcama yapıldı.[54] Her ne kadar saat değişikliğinin azalan ekonomik verimle bağlantılı olup olmadığı tartışılsa da, 2000 yılında YSU'ya geçişle beraber ABD borsaları bir gün içinde $31 milyarlık düşüş yaşadı.[55] Yine de bu hesaplamalar çeşitli yöntemlere göre farklılıklar gösterebilmektedir.[56] Bu nedenle sonuçlar tartışmalıdır.[57]

Kamu güvenliği

1975 yılında ABD Ulaştırma Bakanlığı, yaptığı bir araştırmada YSU'nun trafik kaza oranını %0,7 oranında azalttığını ortaya koydu. Bakanlık, gerçek düşüş oranının %1,5 ilâ %2 arasında olabileceğini tahmin etti.[58] Ancak 1976'da bu raporu inceleyen NBS, aslında trafik kazalarıyla uygulama arasında bir bağıntı olmadığını iddia etti.[37] 1995'e ait Yol Güvenliği Sigorta Enstitüsü tahminlerine göre, aslında YSU'nun toplam kazaları %1,2; yayalara yönelik trafik kazaları ise %5 oranında azalttığı ifadesi yer aldı.[5] Bunun yanında birçok araştırmada aslında trafik kazalarıyla YSU arasında bir bağlantının bulunduğu ifade edildi.[59] Birleşik Krallık'ta yapılması düşünülen Tek/Çift Yaz Saati (SDST) adı verilen yeni bir uygulama planında, saatlerin kış aylarında güneşe göre bir, yaz aylarında güneşe göre iki saat ileride olması sağlanarak trafik kazalarının %3 ilâ %4 oranında azaltılması düşünülmektedir.[60] Ancak ilkbahardaki değişim akşamından sonra uyku düzenlerinde belirecek bir aksamanın ölümle sonuçlanan trafik kaza oranını arttırıp artırmayacağı bilinmemektedir.[61] Son yıllarda yapılan birtakım çalışmalarda Kuzey Amerika ve Birleşik Krallık'taki YSU ile trafik kazaları arasında bir bağıntı gözlenirken; İsveç ve Finlandiya'da bu durum gözlenmedi.[62] 2009 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir çalışmaya göre YSU'nun uygulandığı akşamlardan sonraki pazartesileri, çalışan nüfus ortalama kırk dakika daha az uyuduğundan, iş yerlerinde dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan kazalar artmaktadır.[63]

ABD'de 1970'lerde Law Enforcement Assistance Administration (LEAA) tarafından yürütülen bir araştırmayla başkent Washington, D.C.'deki şiddet içerikli suç oranının %10 ilâ %13 arasında azaldığı görüldü. Ancak yine de LEAA'nın yaptığı bu çalışmada diğer etmenler gösterilmedi, araştırma iki şehirde yürütüldü ayrıca suç olarak tanımlanan eylemler çok dar bir içeriğe sahipti. Bunun sonucunda Ulaştırma Bakanlığı, YSU'nun getirilerinin ülke çapında karşılaştırılmasının imkânsız olduğu sonucuna vardı.[64] Sokak aydınlatmasının suç oranı ve suç korkusu üzerinde az, hatta bazen çelişkili etkilere sahip olduğu ortaya kondu.[65]

Birçok ülkede, yangına karşı güvenlikten sorumlu yetkililer, özellikle sonbaharda, ısınma ve mum yakma oranına bağlı olarak ev yangınlarının arttığı sezon öncesinde vatandaşları, duman ve karbonmonoksit dedektörlerindeki pilleri değiştirmeyi hatırlatması için her sene iki saat değişikliği kullanmaya teşvik etmektedir. Yangından kaçış planını gözden geçirmek ve uygulamak ile benzer aile faciası planları, araç lambalarının bakımı, riskli malzemelerin depolandığı alanların kontrolü, termostatların yeniden programlanması ve mevsimlik aşılar da benzer "yılda iki defa yapılması gereken işler" arasındadır.[66] YSU kullanmayan bölgeler, bunun yerine ilkbahar ile sonbaharın ilk günlerini hatırlatıcı olarak kullanabilir.[67]

Sağlık

Graph of sunrise and sunset times for 2007. The horizontal axis is the date; the vertical axis is the times of sunset and sunrise. There is a bulge in the center during summer, when sunrise is early and sunset late. There are step functions in spring and fall, when DST starts and stops.
Saat değişimleri, 2007'de Greenwich'teki görünür gündoğumu ve günbatımı saatlerine etki etmektedir.[68]

YSU'nun sağlık üzerine etkisi karmaşıktır. Toplum içinde sabit çalışma saatlerine sahip kimseler için daha uzun yaz günleri egzersiz yapmaya teşvik ettiğinden sağlık adına olumlu bir uygulamadır.[69] Ayrıca enleme göre değişse bile, insanların güneş ışığıyla temas halinde kaldığı süre arttığından insanların derilerinde güneş ışığı ile beraber sentezlenen D vitamini, sağlık adına olumludur. Ancak öte yandan bu artan güneş ışığı temas süresi, cilt kanserini de tetikleyebilmektedir.[70] Güneş ışığı ayrıca mevsime bağlı duygusal rahatsızlık adı verilen psikolojik bir bunalım üzerinde oldukça derin bir etkiye sahiptir. YSU, insanları erken kalkmaya itmesi nedeniyle depresyonun önüne geçmede yararlı olabilmektedir.[71] Ancak bazı kesimler bunun tersini iddia etmektedir.[72] Görme engelli bir spor patronu olan Gordon Gund tarafından kurulan Retinitis Pigmentosa Kurumu, 1985 ve 2005 yıllarında YSU için görüşmelerde bulundu.[3][73] Ancak öte yandan uygulamanın gece körlüğü hastası olan insanlara da zarar verdiği bilinmektedir.[74]

Saat değişiklikleri uyku düzenine hasar vererek uyku verimini azaltmaktadır.[9] Bunun yanında biyolojik saate uyum sağlama çalışmaları şiddetli olabildiği gibi haftalarca sürebilir.[75] 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre, intihar eden erkek sayısının ilkbahardaki geçişle beraber arttığı, fakat mevsime sağlanan uyumla beraber tekrar azaldığı ortaya kondu.[76] 2008'de İsveç'te yapılan bir araştırmada, ilkbaharda saatlerin ileri alınmasından sonraki ilk üç gündeki kalp krizi oranı daha yüksekken sonbaharda saatlerin geri alınmasından sonraki ilk üç günde daha düşüktür.[77] 2005 yılında YSU'yu yürürlükten kaldıran Kazakistan, buna neden olarak sağlıkta yaşanan sorunları göstermiştir.[78] 2011 senesinden itibaren Rusya sene boyunca YSU'yu uygulayan ülkeler listesinde.

Karmaşıklık

YSU nedeniyle yapılan saat değişikliklerinin karmaşıklık bakımından olumsuz yönleri de mevcuttur. İnsanların saatlerini değiştirmeyi unutmaması gerekir ve bunun için fazladan bir zaman gerekir. Ayrıca mekanik saatlerin tam duyarlılıkla değiştirilmesi sorun yaratabilir.[79] Saat içeren cihazlar arttıkça, bunları ayarlamak için harcanan zaman artmaktadır.[80] Ayrıca iki saat dilimi arasında çalışıp oturan insanlar her iki YSU uygulamasının da izini takip etmek zorundadır. Öyle ki bazı saat dilimlerinde YSU uygulanırken diğerinde uygulanmayabilir. Bu da gün uzunluklarını değişken hale getirir. Yine görüşmeler, toplantılar, yolculuklar, yayınlar ve fatura sistemlerinde sapma ve bozulmalar görülebilir ve bu da pahalıya mal olabilir.[81] Sonbaharda saatler 02.00'den 01.00'e alınırken saatler 01 : 00 : 00.0 ve 01 : 59 : 59.9 aralığını iki kez okuyacağından sorunlara yol açabilir.[82]
A standing stone in a grassy field surrounded by trees. The stone contains a vertical sundial centered on 1 o'clock, and is inscribed "HORAS NON NUMERO NISI ÆSTIVAS" and "SUMMER TIME ACT 1925".

William Willett'ın anıtındaki saat her zaman YSU'ya tabi tutulur.

Kimi bilgisayar tabanlı sistemler saat değişikliklerinin ardından aksama yaşayabilir veya yeniden başlatılma gereği duyabilir. Bu tarz durumlara örnek olarak 1993'te bir Alman kuruluşunun gördüğü zarar örnek olarak gösterilebilir.[8] Tıbbi cihazlar ise ters durumların ortaya çıkmasına neden olabilir ve bu da doktorların sorumluluğunu üstlendiği hastaların zarar görmesine yol açabilir.[83] Bu sorunlar, YSU'nun kendi içinde yaşadığı değişikliklerle birleştiğinde 2007 yılı sorunu gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Yazılım geliştiricileri böyle durumlarda birçok yazılımı test edip düzenlemek zorunda kalır. Ayrıca kullanıcılar da yazılımların son sürümlerini indirip kurduktan sonra bilgisayarlarını yeniden başlatmak zorunda kalır.[10]

Bazı saat değişikliği sorunları, saatleri sürekli ayarlamak suretiyle önlenebilmektedir.[84] Bu ayarlamalar sürekli olmasa bile aşama aşama da yapılarak sorunlar çözülebilmektedir. Örneğin, Willett'ın ilk YSU önerisinde her hafta yirmişer dakikalık değişiklik yapma fikri yer almaktaydı. Ancak bu durum uygulamanın karmaşıklığı arttıracağı düşünülerek uygulamaya hiçbir zaman konmadı.

YSU standart zamanın dezavantajlarını taşır ve hatta artırır. Örneğin, kişiler güneş saatini okurken saat kuşağını ve doğal farklılıkları da hesaba katmalıdır.[85] Ayrıca öğleni takip eden iki saat içinde güneşe çıkmaktan kaçınmak gibi güneşe maruz kalmaya ilişkin kurallar, yaz saati uygulanmaktayken doğruluk ve kesinliğinden kaybeder.[86]

Siyaset

Yaz saati uygulaması, ilk başlatıldığından beri sürekli olarak tartışmalara zemin hazırlamaktadır.[1] Winston Churchill, "ülkede yaşayan milyonlarca insanın sağlık ve mutluluk alanlarında sahip olduğu fırsatları arttırdığını" kanıtlamaya çalıştı.[87] Ancak Robertson Davies ise şöyle bir demeç verdi :  "Püritanizm'in kemikli ve mavi parmaklı eli, insanları erken yatırıp erken kaldırarak onları kendilerine rağmen sağlıklı, zengin ve akıllı yapmaya çalışıyor."[88] Bunun üzerine birtakım çevreler kelime oyunuyla "Daylight Slaving Time" (Yaz köleleştirme uygulaması) adı altında bir akım başlattı.[89] Tarihsel açıdan, perakende satış, spor ve turizm etkinlikleri YSU altındaki temel gerekçelerdi. Buna karşılık, tarımsal etkinlikler ve gece hayatı dünyasına olumsuz etkiler bıraktı. Bunun yanında ilk YSU'nun benimsenişi dönemin enerji krizi ve savaş olaylarınca tetiklendi.[90]

Willett'ın 1907 önerisi, bazı siyasi durumları da beraberinde getirdi. Öneri, Balfour, Churchill, Lloyd George, MacDonald, VII. Edward (Sandringham'da yarım saatlik YSU uygulayan kral), Harrods'ın sorumlu müdürü ve National Bank'ın yöneticisi gibi kesimlerden destek gördü. Öte yandan, karşı çıkışlara daha sık rastlanmaktaydı. Başbakan Asquith, William Christie (Kraliyet Astronomu), George Darwin, Napier Shaw (Meteoroloji Ofisi'nin başkanı), tarımsal örgütler, tiyatro sahipleri gibi özel ve tüzel kişiler de karşı çıkan taraftaydı. Birçok oturumun ardından, öneri Birleşik Krallık Parlamentosu'nda az bir farkla reddedildi. Willett'ın destekçileri 1911 ile 1914 arasındaki her yıl benzer yasa tasarıları sundu, ancak karar çıkmadı.[91] Uygulama Amerika Birleşik Devletleri'nde daha büyük bir şüpheyle karşılandı :  Andrew Peters, Mayıs 1909'da YSU yasa tasarısını ABD Temsilciler Meclisi'ne sundu. Ancak tasarı komisyonca veto edildi.[92]
Poster titled "VICTORY! CONGRESS PASSES DAYLIGHT SAVING BILL" showing Uncle Sam turning a clock to daylight saving time as a clock-headed figure throws his hat in the air. The clock face of the figure reads "ONE HOUR OF EXTRA DAYLIGHT". The bottom caption says "Get Your Hoe Ready!"
Esnaflar genelde YSU'yu desteklerler. United Cigar Stores, 1918'de bir YSU yasa tasarısı sundu.

1. Dünya Savaşı siyasi eşitliği bozdu. Zira, YSU savaş zamanının kömür darlığı ile hava baskınlarından kaynaklanan elektrik kesintilerinin yol açtığı zorlukları hafifletecek bir yol olarak desteklendi. Öncü Almanya'nın ardından İngiltere 21 Mayıs 1916'da YSU'yu ilk kez kullandı.[93] Pittsburghlu sanayici Robert Garland'ın başını çektiği Birleşik Devletler'de perakendecilik ve imalat alanlarından yarar sağlayanlar YSU için kulis faaliyetleri yürüttüyse de, demiryolu alanından muhalefetle karşılaştı. Birleşik Devletlerin 1917'de savaşa girmesi sonucunda itirazların üstesinden gelindi ve YSU 1918'de kabul edildi.[94]

Savaşın sona ermesiyle, dengelerin sürekli değiştiği ortam geri geldi. Çiftçiler YSU'ya karşı çıkmaya devam etti ve birçok ülke uygulamayı yürürlükten kaldırdı. Britanya ise bir istisnaydı :  Ülke çapında YSU'yu sürdürdü ancak yıllar geçtikçe geçiş tarihlerini çeşitli nedenlerle ayarladı. Bu nedenler arasında, 1920 ve 1930'larda Paskalya sabahlarında oluşabilecek saat değişikliklerini önlemeyi amaçlayan özel kurallar da vardı.[26] ABD'nin tutumu daha tipikti :  Kongre YSU'yu 1919'dan sonra iptal etti. Willett gibi hevesli bir golfçü olan Başkan Woodrow Wilson, iptal kararını iki defa veto etti. Ancak ikinci vetosu geçerli olmadı.[95] Bundan sonra, yalnızca birkaç Birleşik Devletler şehri YSU'yu bölgesel olarak yürürlükte tutmaya devam etti.[96] Böylece, bunlardan biri olan New York'un döviz piyasası Londra ile ticarette bir saatlik arbitrajı koruyabilirken Chicago ve Cleveland da temposunu New York'a göre ayarlayabiliyordu.[97] Wilson'ın ardından başkan olan Warren G. Harding YSU'ya bir "aldatma" olarak karşı çıktı. Ona göre insanlar bu uygulama yerine, yazları daha erken kalkmalı ve işe gitmeliydi. Harding, Columbia Bölgesi federal çalışanlarına 1922 yazında 09 : 00 yerine 08 : 00'da işe başlamalarını emretti. Bazı iş yerleri bunu uygun bulup uygularken bazıları uygulamadı. Bu deneme bir daha tekrarlanmadı.[98]

Willett'ın döneminden bu yana dünya benzer şekilde politikanın karıştığı pek çok yasal düzenleme, ayarlama ve YSU iptali gördü.[99] ABD'de zamanın tarihi YSU'nun iki dünya savaşı döneminde uygulanmasını kapsar, ancak barış zamanında 1966'ya dek standartlaşma sağlanamadı.[100] 1980'lerin ortalarında Clorox ve 7-Eleven Yaz Saati Uygulaması Koalisyonunun 1987'de ABD'de yaygınlaşmasında ana parasal kaynağı oluşturdu. Her iki Idaho senatörü de, YSU sayesinde fast food restoranlarında daha çok patates kızartması satılacağı ve bunların Idaho patatesinden yapılacağı beklentisiyle uygulamadan yana oy kullandı.[3] 2005'te Sporting Goods Manufacturers Association ile National Association of Convenience Stores'un YSU'nun 2007'de ABD'de daha da yaygınlaşmasında ilişkin kampanyası başarılı oldu.[73] Üç yıllık bir denemenin ardından 2009'da, şehir merkezlerinde olumlu, kırsal bölgelerde ise açık arayla olumsuz oy dağılımıyla, Batı Avustralyalıların %55'i YSU'ya karşı çıktı. Bu, 1975'ten o tarihe kadar YSU'nun reddedildiği ard arda dördüncü referandumdu.[101] Birleşik Krallık'ta spor ve tatil endüstrisi SDST'nin yıl boyunca eklediği bir saatin incelenmesine ilişkin bir öneriyi desteklemektedir.[102]

Radikal İslamcıların gözünde yaz saati uygulaması

1979 İran İslam Devrimi'ne kadar yaz saati uygulamasının kesintisiz olarak sürdürüldüğü ülkedeki uygulama, devrimin İslamcıların eline düşmesiyle birlikte askıya alındı. Zira daha önce Şahlık rejiminde mollalar vaaz verirken cemaate "Yaz saati uygulamasıyla namaz saatini size kaybettirmeye çalışıyorlar" demekteydiler. 1991'e gelindiğinde ülke artık enerji harcamalarının artmasına dayanamayacak duruma geldiğinden yaz saati uygulamasını yeniden başlatıldı. 2005 yılında Ahmedinejad'ın seçimleri kazanmasıyla beraber radikalizm tekrar hızlandı. Yaz saati uygulaması ile birlikte İran'ın enerji tüketiminde azalma olduğu açıklansa da, Ahmedinejad "bunu kanıtlayacak somut bir delil yok" diyerek uygulamaya engel oldu. Mecliste yaşanan tartışmalara muhalefet sayılacak reformcu milletvekilleri (ülkede muhalefet adında bir grubun faaliyet göstermesi mümkün değil) sert bir dille eleştirirken yanlıları ise "Dini gerekçelerin daha kolay icra edilmesi için saatin sabit kalması şart" diyerek uygulamayı askıya aldılar. Daha sonra, 2009 yılında radikal siyasetlerin uygulanmasıyla beraber uygulanan Birleşmiş Milletler ambargolarının da artmasıyla birlikte enerji tüketimini karşılayamayan İran; konuyu yasa haline getirerek Ahmedinejad'ı bu kararı uygulama zorunda bıraktı. İran mollaları ve Ahmedinejad'ın yaz saati uygulamasına seçenek olarak sundukları planda resmi daireler ve okulların günlük olarak sabah ezanından belli bir süre sonra açılması olmuştur.[103]

Programlama

Strong man in sandals and with shaggy hair, facing away from artist, grabbing a hand of a clock bigger than he is and forcing it backwards. The clock uses Roman numerals and the man is dressed in stripped-down Roman gladiator style. The text says "You can't stop time... But you can turn it back one hour at 2 a.m. on Oct. 28 when daylight-saving time ends and standard time begins."
2001 yılında ABD'deki insanların saatlerini el ile ayarlamasını hatırlatan bir genel hizmet reklamı.

Birçok bilgisayar tabanlı sistem, temel aldığı zaman dilimine göre YSU'nun başlangıcı veya bitişiyle beraber otomatik olarak saatlerini ayarlayabilmektedir. Ancak YSU'daki değişiklikler kimi kurulumlarda sorunlara yol açar. Örneğin, Kuzey Amerika'da 2007'de yapılan değişiklikler sonrasında birçok bilgisayar sistemi güncellenme gereği duydu. Bu da Microsoft Outlook gibi e-posta ve takvim yazılımlarını büyük ölçüde etkiledi. Bu da bilgi teknolojisi uzmanlarının büyük bir emek kaybına uğramasına yol açtı.[104] Bazı uygulamalar YSU'ya odaklanarak saat değişikliklerinden ve zaman diliminden kaynaklanan sorunlardan korunmak üzere özelleşmiş durumdadır.[105]

Günümüzde bu alanda en yaygın olarak kullanılan bilgisayar tabanlı uygulamalar zoneinfo ve Microsoft Windows'tur.

Zoneinfo

Zoneinfo ya da yeni adıyla IANA zaman dilimi veritabanı farklı yerlerde gözlenen zaman değişimlerini bir adla simgeler. Unix tipi işletim sistemleri başta olmak üzere Java ve Oracle'da kullanılmaktadır.[106] HP'nin "tztab" veritabanı benzer özellikler sunmasına karşın zoneinfo ile uyumlu değildir.[107] Yerel yöneticilerin YSU kurallarında yaptığı değişiklikler zoneinfo'nun düzenli bakım sürecinde güncellenir. Unix tipi sistemlerde kullanılan TZ çevre değişkeni TZ='America/New_York' gibi IANA veritabanındaki zaman dilimleri listesini üretir.

Eski ya da güncelliğini yitirmiş sistemler yalnızca POSIX'in gerek duyduğu TZ değerlerini desteklerler. Örneğin, TZ='EST5EDT,M3.2.0/02 : 00,M11.1.0/02 : 00' Kuzey Amerika'da 2007'de uygulanmaya başlanan zamanı belirtir. TZ'nin YSU'daki değişimlere koşut biçimde güncellenmesi gerekir. Yeni TZ değerleri tüm yıllar için geçerli olduğundan eski tarihler için sorun yaratabilir.[108]

Microsoft Windows


Zoneinfo'da olduğu gibi, Microsoft Windows kullanıcılarının da bulundukları bölgeye ait zaman dilimini seçerek YSU'yu yapılandırmaları gerekir. İşletim sisteminin zaman dilimi kayıtlarını sakladığı tablonun YSU değişimlerinin ardından güncellenmesi gerekir. İşletim sistemine bağlı olarak farklılık gösteren bu işlem, Windows'un eski sürümleri için geçerli değildir.[109] En çok iki başlangıç ve bitiş kuralı tanımlanabilmesine izin veren Windows Vista, Kanada'da YSU'nun geçerli olduğu bir bölgede 1987–2006 arası ve 2006 sonrası tarihleri desteklemekte, ancak bazı eski tarihlerde sorun yaratmaktadır. Eski Microsoft Windows sistemleri ise yalnızca bir başlangıç ve bitiş kuralı tanımladıklarından bir önceki örnek için yalnızca 2006 sonrası tarihleri desteklerler.[110]

Bu kısıtlamalar zaman zaman sorunlara yol açmıştır. Örneğin, YSU'nun her yıl değiştiği ve bazı yıllar devre dışı bırakıldığı İsrail için Windows 95 1995'ten sonrasına ait tarihleri yanlış göstermiştir. Windows 98'de İsrail'i YSU kapsamı dışında bırakan Microsoft, bu ülkedeki Windows kullanıcılarını saatlerini yılda iki kez elle güncellemek zorunda bırakmıştır. 2005 yılında yürürlüğe giren İsrail Yaz Saati Yasası Yahudi takvimini temel alan bazı kurallar getirmiş; ancak Windows, bu zaman dilimini yıldan bağımsız biçimde uygulamayı başaramamıştır. Zaman dilimi kayıtlarının her yıl elle güncellemesi[111] ve bu işi otomatik olarak yapan araç[112] eski tarihleri kapsamayan geçici çözümlerdir.

Microsoft Windows yerel saati gerçek zamanlı saat olarak saklamakta; bu, aynı makinede farklı Windows sürümleri çalıştırıldığında sorun yaratmaktadır. Microsoft 2008'de RealTimeIsUniversal adlı değişkenin Windows'un gelecekteki sürümlerinde desteklenmeyebileceğini açıklamıştır. İlk kez Windows NT'de kullanılan ve RISC tipi makinelerin UTC'yle kullanılmasına olanak sağlayan değişken üzerinde daha sonra gerekli değişiklikler yapılmamıştır.[113]

Dünya çapında yaz saati uygulaması

Avrupa
Bulgaristan

YSU, 1979 yılında Bulgar Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Avrupa Birliği yaz saati uygulamasını takip etmektedir.
Türkiye

    Ana madde :  Türkiye'de yaz saati uygulaması

YSU 1947 yılında uygulama tanıtılıp uygulanmaya başladı. 1965 ve 1972 yılları arasında uygulama askıya alındı. 2008 yılında Enerji Bakanlığı uygulamanın kaldırılmasını 2,5 GMT zaman diliminin oluşturulup kullanılmasını önerdi. Fakat çalışmada herhangi bir ilerleme olmamıştır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı uygulamanın 2013 yılından itibaren kaldırılması için harekete geçti. Planlara göre Bakanlar Kurulu'na gönderilecek yeni kanun tasarısı ile Ekim ayında son kez kış saatine geçilmiş olacak ve böylece 2013 yılın Mart ayından itibaren sürekli yaz saatinde ve GMT +3 zaman diliminde kalınarak, uygulama son bulacaktı.[1] Fakat iş dünyasından gelen tepkiler üzerine bu tasarıdan vazgeçilmiş ve yaz saati uygulaması günümüzde sürmektedir.
Norveç

1916 yılında YSU'ı halka tanıtılıp uygulanmaya başlandı. 1940-1945 yıllarında arasında farklı bir şekliyle uygulanmaya devam edildi. 1965 yılında Norveç Parlamentosu'nda uygulama tartışılıp durdurma kararı alında. YSU'ı 1980 yılında tekrar sunuldu ve günümüze kadar kullanılmaktadır.
Avrupa'da uygulamayan ülkeler

Avrupa'da YSU'nı uygulamayan ülkeler;

    İzlanda, küçük bir ülke olmasından ötürü uygulamanın gereksiz olduğu düşüncesiyle uygulanmamaktadır.
    Beyaz Rusya
    Rusya

Asya
Azerbaycan

YSU, Azerbaycan'da Bakanlar Kurulu'nun 17 Mart 1997 tarihli ve 21 sayılı kararına göre yapılır. Karara göre :

    1997 yılından itibaren her yıl mart ayının son pazar günü saat 04.00'te (Azerbaycan saati ile) saatlerin bir saat ileriye alınması ile Azerbaycan Cumhuriyeti sınırlarında yaz dönemine geçilir.

    Her yıl Ekim ayının son pazar günü saat 05.00'te (Azerbaycan saati ile) saatlerin bir saat geriye alınması ile yaz döneminden çıkılır.[2]

Afrika
Tunus

YSU'nı 1 May 2005 tarihinde Avrupa'ya bağlı kalarak denenmeye başlanmış ancak enerji tasarrufunda kayda değer bir iyileşme olmamıştır. 2009 yılında iptal edilip standart zaman kullanmaya başlanmıştır.
Afrika'da uygulamayan ülkeler

    Cezayir
    Angola
    Benin
    Botsvana
    Burkina Faso
    Burundi
    Kamerun
    Yeşil Burun Adaları
    Orta Afrika Cumhuriyeti
    Çad
    Komorlar
    Demokratik Kongo Cumhuriyeti
    Cibuti
    Ekvator Ginesi
    Eritre
    Etiyopya
    Gabon
    Gambiya
    Gana
    Gine
    Gine Bissau
    Güney Afrika Cumhuriyeti
    Güney Sudan
    Fildişi Sahili
    Kenya
    Lesoto
    Liberya
    Madagaskar
    Malavi
    Mali
    Moritanya
    Mauritius
    Mayotte
    Mısır
    Nijer
    Nijerya
    Kongo Cumhuriyeti
    Ruanda
    Saint Helena, Ascension ve Tristan da Cunha
    São Tomé ve Príncipe
    Senegal
    Seyşeller
    Sierra Leone
    Sudan
    Svaziland
    Tanzanya
    Togo
    Tunus
    Uganda
    Zambiya
    Zimbabve

---oOo---
--o--


------------------------------------------
Kaynaklar :
Wiki Pedia Halk Ansiklopedisi

-------------------
Etiketler  :  Başladı?, Faydalari, Kış Saati, Ne Zaman, nedir?, Sommerzeit, Uhrenumstellung, uygulaması, ve, Winterzeit, Yaz saati, zararlari,2016 da ne zaman,2017 da ne zaman,2018 da ne zaman,2019 da ne zaman,2020 de ne zaman,2021 de ne zaman, ne zaman gecilcek,ayin kacinda,ne zaman, geciyoruz,saatleri 1 saat, ilerimi alcagiz,gerimi alcagiz,1saat ileri,alcagiz,1 saat geri alcagiz,
DEVAMINA BAK



Artık Yıl Nedir? - Kaç Yılda Bir Şubat 29 Çeker - Hangi Yılllar Artık Yıldır?

Artık yıl, Miladî takvimde (Gregoryen takvim) 365 yerine 366 günü olan yıl. Bu fazladan gün (artık gün), normalde 28 gün olan şubat ayına 29 Şubat'ın eklenmesi ile elde edilir. Dört yılda bir yapılan bu uygulamanın nedeni Dünya'nın Güneş çevresinde dönme süresinin (astronomik yıl), Güneş'in aynı meridyenden iki kez geçişi arasındaki ortalama zamanın (gün) tam katı olmamasıdır. Bir astronomik yıl yaklaşık olarak 365,242 gün olmasına rağmen[1] normal bir takvim yılı 365 gündür.

Artık yıl uygulaması ilk olarak MS 46 yılında, Jülyen Takvimi'nde uygulanmıştır.[1]

Artık yılların belirlenmesi


Genel bir kural olarak artık yıllar 4 rakamının katı olan yıllardır:

    1992, 1996, 2000, 2004, 2008, 2012, 2016 gibi.

Ancak bu kuralın iki istisnası vardır:

1. 100'ün katı olan yıllardan sadece 400'e kalansız olarak bölünebilenler artık yıldır:

    Örneğin 1200, 1600, 2000 yılları artık yıldır ancak 1700, 1800 ve 1900 artık yıl değildir.

Sadece 400'e tam olarak bölünebilenlerin artık yıl kabul edilmesinin nedeni, bir astronomik yılın 365,25 yerine yaklaşık olarak 365,242 gün olmasından kaynaklanan hatayı gidermektir.[1]

2. Hesabı daha da hassas hâle getirmek için, 4000'e kalansız olarak bölünen yıllar da artık yıl kabul edilmez:[1]

    Örneğin 4000, 16000, 24000 yılları 400'e tam bölünebildiği halde artık yıl kabul edilmeyecektir.[1]

Diğer takvimler


Jülyen, geliştirilmiş Jülyen ve İran takvimlerinde de benzer kurallarla belirlenen artık yıllar vardır.

AUF Deutsch

Schaltjahr

Als Schaltjahr (lateinisch annus bissextus) wird ein Jahr im Kalender bezeichnet, das im Unterschied zum Gemeinjahr einen zusätzlichen Schalttag oder Schaltmonat enthält.

Das meistens alle vier Jahre stattfindende Schaltjahr im gregorianischen Kalender – einem Sonnenkalender – enthält mit dem eingeschobenen 25. Februar einen Schalttag, so dass der Februar 29 Tage hat. Damit wird das Kalenderjahr längerfristig dem die Jahreszeiten bestimmenden Sonnenjahr (Tropisches Jahr) angeglichen, das fast ¼ Tag länger ist als das 365 Tage lange Gemeinjahr.

Im Religionskalender des Islam – einem reinen Mondkalender – führt der zusätzliche Schalttag eines gelegentlichen Schaltjahrs zur religiös begründeten Angleichung des Kalenderjahrs an den Zeitraum von 12 Mondmonaten (astronomisches Mondjahr). Das astronomische Mondjahr ist um Bruchteile eines Tages länger als das 354 Tage lange gemeine Mondjahr.

In einem im Hintergrund an das Sonnenjahr angepassten Mondkalender (gebundener Mondkalender) – wie im religiösen jüdischen Kalender – wird dem Mondjahr gelegentlich ein 13. Mondmonat (Schaltmonat) zugefügt.

Die Einschaltung eines zusätzlichen Tages oder Monats wird auch als Interkalation bezeichnet.

Sonnenkalender

→ Hauptartikel: Sonnenkalender

Ein Sonnenkalender richtet sich im Unterschied zu einem Mondkalender nach dem Lauf der Sonne. Das davon bestimmte Tropische Jahr hat eine Länge von 365,24219 Tagen (ca. 365 Tage, 5 Stunden, 48 Minuten und 20 Sekunden). Diesem Wert kommen die nachfolgend beschriebenen Sonnenkalender mit Hilfe von Einschaltungen mehr oder weniger nahe.

Julianischer Kalender

→ Hauptartikel: Julianischer Kalender

Unter Gaius Iulius Caesar wurde der bis dahin geltende römische Kalender gründlich reformiert; zum Ausgleich der im Lauf der Jahre angewachsenen Differenzen zwischen den Kalenderdaten und den ihnen ursprünglich zugeordneten Sonnenständen ging der Kalenderreform für das Jahr 45 v. Chr. das sogenannte „verworrene Jahr“ von 47 bis 45 v. Chr. voraus. Bei seiner Reform griff Julius Cäsar auf die ägyptische Lösung – das Einfügen eines Schalttages – zurück.[1] Ab 45 v. Chr. galt dann der julianische Kalender. Der Schalttag wurde in jedem vierten Jahr dem Monat Februar hinzugefügt, so dass in jedem vierten Jahr dem 24. Februar (ante diem sextum kalendas martias, das heißt sechster Tag vor den Kalenden des März) ein zweiter 24. Februar (ante diem bis sextum kalendas martias, das heißt zweiter sechster Tag vor den Kalenden des März) vorangestellt wurde. Das julianische Kalenderjahr hatte danach eine durchschnittliche Länge von 365,25 Tagen, während das astronomische („tropische“) Jahr näherungsweise 365,24219 Tage umfasst. Der Fehler betrug 1 Tag in etwa 128 Jahren.

Gregorianischer Kalender

→ Hauptartikel: Gregorianischer Kalender

1582 fand das astronomische Ereignis Primaräquinoktium (der ersten Tag-und-Nacht-Gleiche im Jahr) schon am 11. März statt. Die aufgelaufene Differenz des julianischen Kalenders gegenüber dem Sonnenjahr betrug also 10 Tage (Festlegung des Frühlingsanfangs auf den 21. März durch das erste Konzil von Nicäa im Jahr 325). Papst Gregor XIII. ließ deshalb zum Ausgleich im Jahr 1582 auf den 4. Oktober den 15. Oktober folgen, wobei die Abfolge der Wochentage nicht verändert wurde; auf einen Donnerstag folgte ein Freitag.

Außerdem wurde die julianische vierjährige Schalttagsregelung derart ergänzt, dass die Jahre 1700, 1800 und 1900 (2100, 2200 und 2300 ...) keinen Schalttag enthalten.

Die Schaltjahrregel im gregorianischen Kalender besteht aus drei Regeln, wobei die erste vom julianischen Kalender übernommen wurde:
Missale Romanum: Extra-Tag im Schaltjahr

    Die durch 4 ganzzahlig teilbaren Jahre sind Schaltjahre. Die mittlere Länge eines gregorianische Kalenderjahres erhöht sich dadurch um einen viertel Tag von 365 Tage auf 365,25 Tage.
    Säkularjahre, also die Jahre, die ein Jahrhundert abschließen (z.B. 1800, 1900, 2100 und 2200) sind keine Schaltjahre. Im Durchschnitt verringert sich dadurch die Länge des Kalenderjahres um 0,01 Tage von 365,25 Tage auf 365,24 Tage.
    Schließlich sind die durch 400 ganzzahlig teilbaren Säkularjahre doch Schaltjahre. Damit sind z.B. 1600, 2000 und 2400 jeweils wieder Schaltjahre. Die mittlere Länge des Kalenderjahres erhöht sich um 0,0025 Tage von 365,2400 Tage auf 365,2425 Tage.

Seit dieser Regelung beträgt der Fehler bei der Länge des durchschnittlichen Kalenderjahres einen Tag pro ungefähr 3231 Jahren, da das tropische Jahr (365 Tage, 5 Stunden, 48 Minuten, 45,216 Sekunden) dem gregorianischen Kalenderjahr (365 Tage, 5 Stunden, 49 Minuten, 12 Sekunden) um 26,739 Sekunden hinterherläuft. So muss voraussichtlich um das Jahr 4813 (Jahr 1582 + 3231 Jahre) ein zusätzlicher Schalttag eingefügt werden, um das Kalenderdatum 21. März wieder in der Nähe des Zeitpunkts des Primar-Äquinoktiums zu positionieren.

Auch nach der Einführung des gregorianischen Kalenders war es noch eine Zeit lang üblich, in einem Schaltjahr den 24. Februar zu verdoppeln (siehe Missale Romanum, nebenstehendes Bild). Bei der Zählung der Kirchentage in der katholischen Kirche galt diese Praxis sogar noch bis 2001. Erst seitdem wird in den Ausgaben des Martyrologium Romanum die Durchnummerierung der Kalendertage zugrunde gelegt und folglich der 29. Februar verwendet.[2]

Orthodoxer Kirchenkalender

→ Hauptartikel: Orthodoxer Kalender

Das gregorianische Kalender-Jahr ist im Durchschnitt etwas länger als das Sonnenjahr. Deshalb schlug die orthodoxe Kirche, nachdem sie jahrhundertelang die gregorianische Kalenderreform verweigert hatte, in jüngster Zeit folgende Schaltregel vor: Abweichend vom gregorianischen Kalender sind die Säkularjahre nur dann Schaltjahr, wenn sie durch 900 geteilt den Rest 200 oder 600 ergeben. Damit wäre das Jahr 2800 kein Schaltjahr, sondern erst das Jahr 2900. Das Kalenderjahr nach dem orthodoxen Kirchenkalender hat eine durchschnittliche Länge von 365,24222 Tagen. Die Differenz zum astronomischen Jahr ist ungefähr ein Zehntel der des gregorianischen Kalenderjahrs.

Französischer Revolutionskalender

→ Hauptartikel: Französischer Revolutionskalender

Im Französischen Revolutionskalender war auch alle vier Jahre ein Schaltjahr. Man begann mit den Jahren 3, 7 und 11 der neuen Jahreszählung. Im Jahr 15 war der Kalender schon nicht mehr in Anwendung.

Mittelfristig sollte wie im gregorianischen Kalender geschaltet werden. Langfristig sollte eine bessere Anpassung an das Sonnenjahr erreicht werden. Man diskutierte, jedes 3600. oder 4000. Jahr zu einem Gemeinjahr zu machen. Bei einem alle 3600 | 4000 Jahre fehlenden Schalttag wäre das durchschnittliche Kalenderjahr 365,24222 | 365,24225 Tage lang gewesen (gregorianisch: 365,24250 Tage; tropisches Jahr: 365,24219 Tage).
Lunarkalender

In Lunarkalendern werden Schaltmonate benötigt, um mit der synodischen Periode des Mondes von 29,530589 Tagen konform zu laufen. Dabei bietet sich ein regelmäßiger Wechsel von „vollen Monaten“ zu 30 und Schaltmonaten („hohler Monat“) zu 29 Tagen an. Mit Sonderregeln werden die fehlenden 0,0306 Tage pro Monat (Metonischer Zyklus, Kallippischer Zyklus und andere) korrigiert.

Daneben gibt es auch Schalttage, um das Lunarjahr mit zwölf Mondmonaten von etwa 354 Tagen durch Einschalten von meist elf „Toten Tagen“, der Zeit zwischen den Jahren, auf einen nicht-interkalierenden Mondkalender zu ergänzen.

Islamischer Kalender

Im islamischen Kalender, einem synodischen, also reinen Lunarkalender, ist die Bestimmung eines Schaltjahres wie folgt festgelegt: Nach einem gebräuchlichen System sind alle Jahre, die bei einer Division durch 30 einen Rest von 2, 5, 7, 10, 13, 16, 18, 21, 24, 26 oder 29 haben, Schaltjahre. Nach diesem System haben im islamischen Kalender alle ungeradzahligen Monate 30 Tage und alle geradzahligen Monate 29 Tage. In Schaltjahren wird dem zwölften Monat ein Tag hinzugefügt, so dass er dann 30 Tage hat. Somit besteht ein Jahr des islamischen Kalenders durchschnittlich aus 354,36667 Tagen. Astronomisch dauern 12 Lunationen 354,367068 Tage. Das islamische Mondjahr ist also um 34,6752 Sekunden zu kurz. Dennoch ist eine gute Näherung in Hinblick auf die Mondphasen erreicht: Erst nach 2492 islamischen Kalenderjahren (also nach 29.904 Lunationen, oder zirka 2418 Sonnenjahren) müsste ein zusätzlicher Schalttag eingeschoben werden, um den Kalender mit der Mondphase wieder im Einklang zu bringen. Gegenüber dem Sonnenjahr ist das islamische Jahr allerdings um 10,876 Tage zu kurz. Deswegen wandert der islamische Jahresbeginn alle 34 Jahre einmal rückwärts durch alle Jahreszeiten.

Jüdischer Kalender

Der jüdische Kalender ist ein Lunisolarkalender beziehungsweise ein gebundener Lunarkalender. Seine Bindung an das Sonnenjahr wird mit Hilfe des Meton-Zyklus vorgenommen. Das Kalenderjahr besteht aus 12 Mond-Monaten mit insgesamt 353, 354 oder 355 Tagen oder aus 13 Mond-Monaten mit insgesamt 383, 384 oder 385 Tagen. Die Schwankungen um einen Tag sind durch religiöse Bräuche bestimmt, sie haben keine astronomische Ursache. In allen Jahren, die bei einer Division durch 19 einen Rest von 0, 3, 6, 8, 11, 14 oder 17 haben, wird vor dem Monat Adar ein Schaltmonat mit 30 Tagen eingefügt. Dieser heißt dann Adar aleph oder Adar rischon (erster Adar), der „normale“ Adar wird zum Adar beth bzw. Adar scheni (zweiten Adar). Alle Feste finden erst im Adar beth statt.

Das ist eine Analogie zum Schalttag im julianischen und im gregorianischen Kalender, bei dem im Schaltjahr ursprünglich der 24. Februar verdoppelt wurde. Die Verdopplung ist nicht mehr zu erkennen, seit der Einfachheit halber im üblichen Rhythmus weitergezählt wird. Heute wird der 29. Februar als Schalttag eingefügt.

Das langjährige Mittel aus den sechs verschiedenen Jahreslängen beträgt 365,2468 Tage. Der Lauf der Sonne wird mit einem kleineren Fehler als im julianischen Kalender nachgebildet. Die Abweichung beträgt einen Tag in etwa 219 Jahren (julianisch: in etwa 128 Jahren).

Chinesischer Kalender

Schaltjahre im traditionellen lunisolaren chinesischen Kalender haben 13 Monate mit 383, 384 oder 385 Tagen statt der zwölf des Gemeinjahres mit 353, 354 oder 355 Tagen.

Zur Berechnung zählt man die Anzahl der Neumonde zwischen dem elften Monat eines Jahres (dem Monat der Wintersonnenwende) und dem elften Monat des folgenden Jahres. Fallen in diesen Zeitraum 13 Neumonde, so wird ein Schaltmonat eingefügt. Der erste Monat, der keinen zhong qì enthält, erhält dieselbe Nummer wie der Vormonat mit einem Zusatz als Schaltmonat. Wenn der Schaltmonat beispielsweise dem zweiten Monat (二月) folgt, dann heißt er einfach „Geschalteter Zweiter Monat“ (chinesisch 閏二月 / 闰二月, Pinyin rùn'èryuè).
Astronomische Kalender

Ägyptischer Kalender


Der im Altertum gebräuchliche altägyptische Verwaltungskalender, auch Wandeljahrkalender genannt, verwendete Jahre, die regulär 365 Tage dauerten und in 12 Monate a 30 Tage aufgeteilt waren. Die fehlenden fünf Tage wurden als Heriu-renpet eingeschaltet. Im Jahr 238 v. Chr. ordnete Ptolemaios III. an, alle vier Jahre einen zusätzlichen Tag (Schalttag) einzufügen, um die Verschiebung der Jahreszeiten zu verhindern.[1]
Von einer ähnlichen Struktur geht auch der französische Revolutionskalender aus.

Maya-Kalender

Auch der Haab-Kalender des Maya-Kalenders verwendet Schalttage: Hier wird nach dem Standardjahr von 360 Tagen (18 Perioden mit je 20 Tagen) ein 5-tägiger Schaltmonat (Uayeb „namenlos“) eingefügt.

--------------------------------
KAYNAKLAR:

Halk Ansiklopedisi Wikipedia
------------------------------
Etiketler : Artık Yıl Nedir?,Kaç Yılda Bir, Şubat ,29 Çeker ,Hangi Yılllar, Artık Yıldır?,Schaltjahr,
DEVAMINA BAK


MEHMET AKİFİ ANMA VE İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ

İstiklâl Marşı

İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin[1] millî marşı. Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınan bu eser, 12 Mart 1921'de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir.

Üç kıtada şanlı zaferlerle fetihler yapmış, 23 milyon km2’ye sahip olmuş, küreselleşen dünyaya inat 6,5 asır adaletiyle ayakta durmuş olan Osmanlı İmparatorluğu, girdiği 1. Dünya Harbi’nden yenik çıkmıştır. Emperyalist devletlerce vatan toprakları işgal edilmiş, halkımız adeta her taraftan bir soykırıma tabi tutulmuş binlerce ocak acımasızca yok edilmiştir. Tarihi şanla şerefle yazılı Türk milleti Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu yarımadasında “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile hareket ederek İstiklal Savaşı’na başlamıştır. Tabi bu savaşa yakışacak ömür boyu unutulmayacak bir şiire ihtiyaç duyulmuştur ve 1.TBMM hemen hazırlıklara başlamıştır.

Yıl 1921

Şanlı ordumuz Eskişehir İnönü önlerinde zaferle çıkmıştır. Şanlı bayrağımızın ve kahraman Türk milletinin simgesi olacak milli bir marş yazılması için milli eğitim bakanlığı tarafından bir yarışma açılmış ve kazanana para ödülü verileceği açıklanmıştır. Ülkenin her tarafından pek çok şair duygulu ve heyecanlı şiirleriyle yarışmaya katılmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un yarışmaya katılmadığı görüldü. Nedeni sorulduğunda “Milli Marş para ile yazılmaz”. Cevabını verdi. Arkadaşlarının ısrarları üzerine ve kazanırsa ödülünü kahraman orduya vereceği şartı ile yarışmaya katıldı.
Türk milletinin zaferini, yüceliğini ve bayrağımızın kutsallığını en güzel duygularla anlatan istiklal marşı yarışmaya katılan 724 şiir arasından seçilerek MEB bakanı Hamdullah Suphi tanrı öven tarafından büyük millet meclisinde okundu. Bütün milletvekillerince büyük bir coşku ve heyecan içerisinde iki defa ayakta dinlenen istiklal şiiri 12 Mart 1921 de TBMM tarafından milli marşımız olarak kabul edildi

Tarihçe

Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, İstiklâl Harbi'nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine, Ankara'daki Taceddin Dergahı'nda yazdığı ve İstiklal Harbi'ni verecek olan Türk Ordusu'na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif'in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla[2] kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı'nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.[3][4][5]

Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı'nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat'a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı'nın Türk Milleti'nin eseri olduğunu beyan etmiştir.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir.[6] Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör'ün yakın dostu Cemal Reşit Rey'le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin (örneğin "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" mısrası ezgili okunduğunda "şafaklarda" sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde günümüzde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.[7]

Marşı : İstiklal Marşı Dinle

Metni


İSTİKLÂL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!


MEHMET AKİF ERSOY

----------------------------
Kaynakça

^ Ülsever, Cüneyt (25 Mart 2007). "KKTC'de yaşanan Türklük kriziyle ilgili bilgi notu". Hürriyet. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ İstiklâl Marşı Yayın: Milli Eğitim Bakanlığı, Yayın tarihi: 2003.
^ "Maarif vekaleti tezkeresinin okunması (26.02.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İlk okunması (01.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "Görüşmeler ve kabulü (12.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İstiklâl Marşı'nın Altı Yıl Boyunca Kullanılan İlk Bestesi". Youtube. 21 Eylül 2006. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
^ "İstiklâl Marşı'nın notası". TBMM. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
DEVAMINA BAK


Omega (Ω ω) Nedir? | Omega 3 - Omega 6 Nelerde Bulunur? | Faydaları Nelerdir? | Eksikliğinde Neler olur?

Omega (Ω ω) (Yunanca: Ωμέγα, Omega), yirmi dört harfli Yunan alfabesinin sonuncu harfidir. Türkçedeki O sesi gibidir, ancak genellikle Ö sesine yakın bir ses verir.

Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega 3 ve Omega 6′nın bazı hastalıklara faydalı olduğı Ahmet Maranki tarafından açıklandı onaylandı.Şimdi kendi ağzından Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımını dinleyelim..
omega Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega-3 ve omega-6 asitleri vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir. Bunlara bu nedenle tıp dilinde “esanssiyel yağ” asitleri adı verilir. Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın olduğu karbon atomunu gösterir. Eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.

Görevleri:

1)Hücre mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6 ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.

2)Görme: DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA yağ asiti çok önemlidir.

3)Sinir Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.

4) İltihap hormonları üretimini azaltır

5) Gen etkileşimi yapar.

Yağ Asit Yetmezliği;

Esansiyel yağ siteleri eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma, enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar. Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği sık görülür.

Omega-3 ve Omega-6’nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:


1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:

Prematür doğan bebeklerde göz ve sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.

2) Gebelik

Gebelikte omega-3 almanın gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır.

Avruapa’da yapılan çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde 2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33 den % 21’e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

3) Kalp Hastalıkları

Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı


Omega-6 (linoleik asit, LA) ya asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol, trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.

Omega-3 Kullanımı

Alfa linolenik asit (ALA) bir omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.

Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı

EPA ve DHA alımı en etkili metot olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir. Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez yağlı balık yemelidir.

Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı

1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınmıştır.
6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
7)Depresyon ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur. Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.

Hangi Gıdalarda Bulunur?

Omega-6 Yağ Asitleri

[Image: 145797775342523.jpg]

[Image: 1457977753464.jpg]



Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru yemişlerde vardır.

Omega-3 Yağ Asitleri

ALA (Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.

Diyetle alınan omega -6’ nın omega-3’e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 ‘ün eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı olarak alınmasını önermektedir.

Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
Bunlar en iyi omega-3 yağ asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya, Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.

Piyasada Nasıl Satılır?

Omega-6 Yağ Asiti

Borage Oil (yağ), evening primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu omega-6’dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır. Kasılmaları artırabilir.

Omega-3 Yağ Asiti

Keten tohumu yağında omega-3 (ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.

[Image: 145797775348745.jpg]

Omega-3 Alırken Dikkat!

Omega-3 ürünleri 3 gram/güne kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL kolesterolün arttığı saptanmıştır.

İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır.

Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.

Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli nedenidir.

Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak kilo vermenizi sağlamaktadır. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.

İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir.

İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış demektir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.

Yağ dokusundan çözünen yağ asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.

Dr. Ender Saraç OMEGA 3 faydaları ve OMEGA 3 içeren besinler

Dr. Ender Saraç omega-3 yağı yararları ve kullanımı. Omega-3 nelerde bulunur? Omega-3 içeren besinler: Omega-3 yağı hayvansal gıda olarak en çok somon, uskumru, sardunya gibi balıklarda, bitkisel gıdalardan ise başta ketentohumu olmak üzere ceviz, semizotu ve taze fasulyede bulunur.

Omega-3 yağı kolesterolü düşürür, hafızayı kuvvetlendirir, yorgunluğu azaltır, eklem iltihaplarına karşı iyi gelir, kanı sulandırır ve cildi nemlendirir. Standart dozlarından, günde 1 kapsül veya 2 tatlı kaşığı tok karnına tüketilir. Omega-3′ün ayrıca iştah açıcı etkisi de bulunmaktadır, bu nedenle iştahlı olup kilo veremeyenlere önermem. Ama yorgun ve iştahsız kişilere şiddetle tavsiye ederim.
Ben omega-3 yağını bazı egzama türlerinde, sinir sisteminin çeşitli hastalıklarında, depresyondan korunmada veya tedaviye yardımcı olarak kullandığımda birçok hastamda olumlu sonuçlar aldım. Dikkat edilmesi gereken noktalar: omega-3′ün bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur. Ancak balık ürünlerine karşı alerjisi olan ve hayvansal preparatları kullananların dikkatli olması gerekir.

Ayrıca kan sulandırıcı hap kullananlar da doktorlarına danışmadan omega-3 kullanmamalıdır.

Dr. Ender SARAÇ

Omega 3 eksikliği ve kalp krizi

Yapılan araştırmalara göre her 38 saniyede bir kişi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor. Kalp krizini tetikleyen pek çok faktörden biri de Omega 3 eksikliği. Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık Omega 3 hakkındaki soruları yanıtlıyor!

hizliresimyukle.com - Resmi tam boyutta görmek için Tıklayınız

Omega 3 nedir, ne işe yarar?


Kalp ve birçok sistemin korunması için gerekli olan Omega 3 vücut tarafından yapılamayan ve muhakkak dışarıdan alınması gereken bir yağ asididir. Kişilerin yaşam tarzı ve metabolizmalarındaki değişiklikler, örneğin sigara içmek, yanlış beslenme alışkanlığı da Omega 3 seviyeleri üzerinde son derecede etkilidir. Her balıkta yeterli Omega 3 olmadığı gibi bazen yenilen balıklar ve alınan bazı Omega 3 takviyeleri de vücut tarafından yeterince kullanılamamaktadır. Balığın hazırlanışından seçimine kadar çeşitli faktörlerin Omega 3 düzeyleri üzerindeki etkisi çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin Omega 3 seviyelerini balık yiyip yememesine, takviye alıp almamasına bakarak tahmin etmek imkansızdır ve kişiler farkında olmadan düşük Omega 3 düzeyine bağlı tehlikelerle karşı karşıya kalabilmektedirler.

Tam da bu noktada hs-Omega 3 indeks testi kişilere ve doktorlara son derecede yardımcı olmaktadır ve sadece Omega 3 seviyesini değil, trans yağlar dahil, 23 çeşit yağ asidinin durumunu da inceleyerek kişinin hem korunma düzeyini, hem de potansiyel sağlık risklerini ortaya koymaktadır.

hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nedir?

hs-Omega 3 indeks testi Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçen yeni nesil bir kan testidir. Bu test sayesinde ani kardiyak ölüm riskinizi ve korunma durumunuzu belirleyebilirsiniz. Araştırmalar düşük Omega 3 indeksinin yüksek kalp krizi riski ile ilişkisini göstermiştir. 3.3’ten düşük Omega 3 indeksi yüksek kalp krizi ölüm riskini işaret etmektedir.

Omega 3 indeksini % 6.5’a çıkartmak kalp krizinden ani ölüm riskini % 90 oranında azaltmaktadır. İdeal değerler 8 ila 11 arasıdır.

Omega 3 miktarı kadar bu testte belirtilen Omega 3 – Omega 6 oranı ve yine bu testte yapılan 23 farklı trans yağlar ile doymuş yağlar dahil çeşitli yağ asitlerinizin düzeyi de çok önemlidir.

hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nasıl yaptırılır?

hs-Omega 3 indeks testi size bu konuda yol gösterecek en gelişmiş testtir. hs-Omega 3 indeks testi hakkında doktorunuzdan, diyetisyeninizden veya eczacınızdan bilgi alabilirsiniz. hs-Omega 3 indeks testi şu ana kadar CLIA sertifikası almış ve hem ABD, hem de Avrupa’da ruhsatlanmış olan tek testtir. Çok yeni geliştirilmiş bir test olan hs-Omega 3 indeks testi kırmızı kan hücreleri zarındaki Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçmeye dayanmaktadır. Araştırmalar Omega 3 asitlerinin yüksek olduğu zaman kalp korumasının en üst seviyede olduğunu göstermektedir. Bu testte Omega 3 dahil olmak üzere 23 çeşit yağ asidi ölçülmektedir ve sonuçları verilmektedir. Doktorunuz veya diyetisyeniniz bu sonuçlara göre size gerekenleri önererek ve takip ederek kalp krizi riskinizi, damarsal hastalık risklerinizi ve aşağıdaki pek çok duruma karşı riskinizi ileri derecede düşürme imkanına sahiptir. Diğer taraftan, hamilelerde Omega indeks testi çok önemli rol oynamaktadır. Düşük Omega 3 indeksi ileride doğacak çocukta bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir.

İdeal Omega 3 alımı nasıl olmalı?


Yeterli Omega 3 alıp almadığınızın veya aldığınız Omega 3′lerden yararlanıp yararlanmadığınızın tek kontrol yolu hs-Omega 3 indeksi testi yaptırmanızdır.

Omega 3 testi ile tespit edilen düşük Omega 3 indeksini düzeltmek için yapılması gereken, Omega 3 ihtiva eden ve doğru şartlarda yaşamış somon, saldalya gibi balıkları daha çok yemek ve doğru kalite ve miktarda omega 3 yağ asidi içeren besin takviyelerini almaktır.

Bunların tesiri üç veya dört ayda ortaya çıkacağından bu süre sonunda tekrar hs-Omega 3 indeksinizi kontrol etmek ve indeks normale geldi ise tekrar düşüşü önlemek için bu şekilde beslenmeye ve takviyeleri kullanmaya devam etmek gerekir.

3 kişiden biri kalp krizinden ölüyor!

Omega 3 eksikliği hangi belirti ve hastalıklara yol açar?

· Kronik yorgunluk ve halsizlikten yakınıyorsanız,

· Konsantrasyon güçlüğü ve hafıza problemleri yaşıyorsanız,

· Cildiniz kuru ve eskisinden daha sertse,

· Gözleriniz eskisi gibi parlak ve canlı değilse,

· Eklem ağrıları çekiyorsanız,

· Yoğun çalışma temposu ve strese tahammülünüz azaldı ise,

· Trigliserid düzeyiniz yüksek ise,

· 60 yaşından önce kalp krizi geçirmiş 1. derecede akrabalarınız var ise,

· Koroner kalp hastalığınız varsa,

· Hamileyseniz,

· Çok fazla kahve ve çay tüketiyorsanız,

· Sigara veya puro içiyorsanız,

omega 3 seviyeniz ve diğer yağ asitleri oranları bozuk olabilir.

Hangi besinlerde Omega 3 bulunur?

Omega 3 insan vücudunda yapılamadığından muhakkak dışarıdan alınması gereklidir. Temelde üç farklı türü bulunur Omega 3’ün: ALA, EPA ve DHA.

Omega 3’ün asıl ana kaynağı yağlı balıklardır. Daha az olmakla beraber diğer deniz mahsullerinde de bulunur. ALA ise balıkta bulunmaz yağlı tohumlar ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Tek başına ALA almak yeterli değildir. Daima EPA ve DHA da alınmalıdır. Bu nedenle beslenmemizde Omega 3 kaynaklarının dengesine çok özen göstermek lazımdır. Omega’nın başka bir çeşidi olan omega 6’nın da en önemli kaynağı bitkisel yağlardır. Omega 3 ve Omega 6 oranları çok önemlidir. Bu oranlardaki değişiklikler insanlarda çeşitli sistemlerin bozukluklarına neden olabilirler. Bunun dışında, zehirli maddeleri ihtiva etmeyen (çevre kirliliğinden etkilenmemiş) balıklardan uygun tekniklerle elde edilmiş ve içinde yeterli miktarda Omega 3 olan besin takviyeleri de en güvenilir Omega 3 kaynağıdır.


----------------------------
Kaynaklar :
1. ciltdbakimi. com
2. Dr. Ender SARAÇ


-----------------------
Etiketler : Omega (Ω ω) Nedir,Omega 3 ,Omega 6 ,Nelerde Bulunur,Faydlari,ve, Eksikliginde ,Neler olur,zararlari,omega,Yunanca,Yunan alfabesinin, sonuncu harfidir,Bel, beslenme, Bitkisel Yağlar, Kas, Metabolizma, Stres,Alerji, Depresyon, Egzama, Ender SARAÇ,Ahmet Maranki, Artrit, Astım, Bel, Bitkisel Yağlar, Depresyon, Kas, Kist, Mide, Tansiyon, Ülser,
DEVAMINA BAK



BİLİM İNSANLARI DÜNYAYI SARAN GÖRÜNMEZ BİR KALKAN KEŞFETTİ, NASIL MEYDANA GELDİĞİ ŞAŞKINLIK UYANDIRIYOR

Bilim insanları Dünya atmosferinin üzerinde dikkate değer bir şey keşfetti. Dünya’nın yaklaşık 11500km üzerinde, görünmez bir kalkan var ve bilim insanları bu kalkanı “Uzay Yolu filmindeki güç alanlarına” benzetiyorlar.

Front Line Desk’e göre bu kalkan, Van Allen radyasyon kuşakları içinde keşfedildi. Van Allen radyasyon kuşakları Dünya’nın üzerinde, yüksek enerjili elektron ve protonlarla dolu lokma şeklindeki iki halkadan oluşmaktadır. Mevcut konumunu Dünya’nın manyetik alanıyla koruyan Van Allen radyasyon kuşakları, güneşten gelen enerji düzensizliğine göre şişip büzülmektedir. Van Allen radyasyon kuşakları ilk kez 1958’de keşfedilmişti. Bilim insanları, Dünya yüzeyinden 40000km yukarıya kadar genişleyen biri iç, diğeri dış kuşak olmak üzere iki kuşak keşfetmişti.

Bununla birlikte, geçen yıl, Colorado Boulder Üniversitesi’nden Profesör Daniel Baker ve ekibi 2012’de üçüncü bir geçici “depolama halkası” bulmak için fırlatılan ikiz Van Allen Sondalarını kullandılar. Araştırmaya göre bu üçüncü kuşak, önceden bilinen iç ve dış Van Allan radyasyon kuşaklarının arasında yer almakta. Bu kuşak uzaydaki hava koşulları değiştikçe gelip gidiyor gibi görünüyor, bu yüzden diğerlerinden farklılaşıyor.

Araştırmacılara göre bu halkanın amacı oldukça açık: öldürücü elektronların Dünya atmosferinin derinlerine kadar girmesini engellemek. Bu elektronlar ışık hızına yakın bir hızda oldukça yıkıcı olabiliyorlar. Astronotları tehdit etmeleriyle, uyduları kızartmalarıyla ve uzay sistemlerine zarar vermeleriyle biliniyorlar.

Beta Wired’ın notuna göre, Profesör Daniel Baker bu görünmez kalkanı, Uzay Yolu’ndaki güç kalkanlarına benzetiyor. Dünya’nın manyetik alanı Von Allen kuşağını mevcut konumunda tutmaktadır. Fakat bilim insanları, bu kuşakta yer alan ve neredeyse ışık hızında seyehat eden elektronların, gizli bir kuvvet tarafından engellendiğini söylemekteler. Uzay Yolu dizisinde, uzaylıların, uzay gemilerini yok etmek için kullandıkları enerji silahlarından korunmak için kullanılan kalkan türüne benzerliğinden dolayı Baker’a bu diziyi hatırlatmaktadır. Buna benzer şekilde Dünya için gerçekleşen bu durumunda, görünmez kalkan öldürücü elektronların atmosfere girişini durdurmak için kullanılmaktadır.

Görümez kalkanın keşfinden önce, bilim insanları, gezegenin üst atmosferine girmeyi başaran elektronların hava molekülleri tarafından dağıtıldığını varsayıyorlardı, fakat bu görünmez elektron kalkanı ile, şükür ki  bu parçacıklar üst atmosfere kadar ulaşamıyorlar.

Şuan bilim insanları görünmez kalkanın var olduğunu biliyorlar, nasıl meydana geldiğini ve tam olarak nasıl çalıştığını belirlemeye çalışıyorlar.
“Bu elektronlar sanki uzaydaki camdan bir duvarın içine giriyorlarmış gibi. Bu son derece kafa karıştırıcı bir olgu.”

Çeviren : Gültekin METİN
DEVAMINA BAK


Tanrı Fikri ve Çoklu Evren Teorisi


Evren içre evrenlerde TANRI NEREDE?

Evren, bir kuantum parçacığının varlıkta açığa çıkışı ile başladıysa, uzay zaman ve tüm bu parçacık aleminde tanrı olmadan genişliyorsa, nasıl olup da hayat için bu kadar uygun bir durumda olabiliyor?

Orta çağdaki felsefeciler için evrenin bu mükemmelliği, tanrının varlığının kanıtı için anahtar rolündeydi. Evren, akıllı yaşam için o kadar uygundur ki; bu ancak güçlü, cömert, dışsal bir ilahın ürünü olmalıydı. Günümüz dini öğretisine göre de, tüm bu evren tesadüfen biraraya gelmiş olamazdı.

Modern fizik de bu “hassas ayarlanmış evren problem”i ile boğuşmuş ve kendi cevaplarını bulmuştur. Eğer tek bir evren var ise, yerçekimsel ve kozmolojik sabitlerdeki küçük bir değişiklik, bambaşka bir evren ile karşılaşmamıza neden olacaktı. Oysa, kendi farklı sabitlere sahip pek çok evrenli bir “çoklu evren” varsa, problem çözülmüş olur:  “buradayız, çünkü evrenler içerisinde uygun bir evren içinde kendimizi bulduk“. Mucize yok, plan yok, yaratıcı yok.

Kozmolog Bernard Carr şöyle dillendiriyor: “Tanrıyı istemiyorsanız, o zaman çoklu evrene sahipsiniz demektir”. Peki bu, gerçekten de bizim tek seçeneğimiz mi? Tanrılık hakkında düşünmek için başka bir yol var mı?

Batı felsefesinde, sonsuz dünyalar teorisinin ortaya atılışı 2500 yıl öncesine, eski yunanıların “atomcu”larına dayanır. Leukippos, Demokritos, Epiküros gibi felsefeciler için evren, mikroskobik, parçalanmayan madde parçalarından, atomlardan oluşmaktadır. Bu atomlar, bir vorteks oluşturana kadar sonsuza kadar rastgele bir şekilde bir boşlukta birbirleri ile çarpışırlar.

Bu vorteksde ağır elementler, dünyayı oluşturmak için biraraya gelirler, hafif elementler ateş gibi merkezden uzağa doğru dağılırlar ve orta ağırlıktaki elementler de su ve havayı olutururlar. Dolayısıyla, başka yerlerdeki parçacıklar da diğer sonsuz sayıdaki dünyaları yaratmak için vorteksler oluşturmaktadırlar. Bu dünyalar öldüğünde, onların atomları başka yerlerde, yeni dünyalar oluşturmaya devam ederler.

Bu dünyalardan bazıları küçük, bazıları büyük, bazıları sönük, cansız, bazıları da bizimki gibidir. Ancak hepsi de sonsuz uzaydaki rastgele çarpışmaların sonucudur ve bunun için bir tanrıya gerek yoktur. Atomcular için “tanrılar”, derin düşünceye dalmış, tefekkür ile meşgul olan aydınlanmış bilgelerdir. Bu tanrılar mevcuttur ama bizim dünyamızı yaratmazlar, dünyamızda yaşamın devam etmesine müdahele etmezler, onlar bir şekilde bu konu ile alakalı değillerdir.

Eğer atomcular bize uzaysal bir çoklu evren modeli öneriyorsa, o zaman “Stoic” olarak adlandırılan onların muhalifleri de bize maddi, geçici bir evren modeli öneriyor. Stoic’ler için madde devam eder, sürekliliği vardır. Atomlar yoktur, boşluk yoktur ve diğer dünyaları yaratabilecek bizim kozmosumuzun ötesinde hiç bir şey yoktur.

Daha da açıkçası, bizim dünyamız tektir. Stoic’ler için kozmos, nihayetinde son bulacaktır ve güneş dünyayı alevler içinde yuttuğunda, bu, sadece dünyanın yeniden doğması için olacaktır. Evrenin periyodik yıkımı ve yeniden doğması, ilk Stoic kozmolojisinin “ekyprosis” adlı bir sürecin göze çarpan özelliğidir.

Atomcular tanrılarını kozmosun dışına attıklerı kadar, Stoic’ler de onu tüm bu sürece dahil etmektedirler. Stoic’lerin tanrısı kozmosun kendisinin canlandırma kuvvesidir: yaratan, devam ettiren, çözen, ortaya çıkaran, herşeyi yeniden yaratan… Eğer atomcular etkin bir şekilde tanrının varlığını reddediyorsa, o zaman Stoic’ler de etkin bir şekilde panteisttirler: dünya “tanrı” diye adlandırılanın kendisidir.

Birbirine rakip olarak çarpışan eski çoklu evrenler düşüncelerinden bir tanesi uzaysal, diğeri de maddeseldir, bir tanesi  tanrı tanımaz, diğeri pantesittir, bir tanesi rastgele, diğeri rastgele olmayan, önceden belirlenmiştir. Ancak her ikisi de geleneksel “Tanrı” fikrine tamamen karşıdır.

Dolayısıyla, çoklu evrenler modeli günümüzde ne kadar ürkütücü ya da tehditkar gözükürse gözüksün, çocukluğumuzu atomcuların kamplarında alternatif evrenleri modellemekle geçirmişi olsaydık veya Stoic’lerin tapınaklarında kozmosun sonsuz geri dönüşümünü tefekkür etmiş olsaydık da, her ikisi de  o kadar iç karartıcı olmayabilirdi.

Ama tabii ki, bunları yapmadık. Her iki gelenek de çok farklı bir tanrı kavramına karşı kayboldu gitti: bizimkisi gibi zaafları olmayan, değişmeyen bir akla sahip, tüm kuvveleri ile kozmos üzerinde varolan güce… Peki bu nasıl oldu?

Plato, tek bir evren yaratan bir yaratıcının üzerinde ısrarla durmuştur ve bunu şöyle ifade etmiştir: “sadece bir evren olduğu doğru mu, yoksa çokluktan  ya da sonsuzluktan konuşmak mı doğru olur?” diye sorgulamış ve “bizim evrenimiz vardı, var olmaya devam ediyor ve tek tanrının yarattığı tek  yaratılan  evren olarak devam edecek …”

Aristo’nun ise farklı bir fikri vardı ama onunki de tek bir kozmosa yönelikti. Atomcular hristiyanlığın ilk zamanlarında,  hedonist-hazcılar, ahmaklar ve yozlaşmışlar olarak görülmüştür. Düşünceleri ile Batı Hıristiyanlığını şekillendiren Aziz Agustin, Tanrı’nın Şehri adlı tanınan eserinde atomcuların argumanlarını çürütmeye gerek duymamıştır. Öte yandan, Stoic’lerin evrenin hem döngüsel, hem mükemmel olduğu ve her dünyanın öncekiler kadar aynı olduğunu söylemeleri Agustin’i neredeyse delirtecekti. Agustin için bu şu anlama geliyordu: ruhların yaratılıp, kovulduktan sonra, dönüşseler veya dönüşmeseler, kurtarılıp kurtarılmasalar bile, cennet veya cenhenneme gittikten sonra tekrar evrensel döngüye girip aynı hayarı yaşarlar. Agustin bu fikirden nefret etti ve “Tanrı, onların doğru olması gerektiğini düşündükleri şeylerin dile getirilmesini yasakladı” diyerek onların fikilerine karşı çıkarak, sövüp saydı. Agustin teselliyi  İncil’de buldu.Romalılar 6:9:”İsa bizim tüm günahlarımız için bir kere ölmüştür”. Agustin bunun şu anlama gelmesi gerektiğini not etti: “İncilde yazılandan dolayı, bizden önce ve sonra başka dünyalar olamaz. İsa’nın sonsuz sayıdaki dünyalara yaşaması için yollanacağını, öğretici olacağını ve öleceğini düşünebiliyor musunuz?”. Sadece tek bir mesih olmalı, tıpkı Tanrı’nın insan şekline girmesi, vücud bulması gibi. Bu yüzden sadece tek bir dünya var!…

Tüm farklılıklarına rağmen, atomcular ve Stoic’ler egemen güç olan ilah anlayışına kurban gittiler. Modern kozmoloji öncesi, günümüz modern kozmolojinin bu fikirlerin tam tersine tavır almasına sebep olmuştur: “Çoklu bir evren olduğunu düşünmüyorsanız, siz en iyisi gidin bir tanrıya inanın!”

Acaba, tanrı ve çoklu evren hakkında daha az muhalif başka bir açıklama olabilir mi? Bence var ve ben bunu keşfetmek için sizleri iki kişi ile tanıştırmak istiyorum: Cusa’lı Nikola ve eski Dominiken tarikatı üyesi, bilge bir kişi olan Giordano Bruno. Bruno günümüzde laik bilimin babası, kurucusu olarak biliniyor. Bu iki kişinin evren hakkındaki vizyonları neredeyse aynıdır. Ancak aralarındaki çok küçük farklılık, her ikisini de farklı kaderlere sürüklemiştir.

Bilim tarihinde, Batlamyos’un (ikinci yüzyılda Mısır’da yaşamış Yunanlı coğrafyacı ve astronom) dünyanın gökkürenin merkezinde olduğuna dair kozmos vizyonu, 16. Yüzyılın ortalarında Kopernik’in güneşi merkeze koymasına kadar alternatifsiz kabul gören bir fikirdi. Ancak, Kopernik’ten 100 yıl önce, Cusa çok daha radikal bir fikri ortaya koymuştu: “Evrenin bir merkezi yoktur. Her an herşey hareket halindedir ve bu yüzden, her bir gözlemciye göre dünya, güneş ya da başka bir yıldız, hareket etmeden bir şeylerin merkezindeymiş gibi ve diğer şeyler de onların çevresinde hareket halinde gibi gözükebilir. Eğer herşey hareket ediyorsa, o zaman belirli bir merkez de yoktur. Herhangi kozmolojik bir cisme bir başlangıç belirleyin, onun etrafındaki görülür alan, dünya diye adlandırılabilir”. Bu görüş, çoklu evrenin modern versiyonu gibi gözükmekte: “Bizim evrenimiz, çok daha büyük bir kozmosun görülebilir bir kısmı“. Çoklu evren modelindekigibi, Cusa’nın evreni de, kendisi dışında bir şey olmayan, mekansal sınırı olmayan bir evren. Cusa kozmosa “sonsuz” demeyi reddetmiştir. Çünkü o, yaratıcısına bağlı bir evrendir. Cusa’nın terminolojisinde, Tanrı’nın kendisi “mutlak sonsuz” olurken, yaradılış “daralmış- büzüşmüş bir sonsuzluk”ta mevcuttur.

Bu ayrım bir tarafa, Cusa, Stoic’lerin tanrıya benzeyen, tanrı gibi gözüken evren gibi aykırı düşüncelerine yaklaşmaktadır. Tanrı gibi, Cusa’nın evreninin de sınırları yoktur. Tanrı gibi, evren de olan herşeyi kapsadığı gibi, olacakların da tohumlarını içerir. Cusa bunu şu şekilde anlatır: “Bu sanki Yaratıcının  “Yaradılış OLsun..” diye “konuşmuş olması gibi.. ve tanrı, sonsuzluğun kendisi olduğu içindir ki; yaratılmaz, yaratır..

Geleneksel hristiyan doktrini, insanın Tanrı’nın görüntüsü, suretinde yaratıldığını öğretmektedir. Cusa: “insan değil, evren tanrının suretindedir” diyerek bu fikre karşı çıkmıştır. Ve ona göre eğer insanlar tanrısal değillerse, o zaman tanrı da insana benzemez. Tanrı gökyüzündeki babamız değildir, Tanrı evrene benzer.

Bu fikrinden dolayı, Cusa’nın başı kilise ile biraz derde girer. Düşüncelerinden dolayı tüm hristiyan alemi ile başını derde girebilme korkusu, onun kozmoloji fikirlerinin sonu oldu, kilise ile arasını düzeltti hatta kardinal bile oldu.

Ancak, Giordana Bruno o kadar da şanslı değildi, 100 veya 150 yıl sonra benzer şeyleri söyler ama engizisyon tarafından ölüme mahkum edilir. Bruno’nun dinsel devrim uyanışına ve Koperniğin dünyanın kozmosun merkezinde olmadığına dair teze denk gelen bir zamanda fikirlerini ortaya koyması onun talihsizliği olmuştur. Ancak, Bruno’nun sonunu getiren en büyük faktör, Cuso’nun kozmoloji fikrinde yaptığı çok ufak bir değişimdir. Bruno’ya göre, evren “daralmış-büzülmüş” bir şekilde sonsuz değil, evren gerçekten hem güç, hem de ölçü olarak da sonsuzdu. Bruno için evren sonsuz, sınırsız olmalıydı. Çünkü yaratıcısı öyleydi.

Ancak, eğer evren sonsuz ve sınırsız ise, o zaman öncesinde, sonrasında ya da ötesinde, evren dışında Tanrı olamazdı. Mahkeme süresince, Bruno, evrenin bazı anlamlarda Tanrıdan farklı olduğuna ve mesihin diğer herhangi bir kişiden daha özel olduğuna yönelik yaptığı açıklamalarla engizisyonu ikna edemedi. Aslında anlatmak istediği şey; sınırsız sonsuz evrenin herşeyin — herkesin tanrı dediği– kaynağı, herşeydeki yaşam ve sonun olduğu idi. Bu, kısaca, panteizm’dir. Ama bu, sonsuz döngüleri olan Stoic’lerin panteizmi değildir.

Aslında, bu gibi panteizmler teolojik olarak ateismden çok daha tehditkardır. Çünkü, tanrı ile işaret edilenin anlamını değiştirmektedirler; tanrı, dünyanın ötesindeki insana benzeyen bir yaratıcı değil, ondaki yaratıcı kuvvedir.

Dolayısıyla, tanrı ile çoklu evrenler arasında bir şeçim yapmak zorunda değiliz.Onu yerine, yaradılış, güç-kuvve, yenilenme ve muhafaza, himaye gibi ilahi terimlerin ne anlama geldiğini yeniden düşünebiliriz. Modern kozmolojinin bizlerden istediği;  dini terketmek yerine, yaşam sunanın, HAYat verenin, nereden geldiği, neyin kutsal olduğu ve nereye gideceğimiz konusunda farklı düşünmemiz olabilir mi?

-------------------------------------------------
Çeviren: AylinER
Bu makale, 19-26 Aralık 2015 tarihli New Scientist Dergisi’nin 64-67 sayfalarından çevrilmiştir
DEVAMINA BAK



ET HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ


Sığır gövde etinden; Bonfile, Kontrfile, Tranç, Kuşbaşı, Nuar, Kontrnuar, Yumurta, İncik, Kıyma, Sokum, Puli gibi değişik adlar altında et çeşitleri elde edilebilinir.

Koyun gövde etlerinden; Pirzola, Şiş, Kuşbaşı, Kıyma ve Haşlamalık gibi değişik adlar altında et çeşitleri elde edilebilir.

Sığır Gövde Eti Çeşitleri

a-Bonfile: Büyükbaş hayvanlardan karın içinde böbrek yatağından belin iki yanında uzanan kaslardan oluşan iç yağlardan ve iç organ bağlantılarından ayırılmış gevrek yapıdaki ettir.

b-Kontrfile: Büyükbaş hayvanlardan belin üst kısmında boydan boya sakrum kemiğine kadar uzanan ve omurlara yapışık olan kaslardan elde edilen yağlardan arındırılmış ettir.

c-Antrikot: Büyükbaş hayvanlarda göğüs omurları üzerinden boyuna doğru uzanan ettir.

d-Sokum: Büyükbaş hayvanların but kısmının üst tarafından elde edilen ettir.

e-Tranç: Büyükbaş hayvanların but kısmının iç yüzünde, üstte çanak kemiğinden(pelvis,leğen kemiği), altta diz eklemine kadar uzanan ettir.f-Nuar: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça ekleminin dışına doğru uzayan ettir.

f-Kontrnuar: Budun dış kısmından elde edilen yağsız ettir.

g-Yumurta: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça eklemine doğru uzanan yumurta şeklindeki ettir.

ı-Puli:: Aşil Tendosunun devamında inciğin üzerinde bulunan ettir.

j-İncik: pulinin altındaki ettir.

Yumurta ve Sokum un arasındaki fark, sokum un orta kısmında bulunan çizgi halindeki yağ tabakasıdır.

Kontrfile ve Antrikot arasındaki fark, Antrikot un ortasından alınan kesitte sanki iki ayrı kastan oluşmuş gibi görünmesi olup ,ayrıca Antrikot üzerindeki yağ katmanları belirgin bir şekilde dikkati çekmektedir.dana_bolumler

ETİN ÜRETİLMESİNDE, AKILDA KALMASI GEREKENLER
Et üretimi için önce sağlıklı hayvanın olması, sonra uygun(temiz, çalışan sağlıklı personele, çevreye zarar vermeyen, amacına uygun aletlerle donatılmış) mekânın olması gerekir. Kesim öncesi veya sırasında hastalıklı olduğu tespit edilen hayvan etleri için kanun ve yönetmeliklerle de belirtilmiş tedbirler dikkate alınarak işlem yapılmalıdır. Örneğin Yanıkara, Şarbon, Sığır vebası, Yaygın Tüberküloz, Yaygın sistiserk, Bariz kaşeksi, Görünüş itibariyle fena manzara ve kokulu etler, Patolojik sarılıklı, Agoni halinde kesilmiş oldukları kesin tespit edilen hayvan gövdelerinin sakatatlarıyla birlikte imhası gerekir.
Muayene Veteriner Hekimliği yaptığım yaklaşık yedi yıl içerisinde, çoğu ihracat için bir milyonu aşkın küçükbaş, onbeş bini aşkın büyükbaş hayvan içinde Tüberküloz, Septisemi, Kaşeksi, Patolojik ikter veya agoni kesimden dolayı imha edilen yaklaşık toplam 10 adet büyükbaş, beş adet küçükbaş hayvan gövdesini geçmemiştir. Lokal tüberküloz, sistiserk gibi hastalıklardan çoğu ithal edilen büyükbaş hayvandan dolayı(1983-1987 yılları arasında)üçyüz adet gövde için şarta tabi gövde olarak işlem yaptırılmıştır. Yukarıdaki sayısal bilgilerden istatistik’i bir anlam çıkarmam gerekirse, ülkemiz hayvanlarının kayda değer bir hastalık sorunu olmadığı söylenebilir.

Kesim, yüzüm, baş, ön ve arka bilek(metacarpus, metatarsus) kemikleri ile iç organlarından ayrılma işlemleri ve etin amacına uygun olarak(Tranç, yumurta, antrikot, nuar, kotrfile gibi) kemiklerinden ayırtılması için, kurallardan biri ve önemlisi, bir operatörün operasyondaki hassasiyeti gibi azami itina gösterilmesidir. Kas dokusunu saran bağ ve yağ doku alanında bıçak hareket ettirilmeli, kas dokusuna bıçak darbesiyle zarar vermeden çıkarılmalıdır. Bu durumda mikrop bulaşma riski az, dayanma süresi uzun, görünüm albenili, gıda değerinde zayiat minimal seviyede olur.

Sığır Eti üretimi için; Kesim, yüzüm, baş, ön ve arka bilek(metacarpus, metatarsus) kemikleri ile iç organlarından ayrılma işlemleri sonrası elde edilen kemikli ete gövde veya karkas et adı verilir. Karkas et testere veya balta ile gövdenin kuyruk bölgesinden boyuna doğru, omurgalar iki eşit parçaya ayrılacak şekilde kesilir. İkiye ayrılan gövde tazyikli temiz su ile kan, kemik parçası gibi istenmeyen maddelerden temizlenir. Gövdenin soğuması, suyun akması için kesim alanının uygun bir yerinde 30-45 dakika kadar bekletilir, sonra soğuk muhafaza odasına( o 0C – +4 0C) taşınır, birbirine değmeyecek şekilde 24 saat kadar dinlendirilir.
Dinlendirilmiş karkas et amacına uygun olarak;
1- Uzun süre bekletilecekse önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından kaburgaların omurgalara bağlandığı yere kadar kesilir. şoklama (-30 0C – -35 0Cdeki) odasına götürülür, burada 24 – 48 saat bekletildikten sonra gövdenin omurgalara bağlı olduğu kısım da kesilir. Önce ikiye ayrılmış olan gövde şimdi sağ ön çeğrek, sol ön çeğrek, sağ arka çeğrek, sol arka çeğrek adı altında 4 parçaya ayrılmış oluyor. Her bir parça ambalajlanır donmuş muhafaza( -18 0Clik)odasına taşınır, ulaşımına engel olunmayacak şekilde istiflenir. Dondurulmuş gövde parçalarının kemiklerinden ayrılması için önce soğuk muhafaza odasına taşınır, burada 24 – 36 saat bekletilerek çözdürülmesi sağlanır. Etin kemiklerinden ayırtılması için uygun bir mekâna getirilir.
2- Taze olarak üretim alanından başka yere nakledilecekse önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından omurgalarda dâhil olmak üzere kesilir, ambalajlanır. Soğuk muhafazalı araçlarda asılı olarak taşınır.
3- Taze olarak üretim alanında Eti kemiklerinden ayırma işlemine başlanacaksa, 24 saat dinlendirilen ikiye ayrılmış gövdenin biri(yarım gövde) önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından omurgalarda dâhil olmak üzere kesilir, sonra uygun bir mekâna getirilir.

Dört parçaya ayrılmış gövdenin, sağ arka çeğrek etinin kemiklerinden ayırtılması için, tahmini 120 cm ile 160 cm ebadında,120 cm yüksekliğinde takribi on cm kalınlığında polietilen tablalı masaya ihtiyaç vardır. Arka çeğrek kemikli etin iç kısmı görünecek şekilde bırakılır. Veya arka çeğrek kemikli etin iç yüzü görünecek şekilde askıda hareketine mani olunarak sabit bir şekilde tutulur. Modern et parçalama salonlarında, iş akışını rahatlatacak düzenlemeler in yapıldığını görmek mümkündür.
Karkas ağırlığı 220 Kg gelen bir gövdenin , sağ arka çeğrek etin ağırlığı ortalama 50Kg, Bir sağ ön çeğrek etin ağırlığı ortalama 60 Kg dır. 130 Kg ağırlığındaki bir gövdenin, sağ arka çeğrek etin ağırlığı ortalama 30Kg, Bir sağ ön çeğrek etin ağırlığı ortalama 35 Kg dır.

Etin kemiğinden ayırtılmasında iş güvenliği, rahatlığı ve verim randımanını artırmak için sağ arka çeğrek et iki (kısa but ve flato)parçaya ayrılmalıdır. sağ arka çeğrek et iki parçaya ayrılmadan önce bonfile adı verilen etin çıkartılması gerekir.
Kısa buttan sırayla sırayla, Tranç, sokum, nuar, kontrnuar, , yumurta, puli ve incik etleri kasları ve kemikleri arasındaki bağlantılar kesilerek elde edilir. Flato kısmında önce bonfile, sonra kontrfile ayırtılmalıdır.Yeteri kadar itina gösterilmesine rağmen yüzüm ve etin kemiklerinden ayırtılması esnasında, bıçak kaymasından kaynaklanan kas dokusu kayıpları dikkati çekmektedir. Yukarıda’da ifade edildiği gibi bir operatörün operasyondaki hassasiyeti gibi azami itina gösterilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Etin satış veya tüketim öncesi iki-üç gün bekletilmesi halinde, kokuşmanın ilk belirtisi olan, elle temas halinde yapışkanlık dikkati çekecektir.
Daha dikkatli çalışılması halinde ise etin kalitesine olumlu etki yapacak, ayrıca dışarıdan elle, gözle tespit edilemeyen kas – deri arası, kas arası veya içinde olabilecek kapsüllü abse odaklarının daha zararsız bir şekilde uzaklaştırılması mümkün olacaktır.
Etin kemiğinden ayırtılmasında iş güvenliği, rahatlığı ve verim randımanını artırmak için sağ ön çeğrek üç (Boyun veya gerdan, bacak, göğüs veya döş)parçaya ayrılmalıdır.

Dört parçaya ayrılmış gövdenin sağ ön çeğreğinin kemiklerinden ayrılması için tahmini 120 cm ile 160 cm ebadında,120 cm yüksekliğinde takribi on cm kalınlığında polietilen tablalı masa üzerine, göğüs kafesinin iç kısmı görünecek şekilde bırakılır. Aşağıdaki fotoğraflarda görüldüğü gibi gövdenin sağ ön çeğreği önce üç parçaya ayrılıyor.etler

YEMEK İÇİN HANGİ ETİ TERCİH EDERSİN

Hareketli kaslarda(but, ön kol) su oranı çok, yağ oranı az, Hareketi az olan kaslarda (gerdan, göğüs) su oranı az, yağ oranı çoktur.
Yağ, protein ve karbonhidratların bir misli kadar enerji üretir. Günlük enerji tüketimi fazla olanlar için, yağlı etler tavsiye edilir.
Tabii olarak Koyun etlerindeki yağ oranı; dana, sığır etlerindeki, yağa oranla etin bulunduğu bölgeye göre(görünen yağları uzaklaştırıldıktan sonra) bir-üç misli daha fazladır. Bu bilgileri doğrulayan bir çalışmayı örnek olarak vermek istiyorum.

Hayvanlardaki yağ % desini düşürmek için entansif besi yöntemi yerine, ekstansif besi yöntemi tercih ediliyor.

Etlerdeki yağ % desi azalınca, protein %desi artıyor, yağ % desi artınca protein % desi azalıyor. Bu bilgileri doğrulayan bir çalışmayı örnek olarak vermek istiyorum.tablo2

Antrikot: Büyükbaş hayvanlarda göğüs omurları üzerinden boyuna doğru uzanan ettir.
Yumurta: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça eklemine doğru uzanan yumurta şeklindeki ettir.
Kontrfile: Büyükbaş hayvanlardan belin üst kısmında boydan boya sakrum kemiğine kadar uzanan ve omurlara yapışık olan kaslardan elde edilen yağlardan arındırılmış ettir.
Yukarda ki iki ayrı araştırma verilerinde sapmalara; etlerin besi durumu, analiz için alınan numunenin bölge içindeki yeri, analiz yöntem ve uygulamarı vb neden olmakla birlikte, kurallarda kayda değer bir değişime sebep olmaması gerekir. Yani yağ oranı fazla olan etlerde su ve protein oranı az, yağ oranı az olan etlerde su ve protein oranı çoktur. Burdan hareketle genel olarak koyun etleri yağlı ve protein oranı az,dana etleri proteini çok, yağı az olan etlerdir. Yağlar enerji kaynağı olduğuna göre, günlük enerji tüketimi çok olan insanların koyun eti yemeleri tavsiye edilir.
Genelde hayvanlar sağ tarafına oturarak dinlenirler, uyurlar, bu durum vücudun sağ tarafının bir çeşit baskı altında kalmasına, dolayısıyla vucudun sağ tarafındaki kasların, sol taraftaki kaslara göre daha sert bir durum almasına sebep olur. Et satın alırken, gövdenin sol tarafındaki et tercih edilebilir. Yeri gelmişken söylemek istiyorum. Bize tavsiye etmişlerdi, İnsanlarda yatarken sağ tarafı üzerine yatmayı tercih etmelidir. Çünkü kalp vücudun sol tarafındadır, kalp bu şekilde daha az baskıya maruz kalır.
Hayvanlarda başın dik durması için ligamentin çok önemli bir rolü olmasına rağmen, boyun kaslarının da kuvvetli olması zorunluluğundan dolayı, bu bölge kasları tüketilirken parça halinde değil, kıyma şeklinde tüketilmesi tercih edilmelidir.
Tam etli, orta yağlı etler birinci sınıf et olarak kabul ediliyor. Bu özellikler daha çok, Dana etlerinde görülür. Gövdeye veya parça ete dikkatli bir gözle bakıldığında; dolgun görünümlü etin dış görünümünü engellemiyecek şekilde, üzerinde ince ve etin kaslarının birleşim yerlerindeki boşluğu dolduracak kadar yağ bulunan et tercih edilmeli. Koyun etleri , dana etlerine göre 1-3 misli daha fazla yağlı oldukları için daha yağlı görünmeleri tabiidir.

Mineral maddeler:
Doğada,besinlerde,suda sayıları çok olmakla beraber, canlıların yaşamlarına etkili olduğu bildirilen, üzerinde çalışılan mineral madde(anorganik elementler) sayısı azdır.yapılan araştırmalarda, bazı minerallerin Kemiklerin,dişlerin oluşumunda,sıvı dengesinin düzenlenmesinde,enzim reaksiyonlarının oluşmasında,sinir ve kasların uyarılmasında,bazı proteinlerin(amino asitler)faaliyetlerinde önemli görevleri olduğu,azlığında veya çokluğunda hastalık sebebi olabileceği tespit edilmiştir.100 gram dana etinde 350-400 mg potasyum,150 mg fosfor,80-100 mg sodyum, 50 mg klor, 20-25 mg mağnezyum, 9-11 mg kalsiyum,2-5 mg demir ve diğerlerini içerir. Daha detaylı bilgi için biyokimya ve besin değerleri ile ilgili yayınlardan yararlanılabilinir.
Yukardaki verilerden, etin çok yönlü yararlı bir besin maddesi olduğunu söylemek yanlış bir saptama olmayıp, etle ilgili çok yönlü teşviklerin yapılması gerekir.Balık ve Kanatlı etleri içinde istisnalar(balık etinde: Kalsiyum,klor miktarları fazla,yağ oranı az,Tavuk etinde yağ oranı az ….) hariç, benzer veriler söz konusudur.
Zaman zaman en iyi et ,gövdenin neresindeki ettir diye düşünüyor,cevap aramaya çalışıyorum.Pişirildikten,ızgara yapıldıktan sonra zevk alarak yenilen etin en iyi et olduğunu düşünüyorum.Yinede bir sıralama yapmam gerekirse;kontrfile,tranç,antrikot,bonfile diye sıralayabilirim,Dana döş etinden çekilen kıyma ile yapılan etli pide,biber dolmasının döş eti kıyması takviyesi ile yapılanı, ………gibi sağlıklı yaşam için sağlıklı etlerle olun….et çeşitleri bölgeleri
KIRMIZI ET PİŞİRME PÜF NOKTALARI
Kırmızı Et Pişirmenin Püf Noktaları Kırmızı et birçoklarımızın vazgeçemediği bir besindir. Ama dışarıda yenilen etler maalesef her zaman istediğimiz lezzette olmuyor. Oysa siz, aşağıdaki önerilerimizi uygulayarak, ister tavada, ister mangalda, evde kendinize ve dostlarınıza tam hayalini kurduğunuz o lezzetli, sulu etlerden pişirebilirsiniz!
Doğru kesilmiş eti tercih edin
Etlerin birkaç çeşit kesim şekli vardır. Sizin, fiyat farklarını göz önüne almadan, en çok rastlayacaklarınız ise şunlardır;
T-bone steak
Bu mükemmel bir mangal etidir çünkü içinde bulunan kemik de ete lezzet verir. Yumuşak, lezzet bakımından zengin olan bu etin kemik kısmında küçük bir parça fileto et, geniş kısmında ise bonfile bulunur.
Bonfile
Bu et de en sevilenler arasındadır. Sıkı, dokulu ve zengin lezzetlidir.
Kemiksiz pirzola
Bu et türü suludur, yumuşaktır ve çok lezzetlidir. Ayrıca en çok tüketilen et çeşitlerinden biridir. Etin içindeki yağlı parçalar etin pişerken de sulu ve yumuşak kalmasını sağlar.
Fileto
Bu, tüm etler arasında en yumuşak olanıdır. Genellikle en pahalı olan kesim şekillerinden biridir.
Rumsteak
Bu et son derece ekonomik, yağsız ve lezzetli bir ettir.
Eti sıcağa koymadan önce;
Eti pişirmeye başlamadan 10 dakika önce buzdolabından çıkarın. Bu etinizdeki soğukluğun giderilmesini ve eşit şekilde pişmesini, mükemmel bir kahverengi olmasını sağlar ve sertleşmesini engeller.
Mangalınız veya tava yerine, etinizi yağlayın. Bu, etinizin yüzeye yapışmasını önleyeceği gibi yağın yanmasını da engeller.
Eti, sıcağa koymadan hemen önce taze çekilmiş karabiber ve deniz tuzu ile hafifçe baharatlayın. Etinizi erken tuzlarsanız, etinizin suyu çekilecektir ve sertleşecektir.
Mükemmel et için 4 adım;
1. Cızırdamasına izin verin
Et sıcağa konduğu zaman cızırdamalı. Eğer cızırdamıyorsa, yüzey yeterince ısınmamış demektir ve yeterince ısınmamış yüzeyde, etiniz o mükemmel kahverengiye dönmez. Eğer kalın bir et pişiriyorsanız (ve ya etinizi iyi pişmiş seviyorsanız) etinizi mangalın daha az ısınmış kısmına geçirin ya da tavanızın altını kısın ki etinizin dışı çok yanmasın.
2. Bir kere çevirin
Etinizi sadece bir kere çevirin. Ne kadar sık çevirirseniz etiniz o kadar sertleşecektir.
3. Bir yanını diğerinden daha kısa süre pişirin
Etinizi nasıl severseniz sevin, klasik kural etin bir yanını diğer yanından 2 dakika daha az pişirmeniz gerektiğidir. Böylelikle etinizin eşit derecede pişmesini sağlarsınız.
4. Dinlendirin
Eti sulu ve yumuşak tutmak için etinizi piştikten sonra mutlaka 1-2 dakika dinlenmeye bırakın. Bu, en az pişirme şekliniz kadar önemli bir ayrıntıdır.
Piştiğini nasıl anlarsınız?
Mükemmel pişmiş etin sırrı onun ne zaman piştiğini bilip, doğru zamanda sıcak ortamdan almakta gizlidir. Maşanızın sırt kısmını kullanarak şu şekillerde kontrol edin;
Az pişmiş
Etin kalınlığına göre, iki tarafını da kısa bir sürede pişirin ve maşanızla dokunduğunuzda yumuşaksa eti ateşten alın.
Orta – az pişmiş arası
Etinizi sululuğu etin üstünde görünür oluncaya kadar pişirin, çevirin ve diğer yanını pişirin. Maşayla dokunduğunuzda et yumuşaksa pişmiş demektir.
Orta pişmiş
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafını etin suyu üstünde görünmeye başlayana kadar pişirin. Maşanızla dokunduğunuzda eti elastik hissediyorsanız pişmiş demektir.
Orta – iyi pişmiş arası
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafı da aynı şekilde küçük bir havuz oluncaya kadar pişirin, ısıyı azaltın ve et sıkılaşınca ateşten alın.
İyi pişmiş
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafı da aynı şekilde küçük bir havuz oluncaya kadar pişirin. Isıyı azaltın ve et iyice sıkılaşana kadar pişirmeye devam edin.
Etlerinizi pişirdiyseniz ve yemeye hazırsanız yanına kocaman bir de salata yapmanızı öneririz. Malum yaz geldi, daha sağlıklı ve kalorisine dikkat ettiğimiz besinler tüketme zamanı!
Afiyet Olsun!sarkuteri2

Lezzetli et pişirmenin püf noktaları

Eti daha lezzetli yiyebilirsiniz. Bazı ayrıntılara dikkat etmeniz yeterli.
Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.

Aşağıdaki kurallara uyarak her zaman lezzetli biftekler, bonfileler, pirzolalar pişirebilirsiniz…

Öncelikle etleri nasıl pişireceğinize karar vermelisiniz. Biftekleri hızlıca bir tavada ya grill’de ya da ızgarada pişirebilirsiniz.

Etiniz ne kadar yağlı olursa o kadar yumuşak olur. Ancak kaloriler yüzünden çok endişelenmeyin, eti kendi yağında pişireceğiniz için yağını salacak ve böylece kalorisi de azalacaktır. Bifteğin kenarında şerit halinde yağ halkasının olması da yemeğinize lezzet katacaktır.

Etin 1,5 cm’den daha ince dilimlenmiş olmamasına dikkat edin. İnce et pişirken kurur ve sertleşir.

Bifteğiniz 4 cm’den kalın ise bıçakla üzerine küçük yarıklar açın. Bu şekilde sıcaklık etin içine de nüfuz ederek daha kolay pişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bu şekilde biftek pişirken içine doğru kıvrılmaz.

Bifteği pişirmeden önce oda sıcaklığında olmasına dikkat edin.

Tavayı ya da ızgarayı etleri yerleştirmeden önce ısıtın.

Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.

2,5 cm kalınlığındaki pirzola, biftek ya da t-bone pişirecekseniz öncelikle ızgarayı ısıtın ve etleri yerleştirdikten sonra, sıcaklığı orta seviyeye (70ºC) getirin. 6-7 dakika kadar bir yüzünü pişirin ve diğer tarafını çevirin. Eti sadece bir kez çevirmeye dikkat edin. Diğer yüzünü 9 – 12 dakika kadar pişirirseniz normal, 12 – 15 dakika bekletirseniz de çok pişmiş biftek hazırlamış olursunuz.

Bonfile pişireceksiniz, geceden marine edip buzdolabında bekletmenizde yarar vardır. Oda sıcaklığına gelen eti önceden ısıtmış olduğunuz ızgara ya da tavay yerleştirin ve orta sıcaklıkta ters yüz ederek 7 – 10 dakika kadar pişirin. Bonfilenin genel olarak az pişmişi tercih edilir.

Tenderloin ve madalyon cinsi eti ise 1 saatten fazla marine etmemelisiniz. 2,5 cm kalınlığındaki filetoyu daha önceden ısıttığınız tavaya yerleştirdikten sonra 5 dakika bir yüzünü pişirin. Ters yüz ettikten sonra ise 6-7 dakika daha pişirin.
1-)Tavayı ve ızgarayı etleri yerleştirmeden önce ısıtın.
2-)Tuzu et piştikten sonra ilave edin,tuz etin sertleşmesine neden olur.
3-)Yoğurt suyu ile terbiye edin.Yoğurt suyu asitli olduğu için etin yumuşamasını sağlayacaktır.
4-)Etin terbiyelendikten sonra en az 4 saat buzdolabında dinlendirilmesi lezzetini arttırır ve daha kolay pişmesini sağlar.
 
5-)Etinizi pişirmeden önce 20 dakika soğuk suda bekletin.Bu yöntem etinizin kanının çikmasina ve renginin açık olmasını sağlayacaktır.
6-)Eti yavaş yavaş pişirmek en sağlıklı yöntemdir.Et pişirirken içi ile dışının aynı oranda pişirilmesi önemlidir.
7-)Eti fırında pişirmeniz gereken durumlarda fırını 180 dereceye ayarlamanız doğru sonuç almanızda yardımcı olacaktır.
8-)Etin içinde doymuş yağlar bulunur, bu nedenle pişirirken ayrıca yağ ilave etmemeye özen gösterin. Eti önceden terbiyelemeniz daha yumuşak olmasını ve lezzetli olmasını sağlar.
9-)Eti terbiyelerken kuru soğan ve sarımsaktan, baharatlardan, taze kekik ve defne yaprağından, yoğurt ve zeytin yağından yararlanabilirsiniz .
 
10-)Et kavururken tava ya da tencerenin kenarlarında oluşan köpükler bol miktarda aroma içermektedir.Bu nedenle bu köpükleri biriktiklerinde atmak yerine tencerede toplamaya çalisin.
11-)Kalın etleri kapak kapalı olarak pişirin.Bu yöntemle kalın etleri pişirmek istediğinizde, (varsa) mangalın kapağını kapalı olarak pişirmelisiniz. Kapağı her açışınızda pişirme sürenize 5-10 dakika daha ekleneceğini unutmamalısınız.

12-)Et pişirmede benmari yöntemi tercih edilmelidir.Bu yöntemde yemeğin bulunduğu tencere ile ateşin teması önlenmis olur. Yemek tenceresi içinde su bulunan başka bir tencerenin içine konularak uygulanan bu yöntemde, içinde su bulunan tenceredeki su seviyesi yemek tenceresinin en az yarısına kadar gelmelidir.

13-)Izgara etlerini servis yaparken üzerlerine bir parça Bizim Margarin veya İçim Tereyağı koyarsanız,sonucundan memnun kalırsınız.

14-)İşte size kolayca hazırlayabileceğiniz bir marinat: Bir miktar soğanı (ör.1 kg. et için 3 orta boy soğan) çok küçük parçalar halinde kestikten sonra bir tülbentin içine koyun ve suyunu bir kabın içine çikartin.

15-)Aynı kabın içine bir miktar zeytinyağıyla birlikte kekik ve defne yaprağı koyun. Eti bu karışımın içine yatırın ve 24 saat bekletin. Etinizin yumuşak ve lezzetli olacağını göreceksiniz.
 
16-)Etin 1,5 cm.den daha ince dilimlenmiş olmamasına dikkat edin. İnce et pişirirken kurur ve sertleşir.
17-)Biftek, pirzola gibi etlere farklı bir tat katmak için pişirmeden önce 1 kahve fincanı süt, 1 kahve fincanı soğan suyu ve 1 kahve fincanı zeytinyağı karışımında marine edin. Üzerini alüminyum folyo ile kapatıp 3-4 saat buzdolabında bekletin.
18-)Mangalda pişirdiğiniz ete duman kokusunun ve tadının sinmemesi için iyice yıkadığınız bir elma ya da bir parça limonun kabuğunu ateşe atın. Ateşe atacağınız birkaç sap biberiye de ete farklı bir tat katabilir. Ama bu tadın ve kokunun çok baskın olmaması için biberiyenin etin pişirme süresinin sonuna doğru ateşe atılması gerekir.

19-)Birkaç diş soyulmamış sarmısağı hafifçe ıslatıp mangal kömürünün üzerine pişmenin son bir-iki dakikasında atarsanız, bunların yanmasıyla çikacak dumanın aroması da etlerinize ve hatta ızgara sebzelerinize muhteşem bir lezzet katar.

20-)Uzmanlar, etleri yumuşatmak için de limon suyunu tavsiye ediyor. Sert etler bile limon suyu ilave edilerek pişirilirse, hem yumuşak ve lezzetli olur, hem de çabuk pişer.
21-)Dana eti alırken yağına bakmak lazım. Yağı hem beyaz olmalı hem de dokununca sımsıkı olduğu hissedilmeli. Dana ne kadar yaşlanmışsa, yağının rengi de o kadar sararır.
22-)Sert etleri, çabuk pişirmek için tencereye bir parça ekmek atın. Göreceksiniz ki, işiniz son derece kolaylaşacak.

23-)2,5 cm kalınlığındaki pirzola, biftek ya da t-bone pişirecekseniz öncelikle ızgarayı ısıtın ve etleri yerleştirdikten sonra, sıcaklığı orta seviyeye (70ºC) getirin. 6-7 dakika kadar bir yüzünü pişirin ve diğer tarafını çevirin. Eti sadece bir kez çevirmeye dikkat edin. Diğer yüzünü 9 – 12 dakika kadar pişirirseniz normal, 12 – 15 dakika bekletirseniz de çok pişmiş biftek hazırlamış olursunuz.

24-)Rostoyu pişirdikten sonra 15 dakika bekletip servis yaparsanız, hem lezzeti daha iyi olur, hem de daha rahat kesilir.
 
25-)Et haşlarken haşlama suyuna 2 yemek kaşığ sirke koyarsanız,etiniz hem çabuk pişecek,hem de yumuşak olacaktır.
26-)Et, tavuğa göre daha uzun sürede pişer. Eti fırında yapacağınız zaman, fırınınızı 180 °C’ye ayarlarsanız, daha iyi sonuç alırsınız. Eğer eti fırına vermeden önce yağlayacaksanız, yağlı tarafının gelmesine dikkat edin. Tariften yemek yaparken ölçülerin uygulanması büyük önem taşir. Şeker, un gibi malzemeyi kap içinde ölçeceginiz zaman, yerleştirmek için bastırmaktan kaçının Aksine, hafifçe bir biçimde karıştırın.
 
27-)Pişireceğiniz parça et sertse, daha önceden sirke ve zeytinyağıyla ovarak bir gece, bütün gece olmasa bile, hiç olmazsa birkaç saat bekletmenizde yarar sağlayacaktır.
28-)Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.

29-)Bifteğiniz 4 cm. den kalın ise bıçakla üzerine küçük yarıklar açın. Bu şekilde sıcaklık etin içine de nüfuz ederek daha kolay pişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bu şekilde biftek pişirirken içine doğru kıvrılmaz.
30-)Köftenizin daha lezzetli olması için,köfteye ilave edeceğiniz bayat ekmek dilimlerinin kabuklarını ayırın ve içlerini ılık et veya tavuk suyunda ıslatın.Elinizle sıkıp iyice süzün ve kıymaya ekleyin.
Et hakkında bilmeniz gerekenler
Kasaba girdiğinizde hangi yemeği yapacağınıza karar vermiş olmanız lazımdır. İşte et hakkında bilmeniz lazım gelen mühim detaylar.

1 – Seçiminiz dana ise, et hayvanın sırt kısmından olmalı. ‘Antrikot, kontrfile, bonfile’. Bunlar hayvanın en az hareket eden kısımlarıdır ve yumuşaktır.

2 – Taze et, bilinenin aksine serttir ve kesinlikle dinlenmiş olmalıdır.

3 – Etin rengi biraz koyu olabilir fakat mor olmamalıdır. Mor renkli etlerden uzak durun. Ya küspe yemiş değersiz bir hayvanın etidir ya da kasabınız o ete su enjekte etmiştir.

4 – Etin duruşu toplu olmalı, kendini salmış olmamalı. Eğer et pelte gibi yayılmışsa içine su enjekte edilmiştir.

5 – Etin üzerindeki yağ dokusu ince ve sık olmalı. Sakın et yağlı diye kaçmayın çünkü yağ zerrecikleri demek lezzet demek. Bunlara ‘yazı’ denir ki, kasabınıza, “Bana şuradaki yazılı antrikotu verin” derseniz. Kasabınız sizden çekinecek ve en iyi eti size vermeye çalışacaktır.

6 – İçinde küçük yağ hücreleri (yazı) oluşmuş etler, genelde merada beslenen hayvanlardan elde edilmiştir. Bol omega- 3 ihtiva ettiği için ne bu yağlar ne de bu hayvanın sütünden yapılan tereyağı zararlıdır.

7 – Kıymayı gözünüzün önünde çektirin ve kasabınıza “Önce aynasını al usta” deyin. Ayna, kıyma makinesinin ağız kısmıdır, daha önce nasıl bir kıyma çekildiğini bilemezsiniz.

8 – Kasabınızı dikkatle izleyin. Eline dövme demirini alıp etlere vurmaya kalkıştığı anda etinizi asla dövdürmeyin.

9 – İyi pişmiş seviyorsanız eti ince kestirin, üstüne kekik, tuz attırmayın.

10 – Tencere ve güveç yemeklerinde sırt eti şart değil, pahalıdır çünkü. Dana (Tranç diye isteyin) ya da kuzu but iyi sonuç verir. Dana budundan çıkan ‘nuar’ kullanmayın. Bence en lezzetsiz bölgedir. Sadece fırında soslu rosto yaparsanız lezzetli olur.

11 – Haşlama yemeklerinde, incik kemiği mükemmel sonuç verir. Çünkü incik kemiği hayvanın hayatı boyunca bütün ağrılığını taşıyan bölge olduğundan kaslı bir yapıya sahiptir ve en yoğun ilik burada vardır. İlik ise, hem lezzet verir hem de sosu koyulaştırır.

12 – Fırın yemeklerinde, dana budundan çıkan ‘nuar’ı tercih edebiliriz. Kuzu etinde ise ön kol ya da budu bütün kemikli olarak pişirmeliyiz.

13 – Kasabınızı iyi seçin. Hem sağlığımızla hem cebimizle oynamaya hazır birçok hokkabaz var. Kıymaya tavuk taşlığı katarlar. Dikkat ‘salmonella’ riski vardır.

14 – Sosis ve salamlarda ‘yüzde 100 dana eti’ yazar. Ama bu dana yağı da olabilir. Sosislerin önce fiyatına bakın sonra rengine. Tütsülenmiş sosis kahverengine yakındır. Pembeye ve kırmızıya çalan bir renkte olmamalı. Türkiye’de gerçek sosis üretimi yok, hemen hemen tamamı sunidir.

15 – Çoğu firma ve kasap, kıymanın maliyetini düşürmek için içine yüzde 50 oranında soya kıyması koyar. Bu kıyma protein yönünden çok zayıftır. Üstelik soya kıyması GDO’lu ürünlerin başında gelir. Soya katkılı hazır köfteler tabii değildir, lastik gibidir ve pişirince dışı kurur ve sahte lezzet artırıcılar ihtiva eder.

16 – Hazır kıymalar da içine hindi kıyması karıştırılarak çoğaltılır. Bu kıymaların görüntüsü normal kıymadan daha parlak ve yağsızdır. Dikkat edin! Hindi ve tavuk, kıyma makinesinden geçtikten hemen sonra bakteri üretmeye başlar.

17 – Dünyanın en iyi ırkı Trakya kıvırcığıdır yani kuyruksuz kuzu. Eti çok lezzetlidir çünkü kuzunun yağı kuyruğuna değil bütün vücuduna yayılır. Bu sayede et fazla su tutar ve tabii ki daha lezzetli olur.

18 – Çok büyük et almayın. But kısmını alın. Kemikli ağırlığı 2-3 kilo arasında olmalı.

19 – Kıvırcık kuzuda kuyruk kesilmez ve küçük bir parça olarak orada görebilirsiniz. Kuyruklu kuzuda ise genelde sizi kandırmak için kuyruğu tamamen keserler.

20 – Kuzu etinin kokusunu marine ederek giderebiliriz. Eti kemiksiz parçalara ayırıp (1 kilo için) 3 diş sarımsağı ezin, 1 su bardağı süt, 1/2 çay bardağı zeytinyağı, 2 dal biberiye ve 2 dal taze kekik içinde bir gün bekletin.

21 – Izgara için danada olduğu gibi yine sırt etini tercih edin. İşte size havalı bir kelime; ‘karski’. Kuzunun kontrfilesi ve bonflesinin olduğu kesimdir ki, en değerli parçadır. Kasaplar bu parçaları, hep işi bilenlere tezgâh altından satar. Kasabınıza, “Yıllardır benden sakladığın karskileri istiyorum, akşam mangal var” deyin. Çekinmeyin…

22 – Evinizde döküm tavanız varsa, hemen ocağa koyun ve yağ sürmeden iyice ısıtın. Ete, biraz tuz, çok az şekerle masaj yapın ve saf zeytinyağı (Bunun dışındaki yağlar omega- 3 asitlerini öldürür) sürerek tavaya atın. Et inceyse her yanını ikişer dakika pişirip tavadan alın ve bekletmeden servis yapın ki suyu kaçmasın.

23 – Tencere yemeklerinde ise kuşbaşı doğradığınız etleri yavaş yavaş pişirin ve tuzunu yemek piştikten sonra ilave edin. Pişirirken kullanacağımız tencere fırına giren bir tür olursa (güveç veya döküm) daha iyi sonuç alırsınız. Her tarafından eşit ısı alarak yavaş pişer. Aradınız, taradınız iyi et bulamadınız. Elinizdekiyle idare etmek zorunda kalırsanız işte size tavsiye:

a-Etimizi ince dilimleteceğiz. Sonra süt, soğan suyu, zeytinyağı gibi asitli maddelerle terbiye edeceğiz. Bunun için; 2 soğanı rendeleyip suyunu sıkın, yarım bardak süt ve zeytinyağı ekleyip bir gün bekletin. Sonra da anlattığım şekilde pişirin. Netice elbette mükemmel!

b – Bir vakum poşetine piyaz (ince uzun doğranmış) 1 soğan, 1 çay bardağı soğan suyu, 2 dal biberiye ve etleri içine koyup vakumlatın. Buzdolabında en az bir gün bekletin, sonra aynı pişirme işlemini uygulayın. Hayatınız değişecek!
TERBİYELER
LİMON YAPRAĞI MARİNADI


Limon Yaprağı Marinadı, Et Marinadı, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Marinad İçin Malzemeler
2 diş sarımsak
Çeyrek bardak zeytinyağı
Çeyrek bardak limon suyu
1 yemek kaşığı ufalanmış mercanköşk
1 yemek kaşığı iyice ufalanmış kekik
LİMON YAPRAĞI MARİNADI TARİFİ
Terbiye için sarımsak, yağ, limon suyu, mercanköşk ve kekiği derin bir kapta karıştırın. Et parçalarını bulayıp kalan marinadı üzerine dökün. Ağzını kapatarak gece boyunca dolapta bekletin.

KELLE PAÇA TERBİYESİ

Kelle Paça Terbiyesi, Çorba Terbiyesi Tarifleri, Çorba Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
1 adet yumurta sarısı
Yarım limonun suyu
1 yemek kaşığı yoğurt
1 tatlı kaşığı tuz

KELLE PAÇA TERBİYESİ TARİFİ
Yumurta sarısı, limon suyu ve yoğurt karıştırılarak çorbaya ilave edilir.
SATAY SOSLU ET TERBİYESİ

Satay Soslu Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Terbiye İçin Malzemeler
150 gr kavrulmamış yer fıstığı
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
1 çay kaşığı esmer şeker
1 çorba kaşığı soya sosu
1 çay kaşığı zencefil tozu
1 çay kaşığı kişniş tohumu tozu
8-10 damla acisso
Yarım çay kaşığı biber ve tuz
SATAY SOSLU ET TERBİYESİ TARİFİ
Soya sosu, sıvı yağ, sarımsak tozu ve zencefil tozunu karıştırın, derin bir kaba koyduğunuz etlerin üzerinde gezdirin. Karışımı buzdolabına koyun kabın altında biriken bu sıvıyı, birkaç defa yeniden etlerin üzerinde gezdirin. Etlerin altını üste getirerek her tarafının bu terbiye ile temasını sağlayın. Ezilmiş yerfıstıklannı ve kalan sos malzemelerini bir blenderden geçirin, sıvı yağda pembeleştirilen ince kıyılmış soğan ve sarımsaklara ilave edip, ağır ateşte kaynatın. Sos ılık iken yeniden blenderden geçirin ve koyu boza kıvamına getirip, ılık olarak etlerin yanında servis edin.

YUMURTA LİMON TERBİYESİ

Yumurta Limon Terbiyesi, İşkembe Çorbası Terbiyesi, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
2 yumurta veya 4 yumurta sarısı
4 yemek kaşığı limon suyu
1/2 su bardağı kullanılacağı çorbanın ılık suyu
Tuz

YUMURTA LİMON TERBİYESİ TARİFİ
Yumurtalar, limon suyu ve tuz iyice çırpılır. Üzerine çorbanın suyundan ilave edilerek terbiye hazırlanır.
NAR EKŞİSİ İLE ET TERBİYESİ

Nar Ekşili Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
4 çorba kaşığı sıvı yağ
8 çorba kaşığı sulandırılmış salça
4 diş sarımsak
1 çorba kaşığı kırmızı pul biber
2 çorba kaşığı soğan suyu
4 çorba kaşığı nar ekşisi
Karabiber Tuz
NAR EKŞİLİ ET TERBİYESİ TARİFİ
Derin bir kapta salçayı sulandırın, içine dövülmüş sarımsak, sıvı yağ, soğan suyu, nar ekşisi ve baharatdan ilave edin. Bu sosta eti 2 saat dinlendirin.

BALIK TERBİYELERİ

Balık Terbiyeleri, Balık Marinadı, Marinad Tarifleri, Terbiye Tarifleri Sarımsak ile terbiye için malzemeler
4 diş sarımsak
4 dal taze biberiye
5 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber
Kırmızı toz biber
Sarımsak İle Balık Terbiye Tarifi
Balıkları temizleyip bir kaba alın. Tuz, kırmızı toz biber, sarımsak katılmış zeytinyağını üzerini kaplayacak seviyede ekleyip 1 saat bekletin.

Sebzeli Marinad Malzemeleri
1 su bardağı zeytinyağı, 4 diş dövülmüş sarımsak, 1 çay kaşığı ufalanmış taze kişniş, 1 çay kaşığı dereotu, 1 çay kaşığı kırmızı pul biber, Yeterince tuz.

Sebze İle Karides Marinadı Tarifi
Bir kabın içine zeytinyağı, dereotu, taze ufalanmış kişniş, dövülmüş sarımsak, pul biber ve tuz koyup iyice karıştırın. Jumbo karidesleri ortadan ayırıp bağırsaklarını çıkarın ve elinizle bastırarak düzleyin. Bir kaşık yardımıyla karışımı karideslerin içine paylaştırın.

Nar İle Marinad Malzemeleri
1 kg nar

Nar İle Balık Terbiye Tarifi
Balıkları temizleyip halka halka kesin ve derin bir kabın içine bırakın. Narların suyunu sıkıp balık halkaları üzerine dökün ve 30 dakika bekletin.

Zeytinyağı ile Terbiye Malzemeleri
2 adet defne yaprağı, 4 adet tane karabiber, 1 su bardağı zeytinyağı, Yeterince tuz

Zeytinyağı İle Balık Marinad Tarifi
Balıkları iyice temizleyin, temiz bir diş fırçası yardımıyla içindeki pıhtılaşmış kanı iyice akıtın. Kan artığı kalırsa balıkta acılık yaratır. Pullarını temizledikten sonra balığı ortasından ikiye ayırıp kılçığını çıkarın ve fileto elde edin. Balık filetolarını içinde zeytinyağı, defne yaprağı ve tane karabiber olan bir kabın içinde 10 dakika bekletin.

ETLERE UYGULANAN TERBİYELER

Marinad Etmek, Marinad Yöntemleri, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Marinad Etmenin Amaçları
Marinad, etlere hoş koku ve lezzet vermek için yapılan bir işlemdir. Marinad içindeki malzemeler etlere geçerek istenen lezzet elde edilir. Bu işlem aynı zamanda etlerin yumuşatılması içindir. Marinad içindeki et marinad sıvısındaki asitte dinlenerek yumuşar.
ÇEŞİTLİ MARİNAD YÖNTEMLERİ

Çiğ Marinadlar
Çoğunlukla av hayvanı etleri ve kırmızı etler için yapılır. Örnek verecek olursak; bazı yahniler, burginyon, reze usulü pişirilecek bazı etler vb. için uygulanır.
Çiğ Marinadlar için kullanılan malzemeler
Soğan, havuç, kereviz dalı, maydanoz sapı, sarımsak, defne yaprağı, kekik, aromatik bitkiler, tane karabiber, karanfil, kırmızı veya beyaz şarap, konyak, sirke, bira, zeytinyağı veya diğer sıvı yağlar.
Çiğ Marinadları Hazırlama Tekniği
Et kesilip hazırlanır. Marinad kabının içine, malzemelerin bir kısmı koyulur. Marinad olacak etler kaba yerleştirilir. Kalan malzemeler üzerine eklenir. Şarap, sirke, konyak, sıvı yağ eklenir. Marinad edilecek etlerin tamamının sıvının içinde kalmasına dikkat edilmelidir. Üzeri kapalı olarak buzdolabında dinlenmeye bırakılır. Ara ara marine edilen etler çevrilmelidir.
Kısa Süreli Marinadlar
Genellikle küçük parça etler için kullanılır. Türk mutfağında genellikle uygulanan yöntem budur. Bu tür marinadlarda yiyeceklerin kalma süresi terbiye edilecek etin yapısına ve özelliğine göre değişir.
Kısa süreli marinadların hazırlama tekniği Marina edilecek parçalar hazırlanır. Aromatik malzemeler eklenerek karıştırılır. Buzdolabında bir süre bekletilir.
Çeşitli Etlere Uygulanacak Marinadlar ve Süreleri
Izgara etler sıvıyağ, kekik, defne yaprağı, soğan suyu, karabiber, isteğe bağlı ve özel baharatlar içinde 2 saat ile 2 gün arasında bekletilir. Tavuk etleri ve kanatlılar; sıvıyağ, kekik, defne yaprağı, soğan suyu, karabiber, isteğe bağlı ve özel baharatlar içinde 2 saat ile 2 gün arasında bekletilirler. Balıklar, çiğ olarak zeytinyağı, tuz, dereotu, limon suyu, karabiber, kekik, defne yaprağı, kereviz dalı, vb aromatik malzemeler içerisinde 2 saat ile 24 saat arasında bekletilir. Av etleri ise ızgara etlerde kullanılan çiğ marinadlar içerisinde 2 saat ile 2 günarasında bekletilir.

BİBER İLE ET TERBİYESİ

Biberli Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Terbiye İçin Malzemeler
Sıvı yağ
Yarım çay kaşığı pul biber
Yarım çay kaşığı karabiber

BİBERLİ ET TERBİYESİ TARİFİ
Bir kaba sıvı yağ, pul biber ve karabiber koyup etleri bu terbiyede bekletin.

ET İÇİN HARDAL SOS TARİFİ

Hardal Soslu Terbiye, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Sos İçin Malzemeler
2 çorba kaşığı mayonez
2 çorba kaşığı hardal
2 çorba kaşığı yogurt

HARDAL MARİNADI TARİFİ
1 tatlı kaşığı hardal ile 2 kaşık sıvı yağı karıştırın. Etleri bu karışıma bulayınız. Bir kaba etleri alıp kalan karışımı üzerine döküp 1 saat bekletiniz.

SARIMSAK İLE ET TERBİYESİ

Sarımsaklı Et Terbiyesi, Kişnişli Sos, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
2 diş sarımsak
2 adet yumurta sarısı
1 çorba kaşığı limon suyu
2 çorba kaşığı kişniş
1 çorba kaşığı maydanoz
3 çorba kaşığı tereyağı
Karabiber
SARIMSAKLI ET TERBİYESİ TARİFİ
Eti bir tabağa koyun. Sarımsağı dövün ve bir kaseye alın. İçine zeytinyağını ve karabiberi ekleyerek karıştırın ve etin üzerine dökün. Üzerini bir kapakla kapatıp 30 dakika marine edilmesi için bekletin.

DÜĞÜN ÇORBASI TARİFİ

Düğün Çorbası Tarifi, Çorba Tarifleri, Resimli Çorba Tarifleri Malzemeler
10 su bardağı et suyu
200 g kuzu eti ya da
koyun kaburgasının sıkı eti
4 yemek kaşığı un
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı tereyağı
1 çay kaşığı kırmızıbiber
Terbiye İçin Malzemeler
2 adet yumurta veya 4 adet yumurta sarısı, 4 çorba kaşığı limon suyu, Yarım su bardağı ılık çorba suyu

TERBİYELİ DÜĞÜN ÇORBASI TARİFİ
Et bir tencerede haşlanarak küçük parçalar halinde doğranır. Et haşlanırken et suyu da birlikte hazırlanabilir. Etler, et suyuyla birlikte ayrı bir tencerede kaynamaya bırakılır. Bu arada ılık çorba suyundan bir miktar başka bir kaba alınarak unla birlikte iyice ezilir. Kaynamakta olan çorbaya sürekli karıştırılarak eklenir. Un kokusu kayboluncaya kadar kısık ateşte pişirildikten sonra ateşten alınır. Yumurta ve limon suyu iyice çırpıldıktan sonra çorbaya ilave edilir. Servis yapılmak üzere kaselere alınır. Kızdırılmış yağa kırmızı biber karıştırılarak çorbanın üzerine gezdirilir. Yanında ekmek garnitürüyle servis yapılır.

ET İÇİN YOĞURT TERBİYESİ

Et Terbiyesi, Yoğurt Terbiyesi, Terbiye Tarifleri, Et Marinad Marinad İçin Malzemeler
1 çorba kaşığı soğan suyu
4 çorba kaşığı sıvı yağ
1 çorba kaşığı yoğurt
1 tatli kaşığı kekik
Tuz, karabiber
ET İÇİN YOĞURT TERBİYESİ
Biftekleri 3 parmak eninde dilimlere ayırın. Sogan suyu, sıvı yağ, yoğurt, kekik, tuz ve karabiberi oval bir kapta karıştırarak etleri bu sosta 4 saat bekletin.
KUZU VE KOYUN ETLERİ
İngiltere dışındaki bütün Avrupa ülkelerinde koyun etine büyük bir ilgi gösterilmemesine karşılık yurdumuzda pişirilen yemeklerin büyük bir çoğunluğunda koyun eti kullanılmaktadır. Doktorların da daha çok sindirimi güç, yağı da ağır olduğundan hastaların yemeklerini pek uygun görmedikleri koyunun belli başlı üç cinsi vardır: Kıvırcık, Dalgıç ve Karaman. Her cinsin kendine has kalite ve özellikleri vardır. Ancak bu özellikleri incelemeden önce bu kasaplık hayvanların erkeklik ve dişiliklerinin, yemekler üzerindeki etkisi üzerinde durmak daha doğru olur.
DİŞİ KOYUNLAR Hangi cins olursa olsun koyunun dişisi yani Marya makbul değildir. Maryaların etleri yavruladıktan sonra lezzetsiz ve sert olur. Yağları da mum yağı gibi donmuş bir durumdadır. Eti yenilebilecek dişi koyunlar, genç ve kısır olarak kesilmiş olanlardır.
ERKEK KOYUNLAR Erkek koyunlara gelince bunlar Koç derler. Bunların da etleri yağsız ve sert olduğu gibi hoş olmayan bir biçimde de kokmaktadır. Eti yenebilecek koyunlar kasaplık hayvan olarak ayrılmış ve kuzuluklarında burulmuş yani erkeklik bezleri alınmış erkek koyunlardır. Burma erkek koyunların etleri yağlı ve çok lezzetli olmaktadır.
SÜT KUZUSU Cinsi ne olursa olsun koyunların yavrularına kuzu denir. Süt kuzusu daha anne sütünden ayrılmamış yani sütle beslenen ve en çok iki aylık olan koyun yavrularına denir. Bunların ağırlıkları 4-5 kadardır. Ana sütüyle beslendiklerinden etleri çok körpe ve yumuşaktır. Tadı da çok hoştur. Vücudunun hiçbir yerinde yağ bulunmaz. Genel olarak bu etle yapılan yemekler bir saatten çok az bir sürede pişer. Bu kuzular Ocak ayından Mayıs sonlarına kadar satılır. Süt kuzusuna esnaf ağzıyla araba kuzusu da denir.
KUZU Ana sütünü bırakmış, besinini ot yiyerek elde eden irice kuzulardır. Genel olarak 5-10 kiloluk olurlar. Bunları kasaplarda bütün yıl bulmak mümkündür. Koyundan daha çok makbuldür. Kuzuların erkekleri kadar dişileri de lezzetlidir. Onun için kuzuda erkek-dişi ayırımı yapılmaz. Genel olarak kuzu eti birbuçuk saatte pişer. Et yiyebilen her türlü hasta, dana gibi kuzuyu da hiç çekinmeden yiyebilir. Yalnız kuzu buzdolabında pek çok kalmadığından, ancak pişirilecek kadar alınmalıdır. Kuzunun tazeliği en çok böbreğinden anlaşılır. Yenebilecek tazelikteki bir kuzunun böbreği açık pembe bir renktedir. Bu kuzuların gözleri de canlı ve fazla büyümemiş olur. Etine de el sürüldüğünde sert olduğu görülür.
KIVIRCIK Koyun etlerinin en iyisi kıvırcıktır. Bunlar da Merinos ve Karbanat diye ikiye bölünürler. Tat bakımından Karnabat’ın eti Merinos’tan daha lezzetlidir. Üstelik Merinos koyununun yağında garip bir koku vardır. Karnabat kıvırcıklar vücutça daha toplu ve yuvarlak oldukları gibi etleri de daha beyazdır. Merinos’ların etleri daha esmerce olduğu gibi vücutları da daha uzundur.
DALGIÇ Kıvırcıktan sonra sırada dalgıç eti vardır. Bu da Beyaz Dalgıç ve Kara Dalgıç olarak ikiye bölünür. Kara Dalgıç’ın eti hafifçe koktuğundan makbul değildir. Beyaz Dalgıç’ın eti daha lezzetlidir. Beyazla Kara Dalgıç’ı kuyruklarından ayırd etmek mümkündür. Beyaz Dalgıç’da kuyruğun üstü geniş, ortası yarık, altı ise parmak biçiminde sarkmaktadır. Kara Dalgıç’ın kuyruğuysa daha ensizdir. Parmak biçiminde sarkan bölümü ise daha uzundur.
KARAMAN Koyun etlerinde üçüncü sırada yer alan Karaman da Beyaz Karaman, Kızıl Karaman diye iki cinstir. Beyaz Karaman, Kara Dalgıç’tan daha üstündür. Kızıl Karaman ise hem tatsızdır, hem de hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunları da kuyruklarından ayırdetmek mümkündür. Beyaz Karaman’ın kuyruğu, Beyaz Dalgıç’ınkinden daha büyükçedir. Alt tarafdaki parmak biçimindeki sarkık bölüm üste kıvrılmıştır ve bir yumru durumundadır. Kızıl Karaman’ın kuyruğundaki yumru ise iki katlıdır.
KUZUDA PROTEİN ÇOKTUR Besin bakımından kuzuyla dana arasında hemen hemen hiç fark yoktur. Yalnız kuzu, proteince danadan biraz daha ağır basmaktadır. Kuzunun her 100 dramından 20 gram protein elde edilmesine karşılık dana etinini 100 gramından sadece 12-18 gram protein elde edilmektedir.
KUZUNUN BÖLÜMLERİ
Et konusunda böylece kısaca gözden geçirdikten sonra bu sayımızda Kuzu’nun bölümlerini ele alalım ve bu bölümlerden ne gibi yemekler yapmanın mümkün olduğunu öğrenelim.
BUT Kuzunun arka ayaklarına but denir. Butların etleri yağsız ve yumuşak olur. Kuzunun en lezzetli bölümlerinden biri burasıdır. Buttan çok güzel kızartma, fırın ve şişler yapar.
PİRZOLALIK Kuzunun sırtındaki ön bölüm bütün olarak pişirilirse buradan güzel kızartmalar olur. Ama daha çok bu bölümdeki kaburga kemikleri tek tek yani kalem kalem ayrılır ve pirzola ya da kemiksiz pirzola yani külbastı olarak pişirilir.
FİLETOLUK Kuzunun sırtındaki arka bölüm pirzolalığın devamıdır. Bu bölümün kaburga kemikleri bulunmadığından buradan pirzola yerine fileto çıkarılır. Bu bölümdeki etle gayet lezzetli kızartmalar, rostolor ve kotleler pişirilir.
KOL Ön bacakların üst bölümüne kol denir. Bu bölümdeki kasların arasında ince yağ tabakası görülür. Kuzunun bu bölümünden kızartmalar pişirilirse de daha çok kuşbaşı kesilmiş et yemekleri, tas kebaplık bu bölümden yapılır.
DÖŞ Kuzunun en yağlı bölümüdür. Ancak, kemiksiz eti çok az olduğundan genellikle eti kemikli olarak parçalanır ve sebze yemeklerinde, kuru fasulye, nohut yemeklerinde kullanılır.
GERDAN VE BAŞ Kuzunun makbul olmayan bölümüdür. Bunun için kasaplarda genellikle daha ucuz bir fiyata satılır. Daha çok haşlamalarda ve et suyu çıkarmak için kullanılır.
SAKATAT Bu bölüme kuzunun ciğerleri, yüreği, böbreği, dalağı, işkembesi, bumbarı, şirdeni, dili, başı, beyni, parçaları erkeklik bez’leri (yumurtası girmektedir) kuzunun en körpe ve yumuşak yerleri buraları dense pek hata olmaz. Sakatatta her parçanın kendine has özel yemekleri vardır. Ancak bunlar durgun etler olduğundan sakatattan yapılmış yemekler genellikle hastalara ve sindirim güçlüğü çekenlere pek yedirilmemektedir.
UYKULUK Bu küçük ve nazik bez’den yapılan yemekler son yıllarda en lüks lokantaların, en çok aranan spesyaliteleri arasına girmiştir. Bunda biraz da bu bez’in çok hoş bir tadının bulunmasının büyük rolü vardır. Uykuluk pişirilmeden önce soğuk suyla orta ısıdaki bir ateşe konur ve su kaynamaya başladıktan birkaç dakika sonra delikli bir kepçeyle sudan alınarak süzülür, sonra soğuk suyun içine atılır. Burada çok kısa bir süre tuttuktan sonra zar gibi ince derisi çıkarılır, kurulanır ve pişirilmeye hazır bir duruma getirilmiş olur.



DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC Bayrak

WEB-TUNCA

Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var
Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi


GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE
F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ
"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)

MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca